<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlâhî irâde | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ilahi-irade/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 May 2019 20:37:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İlâhî irâde | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Keşke Tesellisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/21765-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/21765-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 20:12:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İlâhî irâde]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Keşke Tesellisi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslihiddin Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mecit Ömür Öztürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlerden bir gün, Musa bin Müslihiddin Efendi zikir meclisine katılmak ve sohbetini ilk defa dinlemek üzere Sümbül Efendi’nin dergâhına gider. Bir direğin arkasına oturur ve Sümbül Efendiyi dinlemeye koyulur. Duydukları ne şimdiye kadar dinlediği âlimlerin sözlerine ne de okuduğu kitapların yazdıklarına benzemektedir. Sohbet boyunca gözlerinden ve kalbinden kat kat perdeler kalkar ve içinde ışıklı bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/21765-2/">Keşke Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-21896 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg" alt="" width="258" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu.jpg 387w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/dervisin-teselli-koleksiyonu-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" /></p>
<p>Günlerden bir gün, Musa bin Müslihiddin Efendi zikir meclisine katılmak ve sohbetini ilk defa dinlemek üzere Sümbül Efendi’nin dergâhına gider. Bir direğin arkasına oturur ve Sümbül Efendiyi dinlemeye koyulur. Duydukları ne şimdiye kadar dinlediği âlimlerin sözlerine ne de okuduğu kitapların yazdıklarına benzemektedir. Sohbet boyunca gözlerinden ve kalbinden kat kat perdeler kalkar ve içinde ışıklı bir âlemin uyandığını hisseder. Sohbet esnasında dünya ve âhiret, gözüne başka türlü görünmeye başlar. Halden hale geçmekte ve hiç hissetmediği duygular yaşamaktadır.</p>
<p>İşte tam bu sırada Sümbül Efendi kendisini dinleyenlere, &#8220;Söylediklerimi anlıyor musunuz?” diye sorar. Kimseden ses çıkmayınca yine kendisi cevap vererek &#8220;Hayır kimse anlamıyor ama direğin dibinde oturan anlıyor, çünkü şimdi ben yalnız onun için konuşuyorum” der. Müslihiddin Efendi, şaşkınlık ve korku içinde kalır. Onun orada olduğunu ve konuşulan bu derin meseleleri anladığını Sümbül Efendi nereden bilmiştir? Efendi yeniden konuşmaya başladığında artık anlatılanlardan o da bir şey anlamaz olur, kelimeleri duyamaz hale gelir. Bir ara tekrar Sümbül Efendi’nin sesiyle irkilir: “Bu söylediklerimi siz anlayamazsınız, direğin arkasındaki de anlayamaz, çünkü şimdi yalnız kendim için konuşuyorum.”</p>
<p>Müslihiddin Efendi kendinden geçip olduğu yere yığılır. Şeyhin emri ile onu alıp huzura getirirler, uzun bir eğitim faslından sonra genç medreseli hırka giyer ve çileye soyunur.Bir gün Sümbül Efendi dervişlerine bir soru sorar: “Âlemi siz yaratmış olsaydınız nasıl yaratırdınız?” Bu soruya kimi, kötülüğü yeryüzünden kaldırırdım, kimi, sefaleti istemezdim, bir başkası, kış mevsimini getirmezdim, bir başkası da, ibadet etmeyecek kimseleri yaratmazdım, diye cevap verir. Sıra Müslihiddin Efendi ye geldiğinde o “Her şey merkezinde efendim, ben olsam hiçbir şeyi yerinden oynatmazdım. Âlem mümkün âlemlerin en iyisidir.Burada her şey güzel ve her şey mükemmeldir” diye cevap verir.</p>
<p>Bu cevaptan memnun olan Sümbül Efendi, “öyleyse senin adın bundan sonra Merkez Müslihiddin olsun’’ der. O zamandan beri adı Merkez Efendi olarak bilinir, kabriyse Zeytinburnu semtinde Merkez Efendi türbesi adıyla anılmaktadır.Kâinat ve içindekilerin şu anki halinden daha güzeli, daha efdali yoktur. Her türlü kusur ve noksanlardan uzak olan Rabbimizin ilim, irade ve kudret gibi diğer bütün sıfatları da mükemmel ve eksiksizdir. İlahi sıfatlardan biri olan ‘irade’ sonsuz alternatifler arasından seçimler yapmaktadır.</p>
<p>Şu andaki kâinat ilahi iradenin seçimlerinden biri olduğu için; şimdi ve her zaman olabileceği en ideal halindedir. Kâinat içerisindeki en mühim varlık olan insana gelince, başına gelmiş her türlü musibeti de hesaba katarak diye-biliriz ki, her insanın yaşadığı hayat da en ideal hayattır. İnsanın başına daima her şeyin en iyi versiyonu, en gerekli hali gelmektedir; bir derece daha üstünü olamayacak şekilde en güzel şeyler olmaktadır.Düne kadar bu böyleydi, yarın da böyle olacaktır.Rabbimiz için geçmiş de, gelecek de aynıdır.</p>
<p>O, olmuş ve olacak olanı bilir. İlahi düzlemde geçmiş nasıl sona ermişse, gelecek de öyle sona ermiştir. Bu yüzden kâinatta keşke yoktur. İnsan kendi kader kitabını henüz okumamış olduğundan, musibet karşısında çabayla mükelleftir ve onlardan kurtulmak için elinden geleni yapmak zorundadır. Gelecek açısından olmasa da, gelip çatmış bir musibet açısından ‘keşke’ kelimesi bir değer taşımamaktadır.Kaderde olduğu için yaşanan acılar cihetiyle ‘keşke’ ifadesi mahzurlu görülmüştür. Efendimiz (sav)&#8217;Başına bir musibet geldiğinde &#8216;keşke şöyle yapsaydım da böyle olmasaydı deme. Bilakis &#8216;Allah böyle takdir etmiş.</p>
<p>O dilediğini yapar de. Çünkü &#8216;şayet, keşke’şeklindeki ifadeler, şeytana kapı aralar” buyurmuştur (Müslim, Kader, 34, îbn Mâce, Mukaddime, 10). Hz. Mevlana, &#8220;Gökten yeryüzüne ne yağmış da, yer kaçıp kurtulabilmiş &#8216;Sizi topraktan yarattık&#8217; ayetini unutur da Haktan gelene öfkelenirsin. Topraksın, arştan gelenden kaçamazsın. Toprak gibi razı ve mütevazı ol” buyurur (Mesnevi, Cilt 3).Keşke şöyle olsaydı, bu sorunlar olmazdı diye düşünürüz. Ancak öyle olsaydı, musibetin gerçekleşmeyeceğinin garantisi yine de yoktur. Olmasaydı, diye düşündüğümüz şeyin olmaması belki de başka konuda bir musibetle neticelenecekti. Akla şu soru gelebilir: Başa gelecek musibetler kaderde yazılıysa, insanın ondan kurtulma çabası ve hatta duasının ne anlamı kalacaktır?</p>
<p>Bu noktada kader ve levh-i mahfuz hakikatlerini ayırmak gerekmektedir. Rabbimiz duayı da, sadakaları da, çabaları da musi- betler üzerinde etkili kılmış, ancak hangi halimizin musibetlere ne kadar etki edeceğinin bilgisini de kendisinde mahfuz tutmuştur. Kuryân bu hakikati şöyle dile getirir: &#8220;Herhangi bir canlının ömrünün uzaması veya kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Bütün bunlar, Allaha göre, elbette pek kolaydır&#8221; (fatır, 11). İşte bu son bilgilerin kayıtlı olduğu yer Levh-i Mahfuzdur. Levh-i Mahfuz insanla aktüel olarak ilişkili bir tecelli alanı değil, bilakis Rabbimizin ilminin kendisine dönük yanıdır.</p>
<p>&#8220;Olayların arzu ettiğiniz gibi olmasını beklemeyin.Zaten oldukları gibi olmalarım arzulayın&#8217;—Epiktetos</p>
<p>Mecit Ömür Öztürk – Dervişin Teselli Koleksiyonu,syf.146-148</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/21765-2/">Keşke Tesellisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/21765-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an ve Tarihsellik</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuran-ve-tarihsellik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuran-ve-tarihsellik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 12:12:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İlâhî irâde]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an ve Tarihsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’ân-ı Kerim’in asıl mâhiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Görgün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13439</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur’ân’ın nüzulundan itibaren tarihe müdâhil olması, onu tarihin bir par­çası ve dolayısıyle onun da tarihi teşkil eden olaylarla aynı mâhiyetten olduğu gi­bi bir düşünceyi de birlikte getirebilmektedir. Bunun anlamı, tarihte olup biten olaylar gibi onun da mümkün yani ‘tarihsel’ olduğu zannıdır. Ancak bu düşün­cenin Kur’ânın ne olduğu sorusuna verilmiş yanlış bir cevaptan ibaret olduğu, onun [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuran-ve-tarihsellik/">Kur’an ve Tarihsellik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kuran-ve-tarihsellik/images-1-62/" rel="attachment wp-att-13440"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-13440" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/12/images-1.jpg" alt="" width="389" height="294" /></a></p>
<p>Kur’ân’ın nüzulundan itibaren tarihe müdâhil olması, onu tarihin bir par­çası ve dolayısıyle onun da tarihi teşkil eden olaylarla aynı mâhiyetten olduğu gi­bi bir düşünceyi de birlikte getirebilmektedir. Bunun anlamı, tarihte olup biten olaylar gibi onun da mümkün yani ‘tarihsel’ olduğu zannıdır. Ancak bu düşün­cenin Kur’ânın ne olduğu sorusuna verilmiş yanlış bir cevaptan ibaret olduğu, onun mahiyeti üzerinde düşünüldüğünde ortaya çıkar. Bu hususla ilgili olarak ifâde edilmesi gereken <em>Kur’ânın kendi başına bir varlık, bir değer ve dolayısı ile de bir varlık kaynağı olduğu’</em>dur ki, bu husus yeterince anlaşılmadan ne onun tarih­te tahakkuku ne de gelecekte gerçekleşme şeklinin keyfiyeti anlaşılabilecektir.</p>
<p>Tarih, olup bitenin toplamından, olup biten de ya insan fiillerinden ya da insanı ilgilendiren olaylardan ibaret olduğuna göre, onun olgular toplamından ibaret olduğunda şüphe yoktur. Bu açıdan bakıldığı zaman Kur’ân insan fiili ol­masa da, insanları ilgilendiren bir olgu olarak görülerek, onun da tarihin bir par­çası olduğu düşünülebilir ki bu husus günümüzde birçok ilim adamı ve düşünü­rün yanıldığı en önemli noktadır. Bir noktadan bakıldığı zaman Kur’ân bir olgu­dur: Hz. Peygamber tarafından insanlara tebliğ edilmiş ve insanlar tarafından temessül edilerek tahakkuk etmiştir. Ancak Kur’ân bununla bitmiş değildir; ona ittiba edip onda bildirileni temessül ederek tahakkuk ettirenler mevcut olduğu müddet o, olup bitenin üstünde, olup bitenin öyle veya böyle olmasından tees­sür etmeksizin, olduğu haliyle varlığım sürdürmektedir. Burada sorulması gere­ken soru, Kur’ân’ın varlığının keyfiyetinin ne olduğudur. Kur’ân nerede ve ne anlamda vardır (veya bulunmaktadır)? Bu bulunuş şekli nasıl olup da onu olup bitene müdâhil kılmakla birlikte, olup bitenin tesir alanı dışında tutmaktadır?</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim’in asıl mâhiyeti, onun Kelamullah olmasında yatar. Yüce Allah ise hem varlığın hem de değerlerin kaynağıdır. İyi ve kötüyü yaratan O olduğu gibi, neyin iyi neyin de kötü olduğunu tayin etme yetkisi sadece O’na aittir. Ve Kur’ân O’nun irâdesinin ifâdesidir. Bütün mahlukat, O’nun yaratma­sı ile var olduğu gibi, değerler de O’nun emir ve nehiylerinde dile gelmişlerdir. Nasıl ki Yüce Allah’ın kevnî irâdesi, olup biteni ortaya çıkarmakla, olup bitene müdâhil olmakla, onların bir parçası olmuyor ve onların üstünde kalıyor; aynı şekilde teklifi irâde de insan fiillerini tayin etmekle onların sebebi olarak kalarak, onların bir parçası olmayıp, onların üstünde kalabilmektedir.</p>
<p>Olgular ile değerler arasında önemli bir fark vardır ki, bu fark onların bu­lunuş şekillerinin farklılığından kaynaklanır: Olgular vardırlar veya yokturlar; değerler geçerlidirler veya geçersizdirler. Olguların mevcut olup olmamaların­dan bahsetmek anlamlı olduğu gibi, değerlerin de geçerli veya geçersiz olma­larından bahsedilebilir. Değerlerin varlığı, geçerlilikleridir; geçerlilik ise netice itibariyle onların insan fiillerini tayin edip etmedikleri sorusuyla alâkalıdır. Bu­radan gelinen nokta değerlerin, onların temessül edilip gerçekleştirilmesinden ibaret olan, insan fiillerinde mevcudiyet kazandıklarıdır. Değerlerin varlığı, ya­ni geçerliliği, insan fiillerinin tahlili üzerinden tesbit olunabilir. Daha başka bir ifâde ile değerlerin geçerli olup olmadığını araştırmak isteyen birisinin yapacağı şey, bir dönemde insan fiillerinin temessül ettiği nedenlerin, söz konusu değer­ler olup olmadığının araştırılması olacaktır.</p>
<p>İnsan’ın yeryüzündeki hayatının bir ibtilâ olması ve ibtilânın da bir itaat me­selesi olması, Kur’ân ile müsbet bir ilişki içinde bulunan insanlar açısından itaat merciini, Kelamullah olarak tesbit etmektedir. Çünkü fiziki dünyanın bir parça­sı olarak insan, kevnî anlamda bir zorunluluklar dünyası içinde bulunur ve ha­yatta kalmak istiyorsa bu zorunlulukların gereğini yapmak durumundadır. An­cak irade sahibi bir varlık olarak insan tercihini isyan yönünde kullanabilir. Eğer itaat yönünde kullanacaksa &#8216;bu onun ilahi hitab karşısında müsbet bir tavır sahi­bi olduğunu gösterir- o zaman irâdesini ilâhı irâdeye, yâni ilâhı hitaba bağlama­sı ve onun mucebince amel etmesi gerekir. İnsan fiilleri, insanların irâdî olarak olup bitene müdahele etmesi veya etmemesinden ibaret olduğuna göre, mesele insan irâdesine müncer olmaktadır ki, bu husus tarihî gidişâta ilâhı müdahale­nin Yüce Allah’a kul olan insanlar üzerinden olacağı anlamına gelir.</p>
<p>Burada karşımıza çıkan şey, değerlerin başında ilâhı teklifi irâdenin bulun­duğu gibi, tahakkukunun da ikinci bir irâdeyi, insani irâdeyi gerektirdiğidir ki, bu nokta onları tekvînî irâdenin neticesi olan ‘olgulardan ayırır. Ancak teklifi irâde, eğer onu tahakkuk ettirecek İnsanî irâdeyi faaliyete geçirecek olursa, so­nuç değerlerin gerçekleşmesi ile ortaya çıkacak olan fiillerin, ilâhı irâdenin ta­hakkuku anlamına gelecek olmasıdır ki, bu dinin Allah’a hâs kılınmasından baş­ka bir şey olmayacağı demektir.</p>
<p>İlâhî irâdenin tekvinde olduğu gibi mevcudatı doğrudan, teklifte olduğu gibi dolaylı bir şekilde tayin etmekle birlikte, olup bitenin üstünde kalabilmesini anlamanın en önemli örneğini, zaman ve mekân üstü olan ahlakî değerler­de bulabiliriz. Mesela yalan söylemenin kötü olması ve ihtiyaç sahiplerine yar­dımın iyi olması, hiçbir zaman ve mekânda (savaş gibi istisnâi durumlar hariç) değişmeyen ve böylece bilinip kabul edilen değerlerdir. Bunların böylece bilinip kabul edilmesi, onlara uymayanların yaygınlaşması ile değişmez; onların belir­li bazı şartlarda geçersiz hale gelmeleri, artık hiçbir zaman ve mekânda geçer­li olamayacakları anlamına gelmez. Bu değerlerin doğruluğunu farkedip onla­ra ittiba edenler olduğu andan itibaren, bu değerler yine varlık kazanıp geçer­li olacaklardır.</p>
<p>Kur’ânın bu noktada karşımıza çıkan en önemli özelliği, nazil olduğu dö­nemde olduğu gibi, daha sonraki dönemlerde de, kendisine ittiba olunduğu tak­dirde nev’i şahsına münhasır bir toplum ve bu toplumun hayat tarzını kendisine konu edinen bir kültürü ortaya çıkarma kuvvesidir. Asıl olarak bir iradeyi dile getiren Kur’ân, mahiyeti gereği ihbârî değil, inşâîdir ve bu haliyle de hakikatim kendisine ittiba eden insanların fiilleri ile ortaya koyar. Bilindiği gibi inşâî olan ifadelerin karşılığı, onların kabul edilip onlara uyulmasıyla ortaya çıkar; bundan dolayı inşâî ifadelerin ‘doğru’ veya ‘yanlışlığından bahsedilemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tahsin Görgün-İlahi Sözün Gücü,syf:133-135</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuran-ve-tarihsellik/">Kur’an ve Tarihsellik</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuran-ve-tarihsellik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
