<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Malazgirt Savaşı | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/malazgirt-savasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Aug 2022 16:23:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Malazgirt Savaşı | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sultan Alparslan Dönemi  1063-1072</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sultan-alparslan-donemi-1063-1072/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sultan-alparslan-donemi-1063-1072/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2022 16:23:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Piyadeoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Alparslan Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Tuğrul Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25724</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cihan Piyadeoğlu 1. Tahta Çıkışı Büyük Selçuklular Tarihi, biraz da hanedan içi mücadeleler tarihi olarak öne çıkar. Özellikle Arslan Yabgu&#8217;nun oğlu Kutalmış&#8217;ın mücadelesini farklı şekilde değerlendirmekte fayda vardır. Kutalmış&#8217;ın taht mücadelesi, daha sonra Türkiye Selçuklu Devleti&#8217;nin kurulmasının önemli aşmaların dan birini teşkil eder. Arslan Yabgu&#8217;nun Gazneli Mahmud tarafından ber taraf edilmesiyle Selçuklu ailesinin yönetimi Tuğrul [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sultan-alparslan-donemi-1063-1072/">Sultan Alparslan Dönemi  1063-1072</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-26108 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/malazgirt-muharebesi-300x177.jpg" alt="" width="575" height="339" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/malazgirt-muharebesi-300x177.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/malazgirt-muharebesi-600x354.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/malazgirt-muharebesi.jpg 650w" sizes="(max-width: 575px) 100vw, 575px" />Cihan Piyadeoğlu</p>
<p><strong>1. Tahta Çıkışı</strong></p>
<p>Büyük Selçuklular Tarihi, biraz da hanedan içi mücadeleler tarihi olarak öne çıkar. Özellikle Arslan Yabgu&#8217;nun oğlu Kutalmış&#8217;ın mücadelesini farklı şekilde değerlendirmekte fayda vardır. Kutalmış&#8217;ın taht mücadelesi, daha sonra Türkiye Selçuklu Devleti&#8217;nin kurulmasının önemli aşmaların dan birini teşkil eder. Arslan Yabgu&#8217;nun Gazneli Mahmud tarafından ber taraf edilmesiyle Selçuklu ailesinin yönetimi Tuğrul ve Çağrı Bey&#8217; e geçmiş, Dandanakan Savaşı&#8217;ndan sonra da bu durum devam etmişti. Ancak Kutalmış, yönetim hakkının kendisinde bulunduğunu belirterek Sultan Tuğrul Bey henüz hayattayken isyan etmişti. O, bu amaçla kardeşi Resultegin ile birlikte Türkmenler&#8217;in de desteğini alarak isyan etmişti. Selçuklular karşısında başarılı olamayan kardeşler Cibfü bölgesinde bulunan Girdkfih kalesine sığınmak durumunda kalmışlardı. Burada Emir Humar Tegin tarafından kuşatılmışlarsa da kaleden çıkartılmaları mümkün olmamış, hatta üzerlerine gelen kuvvetleri geri püskürtmüşlerdi (Cemaziyelahir 463/Temmuz 1061}. İsyan durumu Tuğrul Bey&#8217;in ölümüne kadar devam etmiş, bundan sonra Kutalmış tahtı ele geçirmek üzere harekete geçmişti.</p>
<p>Sultan Tuğrul Bey&#8217;in çocuğu olmamıştı. O, eski Türk geleneğinden gelen levirat usulü gereği ölen ağabeyi Çağrı Bey&#8217;in hanımıyla evlenmiş, muhtemelen de bu hanımın etkisiyle Çağrı Bey&#8217;in oğlu Ebü&#8217;l-Kasım Süleyman&#8217;ı veliaht tayin etmişti. Ancak onun ölümünden sonra taht için tek aday Süleyman olmadı. Kutalmış, Tuğrul Bey vefat ettiği sırada zaten isyan halindeydi. Melik Alparslan ise babasının ölümünden sonra Horasan&#8217;da idareyi ele almış, Büyük Selçuklu Sultanlığı için beklemeye başlamıştı. Nitekim Tuğrul Bey&#8217;in hastalığının artması üzerine Horasan&#8217; dan batıya doğru harekete geçmiş, ancak yolda bunun doğru olmadığını öğrendiğinde geri dönmüştü. Ayrıca Sistan hakimi Musa Yabgu da Herat&#8217;ta taht iddiacısı olarak ortaya çıkmış, adını bilmediğimiz Huttelan Emiri de isyan kervanına katılmıştı.1841 Tuğrul Bey&#8217;in ölümüyle birlikte daha etkin bir hale gelen Vezir Amidülmülk Kündüri, Veliaht Süleyman&#8217;ı İsfahan&#8217;dan Rey&#8217;e getirterek tahta oturttu. Bu oldubitti hem Alparslan hem de Kutalmış tarafından kabul edilmemişti. Özellikle Alparslan, Amidülmülk&#8217;e yazdığı mektupta851 mevcut durumu kabul etmediğini bildiriyordu.</p>
<p>Gelinen noktada en güçlü aday olarak Kutalmış öne çıkmıştı. Nitekim Türkmenler, onun tarafında yer almış, 50.000 veya 90.000 kişilik bir ordu toplamıştı. Bu ordu karşısında Süleyman&#8217;ın dolayısıyla da Amidülmülk&#8217;ün tutunması çok da mümkün görünmüyordu. Neticede Kutalmış, Rey&#8217;e gelerek Şevval 455 (Ekim 1063) tarihinde adına hutbe okuttu. Onunla mücadele edemeyeceğini anlayan Amidülmülk, iç kaleye çekilerek Alparslan adına hutbe okutmuş ve onu yardıma çağırmıştı. Süleyman ise Alparslan&#8217;ın devreye girmesiyle birlikte Rey&#8217; den ayrılarak Şiraz&#8217;a gitmişti.1861 Süleyman&#8217;ın tahta çıkartılması bazı Emirler tarafından da kabul edilmemişti. Büyük Selçuklu ailesinden, muhtemelen de Yusuf Yınal&#8217;ın oğlu olan Erbasgan, Emir Yağısıyan ve Hacib Erdem, Kazvin&#8217;de Alparslan adına hutbe okutmuşlardı. Harekete geçen Alparslan, Huttelan üzerine yürümüş ve savaş meydanında Huttelan hakimi öldürülmüştü. Daha sonra Herat üzerine yürüyen Alparslan, zorlu bir mücadeleden sonra şehri ele geçirmiş. ancak Musa Yabgu&#8217;yu yerinde bırakmıştı.1871 Alparslan&#8217;ın Rey&#8217;e ilerlemesi üzerine Kutalmış onu karşılamaya çıktı. Damgan&#8217;a geldiğinde Kutalmış&#8217;a taht iddiasından vazgeçmesi yönünde gönderdiği haber olumlu karşılık bulmamıştı. Nitekim Kutalmış, babası Arslan Yabgu&#8217;nun hukuki hakları çerçevesinde sultanlığın kendisinde kalması gerektiğini düşünüyordu.</p>
<p>Neticede iki ordu Damgan yakınlarındaki Milh (Dih-i Nemek) civarında karşı karşıya geldi. İlm-i nücum bilen Kutalmış, savaşın zamanlamasını kendi aleyhinde görmüş, bunun için daha sonra savaşılması amacıyla savaş meydanına su akıtarak bataklık haline gelmesini sağlamıştı. Ancak Alparslan, beklemek niyetinde değildi. Ordusu az olmasına rağmen, Külsarığ, Savtegin, Sungurca ve Buldacı gibi önemli komutanlara sahipti. Neticede Alparslan ile Kutalmış arasındaki mücadelede kazanan taraf Alparslan oldu. Kutalmış bir rivayete göre savaş alanında, diğerine göre de kaçarken atından düşerek vefat etmiş, kardeşi Resultegin ile büyük oğlu (muhtemelen Mansfir) da esir düşmüştü. Kutalmış&#8217;ın cenazesi Rey&#8217;e götürülerek Tuğrul Bey&#8217;in yanına defnedildi. Ölümünün Alparslan&#8217;ı çok etkilediği, ağladığı ve günlerce yas tuttuğu rivayet edilmektedir. Bütün taht iddiacılarını bertaraf eden Alparslan, daha sonra Rey&#8217;e gelerek adına hutbe okutup para bastırdı. Ardından amcası Tuğrul Bey ile evlenmiş olan halifenin kızı Seyyide&#8217;yi Bağdat&#8217;a gönderen Alparslan adına halife de hutbe okutarak sultanlığını tasdik etmişti. Sultan Alparslan daha sonra devletin kaderi üzerinde önemli belirleyicilerden biri olan Nizamülmülk&#8217;ü vezir tayin etmiş, eski vezir Amidülmülk&#8217;ü de Mervu&#8217;r-rfiz&#8217;a göndermiştir.1881</p>
<p><strong>2. Batı Seferi</strong></p>
<p>Sultan Alparslan devlete hakim olduktan kısa süre sonra 1 Rebiülev vel 456/22 Şubat 1064 tarihinde Rey&#8217; den ayrılarak Azerbaycan&#8217;a yöneldi. Merend&#8217;e geldiği sırada daha önce Anadolu&#8217;ya seferler düzenlemiş olan Tuğtegin adlı bir Türkmen reisi ona itaat bildirerek güzergah hakkında bilgiler vermişti. Nahçıvan&#8217;a gelen Sultan Alparslan, Aras nehrini gemile rin yan yana bağlanması suretiyle yapılan köprüden geçmiş, daha sonra da ordusunu ikiye ayırmıştı. Kendisinin komuta ettiği kuvvet Lori Ermeni Kralı Giorg&#8217;un arazisine girmiş, Giorg&#8217;un Selçuklu haki miyetini tanıma teklifini kabul etmişti. Ardından Gürcistan&#8217;a yönelen Sultan Alparslan, pek çok önemli şehir ve kaleyi ele geçirerek Gürcü Kralı iV. Bagrat&#8217;ı sıkıştırmış, o da Selçuklu tabiiyyetini kabul edeceğini bildirmek zorun da kalmıştı.</p>
<p>Aras ırmağı havzasına geri dönen Alparslan, ele geçirmiş olduğu büyük ve değerli ganimeti de Rey&#8217;e gönderdi. İkiye ayrılan ordunun diğer koluna oğlu Melikşah, kardeşi Yakı1ti ile Vezir Nizamülmülk komuta ediyordu. Bu ordu Aras ırmağı boyunca ilerleyerek Bizans arazisine girmiş, bugünkü Erivan&#8217;ın kuzey batısında bulunan müstahkem Byurakan (Anberd) kalesini ele geçirmişti. Daha sonra yine Aras boyunda bulunan Sürmari (Sürmeli) ve Hagios Gerogios kalesi de ele geçirildikten sonra Meryem nişin kalesi kuşatıldı. Önemli bir dini merkez olan ve sağlam surları ile ünlü bu kale de fethedilmişti. Elde edilen büyük başarı sebebiyle Sultan Alparslan oğlu Melikşah ve Nizamülmülk&#8217;ü kutlamış ve ardından birleşen ordu, Sepidşehir ve Lal kalelerini ele geçirmişti. Daha sonra Bizans&#8217;ın elinde bulunan ve Ortaçağ&#8217;ın en ünlü Hıristiyanhk merkezlerinden biri olan Anı şehri bir sonraki hedef olarak seçilmişti. Bir tarafı Arpaçay&#8217;a bakan derin uçurumlar diğer taraftan da sağlam surlarla çevrili olup &#8220;asla ele geçirilemez&#8221; olarak bilinen Anı şehri, sıla bir kuşatmadan sonra 16 Ağustos 1064 tarihinde ele geçirildi. Şehrin ele geçirilmesi İslam dünyasında büyük sevince neden olmuş, Halife Kaim-Biemrillah, Sultan Alparslan&#8217;a Ebü&#8217;l Feth lakabını vermişti. Sultan Alparslan, Anı&#8217;yı Şeddadilerden Ebü&#8217;l-Esvar&#8217;ın oğlu Menuçehr&#8217;in idaresine bıraktıktan sonra kardeşi Kirman Hakimi Kavurd&#8217;un isyanı sebebiyle geri dönmek zorunda kaldı. Ancak bu süreçte kendi sinin de büyük önem verdiği Anadolu seferlerine devam edilmesi hususunda gerekli emirleri de vermişti.89</p>
<p><strong>3. Kavurd&#8217;un isyanları</strong></p>
<p>Sultan Alparslan, batı seferi sonrasında ağabeyi Karaarslan Kavurd&#8217;unı9o1 isyankar tavırlarını haber alarak onun üzerine yürüdü. Kavurd, tam manasıyla isyan etmemiş olmakla birlikte tabiiyet şartlannı da yerine getirmemişti. Özelikle sultanın emri ve bilgisi dışında genişleme amaçlı Fars seferi, Sultan Alparslan tarafından itaatsizlik olarak görülmüştü. Sultan Alparslan&#8217;a tabi Şebankare Emiri Fazh1ye üzerine yürüyen Kavurd, Şiraz&#8217;ı ele geçirdi. Ayrıca o, kız kardeşi Gevher Hatun&#8217;un eşi Erbasgan ile de muhtemelen Alparslan aleyhinde ittifak yapmıştır. Bu gelişmeler üzerine harekete geçen Alparslan, Hemedan&#8217;a geldiği sırada Fazlilye kendisine sığınmış, Kavurd&#8217;dan alınan Şiraz tekrar ona verilmişti. Kavurd ise sığınmış olduğu kaleden gönderdiği haberle itaat bildirmiş, bunun üzerine Alparslan, Isfahan&#8217;a geri dönmüştü (457 /1065). Ancak Kavurd, vezirinin kışkırmaları neticesinde bir süre sonra gerçek anlamda isyan etti. O, güçlü surları sebebiyle savunulması daha kolay olan Berdesir kalesine sığınmıştı. Sultan Alparslan&#8217;ın onun üzerine yürümesi uzun sürmedi. Alparslan&#8217;ın öncü kuvvetlerinin asıl ordu Kirman yolundayken Kavurd&#8217;un kuvvetlerini yenmesi Kavurd&#8217;u barış istemeye sevk etti. Ardından Ciruft kalesine sığınan Kavurd, daha sonra sultanın huzuruna giderek itaat arz etmişti. Kirman&#8217;ın yönetimini tekrar kendisine bırakan Sultan Alparslan, Şiraz yakınlanndaki lstahr kalesi üzerine yürümüş ve burayı da ele geçirmişti (459/1067).91</p>
<p>Kavurd&#8217;un Sultan Alparslan&#8217;a olan itaati çok da uzun sürmedi. Son is yan ilk ikisine oranla daha iyi planlanmıştı. Nitekim Kavurd, ilk olarak eski düşmanı Fazlilye ile bu kez ittifak yapmış ve ardından harekete geçmişti. Diğer bir ifadeyle Sultan Alparslan&#8217;ın iki kişiyi bertaraf etmesi gerekiyordu.Bunun için harekete geçen sultan ilk olarak Fazlilye üzerine, Şiraz&#8217;a yürüdü. Şehri ele geçirmesine rağmen Fazlilye&#8217;yi bertaraf edemedi. Çünkü o müstahkem Hurşeh kalesine çekilmişti. Kale önünde zaman harcamak istemeyen Sultan Alparslan, kuşatmayı Nizamülmülk&#8217;e bırakarak Kirman&#8217;a yönelmişti. Nizamülmülk&#8217;ün Fazlilye&#8217;yi esir ettiği haberi ulaştığın da Sultan Alparslan, Berdesir kalesini kuşatmakla meşguldü (Şaban 461/ Mayıs-Haziran 1069). Fazh1ye&#8217;yi huzuruna getirten Sultan Alparslan, onu affetmiş, bunu duyan Kavurd da planlarını uygulamak düşüncesiyle zaman kazanmaya yönelik olarak affını istemişti. Gerçekte ise o, Alparslan&#8217;ın askerlerinden bazılarıyla iletişime geçerek kendi tarafına çekmiş ve bir saldırı yapmaları hususunda onlarla anlaşmıştı. Berid (istihbarat) teşkilatını güvenilir bulmadığı için kullanmayan Sultan Alparslan için durum çok tehlikeli bir hal almıştı. Ancak askerlerinden biri bu plan hakkında Alparslan&#8217;ı haber dar etti. Kısa bir araştırma sonunda olayın gerçek olduğunu anlaşılınca askerlerden bazıları öldürüldü. Buna rağmen ordunun ne kadarının bu işe dahil olduğunu bilemediği için Melikşah&#8217;ı bir kısım askerle Berdesir önünde bırakarak lsfahan&#8217;a dönmek zorunda kalmıştı (Zilhicce 461/Ekim 1069). Böylece Kavurd cezalandırılmaktan kurtulmuş oldu. Bir süre sonra Kavurd&#8217;un oğlu Sultanşah, Sultan Alparslan&#8217;a başvurarak ba basıyla mücadele etmek istediğini belirtmiş, başarılı olması karşılığında Kirman&#8217;ın kendisine verilmesini istemişti. Alparslan&#8217;dan aldığı destekle Kirman&#8217;a yürüyen Sultanşah ise başarılı olamadı ( 462/1069-1070).1921</p>
<p><strong>4. Üstyurt ve Mangışlak Seferi</strong></p>
<p>Sultan Alparslan özellikle kervanların yollarını keserek huzursuzluk çıkartan gayrimüslim Türkler&#8217;i, Kıpçakları ve Türkmenler&#8217;i kontrol altına almak için Ceyhun&#8217;u geçerek Harizm&#8217;in kuzeyindeki Üstyurt ve Mangışlak&#8217;a yöneldi. Yenilgiye uğratılan Türkmenler daha da kuzeye çekilmek zorunda kalmıştı (458/1065-1066).</p>
<p>Buradan Selçuklular&#8217;ın ilk merkezi Cend&#8217;e yönelen Sultan Alparslan, büyük dedesi Selçuk&#8217;un mezarını ziyaret ettikten sonra Merv&#8217;e döndü. Radgan yakınlarına gelince oğlu Melikşah&#8217;ı Karahanlı İbrahim Tamgaç&#8217;ın kızı Terken, diğer oğlu Arslanşah&#8217;ı da Gazneli Sultanı İbrahim&#8217;in kızıyla evlendiren Alparslan, Melikşah&#8217;ı da büyük oğlu olmamasına rağmen veliaht tayin etmişti. Ayrıca önemli bazı şehirleri hanedan üyeleri ile Emirlerine ikta etmişti. Bu paylaşıma göre Belh&#8217;i kardeşi Süleyman&#8217;a, Merv&#8217;i oğlu Arslanşah&#8217;a, Saganiyan ve Toharistan&#8217;ı kardeşi İlyas&#8217;a, Bağşur vilayeti ile çevresini Mes&#8217;ud b. Ertaş&#8217;a, son olarak Herat&#8217;a bağlı lsfizar&#8217;ı da Mevdıld b. Ertaş&#8217;a verdi. Herat ise zaten oğlu Toganşah hakimiyetindeydi.1931</p>
<p><strong>5. Kafkasya ve Anadolu&#8217;daki Diğer Faaliyetler</strong></p>
<p>İlk Batı seferinden sonra Anadolu&#8217;ya yapılan Selçuklu akınlarında bir kesinti olmamıştı. Nitekim daha önce de Anadolu&#8217;da akınlarda bulunmuş olan Satar-ı Horasan, 458 (1065-1066) tarihinde Tulhum, Siverek kalelerini kuşatmış, Urfa çevresinde bazı yerleri ele geçirdikten sonra Antakya dükünü mağlup etmişti. Aynı yıl içerisinde üç kez Urfa yörelerine gelen Salar-ı Horasan, Diyarbakır önlerine gelerek karargah kurduğu sırada Diyarbakır Hakimi Nizamüddin ile görüşmek üzere şehre girdiğinde de yakalanarak öldürülmüştü.1941 Sultan Alparslan, 459/1067 tarihi itibariyle özelde Gürcistan daha geniş kapsamda da Anadolu&#8217;nun fethine yönelik bir planlama ile bir sefer düzenledi. Buradaki bir diğer amaç da kuzeyden gelerek Selçuklu tabi iyyetindeki Şeddadiler ve Şirvanşahların arazisine saldıran gayrimüslim Türkler&#8217;i bertaraf etmekti. Bu sebeple yanında veziri Nizamülmülk ve Emir Savtegin olduğu halde Aras nehrini geçerek bölgeye geldi. Şedda di ve Şirvanşah Emirlerinin itaatlerini yenilemelerinden sonra (Zilhicce 459/Ekim-Kasım 1067) Şeki üzerine yürüyen Sultan Alparslan, Gürcüler&#8217;in geri çekilmesini sağladı (Muharrem 460/Kasım 1067). O, ormanları yakmak suretiyle düşmanların gizlenmelerini de engellemişti. Gürcü Kralı Bagrat kaçmak zorunda kaldığı gibi Şeki Hakimi Ahsartan (Agasartan) da itaat bildirerek İslam dinine geçmişti. Kışın gelmesiyle birlikte Tiflis&#8217;e çekilen Alparslan, Tifüs ve Rustov başta olmak üzere pek çok kaleyi ele geçirdi. Akınlar ise Trabzon&#8217;a kadar genişletilmişti.</p>
<p>Alparslan&#8217;ın faaliyetleri neticesinde IV. Bagrat tekrar Selçuklu hakimiyetini tanımak zorunda kaldı. Kafkasya&#8217;nın tamamının ele geçirilmesi, asıl hedef olan Anadolu&#8217;ya yapılacak seferlerin de daha kolay gerçekleştirilmesini sağlayacağından büyük önem verilen bu sefer, Karahanlı sınırında patlak veren sorunlar nedeniyle sona erdirilmek durumunda kalınmıştı. Bir süre sonra yerel güçlerin kendi aralarında anlaşmazlıklardan faydalanan Gürcüler, Tiflis&#8217;i ele geçirip Şeddadi Emiri Fadh1n&#8217;u esir etmişlerdi. Sultan Alparslan&#8217;ın emriyle bölgeye gelen (Zilkade 460/Eylül 1068) Emir Savtegin&#8217;in faaliyetleri neticesinde Fadh1n, Cemaziyelahir 461/Mart-Nisan 1069 tarihinde kurtarılmıştı.l951 Selçukluların Anadolu seferlerini devam ettiren komutanlardan biri de Batı Karahanlı Hükümdarı Ebu İbrahim 1. Tamgaç Han&#8217;ın oğlu olması muhtemel Hanoğlu Harun oldu. Onun önderliğindeki Oğuz Türkleri, 457 (1064-1065) tarihinde Anadolu&#8217;ya gelerek Diyarbakır çevresinde, daha sonra da Kuzey Suriye&#8217;ye giderek burada faaliyetlerde bulunmuştu. Harun, Bizans İmparatoru Romanos Diogenes&#8217;e karşı da başarılar elde etmişti.1961 Bu tarihten sonra Selçuklular&#8217;ın Anadolu fetihleri hemen hemen aynı kişilerin komutasında devam ettirildi. Hacip Gümüştegin, berabe rinde Afşin ve Ahmedşah olduğu halde Anadolu&#8217;ya gelmiş, Murat ve Dicle havzalarından hareket ederek el-Cezire bölgesine ilerleyerek Ergani ve Nizip taraflarındaki bazı kaleleri ele geçirmeyi başarmıştı. Nusaybin&#8217;i kuşattıktan sonra Adıyaman bölgesine gelen Gümüştegin, Bizans&#8217;ın uç komutanı Aruandanos ile mücadele etmişti.</p>
<p>Bu mücadeleden galip çıkmayı başaran Gümüştegin olmuş ve Bizans komutanı esir edilmişti. Aruandanos, 40.000 altın karşılığında serbest bırakıldı. Diğer esirler ve büyük miktardaki ganimetle Selçuklular&#8217;ın askeri üssü Ahlat&#8217;a geri dönüldü. Ahlat&#8217;ta Afşin ile Gümüştegin arasında çıkan bir kavga sırasında Gümüştegin ölünce Afşin, Sultan Alparslan&#8217;dan çekinerek beraberindeki Türkmenler ile birlikte batıya yönelerek Anadolu akınlarına devam etti. Afşin, yeni harekat üssü olarak kendisine Amanos dağlarını seçmişti. Buradan hare ketle Dülük&#8217;ül971 ele geçiren Afşin&#8217;e bağlı diğer bir kuvvet 459 (1067) tarihinde Antakya taraflarına akınlarda bulundu. Ardından Malatya civarında Bizans kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğratılmış, Kayseri de kısa süre için bile olsa ele geçirilmişti. 1067 sonlarında Haleb&#8217;e gelerek Anadolu&#8217; da elde etmiş olduğu ganimeti burada satan Afşin, bir sonraki yılda da Anadolu seferlerine devam etti. Afşin&#8217;in başarılı faaliyetleri Sultan Alparslan&#8217;ın dikkatini çekmiş ve ona bir mektup göndererek kendisini affettiğini bildirmişti. Antakya civarında sultanın mektubunu alan Afşin, Nisan 1068 tarihinde Alparslan&#8217;ın huzuruna çıkmak için buradan ayrıld1.ı9sı Alparslan&#8217;ın Muharrem 460 (1067-1068) tarihindeki Gürcistan seferi, faaliyet alanı itibariyle değilse de amacı itibariyle Anadolu idi. Nitekim bu seferde elde edilen başarı sonraki dönem Anadolu seferlerinin başarısını doğrudan etkileyecek bir gelişme olmuştu. Bizans&#8217;ın yeni İmparatoru Romanos Diogenes&#8217;in Anadolu&#8217;daki düzensizliği bertaraf etmek düşüncesiyle Muharrem 461 (Ekim-Kasım 1068) tarihinde başladığı sefer, Anadolu&#8217;daki Türkmenler&#8217;in Bizans imparatorunun aksi yönünde hareket etmeleri sebebiyle başarısız olmuştu. Romanos Diogenes, Çukurova bulunduğu sırada Afşin&#8217;in Sakarya ırmağı vadisine kadarki bölgede faaliyetlerine devam ederek Afyon (Amorion) şehrini ele geçirmesi, imparatora büyük darbe olmuştu. Bunun üzerine İmparator; Afşin&#8217;in geri dönüş yolu nu kesmek için batıya yöneldiyse de başarılı olamamış, yaklaşan kış mevsimi sebebiyle de geri dönmek zorunda kalmıştı.99</p>
<p>Selçuklu komutanlarının 461 (1069) tarihinden itibaren Anadolu&#8217;ya gerçekleştirmiş oldukları seferler. Malazgirt Savaşı&#8217;na zemin hazırlamıştır. Özellikle Afşin, Ahmedşah, Sanduk, Türkman, Demleçoğlu Mehmed, Duduoğlu, Serhengoğlu ve Arslantaş gibi komutanların önderliğindeki Selçuklular, Anadolu&#8217;nun doğusu ve güneyinde faaliyetlerde bulunmuştu. Bu durum Bizans imparatorunu bizzat harekete geçirmiş, Kayseri&#8217;ye gelmesine neden olmuştu. Diğer taraftan Manuel Komnenos, Sivas&#8217;a, Philare tos Brachamios da Malatya&#8217;ya gönderilmişti. Ancak imparator sonuç itibariyle istediğini alamamış, lstanbul&#8217;a döndükten sonra 1070 yılında tekrar Anadolu seferi planlamıştı. Fakat bazı saray erkanının çabalarıyla sadece Manuel Komnenos komutasındaki bir ordunun Anadolu&#8217;ya gönderilmesi uygun bulunmuştu.11001 Bu sıralarda Selçuklu hanedanı içerisinde gelişen bir mücadele, daha sonra Bizans-Selçuklu mücadelesine yeni bir halka ekleyecekti. Sultan Alparslan&#8217;ın kız kardeşiyle evli olan Erbasgan,11011 sonraları Kavurd b. Çağrı&#8217;yı destekleyince Alparslan ile araları açıldı. Kendisine bağlı Türkmen grubuyla Bizans&#8217;a yönelen Erbasgan&#8217;ı engellemesi için Afşin görevlendirilmişti. Diğer taraftan Manuel Komnenos da aynı şeyi yapmak üzere harekete geçmiş, ancak Erbasgan&#8217;a mağlup olmaktan kurtulamamıştı. Hatta kendisi, Nikephoros Melissenos ve diğer bazı Bizans generalleri de esir düştü. Onlara durumu izah eden Erbasgan, Bizanslı generaller ile birlikte İstanbul&#8217;a gitmişti. Kayseri-Sivas bölgesine akınlarda bulunduktan sonra Afyon-Uşak-Denizli üzerinden Kadıköy&#8217;e ulaşan Afşin, Erbasgan&#8217;ın kendi sine iadesini istemiş, ancak bu isteği kabul görmemişti. Afşin, 1070 son baharında gerçekleşen bu olaydan sonra geri dönerken bazı Bizans kale ve şehirlerine de akınlar düzenlemişti. Ahlat&#8217;a döndükten sonra da Sultan Alparslan&#8217;a gelişmeler hakkında bilgi verdi.ı03</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Sultan Alparslan, asıl hedefi Mısır&#8217;a doğru yola çıktığında Bizans İmparatoru Romanos Diogenes&#8217;in büyük bir orduyla Erzurum&#8217;a ilerlediğini haber aldı. Derhal geri dönen sultan, Recep 463/Nisan 1071&#8217;de imparato ru karşılamak üzere Doğu Anadolu&#8217;ya yöneldi. O, Fırat&#8217;ı geçerken önemli miktarda asker kaybetmiş, hayvanlar telef olmuş, yiyecek sıkıntısı baş göstermişti. Bu sebeple yaşlı ve yorgun Irak askerlerini terhis etti. Ardın dan Hoy şehrine giderek Nizamülmülk ve Hatunu askeri yardım sağlamaları için Hemedan&#8217;a veya Tebriz&#8217;e göndermişti. Ardından da Bitlis boğazı üzerinden Ahlat&#8217;a gelmişti. imparator ise Kapadokya&#8217;da askeri meclis toplamış, burada genç komutanlar İran içlerine kadar ilerleme fikrini, tecrü beli komutanlar ise en fazla Erzurum&#8217;a kadar gidilmesi gerektiği görüşü nü savunmuşlardı. Neticede genç komutanların görüşünün kabul edilerek uygulanmasına karar verildi. Neticede Bizans, 100.000-200.000 kişilik bir ordu ve büyük miktarda da askeri teçhizata sahipti. Ancak orduda Peçenek, Uz, Kıpçak, Bulgar gibi Türk boylarından, Slav, Alman, Frank, Ermeni ve Gürcülerden asker bulunması ordudaki bütünlük için büyük engel teş kil ediyordu. Bunun yanında komutanlar arasında da anlaşmazlıklar hüküm sürüyordu. Özellikle Ermeniler hakkında gelen bazı şikayetler sebe biyle imparatorun onlar hakkında çok sert sözler söylediği görülmüştü.11041 Selçuklu ordusundaki asker sayısı 40.000-50.000 civarında olup, büyük çoğunluğu atlı idi. Orduya Sultan Alparslan ile birlikte Gümüştegin, Sanduk, Aytegin, Sergenhoğlu, Ahmedşah, Dilmaçoğlu Mehmed, Savtegin, Duduoğlu gibi tecrübeli komutanlar yanında Kutalmış&#8217;ın oğulları Mansur.</p>
<p>Süleymanşah, Devlet ve Alp İlig ile Artuk, Tutak, Danişmend, Saltuk, Men gücük, Çavlı, Çavuldur ve Porsuk gibi önemli komutanlar komuta ediyordu. Süphan Dağı&#8217;nın batı eteklerinde karargah kuran Sultan Alparslan, ordusunu da Malazgirt ile Ahlat arasında bulunan Rahve ovasına yerleştirdi. İki ordu karşı karşıya geldiğinde Alparslan barış istemek için Abbasi halifesinin kendisine elçi olarak gönderdiği İbn Mahleban ve Savtegin&#8217;i imparatora gönderdi. Asıl amaç Bizans&#8217;ın durumunu görmek, belki de Bizans ordusunda bulunan Türk asıllı gruplarla iletişime geçmekti. Ancak sultanın barış teklifi reddedildi.105 Gelen cevap sonrasında Sultan Alparslan, savaş hazırlıklarının bitirilmesini emretti. Bu sırada sultanın yanından ayırmadığı ve arkasında namaz kıldığı belirtilen Buharalı EbuNasr Muhammed&#8217;in bütün camilerde kendisi için dua edilirken savaşması teklifini kabul eden Sultan Alparslan, 27 Zilkade 463 (26 Ağustos 1071) Cuma günü savaşmaya karar verdi. Savaştan önce Selçuklular&#8217;ın Bizans ordugahına düzenlediği ani saldırı ile Bizans&#8217;ın erzak muhafızları bertaraf edilmiş, bu da orduda büyük kargaşaya neden olmuştu.106</p>
<p><strong> 7. Malazgirt Savaşı ve Yapılan Barış</strong></p>
<p>Sultan Alparslan savaşın yapıldığı gün ilk olarak komutanlarına seslenmişti. Cuma namazı kılındıktan sonra da bütün orduya hitap etti.11071 Daha sonra atının kuyruğunu bağlamış, yayını, kılıç ve topuzunu alarak atına binmişi. Bizans tarafında yapılan görüşmelerden sonra topyekün taarruz fikri kabul gördü. Romanos Diogenes, Roma savaş taktiği olan dik dörtgen düzenini uygulamaya karar verdi. Savaş, Selçuklu merkez kuvvetlerinin yoğun okçu atışıyla başladı. Bu başlangıcı Türk savaş taktiği gereği sahte geri çekilme takip etmiş ve Bizans ordusu pusuya düşürülmek suretiyle savaş sonlandırılmıştı. Esir edilenler arasında Romanos Diogenes de bulunuyordu. Bir süre Alparslan tarafından misafir edilen Romanos&#8217;un kendisi bu kez barış teklif etmişti. Yapılan teklif Alparslan tarafından kabul edilerek bir anlaşma imzalandı. Anlaşmanın maddeleri şu şekildeydi:</p>
<p><strong>1.</strong> imparatorun kurtuluş akçesi 1.500.000 olacak.</p>
<p><strong> 2.</strong> Bizans her yıl 360.000 altın ödeyecek.</p>
<p><strong>3.</strong> Bizans&#8217;ın elindeki Müslüman esirler serbest bırakılacak.</p>
<p><strong>4.</strong> Gerektiğinde Bizans, Selçuklular&#8217;a askeri yardımda bulunacak.</p>
<p><strong>5.</strong> Romanos tahtta kalmayı başarırsa Antakya, Urfa, Menbic ve Malazgirt Selçuklular&#8217;a bırakılacak.108</p>
<p>Barış imzalandıktan sonra Romanos Diogenes, yanına verilen 100 asker le birlikte geri döndü. Ancak onun esir düştüğü haberi lstanbul&#8217;da öğrenildiği zaman VII. Mikhail Dukas, imparator ilan edilmişti. Geri dönen Romanos, bir süre onunla mücadele etmişse de başarılı olamamış, gözlerine mil çekildikten sonra gönderildiği Kınalıada&#8217;da 1072 yılı ortalarında vefat etmişti. Onun ölümüyle Malazgirt Savaşı&#8217;ndan sonra yapılmış olan anlaşma da sona ermişti. Sultan Alparslan bundan sonra savaşa katılmış olan Emirlerine Anadolu&#8217;ya gitmeleri emrini verdi. Ancak eskisinden farklı olarak ele geçirdikleri bölgede kendi hakimiyetlerini kurmalarına izin verilecekti. Böylece Ar· tuk, Saltuk, Danişmend, Çavuldur ve Mengücük gibi Emirler Anadolu&#8217;nun farklı yerlerini ele geçirerek ilk beylikler dönemini başlatmışlardı.1o9</p>
<p><strong>8. Sultan Alparslan&#8217;ın Maveraünnehir Seferi ve Ölümü</strong></p>
<p>Kazanılan büyük zaferden sonra lsfahan&#8217;a dönen Sultan Alparslan, oğlu Ayaz&#8217;a yardım etmek için Maveraünnehir seferine çıktı. Karahanlı Hükümdarı Şemsülmüluk Nasr&#8217;ın doğuya sefer yapmasını fırsat bilen Ayaz, onun hakimiyet bölgesi olan Semerkant ve Buhara taraflarına saldırmıştı. Nasr da bu saldırıya karşılık vermiş ve Ayaz&#8217;ı mağlup etmişti. Nasr, Sultan Alparslan&#8217;ın kızıyla evliydi ve bu mücadele sırasında kardeşi Ayaz&#8217;a yardım ettiği düşüncesiyle eşini döverek öldürmüştü. Bütün bunlar Sultan Alparslan&#8217;ın sefere çıkmasına neden oldu. Selçuklu ordusu hiç bir direnişle karşılaşmadan ilerledi. Bu sırada Berzem adında bir kale de kuşatılmıştı. Kale komutanı Yusuf el-Harizmi teslim olmuş, ancak sultanı öldürmeyi planlamıştı. Huzura getirildiğinde çizmesinde sakladığı bıçakla sultanı ağır şekilde yaraladı. Sultan Alparslan, aldığı yaralar neticesinde 10 Rebiülevvel 465 (24 Kasım 1072) tarihinde vefat etti. Cenazesi Merv&#8217;e götürülerek babasının Merv Camii yanındaki türbesine veya Çağrı Bey&#8217;in inşa ettirmiş olduğu kaydedilen medreseye defnedildi. Vasiyeti üzerine oğlu Melikşah, Büyük Selçuklu Sultanı oldu.ı110ı</p>
<p><strong>İslam Tarihi ve Medeniyeti,Siyer Yayınları,c.10,syf:54-68</strong></p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>[83) el-Hüseyni, Ahbôr, s. 21-22; Sıbt lbnü&#8217;l-Cevzi, Mir&#8217;at, il, s. 135, 182; Ahmed b. MahmQd, Selçuknôme, s. 67; Turan, Selçuklu/ar, s. 141; Köymen, Tuğrul Bey, s.62-63; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 47; Özgüdenli, Selçuklular, s. 132. [84] İbnü&#8217;l-Esir, el-Ktımil, x. s. 43-44, 46-47; Bundan, Zübde, s. 26; Sıbt ibnü&#8217;l-Cevzi, Mir&#8217;at, il, s. 187; Turan, Selçuklular, s. 147; Köymen, Alparslan, s. 40, 43; SevimMerçil, Selçuklu Devletleri, s. 48. 1 [85] Alparslan mektubunda: &#8220;Sen felsefe, siyaset ve çeşitli bilim dallarında eğitim görmüş deneyimli bir devlet adamısın. Kutalmış isyan halinde ve Kavurd, Kirman&#8217;Ja meşgul bulunduğu sırada en büyük kuwete sahip olan beni bir tarafa atıp, hiçbir varlık gösteremeyen Süleyman&#8217;ı sultan olarak tercih ediyorsun. Bu anlaşılacak bir şey değildir:• 55 demektedir, bkz., Sıbt lbnü&#8217;l-Cevzi, Mir&#8217;at, 11, s. 216 vd. T (86] lbnü&#8217;l-Esir, el-Kômil, X, s. 43-44; Bundari, Zübde, s. 27; Sıbt lbnü&#8217;l-Cevzi, Mir&#8217;at, il, s. 191-192; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 48; Özgüdenli, Selçuklular, s. 137.</p>
<p>(87) Dandanakan Savaşı&#8217;ndan sonra Herat&#8217;a hakim olan Musa Yabgu, daha sonra sadece Sistan&#8217;da hakimiyetini sürdürmüştür. Bu sıralarda Herat, Toganşah b. Alparslan&#8217;ın hakimiyetinde olmalıdır, bkz., Piyadeoglu, Horasan, s. 55. 56 T (88) lbnü&#8217;l-Esir, elKômi/, X, s. 45, 48-49; Bundan, Zübde, s. 27-28; Sıbt ibnü&#8217;l-Cevzi, Mir&#8217;at, 11, s. 193-194, 197; Müstevli, Tôrfh·igüzfde, s. 430-431; Ahmed b. Mahmud, Selçuknôme, s. 68-70; Turan, Selçuklular, s.147 vd.; Sevim-Merçil,Selçuklu Devletleri, s. 49; Özgüdenli, Selçuklular, s. 138; Amidülmülk. bir yıl kadar burada hapis kaldık tan sonra 16 Zilhicce 456/29 Kasım 1064 tarihinde öldürülmüştür, geniş bilgi için bkz., Piyadeoğlu, Horasan, s. 55.</p>
<p>[89) el-Hüseyni,AhMr. s. 24-27; Attaleiates, Tarih, s. 88-90; Mateos, Vekayi&#8217;nôme, s.118 vd.; lbnü&#8217;l-Ezrak, Tarihü&#8217;l-Fdrikf, s. 182 vd.; Aristakes, History, s. 164-166; Abı1&#8217;1Farac. Tarih, 1, s. 316-317; İbnü&#8217;l-Estr, e/-Kdmil, X, s.49-52; Bundari, Zübde, s.31; Sıbt bnü&#8217; l-Cevzt. Mir&#8217;at, il, s. 202-203; Ahmed b. Mahmüd, Selçukndme, s. 72 vd.; Honigmann. Bizans Devletinin, s. 183-185; Grousset, Ermeni/er&#8217;in Tarihi, s. 596 vd.; Yinanç, Anado/u&#8217;nun Fethi, s. 57 vd.; Turan, Selçuklu/ar, s. 154-156; Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Alparslan ve 7.amanı, Ankara 1992, s. 14 vd.; Sevim, Anadolu&#8217;nun Fethi, s. 59 vd.; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 5051; Ersan, Anadolu&#8217;da Ermeniler, s. 29 vd.; Nevzat Keleş, Şeddddf/er Devleti Tarihi(951-1199), Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2015, s. 199. T [90) Kavurd, Çağn Bey&#8217;in büyük oğlu olarak kaydedilmektedir; bkz., Ravendi, Sudar, l, s. 102. [91) el-Hüseyni, Ahbtir, s. 28-29; lbnü&#8217;l-Esir, el-KIJmil, X, s. 62-63; Bundaıi, Zübde, s. 30; Sıbt lbnü&#8217;l-Cevzi, Mir&#8217;at, ll, s.210, 231; Ahmed b. Mahmıld,Se/çuknlJme, s. 81; Turan, Selçuklu/ar, s. 158, 160; Erdoğan Merçil, Kirman Selçuklular&#8217;ı, Ankara 1989, s. 2326; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 52-53; Özgüdenli, Selçuklular, s. 144-145.</p>
<p>92) el-Hüseyni,Ahbdr, s. 30; Sıbtlbnü&#8217;l-Cevzi, Mir&#8217;at, 11, s. 241, 248; Ahmed b. MahmQd, Selçuknllme, s. 83 vd.; Merçil, Kirman, s. 26-27; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 53; ÖZgüdenli, Selçuklular, s. 145.</p>
<p>93] lbnü&#8217;l-Esir, el-Kômil, X, s. 59; Muineddin lsfi�ri. Ravzôtü&#8217;l-cennôt fi evsôfi Medineti Herôt, nşr., Seyyfd Muhammed Kazım, Tahran 1959, 1, s. 389; Turan, Selçuklular, s. 157, 159; Köymen, Alparslan, s. 48; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 52; Ali Öngül, &#8220;Tekiş b. Alparslan·: lstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Sayı 36, lstanbul 2000, s. 322; Piyadeoğlu, Horasan, s. 55; Özgüdenli, Selçuklular, s. 145-146. 60 T (94) Mateos, Vekayl&#8217;nôme, s. 125-126; Honigrnann, Bizans Devletinin, s. 187; Grousset, Ermeniler&#8217;in Tarihi, s. 607; Yinanç, Anadolu&#8217;nun Fethi, s. 59; Köymen, Alparslan, s. 22; Sevim, Anadolu&#8217;nun Fethi, s. 62-63; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 53; Ersan,Anadolu&#8217;da Ermenfler, s. 31.</p>
<p>(95] el-Hüseyni, Ahbôr, s. 30-31; Sıbt lbnü&#8217;l-Cevzi, Mir&#8217;at, il, s. 232-233; Ahmed b. MahmQd, Selçukndme, s. 86 vd.; Turan, Selçuklu/ar, s. 163-165; Köymen, Alparslan, s. 20-21; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 55-56; Özgüdenli, Selçuklular, s. 146; Keleş, Şeddôdfler, s. 141 vd. (96) Ebü&#8217;l-Kasım Kemaleddin Ömer b. Ahmed lbnü&#8217;l-Adim, Zübdetü&#8217;l-Haleb min Tarihi Haleb, thk. Sami Dehhan, Dımaşk 1951, 1, s. 294-295; Ylnanç, Anadolu&#8217;nun Fethi, s. 60; Turan, Selçuklular, s. 162; Sevim, Anadolu&#8217;nun Fethi, s. 63; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 53.</p>
<p>97) Gaziantep&#8217; in kuzey bansında yer alan bölge, bkz., Sevim-Merçil,Selçuklu Devletleri, s. 54. (98] Attaleiates, Tarih, s. 101-104; Mateos, Vckayi&#8217;ndme, s. 133 vd.; Sıbt lbnü&#8217;l-CeV7.i, Mir&#8217;at. il, s. 244-245; Grousset, Ermenilerin Tarihi, s. 608; Turan, Selçuklular, s. 161-162; Köymen,Alparslan, s. 22-23; Sevim,Anadolu&#8217;nun Fethi,s. 63-64; Sevim-Merçil,Selçuklu Devletleri, s. 54; Ersan,Anadolu&#8217;da Ermeniler, s. 32; ÖZgüdenli, Selçuklular, s. 147. (99] Psellos, Khronographia, s. 226; Attaleiates, Tarih, s. 111-112; Zonaras, Tarihlerin Özeti, s. 125 vd.; Sıbt İbnü&#8217;l-Cevzi, Mir&#8217;at. il, s. 238; Grousset, Ermenfler&#8217;in Tarihi, s. 608; Yinanç, Anadolu&#8217;nun Fethi, s. 65-66; Turan, Selçuklular, s. 167; Köymen, Alparslan, s.23-24; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 56-57. imparatorun başansızlığı Bizans Tarihçisi Psellos tarafından &#8220;Ne Medler&#8217;den ne de Persler&#8217;den (Selçuklu/ar) bize ga nimet getirdi. Tek bir şey onu tatmin etmekteydi; düşmanlannın üzerine yürümüştü. Böbürlenmek için ilk bahtinesi bu oldu.&#8221; şeklinde değerlendirilmektedir. (100) Attaleiates, Tarih, s. 112-113; Zonaras, Tarihlerin Özeti, s. 128-129; Mateos, Vekayi&#8217;nôme, s.137; Grousset, Ermeniler&#8217;in Tarihi, s. 608-609; Yinanç, Anado/u&#8217;nun Fethi, s. 66-67; Turan, Selçuklular, s. 167; Köymen, Alparslan, s. 24; Sevim, Anadolu&#8217;nun Fethi, s. 67-68; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 57. (101) Osman Turan (Selçuklular, s. 87), onun YQsufb. Selçuk&#8217;un oğlu olduğunu nakleder. (102) Attaleiates, Tarih, s. 146 vd.; Zonaras, Tarihlerin Özeti, s. 130-131; Bryennios. Tarihin Özü, s. 44-46; Mateos. Vekayi&#8217;nôme, s. 137-138; AbU&#8217;l-Farac, Tarih,!, s. 320321; Grousset, Ermeniler&#8217;ln Tarihi, s. 609; Yinanç, Anado/u&#8217;nun Fethi, s. 69; Turan, Selçuklular, s. 168; Köymen, Alparslan, s. 24-25; Sevim, Anadolu&#8217;nun Fethi, s. 7071; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 57-58; Erdoğan Merçil, &#8220;Bizans&#8217;ta Selçuklu Hanedan Mensuplan&#8221;, Makaleler (Selçuklular). İstanbul 2011, s. 335-337.</p>
<p>103] Mateos, Vekayi&#8217;nıime, s. 139; el-Hüseyni,Ahbıir, s. 32-33; İbnü&#8217;l-Adim, Biyografiler, s. 14; İbnü&#8217;l-Esir, el-Kamil, X, s. 71; Bundari, Zübde, s. 36-37; Sıbt İbnü&#8217;l-Cevzi, Mir&#8217;at, 11, s. 252-254; Ahmed b. Mahmud, Selçuknıime, s. 91 vd.; Turan, Selçuklu/ar, s. 169-170; Köymcn, Alparslan, s. 25; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 58-59; Abdülkerim Özaydın, &#8220;Malazgirt Meydan Muharebesi (26Ağustos1071)&#8221;,Alparslan ve Malazgirt, İstanbul 2014, s. 109-110.</p>
<p>104) Attaleiates, Tarih, s. 153·155; Zonaras, Tarihlerin Özeti, s. 132-133; Bryennios, Tarihin Özü, s. 48; el-Hüseyni, Ahbtır, s. 33; lbnü&#8217;l-Esir, el·Kdmil, X, s. 71-52; Sevim Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 59-61; Muharrem Kesik. 1071 Malazgirt Zafere Giden Yol, İstanbul 2013, s. 75-76. 1105) imparator: &#8220;Ben bu üstün ve kudretli duruma pek çok para ve çaba sarf ederek eriş tim. Barış ancak Selçuklu başkenti Rey&#8217; de yapılacaktır. Ben Is/dm ülkelerine kendi ül kem gibi hakim olmadan asla geri dönmeyeceğim.&#8221; demişti, ayrıntılı bilgi için bkz., Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 80.81</p>
<p>(106] Attaleiates, Tarih, s. 163-164; Zonaras, Tarihlerin Özeti, s. 135; el-Hüseyni, AhMr, s. 33-34; lbnü&#8217;l-Esiı; el·Kı&#8217;Jmil, X, s. 71-72; Bundari, Zübde, s. 37-39; Sıbt lbnü&#8217;l·Cevzi, Mir&#8217;at, il, s. 258 vd.; Ahmed b. MahmQd, Selçuknı&#8217;Jme, s. 101 vd.; Turan, Selçuklular, s. 106 vd.; Sevim-Merçil, Selçuklu Devletleri, s. 62-64; Özgüdenli, Selçuklular, s. 151· 152. Sadreddin el-Hüseyni (s.34), iki tarafın 15 Zilkade 463 Çarşamba (14 Ağustos 1071) günü karşı karşıya geldiğini, Alparslan&#8217;ın imamı Ebu Nasr Muhammed&#8217;ln önerisiyle Cuma günü savaşıldığını belironektedir. Bu durumda savaşın tarihi kabul gördüğünden farklı olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sultan-alparslan-donemi-1063-1072/">Sultan Alparslan Dönemi  1063-1072</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sultan-alparslan-donemi-1063-1072/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Selçuklular &#8211; Alp Arslan (3. Bölüm)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-alp-arslan-3-bolum/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-alp-arslan-3-bolum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jun 2017 11:20:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[1071]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Arslan (1064-1072)]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt Savaşı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Nesimi Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Romenos diogenes]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15977</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alp Arslan (1064-1072) Tuğrul Bey’in çocuğu yoktu. O Alp Arslan’ın üvey kardeşi olup, annesi daha sonra Tuğrul Bey’le evlenmiş olan Çağrı Bey’in oğlu Ebu’l-Kasım Süleyman’ı kendisine veliaht göstermişti. Bu konuda kendisini hatunu ile birlikte veziri Amîdü’l-Mülk Kündürî’nin de etkilemiş olması söz konusu, dur. Fakat Alp Arslan bunu kabul etmeyerek, mücadeleye girişti ve sonuç- ta hem [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-alp-arslan-3-bolum/">Büyük Selçuklular – Alp Arslan (3. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-15955 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-300x253.jpg" alt="" width="461" height="389" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-300x253.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-600x505.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-768x647.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-1024x863.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal.jpg 1187w" sizes="(max-width: 461px) 100vw, 461px" /></a></h2>
<h2><strong>Alp Arslan (1064-1072)</strong></h2>
<p>Tuğrul Bey’in çocuğu yoktu. O Alp Arslan’ın üvey kardeşi olup, annesi daha sonra Tuğrul Bey’le evlenmiş olan Çağrı Bey’in oğlu Ebu’l-Kasım Süleyman’ı kendisine veliaht göstermişti. Bu konuda kendisini hatunu ile birlikte veziri Amîdü’l-Mülk Kündürî’nin de etkilemiş olması söz konusu, dur. Fakat Alp Arslan bunu kabul etmeyerek, mücadeleye girişti ve sonuç- ta hem onu ve hem de Tuğrul Bey döneminden beri saltanat iddiasıyla baş- kaldırmış bulunan Kutalmış’ı bertaraf etmeye muvaffak oldu. Alp Arslan’ın 26 Nisan 1064’te Selçuklu tahtına oturduğunu görüyoruz. Bunun üzerine Abbasî Halifesi Kâim-Biemrillah tarafından bir elçilik heyeti ile kutlanan Alp Arslan’a, Halife tarafından “Şehinşahü’l-Âzam, Melikii’l- Arap ve’l-Acem” gibi birçok lâkap ve unvanlar tevcih edilmiş, kılıç, hil’at, sancak ve çok sayıda değerli hediyeler de gönderilmiştir. Bu sırada o, otuz altı yaşındaydı. Önce Amîdü’l-Mülk yerine, ismi kendisi ve oğlu Melikşah’ınki ile birlikte yaşayacak olan Siyâsetnâme sahibi Nizâmü’l-Mülk’ü vezirliğe getirdi (29 Aralık 1064). Aile içi problemleri halledip üst düzey görevliler arasında değişiklikler yaptıktan sonra da fütûhata başladı.</p>
<p>Onun döneminde öncelikle, Tuğrul Bey’in Anadolu seferlerini sürdür­mek amacıyla, Azerbaycan ve Kafkasya sahasında Ermeniler ve Gürcüler’e karşı başarılı hareketler yapıldı, önemli bir kısım yerler fethedildi. Bu seferlerin, fetihler ve sınırların genişletilip güçlendirilmesi yanında, sı­nır bölgesindeki Türkmenler üzerinde devlet nüfûzunu sağlamlaştırmak gibi iki önemli hedefi vardı. Bu arada Bizans’a bağlı olup, Bagrad ve Grigor gibi Bizanslı generaller tarafından korunan ve kaynaklarda &#8220;asla fethedilemez” şeklinde nitelenen, surlarıyla meşhur Ani fethedildi (16 Ağustos 1064). Buranın alınması İslâm dünyasında çok olumlu yankılara nede® oldu. Bu başarıyı bir beyannâme ile kutlayan Halife, Alp Arslan’a Ebu Feth unvanını vermiştir. Bundan sonra aile fertlerini ülkenin çeşitli bölgelerinde görevlendiren ve yeni fetihlerle bölgedeki hakimiyetini artırt devamı yönünde tedbirler alan Sultan Alp Arslan, kendisine baş kaldıran kardeşi Kavurd’u yola getirecek ve Huttalân ile Soğaniyan emirlerini cezalandırmak üzere Doğu seferine çıkacaktır.</p>
<p>Doğu seferinde (1065) Alp Arslan, Ceyhun’u geçerek Türkistan’a gir­di. Bazı çarpışmalardan başarı ile çıktıktan sonra dedesi Selçuk’un meza­rını ziyaret için Cend’e gitti. Daha sonra Merv’e dönen (Mayıs 1066) Alp Arslan, bu ilk Türkistan seferi ile atalarının eski ülkesinin Maveraünnehir’e komşu kısımlarını Selçuklu Devleti’ne bağlamıştır. Bir süre daha bölgede kalan ve bu arada oğlu Melikşah’ı Karahanlı hükümdarı İbrahim Tamgaç Han’ın kızı Terken Hatun’la, kendi kızını Gazne hükümdarıyla, onun kızını da diğer oğlu Arslanşah’la evlendiren Alp Arslan, böylece do­ğu sınırını emniyete almıştır. Alp Arslan burada oğlu Melikşah’ın veliahdlık törenlerini de yapmış, Şiraz ve İsfahan’ın yönetimini ona vermiş, bü­tün ülkedeki camilerde hutbelerde, kendi adından sonra onun adının da anılmasını istemiştir. Melikşah’ın veliahtlığı daha sonra Halife Kâim-Biemrillah tarafından da kabul edilecektir. Şimdi artık Alp Arslan yüzünü tekrar Anadolu’ya çevirebilecektir. Zira ardı arkasına gelen Türkmenlere yeni yurt açmak gerekmektedir. Bu dönemde çeşitli Türk gruplarının Ana­dolu içlerine akınlar yaptıklarını, bir bakıma nihâî yurt edinme harekâtının hazırlıklarını tamamladıklarını görüyoruz. Bu çabaların dönülmez sona ulaşması ise, bilindiği üzere Malazgirt ile mümkün olacaktır. Şimdi sıra bu gelişmelere kısaca değinmeye gelmiş bulunmaktadır. Bununla birlikte da­ha önce Sultan Alp Arslan’m ikinci defa Gürcistan seferine çıkmak zorun­da kaldığım belirtelim. Sultan 1067’de Gürcü Kralı IV. Bagrat’ın Müslü­man Şeddâdîler üzerine yaptığı akınlara cevap vermek üzere Arran’a gel­di, daha sonra Gürcistan’a girdi. Şeki bölgesini alan Alp Arslan, IV. Bagrat’ın savaşa cesaret edememesi nedeniyle Gürcistan’ın her tarafına akın­cılar gönderdiği gibi Tiflis’i de fethetti. Sonuçta aman dileyen Bagrat, Alp Arslan’a tâbî olmayı kabul etti. Bunlardan sonra Mekke Şerifi Muhammed b. Ebû Hâşim 1070’te Alp Arslan’m huzuruna geldi ve Mekke’de hutbe­nin Abbasî Halifesi ve Selçuklu Sultanı adına okunduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Malazgirt Meydan Muharebesi (26 Ağustos 1071)</strong></p>
<p>Gerek Tuğrul Bey ve gerekse daha sonra Alp Arslan tarafından çok iyi planlanmış bir yurt edinme faaliyetinin parçaları olarak devam eden kürklerin Anadolu içlerine yönelik hareketleri, Bizans tarafından hiç tep­esiz kabul ediliyor değildi. Olayların gösterdiği gelişme; Türklerin yeni bir yurt edinmek, Bizanslıların da topraklarını korumak amacıyla kesin sonuç almalarını gerektiriyordu. Bu sırada Bizans İmparatoru Konstantinos Dukas ölmüş (1067), devletin başına onun üç oğlu adına İmparatoriçeEudoxia (Evdokia) geçmiştir. Dahilî karışıklıklar, saray entrikaları ve çeşitli sıkıntılar içinde bulunan Bizans’ın, bu duruma tahammülü güçleştirdiğinden İmparatoriçe, Peçenekler karşısında başarılı olmuş olan Romenos Diogenes’i kendisine eş olarak seçmiş ve idareyi ona bırakmıştır, l 1068’de İmparator ilan edilen Diogenes’in ilk görevi, doğu bölgesini Türk tehlikesini bertaraf etmekti.</p>
<p>Kaynakların cesur, atılgan, kabiliyetli bir asker, bunun yanında magrur, kendine fazlaca güvenen, dalkavukluktan hoşlanan bir kişiliğe sahip bulunduğunu ifade ettikleri R. Diogenes, tahta çıktıktan iki ay sonra, 13 Mart 1068’de Franklar, Uzlar (Hıristiyan Oğuz), Peçenekler ve Makedon­yalIlardan aceleyle toplanmış bir ordunun başında “güneydeki düşmana karşı” ilk Anadolu seferine çıktı. Kayseri, Sivas, Divriği, Toroslar, Halep yolunu takip eden İmparator, Menbic’i zaptederek, kış aylarında döndüğü İstanbul’da büyük törenlerle karşılandı. Buna karşılık Türk altınlarının de­vamına mani olamadığı gibi, Niksar tahrip edildi, Eskişehir yakınında Amorium (Amuriyye)’a kadar gidilerek, bu meşhur şehir tahrip edildi.Diogenes’in İstanbul’a dönmesi üzerine Afşin, Sunduk, Ahmet Şah, Türkman, Demleçoğlu Mehmet, Duduoğlu, Serhenkoğlu ve Arslantaş gibi komutanların yönetimindeki Türkler, güney, güneydoğu ve do­ğu bölgelerinden olmak üzere süratle Anadolu’ya akınlara başladılar. Gön­derilen kuvvetlerin tamamen bozguna uğratılmaları üzerine İmparator, Manuel Komnenos komutasında Sivas’a, Philaretos Brachamios komu­tasında Malatya’ya iki ordu sevkettiği gibi, üçüncü bir ordunun başına da bizzat kendisi geçti. Hedefi Selçuklu harekât üssü olan Ahlat’ı almak, aynı zamanda onların ellerindeki kale ve müstahkem mevkileri tekrar fethede­rek Türkleri Anadolu’dan tamamıyla atmaktı. Fakat her iki general başarı sağlayamadığı gibi, ordusunun başında ikinci defa Anadolu seferine çıkan R. Diogenes de Kayseri, Palu, Sivas bölgelerinde harekâtta bulunduysa da (1069), çok hareketli bir strateji uygulayan Türkler karşısında önemli bir başarı elde edememişti. Nitekim bu sene bir taraftan İmparator’un önünden muntazam bir biçimde geri çekilen bir kısım Türk kuvvetlerine karşılık, diğer bir kısmı Kayseri’yi yağmalamış, Malatya’ya hücum etmiş, Anatoük eyaletinin zengin ve kalabalık merkezi Konya’yı tahrip etmiştir. Böylece ikinci seferde de Türklere karşı bir başarı elde edilememiştir.</p>
<p>Diogones 1070’de düşündüğü Anadolu seferine ise, Saray’daki muhalifleri dolayısıyla çıkamamış, yerine Doğu Orduları Komutanı Manuel Komnenos’u görevlendirmiştir. Sivas civarında yapılan savaşta Manuel Komnenos, Selçuklu ailesinden olup Alp Arslan’a karşı saltanat davasıyla baş kaldırmış olan eniştesi Erbasan (Er-Basgan, Er-Sığın) karşısında mağ­lup olarak beraberindeki Nikephoros ile birlikte esir edilmiştir. Fakat Sultan’ın gazabından çekinen Erbasan, esirleri salıverecek ve bazı yakınları ile birlikte İstanbul’a gidecektir. Buna karşılık onu takip eden Afşin ve di­ğer Selçuklu emirleri, Kayseri-Sivas bölgelerini yıldırım hızıyla ezip geç­tikleri gibi Afyon, Uşak, Denizli çevrelerini de yakıp yıkmışlardı. Hatta Afşin Kadıköy’e gelmiş Erbasan’ı alamayınca dönüş yolundaki Bizans kentlerine büyük zararlar vermişti. Sonuçta bütün bu dönemde insiyatifın, Türkler elinde olduğu ve Bizans’ı yıpratma, zayıflatma çabalarının başarı ile tatbik edildiği görülüyordu. Artık kalıcı neticenin alınması zamanı gel­mişti. Nihayet Romanos Diogenes, Türkleri Anadolu’dan kesin olarak çı­karmak amacıyla, kalabalık ve değişik topluluklardan oluşmuş bir ordu­nun başında 13 Mart 1071 ’de İstanbul’dan hareket etmiştir.</p>
<p>Bizans ordusunun gücü hakkında muhtelif kaynaklarda 100.000 ile 600.000 arasındaki asker sayıları verilirse de, makul olan 200.000 civarın­da askere sahip olmasıdır. Fakat bu gerçekten kalabalık ordu, bir bakıma milletler mozayiği gibidir. Franklar, Slavlar, Alman, Grek, Bulgar, Gürcü ve Ermeniler yanında Bitinya, Kapadokya, Kilikya ve Trabzon bölgelerin­den ayrıca Hazarlar, Peçenekler, Uz ve Kıpçak (Kuman)’lar gibi Türk unsurlanndan ücretli askerler de vardır. Orduda çeşitli hizmetler için değişik sınıf askerler (kale deliciler, lağımcılar, çarkçılar, arabacılar ve mancı­nıkçılar), ustalar, nal ve çivi taşıyan 400, silah ve mancınıklarla diğer sa­vaş gereçlerini taşıyan 1.000 araba vardı. Kaynaklar bir de 1.200 kişi tara­fından çekilen 10 kantar ağırlığında taş fırlatabilen bir mancınıktan bahse­derler. Bu sırada Alp Arslan Fatımîlere yönelik olarak Suriye’ye sefere çıkmış, bu amaçla Azerbaycan üzerinden Bizans topraklarına girmişti. Bu­rada, savaş öncesi tekrar Bizanslılara geçecek olan Malazgirt ve Erciş’i fetheden Sultan, Urfa’yı ise bütün çabasına rağmen alamamıştı. Mirdasogullannın yönetimindeki Halep’i bir süre muhasaradan sonra antlaşma ile Selçuklulara bağlamış, Şam ve Mısır’a yönelmek üzeredir. Fakat yaklaşan <span style="font-size: 13.3333px;">Bizans</span> tehlikesi dolayısıyla bundan vazgeçer, süratle geri döner. Hızlı hareket etmek ve iaşe konusunda sıkıntıya düşmemek için bir kısım askerle eder. Sonuçta Malazgirt’teki karşılaşmada 15/20.000 ile nihayet 50.000 kadar olduğu konusunda nakiller bulunan bir güce sahiptir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İki ordu arasındaki büyük sayı farkına rağmen, Bizanslıların çoğu değişik milletlerden oluşmuş kozmopolit, hantal silahlı gücünün verdiği dezavantaja karşılık, Alp Arslan’ın Türk savaşçılığı ve İslâm’ın cihad ülküsüne bütünüyle bağlı, çok hareketli bir savaş gücü vardı. Alp Arslan, İmparator’a son bir defa hem kendisini ve hem de Halife’yi temsil eden elçiler gönderdi ise de, bu davranışı bir zaaf alameti olarak değerlendirildiği,, den sonuç alınamadı.</p>
<p>Sultan Alp Arslan’ın maddî güç yanında, ordusunun manevî yönünü de ihmal etmediğini vurgulamak gerekir. Nitekim savaş biraz da bu neden­le, Alp Arslan’ın imam ve fakihi Buharalı Ebû Nasr Muhammed’in tav­siyesi üzerine, bütün Müslümanların başarıları için dua edeceği mübarek Cuma gününe ve Cuma namazı sonrasına denk getirilmiştir. Bir İslâm ku­mandanı olarak son barış teklifi de bir zayıflık ve savaştan çekinme şek­linde değerlendirilerek reddedilen Alp Arslan, birlikte kılınan Cuma na­mazından sonra beyazlar giyinmiş, kokular sürünmüş olarak askerlerinin başındadır. Onlara yaptığı kısa hitabede; Şehit düşerse vurulduğu yere gö­mülmesini, kendisinden sonra oğlu Melikşah’a itaat edilmesini bildirir. Bir hükümdar değil, Allah yolunda din ve devlet için bir er gibi savaşaca­ğını belirtir. Savaşmak istemeyen çekip gidebilecektir. Atının kuyruğunu bizzat bağlar, ok ve yay gibi uzaktan savaşma aletlerini bırakır, en ön saf­ta olacağım göstermek için kılıç ve topuzunu alır. Halife Kâim-Biemrillalı da metni Ahbâru’d-Devleti’s-Selçukiyye’de kayıtlı bulunan Ebû Saidb. Muslaya’nın hazırladığı bir dua metninin bütün İslâm ülkelerinde Cuma hutbesinde okunmasını istemiştir. İslâm dünyasının o zamanki en büyüğü­nün, bütün Müslümanların hislerine tercüman olduğu bu duada yer alan cümleler gerçekten dikkat çekicidir.</p>
<p>“Allahım! İslâm sancağını yücelt ve İslâm’a yardım et! Şirki başını ezmek ve kökünü kazımak suretiyle yok et! Sana itaat için, canlarını feda edip kanlarını, sana tabî olma hususunda akıtan senin yolunun mücahit­lerini, onları kuvvetlendirerek yurtlarını, güvenlik ve zaferle dolduran yar­dımlarından yoksun kılma! Mü’minlerin Emîri’nin burhanı olan Şehinşa- hu’l-Âzam (yani Alp Arslan) ’ın senden dilediği yardımı esirgeme ki, o bu sayede hükmünü yürütür, şanını yayılır kılsın ve zamanın güçlükleri karşı­sında kolayca yerinde tutunabilsin. Senin dinini şerefli ve yüce tutabilme için onu, lütufkâr ve her zaman etkili olan desteğinden yoksun kılma! Çünkü o, senin ulu rızan için rahatını terketti; malı ve canıyla buyrukları­na uymak amacıyla, senin yoluna düştü&#8230; ”.</p>
<p>Bizans ordusu karşısında Alp Arslan, ordusunu dört kısma ayırdı. Da­ha kalabalık iki kısmı savaş alanı kenarındaki tepelerde pusuya yatırdı. Üçüncü kısma düşmanın arkasını tutma görevini verdi. Dördüncü kısım ise başında kendisi olduğu halde R. Diogenes’in karşısında yer alıyordu.</p>
<p>Savaş, Bizans ordusunun hücumuyla başladı. R. Diogenes’in hücumuna Alp Arslan, sahte ricatle cevap verince, sonuçta ordugâhından uzak­laşan İmparator, akşama doğru pusuların olduğu yere gelip dayandı. Türk çemberi içinde kalan Bizans ordusu çok kötü biçimde mağlup olmuştu (26 Ağustos 1071). Bizzat İmparator esir düşmüş, İslâm Tarihinde ilk defa ol­mak üzere bir Basileus, Müslümanların tutsağı olmuştu. Fakat hayatı ba­ğışlandı ve 3 Eylül 1071 ’de ülkesine iade edildi.</p>
<p>Malazgirt zaferinin sonuçlan, değişik yönlerden geniş biçimde ince­lenebilir. Bununla birlikte millî tarihimiz ve İslâm Tarihi açısından en önemli sonucunun, Anadolu’nun bir daha değişmemek üzere ebedî olarak Türk ve Müslüman yurdu olması sürecinin kendisiyle, kesin bir biçimde başladığı şüphesizdir. Nitekim Sultan Alp Arslan, Malazgirt sonrasında Selçuklu şehzade ve emirleriyle Türkmen beylerine bütün Anadolu’nun fethini emretmiştir. Tabiatıyla R. Diogenes ile Alp Arslan arasında, bugün tam metni elde bulunamayan, ancak bazı eserlerden içeriğini, kısmen tes­pit edebildiğimiz bir antlaşma da yapılmıştır. Buna göre;</p>
<p>a- R. Diogenes kurtuluş akçesi olarak 1,5 milyon altın ödeyecektir.</p>
<p>b- Bizans, Selçuklu Devleti’ne her yıl 360.000 altın ödeyecektir.</p>
<p>c- Bizanslıların elindeki bütün Müslüman esirler serbest bırakılacak­tır.</p>
<p>d- Gerek görüldüğünde Bizans, Selçuklulara askerî kuvvet göndere­cektir.</p>
<p>e-Antakya, Menbic, Urfa, Malazgirt gibi kent ve kaleler Selçuklulara verilecektir.</p>
<p>f- R. Diogenes’in kızlarından biri Melikşah’la nikahlanacaktır.</p>
<p>Fakat bu antlaşma, Diogenes’in tahta geçmesi mümkün olamadığın­dan uygulanamamıştır. Bu durum Alp Arslan’a elde ettiği hakları silahla koruma yetkisini vermiştir. Artık Selçuklu orduları Anadolu’yu kısa zamanda fethedebilirlerdi ve ettiler de. Bu vesile ile Malazgirt zaferinin&#8217; lâm ülkelerinde çok büyük sevinç uyandırdığını, İslâm’ın ilk dönemlerindeki Kadisiye ve Yermuk zaferleriyle kıyaslandığını ifade etmemiz yerinde olacaktır. Bu arada bir taraftan Anadolu kapıları, Müslüman Türklerin bu ülkeye kalıcı girişleri için kesin biçimde açılırken, öte yandan Hıristiyan Avrupa da Bizans’ı kurtarmak amacıyla Haçlı Seferleri&#8217;ni başlatma hazırlıklarına girişiyordu. Nitekim Malazgirt’in hemen akabinde Anadolu’da ortaya çıkan Türk-İslâm siyasî teşekküllerini, ismen olsun hatırlamak, bize bu toprakların ne kadar süratli bir biçimde bir Müslüman Türk yurdu haline getirilmekte olduğu konusunda yeterli fikir verebilecektir. Yukarı Fırat havzasında Erzurum merkez olmak üzere Saltuklular (1072. 1202), Aşağı Fırat’ta Erzincan-Şebinkarahisar arasında Mengücükler (1080-1228), Sivas merkez olmak üzere Orta Anadolu’da Dânişmendliler (1080-1178), Bitlis ve Erzen’de Demleçoğulları (1084-1393), Van gölü 1 havzasında Sökmenliler (Ahlatşahlar) (1110-1207), Diyarbakır (Diyar- bekir)’da Yınaloğulları (1098-1183), Harput’ta Çubukoğulları (1085- 1113) ve Hasankeyf, Mardin, Harput merkezleri ağırlıklı olmak üzere Gü­neydoğu Anadolu’da Artuklular (1102-1409) kurulmuş ve herbiri bölge­lerinin ebedî Türk-İslâm yurdu olmasında önemli roller oynamışlardır.</p>
<p>Hıristiyan dünyasının bu gelişmelere mukabelesi olmak üzere Haçlı Seferleri’nin de XI. yüzyılın ilk yarısında fiilen başlamış olduğunu biliyo­ruz.<sup>87</sup> Bunlarla ilgili daha sonra bilgi verileceğinden, burada bu kadarlık bir hatırlatma ile yetiniyoruz.</p>
<p>Alp Arslan, Karahanlılar üzerine tertip ettiği sefer dolayısıyla 200.000 kişilik büyük bir ordunun başında Malazgirt’ten Maveraünnehİr’e hareket etti. Burada esir edilen bir kale kumandanı tarafından girişilen suikast so­nucunda aldığı yaralar dolayısıyla 10 R. Evvel 465/24 Kasım 1072’de ve­fat etti. 45 yaşındaydı ve Merv’de defnedildi. Ebû Şücâ künyesine Adudu’d-Devle lâkabına ve Burhânu Emîri’l-Mü’minîn unvanına sahipti.</p>
<p>Alp Arslan’m ölümü bütün İslâm dünyasını yasa boğmuştu. O yiğitli­ği, disiplini, enerjisi ve adaleti ile tanınmıştı. Çok merhametli, dindar bir kişi idi. Ülkesindeki fakir ve düşkünlere yardım eder, maaş verirdi. Sara­yında her gün kesilen çok sayıda koyun etinden yapılmış yemekler, açları doyururdu. Bütün bunlar yanında en önemli özelliklerinden birisi, hiç şüp­hesiz İslâm’ın cihad emrine olan sarsılmaz bağlılığı ve bu sayede Müslü­man Türklere Anadolu kapılarını açmasıdır. Böylece o, Türk Tarihi’nde ol­duğu kadar İslâm Tarihi’nde, hatta Dünya Tarihi’nde önemli bir dönüm noktasını oluşturmuştur. Anadolu Türklüğü ona çok şeyler borçludur.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Nesimi Yazıcı – İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-alp-arslan-3-bolum/">Büyük Selçuklular – Alp Arslan (3. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-alp-arslan-3-bolum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
