<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Makineler | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/makineler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 Mar 2025 20:31:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Makineler | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yapay Zekanın İnsani Değerler ve İnanç Üzerindeki Etkisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yapay-zekanin-insani-degerler-ve-inanc-uzerindeki-etkisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yapay-zekanin-insani-degerler-ve-inanc-uzerindeki-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Mar 2025 20:31:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[üretken yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Öztemel]]></category>
		<category><![CDATA[Makineler]]></category>
		<category><![CDATA[robotlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Transhümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=27699</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ercan Öztemel[*] Giriş Yapay zeka, kendi kendine karar verebilen, muhakeme yapabilen, yorumlayabilen ve benzeri işlevleri insan gibi yerine getirebilen bilgisayar programları, sensör sistemleri vb. üretebilme bilimidir. Geliştirilen sistemler sahip oldukları zeka düzeyinin geleneksel programlara göre yüksek olmasından dolayı “zeki sistemler” olarak algılanmaktadır. Bazıları ise “akıllı sistemler” kavramım kullanmaktadır. Bu söylem, zeka ve akletme yeteneklerinin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yapay-zekanin-insani-degerler-ve-inanc-uzerindeki-etkisi/">Yapay Zekanın İnsani Değerler ve İnanç Üzerindeki Etkisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Ercan Öztemel<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[*]</a></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Yapay zeka, kendi kendine karar verebilen, muhakeme yapabilen, yorumlayabilen ve benzeri işlevleri insan gibi yerine getirebilen bilgisayar programları, sensör sistemleri vb. üretebilme bilimidir. Geliştirilen sistemler sahip oldukları zeka düzeyinin geleneksel programlara göre yüksek olmasından dolayı “zeki sistemler” olarak algılanmaktadır. Bazıları ise “akıllı sistemler” kavramım <u>kullanmakt</u>adır. Bu söylem, zeka ve akletme yeteneklerinin birbirinin aynı olduğu yönünde bir kabul ile yürütülmektedir. Akletmenin ruh ve kalp ile ilgili olduğunu düşünenler ise bunlara zeki sistem demeyi yeğlemektedirler. Bu makalenin yazarı da bu düşünceye sahiptir. Zeka olaylar arasında ilişki kurabilme yeteneği olup beynin bir özelliğidir. Bilgisayarlaştırılmasının müm­kün olduğu artık net olarak gösterilebilmektedir. 1900’lü yılların başından beri üzerinde çalışılan, insanoğlunun “mekanik adam” yapabilme hayali ve gayreti 1950’li yıllarda ivme kazanmış ve 1980’li yıllarda yeni bir boyut ka­zanarak devam etmiştir. 2010’lu yıllarda ise artık bunun bir hayal olmaktan çıktığı ve gerçek olabileceği yönünde önemli sonuçlara ulaşılmıştır. Her ne kadar mekanik bir insan yapmak mümkün olmasa da insan gibi davranabilen robotların üretilebilmesinin önündeki tüm engeller ortadan kalkmıştır.</p>
<p>An itibari ile yapay zekâ teknolojisiyle geliştirilen makinelerin aşağıdaki niteliklere sahip olduğu, bilinen ve deneyimlenmiş bir gerçektir. Makineler, robotlar ve yazılımlar artık;</p>
<p>&gt; Rahatlıkla olaylarla ilgili yorumlar yapabilmektedir. Problemleri çözebil­mektedir. Olaylar arasında ilişkiler kurabilmekte, tıpkı bir insan gibi bu ilişkilere dayanan kararlar verebilmektedir. Bu özellikleri kazanması nedeni ile yapay zekâya olan ilgi de doğal olarak artmaktadır.</p>
<p>&gt; Olayları öğrenebilmekte ve bilinen verilerden hareketle otomatik olarak bilgi türeterek hiç görmediği olaylar hakkında kararlar verebilmektedir.</p>
<p>&gt; Kelimeleri anlayabilmektedir, insanlar gibi artık “normal”, “civarında”, “yaklaşık”, “çok fazla”, “soğuk”, “sıcak” gibi tam olarak ne kastedildiğini sadece söyleyenin kendisinin anladığı ve dinleyenin de kendi anlayışlarına göre anlam verebildiği kavranılan anlamlandırabilmektedir. Bu kelimelerle işlem yaparak karar verebilmektedir. Yani bu makineler ve yazılımlar “oda sıcaklığı çok yüksek” denilince, kaç derecelik bir sıcaklık kastedildiğini anlamlandırıp ona göre davranabilmektedir. Bu kapsamda, herkesin, farklı bir sıcaklık derecesi için çok yüksek diye düşüneceğinin unutulmaması gerekir. Kimilerine göre 28 derece çok yüksek iken kimilerine göre bu 30, hatta 32 derece olabilir. Yapay zekâ bu farklı anlayışlar altında kendisine özgü bir yaklaşım belirleyip uygulayabilmekte ve yüksek sıcaklık karşısında yapılması gerekenleri yürütmekte veya önermektedir.</p>
<p>Metinleri okuyabilmekte, özetini çıkarabilmektedir. Uzun bir metin içerisinde konuya esas olan bilgiye atıf yapabilmektedir. Sesten metne, metinden sese dönüşümler yoluyla insanlarla istenilen şekilde iletişim kurabilmektedir. Hatta metinleri birbirleriyle ilişkilendirebilmekte, anlamlandırabilmekte ve öğrenebildiği gibi öğretebilmektedir.</p>
<p>Geliştirilen sohbet robotları ile artık her konuda insanlarla sohbet ede­bilmekte, olaylarla ilgili görüş ve önerilerini sunabilmektedir. Bir ders için sunum hazırlayabilmekte, bir bilgisayar programını otomatik olarak yazabilmekte, bugün bizim bildiğimiz bilgisayarların geleneksel prog­ramlama yöntemleri ile çözemediği karmaşık problemlere çözümler üre­tebilmektedir. Bir satıcının 40 şehre gitmesi gerektiğinde en kısa yoldan tüm şehirlere bir kere uğrayıp bulunduğu yere dönmesi problemi bunun en güzel örneğidir. Bilinen programlar bu problemi çözmek için yetersiz iken yapay zekâ mesela Genetik Algoritmalar yöntemi ile bu problemi çok kısa bir sürede çözebilmektedir.</p>
<p>&#8211;Bir insan gibi merdiven çıkabilmekte, top oynayabilmekte, birbirleri ile haberleşebilmekte, birbirlerinden destek isteyebilmekte, insanlar ile kar­şılıklı ve insanların doğal dilleriyle etkileşim sağlayabilmektedir.</p>
<p>&#8211;Merdiven çıkabilmekte, top oynayabilmekte, sorulara cevap verebilmekte ve birbirleri ile haberleşebilmektedir.</p>
<p>&gt; Çevrede olup biteni algılayabilmekte, önceliklendirebilmekte ve olaylara önemine göre odaklanabilmektedir.,</p>
<p>Gelişmeler öyle gösteriyor ki yakın zamanda yapay zekâ ile zenginleştiri­len sistemler (robotlar ve yazılımlar) birbirleri ile konuşabilecek, aynı amaca yönelebilecek, birbirleri ile sosyalleşip yardımlaşabilecek, birbirlerine destek üretebileceklerdir. Hatta robotların birbirlerine olayları öğretmesi ve birlikte ARGE çalışmaları yapmaları da artık bir hayal değildir. Yapay zekânın hayatın her aşamasında kendisini gösterebilme kabiliyeti ve insan olan her noktada var olabilmesi ona bilim dünyasında olduğu kadar pratik hayatta da ilgi duyulmasına yol açmaktadır. Eskiden akademik bir tutku halinde yürütülen yapay zekâ çalışmaları artık robotlar ile arkadaşlıkların olduğu bir dünyaya doğru evrilmektedir.</p>
<p><strong>Yapay Zekânın Toplum ile Bütünleşmesi</strong></p>
<p>Yapay zekâ sistemlerini geliştirmek için en önemli gereksinim, bir olay ile ilgili bilgilerin bilgisayar tarafından işlenebilmesidir. Çünkü zekâ, olaylar arasında ilişki kurabilme yeteneğidir. Kimilerine göre ise lisanı kullanabilme yeteneğidir. Her iki durumda da dile gelen bilgilerden türetilen bilgiler ve bilgilere dayanılarak verilen kararlar söz konusu olmaktadır. Bir olay ile ilgili ne <u>kadar</u> “derin” bilgiye sahip olunur ise onu kullanan yapay sistem de o kadar zeki o<u>lmaktadı</u>r İnsanların sahip oldukları deneyimleri, yılların verdiği tecrübeyi kelimelerle ifade etmelerindeki zorluk, derin bilgiye ulaşmayı da zorlaştır­maktadır. Bu nedenle geliştirilen makine öğrenmesi yöntemleriyle bir olayla il<u>gili</u> verilerden “derin bilgiye” otomatik olarak ulaşma yoluna gidilmiştir. Bu yöntemlerle örneklerden olayları öğrenebilmek ve en ince ayrıntılarına kadar nüfuz etmek mümkün olabilmiştir. Bu aynı zamanda yapay zeka sistemlerini geliştirme süresini de 1-2 yıllık periyotlardan 2-3 aylara kadar indirmiştir. Daha kısa sürede çok başarılı sistemlerin geliştirilmesi akademik dünyanın olduğu kadar pratik dünyanın da ilgisini yapay zekâ üzerine çekmiştir.</p>
<p>Makine öğrenmesi ile bilginin otomatik olarak üretilebiliyor olması ticari sistemlerin hayatımıza girmesine yol açtı. Endüstri 4.0 furyası ile yapay zeka artık sadece mühendislerin ve yazılımcıların değil, hemen herkesin ilgisini çeker bir duruma geldi. Sağlık, savunma, finans, tarım, sosyo-kültürel akti- viteler, ticaret vb. her alanda sistemler büyük bir hızla kendisini göstermeye başladı. Özellikle sosyal hayatın bir parçası olan yapay zekâ robotlarının şekil olarak da insana benzetilmesi yönündeki çalışmalar (insansı robotlar) ile fiziki bir dönüşüm sürecinin de yaşandığım görmeye başladık. Evlerimizde artık arkadaş robotların oluşacağı dünyaya doğru hızla yürüyoruz. Robotların sensörlerle buluşması neticesinde birbirleri arasında otomatik olarak verileri paylaşabilmeleri ve otonom olarak (kendi kendilerine başka hiçbir kişi veya sisteme ihtiyaç duymadan) karar verebilme yetenekleri robotların toplumla bütünleşmesinin yollarını açmaya başladı. Geldiğimiz an itibariyle bu yönde önemli başarılar elde edilmiş ve mesafeler kat edilmiştir.</p>
<p>Yapay zekâ, bilişim teknolojisi ve robotik bilimindeki gelişmelerin birbirini tetiklemesi ile zeki sistemlerin hayatın bir parçası olmasının önüne geçmek nerede ise imkânsız hale gelmiştir. Bir de buna 2021 yılında üretken yapay zekâ uygulamasının toplumla buluşması eklenince artık sadece karar vermekle kalmayıp aynı zamanda halden anlama yolculuğunda da bir adım daha ileri gidilmeye başlanmıştır. Her geçen gün yeni sistemler ortaya çıkmaktadır. Artık gelişmeleri izlemek bile nerede ise mümkün olmamaktadır.</p>
<p><strong>Teknolojik Gelişmelerin İnsani Değerler Üzerindeki Etkisi</strong></p>
<p>Yapay zekâ sohbet robotlarından sanal asistanlara, sürücüsüz arabalardan yüz tanıma teknolojisine kadar günlük yaşamımızdaki çok farklı alanlarda giderek daha yaygın hale gelmektedir. Genel olarak hayatımızı pek çok açıdan iyileştirme potansiyeline sahip olsa da yapay zekâ ile teknolojinin insanın hayal gücünün ötesinde gelişmesi, onun <u>insani değerler</u> üzerindeki etkisine ilişkin önemli soruları da gündeme getirmektedir. Bu noktadaki genel kanaat, yapay zekânın toplumun inanç ve değerler sistemini etkileyeceği yönündedir. Bu konuyu çok iyi irdelemek ve değerlendirmek gerekmektedir. Ancak öncelikle “<u>insani değerler</u>” ile neyin kastedildiğinin açıklanması gerekir.</p>
<p>“İnsani değerler, insanların <u>yaşam çizgisinde, davranışlarında ve kararla­rında rehberlik eden ilkeler, inançlar ve idealler</u>” olarak tanımlanırsa yapay zekânın bu kapsamdaki etkilerinin aşağıdaki gibi analiz edilmesi mümkündür.</p>
<p>Yapay zekânın insani değerleri etkilemesini tetikleyen en önemli unsur­lardan birişi <em>“özerklik”</em> niteliğidir. Yapay zekânın herhangi bir dış etki veya zorlama olmadan, bağımsız olarak karar verme ve eylemde bulunma yeteneği vardır. İnsanlara daha fazla bilgi ve daha fazla seçenek sunarak özerkliği ge­liştirme potansiyeline sahiptir, örneğin yapay zekâ destekli kişisel asistanlar, insanlara bilgi ve tavsiyeler sağlayarak daha iyi kararlar alınmasına yardımcı olabilir. Sürücüsüz arabalar insanları araba kullanma görevinden kurtararak gündelik zaman üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmalarını sağlayabilir, insanlar bu zamanlarını iyi işler yapmak için kullanabilir; kendi özgür ira­deleriyle gerçekleştirmek isteyip destek bulamadıkları noktalarda yapay zekâ desteği ile istediklerini yapabilirler. Kendi inançlarını ve değerlerini çok rahatlıkla yaşatabilir, yayılmasını sağlayabilirler. Ancak bunun tersinin de mümkün olabileceğini unutmamak gerekir. Yapay zekâ aynı zamanda insan­ların seçimlerini ve fırsatları sınırlayarak özerkliği baltalayabilir. Mesela yapay zeka algoritmaları önyargılı olabilir ve belirli insan gruplarının erişebileceği fırsatları sınırlayan ayrımcı sonuçlara yol açabilir. Yapay zekâ aynı zamanda insanları izlemek ve kontrol etmek için de kullanılabilir, bu da doğal olarak kişilerin özgürlüklerini ve özerkliklerini sınırlandırır.</p>
<p>Yapay zekâyı insani değerler üzerinde etkin kılan diğer tetikleyici un­surlardan biri de <em>adalettir.”</em> Herkese eşit ve önyargısız davranılması için gerekli alt yapının desteklenmesi mümkündür. Doğru bilgi ile donatılmış zeki sistemler, bilginin özüne aykırı hareket etmeyeceklerinden, daima olması gereken “doğruya” sarılacaklardır. Çünkü yapay zekânın insan önyargısını azaltarak ve nesnelliği artırmak sureti ile adaleti artırma potansiyeline sahip olduğu açıktır, örneğin işe alma ve terfi kararlarında önyargıyı ortadan kaldırmak ve ceza adaleti sisteminde herkese adil davranılmasını sağlamak için yapay zekâ algoritmaları kullanılabilecektir. Yapay zekânın bilgisinin yanı sıra verdiği kararların arkasındaki gerçekleri açıklayabilme kabiliyeti arttıkça adaletli olması yönündeki algı da pekişecektir. Hayatın doğrulan ile <u>insanlar</u>ın doğruları arasındaki uyuşmazlıklarda yapay zeka kendisini sahip olduğu <u>hakikat</u> bilgisi çerçevesinde konumlandıracak ve bunun gerekçele­rini ifade edebilecektir. Yukarıda belirtildiği gibi bunun tersinin olması da mümkündür. Eğer yapay zekâ hakikati baz alan doğru bilgi ile donatılmaz ve doğru bir şekilde modellenerek kullanılmazsa önyargıyı da sürdürebilir ve hatta güçlendirebilir. Yapay zekâ algoritmaları, geliştiricilerin önyargılarım ve üzerinde eğitim aldıkları verileri temel alarak bunlara göre hareket edebilir. Böylece kişilerin doğruları ile hakikatler arasında taraflı davranmak söz ko­nusu olabilir. Bu tür uygulamalar mevcut eşitsizlikleri güçlendiren ayrımcı sonuçlara yol açabilir.</p>
<p>Yapay zekânın <em>“empatî&#8217;</em> gücü de bu konuya olan ilgiyi artırmaktadır. Yapay zekâ empatiyi insanlarla aynı şekilde deneyimleme yeteneğine henüz sahip olmasa da bunu geliştirmek için çeşitli şekillerde kullanılabilir, örneğin yapay zekâ destekli sohbet robotları ve sanal asistanlar, kullanıcılarla daha empatik ve insana benzer bir şekilde etkileşim kurarak duygusal destek ve rehberlik sağlayacak şekilde tasarlanabilir. Sohbet robotları insanların kendi inanç ve değerlerine sarılmalarını teşvik edebilir, uygulamada eksikliklerin giderilmesini sağlayabilirler. Hatta zamanlı olan olaylar için hatırlatmalar yapılabilir. İnsanların sıkıntılarını giderecek dostane ilişkiler kurulabilir. Ya­pay zekânın bir psikolojik danışman gibi kullanılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır.</p>
<p>Yapay zekâ aynı zamanda davranış ve duygu kalıplarını belirlemek amacıyla sosyal medyayı ve diğer veri kaynaklarını analiz etmek için de kullanılabilir; bu da farklı insan gruplarının ihtiyaçlarını ve deneyim­lerini daha iyi anlamaya yardımcı olur. İnsanlar kendi inançlarını bu yolla pekiştirebilirler. Davranışlarına çok haklı gerekçeleri yapay zekânın desteği ile oluşturabilirler. Bu açıdan bakıldığında yapay zekâ ters etki de oluşturabilir. İnsan etkileşimini ve bağlantısını azaltarak empatiyi zayıflatabilir. Duygu­sal destek ve sosyal etkileşim için yapay zekâya çok fazla güvenen insanlar, başkalarıyla anlamlı şekillerde bağlantı kurma yeteneklerini kaybedebilirler, özel olarak tasarlanmış robotlar/yazılımlar insanları hiç istemedikleri inanç ve davranışlara çekebilme potansiyeline de sahiptir.</p>
<p><em>“Gizlilik&#8221;</em> üzerinde de yapay zekânın derin etkisi olabilir. Yapay zekâ, veri koruma önlemleri otomatikleştirilerek ve güvenli iletişim sağlanarak gizliliği artırmak için kullanılabilir. Yapay zekâ destekli şifreleme araçları ile siber teh­ditlere karşı koruma kalkanı oluşturulabilir. Yapay zekâ eğer iyi tasarlanabilir ise çok iyi bir sırdaş olabildiği gibi hiçbir şeyi unutmayacağından aslında gizli sanılan şeylerin bir yerlerde kayıtlarını oluşturabilir. Günümüz dünyasında artık hiçbir şeyin gizli kalmadığı bîr ortamda yapay zekâ insanların tehlikeli alanlara girmelerine ve erişilebilir ortamlarda davranış sergilerken daha dik­katli olmalarına destek verebilir. Öte yandan yapay zekâ, yaygın gözetleme ve veri toplamayı mümkün kılarak mahremiyete de zarar verebilir. Örneğin yüz tanıma teknolojisi, insanların kamusal alanlardaki hareketlerini ve etkinlikle­rini izlemek için kullanılabilir ve potansiyel olarak kişilerin mahremiyetini ve sivil özgürlüklerini ihlal edebilir. İnsanların kimsenin bilmesini istemedikleri yerlerde bulunmaları halinde bunu aşikâr edebilir.</p>
<p>Yapay zekânın insan değerleri üzerindeki bir diğer etkisi “türetme”, icat etme, ortaya çıkarma yeteneklerinin yaygın olarak kullanılmasıdır. Bunun anlamı zeki sistemlerin (yani robotların veya yazılımların) kalıpların dışında düşünebilme, yeni fikirler ve çözümler üretebilme, benzersiz ve özgün yollarla durumu ifade edebilme yeteneğine sahip olmalarıdır. Yapay zekâ, inançlar sistemindeki sabit olguları kökten değiştirecek gerekçelere de erişebilir. Bu sistemler, “akletme” yetenekleri (ruh ve kalpleri) bulunmadığından yaratılış hakikatleri yerine türetilmiş bilgilerden oluşan gerçeklere dayalı karar ver­me yoluna gideceklerdir. Bu da gerçekte inanç sistemine ters bir durumun oluşmasına meydan verebilir.</p>
<p>İnanç sisteminin tartışmaya çekindiği birçok konu tartışmalara konu edilebilir Ancak yaratılış hakikatleri (Yaratıcının tek olması, kutsal kitaptaki bilgilerin değişmez hakikatler olduğu, yalandan uzak durulması, karşı tarafa zarar vermemenin temel amaç olması vb.) kesin kabuller olarak kabul edilip sistemlerin o kabuller üzerine oturtulması, geliştirilecek sistemleri destek üreten ve çok makbul” bulunan bir yol arkadaşına dönüş­türebilir. Şunu da unutmamak gerekir: Yaratılış hakikati olarak tanımlanacak unsurlar da farklı inanç sistemlerinde farklı şekillerde görünmektedir. Dolayısı ile her inanç sistemi kendisini yaşatacak, doğru görecek, kendi dinamiklerini hayatın vazgeçilmez kabulleri haline getirecek zeki sistemler geliştirebilecektir.</p>
<p>Bununla birlikte yapay zekâ sistemleri ortaya çıkarma görevlerini otoma­tikleştirerek ve bu sürece insan katılımını azaltarak İnsanın ortaya çıkarma (türetme) kabiliyetini de zayıflatabilir. Yapay zekâ özgünlük (türetme) endüstri­lerinde çok baskın hale gelirse inanç sistemlerinin çeşitliliğini ve özgünlüğünü sınırlayabilir. İnsanın hazıra konma alışkanlığını tetikleyebilir. Bu çok tehlikeli sonuçlara da yol açabilir. Daha zeki olan robotlar insanların yaşam tarzlarını, doğrularını ve bakış açılarını değiştirme yönündeki girişimlerde başarılı olabilir. Nasıl <u>ki</u> savaş dronları güçlü olan ülkeler diğerlerine üstünlük sağlayacak ise inanç robotları güçlü olan ya da daha güçlü bir şekilde inançlarına sarılan robotlar da o inanç sisteminin üstünlüğünü sağlamaya destek olacaklardır.</p>
<p><u>Yukar</u>ı<u>daki</u> açıklamalardan, yapay zekanın toplumsal etkisini derinden etkileyen unsurlardan birinin de doğal olarak <em>önyargı</em> ve <em>ayrımcılık</em> ol­duğu ortaya çıkmaktadır. Yapay zekâ algoritmaları, geliştirenlerin önyargılarını yansıtabilir. Bu da doğal olarak taraf tutma, adam kayırma, borç verme ve ceza adaleti gibi konularda ciddi sorunlara yol açabilir. Ancak yapay zekânın adil ve tarafsız bir şekilde tasarlanması sağlanır, verilerdeki ve algoritmalardaki önyargıyı ortadan kaldıracak yaklaşım sergilenebilir ise yapay zekâ sistemleri şeffaf ve hesap verebilir olabilir ve düzenleyici etkileri daha yüksek hale gelir.</p>
<p>Gizlilik gibi <em>“gözetim”</em> de yapay zekâ ile önem kazanmıştır. Yapay zekâ, daha yaygın veri toplama ve gözetleme olanağı sağladığından, potansiyel olarak insanların mahremiyetini ve sivil özgürlüklerini ihlal edebilecektir. Bu sorunu çözmek için veri gizliliği ve güvenliğine ilişkin net politikalar ve düzenlemeler geliştirilmesi kaçınılmazdır. Bu, veri toplama, kullanma ve depolama konusunda net kurallar oluşturmak ve bireylerin kişisel bilgileri üzerinde kontrol sahibi olmasını sağlamak anlamına gelmektedir. Bireyle­rin kişisel bilgilerinin kötü amaçla kullanılması da insan değerleri üzerinde olumsuz etki oluşturabilecektir.</p>
<p>Son olarak yapay zekâyla ilgili bir diğer önemli konu <strong><em>“hesap verebilirlik” </em></strong>ve <strong><em>“sorumluluktur &#8216;.</em></strong> Yapay zekâ daha özerk ve kendi kendine öğrenebilen hale geldikçe, doğal olarak bireyleri ve kuruluşları yapay zekâ eylemlerinden sorumlu tutmak daha zor hale gelecektir. Mesela, bir yapay zekâ sistemi suç işlese kim cezalandırılacaktır? Bu ve bunun gibi birçok sorunu çözmek için yapay zekâ sistemlerine yönelik net sorumluluklar ve sorumluluk çizgileri oluşturmak gerekmektedir. Bu da geliştiricilerin, kullanıcıların ve düzenle­yicilerin rollerini ve sorumluluklarını tanımlayan yasal çerçevelerin ve etik kuralların geliştirilmesi demektir. Yani bir taraftan yapay zekâlı toplumlarda yasal düzenlemeler gerçekleştirilirken diğer taraftan toplumun inanç ve de­ğerleri ile uyumun sağlanmasına da özen gösterilmesi önem arz edecektir.</p>
<p><strong>Yapay Zekânın Gelişmesi ve Transhümanizm</strong></p>
<p>Yapay zekâ yerinde durmamakta ve sürekli gelişmektedir. Yapay zekânın zekâ seviyesi arttıkça kabiliyet ve yetenekleri de artmaktadır. Bu da doğal olarak yapay zekâdan beklentileri artırmaktadır. Daha zeki sistemler daha fâzla insan gibi davranmaya meyletmekte ve bilim insanları başta olmak üzere herkes insana benzer nesneler yapmaya odaklanmaktadır. Bu çalışmalar, bir taraftan yapay zekâ gelişirken onu geliştirecek insan doğal zekâsının da geliş­mesine yol açmaktadır. İnsanın en üstün yaratılmış olduğu gerçeğini göz ardı eden düşünceler ise insanüstü zeki sistemler geliştirilebileceğine inanmakta ve insandan da daha zeki olacak sistemlerin geliştirileceğini düşünmektedir. Bu düşünce Transhümanizm anlayışını tetiklemektedir.</p>
<p>Bu düşüncenin temelini insan zekâsını ve fizyolojisini büyük ölçüde ge­liştirmek için gelişmiş teknolojileri yaygın olarak kullanmak ve insanlığı dönüştürmek anlayışı oluşturmaktadır. Gelecekte tüm insanlığın tek zekâya (tekillik) sahip olacağı yönünde düşüncelere yer verilmektedir. İnsan vücudu­nun parçaları kullanılarak tabiri caiz ise &#8220;mükemmel askerler” geliştirilmesi hedeflenmektedir. Beyin yükleme yolu ile yapay bir ortamda ölümsüz dijital varlıklar ortaya çıkarmanın mümkün olabileceği dile getirilmektedir, özel­likle Kurzweill gibi yapay zekâ meraklıları ve gelecek bilimcileri, makinelerin biyolojik olmasa da gelecekte insanın kendisi olacağını iddia etmektedir. Bilgisayarların insan yeteneklerini hızla geride bıraktığı ve dünyamızı ele ge­çirdiği an “teknolojik tekilliğin” kaçınılmaz olacağı düşünülmektedir. Temel felsefe “internetin her şeyi bildiği” üzerine kurgulanmaktadır.</p>
<p>Burada göz ardı edilmemesi gereken bir nokta vardır. <strong><em>Gelişen yapay zekâ değil, insan zekâsıdır.</em></strong> Yeni yapay zekâ yöntemlerini bulan, geliştiren ve yaşamın bir parçası olmasını sağlayan da insan zekâsıdır. Bugünün insan­larının geçmiş dönemlerin insanlarından daha zeki oldukları gibi gelecek insanları da bugünkü insanlardan daha zeki olacaktır. Mesela 10 yüzyılın en zeki insanları bile uzaktan algılama, televizyon, otomatik makineler vb. gibi bugün çok basit görülen olayları hayal dahi edemiyorlardı. Gelecek nesiller de bizlerin zekâ seviyesini çok düşük olarak görebilecektir. Yapay zekâyı geliştiren bir insandır. Geliştirme sürecinin tam merkezinde insan bulunmaktadır.</p>
<p>İnsanoğlu kendi zekâsının üretebildiği noktaya kadar yapay zekâyı geliştirebilecektir. Bunun artık durdurulamayacak bir süreç olduğunu söylemek hiç de yanlış olmayacaktır. Bu süreçte doğal zekâ; yaratılmış olan bilgiyi ortaya çıkartmak, onu işlemek ve ondan yeni bilgiler türetebilmek kabiliyetine her zaman sahip olacaktır. Yapay zekâ çalışmaları ile gerçekte ya­pılan da bu kabiliyetin bilgisayara /robotlara kazandırılmasıdır. Bunu teminat altına almanın en doğru yolu, bilgi işleme modellerinin geliştirilmesi yoluna gidilmesidir. Geliştirilen ve geliştirilecek olan tüm yapay zekâ sistemlerinin arkasında bu gerçek bulunmaktadır. Onu geliştiren zekâ ise her zaman ona olan üstünlüğünü muhafaza edecektir. Geçmişin insanlarının bugünün yapay zekâsı ile baş edememesi gibi bugünün insanı da geleceğin yapay zekâsı ile baş edemeyecektir. Bu doğal bir süreçtir. Ama gelecek insanı gelecek yapay zekâsı ile nasıl uğraşması gerektiğini de çok iyi bilecektir.</p>
<p><strong>Üretken Yapay Zekâ ve Olayları Birbirine Uydurma/Haritalama</strong></p>
<p>Bugün için özellikle yapay zekâ geliştiricilerinin şu gerçekleri çok iyi anlaması gerekir. Yapay zekâ özde bilgiye sahip değildir. Kendisine sunulan bilgiler arasında ilişki kurmaya çalışmakta ve bu ilişkiyi <strong><em>tabiri caiz ise uy­durmaktadır.</em></strong> Yapay zekâ her şeyi bilemez. Sadece etraftan elde ettiği verileri ve bilgileri kullanarak bazı çıkarımlarda bulunur. Veriler ve bilgileri doğruyu bulacak şekilde birbirine haritalar ve uydurmaya çalışır. Yapay zekâ geliştiricileri ortaya çıkardıkları yöntemler ile bu uydurma operasyonunu kontrollü ve doğru olacak şekilde yapmanın çabası içerisindedirler. İnsanlar faillik ve niyetlilik özelliklerini kolaylıkla yapay zekâya atfedebilirler. Mesela basit animasyonlu geometrik şekillerin hareketlerindeki yönelimi okuyabilirler. Üretken modeller sonuçları henüz kanıtlayamasa da “niyeti” uydurarak yorumlayabilmektedir. Teknoloji kendiliğinden neyin ahlaki neyin kötü olduğuna özünde karar verememektedir. Bir bilgi setinin ona bu yorumu yapacak bilgileri sunması ve bu yorumu yapacak kabiliyete kavuşturulması gerekir. Bu yönü ile yapay zekânın insan ile mukayesesi dahi söz konusu değildir. Bu ilişkiyi insandan daha hızlı uydurması ve uydurduğunun gerçekle özdeşmesi ve/ya gerçeğe yakın olması onu üstün bir yaratığa dönüştürmeyecektir. Her ne kadar tam anlamı ile mükemmel çalışan, otonom hareket edebilen, kendi kendisine çevresine en doğru tepkiler üreten, kendisini yeri geldiğinde savunan, yeri geldiğinde saldırmaya da karar verebilen robotlar geliştirilecek olsa da özellikle ruh, kalp ve vicdan gibi unsurların sağladığı insan olma (iyiyi doğrudan ayırt edebilme, akletme) niteliklerinin robotlaştırılması mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Üretken yapay zekâ modellerinin aşırı abartılı ve gerçekçi olmayan ye­tenekler ile takdim edilerek insan düzeyindeki akıl yürütmeyi aştığı algısını oluşturmaya yönelik bir gayret dikkati çekmektedir. Bu da doğal olarak insan­lara yanlış ve olumsuz bilgilerin iletilmesi riskini artırmaktadır. Bu kapsamda geliştirilecek olan yapay zekâ modellerinin beklentileri aşan uygulamaları, insanların zihnini ele geçirmekte ve sunulan verilerin geniş çapta benim­senmesine yol açmaktadır. Neticede bu durumdaki insanların inançlarının olumsuz etkilenmesi potansiyeli doğmaktadır. Bu teknolojiden doğru yönde faydalanabilmek için çalışma prensibinin çok iyi anlaşılması önemlidir. Yapay zekâyı yönlendiren bilgilerin doğruluğu ve hakikati göstermesi onun başarısını doğrudan etkileyecektir. Yanlış bilgiler ile donatılan/eğitilen sistemler doğal olarak öğretildikleri doğrultuda hareket edecek ve âlim robotlar olabileceği gibi <u>zalim</u> robotların da oluşturulması mümkün olabilecektir.</p>
<p><u>İnsanlar</u>ın birbirleriyle ilişkileri ile üretken yapay zekâ ve insanlar arasındaki ilişkilerde de farklılıklar bulunması çok doğaldır. Günlük yaşamda insanların daha büyük oranda hata yapması veya yanılgı içinde olması, geliştirdikleri yapay zekâ yargılamalarını zorlaştıracaktır. Mesela, insanlar belirsizliği düzenli olarak “sanırım” ifadesiyle, geç cevap vermeyle, düzeltmeler ve konuşma değişiklikleri ile geçiştirebilmekte iken, üretken modeller tek taraflı olarak hiçbir belirsizlik temsili olmadan ve kendinden emin, akıcı yanıtlar ürete­ceklerdir. Zaten yapay zekâya güç kazandıran da yargısındaki bu netlik ve kesinliktir. Ancak hakikatte bu netlik her zaman kesin doğruluk anlamına gelmemektedir ve kesin doğruluk ile ifade edilmesi mümkün olmayan olaylar ile karşılaşmak çok olasıdır.</p>
<p>Üretken yapay zekâ ile ilgili dikkat edilmesi gereken çok önemli bir diğer nokta da onun ürettiği bilgilerin kesin doğruluğuna olan inancın ortaya ko­yacağı sorundur. Yapay zekâya inanç artınca yanlış bilgiler de doğru olarak görülebilecektir. Diğer bir deyişle, üretken yapay zekâ modellerinin neden olduğu/olacağı insan inançlarındaki çarpıklıklar, sorunlar, keşfedildikten sonra kolayca düzeltilemeyecektir. İnsan zekâsının bu yönden karşısında olduğu inançları yıkma çabasına gireceği de çok net ve açıktır.</p>
<p>Dahası, üretken zekânın çok doğru olduğuna olan inanç ve aksini söyle­yenlere tepki gösterilmesi, mevcut üretken yapay zekâ sistemlerinin “temel sorununu ve mimarilerindeki kurgu ile gerçeği[n] ayırt ed[il]ememesini” göz ardı etmeye yol açmaktadır. Mimarinin çok iyi kavranması, çalışma usulünün öğrenilmesi ve bilgilerin haritalanma durumu gibi unsurlar iyi anl<u>aş</u>ılır ise o zaman insanlığa faydalı sistemlerin geliştirilmesi mümkün olur. Benzeri şekilde, inançları, değerleri kasıtlı olarak yıkma çabasında olan sistemlere karşı tedbirlerin geliştirilmesi de mümkün olacaktır.</p>
<p>Üretken yapay zekâ modellerinin, birincil eğitim veri kaynağı internettir, internetteki veriler önyargı ve uydurmaları çoğaltma potansiyeline sahiptir. Mesela, Stabil Difüzyon (resim üretici olan bir yapay zekâ aracı) gibi üretken modeller hızla büyümekte ve kolay erişim nedeni ile her gün milyonlarca çıktı üretip internette yaymaktadır. Bir zaman sonra üretilmiş veri İle hakiki verinin ayrıştırılamaması söz konusu olacak ve bu da hakikatin perdelenme­si gibi bir netice doğurabilecektir. Bu çıktılar, yeni nesil modellerin eğitim verilerinin bir parçası haline gelirse sistemik çarpıklıkların ve önyargıların, sürekli bir geri bildirim döngüsü içinde geleceğe olan etkisi güçlenecektir. Bu tür sistemler ne kadar hızlı kullanılır ve benimsenir ve gerçek yaşamda k<u>ullanılan</u> sistemlerin arka uçlarına ne kadar çok entegre edilirse, sistemlerin <u>insanlar</u>ın inançlarını olumlu ve olumsuz yönde etkileme gücü de artacaktır. Örneğin, p<u>azar</u>lama içerikleri artık üretken yapay zekâ modelleri tarafindan oluşturulabilmektedir. Daha sonra psikometrik yöntemler kullanılarak bu içerikler hedef kullanıcılara iletilebilmektedir. Sonrasında ince ayarlar yapıla­bilmekte ve karşılıklı etkileşimi destekleyen davranışları teşvik edecek şekilde tasarlanmış otomatik bir sistem içinde kullanıcılara geri gönderilebilmektedir. Bu durum insan inançları için de çok rahat bir şekilde mümkün olabilir. Bir inanç sistemi/olayı/öngörüsü yapay zekâ tarafından tasarımcısının istediği şekilde oluşturulmuş içeriklerle hedef kitlelere iletilebilir, ince ayarlar yapı­labilir. Küçük dokunuşlar ile doğru ya da yanlış bilgiler veya yönlendirmeler içeriklere enjekte edilerek genel olarak hakikat (insan inançlarını) çarpıtılabilir veya doğru inançlar güçlendirilebilir.</p>
<p>İnsanlar belirli anlarda, kararsız oldukları ve dolayısıyla yeni bir şeyler öğrenmeye en açık oldukları anlarda hiç tereddüt etmeden doğru olduğunu düşündükleri bilgiler ile donatılmış, konuşmaya dayalı üretken yapay zekâ modellerinden bilgi talep edeceklerdir. Bugün de yapay zekâya proje yazdıran akademısyenlerin/araştırmacıların olduğunu unutmamak gerekiyor. Doğal olarak böyle bir sistemden talep edilen bilgiler alınınca beyinde o konudaki belirsizlik azalmakta, merak azalmakta ve daha sonraki kanıtlar, karar verme­nin ilk aşamalarında olduğu gibi değerlendirilmeye, tartılıp biçilmeye gerek duyulmadan kabul edilmektedir. Yani yapay zekâyı her derde deva gören anlayış ile “yanlış inançlar” kolaylıkla “doğru” olarak yansıtılabilmektedir. Dolayısıyla aktarılan önyargılar veya uydurma bilgiler, olay gerçekleştikten sonra ne bireylerde ne de toplum düzeyinde kolayca düzeltilebilmektedir. Yapay zekâ sistemleri daha geniş çapta benimsenip diğer günlük teknolojilere daha derinlemesine entegre edildiğinde sorun büyümektedir. Mesela üretken yapay zekâ modellerinin özellikle çocukların inançlarım daha kolay etkileyeceği açıktır. Çünkü onlar inançların çarpıtılmasına karşı daha çok savunmasızdır. O nedenle geliştirilen yapay zekâ sistemlerinin hakikatlerden uzaklaşması inançları olumsuz etkiler ve olumsuz etkilerin kolayca yaygınlaşmasına yol açarken tersi de mümkün olabilecektir ve inançların doğru şekilde pekişti­rilmesi sağlanabilecektir.</p>
<p><strong>Yapay Zekânın İnsanların İnançlarını Etkilemesi</strong></p>
<p>Yukarıda yazılanlardan hareketle, yapay zekânın insan inançları ve değerleri üzerinde etkisinin olacağını söylemek yanlış olmaz. Genel olarak bu etkinin iki yönlü olacağını söylemek mümkündür Bunlar;</p>
<ul>
<li>İnanç sistemi içerisinde olası uygulamaların makinelerin zekâsı ile des­teklenmesi</li>
<li>Transhümanizm ve robotların tanrılaştırılması gibi aşırı düşüncelerin empoze edilmesi</li>
</ul>
<p>İnanç sistemi uygulamalarının desteklenmesi yapay zekânın bilgiyi işleme kabiliyetinin tezahürüdür. Bilgiye dayalı olarak çalışan yapay zekâ teknolojisin­den; kendileri de bilgiye dayalı yaşamı oldukça önemseyen dinî toplulukların büyük faydalar sağlaması kaçınılmaz olup bu yöndeki talepler her geçen gün artacaktır. An itibariyle gecikmeli de olsa bu, yeni yeni fark edilmekte ve bazı kurumlar tarafından bu yönde projeler başlatılmaktadır.</p>
<p>Dinî hassasiyetleri olan topluluklar, kurum ve kuruluşlar bilgisayarın bir makine olmasına karşılık, Allah tarafından insana verilmiş davranış kabiliyetini ve zekâ melekesini taklit edebileceğini artık kabullenmek durumundadırlar. Bu doğrultuda, derin dinî bilgilere sahip insanlar (âlimler) ile yapay zekâ ge­liştiricilerinin birlikte çalışması topluma fayda temin edecek ve doğru bilginin yayılmasını sağlayacak sistemlerin toplum içinde gerek gerçek hayatta gerekse sanal âlemde dolaşmasına yol açacaktır. Doğru sistemlerin sayısı ve nitelikleri ile zekâ düzeyleri arttıkça kötü niyetli uygulamaların önünü kesmek için de önemli bir adım atılmış olacaktır. Burada özellikle teknik yönde çalışma ya­panların kendi uzmanlık alanları olmadığı için yanlış yapmakla suçlanmaktan korkmadan ve dinî olaylara karışmaktan çekinmeden çalışabilmeleri için ilahiyat camiasının destekleyici olması önemlidir.</p>
<p>Robotların insanlar gibi, hatta onların bazılarından daha zeki olmaları durumunda bugün insanların üstesinden gelemediği yoksulluk, savaş, hastalık vb. gibi sorunları kökten halledebilecekleri de unutulmaması gereken diğer bir konudur, tleri derecede zeki sistemler, sevgi, doğruluk ve şefkat aracı olabilir; bu yönleri ile toplumu yok etmeyi değil, iyileştirmeyi ve gelişmeyi destekleyebilirler. İnsanları bu yönde yönlendirebilir ve toplumsal eğitim araçları olarak kullanılabilirler. Toplumun psikolojik yapısını da pozitif yönde yakından etkileyebilecek güce kavuşabilirler. Dahası, araştırmalar eğer konu uzmanı ulema, bilgin ve yetkin bireylerce desteklenir ise;</p>
<p>&#8211;Dinî konularda dâhice hizmet veren yapay zekâ ile donatılmış sistemler topluma sunulabilir.</p>
<p>&#8211;Toplumun her kesiminde eksikliği duyulan din adamı ihtiyacının gide­rilmesine destek verilebilir.</p>
<p>&#8211;Kültürel değişim ve teknolojik değişimlerin dinî doğrular ile hizalanması sağlanabilir.</p>
<p>&#8211;Her alanda internet ve sosyal medya üzerinden sunulan bilgiler dinî doğ­rular ile karşılaştırılarak “yanlış bilginin yayılmasının önüne geçilebilir.</p>
<p>&#8211;Kutsal kitap, hadisler, tarih, kelâm ve fıkıh gibi farklı alanlardaki bilgiler birlikte kullanılarak sağlıklı yorumlar yapılabilir.</p>
<p>&#8211;Hatta yapay zekâ, Kuran talimlerinde okuyanı dinleyip var ise yanlışlıklara dahi işaret edebilir.</p>
<p>Bu konuda olabilecek uygulamalara birkaç örnek vermek gerekirse bunlar arasında <em>&#8220;açıklayıcı bilgi haritalama sistemlerini</em> saymak mümkündür. B<u>ilgi</u> haritalama, dinî alanlarda, temel kaynakların, ulemanın bireysel ya da grup halinde sahip olduğu bilgi ve malumatın, yetenek ve yetkinliklerin birbirleri ile ilişkilendirilerek herkese açılması ve kolay erişimin sağlanmasını mümkün kılar. Kötü niyetle dağıtılan bilgiler kolaylıkla ortaya çıkartılabilir ve onların negatif etkisini ortadan kaldırmaya da önemli oranda destek verilebilir. Örneğin; “İslâm’da neden yılda bir defa hayvan kurban <u>edilir</u>?” sorusu sorulduğunda, doğru tasarlanmış bir yapay zekâ sistemi bunu ayetlerle, hadislerle, müçtehit görüşleri ile, dinî otoritelerin kararlan ile, daha <strong>önceki </strong>uygulamalarla, harta gerekirse geleneklerle ilişkilendirebilir.</p>
<p>Diğer bir örnek ise <em>“öğüt vericilerin”</em> geliştirilmesidir. Yapay zekâ sistem­lerinin her alanda öneri ve tavsiye verebilme yetenekleri bilinen bir gerçek­tir. Bu yetenek insanların dinî konulardaki taleplerini de en doğru şekilde karşılayabilir, örneğin iyi tasarlanmış bir yapay zeka sistemi, bir kişinin hac ibadetini yapmak durumunda olup olmadığını ve sorumluluklarını kendisine bildirebilir. Sadece bilgileri (öğütleri) vermekle kalmayıp aynı zamanda bu ibadetin nasıl yapılacağını, farz, sünnet, mubah, mekruh vb. olan amelleri, hangi durumlarda neler yapılacağım, cezai durumları vb. de bildirebilir. Üs­telik bu bilgiler cep telefonu üzerinden kesintisiz olarak sunulabilir. Sesli ve görüntülü uygulamalar ile bilgi, sürekli olarak talep edenin yanında olabilir.</p>
<p><em>“Fetva veren”</em> sistemler de yakın gelecekte yapay zekânın uygulama alanına girecektir. Dinî alandaki aslî faaliyetlerden biri de insanların belirli eylemleri yapıp yapmamaları konusunda uygunluk kararının verilmesidir. Bilindiği gibi, her konu kendi özelinde değerlendirilmektedir. Sorunun sorulduğu ortam, yaşam koşullan, tarafların durumları, sahip olunan kişisel bilgi ve nitelikler, kişinin mezhebi, cinsiyeti, ekonomik durumu vb. fetvaların içeriğini değiştir­mektedir. Bazen çok basit bir soruya cevap vermek için derin bilgilere sahip olmak gerekir. Bazı durumlarda soruya verilecek cevap kişiye göre değişebil­mektedir. “örneğin zengin bir kişi sonradan Müslüman olsa geçmiş yıllara ait malının zekâtını ödemek zorunda mıdır?” sorusunun cevabını zekât bilgisi İle donatılmış yapay zekâ kolaylıkla verebilir. Dinî otoritelerce onaylanmış bîr yapay zekâ sistemi istenilen nitelikte bir fetvayı rahatlıkla oluşturabilir.</p>
<p>Her alanda olduğu gibi <em>“sanal eğitim”</em> alanında da yapay zekâ uygula­maları önemli kullanım imkânları bulabilecektir. Özellikle görsel benzetim teknolojisi yapay zekâ ile birleştiğinde beklentilerin çok üstünde ve dikkate değer eğitim sistemlerinin geliştirilmesi mümkün olmaktadır. Sosyal ve teknik hayatta bunun birçok örneği bulunmaktadır. Tam Görev Simülatörleri (uçak, tren, araba vb), görsel şehir simülatörleri (sanal gezinti), benzeri şekilde geçmiş olaylar, savaşlar, diğer sosyo-politik durumların görsel olarak modellenmesi ve benzetimi gibi birçok başardı uygulama bulunmaktadır. Bu başardı uy­gulamalar ile geliştirilmiş olan kabiliyet ve teknolojik yetkinlikler, rahatlıkla dinî olayların öğretilmesinde de kullanılabilecektir. Hicret simülatörü (Pey­gamberin izlediği yolun benzetimi), Hac Simülatörü, Namaz benzetim ve animasyonları, dinî eğitim amaçlı oyun tasarımları ve zeki öğretim sistemleri geliştirilerek bunların ilgili kurum ve kuruluşlar tarafindan hedeflenen amaca uygun olarak kullanılmaları sağlanabilir. Bunun eğitim kalitesini olumlu yönde etkileyeceği değerlendirilmektedir.</p>
<p>İslâm dini doğrularını, başta Kur’an ve hadis olmak üzere sağlam temellere oturtmuştur. O nedenle İslâm, olumsuz düşünce ve karşı propagandalardan diğer inanç sistemlerine göre daha az etkilenecektir. Müslüman bilim insanları ve ilahiyatçılar bu noktada birlikte çalışarak aktif sistemler geliştirirler ise olumsuz düşüncelerin önüne geçmek de diğer inanç sistemlerine göre daha kolay olacaktır. Doğru bilginin ortaya konulması, yapay zekânın önyargı ve uydurma kabiliyetini sınırlayıp tam aksine doğru bilgilerle temas etme kabi­liyetini geliştirecektir. Bu noktada dinî kavramların öz manalarına (ıstılahı anlamlarına) sadık kalınması ve bunun canlı tutulması önem arz edecektir. Birkaç örnek vermek gerekirse;</p>
<p>&gt; Islâm inancında Kur’an-ı Kerim korunmuş bir kitaptır. Onun içindeki her şey hakikattir, doğrudur. Allah her şeyin en doğrusunu bilir. Bunu kimsenin değiştirme hakkı ve imkânı bulunmamaktadır. Ayetlerde be­lirtilen konular tartışmasız doğru kabul edilir ve insanların ilgili tüm davranışlarını bağlayıcıdır. Yani domuz eti haramdır. Gerekçesi ne olursa olsun bu değişmez. Bu anlayışla donatılan yapay zekânın da karar verme süreci doğal olarak bu çerçeve ile sınırlı kalacaktır. Yapay zekâyı aksi yönde destekleyecek bir Islâmi bilgi bulunmayacaktır. Böyle bir bilgi olur ise bu bil<u>gi</u> kasıtlı olarak türetilmiş demektir. Yapay zekâ bunu öğrenebilecektir.</p>
<p>&gt; Robotlar kendi başlarına herhangi bir şey yaratamazlar, çünkü “yaratmak” fiili sadece Allah’a mahsustur. İnsanlar gibi robotlar da “yaratılmış olan bil­gilere” ulaşabilir ve onları işleyebilirler. İşlerken de edille-i şer’iyye denilen (kitap, sünnet, kıyas-ı fiıkaha, icma-i ümmet..:) temel hükümlere aykırı bir durum kabul edilemez. Yani Kuranda açıkça yasaklanan bir durum yine yasak olacaktır. Peygamberin hadisleri (sahih kitaplardaki hadislerin öğrenilmesi ile) Kur’an ı açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte olacaktır. Kur’an ve sünnet bir duruma işaret etmiyorsa o zaman fakihlerin (Islâm hukuku uzmanlarının) yapacakları kıyaslar doğru kabul edilecektir. Bu anlayışla bezenmiş ve iyi tasarlanmış olan yapay zekâ da sorulan sorulara bu doğrultuda cevap arayacaktır.</p>
<p>&gt; Müslüman için tek ilah (tanrı) Allah’tır. Dolayısı ile başka hiçbir canlı ya da cansız ilah (tanrı) olamaz. Bu değişmez ve kesin bir hakikattir. O nedenle Islâm inancı, robotların tanrılaştırılması gibi bir argümanı kabul etmez. Normal görmez. Bu tür bir akıma katılanların hatalı olduklarım düşünür. Onları doğruya davet eder. Bu inanışı destekleyen bilgilere sahip olan yapay zekâ da insanları tek tanrı inancına yönlendirecektir.</p>
<p>&gt; iyiyi kötüden ayırt edebilmeleri için insanlara akletme melekesi veril­miştir. Bu meleke ruh ve kalp ile ilgilidir. Robotların akletmesi diye bir şey söz konusu değildir. Robotlar zeki olabilirler. Zekâ, olaylar arasında ilişki kurmaktır ve bilgi ile mümkün olur. Beynin bir operasyonudur.</p>
<p>Mekanikleştirilebilir.</p>
<p>İnsan akledebilme melekesi ile her zaman tüm yaratılmışlardan üstün olmaya devam edecektir. Dolayısı ile robotların insanları kendi hüküm­ranlıkları altına almaları ve tekilleşme gibi bir durumun oluşması ancak çok sınırlı bir kesimin kabulü ve robotlara tâbi olunması ile mümkün olabilecektir. Ancak bu durumda da insanlara hükümran olan robotları üretecek beyinlere (yani gelişmiş insan zekâsına) ihtiyaç olacaktır. Yeri gelmişken, akıl ve zekâ kavramlarım da birbiri ile karıştırmamak gerek­mektedir. Akletme ruhun bir yönelimi olarak görülmelidir. Hz. İbrahim’in ortada hiçbir şey yokken rabbini bulmasını sağlayan şeydir. Zekâ ise daha önce söylendiği gibi insan beyninin olaylar arasında ilişki kurabilme ve bunu açıklayabilme (dili kullanabilme) yeteneğidir. Bu iki terim birbiri ile çok ilişkilidir. Çok yakın anlamlarda kullanılmaktadır. Aradaki farkı net bir şekilde açıklamak yapay zekânın ulaşabileceği nihai sonu görmeyi de kolaylaştırır. Karnı çok acıkan birisi, cebinde parası olmadığı halde bir lokantanın önünden geçse, orada kızarmakta olan tavukları görse ve ortada kimse olmaz ise (yanı dini uzatıp alarak tavukları yiyebilecek bir durumda olsa) insan beyni aç olduğu için alıp yemesini uygun görür­ken; akletme yetisi, parasını ödemeden alıp yemesinin haram olduğunu bilerek yememesi gerektiğini söyleyecektir. Yapay zekânın sahip olacağı tüm kabiliyetler bilginin çağrıştırdığı ilişkilere odaklanacaktır. Eğer öyle programlanmaz ise zekâ üstü bir düşüncenin yeri olmayacaktır. Onun için bu bölümde özellikle &#8220;akıllı sistemler” yerine “zeki sistemler” tabiri kullanılmıştır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Sonuç olarak yapay zekâ hızla gelişmeye devam edecektir. Toplumun her kesimini her alanda etkileyeceği de şüphe götürmez. Doğal olarak bu gelişmeden insanın inanç sistemi ve değerleri de etkilenecektir. Olumlu ya da olumsuz etki oluşturması ise tamamı ile sistem tasarımcıları ile onlara destek verecek bilgin (ulema) kesiminin elinde olan bir şeydir. Şunu açıkça söylemek mümkündür. Eğer toplumlar teknolojiyi yönetmez ise teknoloji gelir ve toplundan yönetir. Teknolojiyi kim yönetirse onun sistemleri sorumluluk alanlarında baskın olacaktır. Dronlara sahip olan ülkeler diğerlerine üstünlük sağlayacağı gibi dijital âlimleri olan toplumlar da kendi inanç sistemlerini hem koruyacak hem de yaygınlaşması için önemli bir alan bulmuş olacak­lardır. Şunu da çok iyi anlamak gerekir. Teknoloji yönetmek için olağanüstü yetenekler gerekmez. Önemli olan stratejik bakış açısına sahip olmaktır. Bazı kesimlerdeki teknolojik yılmışlık ve çaresizlik teknolojiye hükmedebilen kesimlerin sürekli pompaladığı korkunun ve propagandanın eseridir.</p>
<p>İkinci dünya savaşında her şeyini kaybetmiş bir Japonya, 30-40 yıl içinde dünyanın teknolojik liderlerinden birisi olmayı başarmıştır. Zamanının lider ülkesi olan Osmanlı ise teknolojik gelişmelere ayak uyduramadığından gücünü sürekli kaybedegelmiştir. Her toplum, kolaylıkla, istediği şekilde çalışabilen yapay zeka sistemleri geliştirebilir. Bunun için herhangi bir mâni bulunmamaktadır. Geliştiricilere zaman tanımak, sabırla beklemek, ısrarlı bir şekilde geliştirmeye devam etmek ve ekonomik destek vermek yeterli olacaktır. Geliştiricilerin zeka düzeyi hiç tahmin edilemeyen zekâ düzeyine sahip sistemler geliştirebilirse bu da sürpriz olmayacaktır.</p>
<p>Üretken yapay zekâ ile birlikte insan benzeri bir robot yapabilme kabiliyeti biraz daha belirgin bir şekilde öne çıkmıştır. Robotlara zekâ atfedebileceğimiz konusunda bir şüphe kalmamıştır. Ancak onlara ruh, kalp ve vicdan gibi unsurları kazandırabilmemiz mümkün olmayacaktır. Aksini düşünenler olsa da İslâm inancı bunun mümkün olamayacağına işaret eder. Ancak bu, üretken yapay zekânın gücünü göz ardı etmek anlamına gelmemelidir. Her geçen gün artan bir zekâ seviyesine sahip zeki sistemler ile muhatap olunacağı unut<u>ulmamalı</u>dır. Eğer tedbir alınmaz ise üretken zekâ, insanları o zekâyı geliştiricilerin ve veri kaynağı sahibinin kontrolünde ve istediği şekilde etki­leyebilecektir. O nedenle, bu teknoloji ve üretken modellerin insan inançları ve önyargıları üzerindeki etkisini ölçen disiplinler arası çalışmalar yürütmek toplumun geleceği için çok önemlidir. Toplumlar kendi inanç sistemlerine ve hakikatlerine dayanarak karar verebilen ve olabilecek en alt düzeyde ha- lüsinasyon gören sistemler geliştirmek durumundadırlar. En önemlisi de kendi lisanlarının Büyük Dil Modellerini baz alacak sistemler geliştirilmesi kaçınılmaz görünmektedir, özellikle gelecek nesillerin korunması için kendi kontrolümüz altında çalışan büyük dil modelleri oluşturmak ve hepsinden de öte, doğru bilgilerin bulunduğu veri ve bilgi tabanlarını gecikmeden ortaya çıkarmak kaçınılmaz bir gereksinimdir.</p>
<p>Sözün özü ise <strong>“âlim robot” </strong>yapmak da <strong>&#8216;zalim robot” </strong>yapmak da in­sanoğlunun kendi elindedir. Her toplumun kendi inanç sisteminin temel dinamiklerini yaşatması da temel sorumluluğu olup buna yönelik sistemlerin geliştirilmesini desteklemek kaçınılmaz görünmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Editör:Mehmet Bulgen &#8211; Yapay Zeka ve İslam,syf:27-43</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yapay-zekanin-insani-degerler-ve-inanc-uzerindeki-etkisi/">Yapay Zekanın İnsani Değerler ve İnanç Üzerindeki Etkisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yapay-zekanin-insani-degerler-ve-inanc-uzerindeki-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Makineler Dünyasında İnsan Özgürlüğü</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/makineler-dunyasinda-insan-ozgurlugu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/makineler-dunyasinda-insan-ozgurlugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2020 15:27:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[makine ve kölelik]]></category>
		<category><![CDATA[Makineler]]></category>
		<category><![CDATA[Makineler Dünyasında İnsan Özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Sebile Başok Diş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern dönemlerin en çok yüceltilen kavramı muhteme­len özgürlük kavramıdır. Devletler öyle olmadıkların­da bile özgür bir devlet olmakla övünürken, küçük çocuklar bile ailelerinden özgürlük talep etmekte, insanlar kararlarına meşruiyet kazandırmak istediklerinde onun özgürce alınmış bir karar olduğunu söylemektedir. İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi özgürlükler medya­da dünya çapında tartışmalara konu olmaktadır. Çoğunlukla da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/makineler-dunyasinda-insan-ozgurlugu/">Makineler Dünyasında İnsan Özgürlüğü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24765 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/1_8lECG73jZ_WrwK44Un9qHA-300x121.jpeg" alt="" width="466" height="188" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/1_8lECG73jZ_WrwK44Un9qHA-300x121.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/1_8lECG73jZ_WrwK44Un9qHA-600x243.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/1_8lECG73jZ_WrwK44Un9qHA-768x311.jpeg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/1_8lECG73jZ_WrwK44Un9qHA-1024x414.jpeg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/1_8lECG73jZ_WrwK44Un9qHA.jpeg 1056w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" /></p>
<p>Modern dönemlerin en çok yüceltilen kavramı muhteme­len özgürlük kavramıdır. Devletler öyle olmadıkların­da bile özgür bir devlet olmakla övünürken, küçük çocuklar bile ailelerinden özgürlük talep etmekte, insanlar kararlarına meşruiyet kazandırmak istediklerinde onun özgürce alınmış bir karar olduğunu söylemektedir. İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi özgürlükler medya­da dünya çapında tartışmalara konu olmaktadır. Çoğunlukla da özgürlükten seçme hakkı anlaşılmakta ve kişisel tercihler adeta kutsanmaktadır.</p>
<p>Modern dönemde insanların seçim yapabilme gücüne büyük önem verilmektedir. Modern dönemin büyük düşü­nürlerinden biri olan John Stuart Mill&#8217;e göre seçim yapabil­menin önemli olmasının nedeni, onun insana katkıda bulun­masıdır. <u>Mill,</u> bu çerçevede insanların algılama ve ayırt etme duygusunun, zihinsel aktivitelerinin ve hatta ahlaki tercih yeterliliğinin ancak seçim yapmakla gelişebileceği iddiasın­dadır (Akt. Harris, 1998,272).</p>
<p>Modern kabullere göre kişi, hayatının nihai efendisidir ve her ayrıntıyı belirlemekte özgürdür. Günümüz tüketim top- lumlarında kişiler yalnızca ürünler arasında seçim yapmak durumunda kalmamakta, ondan aynı zamanda tüm hayatını karar ve seçimlerden oluşan koca bir alaşım gibi görmesi de istenmektedir (Salecl, 2016,9).</p>
<p>Kişinin seçim yapabilmesi, seçim yapabilmeyi mümkün kılacak imkânların olmasıyla anlam kazanır. Bauman, özgür olmakta ve özgür kalmaktaki tek önemli unsurun özgür bi­reylerden oluşan &#8220;özgür toplum&#8221;un, kişinin dilediği gibi dav­ranmasını yasaklamaması ve onu bu eylemlerden dolayı ce­zalandırmaktan kaçınması olduğunu belirtir. Yasaklamaların ve cezai yaptırımların olmayışı, kişinin dilediği gibi davran­ması için gerekli olan fakat yeterli olmayan bir koşuldur. Kişi dilediği ülkeye gitmekte özgür olsa da bilet için parası olma­dığında bir yere gidemez. Seçtiği alanda yetenekli olmakta özgür olabilir ama bu o alanda kendine yer bulabileceği anla­mına gelmez. Kişi ilgisini çeken işte çalışmakta özgür olsa da hazırda böyle bir iş mevcut olmayabilir. Dilediğini söyleme özgürlüğüne sahip birey, sesini hiç duyuramayabilir. Bu yüz­den özgürlük kısıtlamalarının yokluğunun yanı sıra imkânla­rın da mevcut olmasını gerektirir (Bauman, 2015, 8-9).</p>
<p>Özgürlükte imkânların mevcudiyeti zorunludur. Kierkegaard&#8217;ın ifadesi ile olabilirden yoksun olmak, her şeyin bizim için ya zorunluluk ya da bayağılık haline dönüşmesi anlamım taşır. Kişilik de olabilirin ve zorunluluğun bir sente­zidir (Kierkegaard, 2004, 51). İnsan kişiliğinin ortaya çıkması açısından özgürlük bir zorunluluktur. Sadece zorunlulukla­rın bulunduğu, olabilirliklerin, yani imkânların mevcut olma­dığı bir yerde özgürlük olamayacağı için birey de ortaya çıka­maz. Birey, kişilik sahibi insandır ve kişilik kendisini bireysel farklılıklarla gösterir. Bu farklılıkların ortaya çıkabilmesi için olabilirlikler olmalıdır.</p>
<p>Kısıtlamaların yokluğu ve imkânların varlığı insanlara gerçekten seçme özgürlüğü verir. Günümüzde insanların önemli kararlarda etkin olma olanağı küreselleşme, bürok­rasi, çok uluslu şirketlerin muazzamı gücü gibi nedenlerle azalmaktayken, kişisel hayatlarında görece önemsiz konu­larda seçimler yapma imkânları artmaktadır. Örneğin geliş­miş ulaşım araçları sayesinde gerekli maddi imkânlara ve zamana sahip olan herkes dünyanın neredeyse her köşesine gitme özgürlüğüne sahiptir. Buna karşın küresel ısınma gibi önemli konularda bireysel seçimleriyle etkin olması neredey­se imkânsızdır.</p>
<p>Yalnızca kişisel hayat söz konusu olduğunda bile özgür­lük sorumluluğu beraberinde getirir. Bauman&#8217;ın da söylediği gibi özgür bir ülkede olmanın anlamı, kişinin kendi yaptık­larından sorumlu olmasıdır. Kişi hedeflerinin peşinde koş­makta özgürken, hata yapmada da özgür olur. İlki, İkincisi ile aynı pakettedir. Kişinin yapmak istediğinin ve yaptığının ona beklediği faydayı ve hatta herhangi bir fayda getireceğinin bir garantisi bulunmamaktadır (Bauman, 2015, 8). Özgürlüğün imkânlar içermesi, olabilirliklere kapı açar. Bauman bu ne­denle bir oyuna benzettiği özgürlüğe katılanların deneyim­lerinin kaderleri kadar belirsiz, olumsal ve uçsuz olduğunu söyler (Bauman, 2013a, 296).</p>
<p>Özgürlük içinde yaptığımız seçimlerin birtakım sonuç­ları olmakta, bizlerin de bu sonuçları üstlenmesi gerekmek­tedir. Ancak Yıldız Silier&#8217;in de belirttiği gibi insanların çoğu özgürlük isterken kendisini kandırmaktadır. Bu kişilerin asıl istediği, özgürlük değil, serbestlik ya da bedeli ödenmemiş bir özgürlüktür. Bunların durumu adeta yerçekimsiz bir or­tamda yürümeyi istemek gibidir. Yürümeyi mümkün kılanın sürtünme olması gibi özgürlüğü mümkün kılan da sorumlu­luktur (Silier, 2014, 61).</p>
<p>Özgürlükçü olmak ölçüsüz olmak anlamına gelmedi­ği gibi özgür olmak da rahat olmak demek değildir. Özgür olmak varoluşun sonsuz zorluklarını tanımak ve ahlaki dav­ranış için hazır reçetelerin olmadığını fark etmek demektir (Billington, 1997, 302). Yalnızca ahlak alanında değil, nere­deyse hayatın insani hiçbir alanında hazır reçeteler bulun­mamaktadır. Her önemli karar sonrası birtakım sonuçlar doğmakta, bu sonuçlar karan alanın sorumluluk alanına giri-vermektedir. Sorumluluğun özgürlüğün ayrılmaz bir parçası olması, kimi insanların özgürlüğü bir yük gibi görmesine ne­den olmaktadır. Seçilecek alternatiflerin artışı bu yükü daha da ağırlaştırmaktadır.</p>
<p>Yaşamlarımızı kişiselleştirip kusursuzlaşmamızı sağ­laması gereken seçenek artışı, daha çok doyum yerine daha büyük kaygı, yetersizlik ve suçluluk duygusu doğurmakta­dır. insanlar bu duyguları hafifletmek için pazarlamacılardan veya yıldız fallarından tavsiye almaya, kozmetik sektöründen güzellik tüyoları edinmeye, ekonomistlerin ekonomi tahmin­leriyle yönlerini bulmaya, ilişkilerinde kişisel gelişim uzman­larının tavsiyelerine uymaya razı olmaktadır (Salecl, 2016, 11). Artan seçenek bolluğu, seçilebilecek alternatifler olarak insanların kafalarını karıştırmakta, insanlar karşılanma çıkan seçeneklerin çokluğu karşısında şaşkına dönmektedir. Öyle ki marketten alınacak bir diş macunu ya da peynirin seçimi bile bir problem olmaktadır. Kalite, fiyat ve tür bakımından birbiriyle yarışan bu ürünlerden hangisini almanın en doğ­ru karar olacağım belirlemek pek de kolay değildir, insanlar daha önemli konularda daha büyük zorluklar yaşamaktadır. Üniversiteye gidecek bir genç hangi bölümü, hangi üniver­sitede okumalıdır? Bir insan, çalışılması mümkün olan iş sa­halarından hangisini tercih etmeli, kiminle evlenmeli, hangi şehirde yaşamalı, çocuğunu ne şekilde yetiştirmeli ve hangi okula vermelidir? Bu konularda varolan çeşitli alternatifler arasında en doğrusu hangisidir? Bu konularda ortaya çıkan her yeni alternatif, verilecek karan zorlaştıran bir unsur ola­rak kişinin seçim özgürlüğüne dahil olmaktadır.</p>
<p>Tercihte bulunmayı veya karar vermeyi güçleştiren önemli bir husus da kişilerin bilgisizlik içinde olmalarıdır. Günümüz insanları, çocuk yetiştirmeyi bilmeden çocuk sahi­bi oldukları için ebeveynlik uzmanlarına, kilolarım denetle­meyi bilmedikleri için diyetisyenlere, kendileriyle ya da di­ğer insanlarla etkili iletişim kurmayı bilmedikleri için iletişim uzmanlarına ve psikiyatrlara başvurmaktadır (Köse, 2010, 112-113). Bu açıdan eğitim sistemlerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir. Mevcut eğitim sistemlerinin ve ebeveynlerin büyük çoğunluğu çocuğu yalnızca iş gücü piyasasına kazan­dırmayı hedeflemektedir. Oysa hayat iş yaşamından ibaret değildir. Kişinin kendi başına yeterli olmasını sağlayacak bir donanım, etkili iletişim becerisi, doğru şekilde beslenme bil­gisi vb. de insan hayatı için lüzumlu bilgilerdir. Bu bilgilerle donatılmamış birey, hayat bunları bilmeyi gerektirdiğinde kendisi yeterli olmadığı için başkalarına muhtaç olacaktır.</p>
<p>Kişilerin kendi akıllarına, muhakeme güçlerine, içgüdü­lerine ve olgunluklarına duydukları güvenin azalması, seçe­nekler bolluğu karşında uzmanların ellerine teslim olmala­rına yol açmaktadır. Uzmanlar birer profesyoneldir ve Ivan illich&#8217;e göre profesyonellerin işleri insanlara neye ihtiyaçları olduğunu söylemektir. Bu kişiler, reçete yazma gücünün ken­di ellerinde olduğunu ileri sürerler. Yalnızca neyin iyi oldu­ğunu ilan etmekle kalmaz, ayrıca neyin doğru olduğunu da takdir ederler. Bu kişilerin alameti ne aldıkları maaş, ne aldık­ları uzun eğitim, ne yaptıkları hassas iş ne de sosyal statüle­ridir. Maaşları düşük ya da vergilerle kuşa çevrilmiş olabilir, eğitimleri yıllar boyunca sürmemiş yalnızca birkaç haftaya sıkıştırılmış olabilir, sosyal statüleri pek yüksek olmayabilir. Profesyonelin alameti, otoritesidir ve bu otorite ona bir kişiyi müşteri olarak tanımlama, o kişinin ihtiyaçlarını belirleme ve o kişiye reçete yazma yetkisi verir (Illich, 2010, 54).</p>
<p>Konularının uzmanları olan profesyoneller yakın zaman­da ortaya çıkmıştır. Ancak insanları onlara yönlendiren da­nışma ihtiyacı yeni değildir. İnsanlar geçmişte de önemli ve zor kararlar almanın eşiğinde olduklarında başka insanların fikirlerini alma, onların tecrübelerinden faydalanma ihtiyacı duymuşlardır. Aile ve akrabalık ilişkilerinin güçlü olduğu, aile büyüklerinin saygı gördüğü, hayatın şimdiki gibi hızlı değişmediği dönemlerde başkalarına danışmak daha kolay ve risksizdi. Çağımızda hayat çok hızlı değişmektedir ve bu nedenle geleceği öngörmek zorlaşmaktadır. Bu nedenle pek çok insan özellikle önemli kararların arifesinde, tanıdıktan &#8220;sıradan&#8221; insanlara değil, profesyonellere danışma ihtiyacı duymaktadır.</p>
<p>Özgürlük kavrayışımızda bazı sorunlar vardır. Belirli alanlarda bazı özgürlüklere sahip oluşumuz, hayatımızın bütünüyle efendisi ve şekillendiricisi olduğumuz anlamına gelmemektedir. İnsanlar gerçekte sayısız sınırlandırmaya tabidir. Yaygın özgürlük söylemleri ise bu gerçeğin göz ardı edilmesine neden olmaktadır. Bu söylemin benimsenmesi ne­deniyle insanlara içindeki her unsuru diledikleri gibi biçim­lendirerek yaşamlarını bir sanat eserine çevirebileceklermiş gibi davranılmaktadır. İnsanlar ideal bir dünyada yaşıyormuş gibi, yaptıkları seçimler geri döndürülemez değillermiş gibi hareket etmeye teşvik edilmektedir. Oysa gerçekte ekonomik koşullar, seçme özgürlüğünü kısıtladığı gibi tek bir yanlış ka­rarın da telafisi mümkün olmayan feci sonuçları olabilmekte­dir (Salecl, 2016,15).</p>
<p>Hayatımızı bizim karar ve eylemlerimiz dışında etkile­yen pek çok etken vardır. Örneğin bir kişi işinde ne kadar çalışkan ve başarılı olursa olsun, ekonomik bir kriz sonrası çalıştığı firma iflas edebilir ve bu kişi işsiz kalabilir. Bir sürücü aracını ne kadar dikkatli kullanırsa kullansın, isterse tüm tra­fik kurallarına harfiyen uysun yine de sarhoş bir sürücünün kurbanı olabilir. Sağlığımıza ne kadar dikkat edersek edelim, bizim dışımızda kalan bir etken nedeniyle, mesela bir sivri­sinek ısırması nedeniyle, hasta olabiliriz, insan tüm hayatını kontrol edebilecek ve bu hayatı dilediği gibi şekillendirebilecek bir güce sahip değildir. Ona böyle mutlak bir güce sahip­miş gibi davranmak büyük bir haksızlıktır.</p>
<p>Kişiler, kendilerini hayatlarına ilişkin her şeyin kontro­lünden sorumlu tutup bu kontrolü ne kadar çok üstlenirse her tür sorun daha da ürkütücü hale gelir. Böyle bir yakla­şım nedeniyle sağlık sorunları bireylerin en büyük günahı haline gelirken; birey işini kaybettiğinde, işini kaybetmeden önce yeni bir iş aramadı diye kendisini suçlu hissedebiliyor. Hasta insanlar ise hastalıklarının önüne geçemedikleri için kendilerini suçlayabiliyor. Bir hastalığı atlatamadığımızda bu yüzden kendi kendimizi suçlayabiliyoruz (Salecl, 2016, 51-52). Oysa insanın kişiliği bile tamamen kendisinin kont­rolü ile oluşmamaktadır. Jonathan Glover&#8217;in de söylediği gibi karakterin kendisi, insan kontrolünün dışındaki genetik ve çevresel etmenlerden de etkilenerek şekillenmektedir. Kendi kendisini yaratma, en başarılı halde bile kısmen mümkündür. Bu yüzden karakterin kendisi bir ölçüye kadar &#8220;işlerin öyle gelişmesi&#8221; ile ilgilidir (Glover, 2003,608).</p>
<p>Makineleri kontrol etmeye alışan insan adeta kendisine de bir tür makine gibi davranmaktadır: Kendi bedenini tıpkı bir klavye gibi kullanmak istemekte, tuşlara basarak klavye üzerinde çeşitli işlemler yaptığı gibi kendi ve hayatı üzerinde de tasarrufta bulunmaya çalışmaktadır. Her sorunu bu şekil­de kolayca çözmek isteyen modern insan, yüzündeki sivil­celerin varlığına dahi tahammül edememektedir. Hayatı ve kendisi ile ilgili her tür sorun, olay ve duruma bu şekilde yak­laşan bizler, tüm bunları mekanik bir şekilde değerlendirme eğilimindeyiz. Hem bedenimize hem de insanlarla ilişkileri­mize ve duygularımıza yaklaşımımız bu bakış açısının izleri­ni taşımaktadır.</p>
<p>Hayatta ortaya çıkan sonuçların salt bir seçim mesele­si olduğu fikrinin hâkimiyet kazanması ile beraber, aşk ve cinsellikle ilgili meseleler de kariyer ya da tatil seçimi yap­mak kadar kolay halledilebilecek meseleler olarak görülme­ye başlamıştır. Seçme fikri, hisler konusundaki algımıza da derinden etki etmiş ve neticede insanlar bir şeyler hissedip hissetmemeyi seçebilirmiş gibi davranmaya başlamıştır. Bu durumu özellikle üzücü duygulardan kurtulma çabalarında gözlemlemek mümkündür. Ancak seçme fikrini duygular alanına sokmak, kaygı ve suçluluk duygularını arttırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Örneğin ne yapılırsa yapılsın öfke duygusunun ortadan kalkmadığı durumlarda kişiler muhtemelen bu üzücü duygunun üstesinden gelemedikleri için kendilerine kızmaya başlıyordun Öfke, her ne kadar arzu edilmeyen bir duygu olarak görülse de gerekli bir duygu ol­duğu ve toplumsal değişimi hızlandırdığı unutulmamalıdır. Bu açıdan bakıldığında insanları öfkeden kurtarma çabalan, onları yatıştırmanın ve dikkatleri toplumsal meselelerden uzaklaştırıp bireysel sorunlara yöneltmenin bir yolu olarak değerlendirilebilir (Salecl, 2016,28-30).</p>
<p>Makineler dünyasında, dünya üzerindeki gücümüz ve etkimiz azalırken, özgürlüğü daha çok bireysel hayatımız, bedenimiz ve duygularımız üzerindeki kontrol ve seçim fik­ri ile ilişkilendiriyoruz. Makinelerin sağladığı olanaklar sa­yesinde artık şişman olmak, çirkin görünmek, fit olmamak, depresyonda olmak vb. şeyler bir kader olarak görülmekten çıkmış, bir seçenek olarak kişilerin özgürlüğü içerisinde de­ğerlendirilmeye başlamıştır. Geçmişten farklı olarak bugün bu olumsuzluklar kişinin sorumluluğu içinde görülmekte ve kişinin bunları halletmesi beklenmektedir. Teknoloji sayesin­de herkesin yağlarını aldırarak ya da midesini küçülterek ide­al ölçülere kavuşacağı varsayılmaktadır. Estetik cerrahinin imkânlarından faydalanmamak çirkin olmaktan memnun olmak şeklinde yorumlanmaktadır. Başarısız biri, çalışma yöntemlerinden bihaber tembel biri olarak düşünülmektedir. Hasta kişi de ya sağlığını koruma konusunda yeterince başa­rılı olamamış ya da uygun tedaviyi bulmada başarısız olmuş biridir. Nihayetinde teknolojinin ve teknik bilginin imkânla­rından faydalanarak sorunlarını çözmeyen kişi, bu sorunların asıl sorumlusudur.</p>
<p>Makine başındayken makineye hükmeden insan, benzer bir tavrı kendisine karşı da sergilemekte hem ilişkilerini hem duygularını hem de bedenini aynı şekilde yönetmeye çalış­maktadır. Bu yönetim, kendi kendinin efendisi olmanın, yani özgür olmanın gereği sayılmaktadır. Özgürlük, insanın ma­kineleri kontrol eder gibi tüm unsurları ile kendisini ve haya­tını tercihleri doğrultusunda kontrol edip yönetmesi olarak anlaşılmaktadır. Duygularını, diğerleriyle ilişkilerini, aşkı, önselliği ve bedenini yönetmek isteyen insan, bunlarla ilgili her şeyi denetleyemeyeceği gerçeğini kabul etmediği için sık sık acı bir başarısızlık duygusu yaşamaktadır.</p>
<p>İnsanlar hayatlarını kusursuz bir sanat eseri haline getir­me özgürlüğü ve sorumluluğu karşısında yetersiz kalmakta­dır. insandan iş, aile, evlilik, duygular, ebeveynlik dahil ol­mak üzere her alanda mükemmel olmasının beklenmesi, ona ağır gelmekte bu nedenle kişi inisiyatif almak istememekte­dir. Ne de olsa inisiyatif almaktansa başkalarına tabi olmak çok daha kolay bir yoldur. Ancak bu yol kolay olmasına kar­şın bir özgürlük kaybıdır. Arno Gruen&#8217;in de söylediği gibi özgürlük, özerklik ve sorumluluğu gerektirmektedir (Gruen, 2015b, 146). Kendi hayatı ile ilgili kararların alınmasını başka­larına devreden insan, özerkliğini yitirdiği ve sorumluluğunu terk ettiği için özgürlüğünü kaybetmiş olur.</p>
<p>Kendi kendini yönetme, özgür insan ile köle arasındaki en temel ayrımı oluşturur. Aristoteles de insanları kendilerini yönetmeleri açısından ikiye ayırmıştır. Ona göre insanların bir kısmı yöneten konumundayken, diğerleri yönetilenleri oluşturmaktadır. Bedenlerini kullanarak belirli işleri yapma­ları dışında kendilerinden başka bir şey yapmaları beklenme­yen insanlar kölelerdir. Aristoteles bunların yönetilmelerini ve emir beklemelerini daha uygun bulur. Çünkü köleler di­ğerlerine bağlı, aklını kullanma yetileri az da olsa gelişmiş fakat onun iradesine sahip olmayan kimselerdir (Aristoteles, 2013,31).</p>
<p>Platon özgürlüğü Aristoteles gibi irade ve kendini yönetme ile ilışkilendırerek ele almıştır.Ona göre en doğru insan en mutlu insandır; bu kişi de içinde en fazla krallık olan, kendisini en iyi dizginleyen kimsedir (Platon, 2005, 244). Platon&#8217;un bu görüşlerini özgürlükle ilişkilendirmemizin ne­deni, onun &#8220;içinde en fazla krallık olan&#8221; ifadesini kullanmış olmasıdır. Kuşkusuz bir devlette gücü en fazla olan, iradesi­ni en yetkin şekilde kullanabilecek, dolayısıyla en özgür kişi olarak nitelendirilebilecek insan kraldır. Bu nedenle Platon&#8217;a göre en özgür kişinin kendisini en iyi dizginleyen kimse oldu­ğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Platon ve Aristoteles&#8217;in özgürlüğe ilişkin görüşleri önem­lidir ancak onlar özellikle kendi dönemleri ve Ortaçağ&#8217;da etkili olmuş filozoflardır. Modern özgürlük kavramının içe­riğinin belirlenmesinde en etkili olan düşünürlerin başında Immanuel Kant gelmektedir. Kant için özgürlük oldukça önemlidir. Ona göre özgürlük, insanı diğer varlıklardan ayı­ran vasıflardan biridir. Kant&#8217;a göre özgürlük, ölümsüzlük ve Tanrı kavramları olmadan yüce bir varlık da olamaz (Kant, 2010, 25).</p>
<p>Kant çok önem verdiği özgürlüğü, istemenin yabana nedenlerden bağımsız olarak etkili olabilme özelliği olarak tanımlar (Kant, 2009, 97). Ona göre istemenin özgürlüğü özerklikten, yani istemenin kendi kendine yasa koyma özel­liğinden ibarettir. Dolayısıyla özgür bir isteme ile ahlak yasa­ları altında olan bir isteme aynı şeydir (Kant, 2009, 65). Kant, kendisinin de belirttiği gibi özgürlükten özerkliğe, oradan da ahlak yasasına gitmiştir (Kant, 2009, 71).</p>
<p>Kant da tıpkı Rousseau gibi bireyi özerk varlık saymış; ahlakı özerk bireyin dışsal şartların zorlamasıyla ya da dinî akidelerin baskısıyla oluşturmayan, bireyin özerkliğine bı­rakılan bir alan olarak görmüştür. Böylece Kant, Ahmet Çiğdem&#8217;in ifadesiyle bireyi epistemolojik, ahlaki ve politik bir özne olarak kurmuştur (Çiğdem, 2017, 103). Kant sonrası özgürlük dendiğinde akla kişinin eylemlerinin dış faktörler tarafından değil de kişinin kendisi tarafından belirlenmesi anlaşılır olmuştur.</p>
<p>Özerkliğin özgür olmanın asli unsurlarından biri olduğu, özgür insanın karşısında yer alan kölenin deneyimlerden de anlaşılmaktadır. Kölelerin yaşadığı en ağır başarısızlık duy­gusu, aslında yaşamış sayılmayacaklarının, bağımsız bir in­san olarak görülmemiş olmalarının, onlara hiçbir zaman ku­lak verilmediğinin, fikirlerinin hiçbir zaman sorulmadığının, bir çeşit mal olarak, başka birinin mülkü olarak değerlendiril­miş olduklarının farkına varmalarından kaynaklanır (Zeldin, 2010,17).</p>
<p>Kendi eylemlerini kendileri belirleme imkânına, yani özerkliğe sahip insanlar, kölelerden farklı olarak yaşamış ol­dukları duygusunu hissederler. Bağımsız oldukları için baş­kaları tarafından da bağımsız olarak görülürler. Söyleyecek sözleri vardır ve diğerleri onların fikirlerini sorup söyleyecek­lerine kulak verir. Hiçbir zaman bir mal ya da mülk olarak de­ğerlendirilmezler. Bu nedenle özgür insanlar büyük sorunlar­la karşılaştıklarında bile kendilerini güç ve sorumluluk sahibi bireyler olarak görmeye devam ederler. Buna karşın Simone Weil&#8217;in de belirttiği gibi itaat etmeye alışmış olanlarda güç­süzlük duygusu görülür ve bu durum son derece doğaldır (Akt. Çabuklu, 2014b, 117).</p>
<p>Kölelerin güçsüzlük duygusu içinde olmaları onların öz­gürleşme yolundaki en büyük engelleridir. Kölelik tarihini in­celeyen Hellie&#8217;ye göre her köle özgürlüğün hayalini kurmaz. Mutlak bir tahakküm altında geçen birkaç yılın ardından, bağımsız olarak varolmak bu insanlara neredeyse imkânsız görünmeye başlar (Akt. Zeldin, 2010,19).</p>
<p>Hayatı ve eylemleri konusunda söz sahibi olmayan, sesi­ne kulak verilmeyen, yaptığı davranışın nedeni kendi aklı ya da arzulan değil de başkalarının emirleri olan kölenin özgür olmadığı çok açıktır. Buna karşın yaptığı her işte köleleri kul­lanan, dünyadaki varlığını başkalarının bedenleri aracılığı ile ortaya koyan, kendi uzuvlarını işlevsel kılmayan köle sahibi­nin özgürlüğü de zannedildiği kadar açık değildir. Zeldin&#8217;in aktardığı bilgilere göre MÖ 77 yılında köle sahibi Plinius, köle sahibinin özgürlüğünü sorgulamış bir isimdir. Köle sahibi yaşlı Plinius, &#8220;Sokağa çıkmak için başkalarının ayaklarını, et­rafa bakmak için başkalarının gözlerini, insanları selamlamak için başkalarının hafızasını kullanıyoruz, hayatta kalmak için başkalarına muhtacız. Kendimize sakladığımız tek şey bazla­rımız.&#8221; diyerek köle sahiplerinin özgürlüğünü açıkça sorgu- lamıştır (Akt. Zeldin, 2010, 21).</p>
<p>Eylemde bulunma, inisiyatif alma, bedenin uzuvlarını kullanma, gerçek manada bir şeyler yapma, sorumluluğu üstlenme açısından insan özgürlüğü konusuna bakıldığın­da, kölelerin kullanımı ile makinelerin kullanımı arasında çarpıcı benzerlikler görülmektedir. Belki de Edgar Poe, he­nüz ondokuzuncu yüzyılın başında böyle bir yaklaşımla &#8220;&#8230;Teknolojiler en yüksek mevkiye çıkarılmışlardır. Ancak tahtlarına kurulur kurulmaz zincirlerini onları yaratmış olan zekâların üstüne geçiriverdiler.&#8221; demiştir (Akt. Virilio, 2003, 98).</p>
<p>İşlerin yapılması açısından köleler ile makinelerin kulla­nımı oldukça benzerdir. Bu durum zaten robot kelimesinin etimolojisine bakıldığında da görülebilmektedir. &#8220;Robot&#8221; sözcüğü 1920 yılında Karel Capek tarafından, tiyatro oyunu <em>R.U.R (Rossum&#8217;un Umumi Robotları)</em> için yaratılmış bir kelime­dir. Oyun, insan işçilerin yerine geçerek çalışma maliyetlerini azaltmak için Rossum&#8217;un yarattığı insana benzeyen yapay in­sanları konu almaktadır (Kakoudaki, 2017, 24). Rusçada ça­lışma anlamına gelen <em>rabota</em> sözcüğü de köle anlamındaki <em>rab </em>sözcüğünden türemiştir. Aylak toplum düşüncesinin ortaya çıkış noktası, insanların işleri robotlara bırakıp efendi hayatı sürme hayalidir (Zeldin, 2010, 20).</p>
<p>Robot sözcüğü Slav dillerinde çalışmayı ve aynı zaman­da zorla çalışmayı ifade eden bir kelimedir. &#8220;Birisinin köle­si olmak&#8221; anlamına gelmektedir. Robotlar insanların yerine çalıştırılacak köleler olarak düşünülmüş ve insanların angar­ya sayılan işlerden azade olabilmesi ve özgür kılınması yo­lunda birer araç olarak görülmüştürler (Batukan, 2017, 16). &#8220;Mekanik köle&#8221; anlamında robot kelimesine kaynaklık etmiş Slavların, kölelikle ilgili uzun bir geçmişlerinin olması hay­li ilginç bir durumdur. Theodore Zeldin&#8217;in verdiği bilgilere göre on iki milyon Afrikalının Yeni Dünya&#8217;ya kölelik yapmak üzere kaçırılmalarından önce köleliğe adım verenler Slavlar olmuştur. Romalılar, Hristiyanlar, Müslümanlar, Vikingler ve Tatarlar tarafından yakalanan Slavlar dünyanın dört bir yanı­na köle olarak gönderilmişlerdir. Zamanla yabancı anlamın­da kullanılmaya başlanan Slav sözcüğü köle olarak dışarıya pazarlanan Britanyalı çocuklar için de kullanılır olmuştur. Bu nedenle Modern İngilizcede köle anlamına gelen &#8220;slave&#8221; sözcüğünün kökeni, Ortaçağ Latincesinde Orta Avrupa&#8217;da yaygın olarak köleleştirilmiş Slavlar için kullanılan &#8220;sclavus&#8221; kelimesine dayanmaktadır (Zeldin, 2010,18). İlginç bir şekil­de bir tür köle olarak görülen robotların isimleri Slavcadan gelmekteyken, Slavların kendileri de uzun zamanlar boyun­ca köle olarak kullanılmıştır. Öyle ki Slav anlamına gelen bir sözcük İngilizce köle anlamına gelen &#8220;slave&#8221; sözcüğüne kay­naklık etmiştir.</p>
<p>Makinelerle kölelik arasında farklı bir ilişkinin de Hobbes tarafından kurulduğu söylenebilir. Bilindiği üzere Hobbes&#8217;un insan anlayışı mekaniktir. Mumford&#8217;a göre bu nedenle despo­tizmin bütün iddialarım, insanın bir makine olduğu tezine dayandırarak meşrulaştırmak mümkündür. Dolayısıyla insa­nın dahi insani bir sisteme ihtiyacı kalmamaktadır. Despotun ideallerine ulaşmanın yolu, daha fazla mekanikleşmektir (Mumford, 2015, 247). Despotizm özgür yurttaşların varlığı­na müsaade eden bir yönetim biçimi değildir. Böyle bir yönetimin temellendirilmesi insan özgürlüğüne değil, mekanik­liğine yapılacak vurgularla mümkündür. İnsanlar ne kadar mekanik olursa despotizm altında yönetilmeleri de o ölçüde kolay olacaktır. Kuşkusuz bu da özgürlüklerin yitirilmesini gerektirecektir. Makine sahibi tarafından kurulan saatin çal­ması ile despot tarafından verilen talimatlara göre yaşamını süren insanlar arasında büyük bir fark yoktur.</p>
<p>Ancak insan yalnızca despotik yönetim altındayken değil, kimi zaman makineleri kullanırken de özgürlüğünü kaybetme riskiyle karşılaşmaktadır. Bunun öncelikli nede­ni, makineleri kullanarak bir şeyler yapan insanlar için ger­çek anlamda &#8220;edim&#8221; ve &#8220;inisiyatif&#8221; sözcüklerinin uygunsuz kaçmasıdır. Kişi, makineleri kullanırken ediminin yol açtığı sonuçları istememiş ve hatta bunları akıl bile edememiş du­rumda olabilir. Ayrıca bu sonuçları akıl etme veya akimın ucundan geçirme özgürlüğü bile yoktur. Bu nedenle içinde yer aldığı eylemin etik dişiliğim hissetmesinin önüne geçil­miştir. Hatta eylemin insanlık dışı olduğunu hissetmekten mahrum bırakılmış, vicdan azabı duyma hakkı elinden alın­mıştır. Kendisini sorumsuz biri olarak bile hissedemez. Bu nedenle artık sorumluluk üstlenme hakkına sahip failler söz konusu değildir (Anders, 2018b, 84).</p>
<p>Anders&#8217;in anlattığı bu durum, birkaç açıdan insan ey­lemlerinin özgürlüğü bakımından sorun teşkil etmektedir. Öncelikle makineler kullanılarak yapılan işlerde insan gücü önemsiz hale gelmekte, insanın emeğinin azlığına karşıt ola­rak büyük sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bu durumda eylemin asıl failinin insan mı yoksa makine mi olduğunu belirsiz hale getirmektedir. Ayrıca insanın makine kullanarak elde etti­ği sonuçların öngörülmezliği de insan özgürlüğünün altını oyar. William Barrett&#8217;in de belirttiği gibi bilinç ile özgürlük bir aradadır (Barrett, 2003, 243). Söz konusu durumda insan, kalkıştığı işlerin sonuçlarından bihaberdir, dolayısıyla bunla­rın bilincinde değildir. Sartre da özgürlüğü insanın bilinç ya-pısının ta özünde bulur. Bilinç özgürlüktür ve bilinçli olmak da özgür olmaktır (Zack, 2019, 317). Bilinçli olmanın özgür­lükle ilişkilendirilmesi Hristiyan geleneğine de uymaktadır. Hristiyanlıktan kalma bir özdeyiş, gerçeğin insanı özgürlüğe kavuşturacağını söyler (Fromm, 1995, 24). Bilincin, özgürlü­ğün bir gereği olduğu kabul edildiği takdirde görsel ve işit­sel teknolojilerde meydana gelen gelişmeler insan özgürlüğü için bir tehdit oluşturabilecektir. Bu tehdit yalnızca eylemin sonuçlarının fail için öngörülmez olmasından kaynaklan­mamaktadır. Ayrıca özellikle yapay zekâ uygulamaları ile gerçeğinden ayırt edilmesi neredeyse mümkün olmayan ses kayıtları, resim ve videolar hazırlanabilmekte ve bunlar in- sanları manipüle etmek amacıyla kullanılabilmektedir. Bu tür nedenlerle &#8220;hakikat sonrası&#8221; olarak adlandırılan çağımızda gerçeğe ulaşmak güçleşmiş ve bu da bir tür bilinç ve özgür­lük sorunu haline gelmiştir. Yanlış yönlendirilen, aslı astan olmayan iddialarla harekete geçen insanların eylemlerinin bi­lincinde oldukları söylenemeyeceği gibi bu kişilerin özgürce eyledikleri de ileri sürülemez.</p>
<p>Eylemlerinin sonucunu göremeyen, hatta bunları tahay­yül bile edemeyen insanlar, bunların sonuçlarını üstlenme imkânına da sahip olamamaktadır. Özgür olmak, kişinin yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşebilmesi ve bunların hesabı­nı vereb<u>ilm</u>esini de gerektirir. Bu onun serbestlikten en bü­yük farkıdır. Ancak makineler dünyasında yaşayan insanlar birçok durumda eylemlerinin nihai sonuçlarından haberdar olamamaktadır. Dolayısıyla bu kişiler eylemleri sonrasında yaptıklarından gurur duyma ya da pişman olma fırsatı da yakalayamamaktadır. Yaptıklarının sonuçlarını bilmeyen bir insan bunları sahiplenemez. Bu sonuçlar ile kendisi arasında bir İlişki kuramaz. Genetiği değiştirilmiş ürünlerle üretim ya­pan bir fabrikada çalışan bir inşam düşünelim. Bu kişi belki çocukları çok sevmektedir. Ve belki uzun yıllar boyunca üre­timine katkıda bulunduğu ürünler birçok çocuğun hastalanmasına neden olmuştur. Bu çalışan ne çocukların hastalığının ne de kendisinin bu duruma olan etkisinin farkındadır. O, kendisini dürüstçe çalışarak evine ekmek götüren bir insan olarak görürken ve bu konuda haklıyken, pek çok çocuğu da hasta etmiştir. Kendisine ilişkin algısı, gerçekte yaptıkları ile kıyaslandığında oldukça eksiktir. Yaptığı şeylerin sonuçlarının ondan gizli kalması, yaptıklarının sonuçlarını üstlenme­sini engellemektedir. Bu örnekte de görüldüğü gibi eylemle­rimizin bilincinde olmadığımız durumlara yol açan teknoloji, özgürlüğümüzü azaltmaktadır.</p>
<p>Makine başmda bir şeyler üretilmesinin, gerçek bir ey­lem sayılıp sayılamayacağı Arendt&#8217;in eyleme bakışı açısıyla da değerlendirilebilir. Ona göre insanın eyleyebilir olması, ondan beklenmedik olanın beklenebilir olması, sonsuz olası­lıklardan birini gerçekleştirebilir olması demektir. Böyle bir şeyin mümkün olmasını sağlayan şey de her insanın benzer­siz olmasıdır (Arendt, 2018a, 261). Oysa makine başmda ça­lışanlardan istenen şey kesinlikle eşsizliklerini yaptıkları işe yansıtmaları değildir. Beklenilen burnun tam tersi, yani yapı­lan işin önceden belirlenen modele tıpatıp uygun olması ve belirlenen sürede tamamlanmasıdır. Sonsuz olasılıkları baş­tan mahkum edip çalışanı tek bir seçeneğe mecbur eden işler Arendt açısından birer eylem sayılmazlar.</p>
<p>Makineleri kullananların inisiyatifleri azalır. Mesela nor­malde neredeyse her tür yolda yürüyebilen ve çok farklı yerle­re gidebilen insan, otomobil kullanırken yalnızca belli yollar­dan, otomobilin gidebileceği yerlerden gidebilir. Otoyolların dışında kalan patikalar, ara yollar, dağlık yollar, taşlı-dikenli yollar, otomobil oralardan geçemeyeceği için otomobil kulla­nıcısı için birer yol değildir. Bu nedenle otomobili olanlar bu tür yerlere gitmemeyi tercih etmektedirler. İnisiyatifin insan elinden makinelere geçmesi özellikle fabrikalarda görülmek­tedir. Geçmişte halı veya kilim dokuyan insanlar bile ürettik­leri bu ürünlere yeni bir model getirme, farklı bir motif katma imkânına sahiptiler. Şimdi ise halı ya da kilim fabrikalarında çalışan işçilerin farklı tek bir ilmik atma hakları bile yoktur. Özellikle akıllı makinelerin geliştirilmesi kimi durumlar­da insanların inisiyatiflerini tamamen kaybetmesi anlamına gelebilecektir.</p>
<p>Çevremiz, işimize gelen bir çeşit otorite kaynağına dö­nüşen algoritmalarla kuşatılmış durumdadır. Bu yol hem düşünmeden saptığımız kestirme bir yoldur hem de sorum­luluğu dağıtmanın kolay bir yoludur. İnsanlar sorumluluğu makinelere devrederken, özgür algoritmalar kendi başlarına kararlar alıp uygulayabilmektedir. Bu algoritmalar mahke­mede hüküm vermekten kanser hastalarının tedavisine ve araba kazalarında ne yapılacağına dek hayatımızın pek çok aşamasında bizim adımıza tercihte bulunmaya başlamıştır (Fry, 2019, 22-25).</p>
<p>Bulut merkezli akıllı yazılım robotlarının (botların) kul­lanıcıları için her tür görevi yerine getireceği bir otomasyon dünyasına geçmekteyiz. Yakında görüşmeleri onlar ayarlaya­cak, restoran rezervasyonlarını onlar yapacaklar. İnsanlar ise botların nasıl karar verdiklerini bile anlamadan hayatlarının yönetimini onlara bırakacak (Leonhard, 2018, 40).</p>
<p>Örneğin akıllı arabaların kullanımı ile insan, araba üze­rindeki kontrolünü tamamen kaybedecektir. Böyle bir araç ile insan &#8220;sürücü&#8221; olmaktan çıkarak bütünüyle araba tarafından taşman bir nesne konumuna düşecektir. Byung-Chul Han&#8217;ın da söylediği gibi kendi kendini süren arabadaki insan ne ak­tör, ne hakim ne de dramaturgdur. Sadece küresel iletişim ağlarındaki bir arayüzdür (Han, 2018,16). Ancak bu araçlarm insanların kullandığı araçlara nazaran daha risksiz ve dola­yısıyla daha güvenli olduğu açıktır. Bu da akıllı araçları sa­vunmak için güçlü bir argümandır. Her işi insana göre daha kusursuz ve hatasız yapan makineler, doğal olarak insanlara göre daha iyi &#8220;sürücüler&#8221; olacaklardır. Plinius, kendi dönemi insanlarının özgürlüklerinden vazgeçişlerini haz dolayımın da açıklamıştı. Özgürlük haz uğruna vazgeçilebilen bir değer olduğu gibi güvenlik uğruna da kolaylıkla terk edilebilmek­tedir. Tarih, daha güvende olmak için vazgeçilen özgürlük örnekleriyle doludur. Dolayısıyla insanların inisiyatiflerini yitirme pahasına akıllı araçlara yönelmelerini garipsememek gerekir.</p>
<p>Baudrillard ise akıllı makinelerin ortaya çıkarılmasını farklı bir açıdan yorumlamıştır. Ona göre insanların özgün ve dâhi makineler düşlemelerinin nedeni, kendi özgünlük­lerinden umudu kesip veya bundan vazgeçip üçüncü şahıs olan makineler aracılığı ile bu özgünlükten yararlanmayı yeğlemeleridir (Baudrillard, 2016, 56). Düşünmenin sadece teknik düşünme olarak kabul edilmesi durumunda kuşkusuz makineler insanlardan çok daha iyi düşünecektir. Heidegger ise düşünmenin teknik hale gelmesini, onun kamusal olanın diktatörlüğü altına girmesi olarak tanımlar. Böyle bir durum­da her şey, insanın gündelik ihtiyaçları ve arzulan bağlamın­da anlaşılacaktır. Kamusal alan bu ihtiyaçları belirleyecek ve bunların nasıl karşılanacağına ilişkin parametreleri ortaya ko­yacaktır (Johnson, 2013,93). Teknolojinin egemen hale geldiği bir dünyada düşüncenin kendisi de teknik hale gelmektedir ve insan kendi ihtiyaçlarını dahi belirleyebilecek bir konum­da bulunmamaktadır.</p>
<p>Fromm&#8217;un iddiaları, ihtiyaçların belirlendiği görüşünü destekleyecek türdedir. Fromm&#8217;a göre insanlar sadece üretim alanında değil, sözde özgür tercihlerini dile getirebildikleri tek alan olan tüketim alanında da yönlendirilmekte ve yöne­tilmektedir. İster yiyecek, giyim, içki tüketimi olsun isterse sinema ve televizyon programı tüketimi olsun her alanda tü­ketimin artması istenmektedir. Bireyin yeni mallara iştahını arttırmak ve bu isteği sanayinin en kârlı kanallarına yönlen­dirmek amacıyla güçlü bir telkin mekanizması devreye gir­mektedir. İnsan bu tür mekanizmalarla tek isteği daha çok ve daha iyi şeyler üretmek olan ebedi bir süt kuzusuna, &#8221; tüketi­ciye dönüştürülmektedir (Fromm, 2018, 45-46).</p>
<p>Köleler sayesinde köle sahiplerinin ağır işlerden kurtul­duğu gibi makineler sayesinde de makine kullanıcıları her tür işten kurtulmaktadır. Fromm&#8217;a göre ağır işlerden kurtulmak, &#8220;modern ilerleme&#8221;nin en büyük nimeti sayılmaktadır. Fakat bu durum sadece insan gücünün daha yüce ve yaratıcı işlere harcanması durumunda bir nimettir. Ancak gerçekte durum böyle değildir. Ağır işlerden kurtuluş, her tür fiili çabadan nefret etmeye, tam bir tembellik fikrine yol açmıştır. İyi bir hayat çabasız hayat olarak görülmüş, güçlü çabalar sarf etme gerekliliği bir bakıma Ortaçağ&#8217;a özgü bir durum olarak adde­dilmiş ve insanlar isteyerek değil de yalnızca gerçekten mec­bur kaldıklarında sıkı çaba harcamaya başlamıştır. Yürümek &#8220;zahmet&#8221; i çekmemek için iki sokak ötedeki markete arabayla gitmek bunun günlük hayatta en sık rastlanan örneklerinden biridir (Fromm, 2017,46). Bu tembellik çocuklardan yetişkin­lere, kentlilerden köylülere her kesim insanda görülmektedir. Geleneksel olarak yumurta, süt, peynir, yoğurt gibi ürünler üretmiş olan köylülerin büyük kısmı, bu ürünleri üretmeyi bırakmıştır. Artık köylülerin büyük kısmı bunları marketler­den tedarik etmektedir.</p>
<p>Fromm&#8217;un da belirttiği gibi aksi yöndeki sloganlara rağ­men iyi beslenmiş, iyi bakılmış, insanlıktan uzaklaştırılmış, bunalmış sıradan insanı bürokratların idare ettiği bir toplu­ma doğru hızla yaklaşıyor, makinelere benzeyen insanlar ve insanlara benzeyen makineler yaratıyoruz (Fromm, 2018, 47- 48). Alternatif edim imkânlarının olmadığı, insanların yapıp ettiklerinin sonuçlarını göremediği, bunlarla yüzleşip sorum­luluğunu üstlenemediği, birey olarak iç muhasebede buluna­rak ne tür bir fail olduğunu değerlendiremediği bir döneme girmiş bulunmaktayız. Yapıp ettiklerimiz biz onları ortaya koyduktan hemen sonra adeta bizden kopuyor. Bizimle çok az ilgisinin kaldığı bu edimlerin sonuçları dünyayı etkilerken, biz olan bitene bigâne kalıyoruz. Teknoloji sayesinde örneğin yerin yüzlerce metre altında bulunan maddeleri çıkarabiliyo­ruz fakat bunun doğa ve çevre halkı üzerindeki etkilerini tam olarak bilemiyoruz. Bazı tuşlara basmış olan kimseler ortaya çıkan sonuçlar üzerindeki rolünü kabul etmek istemiyor. Bu bakımdan bir şeyler yapan fakat yaptıklarının boyutlarından habersiz olan çocuklara benziyoruz. Bu nedenle özgürlük ve sorumluluk açısından birer çocuk seviyesine düştüğümüzü söylemek abartılı bir ifade değildir. Diğer taraftan her işimizi makinelere yaptırdığımız için kaslarımızı, aklımızı, yaratıcı­lığımızı ve duyularımızı yeterince kullanmıyoruz. Bu özellik ve yetilerimizi kullanıp yetkinleştiremediğimiz için bu açılar­dan köreliyoruz.</p>
<p>Makineler dünyasında insan özgürlüğünün çeşitli ne­denlerle azaldığı açıktır. Belki de insanın kalan son özgürlük parçasını koruyabilmesi için yapması gereken, hayatına çok­tan <u>gir</u>miş olan makineleri otorite sahibi olacak şekilde değil de karar alma aşamasında insana yardıma olacak şekilde ta­sarlamaktır. Makineler insanlara alternatifleri işaret edip in­sanların farklı seçeneklere açık olmasını sağlayabilirler. Veya herhangi bir seçeneğin olası sonuçlan konusunda onlara bilgi vererek her bir tercihin artı ve eksi yönlerini gösterebilirler. Böylece kişi, aldığı kararların bilincinde olup sonuçlarını üst­lenebilecek konumda olabilir. Aksi takdirde her zaman iki nokta arasındaki en kısa yolu tercih edecek ve insana inisiya­tif hakkı tanımayacak makineler insan özgürlüğünü ortadan kaldıracaktır.</p>
<p>Sebile Başok Diş -Mekanikleşen Hayatta İnsan ve Özgürlük Sorunu,syf:117-136</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/makineler-dunyasinda-insan-ozgurlugu/">Makineler Dünyasında İnsan Özgürlüğü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/makineler-dunyasinda-insan-ozgurlugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
