<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kudüs | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/kudus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Feb 2018 22:16:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Kudüs | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yavuz Sultan Selim&#8217;in Kudüs Ziyareti</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selimin-kudus-ziyareti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selimin-kudus-ziyareti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Dec 2017 18:19:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Feridun M.Emecen]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim'in Kudüs Ziyareti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19489</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Gazze Zaferi haberi I. Selim’e beş gün sonra 26 Aralık’ta Celculiye konağında iken ulaştı.Padişah Kudüs şehrini ziyaret etmek istedi.Ancak tehlikeli olabileceği düşüncesiyle bazı paşalar karşı çıktı. İdris-i Bitlisî bu sırada padişahı ziyaret için teşvik ettiğini ve ona şöyle dediğini yazar: “..Bu mukaddes toprakların hükümdarı olmak zahirî ve manevi saltanat gereğince Hz. Süleyman ve Hz. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selimin-kudus-ziyareti/">Yavuz Sultan Selim’in Kudüs Ziyareti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selimin-kudus-ziyareti/images-7-13/" rel="attachment wp-att-19492"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19492" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-7.jpeg" alt="" width="384" height="384" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-7.jpeg 384w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-7-300x300.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-7-100x100.jpeg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-7-360x360.jpeg 360w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gazze Zaferi haberi I. Selim’e beş gün sonra 26 Aralık’ta Celculiye konağında iken ulaştı.Padişah Kudüs şehrini ziyaret etmek istedi.Ancak tehlikeli olabileceği düşüncesiyle bazı paşalar karşı çıktı. İdris-i Bitlisî bu sırada padişahı ziyaret için teşvik ettiğini ve ona şöyle dediğini yazar:</p>
<p>“..Bu mukaddes toprakların hükümdarı olmak zahirî ve manevi saltanat gereğince Hz. Süleyman ve Hz. Davud Peygamberlere mahsustur. Onlara nispet edilir. Güçlü sultanlar ve padişahlar Resulullah’ın halifesi ve o Peygamberlerin halefleri mesâbesindedir. Menzil ve makama yakın olunması itibarıyla halef olunana tâzim ve saygı göstermek ise yüce şanlı padişahlara lâyıktır…”</p>
<p>I. Selim de bu cevaptan hoşlanarak Kudüs’e girmeye karar vermiştir.(1) Padişah yanında İdris-i Bitlisî ve birkaç yakın adamı olduğu hâlde şehri ziyaret etti. Kendisini korumak üzere 1.000 tüfekli yeniçeri ve 500 sipahi de yanında bulunuyordu(2).</p>
<p>Padişahın Kudüs’ü ziyareti,onun üstlenmeyi düşündüğü yeni dini misyon içerisinde önemli bir yere sahiptir. I. Selim böylece bir taraftan hiç şüphesiz kutsal yerlerin bizzat koruyucusu olacağını ilan ederken öte yandan klasik Osmanlı imparatorluk vizyonunu da temsil ettiğini göstermek istiyordu. Bu vizyon bilindiği üzere çeşitli dinî grupları Osmanlı idaresi altında bir arada yaşatmaktı ve Osmanlılar bu yoldaki tecrübelerini uzun zamandır Batı’daki uygulamalarıyla olgun hâle getirmişlerdi.</p>
<p>Kudüs her şeyden önce bu anlayışın ve her üç dinden oluşan Osmanlı tebaası için çarpıcı bir yapı taşı olacaktı. Padişahın bizzat gösterişli maiyetiyle Kudüs’ü ansızın ziyareti bu anlamda sembolik bir değer taşıyordu.I. Selim’in Kudüs’ü ziyareti hususu, dönemin Osmanlı kaynaklarında bir-ikisi hariç teferruatlı anlatılmaz. Fakat onunla birlikte Kudüs’e giden hatta padişahın buraya gitmesini özellikle teşvik eden tarihçi ve münşi İdris-i Bitlisi, bu hususta ilginç bilgiler verir.Yukarıda da temas edildiği gibi padişah Küdus’ü ziyaret arzusunu gündeme getirince bazı devlet adamları emniyet gerekçesiyle karşı çıkmış,seferin tamamlanmasından sonra bunun uygun olacağını söylemişlerdi.Bunun üzerine Idris-i Bitlisi devreye girerek tereddüt eden padişahın bir an önce bu kutsi makamı ziyaret etmesinin gerekli olduğunu bildirmişti.</p>
<p>Hatta Hz. Peygamber’in “İnsanları ancak üç mescit takviye eder, Mescit-i haram,Mescit-i Aksa ve benim mescidim” mealindeki hadisini öne sürerek,bu mukaddes toprakların hükümdarı olmanın zahiri ve manevi saltanat gereğince, Hz. Süleyman ve Hz. Davud peygamberlere mahsus bulunduğunu söylemişti.Güçlü padişahlar, Hz. Muhammed’in ve diğer peygamberlerin halefleri mesabesinde oldukları için onların değer verdikleri kutlu makamları bu kadar yakınına gelmişken ziyaret etmemenin yerinde olmayacağını; halef olunanlara tazim ve saygı göstermenin şanı yüce sultanlara layık bir hareket olacağını ifade etmişti.</p>
<p>Ayrıca bu durumu padişahın atadığı ve bir bakıma halef kıldığı kimselerin saltanat makamına yakın gelmişken onun huzuruna çıkmamalarına benzetmişti. İdris-i Bitlisi, sözlerinden etkilenen padişahın kararında ısrarcı olarak her türlü tehlikeye karşı bu kutsal makamı görmek için Remle’den bir merhalede durmaksızın akşam vaktine yakın Kudüs’e geldiğini de yazar(3).</p>
<p>Padişahın Kudüs’te nereleri ziyaret ettiği konusunda en ayrıntılı bilgi bu seferde bulunduğu anlaşılan Silahşor lakablı bir Osmanlı tarihçisi tarafından verilir. Ona göre I. Selim yanında 500 piyade tüfekçi ve 1.000 kadar kapıkulu süvarisi, çok yakını olan bazı devlet adamlarıyla birlikte ikindi vakti Kudüs’e ulaştı. Şehrin dışında çadırını kurarak bir süre dinlendi ve Mescid-i Aksa’daki hizmetlilere haber yollayıp akşam namazını orada kılacağını bildirdi. Sonra atıyla şehre girip Kubbetü’s-sahre önlerine geldi, atından indi ve önce burayı ziyaret etti. 55 adım yürüyüp merdivenlere ulaştı, on beş adımda burayı çıktı, altmış adımda kapısının önüne geldi.</p>
<p>Burada “ rumman-ı Davud Nebi’yi ve nahl-ı Hamza’yı” ziyaret ettikten sonra “hacer-i sahre”yi dolaşıp on üç basamak altına inip iki rekât hacet namazı kıldı. Buradan çıkıp yine sahrenin sol tarafında mihrap önüne varıp yine namaz kıldı, dua etti.Ardından dışarı çıktı, buranın hizmetlilerine bol bol bahşişler verdi.</p>
<p>Yine yürüyerek sahre sofasından inip yüz elli adımda avlusunu/haremini geçti, Mescid-i Aksa’ya geldi. Buranın hademeleri kendisini ellerinde mumlar olduğu hâlde karşıladı, içeri giren padişah önce etrafa göz attı, o sırada 12.000 kandil yakılmış etraf gündüz gibi aydınlanmıştı. Yürüyüp seksen beş adımda mihrap önüne ulaştı, akşam namazını cemaatle kıldı,namaz bittikten sonra mihrabın iki tarafında bulunan devasa direkleri ziyaret etti, burada biraz durdu, yine mihrab önüne geldi iki rekât hacet namazı daha kıldı, “zikr ve tilâvete” meşgul oldu, bol bol dua etti.</p>
<p>Duasını bitirdikten sonra yatsı namazı vakti girdiği için yatsı namazını da burada kıldı, hizmetlilere yine bol bol bahşişler dağıttı. Camiden çıktıktan sonra atına bindi, etrafındaki adamları fanus ve meşaleler yakıp ona eşlik ettiler. O gece dışarıdaki otağında kaldı. Ertesi sabah çok sayıda koyun, deve, öküz kurban edilmesi için emir verdi. Atına binip tekrar Kubbetüssahre’yi bu defa gündüz gözüyle ziyaret etti, yine Mescid-i Aksa’da iki rekat hacet namazı kıldı, oradan çıktıktan sonra da Kudüs’ün bütün seyredilecek mekânlarını dolaştı.</p>
<p>İdris-i Bitlisi, bu noktada padişahın İshak,Yakub ve Yusuf Peygamberlerin makamlarını, İsrailoğullarının nebilerinden 200 kişinin kabrinin bulunduğu mekânı ziyaret ettiğini de eklemiştir. Her bir kabir başında hem kendisine hem de İsfahani Mehmed Efendi’ye birer aşir okuttuğunu bildirmiştir.Ardından ayırım yapmaksızın bütün Kudüs halkına bol bol sadaka ve ihsanlarda bulunmuştur(4).Ayrıntılı olarak naklettiğimiz bu ziyarette görüldüğü gibi I. Selim,Kubbetüssahre ve Mescit-i Aksa’yı ana merkeze alarak Kudüs ziyaretini tamamlamıştır.</p>
<p>Bu durum çıkacağı Kahire Seferi öncesinde kendisi için aynı zamanda bir manevi sığınma ve tazarru vesilesi de olmuşa benzemektedir. Fakat ziyaretin sembolik değeri büyüktür, sultanın bu ziyareti, Kudüs’teki dini gruplara gösterdiği tavır, Osmanlı misyonunun mahiyetini belirleyecek önemdedir; üstelik çeşitli dinî gruplara birtakım ayrıcalıklarının bu sırada bizzat padişah tarafından bağışlandığı yolunda ileride cemaatler arasında çıkan çeşitli meselelerde Osmanlı hükümet merkezi tarafından daimi olarak kabul görecek iddialarına dahi mesnet olmuştur.I. Selim’in Kudüs ziyareti daha döneminde Batı literatürüne de yansımış gözükmektedir.</p>
<p>Christen Kauffman adlı bir tacirin papaya yolladığı Ocak 1917 tarihli raporda Kudüs’ü ziyaret eden padişahın Hz. İsa’ya atfedilen mezarı da ziyaret ettiği, etrafına yapılmış engelleme duvarını,mezarın daha iyi görünmesini sağlamak için yıktırdığı; hatta bir âyin dinlemek istediği ve oradaki Fransisken rahiplerine 20.000 akçe dağıttığı gibi Osmanlı kaynaklarında bulunmayan, muhtemelen tevatür niteliği taşıyan bilgelere yer verilmiştir. Hatta onun Sina Çölü’ndeki Azize Katerina Manastırı’nı dahi ziyaret ettiği bildirilmiştir(5).</p>
<p>Feridun M.Emecen &#8211; Yavuz Sultan Selim,syf.244-248</p>
<p>1- Selimşahnâme, s. 333.</p>
<p>2- Haydar Çelebi, “Ruznâme”, s. 483.</p>
<p>3 &#8211; Selimşahnâme, s. 331-332.</p>
<p>4- “Fetihnâme-i Diyâr-ı Arab”, Tarih Vesikaları, I/2 (1958), s. 318-319</p>
<p>5- Bayerische Staats Bibliothek, nr. VD16 B 251(Nürnberg 1518);VD16 0 740 (1518);<br />
VD16 0 738.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selimin-kudus-ziyareti/">Yavuz Sultan Selim’in Kudüs Ziyareti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yavuz-sultan-selimin-kudus-ziyareti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kudüs’e Acizler Ağlasın!</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuduse-acizler-aglasin/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuduse-acizler-aglasin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Dec 2017 21:22:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’e Acizler Ağlasın!]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19417</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD ve İsrail’in ne yapmak istediği belli. Peki, İslam dünyası Kudüs için ne yapıyor? İsrail işgalinden beri İslam&#8230; Amerikan Başkanı Trump’ın Kudüs ile ilgili talihsiz kararı dikkatleri uzun bir aradan sonra yeniden Kudüs’e çevirdi. Uzun bir aradan sonra diyorum, zira Suriye, Yemen, Irak ve Libya iç savaşları Orta Doğu’da dikkatleri bu ülkelere yöneltmişti. İslam dünyası [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuduse-acizler-aglasin/">Kudüs’e Acizler Ağlasın!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kuduse-acizler-aglasin/thumbs_b_c_568980dff9f70248357bcc8837fa2c76/" rel="attachment wp-att-19418"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19418" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/thumbs_b_c_568980dff9f70248357bcc8837fa2c76.jpg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/thumbs_b_c_568980dff9f70248357bcc8837fa2c76.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/thumbs_b_c_568980dff9f70248357bcc8837fa2c76-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/thumbs_b_c_568980dff9f70248357bcc8837fa2c76-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/thumbs_b_c_568980dff9f70248357bcc8837fa2c76-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p>ABD ve İsrail’in ne yapmak istediği belli. Peki, İslam dünyası Kudüs için ne yapıyor? İsrail işgalinden beri İslam&#8230;</p>
<p>Amerikan Başkanı Trump’ın Kudüs ile ilgili talihsiz kararı dikkatleri uzun bir aradan sonra yeniden Kudüs’e çevirdi. Uzun bir aradan sonra diyorum, zira Suriye, Yemen, Irak ve Libya iç savaşları Orta Doğu’da dikkatleri bu ülkelere yöneltmişti. İslam dünyası bu yüzden Kudüs ve Filistin’i unutmuştu.</p>
<p>İsrail de bu “unutulmuşluğu” fırsata çevirmek istiyor. Müslümanların dikkati başka yönlere çevrilmişken, İslam ülkeleri İslam topraklarında birbirleriyle kıyasıya savaşırken, uzun zaman önce işgal ve ilhak ettiği Kudüs’teki işgaline meşruiyet kazandırmak istiyor. ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasının bu meşruiyet için önemli bir adım olduğunu düşünüyor.</p>
<p>İç siyasette iyice köşeye sıkışmış olan Trump için ise, bu zor durumdan kurtulmak için her türlü destek ve dikkatleri dış politikaya yöneltecek gelişme önemliydi. Kuzey Kore sorunu çerçevesinde yaşanan krizin Trump’ın üzerindeki baskıyı hafifletmediği görülüyor. Ülke içerisinde etkili kesimlerin desteğini alabileceği bir dış politika adımına ihtiyacı vardı. İran ve Filistin konusunda atacağı adımların ABD’deki çok güçlü İsrail lobisinin desteğini sağlama konusunda işe yarayacağını biliyordu. Bu adımlar baştan beri İslam dünyası ve Müslümanlara karşı söylemiyle de uyum gösterecekti zaten.</p>
<p>ABD ve İsrail’in ne yapmak istediği belli. Peki, İslam dünyası Kudüs için ne yapıyor?</p>
<p>İsrail işgalinden beri İslam dünyasının Kudüs için ne yaptığına bakarsak, şimdi de pek fazla bir şey yapamayacağını görürüz. Bunun iki önemli nedeni var.</p>
<p>Birincisi, İslam dünyasında askerî ve ekonomik açıdan ABD-İsrail ekseni ile mücadele edebilecek bir ülke yok. Ancak birlikte hareket etmeleri durumunda İslam ülkeleri ABD ve İsrail’in fütursuz güç politikası ile Kudüs ve Filistin’in diğer bölgelerindeki oldubittilerine karşı koyabilirler. Orta Doğu’nun bugünkü hâli ise Müslüman ülkelerin birlikten ne kadar uzak olduklarının açık göstergesi.</p>
<p>İkincisi ise, İslam dünyasında Kudüs için mücadele etmek isteyenlerin sayısı her geçen gün azalıyor. Müslümanların üzerine serpilmiş ölü toprağı Suriye, Yemen, Irak ve Libya iç savaşlar yüzünden artık iyice ağırlaştı. Bu savaşlarda yaşananlar ve DEAŞ, El Kaide ve FETÖ örgütlerinin İslam’ı kirli hesaplarına alet etmeleri nedeniyle İslam’ın özünü oluşturan cihat ve tebliğ gibi kavramlar kirletildi.</p>
<p>Cihat algısı bozulan Müslümanlar ise artık ilk kıblesi Kudüs için mücahede etmesi gerektiğini kavrayamaz hâle geldiler. Kudüs’ün Müslümanlara değil, aslında Müslümanların Kudüs’e muhtaç olduğunu görmekten aciz olan insanların, İslam’ın üç kutsal şehrinden biri ellerinden çalınırken gereken tepkiyi göstermesi de beklenemezdi zaten.</p>
<p>“Kudüs için yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Amerika ve İsrail’in gücü karşısında ne yapabiliriz ki?” diyenleri bir kenara bırakalım.</p>
<p>Aslında Kudüs için yapabilecek çok şeyimiz var.</p>
<p>Her şeyden önce Kudüs’ün onuru için işgale direnen Filistinli kardeşlerimize güçlü bir şekilde destek vermekle başlayabiliriz. Bu destek sadece dua ile değil, aynı zamanda Filistinlilere yardım götüren yardım kuruluşlarına bağışlarla olmalı.</p>
<p>Bunların yanında ABD’nin bu kararını, İsrail’in işgalini ve ilhakını tanımadığımızı en yüksek sesle haykırmamız da çok önemli. Bu, Müslümanların Filistin toprakları üzerindeki hak iddiasını diri tutacaktır ve gün gelip de güç dengeleri değiştiğinde bu toprakları devralmalarının meşruiyetini sağlayacaktır. Unutmayalım, 12. Yüzyılda Kudüs’ü ele geçiren Haçlıların kurduğu krallığın hâkim olduğu 90 yıla yakın süre boyunca Müslümanlar Kudüs’ü hiç unutmadılar ve en sonunda içlerinden çıkardıkları Selahaddin Eyyubi 1187 yılında Kudüs’ü fethedip tekrar Müslüman şehri yaptı.</p>
<p>Kudüs, Filistinlileri diri tuttuğu gibi bütün Müslümanları diriltmeli.</p>
<p>Müslümanların mezhepsel, etnik ve sınıfsal kavgalarını bir kenara bırakıp birlik olmaları için Kudüs yeniden altın bir fırsat sunuyor. Müslümanlar, Kudüs için bir araya gelmeyi başarabilirlerse, Yemen’de, Suriye’de, Libya’da birbirlerini katletmeyi sona erdirmek için bir şans yakalayabilirler.</p>
<p>Kudüs’ün maruz kaldığı saldırı bile Müslümanları bir araya getiremiyorsa, Kudüs’ün ardından Bağdat, Tahran, İstanbul, Kahire, Şam ve Mekke’yi de kaybetmeye hazır olmalılar.</p>
<p>[Türkiye, 9 Aralık 2017]</p>
<p>Kemal İnat</p>
<p>SETAV</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuduse-acizler-aglasin/">Kudüs’e Acizler Ağlasın!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuduse-acizler-aglasin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları -Sultan II. Kılıç Arslan Dönemi-</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-sultan-ii-kilic-arslan-donemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-sultan-ii-kilic-arslan-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2015 20:05:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasi Halifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Nureddin Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Kılıç Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Yağı Basan]]></category>
		<category><![CDATA[Zünnun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sultan II. Kılıç Arslan II.Kılıç Arslan Selçuklu tahtına çıkar çıkmaz gerek aile içi ve gerekse aile dışı muhalefet derhal kendini göstermişti. Bunun başlıca sebebi eski Türk gele­neğine uygun olarak devletin hanedan mensuplarının müşterek malı sayılma­sı idi. İlk önce muhalefete geçen ortanca kardeş Dolat (Devlet) ortadan kaldı­rıldı. Daha sonra Ankara ve Çankırı hâkimi Şahinşâh harekete geçti. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-sultan-ii-kilic-arslan-donemi/">Türkiye Selçukluları -Sultan II. Kılıç Arslan Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-8313 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye Selcuklu Devleti" width="388" height="323" /></a></p>
<p><strong>Sultan II. Kılıç Arslan</strong></p>
<p>II.Kılıç Arslan Selçuklu tahtına çıkar çıkmaz gerek aile içi ve gerekse aile dışı muhalefet derhal kendini göstermişti. Bunun başlıca sebebi eski Türk gele­neğine uygun olarak devletin hanedan mensuplarının müşterek malı sayılma­sı idi. İlk önce muhalefete geçen ortanca kardeş Dolat (Devlet) ortadan kaldı­rıldı. Daha sonra Ankara ve Çankırı hâkimi Şahinşâh harekete geçti. Onu Sivas hükümdarı Danişmendli Yağı-basan izledi ve Nûreddîn Mahmûd b. Zengî ile bir ittifak meydana getirdi. Sultan m Kılıç Arslan ile Yağı-basan’ın orduları iki kez karşı karşıya geldiler. Ancak araya giren din adamlarının müslüman kanı dökülmemesi için yaptıkları müracaatlar taraflarca kabul edildi. Nihayet Ekim 1155’teki ikinci karşılaşmadan sonra bir barış anlaşması imzalandı.</p>
<p>Öte taraf­tan Ermeni prensi II. Thoros’un kardeşi Stefan da 1156’da Maraş&#8217;a girerek şeh­ri ateşe veriyor, buna mukabil Sultan II. Kılıç Arslan Göksün (Keysûn) bölge­sine giriyordu. Neticede Stefan, Pertus (Berduş) Kalesi’ni19 Selçuklulara teslim etti. Sultan böylece bölgede sükûnu sağladıktan sonra geri döndü (1157). Öte taraftan Yağı-basan ile müttefik olan Nûreddîn Mahmûd da Selçuklu arazisine saldırarak, Dulûk, Ayıntab ve Ra’ban şehirlerini ele geçirmişti.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan bu şehirlerin iadesini istemiş, ayrıca Haçlılar ve Ermeniler ile anlaşarak Nûreddîn Mahmûd cephesinde rahat hareket etmek imkânı bulmuştu. Nite­kim Ayıntab’ı tekrar geri alarak Ra’ban üzerine yürüdü. Haçlıların da harekete geçmesi, Nûreddîn Mahmûd’un aldığı yerleri Sultan’a geri vermesine sebep oldu (1157). İmparator Manuel ise Antakya hükümdarı Reinauld (Reynald) ile ittifak etmiş olan ve Kilikya’da sağlamca yerleşmiş bulunan II. Thoros’a karşı 1158 yılında bir sefer tertipledi ve bölgeyi itaat altına aldı.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan’ın kuvvetli durumu karşısında onun düşmanları birbirleriyle anlaşmaya başladılar. Bu ittifakın başlıca düzenleyicisi İmparator Manuel idi. O önce Zengîlerden Atabeg Nûreddîn Mahmûd ile anlaştı (1159). Ancak İmparator Kilikya seferinden İstanbul’a dönerken, Selçuklu kuvvetleri zaman zaman Bizans ordusuna saldırmış ve ağır kayıplar verdirmişti. İmpa­rator takriben üç ay sonra Anadolu’ya bir sefer daha tertipledi ve bu sırada gönderdiği elçiler vasıtasıyla Sultan II. Kılıç Arslan’a karşı büyük bir ittifak meydana getirdi.</p>
<p>Bu ittifaka Danişmendli hükümdarları Yağı-basan, Zünnûn ve Zulkarneyn’den başka Sultan’nın kardeşi Şahinşâh da Selçuklu sultanı yapılacağı vaadiyle iştirak etmişti. Sultan II. Kılıç Arslan bu ittifakı bozmak için önce İmparator’a bir elçi gönderdi, sonra da 1160 yılında Elbistan ve ci­varını Yağı-basan’a bırakarak anlaşmak istedi ise de başarılı olamadı. Ayrıca Yağı-basan’ın sultanın evleneceği İzzeddîn Saltuk’un kızını gelin alayından kaçırtıp, zorla yeğeni Zünnûn ile evlendirmesi bardağı taşıran son dam­la olmuştu. Sultan II. Kılıç Arslan, Yağı-basan üzerine yürüdü, ancak ittifak burada iyi çalışmış Bizans ve öteki müttefiklerden gelen yardımcı kuvvetler Yağı-basan&#8217;nın savaşı kazanmasını sağlamıştı.</p>
<p>Nihayet sultan tek çare olarak İstanbul&#8217;a giderek bu meseleyi çözmek istedi. II. Kılıç Arslan İstanbul’da üç ay kaldı ve kendisine burada büyük itibar ve hürmet gösterildi. Neticede iki taraf arasında bir anlaşma imzalandı. Buna göre, Sultan II. Kılıç Arslan;</p>
<ul>
<li>İmparatorun düşmanlarına karşı düşman olacak ve savaşacak,</li>
<li>Bizans’tan son yıllarda aldığı şehir ve kasabaları geri verecek,</li>
<li>Türkmenlerin hudud bölgesine yaptığı akınlara engel olacak,</li>
<li>Gerektiğinde Bizans ordusunda savaşmak üzere bir kuvvet gönderecekti.</li>
</ul>
<p>Ayrıca İmparator, sultana büyük para yardımı yapmış; bu anlaşmadan sonra II. Kılıç Arslan ülkesine dönmüştü (1162). O bu suretle Anadolu’daki ra­kiplerine karşı da serbestçe hareket etmek imkânını sağlamış oluyordu. Sulta­nın İstanbul’da bulunduğu sırada ise Yağı-basan boş durmamış, Harput ve Çemişkezek gibi bölgeleri istila ederek buranın halkını Kemah’a doğru sürmüştü (1163).</p>
<p>Kılıç Arslan’ın ilk işi Yağı-basan’ın üzerine yürüyerek Sivas&#8217;ı işgal etmek oldu. Aynca Artuklu hükümdarları Kara Arslan ve Necmeddîn Alpı ile Dilmaçoğulları emîri Fahreddîn Devlet-şâh da Yağı-basan’a karşı harekete geçmiş­ler, ancak Atabeg Nûreddîn Mahmûd b. Zengî’nin Artuklulara elçi göndererek, Haçlılar&#8217;ın saldırıları sırasında Müslümanların birbirleri ile savaşmasının doğru olmadığını bildirmesi, Artuklular ile Danişmendlilerin bir anlaşma yapmalarına sebep olmuştu. Yağı-basan, daha sonra belki de yardım istemek için, dama­dı olan Şahinşâh ile birleşmek üzere Çankırı’ya gitti ve orada öldü (3 Ağustos 1164). Yerine yeğeni İbrahim&#8217;in oğlu İsmâil geçti.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan için Yağı-basan’ın ölümü, kendisine karşı olan­ları ortadan kaldırmak hususunda büyük bir fırsat olmuştu, önce kar­deşi Şâhinşâh’ın Çankırı ve Ankara bölgesindeki, sonra da Danişmendli Zünnûn’un Kayseri ve Zamantı’daki hâkimiyetine son verdi (1169). Şahinşâh ve Zünnûn için Atabeg Nûreddîn Mahmûd’a sığınmaktan başka yapacak bir iş kalmamıştı. Nûreddîn Mahmûd, Artuklular ve Sivas Danişmendli emîri İsmâil’i de kendi tarafına çekerek sultana karşı bir ittifak meydana getirmiş, gerek Zünnûn ve gerekse Şahinşâh’ın haklarını müdafaa etmek istemişti. Daha sonra Sivas’ta şiddetli bir kıtlık oldu, şehrin hâkimi İsmâil durumu iyi idare edemeyince, halk ayaklanarak onu öldürdü ve yerine Zünnûn’u davet etti. Zünnûn, Atabeg Nureddîn Mahmûd’un desteği ile Sivas’ta tahta oturdu.</p>
<p>Bu durum Sultan II. Kılıç Arslan’ın Nureddîn’in üzerine yürümesine sebep oldu. Yine araya giren büyükler bu iki Türk devletinin barış yapmasın­da etkili idiler. Anlaşmaya göre; Nureddîn Mahmûd aldığı bütün yerleri Kı­lıç Arslan’a geri verecek, buna mukabil Zünnûn da Sivas’ta hüküm sürecekti. Atabey Nureddîn Mahmûd’un 1174 yılında ölümü ile Anadolu’daki durum II. Kılıç Arslan’ın lehine değişti. O süratle harekete geçerek başta Si­vas ve Niksar olmak üzere bütün Danişmend illerine hâkim oldu (570/1174- 1175). Sultan’ın kardeşi Şahinşâh ve Zünnûn ise kurtuluşu Bizans’a sığınmak­ta buldular.</p>
<p>Öte taraftan Macaristan ve Avrupa’da meşgul bulunan Bizans İmparato­ru Manuel, II. Kılıç Arslan’ın düşmanlarını ortadan kaldırarak kuvvetlenmesi­ni hoş karşılamıyor, ayrıca Batı Anadolu’daki Türkmen alanlarından rahatsız oluyordu. Bu nedenle bir savaş hazırlığı içine girmiş, hududlarda tahkimata ve yıkılan kaleleri yeniden yaptırmaya başlamıştı. Buna mukabil Sultan II. Kılıç Arslan barış antlaşmasının yenilenmesini istemişti. İmparator ise Zünnûn ve Şahinşâh’a ülkelerinin geri verilmesi gibi ağır teklifler ileri sürerek anlaşmayı güçleştiriyordu. Nitekim imparator bu maksatla yeğeni Andronikos Vatatses’i bir ordu ile Paflagonya (Anadolu’nun kuzeyinde, Sinop, Çankırı gibi şehirlerin dahil olduğu bölge)’ya göndererek Zünnûn’a ülkesini geri vermek istedi.</p>
<p>Bi­zanslıların Eylül 1176’daki bu Paflagonya seferi Niksar surları önünde tam bir hezimetle sonuçlandı. Andronikos Vatatses’in başı bir zafer nişanesi olarak Sultan II. Kılıç Arslan’a gönderildi. İmparator ise Türkleri Anadolu’dan atmak maksadıyla büyük bir ordu ile harekete geçmişti. Sultan II. Kılıç Arslan barış teklifini tekrarladı ise de bunun bir faydası olmadı. Konya’ya doğru ilerleyen Bizans ordusu Denizli’den sonra Eğridir Gölü’nün kuzeyinde Kumdanlı’da Myriokephalon denilen dar ve sarp bir geçite girdi. İşte bu dar geçitte Bizans ordusu Sultan II. Kılıç Arslan&#8217;ın kurduğu pusuya düştü. Yapılan savaşta Türk ordusu Bizans ordusunu müthiş bir bozguna uğrattı (17 Eylül 1176).</p>
<p>Gece olduktan sonra da devam eden bu savaşta kurtuluş ümidi kalmayan İmpa­rator Manuel barış teklifinde bulundu. Sultan II. Kılıç Arslan tarafından ka­bul edilen bu barışa göre, Eskişehir ve Sublaion (Menderes Nehri kaynağında Uluborlu’nun doğusunda) kaleleri yıkılacak ve İmparator bir savaş tazminatı ödeyecekti. Malazgirt’te olduğu gibi Myriokephalon’da da Türklerin lehleri­ne biten bir savaşın sonucundan tam anlamıyla istifade edemediği ve barış anlaşmasının kabul edildiği görülüyor. Ancak II. Kılıç Arslan’ın kazandığı bu zafer, dâima Türkleri Anadolu’dan atmak isteyen BizanslIların hayalleri­ne son veriyor, artık üstünlüğün tekrar Selçuklulara geçtiğini gösteriyordu.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan bu galibiyeti fetih-nâmeler ile komşu hükümdarlara ve Abbâsî Halifesi el-Müstezî (1170-1180)&#8217;ye bildiriyor, bu haber Bağdat’ta se­vinçle karşılanıyordu. Ayrıca Sultan bu zaferi Alman İmparatoru Friedrich I. Barbarossa’ya da bildiriyor ve ona ittifak teklif ediyordu.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan Bizans’ı mağlup ederek batı yönündeki tehlikeden kurtulduktan sonra doğuda istediği gibi hareket edebileceği ortama kavuş­muş oluyordu. Nitekim bu durum önceleri sultanın düşüncesine uygun düş­tü ve o dört aylık bir kuşatmadan sonra 25 Ekim 1178’de Malatya’ya girerek Danişmendlilerin buradaki koluna son verdi. Ancak bu sırada ortaya yeni bir rakip çıktı, bu da Nureddîn Mahmûd’un yerini alan Salahaddîn Eyyubî idi. Bu çatışmayı ilk başlatan da Sultan Kılıç Arslan oldu. O Ra’ban Kalesi’nin geri verilmesini istiyordu. Salahaddîn Eyyubî bu isteği reddetti ve ayrıca Sultan II. Kılıç Arslan’ın gönderdiği ordu Eyyubî kuvvetleri tarafından mağ­lup edildi. Kılıç Arslan bu kez Hısn Keyfâ ve Diyarbekir Artuklu hükümdarı Nureddîn Muhammed’e karşı harekete geçti. Sultan bu hareketine ailevi bir mazeret de gösteriyor, kızına kötü davranan damadını cezalandırmak ve çe­yiz olarak verdiği birkaç kaleyi geri almak istediğini ileri sürüyordu.</p>
<p>Nureddîn Muhammed’in Salahaddîn Eyyubî&#8217;ye sığınması ve onunla müttefik olması iki büyük hükümdarı tekrar karşı karşıya getirdi. Muhtemel bir savaşı Selçuklu veziri İhtiyâreddîn Haşan önlemiş, hatta onları Ermenilere karşı birleştirmiş­tir. Bu iki hükümdarın birleşmesi ve Salahaddîn Eyyubî’nin hareketi karşısın­da mukavemet edemeyeceğini anlayan Ermeni Prensi III. Rupen (1175-1187) barış teklif etmiş ve bu uygun görülmüştü (1180).</p>
<p>Bizans cephesinde ise İmparator Manuel’in tam olarak anlaşmayı uy­gulamadığı, sadece Sublaion Kalesi’ni yıktırdığı görülüyor. Bu sebeple Sultan Kılıç Arslan akıncılarını Batı Anadolu’ya gönderdi. Rivayete göre 1177&#8217;de Ege Denizi&#8217;ne kadar ulaşan bir akından ve 1180&#8217;de İmparator Manuel’in ölümün­den sonra Bizans arazisine Türkmen baskısı son derece artmış ve bunlara mukavemet imkânsızlaşmıştı.</p>
<p>Neticede Uluborlu, Kütahya ve Eskişehir civa­rı Türkler tarafından fethedildi. Bizans’ta ise İmparator III. Aleksios&#8217;un ölümü ile tahta Andronikos Komnenos geçmişti. Bu İmparator devrinde (1183-1185) Anadolu’da sık sık isyanlar vuku bulmuş, bu sebeple Selçuklu Sultanından yar­dım istenmişti. II. Kılıç Arslan bu fırsattan yararlanarak kırk bin kişilik bir ordu göndermiş, bu Selçuklu kuvveti ve Türkmenler Rodos Adası’nın karşısındaki Likya sahillerine kadar birçok yerleri zapt etmişti. Selçuklu Devleti’nin doğu­sunda ise Azerbaycan’dan Anadolu’ya doğru Türkmen göçleri devam ediyordu. Bu Türkmenlerden Rüstem Bey idaresindeki beş bin kişilik bir grup Maraş yö­nünden Ermeni topraklarına girdiler ve 1187’de Sis (Kozan)’e kadar ilerlediler, ancak Baron Leon kumandasındaki Ermeniler tarafından bozguna uğratıldılar.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan 1155’ten beri aşağı yukarı otuz yıldır hüküm sür­düğü siyaset sahnesinde artık yorulmuş ve görevini gereği gibi yapamaz hâle gelmişti. O da, eski Türklerde devletin haneden azasının müşterek malı sayıl­ması geleneğine uygun olarak, Türkiye Selçuklu Devleti’ni on bir oğlu arasın­da bölmüştü (1186). Kendisi de Konya’da sultan olarak hüküm sürmeye de­vam etti. Bu şehzadelerden en küçüğü Uluborlu meliki Gıyâseddîn Keyhusrev, en büyüğü ise muhtemelen Sivas ve Aksaray meliki Kutbeddîn Melikşâh idi. Bu on bir şehzade sahip oldukları topraklarda tam bir melik gibi bağımsız hareket ediyorlar, sadece “Sultan” unvanı kullanmıyorlardı. Bu bölünmeye rağmen özellikle uçlarda bulunan Tokat ve civan hâkimi Melik Rükneddîn Süleyman-şâh Karadeniz sahillerinde faaliyette bulunmuş ve Samsun’u al­mıştı.</p>
<p>Ankara meliki Muhiddîn Mes&#8217;ûd Kastamonu taraflannda, Gıyâseddîn Keyhusrev de Batı Anadolu’da etkili olmuşlardı. Ancak bütün bunlara rağmen kardeşlerin Selçuklu tahtına hâkim olabilmek için birbirleri ile yaptıkları mücadele devletin zayıf düşmesine ve ihtiyar sultanın üzüntülü günler geçirme­sine sebep oluyordu.</p>
<p>Öte taraftan Salahaddîn Eyyubî&#8217;nin Kudüs’ü zapt etmesi üzerine Avrupa’da üçüncü bir Haçlı seferi tertiplenmişti (1189). Bu seferin başında Al­man İmparatoru Friedrich Barbarossa bulunuyor ve Haçlı ordusunun sayısı hakkında verilen bilgiler iki yüz ile altı yüz bin arasında değişiyordu. Bu Haç­lı ordusuna karşı Salahaddîn Eyyûbî Bizans imparatoru II. İsakios Angelos (1185-1195) ile anlaşıyordu (1189). Buna göre iki devlet I. Andronikos zama­nında aktedilen, Alman ordusunun geçmesine engel olmak hükmünü hâvi ittifak anlaşmasını yenilediler.</p>
<p>F. Barbarossa ile Kılıç Arslan arasında da eski bir dostluk bulunuyordu. Nitekim Kılıç Arslan ve oğlu Kutbeddîn Melikşâh’ın elçileri F. Barbarossa’ya Edirne’de ulaşmış ve iki taraf arasında; Alman or­dularının Selçuklu topraklarından serbeştçe geçmesi, erzak ve öteki ihtiyaç maddeleri satın alması hususunda anlaşma yapılmıştı (Şubat 1190). Ancak Bizans, Salahaddîn Eyyûbî ile yaptığı anlaşmaya rağmen, bu büyük Haçlı ordusuna boyun eğmek zorunda kalmıştı. F. Barbarossa ve emrindeki ordu Alaşehir ve Denizli’den geçerek Selçuklu ülkesine girdi. Başlangıçta her şey normal gitmiş, Türkmenler Haçlı ordusuna saldırmamış, hatta onlara yiyecek maddeleri ve hayvan satmıştı. Ancak Haçlılar Uluborlu bölgesinde Türkmenlerin saldırısına uğramış ve ilk Selçuklu ordusu ile de Akşehir’de karşılaşmış­tı.</p>
<p>Sultan’ın iki oğlu Melikşâh ve Mes’ûd’un idaresindeki bu Selçuklu ordusu Haçlılara ağır kayıplar verdirmesine rağmen sayıca üstün düşman karşısında Konya&#8217;ya çekilmek zorunda kalmıştı. Haçlı ordusu da bu Selçuklu kuvvetleri­ni takip ederek Konya önüne geldi (17Mayıs 1190). Esasında F. Barbarossa’nm niyeti Kilikya üzerinden Suriye&#8217;ye gitmek idi, ancak bu saldırılar karşısın­da Konya&#8217;ya yürümüştü. Neticede Haçlılar şehre girmeye muvaffak oldular, çarşıları yağmaladılar ve birçok insan öldürdüler.</p>
<p>Bu sırada iç kalede oturan Sultan Kılıç Arslan ve oğlu Melikşâh, Alman İmparatoru&#8217;na barış teklifinde bulundular. Alman İmparatoru da esas gayesinin Kudüs’ü kurtarmak oldu­ğunu ve iki tarafın boşuna kayıplar verdiğini söyleyerek bu teklifi kabul etti. Ancak Selçuklu topraklarından çıkıncaya kadar güvende bulunabilmek için Selçuklu emirlerinden yirmi beş kişiyi rehine olarak aldı. Haçlı ordusu Mayıs ayı sonunda Konya’dan ayrıldı. Rivayete göre, Melikşâh sevmediği yirmi beş emîri Alınanlara teslim etmiş, Türkmenlerin devam eden saldırıları karşısın­da bunlar öldürülmüştü. F. Barbarossa daha sonra Silifke çayında boğuldu.</p>
<p>II.Kılıç Arslan’ın son günlerinde oğulları arasındaki taht mücadelesi aman­sız bir şekilde sürmüş, ona tahakküm edenler, hatta kendini sultan ilan edenler dahi olmuştu (Melikşâh gibi). Nihayet Sultan Kılıç Arslan 1192 Ağustos’unda hastalandı ve muhtemelen seksen yaşında iken Konya’da öldü. Öldüğü sırada veliahtı olan en küçük oğlu Gıyâseddîn Keyhusrev Selçuklu tahtına geçti.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil- Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-sultan-ii-kilic-arslan-donemi/">Türkiye Selçukluları -Sultan II. Kılıç Arslan Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-sultan-ii-kilic-arslan-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
