<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnsan Hakları | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/insan-haklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Oct 2017 11:58:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İnsan Hakları | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kul hakkı versus insan hakkı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kul-hakki-versus-insan-hakki/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kul-hakki-versus-insan-hakki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Sep 2017 12:21:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kul hakkı versus insan hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hıristiyan Batı kültüründe &#8220;insan hakları&#8221; kavramının kökeni hümanizma telakkisine dayanır. Hümanizma, genelde her tür otoriteye karşı, özelde kiliseye karşı insanı özgür kılma çabası olarak ortaya çıkar. 14. yy.dan başlayarak bu çabaya nesnel bir temel bulma adına antik Yunan-Roma kültürüne müracaat edilmiştir. Çünkü bu kültürlerin mücerret insan kafasının ürünü olduğu kabul ediliyor ve kilise kültürüne karşı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kul-hakki-versus-insan-hakki/">Kul hakkı versus insan hakkı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kul-hakki-versus-insan-hakki/artist_42667/" rel="attachment wp-att-16785"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16785" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/artist_42667.jpg" alt="" width="394" height="263" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/artist_42667.jpg 394w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/artist_42667-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/artist_42667-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/artist_42667-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/artist_42667-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/artist_42667-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/artist_42667-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/artist_42667-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/artist_42667-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 394px) 100vw, 394px" /></a></p>
<p>Hıristiyan Batı kültüründe &#8220;insan hakları&#8221; kavramının kökeni hümanizma telakkisine dayanır.</p>
<p>Hümanizma, genelde her tür otoriteye karşı, özelde kiliseye karşı insanı özgür kılma çabası olarak ortaya çıkar. 14. yy.dan başlayarak bu çabaya nesnel bir temel bulma adına antik Yunan-Roma kültürüne müracaat edilmiştir. Çünkü bu kültürlerin mücerret insan kafasının ürünü olduğu kabul ediliyor ve kilise kültürüne karşı antik kültürü öne alarak savaşım verilmek isteniyordu.</p>
<p>Hümanizma, bazılarının düşündüğü gibi mücerret bir insan sevgisinin öne çıkartılması gayretiyle ilintili değildir. Evet, böyle bir gayret var, ancak bu gayreti besleyen telakki kiliseye karşı insanı özgür kılma niyetinin üzerine kuruludur. Nihai amaç insan sevgisi değil, fakat kilisenin otoritesini arka plana itme gayretidir. Bu telakki tarzı sonuçta amaçlanmamış ürünlerini ortaya çıkarmıştır: başka faktörlerin de desteğiyle Avrupa insanı, dünyayı keşfetme zımnında yeni ticaret yolları bulmuş, bilim, sanat ve felsefede yeni telakki tarzlarına ulaşmıştır.</p>
<p>Avrupa&#8221;da bireyciliğin (individüalizm) kökeni, liberal düşünce hümanizmaya dayanır. Rönesans&#8221;la birlikte sanatçının kişisel imzasını kullanması veya edebiyat ürünlerinde (örnekse Shakespeare) bireysel kişiliklerin resmedilmeye başlanması, hep bireyi öne çıkartma gayretleriyle ilgilidir. Ve bunun da kökeninde birey olarak insanın kiliseye başkaldırısı söz konusudur.</p>
<p>Nihayet 1789 Fransız İhtilali ile ilan edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, insanların özgürlüğünü, eşitliğini, zulme karşı direnme hakkı bulunduğunu, her türlü egemenliğin temelinde millet olduğunu, mutlak egemenliğin kişinin veya bir grubun değil fakat milletin elinde olacağını, yöneticilerin millete karşı sorumlu olduğunu dermeyan ediyordu.</p>
<p>Fark edileceği gibi bu bildirge de, isim olarak zikretmemekle birlikte, her satırında kilise otoritesine karşı bir başkaldırıyı dile getiriyordu. Daha önceki yüzyıllarda krallara taç giydiren merciin Papalık (yani kilise) olduğu hatırlanırsa, durum daha bir vuzuh kazanır.</p>
<p>Keza 16. yy.&#8221;da Reform hareketi aynı şekilde merkezî kilise otoritesini bertaraf edip onun yerine millî kiliselerin kurulmasını amaçlıyordu.</p>
<p>Özetle söylersek, bütün bu hareketlerin ve telakki tarzının dibinde, insana, kilise karşısında kişi olduğunu telkin etme maksadı yatmaktadır. İnsana, kiliseye karşı lisanı hal ile söyletilen şey: &#8220;Ey kilise, sen sensen, ben de benim; senin bana karşı hakların varsa, benim de sana karşı haklarım var!&#8221;</p>
<p>Müslüman toplumlar kiliseli bir hayat sürmediklerinden bu telakki tarzı onlara yabancıdır. Müslümanlar &#8220;kul hakkını&#8221; bilirler. &#8220;İnsan hakları&#8221; özneye dönük bir karakter taşırken &#8220;Kul hakkı&#8221; ötekine dönük bir nitelik taşır. Birinde kendi benini öne çıkartma gayreti varken, ikincisinde ötekinin (başkasının) hakkını ihlal etmeme titizliği öne çıkar.</p>
<p>İnsan hakları söyleminin özü &#8220;benim mülkiyet hakkım, benim konuşma hakkım, benim din ve vicdan özgürlüğüm, benim seçme hakkım&#8221; tarzında dışarıya karşı bir beyanı dile getirmeye matuftur. Kul hakkında ise &#8220;aman başkasının hakkını yemeyeyim, aman başkasının mülkiyetine bir haksızlık yapmayayım, aman başkasının dinine, vicdanına ilişkin bir hakkı ihlal etmeyeyim&#8221; dikkati söz konusudur.</p>
<p>İnsan hakları söylemi, insanın, kiliseye karşı özgürlüğünü dermeyan ederken sonuçta bencilliğe dönük bir söylem haline gelmişken, kul hakkı baştan beri ve daima diğerkâmlığı öngörmektedir. İlki bencilliğin, ikincisi özgeciliğin ifadesidir.</p>
<p class="title"><strong>Kul hakkı meselesi (2)</strong></p>
<p>Bir süre önce bu sütunda yayınlanan &#8220;Kul Hakkı Versus İnsan Hakkı&#8221; (16 Aralık 2012/Pazar) başlıklı yazımız üzerine kafasında sorular oluşmuş olan bir okuyucudan (Ahmet Tanleme, 20 Aralık 2012/Perşembe) şöyle bir mektup almıştım. Şunları dile getiriyordu:</p>
<p>&#8220;Sayın Rasim Özdenören,</p>
<p>Biraz gecikmeli okuduğum &#8220;Kul hakkı vs insan hakkı&#8221; başlıklı yazınız şu cümlelerle bitmektedir: &#8220;İnsan hakları söylemi, insanın, kiliseye karşı özgürlüğünü dermeyan ederken sonuçta bencilliğe dönük bir söylem haline gelmişken, kul hakkı baştan beri ve daima diğerkâmlığı öngörmektedir. İlki bencilliğin, ikincisi özgeciliğin ifadesidir.&#8221;  Bu cümlelerinize özünde itirazım olmamakla birlikte, bencil olması gereken Batı toplumlarında gördüğüm davranış biçimleri ile özgeci olması gereken toplumumuzun dindar veya dindar olmayan kesimlerinde gördüğüm, saygının ne olduğundan habersiz ve diğerkâmlıkla hiç ilgisi olmayan davranış biçimlerini uzun yıllardır kendimce âcizane sorgulamaktayım. Doğal olarak, kul hakkının bu kadar önemli olduğu dinimizin asırlardır bu topraklarda yaşanması nedeniyle, ister az dindar olsun ister çok, insanlarımızın çoğunluğunda &#8220;karşısındakine saygı&#8221; kavramının çok daha gelişmiş olması gerekirdi.</p>
<p>Bu hususun yanı sıra, diğerkâmlığın gereği olarak &#8220;toplumsal vazifelere önem verilmesi&#8221; hassasiyetinin de toplumumuzda gelişmiş olması gerekirdi. Her iki konuda da Batı toplumlarından çok geride olduğumuzu müteaddit defalar müşahede ettiğim için, bizim &#8220;kul hakkı&#8221; anlayışımızın içi boş bir söylem olup olmadığını sorgulamaya başladım. Bu düşünceme karşılık, siz, tarihsel gerekçelerle bezenmiş uzun bir izahat ortaya koyabilirsiniz. Bu açıdan yapılacak izahata karşı, size herhangi bir itirazda bulunamam. Ben kul hakkını, özü ve kavramın içinin yeterince doldurulmamış olması açısından sorguluyorum ve kendimi ikna edecek bir sonuca ulaşamıyorum. Mevlana Hazretleri&#8221;nin, &#8220;Öğrenirken kibir elbisesini bedeninden çıkar, alçak olma elbisesini giy&#8221; sözünü çok önemseyen bir okurunuz olarak şimdi de size müracaat ediyorum. Sadece bu konuyu ele alan bir köşe yazısı yazabileceğinizi düşünüyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Cevaplar:</strong></p>
<p><strong>1.</strong> Batı toplumlarını sanırım gözümüzde fazla büyütüyoruz. Neticede onlar da insan ve bizim insanımızın taşıdığı zaafların tümünü onlar da taşıyor. Belki zenginliğin getirdiği bir doymuşluk farkı gözlemlenebilir. Ama aynı durum bizim insanımız için de geçerlidir.</p>
<p><strong>2.</strong> Kul hakkı gibi bir kavrama sahip bulunan Müslümanların nasıl olup da karşısındakine saygıda kusur işlediği vurgusu: nüfusa Müslüman olarak kayıtlı olmak başka, Müslümanca bir bilinç taşımak daha başka bir şeydir, değil mi?</p>
<p><strong>3.</strong> Toplumsal hassasiyetlere gereken önemin verilmemesi durumu da söz konusu bilinçle ilişkilendirilebilir.</p>
<p><strong>4</strong>. İnsani değerler açısından &#8220;Batı toplumlarından çok gerilerde bulunduğumuz&#8221; hususundaki hükmü bence bir kere daha gözden geçirmek gerekir. Buna bağlı olarak &#8220;kul hakkı söyleminin içi boş bir kavram&#8221; olup olmadığını sorgulamak istiyorsunuz. Bana kalırsa içi boş olan bu kavram değildir. Bu kavram önümüzde dolu dolu duruyor. Fakat bu kavramın gereğini yerine getirecek bilinçte insanların var olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor.</p>
<p>İlkenin doğruluğu ile bireyin yanlışı arasında birini diğerine irca etmemeli. Doğru bir ilkeyi, birileri uygulamıyor veya yanlış uyguluyorsa, bu durumda, ilkeyi değil, o kişiyi sorgulamalı.</p>
<p>Karşısındakine saygı duymayı da bir önceki cümlede öngörülen perspektiften değerlendirmek gerekir. Bu topraklarda yaşayan insanlar, unutulmasın ki, uzun yıllar boyunca kendi dininin gereğini yaşamaktan uzak tutulmaya çalışılmıştır. Böyle olunca insanların bazı duyarlıkları törpülenmiştir. İnsanı tümüyle çevresinden soyutlayarak düşünemeyiz. O, bir anlamda toplumunun da bir ürünüdür</p>
<p>Kul hakkı kavramının içi boş değil. Fakat kul hakkı kavramına sahip çıkması gereken kimselerin içi boşaltılmıştır. Böylece o, iki dinden de avare hale getirilmiştir. Ne terk ettiği veya ettirilmek istendiği dinin adamı olabilmiş; ne de benimsemesi istenen Batı kültürünün değerlerine uyum sağlayabilmiştir. Tam anlamıyla iki cami arasında binamaz kalmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rasim Özdenören</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kul-hakki-versus-insan-hakki/">Kul hakkı versus insan hakkı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kul-hakki-versus-insan-hakki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Hakları Bizde Neden Yok?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insan-haklari-bizde-neden-yok/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insan-haklari-bizde-neden-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Aug 2016 22:38:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebubekir Sifil]]></category>
		<category><![CDATA[İşsiz Kalan Mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Bizde Neden Yok?]]></category>
		<category><![CDATA[Emanet]]></category>
		<category><![CDATA[Emniyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=12272</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Emanet”i bilen, “emniyet”le onu taşıyan iman etmiş bireylerden oluşan İslâm toplumu, geçmiş ve şimdiki Batı toplumlarında var olan pek çok hastalığı bünyesinde barındırmaz. “İnsan hakları” kavramının Batı aleminde ortaya çıkması da bu durumla ilişkilidir. Zira imanın sağladığı emniyet ortamının söz konusu olmadığı Batı toplumunun geçmişi, zulmün, sömürünün, yağma ve talanın tarihidir adeta. Toplumun “asiller” ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-haklari-bizde-neden-yok/">İnsan Hakları Bizde Neden Yok?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/insan-haklari-bizde-neden-yok/maxresdefault-9/" rel="attachment wp-att-12273"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-12273" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/maxresdefault.jpg" alt="İnsan Hakları Bizde Neden Yok?" width="443" height="249" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/maxresdefault.jpg 1280w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/maxresdefault-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w" sizes="(max-width: 443px) 100vw, 443px" /></a></p>
<p>“Emanet”i bilen, “emniyet”le onu taşıyan iman etmiş bireylerden oluşan İslâm toplumu, geçmiş ve şimdiki Batı toplumlarında var olan pek çok hastalığı bünyesinde barındırmaz.</p>
<p>“İnsan hakları” kavramının Batı aleminde ortaya çıkması da bu durumla ilişkilidir. Zira imanın sağladığı emniyet ortamının söz konusu olmadığı Batı toplumunun geçmişi, zulmün, sömürünün, yağma ve talanın tarihidir adeta.</p>
<p>Toplumun “asiller” ve “köleler” diye iki sınıfa ayrıldığı Eski Yunan’da, sadece asiller “vatandaş” sayılırdı ve demokrasi de sadece onlar için söz konusuydu. Köleler ise sadece asillere hizmet etmek, onların en süfli taleplerini yerine getirmek, hatta gerektiğinde arenalarda, günlerce aç bırakılmış vahşi hayvanlarla ölümüne mücadele ederek asilleri eğlendirmek için vardı.</p>
<p>Ortaçağ’a geldiğimizde gördüğümüz manzara daha dehşetlidir: Batı alemi için, kadınların “şeytan” olarak görülüp diri diri yakıldığı, toprak ağaları ve derebeylerinin yoksul insanları köle olarak kullandığı, vahşet, barbarlık ve eşkiyalığın kol gezdiği, ırk ve mezhep savaşlarında milyonlarca insanın can verdiği, sadece güçlü olanların ayakta kalabildiği yüzyılların adıdır Ortaçağ.</p>
<p>İnsanları kardeş olarak değil, “birbirinin düşmanı” canlılar olarak gören Batı toplumunun ekonomi ilmine bakışının temelinde “homo homini lupus” (İnsan insanın kurdudur) tesbitinin yatması da bundandır…</p>
<p>İşte bu uzun yüzyıllar sonunda, kendi kendini bitirerek bir yere varamayacağını anlayan Batılı toplum ve insanlar, birbirlerinin zulüm ve vahşetinden karşılıklı korunmak için “insan hakları” kavramını geliştirdiler. Yani “sen bana dokunma, ben de sana dokunmayayım” felsefesi…</p>
<p>Bu felsefenin İslâm dünyasında ortaya çıkmaması, arka plânında bulunan vahşet ve dehşetin İslâm tarihinde yaşanmamış olmasındandır.</p>
<p>Çünkü bizzat kendisine düşmanlığın ve gaddarlığın en fenasıyla muamele eden müşrikler tarafından bile “emin/güvenilir” sıfatıyla anılan Efendimiz s.a.v., “müslüman”ı, “insanların, elinden ve dilinden zarar görmediği kimse” olarak tarif etmişti.</p>
<p>Çünkü İslâm, müslümanlar’ın hükümran olduğu yerlerde, hangi din ve mezhepten olursa olsun, bütün insanlara adalet, hakkaniyet ve merhametle muamele edilmesini emrediyordu.</p>
<p>Kısacası İslâm, gittiği her yerde adalet ve emniyete dayalı bir toplum tesis ettiği için, kimse kendisini ek önlemlerle ayrıca garantiye alma ihtiyacı hissetmemişti.</p>
<p>Yani “insan hakları” kavramı medeniyetten değil, vahşetten doğdu.</p>
<p><strong>İşsiz Kalan Mahkeme</strong></p>
<p>Yüce Dinimiz’in öğretilerine samimiyetle bağlanan toplumlarda nasıl bir adalet ve emniyet ortamının hakim olduğuna dair, tarihten yüzlerce, binlerce örnek göstermek son derece kolaydır. Biz burada sadece Osmanlı’nın son dönemlerine kadar varlığını sürdürmüş olan bu ortamı yansıtan bir örnek zikretmekle yetineceğiz.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nde paşalık rütbesine kadar yükselmiş, hatta bir ara şeyhülislâmlık makamına getirilmesi söz konusu olmuş Ahmet Cevdet Paşa’yı hepimiz biliriz.</p>
<p>Mecelle’yi hazırlayan komisyonun başkanlığını yapmış olan ve başta Kısas-ı Enbiya ve Tarih-i Cevdet olmak üzere pek çok kıymetli esere imza atmış olan bu büyük alim ve devlet adamı, o zamanlar (19. asrın sonları) Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan Balkanlar’da teftişte bulunmak üzere görevlendirilmişti.</p>
<p>Bu görevi esnasında Saray Bosna’daki ticaret mahkemesi yetkilileri, mahkeme çalışanlarının maaşlarını ödeyemeyecek durumda olduklarını belirterek Paşa’nın yardımını istemişlerdi. Durumu tahkik eden Cevdet Paşa, uzun yıllardan beri mahkemeye herhangi bir dava getirilmediği için gelir elde edilemediğini tesbit etti. Mahkemeye niçin hiç başvuru olmadığı konusundaki tesbitlerini kendi ifadesiyle okuyalım:</p>
<p>“… Boşnakların, ahlâkı bozulmamış kimseler olduğuna bir delil de Bosna’da cari olan alışveriş muamelesidir. Buranın alışveriş muamelesi sırf güven üzerine kurulu ve garip bir şekilde cari idi. Liva (kazadan büyük, vilayetten küçük yerleşim birimi) tacirlerinden biri (ticaret merkezi olan) Saray Bosna tüccarından tanıdığı bir büyük tacirin mağazasına gidip kendisine lazım olan malları söyler, mağazanın görevli elemanı da istediği malların listesini çıkarıp karşısına fiyat ve miktarını yazar, bu listenin bir kopyasını da alıcıya verir. Müşteri malları alıp memleketine götürür ve yine böyle güvene dayalı bir muamele ile satar. Ara sıra Saray Bosna tüccarı tarafından gönderilen tahsildarlara parça parça ödeme yapıp, kendilerinden, ödeme yaptıklarına dair belge alır.</p>
<p>Hasılı, Saray Bosna’ya bağlı liva ve kazalardaki tacirler, Bosna’dan senetsiz ve şahitsiz bir şekilde üçer beşer yüzbin kuruşluk mal alıp, pusulasıyla birlikte memleketlerine götürüyorlar. Bu durumda onlar borçlarını inkâr etseler, isbata medar olacak elde bir şey yok.</p>
<p>… Fakat böyle büyük bir eyaletin ticari muameleleri senetsiz ve şahitsiz nasıl dönüyor? Burasını merak ettim.</p>
<p>Bosna tüccarından Merhemik Mehmet Ağa adında bir zat vardı. ‘Ne kadar alacağın vardır?’ dedim, onbin keseden fazla olduğunu söyledi. ‘Elde senet veya şahit var mı?’ dedim, ‘Hayır, adet olmamış’ dedi. ‘Ya müşterilerden bazısı borcunu inkâr edecek olursa ne yaparsın?’ dediğimde şaşkınlıkla gülerek, ‘Bu kadar malı denkler ile mağazadan kaldırıp pusulasıyla götürdü; nasıl inkâr edebilir?’ karşılığını verdi. ‘Ya bunlardan biri ölürse paranız batmaz mı?’ dedim, ‘Ölürse bizim pusulamız terikesinden çıkar; veresesi onu öder’ dedi. Gerçekten de (…) bunca senelerden beri Saray Bosna tüccarından kimsenin alacağının inkâr edilmemiş olduğu tahkik olundu…” (Tezâkir, 3/24 vd.)</p>
<p>Ebubekir Sifil,Hikemiyat,syf;343-345</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-haklari-bizde-neden-yok/">İnsan Hakları Bizde Neden Yok?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insan-haklari-bizde-neden-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Protein ve Hürriyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/protein-ve-hurriyet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/protein-ve-hurriyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2015 21:56:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hür Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3361</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hıristiyan çileciliğine karşı çıkan lâik batı düşüncesi, önce hürriyeti övdü; insanın dünyada ahenkli ve birbirine zulmetmeden yaşamasını değil,onun kendi dışındaki hiç bir şeye boyun eğmeksizin&#8221;hür&#8221; olmasını, felsefi manâda kendini gerçekleştirmesini, bünyesinin ve çevresinin bütün iplerini eline alma kavgasını övdü. Ferdin hürriyet kavgası önce dünyevi yüksek idealler, kimilerinin burjuva değerler dediği idealler uğruna oldu. Pro-testan ahlâkı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/protein-ve-hurriyet/">Protein ve Hürriyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/protein-ve-hurriyet/ismet-ozel-taslari-yemek-yasak-290x430-2/" rel="attachment wp-att-17639"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17639" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/ismet-ozel-taslari-yemek-yasak-290x430-2.jpg" alt="" width="196" height="289" /></a></p>
<p>Hıristiyan çileciliğine karşı çıkan lâik batı düşüncesi, önce hürriyeti övdü; insanın dünyada ahenkli ve birbirine zulmetmeden yaşamasını değil,onun kendi dışındaki hiç bir şeye boyun eğmeksizin&#8221;hür&#8221; olmasını, felsefi manâda kendini gerçekleştirmesini, bünyesinin ve çevresinin bütün iplerini eline alma kavgasını övdü. Ferdin hürriyet kavgası önce dünyevi yüksek idealler, kimilerinin burjuva değerler dediği idealler uğruna oldu. Pro-testan ahlâkı dünyevi idealler ile uhrevi idealleri aynı anlamda kullanmayı kolaylaştırdı. Bu dünyada zengin ve kuvvetli olmak Tanrı&#8217;nın o insanı öteki dünyada da &#8220;seçtiğinin&#8221; işaretiydi. Burjuva değerler zirvesine Napolyonla ulaştı. &#8220;Napoleon Bonaparte&#8221;,imparatorluk tacını Papa&#8217;nın elinden giymedi.Napolyon Papa&#8217;nın elinden imparatorluk tacını alıp kendi elleriyle kendi başına kondurdu. Asalet benimle başlıyor dedi Napolyon. Bu hüküm Hıristiyanlığın yüzyıllar boyunca tutunduğu değer-lerin yerine &#8220;hür&#8221; insanın değerlerinin geçtiğinin nihai timsali idi.</p>
<p>Sonra sınıf kavgasının hürriyete giden yolu açtığını, yahut hürriyete sınıf kavgasından geç-meksizin varılamayacağını söyleyenler oldu. Ro-mantizmin açtığı sınır tanımaz atılımların disipline sokulması gayretiydi bu. Hürriyet adına ağzını açar açmaz zincir şakırtılarıyla ortalığı çınlattığı için gerçek ve tartışmasız bir siyasî temsilci bulamadı bu düşünce, ama geniş insan yığınları için küçük küçük Napolyonlar çıkardı. Lenin, Mussolini ve Hitler gibi isimler sayılabilir bu meyanda. Ama daha yüzlerce,hatta binlerce ufak Napolyon gördü son asırlar. Buufacık Napolyonlar dünyayı, kâinatı fethettikleri vehmine kapıldıkları oranda ruhlarının parti teşkilâtları, siyasi mafevkleri, teoriler, sosyal kuruluşlar tarafından gaspedilmesine gönüllüce rıza gösteriyorlardı.Dünya değişti. Dünya, yeryüzünde hüküm süren düzenlerin insan elinde öz itibariyle değişikliğe uğratılamayacağının anlaşılacağı kadar değişti.İnsanlar kendi niyetlerinden kalkarak hep aynı noktaya varacaklarını anladılar. Felsefi manadaki hürriyetin bir avuntu olduğunu bir çok acılardan maddi çerçevenin kendi üzerlerinde kurduğu zu-lümden, kişi putlarının onları sahte şafaklara ulaştırmasından sonra anladılar. İnsan hakları, in-sanın kaslarının güçlü ve sağlam olmasıyla aynı anlama gelmeye başladı.Üstelik bu anlamın ayrıca anlaşılacak bir tarafı yoktu. Doymak, protein almak, herkesin protein al-ması, çok protein almak meselesine geldi dayandı insanlık.</p>
<p>Bir tarafta iyi protein almış insanların başka iyi protein almış insanlarla olan mücadelesi sürerken öteki tarafta proteinsiz olanlar hangi protein almış kuvvetin yanında yer alırlarsa daha çok protein alabileceklerini hesaplıyorlar.Rönesansla hızını artıran insan övgüsü ve hürri-yet merakı insan aklının verimlerine karşı da heye-can uyandırıyordu. Bu dönemin kiliseye karşı ih-tilâlci düşünme tavrı gide gide düşünceyi bilgisa-yarların kesin ve kaçınılmaz emirlerine bıraktı.Artık hürriyet demek, sağlıklı olmak demek.Doğru yol, daha iyi beslenmiş olanın tuttuğu yoldur.Bundan böyle insanların kalitesini atlar gibi onlarında dişlerine bakarak anlayacaklar belki. Dün Hitler&#8217;in soya dayanan, metafizik bir ırkçılığı varidiyse şimdi de yine ırka dayanan ama ırk farkını gözetmeden materyalist temele sahip bir ırkçılık yaygın.</p>
<p>Beden sağlığının bütün manaları aşan kuv-vete sahip olduğuna dair itikat bütün insanları sardı.Düşünen insanlar hayatın bir ekmek kavgası ol-duğuna inandıklarını ifade ettikleri için hayatın bir ziyafet olması gerektiği düşüncesini kimse önleye-medi. Doymak daha çok doymak için kuvvet topla-mak demek. Hür olmak daha çok hür olmak için bir fırsat sayıldığı gibi, ya Avrupa&#8217;nın 16. yüzyıl insanı protein kelimesini bilmediği için işin başında ağzından sehven &#8220;hürriyet&#8221; kelimesini çıkardı, yahut günümüz insanı faydalı olan herşeyin adı ortaktır düşüncesinden kalkarak proteine hürriyet diyor</p>
<p>İsmet Özel, Taşları Yemek Yasak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/protein-ve-hurriyet/">Protein ve Hürriyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/protein-ve-hurriyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
