<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kabir Ziyareti | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/kabir-ziyareti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Jun 2017 14:45:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Kabir Ziyareti | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İstiğfar, Dua ve Sadakalarımız Ölülerimize Ulaşır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/istigfar-dua-ve-sadakalarimiz-olulerimize-ulasir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/istigfar-dua-ve-sadakalarimiz-olulerimize-ulasir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2015 14:08:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kabir/Ahiret/Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[İstiğfar Dua ve Sadakalarımız Ölülerimize Ulaşır]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Ziyareti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9444</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Malum olduğu üzere ölüm, yok olmak değildir; yeni bir varlığın, hayatın kapısının açılmasıdır. Nasıl ki dünyada varlıklı .bir kimse, muhtaç olanı faydalandırırsa, ölü kimseyi de faydalandırmak mümkündür. Bunu inkar eden Ehli Sünnetten değildir. Ehli Sünnet vel Cemaatin ittifakıyla, ölüler iki sûretle dirilerden fay­dalanırlar: Birincisi, kendi bıraktığı eserden faydalanır; salih evlad, ilim ve vakıf­lar gibi.. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/istigfar-dua-ve-sadakalarimiz-olulerimize-ulasir/">İstiğfar, Dua ve Sadakalarımız Ölülerimize Ulaşır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/indir-21.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9446" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/indir-21.jpg" alt="İstiğfar, Dua ve Sadakalarımız Ölülerimize Ulaşır" width="362" height="271" /></a></p>
<p>Malum olduğu üzere ölüm, yok olmak değildir; yeni bir varlığın, hayatın kapısının açılmasıdır. Nasıl ki dünyada varlıklı .bir kimse, muhtaç olanı faydalandırırsa, ölü kimseyi de faydalandırmak mümkündür. Bunu inkar eden Ehli Sünnetten değildir.</p>
<p>Ehli Sünnet vel Cemaatin ittifakıyla, ölüler iki sûretle dirilerden fay­dalanırlar:</p>
<p>Birincisi, kendi bıraktığı eserden faydalanır; salih evlad, ilim ve vakıf­lar gibi.. Evladının ameline ortak olduğu gibi, kurmuş olduğu vakıfta iba­det edenlerin ve geride bırakmış olduğu kitabları okuyanların, amel edenlerin sevabına ortak olur. Bunda bütün ümmet ittifak etmiştir.</p>
<p>İkincisi, müslümanların dualarından, istiğfarlarından, vermiş olduk­ları sadakalardan faydalanırlar. Bu dahi ittifâkîdir. Ancak hac hususunda ulemâ ihtilaf etmişlerdir, imam Muhammed&#8217;e göre, ölüden bedel yapılan hac için harcanan nafakanın sevabı ölüye; haccın sevabıysa haccedenedir. Hanefî ulemâsının kısm-i a&#8217;zamîsi dediler ki: Ölü nafakanın seva­bını aldığı gibi, haccın sevabını da alır. Sahih kavil de budur. İşte bunun için İbrahim Hakkı şöyle dedi:</p>
<p>Sadaka ve dualarımızdan ölülerimiz nimet bulurlar.</p>
<p>Bazı yerlerin, şahısların, zamanların üstünlüğü, hak ve gerçektir.</p>
<p>Şâir ibadetler hususunda, yine ulemâ ihtilaf etmişlerdir. Selefin oumhûruna, imam Ahmed&#8217;e ve İmam Ebû Hanîfe&#8217;nin mezhebine göre, zikir, Kur&#8217;ân&#8217;ı okumak, namaz, oruç gibi bedenî ibadetlerin sevabını ölü­ye vermek caizdir, imam Şâfiî ve İmam Mâlik&#8217;in meşhur kavline göre, bedenî ibadetin sevabı ölüye ulaşmaz.</p>
<p>Bid&#8217;atçiler ve ehli kelamdan bir kısım,“Ve insanın kendi çalışmasından başka bir şeysi yoktur’&#8217; mealin­deki En-Necm sûresinin 39&#8217;uncu ayetiyle istidlal ederek, ölülerin diri­lerden asla faydalanmayacaklarını söylemişlerdir. Bunların mezhebi bâ­tıldır. Çünkü ayet-i kerîme, kişinin başkasının ameliyle faydalanmasını nefyetmemiştir. Ancak kişinin kazanmış olduğunun kendisine mülk olduğunu ifade etmiştir. Bu takdirde “İnsan kazanmış olduğu şeyden baş­kasına mâlik değildir.&#8221; demektir.</p>
<p>Kişinin kazancı kendisine mülk oldu­ğu takdirde, dilerse başkasına verir, dilerse nefsine biriktirir. Eğer bu bid&#8217;atçilerin dedikleri gibi olsaydı, “insan kazandığı şeyden başkasıyla faydalanmaz” denilecekti. Binaenaleyh bir kimse Kur&#8217;an okur, sevabını ücretsiz olarak başkasına verirse, o sevab, ona ulaşır. Ancak Hanefî ule­mâsı dediler ki; Bir kimse, ben öldükten sonra şu kadar parayla bana kabrimin üzerinde Kur&#8217;an okutun diye vasiyet ederse, vasiyeti bâtıldır.</p>
<p>Hafız Zebîdî diyor ki: «Şu anda Hanefîlerin ameli bunun hilâfınadır. Binaenaleyh Kur&#8217;ân&#8217;ın öğrenilmesi ve öğretilmesi maksadıyla bir kimse böyle bir vasiyette bulunursa, malının sadakasından faydalanır. Sonra Ebû Hanîfe, Mâlik ve imam Ahmed&#8217;e göre, kabirlerde Kur&#8217;ân&#8217;ı okumak mekruhtur. Çünkü bununla sünnet vârid olmamıştır. İmam Muhammed&#8217;e ve imam Ahmed&#8217;in diğer rivayetine göreyse mekruh değildir. Nitekim İbnu Ömer radıyallâhu anh, defnedilmesi anında Fâtihalar ve El-Bakara sûresinin son ayetlerinin okunmasını vasiyet etmiştir.»</p>
<p>İbnu Âbidîn Redd-ul-Muhtarda diyor ki: «Tebyîn-ul-Mehârim&#8217;de şöy­le denilmiştir: “Bir kimse velîsine devri vasiyet ederse dahi, velîsinin o vasiyeti yerine getirmesi vacib olmaz. Çünkü bu teberru* ile vasiyettir. Ölüye vacib olan, malının üçte biri kadar vasiyet etmesidir. Malının üçte birinden azını vasiyet edip de, malını mirasçılarına bırakırsa yahud baş­kaya hayr verirse, vacibi terketmekle günahkâr olur.” Binaenaleyh bizim zamanımızda, biri ölür, zimmetinde birçok namazlar olur, zekat olur, kur­banlar olur, yeminler olur; bunların devri için az bir paraya vasiyet eder. Vasiyetinin kısm-i a&#8217;zamîsini hatim indirmelerine, tehlil okumalarına tah­sis eder.</p>
<p>Ulemâmız, bu gibi vasiyetlerin bâtıl olmasını tasrih ettiler; dedi­ler ki: Dünya menfeati mukabilinde Kur&#8217;an okumak caiz değildir. Kur&#8217;ân&#8217;ı okumak mukabilinde para veren ve alan, İkisi de günahkârdır. Çünkü bu, Kur&#8217;ân&#8217;ı okumak üzere ücret almaktır. Bu gibi ücret caiz değildir. Mezhebimizin meşhur kitablarında da bu izah edilmiştir. Ancak müteahhirîn ulemâ, Kur&#8217;ân&#8217;ın zayi olmasından endişe ettikleri için zarûreti illet ederek, Kur&#8217;ân&#8217;ın öğretilmesi üzerine ücretin alınmasına cevaz verdiler; okunması üzerine cevaz vermediler. Çünkü Kur&#8217;ân&#8217;ı tilâvet etmek üzere verilen ücret sahih değildir. Bunu Şifâu-I-Alîl adlı risâlemde uzun uzadı yazmışım.»</p>
<p>ibnu Âbidîn Şifâu-l-Alîl ve Bell-ul-Ğalîl adlı risâlesinde, hatim ve tehlillerin mukabilinde ücretin alınmasının caiz olmadığını uzun uzadı izah etmek esnasında diyor ki: «Cevhere&#8217;nin müellifi ve onunla mağrur olan Bahr sahibi ve onunla beraber Şeyh Alâaddîn&#8217;in, kıraât üzere ücret almanın sahih olduğunu söylemeleri sahih değildir. Çünkü bu söz, mez­hebimizin tüm kitablarına muhaliftir.»</p>
<p>imam Aynî el-Benâye adlı eserinde diyor ki: «Enbiyânın makberine yemek götürmek, çıra yakmak, Kur&#8217;ân&#8217;ın okunması yani tilâveti ve Kur&#8217;an hatmini çıkarmak yahud En&#8217;am sûresini okumak yahud bin Ihlâs-ı şerîfe okumak için sofra hazırlamak, çocukları ve salih insanları oraya davet etmek mekruhtur.» Bu ücretsiz olmak şartıyladır.</p>
<p>Kabir ziyareti: İmam Nevevi el-Mecmû* adlı eserinde, kabirlerin zi­yaretinin meşrû ve nehiy hakkındaki hadislerin mensuh olduğunu kay­dederek diyor ki: «Erkeklere kabirleri ziyaret etmek müstehabdır. Ule­mâmızın sözü de budur. Bu hususta icmâ&#8217; da vardır Ashabımız rahimehumullah dediler ki: Dünyada iken ziyaretçi ziyaret edilene yakınlık gösterdiği gibi, vefatında da yakınlık gösterir. Hani bazı insan birisini ayakta ziyaret eder; birisinin yanında da oturur; birisine de sadece uğ­rar.</p>
<p>Tabiî ki ölüler hakkında da ziyaret aynen böyledir Kadınlarınsa  mezarları ziyaret etmeleri tenzîhen mekruhtun cumhur da böyle hük­metmiştir. Fakat Ravyânî, fitneden emin olunduğu zamanda mekruh ol­madığını tasrih etmiştir. EI-Müstezhenin sahibi diyor ki: “Benim nezdimde, eğer kadınlarda mahzuniyeti yenilemek, ölünün iyiliklerini say­mak, sesli ağlamak gibi şeyler olursa, ki kadınların ekseriyet âdeti böy­ledir, haramdır.  “Allah Teâlâ kabirleri ziyaret eden kadınları lanetlemiştir.” mealindeki hadis de buna hamledilir. Eğer kadınlar ölünün iyiliklerini saymazlar ve sesli ağlamazlarsa, ibret almak için ziyaret ederlerse, tenzîhen mekruhtur, iştihâsı kesilmiş çok ihtiyar kadınlara kerahat yoktur. Nitekim mescidlerdeki cemaatlerde de hüküm böyledir.” Tabiî ki onun bu sözü güzeldir. Bununla beraber çok ihtiyar kadınların dahi kabir ziyaretlerini terk etmeleri güzeldir.</p>
<p>“Sizi kabirleri ziyaret etmekten nehyetmiştim; ziyaret ediniz.&#8221; mealindeki hadîs-i şerifte, kadınlar da erkek­lerin hükmüne dahil midir değil midir diye ulemâ ihtilaf etmiştir. Ashabı­mızın muhtar kavline göre, dahil değillerdir. Kadınların kabirleri ziyaret etmelerinin haram olmadığına delil, Enes radıyallâhu anh&#8217;tan gelen rivayette Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in, bir kabrin yanında ağlayan bir kadına uğrarken buyurduğu“Allah’tan kork ve sabret.” mealindeki hadistir. Yani Peygamber o kadını ziya­retten men etmedi. Aynı zamanda Ayşe radıyallâhu anhâ: “Kabir­leri ziyaret ettiğim zamanda nasıl söyleyeyim?” diye sorduğunda, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in buyurduğu:</p>
<p>“De ki: Selam mû&#8217;min ve müslümanlardan bu diyarda yatanlara.. Allah bizim geçmişlerimize de geleceklerimize de rahmet etsin.</p>
<p>Bizler de inşâallah sizlere katılacağız.” mealindeki hadistir.»</p>
<p>ibnu Âbidîn de, tesettür şartıyla, ağlamaksızın, kadınların kabirleri ziyaret etmesi hakkında da ruhsatın cârî olduğunu söylemiştir. “Eğer ka­dınlar ibret almak için, ölülere rahmet istemek için yahud da salihlerin kabirlerini ziyaretle bereketlenmek için ziyaret ederlerse beis yoktur. Genç oldukları takdirde cemaate gitmeleri gibi mekruhtur” diye Hayreddin Remil de tasrih etmiştir. Hâsıb kadınların kabirleri ziyaret etmeleri için beş şart vardır Tesettür, sesli ağlamamak, erkeklerin ihtilâfından korunmak, ibret almak, salihlerin ruhundan bereketlenmek yahud mah­remlerini selamlamaktır.</p>
<p><strong>Kabrin ziyaretinde sekiz âdab vardır:</strong></p>
<p><strong>1-</strong>Yukardaki vârid olan selamdır. Şer&#8217;an vârid olan duaian oku­maktır.</p>
<p><strong>2-</strong>Diri bir kimsenin mukabilinde durulduğu gibi, kabrin karşısında durmaktır. Saygı duruşu haram veyahud küfürdür.</p>
<p><strong>3-</strong>Yakını ise, başına yakın, uzağı ise ayak tarafında durmaktır. Essah kavle göre, ayak tarafında durmak daha güzeldir.</p>
<p><strong>4-</strong>Fatihayı, El-Bakara sûresinin ilk ve son ayetlerini okumaktır.</p>
<p><strong>5-</strong>Oturmak istediğinde dirinin hayattaki hali gibi oturmaktır. Mesela diri bir âlimin yahud kutbun meclisinde nasıl oturuyorsa, vefatında da aynı şekilde, yakınında veya uzağında oturur.</p>
<p><strong>6-</strong>Yâsîn sûresini, ihlâs-ı şerîfeleri okuyup, sevabını o mevtalara ba­ğışlamaktır. Hatta denilmiştir ki, onbir İhlâs-ı şerife okuyup sevabını ölü­lere veren kimse, o mezarda yatanların adedi kadar sevab alır. Fıkıh kitablarında tasrih olduğu üzere, insan her amelinin sevabını gayrına verebilir.</p>
<p><strong>7-</strong>Ehil ise, şeyhinin rabıtasını yapar. Daha ehil ise, rabıtayla o zat ile irtibat kurar.</p>
<p><strong>8-</strong>Ölünün hoşlanacağı şekilde ziyaret etmektir. Bu hususta İbnu Âbidîn uzun uzadı bahis açmıştır. Oraya mürâcaat olunsun.</p>
<p>Hazreti Dıyâeddîn kuddise sırruh, Ahlat’taki Şeyh Abdurrahman Gazi&#8217;yi ziyaret etmek esnasında, tevâzu gösterdiği halde kubbenin içine girdikten sonra, benzi sararmış olduğu halde çıkmış; atına binmiş; biraz uzaklaştıktan sonra, atını koşturarak gazaya gider gibi kabre varınca, çalımlı olarak kubbenin içine girmiş; bir saat sonra çıktığında şöyle de­miştir: Önceki ziyaretimi kabul etmedi. Gaziler vefatlarından sonra da gaza ettikleri gibidirler. O sûretle yanına vardım; Elhamdülillah bizi kabul etti.</p>
<p>Eğer nasib olursa, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve aellem&#8217;in zi­yaretinin usûlü de şöyledir: Mescid-i saadete varmadan önce gusle­dersin. Sahih bir tevbeyle Bâb-us-Selam kapısına varırsın. Kemât-i hu­zur, kemâl-i edeb, kemâl-i tevazu ile &#8220;Essalâtu vesselâmu aleyke ya Rasûlallah&#8221; dersin, ziyarete kabulünü istirham edersin. Sonra hüsnü zanna mebnî, kabul ettiğini itikad edersin. Her mescide girer gibi sağ ayağınla girer: “Allâhumme-ftah lî ebvâbe rahmetîke”dersin; iki rek&#8217;at tahiyyat-ul-mescid kılarsın. Tekrar kabulünü istirham edersin. Sağa sola bakmaksızın, gelen gidenleri görmeksizin pence­resine varırsın; onbir salavât-ı şerife okursun; emanet edilmiş selamları bildirirsin.</p>
<p>Sonra Hazreti Ebû Bekr Sıddîk’ın, sonra Hazreti Ömer&#8217;in pen­cerelerinde onları selamlarsın. Tekrar geriye gelip Peygamber sal­lallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in karşısında, sol omzun kıblede olduğu halde elini kaldırarak veya bağlayarak, anana babana, tüm ümmete dua eder şefaat dilersin.</p>
<p>İsmail Çetin,Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/istigfar-dua-ve-sadakalarimiz-olulerimize-ulasir/">İstiğfar, Dua ve Sadakalarımız Ölülerimize Ulaşır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/istigfar-dua-ve-sadakalarimiz-olulerimize-ulasir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kabir Ziyareti</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kabir-ziyareti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kabir-ziyareti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2015 21:50:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kabir/Ahiret/Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[Tevessül/İstimdad]]></category>
		<category><![CDATA[İmam el-Gazzâlî]]></category>
		<category><![CDATA[İstimdad]]></category>
		<category><![CDATA[Şefaat]]></category>
		<category><![CDATA[Himmet]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Ziyareti]]></category>
		<category><![CDATA[Türbe Ziyareti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6380</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamberlerin ve büyük imâmların (hepsine salâtü selâm) meşhetlerini kabirlerini ziyarete gelince : Bundan maksat: Onları ziyâret etmek, hacetlerin bitirilmesi, günâhların afvedilmesi hususunda peygamberlerin ve imamların ruhlarından  imdat dilemektir. Bu imdâd da şefaattan ibarettir. Bu da iki yönden hâsıl olur bir taraftan istimdât (yardım dilemek) diğer taraftan da imdâttır. Yâni birinin şefaat istemesi, ötekinin de şefaat [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kabir-ziyareti/">Kabir Ziyareti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/anne-ve-babanin-kabirlerini-ziyaret-etmek.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-6381" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/anne-ve-babanin-kabirlerini-ziyaret-etmek.jpg" alt="Kabir Ziyareti" width="323" height="204" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/anne-ve-babanin-kabirlerini-ziyaret-etmek.jpg 500w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/anne-ve-babanin-kabirlerini-ziyaret-etmek-300x189.jpg 300w" sizes="(max-width: 323px) 100vw, 323px" /></a></p>
<p><strong>Peygamberlerin ve büyük imâmların (hepsine salâtü selâm) meşhetlerini kabirlerini ziyarete gelince :</strong></p>
<p><strong>Bundan maksat:</strong> Onları ziyâret etmek, hacetlerin bitirilmesi, günâhların afvedilmesi hususunda peygamberlerin ve imamların ruhlarından  imdat dilemektir. Bu imdâd da şefaattan ibarettir. Bu da iki yönden hâsıl olur bir taraftan istimdât (yardım dilemek) diğer taraftan da imdâttır. Yâni birinin şefaat istemesi, ötekinin de şefaat etmesidir. Meşhedleri (türbeleri) ziyaret işinde bu iki rükünün de muazzam tesiri vardır. İstimdat (şefâat istemek) şekline gelince; bu Hacet sahibinin himmeti, şefaati istenen zâtın ve ziyâret edilenin zikrini, ismini hatıra (kalbe) sardırabilmesi iledir. O derece ki himmetinin, kasdının, muradının hepsi orada. gönülde bir noktada, sarılmış o hâtıranın içine daldırılmış olacak, onu bütün varlığı ile anacak, kalbine ve rûhuna dolduracaktır, işte bu hal, o şefâatçı ve ziyaret edilen zâtın ruhunu tenbih etmiye, uyarmıya sebeptir. Tâki o temiz rûh bu sebeple kendisinden istenen şey ile ona imdât edebilsin.</p>
<p>Her kim bu dünyâda himmetini, niyet ve maksadını, irâdesini tam mânâsıyla dünyâ yüzündeki bir insan üzerine çevirir, yöneltir ise hiç şüphesiz o insan kendine yönelmiş olan kişinin yönelişini hisseder. Bunu ona haber verir. Her kim de bu âlemde hayatta olmazsa onu tenbih etmek (uyarmak) daha kolaydır. Çünki uyarılmıya hazır durumdadır. Çünki bu âlemin hallerinin dışında olan bir kimsenin o âlemin hallerinden bazısına muttali olması, bakması, görmesi, bilgi edinmesi mümkündür. Nitekim rüyâda, uğradığına muttali olunabilir. Çünki uyku ölümün kardeşi ve bir dalıdır. Evet, uyanık halimizde bilemediğimiz bazı halleri uyku sebebi ile bilmeye kâbiliyetli oluruz. İşte bunun gibi hakîki ölüm ile ölmüş ve âhiret diyarına ulaşmış olan bir kimsenin de bu dünyâdaki hallere muttali olması daha uygun ve daha münâsiptir. Ama bu âlemin bütün halleri her vakitte onların bilgi ipliklerine dizilmiş değildir. Nitekim geçmiş zamanın halleri, olayları uykumuzda yani rüyâdaki bilgilerimizde mevcut değildir. Bilgi birlikleri için belirlilikler ve özellikler vardır.</p>
<p><strong>Bunlardan birisi:</strong> hacet sahibinin himmeti, kasdıdır ki bu himmet ve kasd, o azız ruhun sahibinin hacet sahibini tamamiyle sarması, istila etmesidir. Nitekim bir dirinin, hayâtında suretini, şeklini müşahede etmek, onun ismini anmağa ve kendisini gönülde hatırlamağa tesir ettiği gibi bir ölüyü kalıbının, bedeninin perdesi olan türbesini müşahede etmek de öylece tesir eder. Çünki o ölünün eseri; kalıbı kaybolduğunda rûhtadır. Halbuki onun türbesi; onun hayatındaki huzuru, kalıbını ve barınağını müşahede etmekteki eseri gibi değildir. Onun bizzat meclisinde ve huzurunda bulunmak gibi değildir.</p>
<p>Her kim ölünün meşhedinin müşâhedesinde kendisini hazırladığı gibi onun meşhedinin gıyâbında da onun ruhunda hazır olabileceğini zannederse onun bu zannı hatadır. Zîra müşahede de (gözle görmekte) zahir ve âşikârlık bakımından apaçık bir eser vardır ki bunun gibisi gıyâpta yoktur. Her kim gıyâpta bir ölüye yardım etmek isterse bu yardım öyle ölçüsüz, tartısız olmaz ve o yardım da boş ve faydasız kalmaz.</p>
<p><strong>Nitekim Peygamberimiz (S.A.S.) :</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>«Her kim benim üzerime bir salâvat getirirse ben ona on defa salât ederim» demiştir.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diğer bir hadîsinde de :</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>«Müezzine kim cevap verirse onun tekbir ve şehadetlerini tekrar eder, namaz ve felâha da’vetine uygun kelâmı söylerse şefaatimi hak eder» dedi.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir de :</strong></p>
<blockquote><p>«Kabrimi ziyaret eden şefaatime nail olur» buyurdu.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hasların en hası olan beden ile yakınlık da, şefâatın yapılmasına tam bir vesiledir.</p>
<p>Kendinden bir parça olan çocuğu ile -isterse bu çocuk kendisinden sonra doğmuş veya torunlarından biri olsun- onun vesilesi ile, yaklaşmak; yahut türbesine, kabrine, mescidine, beldesine, asasına, kamçısına, nalınına, kapısı söğesine eşiğine, halkasına yaklaşmak; âdetine, sıfat ve ahlâkına yakın olmak; ona âit ve ona münâsip olan bir şey ile yaklaşmak bunların hepsi ve her biri; ona yaklaştıran, ona yakınlığı gerektiren ve şefâatına erdiren bir yaklaşma sebebidir. Çünkİ peygamberler yanında, dünyâ yurdunda olmaları ile âhiret diyârında olmalarında fark olmadığı gibi bilgi yolunda da bir ayrılık yoktur. Peygamberlerin hayatı ile mematları bilgi edinme bakımından farketmez. Çünki dünyada bilgi âleti, dış duygularımız, beş duyu organlarımızdır. Ukbâda ise yalnız gaybı, yanında ve önünde olmuyanı bilmiye yarayan bir âlettir. Ama bu  ya bir misâl kisvesindedir veya açık hale gelmek yolu iledir.</p>
<p><strong>Yaklaşma, yakınlık ve şefaatin diğer hallerine gelince:</strong>Bunlar bozulmaz, hallerinden dönmez. Bu bapta en büyük esas: imdât edenin imdât etmek yönünden istenilen imdâdı yapması, vesile ve şefâat sahibinin bu medet ve şefâaatı bilmese de imdât ve ihtimâm etmesidir.</p>
<p>Çünki Allah&#8217;ın Rasûlünün (s.a.s.) bir kılı veya bazu-bendi, yahut kamçısı, âsi ve günahkâr bir kimsenin kabri üzerine konur ise o günahkâr, hâcet vakti için saklanmış olan manevî değeri yüksek, şerefli şey bereketiyle, azâptan kurtulur.</p>
<p>Şâyet bunlar bir insanın evinde, yahut bir beldede olsa bunların bereketi ile o eve ve ev halkına veya o beldeye ve sâkinlerine belâ ve musibet dokunmaz. Ev sahibi ve belde sâkini bunu evinde veya beldesinde o mübarek şeyin bulunduğunu bilmeseler de&#8230; O şeyin tesiri olur. Çünki bu Peygamber (S.A.S.) in bir ihtimâmı. önem vermiş olduğu şey yani onun himmetinin eseridir. Bu da ukbâda ona mensup olanlara sarf edilmiştir. Kötü ve kerih şeyleri, hastalıkları, ukûbet ve cezâları defetmek, Allah tarafından meleklere ısmarlanmış, havâle edilmiştir. Her melek de Peygamberin (S.A.S.) hârîs olduğu, şiddetle arzu ettiği şeyleri kendinden başka onun buna himmeti sebebi ile hali hayatında olduğu gibi yapmıya is’af etmiye, Peygamberin arzusunu yerine getirmiye hevesli ve hırslıdırlar. Çünki meleklerin, onun mukaddes ruhuna, vefatından sonra, yakın olmaları, ona hayatındaki yakınlıklarından ziyâdedir.</p>
<p><strong>Hikâye olundu ki:</strong></p>
<blockquote><p>Hacer-i Esved’i yerinden söküp memleketlerine götürmek ve bu suretle Mekke&#8217;yi kendilerine çevirmek istiyen Karmatiler Mekke&#8217;yi işgal ettikleri zaman: Karmati Ebu Tahir bir adamı omuzuna aldı altın oluğu yerinden söktürmek için kaldırdı. Adamı Kâbe&#8217;nin oluğuna eriştirdi oluğu çekmiye başlayınca adam Ebû Tahir&#8217;in üzerinde can verdi ve ölü olarak yere düştü.</p></blockquote>
<p><strong>Diğer bir hikâye de şöyledir:</strong></p>
<blockquote><p>Mısırlılardan bir cemâat Peygamber in (S.A.S.) ravzası yanında bir yeri delmişler. Maksatları Allah&#8217;ın Râsulünün vücûdunu çıkarıp Mısır&#8217;a nakletmekmiş. Bu iş gece yarısı olmuş. Bu sırada Medineliler havadan bir ses işitmiş: «Ey müslümanlar topluluğu! Peygamberinizi koruyunuz! Peygamberinizi muhâfaza ediniz!» diyormuş. Bu sesi işiten herkes kandili, hayır kandilleri, mumları, meşâleleri yakmışlar, Ravza-ı Mutahhara&#8217;nın yanına vardıklarında ravzayı çeviren duvardaki o deliği görmüşler ve etrafında da Mısırlıları ölü bulmuşlar.</p></blockquote>
<p><strong>Naklolundu ki:</strong></p>
<blockquote><p>Nebiyy-i Ekrem Sallallahü aleyhi ve sellem) bir adamın kabrine yaş bir dal dikti ve: «Bu dal yaş kaldığı müddetçe Allahü Teâlâ kabir sahibinden azabı kaldıracaktır.» dedi.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellemin) iki elinin bereketlerindendir.</p>
<p>Her hangi bir sultana itâat eden ve ona tazimde bulunan bir kişi, sultanın payitahtı olan beldesine girse orada o sultanın ok torbasından bir ok veya ona âit bir yay veya bir kamçı görünce muhakkak ki o şeye o beldeye saygı gösterir. Melekler de -cümlesine selâm olsun- Peygambere böylece tazim, yani peygambere âit, mânevi değeri yüksek bir şeyi, bir evde yahut bir beldede veya bir kabirde gördüklerinde onun sahibine saygı gösterirler ve o kabir sahibinin üzerinden azâbı hafifletirler. Bu sebepledir ki ölülerin kabirlerine Kur ân-ı Kerim koymak ile ve kabirleri başında Kur&#8217;ân okumak ile ve üzerine Kur an âyetleri yazılan kâğıdı ölünün eline veya göğsüne koymakla ölü faydalanır.</p>
<p>İşte bunlar, her işitileni ve meşru olanı akla uygun bir prensibe göre tesviye etmek isteyen kimsenin hal ve durumuna uyabilen çeşitli vesilelerdir.</p>
<p><strong>Bundaki asıl ve esas şudur:</strong> akılların tasavvur edecekleri ve edebilecekleri şeylerin ilerisinde o kadar önemli işler vardır ki bunları dîn ve şeriat getirmiştir. Bunların hakikatlerini Allah Teâlâ Hazretleri ve bir de Allah Teâlâ ile kulları arasında vâsıta olan Peygamberler -hepsine selâm- bilirler.</p>
<p>Eğer bütün mütehassıslar bir araya gelseler,gebe kadınların doğum yapacakları sırada doğumu kolaylaştırmak için sayıların münâsebetleri üzerine tertiplenmiş iki tuğla veya kâğıt üzerine yazılmış olan ve vefki müselles (üçlü vefk) denilen dokuz hâneli ve her hanesine birden dokuza kadar rakam yazılmış ve her yöndeki toplamı tam 15&#8217;er olan ve kadının ayakları altına konulan bir şeklin, çocuğun kolayca doğmasına yaptığı tesirin ve sayı münâsebetlerindeki hassanın mâhiyeti üzerinde düşünseler bu hassayı bilemezler.</p>
<p>O halde insan, şer’in (dînîn) emirlere, yasaklara; haberlere, vaad ve tehditlere ait hakikatleri; ve başkası için getirmiş olduğu şeylerin iç yüzünü aklı ile bilmesini nasıl arzu edebilir? Akıl zayıftır. Onun bu acâip hallere, şeylere ve hassalara nüfuz edebilecek yetki ve tasarrufu kısadır.</p>
<p>Ey kardeşim; Allah yaşayışını güzel ve temiz kılsın. İşte senin için mümkün olan bilinmesine işaret edileceklerin bazısını, fetânetimin ve aklımın yettiği kadarına uyabileni, sana ifâde ettim, yazdım.</p>
<p>Sana ve seninle beraber olana dinin doğruladığı bu i şeylere üzerinde durmaksızın îmân etmenizi tavsiye eder  ve bunların üzerinde durulup kalmasından Allah&#8217;a sığınırım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Gazali,İki Madnun</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kabir-ziyareti/">Kabir Ziyareti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kabir-ziyareti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resûl-i Ekrem&#8217;in Kabrini Ziyâret</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/resul-i-ekremin-kabrini-ziyaret/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/resul-i-ekremin-kabrini-ziyaret/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2015 20:57:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şefaat]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir/Ahiret/Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[Kadı İyaz - Şifa-i Şerif]]></category>
		<category><![CDATA[İmâm Mâlik'in "Ziyâret" Konusundaki Hassâsiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Cennetliklerin Allah Teâlâ'yı Ziyâreti]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Ziyâret Sırasında Neleri Hatırlamalıdır?]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Ziyaret Konusunda Bir Tavsiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Ziyareti]]></category>
		<category><![CDATA[Kabr-i Saâdet'i Ziyâret Sünnettir]]></category>
		<category><![CDATA[Kabrimi Ziyâret Edene Şefaat Ederim]]></category>
		<category><![CDATA[Kadı İyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygambere Selâm Vermek]]></category>
		<category><![CDATA[Resûl-i Ekrem'in Kabrini Ziyâret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3452</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu bahiste; Resûlullah aleyhisselâmın kabrini ziyâret etmenin hükmü, Allah’ın Elçisi’ni ziyâret edenin ve ona selâm verenin kazanacağı sevâp ve ziyâretçinin Peygamber-i Zişân’a nasıl selâm verip duâ edeceği konusu ele alınacaktır. Kabr-i Saâdet&#8217;i Ziyâret Sünnettir Resûlullah Efendimiz’in kabrini ziyâret etmek bir İslâm geleneğidir ve bu ziyaretin sünnet olduğu konusunda İslâm âlimleri arasında görüş birliği vardır. Fahr-i [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/resul-i-ekremin-kabrini-ziyaret/">Resûl-i Ekrem’in Kabrini Ziyâret</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/resul-i-ekremin-kabrini-ziyaret/peygamberin-kabri-420x420/" rel="attachment wp-att-15405"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-15405" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/peygamberin-kabri-420x420.jpg" alt="" width="305" height="305" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/peygamberin-kabri-420x420.jpg 420w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/peygamberin-kabri-420x420-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/peygamberin-kabri-420x420-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/peygamberin-kabri-420x420-360x360.jpg 360w" sizes="(max-width: 305px) 100vw, 305px" /></a></p>
<p>Bu bahiste; Resûlullah aleyhisselâmın kabrini ziyâret etmenin hükmü, Allah’ın Elçisi’ni ziyâret edenin ve ona selâm verenin kazanacağı sevâp ve ziyâretçinin Peygamber-i Zişân’a nasıl selâm verip duâ edeceği konusu ele alınacaktır.</p>
<p><strong>Kabr-i Saâdet&#8217;i Ziyâret Sünnettir</strong></p>
<p>Resûlullah Efendimiz’in kabrini ziyâret etmek bir İslâm geleneğidir ve bu ziyaretin sünnet olduğu konusunda İslâm âlimleri arasında görüş birliği vardır. Fahr-i Âlem Efendimiz’in kabrini ziyâret etmeyi, Selef âlimleri faziletli bir davranış sayıp buna teşvik etmişlerdir.</p>
<p><em><strong>Şerh:</strong>Ashâb ve tâbiîn âlimlerinin kabir ziyâretini meşrû görmelerinin dayanağı yine hadîs-i şeriflerdir. Nitekim Allah’ın Sevgili Elçisi ümmetini kabir ziyâretine teşvik ederek şöyle buyurmuştur:</em></p>
<p><em>“Kabirleri ziyâret etmenizi yasaklamıştım. Artık kabirleri ziyâret ediniz. Çünkü kabir ziyâreti âhireti hatırlatır.” (1)</em></p>
<p><em>“Kabirleri ziyâret etmenizi yasaklamıştım. Annesinin kabrini ziyâret etmesi için Muhammede izin verildi. Size de kabirleri ziyâret ediniz. Çünkü kabir ziyâreti âhireti hatırlatır. “(2)</em></p>
<p><em>Kabir ziyâretinin diğer bir sebebi de âhirete göçmüş yakınlarımıza ve kardeşlerimize duâ etmektir. Nitekim ( Kâinâtın Efendisi de öyle yapmış, sık sık Cennetul Baki-e giderek orada yatan müminlere duâ etmiştir. Aliyyul Kârinin belirttiğine göre (3) Şâfiîlerden İmâm Nevevî,i Hanefılerden İbnul-Hümâm, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in kabrini ziyâret etmenin sünnet olduğu konusunda İslâm âlimlerinin ittifakı bulunduğunu söylemişlerdir.</em></p>
<p><strong>Kabrimi Ziyâret Edene Şefaat Ederim</strong></p>
<p>Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhümâ’nın rivâyet ettiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:</p>
<p>‘Ümmetimden kabrimi ziyâret edenlere mutlaka şefâat ederim.” (4)</p>
<p><em><strong>Şerh:</strong>Kabrini sadece Allah rızâsı için ziyâret edene Resûl-i Ekrem Efendimizin şefâat edeceğini vadetmesi, çok kapsamlı bir müjdedir. Burada sözü edilen şefâat, şu nimetlerden birine sahip olmak anlamına gelebilir: Âhirette daha çok nimete kavuşmak, kıyâmet günü duyulacak korku ve dehşeti daha az hissetmek, hesaba çekilmeden Cennet’e gireceklerin arasında olmak, Cennet’teki derecesi yükseltilmek, Allah Teâlâ’yı daha yakından görebilmek.</em></p>
<p>Enes ibni Mâlik radıyallahu anhın rivayet ettiğine göre Resûlullah salallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Ümmetimden, Medine’ye gelerek Allafı nzâsı için kabrimi ziyâret eden kimse, âhirette benim himâyemde olur ve ben kıyâmet gününde ona şefâat ederim.”(5)</p>
<p><em>Şerh:“Medine’ye gelerek” ifâdesi, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in,Cenâb-ı Hakk’ın bildirmesiyle gaybı bildiğini gösteren mûcizelerden biridir. Demek ki Allah Teâlâ ona Medine’de vefât edeceğini bildirmiştir. Zira “Hiç kimse nerede öleceğini bilemez.”(6) âyeti gereğince öleceği yeri bilemezdi.</em></p>
<p><em>Hadîs-i şerîf, Peygamber aleyhisselâmı ziyâret etmenin,Allah rızâsı ve Resûl-i Ekrem’e saygı ve muhabbet sebebiyle yapılacağını, bunun dışında bir maksat taşımaması gerektiğini ifâde etmektedir.</em></p>
<p><em>Burada Hz. Ömer’in şu değerli sözünü hatırlamalıdır:</em></p>
<p><em>“Ey insanlar! Yaptığınız işi sadece Allah rızâsı için yapınız. Yaptığı işte sadece Allah rızâsını gözeten kimseye, hem yaptığı işin hem de Allah rızâsını gözetmesinin mükâfatı verilir.”(7) “Şefâat ederim” sözünün neleri kapsadığı bir önceki hadîs-i şerifin dipnotunda zikredilmişti.</em></p>
<p>Bir başka hadîs-i şerifinde Fahr-i Kâinat Efendimiz şöyle buyuruyor;</p>
<p>“Beni vefatımdan ziyaret eden&#8221;kimse, hayatımda ziyaret&#8221;etmiş gibidir.”(8)</p>
<p><strong>Ş</strong><em><strong>erh</strong>:Fahr-i Âlem Efendimiz’i vefâtından sonra ziyâret etmenin, hayatındayken ziyâret etmiş gibi olması, onun kabr-i şerifinde canlı olması, kendini ziyâret edeni tanıması ve onun verdiği selâmı alması sebebiyledir.</em></p>
<p><em>“Hac ibâdetini yapıp da beni ziyâret etmeyen kimse,bana eziyet etmiş olur”(9) hadis-i şerifi de bu anlamdadır. Ve bu hadîs-i şerif, Fahr-i Kâinât Efendimiz’i ziyâret etmeye imkânı olan kimsenin onu mutlaka ziyâret etmesi gerektiğini göstermektedir</em>.</p>
<p><strong>İmâm Mâlik&#8217;in &#8220;Ziyâret&#8221; Konusundaki Hassâsiyeti</strong></p>
<p>İmâm Mâlik, “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin kabrini ziyâret ettik” demeyi mekrûh görmüştür. İmâm Mâlik’in bu sözünün ne anlama geldiği konusunda ihtilâf edilmiş, bazıları, onun Kabr-i Saadet hakkında “ziyâret” kelimesini uygun görmediği için böyle düşündüğünü söylemiş ve buna gerekçe olarak da “Kabirleri çok ziyâret eden kadınlara Allah lânet etsin!” hadisini(10) göstermişlerdir.(11) Fakat aşağıdaki şu hadîs-i şerif bu görüşün doğru olmadığını göstermektedir:</p>
<p>“Kabirleri ziyâret etmenizi yasaklamıştım. Ama artık ziyâret edebilirsiniz.”(12)</p>
<p><em><strong>Şerh:</strong>İslâmiyet’in ilk yıllarında bazı Câhiliye âdetleri yaşamaya devam ediyor, insanlar ölülerinin ardından bağıra çağıra ağlıyor, üstlerini başlarını yırtıyorlardı. İşte bu sebeple Peygamber Efendimiz kabir ziyâretini yasaklamıştı. Bu tür ağıtlar kadınlar arasında daha yaygın olduğu için Allah’ın Sevgili Elçisi onların kabir ziyâretini özellikle yasaklamıştı. Zamanla bu âdetlerin çirkinliği anlaşılıp ölülerin ardından nasıl davranılması gerektiği konusunda İslâmiyet’in getirdiği emirler benimsenince bu yasak da kalkmış oldu.</em></p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Ümmetimden kabrimi ziyaret edenlere mutlaka şefaat ederim” hadîs-i şerifinde “ziyaret” ifâdesini kullandığına göre, bu kelimeyi kullanmak mekrûh olmamalıdır.</p>
<p>Ancak halk arasında yaygın olan şöyle bir söz vardır: “Ziyaret eden, ziyaret edilenden daha değerlidir” derler. İşte bu sözden dolayı</p>
<p>“Peygamber aleyhisselâmın kabrini ziyaret ettik” denmesi uygun görülmemiştir.</p>
<p>Bu yorum da pek öyle önemsenecek bir görüş değildir. Çünkü ziyaret eden herkes “değerli” olarak nitelenemez ve “Ziyaret eden, ziyaret edilenden daha değerlidir” sözü herkesi kapsamaz.</p>
<p><em><strong>Şerh</strong>;Geleneklerimizde bu sözün aksi anlamı geçerlidir. Çünkü bizim insanımız, kendisinden daha değerli gördüğü kimseleri ziyâret eder.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cennetliklerin Allah Teâlâ&#8217;yı Ziyâreti </strong></p>
<p>Cennetliklerin Allah Teâlâ’yı ziyâret edeceklerini dile getiren hadîs-i şerifte, Cenâb-ı Hak için “ziyâret” kelimesi kullanıldığına göre, bu ifâdenin Peygamber Efendimiz hakkında kullanılmasında hiçbir sakınca olamaz.</p>
<p><em><strong>Şerh:</strong>Cennetliklerin Cenâb-ı Hakkı ziyâret edeceklerini genişçe tasvir eden hadîs-i şerîf özetle şöyledir: Ashâb-ı kirâmdan Ebû Hüreyre hazretleri, tâbiîn neslinin önde gelen âlimlerinden Saîd ibnul-Müseyyeb ile karşılaştığımda ona:</em></p>
<p><em>“Cenâb-ı Hak’tan ikimizi Cennet çarşısında bir araya getirmesini niyâz ederim” deyince, İbnü’l-Müseyyeb:</em></p>
<p><em>Cennet’te çarşı mı var?” diye sordu. O da bu soruya şöyle cevap verdi:</em></p>
<p><em>“Evet, var. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bana haber verdiğine göre, Cennet ehli Cennete girince, kazandıkları derecelere göre yerlerine yerleşecekler. Sonra onların, dünya günlerinden Cuma günü kadar bir sürede Rablerini ziyâret etmelerine izin verilecek. Cenâb-ı Hak Cennetliklere Arş’ını açacak ve Cennet bahçelerinden bir bahçede onlara görünecek. Cennet ehline nûrdan koltuklar, altından koltuklar, gümüşten koltuklar, inciden koltuklar, yakuttan koltuklar konulacak. Onların en aşağı derecede olanları, -esasen onların arasında aşağı derece diye bir şey yoktur ya- misk ve kâfûr tepelerinde oturacaklar. Kendilerinden daha yükseklerde oturanlar bulunduğunu sanmayacaklar.”</em></p>
<p><em>Hadîs-i şerifin devamında Ebû Hüreyre radıyallahu anhın belirttiğine göre Peygamber Efendimize:</em></p>
<p><em>“Yâ Resûlallah! Rabbimizi görecek miyiz?” diye sorulmuş, Âlemlere Rahmet olan Efendimiz de, berrak bir gecede dolunayı görebilmek için insanların birbirini itip kakmasına, üst üste yığılmasına gerek kalmadığı gibi, Cennetliklerin de Cenâb-ı Hakk’ı açıkça göreceklerini, Cenâb-ı Hakken da bütün kullarıyla karşılıklı olarak görüşüp konuşacağını söylemiştir. Fahr-i Âlem Efendimiz bu hadisin devamında, Cennetlikler için hazırlanan büyük ikrâmlardan faydalanmak üzere, her güzelliğin bulunduğu bir çarşıya gidileceğini anlatmıştır</em>.(13)</p>
<p><strong>Peygambere Selâm Vermek</strong></p>
<p>Fakih, hadis hafızı ve kıraat âlimi Ebû İmrân el-Fâsî (v. 430/1039), Allah ona rahmet eylesin, şöyle demiştir: “İmâm Mâlik, ‘ziyaret tavâfı’ denmesini, ‘Peygamber Efendimiz’in kabrini ziyâret ettik’ diye konuşulmasını doğru bulmamıştır. İnsanlar kendi aralarında böyle konuştuğu, birbirini ettiğini söylediği için, imâm Mâlik, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in insanlarla bir tutmayı uygun görmemiş, ‘Biz Peygamber Efendimiz’in ziyaret demek yerine ‘Biz Peygamber Efendimiz’e selâm demeyi uygun görmüştür.”</p>
<p><em><strong>Şerh:</strong>Birbirine selâm verme sözü de insanlar arasında çokça kullanılan bir ifâde tarzı olduğuna göre, İmâm Mâlik hazretlerinin bu görüşünü tam olarak kavramak müşkil görünüyor.</em></p>
<p>Şu da var ki, insanların birbirini ziyâret etmesi mübâhtır; Resûl-i Ekrem Efendimiz’in kabr-i şerifini ziyâret etmek için sefere çıkmak ise vaciptir. Bu cümledeki “vâcib” sözü farz anlamında değil; mendûb, yapılması teşvik ve te’kid edilen şey anlamındadır.(14)</p>
<p><strong>İmâm Mâlik&#8217;in Hassâsiyetinin Sebebi</strong></p>
<p>Bana göre İmâm Mâlik’in, “Peygamber Efendimiz’in kabrini ziyâret ettim” demeyi uygun görmemesinin sebebi, ziyâret sözünün kabre isnâd edilmesinden dolayıdır. Onun yerine “Peygamber Efendimiz’i ziyâret ettim” denseydi, İmâm bu sözde bir sakınca görmezdi. Onun Peygamber Efendimiz’in kabrini ziyâret ettim” sözünü uygun görmemesinin sebebi, Fahr-i Âlem Efendimiz’in:</p>
<p>“Allahım! Benden sonra kabrimi tapılan bir put hâline getirme!” diye duâ etmesi ve: “Peygamberlerinin kabrini, ibâdethâne hâline getirenlere Allah son derecede gazap eder.” buyurmasıdır.(15)</p>
<p>İşte İmâm Mâlik’in, Fahr-i Cihân Efendimiz’in kabr-i şerifine “ziyâret” kelimesini nisbet etmeyi uygun görmemesinin sebebi, putperestlere benzeme ihtimâlini tamamen ortadan kaldırmak içindir.</p>
<p><strong>Ziyâret Sırasında Neleri Hatırlamalıdır?</strong></p>
<p>Mâlikî fakihi İshâk ibni İbrâhim et-Tücîbî3 (v. 352/963) şöyle demiştir:</p>
<p>Hac görevini ifa eden mü’minlerin, (Mekke’ye gitmen Mekke&#8217;den dönerken) Medine’ye uğraması ve Mescid-i Nebi&#8217;de kılması artık bir gelenek hâlini almıştır. Mescid-i Nebevî’ye gidenler Peygamber Efendimiz’in Cennet bahçelerinden bir bahçe olan ravzasını,(16) minberini, kabrini, oturduğu, secde ederken mübarek eliyle dokunduğu, ayağıyla bastığı yerleri, otururken yaslandığı ve o sırada Cebrail aleyhisselâmın vahiy getirdiği direği görmek; sahabenin ve diğer büyüklerinin yaşadığı o yerlerin bereketinden faydalanmak isterler.Kısacası yukarıdan beri sayılan şeylerin hepsinden gereken dersi çıkarmak onlara saygı göstermek ve onlar üzerinde düşünmek isterler.</p>
<p><strong>Ziyaret Konusunda Bir Tavsiye</strong></p>
<p>Medineli muhaddis İbni Ebî Füdeyk (v. 200/815) şöyle demiştir:</p>
<p>“Kendisine yetiştiğim âlim ve sâlih zâtlardan birinin şöyle dediğini işittim: Bize ulaşan bir hadîs-i şerîfe göre, bir kimse Nebiyy-i Ekrem sal- allahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in kabr-i şerifinin karşısında durarak- ‘Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey îmân edenler, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin. ’ âyet-i kerîmesini okur, ardından da “Ya Muhammedi Allah sana salât etsin!” der ve bunu yetmiş defa söylerse, bir melek ona adıyla hitap ederek: ‘Ey falan! Allah da sana rahmet eylesin’ diye seslenir ve o kimsenin dünya ve âhiretle ilgili bütün dilekleri kabul edilir.” (17)</p>
<p>Kadı İyaz,Şifai Şerif Şerhi(Yaşar Kandemir).cilt.2,Syf;473-480</p>
<p><strong>Kaynaklar;</strong></p>
<p>1-Ebû Dâvûd, Cenâiz 77, nr. 3235.</p>
<p>2-Tirmizî, Cenâiz 60, nr. 1054.</p>
<p>3-Bk. Şerhu&#8217;ş-Şifâ, II, 149.</p>
<p>4-Dârekutnî, es-Sünen (Yemânî), II, 278; Beyhakî, Şuabü’l-îmân (Zağlûl), III, 490, nr. 4159.</p>
<p>5-Beyhakî, es-Sünenü’s-sagîr (Kal’acî), II, 211, nr. 1771; Beyhakî, Şuabü’l-îmân (Zağlûl), III, 490, nr. 4158.</p>
<p>6-Lokman 31/34.</p>
<p>7-Aliyyu 1-Kârî, Mirkâtü’l-mefâtîh, II, 564-565; Hafâcî, Nesîmü’r-riyâz (Atâ), V, 98.</p>
<p>(8). Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), I, 94, nr. 287; Heysemî, Mecma‘u’l-bahreyn (Abdülkuddûs), III, 286, nr. 1829.</p>
<p>9-Müttakr el-Hindî, Kenzü’l-ummâl (Sekkâ), V, 135.</p>
<p>10-Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî, Müsned (Esed), X, 314, nr. 5908. Aynca bk. Ahmed ibni Hanbel, Müsned, 11/331; Tirmizî, Cenâiz 61, nr. 1056, İbni Mâce, Cenâiz 49, nr. 1576.</p>
<p>11-İmâm Mâlik’in bu sözünü açıklayanlar şunu demek istiyor: İmâm’a göre, mademki Resûlullah aleyhisselâm kabirleri aşırı derecede ziyâret eden kadınlar hakkında “zevvârât” kelimesini kullanmıştır, öyleyse Kabr-i Saadet hakkında “ziyâret” kelimesini kullanmak uygun değildir.</p>
<p>12-Müslim, Cenâiz 106, nr. 977, Edâhî 37. nr. 1977.</p>
<p>13)Tirmizi,Cennet,15,nr.2549</p>
<p>14-Yukarıdaki “Fakih, muhaddis ve kıraat âlimi Ebû İmrân el-Fâsî” diye başlayan paragraftan buraya kadar olan kısım Şi/a-i Şerifin bazı nüshalannda yoktur.</p>
<p>15-Mâlik, MuuattaKasru’s-salât fi’s-sefer 85.</p>
<p>16-Ahzâb 33/56.</p>
<p>17-Beyhakî, Şu‘abü’l-îmân (Zağlûl), III, 492, nr. 4169.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/resul-i-ekremin-kabrini-ziyaret/">Resûl-i Ekrem’in Kabrini Ziyâret</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/resul-i-ekremin-kabrini-ziyaret/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
