<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsraf | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/israf/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Apr 2024 16:10:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İsraf | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnkarın Dünya ve Ahiretteki Sonuçları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/inkarin-dunya-ve-ahiretteki-sonuclari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/inkarin-dunya-ve-ahiretteki-sonuclari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2024 16:06:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[İnkar]]></category>
		<category><![CDATA[İsraf]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Bunalım]]></category>
		<category><![CDATA[güvensizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet]]></category>
		<category><![CDATA[Küfür]]></category>
		<category><![CDATA[Kafir]]></category>
		<category><![CDATA[savurganlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her ferdin ve toplumun gerçekleştinnek istediği şeyin ne olduğunu araştırsak tek kelime ile mutluluk olduğunu görürüz. Filozofundan avamına, yöneticisinden yönetilenlere kadar mutsuzluk arayan tek bir kimse bulunamaz. Peki bu nasıl gerçekleşecektir? Kafirler mutluluğu kısa vadede düşünerek onu sadece mal-mülk, saltanat, makam elde etmede, nefsani arzu ve isteklerinin fütursuzca yerine getirilmesinde gönnüşlerdir. Fakat bu doğrultudaki inanç [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/inkarin-dunya-ve-ahiretteki-sonuclari/">İnkarın Dünya ve Ahiretteki Sonuçları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/cennet-cehennem.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-21937 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/cennet-cehennem-300x138.jpg" alt="" width="400" height="184" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/cennet-cehennem-300x138.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/cennet-cehennem-600x276.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/cennet-cehennem.jpg 652w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
<p>Her ferdin ve toplumun gerçekleştinnek istediği şeyin ne olduğunu araştırsak tek kelime ile mutluluk olduğunu görürüz. Filozofundan avamına, yöneticisinden yönetilenlere kadar mutsuzluk arayan tek bir kimse bulunamaz. Peki bu nasıl gerçekleşecektir? Kafirler mutluluğu kısa vadede düşünerek onu sadece mal-mülk, saltanat, makam elde etmede, nefsani arzu ve isteklerinin fütursuzca yerine getirilmesinde gönnüşlerdir. Fakat bu doğrultudaki inanç ve uygulamaları onları inkara sürüklemektedir. Kafirler, Allah&#8217;a isyan olan inanç ve amellerinin neticesinde karşılaştıkları sıkıntı ve bunalımlardan ibret de alamamaktadırlar. Bir kısmı ahiret hayatını inkar ederken, bir kısmı da pasif bir ahiret inancına sahiptirler, ahiret hayatı olsa dahi kendilerinin zarara uğrayacağı kanaatini taşımamaktadırlar (bk.Khef, 18/36).</p>
<p>Hatta onlar Müslümanca bir hayatı, boş inançlar uğruna özgürlüklerin kısıtlanması olarak yorumlamaktadırlar. Acaba sonuç gerçekten öyle mi olacaktır? &#8220;Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (yanlış) hüküm veriyorlar &#8220;(Ankebut,29/4). &#8220;Yoksa kötülük işleyenler, ölümlerinde ve sağlıklarında kendil erini inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar. Ne kötü hüküm veriyorlar &#8220;(Casiye,45/21 ). &#8220;Öyle ya, mü &#8216;min olan yoldan Çıkmış kimse gibi midir? Bunlar elbette bir olamazlar &#8221; (Secde,32II 8).</p>
<p>Ayetlerde görüldüğü gibi kafir ile mü&#8217;minin sonucu, hem dünya hayatında hem ölürken, hem kabirde, hem de ahiret hayatında bir olmayacaktır&#8221;·! Böyle olunca inkann dünya hayatında fert ve toplum açısından ne gibi olumsuzluklara sebep olduğunu, başka bir ifadeyle inkann dünyadaki neticelerini, daha sonra da ahiretteki cezasının ne olacağını incelememiz gerekecektir.</p>
<p><strong>A &#8211; İNKARIN DÜNYADAKİ OLUMSUZ SONUÇLARI </strong></p>
<p><strong>1- İnkarın Birey Üzerindeki Olumsuz Sonuçları </strong></p>
<p><strong>a- Bunalım </strong></p>
<p>Küfür ve taşkınlıkta ısrar, güzel ve dengeli bir şekilde hayattan yararlanmaya engeldir. Kafirlerden bir kısmının hayattan faydalanmaları söz konusu olsa da, aslında bu güzel ve hakiki faydalanma sayılmaz, onların hayatı hiçbir zaman &#8220;hayat-ı tayyibe&#8221; olamaz. İsyanda direnen günahkarlar, dünya nimetleri içinde yüzseler de, kalp huzurundan gönül rahatlığından mahrumdurlar. &#8220;Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun hakkı da, dar (sıkıntılı) bir geçimdir. &#8220;(Taha,20-124). Müslüman, Allah&#8217;a tevekkül ederek güzel bir yaşayışla yaşarken, kafir dünyaya düşkün olduğu ve devamlı bir şekilde daha fazlasını istediği için, onun hayatı dar ve sıkıntılıdır. 1 Varlıklar üç kısımdır: Tesir altında kalmayan müessir olan varlıklar; müessir olmayan ama tesir altında kalan varlıklar ve her şeyde müessir olup tesir altında olmayan varlık. Hiçbir şeyden müteessir olmayan müessir varlık ancak Cenab-ı Allah&#8217;tır.</p>
<p>Müessir olmayıp müteessir olan varlıklar ise cisimlerdir. Bazan müessir, bazan da müteessir olan varlıklara gelince, bunlar ruhani varlıklardır. Ruhani varlıklar, Allah&#8217;a yöneldikleri zaman O&#8217;nun meşietinden, kudretinden, tekvininden ve icadından fezeyan eden tesirleri kabul etme durumuna gelirler. Çünkü cisimler alemini ruhlar yönetir. Böyle olunca insandaki ruh cephesinin merkezi konumunda olan kalp ne zaman cisimler alemini araştırmaya ve mü şah ade etmeye yöneIse, o esnada bir daralma ve çarpıntı ile o cisimler alemini ele geçirip onda tasarrufta bulunma konusunda şiddetli bir temayül meydana gelir. Ama kalp, Hz. Allah&#8217;ın azametini araştırmaya ve müşahadeye yöneldiği zaman onda semedani nurlar ile ilahi ışıklar hasıl olur.2</p>
<p>İşte kalp o zaman sükuna erer. &#8220;Onlar ki, inanmışlar ve Allah &#8216;ı anmakla kalpleri huzur ve doyum buymuştur; çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah &#8216;ı anarak huzura erişir. &#8221; (Ra&#8217;d,1 3128). Kalbin bir başka özelliği, o ne zaman bir hale vasıl olsa, oradan daha şerefli bir diğer hale geçmeyi arzular. Çünkü cisimler aleminde bulunan her saadet ve mutluluğun üstünde, lezzet duyulan ve gıpta edilen, bir başka mertebe vardır. O&#8217;nun için sırf dünyaya yönelenin &#8220;mutmaine/huzura&#8221; ulaşması mümkün olmaz. Fakat kalp ve akıı marifetullah ve samedani nurlar ile mutluluğu isteme noktasına ulaşınca, artık o noktada kalır ve karar kılar. Böylece de oradan başka bir yere geçmeye kendinde güç bulamaz. Çünkü saadet bakımından bundan daha mükemmel ve yüce bir derece yoktur. 3 &#8220;Allah &#8216;ın göğsünü İslam &#8216;a açtığı kimse, Rabb &#8216;inden bir nur üzere değil mi? Allah &#8216;ı anmaya karşı yürekleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun, onlar apaçık bir sapıklık içindedirler&#8221; (Zümer,39/26-3 ı).</p>
<p>Allah (cc) kafirlerin kalplerinin kasvet halinde olduğunu haber veriyor. Kasvet, sözlükte kuruluk, sertlik, katılık anlamındadır. &#8216; Hatta onların kalpleri taştan daha katı bir hale gelebilmektedir (bk.Bakara,2/74). Böylesi kalpler, bütün fıtri özelliklerini kaybettiği :çin sakimdir, hastadır. Kafirlerin kalbinde oluşan bir başka hastalık darlık &#8220;dik&#8221;tir. &#8220;Allah kimi hidayete erdinnek isterse onun kalbini İslam &#8216;a açar. Kimi de saptırmak isterse onun da göğe yükseliyonnuş gibi kalbini daraltır, sıkar. Allah iman etmeyenlerin üstüne işte böyle murdarlık (ries) çökertir. &#8220;(En&#8217;am,611 25). Kalpleri günah paslanyla kirlenmiş kimseler, kendilerinde ve kendilerinin dışındaki alemlerde (afak ve enfüs) Allah&#8217;ın vahdaniyet delillerine bakmaya davet edilince hava basıncındaki dengesizlik nedeniyle atmosferde yükselen kimsenin teneffüs zorluğu çektiği gibi, inkarcılar da manevi kalp sıkıntısı çekerler.2 Kafirlerin kalbi sıkıntılarını haber veren bir başka Kur&#8217;an ifadesi &#8220;haraç&#8221; zorluktur. Haraç, &#8220;darlığın darlığı&#8221; demektir. İçine girmeye yol bulunamayan sık ağaçlı bir vadiye de haraç denir. Kafirin kalbi de böyledir. Onda öğüt ve imanın nüfuz etmesi için bir delik bile yoktur.) İnsanın her türlü bedbahtlıktan ve sıkıntıdan kurtulabilmesi için Kur&#8217;an&#8217;a ve sünnete sarılması gerekir. İnsan ve kainatı izah edemeyen hiç bir felsefi düşünce, insanın ruhunda kopan fırtınalan dindirememiştir. Fıtratına uygun olmayan her türlü hayat tarzı onu bunalıma götürmekten başka bir şey yapamayacaktır.4</p>
<p><strong>b- Güvensizlik</strong></p>
<p>Kafirler üzerinde küfrün dünyadaki etkilerinden biri de onları em­niyet ve güvenden uzak bir hayata sevk etmesidir. İnanmayan için güven yoktur. Kişide imanı ölçüsünde eman ve güven vardır. &#8220;Şüphe­siz Rabbim Allah&#8217;tır deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenıerin üzerine melekler inerler. Korkmayın, üzülmeyin size vadolunan cennete sevinin! derler. Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızlz . . . &#8220;(Fussilet,41 130-32). &#8220;İmanlarına iman kaısınlar diye Mü&#8217;minlerin kalplerine güven indiren O &#8216;dur. &#8220;(Fetih,48/4).</p>
<p>Ayetlerde ifade edilen emniyet ve güvenden kafirler mahrumdurlar. Bunun sebeplerinden bazıları şunlardır:</p>
<p>Varlık nedir? Alem nedir? İnsan Nedir? Bunlar nereden geldiler? Bunları kim yarattı? Hedefi nedir? .. Bu sorular karşısında insan, gerçek dinden aldığı ve inandığı cevaplarla güven içinde olabilir. Hayırla şerrin, adaletle zulmün, hak ile batılın, lezzetle elernin karıştığı şu kısa dünya hayatı gaye değildir. Ancak o daha hayırlı ve baki olan ahiretin tarlasıdır. Orada kişiler kazandıklarının karşılığını göreceklerdir. Ölüm ve hayattan dolayı akla gelen soruların en önemlisine böyle cevap alan Mü&#8217;min güven ve huzura kavuşurken, kilfir sürekli bir güvensizlik ve karasızlık içerisindedir.&#8217; İnsan hisselerin fıtratı, sürekli yalnızlık ve sahipsizlik durumunda akli ve ruhi sıkıntılara ve ıstıraplara duçar olmaktadır. Kafirler, tevhidi imana sahip olmadıkları için kendilerini yalnızlık içerisinde hissetmektedirler. Bu durum onları sürekli bir güvensizliğe ve emniyetsizliğe sürüklemektedir. İman ve amel-i salih ile bir mü&#8217;min, nebiler, veliler, sadıklar ve salihlerle her zaman birlikte olduğunun bilincindedir. Mü&#8217;minler, mü&#8217;minlerin şuurunda, vicdanında ve duygularında yaşarken, kilfirler bundan mahrumdurlar. Onlar insanlar içerisinde kendilerini yapayalnız hissetmektedirler.</p>
<p>Bu psikolojik hal, kiltirlerin emniyet ve güvenden nasıl mahrum bir hayat yaşadıklarını gösteriyor.2 Eman ve güveni götüren sebeplerin en tehlikelisi, kişinin mazide olmuş şeylere üzülmesi, pişmanlık duyması, yaşadığı andan zevk alamaması ve gelecekten korkmasıdır. Her şeyin Allah&#8217;ın kaza ve kaderi ile gerçekleştiğine inanmayan kafirlerde böyle bir güven bunalımı da vardır.) Bundan dolayıdır ki, kiltirler, belalara ve musibetlere karşı en sabırsız ve dirençsiz kişilerdir. Kadere inanmadıkları ve arzu etmedikleri sonuca razı olmak istemedikleri için, sağlam bir iradeye sahip değildirler.4</p>
<p>Mü&#8217;min, kainatta hiç bir şeyin abes olarak yaratılmadığına, kendisının uçsuz bucaksız kainatın derinliklerine terk edilmediğine, Allah &#8216;ın kullarına kitaplar ve peygamberler gönderdiğine inanır. 0, kainatın da kendisine yabancı olmadığını, her şeyin Allah tarafından yaratıldığını ve düzenlendiğini bilir. Allah&#8217;ın kendisine izzet ve ikram edip yeryüzüne halife kıldığına, rızkına kefil olduğuna, arzda ve semada ne varsa hepsinin emrine musahhar kılındığına, gizli ve açık nimetlerin kendine sunulduğuna inanır. Bu inancı onda sarsılmaz bir güven ve emniyet telkin ederken kafir, her şeyin kendisine yabancı ve düşman olduğunu hisseder. Bu endişe ve korku içerisinde, sıkıntılı bir hayat yaşar.2 Allah (cc) aralarındaki güvenin ve kalplerindeki emniyetin kıymetini bilmelerini Mü&#8217;minlere hatırlatır, bu eman ve güvenin kaynağının iman olduğunu bildirir. &#8220;Ey iman edenler! Allah &#8216;a ve peygambere hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz. &#8220;(Enfal,8/27).</p>
<p><strong>c- Bağımlılık </strong></p>
<p>Kafirlerin batıl inançlarından kaynaklanan olumsuzluklardan biri de, onları fani ve geçici kimselere baş eğdirmesi, kendisinden daha aşağıdaki varlıklara taptırarak onlara bağımlı hale getirmesidir.3 Tapma ve bağımlılık sadece maddi ve ruhani varlıklara tapınmadan ibaret değildir. Tutkular da insanı evrenin geçici ve parçalı görünümlerine bağlayabilmektedir. İnsanın yapısında mevcut olan bazı istekleri tutarlı kaidelerle, meşruiyete bağlanarak tatmin edilmezse, her türlü değerler ayaklar altına alınır, kişiler o isteklerin tutsağı olurlar. Allah (cc) bu konuda Hz. Lut&#8217;un kavmini örnek verir: &#8220;Lut &#8216;a da peygamberlik verdik. O da kavmine şöyle demişti: Gözünüz göre göre o fuhşu (eş cinsellik) ya pacak mısınız? Gerçekten siz ne yaptığını bilmeyen bir kavimsiniz. &#8220;&#8216;(A&#8217; raf,7/ 1 86). Çeşitli duyguların esiri olan, kendisi için yaşar.</p>
<p>Düşüncesinde iş ve tutumlarında becerisini hep bu yönde değerlendirir. Daima istek ve şehvetini gözetir. Dolayısıyla isteklerinin esiri olur. Kendini beğenme ve egoistlik insanın amellerini ifsad eder. Egoizm Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun nimetlerini unutmanın belirtisidir. Çünkü kendini beğenen başkasını sevmeye güç yetiremez.Allah inancını ve ahlaki değerleri, insan hürriyeti açısından inkar edenler, bitmez tükenmez nefsani ve şehevani arzularının esiri olmaktadırlar. İnsanın her arzusunu gerçekleştirmesi gerçekte mutluluk değildir. Şehvetlerine dalan kimse bir süre hayatın lezzetlerini başkalarından daha iyi tattığını zanneder.</p>
<p>Lakin bu aldatıcı zan, daha sonra onu kurtuluşu olmayan bir köleliğe ve huzur bulunmayan bir hayata teslim eder. O halde gerçek hürriyet, kişinin fıtratının da gereği olan Allah&#8217;a kulluktadır. Bu mükeııefiyet açısından da gerçek hürriyeti sağlar. çünkü insan vehminde ne kadar çok tanrı tasavvuru varsa; hediye, nezir, kurban takdirni, tören, vb. merasimler gibi onun omuzlarına o oranda mükeııefiyet yükleyecektir. ı İnsan, vahdaniyet inancı ile bu vehmi kuvvetlerin ve hurafelerin tasallutundan kurtulur, hürriyet ve istiklale kavuşur.2</p>
<p>Kafirlerin içerisine düştükleri bunalım, güvensizlik, ümitsizlik, fani varlıklara bağlılık gibi duygular, kendilerini sevgi, şefkat ve merhametten uzak davranışlara sevk etmektedir.3 Mü&#8217;min, inancının gereği olarak her şeye güzel davranır; bir hayvanı öldüreceği zaman bile güzel öldürür. Keseceği zaman eziyet vermemek için azami özeni gösterir.4 Savaşta dahi belli kurallara bağlı kalır. s Fakat inkarcılarda bu güzel davranışları her zaman görmek mümkün olmaz. Her türlü maddi imkana, lüks ve konfora sahip olmalarına rağmen içerisine düştükleri bunalımdan bir an olsun kurtulmak için nice canlar ve mallar pahasına yaptıkları yarışmalar ve eğlence partileri onların ruh hallerini yansıtmaktadır. Basit zevkleri için kendi canlarını dahi esirgemeyen bu insanlardan, elbette merhamet beklenemez. Geçtiğimiz yıllarda Bosna-Hersek&#8217;te Müslümanlara yapılan zulüm ve işkenceler, tarih boyunca değişmemiş olan bu gerçeğin en son örneklerindendir.</p>
<p><strong>2- İnkarın Toplum Üzerindeki Olumsuz Sonuçları </strong></p>
<p><strong>a- Sürekli İhtilaf ve Parçalanma </strong></p>
<p>Toplum, kuru bir kalabalık değil, aynı duygularla birlikte hareket edebilen düzenli bir kurul demektir. Bundan dolayı bir toplumun oluşması toplumsal bir ruha ve sosyal bir antlaşmaya bağlıdır. Sosyal vicdan önce tek tek kişilerde yerleşir. Kişinin vicdanına ne vakit kardeşlik duygusu yerleşir, onu kibirden, darlıktan, bencillikten çıkararak genişletirse, o vicdanın genişliği oranında bir cemaate aday olur. Bu genişlik arkadaşlıktan, aileden tutunuz da dünyaya egemen olan devletlere kadar gidebilir. Bir vicdanda ortak sevgi ve korku yükselip de bir diğerini kendisi gibi, en azından kendine eşit bir değerde görmeye ve onun faydasından kendisininmiş gibi memnuniyet, zararından da kendisininmiş gibi üzüntü duymaya başlarsa, o vicdanda sosyal ruh oluşmaya başlamış demektir. İnsan kelimesinin aslı olan üns (alışkanlık) ve ünsiyet denilen karşılıklı samimiyetin temeli budur. &#8216; Bir toplumda insanlar ne kadar bencilleşirse sosyal ruh da o kadar daralır, genel olan toplumu parçalar, cemaatini ve kardeşlerini o oranda azaltır.ı İnsan ruhunda sevgi ve korkunun bütün sınırlarını kuşatan en kapsamlı ve en kuvvetli sosyal etkinin Allah inancı olduğu inkar edilmez bir gerçektir. Zıddı, benzeri, ortağı bulunur farzedilen hiçbir şey böylesine kapsamlı bir kuvvete sahip olamaz. Ortağı ve benzeri bulunmayan da ancak Allah&#8217;tır.</p>
<p>Bunun için bütün şükürler ve övgüler O&#8217;nadır. Bunu duyan ve kuvvetle yaşayan vicdanlar, evrensel bir toplumun üyesi olmaya aday bir sosyal ruha sahiptirler ve ancak bu toplumda kardeşlik en son haddini bulur. Bunun içindir ki, sevgi ve korkuyu layık olmayan varlıklarda arayan batıl din mensupları, sürekli parçalanmışlardır. &#8220;(Onlar) dinlerini ayırıp öbek öbek olmuşlardır. Her zümre de kendilerinden olanla övünmektedir. &#8220;(Rum,30/32). Ayet, hayatı ekonomik bir mücadele olarak gören, menfaat paylaşımından kaynaklanan küçük hesaplarla batı din mensuplarının nasıl bölünüp parçalandıklarını ifade etmektedir. Bölünme, Müslümanlar arasında da olmuştur ama Müslüman olmadığı halde İslam&#8217;ı içten yıkmak için ortaya çıkmış ğulat (aşırı) fırkaları hariç tuttuğumuzda bu bölünmenin temel konularda olmadı­ ğını görüyoruz.</p>
<p>Öbür taraftan Hıristiyanlığı örnek alarak değerlendirdiğimizde mezhepler en temel konularda dahi derin görüş ayrılığına düşmüşler, her biri ayrı birer din haline gelmiştir. Allah&#8217;a oğul ve kız isnad etmenin büyük bir bühtan olduğunu haber veren Allah (cc) bu tür yalanlarla, inkarcıların zümre zümre olduklarını vurgulamaktadır. bk.En&#8217; am,611 59). Şirkin zararı millete, milletin zaran da fertleredir. İhtilaf ve anarşi ile haksız yere birbirini öldüren İsrailoğulları&#8217;nı Allah (cc) &#8220;Siz nefsinize zulmettiniz, haydi birbirinizi öldürü­ nüz &#8220;(Bakara,2/S4). buyurmuştur. Bunun manası siz fesadı ve ihtilafı çıkardınız, bölündünüz, bunun doğal sonucu olarak haydi bakalım birbirinizi öldürünüz, demektir. ı İhtilafın ve bölünmenin fert ve topluma olan zararlarından biri de ister haklı ister haksız olsun, ilmi kriterlere dayanmadan her grup mensubunun kendi inanç ve düşüncelerini savunmalarıdır. &#8220;Meryem oğlu İsa örnek alarak anlatılınca, hemen kavmi (Mekkeli Müşrikler) bağrışmaya başladılar ve bizim tanrılarımız mı hayırlı O mu? dediler. Bunu sadece tartışmak için ortaya attılar. Doğrusu onlar kavgacı bir toplumdur. &#8220;(Zuhruf,43/S8). Ayette işaret edildiği gibi, ilimsiz ve delilsiz olarak batı i fikirlerin grup taassubu ile savunulması, beraberinde kavga ve anarşiyi de getirmektedir. Fikri platformlarda düşünce ve inançlarını savunamayanlar, hemen kaba kuvvete başvurmaktadırlar.</p>
<p>Bu nevi davranış onlarda sabırsızlığın, tahammülsüzlüğün, kabaca davranmanın karakter haline gelmesine sebep olmaktadır. Hz. İbrahim, babasını puta tapmaktan vazgeçirmeye çalışırken, en kibar, en yumuşak sözlerle hitap etmesine rağmen, babasının en kaba sözlerle karşılık vermesi bunun bir delilidir.ı Müşriklerden hiçbiri, akl-ı selim ile düşündüğünde arzın ve semaların putlar tarafından yaratıldığını kabul etmez; onların Allah tarafından yaratıldığını itiraf eder. Fakat grup taassubu neticesinde, putların Allah ile aralarında şefaatçi olacağı gibi batı i fikirleri düşünmeden kabul ederler. Ne yazık ki, nesillerin zihinlerine teker teker yerleşen battl inançlar, zamanla vazgeçemeyecekleri inanç esasları haline gelebilmektedir. Rasulullah (sav), &#8220;Fitne insanların kalbine hasım misali çöp çöp konur. Hangi kalbe bundan içirilirse ondan siyah bir nokta hasıl olur. Hangi kalp de bunu reddederse onda beyaz bir leke hasıf olur. Böyl ece toplum iki gruba ayrılır. Bir grubun kalbi düz parlak taş gibi b eyazdır. Bunlara arz ve semalar durdukça [ıtne zarar vermez. Diğer grubun kalbi siyahtır, bulanıktır. Tıpkı kararmış tencereye benzer. Ne iyiyi iyi, ne de kötüyü kötü kabul eder. Hevay-ı nefsine ne telkin edilirse onu bilir &#8221; ) buyurmaktadır. Nebi (sav) bu sözünde batıl inanç ve düşüncelerle bezenmiş kalplerin zamanla hizipleşeceğine fıtratlarında mevcut olan hak ve doğruya yönelme eğilimini kaybederek duyarsız hale geleceğine dikkat çekmektedir. Bireyleri bu hale gelmiş bir toplum, bitkisel bir hayat yaşıyor demektir. Böyle bir toplumun fertleri, insanın doğal ihtiyaçlarını karşılamaktan, bir gün sona erecek olan hayatlarını idame ettirmekten başka bir şey düşünemezler. Artık onlar, içgüdülerinin kontrolündedirier. Her türlü maddi imkanlar sunulsa bile; insani değerlerin dumura uğradığı böyle bir toplumda yaşamak en büyük mahrumiyettir.</p>
<p><strong>b- İsrar (Savurganlık)</strong></p>
<p>Küfrün toplum üzerindeki en belirgin menfi etkilerinden biri de, onları israfa yöneitmesidir. İsraf, insanın fiillerinde sınırı aşmasıdır.</p>
<p>En tanınmış şekli ile israf, insanın elindeki imkanları, malı, mülkü, serveti yerli yerince harcamasıdır. İsrafbazan ölçüde, bazan keyfiyette olur. i İnsanın herhangi bir hususta hakkı olmadığı halde aşırı gitmesi ve bilgisizce davranması da israf kapsamına girmektedir.ı Kur&#8217;an, her konuda ölçülü olmayı, israf ve cimrilik gibi ifrat ve tefrite düşmemeyi, Mü&#8217;minin ve İslam toplumunun bir özelliği sayarken, kafirleri , işlerinde hadde tecavüz etmelerinden dolayı israfçılar olarak tanıtır (bk.Mü&#8217;min,40128). Çünkü batıl inançlar, toplumda sürekli kötülük ve israf doğurur. Akıl ve mantığa aykırı olan küfür, aynı zamanda toplum fertlerinin şahsiyetlerini dejenere eden, ilerlemeyi engelleyen, bünyesinde bir çok efsane ve hurafeyi besleyen, insan hayatını boşa götüren akıl ve düşünce israfıdır. Bu durum, lüks ve israfın iradeyi zayıflatması anlamına da gelmektedir. Peygamberlere, öncelikle israf içerisinde yaşayan şımarık zenginlerin karşı çıkması, bunu göstermektedir (bk.Sebe&#8217; ,34/34-35). Bu tip insanlarda taklitçilik, derin bir inanç halindedir. Sağlam düşünceden yoksun olan bu kişilerin toplum düzeninin bozulmasındaki payları büyüktür. Müşrikler, akıllarınca Allah&#8217;a adandığı gerekçesiyle dokunulmayan, hiçbir şekilde faydalanılmayan kurbanlık hayvanlara çeşitli işaretler koyup bahira, saibe ve vasıle gibi adlar vererek salıveriyorlardı. Böyle yapmakla Allah&#8217;ın ve aracı olan putların hoşnutluğunu kazanarak mallarının bereketleneceğine inanıyorlardı. Fakirlik korkusuyla kız çocuklarını öldürmeyi bir iktisadi gerekçe) olarak gerçekleştiren Müşriklerin, adak olarak salıverdikleri hayvanları israf etmeleri, iktisadi hayattaki perişanlıklarını sadi hayattaki perişantıklarını göstennektedir. Maddi değerlerin ön plana alındığı toplumlarda israfa konu olan değerler çok kıymetlidir.</p>
<p>Bu toplumlarda zaruri olmayan tutum ve davranışlar, zaruret derecesine çıkarılarak, görenek tiryakiliği ile insanların hevesleri tahrik edilir ve onlar, meşru olmayan alışkanlıklara sevk edilir,· Tabi ki, bu alışkanlıklar, insanların ağır maddi külfetlere katlanmalarına sebep olur. Bunun içindir ki Rasulullah (sav) mal israfını kötü adetlerden saymıştır.2 Günümüzde insan merkezli kurtuluş reçeteleri sunan dini inanca ve dine dayalı ahlak anlayışına karşı çıkan hümanizm, exiztansiyalizm (varoluşçuluk) vb. düşünce akımları, insanlığı kayıtsızlığa, başıboşluğa ve israfa mahkum etmişlerdir. İsrafın her türlüsünü haram kılan, nehirde bile abdest alırken fazla su harcamayı doğru bulmayan3 İslam dininin, bir dengeleme ve zaruri ihtiyaçların teminini kolay sağlamaya matuf olarak lüks ve zararlı maddeleri yasaklaması ne kadar anlamlıdır! Buraya kadar saydığımız bireysel ve toplumsal cezalar, tarih boyunca her küfür toplumunda yaşandığı gibi günümüzde inkarcı temeller üzerine kurulmuş Batı toplumlarında da fazlasıyla yaşanmaktadır. Batıdaki bunalımın boyutlarını Fransız Bilim Adamı Andre Compte Sponville&#8217;nin sözleri bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. O, şöyle söylüyor: &#8220;Günümüz batı dünyasında büyük bir paradoks yaşanıyor: Batı maddi açıdan en güçlü dönemine geçmesine karşılık, dünyaya önerebileceği manevi değerlere artık sahip değil . .. &#8220;Manevi bunalım Batıda dini inancın sosyal bir bağ olarak ölmesinden kaynaklanıyor. .. Bunun sonucu olarak Batı insanı Nihilizm &#8216;e (hiççiliğe) yöneliyor ve artık hiçbir şeye değer vermiyor. Yahut da anomi ye (kuralsızlığa) kayıyor ve bir boşlukta sallanıyor. Bir hiççilik yaşanıyor. &#8221; 4 1 989 yılında yazdığı &#8220;Tarihin Sonu&#8221; makalesiyle dünyayı ayağa kaldıran, Japon asıllı Amerike Birleşik Devletleri&#8217;nin en yüksek dü­ zeydeki kültür danışmanlarından biri olan Francis Fukuyama da Batı insanının bunalımını ve güvensizliğini şu sözleriyle ifade ediyor: &#8220;Gerek Amerika &#8216;da gerekse Avrupa &#8216;da günümüzde tam bir güven eksikliği yaşanıyor. Amerika ve batı zafer üstüne zafer kazandı. Buna rağmen şimdi tam bir huzursuzluk içinde . .. &#8220;Aydınların demokrasiden bulunmaz bir nimetmiş gibi bahsetmelerine ben her zaman şaşagelmişimdir &#8230; Liberal demokrasi artık muhalefetle karşılaşmıyor. Fakat bu Liberal Demokrasi ferdi memnun edecektir anlamına gelmez. Çünkü tüketim toplumu, artık ferdi tatmin etmiyor. Şu halde her şeye rağmen bu alanda bizler bir çıkmazdayız ve ben bir ce vap bulamıyorum. Manevi değerlere dönüş mümkün mü onu da bilmiyorum &#8230;</p>
<p>Batılı düşünürler tarafından dile getirildiği gibi ferdin hürriyetine getirilmek istenen sınırsız genişleme, Batı insanını manevi değerlerden koparmış ve sadece bir tüketim aracı haline getirmiştir. İnsan varlığının amacını sadece bedeni arzuların yerine getirilmesinden ibaret gören Batılı, hürriyetsizlik getireceği için evlenmeyi bile yadırgamaya başlamıştır. Fakat böyle bir hayat anlayışı, onlara mutluluk değil, bunalım, güvensizlik, ümitsizlik ve çaresizlik getirmiştir. Tarih boyunca her küfür toplumu bu bunalımları yaşarken haddi aşan kavimler ve küfrün önderlerinden bazıları daha dünya hayatında iken ilahi gazaba düçar olmuşlardır. &#8220;Nitekim, onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırdık. Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine zulmediyorlar. &#8220;(Ankebut,29/40). Küfrün dünyadaki bu cezalarının yanında esas sıkıntı ahirette gerçekleşecektir. Dünyadaki sıkıntılar eninde sonunda bitecektir. Fakat kafirlerin esas sıkıntısı ölümle birlikte başlayacak ve ebediyen devam edecektir. Bu konunun araştınlmasıyla birlikte araştırmamızı bitirmiş olacağız.</p>
<p><strong>B &#8211; İNKARIN AHİRETTEKİ CEZASI</strong></p>
<p><strong>1- İnkarın Ölüm Anında ve Kabirdeki Cezası </strong></p>
<p>Kafirler, dalalete sapmanın cezasını daha ölürken çekmeye başlayacaklardır. Allah (cc) Mü&#8217;minlerin ruhlarını meleklerin güzelce alıp onları selamladıktan sonra cennetle müjdeleyeceklerini haber verirken, kafirlerin ölümleri esnasındaki perişan hallerini şöyle beyan ediyor: &#8220;O zalimler ölümün (boğucu) dalgaları içinde melekler de penç elerini uzatmış, onlara, haydi canlarınızı ku rtarın! Allah &#8216;a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O &#8216;nun ayetlerine karşı kibirlik taslam amzdan ötürü bugün alçaklık azabı ile cezalandırıl acaksımz, derken onların halini bir görsen!&#8221; (En&#8217;am,6/93). &#8220;Söküp çıkaranlara, yavaş yavaş çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düze nleyenlere andolsun &#8220;(Naziat,7911-5). Hz. Ali, ayetlerde geçen sökenler ve  çıkaranlar kelimelerini kafirlerin ruhlarını işkence ederek tırnak ve ci lt aralarından çekip atan melekler;  yüzenler ve  yarışanlar, kelimelerini de Mü&#8217;minlerin ruhlarını yavaş yavaş bedeninden aldıktan sonra fezada yüzdüren ve onları Allah&#8217;a götünnekte yarışan melekler, olarak tefsir etmiştir. i Tinnizi&#8217;nin Enes (r.a.)&#8217;den rivayet ettiği bir hadiste rasulullah (sav) şöyle buyurur: &#8220;Her kişi için semada iki kapı vardır. Birinden ameli yükselir öbüründen rızla iner. Mü&#8217;min biri ölünce her ikisi de onun için ağlarıar. &#8221;2 Fakat kafirler için arzda hayırlı bir şey olmayınca ve semadaki kapılarına hayırlar yükselmeyince sema ve arz onlar için ağlamaz. &#8220;Sema ve arz onlar için ağlamadı. &#8221; (Duhan,44/29). İslam&#8217; da ahiret gününene iman etmek gerekli olduğu gibi, ölümle birlikte kıyamet gününe kadar sürecek olan &#8220;Berzah (kabir) Hayatına&#8221; inanmak vaciptir. ,,3 Ehl-i sünnet mezhebine göre kabir azabı da haktır. Kafirler ve Mü&#8217;minlerden günahı çok olanlar için kabirde rahat yoktur. Onlar orada sürekli azap içerisinde olacaklardır.4</p>
<p><strong>2 &#8211; İnkarın Kıyamet Sonrasındaki Cezası </strong></p>
<p>Kur&#8217;an, küfre sapmanın ahirette ortaya çıkaracağı sonucu mezarlardan kalkış la birlikte cehenneme atılmaya ve oradaki azap şekillerine kadar safha safha canlı tablolar halinde muhataplarının gözleri önüne serer. Kur&#8217;an, dünya hayatında hidayet vesilelerine karşı kör, sağır ve dilsiz kesilen kimselerin mezarlarından kör, sağır, dilsiz veya şeytan çarpmış bir vaziyette kaldırılacaklarım haber veriyor: &#8220;Allah kime hidayet verirse, işte doğru yolu bulan o &#8216;dur; kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık onlara; Allah &#8216;tan başka dost olacak kimseler bulama zsın. Kıyamet gününde onları kör, sağır ve dilsiz halde yüzükoyu n haşrederiz &#8230; &#8221; Hesabın bir an önce görülmesi arzusuyla herkes mahşere ulaşmayı arzu ederken Mü&#8217;minler süratle oraya ulaşacaklar, kafirler ise nice zaman karanlıklar ve zorluklar içerisinde bekleme sıkıntısını çektikten sonra mahşere ulaşabileceklerdir. Bu olay yaşanırken nurlanyla emin bir şekilde ilerleyen Mü&#8217;minler ile inkarcılar arasındaki konuşmayı Allah (cc) şöyle haber veriyor: &#8220;Münafık erkeklerle münafık kadınların Mü &#8216;miniere: Bizi bekleyin nurunuzdan bir parça ışık alalım, diyeceği günde kendilerine, arkanızı dönünde bir ışık arayın! denilir. Nihayet onların arasına içinde ra hmet, dışında azap bulunan kapılı bir sur çekilir. Münafıklar onlara biz sizinle beraber değil miydik? (Mü &#8216;minier) derler ki, evet ama siz kendi başınızı belaya soktunuz; fırsat beklediniz; şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan şeytan sizi Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah &#8216;ın emri gelip çattı. &#8220;(Hadid,S7I13-14).</p>
<p>Mü&#8217;minlere dünya hayatında iken yaptıklarının belgeleri önlerinden ve sağlarından saygı ile sunulurken, kafirlere arkalarından veya sol taraflarından verilecek ve suratlarına çarpılacaktır (bk.Hakka,69/2S). Allah&#8217; ın huzurunda kafirlerin işledikleri günahlarla ilgili ellerinin, ayaklarının ve derilerinin, aleyhlerine şahitlikte bulunmaları onları bir kat daha kahredecektir (bk.fussilet,4112 i ). Küfrün önderleri ile onlara uyanlar arasında kıyamet günündeki çekişmeler ve karşılıklı suçlamalar oldukça dikkat çekicidir. &#8220;Yüzleri ateşe evrilip çevrildiği gün, Eyvah bize! Keşke Allah &#8216;a itaat etseydik. peygambere de iteat etseydik, derler. Ey Rabbimiz biz reisierimize büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılır, derler. &#8220;Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir Ianetle rahmetinden kov. &#8220;(Ahzab,33/66-67). &#8220;(inkarcıların liderlerine) işte bu sizinle beraber cehenneme girecek topluluktur (denildiğinde liderler); Onlar, rahat yüzü görmesinler (derler). Onlar mutlaka ateşe gireceklerdir. (Liderlerine uyanlar): Hayır asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu (/cü/rü) bize siz sundunuz, ne kötü bir yerdir derler. Yine onlar Rabbimiz! bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını iki kat artır! derler. (inkarcılar) Derler ki, kendilerinin dünyada iken kötülerden saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz. Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa (buradalar da) onları gözden mi kaçırdık? işte bu cehennem ehlinin tartışması şüphesiz bir gerçektir. &#8220;(Sad,38/6 1-64).</p>
<p>Ahirette sapanlarla birlikte insanların sapmalarına vesile olanlar da hesaba çekileceklerdir: &#8220;O gün Rabbim, onları ve Allah &#8216;tan başka taptıklarını bir araya toplar ve: Bu kullarımı siz mi saptı rdınız yoksa kendileri mi yoldan saptılar?, der. Onlar da derler ki: Tenzih ederiz. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz, ama sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sen i anmayı unuttular ve helakı hak eden bir kavim oldular. &#8220;(Furkan,25/57). Ayatte belirtildiği gibi cansız ve iradesiz olan putlar insanlan saptırma eylemine karışmadıklarını, kendilerini mabut haline getiren kimselerin, Allah&#8217;ın kendilerine verdiği sayısız nimetlerle şımanp müşrik olduklarını, sanki o nimetler onlara, sapmaları için verildi şeklinde itirazlarını belirteceklerdir. Fakat yine de sahte tanrılar kendilerine tapanlarla birlikte cehenneme atılacaklardır. &#8220;Siz ve Allah dışında taptığınız şeyler cehennem odunudur. Siz oraya gireceksiniz. Eğer onlar birer ilah olsalardı oraya (cehenneme) girmezlerdi. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır. &#8220;(Enbiya,ı 1/98-99). Tanrılaştırılan varlıklar arasında melekler Hz. İsa ve Hz. Üzeyir gibi varlıklar da olduğu için bu ayetin tefsirinde farklı yorumlara gidilmiştir. Taberi ve İbn Kesir&#8217;e göre kendilerine tapıldığı için cehenneme atılacak varlıkların (Lo) &#8220;ma&#8221; ism-i mevsulu ile ifade edilmesi, onların cansız putlar olduğunu göstermektedir, i Ayrıca Ebu&#8217;s-Suud (ö.998) da bu ayetin tefsirinde cehenneme atılacakların insanlan putlara teşvik eden şeytanlar olduğunu söyler?</p>
<p>Kadı Beydavi&#8217;ye göre de cehenneme atılacak olanlar putlar, İblis ve onun yardımcılandır. çünkü Müşrikler onların emrinde hareket etmişlerdir,) Rasulullah (sav) yukanda mealini verdiğimiz ayeti Müşriklere okuduğu zaman, İbn Zebari şöyle itiraz etti: &#8220;Kabe &#8216;nin Rabbi &#8216;ne yemin olsun ki sana düşman oldum. Yahudiler Uzeyr &#8216;e, Hristiyanlar Mesih &#8216;e, Mesih oğulları da meleklere tapmıyorlar mı? Rasulullah buyurdu: Bilakis onlar, Üzeyr&#8217;e, Mesih &#8216;e ve meleklere tapılmasını emreden şeytanıara taptılar. , , 4 Kafirler, ebediyyen, Mü&#8217;minlerden günahkar olanlar da cezalarını bitirinceye kadar cehennemde kalacaklardır, Mü&#8217;minler cehennemin en üst tabakasında cezalarını çekerlerken, kafirler küfürdeki derecelerine göre cehennemin değişik tabakalarında kalacaklardır.5 Kur&#8217;an&#8217;da bolca zikredilen cezalandınna şekillerinden bazıları şöyledir: Suçlular zincire vurulur, acıktıklarında zakkum ağacı meyvesi (bk.Hakka,69/32,36), susadıklarında irin ve bağırsaklarını parçalayıcı kaynar su verilir (bk.Muhammed,4 7 /1 5). Giyecekleri katrandır(Bk.İbrahim,14/50).</p>
<p>Azabın devamlı yenilmesi ve acısının sürekli kılınması için suçluların bedenlerinin cildi sürekli yenilenir &#8230; (bk. Nisa,4/56). Ehl-i sünnet mezhebine göre cennet ve cehennem şu anda yaratılmış olup beklemektedir. ı İçerisine kıyamet sonrası girilecek olmasına rağmen, cennet ve cehennem in önceden yaratılmış olması, ayrıca Kur&#8217;an&#8217;da önemli bir konu anlatıldıktan sonra konunun ahiretteki neticesi ile bağlantı kurulması, eğitim ve öğretim açısından büyük önem taşımaktadır. Çağdaş psikoloji eğitim ve öğretimi teşvik için mükafat, ceza, yarışma gibi motivasyonları daha yakın bir dönemde keşfedip uygulamaya koyarken Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim, asırlar önce bu gerçeğe işaret etmiştir?</p>
<p>Cehennemin varlığı ve orada gerçekleşecek olan çeşitli azaplar, sırf Allah (cc)&#8217; ın intikam alması için midir?</p>
<p>Daha önce imanın asıl, küfrün ise bir sapma olup, imana göre cüz&#8217;i olduğunu ifade etmiştik. Cennet ve cehennem bu açıdan değerlendirdiğimizde cennet ve cennet nimetlerinin asıl, cehennem ve oradaki azabın furu&#8217; olduğunu söyleyebiliriz. Kafirlere ve günahkar Mü&#8217;minlere uygulanacak çeşitli azablar, zulüm değil; Allah&#8217;ın adaletinin gereğidir. Zulmü kendi nefsine ve kullarına haram klldığınl,3 rahmetinin gazabını geçtiğini4 bildiren Allah (cc), kullarını furu&#8217; olan cehenneme değil; asıl olan cennete davet etmektedir. &#8220;Allah kullarını esenlik yurduna (cennete) ve O, dilediğ ini doğro yola iletir. Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedi kalacaklardır. &#8221; (Yunus, 1 0/25-26). Allah (cc) bu esenlik yurdunun kıymetinin anlaşılması, Kur&#8217;an rehberliği ile yeryüzünün silm ve selamet yurduna çevrilmesi hususunda bir inzar (uyarı) olmak üzere cehennemi de yaratmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbrahim Coşkun &#8211; islam Düşüncesinde İnkar Problemi ,syf:234-248</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1.er-Razi, age., XXVII / 267.</p>
<p>2.er-Razi, age., XXII / 1 30-1 32.</p>
<p>3. er-Razi, age., XIX / 49.</p>
<p>4.er-Razi, age., XIX / 49-50; ıbn Teymiyye, Külliyat, 1 / 1 24.</p>
<p>5-Zemahşeri, EsasüI-Belaga, s. 766.</p>
<p>6 el-Meragi,age., VII / 24-25.</p>
<p>7 Taberi, Camiu&#8217;I-Beyan, VIII / 21; el-Meragi, age., VIII / 2 1-22.</p>
<p>8 Macit, Nadim, Kur&#8217;an ve Hadise Göre Şirk ve Müşrik Toplum, Konya, 1 992, s.</p>
<p>9Şarkavi, Muhammed Abdullah, el-İman, Mekt. .Zehra, Kahire, 1 9897 1 409, s.32; Izutsu, Kur&#8217;an&#8217;da Allah ve Insan, s. 67.</p>
<p>10.eş-Şarkavi, ae., s. 36.</p>
<p>11.eş-Şarkavi, ae.,s. 37; Öner,Necati, Stres ve Dini İnanç, T.D.V.Y., Ank., 1 989, s.35.</p>
<p>12.es-Şarkavi, ae., s. 45; Öner, ae., s. 36-37; el-Meragi, age., VIII / 24-25; ıbn Teymiyye, Külliyat, 1/ 1 24 vd</p>
<p>13.es-Şarkavi, ae., s. 31-32; el-Meragi, age., VIII / 26.</p>
<p>14.es-Şarkavi, ae., s. 39.</p>
<p>15.Buhari, Vesaya, 9, Cuma, i i; Hafiz, Imad, Kasasu&#8217;l-Kur&#8217;an, s. 332.</p>
<p>16.Tabbara, Afif Abdulfettah, RUhu&#8217;d-Oioi&#8217;I-lslam, Şam, 1 966, s. 95.</p>
<p>17.Tabbara, ae., s. 94.</p>
<p>18.eş-Şarkavi, age., s. 43.</p>
<p>19.Müslim, Sayd, 57, Bab no: II.</p>
<p>20.Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i Islim, İst. 1 968, s. 270-275.</p>
<p>21.Zemahseri, Esasu&#8217;l-Belaga, s. 21.</p>
<p>22.Elmalılı, age.,c. I, s. 1 1 1-1 12.</p>
<p>23.Elmalılı, 1/355</p>
<p>24.Kasasu&#8217;l Kuran, s. 82.</p>
<p>25 Müslim, Iman, 23 1, Bab No: 65.</p>
<p>26.el-Isfehani, age., s. 230-23 I;Firuzabadi,age.,II i 427.</p>
<p>27 Zemahseri, Esasü&#8217;I-Belaga, s. 436.</p>
<p>28 Bkz., En&#8217;am, 6/137, 151; Nahl, 1 6156; Elmalili, age., IIL I 2065.</p>
<p>29 Macit, Nadim, age., s. 330.</p>
<p>30 Müslim, Uhdiye, 13 Bab No: 2.</p>
<p>31 ıbn Mace, Tabare, 425, Bab No: 57.</p>
<p>32.Sponville, Compıe, (Bekir Topaloğlu &#8216;nun &#8220;Bah Insanı Mutsuzluk Uçurumunda&#8221; adlı makelesinden naklen, Ensar H. Bülteni, sy. 8, 1992, s. 2.)</p>
<p>33 Fukuyama, Francis, (8. Topaloğlu&#8217;nun a.g. makalesinden naklen, s.2.)</p>
<p>34 Es-Suyuti, Celalettin, Kabir Alemi, (Çev. Bahaeddin Saglam) Kahraman V., ıst. 1 990, s. 1 1 7-118.</p>
<p>35.Tirmizi, Tefsir, 46.</p>
<p>36Zihni, Mustafa, Savabu&#8217;I-Kelim fi-Akaidi&#8217;ı-Islam, ıst, 1 327, s. 244.</p>
<p>37 Toprak, Ölümden Sonraki Hayat, s. 361</p>
<p>38.Isra, 1 7/97; Şeytan çarpmış vaziyetteki kalkışı tasvir eden ayet için bkz., Bakara, 21275.</p>
<p>39.Taberi, Camiu&#8217;I-Beyan, XVII / 97-98; ıbn Kesir, Tefsir, II / 1 97.</p>
<p>40.Ebu&#8217;s-Suud, age., VI / 86.</p>
<p>41.Beydavi, Kadi, LI / 92.</p>
<p>42.el-Askalani, Ahmed b. Hacer, el-Kafi es-Safi fi Tahric-I Ehadlsi&#8217;I-Keşşaf, Daru&#8217;lMarife, Beyrut,ts., s. III Keşşaf Tefsiri, 4. Cilt ile birlikte).</p>
<p>43.Taftazani, Serhu&#8217;I-Akaid, s. 1 39-140; er-Razi, age., 1/.26 1.</p>
<p>44.el-İci, Aduddin, el-Mevakıf, fl llml&#8217;l-Kelim, Beyrut, ts. s. 375; Taftazani, Serhu&#8217;lAkaid, s. 1 39.</p>
<p>45. Özer, Leyla, Psikoloji, Sek Y., Ank., 1 992, s. 56-57; Altınıaş, Kur&#8217;an&#8217;da Hidayet ve Dalalet, s.<br />
392.</p>
<p>46.Müslim, Birr, 55, Bab, no: 1 5.</p>
<p>47 Buhari, Tevhid, 22.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/inkarin-dunya-ve-ahiretteki-sonuclari/">İnkarın Dünya ve Ahiretteki Sonuçları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/inkarin-dunya-ve-ahiretteki-sonuclari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapitalistik Tasarruf:Israf</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kapitalistik-tasarrufisraf/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kapitalistik-tasarrufisraf/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 17:49:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>
		<category><![CDATA[İsraf]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalist Düzen]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalistik Tasarruf:Israf]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19596</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tasarruf, şimdilerde bizde ve genelde tüm dünyada harcamamak diye anlaşılıyor. Oysa harcamamak her zaman tasarruf etmek anlamına gelmeyebilir; öyle durumlar olabilir ki harcamamak israf haline dönüşebilir. Konu, ayrıca, işletmeler ve bireyler düzeyinde ayrı ayrı ele alınmaya müsaittir. Tüketim ekonomilerinde, israf yapısal bir olaydır. Dolayısıyla bu tür ekonomilerde üretilen her tür malın bol bol tüketilmesi (israf [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kapitalistik-tasarrufisraf/">Kapitalistik Tasarruf:Israf</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kapitalistik-tasarrufisraf/images-5-18/" rel="attachment wp-att-19597"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19597" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-5-1.jpeg" alt="" width="543" height="271" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-5-1.jpeg 543w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/12/images-5-1-300x150.jpeg 300w" sizes="(max-width: 543px) 100vw, 543px" /></a></p>
<p>Tasarruf, şimdilerde bizde ve genelde tüm dünyada harcamamak diye anlaşılıyor. Oysa harcamamak her zaman tasarruf etmek anlamına gelmeyebilir; öyle durumlar olabilir ki harcamamak israf haline dönüşebilir.</p>
<p>Konu, ayrıca, işletmeler ve bireyler düzeyinde ayrı ayrı ele alınmaya müsaittir. Tüketim ekonomilerinde, israf yapısal bir olaydır. Dolayısıyla bu tür ekonomilerde üretilen her tür malın bol bol tüketilmesi (israf oranı içinde tüketilmesi) o ekonomilerin ayakta kalabilmesinin dayanağı ve güvencesidir. Bu bakımdan tüketim alabildiğine körüklenir.</p>
<p>Birey olarak, kurulu mekanizmaya karşı koyma imkânı da yoktur. Çünkü faraza senin çeyrek ekmeğe ihtiyacın varsa mutlaka bütün bir ekmek almak zorunda bırakılıyorsun. Yahut bir tabaka kâğıt için ambalajlanmış bir top kâğıt almak zorundasın vb&#8230;</p>
<p>Kapitalizmde israf yapısal bir olaydır. Yani bireyle-rin bundan kolay kolay kaçınabilmesi mümkün değildir. Kapitalistik ekonomilerde tasarrufu teşvik için makro düzeyde alınan tedbirlerin de aslında bir geçerliği olup olmadığı sorulabilir. Şimdiye kadar, dünyanın hiç bir ülkesinde (elbet kapitalistik mekanizmanın işlediği yerlerde) alınan tasarruf tedbirlerinin buhranları önlediği, şifa getirdiği ve ekonomiyi düze çıkardığı görülmemiştir.</p>
<p>Kapitalistik ekonomide makro düzeyde alınan tedbirlerden biri faiz oranlarını yükseltmektir.</p>
<p>Böylece, küçük tasarruf sahiplerinin paralarını bankaya yatıracağı, neticede bu paraların yatırıma dönüşeceği hesaplanır. Bireyler açısmdan tasarruf gibi görünebilecek bu vetire gerçekte istenen neticeyi doğurur mu? Kâğıt üzerindeki mütalâalara bakarsanız, evet. Fakat faiz oranlarının artması demek ashnda sermayenin bedelinin artması demektir. Böylece yatırım sahipleri pahalı sermaye kullanmak zorunda kalacaktır. Yani bankadan kredi olarak aldıkları her birim sermaye için daha yüksek faiz ödeyeceklerdir. Bu yüksek faiz miktarını geri ödemeyi göze alabilecek müteşebbislerin sayısı ne kadardır? Elbette çok az. Ama diyelim ki, bazı müteşebbisler yüksek faizle kredi aldılar ve yatırımda kullandılar. Bu durumda da, üretilen malların maliyeti faiz oranında yükselecektir. Bu pahalı mallar nasıl satılacak? Satılmazsa yeniden nasıl ve niçin üretilecek?</p>
<p>Görülüyor ki, kapitalistik ekonomide belli bir kesitte, yani durağan bir halde çare gibi görünen tedbirler, son çözümlemede çare değil fakat yeni buhranların kaynağı olmaya dönüşmektedir.</p>
<p>Bu bakımdan kapitalistik mekanizmada, iki ampulünüzden birini söndürün yahut televizyonunuzu daha az seyredin kabilinden yapılan tavsiyelerin fazla bir anlamı yoktur. Bireylerin, daha az televizyon seyrederek yapacakları tasarruflarmı bankaya yatırmalarına bel bağlamak tuhaf bir tesellidir.</p>
<p>Konunun bazı ”kritik&#8221; yanlarına kısaca dokunmak yararlı olacak.</p>
<p>Kapitalistik ekonomilerde makro düzeyde, teorik olarak tasarruf eşittir yatırım denilir. Bütün tasarrufların yatırıma dönüşeceği farz edilir. Tasarrufu teşvik için de faiz oranları yükseltilir. Yani bireylerin, paralarını lüzumsuz yerlere sarf etmesi faiz faktörü ile önlenmek istenir. Bireylerin şöyle düşüneceği farz edilir: Şu masayı satın alacağıma parayı bankaya yatırsam daha ”kârlı” çıkarım, çünkü parama yüksek faiz ödenmektedir. Gerçekten de bir kısım insanlar böyle düşünerek küçük tasarruflarıru bankaya yatırır.</p>
<p>Ne var ki, liberal / kapitalistik vetirede yüksek faiz oranı bir kısım insanlar için bir teşvik unsuru olsa da, tasarruflarını bankaya veya benzer yerlere yatırmayan insanlar için, onları zorlayacak müeyyideler mevcut değildir. Başka bir deyişle paraöı bankaya yatırmadığım takdirde kimse beni param faize ver diye zorlayamaz. Bu âtıl paranın üzerine herhangi bir vergi de yüklenmez.</p>
<p>Aynı sürecin diğer bir sonucu da, masa almaktan vazgeçip paramı bankaya yatırsam acaba ertesi yıl aynı masayı o fiyata alıp alamayacağım sorusudur. Aynı fiyata alamam. Çünkü faiz üretim maliyetini yükseltmiş olur. Fakat bu durumda benim ”kârım&#8221; ne? Bu yıl 100 liraya alacağım masayı 20 lira faiz için bir yıl bekleyerek ertesi yıl 120 liraya alacaksam kendimi kârlı mı saymalıyım? O halde faiz miktarı Öyle yüksek olmalı ki, mesela bana yıl sonunda 30 lira ”gelir” getirmeli ki, 10 liralık kârım olsun!</p>
<p>Öte yandan yüksek faiz daima yüksek işsizliktir, çünkü üretim maliyetini düşürmek isteyen müteşebbisin, işçi dışmda ”tasarruf&#8221; edebileceği bir üretim faktörü yoktur. Olsa olsa bir kısım işçisine yol verebilir. Bu durum da makro planda bir işsizler ordusu meydana getirir. İşsizliğin artması olayında, madalyonun diğer yüzü, üretilen mala talep olup olmayacağı sorusudur. (Olayın sosyal çalkalanmalarla ilgili yanına değinmiyoruz.)</p>
<p>Kapitalizmin bu açmazının nasıl çözümlenebileceğine, bu güne kadar, Keynes ve öncesinden Friedman’a, ]. K. Galbraith’e kadar bildiğimiz hiçbir iktisatçı cevap getirememiştir. Cevap ve çözüm sayılan tekliflerin, uygulamaların aslında yeni buhranların kaynağı olduğunu tecrübeler göstermiştir. Nitekim günümüz iktisatçılarından biri, J. K. Galbraith, ancak: ”Çözüm değil problemi biliyorum&#8221; diyebilmektedir.</p>
<p>”Sağa sola harcama<br />
At kumbarana dursun<br />
Hiç farkında olmadan,<br />
Bir gün zengin olursun.<br />
Al sen de bir kumbara,<br />
Para biriktir, para.<br />
Boş yerlere harcayıp<br />
Düşünme kara kara.”(1)</p>
<p>İlkokul 2. sınıf öğrencilerine aşılanan bu zihniyet aslında kapitalistik “tasarruf” anlayışının tipik örneklerinden biridir. “Para biriktir, para.” Ne yapacak çocuk biriktirdiği parayı? Faize mi verecek?</p>
<p>Fakat kapitalistik düzende para biriktir tavsiyesinden öte bir şey yapılmayacağı, üster biriktirilen para üzerinde devletin hiçbir tasarrufu (müdahalesi) olmadığı, olamayacağı noktasına gelmek istiyorum.</p>
<p>Kapitalistik zihniyet, kumbaraya atılan paraya tasarruf edilmiş para diye bakar. Sakat bir tasarruf anlayışıdır bu. Çünkü&#8217;kumbaraya atılan her kuruş tedavülden çekilmiş bir kuruşa tekabül eder. Bireysel olarak kumbaraya attığmı para benim için tasarruf sayılsa da, makro düzeyde, bu paranın bedeli gerçekte toplumun ondan mahrum bırakılması demektir.</p>
<p>Acaba benim tedavülden para kaldırmaya hakkım ohnalı mı? Şüphesiz, elime geçen parayı son kuruşuna kadar harcamaya mecbur bırakılmamalıyım. Fakat tedavülden çektiğim para belli bir ”nisap&#8221;ın üzerindeyse, benim bu parayı sürekli yanımda tutmama da göz yumulmamalı.</p>
<p>Bu nasıl olur? Bu, kazancın değil, fakat sermayenin vergilendirilrnesi suretiyle olur. Yani kumbarana attığın, yani toplumu yararlanmaktan mahrum bıraktığın belli bir nisabın üzerindeki paranın ve diğer her türlü iktisadî değerin bedelini topluma iade etmelisin. Eğer böyle bir ceremeye katlanmayı göze alamıyorsan, parayı ”bu benim malımdır, ne istersem yaparım” mülâhazası ile kolay kolay tedavülden çekemezsin. Çektiğin takdirde ceremesine katlanırsın. Değilse onu verimlendirmek yoluna gidersin. Yani tedavüle sürersin. Yani bir teşebbüse yatırırsın. Teşebbüse yatırdığın paradan elde edeceğin gelirin adı kârdır, faiz değil. Aslında kâr ile faizin belirli vasfı da burada odaklaşır: faiz, rizikosuz olarak başta belirlenen miktarı mutlaka talep eder, teşebbüs zarar da etse, belirlenen faiz ödenecektir. Kâr ise rizikonun karşılığı olduğundan aynı zamanda zarara da katlanır.</p>
<p>Şöylece toparlamış olalım: kapitalizmin, burada değindiğimiz tasarruf anlayışı sadece pasif, menfi bir tavır olmakla kalmıyor, aynı zamanda makro ve mikro her iki düzlemde de toplumun aleyhinde işliyor. Tasarrufa olumlu ve aktif bir anlam ve fonksiyon yüklemek kapitalistik vetirede mümkün olamıyor.</p>
<p>Rasim Özdenören &#8211; Yaşadığımız Günler,syf.111-116</p>
<p>1 Ilkokullar Için Hayat Bilgisi 2, Z. Sırmatel, A. Karaca, a. 89.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kapitalistik-tasarrufisraf/">Kapitalistik Tasarruf:Israf</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kapitalistik-tasarrufisraf/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsrafın sonucu olan hırsın zararları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/israfin-sonucu-olan-hirsin-zararlari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/israfin-sonucu-olan-hirsin-zararlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2015 21:40:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[İsraf]]></category>
		<category><![CDATA[İsrafın sonucu olan hırsın zararları]]></category>
		<category><![CDATA[Hırs]]></category>
		<category><![CDATA[Hırsın Zararları]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim &#160; (On Dokuzuncu Lem’a İktisat Risalesi&#8217;nden) &#160; YEDİNCİ NÜKTE &#160; İsraf, hırsı intaç eder. Hırs üç neticeyi verir: &#160; BİRİNCİSİ: Kanaatsizliktir. Kanaatsizlik ise sa’ye, çalışmaya şevki kırar. Şükür yerine şekvâ ettirir, tembelliğe atar. Ve meşru, helâl, az malı (HAŞİYE) terk edip, gayr-ı meşru, külfetsiz bir malı arar. Ve o yolda izzetini, belki haysiyetini feda eder. &#160; HIRSIN [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/israfin-sonucu-olan-hirsin-zararlari/">İsrafın sonucu olan hırsın zararları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="middle_content_title"></div>
<div class="middle_content">
<div class="news_detail">
<div id="news_content" class="text_content">
<div><em><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-52.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-9029" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-52.jpg" alt="İsrafın sonucu olan hırsın zararları" width="422" height="231" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-52.jpg 303w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-52-300x164.jpg 300w" sizes="(max-width: 422px) 100vw, 422px" /></a></strong></em></div>
<div>
<p><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>(On Dokuzuncu Lem’a İktisat Risalesi&#8217;nden)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>YEDİNCİ NÜKTE</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İsraf, hırsı intaç eder. Hırs üç neticeyi verir:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BİRİNCİSİ:</strong> Kanaatsizliktir. Kanaatsizlik ise sa’ye, çalışmaya şevki kırar. Şükür yerine şekvâ ettirir, tembelliğe atar. Ve meşru, helâl, az malı <strong>(HAŞİYE)</strong> terk edip, gayr-ı meşru, külfetsiz bir malı arar. Ve o yolda izzetini, belki haysiyetini feda eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HIRSIN İKİNCİ NETİCESİ: </strong>Haybet ve hasârettir. Maksudunu kaçırmak ve istiskale mâruz kalıp teshilât ve muavenetten mahrum kalmak, hattâ اَلْحَرِيصُ خَائِبٌ خَاِسرٌ yani, “Hırs, hasâret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir” olan darbımesele mâsadak olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hırs ve kanaatin tesiratı, zîhayat âleminde gayet geniş bir düsturla cereyan ediyor. Ezcümle, rızka muhtaç ağaçların fıtrî kanaatleri, onların rızkını onlara koşturduğu gibi, hayvânâtın hırsla meşakkat ve noksaniyet içinde rızka koşmaları, hırsın büyük zararını ve kanaatin azîm menfaatini gösterir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hem zayıf umum yavruların lisan-ı halleriyle kanaatleri, süt gibi lâtif bir gıdanın, ummadığı bir yerden onlara akması ve canavarların hırsla noksan ve mülevves rızıklarına saldırması, dâvâmızı parlak bir surette ispat ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hem semiz balıkların vaziyet-i kanaatkârânesi, mükemmel rızıklarına medar olması ve tilki ve maymun gibi zeki hayvanların hırsla rızıkları peşinde dolaşmakla beraber kâfi derecede bulmamalarından cılız ve zayıf kalmaları, yine hırs ne derece sebeb-i meşakkat ve kanaat ne derece medar-ı rahat olduğunu gösterir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hem Yahudi milleti hırs ile, ribâ ile, hile dolabı ile rızıklarını zilletli ve sefaletli, gayr-ı meşru ve ancak yaşayacak kadar rızıklarını bulması ve sahrânişinlerin, yani bedevîlerin, kanaatkârâne vaziyetleri, izzetle yaşaması ve kâfi rızkı bulması, yine mezkûr dâvâmızı kat’î ispat eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hem çok âlimlerin<strong> (HAŞİYE-2)</strong> ve ediplerin<strong> (HAŞİYE-3)</strong> zekâvetlerinin verdiği bir hırs sebebiyle fakr-ı hale düşmeleri ve çok aptal ve iktidarsızların, fıtrî kanaatkârâne vaziyetleriyle zenginleşmeleri kat’î bir surette ispat eder ki, rızk-ı helâl, acz ve iftikara göre gelir, iktidar ve ihtiyar ile değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Belki o rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile mâkûsen mütenasiptir. Çünkü, çocukların iktidar ve ihtiyarı geldikçe rızkı azalır, uzaklaşır, sakilleşir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>اَلْقَنَاعَةُ كَنْزٌ لاَ يَفْنىَ</strong> hadisinin sırrıyla, kanaat bir define-i hüsn-ü maişet ve rahat-ı hayattır. Hırs ise, bir maden-i hasâret ve sefalettir.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<div class="news_detail">
<div id="news_content" class="text_content">
<div>
<p><strong>HAŞİYE-1)</strong> : İktisatsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan san’at, ticaret, ziraat tenakus eder. O millet de tedennî edip sukut eder, fakir düşer.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HAŞİYE-2) :</strong> İran’ın âdil padişahlarından Nuşirevân-ı Âdil’in veziri, akılca meşhur âlim olan Büzürcmehr‘den (Büzürg-Mihr) sormuşlar: “Neden ulema, ümera kapısında görünüyor da, ümera ulema kapısında görünmüyor? Halbuki, ilim emâretin fevkindedir.” Cevaben demiş ki: “Ulemanın ilminden, ümeranın cehlindendir.” Yani, ümera, cehlinden ilmin kıymetini bilmiyorlar ki, ulemanın kapısına gidip ilmi arasınlar. Ulema ise, marifetlerinden, mallarının kıymetini dahi bildikleri için, ümera kapısında arıyorlar. İşte Büzürcmehr, ulemanın arasında fakr ve zilletlerine sebep olan zekâvetlerinin neticesi bulunan hırslarını zarif bir surette tevil ederek nâzikâne cevap vermiştir (Hüsrev)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HAŞİYE-3) :</strong> Bunu teyid eden bir hadise: Fransa’da ediplere, iyi dilencilik yaptıkları için dilencilik vesikası veriliyor. Süleyman Rüştü</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursî</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(Lem&#8217;alar-On Dokuzuncu Lem&#8217;a)</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/israfin-sonucu-olan-hirsin-zararlari/">İsrafın sonucu olan hırsın zararları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/israfin-sonucu-olan-hirsin-zararlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İktisat hem bir şükr-ü manevidir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/iktisat-hem-bir-sukr-u-manevidir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/iktisat-hem-bir-sukr-u-manevidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2015 21:13:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat hem bir şükr-ü manevidir]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsraf]]></category>
		<category><![CDATA[Kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek İçmek Ve İsraf Etmemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim &#160; On Dokuzuncu Lem’a &#160; İktisat Risalesi &#160; İktisat ve kanaate, israf ve tebzîre dairdir. &#160; بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ &#8211; كُلُوا وَاشْرَبوُا وَلاَ تُسْرِفُوا (“Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” A’râf Sûresi, 7:31.) &#160; ŞU ÂYET-İ KERİME, iktisada kat’î emir ve israftan nehy-i sarih suretinde gayet mühim bir ders-i hikmet veriyor. Şu meselede Yedi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iktisat-hem-bir-sukr-u-manevidir/">İktisat hem bir şükr-ü manevidir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="middle_content_title"></div>
<div class="middle_content">
<div class="news_detail">
<div id="news_content" class="text_content">
<div><em><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-32.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9010" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-32.jpg" alt="İktisat hem bir şükr-ü manevidir" width="387" height="333" /></a></strong></em></div>
<div>
<p><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>On Dokuzuncu Lem’a</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İktisat Risalesi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İktisat ve kanaate, israf ve tebzîre dairdir.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ &#8211; كُلُوا وَاشْرَبوُا وَلاَ تُسْرِفُوا (“Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” A’râf Sûresi, 7:31.)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ŞU ÂYET-İ KERİME</strong>, iktisada kat’î emir ve israftan nehy-i sarih suretinde gayet mühim bir ders-i hikmet veriyor. Şu meselede Yedi Nükte var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BİRİNCİ NÜKTE:</strong> Hâlık-ı Rahîm, nev-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise şükre zıttır, nimete karşı hasâretli bir istihfaftır. İktisat ise, nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, iktisat hem bir şükr-ü mânevî, hem nimetlerdeki rahmet-i İlâhiyeye karşı bir hürmet, hem kat’î bir surette sebeb-i bereket, hem bedene perhiz gibi bir medar-ı sıhhat, hem mânevî dilencilik zilletinden kurtaracak bir sebeb-i izzet, hem nimet içindeki lezzeti hissetmesine ve zâhiren lezzetsiz görünen nimetlerdeki lezzeti tatmasına kuvvetli bir sebeptir. İsraf ise, mezkûr hikmetlere muhalif olduğundan, vahîm neticeleri vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İKİNCİ NÜKTE:</strong> Fâtır-ı Hakîm, insanın vücudunu mükemmel bir saray suretinde ve muntazam bir şehir misalinde yaratmış. Ağızdaki kuvve-i zâikayı bir kapıcı, âsâb ve damarları telefon ve telgraf telleri gibi, kuvve-i zâika ile merkez-i vücuttaki mide ile bir medar-ı muhabereleridir ki, ağza gelen maddeyi o damarlarla haber verir. Bedene, mideye lüzumu yoksa “Yasaktır” der, dışarı atar. Bazan da, bedene menfaati olmamakla beraber, zararlı ve acı ise, hemen dışarı atar, yüzüne tükürür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte, madem ağızdaki kuvve-i zâika bir kapıcıdır; mide, cesedin idaresi noktasında bir efendi ve bir hâkimdir. O saraya veyahut o şehre gelen ve sarayın hâkimine verilen hediyenin yüz derece kıymeti varsa, kapıcıya bahşiş nev’inden ancak beş derecesi muvafık olur, fazla olamaz. Tâ ki, kapıcı gururlanıp, baştan çıkıp, vazifeyi unutup, fazla bahşiş veren ihtilâlcileri saray dahiline sokmasın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte, bu sırra binaen, şimdi iki lokma farz ediyoruz. Bir lokma, peynir ve yumurta gibi mugaddî maddeden kırk para, diğer lokma en âlâ baklavadan on kuruş olsa; bu iki lokma, ağza girmeden, beden itibarıyla farkları yoktur, müsavidirler. Boğazdan geçtikten sonra, ceset beslemesinde yine müsavidirler. Belki, bazan kırk paralık peynir daha iyi besler. Yalnız, ağızdaki kuvve-i zâikayı okşamak noktasında yarım dakika bir fark var. Yarım dakika hatırı için kırk paradan on kuruşa çıkmak ne kadar mânâsız ve zararlı bir israf olduğu kıyas edilsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi, saray hâkimine gelen hediye kırk para olmakla beraber, kapıcıya dokuz defa fazla bahşiş vermek, kapıcıyı baştan çıkarır. “Hâkim benim” der. Kim fazla bahşiş ve lezzet verse onu içeriye sokacak, ihtilâl verecek, yangın çıkaracak. “Aman, doktor gelsin, hararetimi teskin etsin, ateşimi söndürsün” dedirmeye mecbur edecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte, iktisat ve kanaat, hikmet-i İlâhiyeye tevfik-i harekettir; kuvve-i zâikayı kapıcı hükmünde tutup, ona göre bahşiş verir. İsraf ise, o hikmete zıt hareket ettiği için çabuk tokat yer, mideyi karıştırır, iştihâ-yı hakikîyi kaybeder. Tenevvü-ü et’imeden gelen sun’î bir iştihâ-yı kâzibe ile yedirir, hazımsızlığa sebebiyet verir, hasta eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursî</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(Lem&#8217;alar-On Dokuzuncu Lem&#8217;a)</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iktisat-hem-bir-sukr-u-manevidir/">İktisat hem bir şükr-ü manevidir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/iktisat-hem-bir-sukr-u-manevidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haris el Muhasibi &#8211; Ahlak ve Arınma</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/haris-el-muhasibi-ahlak-ve-arinma/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/haris-el-muhasibi-ahlak-ve-arinma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2015 23:11:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[E-Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[İhlas]]></category>
		<category><![CDATA[İsraf]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak ve Arınma]]></category>
		<category><![CDATA[Üns]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>
		<category><![CDATA[Burnun Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Dilin Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Eller ve Ayakların Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözün Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[Gaflet]]></category>
		<category><![CDATA[Haris el Muhasibi]]></category>
		<category><![CDATA[Haris el Muhasibi - Ahlak ve Arınma]]></category>
		<category><![CDATA[Havf]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbin Manası]]></category>
		<category><![CDATA[Kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[Kulağın Vazifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Marifetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Musibet]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[Reca]]></category>
		<category><![CDATA[Sıdk]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>
		<category><![CDATA[Taat]]></category>
		<category><![CDATA[Takva]]></category>
		<category><![CDATA[Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[Yakîn]]></category>
		<category><![CDATA[Zühd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bil ki, mü&#8217;minin sadâkati her hâlde denenmektedir. Nefsi belâlarla incelenmektedir. (Onun) üzerinde Allah&#8217;ın murakıbı (denetleyicisi) vardır. O hâlde,Hakk&#8217;a götüren yolda sâbit ol; çünkü sen, yardımı murâd edilensin. Talebinde sâdık ol ki basiret ilminin vârisi olasın. (O  zaman) sana marifet pınarları açılır.Allah&#8217;ın hâlis tevfîki ile senin için seçtiği ilmi kendine ayır. Muhakkak çalışan öne geçecektir. Haşyet, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haris-el-muhasibi-ahlak-ve-arinma/">Haris el Muhasibi – Ahlak ve Arınma</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20318 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-300x199.jpg" alt="" width="332" height="220" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-300x199.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/tumblr_mzgs2fmerm1smapx8o1_500.jpg 500w" sizes="(max-width: 332px) 100vw, 332px" /></a></p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>mü&#8217;minin sadâkati her hâlde denenmektedir. Nefsi belâlarla incelenmektedir. (Onun) üzerinde Allah&#8217;ın murakıbı (denetleyicisi) vardır. O hâlde,Hakk&#8217;a götüren yolda sâbit ol; çünkü sen, yardımı murâd edilensin.</p>
<p>Talebinde sâdık ol ki basiret ilminin vârisi olasın. (O  zaman) sana marifet pınarları açılır.Allah&#8217;ın hâlis tevfîki ile senin için seçtiği ilmi kendine ayır. Muhakkak çalışan öne geçecektir.</p>
<p>Haşyet, bilen kimsede,</p>
<p>tevekkül, güvenende,</p>
<p>havf ise yakın sâhibinde bulunur.</p>
<p>Şükredenin (nimeti) artırılır.</p>
<p><strong>Bil ki</strong>,</p>
<p>kulun ulaşabildiği anlayış (fehm) derecesi,aklını (hevâsına) tercih etmesi, mevcût ilmi,Allah&#8217;a karşı takvâsı ve tâati ölçüsündedir.</p>
<p>Allah her kime akıl ihsân eder,onu îmândan sonra ilimle ihyâ eder ve kusurlarını yakin ilmiyle gösterirse,onun için artık iyilik/hayır hasletleri sıraya dizilir.</p>
<p>O halde;</p>
<p>birr&#8217;i takvâda ara,</p>
<p>ilmi haşyet ehlinden al,</p>
<p>sıdk&#8217;ı, tefekkür diyârında onu araştırarak celbet.</p>
<p>Allah (cc) şöyle buyuruyor: &#8220;Biz İbrahim&#8217;e, yakîne erenlerden olması için göklerin ve yerin melekûtunu gös­teriyorduk.(En&#8217;âm 75)</p>
<p>Resûlullah da (sa): &#8220;Yakîni öğren(meye çalış)ın. (Çünkü onu) ben de öğrenmekteyim.&#8221; buyurmaktadır.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>kendisiyle birlikte şu üç şey bulunmayan akıl, hilekâr bir akıldır.</p>
<p>Tâati mâsiyete tercih etmek,</p>
<p>ilmi cehâlete tercih etmek,</p>
<p>Dîni dünyâya tercih etmek.</p>
<p>Kendisiyle birlikte şu üç şey bulunmayan ilim, insanın aleyhindeki delilleri artırır:</p>
<p>(Mâsiyete, mâlâyanîye olan) rağbeti kesip, kendine ezâ vermekten alıkoymak,</p>
<p>Haşyetle ameller işlemek,</p>
<p>Cömertlik ve rahmetle herkese insâflı davranıp elinden geleni esirgememek.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>hiç kimse akıl gibi bir zînetle süslenmedi ve ilimden daha güzel bir elbise giymedi. Çünkü Allah ancak akılla bi­linir ve O&#8217;na ancak ilimle itâat edilir.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>mârifetullah ehli, hâl(ve hareketlerinin temellerini ilmi gerçeklikler üzerine binâ etmiş ve fürû&#8217;u iyice anlamış/kavramıştır.</p>
<p>Görmedin mi Resûlullah (sa) ne buyuruyor: &#8220;Kim bildiği ile amel ederse, Allah ona bilmediklerinin ilmini de verir.&#8221;Bunun alâmeti, ilim ile birlikte endîşenin ve (yapabilme) kudretinin de artmasıdır. İlmi artıran her şey havfı da artırır. Ameli artıran şey de tevâzuu artırır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(Büyüklerimizin) yolunda, üzerine başka şeyler binâ edile(bile)n temeller şunlardır:</p>
<p>Emri bi&#8217;l-ma&#8217;rûf ve neyhi ani&#8217;l-münkere sıdk ile sarılmak,</p>
<p>ilmi nefsin hazlarından üstün tutmak,</p>
<p>bütün yarattıklarına karşı, Allah ile müstağni olmak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendisinde,</p>
<p>ilmin haşyeti,</p>
<p>amelin basireti,</p>
<p>aklın mârifeti artırdığı kişilerin eserlerini tercih et.Ede­binin yokluğu seni onların yolundan engelliyorsa, nefsini zemmetmeye dön. Muhlis kulların vasfı ilim ehline gizli kalmaz.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>her fikirde/düşüncede bir edeb vardır. Her işârette de bir ilim vardır. Bunu da yalnız Allah&#8217;ın (cc) murâdını anla­yanlar ve hitâbından yakînin ürünlerini toplayanlar ayırd edebilir.</p>
<p>Bunun &#8220;sâdık (insan)&#8221;daki alâmeti şudur:</p>
<p>Baktığı zaman ibret alır,sustuğunda tefekkür eder,konuştuğunda zikreder,verilmeyip men edildiğinde/engellendiğinde sabreder, verilince şükreder,belâya uğrayınca istircâ eder (&#8220;innâ lillah ve innâ iley- hi râciûn&#8221; âyetini okur; Allah&#8217;a sığınır),biri ona câhilce davranırsa hilmle karşılık verir,bil(gilen)diğinde tevâzu gösterir,öğrettiğinde rıfk ile,(bir şey) sorulduğu (veya istendiğinde de cömertçe davranır.</p>
<p>Yolda bulunan/kendisine başvuran için şifâ,(doğru) yolun gösterilmesini isteyene yardıma olur.(O,) sâdık bir müttefik ve hayırlı bir sığmaktır.Kendi hakkı söz konusuysa kolayca râzı olur;Allah Teâlâ&#8217;nın hakkı husûsunda ise endişelidir.Onun niyeti amelinden efdal, ameli ise sözünden daha beliğdir.Hak üzeredir.Sığındığı/bağlandığı hayâ,bildiği verâ&#8217;,Delili/şâhidi ise güven(ilirlik)dir.</p>
<p>Onun nûrdan basireti vardır, onunla görür,ilimden hakikatleri vardır,onunla konuşur ve yakînden delilleri vardır,onunla (mes&#8217;eleleri) yo­rumlar.</p>
<p>Bu mertebeye ancak Allah Teâlâ için nefsiyle cihâd eden,tâat ederken niyeti istikamet üzere olan,gizli ve açık işlerinde Allah&#8217;tan korkan, emelini kısaltan,tehlikeden sakınmak için tetikte olan,niyaz denizinde yelken açıp,necât rüzgarını ardına alan kişi ulaşabilir.</p>
<p>Artık onun vakitleri ganimet, ahvâliyse emniyettir. Gurûr diyârının gösterişine kapılmaz. Onun [gurûr diyârının]  sîmâsının serâbının parıltısı, mahşer gününün hâllerini  unutturmaz.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>akıl sâhibinin ilmi sahih, yakîni de sâbit olduğu zaman, kendisini Rabbin(in gazâbın)dan ancak sıdk&#8217;ın kurtaracağı­nı anlar; onu elde etmek için çaba sarf eder. Ölmeden önce ihyâ olmak isteğiyle sıdk ehlinin ahlâkım araştırır ki, vefâtından sonraki ebediyet yurdu için hazırlansın ve Rabbinin: &#8220;Hiç şüphesiz Allah, mü&#8217;minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını sa­tın almıştır.&#8221; (9/Tevbe 111) kavlini duyduğu zaman nefsini ve malım O&#8217;na satsın.</p>
<p>Bundan sonra da câhilken ilim öğrenir,fakirlikten sonra zenginleşir,vahşetten ünsiyyete geçer,uzaklıktan sonra yakınlık olur,yorgunken istirâhata geçer,işleri düzelir,kaygıları cem olur/birleşir.</p>
<p>Artık (bu kişinin) şiârı güvenilirlik,hâli murâkabe olur.</p>
<p>Görmedin mi Resûlullah (sa) ne buyuruyor: &#8220;Allah&#8217;a, (sanki) O&#8217;nu (gözlerinle) görüyormuşsun gibi kulluk et. Sen O&#8217;nu görmesen de O seni görüyor&#8221;</p>
<p>(Gerçek akıl ve yakîn sâhibi) sustuğu zaman, câhil onu konuşmayı beceremiyor, merâmını anlatamıyor zanneder Oysa onu susturan hikmettir.</p>
<p>(Konuştuğu zaman,) ahmak onu saçmalıyor sanır; hâlbuki onu Allah için nasihat etme isteği konuşturmaktadır.</p>
<p>(Câhil,) onu zengin zanneder; ama onun zenginliği iffetli olmak&#8217;tır.</p>
<p>(Bâzen de) fakir zannedilir; ancak tevâzuundan dolayı öyle görünmektedir.</p>
<p>Üzerine vazife olmayan şeye kalkışmaz; gerektiğinden fazla, tâkatinin üstündeki bir yükün altına girmez.Muhtâc olmadığı şeyi almaz;korumaya vekil olduğu şeyi de bırakmaz.</p>
<p>İnsanlar ondan yana râhattadırlar;fakat o ise nefsinden bıkmıştır.Hırsını verâ ile öldürmüştür.Takvâsı ile tamahkârlığına son vermiştir.ilim nûruyla, (nefsi) arzu ve ihtiraslarım tüketir, yok eder.</p>
<p>İşte sen de böyle ol!</p>
<p>Onlar gibilerle arkadaşlık et,</p>
<p>onların izlerine tâbi ol,</p>
<p>onların ahlâkıyla edeblen.</p>
<p>İşte bunlar güvenilir hazînelerdir; onları verip de dün­yâyı satın alan aklanmıştır.</p>
<p>Onlar, belâlara karşı hazırlıklıdır.Güvenilir dostlardır onlar.Fakir düşersen yardımcı olurlar.Rablerine duâ edince seni unutmazlar.</p>
<p>&#8220;İşte onlar Allah&#8217;ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah&#8217;ın fırkası olanlar umduklarına erenlerin ta kendileridir.&#8221; (58/Mücâdele 22)</p>
<p>Allah kalbini anlayış (fehm) ile genişletsin, göğsünü ilimle aydınlatsın ve niyetini/himmetini yakîn ile cem et­sin&#8230; Bil ki, ben, kalbe giren her belânın kesinlikle fuzûlî iş­lerin sonuçlarından olduğunu gördüm.</p>
<p>Bunun temelinde de</p>
<p>cehâlet ile dünyâya dalmak,</p>
<p>öğrendikten sonra varış yerini (meâd&#8217;ı) unutmak yatar.</p>
<p>Bundan kurtuluşun yolu ise,</p>
<p>verâ (makamın)da her şüpheliyi/bilinmeyeni terk etmek,</p>
<p>yakînde de her malûmu (bilineni) almak, kabul etmektir.</p>
<p>Ben şunu tesbît ettim ki, kalbin fesâdı dînin fesâdıdır. Resûlullah&#8217;ın (sa) şu sözünü görmez misin: &#8220;Dikkat edin! Be­dende bir et parçası var ki, eğer o doğru/sağlıklı olursa bedenin ta­mamı doğru/sağlıklı olur; eğer o bozulursa bedenin tamamı bozu­lur. Dikkat edin! Bu et parçası kalptir.&#8221; buyurmuştur. &#8220;Be­den&#8221; in burada kastedilen mânâsı &#8220;dîn&#8221;dir. Çünkü organla­rın salâhı ve fesâdı dîn iledir.</p>
<p>Kalbin fesâdının kaynağı, nefs muhâsebesini terk et­mek ve tûl-i emel ile aldanmaktır. Eğer kalbinin salâhını is­tersen,havâtır ânında irâdenle (karşı) dur.</p>
<p>Allah için olan işi yap, başkasını bırak.Emelini kısaltmak ve ölümü devâmlı hatırlamak için (Allah&#8217;tan) yardım iste.</p>
<p>Tesbît ettim ki,</p>
<p>temeli ve sâiki kalp olan fuzûlî işler kulakta, gözde, li­sânda ve gıdâda tezâhür etmektedir.</p>
<p><strong>Kulağın fuzûlîliği,</strong> sehve ve gaflete yol açar.</p>
<p><strong>Gözün fuzûlîliği,</strong> gaflete ve kafa karışıklığına/şaşkına dönmeye yol açar.</p>
<p><strong>Dilin fuzûlîliği</strong>, sözü çoğaltmaya/mübâlâğa etmeye ve bid&#8217;ate yol açar.</p>
<p><strong>Gıdânın fuzûlîliği,</strong> oburluğa ve (aşırı) isteklere yol açar.</p>
<p><strong>Elbisenin fuzûlîliği</strong> ise övünmeye ve kendini beğenme­ye sebep olur.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>âzâları korumak farzdır. Fuzûlî işleri terk etmekse fazi­lettir.</p>
<p>Bundan önce ise &#8220;tevbe etmek&#8221; farzdır. Onu Allah ve Resûlü farz kılmıştır. Celîl (olan Allah) şöyle buyuruyor. &#8220;Ey îmân edenler, Allah&#8217;a nasûh bir tevbe ile tevbe edin.&#8221; (66/Tahrîm 8) &#8220;Nasûh&#8221;un mânâsı, kulun Rabbine tevbe et­tiği şeyi artık dönmemecesine terk etmesidir. Resûlullah da (sa) şöyle buyuruyor: &#8220;Ey insanlar! Ölmeden önce Rabbinize</p>
<p>tevbe edin. Meşgûl edilmeden önce sâlih amel ile Allah&#8217;a yaklaşın.’’</p>
<p><strong>Tevbe ise ancak şu dört şeyle sahih olur:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Kalbin (işlemeyi âdet edindiği günâha) dönmekte­ki ısrârını çözmek,</p>
<p><strong>2-</strong> Pişmanlık duyarak istiğfâr etmek,</p>
<p><strong>3-</strong> Kul haklarını ve zulmettiklerinin hakkını iâde etmek,</p>
<p><strong>4-</strong> Yedi duyudan oluşan organları korumak: (Yani) kulağı, gözü, dili, burnu, iki eli, iki ayağı ve onla­rın emîri olan kalbi ki, bedenin salâhı ve fesâdı kal­be bağlıdır.</p>
<p>Allah (c.c) her âzâya fariza olarak bir emir ve nehiy  yüklemiştir. İkisinin arasında (ise) bir genişlik ve mübâhlık  vardır; bunun terki dahi kul için fazilettir.</p>
<p>İmân ve tevbeden sonra kalbin vazifesi (farz’ı) Allah için amellerinde ihlâslı olmak,şüphe ânında hüsn-i zan beslemek,Allah&#8217;a güvenmek,azâbından korkmak ve fazlını ümit etmektir.</p>
<p>&#8220;Kalb&#8221;in mânâsı hakkında birçok haber rivâyet edilmiştir. Bunlardan birinde Resûlullah (sa) şöyle buyuruyor:</p>
<p>&#8220;Mü&#8217;minler içerisinde öyle kimseler vardır ki, kalbim kendileri  için yumuşar’’’</p>
<p>Yine Resûlullah (sa): &#8220;Hak, nûr üzerinde olduğu hâlde ge­lir. Öyleyse kalplerin sırlarına dikkat ediniz.&#8221; buyuruyor.</p>
<p>İbn Mes&#8217;ûd (ra) şöyle demektedir: &#8220;Kalplerin bir &#8216;arzulu/istekli&#8217; ve &#8216;bahtlı&#8217; (ikbâl) hâlleri; bir de &#8216;bezgin/gevşek&#8217; (fetret) ve &#8216;bahtsız&#8217; (idbâr) hâlleri vardır. Arzulu ve bahtlı ânında ondan yararlanın; bezgin ve bahtsız ânında ise onu bırakın.&#8221;</p>
<p>[Abdullah] İbnu&#8217;l-Mübârek (rh) diyor ki: &#8220;Kalp ayna gibidir; uzun süre elde durursa paslanır. Hayvan gibidir; ondan gâfil olursan sapıtır.&#8221;</p>
<p>Hükemâdan biri de şöyle söylemiştir: &#8220;Kalp, altı kapik bir ev gibidir. (Sâhibine) denir ki, &#8216;Sakın bu kapılardan bir şey girip de evini senin ifsâdına sebep kılmasın.’ Kalp, işte o evdir. Kapılan da gözler, dil, kulaklar, zihin (basar), eller ve ayaklardır. Ne zaman bu kapılardan biri bilgisizce açılır­sa, ev zâyi olur.&#8221;</p>
<p><strong>Dilin vazifesi;</strong></p>
<p>rızâda da gazapta da doğru olmak (sıdk), gizlide ve açıkta ezâdan sakınmak, hayırda da şerde de sözü uzatmamak/abartıya kaçma­maktır.</p>
<p>Resûlullah (sa) şöyle buyurur: &#8220;Kim bana çeneleri ile ba­cakları arasındakiler husûsunda garanti verirse, ben de ona cennet husûsunda garanti veririm.&#8221;</p>
<p>Resûlullah (sa), Muâz b. Cebel&#8217;e de (ra) şöyle demiştir: &#8220;İnsanları yüzlerinin üstüne ateşe atan, dilleriyle kazandıkların­dan başka bir şey midir?&#8221;</p>
<p>Yine Resûlullah (sa) şöyle buyurmuştur: &#8220;Sizi fuzûlî ko­nuşma husûsunda uyarırım. Her birinize ihtiyâcını karşıladığı kadarıyla söz yeter. Çünkü kişiye fuzûlî maldan (hesap) sorulaca­ğı gibi, fuzûlî konuşmalardan da (hesâp) sorulur.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah, her konuşan kişinin konuşmasında hazırdır. (Öyley­se) kişi, söylediği şeyi bilmesinden dolayı Allah&#8217;tan sakınsın.&#8221;</p>
<p><strong>Gözün vazifesi;</strong></p>
<p>harâm(a bakmak)dan korunmak, örtülü ve perdeli şeyleri araştırmayı terk etmektir. Huzeyfe (ra), Resûlullah&#8217;ın (sa) şöyle söylediğini haber verir: &#8220;(Harâma) nazar, İblîs&#8217;in oklarından bir oktur. Kim onu Allah korkusundan dolayı terk ederse, Allah ona, halâvetini kal- binde bulacağı bir îmân verir.’’</p>
<p>Ebû&#8217;d-Derdâ (ra) ise şöyle der: &#8220;Kim gözünü harâma bakmaktan korursa, çok sevip isteyeceği hûrilerle evlendiri­lir. Ve kim insanların evlerini, bacalarından (ve pencere gi­bi yerlerinden) gözetlerse, Allah onu kıyâmet gününde âmâ olarak haşreder.&#8221;</p>
<p>Dâvud et-Tâî, baktığında çokça [uzun süre] bakan bir adama şöyle demiştir: &#8220;Ey kişi! Gözünü kendine çevir. Çün­kü bana ulaşan bir bilgiye göre, insan fuzûlî amelinden so­rulduğu gibi fuzûlî bakışından da sorulup hesâba çekilecek­tir.&#8221;</p>
<p>Denilir ki, &#8220;Birinci bakış şenindir; fakat diğeri senin değil­dir.&#8221;</p>
<p>Yâni farkında olmadan (göze çarpma şeklindeki) ilk bakış kuldan affedilir; ancak (nesneyi) algılamaya/fark et­meye (fehm&#8217;e) yol açan bir akledişle yapılan bakıştan kul muâheze edilir.</p>
<p><strong>Kulağın vazîfesine</strong> gelince; kulak), konuşmaya ve ba­kışa tâbi olduğundan, bakılması yâhut konuşulması helâl olmayan her şeyi dinlemek ve bundan tad almak/hoşlanmak da harâmdır. Senden gizlenen bir şeyi araştırman ise tecessüsdür (ki harâmdır). Lehv, şarkı ve Müslümanlara ezi­yet veren şeyleri dinlemek, lâşe ve kan (yemek) gibi harâmdır.</p>
<p>Abdullah b. Ömer (ra) şöyle demiştir: &#8220;Gıybetten ve onu dinlemekten de, nemime ve onu dinlemekten de nehye- dildik.&#8221;</p>
<p>Kasım b. Muhammed [b. Ebî Bekr es-Sıddîkl&#8217;a şarkı dinlemenin hükmünü sordular; şöyle dedi: &#8220;Allah kıyâmet günü hak ile bâtılın arasım ayırdığı zaman şarkı nerede olur?&#8221; Denildi ki: &#8220;Bâtıl tarafında.&#8221; O da, &#8220;Fetvâyı nefsiniz­den isteyin.&#8221; dedi.</p>
<p>Kul için -dilden sonra- kulağından daha zararlı bir or­gan yoktur. Çünkü o kalbe giden en süratli elçidir. Fitne oluşumuna da yatkındır.</p>
<p>Veki&#8217; b. el-Cerrâh diyor ki: &#8220;Bir bid&#8217;atçıdan bir söz duydum, yirmi seneden beri onu kulaklarımdan atama­dım.&#8217;</p>
<p>Tâvûs [b. Keysân] da, yanma bir bid&#8217;atçı gelince onun sözünü duymamak için kulaklarını kapatırdı.</p>
<p><strong>Burnun vazîfesi</strong>(ne gelince; burun), kulağa ve göze tâ­bidir. Bakmanın ve dinlemenin helâl olduğu şeyi koklaman da câizdir.</p>
<p>Ömer b. Abdülaziz&#8217;den (ra) rivâyet edildiğine göre, kendisine bir misk getirilmiş. Onu burnundan uzakta tut­muş. Bu husûs kendisine sorulduğunda şöyle demiş: &#8220;Bu­nun ancak kokusundan faydalandır, değil mi?</p>
<p><strong>Ellerin ve ayakların vazifesi</strong>; onları &#8216;mahzûrlu olana&#8217; uzatmamak ve haktan alıkoymamaktır. Mesrûk [b. Ecdâdl der ki: &#8220;Kul hiçbir adım atmaz ki, kendisine bir sevâb ya da günâh yazılmış olmasın.&#8221;</p>
<p>Süleymân&#8217;ın kızı, Hâlid b. Ma&#8217;dân&#8217;ın kızı Abde&#8217;ye: &#8220;Beni ziyâret et&#8221; diye yazmıştı. Abde ise ona şöyle cevap yazdı: &#8220;İmdi, merhûm babam Allah&#8217;ın kefil olmadığı bir yü­rüyüşle yürümekten ve kıyâmet günü sorulduğunda bir çı­kış yolu bulamayacağı yemeği yemekten hoşlanmazdı. Bundan dolayı ben de babamın hoşlanmadığı şeyden hoş­lanmıyorum. Selâm üzerine olsun.&#8221;</p>
<p>Birisi de, &#8220;Peki, (kurtuluşa götüren) ameller işlemenin yolu nedir?&#8221; diye sorarsa, deriz ki:</p>
<p>Muttaki imâmların yolundan ayrılmamak,gidişâtını bilmek için müsterşidînin âdâbına bakmak,muhasebe ile teyakkuz halinde olmak,hakkı gözeterek/adâlet ile amel etmek, eziyetten korunmak,başa kakmadan, minnet altında bırakmadan &#8216;fazla ola­nı&#8217; vermek,hasetten uzak güzel tavır takınmak,kamufle etmekten hoşlanarak kanâat etmek,selâmet için uzunca susmak,yabancılaşmadan/ilişkilerde soğukluk oluşturmadan halka tevâzu göstermek,halvette zikir ile ünsiyyet kurmak,hizmet etmek (iştiyâkıyla dolması) için kalbini boşaltmak,niyeti/endîşeyi murâkabe ile cem etmek ve kurtuluşu istikamet yolunda aramak.</p>
<p>Allah (cc) şöyle buyurur: &#8220;Şüphesiz, &#8220;Rabbimiz Allah&#8217;tır&#8221; deyip de sonra istikamet üzere olanlara, (evet) on­lara hiçbir korku yoktur. Onlar mahzûn da olmayacaklar­dır&#8221; (46/Ahkâf 13)</p>
<p>Süfyân b. Abdullah es-Sakafî (ra): &#8220;Yâ Resûlallah! Ba­na, kendisine tutunacağım bir iş söyle.&#8221; deyince, (Resûlul-lah (sa) şöyle) buyurdu: &#8220;Allah&#8217;a inandım de, sonra da dosdoğ­ru ol.’’</p>
<p>Ömer b. el-Hattâb (ra) diyor ki: &#8221; &#8220;İstikamet üzere (dos­doğru) oldular&#8221; demek, &#8220;Allah&#8217;a itâat edip, tilkinin (avcıdan) kaçması gibi (sağa sola saparak) kaçmadılar&#8221;, demektir.&#8217; Ebû&#8217;l-Âliye er-Riyâhîy de şöyle diyor: &#8221; &#8216;Dosdoğru oldu­lar&#8217;; (yâni) dinde, dâvette ve amelde Allah için ihlâslı oldu­lar&#8221;</p>
<p>İstikametin aslı üç şeydedir.</p>
<p>Kitâb&#8217;a tâbi olmak,</p>
<p>Sünnet’e tâbi olmak ve cemâatten ayrılmamak.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>kul için en kurtarıcı yol;</p>
<p>ilimle amel,havf ile korunma ve Allah (cc) ile yetinmektir.</p>
<p>Artık sen de hâlini (buna göre) ıslâh ile meşgûl ol.Rabbine karşı muhtaç (fakır) bulun.Şüpheli şeylerden uzak dur.İnsanlara olan ihtiyâcını azalt.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendin için sevdiğini onlar için de sev;</p>
<p>hoşlanmadığın şeylerde de aynı şekilde davran.</p>
<p>Örtülü bir şeyi de açma.</p>
<p>Bir günâhı nefsinde (içinden) bile söyleme, [veya; sakın bir günâha niyetleneyim deme.]</p>
<p>Hiçbir küçük günâhta ısrâr etme.</p>
<p>Bütün ihtiyâç/yoksunluklarda Allah&#8217;a sığın.</p>
<p>Her durumda, muhtâçlığın (sâdece) O’na olsun.</p>
<p>Her işte O&#8217;na tevekkül et.</p>
<p>Hevâyı bırak; nefsinin tuzak kurduğu/pusuda bekle­diği şeylere kanma.</p>
<p>Zikrini gizle.</p>
<p>Allah&#8217;a şükretmeye devâm et.</p>
<p>İstiğfârı çoğalt.</p>
<p>Düşünerek ibret al.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Acele edilecek yerlerde teenni ile,dostluklarında/arkadaşlıklarında (insanlarla olan iliş­kilerinde) hüsn-i edeble hareket et.</p>
<p>Nefsin için insanlara öfkelenme;</p>
<p>Allah için nefsine öfkelen.</p>
<p>Kötülük husûsunda kimseye denk olma [diğer bir ifâ­deyle; kötülüğe kötülükle karşılık verme].</p>
<p>Câhili yüzüne karşı methetmekten sakın;kimsenin de seni yüzüne karşı methetmesine râzı olma.</p>
<p>Gülmeni azalt, mizâhtan uzak dur.</p>
<p>Acılan gizle.</p>
<p>Nâmûsluluğu/iffeti izhâr et.</p>
<p>Güven hakkında kapsamlı bilgiye sâhip ol.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanların elindekinden) ümit kesmeyi ve &#8220;güzel fa­kirliği&#8221; (kendine) şiâr edin.</p>
<p>Sana isâbet eden şeylere sabret.</p>
<p>Allah&#8217;ın sana taksim ettiği şeye râzı ol.</p>
<p>Allah&#8217;ın va&#8217;dine karşı yakîn,kendi yaptıkların hakkında korku üzere ol.</p>
<p>Kâfi derecede bulduğun zaman kendini külfete sokma.</p>
<p>İstemekle görevlendirildiğin şeyi zâyi etme.</p>
<p>(Sana yönelik) her vergi&#8217;sinde (ihsan ve ikrâmında) Allah&#8217;a muhtâc olduğunu hatırla;</p>
<p>kurtuluşu O’ndan iste.</p>
<p>Sana zulmedeni affet.</p>
<p>(Vermeyerek) seni mahrûm edene ver.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sana gelmeyene Allah için git.</p>
<p>Seni seven kişiyi, sen de Allah için (kendine) tercih et. Kardeşlerin için canını malını fedâ et.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dînin hakkında da Mevlâ&#8217;nın hukûkuna riâyet et.</p>
<p>İyilik (ma&#8217;rûf) olarak yaptığın büyük bir şey de olsa gö zünde büyütme;yaptığın bir münkeri ise küçük de olsa küçümseme.</p>
<p>Amel ile gururlanmaktan sakındığın gibi, ilimle de caka satmaktan sakın.</p>
<p>Zâhirî ilmin geçersiz kıldığı bâtınî bir usûle (edeb’e)  inanma.</p>
<p>İnsanlara isyân etmek gerekse de Allah&#8217;a itâat et;ancak Allah Teâlâ&#8217;ya isyân pahasına insanlara itâat etme.</p>
<p>Allah için gayretinden bir şey esirgeme.</p>
<p>Allah için (yaptığın) amellerde nefisinden hoşnut olma.</p>
<p>(Allah&#8217;ın huzûrunda) namâza her şeyinle (bir bütün olarak) dur.</p>
<p>Allah&#8217;ın sana farz kıldığı zekâtı neşeli/istekli olarak ver.</p>
<p>Orucunu yalandan ve gıybetten koru.</p>
<p>Komşunun, miskinin ve yakınlarının haklarına riâyet et.</p>
<p>Ehlini (âile halkını) terbiye et/edeblendir.</p>
<p>Sâhibi olduğun, kontrolün altında bulunanlara [hiz­metçi, işçi vs.] rıfk ile davran.</p>
<p>Emrolunduğun gibi canlı/aktif/(fiziki ve zihnî olarak) güçlü bir şekilde dimdik ayakta ol.</p>
<p>Bir hayır için harekete geçtiğinde acele et.</p>
<p>Seni şüphelendiren şeyi bırak.</p>
<p>Mü&#8217;minlere merhameti elden bırakma.</p>
<p>Nerede olursan ol hakkı söyle.</p>
<p>Doğru (söylüyor) da olsan çok yemin etme.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beliğ konuşan birisi de olsan, sözü genişletmemeye/lâfı uzatmamaya dikkat et.</p>
<p>Alim de olsan, dinde külfetli/zahmetli iş görmekten (tekellüf ten) sakın.</p>
<p>İlmi her sözün önüne geçir.</p>
<p>İçtihâdından sonra endîşeyi/tedirginliği elden bırakma.</p>
<p>Dînin selâmette olduktan (dînine halel gelmedikten) sonra insanları idâre et.</p>
<p>Dalkavukluktan/yağcılıktan ise kesinlikle kaçın.</p>
<p>İnsanlarla olan geçimin güzel ahlâk ile olsun.</p>
<p>Bilmediğin bir konu hakkında &#8220;Allah bilir&#8221; demekten utanma.</p>
<p>Anlatacaklarını (dinlemeye) istekli olmayanların ya­nında söz söyleme.</p>
<p>Sana buğz edecek olanların yanında dînini anlatma.</p>
<p>Güç yetiremeyeceğin bir belâya karışma/müdâhale etme.</p>
<p>Nefsine, onu hor gören şeylerden ikrâm et.</p>
<p>Himmetini kötü ahlâktan uzak tut.</p>
<p>Emîn olandan başkasını dost/kardeş edinme.</p>
<p>Sırrını her insana açma.</p>
<p>İnsanların hâlini (dikkate alarak davran, kapasitelerini) zorlama.</p>
<p>(İnsanlara) aklının almayacağı/tahammül edemeyece­ği ilimden bahsetme [veya; İlmî bir lisânla söz söyleme.]</p>
<p>Çağrılmadığın işe gidip hemen dâhil olma.</p>
<p>Ulemâ meclislerinde saygılı/ciddi ol.</p>
<p>Hükemânın kadrini bil.</p>
<p>Zanaatkârı/Sanatkârı mükâfâtlandırmadan bırakma.</p>
<p>Câhillerden yüz çevir.</p>
<p>Sefihlere karşı hilm ile davran.</p>
<p>İşlerin hakkında, Allah&#8217;a (karşı) huşû duyanlarla istişâre et.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mazlûm kardeşine yardım et;eğer zâlim ise onu hakka çevir.</p>
<p>Onun sende hakkı varsa fazlasıyla ver;fakat senin ondaki hakkın için peşine düşme.</p>
<p>Borçluya kolaylık göster.</p>
<p>Dul ve yetimlere rıfk ile davran.</p>
<p>Fakirlerden sabırlı olanlara ikrâm et.</p>
<p>Zenginlerden de belâya uğrayana merhamet et.</p>
<p>Kimseye, elde ettiği bir nimet sebebiyle hased etme.</p>
<p>Hiç kimseyi de gıybetle anma.</p>
<p>Soruna yol açar korkusuyla kendine sû-i zan kapışım kapalı tut.</p>
<p>Te&#8217;vîli (hayra yormayı) genişleterek hüsn-i zan kapısı­nı açık tut.</p>
<p>(Başkalarından) ümidine keserek tamâ kapışım kilitle.</p>
<p>Kanâat ile istiğnâ kapısını aç.</p>
<p>Allah için yapacağın zikri, O&#8217;na nâhoş şeyler izâfe et­mekten uzak tut.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vakitlerini değerlendir.</p>
<p>Gecen ve gündüzün (senden neleri) götürüyor, uzak­laştırıyor farkına var.</p>
<p>Her vakitte tevbeni yenile.</p>
<p>Ömrünü üç zamâna ayır: Bunlar, ilim zamânı, amel za-mânı ve nefsinin haklarına ve sana lâzım olacak şeylere ayı­racağın zamân olsun.</p>
<p>Geçip giden (vakitlerden ibret al.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İki fırkanın Allah Teâlâ&#8217;nın huzûrunda varacakları ye­ri tefekkür et: &#8220;Bir fırka O&#8217;nun rızâsıyla cennette; bir fırka da kızgınlığı ile alevli ateşte (cehennemde).&#8221;</p>
<p>Allah&#8217;ın sana yakınlığını farket.</p>
<p>Yazıcı hafaza meleklerine ikrâm et.</p>
<p>Allah&#8217;ın nimetlerinden -anlayarak- faydalan;geriye O&#8217;na hüsn-i senâ ve şükür gönder.</p>
<p>Nefsini herhangi bir makamda görmekten sakın [veya; töhmet altında olması sebebiyle nefsini, makamları/mevkileri görmesi ile birlikte ikâz et].</p>
<p>İnsanların (onu) küçümsemesinin te&#8217;sirinde kalıp da, &#8216;hakk&#8217;ı saçma/tutarsız görmekten kaçın.</p>
<p>Muhakkak bu öl­dürücü bir zehirdir.</p>
<p>(Allah&#8217;ın) nefretini çekme korkusu ile, insanların gö­zünden düşme korkusundan uzak dur/kendini soyutla.</p>
<p>Ecelin yakınlığı gerçeği ile, fakirlik korkusundan uzak dur/kendini soyutla.</p>
<p>İyi işler yaptığında gücün yettiğince gizli tut.</p>
<p>İstişâre ânında (doğruyu bulmak için) çokça gayret et.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah için (severken) kararlılıkla sev;(o şeyden) Allah için ilişkiyi kestiğin zaman da etkili/kararlı bir şekilde ayni.</p>
<p>Ancak muttaki ve âlim olanı dost edin.</p>
<p>Ancak akıllı ve şuurlu/bilinçli insanlarla birlikte ol.</p>
<p>Senden önceki (müctehid) imâmlara tâbi ol.</p>
<p>Senden sonraki ümmete de muallim ol.</p>
<p>Muttakîlere imâm,irşâd edilmek isteyenlere sığınak ol.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şikâyetini kimseye ilân etme.</p>
<p>Dünyân için dînini yıpratma/tüketme [veya; dînini istismâr ederek dünyâ(lıklar)ı kazanma].</p>
<p>Uzletten nasibini al.</p>
<p>Helâlden başkasını alma.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İsrâftan uzak dur.</p>
<p>Dünyâ(lık)dan yeteri kadarına kanâat et.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Edebi, ilim bostanlarında;</p>
<p>ünsü<span style="text-decoration: line-through;">,</span> halvet diyârında;</p>
<p>hayâyı, nefsin patikalarında;</p>
<p>ibret almayı, tefekkür vâdîlerinde;</p>
<p>hikmeti ise havf bahçelerinde ara (talep et.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Emrine muhalefet ettiğin hâlde, Allah&#8217;ın ihsânının devâm ettiğini;zikrinden yüz çevirdiğin hâlde (sana) halim davrandığını,hayânın azlığına rağmen günâhlarını örttüğünü ve sen O&#8217;na muhtâc olduğun hâlde,Onun sana ihtiyâ­cının olmadığını iyi bil.</p>
<p>Nerede Rabbini bilen?!</p>
<p>Nerede günâhından korkan?!</p>
<p>Nerede (Allah&#8217;a) yakınlığı ile sevinen?!</p>
<p>Nerede O&#8217;nun zikriyle meşgûl olan?!</p>
<p>(O&#8217;na) uzak kalmaktan (korkup) ürperen nerede?!</p>
<p>Mağfûr (bağışlanmış) olan işte budur! Ey mağrûr (al­danmış kul), örtüleri yırttığım Celil olan (Allah) görmedi mi (zannediyorsun)?!</p>
<p><strong>Ey kardeşim!Bil ki,</strong></p>
<p>günâhlar gafleti,</p>
<p>gaflet, (kalp) kasvettini<span style="text-decoration: line-through;">), </span></p>
<p>kasvet Allah&#8217;tan uzaklaşmayı,</p>
<p>Allah&#8217;tan uzaklaşma cehennem âteşini mîrâs bırakır. Ancak bunu diriler tefekkür eder. Ölülere gelince; onlar kendilerini dünyâ sevgisiyle öldürmüşlerdir.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>gündüzün ışığı âmâya nasıl fayda vermiyorsa; bunun gibi, ilmin nûru ile de ancak takvâ ehli aydınlanabilir.</p>
<p>Ölüye ilâcın fayda vermediği gibi, edep de iddiâcıya fayda vermez.</p>
<p>Sağanak halindeki yağmur kayada ekin bitirmediği gi­bi, hikmet de dünyâyı sevenin kalbinde yeşermez.</p>
<p>Kim hevâsıyla samîmî/senli benli olursa edebi azalır. İlminin gösterdiklerine muhâlefet edenin cehâleti artar. (İlâcı) kendine fayda etmeyen, başkasmı nasıl tedâvî edebilir?</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>insanların bedenen en râhatı, dünyâ (hakkın)da zühd ehli olanlardır.</p>
<p>Kalben insanların en yorgunu ve meşgûliyeti çok olam da, dünyâya ihtimâm gösterenlerdir.</p>
<p>Emeli kısaltmak, zühde en çok yardıma olan ahlâktır. Mârifet ehlinin (Allah&#8217;a) en yakın hâlleri, kıyâmda Al­lah&#8217;ı (cc) zikretmeleridir.</p>
<p>Allah (cc) şöyle buyuruyor: &#8220;Şüphesiz Allah sizin üzerinizde rakîbdir.&#8221; (4/Nisâ 1)</p>
<p><strong>Şunu bil ki,</strong></p>
<p>sıdktan daha yakın bir yol,ilimden daha başarı sağlayıcı bir delil ve takvâdan daha önemli bir erzak yoktur.</p>
<p>Vesvese verene (şeytana) karşı, fuzûlî olanı terkten, kalbin nûrlanması için, sadrın selâmetinden daha fay­dalı bir şey görmedim.</p>
<p><strong>Anladım ki,</strong></p>
<p>mü&#8217;minin kerâmeti takvâsıdır, hilmi sabrıdır,</p>
<p>aklı güzelliğidir,</p>
<p>dostluğu hoşgörüsü ve affıdır,</p>
<p>şerefi ise tevâzuu ve rıfkıdır.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>Allah bir kula fakirliği seçip uygun görmüşse, onun zenginliği sevmesi (Allah&#8217;ı) öfkelendirmektir. Allah kuluna zenginliği seçtiyse, o kulun fakirliği istemesi ise zulüm- dür/haddi aşmaktır. Bütün bunlar, mârifet azlığından dola­yı şükürden kaçmak ve ilmin yetersizliğinden dolayı vakit­leri ziyan etmektir. Çünkü zenginin îmânını fakirlik, fakirin îmânını da zenginlik ıslâh edemez, uygun değildir.</p>
<p>Bize ulaşan habere göre Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: &#8220;Kullarımdan öyleleri vardır ki onun îmânını ancak fakirlik ıslâh eder. Eğer onu zengin kılsaydım, hu zenginlik onları ifsâd edecek­ti. Yine kullarımdan öyleleri de vardır ki onun îmânını ancak zen­ginlik ıslâh eder. Eğer onları fakîr kılsaydım, hu (fakirlik) onun îmânını ifsâd edecekti.&#8221; Bu durum, hastalık ve sıhhat için de böyledir.</p>
<p>Kim Allah&#8217;ı(n hikmetsiz iş yapmayacağım) bilirse O&#8217;nu ithâm etmez. Allah&#8217;ı(n neyi kasdettiğini) anlayan [veyâ; Al­lah hakkında keskin/ince bir zekâya sâhip olan], kazâsına râzı olur. Eğer şu âyetten başkası olmasaydı, yine de ilim sâ-hiplerine yeterdi: &#8220;Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. On­lar için ise (Rablerine karşı böyle) muhayyerlik yoktur/&#8217; (28/Kasas 68)</p>
<p>Câhillerin ahlâkından,</p>
<p>günâhkârların meclislerinden [veya; sizlerle olan sos­yal ilişkilerinden],</p>
<p>şaşırmışların propagandasından, aklanmışların (affedileceklerine dâir) ümitlerinden, (affedilmekten) ümit kesenlerin ye&#8217;sinden sakın.</p>
<p>Hak ile âmil ol.</p>
<p>Allah&#8217;a îtimâd et.</p>
<p>Ma&#8217;ruf ile emret, münkeri nehyet.</p>
<p>Kim Allah&#8217;a sâdık olursa, (Allah) ona nasihat eder. Kim de başkası(na hoş görünmek) için süslenirse, onun ayıbını/kusurunu gösterir, ortaya çıkarır.</p>
<p><strong>Bil ki</strong></p>
<p>(kendisine) tevekkül edene O kâfidir; başkasına güveneni (ise) sevmez/iğrenir.</p>
<p>Ondan korkana emniyet verir.</p>
<p>Şükredenin (nimetini) çoğaltır,îtâat edene ikrâm eder.</p>
<p>Onu tercih edeni sever.</p>
<p>Allah&#8217;a (sâdece) akıl ile itâat etmekten/boyun eğmekten, hevâ ile amel etmekten, hakkı terk etmekten/hesâba katmamaktan, bâtıla sığınmaktan [veya; bâtıl ile kabûl görmekten/bir yerlere gelmekten],</p>
<p>tevbeyi unutup mağfiret temenni etmekten sakın.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>kökü yakîn ile sâbit değilse,dalları sıdktan,meyvesi ve nebâtı verâdan,delili kaygı ile ayakta durmakta (kaim) ve perdesi haşyet ile örtülü değilse o ilim ve amelden râzı olunmaz.</p>
<p>Gevşeklik göstermek sûretiyle nefsinden râzı olma. Muhakkak ifrata düşme (tefrît) konusunda kimsenin özrü yoktur. Zîrâ kimse Allah&#8217;tan müstağni değildir.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;nın katindakilere güzel niyetler beslemek ve (niyetleri O’nun) sevdiği şeylere uygun hâle getirmek ki­şinin saâdetindendir.</p>
<p>Allah kime hayır dilerse ona akıl ihsân eder, ilmi sevdirir, şefkat ile mükâfâtlandırır, ona rıfk ile muâmele eder, kanâat ile zenginleştirir, kusurlarım gösterir.</p>
<p><strong>Bil ki,</strong></p>
<p>-Allah sana merhamet etsin- her halin aslı sıdk&#8217; ve &#8220;ihlâs&#8221;dır. Şöyle ki,</p>
<p>sabır, kanâat, zühd, rızâ ve üns sıdk&#8217; tan; yakın, havf, muhabbet, iclâl, hayâ ve tâzîm de ihlâs&#8217;dan kaynaklanır/şûbelenir.</p>
<p>Her mü&#8217;minin bu makamların içinde bir yeri vardır ki, onun hâli bununla bilinir. (Bir mü&#8217;mine;) recâ içinde olduğu halde hâif, havf içinde olduğu halde râcî, rızâ içinde olduğu halde sâbir, hayâ içinde olduğu halde muhibb denir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her hâlin kuvvetli ya da zayıf olması, kulun îmân ve mârifeti miktârıncadır.</p>
<p>Bu hallerin her birinin aslı için, hâlin kendisiyle bilindi­ği üç alâmet vardır.</p>
<p>Sıdkın ancak kendisiyle tamâm olduğu üç şey şunlardır:</p>
<p>Kalbin sıdk&#8217;ını belli eden tahkiki îmân,</p>
<p>Niyetin sıdk&#8217;ını açığa vuran ameller,</p>
<p>Sözün sıdk&#8217;ını dışarıya aksettiren konuşmalar. [Kalbî, amelî, kavlî sıdk]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sabrın ancak kendisiyle tamâm olduğu üç şey vardır:</p>
<p>Allah&#8217;ın harâm kıldıklarına karşı sabır,</p>
<p>Allah&#8217;ın emirlerine uymakta sabır,</p>
<p>Musibet anında (Allah için, Allah&#8217;tan sevap uma­rak) sabır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kanâat de üç şeydedir:</strong></p>
<p>(Yiyecek) varken bile azıyla yetinmek,</p>
<p>Yoklukta ve sebeplerin yetersizliğinde (dahi) fak/ı korumak.</p>
<p>Mahrûmiyet ânım yaşasa bile, Allah&#8217;a (cc) ayırdığı vakitte sükûn bulmak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kanâatin bir başlangıcı bir de sonu vardır. Başlangıcı, imkânı varken dahi fuzûlî olanı terk etmektir. Sonu ise, se­beplerin yokluğuyla berâber müstağni olmaktır. Bundan dolayı bazıları &#8220;kanâat, rızâdan üstündür&#8221; demişlerdir. On­lar bununla tam bir kanâati kastederler. Çünkü takdire rızâ gösteren (râzî), verilene, men edilene karışmaz. Kani&#8217; ise, Rabbi ile ganîdir. Allah ile berâber -O&#8217;ndan gelen hâriç- baş­ka bir nasîb istemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zühd üç şeydedir. Bunlar olmaksızın kimseye zâhid denmez:</p>
<p>Elini maldan mülkten çekmek,</p>
<p>Nefsini helâlden bile uzak tutmak,</p>
<p>Vaktinin çoğunda dünyâdan gâfil olmak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kişi başka üç şeyle de zâhid olabilir:</p>
<p>İrâdât sağanağında nefsini korumak,</p>
<p>Gına bölgelerinden kaçmak,</p>
<p>İhtiyâç ânında, (şüpheli olanları değil) &#8216;bilinen&#8217; şeyleri almak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üns de üç şeydedir</p>
<p>Halvette ilim ve zikir ile üns,</p>
<p>Halvetle berâber yakın ve marifet ile üns,</p>
<p>Her halde Aziz ve Celîl olan Allah ile üns.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rızâ muhabbetin ölçüsüdür. Tevekkülün özü, yakînin rûhudur. Eyyûb es-Sehtiyânî ve Fudayl b. Iyâz&#8217;dan (rh.a) naklen anlatırlar: O ikisi derlerdi ki: &#8220;Rızâ tevekküldür.&#8221;</p>
<p>Bu ilimle vasıflanmak sıdkın bir şûbesidir. Sıifyân es- Sevrî de (rh) der ki: &#8220;Sâdıkın sıdkı kemâle erdiğinde, artık o kendi elindekine bile mâlik değildir.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İhlâs&#8217;ın şubelerine gelince&#8230; Allah&#8217;ı (cc) benzerlikten, denklikten, eşten ve evlattan ayırt etmedikçe ihlâs sâhibine &#8220;muhlis&#8221; denmez. Sonra tevhidi ikame etmekle Allah&#8217;ı dile­mesi, nâfilede ve farzda himmetini O&#8217;nun için ve O&#8217;nunla cem etmesi gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yakîn&#8217;in sıhhati üç şeydedir:</strong></p>
<p>Allah&#8217;a güvenmekle kalbin sükûn bulması,</p>
<p>Allah&#8217;ın emrine boyun eğme,</p>
<p>Sâbık ilimden [Allah&#8217;ın gelmiş geçmiş her şeyi, olacaklarıda bilmesinden] korkma, ürkme.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yakîn&#8217;in de bir başlangıcı ve sonu vardır. Başlangıcı, it-mînân (kalp huzûru), sonu da sâdece Allah ile yetinmektir. Çünkü Allah (cc) şöyle buyurur: &#8220;Ey peygamber! Sana da, müzminlerden sana tâbi olanlara da Allah yeter.&#8221; (8/Enfâl 64) Âyette geçen &#8220;hasbü&#8221;, &#8216;kâfi’ demektir. İktifâ eden de, Al­lah&#8217;ın kazâsına râzı olan kuldur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diyoruz ki &#8220;yakînin sonu&#8221; demek, kulun vasıflarının îmân makamında bulunması demektir; ilimde yakînin sonu demek değildir. Zîrâ buna Allah&#8217;ın yarattıklarından kimse ulaşamaz.</p>
<p>Resûlullah (sa) şöyle buyuruyor: &#8220;Allah&#8217;ın künhüne kim­se varamaz.&#8221;</p>
<p>Dediler ki: &#8220;Yâ Resûlallah! Bize ulaşan bilgiye göre Meryem oğlu îsâ (as) suyun üzerinde yürürmüş?&#8221; (Efendi­miz) buyurdu ki: &#8220;Eğer havf ve yakîni daha da artsaydı havada bile yürürdü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Havf ancak yakînden sonra olur. Yakînen bilmediği şeyden korkanı gördün mü?</p>
<p>Havf üç şeydedir:</p>
<p>îmân korkusu: Bunun alâmeti, isyânlar ve günâhlardan ayrılmadır ki, mürîdlerin havfı budur.</p>
<p>Geçmişin korkusu: Bunun alâmeti de haşyet, endî­şe ve verâdır. Bu da ulemânın havfıdır.</p>
<p>Elindekini kaçırma korkusu: Alâmeti, heybet ve iclâlin nezâretinde Allah&#8217;ın (cc) rızâsını talep için tüm gücünü harcamaktır. Sıddîkların havfı budur.</p>
<p>Havfta dördüncü bir derece daha vardır ki, Allah (cc) onu meleklerine ve peygamberlerine (as) has kılmıştır. Bu­na &#8220;havfü&#8217;l-zam&#8221; denir. Çünkü onlar kendi nefislerinde Al­lah&#8217;ın emânıyla güven içindedirler. Onların korkulan, iclâlen ve i&#8217;zâmen kullukta bulunmalarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhabbet de üç şeydedir ki, bunlar olmadan kişiye (&#8220;Allah (cc) için seven&#8221; denemez.</p>
<p>Allah (cc) için mü&#8217;minleri sevmek: Bunun alâmeti, onlardan ezâyı def etmek ve onlara menfaati celb etmektir.</p>
<p>Allah (cc) için Resûl&#8217;ü (sa) sevmek: Bunun alâmeti, Sünnet&#8217;e tâbi olmaktır. Çünkü Allah (cc) şöyle bu­yurur: &#8220;De ki: Eğer Allah&#8217;ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin.&#8221; (3/Âl-i Imrân 31)</p>
<p>Tâati mâsiyete tercih ederek Allah&#8217;ı (cc) sevmek: Denilir ki; nimeti anmak muhabbeti getirir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhabbetin de bir başlangıcı ve sonu vardır. Muhab­betin başlangıcı, nimetleri ve ihsânlarıyla Allah&#8217;ı sevmektir.</p>
<p>[Abdullah] İbn Mes&#8217;ûd (ra) der ki: &#8220;Kalpler, kendine ihsânda bulunanı sevecek şekilde yaratılmıştır.&#8221;</p>
<p>Muhabbetin bundan daha yücesi ise, Allah&#8217;ın (cc) hak­kı bunu gerektirdiği için O&#8217;nu sevmektir. Ali b. el-Fudayl (rh.a) şöyle der: &#8220;Allah (cc), Allah olduğu için sevilir.&#8221;</p>
<p>Bir adam Tâvûs [b. Keysân&#8217;a: &#8220;Bana öğüt ver.&#8221; dedi. {Tâvûs) dedi ki: &#8220;Sana şunu öğüt veririm: Allah&#8217;ı öyle bir sevgiyle sev ki, hiçbir şey sana O&#8217;ndan daha sevgili olmasın, O&#8217;ndan öyle kork ki, hiçbir şey sana O&#8217;ndan daha korkup olmasın. Allah&#8217;tan öyle bir ümitle ümitlen ki, bu ümit, korkuyla senin aranda perde olsun. Nefsin için râzı olduğa şeye (başka) insanlar için de râzı ol. Dikkat et! Sana Tevrâtı, İncıl&#8217;i, Zebûr&#8217;u ve Furkân&#8217;ı cem ettim.&#8221;</p>
<p>Bedene göre başın yeri ne ise, hayâya göre iclâl ve ta&#8217;zî-min yeri de odur. Yâni biri olmaksızın diğeri de olmaz. Kul Rabbinden hayâ ettiği zaman O&#8217;nu hakkıyla yüceltmiş (iclâl etmiş) olur. Hayânın en efdali de Allah&#8217;ı (cc) murâkabedir.</p>
<p>Murâkabe üç şeydedir:</p>
<p>Amel etmek sûretiyle tâatinde Allah&#8217;ı murâkabe,</p>
<p>Terk etmek sûretiyle isyânında Allah&#8217;ı murâkabe,</p>
<p>Niyetlerde ve havâtırda Allah&#8217;ı murâkabe.</p>
<p>Çünkü Nebî (sa): &#8220;Allah&#8217;a, (sanki) O&#8217;nu (gözlerinle) görüyormuşsun gibi kulluk et. Sen O&#8217;nu görmesen de O seni görü­yor.&#8221; buyurur.</p>
<p>Kalp için, Allah&#8217;ı (cc) murâkabe etmek; geceyi kıyâm, gündüzü sıyâm ile geçirmekten ve Allah yolunda malmı in-fâk etmekten daha zahmetli gelir.</p>
<p>Ali b. Ebî Tâlib&#8217;in (ra) şöyle dediği nakledilir: &#8220;Muhak­kak Allah&#8217;ın yeryüzünde bir kabı vardır. İşte bu kab kalp­lerdir. O ancak &#8216;saf, &#8216;sağlam&#8217; ve &#8216;ince&#8217; (rikkat) kalpleri kabûl eder.&#8221; Bunun mânâsı şudur:</p>
<p>Kalbi Allah (cc) için saflaştırmak; Allah&#8217;ın emir ve nehylerine ittibâ ile, sıdk ve endîşeyi müşâhede etmekle mümkündür.</p>
<p>Kalbi Resûlullah (sa) için saflaştırmak; söz, amel ve ni­yet boyutunda, o&#8217;nun getirdiğini kabul ederek sağlanır. Ve kalp mü&#8217;minler için, onlardan ezâyı def edip menfaati ulaş­tırarak saflaştırılır.</p>
<p>(Kalpteki) &#8220;Sağlamlık&#8221;ın mânâsı, &#8220;Allah Teâlâ için hadleri uygulamada ve emri bi&#8217;l-ma&#8217;ruf ve nehyi ani&#8217;l-münkerde sağlam&#8221; demektir.</p>
<p>&#8220;İncelme&#8221;nin (rikkatin) mânası ise iki şekildedir. Ağ­lamakla olan rikkat, merhamet etmekle olan rikkat.</p>
<p>Tevfik Allah&#8217;tandır. O bize yeter. O ne güzel vekildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Haris el Muhasibi &#8211; Ahlak ve Arınma</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haris-el-muhasibi-ahlak-ve-arinma/">Haris el Muhasibi – Ahlak ve Arınma</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/haris-el-muhasibi-ahlak-ve-arinma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
