<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhammed Ebu Zehra | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/muhammed-ebu-zehra/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Nov 2017 19:54:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Muhammed Ebu Zehra | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ebu Hanife; Eleştirenlere Cevabı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-elestirenlere-cevabi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-elestirenlere-cevabi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2014 09:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife; Eleştirenlere Cevabı]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir defa Irak vaizi ve halk arasında pek itibarlı olan Hasan-ı Basrî&#8217;nin fetva vermiş olduğu bir meseleyi münakaşa yaparken: Hasan-ı Basrî bu meselede yanılmış, dedi. Adamın biri küstahça söze karışarak: Ey îbn zaniye, sen mi Hasan hata etti diyorsun? dedi. Ebû Hanîfe&#8217;nin ne rengi bozuldu, ne yüzü değişti. Çünkü âcizler kızar. Evet, vallah Hasan hata [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-elestirenlere-cevabi/">Ebu Hanife; Eleştirenlere Cevabı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ebu-hanife-elestirenlere-cevabi/dusunce-dunyamiza-dair-4/" rel="attachment wp-att-17553"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17553" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/dusunce-dunyamiza-dair.jpg" alt="" width="436" height="244" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/dusunce-dunyamiza-dair.jpg 500w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/dusunce-dunyamiza-dair-300x168.jpg 300w" sizes="(max-width: 436px) 100vw, 436px" /></a></p>
<p>Bir defa Irak vaizi ve halk arasında pek itibarlı olan Hasan-ı Basrî&#8217;nin fetva vermiş olduğu bir meseleyi münakaşa yaparken:</p>
<ul>
<li>Hasan-ı Basrî bu meselede yanılmış, dedi.</li>
</ul>
<p>Adamın biri küstahça söze karışarak:</p>
<ul>
<li>Ey îbn zaniye, sen mi Hasan hata etti diyorsun? dedi.</li>
</ul>
<p>Ebû Hanîfe&#8217;nin ne rengi bozuldu, ne yüzü değişti. Çünkü âcizler kızar.</p>
<ul>
<li>Evet, vallah Hasan hata etti ve Abdullah b. Mes’ud doğru söyledi. Allah ondan razı olsun, şöyle derdi: &#8220;Yâ Rab kimin ona gönlü darsa,bizim kalbimizde ona geniş geniş yer var.&#8221;</li>
</ul>
<p><em> </em>Onun bu sükûneti ve böyle geniş gönüllülük göstermesi,donuk his ve zayıf duygudan ileri geliyor değildi. O hassas bir yürek,duygulu bir kalp taşıyordu. Nezaketi bir an elden bırakmıyordu.Münazara yaptığı kimselerden ona:’’Ey Bidatçi,ya zındık !’’dedi.</p>
<ul>
<li>Allah seni affetsin, benim böyle olmadığımı Allah bilir. Çünkü ben Allah&#8217;ımı tanıyalıberi ondan bir lâhza bile ayrılmadım. Yalnız Allah’ın affını dilerim, ancak 0nun ikabından korkarım, Ve ıkab kelimesini söy­lerken gözlerinden yaşlar boşandı.</li>
</ul>
<p>Adam hatasını anladı ve;</p>
<p>Beni bu dediğim sözden dolayı bağışla, diye yalvardı.</p>
<p>O da:</p>
<ul>
<li>Cahillerden benim hakkımda bilmeyerek bir şey söyleyenlerin hep­sini bağışladım .İlim erbabından her kim bende olmayan bir seyi benim hakkımda söylerse işte onun başı dara gelsin.Zira ulemanın gıybeti arkalarından iz bırakır.</li>
</ul>
<p>Muhammed Ebu Zehra,Ebu Hanife</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-elestirenlere-cevabi/">Ebu Hanife; Eleştirenlere Cevabı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-elestirenlere-cevabi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebu Hanife’nin Görüşleri Fikr, Ahlak ve İçtimaiyat Meseleleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/amel-ve-ahlak-saglam-bilgiye-dayanmalidir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/amel-ve-ahlak-saglam-bilgiye-dayanmalidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2014 20:30:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İtikadi Meselelerde Tereddüt Olmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Amel ve Ahlak Sağlam Bilgiye Dayanmalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru Amel]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanîfe´nîn İnsanlar Ve Topluluklar Hakkındaki Düşünceleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife'nin Hayata Ve Cemiyete Bakışı]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2361</guid>

					<description><![CDATA[<p>24- Hayata Ve Cemiyete Bakışı Ebû Hanîfe gayet derin düşünce, uzak görüş, geniş akıl sahibi bir zattı. Gözü Önünde cereyan eden işlerin sebeplerini ve netice­lerini tanıma hususunda gayet maharetli ve nüfuz-u nazar sahibi idi. Hayatı iyi tanırdı. Çarşı pazarda alâkası vardı. Ticaretle işti­gal eder, halkla alış-verişte bulunur, hayatta ne oluyor, bilirdi. Fı­kıh ve Hadis ilmini [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/amel-ve-ahlak-saglam-bilgiye-dayanmalidir/">Ebu Hanife’nin Görüşleri Fikr, Ahlak ve İçtimaiyat Meseleleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/amel-ve-ahlak-saglam-bilgiye-dayanmalidir/select-4/" rel="attachment wp-att-17093"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17093" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/select.png" alt="" width="205" height="276" /></a></p>
<header class="post-header cf">
<div class="post-meta cf"></div>
</header>
<div class="post-container cf">
<div class="post-content-right">
<div class="post-content description ">
<p><strong>24- Hayata Ve Cemiyete Bakışı</strong></p>
<p>Ebû Hanîfe gayet derin düşünce, uzak görüş, geniş akıl sahibi bir zattı. Gözü Önünde cereyan eden işlerin sebeplerini ve netice­lerini tanıma hususunda gayet maharetli ve nüfuz-u nazar sahibi idi. Hayatı iyi tanırdı. Çarşı pazarda alâkası vardı. Ticaretle işti­gal eder, halkla alış-verişte bulunur, hayatta ne oluyor, bilirdi. Fı­kıh ve Hadis ilmini Öğrendiği gibi hayatı da öğrenmişti. Akâid umuru ve siyâsî olaylar hakkında münakaşalarda bulunurdu. Onun İçin fikir metodları, halkın ahlâkını tanıma ve insanlarla muame­lede tutulacak yollar hakkında Ebû Hanîfe´nin görüşleri gayet sağ­lamdır. Bunlardan onun fikirlerini, hayata ve cemiyete ne gözle baktığını öğreniyoruz. Bunları gösteren bâzı misaller nakledelim :</p>
<p><strong>25- Amel Ve Ahlâk Sağlam Bîlgîye Dayanmalıdır</strong></p>
<p>Ebû Hanîfe´ye göre doğru amel ancak sağlam bilgi üzerine ku­rulabilir, tyi insan sade hayır işleyen değildir, hayırlı insan olabil­mek için hay in ve şarri bilmelidir. Hayrın meziyetlerini bilerek hayır işlemelidir. Kötünün zararlarını anlıyarak kötülükten kaçın­malıdır. Âdil olmak, zulmü tanımaksızın adalet yapmak değildir. Belki zulmü ve gadri adaleti ve gayesini bilerek adalet icra etmek­tir. Şerefli neticelerini düşünerek adalet yapan âdildir. Bu konu­da EI-Âlim Vel-Mütaaîlim kitabında diyor ki:</p>
<p>«Bilmiş ol ki amel ilme uyar. Nasıl ki âzâ gözün görmesi sa­yesinde hareket eder. Az dahi olsa ilim ile amel, çok amel ile olan cehaletten daha faydalıdır. Bu şuna benzer. Çölde bîr adamın ya­nında az miktarda azık bulunsa bile doğru yolu bilirse kurtulur, bu onun için, yanında çok azık bulunup ta doğru yolu bilmiyen kimseden daha hayırlıdır. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: «Hiç bilen­lerle biîmiyenler bir olur mu Bunu ancak akh olanlar anlar.»</p>
<p>Burada öğrenmek isteyen öğrenci Ebû Hanîfe´ye dedi ki; Bir adam adli tavsif etse, fakat zulmü bilmese buna ne buyrulur Ona şu cevabı verdi: «Bir adam adaleti tamsa, fakat adaletin zıddı olan zulmü, haksızlığı bilmese o hem adaleti, hem de zulmü iyice tanı­mıyor demektir. Ey kardeş, biîmiş ol ki bütün insanların en cahi­li ve en kötüsü böyleleridir. Çünkü bunlar bence şu dört kişiye benzerler;</p>
<p>Kendilerine bir beyaz elbise gösteriliyor ve bunun rengi nasıl­dır diye soruluyor. O dörtten biri: Bu elbise kırmızı diyor, diğeri san diyor, üçüncüsü kara diyor, dördüncüsü de beyaz diyor. Bu sonuncuya: Diğer üç kişi doğru mu söylediler, yoksa yanıldılar mı diye sorulsa ve o da: Ben bu elbisenin beyaz olduğunu bilirim, fa­kat belki diğerleri de doğrudur, diye cevap verse, gülünç olur îş-te karşı tarafı bilmiyen adaletçi sınıf da böyledir.</p>
<p>Onlar diyorlar ki: «Biz zâninin kâfir olmadığını biliyoruz, fa­kat zina ettiği zaman donu sıyrıldığı! gibi, zâninin imanı da sıyrılır deyen de belki doğrudur; biz onu tekzip etmeyiz- Kudreti olduğu halde Hacca gitmeden ölen kimseye biz mü´min deriz, onun cenaze namazını kılarız. Onun için mağfiret dileriz, onu defnederiz. Onun haccını Öderiz. Fakat Yahudi veya Hristiyan olarak öldü diyeni de tekzip etmeyiz.» Bunlar hem Hâricilerin sözünü beğenmezler, hem de onların dediklerini derler. Şia´nın sözlerini inkâr ederler, fakat onların sözlerim söylerler. Mürcienin sözlerini reddedelerler, lâkin onların dediklerini derler.»</p>
<p><strong>Ebû Hanîfe´nin bu değerli sözleri bize iki şey anlatıyor:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Doğru amel doğru düşünce üzerine kurulur, dürüst iş ka­rarlı ve sabit amele dayanır.</p>
<p><strong>2-</strong> İlim kat´i olmalıdır. İtikat mes´elelerinde tereddüt olmaz. Yâkmen îman, isbat ve nefî ile perçinleşir. înamlacak şeyi isbat eder, başkasını nefî eder. îtikadı hükümle tasdik eder, aksini bozar, Akaide dair doğru olan budur. Deliller kat´i olmalıdır. Ame­le gelince onda zannî de olsa, delil yine muteberdir. Her vakit kat´î delil aranmaz. Amel hususunda zannî delil de yeter. Öyle olun­ca amel babında muhalifin kavlinin batıl olduğuna hükmedilmez. Belki kendi kavlini tercih etmekle iktifa eder. Doğru olan budur, fakat hatâya da ihtimali vardır, der. Bunlar Ebû Hanîfe´den naklo­lunan sözlere uygundur. O fıkıh mes´eleleri ve içtihatları hakkında şöyle derdi: «Bulabildiğimiz kavlin en güzeli budur. Her kim bun­dan daha iyisini bulursa ona tâbi olsun.»</p>
<p><strong>26- Ebu Hanîfe´nîn İnsanlar Ve Topluluklar Hakkındaki Düşünceleri</strong></p>
<p>Ebû Hanîfe´nin insanlar, cemiyet ve yaşadığı topluluk hakkın­daki fikirleri, insanların ruhi haletini inceden inceye gayet iyi bi­len, hayatın acı tatlı olaylarını tatmış olan tecrübeli bir âlimin gö­rüşleridir. Talebesi Yusuf b. Hald Semtî´ye yapmış olduğu vasiyeti onun gayet kıymetli düşüncelerinden bir çoğunu ihtiva etmekte­dir. Onlardan bâzısını nakledelim :</p>
<p>«Bilmiş ol ki, insanlarla iyi geçinmezsen onlar sana düşman kesilirler, velev ki anan baban bile olsa senden hoşlanmazlar. Ak­rabandan olmıyan bir cemâatle iyi geçinirsen sana ana baba olur-lar. Şimdi gözümün önünden şöyle geçiyorsun: Basra´ya gidiyor­sun, onlara muhalefete başlıyorsun, aralarına karışmıyorsun. Sen onları terkediyorşun, onlar da seni îerkediyorlar. Sen onlara sö­vüyorsun, onlar da sana. Sen onları dalâlette addediyorsun, onlar da seni dalâlette sayıyorlar. Böyle yaparsan bu hem sana, hem bize leke olur. Onlardan kaçmak istersin. Bu akıl işi değildir. Zira hoş geçinmek gereken yerde müdârât yapmıyan akıllı sayılmaz…</p>
<p>Bas­ra´ya girdiğin zaman insanlar seni karşılar ve ziyaret ederler. Se­nin kadrini bilirler. Herkese mertebesine göre itibar et. Şeref eh­line ikramda bulun. İlim ehlini büyük tanı. Üstadlara hürmet göster. Gençlerle lâtife yap. Avamla yakından görüş. Fâcirlere mü­dârât göster. Hayırlı kimselerle arkadaşlık yap. Sultana lâkayıtlık gösterme. Kimseyi hakir görme. Mürüvvette kusur etme, sırrını kimseye açma. Denemedikçe kimsenin dostluğuna güvenme. Alçak ve hasîs kimselerle dost olma. Hoşa gitmeyen bir şeye alışma. Se­fihlerle düşüp kalkma. Hoş geçin. Sabırlı ve mütehammil ol. Gü­zel ahlâklı, geniş yürekli, derya gönüllü ol. Elbisen temiz ve yeni olsun. Binek atın iyi olsun. Güzel kokular kullan…</p>
<p>Yemek yedir­mekte çok cömert ol, herkesi doyur, bâhîl ve cimri kimse asla başa geçip efendi olamaz. Halkın ahvalini araştırıp öğrenen adam­ların olsun. Bir fitne ve fesat duydum mu onu ıslâha koş. Bir yer­de salâha yüz tutmuş iyi işler duydun mu onlan da arttır. Seni zi­yaret edenleri de, etmiyenleri de sen ziyaret et. Sana iyilik yapsın­lar ister kötülük, sen herkese, daima iyilik yap. Her vakit iyilik­te bulun. Affet, bâzı şeylere göz yum. Sana eziyet veren şeyi terket hakkı yerine getirmeğe çalış. Arkadaşlarından hastalananları ken­din ziyaret et. Göremediklerinin ahvalini soruştur. Sana gelmiyen-lede sen alâkadar ol…</p>
<p>Elinden geldiği kadar insanlara sevgi gös­ter. Herkese selâm ver, isterse aşağı kimseler olsun, başkalarıy­la bir mecliste toplanır veya bir mescitte beraber bulunur da aranızda bâzı mes´eleler münakaşa edilirse ve senin bildiğine muhalif birşey söylerlerse sen onlara muhalefet gösterme. Şayet sana da sorarlarsa onların bildiği gibi haber ver, sonra bu hususta şöyle başka kavil de vardır, delili şudur, diyerek kendi bildiğini söyle, böylelikle seni de dinlerler ve senin ilimde dereceni anlarlar. Eğer bu kimin kavli diye sorarlarsa bâzı fukahânın kavli de. Bu hal böy­lece devam ederse alışırlar, senin kadrini bilirler ve senin mevkiin yükselir.</p>
<p>Sana gelenlerin hepsine bir nevi ilim göster, her biri sen­den birşey bellemiş olsun. Onlara kıymetli bilgiler ver, ehemmiyet­siz şeylerle uğraşma. Onlarla arkadaş gibi ol. Hattâ bâzan şaka yol­lu latifeler bile yap. Zira dostluk ve samimiyet ilme devamı sağlar. Onlara arasıra yemek yedir, onların hacetlerini gör. Kadirlerini bil. Kusurlarına göz yum. Onlara yumuşak davran, hoş muamele et. Onlardan hiç birine can sıkıntısı ve bezginlik gösterme. Kendini onlardan biri imiş gibi tut… insanlara onların yapmağa alışık ol­madıkları bir şeyi teklif etme. Onların beğendikleri şeyi sen de be­ğen. Onlara daima iyi niyet göster. Doğruluk yap. Kibiri bir yana bırak. Sana gadir etseler de sen kadretme. Sana hiyanet etseler de sen emaneti yerine getir. Vefadan ayrılma. Takvaya sarıl. Her din erbabına muaşeretleri veçhile muaşerette bulun.»</p>
<p><strong>27- Bu Tavsiyelerden Çıkan Üç Netice</strong></p>
<p>işte Ebû Hanîfe´nin bir talebesine nasihatleri. Bunları Küfe fıkhını Basrahlara öğretmek üzere Basra´ya giden talebesine söy­lemiştir. Bunlar bize bu Büyük İmamın üç değerini açıkça gösteri­yor. Onlar da şunlardır:</p>
<p><strong>1-</strong> Burada onun yüksek ahlâkını ve fazilete bağlılığının dere­cesini açıkça görüyoruz. Bunlar onun için âdeta ,tabiat hâline gel­miş bir meleke olmuştur. İmâm-i A´zam´ın ahlâkının bu tarzda ol­masında hayret edecek bir şey yoktur. Çünkü o kendisini yüksek ahlâkı meziyetler ve manevî değerler üzere yetiştirmiştir. Hakir ve kötü işlerden daima uzak kalırdı. Yalnız dîne münafî olduğu için değil, insanlığa da aykırı olduğundan mâsiyetleri terkeder, günah olan şeylerden kaçınırdı.</p>
<p>«Mâsiyetleri kötü gördüm insanlık için onları terkettim, diya­net yerini bulmuş oldu.»</p>
<p><strong>2-</strong> İçtimaî mese´leler, insanların ahlâkı hakkında Ebû Ha­nîfe´nin dirayetli görüşünü yine buradan anlıyoruz. Topluluğun islahiyle uğraşan kimse,halkın sevgisini kazanmalıdır. İnsanları birbirine ısındıracak ve birleştirecektir. Yoksa araya ayrılık sokup nefret uyandırmıyacaktır. İnsanlara yapmaya alıştıkları, ısındık­ları ve beğenecekleri, tahammül edecekleri şeyleri söyliyecektir. inkâr edecekleri şeyler ortaya atmıyacaktır. Onlara muhalif bir re´yi varsa birdenbire ortaya almamalı .onları ürkütmemelidir.</p>
<p>Evvelâ onların dediklerini bir dinlemeli,, sonra buna muhalif gö­rüşler de vardır, diyerek onu ortaya atmalı, delillerini getirerek onu takviye etmelidir. Onu doğrudan kendisine mal etmemeli, bu re´yin sahibi kimdir diye sorarlarsa : Fukahâdan birinin re´yi de­meli. Böylece fikirleri hazırlamalı ki, onu kolayca kabul etsinler.</p>
<p><strong>3-</strong> Bu vasiyetten bir terbiyecinin talebelerine karşı nasıl ha­reket etmesi gerekliğini öğreniyoruz. Kendi bildiklerini onlara na­sıl öğretecek, onları kendisine nasıl ısındıracak, fikirlerini onlara nasıl aşıhyacaktır Bu hususta tecrübeli bir terbiyeci sıfatiyle gü­zel Öğütler veriyor. Muallim talebesine derecelerine, meyillerine ve fıtrî istidatlarına göre bilgi verecektir. Onları ilme ısındiracaktır. Onların heveslerini kıracak şekilde hazmedemeyecekleri bilgiler sorup onları ürkülmiyecektir. Açık ve kolay mes´elelerle başlayıp tedricen güç ve kapalı olanlara gidecektir.</p>
<p>O bununla da yetinmi­yor, bir terbiyecinin talebeleriyim çeşitli mevzulara temas ederek konuşması, onların sevgisini ve itimadını kazanarak alâkayla ders­lere bağlanmalarını sağlamasını, hattâ onlarla lâtife yapmasını, onların kusurlarına ve hatalarına göz yummasını tavsiye ediyor. Demek talebeye yumuşak ve hoş muamele yapmalıdır. Bıkıp usan­madan, bezmeden çalışmalıdır. Talebede alâka- uyandırmak için kendini talebeden biri gibi tutmalıdır.</p>
<p>Ders vermekle meşgul olanlar, kısaca temas ettiğimiz bu na-sihatlann ne kadar kıymetli ve yerinde olduğunu takdir ederler. Talebeye ilmi sevdirmek, kolaylaştırmak, derste alâka uyandır­mak en mühim şeydir.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/amel-ve-ahlak-saglam-bilgiye-dayanmalidir/">Ebu Hanife’nin Görüşleri Fikr, Ahlak ve İçtimaiyat Meseleleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/amel-ve-ahlak-saglam-bilgiye-dayanmalidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hariciler Hakkındadır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hariciler-hakkindadir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hariciler-hakkindadir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2014 11:45:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Haricîlerin Çoğu Araptır]]></category>
		<category><![CDATA[Hariciler Kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Haricilerin Çok İhtilafçı Olmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Haricilerin Basit Ve Sathi Görüşleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haricilerin Kureyş'e Kinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haricilerin Mümeyyiz Vasfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haricilerin Ruhi Hâletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haricilerin Taassupları]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet Gasıbi Saymaları]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2359</guid>

					<description><![CDATA[<p>Haricîler Kimdîr? Hâriciler, kendi inançlarına ve fikirlerine müthiş bir taassup­la bağlı, gayet dindar görünen bir İslâm firkasıdır. Akidelerini çıl­gınca savunurlar. Korkunç hükümleri olan serkeş insanlardır. Ve kanaatleri uğrunda, gayeleri yolunda göğüs gererek savaşırlar, çe­kinmeden ileri atılırlar. Onları buna sürükleyen, şey, zahirine bağ­landıkları bâzı sözler olmuştur. Bunu mukaddes din sandılar ve mü&#8217;min olan ondan asla ayrılmaz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hariciler-hakkindadir/">Hariciler Hakkındadır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><a href="http://ilimcephesi.com/hariciler-hakkindadir/haricilik-2/" rel="attachment wp-att-17103"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17103" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/haricilik-1.jpg" alt="" width="389" height="292" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/haricilik-1.jpg 480w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/haricilik-1-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/haricilik-1-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 389px) 100vw, 389px" /></a></h2>
<h2 style="text-align: center;">Haricîler Kimdîr?</h2>
<p>Hâriciler, kendi inançlarına ve fikirlerine müthiş bir taassup­la bağlı, gayet dindar görünen bir İslâm firkasıdır. Akidelerini çıl­gınca savunurlar. Korkunç hükümleri olan serkeş insanlardır. Ve kanaatleri uğrunda, gayeleri yolunda göğüs gererek savaşırlar, çe­kinmeden ileri atılırlar. Onları buna sürükleyen, şey, zahirine bağ­landıkları bâzı sözler olmuştur. Bunu mukaddes din sandılar ve mü&#8217;min olan ondan asla ayrılmaz addettiler. Onların aklı: «Bâ hükme illâlillâh hüküm ancak Allah&#8217;ındır» sözüne saplandı. Bunu bir dîni düstur gibi tutup, muhaliflerinin yüzüne daima haykırdı­lar. Konuşmak istiyenlerin sözünü bununla kestiler.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;yi ko­nuşurken gördüler mi, hemen bu sözü söylerlerdi. Bu söz onların kalkanı olmuştu. Hz. Ali onlar bu sözü söyleyince şöyle demiştir: «Doğru bir söz, fakat bununla bâtıl murad olunuyor, bunu kötüye kullanıyorlar. Evet, hüküm yalnız Allah&#8217;ındır. Fakat bunlar amir­lik ancak Allah&#8217;ındır, diyorlar, insanlar için doğru veya sapık bir emîr lâzımdır. Onun emri altında mü&#8217;min amel eder, kâfir de fay­dalanır. O vergiyi toplar, düşmanla çarpışır, yollarda emniyet ve asayişi sağlar, zaif&#8217;in hakkını kuvvetliden alıverir, böylece hayırlı olan kimse rahata kavuşur, facirden kurtulmuş olunur.»</p>
<p>Hz. Osman&#8217;dan Hz. Ali&#8217;den ve zâlim olan hâkimlerden kendi­lerini uzak tutmak onlardan teberrî etmek düşüncesi Hâricileri o kadar şaşırttı ki, akıllarını bile bozdular. Bu fikre öyle körü körüne saplandılar ki, anlayışlarına hâkim olan hep bu düşünce oldu. Hakka götüren yol, onlar için adetâ kapalı kaldı. Hz. Osman&#8217;-den, Hz. Ali&#8217;den, Talha ve Zübeyr gibi ashabın ulularından, Eme-vîlerin zâlim hükümdarlanndan ayrılanlar hep bunlara katıldılar ve bu fikre saplandılar, onlara karşı diğer prensiplerinden vazge­çerek hep bu teberrî prensibini tuttular. Abdullah b. Zübeyr, Emevîlere karşı ayaklandı .Hâriciler onun tarafına geçtiler. Ona yar­dım yapacaklarını, onun saflarında döğüşeceklerini vadettiler. Fakat onun, kendi babası Zübeyr ile Talha&#8217;dan, Ali ve Osman&#8217;dan teberrî etmediğini öğrenince ondan ayrıldılar, onun etrafından savulup gittiler!</p>
<p>Emevî Halifelerinden Ömer b. Abdulazîz, Hâricilerden Şevzeb ile münakaşa yaptığı zaman, münakaşanın merkezini bu teberrî mes&#8217;elesi teşkil ediyordu. Halbuki; Ömer b.Abdulazîz Emevîlerden zu]üm yapanlara muhalifti, onları zulümlerinden menetmişti. . Haksızlığa uğrayanların hakkını alıp adaleti yerine getiren âdil bir Halife idi. Fakat Hâricilerin münakaşasına teberrî fikri saplanmış-, ti. Muayyen şahıslardan tekeni etmiyenleri Müslüman saymıyor­lardı. Bu sebeple Ehli Sünnet ve cemaat topluluğuna giremediler. Sapık fırkalardan oldular.</p>
<h3>Hârîcilerîn Mümeyyiz Vasfı</h3>
<p>Hâriciler, parlak ve yaldızlı sözlerin tesiri altında kalmakta Fransa&#8217;da en korkunç cinayetleri irtikaptan çekinmiyen Yakubî&#8217;le-re benzerler. Bunlar, hürriyet müsavat, kardeşlik kelimelerini tut­turdular ve bunlar namına kan döktüler, nice canlara kıydılar: Hâriciler de (îman, hüküm ancak Allah&#8217;a aittir, zâlimlerden teber­rî) naralarını tutturdular ve bunlar adına Müslümanların masum kanını mubah sayıp kan içtiler. İslâm ülkesini kana boyadılar. Etrafa baskınlar yapıp canlara kıydılar. Haiz oldukları bu atılgan­lıktır ki, Hâricileri Yakubîlerîe birleştiren bir nokta olmuştur. Bu iki taifenin birbirine benzeyen işleri, bu cesaret ve saldırgan his­siyattan doğmadadır. Onları ölçüsüz hareketlere sevkeden bu his­siyattır, Gustave le Bon Fransa ihtillâl adlı eserinde Yakubîleri şöyle anlatmaktadır:</p>
<p>Yakubîlik zihniyeti kısa düşünceli, dar görüşlü, inatçı bir gö­rüş mahsûlü olup, sahibini eavet basit bir adam derecesine düşü­rür. Bu zihniyetin sahibi işlerin ancak dış tarafım görür, ruhun­da hasıl olan evhamı, hakikat sanır. Olayları birbirine bağhyamaz. Gözünü dikmiş olduğu cinayetleri akıl ve mantık saikasiyle işle­miyor. Çünkü akıl ve mantıktan onun nasibi yoktur. O, zaif aklına uyarak bu gibi şeyler peşinde koşuyor. Halbuki yüksek idrâk bu­rada durur kalır.»</p>
<p>Yakubîlerin bu hâli, bir çok cephelerden Hâricilerin hâlet-i nahiyesine uygun düşmektedir. Aşağıda zikri gelecek hâdiseler ve münakaşalar bunu göstermekte ve isbata kâfi gelmektedir.</p>
<h3>Rûhi Hâletlerî</h3>
<p>Hamaset duyguları ve kelimelerin zahirine saplanmak hevesi. Hâricilerin vazıh vasıflan, yalnız bunlar değildir. Bunların yanısıra diğer bâzı vasıflar da yer almaktadır. Meselâ, fedakârlık, serkeşlik, ölümden çekinmemek, tehlikelere atılmak gibi vasıflar bunlar meyanındadır. Bu hareketlerin bâzıları heves mahsûlü idi. Bâzısı kahramanlık göstermek ve mezhebine şiddetle sarılmak eseri de­ğildi. Onların bu hâli Endülüs&#8217;te Arap hâkimiyeti aîtmda bulunan Hıristiyanlara benzer. Onlardan bir kısmı öyle bir hevese kendile­rini kaptırmışlardı ki, koyu bir taassup, bozuk bir fikir uğrunda ölüme atılmaktan çekinmiyorlardı.</p>
<p>Komte De Cactrie, onlar hakkında neler yazıyor bir bak. Oku­yunca bunun bir çok bakımdan Hâricilere de uyduğunu görecek­sin. Diyor ki:</p>
<p>«Bu Hıristiyanlardan her biri mahkemeye giderek Muham-med&#8217;e söğüp öyle ölmek istiyordu. Bunlar fevc fevc mahkemeye koşuyorlardı. Kapıcı onları çevirmekten usanmışh. Hâkim idamla­rına hükmetmemek için sözlerini işitmiyeyim diye kulaklarım tı­kıyor, Müslümanlar bu zavallılara acıyorlar, onları delirmiş sanı­yorlardı.»</p>
<p>Hâricilerin içinde öyleleri vardı ki. Hz. Ali hutbe okurken sö­zünü keserlerdi. Hattâ o namaz kılarken namazını bile kesenler</p>
<p>bulunurdu. Allah&#8217;tan sevap umarak Müslümanlara meydan oku­yanlar vardı. Böyle yapmakla Allah&#8217;a yaklaştığım zannederlerdi. Abdullah b. Habbâb b. Ereti öldürdüler, cariyesinin karnını deştiler. Bu feci cinayeti işlediler. Hz. Ali onlara:</p>
<p>—  Kaatilleri bize teslim edin, dedi.</p>
<p>—  Onun kaatilleri biz hepimiz, cevabını verdiler ve teslim et­mediler. Hz. Ali onlarla savaştı. Onları tepeledi, hepsini imha edecekti. Buna rağmen geri kalanlar yine bildiklerinden şaşmadılar, kudurmuşçasına eski yollarından yürüdüler. O Hıristiyanlarla bun­lar arasında bu bakımdan bir benzerlik yok mu?</p>
<p>Bunların çoğunda güya İslâm&#8217;a hulûsla hizmet etmek düşün­cesi hâkimdi. Fakat bunda yanlış yoldan yürüdüler. Ters bir isti­kamet tuttular. Hataları burada idi. Rivayet olunduğuna göre; Hz. Ali onlarla münakaşa yapmak üzere lbn-i Abbas&#8217;ı gönderdi. Ibn-i Abbas yanlarına gelince izaz ve ikramla karşıladılar. Ibn-i Abbas karşısında öyle adamlar gördü ki; uzun müddet secde ede ede alınları dağlanmış gibi yara olmuş, elleri, yerlere çöken deve dizleri gibi kalınlaşmış. Sırtlarında yıkana yıkana eskimiş göm­lekler var.[2]</p>
<p>Bunların akidelerinde ihlâs üzere olduklarında şüphe yok. Fa­kat bu ıhlasın noksan tarafları da çok: Evvelâ dînî anlayışları yanlış. Dalâlete sapmışlar, dînin özünü anlamıyorlar. Kendilerine muhalif olan her müslümanın kanını helâl saymaları büyük hata­dır. Müslümanın kanı daima masumdur. Ebû Abbas Müberred, El-kâmilinde diyor ki : Hâricilerin enteresan olaylarından biri de şudur: Bir defa bir Müslüman ile bir Hıristiyana tesadüf etmişler, Müslümanı öldürmüşler, Hıristiyana peygamberine olan ahdini muhafaza etmesini tavsiyede bulunmuşlar&#8230; Abdullah b. Habbâbe rastladılar» boynunda Mushaf-ı şerif asılı, yanında da gebe olan ka­rısı var. Bu insafsızlar Abdullah&#8217;ı yakalayıp:</p>
<p>—  Şu boynunda asılı olan kitap bize seni öldürmemizi em­rediyor, dediler. Ve ona:</p>
<p>—  Ebû Bekir ve Ömer hakkında ne dersin? diye sordular. O</p>
<p>da onları hayırla yâdetti.</p>
<p>—  Hâkem tâyin etme hâdisesinden önce Hz. Ali hakkında ve keza Hz. Osman&#8217;ın altı senesi hakkında ne dersin? dediler.</p>
<p>O da, yine hayırla yâdederek cevap verdi.</p>
<p>—  Hakem mes&#8217;elesİ hakkında ne dersin? diye sordular. O da, şu cevabı verdi:</p>
<p>—  Benim diyeceğim şudur: Hz. Ali Allah&#8217;ın  kitabını sizden çok daha âlâ bilir. Dînini sizden daha iyi korur,   sizden çok daha basiret sahibidir.</p>
<p>—  Sen hidayete tâbi olmuyorsun, adamlara isimlerine baka­rak tâbi oluyorsun, dediler ve onu dere kenarına çekip hayvan bo­ğazlar gibi kestiler! Orada bulunan bir Hıristiyandanhurma satın almak istediler. O da:</p>
<p>—  Hurma parasız sizin olsun, dedi.</p>
<p>—  Parasız asla kabul etmeyiz, dediler. Hıristiyan bu adamların yaptıklarına şaşarak:</p>
<p>—  Ne acayip kimseler,, dedi. Abdullah b. Habbâb gibi bir zatı öldürdüler, bizden parasız hurma kabul etmezler&#8230;</p>
<h3> Taassupları</h3>
<p>Bir düşünceye bu kadar taassupla bağlanmak nedendi? Onu müdafaa uğrunda, bu derece haşîn ve sert hareket etmeğe sebep ne idi? Ona davette bu kadar kükreyip coşmak niçindi? İnsanları kılıç kuvvetiyle, merhamet ve şefkat tammıyan bir tazyikle dînin müsamahakâr ruhiyle barışmaz bir şekilde zorlayarak şiddet kul­lanmak acaba neden ileri geliyordu? Bunun sebepleri bence şun­lardır;</p>
<p>Hâricilerin çoğu bâdiye — Çöl Araplarındandı. İçlerinde köy­de, şehirde sakin olan Araplar azdı. Çöl Arapları islâmiyetten ön­ce dahi son derece fakir halli, yokluk ve sıkıntı içinde yaşarlardı. İslâmiyet gelince de onların malî durumlarında, maddî vaziyetlerin­de bir iyileşme olmadı. Çoğu çölde hayat darlığı içinde sıkıntılı bir halde yaşamağa devam ettiler. İslâm sevgisi kalplerine girdi, fakat basit ve sade kaldı. Tasavvurları vardı. îlimden uzak kaldılar. Bu şartlar altında dar akıllı, kuru zâhid, alıngan bir mü&#8217;min grubu meydana geldi. Çünkü; bâdiye Arapları mahrumiye içinde idiler. Maddî mahrumiyet İçinde olan ruhu, îman kaplar ve sağlam bir itikad vicdana yerleşirse, bu dünya nimetleri peşinde koşmaktan vazgeçer, fâni dünya zevklerine göz dikmez, kendini âhirete verir, âhiret nimetlerine rağbet eder. Cehennem azabından uzaklaştıra­cak şeylere sarılır. Onun için Hâricilerde dînîzühd kuvvetli idi.</p>
<p>Sonra onların yaşayış tarzları onları huşunet, kasvet, ünf ve şiddet göstermeğe itecek mahiyette idi. Zira nefis, gördüğü ve alış­tığı şeylere uyar. Eğer Hâriciler refah içinde yaşasalar, nimetler­den faydalansalardı, onların o haşîn hâli değişir, sertlikleri ve ka­balıkları azalır, onlar da yumuşar ve uysal kimseler olur, tabiatle-rinde değişiklik görülürdü. Şu hâdiseye bakın: Ebû Hayr isminde yoksul ve fakır bir adamın Hâricilerin görüşlerine taraftar oldu­ğunu duyan Ziyad b. Ebih, onu nezdine çağırıp ona valilik vermiş ve her ay dörtlün dirhem maaş bağlamış. Ebû Hayr bu bolluğa ka­vuşunca îtaattan ve topluluk içinde yaşamaktan daha hayırlı bir şey görmüş değilim, dermiş. Valilik makamında uzun müddet kal­mış.Ziyad onun bir hareketini beğenmemiş, o da Ziyad&#8217;e karşı gel­miş, bu yüzden hapse atılmış ve orada ölmüş. Bunda şayet dikkat edilecek nokta şudur: Nimete kavuşunca bu adamın o seriati-&#8220;biati değişmişti, ruhu kibarlaştı, müsamahalı ve şefkatli oldu. Ta­assup ve şiddetten eser kalmadı.</p>
<h3>Kureyş&#8217;e Kinleri, Hilâfet Gâsıbî Saymaları</h3>
<p>Hz. Ali&#8217;ye ve ondan sonra da Emevîlere karşı duran Hâricile­rin çoğunun bu inançlarında, ıslâh üzere olduklarını söylemiştik. Fakat biz bununla, onları Hükümete karşı isyana sürükleyen bu akidelerden başka sebepler yok demek istemiyoruz. Bunun en açık misâli şudur: Hâriciler, Hilâfete yalnız Kureyş&#8217;in geçmesini çeke­miyorlar, başkalarının değil de, ancak Kureyş&#8217;in hâkim olmasını kıskanıyorlardı. Gerçekten Hâricilerin ekserisi Rabîa Kabilelerin­den idiler. Bunlarla, Mudar Kabileleri arasında cahiliyet zamanın­dan beri eski bir düşmanlık vardı. İslâmiyet bu düşmanlığın şid­detini biraz azaltmış ise de, büsbütün kaldıramamıştı. Kalblere gizlenmiş, ruhlara sinmiş bâzı cahiliyet izleri kalmıştı. Bunlar, Hâ­ricilerin mezhebine ve görüşüne kapılanların gör&#8217;iş ve mezheble-rinde —farkına varılmadan, sezilmeden— kendini gösterdi. Bazan insan ruhunu, öyle bir arzuya sardırır ki, muayyen bir fikre sap­lanır kalır, ıhlâs peşinde koştuğunu zanneder, aklı kendisini doğ­ruya götürdüğü kuruntusuna kapılır. Bunlar hayatta daima görü-lenfişlerdir. insan, kendisine elem veren şeye yakın olan, her dü­şünceden nefretle kaçar. Mademki bunun böyle olduğu bir gerçek­tir. Ekserisi Rabîa Kabilelerinden olan Hâriciler de baktılar ki. Ha-lifeleV, aralarında düşmanlık bulunan Mudar Kabilelerinden seçi­liyor, onların hükümlerinden nefret ettiler. Bu nefretin tesiri al­tında kalarak Hilâfet mes&#8217;elesinde farkına varmaksızın bambaşka bir fikre saplandılar. Onu mahz-ı dîn saydılar, İhlasın özü sandılar. Dîne ihlâsla bağlanmaktan, Allah &#8216;a yönelmekten başka bir maksat­ları olmadığı zannına kapıldılar. İçlerinde gerçekten ihlâs sahibi, her hangi bir kötü garazdan uzak kalan kimse de yok değildi. Fakat. umumiyetle haklarında verilen hüküm böyledir. Kalplerde gizli olanı en iyi bilen Allah&#8217;tır.</p>
<p><strong> Haricîlerin Çoğu Araptır</strong></p>
<p>Hâricilerin ekserisi Araptır. Aralarında mevâliden olanlar ga­yet azdır. Halbuki Hâricilerin Hilâfet hakkındaki görüşüne göre» şartları mevcut olunca, mevâli de Halife seçilebilmek hakkım ha­izdi. Çünkü onlar Hilâfeti her hangi bir ırkı münhasır görmüyor­lardı. Bu görüş mevâlinin işine uygun düşmektedir. Fakat mevâli-nin Hâricilerin mezhebinden nefret etmelerinin sebebi şudur: Hâ­riciler mevâliden hoşlanmıyordu. Onlarda da koyu Arap taassubu vardı. Nehc&#8217;el-Belâğa sarihi îbn-i Ebî Hadîd naklediyor: Mevâli­den bir adam Hâricilerden bir kadınla evlenmek üzere dünürlük yolladı. Hâriciler buna kızdılar; kadma:</p>
<p>— Bizi rezil ettin, dediler.</p>
<p>Eğer bu asabiyet dâvasını bıraksalardı, mevâliden onlara da­ha çok uyanlar olurdu.</p>
<p>Hâriciler arasında mevâli az olmakla beraber bâzı fırkaların­da onların tesirini görüyoruz. Meselâ Yezidiye [3]fırkasının iddia­sına göre; Âllah&#8217;u Teâlâ Acemden, Arap olmayanlardan bir pey­gamber gönderecek, ona gökten bir kitap indirecek, onunla, Şe-riat-ı Muhammediye&#8217;yî nesh edip kaldıracakmış. Meymûniye[4] fırkası ise bir adamın öz evlâdının kızlarını, gerek erkek, gerek kız kardeşlerinin evlâtlarının kızlarım, nikahlanıp almasını mubah gö­rürler.[5] Görülüyor ki, bunlar ibahaciîik prensibidir. Bunların İran mahsulü olduğu açıktır. Çünkü Mecûsi Farslar, İranlı bir Pey­gamber beklemekte oldukları gibi bu türlü nikâhları da mubah saymaktadırlar.</p>
<h3> Basit Ve Sathî Görüşleri</h3>
<p>Yukarıda Hâricilerin nasıl bir zihniyet taşıdıklarını, onların hâlet-i nahiyelerini Öğrenmiştik. Gerçekten onların akideleri, basit ve sade akıl ve fikirlerinin mahsulüdür. İnançlarında sathî görüş­leri, Kureyş&#8217;e ve bütün Mudar kabilelerine düşmanlık kendini gös­termektedir.</p>
<p><strong>a-</strong> Birinci görüşleri —ki bu, onların en doğru ve sağlam gö­rüşleridir— Halîfenin bütün müslümanların hür ve serbest seçimiyle o makama getirilmesidir. Bu seçim bir fırkaya veya bir top­luluğa mahsus değildir. Adaleti icra ettikçe, dîne uydukça, hatadan ve sapıklıktan uzak kaldıkça Halîfe sayılır. Eğer doğru yoldan sa­parsa azli ve katli lâzım gelir.</p>
<p><strong>b-</strong> Onların görüşlerine göre Halifelik, Arap kabilelerinden, soylarından hiçbir aileye mahsus değildir. Başkalarının dediği gibi Hilâfet yalnız Kureyş’in hakkı değildir.Bu ancakArablara mahsus olup Arap olmıyanlar o haktan mahrum edilemez. Müslüman­lar hepsi bu hususta müsavidir. Hattâ haktan ayrıldığı, doğruyu bıraktığı zaman azli ve katlık olay olsun diye Halîfenin Kureyş&#8217;den başkasından olmasını tercih bile ederler. Çünkü; onu koruyacak kuvvetli asabiyet sahibi kabile bulunmıyacağından azli kolay olur. Başları olan Abdullah b. Vehb bu esasları kurdu ve bunlar dahi­linde onu kendilerine reis seçerek ona Emîr&#8217;ül-Mü&#8217;minin unvanını verdiler. Halbuki o, Kureyş&#8217;ten değildi. Bu başlangıç diğer Müslü­manları onlara uymağa, mezheblerini benimsemeğe teşvik edici olmalıydı. Fakat onların mevâliyi hakîr görmeleri, Müslümanların kanım helâl saymaları, kadınları ve çocukları bile esir etmeleri, Hz. Ali&#8217;nin ve Ehl-i Beytin çoğunun imamlarına ta&#8217;n ile dil uzatmaları, bütün bunlar Müslümanların onlardan yüz çevirmelerine sebep oldu.</p>
<p><strong>c-</strong> Burada şunu da kaydedelim ki. Hâricilerin Necdât Kolu halkın bir halife seçmesine bile lüzum görmezler. Müslümanlara lâzım olan aralarında adalete riayet etmeleridir. Eğer bu cihet on­ları hakka riayete sevkeden bir imam olmaksızın tamam olmazsa, o zaman bir imam seçerler. Halife seçimi şer&#8217;an vâcib değildir. Maslahat icap derse, buna ihtiyaç hâsıl olursa seçmek caizdir, vâ­cib değildir.</p>
<p><strong>ç-</strong> Hâriciler günah işleyenleri kâfir sayarlar ve bu işte bi­lerek, kötü maksatla günah işlemekle hataya düşmek arasında hiç­bir fark yapmazlar. Bunun içindir ki, hakem tâyin ettiğinden dola­yı Hz. Ali&#8217;yi tekfir ederler. Halbuki Hz. Ali hakem tâyinine kendi arzu ve ihtayariyle gitmemişti. Haydi teslim edelim ki, hakem tâ­yinini kendisi istedi, bu içtihadında hata eden bir müçtehit duru­munu aşmaz. Müctehidin ise hatası bağışlanır. Onların Hz. Ali&#8217;yi tekfir etmeleri içtihatta hatanın müetehidi dinden çıkardığına inandıklarını gösterir. Kendilerine cüz&#8217;i bir muhalefeti olan Talha, Zübeyr, Osman ve diğer Ashabın uluları hakkında ayni şeyi ya­pıyorlar, îçtihadlarında hatalarından dolayı onları tekfir ediyorlar. Nehc&#8217;el-Belâğa Şârihiİbn-i Ebî Hadid, günah işleyenleri kâfir say-maları hususunda onların tuttukları delilleri getirerek, onları bi­rer birer reddedip çürütmüştür. Nasıl reddettiği bizim için o ka­dar mühim değildir. Bizim için burada mühim olan şey; onların nokta-ı nazarlarını, nasıl düşündüklerini gösterme bakımından on­ların delillerini bu vasıta ile öğrenmiş olmaktır. Bu delillerden on­ların düşüncelerinin ne kadar sathî olduğunu bahislerinde hiç derinleşmediklerini,mevzuu etrafiyle kavrayamadıklarını açıkça gö­rüyoruz. .</p>
<p>Bu delillerden bâzısına göz atalım: «Mekke&#8217;ye gitmeye yolculu­ğa takati olan kimselere, Beyt-i Şerifi ziyaret ile Hacca gitmeleri farzdır. Her kim küfür ederse, Allah-u Teâlââlemlerden müstağ­nidir.»</p>
<p>Ayet; Haccı terk edeni kâfir sayıyor. Haccı terketmek büyük günahtır. Öyle ise Hâricilere göre büyük günah işleyen her kimse kâfir olur. Diğer delilleri:</p>
<p>«Kim ki Allah&#8217;ın inzal ettiğiyle hükmetmezse, onlar kâfirler­den olur.»</p>
<p>Her günah işleyen kimse, onlarca, Allah&#8217;ın inzal ettiğiyle amel etmiyor dernektir ve kâfir olur. Diğer delilleri :</p>
<p>«O gün bâzı yüzler beyazdır, bâzı yüzlerse kapkara olur. Yüz­leri kara olanlara denir :Siz îmandan sonra küfür ederseniz ha, küfür ettiğinizden dolayı şimdi azabı tadın bakalım.»</p>
<p>Fâsık olan kimse, yüzü beyaz olanlardan olamaz. Öyle ise, o yüzü kara olanlardan olması lâzım gelir. Yüzü kara olanlar ise kâfirdir.</p>
<p>«O gün bâzı yüzler parlar, güler, sevinir; bir takım yüzler de tozlu topraklı, karanlık onu sarar, işte bunlar kâfirler ve fâcirler-dir» (Abese: 38-42)</p>
<p>Fâsıkın yüzü kir-pas içindedir, onun kâfirlerden olacağı mu­hakkaktır. «Zalimler Allah&#8217;ın Âyetlerini inkâr ederler.» Zalimler münkirdir. İnkâr ise kâfirlerin sıfatıdır.[6]</p>
<p>Bu delillerin hepsi naslara sathî bakışın mahsûlüdür.Âyetle­rin maksadını anlayamamışlar, esrarını kavrayamamışlardır. Hz. Ali kendi zamanındaki Hâricilerle münakaşa yapar, kesin delillerle onlan sustururdu. O sözlerden bâzıları şunlardır :Haydi inatla be­nini hata ettiğimi ve dalâlete düştüğümü iddia ediyorsunuz, fakat neden benim dalâletim yüzünden bütün Muhammed Ümmetini ve Âl-i Beyti dalâlette sayıyorsunuz. Niçin benim hatamla onlan mua-haze ediyor,benim günahımla onları nasıl olup da kâfir sayıyorsu­nuz. Kılıçlarınız omuzlarınızda, onları yara olan yere de, yara ol-mıyan yere de hemen vuruyorsunuz. Günah işleyeni, günâh işlemi-yenle karıştırıyorsunuz. Siz de bilirsiniz ki, Hz. Peygamber evli ol­duğu halde zina yapanı recm etti, sonra onun cenaze namazını kıl­dı, sonra ehlini onun malına mirasçı yaptı. Katili kısasan öldürdü, elini kesti, evli değilken zina yapana had vurdurdu, sonra onlara diğer Müslümanlarla beraber ganimet malından hisse verdi, Müs­lüman kadmlariyle onları evlendirdi. Hz. Peygamber onlan bu gü­nahlarından dolayı cezalandırdı, onlar hakkında emir olunanı ye­rine gelirdi. Fakat onları îslâm topluluğundan dışarı saymadı. Islâmın onlara verdiği hisselerini menetmedi. Onların isimlerini Müslümanlar listesinden çıkarmadı.»</p>
<p>Bu sözler o inatçıları susturacak mahiyettedir. Bunların etra­fında gürültü kaldıramazlar. Hz. Ali onlara karşı kitaptan değil de, bizzat Hz. Peygamberin işlediği fiillerden delil getirdi. Çünkü fiil tevil taşımaz. Başka türlü anlaşılmağa tahammülü yoktur. Onların sathî görüşlerine meydan vermez. Onların ancak bir tarafı gö­ren bakışları, ibarelerin bütününü anlamaktan uzaktır. Sözleri yanlış ve noksan anlıyorlar. Onun için Hz. Ali onlara amelî delil­ler&#8217; gösterdi, onların yanlış anlayışa giden tevîl yollarını kapadı. Onların bozuk ve fâsık görüşlerini reddetti.</p>
<h3>Çok İhtîlâfçı Olmaları</h3>
<p>Hâricilerin ekserisinin benimsediği inançlar bunlardır. Bunla­rın dışında aralarında anlaşamadıkları bir çok ihtilâf noktaları vardır. Hâricilerin kusurlarından biri de çok ihtilâfçı, kavgacı ol­malarıdır. En ufak ve ehemmiyetsiz bir mes&#8217;ele yüzünden araların-da hemen ihtilâf çıkar, kavga kopardı. Belki de onların sık sık boz­guna uğramalarının sebebi .de budur.</p>
<p>Emevîler zamanında Mühelleb b. Ebî Sufra Müslüman halkı onların saldırganlıklarından korunmak için bir kalkan vazifesini görürdü. Onları birbirinden ayırarak kuvvetlerini parçalamak için aralarındaki bu ihtilâfları fırsat bilirdi. Aralarında ihtilâf çıkar­mak için vesileler yaratırdı. îbn-i Ebî Hadıd&#8217;in nakline göre: Hâ­ricilerin. Ezânka kolundan bir demirci gayet zehirli   oklar yapar,bunları Mühelleb&#8217;in adamlarına  atarlar, öldürürlerdi. Bu durum Mühelleb&#8217;e arz olundu. O da :.</p>
<p>—  Ben bunun çaresini bulurum, dedi ve adamlarından birine bir mektupla bin dirhem para vererek onu Hâricilerin Kumandanı­nın bulunduğu yere gönderdi ve ona bu mektupla   parayı gizlice oraya bırakmasını tenbih etti. Mektupta demirciye hitaben şunlar yazılıydı:</p>
<p>«Yapıp gönderdiğin okları aldım. Sana bin dirhem gönderiyo­rum. Bunları al ve bize daha çok ok gönder.»</p>
<p>Bu mektupla parayı bulanlar derhal kumandanları olan Kata-rî&#8217;ye koştular ve işi haber verdiler. O da demirciyi çağırtarak :</p>
<p>—  Bu mektup ne? diye sordu.</p>
<p>—  Bilmiyorum, dedi.</p>
<p>—  Bu paralar ne?</p>
<p>—  Haberim yok, cevabını verdi. Herifin hakikaten bir şeyden haberi yoktu. Fakat inkâr ediyorsun diyerek demirciyi   öldürttü. Benî Kays b. Sa&#8217;lebe&#8217;nin reisi olan Abdurrabbihgelerek Katarî&#8217;ye itiraz etti ve :</p>
<p>—  İnceden inceye araştırmadan bir adamı öldürdün, dedi. Katarî de :</p>
<p>~ İnsanların yararına, umumî maslahat uğrunda bir adamı öldürmek kötü bir şey sayılmaz, imamın yararlı gördüğü şeyle hük­metmek hakkıdır. Tebaanın buna itiraza hakkı yoktur, dedi.</p>
<p>Bu cevabı Abdurrabbih beğenmedi ve cemaatıyle ondan ayrıl­mak istediyse de adamları buna yanaşmadılar. Mühelleb bunu ha­ber alınca başka bir çare düşündü. Bir Hıristiyan kişi buldu. Ona oldukça mühim bir para mükâfat vaad ederek şu talimatı verdi:</p>
<p>—  Hâricilerin başı olan Katarîyi gördüğün zaman ona secde et, seni bundan menetse de ben sana secde ediyorum de.</p>
<p>Hıristiyan böylece yaptı. Katarî :</p>
<p>.— Secde ancak Allah&#8217;a yapılır, dediyse de o:</p>
<p>—  Ben sana secde ediyorum işte, dedi.</p>
<p>Orada bulunan Hâricilerden biri hemen ileri atıldı:</p>
<p>—  O, Allah&#8217;ı bırakıp sana secde ediyor. Kur&#8217;ân, «Sizler ve Al­lah&#8217;tan gayri taptıklarınız Cehennem odunudur» diyor. Sen de Ce­hennem odunlarından oldun, dedi.</p>
<p>Katarî kendini şöyle müdafaa etmek istedi:</p>
<p>—  Hıristiyanlar, Hz. îsâ&#8217;ya taptılar, fakat bu îsâ&#8217;ya bir zarar verdi mi?</p>
<p>Diğer bir Hârici hemen ayaklandı ve Hıristiyanı derhal öldür­dü. Katarî bu işi beğenmedi, diğer Hâriciler de Katarî&#8217;nin bu hare­ketini beğenmediler, inkâr ettiler. Bu vaziyeti Mühelleb duyunca onlara adam gönderdi ve şunu sordurdu:</p>
<p>—  İki adam var, bunlar muhacir olarak size gelmek üzere yola çıksalar, bunlardan biri yolda ölse, diğeri sağ ve salim olarak size ulaşsa onu imtihana çekseler, fakat muvaffak olmasa, bunlar hak­kında ne dersiniz?</p>
<p>Bâzıları: Yolda ölen kimse cennetliktir, imtihan veremiyen kâfirdir dediler, bâzıları ise: Her ikisi de kâfirdir, dediler. Böylece aralarında ihtilâf başladı. Bu ihtilâf üzerine Katarî Islahat hudu­duna gitti bir ay orada kaldı, adamları ihtilâfa devam ettiler.[7]</p>
<p>Görülüyor ki Mühelleb, bu büyük kumandan onların kinleri­ni körükleyerek basit görüşlerinden nasıl istifade etmiye çalışıyor. O zaif düşünceli kimseler arasında düşmanlığı alevlendiriyor, ih­tilâfı körüklüyor. Böylelikle onların kinlerini birbirine musallat ediyor. Müslümanlara saldırmağa takatlan kalmasın diye onları birbiriyle uğraştırıyor. Zaten Hâricilerin kendi aralarında ihtilâfla­rı pek çoktu. Hariçten aralarına ihtilâf tohumu saçmağa lüzum kal­maksızın birbiriyle ihtilâf halinde idiler.</p>
<div id="post_tag" class="tagsdiv">
<div class="tagchecklist">Muhammed Ebu Zehra &#8211; Ebu Hanife</div>
</div>
<p><strong>DİPNOTLAR</strong></p>
<p>[1] Bu Abdullah&#8217;ın babası Habbâb, ilk Müslümanlardan olup müşrik­lerden çok eza.ve ceîa görmüştür. Ümmü Enmâr İsminde bir İcadının kölesi İdi. Başka efendisi gelmek üzere Kureyş müşriklerinden neler çekmedi. Müş­rikler, diğer zayıf Müslümanlarla&#8217;ona çok işkence yapardı.&#8217; Kızgın demirler­le vücudunu dağlayıp dininden çevirmeğe çalışıyorlardı. Bir gün bu işken­celer canına tak dedi. Kabe&#8217;de oturan Peygamber&#8217;in yanına gelip:</p>
<p>—  Ya Resûlullah, Allaha dua etsen de bizi kurtarsa, dedi. Peygamber Efendimiz onu şöyle teskin etti:</p>
<p>—  Sizden önce öyle müminler vardı ki, etleri demir tarakla taranıp parça parça soyuldu, boyunları destereyle biçilirdi. Fakat yine   dinlerinden dönmezlerdi, iyi günler gelecek, kurtla koyun bir arada gezecek, buradan kalkan bir yolcu emniyet içinde Yemen&#8217;e ulaşacak.</p>
<p>Bir gün müşrikler Habbâb-ı kızgın kömür üzerinde yaktılar, vücudunu kızgın demirle dağladılar. Aradan yıllar geçtikten sonra bunu Hz. Ömer&#8217;e anlattı, ona sırtını gösterdi; yanık yerleri halâ belli İdi. 36 senesinde Kû-fe&#8217;de öldü. Ne gariptir ki, oğluna da biz Müslümanız, diyen Haricîler kıydı!</p>
<p>[2] Müberred, El-Kamil, c. II, s. 143.</p>
<p>[3] Yediye: Haricilerden Yeziö b. Ebî Enîse&#8217;ye tâbi olanlardır. Bunlar Hâricilerden ayrılınca Sicistan&#8217;da yerleştiler. İran görüşleri onlara da te­sir etti, birçok şeyler karıştı.</p>
<p>[4] Meymüniye: Meymûn Acredîye tâbi olanlar.</p>
<p>[5] Abdulkahir Bağdadî, El-Park Beynel-Fırak.</p>
<p>[6] İbn-i Ebi Hadid, Nechül-Belâga Şerhi, c.  II,  s. 307-308</p>
<p>[7] İbn-i Ebî Hadld, Nehcul&#8217;l-Belâga Şerhi, c. I, s. 401.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hariciler-hakkindadir/">Hariciler Hakkındadır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hariciler-hakkindadir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebu Hanife&#8217;nin Dehrilerle Münakaşası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanifenin-dehrilerle-munakasasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanifenin-dehrilerle-munakasasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2014 11:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife'nin Dehrilerle Münakaşası]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2357</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmam Azam, Dehrîlere şunu sorarak münazaraya başlamıştır: &#8211; Bir adam size gelse de şöyle bir şey anlatsa: Denizin ortasında bir fır­tına koptu, dalgalar ve rüzgâr çarpışırken birdenbire içi çeşitli mallarla dolu bir gemi meydana geliverdi. Kuvvetli fırtınaya rağmen bu gemi kaptansız ve tayfasız kendi kendine istikametini bulup hareket ediyor; dese buna ne der­siniz? Akıl bunu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanifenin-dehrilerle-munakasasi/">Ebu Hanife’nin Dehrilerle Münakaşası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/ebu-hanifenin-dehrilerle-munakasasi/images-140/" rel="attachment wp-att-17111"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17111" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/images.jpg" alt="" width="304" height="166" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/images.jpg 304w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/images-300x164.jpg 300w" sizes="(max-width: 304px) 100vw, 304px" /></a></strong></p>
<p><strong>İmam Azam, Dehrîlere şunu sorarak münazaraya başlamıştır:</strong></p>
<p>&#8211; Bir adam size gelse de şöyle bir şey anlatsa: Denizin ortasında bir fır­tına koptu, dalgalar ve rüzgâr çarpışırken birdenbire içi çeşitli mallarla dolu bir gemi meydana geliverdi. Kuvvetli fırtınaya rağmen bu gemi kaptansız ve tayfasız kendi kendine istikametini bulup hareket ediyor; dese buna ne der­siniz? Akıl bunu kabul eder mi?</p>
<p><strong>Hayır, dediler. Böyle şey olmaz. Bu aklın kabul etmeyeceği ve hav­salanın almayacağı bir şeydir.</strong></p>
<p>&#8211; Madem ki öyledir. Denizde bir geminin kendi kendine oluvereceğini ve kaptansız yüzeceğini kabul etmiyorsunuz. Şu sonsuz âlemler, en ince nizam üzere kurulmuş bu dünya, içindeki akıllara hayret verici varlıklar ve olaylarıyla kendi kendine nasıl oluverir, bunların bir yaratıcısı bir sahibi yok mudur?</p>
<p><strong>Dehrîler buna cevap veremeyip sustular.</strong></p>
<p>Muhammed Ebu Zehra, Ebu Hanife</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanifenin-dehrilerle-munakasasi/">Ebu Hanife’nin Dehrilerle Münakaşası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanifenin-dehrilerle-munakasasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
