<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhacirlerden İlk Müslüman Olanlar ve Hz. Ebu Bekir: | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/muhacirlerden-ilk-musluman-olanlar-ve-hz-ebu-bekir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Nov 2017 19:29:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Muhacirlerden İlk Müslüman Olanlar ve Hz. Ebu Bekir: | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tevbe Suresi 100.Ayet Tefsiri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tevbe-suresi-100-ayet-tefsiri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tevbe-suresi-100-ayet-tefsiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2015 23:10:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Âyetin Belirlediği Üstünlüğün Kapsamı:]]></category>
		<category><![CDATA[İleriye Geçenler ve Onlara Güzel Bir Şekilde Uyanlar:]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm'a İlk Girenler:]]></category>
		<category><![CDATA[Ashab-ı Kiram ve Ensar:]]></category>
		<category><![CDATA[Ashabın Fazilet Dereceleri:]]></category>
		<category><![CDATA[Ensar ve Muhacirler Arasından İleriye Geçenlerin Üstünlüğü:]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacirlerden İlk Müslüman Olanlar ve Hz. Ebu Bekir:]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe Kime Denir]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiin ve Mertebeleri:]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe Suresi 100.Ayet Tefsiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tevbe:100 İleriye geçen Muhacir ve Ensar İle onlara güzellikle uyanlar­dan Allah razı olmuştur. Onlar da O&#8217;ndan hoşnut olmuşlardır. Bunlar İçin orada ebediyyen kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu, en büyük kurtuluştur. Bu buyruğa dair açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız:[1] &#160; 1-Ashab-ı Kiram ve Ensar: Yüce Allah, bedevî arapların çeşitlerini sözkonusu ettikten sonra [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tevbe-suresi-100-ayet-tefsiri/">Tevbe Suresi 100.Ayet Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-92.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7104" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-92.jpg" alt="Tevbe Suresi 100.Ayet Tefsiri" width="418" height="209" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-92.jpg 318w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/indir-92-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 418px) 100vw, 418px" /></a></p>
<p>Tevbe:100</p>
<p>İleriye geçen Muhacir ve Ensar İle onlara güzellikle uyanlar­dan Allah razı olmuştur. Onlar da O&#8217;ndan hoşnut olmuşlardır. Bunlar İçin orada ebediyyen kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu, en büyük kurtuluştur.</p>
<p>Bu buyruğa dair açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız:[1]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1-Ashab-ı Kiram ve Ensar:</strong></p>
<p>Yüce Allah, bedevî arapların çeşitlerini sözkonusu ettikten sonra Muha­cirlerle Ensarı sözkonusu etmekte ve onlar arasından kimisinin erken hicret ettiğini, kimilerinin de onlara tabi olduğunu açıklayıp onlardan övgüyle söz etmektedir. Ashab-ı Kiram&#8217;ın tabaka ve sınıflarının sayısı hususunda farklı görüşler vardır. Bizler, bu konuda yüce Allah&#8217;ın izniyle bir dereceye ka­dar açıklamalarda bulunacak ve buradaki maksadı bir dereceye kadar açıklamaya çalışacağız:</p>
<p>Ömer b. el-Hattab&#8217;ın, &#8220;Ensar&#8221; anlamındaki kelimeyi;  İleriye ge­çenler&#8221; kelimesine atf ile ötreli okuduğu rivayet edilmiştir.[2]  b-Ahfeş ise der ki: Uygun okuma şekli, bu kelimenin esreli okunmasıdır. Çünkü, &#8220;ileriye ge­çenler&#8221; hem Ensardan, hem de Muhacirlerdendir.</p>
<p>&#8220;Ensar&#8221;, İslâmî bir adlandırmadır. Enes b. Malik&#8217;e şöyle sorulmuş: İnsan­ların sîzlere &#8220;Ensar&#8221; demesine ne dersin? Bu, Allah&#8217;ın size vermiş olduğu bir isim midir, yoksa cahiliye döneminde de bu isimle anılıyor muydunuz? Şu ce­vabı vermiş: Hayır o, Allah&#8217;ın Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bize verdiği bir isimdir. Bu rivayeti Ebu Ömer (b. Abdi&#8217;1-Berr) &#8220;el-îstizkâr&#8221; adlı eserinde nakletmektedir.[3]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2-Ensar ve Muhacirler Arasından İleriye Geçenlerin Üstünlüğü:</strong></p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim, Muhacirlerle Ensardan İleriye geçen (Önce müslüman olan)ların üstünlüğünü açık nass ile tesbit etmiştir. Bunlar ise, Saİd b. el-Müseyyeb ile bir kesimin görüşüne göre her iki kıbleye doğru namaz kılabilen kimselerdir. Şafiî mezhebine mensub ilim adamlarının görüşüne göre ise bun­lar, Rıdvan Bey&#8217;ati olarak bilinen Hudeybiye&#8217;deki bey&#8217;atta hazır bulunanlar­dır. eş-Şa&#8217;bî de bu görüştedir.</p>
<p>Muhammed b. Kâ&#8217;b ile Ata b. Yesar&#8217;dan nakledilen görüşe göre ise bun­lar Bedir&#8217;e katılanlardır. Bununla birlikte kıblenin değiştirilmesinden önce hic­ret edenlerin ilk muhacirler arasında sayılacağını ittifakla kabul etmişler ve bu konuda aralarında görüş ayrılığı yoktur. Ashabın en faziletlilerine gelin­ce, bu da bir sonraki başlığın konusudur.[4]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3-Ashabın Fazilet Dereceleri:</strong></p>
<p>Ebu Mansur el-Bağdadî et-Temimî der ki: Bizim mezhebimize mensub ilim adamları, ashabın en faziletlilerinin dört raşid halife, daha sonra da sa­yıları ona tamamlayan diğer altı kişi, sonra Bedir&#8217;e katılanlar, sonra Uhud&#8217;a katılanlar, sonra da Hudeybiye&#8217;de Rıdvan Bey&#8217;atine katılanlar olduğunu icma île kabul etmişlerdir.[5]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>4-İslâm&#8217;a İlk Girenler:</strong></p>
<p><strong>Ashab-ı kiram arasında kimin İslâm&#8217;a ilk girdiği hususuna gelince;</strong> Müca-lid, eş-Şa&#8217;bi&#8217;den şöyle dediğini rivayet eder: Ben, İbn Abbas&#8217;a İnsanlar ara­sında ilk müslüman kişi kimdir diye sordum. O, Ebu Bekir&#8217;dir dedi, Sen, Has­san&#8217;in şu beyitlerini hiç İşitmedin mi:</p>
<p>&#8220;Güvenilir bir kardeşten hüznünü harekete geçiren bir şey hatırladığında Kardeşin Ebu Bekir&#8217;in neler yaptığını an. O ki, Peygamberden sonra insanların en hayırlıları, en takvalısı, en adil olanı idi Ve yüklendiğini en mükemmel şekilde ifa edenleridir.</p>
<p>İkincisi,hemen ondan sonra gelen ve hazır bulunduğu ve yaptığı işler övülen, tasanlar arasında da peygamberleri ilk tasdik edendir.&#8221;</p>
<p><strong>Ebu&#8217;l-Ferec el-Cevzî de, Yusuf b. Yakub b. el-Macişun&#8217;dan şöyle dediği­ni nakleder:</strong> Ben, babama, hocamız Muhammed b. el-Munkedir&#8217;e, Rabia b. Abdurrahman&#8217;a, Salih b. Keysan&#8217;a, Sa&#8217;d b. İbrahim&#8217;e, Osman b. Muhammede yetiştim. Bunların hepsi de ilk İslâm&#8217;a giren kişinin Ebu Bekir olduğunda şüphe ve tereddüt etmiyorlardı. Bu aynı zamanda İbn Abbas, Has­san, Hz. Ebu Bekir&#8217;in kızı Esma&#8217;nın da görüşüdür. İbrahim en-Nehaî de bu görüştedir.</p>
<p><strong>Bir diğer görüşe göre,</strong> İslâm&#8217;a giren ilk kişi Hz. Ali&#8217;dir. Bu görüş, Zeyd b. Erkam&#8217;dan, Ebu Zer&#8217;den, el-Mikdad ve diğerlerinden de rivayet edilmiştir, el-Hakim Ebu Abdullah der ki: Ben, tarih ile ilgilenen ilim adamları arasında İs­lâm&#8217;a giren ilk kişinin Ali olduğu hususunda bir görüş ayrılığı olduğunu bil­miyorum.</p>
<p><strong>Yine denildiğine göre,</strong> İslâm&#8217;a giren ilk kişi Zeyd b. Hârise&#8217;dir. Ma&#8217;mer de buna benzer bir görüşü ez-Zührf den nakletmektedir. Bu aynı zamanda Sü­leyman b. Yesar, Urve b. ez-Zübeyr ve İmran b. Ebi Enes&#8217;in de görüşüdür.</p>
<p><strong>Bir başka görüşe göre;</strong> İslama ilk giren kişi mü&#8217;minlerin annesi Hadice (r.an-ha)&#8217;dır. Bu görüş ez-Zührîden de çeşitli yollardan rivayet edilmiştir. Aynı za­manda bu, Katade&#8217;nin, Muhammed b. ishak b. Yesar&#8217;in ve bir topluluğun da görüşüdür. Yine bu görüş İbn Abbas&#8217;tan da rivayet edilmiştir. Müfessir es-Sa&#8217;le-bî de İslâm&#8217;a ilk giren kişinin Hz. Hadice olduğu hususunda ilim adamları­nın ittifak ettiklerini ve Hz. Hadice&#8217;den sonra kimin İslâm&#8217;a girdiği hususun­da görüş ayrılıklarının bulunduğunu iddia etmektedir. İshâk b. İbrahim b. Rahaveyh el Hanzalî ise, bütün bu konudaki haberleri telif eder ve şöyle der­di: Yetişkin erkeklerden İslâm&#8217;a giren ilk kişi Ebu Bekir, kadınlardan Hati­ce, genç çocuklardan Ali, azad edilmiş kölelerden Zeyd b. Harise ve köle­lerden Bilal&#8217;dır. Doğrusunu en İyi bilen de Allah&#8217;tır.</p>
<p><strong>Muhammad b. Sa&#8217;d der ki:</strong> Bana Mus&#8217;ab b. Sabit haber verdi, dedi ki: Ba­na, Ebu&#8217;l-Esved, Muhammed b. Abdurrahman b. Nevfel anlatarak dedi ki: ez-Zübeyrin İslâm&#8217;a girmesi Ebu Bekir&#8217;den sonra olmuştur. ez-Zübeyr, dördün­cü veya beşinci kişi idi. el-Leys b. Sa&#8217;d da der ki; Bana Ebu&#8217;l-Esved anlata­rak dedi ki: ez-Zübeyr sekiz yaşındayken İslâm&#8217;a girdi. Hz. Ali&#8217;nin de yedi yaşındayken İslâm&#8217;a girdiği rivayet olunur, on yaşında iken müslüman oldu­ğu da söylenir.[6]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5-Sahabe Kime Denir</strong>:</p>
<p>Hadis ehlinin metodundan anlaşıldığına göre, Rasûlullah (sav)&#8217;ı gören her bir müslüman onun ashabı ndandır. Buhârî Sahihi&#8217;nde der ki: Peygamber (sav,)&#8217;in sohbetinde bulunan, yahut da onu gören müslüman, Hz. Peygamber&#8217;in ashabındandır.[7]</p>
<p>Said b. el-Müseyyeb&#8217;den rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah (sav) ile bir­likte bir veya iki yıl ikâmet etmeyen, onunla beraber bir ya da iki gazaya ka­tılmayan kimseleri sahabi saymıyordu. Eğer bu sözü söylediği Said b. El Mü­seyyeb&#8217;den sahih olarak sabit ise; mesela, Cerir b. Abdullah el-Becelî&#8217;yi, yahut da bizim ashab-ı kiramdan sayıldığı hususunda herhangi bir görüş ayrı­lığı bulunduğunu bilmediğimiz kimselerde öngördüğü şartı zahiren taşıma­mak noktasında Cerir  ile ortak tarafı bulunan kimseleri ashab arasında say­maması gerekir.[8]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>6-Muhacirlerden İlk Müslüman Olanlar ve Hz. Ebu Bekir:</strong></p>
<p>Muhacirlerden öne geçen müslümanların ilkinin Ebu Bekir es-Sıddîk ol­duğu hususunda görüş ayrılığı yoktur.</p>
<p><strong>İbn Arabi der ki:</strong> Öne geçmek üç şeyde olur. Birisi nitelikle, bu imandır diğeri zaman, üçüncüsü mekan İle. Bu şekillerin en üstünü ise nitelikler ile önde olmaktır. Buna delil de Hz. Peygamber&#8217;in Sahih&#8217;teki şu hadistir: &#8220;Biz son­ra gelenler, ilk (ve önde) olanlarız. Ancak onlara bizden önce kitap verilmiş, bize de onlardan sonra kitap verilmiştir. İşte onların hakkında ihtilafa düş­tükleri gün bu gündür. Allah hidâyeti ile bize bu günü gösterdi. Yahudilerin haftalık bayram günü) yarındır. Hristiyanlarınki ise yarından sonradır.&#8221;[9]  Böylelikle Peygamber (sav) zaman itibari ile bizden önce geçen ümmetlerden iman ve yüce Allah&#8217;ın emrine uymak, O&#8217;na itaat etmek, O&#8217;nun emrine tesli­miyet gösterip yükümlülüklerine razı olmak, görevlerini taşımak sureti ile onları geçtiğimizi haber vermektedir. Biz bunların hiçbirisine itiraz etmiyor ve onun emri varken başka bir tercihe yönelmiyoruz. Kendi görüşümüze daya­narak -Kitap ehlinin yaptığı gibi- onun şeriatını değiştirmiyoruz. Bu ise yü­ce Allah&#8217;ın verdiği hükmü isabet ettirmeye muvaffak kılması, razı olduğu şey­leri yapabilmeyi kolaylaştırması ile olmuştur. Esasen Allah bizi hidâyete iletmese idi bizim kendiliğimizden hidâyet bulmamız mümkün olmazdı.[10]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>7-Âyetin Belirlediği Üstünlüğün Kapsamı</strong>:</p>
<p><strong>İbn Huveyzimendâd der ki:</strong> Bu âyet-i kerime erken İslâm&#8217;a girip ileri ge­çenlerin bu üstün meziyetlerinin şeriatta üstün bir meziyet olarak kabul edi­len, ilim, din, kahramanlık gibi meziyetlerden; ya da bunların dışında kalan mali bağış ve ikramlardaki ileri mertebede oluş ile elde edilen her bir üstün­lükten daha ileri olduğu gerçeğini ihtiva etmektedir. Mali atiyye ve ikram meselesinde Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer arasında görüş ayrılığı vardı. İlim adamları da İslâm&#8217;a önce giren ve ileri geçenlerin atiyye hususunda diğerle­rine üstün kılınması noktasında farklı görüşlere sahiptirler. Ebu Bekir es-Sıddîk (ra)&#8217;dan rivayet edildiğine göre o İslâm&#8217;ı öncelikle girmeyi göz önünde bulundurmak sureti ile verilecek atiyyelerde insanlar arasında farklılık gözetileceği görüşünde değildi. Hz. Ömer ise ona şöyle derdi: Sen önce İslâm&#8217;a girip ileri geçme sıfatına sahip olan kimseleri böyle olmayan kimseler gibi mi değerlendireceksin? H2. Ebu Bekir ise ona şu cevabı vermişti: Onlar Allah için amellerini işlediler. Ecirlerini vermek de Allah&#8217;a aittir. Hz. Ömer de halifeli­ği döneminde önceleri aralarında fark gözetirken daha sonra vefatı esnasın­da şöyle demiştir: Yarına kadar yaşayacak olursak hiç şüphesiz insanların en alt tabakasında bulunanlarını yukarıda olanları ile aynı seviyeye getireceğim. Ancak gece vefat etti. Bu konuda görüş ayrılığı günümüze kadar devam edegelmiştir.</p>
<p>Bu buyrukların&#8221;Bir de onlara güzellikle uyanlardan Allah razı olmuştur’’ bölümü ile ilgili açıklamalarımızı da iki başlık halinde sunacağız:[11]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1-İleriye Geçenler ve Onlara Güzel Bir Şekilde Uyanlar:</strong></p>
<p>Hz. Ömer -önceden de geçtiği gibi- Ensar&#8221; kelimesini ref ile okumuş, &#8220;onlar&#8221; kelimesini de &#8220;Ensar&#8217;a sıfat olmak üzere &#8220;vav&#8221;sız okumuştur.[12]  Ancak Zeyd b. Sabit ona doğru şeklini söyleyince Hz. Ömer, Ubey bin Ka&#8217;b&#8217;a başvurmuş, Ubey de Zeyd&#8217;in doğru söylediğini belirtince Hz. Ömer ona durup şöyle demiş: Biz yükseltildiğimiz bu yüce mevkiye herhangi bir kimsenin bize ortak olacağı görüşünde değildim. Bunun üzerine Ubey ona şöyle demişti: Ben bunun doğrulayıcı ifadelerini Allah&#8217;ın Kitabında görüp tesbit edebiliyorum. Cuma Sûresi&#8217;nin baş taraflarında: &#8220;Ve onlardan he­nüz kendilerine kavuşmamış olanlara da&#8221; (el-Cuma, 62/3) el-Haşr Sûresi&#8217;nde: &#8216;Onlardan sonra gelenler derler ki: Rabbimiz bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi mağfiret eyle&#8221; (el-Haşr, 59/10) buyruğunda el-Enfal Sû-resi&#8217;nde de yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Sonraları iman ve hicret edip de sizinle beraber cihâd edenlere gelince onlar da sizdendir&#8221; (el-Enfal, 8/75) buyruğunda bu­luyorum,</p>
<p>Kıraat bu suretle (Hz. Ömer için de) &#8220;vav&#8221; ile sabit olmuş oldu.</p>
<p><strong>Yüce Allah&#8217;ın:</strong> &#8220;Güzellikle&#8221; buyruğu onların söz ve fiillerinden neye ta­bi olacaklarını beyan etmektedir. Bu uymanın, onlardan sadır olan yanılma ve kaymalarda sözkonusu olmayacağını göstermektedir. Çünkü onlar -Allah onlardan razı olsun- masum değillerdi.[13]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2-Tabiin ve Mertebeleri:</strong></p>
<p>îlim adamları tabiîn ve mertebeleri konusunda farklı görüşlere sahiptir. Ha­fız el-Hatib (el-Bağdadî) der ki: Tabii sahabe ile sohbet ve arkadaşlığı bulu­nandır. Tabiînden tek bir kişiye tâbi&#8217; ve tabiî denir. el-Hakim Abu Addullah ve başkalarının ifadeleri ise tabiînden sayılmak için sahabeden (hadis) din­lemiş olmasının yahut da -örfen sohbet ve arkadaşlık olmasa bile- onunla kar­şılaşmış olmasının yeterli olacağı intibaını vermektedir.</p>
<p><strong>Şöyle de denilmiştir:</strong> Tabiîn adı Hudeybiye&#8217;den sonra İslâm&#8217;a giren kim­seler hakkında kullanılır. Halid b. Velid, Âmr b. el-Âs ile onlara yakın (bir sü­re sonra) İslâm&#8217;a giren Mekke Fethi günü müslüman olan kimseler gibi. Çün­kü Abdurrahman b. Avfın Peygamber (sav)e Halid b. Velid&#8217;i şikâyet etmesi üzerine Hz. Peygamber&#8217;in Halid&#8217;e şöyle dediği sabittir: &#8220;Ashabımı bana bırakınız, nefsim elinde olana yemin ederim ki sizden herhangi bir kimse her gün Uhud Dağı kadar altın infak edecek olursa onlardan birisinin intak et­tiği bir müd kadarına hatta onun yansına bile ulaşamaz.&#8221;[14]</p>
<p><strong>Hayret edilecek bir husus da şudur ki;</strong> el-Hâkim Ebu Abdullah, tabiînden kardeş olanları sözkonusu ettiğinde Muzeyneli Mukarrin&#8217;in oğullarından olan Numan ve Suveyd&#8217;i de tabiîn arasında zikretmektedir.[15]  Halbuki bunların iki­si de bilinen iki sahabedir ve ashab arasında anılmaktadırlar. Önceden de geç­tiği üzere her ikisi de Hendek gazasında bulunmuşlardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah&#8217;tır.</p>
<p>Tabiînin en büyükleri, Medinelilerden olup &#8220;fukaha-i seb&#8217;a (yedi fakih)&#8221; diye bilinen kimselerdir. Bunlar ise Said bin el-Müseyyeb, el Kasım bin Muhammed, Urve bin ez-Zübeyr, Hârice bin Zeyd, Ebu Seleme bin Abdurrah­man, Abdullah bin Utbe bin Mes&#8217;ud ve Süleyman bin Yesar&#8217;dır. Yüce zatlar­dan birisi de bunların yedisini tek bir beyitte nazım halinde bir araya geti­rip şöyle demiştir:</p>
<p>&#8220;İşte onların isimlerini (benden) öğren. (Bunlar) Ubeydullah (bin Abdullah bin Utbe}, Urve, Kasım, Said, Ebu Bekr (bin Abdurrahman), Süleyman ve Hatice&#8217;dirler.&#8221;</p>
<p><strong>Ahmed bin Hanbel dedi ki:</strong> Tabiînin en faziletlisi Said bin el Müseyyeb-dir. Ona-, ya Alkame ile el-Esved denilince, o da; Said bin el Müseyyeb, Alkarne ve e!-Esved&#8217;dir, diye cevap verdi. Yine ondan şöyle bir bilgi nakledil­mektedir: Tabiînin en faziletlisi Kays, Ebu Osman, Alkame ve Mesruk&#8217;tur. Bunlar faziletliler ve tabiînin ileri gelenlerinden İdiler. Yine şöyle demiştir: Ata Mekke&#8217;nin müftüsü, el-Hasen Basra&#8217;nın müftüsü idiler. İnsanlar bu ikisinden çokça naklettiler, demiş ancak neleri naklettiklerini müphem bırakmıştır.</p>
<p><strong>Ebu Bekr bin Ebi Davud&#8217;dan da şöyle dediği rivayet edilmektedir:</strong> Tabi­înin hanımlardan efendileri Sîrîn&#8217;in kızı Hafsa ile Abdurrahman&#8217;ın kızı Am-re&#8217;dir Üçüncüleri ise -ancak onlar gibi değil- Umed-Derda (es-Suğrâ ed Dımeşkîye&#8217;dir).</p>
<p><strong>Yine el-Hakim Ebu Abdullah&#8217;tan şöyle dediği rivayet edilmektedir:</strong> Bir ta­baka da vardır ki tabiînden sayılmakla birlikte bunlardan herhangi birisinin ashabdan hadis dinledikleri sahih olarak sabit olmamıştır. İbrahim bin Suveyd en-Nehai -ki fakih İbrahim bin Yezid en-Nehai değildir. &#8211; Bukeyr bin Ebi Su-meyt, Bukeyr bin Abdullah el-Eşec bunlar arasındadır. Bunlardan başka kimseleri de zikrettikten sonra şöyle der: Yine insanlar arasında ashab ile karşılaşmış olmakla birlikte- tabiinlerin tabiileri arasında sayılan bir tabaka daha vardır ki Abdullah bin Ömer ile Enes ile karşılaşmış, Ebu&#8217;z-Zinâd Ab­dullah bin Zekrân İle Abdullah bin Ömer ile Cabir bin Abdullah&#8217;ın yanına gö­türülmüş, Hişam bin Urve ile Enes bin Malik&#8217;e yetişmiş bulunan Musa bin Ukbe ve Halid bin Said&#8217;in kızı Um Halid gibileri bunlardandır.</p>
<p>Yine tabiîn arasında &#8220;el Muhadramûn&#8221; diye adlandırılan bir tabaka daha vardır ki bunlar hem cahiliye dönemine yetişmiş, hem Rasûlullah (sav) ha­yatta iken yaşamış ve İslâm&#8217;a girmiş bulunmakla birlikte, Hz, Peygamber ile sohbetleri bulunmayanlardır. Bu kelimenin tekili &#8220;muhadram&#8221; şeklinde gelir. Muhadram ise Hz. Peygamber&#8217;in sohbetini ve başka hususları idrak etmiş benzerlerinden ayrı bir kenarda kalmış kimse anlamına gelir. Müslim bunları sözkonusu ederek sayılarını yirmiye ulaştırmıştır. Ebu Amr eş-Şeybanî, Kin-deli Suveyd bin Gafele, Amr bin Me&#8217;mun el-Evdî, Ebu Osman en Nehdi, Ab-dulhayr bin Yezid el Hayranı -Hayran Hemdanlıların bir koludur Abdurrahman bin Mul1, Ebu&#8217;l-Halal el-Atekî, Rabia bin Zürâre&#8230; bunlar arasındadır.[16]</p>
<p>Müslim&#8217;in anmadığı kimseler arasında Ebu Müslim el-Havlânî, Abdullah bin Süved ile el-Ahnef bin Kays da vardır.</p>
<p>İşte bu açıklamalarımız, Kur&#8217;an-ı Kerimin faziletlerini açıkça ifade ettiği ashab-ı kiram ile tabiîni tanımaya dair bir nebze bilgidir. Önceden de geç­tiği üzere bize yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. &#8221; (Ali İmran, 3/110) buyruğu ile: &#8220;Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık.&#8221;(el-Bakara, 2/143) âyeti yeterlidir.</p>
<p><strong>Rasûlullah (sav) da şöyle buyurmuştur:</strong> &#8220;Keşke kardeşlerinizi görmüş ol­saydık diye candan arzu ederdim&#8230;&#8221;[17]  Hz. Peygamber bu hadisinde bizleri de kardeşleri kılmaktadır. Eğer biz Allah&#8217;tan korkar, O&#8217;nun izini takib edersek Allah bizi onunla birlikte olacakların zümresi arasında hasreder. Muhammed (sav&#8217;)ın ve âlinin hakkı için, bizi onun yolundan, onun dininden ayır­masın![18]</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>[1] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/368.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[2] Buna göre bıı bölüme kad;ır buyruğun anlamı şöyle olur: Muhacirlerden ileriye geçen­ler ile Ensar ve onlara güzellikle uyanlar&#8230;</p>
<p>[3] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/368.</p>
<p>[4] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/368-369.</p>
<p>[5] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/369.</p>
<p>[6] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/369-370.</p>
<p>[7] Buhâri, Fedailu Ashabi’n-Nebiyy 1.</p>
<p>[8] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/370-371.</p>
<p>[9] Buhârî, Cumua 1, 12, Enbiyâ 54; Müslim, Cıımıtıı 19-21; Nesât, Cumua 1; Müsned, 11. 236, 243, 249, 274&#8230;</p>
<p>[10] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/371.</p>
<p>[11] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/371-372.</p>
<p>[12] Buna göre anlam şöyle olur; İleriye geçen Muhucirier ile onlara güzellikle uyan Ensar-dan Allah razı olmuştur.</p>
<p>[13] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/372.</p>
<p>[14] Buhari, Fedâilu AsMbi&#8217;n-Nebiyy 5; Müslim, Fedâilu&#8217;s-Sahâbe 221-222; Ebû Davûd, Sünne 10; Tirmizi, Menâkıb 58; lbn Mace, Mukaddime 11; Müsned, III, 11, 54, (yakın ifa­delerle).</p>
<p>[15] el-Hâkim, Ma&#8217;rifetu Ulûmi&#8217;l-Hadis, Beyrut 1400/1980, s. 154.</p>
<p>[16] el-Hâkim, Ma&#8217;rifetu. Ulûmi&#8217;l-Hadis, s.41 v.d.</p>
<p>[17] Müslim, Tahare 39; Nesai, Tahare 110; İbn Mace, Zühd 36; Muvatta, Tahare 28; Müsned, II, 300, 408.</p>
<p>[18] İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 8/373-375.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tevbe-suresi-100-ayet-tefsiri/">Tevbe Suresi 100.Ayet Tefsiri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tevbe-suresi-100-ayet-tefsiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
