<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsrailiyat | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/israiliyat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2017 11:08:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İsrailiyat | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ka&#8217;bu&#8217;l-Ahbar Ve İsrailiyat∗</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kabul-ahbar-ve-israiliyat%e2%88%97/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kabul-ahbar-ve-israiliyat%e2%88%97/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2017 11:05:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İsrailiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ka'bu'l-Ahbar Ve İsrailiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Zâhid el-Kevserî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13954</guid>

					<description><![CDATA[<p>Telif: Muhammed Zâhid el-Kevserî Çev.: Osman Güner** İsrailiyat konusu, öteden beri hadis ilmiyle uğraşanların en temel tartışma konularından biri olmuştur. Yahudi ve Hıristiyanların dinî kaynaklarından aktarılan &#8220;efsane,kıssa, olay veya bilgi&#8221; anlamında kullanılan İsrailiyat&#8217;ın, İslamî literatüre kimler tarafından ve nasıl sokulduğu konusu dün olduğu gibi bu gün de gündemi hala meşgul etmektedir. Özellikle henüz sahabenin hayatta [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kabul-ahbar-ve-israiliyat%e2%88%97/">Ka’bu’l-Ahbar Ve İsrailiyat∗</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kabul-ahbar-ve-israiliyat%e2%88%97/attachment/1593/" rel="attachment wp-att-13976"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-13976" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/1593.jpg" alt="" width="433" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/1593.jpg 433w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/1593-300x208.jpg 300w" sizes="(max-width: 433px) 100vw, 433px" /></a></p>
<p><strong>Telif:</strong> Muhammed Zâhid el-Kevserî<br />
<strong>Çev.</strong>: Osman Güner**</p>
<p>İsrailiyat konusu, öteden beri hadis ilmiyle uğraşanların en temel tartışma konularından biri olmuştur. Yahudi ve Hıristiyanların dinî kaynaklarından aktarılan &#8220;efsane,kıssa, olay veya bilgi&#8221; anlamında kullanılan İsrailiyat&#8217;ın, İslamî literatüre kimler tarafından ve nasıl sokulduğu konusu dün olduğu gibi bu gün de gündemi hala meşgul etmektedir. Özellikle henüz sahabenin hayatta olduğu döneminde İslam&#8217;ı kabul ederek kültürel alanda sahabeyle ilişkiye giren Ka&#8217;bu&#8217;l-Ahbâr ve Vehb b. Münebbih gibi mühtedilerin yeterince güvenilir olup olmadıkları ve onlardan aktarılan bilgilerin Müslümanların akidelerini ve düşünce dünyalarını ne ölçüde etkilediği hususu, yoğun bir tartışma gündemi oluşturmuştur.</p>
<p>XIX. yüzyılda Mısır&#8217;da konuyla alakalı olarak yoğunlaşan tartışmalarda,Reşid Rıza, Ahmed Emin ve Ebû Reyye gibi yazarlar Ka&#8217;b&#8217;ı çok ağır ithamlarla eleştirirken, Abdurrahman el-Cemcumûnî, M. Hüseyin Zehebî ve Abdurrahman el-Muallimî gibi yazarlar da onun savunusunu yapmışlardır. Mezkur yazarlarla aynı çağda yaşamış alimlerden Muhammed Zahid el-Kevserî de, kendisine yöneltilen bir soru üzerine aşağıdaki makaleyi kaleme almış ve bu konudaki kanaatini ortaya koymuştur.)</p>
<p><strong>Soru:</strong> Halk arasında yaygın ve çağdaş tefsirde de yer alan Efendimiz İbn Abbas&#8217;a<br />
ait İsrâ ve Mi&#8217;râc kıssasında geçtiği gibi, (Musevi asıllı mühtedi) Ka&#8217;bu&#8217;l-Ahbâr&#8217;ın İslam&#8217;ın cennet ve cehennem konularındaki düşünce ve yaklaşımlarına etkisi olmuş mudur?</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Soruyu soran şahsın çağdaş tefsirden ve halk arasında yaygın (…) kıssadan ne kastettiği yeterince açık ve anlaşılır değil. Eğer bu şahıs, İbn Cerir ve diğer mü-<br />
fessirlerin İsrâ suresinin tefsirinde zikrettikleri söz konusu uzun kıssayı kastediyorsa,<br />
onun isnadında ne Ka&#8217;b ne de İbn Abbas vardır. Bilakis bu rivayetin isnadında hafızası kötü (sûu&#8217;l-hıfz) olarak tanınan Ebû Ca&#8217;fer İsa b. Mâhân er-Râzî, Ebû Hârûn &#8216;İmâra b.Cüveyn el-Abdî ve yalancılıkla itham edilen Hâlid b. Yezid b. Ebî Mâlik bulunmaktadır. Bunların rivayetleri hüccet olarak kabul edilmediği gibi, bu uzun kıssa örneğinde de aynı durum söz konusudur. Bu kıssanın Ka&#8217;b&#8217;la uzaktan yakından alakası yoktur. Ayrıca Yahudilerin bu gün ellerindeki Tevrat&#8217;ın bölümleri içerisinde cennet ve cehennem inancı bulunmadığı gibi, öteden beri Allah&#8217;ın elçilerinin davet ettikleri en hassas ilkelerden biri olan &#8216;öldükten sonra tekrar dirilmeye iman&#8217; konusu da Tevrat&#8217;ta yer almamaktadır.</p>
<p>Bu durum, tahrifin en açık göstergelerinden biri olarak kabul edilir. Dolayısıyla, Ka&#8217;b&#8217;ın cennet ve cehennem konusunda Yahudilerin kutsal kitaplarından kıssa nakletmeyi arzuladığı düşünülemez; zira Talmut&#8217;ta, Allah&#8217;ın elçilerinin davetleriyle çelişen tenasüh (ruh göçü) inancına ilişkin metinler bulunmaktadır. Mirac gecesi Allah&#8217;ın görülmesine ilişkin İbn Abbas&#8217;la Ka&#8217;b arasında geçen diyaloga gelince, bu haberi Tirmizi Câmi&#8217;inde Necm suresinin tefsiri bahsinde, hafızasının kötülüğü (sûu&#8217;l-hıfz) ve lafızları karıştırmasıyla (muhtelit) eleştirilen Mücâlid b. Saîd adlı ravinin bulunduğu bir senetle nakletmiştir.(1)</p>
<p>Esasen Şa&#8217;bî&#8217;nin lafzı, kendi içerisinde bir bütünlük ifade etmediği gibi, diğer sahih hadislerle de çelişmektedir.(2)</p>
<p>&#8216;Ka&#8217;bu&#8217;l-Ahbâr&#8217;, &#8216;Ka&#8217;bu&#8217;l-Hıbr&#8217; İbn Mâti&#8217; el-Himyerî diye bilinen Ka&#8217;b, Yahudi<br />
kutsal kitaplarına vukufiyeti olan ilmi geniş, alim bir şahsiyetti. İslam ve Cahiliye dö-<br />
nemlerine yetişmiş bir muhadramdı. Zira Yemen&#8217;de doğmuş, hicret edinceye kadar da orada ikamet etmiş ve ancak Hz. Ömer döneminde h.12. yılda Müslüman olmuştu. İbn Sa&#8217;d, Tabakât&#8217;ında onu Şam ehli tabiîlerinden sayar ve onun hakkında şöyle der: &#8220;Ka&#8217;bbir Yahudi idi, Müslüman olup Medine&#8217;ye geldi, sonra Şam&#8217;a gitti ve en son Hımıs&#8217;a yerleşti. Hz. Osman&#8217;ın hilâfeti döneminde h. 32 yılında vefat edinceye kadar da burada kaldı.&#8221;(3)</p>
<p>Bu konuda çok sayıda kimse tarih düşmüştür.</p>
<p>İbn Hibban Sikât&#8217;ta diyor ki: &#8220;Ka&#8217;b, h. 34 yılında vefat etti; h. 32 yılında öldüğü de söylenir. Öldüğünde 104 yaşına ulaşmıştı.&#8221;(4)</p>
<p>İbn Sa&#8217;d&#8217;ın Hammâd b. Seleme – Ali b.Zeyd b. Cudân – İbnu&#8217;l-Müseyyib kanalıyla İbn Abbas&#8217;tan naklettiğine göre, o, Ka&#8217;b&#8217;a:</p>
<p>&#8216;Peygamber (a.s.) ve Ebû Bekr dönemlerinde Müslüman olmana mani olan şey neydi?</p>
<p>Neden Ömer dönemine kadar bekledin?&#8217; diye sordu. O da: &#8216;Babam bana Tevrat&#8217;tan bir kitap yazmış ve onunla amel etmemi söylemişti. Diğer kitapları da mühürlemiş, mühürlerini açmamam konusunda benden kesinkes söz almıştı. İslam&#8217;ın doğuşunu görünce,kendi kendime &#8216;belki de babamın benden gizlediği bir takım bilgiler var&#8217; diyerek mührü açıp diğer kitapları okudum. Böylelikle Hz. Muhammed ve ümmetinin vasıflarını orada bizzat gördüm ve şimdi gelip Müslüman oldum.&#8221;(5)</p>
<p>Bu haberin senedinde Hammâd b. Seleme gibi Buhârî ve Müslim&#8217;in hadis almaktan kaçındıkları muhtelit (haberleri karıştıran) bir ravi bulunmaktadır. Onun, hafızası sağlam iken naklettiği başka rivayetleri de vardır, ancak söz konusu bu rivayeti ihtilattan sonra naklettiği gerekçesiyle tenkit edilmiştir. Ayrıca senette, Ali b. Zeyd b.<br />
Cud&#8217;ân gibi bir çok kimsenin zayıf saydığı başka bir ravi daha vardır.</p>
<p>Cumhur, Ka&#8217;b&#8217;ın güvenilir olduğu kanaatindedir. Bu nedenle onun, zayıf ve metruk ravileri konu alan eserlerde adı geçmemektedir. Zehebî, Tabakâtu&#8217;l-Huffâz adlı eserinde ona da yer ayırmış ve kısaca biyografisini vermiştir.(6)</p>
<p>İbn Asâkir Târihu Dımeşk&#8217;inde onun biyografisini oldukça geniş (7)</p>
<p>Ebû Nuaym ise Hilye&#8217;sinde onun haberlerine, nasihatlerine, meclislerine ve Ömer&#8217;in ona yönelik korkutmalarına değinerek sözü bir hayli uzatmıştır.(8)</p>
<p>Onun cennet ve cehenneme ilişkin, senedinde Furât b. es-Sâib&#8217;in bulunduğu bâtıl bir rivayetine de yer vermiştir.(9)</p>
<p>İbn Hacer de, el-İsâbe ve Tehzîbü&#8217;t-Tehzîb adlı eserlerinde onun biyografisini kaydetmiştir.(10)</p>
<p>Hadis tenkitçileri onun güvenilirliği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Fakat Buharî, Sahîh&#8217;inin Kitâbu&#8217;l-İ&#8217;tisâm bölümünde, Muâviye&#8217;nin Ka&#8217;b&#8217;dan bahsederken, &#8220;Ehli Kitaptan nakledenlerin en doğru sözlüsü olmasına rağmen, (bazen) onun da yalanlarını yakalardık&#8221;dediğini nakleder.(11)</p>
<p>İsâbe&#8217;de de, Huzeyfe&#8217;nin onu tekzib ettiği nakledilir.(12)</p>
<p>İbn Abbas da onu yalancılıkla suçlamıştır.(13)</p>
<p>Aliyyülkârî, el-Mevdûâtu&#8217;l-Kubrâ&#8217;sında şöyle der: &#8220;Müminlerin emiri Ömer b.<br />
Hattâb Mescid-i Aksâ&#8217;nın, Kubbetü&#8217;s-Sahrâ&#8217;nın önüne mi yoksa arkasına mı inşa edileceği konusunda insanlarla istişare ediyordu ki, Ka&#8217;b söz alarak: &#8216;Ey Müminlerin emiri,onu Sahrâ&#8217;nın arkasına yap!&#8217; demişti; ancak Ömer (r.a.): &#8220;Yahudinin çocuğu, sana Yahudilik bulaşmış! Hayır, onu Sahrâ&#8217;nın ön tarafına yapın ki, namaz kılanlar ona doğru yönelmesinler&#8221; demiş ve bu günkü yerine inşa ettirmişti.(14)</p>
<p>Ömer (r.a.), böylelikle Ka&#8217;b&#8217;ın, Müslümanların mescidinde Yahudilerin kıblesine<br />
doğru namaz kılınması isteğine engel olmuştu.Ka&#8217;b, Ehli Kitabın kutsal kitaplarından naklediyormuş gibi göstererek, daha önce Ömer&#8217;i (r.a.) öldürüleceği konusunda uyarmış, fakat onun katline karışan komplocularla bağlantısı ortaya çıkıncaya kadar kendisine yönelik bu suçlamayı unutmayıp içten içe gizlemişti. Ömer&#8217;in Ehli Kitabın kutsal kitaplarıyla ne alakası olabilirdi?! Eğer İslam dini, zanna dayanarak suçlanan kimse hakkında işlem yapılmasına cevaz vermiş olsaydı,Ömer&#8217;in katline ilişkin meselede Ka&#8217;b&#8217;ın durumu da mutlaka dava konusu olurdu. Nitekim Muaviye&#8217;nin şikayeti üzerine Ebû Zer&#8217;in Şam&#8217;dan Medine&#8217;ye çağrıldığı, Ka&#8217;b&#8217;ın Hz.Osman&#8217;ın meclisinde Ebû Zer&#8217;in mal biriktirmenin men&#8217;ine ilişkin düşüncesine karşı<br />
çıktığı, Ebû Zer&#8217;in de Ka&#8217;b&#8217;a cevaben: &#8216;Yahudi&#8217;nin oğlu, sen karışma, bu senin meselen değil!&#8217; dediği tarihen bilinmektedir.(15)</p>
<p>Ayrıca Avf b. Mâlik&#8217;in de, onun, Muaviye&#8217;ninkendisine gösterdiği müsamahadan faydalanarak kıssa anlatmasına karşı çıktığı bilinmektedir.(16)</p>
<p>Bütün bunlar gösteriyor ki, her ne kadar İbn Ömer&#8217;in, İbn Abbas&#8217;ın ve Ebû<br />
Hureyre&#8217;nin Ka&#8217;b&#8217;dan naklettikleri bazı rivayetleri bulunsa da, Hz. Ömer, Huzeyfe, Ebû Zer, İbn Abbas, Avf b. Mâlik ve Muâviye gibi sahabiler tam olarak ona<br />
güvenmiyorlardı. Bu yüzden İslam dininin tasdik ettiği İsrâilî haberlerin doğrulanması, tekzip ettiklerinin reddedilmesi, bunun dışındakiler hakkında da tevakkuf edilmesi şeklinde kesin bir kural konulmuştur. Nitekim Buhârî&#8217;nin naklettiği şu hadis buna işaret etmektedir: &#8220;Ehli kitabı ne tasdik edin ne de tekzip edin! Sadece &#8216;biz Allah&#8217;a, bize ve size indirilenlere ve ilahınızın tek bir ilah olduğuna iman ettik ve biz ona teslim olduk&#8217; deyin.&#8221;(17)</p>
<p>Bu çok doğru bir metottur ve uygulandığı sürece de İsrailiyat belasından çekinmeye gerek yoktur. Zira İsrailiyattan söz edecek kimse, ancak bu doğru ölçüt<br />
kapsamında İsrailiyattan bahsetmiş olacaktır ki, bu durumda İsrailiyat nakleden<br />
ravilerden ne Ka&#8217;b ne de bir başkası herhangi bir etkiye sahip olmayacak ve onların<br />
rivayetleri bu hassas teraziye vurulduğu sürece, asla İslam düşüncesi, inancı ve<br />
geleneğine nüfûz edemeyeceklerdir. Bununla birlikte müfessirlerin çoğu, Kuran-ı<br />
Hakim&#8217;in naklettiği haberlerdeki bazı hususları açıklarken kendilerine faydalı olduğunu zannettikleri, Yahudiler ve diğerlerinden alınma bilgileri, kendilerinden sonrakilere ulaştırma arzusuyla eserlerine almışlardır. Esasen onlar bu rivayetleri, Müslümanların nazarında, sahih olduklarına inanılması ve illetli oldukları halde hiç ayıklamaksızın kabul edilmesi istenilen hakikatler olarak gördüklerinden değil, Kuran-ı Kerim&#8217;de muhtasar olan bir kısım haberlerin izahında faydalı olabileceği ihtimaline binaen eserlerine almışlardır. Maksat bu olduğu sürece, İsrailiyâtı almakta hiçbir beis yoktur.</p>
<p>Süleyman b. Abdulkavî et-Tûfî, &#8216;el-İksîr fî Kavâidi&#8217;t-Tefsîr&#8217; adlı eserinde(18), mü-<br />
fessirlerin tefsirlerini İsrailiyâtla doldururken, maksatlarının bu olduğunu söyleyerek bir nevi mazeretlerini dile getirmiştir. O burada, hadis ravilerinin, sonraki hadis tenkitçilerince konulan &#8216;sahihlerle zayıfların birbirinden ayırt edilmesi&#8217; ilkesini terk ederek, her halükarda bütün rivayetleri bir araya toplamak istediklerini örnekleriyle ortaya koymuştur. Dolayısıyla onlar için, bu önemli bir mazerettir.</p>
<p>Sözün özü odur ki, gerçek dışı İsrailiyatla ancak, karmaşık konularda ilim ehline<br />
başvurmak yerine, rasgele herkesten bilgi almayı adet haline getiren kimseler aldatılabilir. Yoksa ilim ehlinin çoğu, asılsız haberlere karşı topluma önemli tavsiyelerde bulunmuşlar ve tıpkı Abdulhak b. Atıyye&#8217;nin &#8216;Bi&#8217;l-Muharriri&#8217;l-Vecîz fî Tefsîri Kitâbillahi&#8217;l Azîz&#8217; adlı eserinde yaptığı gibi, tefsiri asılsız İsrailiyattan ayıklamaya çalışmışlardır. Dolayısıyla İsrailiyat ve diğer hurafeler ancak, bir kısım avam ile, kendilerini en mühim konularda bile alimlere ve seçkin kaynaklara başvurmaktan müstağni sayan bazı alim geçinenler üzerinde kötü bir etkiye sahip olabilir. Hidâyet ancak Allah&#8217;tandır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>*</strong>Bu makale, Muhammed Zâhid el-Kevserî&#8217;nin Makâlâtü&#8217;l-Kevserî adlı eserinin, &#8216;Ka&#8217;bu&#8217;l-Ahbâr ve&#8217;l-İsrâiliyyât&#8217; adlı bölümünün çevirisidir (s.126-9). Makalenin girişi ve dipnot bilgileri tarafımızdan ilave edilmiştir.</p>
<p><strong>**</strong> Doç.Dr., Ondokuz Mayıs Ünv. İlâhiyat Fak. Öğretim Üyesi.</p>
<p>1-İbn Abbas ile Ka&#8217;b arasında geçtiği nakledilen diyalog şöyledir: Mücâlid&#8217;in eş-Şa&#8217;bî&#8217;den rivayetine göre, İbn Abbas Arafat&#8217;ta Ka&#8217;b&#8217;la karşılaşmış ve ona bazı şeyler sormuştu. Ka&#8217;b, var gücüyle bir tekbir getirmiş, öyle ki, sesi dağlarda yankılanmıştı. Bunun üzerine İbn Abbas: &#8220;(Niye bu kadar şaşırdın?!) Bizler Hâşim oğullarıyız!&#8221; demiş. Ka&#8217;b da:&#8221;Allah &#8216;ru&#8217;yet&#8217;le &#8216;kelam&#8217;ını, Hz.Muhammed&#8217;le Hz.Musa arasında paylaştırdı; bu nedenle Hz. Musa O&#8217;nunla iki kez konuşmuş, Hz.Muhammed de O&#8217;nu iki kez görmüştü&#8221; demiştir. Bk. Tirmizî, Tefsîru Sûre 53/3 (V/367-8).</p>
<p>2 Tirmizî, Tefsîru Sûre 53/3 (V/367-8).</p>
<p>3 İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtu&#8217;l-Kubrâ, VII/445.</p>
<p>4 İbn Hibbân el-Bustî, Kitâbu&#8217;s-Sikât, V/334</p>
<p>5 İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtu&#8217;l-Kubrâ, VII/445.</p>
<p>6-Bk. Zehebî, Tabakâtu&#8217;l-Huffâz, I/52</p>
<p>7-Bk. İbn Asâkir, Târihu Dımeşk, X/151-5.</p>
<p>8-Bk. Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetü&#8217;l-Evliyâ, V/364-391, VI/1-48.</p>
<p>9 Bk. Ebû Nuaym, Hilye, V/372-3: &#8220;…Furât b. es-Sâib&#8217;in Zâdân&#8217;dan rivayetine göre, Ka&#8217;bu&#8217;l-Ahbâr şöyle demiştir:&#8217;Yüce Allah kıyamet günü &#8216;öncekiler&#8217; ve &#8216;sonrakiler&#8217;i geniş bir düzlüğe toplar. Bu arada melekler de inerler ve saf olurlar. Sonra Yüce Allah: &#8216;Ey Cibril, cehennemi bana getir&#8217; der, Cibril cehennemi getirir…&#8221;</p>
<p>10 Bk. İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fî Temyîzi&#8217;s-Sahâbe, V/647-50; Tehzîbü&#8217;t-Tehzîb, I/446.</p>
<p>11 Buhârî, İ&#8217;tisâm, 25 (VI/2679).</p>
<p>12 İbn Hacer, İsâbe, V/650: &#8220;Katâde&#8217;nin rivayetine göre, Huzeyfe&#8217;ye (r.a.) Ka&#8217;b&#8217;ın, &#8216;Sema, tıpkı değirmen (taşı) gibi bir eksen üzerinde döner&#8217; dediği nakledilince, &#8216;Ka&#8217;b yalan söylemiş; zira Yüce Allah: &#8216;Şüphesiz Allah, yok olup gitmesin diye, gökleri ve yeri tutar&#8217; (Fâtır,35/41) buyurmaktadır.&#8221; Benzer bir rivayette, İbn Mes&#8217;ud&#8217;un da Ka&#8217;b&#8217;ı tekzîp ettiği nakledilir. Bk. Kurtubî, el-Câmi&#8217;u li Ahkâmi&#8217;l-Kurân, XIV/357.</p>
<p>13 İbn Cerîr et-Taberî, Târîhu’l-Ümem ve&#8217;l-Mulûk, I/47; Abdullah b.Hayyân el-İsbahânî, el-Uzme,III/1163.</p>
<p>14 Aliyyülkârî, el-Mevdûâtu&#8217;l-Kubrâ, s.100 (Hindistan baskısı).</p>
<p>15 Bk. Taberî, Târîh, II/616.</p>
<p>16 Bk. İbn Hacer, İsâbe, V/647,650; İbn Asâkir, Târîhu Dımeşk, 50/170.</p>
<p>17 Buhârî, İ&#8217;tisâm, 25; Tevhîd, 42; Ahmed b. Hanbel, V/98.</p>
<p>18-Eser,Kura Hüsameddin Kütüphanesinde kayıtlıdır</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kabul-ahbar-ve-israiliyat%e2%88%97/">Ka’bu’l-Ahbar Ve İsrailiyat∗</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kabul-ahbar-ve-israiliyat%e2%88%97/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsrailiyat Meselesi Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/israiliyat-meselesi-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/israiliyat-meselesi-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2015 16:04:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İsrailiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İsrailiyat Meselesi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir Badıllı]]></category>
		<category><![CDATA[Resul-i Ekrem’in hayatında İsrailiyat keyfiyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8509</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsrailiyat denilen hususlardır ki, müslüman olmuş yahudî âlimlerinin bazı âyât ve ehadîs-i şerifleri şerh ve tefsir ve izah makamında -ilmin esaslarına ve âyet ve hadîslerin asıl mâna ve muradlarına uygun olmayan eski mâlûmatları ile- ortaya attıkları, fakat çoğu zaman hurafe-varî olan sözleri mes’elesidir. Evet, İsrailiyat hikâyelerinin kaynak olarak menşei, tâ Resul-i Ekrem’in hayatında müslüman olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/israiliyat-meselesi-hakkinda/">İsrailiyat Meselesi Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 class="post-tile entry-title"></h1>
<div class="entry-content">
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/images-141.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8510" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/images-141.jpg" alt="İsrailiyat Meselesi Hakkında" width="414" height="287" /></a></p>
<p>İsrailiyat denilen hususlardır ki, müslüman olmuş yahudî âlimlerinin bazı âyât ve ehadîs-i şerifleri şerh ve tefsir ve izah makamında -ilmin esaslarına ve âyet ve hadîslerin asıl mâna ve muradlarına uygun olmayan eski mâlûmatları ile- ortaya attıkları, fakat çoğu zaman hurafe-varî olan sözleri mes’elesidir.</p>
<p>Evet, İsrailiyat hikâyelerinin kaynak olarak menşei, tâ Resul-i Ekrem’in hayatında müslüman olan bazı yahudî âlimlerinden geldiği gibi; Abdullah bin Abbas gibi Sahabelerden meraklı ve müteharri bir kısım genç âlimler, bazı sırların keşfi hususunda mezkûr âlimlerle görüşmeleri esnasında onlardan duydukları bazı acaibli kıssa ve hikâyeleri kaydedip nakletmeleriyle de gelmiştir. Böylece İsrailiyat namı altında gelen herşey ve her mes’ele, yalandır ve hurafedir diye bir şey mevzu-u bahis olmaması lâzımdır. İsrailiyatın ekseriya hurafelisi olanları şu kısımdır ki; Benî- İsrail Peygamberlerinden nakledilip gelen, hak ve doğru olan bazı sözlerin, bir zaman sonra, Benî-İsrail’den nâ-ehil, ya da sinsî bazı âlimlerinin yaptıkları uzun şerh ve tefsirleriyle meydana gelmiş durum ile, o doğru ve hak olan haberlerin birbiri içine karışmaları neticesinde hurafeli bir tarza dönüşmesine sebebiyte verilmiş kısmıdır. Yoksa, İsrailiyatın içinde elbette lüb ve mağz mesabesinde olan bir kısım vardır ki, menşe’ itibariyle eski Peygamberlerden gelmiştir.</p>
<p>Amma yorumlar, tefsirler ve saire ile o hakikatlı manalar perdelenmiş, gizlenmiş ve başka bir renk almıştır.</p>
<p>İrailiyatın umumiyeti itibariyle, bize göre dört sınıf ve kısma ayrılması mümkündür. Bunlardan ilk iki sınıfı, eksi Benî-İsrail Peygamberlerinin ahvali ve menkıbeleri ve o Peygamberlere karşı Benî-İsrail milletinin durumları, hikâyeleri ve saireden ibarettir. Bunların içinde en doğrularını, en hakikatlı ve ders-i ibertillerini, şüphesiz en başta Kur’an-ı Kerim dile getirmiş, onları tashih etmiş ve hülâsalarını bildirmiştir.</p>
<p><strong>2-</strong> Kur’an’da zikredilmeyen Benî-İsrail kıssalarından, ibretli hikâyelerinden mühim bir kısmı da, Resul-i Ekrem (A.S.M.) tarafından beyan buyurulmuştur. Bunlar ise, kısmen başta Sahih-i Müslim olarak hadîs kitaplarında mevcuddur.</p>
<p><strong>3-</strong> İsrailiyatın bir derece doğru olanlarından bir kısmı da, yahudilerden müslüman olmuş olan Abdullah bin Selâm gibi gerçek Sahabîler tarafından aktarılmış olanıdır. Abdullah bin Selâm gibi gerçek Sahabîler tarafından aktarılmış olanıdır. Amma bunların içinde de muhakkık ki hurafeli ve doğru olmayanları da vardır.</p>
<p><strong>4-</strong> Müslüman olmuş, ya da olmamış sair yahudî ülemasından gelen ve ekseriyeti itibariyle hurafeli olan bazı söz ve hikâyeleridir.. ve işte en çok bulandıran da bu dördüncü sınıf İsrailiyattır.</p>
<p><strong>Meselâ,</strong> semavatın tabakaları hakkında, Arş ve Kürsî’nin ve melâikelerin hey’etleri hakkında ve küre-i arzın durumu ve Kaf Dağı gibi mes’elelere dair gelen şu çeşit hurafeli İsrailiyat ise, en zararlı kısmıdır. Bunlardan bir kısmı maalesef bazı Kur’an tefsirlerine ve bir kısım gayr-i ciddî olan İslâm kitaplarına kadar girebilmişlerdir.</p>
<p><strong>Resul-i Ekrem’in hayatında İsrailiyat keyfiyeti</strong></p>
<p>Resul-i Ekrem (A.S.M.) Medine-i Münevvere’ye gelip yerleştikten sonra, oranın ehli olan Arab Ensarlar’dan sonra; alış-veriş, ticaret, kültür, dinî mevzularda konuşmalar ve muhavereler noktasından yahudilerle münasebet çokça oluyordu. O asırda ve o mevkide, Arablara göre, kültür ve ilim erbabı, yalnız oradaki yahudiler göze çarpıyordu. Tabii ki, bu münasebetler vesilesiyle Sahabelerin kulaklarına da yahudilerden bir çok nakiller ve hikâyeler geliyordu. Bu hikâyelerden bazıları garib, acib şeylerden bahsediliyordu. Elbette ki bunlardan bazısı Resul-i Ekrem’in kulağına da gelirdi. Onun için, Resul-i Ekrem (A.S.M.) bu hususda Sahabelerini ve ümmettini ikaz ve irşad ve tâlim etmiştir.</p>
<p><strong>Bu irşad ve tâlimler ise, iki merhale ve iki bölüm halinde idi:</strong></p>
<p><strong>Birinci Bölüm:</strong> İslâm dinine ait mes’elelerde, hükümlerde, ibadet ve amellerde, ne Tevrat’tan, ne İncil’den ve ne de ehl-i kitabın âlimlerinden herhangi birşeyin alınmasının, sorulmasının veya onlara uyulmasının mümkün olmayıp, büyük hata olacağını ferman eden hadîs-i şerifler şöyledir:</p>
<p><strong>1-</strong> (El-Musannef – San’anî 10/212)</p>
<p><strong>Meâli:</strong> Zeyd bin Eslem’den rivayet: “Peygamber (A.S.M.) ferman etti ki: “Ehl-i kitaptan herhangi bir şey sormayınız! Çünki onların kendileri dalâlettedir, hiçbir zaman sizi doğruya hidayet edemezler..”</p>
<p><strong>2</strong>– (El-Musannef – San’anî 10/313)</p>
<p><strong>Meâli:</strong> Abdullah bin Sâbit (R.A.) naklediyor: Ömer bin Hattab geldi, Peygamber’e dedi ki: “Benim yahudilerden bir arkadaşım vardı, ona uğradım. Bana Tevrat’tan mühim olan yerleri yazdı.. size onları arzedeyim mi?” Hazret-i Abdullah diyor: Buna Peygamber’in canı çok sıkıldı, yüzünün rengi değişti. Abdullah bin Sabit o sırada Hazret-i Ömer’e demiş: “Allah aklını alsın, Peygamber’in yüzündeki değişikliği görmüyor musun?” Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.); “Allah’a Rab olarak razı olduk. İslâmı da tek din olarak seçtik. Muhammedi de hak Peygamber olarak kabul ettik.” dedi. Bunun üzerine, Peygamber’in yüzünde sürûr alâmetleri görülmeye başlandı ve ferman etti: “Eğer şimdi Musa (A.S.) içinizde zuhur etmiş olsa ve siz beni bırakıp ona tabi’ olsanız, dalâlete girmiş olursunuz. Bütün ümmetler içinden sizler benim hissem olduğunuz gibi, ben de umum Peygamberler içerisinden sizin nasibiniz oldum…”</p>
<p><strong>İkinci Bölüm:</strong> Ahkâm-ı Şeriat hakkında değil, amma sair tarihî ve kevnî mes’elelerde, Benî-İsrail ülemasının dinlenebileceğine.. lâkin onları ne tasdik edip, ne de tekzib etmek tarzında bir dinlemeye dikkat edilmesine dair vürûd eden Peygamber’in emirleri şöyledir:</p>
<p><strong>Yani:</strong> “Benî-İsrail’den bazı söz ve rivayetleri dinleyip nakledebilirsiniz. Bunda bir zarar yoktur. (Sahih-i Buharî 4/207; İbn-i Hibban 8/50 ve 52, Cem’-ül Fevaid 1/59, El-Feth-ül Kebir 2/9 ve 70; Müsnedül Firdevs 2/129)</p>
<p><strong>Yine başka bir hadîs: </strong></p>
<p>Yani: “Ehl-i Kitap âlimlerini dinlediğinizde onları ne tasdik, ne de tekzib ediniz! Deyiniz ki Allah’a ve Peygamberlerine iman ediyoruz.” (Şerh-üs Sünne – Begavî 1/239; Müsned-ül Firdevs 5/21 ve Buharî 3/237)</p>
<p>İşte Resulullah’ın (A.S.M.) şu emirlerinde görüldüğü üzere, İsrailiyata karşı iki tarz yaklaşım içerisindedir. Birisi: İslâm dininin kendisine taallûk emir ve nehiy, haram ve helâli.. ve hülâsa İslâm dininin kendisine taallûk eden bütün mes’elelerinde hüküm ve emir, yalnız ve yalnız Kur’an ve menba-ı Risalet olan Peygamber’den alınacabileceğine dikkat çekmiştir.</p>
<p><strong>İkinci merhalede ise:</strong> Benî-İsrail kavminden gelen pek çok Peygamberlerin iz ve eserlerinin ilim noktasından bazı kalıntılarının kalmış olabileceği imkânını nazara almış ve bu açıdan ilmin kapısını kapatmamıştır. Amma bunların alınış ve telâkki kapılarına “Dikkat” levhalarını asmıştır. Böylece İsrailiyatın her çeşidi, İslâm dini akidesinde ve ahkâm-ı Şeriatında aslâ ve kat’â değil, amma sair tarihî ve kevnî ilimlerinde bazı hurafeli yorum ve hikâyelerin -Peygamber’in müsamahalarına binaenmüslümanlarını dillerine ve sözlerine girebilmiştir denilebilir.</p>
<p><strong>Bu yüzdendir ki:</strong> Gerek müslüman olmuş yahudî âlimlerinden bazı zâtlar; gerekse Abdullah bin Abbas gibi Sahabe’nin meraklıı genç bazı âlimleri; Hazret-i Resul-i Ekrem’den (A.S.M.) işittikleri kısa, veciz ve cami-ül kelim bazı ilmî hadîslerin hakikatını, İsrailiyattan gelme hikâyeli ve hurafeli sözlerine tatbik ederek, çok nâdir de olsa, mânalandırma cihetine gittikleri olmuştur. Hattâ bu yüzden zamanla tefsir ile metnin birbirinden tefriki müşkilleşmiştir. Yani şu rivayetin içinde hangi kelimeler öz metin, yani kelâm-ı Nebevî, hangileri tefsir ve şerhtir bilinemiyecek duruma gelmiştir.</p>
<p>Büyük hadîs imamları da bu noktaları nazara almışlardır ki, bazı hadîs-i şeriflerde, Peygamber’in bizzat sözleriyle ve bazı Sahabenin şerh ve tefsirli sözlerini birbirinde ayırmaya çalışmışlardır. Bu hususta İmam-ı Suyutî’nin “El-Müderrec İle-l Medrec” isimli eserini misal için gösterebiliriz. Suyutî Hazretleri bu mevzuu, 16 büyük sahifede, misalleriyle gösterilmiştir.</p>
<p><strong>İşte, kabil hadîs-i şeriflerden bir örnek olarak;</strong> İbn-i Abbas’tan sahih bir sûrette nakledilmiş şu: hadîs-i şerifidir. Gerek İbn-i Abbas Hazretleri, gerekse Vehb bin Münebbih gibi zâtların ona dair eski rivayetlere tatbik ederek yaptıkları tefsir ve şerhleri birlikte rivayet ve nakledilerek gelmiştir.</p>
<p>Tabii ki, bu durumda, kelâm-ı Nebevî’nin öz metni, onun etrafında yapılan şerh ve tefsirler içinde tam görülmediği vaziyetiyle, İsrailiyata müşabeheti fazlalaşmıştır. Senedi sağlam olduğu halde, zâhirde akıl hârici görünen manası itibariyle, bazı muhaddisler onu kabulde tereddüd göstermişlerdir.</p>
<p><strong>Amma bu nokta dahi var ki:</strong> Muhaddislerce kabul edilmiş olan; Sahabelerin kavil, fiil ve takrirleri de hadîs külliyeti içinde dahil olduğundan, meselâ İbn-i Abbas’ın şerh ve tefsiri dahi olsa, hadîsin metniyle beraber gelmiş olması gayet normaldir. Lâkin Üstad Bediüzzaman’ın dediği gibi; bu kısımda, yani Sahabenin içtihad ve tefsirinde bazı hatalar düşmüş olabilir. Şayet bu hatalar kat’î şekilde tebeyyün dahi etse, ilmî bir hatadır denilir.</p>
</div>
<p>Abdülkadir Badıllı &#8211; Risale-i Nur&#8217;un Kudsi Kaynakları</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/israiliyat-meselesi-hakkinda/">İsrailiyat Meselesi Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/israiliyat-meselesi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
