<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstihsan | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/istihsan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 31 Aug 2017 19:33:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İstihsan | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tarihselcilik Tartışmasını Doğru Zemine Çekmek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tarihselcilik-tartismasini-dogru-zemine-cekmek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tarihselcilik-tartismasini-dogru-zemine-cekmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2017 19:33:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkıh/Fıkhi Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[İstihsan]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Duman]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihselcilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihselcilik Tartışmasını Doğru Zemine Çekmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16747</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Biraz uzun, ama gerekli bir yazı) *** 1.GİRİŞ Bir önceki yazımda “kendi kavramlarımızla düşünmek ve kendi terimlerimizle konuşmak” gerektiğinden söz etmiş, aksinin bizi biz olmaktan çıkaracağını söylemiştim. Buna en iyi örnek olabilecek meselelerden birisi “tarihsellik” tartışmasıdır. Bu yazıda tarihselcilik ile ilgili herhangi bir değerlendirmede bulunmayacağım, yalnızca bu tartışmanın doğru zeminine işaret edeceğim. Konunun muhteva analizini [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tarihselcilik-tartismasini-dogru-zemine-cekmek/">Tarihselcilik Tartışmasını Doğru Zemine Çekmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/tarihselcilik-tartismasini-dogru-zemine-cekmek/images-1-71/" rel="attachment wp-att-16748"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16748" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/08/images-1.jpg" alt="" width="440" height="334" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/08/images-1.jpg 440w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/08/images-1-170x130.jpg 170w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/08/images-1-300x228.jpg 300w" sizes="(max-width: 440px) 100vw, 440px" /></a><br />
(Biraz uzun, ama gerekli bir yazı)<br />
***<br />
<strong>1.GİRİŞ</strong></p>
<p>Bir önceki yazımda “kendi kavramlarımızla düşünmek ve kendi terimlerimizle konuşmak” gerektiğinden söz etmiş, aksinin bizi biz olmaktan çıkaracağını söylemiştim. Buna en iyi örnek olabilecek meselelerden birisi “tarihsellik” tartışmasıdır.</p>
<p>Bu yazıda tarihselcilik ile ilgili herhangi bir değerlendirmede bulunmayacağım, yalnızca bu tartışmanın doğru zeminine işaret edeceğim. Konunun muhteva analizini başka yazılara havale ederek şu kadarını söylemekle yetineyim: An itibarıyla “tarihselcilik” meselesine usulî açıdan bakma konusunda ülkemizde yapılan yegâne çalışma Yunus Apaydın hocanın “Fıkıh usulünün temel kabulleri ve tarihselcilik” adlı makalesidir. Kısmet olursa başka zamanlarda hem bu makalenin değerlendirmesini yapmaya hem de genel olarak tarihselcilik konusunu usulî bir perspektifle ele almaya çalışacağım ama şimdi değil…</p>
<p>***</p>
<p><strong>2. TARTIŞMANIN GÜNÜMÜZDEKİ BAĞLAMI</strong></p>
<p>Günümüzde, nasslarda mevcut amelî hükümlerin aktüel değeri çoğunlukla üç kavram çerçevesinde ele alınıp tartışılmaktadır: “Gelenekselcilik / evrenselcilik /tarihüstücülük”, “tarihselcilik” ve “modernizm”.</p>
<p>Bu tartışmada tarafların görüşlerini netleştirmek her zaman o kadar kolay değil; çünkü hiçbir &#8220;grup&#8221; yekpâre bir görüşü savunmuyor. Bununla birlikte anahatlarıyla bir tasvir yapacak olursak şunları söyleyebiliriz:</p>
<p><strong>a)</strong> &#8220;Gelenekselciler / evrenselciler / tarihüstücüler nasslarda yer alan hükümlerin bütünüyle, fıkıh mezheplerince üretilen hükümlerin ise büyük ölçüde evrensel / tarih üstü olduğunu, değişimin örfe dayalı sınırlı bazı hükümlerde olduğunu savunuyorlar.</p>
<p><strong>b)</strong> Tarihselciler nasslarda yer alan hükümlerin belirli tarihsel şartlar altında konulmuş olduğunu, o tarihsel şartların değişmesiyle birlikte hükümlerin de değişeceğini belirtiyorlar. An itibarıyla geçerli olacak hükümlerin bu çağdaki ilim erbabı tarafından belirleneceğini savunuyorlar.</p>
<p><strong>c)</strong> İlk bakışta tarihselciler ile aynı kategoride gibi görünen ama aralarında temel bazı açılardan farklılıklar bulunan modernistler ise insanlığın an itibarıyla geldiği durumun olabilecek en ideal seviye olduğunu kabul ederek bu modern durumla uyuşmayan geleneğin safdışı edilmesini, nassların ise tevil edilerek modern yapı ile bağdaştırılmasını savunuyorlar.</p>
<p>***</p>
<p><strong>3. BAĞLAM KAYMASI</strong></p>
<p>Şimdi, &#8220;nasslarda yer alan amelî ahkâmın günümüzdeki aktüel değeri&#8221; konusunun yukarıdaki bağlamda tartışılmasını niçin bir &#8220;bağlam kayması&#8221; olarak niteliyorum?</p>
<p><strong>1</strong>. Siz “nasslarda yer alan hükümlerin an itibarıyla aktüel olup olmadığı” tartışmasını, tam da bu soruya cevap vermek için tesis edilmiş olan usul-i fıkıh ilminden bağımsız olarak ele aldığınızda, kurallarını sizin koymadığınız bir oyunun içine düşüyorsunuz. Kavramlar size ait olmadığı gibi bu kavramların içeriği de sizi yansıtmıyor.</p>
<p><strong>2</strong>. Tartışmayı kendi zemin ve bağlamında yürüttüğümüzde usul müktesebatı ve tarihsel tecrübe bize büyük bir birikim sunuyor. Meselenin &#8220;nevzuhur&#8221;, &#8220;yeni yetme&#8221; bir mesele olmadığını görüyor, tarih boyunca bu konuda ortaya konan bütün düşüncelerden kendi zemin ve bağlamında istifade etme fırsatı buluyorsunuz. Konuyu &#8220;yeni yetme&#8221;, &#8220;ithal&#8221; terimlerle ele almaya başladığınızda ise &#8220;sığ bir bakış açısına&#8221; mahkûm oluyorsunuz.</p>
<p><strong>3.</strong> Bu tartışmada sıklıkla kullanılan &#8220;gelenekselcilik&#8221;, &#8220;tarihselcilik&#8221;, &#8220;modernizm&#8221; gibi terimlerin hepsi tartışmaya girenlerin kendi benimsediği kavramlar olmayıp &#8220;karşıdaki tarafından yapılan bir isimlendirmedir.&#8221; Bu sebeple de &#8220;pejoratif&#8221; bir üsluba sahiptir. Birine &#8220;modernist&#8221; dediğiniz zaman ona hakaret etmiş oluyorsunuz. Aynı şekilde &#8220;gelenekselci seni&#8221; dediğinizde de öyle&#8230;</p>
<p><strong>4.</strong> Bu kavramların hepsinin Batı&#8217;da bir geçmişi var ve bu geçmiş temiz değil. Söz gelimi &#8220;tarihselcilik&#8221; denilen şey, ilk çıkışı itibarıyla İncil nüshalarının orijinalliği sorununa odaklanmıştı. Sonradan farklı kulvarlara çekildi. Kavram, her kullanıldığı bağlamda yeni bir anlam ve içerik kazandı. Siz şimdi elin oğlunun yüz yıllar boyunca dilden dile dolaştırdığı bir kavramla tutup kendi nasslarınıza bakacaksınız öyle mi?</p>
<p>***<br />
<strong>4. DOĞRU ZEMİN: İSTİHSAN</strong></p>
<p>Tartışmayı doğru zemine oturtmak için şu soruyu sormalıyız: Usul ilminde bu tartışmayı nerede, hangi bağlamda, hangi argümanlarla yapabiliriz?</p>
<p>Kestirmeden söyleyelim: Usul ilminde bu tartışmanın bağlamı “istihsan” delilidir. Meseleyi &#8220;istihsan&#8221; çerçevesinde ele aldığımızda ise bu kısır tartışmadan uzakta duruyorsunuz. Meseleyi &#8220;deplasmanda&#8221; değil &#8220;kendi sahanızda&#8221; tartışıyorsunuz. Üstelik &#8220;istihsan&#8221; konusundaki tartışmalar &#8220;daha felsefî&#8221;, &#8220;daha derinlikli&#8221; sorulara da cevap veriyor.</p>
<p>İstihsanın ayrıntısına girecek değilim ama tarihselcilik tartışmasının niçin bu zeminde yürütülmesi gerektiğini ifade etmek için bir iki kelam etmem zorunlu.</p>
<p>İstihsan üzerinde o kadar çok farklı tanımlar var ki… Genel kabul gören ve istihsanı en iyi ifade eden tanım olarak şunu zikredebiliriz: “Delilin gerektirdiği hükmün, daha güçlü bir delil sebebiyle terk edilmesi.” Bu ne demek?</p>
<p>Yani nasslarda veya genel kurallarda bir meseleye ilişkin şer’î bir hüküm yer alıyor. Bir müctehid bu şer’î hükmü bırakıp başka bir hükmü benimsiyor. Gördüğünüz üzere tarihselcilik meselesi yalnızca &#8220;nasslardaki hükmün günümüzde uygulanıp uygulanmaması&#8221; sorununa odaklanmışken istihsan &#8220;hem nasslardaki hem de şeriatın veya mezhebin genelindeki bir hükmün uygulanmaması&#8221; meselesine odaklanıyor.</p>
<p>Meseleyi daha geniş perspektifte ele alıyor.<br />
&#8220;Tarihselcilik&#8221;, sadece tarihsel şartların değişmiş olmasını &#8220;nasslarda yer alan hükümlerin terk edilmesi&#8221; için elverişli görürken istihsan öyle yapmıyor. Bunun meşrû zeminini ortaya koymaya, alt yapısını tesis etmeye çalışıyor.</p>
<p>İstihsanı en yaygın ve sistematik bir biçimde kullananlar Hanefîler (özelde de Ebu Hanife) olduğu için istihsan konusundaki tepkilerin ilk ve doğrudan adresi de onlar (ve Ebu Hanife) olmuştur. İmam Şâfiî istihsanı “tehlikeli”, “riskli” bir delil olarak görmüş ve “istihsan yapan şeriat vaz etmiş olur”, “istihsan telezzüzdür [keyfine göre hüküm vermektir]” demek suretiyle onu adeta “paralel din yaratma enstrümanı” olarak lanse etmiştir. Sünnî fıkıh mezhepleri içinde istihsana karşı bu derece hassas (siz buna alerjili de diyebilirsiniz) olan yegâne mezhep Şâfiîlerdir. Zira Mâlikîler de istihsanı en az Hanefîler kadar meşru görmüş ve aktif olarak da kullanmışlardır. Hatta İmam Mâlik’in “ilmin onda dokuzu istihsandır” sözü kitaplara geçmiştir.</p>
<p>Demek ki klasik dönemde nasslar, icma ve kıyasla sabit dinî hükümlerin terk edilip edilemeyeceği tartışması “istihsan” başlığı altında ele alınmış. Şu halde bugün “nasslarda yer alan hükümlerin uygulanıp uygulanamayacağı” tartışmasının doğru adresi de “dışarıdan ithal” kavramlar değil, usulümüzün kendi kavramları olmalı.</p>
<p>***</p>
<p><strong>5. CEVAP BEKLEYEN SORULAR</strong></p>
<p>Şimdi istihsana odaklandığımızda karşımıza, tarihselcilik meselesinde hiç ele alınmayan şu sorular karşımıza çıkıyor:</p>
<p>İstihsan “dinin içini boşaltan bir delil olma”, &#8220;paralel din yaratma&#8221; riskini içinde barındırıyor mu? Şayet böyle bir potansiyel tehlikeden söz etmek mümkün ise bu, bertaraf edilebilecek bir tehlike midir?<br />
İmam Şâfiî’nin karşı çıktığı istihsan ile Hanefîlerin ve Mâlikîlerin kabul ettiği istihsan aynı mı ayrı mıydı?</p>
<p>İstihsanı kim yapabilir? Şöyle bir parça ucundan köşesinden dinî ilim tahsil etmiş herkes &#8220;istihsan&#8221; denilen delile başvurabilir mi? Yoksa &#8220;istihsan&#8221; yapabilmek için nasslar ve icmayı yalayıp yutmuş, sindirmiş, ömrünü bu işe vakfetmiş olmak mı gerek?</p>
<p>Ve nihâyet… İstihsan ile bugün tartışılan “tarihsellik” arasında ne tür benzerlik ya da farklılıklar var?</p>
<p>***<br />
Bunların her biri müstakil yazıları hak ediyor. Ama şimdilik soruları zihinlere zerk ederek yazımızı terk edelim. Bu konuda düşüncesi, kanaati olanları da kanaatlerini serdetmeye davet edelim. Ben kendi kanaatlerimi en son ortaya koymaya çalışacağım. Vallahu a’lem</p>
<p>Doç.Dr.Soner Duman</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tarihselcilik-tartismasini-dogru-zemine-cekmek/">Tarihselcilik Tartışmasını Doğru Zemine Çekmek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tarihselcilik-tartismasini-dogru-zemine-cekmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fıkıh Usûlü</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fikih-usulu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fikih-usulu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Feb 2017 10:14:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkıh/Fıkhi Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[İstihsan]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Hanîfe’nin Genel Yaklaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh Usûlü]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyas]]></category>
		<category><![CDATA[Rey ve İctihadın Yanılabilirliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13845</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Ebû Hanîfe Ebû Hanîfe Numan b. Sâbit (ö. 150/767) meşhur mezhep imamı ve fıkıhta çığır açan büyük bir âlim ve müctehittir. Irak’ta Kûfe şehrinde yaşamış, yetişmiş ve ilmî faaliyetlerini sürdürmüş olan Ebû Hanîfe yöneticilerin kadı olması için yaptıkları teklifleri reddetmiş ve bu yüzden bir süre hapiste kalmış, bir rivayete göre hapiste vefat etmiştir. Irak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fikih-usulu/">Fıkıh Usûlü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3> <a href="http://ilimcephesi.com/fikih-usulu/cocugunuza-imam-i-azam-ebu-hanifeden-bahsedin/" rel="attachment wp-att-14112"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-14112" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/cocugunuza-imam-i-azam-ebu-hanifeden-bahsedin.jpg" alt="" width="360" height="220" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/cocugunuza-imam-i-azam-ebu-hanifeden-bahsedin.jpg 468w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/cocugunuza-imam-i-azam-ebu-hanifeden-bahsedin-300x183.jpg 300w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /></a></h3>
<h3>Ebû Hanîfe</h3>
<div class="Detay">
<p>Ebû Hanîfe Numan b. Sâbit (ö. 150/767) meşhur mezhep imamı ve fıkıhta çığır açan büyük bir âlim ve müctehittir. Irak’ta Kûfe şehrinde yaşamış, yetişmiş ve ilmî faaliyetlerini sürdürmüş olan Ebû Hanîfe yöneticilerin kadı olması için yaptıkları teklifleri reddetmiş ve bu yüzden bir süre hapiste kalmış, bir rivayete göre hapiste vefat etmiştir. Irak bölgesinin ve rey taraftarlarının temsilcisi kabul edilen Ebû Hanîfe farazi fıkıh meseleleri türetme ve öğrencileriyle bunları tartışmakla meşhur olmuştur. Aslında diğer müctehitlerce de kabul edilen kıyas ve istihsan23 gibi akli yöntemlere çok sık başvurduğu ve rivayet edilen hadislerin kabulünde sıkı şartlar getirdiği için kimi hadis taraftarlarınca haksız yere eleştirilmiştir. Hanefi mezhebi günümüzde Türkiye, Türki cumhuriyetler, Irak, Suriye, Pakistan, Hindistan ve Mısır’da yaygındır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
</div>
<div class="Detay">
<h4>Ebû Hanîfe’nin Genel Yaklaşımı</h4>
<p>Ebu Hanife şöyle demiştir: Ben bir hükmü Allah’ın kitabında bulduğum zaman ona uyarım; hükmü Allah’ın kitabında bulamazsam Rasulullah’ın sünneti ve güvenilir kişilerin güvenilir kişilerden rivayet ettiği meşhur ve sahih hadislere uyarım; Allah’ın kitabında ve Rasulullah’ın sünnetinde bulamazsam onun ashabından dilediğim kişinin sözüne uyar, dilediğim kişinin sözünü de bırakırım, ama onların sözlerinin dışında başka bir kişinin sözüne uymam; iş İbrahim (96/815), Şa’bî (103/721), Hasan (110/728), İbn Sîrîn (110/729) ve Said b. Müseyyeb’e (94/713) –başkalarını da saydı– kadar inerse ben de onların ictihad ettiği gibi ictihad edebilirim.</p>
<p>Saymerî. Ahbaru Ebû Hanîfe ve ashâbih, Beyrut, Dârü’l-kitâbi’l-Arabî, 1976, s. 10.</p>
<p>&#8212;&#8211;</p>
<p>Hasan b. Salih (168/785) şöyle demiştir: Ebû Hanîfe hadislerin nâsih (önceki hükmü kaldıran) ve mensuh (hükmü kaldırılmış) olanlarını çok iyi araştırır ve bir hadisin Hz. Peygamber ve ashabından sahih şekilde rivayet edildiğine kanaat getirirse ona uyardı. Ebû Hanîfe Kûfelilerin rivayet ettiği hadisleri ve onların fıkhî görüşlerini iyi bilirdi ve memleketindeki insanların yerleşik uygulamalarına sıkı şekilde bağlıydı. Ebû Hanîfe: “Allah’ın kitabında nâsih ve mensuh vardır; hadislerde de nâsih ve mensuh vardır” derdi ve o, memleketinin âlimlerine ulaştığı ölçüde Rasulullah (s.a.s.)’in vefatına kadar sürdürdüğü son uygulamalarını çok iyi bilirdi.</p>
<p>Saymerî. Ahbaru Ebû Hanîfe ve ashâbih, Beyrut, Dârü’l-kitâbi’l-Arabî, 1976, s. 10.</p>
<p>&#8212;&#8212;-</p>
<p>Sehl b. Müzâhim26 şöyle demiştir: Ebû Hanîfe’nin görüşü(nün esası) ihtiyatlı davranmak, kötülükten/tutarsızlıktan (kubuhtan) kaçmak, insanlar arasındaki muamelâtın ve işlerin düzgün ve faydalı bir biçimde yürümesini sağlayan şeylere bakmaktır. Ebu Hanife meseleleri kıyasa dayanarak çözerdi, ama kıyas kötü bir sonuç verirse, tutarlı olduğu sürece istihsana göre hüküm verirdi. Bu da tutarlı değilse Müslümanların teamülüne/örfüne başvururdu.</p>
<p>(b. Ahmed el-Mekkî, el-Muvaffak 1321. Menakıbü’l-İmami’l-Azam Ebû Hanîfe, Haydarabad, I, 82.)</p>
<p>&#8212;&#8212;-</p>
<p>Katâde b. Diâme (118/736)27 Kûfe’ye geldi. İnsanlar onun etrafında toplandı. Aralarında Ebû Hanîfe de vardı. Katâde: ’Bana fıkıhtan sorun’ dedi. Ebû Hanîfe kalktı ve “&#8230; Kayıp kişinin karısı hakkında görüşün nedir?” dedi. Katâde: “Bu konuda Ömer’in görüşüne uyuyorum, kadın dört yıl bekler, bu süre içinde kocası geri gelmezse kocası ölen kadının beklediği iddeti (dört ay on gün) bekler, sonra da evlenebilir” dedi. Ebû Hanîfe: “Eğer ilk kocası gelir ve ’Ben hayattayken nasıl evlenirsin’ derse ve buna karşılık ikinci kocası kalkıp ’Kocan varken benimle nasıl evlenirsin’ derse bu kadın kimin eşi olur?’ dedi. Bunun üzerine Katâde kızdı ve ’Size hiç cevap vermeyeceğim” dedi&#8230; Sonra Katâde Ebû Hanîfe’ye (ve yanındakilere): “Bu mesele gerçekten oldu mu?” diye sordu. Oradakiler: “Hayır” dediler. Katâde: “Bana neden olmamış bir şeyle ilgili soru soruyorsunuz?” dedi. Bunun üzerine Ebû Hanîfe: “Âlimler zor durumlar için hazırlık yapar ve bu durumlar gelmeden önce tedbirlerini alırlar, başlarına gelince de bu meseleleri tanır ve bunlara karşı nasıl davranacaklarını bilirler” dedi.</p>
<p>Saymerî 1976. Ahbaru Ebû Hanîfe ve ashâbih, Beyrut, Dârü’l-kitâbi’l-Arabî, s. 23.<br />
İbn Ahmed el-Mekkî, el-Muvaffak, 1321, Menakıbü’l-İmami’l-Azam Ebû Hanîfe, Haydarabad, I, 102-104.Çeviren: Mehmet Boynukalın</p>
<h3>Kıyas</h3>
<p>Anlamadığı bir meseleyi açıklaması için kıyas yapmasını isteyen talebesi Ebû Mukâtil’e Ebû Hanîfe şöyle demiştir:</p>
<p>Kıyas yapmamı istemekle ne iyi ettin. Arkadaşıyla müzakereden faydalanmak isteyen böyle yapmalıdır; kendisine söylenileni bilemediği zaman kıyasa yönelmelidir. Bil ki; doğru kıyas hakkı arayanın hakkı bulmasını sağlar. Kıyas, hak sahibinin dava ettiği hakkı (ispatlamak) için (gösterdiği) güvenilir şahitlere benzer. Cahillerin hakkı inkâr etmesi olmasaydı âlimler kıyas yapmak zorunda kalmazlardı.</p>
<p>Ebû Hanîfe 1368. el-Âlim ve’l-müteallim (nşr. Muhammed Zahid el-Kevserî), Kahire, s. 15.Çeviren: Mehmet Boynukalın</p>
<h3>İstihsan</h3>
<p>Muhammed b. Hasan dedi ki: Ebû Hanîfe –Allah ona rahmet eylesin– yaptığı kıyaslarda arkadaşlarıyla/talebeleriyle tartışır, onlar da onunla yarışır ve ona karşı çıkarlardı; ancak “istihsan yapıyorum” dediğinde, istihsanla ilgili getirdiği meselelerin çokluğu sebebiyle artık içlerinden kimse ona yetişemezdi, bundan sonra tartışmayı bırakır ve onun doğruluğunu teslim ederlerdi.</p>
<p>İbn Ahmed el-Mekkî, el-Muvaffak 1321. Menakıbü’l-İmami’l-Azam Ebû Hanîfe, Haydarabad, I, s. 90.Çeviren: Mehmet Boynukalın</p>
<h3>Rey ve İctihadın Yanılabilirliği</h3>
<p>Ebû Hanîfe’ye ictihadının şüphesiz hak/doğru olup olmadığı sorulduğunda o şöyle cevap verirdi: Vallahi bilmiyorum, belki de o şüphesiz batıldır/ yanlıştır.</p>
<p>b. Ahmed el-Mekkî, el-Muvaffak 1321. Menakıbü’l-İmami’l-Azam Ebû Hanîfe, Haydarabad, II, s. 153.</p>
<p>&#8212;-</p>
<p>Ebû Hanîfe dedi ki: Bu konuştuklarımız reydir (görüştür); kimseyi buna zorlamıyoruz ve kimsenin bunu istemeden kabul etmesi gerektiğini söylemiyoruz; kim bundan daha güzelini getirebiliyorsa getirsin.</p>
<p>İbn Abdülber 1417/1997. el-İntikâ fî fezâili’l-eimmeti’s-selâseti’l-fukahâ (nşr. Abdülfettah Ebû Gudde), Beyrut, Dârü’l-beşâiri’l-İslâmiyye, s. 258.</p>
<p>&#8212;-</p>
<p>Bizim bu ilmimiz reydir (görüştür); bizim yapabildiğimizin en güzeli budur; bize bundan daha güzelini getiren olursa onu kabul ederiz” ya da “o doğruya bizden daha yakındır.</p>
<p>b. Ahmed el-Mekkî, el-Muvaffak 1321. Menakıbü’l-İmami’l-Azam Ebû Hanîfe, Haydarabad, I, s. 76–77.</p>
<p>&#8212;&#8211;</p>
<p>Benim kitaplarımdan fetva verenin, neye dayandığımı bilmeden fetva vermesi helâl değildir.</p>
<p>İbn Abdülber 1417/1997. el-İntikâ fî fezâili’l-eimmeti’s-selâseti’l-fukahâ (nşr. Abdülfettah Ebû Gudde), Beyrut, Dârü’l-beşâiri’l-İslâmiyye, s. 267.<br />
Çeviren: Mehmet Boynukalın</p>
<h3>Fıkıh Meclisi</h3>
<p>Ebû Hanîfe’nin kitaplarını yazan talebeleri kırk kişiydi. İçlerinde ileri gelen on kişinin içinde Ebû Yusuf (182/798), Züfer b. Hüzeyl (158/775), Davud et-Tâî (165/781), Esed b. Amr (190/806), Yusuf b. Halid es-Semtî (189/804) ve Yahya b. Zekeriyya b. Ebû Zâide (182/798) vardı. Yahya bu kitapları onlar için otuz yıl boyunca yazmıştı.</p>
<p>İbn Ebü’l-Avvâm1431/2010. Fezâilü Ebû Hanîfe (nşr. Lâtîfürrahman el-Kâsımî), Mekke, el-Mektebetü’l-imdâdiyye, s. 342.</p>
<p>&#8212;&#8212;-</p>
<p>Ebû Hanîfe’nin yanında bir meselenin çözümünde farklı görüşler ortaya koyuyorlardı, şu bir çözüm getiriyor, başkası başka bir çözüm getiriyordu. Sonra meseleyi ona arzediyor ve çözümünü ona soruyorlardı. O da kısa bir süre içinde meseleye çözüm getiriyordu. Bazen bir mesele üzerinde üç gün tartışıyorlardı. Sonra o meseleyi kitaba yazıyorlardı.</p>
<p>İbn Ebü’l-Avvâm 1431/2010. Fezâilü Ebû Hanîfe (nşr. Lâtîfürrahman el-Kâsımî), Mekke, el-Mektebetü’l-imdâdiyye, s. 341–342.</p>
<p>&#8212;&#8212;</p>
<p>Ebû Hanîfe’nin öğrencileri onunla birlikte bir meseleyi tartışıyorlardı. Âfiye b. Yezîd28 gelmediği zaman Ebû Hanîfe: “Âfiye gelmeden meselenin tartışmasını bitirmeyin” derdi. Âfiye gelip onlara muvafakat ederse Ebû Hanîfe: “Meseleyi yazın” derdi; onlara muvafakat etmezse: “Meseleyi yazmayın” derdi.</p>
<p>Saymerî 1976. Ahbaru Ebû Hanîfe ve ashâbih, Beyrut, Dârü’l-kitâbi’l-Arabî, s. 149–150.<br />
Çeviren: Mehmet Boynukalın</p>
<p>Bize Yön Veren Metinler,Cilt.1</p>
<p>Derleyen:Alev Alatlı</p>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fikih-usulu/">Fıkıh Usûlü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fikih-usulu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
