<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mezhepler | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/mezhepler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 Apr 2016 12:23:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Mezhepler | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dikkat! Âmentümüze, İslâm’ın temellerine saldırıyorlar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dikkat-amentumuze-islamin-temellerine-saldiriyorlar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dikkat-amentumuze-islamin-temellerine-saldiriyorlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2016 12:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[İslamı Ehl-i Sünnet Omurga Ayakta Tuttu]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhep Çatışması Yok]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu Mayası ve Osmanlı Ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Kaplan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarihin silbaştan yeniden yapıldığı zorlu bir süreçten geçiyoruz. Bütün büyük doğumlar büyük sancıların çocuğudur. Tarihi, fikir, oluş ve varoluş çilesi çekmeyi göze alan, bedel ödemekten kaçınmayan toplumlar yapar. SELÇUKLU MAYASI VE OSMANLI RUHU, KÜRESEL BARIŞ YURDU KURDU Anadolu, işte böylesi bir çileyle yoğruldu. O yüzden Anadolu&#8217;ya ekilen Selçuklu mayası tuttu. O yüzden Anadolu&#8217;da yeşertilen, hakikatten [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dikkat-amentumuze-islamin-temellerine-saldiriyorlar/">Dikkat! Âmentümüze, İslâm’ın temellerine saldırıyorlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/dikkat-amentumuze-islamin-temellerine-saldiriyorlar/indir-111/" rel="attachment wp-att-10827"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-10827" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/04/indir-1.jpg" alt="Dikkat! Âmentümüze, İslâm’ın temellerine saldırıyorlar" width="404" height="259" /></a><br />
Tarihin silbaştan yeniden yapıldığı zorlu bir süreçten geçiyoruz.</p>
<p>Bütün büyük doğumlar büyük sancıların çocuğudur.</p>
<p>Tarihi, fikir, oluş ve varoluş çilesi çekmeyi göze alan, bedel ödemekten kaçınmayan toplumlar yapar.</p>
<p><strong>SELÇUKLU MAYASI VE OSMANLI RUHU, KÜRESEL BARIŞ YURDU KURDU</strong></p>
<p>Anadolu, işte böylesi bir çileyle yoğruldu.</p>
<p>O yüzden Anadolu&#8217;ya ekilen Selçuklu mayası tuttu.</p>
<p>O yüzden Anadolu&#8217;da yeşertilen, hakikatten süt emen, Hakikat&#8217;in “çocukları” Mekke&#8217;den ve Medine&#8217;den beslenen, esinlenen, kendini her şeyden önce Devlet-i Âliyye-i Muhammediye olarak gören, hâdimü&#8217;l-harameyn olarak nefes alıp veren Osmanlı ruhu, Anadolu&#8217;da hayat buldu, Anadolu&#8217;da hayat oldu ve dünyaya Anadolu&#8217;dan hayat sundu.</p>
<p>Dünyada gerçek anlamda küresel adalet ve barış düzenini, küresel Dâru&#8217;s-Selâm&#8217;ı (Barış Yurdu&#8217;nu) ve Dâru&#8217;l-İnsan&#8217;ı(İnsanlık Yurdu&#8217;nu) Osmanlı kurdu.</p>
<p>Özetle Selçuklu&#8217;nun ve Selahaddin&#8217;in çocuklarının ektiği tohumlar, Osmanlı&#8217;yla meyveye durdu: Üç kıta, işte ancak o zaman tam altı asır, küresel ölçekte huzura ve sükûna kavuştu. Bu, tarihte ilk ve son defa küresel ölçekte sözkonusu oldu.</p>
<p>Sadece bu gerçek bile, geleceği, geleceğin tarihini kimin, ne&#8217;yin, hangi ilkelerin ve ne tür bir medeniyet fikrinin belirleyebileceğini göstermeye çok iyi yetiyor olsa gerek.</p>
<p><strong>ÂKÎDEYİ SARSACAK TEHLİKELİ İŞLER&#8230;</strong><br />
İşte tam da bu nedenle, dün Osmanlı&#8217;yı durduran ve dünyayı bir asırda -üstelik de özgürlükler, insan hakları ve demokrasi retoriğiyle- cehenneme çevirenler, aynı gerekçelerle çeyrek asırdır Türkiye&#8217;yi kuşatıyor, etrafını ateş çemberine çeviriyor, ülkede mezhepleri, hadisleri, Efendimiz&#8217;in (sav) konumunu tartışmaya açarak bu Müslüman Omurga&#8217;yı birbirine düşürmeye ve içerden çökertmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Burada yalnızca Batılıların değil, içerideki Sünnet-i Seniyye ve mezhepleri tartışmaya açan, zihinlerinin çağdaş hurafeler çöplüğüne dönüştüğünü göremeyecek kadar sığlaşan bazı çapsızların ve aymazların da aynı ölçüde sorumlu olduklarını hatırlatmama bile gerek yok.</p>
<p>Ama asıl kavranması gereken mesele şu: İslâm&#8217;a karşı İslâm savaşı stratejisini Batılılar geliştirdiler. İslâm&#8217;ın terörle özdeşleştirilmesi, “ılımlı İslâm”, “siyasal İslâm” gibi nitelemeleri ve projeleri yine bizzat Batılılar geliştirdiler.</p>
<p>Hadisleri tartışmaya açarak, Hz. Peygamber&#8217;in (sav) konumunu sarsma projesini önce iki asır evvelinden Batılı akademide, sonra da medya üzerinden bütün dünya ölçeğinde Batılılar bir proje olarak yine Batılılar geliştirdiler.</p>
<p>Mezheplerin tartışmaya açılması projesi de yine önce Batılı akademyanın, sonra da Batılı medyanın ve siyasanın geliştirdiği bir projedir.</p>
<p>Hedef: İslâm akîdesini sarsmak, önce Müslüman entelijansiyasının, sonra da Müslüman halkın zihnini çağdaş hurafelerle doldurmak ve yıkmak, böylelikle Müslüman kitlelerin İslâm inançlarını tarumâr etmek!</p>
<p><strong>MEZHEP ÇATIŞMASI DEĞİL, İKTİDAR SAVAŞI</strong><br />
Tam bin yıl önce Selçuk çocukları Haçlılarla, Selahaddin çocukları da daha çok Mısır&#8217;dan Tunus&#8217;a kadar fitneci Şia&#8217;yla savaştı.</p>
<p>Burada Şia&#8217;yla savaşta, mesele, mezhep meselesi değil, iktidar meselesiydi. Üstelik de Moğol ve Haçlı saldırılarıyla boğuşulurken, Müslümanların birliğinin, dirliğinin önünde takoz gibi duran Şia / Fars tehdidiyle ve fitnesiyle savaşılmak zorunda kalınmıştı.</p>
<p>Ayrıca İslâm tarihinde mezhep savaşı gibi görünen çatışmalar, aslında, temelde, siyasiydi ve iktidar çatışmalarıydı.</p>
<p><strong>İSLÂM&#8217;I, EHL-İ SÜNNET OMURGA AYAKTA TUTTU</strong><br />
Kritik soru şu: İslâm dünyası, Şia üzerinden birleştirilebilir miydi? En fazla % 10 oranında olan bir aktör, İslâm dünyasını elbette birleştiremezdi!</p>
<p>O yüzden ana Omurga&#8217;nın güçlendirilmesi gerekiyordu: İşte Ehl-i Sünnet Omurga, bu hem tarihî hem de akîdevî gerekçelerle tahkim edilmek zorundaydı.</p>
<p>Selçuk, Selahaddin ve Osman çocukları tam da bunu yaptılar: Bin yıl önce, İslâm dünyasını Ehl-i Sünnet Omurga üzerinden akîdevî, fikrî ve siyasî olarak birleştirecek üç sarsılmaz sütun diktiler. İşte bu üç ana sütun, bin yıl İslâm dünyasının iç ve dış saldırılardan korunmasının garantisi oldu.</p>
<p>Bugün de bin yıl sonra yaşadığımız ikinci büyük medeniyet krizinde benzer sorunların yaşanıyor olması oldukça dikkat çekici.</p>
<p>Bin yıl önceki gibi 100 yıldır, Batılıların kuşatması altında İslâm dünyası.</p>
<p>Yine bin yıl önceki gibi, Müslümanların birlik, dirlik ve kardeşliklerinin teminatı akîdevî, fikrî ve siyasî üç ana sütun yıkılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in konumunu sarsacak tartışmalar da, mezhepleri yoksayan tartışmalar da akîdeyi, fikrî temelleri ve siyasî bütünleşme zeminini yerle bir etmekle sonuçlanacak tehlikeli tartışmalar.</p>
<p>Hz. Peygamberi (sav) devre dışı bırakırsanız, din kısa devre yapar: Önüne gelen, dini kafasına göre yorumlar ve ortaya sahte bir din çıkar.</p>
<p><strong>MEZHEPLER, DEĞİŞKENLERİN SÂBİTELERİ YUTMASINI ÖNLER</strong><br />
Mezhepleri kaldırıp atarsanız, mezhepsizlik tek din olur: Ortaya kelle sayısı kadar Kur&#8217;ân, kelle sayısı kadar İslâm çıkar! Herkes din&#8217;e uyacağına, kafasına göre din uydurur. Protestanlığın tarihine bakın göreceksiniz bu ürpertici gerçeği.</p>
<p><strong>Şunu üç temel gerçeği iyi bileceksiniz:</strong></p>
<p><strong>1-</strong>Mezhepler, değişkenlerin, sâbiteleri yutmasını önler.<br />
<strong>2-</strong>Mezhepler, değişkenlerin, sâbite&#8217;ler tarafından yorumlanmasını mümkün kılar.<br />
<strong>3</strong>-Mezhepler, değişkenlerin, sâbite katına yükseltilmesinin önüne set çeker.</p>
<p><strong>Özetle:</strong> Hadislerin, mezheplerin tartışılmaya açılması, Müslüman toplumlarda Müslüman Omurga&#8217;nın çökertilmesini hedefliyor. Müslüman Omurga&#8217;nın korunması, ancak akîde, fikir ve siyasî bütünlüğün teminatı Ehl-i Sünnet Omurga&#8217;nın korunmasıyla mümkün olabilir.</p>
<p>Ehl-i Sünnet Omurga çökerse, Müslümanların birlik hayalleri de suya düşer. Dolayısıyla tarihin yeniden yapıldığı bir süreçte, Müslümanların tarihin yapılmasında kilit rol oynamaları aslâ mümkün olamaz.</p>
<p>Elbette ki, mezhepçilik yapmayalım. Ama mezhepsizliğin tek mezhep hatta kaçınılmaz olarak din katına yükseltilmesine de aslâ gözyummayalım. Yoksa önüne gelen dini kafasına göre yorumlarve ortada hiç bir muhkem ortak payda kalmaz. Benden uyarması&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yusuf Kaplan</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dikkat-amentumuze-islamin-temellerine-saldiriyorlar/">Dikkat! Âmentümüze, İslâm’ın temellerine saldırıyorlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dikkat-amentumuze-islamin-temellerine-saldiriyorlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitab ve Sünnete Uymaya Teşvik</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kitab-ve-sunnete-uymaya-tesvik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kitab-ve-sunnete-uymaya-tesvik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2015 22:07:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkhi Hükümler]]></category>
		<category><![CDATA[Kitab ve Sünnete Uymaya Teşvik]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap ve Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Mevzu Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Salih Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Sahih Hadis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8535</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 1-Kuran-ı Kerim&#8217;deki temel esaslara baktığımızda bunları,kısaca şöyle sıralamak mümkündür:İnanç konularının beyanı,güzel ahlakı teşvik ve kötü ahlaktan sakındırma,ibadetlerin ve hükümlerin açıklaması,muamelat hükümlerinin izahı,ilh&#8230; Allahu Teala,İslamın temel rüknü olması hasebiyle inanç konularını,Kuran-ı Kerim&#8217;de detaylarıyla ve akli delillerle paralel olarak;ayrıca kalbi mutmain kılacak ve aklın da kavrayabilceği bir şekilde beyan etmiştir.Aynı şekilde,Allah,yüce Kitabında insanları güzel ahlâka teşvik [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kitab-ve-sunnete-uymaya-tesvik/">Kitab ve Sünnete Uymaya Teşvik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/tahta_top.png"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8536" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/tahta_top.png" alt="Kitab ve Sünnete Uymaya Teşvik" width="611" height="278" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/tahta_top.png 611w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/tahta_top-600x273.png 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/tahta_top-300x136.png 300w" sizes="(max-width: 611px) 100vw, 611px" /></a>1-Kuran-ı Kerim&#8217;deki temel esaslara baktığımızda bunları,kısaca şöyle sıralamak mümkündür:İnanç konularının beyanı,güzel ahlakı teşvik ve kötü ahlaktan sakındırma,ibadetlerin ve hükümlerin açıklaması,muamelat hükümlerinin izahı,ilh&#8230;</p>
<p>Allahu Teala,İslamın temel rüknü olması hasebiyle inanç konularını,Kuran-ı Kerim&#8217;de detaylarıyla ve akli delillerle paralel olarak;ayrıca kalbi mutmain kılacak ve aklın da kavrayabilceği bir şekilde beyan etmiştir.Aynı şekilde,Allah,yüce Kitabında insanları güzel ahlâka teşvik etmiş ve kötü huy ile davranışlardan sakındırmıştır.</p>
<p>İbadet, muamelat ve bunlara ilişkin hükümler de çok geniş olup Allah Teâlâ Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bunlann ana hatlarını, mücmel ve umûmî bir şekilde zikretmiş; bu konuların detaylarının açıklamasını ve bunlara ilişkin cüziyyâtın izahını da Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e bırakmış­tır. Nitekim Nahl suresi 44. ayette şöyle buyurmaktadır: &#8220;İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve dü­şünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’ân’ı indirdik.&#8221;</p>
<p>Mesela, Allah Teâlâ, yüce kitabında namazın kılın­masını icmali olarak bildirmiş; detaylarını, nasıl eda edileceğini, namazın hazırlık safhasını, rekât sayısını, vakitlerini Resûlullâh (s.a.v)&#8217;in Sünnetiyle beyana havale etmiştir. Bu, zekât, oruç, hacc ve sair şer&#8217;î ve amelî hükümlerde de böyledir.</p>
<p>Dolayısıyla Sünnet&#8217;i atlayarak Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;i anla­mak ve onunla amel etmek imkânsızdır. Sünnet, Kuran&#8217;ın anlaşılmasında ve hayata aktarılmasında bir &#8220;yan unsur&#8221; değil; bilakis &#8220;tayin edici&#8221; bir unsurdur ve hiçbir şekilde ondan müstağni kalınamaz.</p>
<p>2-Hadis imamları, mevzu/uydurma rivayetlerle ilgili ölçüleri şu şekilde tesbit etmiştir:</p>
<p>Eğer rivayet Kur&#8217;ân&#8217;ın ve mütevâtir sünnetin nassla- nyla, kati icmâ ile, akl-ı selimle, şer&#8217;î aşıtlarla, yerleşik kaidelerle, nasslardan istihrâc edilen mefhum ve ta­savvurlarla çatışırsa veya yerleşik tarihî bilgilere ve gerçeklere ters olursa, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in söy­lemesi mümkün olmayacak şekilde anlamı zayıf ve anlamsız olursa, münker veya mustahîl (imkânsız) bir içeriği varsa, âlimler bu tür rivayetlerin uydurma ol­duğunu kabul etmişlerdir. Ancak bu ölçüler, makul bir teville tashihi mümkün olan hadislerde işletilmez.</p>
<p>Hâfız Ebu&#8217;l-Ferec Abdurrahman b. el-Cevzî der ki: &#8220;Eğer hadisin ma&#8217;kûle (kesin aklî bilgiye) muhalefet et­tiğini ve usulle çeliştiğini görürsen o hadise itibar etme!&#8221;</p>
<p>Usûl imamları, geçici bir illet ya da zamansal masla­hat üzerine kurulu olmadıkça hadisin, genel teşri kaynağı olduğunu belirtmiştir. Eğer hadis geçici bir il­let ya da maslahata mebnî ise genel teşri kaynağı ol­mayıp ifade ettiği hüküm, o zamansal maslahatın varlığına veya geçici illetin tahakkukuna bağlı olur. Yani sözkonusu maslahat ya da illet bulunduğunda hüküm tahakkuk eder; yoksa hüküm de yok olur. Tarihîliğin doğru anlamı da budur.</p>
<p>Bununla birlikte bu tür zamansal illet ve geçici masla­hata mebnî olan hadislerin çok az olduğunun bilin­mesi gerekir. Muhakkik İslâm ulemasının ortaya koy­duğu usûl ve kavâid bu şekildedir. Bunlar, uydurma ve tarihsel rivayetleri tesbit için inşa edilmiş muhkem kaide ve kurallardır. Ancak -Allah&#8217;a hamdolsun ki- İslâm âlimlerinin sahih olarak belirlediği hadislerin içinde bu tür uydurma ve tarihsel rivayetler yoktur. Sözkonusu kaideleri ve usûlü işleterek, ulemanın ka­bul ettiği hadisleri tazife (zayıf diye nitelemeye) kalkışmak kalbi kara, aklı ve basireti marazla müptela kimselerin işidir. Nitekim hasta kimseler, ağızlarının ekşiliğinden dolayı tatlı suya dahi kabahat bulabilirler.</p>
<p>Tekrar vurgulamak gerekirse, muhakkik âlimlerin inşa ettiği bu kaideler İlmi ve muhkem asıllardır. Fakat bun­ları, âlimlerin sahih kabul ettiği hadisler üzerinde uygu­lamaya kalkışmak büyük bir yanlıştır.</p>
<p>Ayrıca bunlar umumi kaideler olup herhangi bir mezhebe has değildir.</p>
<p>Hanefî Mezhebinin de diğer mezhepler gibi kendine özgü bir usûlü ve birtakım kaideleri vardır, imam Ebû Hanife (rahimehullah) Mürsel hadislerle amel, Zayıf hadisi de re&#8217;ye tercih gibi yaklaşımlarıyla hadis­leri esas alma konusunda bir taraftan esnek bir tavır sergilerken, diğer taraftan da bazı hadisler karşısında çok ihtiyatlı bir tutum göstermiştir. Mesela ravînin, ri­vayetine aykırı davranmaması ve onunla çelişen bir fetva vermemiş olması şartını koymuştur. Umum-i belvâ ile ilgili konulardaki hadislerin tevâtür üzere gelmesini şart koşmuş ve bu tür konulara ilişkin âhâd rivayetleri almamıştır. Bu büyük imamın ictihadî fa­aliyeti kendisini böyle bir sonuca ulaştırmıştır.</p>
<p>Soruda sözü edilen gruplar, eğer bu usûl ve kavâidden hareketle bazı hadisleri almıyorlarsa, bu yaptık­ları, muteber bir imamı taklit etmekten başka bir şey değildir ki bu güzel bir şeydir. Ancak bu gruplar, sa­hih hadisleri reddetmek için bu kaideleri istismar edi­yorsa ve hoşlarına gitmeyen hadislere ta&#8217;n etmek için bu usûlü kullanıyorsa bu, bir sapkınlığın ve dinin dı­şına çıkışın göstergesidir.</p>
<p>3-Mustalahu&#8217;l-hadis ilmine aşinalığı olan ve detayla­ra girenleri bir tarafa, muhtasar (özet olarak yazılmış) mustalah kitaplarına bakmışlığı olan bir kimse bile, sahih hadisleri korumak ve onlan zayıf ve uydurma olanlardan ayırmak için muhaddislerin tesis ettiği muhkem asılları, yine bunun için inşa ettikleri sistemi ve kavâidi, muhaddislerin bu sahadaki devasa faali­yetlerini ve kurdukları şayan-ı hayret usûl sistemini görür&#8230; Ve yine muhaddislerin, uydurma rivayetleri ayıklamak ve hadis uyduranları tesbit için ortaya koy­dukları güçlü bir İlmî yönteme dayanan sabit esasları müşahede eder. Ayrıca tarih boyunca hiçbir peygam­berin rivayetlerine ve hiçbir filozofun fikirlerine, kısa­cası hiçbir habere ve ilme yapılmayan hizmeti; mu­haddislerin, Sünnet-i Nebevî&#8217;ye sunduklarına tanık olur.</p>
<p>Muhaddisler haberlerin kabulu için öylesine sağlam ve keskin şartlar ortaya koymuşlardır ki bir haberin kabulü için onlardan daha iyisi düşünülemez! Yani bu bu, alternatifi olmayan bir sistemdir. Hiçbir millet ve hiçbir topluluk muhaddislerin haberleri tesbit için be­lirlediği bu sistemin benzerini üretememiştir. Onlar bu sistemle, tarih boyunca, nakil yoluyla bilinen haberle­rin en sahihlerine, yani sahih hadislere ulaşmıştır.</p>
<p>Buraya kadar anlattıklarımızın tafsilatı, yüzlerce ciltlik hacimdeki ulûmu&#8217;l-hadis külliyatında mevcuttur.</p>
<p>Anlatmaya çalıştığımız bu muazzam sistemin yetersiz olduğunu, dolayısıyla daha sağlam bir sistemle de­ğiştirilmesi gerektiğini söyleyenlere şu ayetleri oku­mak kâfidir: &#8220;Eğer kulumuz (Muhammed)&#8217;e indirdiğimiz (Kur&#8217;ân)&#8217;dan şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah&#8217;tan başka güvendiklerinizin hepsi­ni çağırın; eğer doğru iseniz.Yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı in­sanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateş­ten sakının.&#8221; (Bakara 23,24)</p>
<p>4-Bilindiği üzere fıkıh mezhepleri, içtihada ve tartış­maya açık birçok feri meselede kendi aralarında ih­tilaf etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu tür meseleler­deki ihtilafı söz ve davranışlarıyla onaylamıştır; nite­kim şöyle buyurmuştur: &#8220;Eğer hâkim ictihad eder de isabet ederse iki ecir; yanılırsa bir ecir alır.&#8221; Hz. Pey­gamber (s.a.v) hayattayken sahabeden bazıları birta­kım feri meselelerde ictihad etmiş ve farklı sonuçlara varmışlardı. Bu durum Efendimiz&#8217;e ulaştığında, O (s.a.v) her birinin içtihadını onaylamış ve farklı içti­hadı sebebiyle kimseyi ayıplamamıştı.</p>
<p>Ayrıca feri meselelerde ihtilaf insanın fıtratında var­dır. Her insan topluğu ve her grup arasında farklılık­lar ve ihtilaflar kaçınılmazdır. Bu da Allah Teâlâ&#8217;nın kullarına olan rahmetinin bir göstergesidir. Çünkü ih­tilaf insanların önüne, farklı görüşler arasından mas­lahata ve mevcut ortamın şartlarına en uygun olanı seçme yolunu açar. Bu da insanlardan meşakkati kaldırır ve hayatı kolaylaştırır. Hz. Peygamber (s.a.v) &#8220;Ümmetimin ihtilafı rahmettir&#8221; buyurmuştur. Mez­hepler arasındaki ihtilaflar övgüye layık ihtilaflar olup, İslâm ilim mirasının emsalsiz ve devasa serveti­ni oluşturmuştur. Mezhepler arasındaki ihtilaflar dik­katle incelendiğinde, yerilen ihtilaflar türünden olma­dıktan görülür.</p>
<p>Ayrıca mezhepler orası ihtilafların bilinen İlmî sebep­leri vardır ki, birçok Alim bunları açıklamış ve bu ko­nuda ciddi bir yekûn tutan kitaplar yazılmıştır, ibn Teymiyye&#8217;nin &#8220;Raful-melam anl&#8217;l-elmmetl&#8217;l-a&#8217;lâm&#8221; adlı eseri bunlardan bir tanesidir.</p>
<p>Mezhep öncülerinin Sünneti ihmal ettiğini söylemek, ancak mezhepleri bilmeyen ya da onlara kin besleyen cahillere mahsus bir davranıştır. Sünnet&#8217;e son derece bağlı olmaksızın bir ıslâhı fıkıh mezhebinin teşekkül etmesi mümkün müdür?! Fıkıh mezheplerini ve onla-rın imamlarını bilenlerce malumdur ki, bu mezheple­rin öncülerinin hepsi hadis hafızlarıdır ve onların Sün­net&#8217;e ittibaı ve ona gösterdikleri ihtimam, bugün bi­zim ulaşamayacağımız bir düzeydedir. Nitekim onla­rın hepsi şu vasiyette müttefiktir: &#8220;Eğer bir konuda sa­hih bir hadis bulursanız benim mezhebim odur.&#8221;</p>
<p>Hülâsa, mezhep öncülerinin Sünnet&#8217;e atfettikleri önem bedihî bir bilgi olup aynca isbata ihtiyaç göstermez.</p>
<p>Evet, hemen hemen her mezhep öncüsü âlim, bazı hadislerle amel etmemiştir; ancak bunu gerekli kılan bazı sebepler vardır. Bunlardan bazılarını şöylece sı­ralayabiliriz:</p>
<ul>
<li>Bir hadisi almayan imamın o hadisteki gizli bir ille­te muttali olması.</li>
<li>Hadisin, tercihe daha şayan başka bir hadisle çeliş­mesi ki, bu durumda mercûh olan hadisi bırakarak râcihle amel eder.</li>
<li>Ona göre hadisin sabit olmaması ya da o hadise muttali olmaması.</li>
<li>Hadisin neshedildiğine hükmetmesi.</li>
<li>Veya o mezhep imamının, şeriatın tümellerinden ve umumiyatından ya da genel yahut özel maslahatlardan istihrâc ettiği şeri kaidelerle hadisin çatışması.</li>
</ul>
<p>5-Evet, sahih olan hadislerin hepsi itikadî sahada mülzim ve bağlayıcıdır; sahih hadisin delâlet ve ifade ettiği anlama iman etmek gerekir. Ancak sahih hadis­lerin hepsi bu bağlamda aynı derecede değildir. Müte- vatir olmasa da, başka sahih hadislerle çatışma halin­de olmayan sahih (âhâd) hadislerin gereğine inanmak lazımdır. Bununla birlikte bu tür hadislere inanmayan kimse bidatçi ve günahkâr olur; fakat tekfir edilmez.</p>
<p>Mütevatir hadislere gelince, onlara inanmak gerekir ve onu inkâr eden kimse kâfir olur, İslâm&#8217;dan çıkar. Ancak burada sözkonusu mütevatir hadisin o insan nazarında sabit olması şartı vardır; eğer o kişi nezdin- de hadisin mütevatiriiği sabit olmamışsa onun kültü­ne hükmedilmez. Kelâmcılar ve diğer âlimler bu hu­susta şöyle demişlerdir: &#8220;Âhâd haberler akidede, hüc­cet değildir. Yemi inkâr ve muhalefet edenin küfrünü gerektirecek derecede bağlayıcı değildir. Bu tür ha­disleri inkâr eden kimse tekfir edilmez, demektir; yoksa âhâd hadislerin akidede hiçbir kıymeti yoktur^ demek değildir&#8221;. Et-Teftâzânî, Şerhu&#8217;l-mekâsıd adlı eserinde böyle söyler.</p>
<p>6-Kitap ve Sünnet, Müslüman ferdin şahsiyetini ve Müslüman toplumun hayat tarzını inşa eden iki esas unsurdur. İslâmî hayat demek, Kur&#8217;ân ve Sünnet&#8217;in şekillendirdiği hayat demektir.</p>
<p>Kur&#8217;ân ve Sünnet&#8217;in belirlemediği ve yön vermediği hayat, cahilî bir hayattır ya da İçinde cahiliye olan hayattır. Şu ayet-i kerimeler bunu açıkça ifade et­mektedir;</p>
<p>&#8220;Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah&#8217;ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik.&#8221; (Nisa, 64)</p>
<p>&#8220;Kim Allah&#8217;a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle,</p>
<p>sıddıklarla, şehidlerle, salihlerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (Nisâ, 69)</p>
<p>&#8220;Ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte in­dirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır.&#8221; (A&#8217;raf, 157)</p>
<p>&#8220;Şanım hakkı için, muhakkak ki sizin için, Allah&#8217;a ve son güne ümit besler olup da Allah&#8217;ı çok zikreden kimseler için Resûllulah&#8217;da pek güzel bir örnek var­dır.&#8221; (Ahzab, 21)</p>
<p>&#8220;Peygamber size ne verdiyse onu alin. Size neyi ya- sakladıysa ondan sakının ve Allah&#8217;tan korkun. Çün­kü Allah&#8217;ın azabı şiddetlidir.&#8221; (Haşr, 7)</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v) de bu hususta şöyle buyur­muştur:</p>
<p>&#8220;Sizden biriniz hevasım (arzularını, görüşlerini! benim getirdiklerime tâbi kılmadıkça iman etmiş olmaz.&#8221;</p>
<p>Bütün bunlardan da anlaşıldığı üzere Allah Teâlâ, hi­dayeti, kurtuluşu, dünya ve ahiret saadetini Kitabı ile amel etmeye ve Peygamberinin Sünneti&#8217;ne uymaya bağlamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhammed Salih Ekinci,</p>
<p>Rihle Dergisi,Sünnet Sayısı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kitab-ve-sunnete-uymaya-tesvik/">Kitab ve Sünnete Uymaya Teşvik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kitab-ve-sunnete-uymaya-tesvik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezhep Hakkında İfrat ve Tefrit Tutumlar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mezhep-hakkinda-ifrat-ve-tefrit-tutumlar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mezhep-hakkinda-ifrat-ve-tefrit-tutumlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2015 20:32:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[4 hak mezhep]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Tuğrul İnançer]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhep Hakkında İfrat ve Tefrit Tutumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler Bidat Diyenlere Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler Gereksiz Diyenlere Cevap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7439</guid>

					<description><![CDATA[<p>Efendimiz döneminde mezhepler yoktu, vefatından sonra bunlar ortaya çıktı. Dolayısıyla mezhepler bidattir.&#8217; Bu ilmen yanlış bir tesbittir. Bir uygulama, sırf Efendimiz döneminde olmadığı için bid’at sayılmaz. İslâm&#8217;ın temel kaynaklarına başvurularak yapılan bir uygulama bid&#8217;at değildir. Bunun tipik örneği, Mushaf-ı Şeriftir. Mushaf; Asr-ı Saadette, Hz. Ebubekir. Hz. Ömer ve hatta Hz. Osman devrinde var mıydı? Hz. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mezhep-hakkinda-ifrat-ve-tefrit-tutumlar/">Mezhep Hakkında İfrat ve Tefrit Tutumlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/10693582_1500256990218261_364946097_a2.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-7440" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/10693582_1500256990218261_364946097_a2.jpg" alt="Mezhep Hakkında İfrat ve Tefrit Tutumlar" width="306" height="306" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/10693582_1500256990218261_364946097_a2.jpg 306w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/10693582_1500256990218261_364946097_a2-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/10693582_1500256990218261_364946097_a2-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 306px) 100vw, 306px" /></a>Efendimiz döneminde mezhepler yoktu, vefatından sonra bunlar ortaya çıktı. Dolayısıyla mezhepler bidattir.&#8217; Bu ilmen yanlış bir tesbittir. Bir uygulama, sırf Efendimiz döneminde olmadığı için bid’at sayılmaz. İslâm&#8217;ın temel kaynaklarına başvurularak yapılan bir uygulama bid&#8217;at değildir. Bunun tipik örneği, Mushaf-ı Şeriftir. Mushaf; Asr-ı Saadette, Hz. Ebubekir. Hz. Ömer ve hatta Hz. Osman devrinde var mıydı? Hz. Ali Efendimiz döneminde Mushaf-ı Şerif çoğaltılarak yayıldı. Şimdi buna bid’at mi diyeceğiz? Elbette ki hayır! İşte mezhepler için de aynı şey geçerlidir. Mezhebi, kişinin yaşadığı zaman, mekân ve şartlarına bakarak yükümlülüklerini belirlemek şeklinde algılarsak Efendimizin uyguladığı bir usuldü bu.</p>
<p>Meselâ bir deve çobanına anlattığı Islâm&#8217;ı hatırlayalım: “Günde beş vakit namaz kılacaksın, yılda bir oruç tutacaksın. Malın mülkün yok, zekât vermek sana farz değildir. Zilhiccede hacca gideceksin. Bir de benim Allah&#8217;ın Resûlû olduğuma îmân edeceksin.&#8221; Bunu dinleyen deve çobanı, “Bilin ki, bunların hepsi kabulümdür ve hepsini yerine getireceğim. Ne bir fazlasını ne bir eksiğini yaparım'&#8221; mealinde bir şey söyleyip gider Efendimiz yanındaki zevât-ı kirama, “Cennetlik birini görmek istiyorsanız giden adama bakın!” der. Pekiyi deve çobanına söylenen Islâm, herkes için geçerli mi? Hayır. O Islâm söz konusu şahıs içindir, başka şartlara sahip olanlar başka türlü bir İslâm ile mükelleftirler. Dünya hayatımızca hiçbirimiz deve çobanı seviyesinde kalmaya râzı değiliz. Hep daha iyi ve yükseğin peşindeyiz. Pekiyi dinimizi yaşamakta niye deve çobanı seviyesiyle yetinmeye yelteniyoruz? Bu, imânla bağdaşır mı? Bir düşünüverelim, lütfen.</p>
<p>Evet, Asr-ı Saadet&#8217;te mezhepler vardı, sadece adlandırılmıyordu; zarfsız mazruf hâlinde uygulanıyorlardı.İçtihadlarına göre hareket edilen sahâbiler vardı. Ayrıca mezhepler dört adetten ibaret değildir, yüzlerce mezhep sayılabilir. Meselâ Evzâiye diye bir mezhep vardır. Selahaddinn-i Eyyûbi dönemine kadar Suriye, Ürdün. Lübnan ve Batı Irak Müslümanları, türbesi Beyrut&#8217;ta olan imam Evzâf Hazretlerine tabi olmuştur. Bu mezhep ilk önce Şâfii, sonra Hanefiliğe intikal etmiştir. Bir mezhebe tâbi olmayı, Efendimizin “Ashabımdan her biri bir yıldız gibidir, hangisine uyarsanız doğru hedefe varırsınız.” mealindeki hadis-i şerif rühuyla açıklamak mümkündür. Mezhep imamıza tâbi olurken bir anlamda Sahabe Efendilerimize uyuyoruz. Biz İslam&#8217;a dâir her bir şeyi bilmeyebiliriz, bilenlere tabî olarak İslam üzere yaşamış oluyoruz.</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Bana Hz. Peygamber yeterli, mezhep imamlarına uymama gerek yok!” demek doğru olmadığı gibi mezhebi, dinin kendisi olarak görmek de doğru değildir. Ne yazık ki bu iki hatâya da düşülüyor. Bir tarafta kendisini allâme-i cihan görenler, diğer tarafta mezhep imamının içtihadını Allah’ın emri zannedenler oluyor. Bu ikisi de yanlıştır. Çünkü İmam Gazâli Hazretleri bir müçtehid iken İmam Şâfi Hazretlerine tâbi olmuştur.</p>
<p>Mesela Hz.Abdulkâdir-i Geylâni Hazretleri bütün ihvan ve dervişanıyla beraber “Şu mezhepteniz.” demiştir. Dolayısıyla mezhebi küçûmseyemeyiz, ancak onları din olarak da göremeyiz. Zirâ din değiştiremeyiz, ama mezhebi değiştirebiliriz. Mekân ve şartlannuz değişince bize daha uygun diğer bir mezhebe geçebiliriz. Bunu oyun hâline getirmemek ve nefsimizin kandırmasıyla tembelliğimize perde etmeye kalkmamak kaydıyla&#8230; Zâten fiilen de böyle olmakta. En belirgin örnek hac menâsıkindedir. Hac ibâdetinde Hanefiler bazı hususlarda Şâfiı mezhebinin içtihadlarına uymaktadırlar.</p>
<p>Ömer Tuğrul İnançer &#8211; Muhabbet Peygamberi Hz.Muhammed</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mezhep-hakkinda-ifrat-ve-tefrit-tutumlar/">Mezhep Hakkında İfrat ve Tefrit Tutumlar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mezhep-hakkinda-ifrat-ve-tefrit-tutumlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
