<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Erol | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/murat-erol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Jan 2026 13:50:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Murat Erol | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Ahlak Daralması</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiyenin-ahlak-daralmasi-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiyenin-ahlak-daralmasi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 13:50:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Erol]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=27872</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir yerde bir konuya İlişkin sorun varsa, bu konu farkında olmadan, sürekli bir gündem oluşturuyor, kendini farklı sa­halarda karşımıza çıkarıyor. Türkiye’de herkesin herkesi ah­lâkın bir boyutu üzerinden itham ettiği, yargıladığı, mahkûm etmeye çalıştığı, ilginç bir şekilde kendini var olan bütün hercümercin dışında gördüğü bir süreci epey bir zamandır yaşıyoruz. Bu durumu ülkenin genel siyasi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiyenin-ahlak-daralmasi-2/">Türkiye’nin Ahlak Daralması</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bir yerde bir konuya İlişkin sorun varsa, bu konu farkında olmadan, sürekli bir gündem oluşturuyor, kendini farklı sa­halarda karşımıza çıkarıyor. Türkiye’de herkesin herkesi ah­lâkın bir boyutu üzerinden itham ettiği, yargıladığı, mahkûm etmeye çalıştığı, ilginç bir şekilde kendini var olan bütün hercümercin dışında gördüğü bir süreci epey bir zamandır yaşıyoruz. Bu durumu ülkenin genel siyasi ve sosyal duru­mundan bağımsız okumamız elbette zor. Üstelik buna dün­yanın genel yönelimini de eklediğimizde çok ciddi bir irtifa kaybıyla karşı karşıya geliyoruz.</p>
<p>Türkiye’nin güncel, derin ve büyük sorunu genel bir ah­lâk krizidir. Üstelik bu kriz farklı biçimlerden, yollardan, kay­naklardan geliyor. Birinci ahlâk durumuna göre; herkes kendi bulunduğu pozisyonu ve yaptığı manevrayı ahlâkileştirerek, bir anlamda meşrulaştırarak ahlâk krizini derinleştirmekte­dir. İkinci ahlâk durumunda ise genel çerçevede ahlâk; hukuk kurallarına indirgenmektedir, dolayısıyla mesaili bir devlet ve millet yapısı oluşturmaktadır. Üçüncü olarak ahlâk; dinin / İslam’ın yasakları bağlamında ele alınmaktadır. Bu indir­gemeci ahlâk anlayışı da ahlâkı zinadan, faizden, rüşvetten uzak olmaya indirgemektedir. Dinin / İslam’ın genel ahlâk anlayışı, yasaklardan da hareket etmekle birlikte mekruhları dahi içerecek bir boyut kazanırken, insanın içini kuşatan ve dönüştüren bir yapı arz ederken, pragmatist dindarlık zahir çerçevesinde bir ahlâk kurmakta, bunu hayatının görülebi­lecek bir yerine yerleştirmekte. 0 yüzden zina, faiz, rüşvet gibi haramlara bulaşmayan ama türlü entrikaları, ayak oyun­larını» iş takiplerini meşrulaştıran ve sahihliği tartışmalı bir devletsever ve milletsever dindarlık doğmaktadır.</p>
<p>Müslümanın ahlâkı önce bizzat kendisine yönelir. Müs­lüman önce kendi nefsine konuşur, sonra cemiyete. Bu du­rum doğal bir ahlâklılık halidir. Bugün bu gerçekleşmiyorsa, ahlâk kaybından önce doğal durum ve halimizin, inanmış olmaktan mütevellit aklımızın ve kalbimizin doğal yöneli­minin, bu ülkenin bugünlere doğru gelen tarihi akışındaki doğallığın artık olmadığını veya azaldığını söylemek duru­mundayız. İslam tasavvufu bir ahlâk ortaya koymuştur. Bu ahlâkın zahirin fıkhı kadar, bâtının da fıkhını içerecek boyut taşıdığını söylemek gerekiyor. Zâhirin ahlâkı bâtının ahlâkını inşa eder, bâtınınki zâhiri takviye ve tahkim eder. Böyle iç içe geçen, birbirini besleyen, etkileyen, hayatın bütünü ve insanın iç ve dış dünyasını kuşatan bir ahlâk, büyük günah­lardan uzak durmayı ve suçlardan sakınmayı sağlarken, zer­renin hakkını da kendinde yük belleyecektir. Salt zahir hatta terminoloji çerçevesini belirleyelim, fıkıh üzerinden gidildi­ğinde fıkhın yetişmediği yer, bir freezone / serbest bölge haline dönüşecektir, dönüşmektedir. Bu durumda da krizi derinleşmektedir. Vicdanın sustuğu, inceliğin hukuk kuralı dışına itildiği, adalet için mücadelenin hukuka, hukuk için mücadelenin kanuna / lafza indirgendiği bir durum elbette ahlâk krizini derinleştirecek bir etki doğuracaktır.</p>
<p>Ahlâkın alanı daraltılırken, birileri bunun dışındaki her türlü durumu ahlâkla bağdaştırabileceği zarinına sahip ol­maktadır. Bu yeni durum, bir tür ahlakileştirme olarak bi­reyden topluma doğru bir seyir izlediğinde ahlâkın krizi baş­lıyor. Ahlâkileştirme, ahlâk kurallarının değil, bireyin veya toplumun ürettiği kuralların veya ortaya koyduğu eylem­lerin etkin olduğu, ahlâkın içeriğinin bunlara göre yeniden belirlendiği, bir tür ahlâk üretimidir. Yeniden, biçimlenerek üretilen ahlâkın artık <em>a</em>raçsaIlığından söz edilecektir. Ahlâk­çılık tam da burada doğmaktadır. Yeniden biçimlendirilmiş ve üretilmiş ahlâk, kendi kurallarını dayatma, kendi kural­ları çerçevesinde bir söylem ve eylem üretme eğilimine gire­cektir. Kriz olarak adlandırılan durumun da tam da bu yeni ahlâkçılık çerçevesinde oluştuğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Modern hukuk, bir tasavvur ve paradigma ortaya koydu. Toplumsal sözleşme bağlamından hareket eden modern hu­kuk paradigması, vatandaşlık kavramının içeriğini hukuk çer­çevesinde belirledi. Ortaya <em>sorunsuz vatandaş</em> türü çıktı. So­runsuz vatandaş, hukukla çatışmadığı sürece bir sorun teşkil etmez hatta makbuldür. Her türlü olumsuzluk kamusal alanda cereyan etmediği sürece kendisine ilişilmez, sistem bunun üzerine inşa edilir. Ahlâklı insandan sorunsuz vatandaşa ev­rilen toplum yapısı, Türkiye’de paradigma / zihniyet sorun­larının başında gelmektedir. Batı toplumları bir toplumsal sözleşme bilinciyle hareket ederek vatandaşlarına bundan kâr olarak toplumsal huzuru elde edebileceklerini vaat et­miştir. Vaadini de gerçekleştirmiştir. Bireysel yaşamları te­miz, çamur veya farklı bir biçimde olan insanlar, toplumsal ve devlet alanında imrenilecek bir düzen içerisinde hayat­larını idame ettirmektedirler. Bizde ise tarih boyunca dev­letin vaadi, bir tür kâr-zarar paylaşımından çok, kendi zihin evreninde oluşan doğal adalet halidir. Bu adalet hali, kâr-za­rar mantığından çok, gerektiğinde tek taraflı fedakârlık ya­pılacak bir bağı ve sadakati taşıyordu. Bütün sistem içinde, her şeyi yenileyip ve geçmişte bırakıp sadece sadakati in­sanların üzerine yüklemek, sınırların dışına çıkmak, aynı za­manda tersinden bir anakronizmin işlemesidir. İşine gelen yerde işine geldiği gibi davranmak için tarihe malzeme yığını muamelesi yapılması, sadece bir tarih kırılması, yağması ve yanlış anlaması değil, aynı zamanda bir ahlâk kırılmasıdır.</p>
<p>Devletlerin ahlâk karşısındaki ikircikli tutumu, çetre­filli bir hal almaktadır. Devlet ahlâklılık konusunda, ancak pragmatist tavırdan uzaklaşırsa büyük bir adım atmış olur. Ancak devletin ahlâk karşısındaki tavrı, kendini tahkim et­mek boyutunda vuku buluyor. O halde devlet, insanı ve mil­leti için bir zeminden çok, kendini korumak, kendini koru­mak adına toplumsal düzeni korumak, bunu temin etmek için de insanlara hukuk normları çerçevesinde yoğrulmuş bir ahlâkilik beklentisine girmektedir. Bir yanlış anlama ve/ ya görmeye de bu çerçevede dikkati çekmek gerekiyor. Re­fah düzeyimiz arttıkça dindarlık artmıyor. Şeklî ve görünen dindarlık arttıkça da ahlâk düzeyimiz yükselmiyor. Entere­san bir şekilde dindarlık ile ahlâk arasındaki bağlar kopa­rak, şeklî dindarlık öne çıkıyor. Şeklî dindarlık iki boyutta tezahür ediyor. İlki dinin emir yasakları bağlamındaki şeklî kısmıyla ilgili olan dindarlık. İkincisi ise görünmeye, gös­termeye dayalı bir dindarlık. Şeklî dindarlık, fıkhın dindar­lığı, haram-helal çerçevesinde bir hareket sağlarken, daha öteye götürmeye gücü yetmiyor. Dindarlık ile ahlâk arasın­daki bağların önce zayıflaması, sonra kopması, daha sonra da mesafenin açılması aslında din(darlık) eksenli birtakım sorunlara daha kaynaklık teşkil etmektedir. Yeni düzlemde insanlar dindarlaştıkça “bir lokma bir hırka” demekten ve buna göre bir kanaatli hayat sürmekten çok, kapitalistleş- meye doğru gitmektedir. Hatta tarihî hattı parçalayıcı bir ahlâkçılık üretilirken, kimi yerde meşruiyet zemininin gele­neksel İslam çerçevesinde inşa edildiğini de görüyoruz. Bu durumda da genel şekilci ve kendini bir denetleme meka­nizması halinde gören ahlâkçılık, tasavvuf özlü yapılarda ortaya çıkıyor. Bu bozulmadaki en büyük pay, önce nefsine dönmeyen bir ahlâk işleyişinin devreye girmesidir.</p>
<p>Toplum olarak gündelik ihtiyaçlarımızı pragmatik ahlâk­çılık üzerinden gidermeye alıştırıldık. Ahlâk zabıtalığı kadar -belki bu yazıyı da birileri aynı kalıba sokacaktır- ahlâk söy­levleri de bir şekilde tıkanma getiriyor. Dolayısıyla konuyla ilgili en önemli ve en özel tutum konuşmamak temelli, çok şey yapmakla sağlanabilir. Çok konuşmak ve yazmak, çok iş yapmak anlamına gelmiyor. Ancak geldiğimiz süreçte top­lum olarak en çok görünene, en çok konuşana hakikati(mîzi) teslim etmeye hazır oluşumuz bizim zaafımız.</p>
<p>Toplumumuzu sarıp sarmalayan büyük zaaf, görünmek üzerine kurulu bir sistemin üzerinde yürüyor olmaktır. Si­yasetin ve devletin görünme meraklısı kadrolar eliyle dün­den bugüne ve yarına yönetildiği, tahkimatını sürekli yeni­lediği düşünüldüğünde karşımıza çıkacak kara tablo, koca sistemin bu işleyiş üzerine kurulduğu olacaktır. Şekli ahlâk ve dindarlık ile görünme üzerine dayalı bir siyaset ve devlet düzeninin, kendisini toparlaması için belli noktalarda kes­kin, net ve köklü adımlar atması gerektiği bir zaruret ola­rak görünmektedir.</p>
<p>İnsanların hayatlarının en samimi günlerini, saatlerini sonraki dönemlerde birer referans olarak kullanması, bu­nun üzerinden bir güç merkezi kurmaya, bir güç merkezine dahil olmaya çalışması her geçen gün karşımıza daha fazla çıkan üzüntü verici bir durumdur. Bir kısım insanlar yıllarca 12 Eylül Darbesi’nde gerçekten yaşadıkları acıları sonraki yıllarda farklı sahalarda yatırıma dönüştürdüler. Bu dönem onlara ideolojik bir meşruiyet sağlarken, diğer yandan da bunun üzerine inşa ettikleri kocaman söylemleri oldu. Sa­dece hayatlarının değil, düşüncelerinin merkezine dini koyan çevreler ise 28 Şubat’ın mağduriyeti üzerinden bir söylem kuramasalar da siyaset alanı açmayı başardılar. Bunun her ne kadar sosyolojik, felsefi ve siyaset bilimi açısından de­rinlemesine ele alınmadığı bir yana, bu dönem kendisini izleyen döneme ilişkin mesajlar taşıdı. 15 Temmuz süreci­nin taşıdığı en büyük risk de buradadır. İnsanların, o birkaç saatlik tarihi samimiyet ve fedakârlıklarını sonraki süreçte daha fazla insana, daha fazla devletliye duyurma ve gös­terme adına girecekleri her çaba samimiyeti örseleyecek, karşımıza samimiyetini pazara süren bir tavrı çıkaracaktır. Devletin ve siyasetin görünme temelli genel yaklaşımı sür­dükçe fedakârlık ve samimiyet pazarı da kurulacaktır. Daha fazla çalışanın, daha çok iş yapanın değil, daha çok iş yapı­yormuş gibi yapanın ve daha fazla görünenin yükseldiği bir sistem kendi ahlâkını üretecektir. Ahlâk yap ve kenara çe­kil, der. Yapmak zorunda olduklarımızın semeresini düşün­düğümüz an, ahlâkla aramıza bir mesafe koymaya başlamış oluruz. İslam inancını taşıyan bir toplum rıza-i ilahiyi göze­tecekse, iyilik yapıp denize atmalı; balıkla ilgi değil, Halik ile ilgi kurmalı.</p>
<p>Bir kara delik etkisini sürdüren kapitalist ahlâkın her şeyi yuttuğu, kendine kattığı bir dönemde, buna dahil olmadan ahlâkı diriltmek son derece zor bir çaba. Ama her zor çaba, zorluğu kadar kolaylığı da taşır. Her zor çözümlü mesele­nin birde diğer yüzü vardır. İnsan olarak iç dünyamızı hare­kete geçirmek, toplumda insanların kendilerine dönmeleri, yalınlık / sadelik bize genel sorunlara ilişkin çözüm nokta­sında ilk adım imkânı sağlayacaktır. Entelektüel planda so­runlara ilişkin karmaşık analizler çözümü de karmaşıklaş­tırıyor. Oysa meselelerin karmaşıklığı, analiz ve tespitlerin de o boyutta olmasına neden oluyor. Hâlbuki her zaman, çözümler yalın ve nettir. İnsanî erdemler bize sadece ahlâk açısından değil, çoğu meselede çözümü kolaylaştıracak po­tansiyeli sunmaktadır.</p>
<p>Bu toplumda ahlâkın yeniden belirleyici olması ve güç kazanması, başkalarını temizlemekten ve insanlara ahlâk temelli nutuk atmaktan değil, önce kendimizi ve kalbimizi temizlemeye çalışmaktan başlıyor.</p>
<p>(2017)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Murat Erol &#8211; Kaybetmenin Halet-i Rûhiyesi,syf:17-24</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiyenin-ahlak-daralmasi-2/">Türkiye’nin Ahlak Daralması</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiyenin-ahlak-daralmasi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Ahlak Daralması</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiyenin-ahlak-daralmasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiyenin-ahlak-daralmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2018 14:34:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Erol]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'nin Ahlak Daralması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20421</guid>

					<description><![CDATA[<p>  İtibar Dergisi &#8211; Mayıs 2017 Murat Erol  Bir yerde bir konuya ilişkin sorun varsa, bu konu farkında olmadan sürekli bir gündem oluşturuyor, kendini farklı sahalarda karşımıza çıkarıyor. Türkiye&#8217;de herkesin herkesi ahlâkın bir boyutu üzerinden itham ettiği, yargıladığı, mahkum etmeye çalıştığı, ilginç bir şekilde kendini var olan bütün hercümercin dışında gördüğü bir süreci epey bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiyenin-ahlak-daralmasi/">Türkiye’nin Ahlak Daralması</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page">
<div class="page_body">
<div class="main-page-body-content">
<div class="centered-top-placeholder cloned">
<div class="centered-top"></div>
</div>
<div id="page_body" class="main section">
<div id="Blog1" class="widget Blog" data-version="2">
<div class="blog-posts hfeed container">
<div class="post-outer-container">
<div class="post-outer">
<div class="post">
<div class="post-body-container">
<div id="post-body-778219099347221242" class="post-body entry-content float-container">
<div class="separator"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/yol.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-20422 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/yol-300x236.jpg" alt="" width="300" height="236" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/yol-300x236.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/yol.jpg 304w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></div>
<div><b> </b></div>
<div><b>İtibar Dergisi &#8211; Mayıs 2017</b></div>
<div></div>
<div><em>Murat Erol </em></div>
<div></div>
<div>Bir yerde bir konuya ilişkin sorun varsa, bu konu farkında olmadan sürekli bir gündem oluşturuyor, kendini farklı sahalarda karşımıza çıkarıyor. Türkiye&#8217;de herkesin herkesi ahlâkın bir boyutu üzerinden itham ettiği, yargıladığı, mahkum etmeye çalıştığı, ilginç bir şekilde kendini var olan bütün hercümercin dışında gördüğü bir süreci epey bir zamandır yaşıyoruz. Bu durumu ülkenin genel siyasi ve sosyal durumundan bağımsız okumamamız elbette zor. Üstelik buna dünyanın genel yönelimini de eklediğimizde çok ciddi bir irtifa kaybı ile karşı karşıya geliyoruz.</div>
<div>Türkiye&#8217;nin güncel, derin ve büyük sorunu genel bir ahlâk krizidir. Üstelik bu kriz farklı biçimlerden, yollardan, kaynaklardan geliyor. <i>Birinci</i> ahlâk durumuna göre, herkes kendi bulunduğu pozisyonu ve yaptığı manevrayı ahlâkileştirerek, bir anlamda meşrulaştırarak ahlâk krizini derinleştirmektedir. <i>İkinci</i> ahlâk durumunda ise, genel çerçevede ahlâk hukuk kurallarına indirgenmektedir; dolayısıyla mesaili bir devlet ve millet yapısı oluşturmaktadır. <i>Üçüncü</i> olarak ahlâk, dinin/İslâm&#8217;ın yasakları bağlamında ele alınmaktadır.</div>
<div></div>
<div>Bu indirgemeci ahlâk anlayışı da, ahlâkı zinadan, faizden, rüşvetten uzak olmaya indirgemektedir. Dinin/ İslâm&#8217;ın genel ahlâk anlayışı, yasaklardan da hareket etmekle birlikte mekruhları dahi içerecek bir boyut kazanırken, insanın içini kuşatan ve dönüştüren bir yapı arzederken, pragmatist dindarlık zahir çerçevesinde bir ahlâk kurmakta, bunu hayatının görülebilecek bir yerine yerleştirmekte. O yüzden zina, faiz, rüşvet gibi haramlara bulaşmayan, ama türlü entrikaları, ayak oyunlarını, iş takiplerini meşrulaştıran ve sahihliği tartışmalı bir devletsever ve milletsever dindarlık doğmaktadır.</div>
<div></div>
<div>Müslümanın ahlâkı önce bizzat kendisine yönelir. Müslüman önce kendi nefsine konuşur, sonra cemiyete. Bu durum doğal bir ahlâklılık halidir. Bugün bu gerçekleşmiyorsa, ahlâk kaybından önce doğal durum ve halimizin, inanmış olmaktan mütevellit aklımızın ve kalbimizin doğal yöneliminin, bu ülkenin bugünlere doğru gelen tarihi akışındaki doğallığın artık olmadığını veya azaldığını söylemek durumundayız. İslâm tasavvufu bir ahlâk ortaya koymuştur. Bu ahlâkın zâhirin fıkhı kadar, bâtının da fıkhını içerecek boyut taşıdığını söylemek gerekiyor. Zâhirin ahlâkı bâtının ahlâkını inşa eder, bâtınınki zâhiri takviye ve tahkim eder. Böyle içiçe geçen, birbirini besleyen, etkileyen, hayatın bütünü ve insanın iç ve dış dünyasını kuşatan bir ahlâk, büyük günahlardan uzak durmayı ve suçlardan sakınmayı sağlarken, zerrenin hakkını da kendinde yük belleyecektir.</div>
<div></div>
<div>Salt zahir, hatta terminoloji çerçevesini belirleyelim, fıkıh üzerinden gidildiğinde fıkhın yetişmediği yer, bir freezone/ serbest bölge haline dönüşecektir, dönüşmektedir. Bu durumda da krizi derinleşmektedir. Vicdanın sustuğu, inceliğin hukuk kuralı dışına itildiği, adalet için mücadelenin hukuka, hukuk için mücadelenin kanuna/lafza indirgendiği bir durum elbette ahlâk krizini derinleştirecek bir etki doğuracaktır.</div>
<div></div>
<div>Ahlâkın alanı daraltılırken, birileri bunun dışındaki her türlü durumu ahlâkla bağdaştırabileceği zannına sahip olmaktadır. Bu yeni durum, bir tür ahlâkileştirme olarak bireyden topluma doğru bir seyir izlediğinde ahlâkın krizi başlıyor. Ahlâkileştirme, ahlâk kurallarının değil bireyin veya toplumun ürettiği kuralların veya ortaya koyduğu eylemlerin etkin olduğu, ahlâkın içeriğinin bunlara göre yeniden belirlendiği, bir tür ahlâk üretimidir. Yeniden, biçimlenerek üretilen ahlâkın artık araçsallığından söz edilecektir. Ahlâkçılık tam da burada doğmaktadır. Yeniden biçimlendirilmiş ve üretilmiş ahlâk, kendi kurallarının dayatma, kendi kuralları çerçevesinde bir söylem ve eylem üretme eğilimine girecektir. Kriz olarak adlandırılan durumunda tam da bu yeni ahlâkçılık çerçevesinde oluştuğunu söyleyebiliriz.</div>
<div></div>
<div>Modern hukuk bir tasavvur ve paradigma ortaya koydu. Toplumsal sözleşme bağlamından hareket eden modern hukuk paradigması, vatandaşlık kavramının içeriğini hukuk çerçevesinde belirledi. Ortaya<i>sorunsuz vatandaş</i> türü çıktı. Sorunsuz vatandaş, hukukla çatışmadığı sürece bir sorun teşkil etmez, hatta makbuldür. Her türlü olumsuzluğu, kamusal alanda cereyan etmediği sürece kendisine ilişilmediği gibi, sistem bunun üzerine inşa edilmektedir. Ahlâklı insandan sorunsuz vatandaşa evrilen toplum yapısı, Türkiye&#8217;de paradigma/zihniyet sorunlarının başında gelmektedir. Batı toplumları bir toplumsal sözleşme bilinci ile hareket ederek vatandaşlarına bundan kâr olarak toplumsal huzuru elde edebileceklerini vaat etmiştir. Vaadini de gerçekleştirmiştir. Bireysel yaşamları temiz, çamur veya farklı bir biçimde olan insanlar, toplumsal ve devlet alanda imrenilecek bir düzen içerisinde hayatlarını idame ettirmektedirler.</div>
<div></div>
<div>Biz de ise devletin, tarih boyunca, vaadi bir tür kâr-zarar paylaşımından çok, kendi zihin evreninde oluşan doğal adalet halidir. Bu adalet hali, kâr-zarar mantığından çok, gerektiğinde tek taraflı fedakarlık yapılacak bir bağı ve sadakati taşıyordu. Bütün sistem içinde, her şeyi yenileyip ve geçmişte bırakıp, sadece sadakati insanların üzerine yüklemek sınırların dışına çıkmak, aynı zamanda tersinden bir anakronizmin işlemesidir. İşine gelen yerde, işine geldiği gibi davranmak için tarihe malzeme yığını muamelesi yapılması, sadece bir tarih kırılması, yağması ve yanlış anlaması değil aynı zamanda bir ahlâk kırılmasıdır.</div>
<div></div>
<div>Devletlerin ahlâk karşısındaki ikircikli tutumu, çetrefilli bir hal almaktadır. Devlet ahlâklılık konusunda, ancak pragmatist tavırdan uzaklaşırsa o zaman büyük bir adım atmış olur. Ancak devletin ahlâk karşısındaki tavrı, kendini tahkim etmek boyutunda vuku buluyor. O halde devlet, insanı ve milleti için bir zeminden çok, kendini korumak, kendini korumak adına toplumsal düzeni korumak, bunu temin etmek için de insanlara hukuk normları çerçevesinde yoğrulmuş bir ahlâkilik beklentisine girmektedir. Bir yanlış anlama ve/ya görmeye de bu çerçevede dikkati çekmek gerekiyor. Refah düzeyimiz arttıkça dindarlık artmıyor. Şeklî ve görünen dindarlık arttıkça da ahlâk düzeyimiz yükselmiyor. Enteresan bir şekilde dindarlık ile ahlâk arasındaki bağlar koparak, şeklî dindarlık öne çıkıyor. Şeklî dindarlık iki boyutta tezahür ediyor. İlki dinin emir-yasakları bağlamındaki şeklî kısmı ile ilgili olan dindarlık. İkincisi ise görünmeye, göstermeye dayalı bir dindarlık. Şeklî dindarlık, fıkhın dindarlığı haram-helal çerçevesinde bir hareket sağlarken, daha öteye götürmeye gücü yetmiyor.</div>
<div></div>
<div>Dindarlık ile ahlâk arasındaki bağların önce zayıflaması, sonra kopması, daha sonra da mesafenin açılması aslında din(darlık) eksenli bir takım sorunlara daha kaynaklık teşkil etmektedir. Yeni düzlemde insanlar dindarlaştıkça &#8220;bir lokma bir hırka&#8221; demekten ve buna göre bir kanaatli hayat sürmekten çok, kapitalistleşmeye doğru gitmektedir. Hatta tarihî hattı parçalayıcı bir ahlâkçılık üretilirken, kimi yerde meşruiyet zemininin geleneksel İslâm çerçevesinde inşa edildiğini de görüyoruz. Bu durumda da genel şekilci ve kendini bir denetleme mekanizması halinde gören ahlâkçılık, tasavvuf özlü yapılarda ortaya çıkıyor. Bu bozulmadaki en büyük pay, önce nefsine dönmeyen bir ahlâk işleyişinin devreye girmesidir.</div>
<div></div>
<div>Toplum olarak gündelik ihtiyaçlarımızı pragmatik ahlâkçılık üzerinden gidermeye alıştırıldık. Ahlâk zabıtalığı kadar -belki bu yazıyı da birileri aynı kalıba sokacaktır- ahlâk söylevleri bir şekilde tıkanma getiriyor. Dolayısıyla konuyla ilgili en önemli ve en özel tutum konuşmamak temelli, çok şey yapmakla sağlanabilir. Çok konuşmak ve yazmak, çok iş yapmak anlamına gelmiyor. Ancak geldiğimizi süreçte toplum olarak en çok görünene, en çok konuşana hakikati(mizi) teslim etmeye hazır oluşumuz bizim zaafımız.</div>
<div></div>
<div>Toplumumuzu sarıp sarmalayan büyük zaaf, görünmek üzerine kurulu bir sistemin üzerinde yürüyor olmaktır. Siyasetin ve devletin görünme meraklısı kadrolar eliyle dünden bugüne ve yarına yönetildiği, tahkimatını sürekli yenilediği düşünüldüğünde karşımıza çıkacak kara tablo koca sistemin bu işleyiş üzerine kurulduğu olacaktır. Şekli ahlâk ve dindarlık ile görünme üzerine dayalı bir siyaset ve devlet düzeninin, kendisini toparlaması için belli noktalarda keskin, net ve köklü adımlar atması gerektiği bir zaruret olarak görünmektedir.</div>
<div></div>
<div>İnsanların hayatlarının en samimi günlerini, saatlerini sonraki dönemlerde birer referans olarak kullanması, bunun üzerinden bir güç merkezi kurmaya, bir güç merkezine dahil olmaya çalışması her geçen gün karşımıza daha fazla çıkan üzüntü verici bir durumdur. Bir kısım insanlar yıllarca 12 eylül darbesinde gerçekten yaşadıkları acıları sonraki yıllarda farklı sahalarda yatırıma dönüştürdüler. Bu dönem onlara ideolojik bir meşruiyet sağlarken, diğer yandan da bunun üzerine inşa ettikleri kocaman söylemleri oldu.</div>
<div></div>
<div>Sadece hayatlarının değil, düşüncelerinin merkezine dini/ İslâm&#8217;ı koyan çevreler ise 28 şubat&#8217;ın mağduriyeti üzerinden bir söylem kuramasalar da siyaset alanı açmayı başardılar. Bunun her ne kadar sosyolojik, felsefi ve siyaset bilimi açısından derinlemesine ele alınmadığı bir yana, bu dönem kendisini izleyen döneme ilişkin mesajlar taşıdı. 15 Temmuz sürecinin taşıdığı en büyük risk de buradadır. İnsanların, o bir kaç saatlik tarihi samimiyet ve fedakarlıklarını sonraki süreçte daha fazla insana, daha fazla devletliye duyurma ve gösterme adına girecekleri her çaba samimiyeti örseleyecek, karşımıza samimiyetini pazara süren bir tavrı çıkaracaktır.Devletin ve siyasetin görünme temelli genel yaklaşımı sürdükçe fedakarlık ve samimiyet pazarı da kurulacaktır. Daha fazla çalışanın, daha çok iş yapanın değil, daha çok iş yapıyormuş gibi yapanın ve daha fazla görünenin yükseldiği bir sistem kendi ahlâkını üretecektir. Ahlâk yap ve kenara çekil, der. Yapmak zorunda olduklarımızın semeresini düşündüğümüz an, ahlâkla aramıza bir mesafe koymaya başlamış oluruz. İslâm inancını taşıyan bir toplum rızai ilahiyi gözetecekse, iyilik yapıp denize atmalı, balıkla ilgi değil Halik ile ilgi kurmalı.</div>
<div></div>
<div>Bir kara delik etkisi ile etkisini sürdüren kapitalist ahlâkın, her şeyi yuttuğu, kendine kattığı bir dönemde, buna dahil olmadan ahlâkı diriltmek son derece zor bir çaba. Ama her zor çaba zorluğu kadar kolaylığı da taşır. Her zor çözümlü meselenin bir de diğer yüzü vardır. İnsan olarak iç dünyamızı harekete geçirmek, toplumda insanların kendilerine dönmeleri, yalınlık/ sadelik bize genel sorunlara ilişkin çözüm noktasında ilk adım imkanı sağlayacaktır. Entelektüel planda sorunlara ilişkin karmaşık analizler çözümü de karmaşıklaştırıyor. Oysa meselelerin karmaşıklığı, analiz ve tespitlerin de o boyutta olmasına enden oluyor. Halbuki her zaman çözümler yalın ve nettir. İnsanî erdemler bize sadece ahlâk açısından değil çoğu meselede çözümü kolaylaştıracak potansiyeli sunmaktadır.</div>
<div></div>
<div>Bu toplumda ahlâkın yeniden belirleyici olması ve güç kazanması, başkalarını temizlemekten ve insanlara ahlâk temelli nutuk atmaktan değil, önce kendimizi ve kalbimizi temizlemeye çalışmaktan başlıyor.</div>
<div></div>
<div>http://yeryurt.blogspot.com.tr/2017/07/turkiyenin-ahlak-daralmasi.html?m=1</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<header class="centered-top-container sticky animating" role="banner">
<div class="centered-top">
<div class="blog-name">
<div id="header" class="section">
<div id="Header1" class="widget Header" data-version="2">
<div class="header-widget">
<h1></h1>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</header>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiyenin-ahlak-daralmasi/">Türkiye’nin Ahlak Daralması</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiyenin-ahlak-daralmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
