<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kayı Boyu | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/kayi-boyu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Jan 2020 15:45:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Kayı Boyu | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Osmanlılar Kayı’dandır ve Kurucusu Osman Gazi’dir”</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/osmanlilar-kayidandir-ve-kurucusu-osman-gazidir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/osmanlilar-kayidandir-ve-kurucusu-osman-gazidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jan 2020 15:45:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Edebali’nin kızı]]></category>
		<category><![CDATA[Feridun M.Emecen]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İnalcık]]></category>
		<category><![CDATA[Kayı Boyu]]></category>
		<category><![CDATA[Mâlhun Hatun]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Gazi amcası Dündar Bey’i neden öldürmüştür?]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti’nin kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı’nın kuruluş yılı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23823</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla ilgili kaynak eser ve arşiv kaydının yok denecek kadar az olması tartışmaları da beraberinde getiriyor. Biz de kuruluş yılından kurucunun ismine, Kayı boyundan Osman Gazi’nin okuma-yazma bilip bilmediğine, en merak edilen hususları konunun uzmanı Prof. Dr. Feridun Emecen’e sorduk. Konuşan:Sames Tınas Osman Gazi’nin ismi hakkında “Otman, Ataman” gibi yakıştırmalar yapılıyor. Bu konu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanlilar-kayidandir-ve-kurucusu-osman-gazidir/">“Osmanlılar Kayı’dandır ve Kurucusu Osman Gazi’dir”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-23834 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/01/d72d72368f3e2d0486388495ae399847.jpg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/01/d72d72368f3e2d0486388495ae399847.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/01/d72d72368f3e2d0486388495ae399847-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla ilgili kaynak eser ve arşiv kaydının yok denecek kadar az olması tartışmaları da beraberinde getiriyor. Biz de kuruluş yılından kurucunun ismine, Kayı boyundan Osman Gazi’nin okuma-yazma bilip bilmediğine, en merak edilen hususları konunun uzmanı Prof. Dr. Feridun Emecen’e sorduk.</p>
<p>Konuşan:Sames Tınas</p>
<p><strong>Osman Gazi’nin ismi hakkında “Otman, Ataman” gibi yakıştırmalar yapılıyor. Bu konu hakkında düşünceleriniz nelerdir? </strong></p>
<p>Osman Bey’in adı üzerindeki tartışmalar daha çok o dönemde kendisiyle çağdaş olan Pachymeres’ten kaynaklanıyor. Pachymeres, Grek alfabesi ile Osman Bey’in adını yazarken onu sanki “Otman, Atman” gibi yazıyor; o şekilde de okunduğu için bazı tarihçiler buradan hareketle aslında onun isminin “Osman” değil, “Otman” yahut “Atman” olduğunu, bu adın da kuzeyden gelen Türklere mahsus bir unvan olduğunu söylüyor. Osman Bey’in aslında Doğu Anadolu cihetinden, Azerbaycan tarafından gelmediği, daha çok kuzeyden gelen Türklere mensup bir askerî lider olduğu ileri sürülüyor. Yani bu tartışmalar “Atman” üzerinden sürdü. Hatta bugün “Atman” veya “Ataman” şeklinde, “başbuğ” anlamına gelen ve bir askerî kumandan hüviyetini taşıyan bir unvan var. Bu unvanı Ukrayna Kazakları kullanıyorlar ama kelime Türkçeden türemiştir.</p>
<p>Bu kelimenin bozulmuş şekli gibi telâkki ediyorlar. Bana göre bu doğru bir yaklaşım değil. Dönemin Arap müelliflerinin hiçbiri bunu “-t” şeklinde yazmadı. İbn Battuta, İbn Said, el-Ömerî gibi yakın dönem Arap seyyah ve coğrafyacıları hiç böyle yazmadılar. Osman oğlu Orhan Bey dediler mesela. Dolayısıyla devletin kurucusunun isminin Osman olduğuna şüphe yok. Üstelik benim anladığım kadarıyla Arapçadaki “peltek s” sesi Yunancadaki “t sesi”ne benzer. Dolayısıyla “s” harfi peltek olduğundan “t” gibi çıkabiliyor. Buna bağlı bir şey gibi görüyorum ben bunu. Yoksa bizim tarih literatürümüzde böyle bir şey yok. Osman Bey’in bastırdığı paralar da bugün elimize ulaştı; onların sahihliği de söz konusu. Bugün artık tamamen ortaya çıkmış vaziyette. Yani “ayn” ve “peltek s” ile yazılmış bir Osman var karşımızda.</p>
<p><strong>Heterodoksi iddialarını hangi çerçevede değerlendiriyorsunuz? Heterodoksi-Ortodoksi gibi bir kavramsallaştırma doğru mudur? </strong></p>
<p>O dönemler için bu gibi kesin ayrımlar yapmak zor. Yani Sünnî tarikatlar, gayrisünnî tarikatlar, bunlar arasındaki birliktelik… Bunlardaki görüşlerin çoğu birbirine çok benziyor zaten; kesin bir ayrım yapılamaz. Âşıkpaşazâde Vefaî Tarikatı’na, Ebu’l-Vefa’ya bağlı ama kendisi ondan çok farklı argüman geliştiriyor mesela. Bektaşîliğe karşı çok açık ifadeleri var. Yani o dönemde kesin olarak tarikatlar ve tarikat ehli arasında bir ayrım olmamış gibi görünüyor. Ne zamana kadar? II. Bayezid döneminden sonra ortaya çıkan bir duruma kadar. Bunun da sebebi büyük ihtimâlle Safevîlerin ortaya çıkışıdır. Safevîler gulat-ı şia dediğimiz aşırı Şiî görüşleriyle birlikte buna siyasî ve dinî bir veçhe kazandırdıkları ve Anadolu’yu tehdit ettikleri zaman, Osmanlılar da kendi saflarını ve inançlarını belirlemek için Sün- nîliğin Hanefîlik ekolünü açık bir şekilde ortaya koymuş oldular. Mesele bununla alâkalı olmalı. Bunlar bizim yorumlarımız, yani modern tarihçilerin… Heteredoksi, ortodoksi diye kavramlar o dönemde yok. Bunlar bugünkü tarihçilerin görmek istedikleri şeyler aslında. Dönemin tarihî gelişim süreçlerine bakarak bunları değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Osmanlı’nın kuruluş yılı bir başka tartışma konusu. Halil İnalcık’ın 1302 tarihini vermesinden sonra epey konuşulur oldu. Yanlış hatırlamıyorsam siz Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi kitabınızda 1300’ü makul kabul ediyorsunuz. </strong></p>
<p>Halil Hoca, Bafeus Savaşı (Koyunhisar Savaşı) münasebetiyle Pachymeres’te Osman Bey’in doğrudan doğruya adının geçmesi hasebiyle ve Bizans’ı mağlup ederek adını duyurmasından hareketle devletin artık tam anlamıyla ortaya çıktığını belirlemek üzere bunu ileri sürmüş olmalı. Yoksa Osmanlı Devleti Bafeus Savaşı’nı kazanıp beyliğini ilân etti diye bir şey söz konusu değil. Pachymeres’in ilgili pasajından anlaşıldığı üzere, Pachymeres geriye dönüş yaparak Osman Bey’in kim olduğunu açıklamaya çalışıyor. Kim olduğunu açıklamaya çalışıyor derken zaten Osman Bey’in çok büyük bir askerî lider olduğu açık. Uç bölgesinde kendi başına hareket eden askerî uç beylerinden biri Osman Bey. Bağımsız bir devlet kurmak söz konusu ise kimden bağımsız hareket edecek şimdi bu? Ya Selçuklulardan ya da Moğollardan. Selçuklular kimdi? O sırada Moğolların vesayeti altında bulunan bir devlet. Dolayısıyla her ikisinden de bağımsız bir çerçeve içerisinde olması lâzım.</p>
<p>Anadolu beyleri bu dönemlerde kendi durumlarını Moğol valilerinin, İlhanlı valilerinin durumuna göre ayarlıyorlar. İlhanlı valileri Anadolu’da zaman zaman merkeze başkaldırıyorlar, buradaki Anadolu beylerine karşı hareket ediyorlar vs. Bunun gibi karışık ve kaotik dönemlerde bu beyler daha serbest hareket etme imkânına sahip oluyorlar. Dolayısıyla bu anlamda bizim eski Osmanlı kroniklerine baktığımızda onlar mesela hicrî 699, miladî 1299 tarihine tam denk düşüyor. Bu tarihi Osman Bey’in hutbe okuttuğu, bağımsızlığını ilân ettiği tarih olarak ilân ederler. Ama bu kafadan atılmış bir tarih değil; bir zemini var. Tam da bu tarihte Anadolu valisi Sülemiş’in isyanı bahis mevzuu. Dolayısıyla bu isyan hareketiyle beraber Batı Anadolu bölgesindeki beyler bağımsız hareket etmeye başlıyorlar. Muhtemelen bundan dolayı bizim kaynaklar da 1299’u ileri sürdü. O bakımdan yuvarlak bir rakam olması hasebiyle Osman Bey’in kendi başına hareket ettiği ve beyliğinin temellerini attığı tarihi aramak lazım geliyor ise, bunun 1300 yılı olabileceğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Moğolları metbu addediyorlar mı? </strong></p>
<p>Bu İlhanlı vesayeti diğer bütün beylikler tarafından tabii ki biliniyor. Moğolları devre dışı bırakmak gibi bir gayretimiz yok. Çünkü Selçuklular da dolaylı bir şekilde Anadolu beylikleri de onların idaresi altında görünüyor. Moğol valilerini muhakkak hesaba katıyorlar. Selçuklu bağımlılığı demek, aynı zamanda İlhanlı bağımlılığı demektir. Zaten sonraki dönemlerdeki iddialar da hep o şekilde. Herkes endişe ediyor İlhanlılar herhangi bir hareket yapar mı diye. Sonraki devirlerde hep Ebû Said Bahadır Han’ı gözlüyorlar ne yapacak diye. Böyle bir korku var. Sultan II. Murad döneminde bile var. Timur, İlhanlılar valisi sıfatıyla hareket etti zira. II. Murad da endişe ediyordu. Bunlar dikkat edilmesi gereken şeyler. Bu sebeple Selçuklulardan mı kazandı, Moğollardan mı kazandı demek doğru bir yaklaşım değil; ayırmamak lâzım ikisini.</p>
<p><strong> Osman Gazi’nin Şeyh Edebali’nin kızıyla evlenmesi meselesi var bir de. Orhan Gazi’nin vakfiyesinde annesinin ismi Mâlhun Hatun binti Ömer Bey diye geçiyor. Acaba Osman Gazi iki veya fazla evlilik mi yapmıştır? Yoksa Mâlhun Hatun ile Bâlâ Hatun karıştırılıyor mu? </strong></p>
<p>Mâlhun Hatun bin Ömer Bey yazıyor, evet. Ömer Bey kızı Mâlhun Hatun, Şeyh Edebâlî’nin kızı diye de geçer kaynaklarda. Osmanlı tarihine baktığımızda Osman Bey ve yanında bir tasavvuf şeyhi olarak ona manevî motivasyon veren bir şahsiyet olan Şeyh Edebâlî ilk defa Âşıkpaşazâde Tarihi’nde geçer. Evvelki tarihlerde böyle bir şey yok. Ne Ahmedî’de ne Karamanî Mehmed Paşa’da ne Enverî’de. Niye Âşıkpaşazâde bu şekilde Şeyh Edebâlî’yi devreye soktu? Bazı tarihçiler diyor ki zaten Vefaî Tarikatı’ndan olduğu için ona bağlılığını göstermek maksadıyla bunu yazdı. Ama böyle bir şeyin var olduğu bir gerçek; bunu söyleyelim. Çünkü Şeyh Ede diye Bilecik tarafındaki vakfiyelerde ismi geçiyor; tarihî bir şahsiyet olduğu açık. Fakat onun Osman Bey’le ne ölçüde bir ilişkisi olduğuna dair erken kaynaklarda geçen herhangi bir malûmat yok. Keşke olsaydı! Ama Menakıb’a ve Âşıkpaşazâde Tarihi’ne dayalı olarak bir çerçeve çiziyoruz. Onun manevî bir lider olarak duruşunu veya Osmanlı Beyliği’nin kuruluşundaki manevî rolünü anlatmaya çalışıyoruz. Ama bunu kaynak temelli olarak neye dayandıracağız dediğinizde duraksamak lazım geliyor; biraz problemli bir alana girmiş oluyorsunuz. O yüzden bu biraz zor bir konu. Mâlhun Hatun meselesi de böyle. Ömer Bey’in, Osman Bey yanında mühim bir kişilik olma ihtimâli yüksek. Belki de Selçuklulara bağlı mühim uç beylerinden biri. Ama kesin bir bilgimiz ne yazık ki mevcut değil.</p>
<p><strong>Kaynaklar sınırlı </strong></p>
<p><strong>Osman Gazi hakkında, göçebeliğine vurgu yapılarak, “okuma-yazma bilmediği” iddiası da ortaya atıldı. Bu kadar az kaynağın olduğu bir devirde böyle bir tespit mümkün olabilir mi?</strong></p>
<p>Osman Bey’in okuma-yazma bilmediği konusu şüpheli. Yani biliyor da olabilir. Çünkü onu, etrafına bu kadar geniş kitleleri toplayacak askerî bir lider olarak tasavvur edersek, aslında iyi bir eğitim almış olduğunu da düşünebiliriz. Benim fikrim onun basit bir insan olmadığı, kökenleri ta Harzemşahlara inen önemli bir bey sülalesinden geldiği yönündedir. Böyle düşünüldüğü zaman okuma-yazma bilmiyor diye bir şey söyleyemeyiz. Bu neden kaynaklanıyor? Kroniklerde geçen Menakıb’dan. Kitabı görüp tanımaması, bu kitap ne kitabı demesi vs. Bunların her biri o yazarın kendi dünyasına ait düşünceler. Dönemin havasını yansıttığını düşünmüyorum. Çünkü bu bilgiden yola çıkarak bazı tarihçiler, “Bakın, Osman Bey, Ertuğrul Gazi Müslüman değildi” diyorlar. Anadolu’da Türkmen yapıları için de böyle bir durum söz konusu değil. Belki biraz daha erken dönemde çok küçük çapta Budist Moğollarla gelen kabileler olabilir. Ama diğer Türkmen boylarının büyük bir bölümü Müslüman olmuştur. Müslüman- lığı ne şekilde anlamışlar, o ayrı bir konu! Sonuçta Müslüman olmuşlar. Osman Bey de bunlardan biri.</p>
<p><strong>Pachymeres’ten başka Nikiforos Grigoras ve Kantakuzenos’da böyle iddialar mevcut mu? </strong></p>
<p>Yok. Kantakuzenos zaten tarihçi bir imparator olarak Orhan Bey ve kendi dönemini kaleme aldı. Osman Bey’le alâkalı pek bilgi vermiyor. Grigoras da zannediyorum ki Pachymeres’i örnek aldı. Ne yazık ki bu 1307-08’e kadar Pachymeres’in bilgileri var, ondan sonra 1320’lere kadar çok derin bir boşluk var Bizanslılar döneminde. Osmanlı tarihlerinde de Yahşi Fakih meselesi var. Keşke bulunabilseydi ama maalesef bulunamadı!</p>
<p><strong>Halil İnalcık Hoca onun Âşıkpaşazâde’nin içinde olduğunu söylüyor. Siz ne dersiniz? </strong></p>
<p>Âşıkpaşazâde iki yerde söylüyor, Orhan Bey’in imamının evinde bu Menakıbname’yi gördüm, aldım, ihtisar ettim (özetledim) diyor. Ama ne ölçüde kısalttı, neleri aldı, neleri attı, neler ekledi bilemiyoruz. Orijinal şekli bunun içerisinde mi yer alıyor; bu da problemli, keşke bilsek. Onun için Yahşi Fakih Menakıbnamesi’nin ortaya çıkması lâzım. O da biraz zor görünüyor.</p>
<p><strong>Osman Gazi’nin dedesinin ismi de bir başka muğlak mesele. Süleyman Şah mı yoksa Gündüz Alp mi olduğu konusunda tereddüt var. Ancak Gündüz Alp isminde galiba bir ittifak hasıl oluyor. </strong></p>
<p>Evet, tarihçiler arasında böyle bir ittifak söz konusu. Âşıkpaşazâde’den daha evvelki kroniklerde hiçbir zaman Süleyman Şah’ın adı geçmiyordu. Tabii müverrihin kendine göre bazı sebepleri var, Süleyman Şah’ı niye oraya koyduğunu biliyoruz. Ama paraların da ortaya çıkmasıyla beraber, paranın üzerinde “Osman bin Ertuğrul bin Gündüz Albı” şeklindeki yazıyı görünce mesele halloluyor. Bu son zamanlarda birkaç yayına konu oldu. Bu paranın mevcut olduğu anlaşılıyor koleksiyonlarda; nereden alındığı da belli. Para Bursa’dan çıkmış, 70’li yıllarda satılmış falan, böyle bir macerası var.</p>
<p><strong>Çok kafa karıştıran bir olayı sorayım: Osman Gazi amcası Dündar Bey’i neden öldürmüştür? </strong></p>
<p>Bize gelen bilgilerde Dündar Bey’in öldürülme olayı Köprühisar fethine giderken oluyor; barış yapmayalım, alalım diyor fakat Osman Bey biraz mütereddit vaziyette; biz onlarla anlaştık diyor ve ok atıp amcasını öldürüyor. Böyle anlatılıyor. Şimdi bu olayın doğru mu yanlış mı olduğunu bilemiyoruz; Âşıkpaşazâde Tarihi’nde geçiyor bir tek. Sonraki tarihçilerden bu olayı tevil etme gayesiyle 18. yüzyılda Osmanlı tarihini yazanlar var. Osmanlı’nın faziletleri abartılarak anlatılırken bu olayı da alıp diyorlar ki, bazı müverrihlerin yalan yanlış yazdıklarına bakmayın vs. Ama bu hadisenin biraz da kardeş katliyle ilişkilendirilebilecek çerçevede olduğunu düşünenler var. Dündar Bey’in var olduğu da yine bir vakıf kaydında açık olarak ortaya çıkmıştır. Osman Bey beyliğiyle ilgili amcası Dündar Bey’le bir rekabet yaşamış olabilir. Bu da rekabetin bir sonucu olabilir.</p>
<p><strong>Hocam bir de çok tartışılan Kayı meselesi var&#8230; </strong></p>
<p>Evet, Kayı boyundan gelmediği de iddia edildi. Başlangıçta Fuat Köprülü de bu kanaatteydi; sonra fikrini değiştirdi. 1940’ların sonlarında Kayılarla alâkalı makale yazdı. İnalcık Hoca o dönemdeki siyasî ih- tiyaçlar çerçevesinde metne yerleştirildiğini ileri sürüyordu. Fakat benim anladığım kadarıyla Osmanoğulları kendi soylarını Kayı Boyu’na bağlamakta herhangi bir beis görmediler. Oğuz Boyu geleneğine bağlılık ilk kroniklerde de var. Yani Yazıcızâde’de ortaya çıkmış bir şey değil. Ahmedî de Oğuz Boylarından, Gün Han, Gök Handan bahsediyor; Oğuz’un çocukları olarak. Evet, Kayı geçmiyor ama Osmanlı kökenlerinin Türkmen ve Oğuz dünyasına mensup olduğu kroniklerden anlaşıldığına göre Osmanlı zihin dünyasına yerleşmiş vaziyette. Ve o şekilde aktarılan bir kültür, altyapı var. Üstelik Osmanoğulları da kendilerini Oğuzlara, oradan da Kayı boyuna bağlamışlar. Bunları tartışmanın bir anlamı olduğunu düşünmüyorum ben; kendileri bile öyle gördükten sonra. Niye Kayı boyuna bağlasın diye insan düşünür? Büyük bir imparatorluk oldular; Sultan Süleyman dönemi, III. Murad dönemi ve sonraki dönemlerde hiç tereddüt etmeden o dönemin bütün yazarları, Türklere karşı düşmanlık beslediği ileri sürülen, devşirme denilen yazarlar dahi kendilerini Kayı’ya bağlayan o silsileden vazgeçmediler. Gelibolulu Mustafa Âli, Hoca Sadeddin Efendi bu isimleri suçluyorlar ya devşirme diye. Ben o kanaatte değilim de bunlar bile Kayı’ya bağlıyorlar.</p>
<p><strong>Hocam sikkelerde tamgalar var bir de&#8230; </strong></p>
<p>Evet, Kayı boyuna mensubiyetin bir tarihî gerçeğe dayandığını görüyoruz. Tabii ki yüzde yüz bir gerçeklikten söz edemeyiz. Sonuçta bir matematik çalışması yapmıyoruz ama kanaat oluşuyor. Mevcut delillere göre Osmanlı’nın Kayı boyuna mensup olduğu gerçeğini devreden çıkaracak herhangi bir şey bulunmuyor.</p>
<p><strong>Yakın zamanda malum-ı aliniz birçok yeni defter arşivimizden ortaya çıktı. İlk devre ait evrakın çıkma ihtimâli var mıdır? Yoksa tartışmalar kronikler üzerinden mi yürüyecek? </strong></p>
<p>Yok, çok eski tarihli evrak çıkmaz artık. En son bulunanlar da böyle sağa sola atılmış olan, çok çamurlaşmış hâlde olduğu için ilk anda ele alınamayan şeyler. Onlardan da en eski tarihli olanlar sanırım çok da evvele gitmiyor; bazı defter parçaları var. Ama divan kayıtları daha geç, 16. yüzyıla ait kayıtlar. Erken tarihe ait kayıtlar yok ne yazık ki. Bundan sonra eski döneme ait evrakın çıkma şansını zayıf görüyorum.</p>
<p>Derin Tarih Dergisi,Ocak 2020,syf.55-58</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanlilar-kayidandir-ve-kurucusu-osman-gazidir/">“Osmanlılar Kayı’dandır ve Kurucusu Osman Gazi’dir”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/osmanlilar-kayidandir-ve-kurucusu-osman-gazidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>(Osmanlı) Dünya Devlet Modeli</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/osmanli-dunya-devlet-modeli/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/osmanli-dunya-devlet-modeli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2017 19:18:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[(Osmanlı):Dünya Devlet Modeli]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Bıçak]]></category>
		<category><![CDATA[Kayı Boyu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Şeceresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14176</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti, dayandığı ilkeler ve gerçekleştirdiği hedefler açısından Oğuz Kağan Efsanesinde ortaya çıkan devlet tipine uygun özelliklere sahiptir. Sözkonusu özellikler çeşitli bağlamlarda ortaya çıkmaktadır. Osmanlı&#8217;nın dünya devleti olacağının göstergelerinden biri, Osmanlı tarihçilerinin üzerinde durduğu rüya motifidir. Derviş Ede Balı&#8217;nın tekkesinde misafir olan devletin kurucusu Osman Gazi, rüyasında, Derviş Ede Balı’nın koynundan çıkan ay kendi koynuna [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanli-dunya-devlet-modeli/">(Osmanlı) Dünya Devlet Modeli</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/osmanli-dunya-devlet-modeli/th-1/" rel="attachment wp-att-14180"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-14180" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/th-1.jpg" alt="" width="355" height="221" /></a></p>
<p>Osmanlı Devleti, dayandığı ilkeler ve gerçekleştirdiği hedefler açısından Oğuz Kağan Efsanesinde ortaya çıkan devlet tipine uygun özelliklere sahiptir. Sözkonusu özellikler çeşitli bağlamlarda ortaya çıkmaktadır. Osmanlı&#8217;nın dünya devleti olacağının göstergelerinden biri, Osmanlı tarihçilerinin üzerinde durduğu rüya motifidir. Derviş Ede Balı&#8217;nın tekkesinde misafir olan devletin kurucusu Osman Gazi, rüyasında, Derviş Ede Balı’nın koynundan çıkan ay kendi koynuna girmiş ve Osman’ın göbeğinden bir ağaç bitmiş, ağacın gölgesi bütün dünya­yı kaplamıştır. Ağacın gölgesinde dağlar, dağlardan çıkan ve çeşitli şekillerde kullanılan sular görmüştür. Derviş Ede Balı, rüyayı Osman Gazi ve neslinin hü­kümdar olacağı şeklinde yorumlamıştır (Aşıkpaşazade 1992, 16). Sözkonusu rü­ya geleceğe ilişkin bir veri olarak değerlendirilerek, Osmanlı Devleti’nin dünya devleti olmasının zeminini hazırlayan bir yorum olarak ortaya çıkmaktadır. Tan­rı’nın bir şahsa hükümdarlık ihsan etmesi ve bunu bir şaman ya da veli tarafın­dan ilgili kişiye bildirmesi, Orta Asya Türk geleneklerine geri gider (İnalcık 2005/2, 132). Ayrıca rüyada içerilen derviş, dergâh, ay, ağaç ve gölge sembolle­ri siyasî kültür açısından son derece önemli unsurlardır.</p>
<p>Tarihçi Oruç Bey’in anlattığı efsaneye göre, Ertuğrul Gazi rüyasında, Ay’ın Şeyh Ede Balı’nın koynundan çıkıp kendi koynuna girdiğini ve kendi göbeğinde âlemi kaplayan bir ağacın bittiğini, ağacın gölgesinde dağların kaldığını, dibin­den suların aktığını görmüştür. Bu düşü Şeyh Ede Balı, çocuklarının evleneceği­ni ve onlardan türeyen neslin büyük bir devlet kuracağı şeklinde yorumlamıştır {Oruç Bey Tarihi, 25). Benzer efsanelerin Ertuğrul ve Osman Beyler için anlatıl­dığı Osmanlı tarihçilerinin eserlerinde yer almaktadır. Ertuğrul Gazi’nin gördü­ğü kaynayıp çoğalan su, çocuklarının dünyaya hükmedeceklerinin işareti olarak görülmüştür. Hem Ertuğrul Gazi hem de Osman Bey için anlatılan Kur ’an karşı­sında ayakta sabahlamalarına karşılık gelen bir sesin, “kıyamet gününe kadar sü­recek bir ulu devletin ihsan eylenmesi”ni müjdelemesi. Şeyh Ede Balı’nın koy­nundan çıkıp da Osman Bey’in koynuna giren “ışıktan oluşan ağacın bütün dün­yayı tutması”, Mevlana’nın Osman Bey’i oğul olarak kabul etmesi, mademki “onun oğulları ve torunları benim neslime inanırlar ve bağlanırlar, devletleri daim olsun şeklinde dua etmesi, meşruluğun zeminini oluşturmaktadır. Ayrıca devletin ömrüne ilişkin dilekler de meşrulaştırma anlayışları için de sık sık dile getirilmişlerdir. Müneccimbaşı’nda geçen şu ifade, “kıyamet gününe kadar süre­cek ulu bir devlet ihsan eyledi” (Müneccimbaşı I, 44-48), devletin ebediliğini ifa­de eden “devlet-i ebed müddet” fikrini yansıtmıştır.</p>
<p>Anadolu ve Balkanların Türkleştirip, Müslümanlaştırılmasında ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda derviş ve dergâhların büyük payının olduğu (Barkan 1942, 284) düşünülürse, rüyada ortaya çıkan devletin temelinin dergâh olması ta­rihî bir olaya işaret eder. Dervişin nitelikleri olarak keramet, içtenlik, zenginlik, misafirperverlik ve huzur vurgulanmıştır. Ayrıca, dergâhın eğitim merkezi de ol­duğu düşünülürse, devlet zihniyetinin dayandığı temellerden bazıları ortaya çık­maktadır. Birey olarak dervişin niteliklerinin genel olarak devletin niteliklerine dönüşmesi beklenmektedir. Ağaç sembolünün anlam derinliği daha fazladır. İl­kin gölgesinin bütün dünyayı tutması dünya hakimiyetinin isteğinin farklı bir şe­kilde dile getirilmesidir. İslam öncesi Türk kültüründen gelen dünya ağacı (Ögel 1995, 480) fikrinin bir devamıdır. Dünya ağacı, yer ile göğü birleştiren üzerinde bütün canlıların yer aldığı efsanevî bir semboldür. Bu sembolde esas olan, Türklerin bakış açısıyla evrenin kuruluşudur. Rüyadaki ağaç sembolü de bunu çağrış­tırmaktadır. Ağacın gölgesinin bütün dünyayı tutması, dünyanın yeni oluşan dev­letin formları içinde biçimlendirileceğini ima etmektedir.</p>
<p>Şecere, ailenin soy kütüğünü önemsenen ilk ataya kadar götürerek, eskiliği­ni göstermek için yazılan soy ağacıdır. Bir ailenin eskiliği, güvenilirliğinin önemli kanıtlarından biri olarak kabul edilmiştir. Özellikle, devlet idaresini elin­de bulunduranlar için şecere çok daha önemli olmuştur. Çünkü, bir ailenin atala­rı toplumun geçmişinde idareyi ellerinde bulundurmuşlarsa, onların idareleri meşrudur. Osmanlı hanedanı da meşruluğunun tam olması için kendi şecereleri­ni Oğuz Kağan’a bağlamayı uygun bulmuşlardır.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin kurucu ve yöneticileri bir yandan amaçlar doğrultusun­da ilerlerken, diğer yandan, geleneksel anlayışıyla kurulan devletin manevî te­mellerini geliştirmişlerdir. Devletin olgunlaşma dönemlerinde ortaya çıkan bazı sorunlar nedeniyle, halk bilincinde yaşayan efsaneyle meşrulaştırma yazıya ge­çirilerek, Devlet’i anlatan tarihlerin başına yerleştirilmiştir. Böylelikle, Kayı Boyu’nun devlet kurma ve yönetme hakkı belgelenmiş ve bu hakkın meşru kaynak­lardan geldiği ve toplum tarafından da benimsendiği ortaya konmuştur. İlk Osmanlı tarihçilerinden itibaren, Osmanlı hanedanının Oğuz Kağan’a bağlandığı görülmektedir. Kayı&#8217;ların şeceresi, Ertuğrul ve babası Süleyman Şah üzerinden Oğuz Han’a, ondan da Nuh Peygamber’in oğullarına kadar vardırılmıştır* (Şükrullah 1939, 27, Müneccimbaşı I, 52-53; Hoca Saadettin Efendi 1974/1 27-28‘ Oruç Beğ Tarihi, 19-20; Aşıkpaşazade 1992, 12; Lütfi Paşa 2001, 153). Tarihçi Neşri Cihannuma adlı kitabında, Türklerin Orta Asya’daki devletlerinden başla­yarak Osmanlı Devletine kadar olan süreci anlatmış ve Osmanlı hanedanının bağlı olduğu Kayı Boyu’nun Oğuz Kağan’ın oğullarıyla ilişkilendirmiştir (Mehmed Neşri I 1987, 9-57). Dede Korkut kitabında Korkut Ata’nın bildirdiğine gö­re, “saltanat ve hanlık sonunda Oğuz Kağan’ın vasiyeti üzre, Kayı Han’ın oğul­larına geçecek ve ahir zamana kadar onlarda kalacaktır” (Dede Korkut 2000, 1; Müneccimbaşı I, 48) Bu fikir Yazıcızade Ali tarafından da dile getirilmiştir (akt, İnalcık 1959, 78).</p>
<p>Sözkonusu şecere, II. Murat döneminde ciddi bir şekilde ele alınmış ve Osmanlı Devleti geleneksel Türk devlet anlayışına bağlanmıştır. Aynı dönemde (II. Murat) paraların üstüne Kayı Boyu’nun damgasını bastırmıştır (İnalcık 1959, 78). Osman Bey’in hükümdarlığının kabul edildiği toplantıyı Müneccimbaşı şöyle anlatmaktadır: “Oğuz Han töresi üzre önünde diz çöktüler. Os­man Gazi de her birine birer kadeh kımız sundu. Aldılar, itaat edeceklerine söz vererek içtiler” (.Müneccimbaşı Tarihi 1, 70). Devletin kuruluşunun Oğuz töre- since gerçekleştirilmesi, Oğuz geleneğinin sürekliliğinin bir göstergesidir.</p>
<p>Osmanlıların Kayı Boyuna bağlı olduklarını gösteren şecerenin sonradan uydurulmuş olduğu ileri sürülmüş ve Köprülü bu iddiayı şöyle cevaplamıştır: Eğer Osmanlı padişahları, kendilerine devletin kuruluşundan bir asır sonra yalan­dan bir silsilename uydurmak isteselerdi, yalnız Anadolu değil bütün Yakınşark Türk ve İslam dünyasında “Sultanlar Sülalesi” olarak telakki edilen Selçuklu ha­nedanını yetiştirmiş olan Kınık Kabilesi’ne mensup olduklarını iddia etmezler mi idi? (Köprülü 1999, 81-82). Köprülü şecerenin uydurulmamış olduğunu çeşitli verilerle ortaya koymuştur. Ayrıca köken efsanelerinin toplumlar tarafından nasıl içselleştirildikleri ve toplumlar üzerindeki etkileri ile süreklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, bir uydurmadan söz etmek imkanı ortadan kalkar. Çünkü köken efsaneleri, dönemin toplumları için töre, kutsal kitap, konuşulan dil, inanç ilkeleri gibi toplumun bütün bireylerinin bilip anlattıkları bir değerler silsilesi ol­duğundan, unutulması sözkonusu değildir. Sözkonusu şecerenin 15. yüzyılda ya­zıya geçirilmesi, onun uydurulduğunu değil, yazılı belge haline getirilmesinin gerekli olduğunun göstergesidir. Bununla birlikte, Kayıların sözkonusu şecereyi uydurmuş oldukları kabul edilse bile, burada esas olan unsurun, Oğuz Kağan şe­ceresidir. Devleti yöneteceklerin Oğuz şeceresinde kendilerine yer bulmaları ge­rekliliğidir. Başka bir deyişle, devletin yapılanmasında Oğuz Kağan Efsanesi, te­mel ilkeleri belirleyen bir güç olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p>Köken efsaneleri, evren tasavvuru çerçevesinde, devletin ve devlet yöneticiIerinin, uygulanan siyasetin meşruluğunu göstermede önemli bir yer tutmuştur (İnalcık 1959, 77). Yönetimi meşrulaştırma ve devlet kurma ile rüya ve rüyada</p>
<p>görülen dev ağaç ya da ağaçlar, Gazneliler ve İlhanlılar gibi diğer Türk devletlerinde de görülür (Köprülü 1984, 7). Devletin ve hanedanın gelecekte büyük işler yapacağı rüyalar aracılığıyla haber verilmektedir (Roux 1994, 74). Evreni temsil eden sembollerin devletle ilişkilendirilmesi ve Oğuz Kağan Efsanesi&#8217;nin çıkış ka­bul eden bir anlayışın gerçekleştirmek istediği devlet modelinin, dünya devleti olacağı izlenimi vermesi, ilahi hakimiyet ile dünya hakimiyeti arasındaki bağın Oğuz Kağan&#8217;da olduğu gibi Şeyh Ede Bali yorumuyla Osman Bey’de de görül­mesi (Ocak 1998, 76), devlet düşüncesindeki sürekliliği göstermektedir. Kül Tıgin Yazıtı&#8217;ndaki, “üstte mavi gök altta da yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasın­da insanoğulları yaratılmış. İnsanoğullarının üzerine de atalarım Bumin Hakan ve İstemi Hakan (hükümdar olarak) tahta oturmuştur (Kültiğin Yazıtı; Dİ); ifade­sinde ortaya çıkan anlayışla tarihçi Müneccimbaşı Ahmet Dedenin kitabında ge­çen, “Allah bu devleti dünya durdukça payidar kılsın. Duamı kabul eyle ey her an kâinata tasarruf eden Allah’ım. Uğurlu gelsin de zaman onunla sona ersin, diye Osmanlı Devleti’ni kitabımın son kısmında zikrettim”, (Müneccimbaşı I, Giriş) ve Fatih için, “Allah onun şerefli zatını dünyanın sonuna kadar saltanatı ile devam ettirsin” (Tursun Bey Tarihi, 19-20), anlayışları birlikte düşünüldüğünde, genel olarak Türk devlet anlayışında saklı olan ve Osmanlılarda sık sık ifade edilen, devlet-i ebed müddet fikrinin kaynağı ve uygulaması su yüzüne çıkmış olur. İslam inancına göre dünya ve insanlığın sonlu olduğu kabulüne rağmen, devletin ebed müddet olması, devlete verilen değerin göstergesidir. Görülen o ki, Dünya Devle­ti fikri, Türk kültürünün tarihi sürecinde, başından sonuna kadar, hep varolmuştur. Adı geçen kültürde ortaya çıkan dünya devleti düşüncesinde, devlet Türklerin ya­radılışıyla başlamakta ve dünyanın sonuyla bitirmektedirler.</p>
<p>Göktürklerde olsun, İslâmî dönemde olsun yönetme hakkının ata aracılığıy­la geldiği, vurgulanmıştır. Bir bakıma hükümdarın kendisi değil, babası siyasî düzenin kilit noktasıdır. Şöyle ki, Göktürklerde, Bumin ile İstemi kağanların in­sanları idare etmek için gönderildiğinin (Kül Tıgin Yazıtı; D 1) vurgulanması ile bir Dünya Devleti olan Osmanlı hükümdarlarının halifelik ve Tanrı ’nın yeryü­zündeki  gölgesi (Tursun Bey, 21, 24) unvanlarını taşımaları arasında özden bir fark yoktur. Bin yıllık zaman ve on binlerce kilometre uzaktaki mekân farkıyla hem Göktürklerde hem de Osmanlılarda yönetim, dünya düzeninden sorumlu ol­ma anlamına gelmiştir. Dünya düzeninden sorumlu olmak bilinci, yeri geldiğin­de ya açıkça ifade edilmiş ya da uygulanarak gösterilmiştir.</p>
<p>Köken sorununun evren tasavvuruyla bağlantılı olduğu (Eliade 1993, 27) fikri, Türk devlet anlayışının, Türk evren tasavvuru üzerine oturduğu düşüncesi­ni desteklemektedir. Türklerin Tanrı ve evren anlayışları çerçevesinde hükümda­rın nitelikleri ve görevleri tanımlandığından, hükümdarlar sürekli olarak Dünya Devleti kurma yolları aramışlardır. Oğuz Kağan Efsanesi bu amaçla kullanılmıştır. Efsane ve uygulamalarla devletin teorik çerçevesi oluşturulmuş ve bu bağ­lamda kimlerin hangi ilkelere bağlı olarak iş başına geçecekleri, ne türden so­rumluluklar yüklenecekleri tasvir edilmiştir. Şecere oluşturma ve şecerenin Oğuz Han’a bağlanması, kültürde yaşayan tarih bilincinin bir şekilde ortaya çıkması­dır. Bilinç, geçmişle gelecek arasında köprü olarak tanımlandığında (Bıçak 1996, 48-49), siyasî bilinç, geleceği kurmak için geçmişte çizilen yolların ve hazırla­nan malzemelerin kullanılmasını gerektirmektedir. Osmanlı Devleti&#8217;nin kurulu­şunda ve sonrasında bu siyasî bilinç kendini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Devlet, tarih bilincine dayanan siyasî bilinç çerçevesinde kurulmuş, hem kültü­rün tarihinden gelen görevleri, hem topluma karşı sorumlulukları, hem zamanın koşullarına göre nasıl yapılanması gerektiği, hem de amaçlarının ne olduğu an­laşılır bir şekilde sergilenmiştir.</p>
<p>Ayhan Bıçak-Türk Düşüncesi 1,syf:297-301</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanli-dunya-devlet-modeli/">(Osmanlı) Dünya Devlet Modeli</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/osmanli-dunya-devlet-modeli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
