<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İbn-i Teymiyye | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ibn-i-teymiyye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Dec 2017 17:12:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>İbn-i Teymiyye | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İmam Gazali ve Emile Boutroux</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/imam-gazali-ve-emile-boutroux/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/imam-gazali-ve-emile-boutroux/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2016 12:22:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Teymiyye]]></category>
		<category><![CDATA[İmam el-Gazzâlî]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazali ve Emile Boutroux]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyasında bilimin gerilemesi İmam Gazali ile ilgisi yoktur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde tartışmalar İmam-ı Gazali ve İslâm dünyası filozofları çevresinde devam ediyor. Bu tartışmaya şahsi bir katkıda bulunabilirim. * Şimdi ben Bergson, Blondel gibi filozofların hocası olarak bilinen Emile Boutroux’yu okuyorum da şöyle diyor: * “Reform hareketi hristiyanlığın yıkılması demek değildir; hristiyanlığın Aristo felsefesiyle temellendirilişinin yani skolastiğin yıkılması demektir.” * “Bundan müesses hristiyanlık zarar görmüş [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imam-gazali-ve-emile-boutroux/">İmam Gazali ve Emile Boutroux</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/imam-gazali-ve-emile-boutroux/fj9yxyp4/" rel="attachment wp-att-13196"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-13196" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/11/fj9yxYp4.jpg" alt="İmam Gazali ve Emile Boutroux" width="265" height="331" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/11/fj9yxYp4.jpg 320w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/11/fj9yxYp4-240x300.jpg 240w" sizes="(max-width: 265px) 100vw, 265px" /></a>Son günlerde tartışmalar İmam-ı Gazali ve İslâm dünyası filozofları çevresinde devam ediyor. Bu tartışmaya şahsi bir katkıda bulunabilirim.</p>
<p>* Şimdi ben Bergson, Blondel gibi filozofların hocası olarak bilinen Emile Boutroux’yu okuyorum da şöyle diyor:</p>
<p>* “Reform hareketi hristiyanlığın yıkılması demek değildir; hristiyanlığın Aristo felsefesiyle temellendirilişinin yani skolastiğin yıkılması demektir.”</p>
<p>* “Bundan müesses hristiyanlık zarar görmüş olabilir ama saf İsevilik hiçbir zarar görmemiştir.”</p>
<p>* Yine de kopyalayıp Emile Boutroux böyle diyor diye yazmayın; çünkü bunlar benim cümlelerim ve onun anlattıklarından çıkardığım fikir.</p>
<p>* Bunu aslında başka yerlere de uygulayacağım; ama burası yeri değil… Şimdilik hristiyanlıktan devam edelim…</p>
<p>* Diyor ki, hristiyanlık Ortaçağ’da zaten yanlış bir temel üzerine kurulmuştu; felsefeyle temellendirilmeye çalışılmıştı. Yıkılması mukadderdi.</p>
<p>* Çünkü bir itikad bir felsefeyle temellendirilmek istenirse, o felsefe yıkıldığında (yıkılmak felsefenin tabiatında vardır), o itikad da yıkılır gider.</p>
<p>* Sağda solda görüyorum, günlerdir İmam-ı Gazali konuşuluyor. Şimdi İmam-ı Gazali’nin Müslümanların itikadını savunurken ortaya koyduğu cehd bu anlayışın ürünüdür.</p>
<p>* Eğer felsefe dini itikadı karartacak olursa, o itikad artık dini olmaktan çıkar, felsefi olur. İmam-ı Gazali İslâm dünyasında bu girişimin önüne sed çekiyor.</p>
<p>* İmam-ı Gazali’yi Aristo’nun (rasyonalizmin) 1500 yıllık saltanatına son veren kimse olarak görebiliriz. Bunun Batı’da taklidi Descartes, onun 600 yıl arkasından gelir.</p>
<p>* Gazali düşüncesinin doğuda takibiyle batıda takibi ayrı yerlere çıkar.</p>
<p>* Doğuda Ehl-i Sünnet akaidini parıldatan ve şeriatin götürmesi gereken yerin ve ilimlerin gayesinin tasavvufi kemal olduğunu işaretleyen İmam-ı Gazali, İslâm dünyasındaki düşünce yönünü temelinden değiştirmiştir.</p>
<p>* Batı’da ise onun felsefi spekülasyonun yolunu kapatıp “güvenilir bilgi”nin yolunu açması, bilimlerin ve bilim düşüncesinin zihni kurgulardan daha fazla önem kazanmasına sebep olmuştur.</p>
<p>* İmam-ı Gazali evet, felsefecileri küfre girmekle suçladı ama onların getirdiği bilimlerin ve disiplinlerin hiçbirini reddetmedi. Matematik, mantık, astronomi, tıp, kimya tek tek saydı ve hepsinin dinen meşru olduğunu söyledi.</p>
<p>* Hatta uyardı: “Felsefeciler iki türlü afet getirmiştir. Birisi onların sözlerini dinin üstünde tutanlar, ikincisi de onların sözlerindeki ilim ve hikmetleri onlar söylüyor diye reddedenler hakkında…”</p>
<p>* Buna rağmen sözün ikinci kısmını fazla önemsemeyen eğilimler, Şark iklimleri içinde tutunmakta devam etti. Bunlar İmam-ı Gazali’den önce de vardı ve hatta onun yaşadığı dönemde Bağdat’ta Şafiiler ve Hanbeliler kanlı mücadelelere tutuşurlardı.</p>
<p>* Daha önce de dini gayretle İmam-ı Azam’ı reddeden tutumlar içinde, bu “kaba softa ham yobaz” diyebileceğimiz tipin oluşumunu görebiliriz.</p>
<p>* Ancak İbn-i Teymiyye’den sonra, “kaba softa ham yobaz”, adeta İslâm devleti içinde kendi devletini kurdu. Çünkü İbn-i Teymiyye mantık ilmini ve ona bağlı diğer bilimleri haram sayıyordu.</p>
<p>* İmam-ı Gazali döneminde İslâm alemi bütün bilimlerde en öndeydi. Modern sayıları –ve sıfır sayısını- getirerek aritmetiği kurmuşlar, ondalık sayılarda, logaritmada, trigonometride çığır açmışlardı.</p>
<p>* Timur’un torunu Uluğ Bey ve arkadaşları (Kadızade-i Rumi, Cemşid-i Kaşi, Ali Kuşçu), Semerkant’ın bir bilim merkezi haline getirmişlerdi.</p>
<p>* Tıp, astronomi, optik, kimya, mekanik gibi ilimlerde de İslâm alemi çok öndeydi. Gazali’nin çağdaşı Ömer Hayyam, Nişabur’da kurduğu rasathanede güneş yılını tarihte ilk defa hatasız hesaplamış ve yaptığı Celali Takvimini Melikşah’a arz etmişti.</p>
<p>* Dünyanın yuvarlak olduğu ve dünyanın güneş etrafında döndüğü gibi meseleleri İmam-ı Gazali’de biliyor, bunların itikadi meseleler olmadığını, onlara bir yorum yapmayacağını söylüyordu.</p>
<p>* Halbuki İbn-i Teymiyye’den sonra bu meselelerin hepsi rafa kalktı. Ortadoğu’da olduğu gibi Osmanlı’da da etkisini gösteren İbn-i Teymiyye’ciler, ilk iş olarak Takiyüddin’in rasathanesini yıktırdı.</p>
<p>* “Kaba softa ham yobaz” tipi aslında ilk olarak II. Bayezid döneminde uç verdiyse de, Fatih’in üstün şahsiyeti karşısında ses çıkaramadılar. Uluğ Bey’in arkadaşlarından Ali Kuşçu, Şark’ın bütün matematik hünerini Osmanlı medreselerine taşıdı ve Fatih’in havan topunu icadı ve getirdiği üstün silah teknolojisi, Osmanlı’yı uzun süre rakipsiz bıraktı.</p>
<p>* Bu üstünlük aynı şekilde Yavuz Sultan Selim döneminde de devam etti. Bu kısa dönemde Piri Resi gibi bir adam yetişti, bugün halâ sırrı çözülemeyen dünya haritaları çizdi ve Yavuz’dan iltifat gördü. Oysa Kanuni döneminde idam edilecekti.</p>
<p>* İslâm dünyasının bilimde gerilemesinin İmam-ı Gazali ile hiçbir ilgisi yoktur. Ama Osmanlılar’ın aşk ve vecd döneminin kapanışıyla ilgisi vardır.</p>
<p>* “Kaba softa ham yobaz” tipinin ilk görünüşü II. Bayezid döneminde, boy göstermeye başlaması Kanuni döneminde, kökleşmesi ise IV. Murad döneminde olmuştur.</p>
<p>* Toplumda “Kadızadeliler” olarak kendini gösteren, bilime ve sanata savaş açan, minarelere varıncaya kadar yıkmaya çalışan bu tip, İbn-i Teymiyye’nin bir eseridir ve onu rehber kabul eder.</p>
<p>* Buna rağmen, Osmanlılar’da bilim faaliyetleriyle ilgili büyük sözler söylemekten kaçınmak gerekir. Zira Osmanlı kütüphanesinin çok büyük bir bölümü henüz incelenmemiştir. Bu konuda bildiklerimiz ise Garplı seyyahların yazdıkları.</p>
<p>* Bilindiği kadarıyla Pasteur’den 400 yıl önce mikrobun varlığı ve 300 yıl önce çiçek aşısı Osmanlı’da biliniyordu.</p>
<p>* O hâlde Boutroux’yu izleyerek şunu söyleyebiliriz ki, 19. yüzyılda küfür yobazı tipi zuhur ettiğinde, İslâmî düşünceyi mağlup etmedi, “kaba softa ham yobaz” düşüncesini mağlup etti. İslâmî düşünce zaten uzun zamandır mahçuptu.</p>
<p>* Felsefeyle ilgilenen arkadaşlara İmam-ı Gazali’nin yanında Boutroux’yu hararetle tavsiye ederim. Eskiden Türkiye’de Boutroux’cular vardı ve kitaplarının bir çoğunu tercüme ettiler.</p>
<p>* Özellikle “Tabiat Kanunlarının Zorunsuzluğu Hakkında” isimli kitabı şaheserdir. Gazali – İbn-i Rüşd tartışmasına nereden bakacağını bilemeyenler, Gazali’nin düşüncesinin felsefi bir açılımını Boutroux’dan tahsil edebilirler.</p>
<p>* Şu var ki, determinizmin de bir hakikati vardır. Bu hakikati inkar etmek, madde üzerine tahakküm hünerini kaybettirir. Ama bu sadece sathi bir hakikattir ve tabiat kanunları Allah’ın Faal ismini “gerektirici” –haşa- değildir.</p>
<p>* Blondel için de Nurettin Topçu’nun hocası diyelim. Aksiyon felsefesinin kurucusu. Önemli bir felsefe. Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu’nda bu isimler hep geçer.</p>
<p><strong>Sinan BALA </strong>–</p>
<p>http://www.adimlardergisi.com/imam-i-gazali-ve-emile-boutroux/</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imam-gazali-ve-emile-boutroux/">İmam Gazali ve Emile Boutroux</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/imam-gazali-ve-emile-boutroux/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimiz Hüküm Koyabilir mi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-hukum-koyabilir-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-hukum-koyabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2014 15:36:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebubekir Sifil]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Teymiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Mealcilere Reddiye]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Düşüncenin Tenkidi 1.cild]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz Hüküm Koyabilir mi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2321</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur&#8217;an&#8217;ın, Allah&#8217;a ve Peygamber&#8217;e itaati emreden ayetlerinde, itaat mercii olarak Yüce Allah yanında Hz. Peygamber&#8217;in de ısrarla zikredilmesi elbette anlamsız değildir. İnsanlara &#8220;Allah&#8217;tan korkun ve bana itaat edin&#8217;’ diyen geçmiş peygamberlerin tavrını da burada anmak gerekir. Dikkat edilecek olursa Yüce Allah (c.c), itaat konusunda kendisi ile birlikte Hz. Peygamber (s.a.v)’i zikrettiği halde, mesela &#8220;Benden ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-hukum-koyabilir-mi/">Peygamber Efendimiz Hüküm Koyabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-hukum-koyabilir-mi/modern-islam-dusuncesinin-tenkidi-1-4/" rel="attachment wp-att-17405"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17405" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/modern-islam-dusuncesinin-tenkidi-1-2.jpg" alt="" width="293" height="293" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/modern-islam-dusuncesinin-tenkidi-1-2.jpg 500w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/modern-islam-dusuncesinin-tenkidi-1-2-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/modern-islam-dusuncesinin-tenkidi-1-2-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/12/modern-islam-dusuncesinin-tenkidi-1-2-360x360.jpg 360w" sizes="(max-width: 293px) 100vw, 293px" /></a></p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın, Allah&#8217;a ve Peygamber&#8217;e itaati emreden ayetlerinde, itaat mercii olarak Yüce Allah yanında Hz. Peygamber&#8217;in de ısrarla zikredilmesi elbette anlamsız değildir. İnsanlara &#8220;Allah&#8217;tan korkun ve bana itaat edin&#8217;’ diyen geçmiş peygamberlerin tavrını da burada anmak gerekir.</p>
<p>Dikkat edilecek olursa Yüce Allah (c.c), itaat konusunda kendisi ile birlikte Hz. Peygamber (s.a.v)’i zikrettiği halde, mesela &#8220;Benden ve Peygamber&#8217;den korkun&#8221; buyurmamıştır. Eğer itaatin zikredildiği ayet­lerde Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in zikredilmesi mecazi bir anlatımdan ibaret ise, Allah&#8217;tan korkulmasını emreden ayetlerde de aynı mecazı bulabileceğimiz bir ifadenin kullanılmasında herhangi bir sakınca bulunmamak icabederdi.</p>
<p>Burada altı çizilmesi gereken önemli ikinci nokta da şudur: Sözkonusu mantık esas alınacak olursa, söz gelimi &#8220;Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: &#8216;Ganimetler Allah ve Resulü&#8217;ne aittir&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Eğer Allah&#8217;a ve hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indindiğimize inanmışsanız bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi birşeyin beşte biri Allah&#8217;a, Resulü&#8217;ne, O&#8217;nun akrabalarına yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.&#8221;gibi ayetlerde zikredilen ganimetten, Allah&#8217;a da bir pay ayırmak gerekecektir. Hatta bu payın Hz. Peygamber (s.a.v) ile Allah (c.c) arasında taksim edil­memesi ve yalnızca Allah&#8217;a ait olması gerekir. Zira sözkonusu mantığa göre burada da Peygamber&#8217;in sadece mecazi olarak zikredilmiş olması icabeder.</p>
<p>Peki Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;alemlerden müstağni<sup>’’</sup>olduğunu bildiren Yüce Allah (c.c), ganimetin beşte birini ne ya­pacaktır?</p>
<p>Bu miktarı ayırsanız bile onu Allah&#8217;a nasıl vere­ceksiniz?</p>
<p>Şu halde bu türlü çürük ve tutarsız yorumlara sa­parak Hz. Peygamber&#8217;e -ve dolasıyla O&#8217;nun Sünneti&#8217;ne- itaat gibi temel imanî bir umdeyi yerinden oynatmaya, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da kimsenin  gücü yetmeyecektir!</p>
<p>Bu konuyu noktalarken Yaşar Nuri ÖZTÜRK&#8217;ün, bu yazının  başında zikrettiğimiz, kendi sorduğu soruya verdiği» &#8220;Hz. Peygamber de Kur’an dışında hüküm koyamaz. Koyar derseniz, o da şirk olur&#8221; tarzındaki cevabı hatır latarak soralım:</p>
<ul>
<li>Kuranda yer almayan konularda Sünnet’i -yine Kuranın Peygamber (s.a.v)e ittiba emrine imtisalen- ikinci bir din kaynağı olarak gören ve onunla amel eden Sahabe ve Tabiun&#8217;u;</li>
<li>Muhal farz kaydıyla onlardan bu konuda bize kadar gelen nakillerin uydurma olduğunu bir an kabul edecek olursak, aynı kanaati taşıyan başta mezhep imamları olmak üzere diğer Fukahayı ve Hadisçiler’i;</li>
<li>Bütün bu nasslar Hz. Peygamber (s.a.u)&#8217;e ittibayı gerekli kılmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in söylediği şeyleri Kur&#8217;an&#8217;da açıkça belirtilmiş olarak bulamasak bile bu böyledir. Nitekim mezkur ayetler, Kuran nasslarıyla emredilen hususları, aynıyla Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in hadislerinde bulamasak bile Kitab&#8217;a ittibayı gerektirmektedir. Zira biz, hem Kitab&#8217;a, hem de Hz. Peygamber (s.a.v)’e ittiba etmekle yükümlü­yüz. Bunlardan birine ittiba, diğerine de ittiba demektir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v) Kitab&#8217;ı tebliğ etmiş, Kitap da Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e itaati emir buyurmuştur. Tıpkı Kitab&#8217;m ayetlerinin birbirine muhalif olmayacağı gibi, Kitap ile Resul&#8217;ün birbiriyle ihtilaf etmesi de elbette dü­şünülemez. (&#8230;)</li>
</ul>
<p>Bütün Müslümanlar sübut bulmuş Sünnet&#8217;e ittibanın vacip olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir.</p>
<p>&#8220;Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in Sünneti&#8217;nden bir kıs­mının, Kurana muhalif olduğu ve ona ziyade hüküm getirdiği zannına kapılınabilir. Hırsızlık cezasının uy­gulanabilmesi için çalınan malın miktarı konusunda açıklama getiren ve muhsan  zaninin recmini gerek­tiren sünnetler böyledir. Yoldan çıkmış Hariciler&#8217;den bu konuda ayrılığa düşenler müstesna, bu sünnetler de gerek Sahabe, gerekse onlara güzelce tabi olanlar ve diğer müslüman topluluklar nazarında uyulması vacip olan şeylerdendir&#8230;&#8221;(Mecmuul Fetava,XIX,85-6) diyen ve tarafınızdan &#8220;İslam&#8217;ın en büyük imamlarından&#8221; olarak tavsif edilen(Kurandaki İslam,25) İbn Teymiyye’yi;</p>
<ul>
<li>Sünnet&#8217;i üç kısma ayırarak, bu kısımlardan bi­rinin de; Kur&#8217;an&#8217;ın, vacip olup olmadığı hakkında her­hangi bir hüküm getirmediği konularda vücup hükmü getiren ve Kur&#8217;an&#8217;ın, tahrimi [haram kılınması] konu­sunda hüküm getirmediği hususlarda tahrim bildiren sünnet olduğunu söyleyen ve &#8220;Bu kısımlar içinde Kur&#8217;an&#8217;a ziyade hüküm getiren sünnetler Hz. Peygamber (s.a.v)<sup>,</sup>den sadır olan müstakil teşrii ifade ederler ki bunlarda da O&#8217;na itaat vaciptir ve karşı gel­mek helal değildir.</li>
</ul>
<p>&#8220;Bu, sözkonusu sünnetlerin Kitabullah&#8217;dan önde tutulması anlamına gelmez. Tam tersine bu sünnetlerle amel etmek, Allah&#8217;ın, Resulü&#8217;ne itaat noktasındaki eni­rini yerine getirmek demektir. Şayet Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e sünnetin bu kısmında itaat edilmeyecekse, O&#8217;na itaatin hiçbir anlamı olmaz..(İ’lamul Muvakkin,2,288-9)diyen ve tarafı­nızdan, &#8220;İndirilen din ile uydurulan din arasındaki farkları gösterenlerden&#8221; biri olarak takdim edilen İbnu&#8217;l-Kayyım&#8217;ı;Evet burada bilhassa seçilmiş bu örnekleri ve tavırları bunlardan farklı olmayan ve burda zikretmediğimiz diğer ulema, fukaha ve muhaddisleri, açıkça, hiç­bir tevil ve polemiğe sapmadan &#8220;müşrik&#8221; ilan ettiğinizi niçin söylemiyorsunuz?</p>
<p>Ebubekir Sifil,  Modern Düşüncenin Tenkidi 1.cild</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-hukum-koyabilir-mi/">Peygamber Efendimiz Hüküm Koyabilir mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-hukum-koyabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam el-Gazzâlî, İbni Sina Eleştirisi Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/imam-gazali-ibni-sina-elestirisi-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/imam-gazali-ibni-sina-elestirisi-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2014 11:21:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Teymiyye]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazali ve İbn-i Sina]]></category>
		<category><![CDATA[Dücane Cündioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Keşfi Kadim(İmam Gazali'ye Dair)]]></category>
		<category><![CDATA[Meşşailik]]></category>
		<category><![CDATA[Tehâfüt’ül-Felâsife]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2309</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmam Gazâlî’nin İbn Sina’ya yönelttiği eleştiriler, aynı medeniyet ve aynı gelenek içerisinde yer alan eleştirilerdir. Nitekim Gazâlî’nin Tehâfüt’ül-Felâsife adlı eseri, genelde Meşşaîliği, özelde İbn Sina’yı hedef alan bir eser olmakla birlikte Gazâlî’nin kendisi İbn Sina’nın sadece münekkidi değil, aynı zamanda şarihi de olmuş, İbn Sina’nın bazı yönlerini eleştirdiği kadar, onun birçok yönünü de sahiplenmekten, hatta [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imam-gazali-ibni-sina-elestirisi-hakkinda/">İmam el-Gazzâlî, İbni Sina Eleştirisi Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/imam-gazali-ibni-sina-elestirisi-hakkinda/dusunce-dunyamiza-dair-2/" rel="attachment wp-att-17118"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17118" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/dusunce-dunyamiza-dair-1.jpg" alt="" width="500" height="280" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/dusunce-dunyamiza-dair-1.jpg 500w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/dusunce-dunyamiza-dair-1-300x168.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a>İmam Gazâlî’nin İbn Sina’ya yönelttiği eleştiriler, aynı medeniyet ve aynı gelenek içerisinde yer alan eleştirilerdir. Nitekim Gazâlî’nin Tehâfüt’ül-Felâsife adlı eseri, genelde Meşşaîliği, özelde İbn Sina’yı hedef alan bir eser olmakla birlikte Gazâlî’nin kendisi İbn Sina’nın sadece münekkidi değil, aynı zamanda şarihi de olmuş, İbn Sina’nın bazı yönlerini eleştirdiği kadar, onun birçok yönünü de sahiplenmekten, hatta onlara İslâm dünyası içerisinde meşruiyet kazandırmaktan geri kalmamıştır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki Gazâlî Tehâfüt’ül-Felâsifeyi yazmadan önce Mekasıd’ul-Felâsifeyi yazmış ve eleştireceği fikirleri bi-hakkın kavradığını karşıtlarına göstermeyi bir vazife bilmiştir. O büyük âlim, kabul ettiklerini bilerek kabul etmiş, reddettiklerini bilerek reddetmiş ve aslâ muhatablarına iftira atmak gibi sahteliklere iltifat etmemiştir.</p>
<p>Sahicilik dedikleri işte bu olsa gerek!</p>
<p>İslâm düşünce mirasını anlamak ve kavramak iddiasındaki kimselerin riayet edecekleri ilk ilkenin, bu mirası bütünüyle anlamaya/kavramaya çalışmak olduğunu söylersem, herhalde mübalağa etmiş olmam. Sözgelimi Tefsir, Hadîs, Kelâm, Fıkıh, Tasavvuf mirasımızı anlamak istiyorsak, mevcut bütün itikadî ve amelî mezheblere ilkece hürmet göstermekle ve İslâm’ın bütün kitabiyâtını (müdevvenâtını) mümkün mertebe ihataya çalışmakla yükümlü olduğumuzu da kabul etmeliyiz.</p>
<p>Hanefî mezhebini müdafaa için Şafii mezhebini veya Hanbelî mezhebini müdafaa maksadıyla Malikî mezhebini kökten reddetmeye kalkışmak, sadece edeben değil, ilmen de yanlıştır. Kezâ Eşarîliği veya Maturidîliği müdafaa için ikisinden birini gözden çıkarmanın, meselâ Maturidîliği önemsiyoruz diye Eşariliğe çamur atmanın da kabul edilebilir bir tarafı yoktur.</p>
<p>Mizacımız ve meşrebimiz ne olursa olsun, ilmî seviye ve birikimimiz ne durumda bulunursa bulunsun, ilim ve irfan geleneğimizin ustaları hakkında takınmamız gereken tavır istihfaf olmamalı ve meselâ İbn Teymiye’yi savunmak adına İbn Arabî’yi, İbn Arabî’yi savunmak adına ise İmam Rabbanî’yi tümüyle cerh ya da tekfir etmeyi bir marifet addetmekten hem de şiddetle kaçınmalıyız.</p>
<p>Evet, bu tür tavırlara aslâ ve katâ iltifat etmemeliyiz, zira İslâm düşüncesinin, ilim ve irfanlarıyla temayüz etmiş temsilcileri arasındaki tartışmalar ne seviyede olursa olsun, mümessillerimizin birbirlerine yönelttikleri tenkid oklarının uçları ne kadar sivrilmiş bulunursa bulunsun, bütün bunlar, o zevâtın büyük bir medeniyeti birlikte inşâ etmelerine ve tüm renkleri içiçe geçmiş ilmî bir süreklilik oluşturmalarına engel teşkil etmemiş, öyle ki medeniyet tarihimiz, bu hareketli süreç içerisinde âdeta muhtelif efkârın müsademesinden lemean eden bir bârika-ı hakikat hâlini almıştır.</p>
<p>Ben bu sözlerimle meşrebimizi, mezhebimizi veya İslâmî yorumlara dair tercihlerimizi önemsemememiz veya farklılıklarımızı terketmemiz lâzım geldiğini dile getirmeye çalışıyor değilim.</p>
<p>Bilâkis İslâm’ı anlamada/yorumlamada müslümanlar arasında farklılıklar olacak, bu farklılıklara binâen elbette tartışmalar da vukû bulacaktır. Usulü dairesinde herhangibir âlimin ya da ekolün görüşünü eleştirmek ya da herhangi bir âlimin ya da mezhebin görüşüne taraftar olmak, hatta bazılarınca tuhaf gibi görünse de kanaatlerimiz hususunda taassub göstermek bizim en tabii hakkımız! Ancak kırıp dökmeden, iftiralara/ithamlara tenezzül etmeden, ilim ve edeb sınırlarını aşmadan.</p>
<p>İmam Gazâlî adınm geçtiği her yerde kendisinden hüccetimiz diye söz etmeye dikkat eden, İmam Gazâlî’ye düşünce dünyasının merkezinde yer veren ve bâhusus lbn Sina felsefesiyle hesaplaşmak  gerektiğine inanan bir kimse olarak lbn Sina&#8217;nın İslâm düşünce mirası içerisindeki müstesna yerini inkâr mı etmem gerekir?</p>
<p>İmam Gazâlî’nin inşâ ettiği metafizik çerçevenin ihyası halinde zihnî hercû merçten kurtulabileceğimiz kanaatini taşıdığım için lbn Sina gibi bir büyük fikir ustasının ilim geleneğimiz içerisindeki müstesna mevkiini görmezden mi gelmeliyim?</p>
<p>Imam Gazâlî&#8217;nin tezlerini savunabilmek için lbn Sınayı tekfir ve takbih mi etmeliyim?!</p>
<p>Benim bulun bu suallere cevabını elbeile olumsuz olacaktır.Ibn Sinayı eleştirebiliriz ve fakat kendisini tekfir de edemeyiz,takbıh de.</p>
<p>Ibn Sina nın görüşlerini, -söylediklerini, söylemek istediklerini kabul etmeyip reddedebiliriz, Meşşâî geleneğin (felâsifenin) İslâm düşüncesi içerisindeki olumsuz rolüne dikkatçekebilir ve hatta bu geleneğin birçok ustası gibi Ibn Sina&#8217;yı da tenkide kalkışabiliriz; fakat bir tek şartla: Oklarımızın ucunu sivriltmeden önce bu büyük feylesofun ne dediğini, ne demeye çalıştı­ğını adam gibi anlamalıyız; fikirlerine nüfuz ettiğimizden, eserlerine bi hakkın vukufiyet kesbettiğimizden emin olmalıyız.</p>
<p>Yoksa gelişigüzel birkaç kitapçık okuyarak veya bazı oryantalistleri uzaktan uzağa taklid ederek kendi geleneğimizin bu ustasına iftira atamayız, panteistti, ateistti gibi lâf u güzaflarla insanları kandı­ramayız, böyle bir teşebbüste bulunamayız.</p>
<p>Dücane Cündioğlu &#8211; Keşf-i Kadim(İmam Gazaliye Dair),syf.116-118</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imam-gazali-ibni-sina-elestirisi-hakkinda/">İmam el-Gazzâlî, İbni Sina Eleştirisi Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/imam-gazali-ibni-sina-elestirisi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbn-i Teymiyye Kimdir, Üç Talak Hakkında Görüşü Nedir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ibn-i-teymiyye-kimdir-uc-talak-hakkinda-gorusu-nedir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ibn-i-teymiyye-kimdir-uc-talak-hakkinda-gorusu-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2014 07:27:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Teymiyye]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Teymiyye Üç Talak]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Teymiyye Görüşleri]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Teymiyye Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Davutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Üç Talak Hakkında Görüşü Nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Din Tahripçileri Dini Tamir Davasında]]></category>
		<category><![CDATA[en-Nasihatü’z-Zehebiyye’l-İbn-i Teymiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Zehebî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1958</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şeyhülislâm Tahiyüddîn Ebû’l-Abbâs Ahmed b. Abdülhalim el-Harrârî: Hanbelî fukahasından meşhur bir zattır. Harran’da 661 tarihinde doğmuş, Tatarların zulmünden dolayı babası ile birlikte Dimaşk’a hicret etmiş, 728’de orada vefat etmiştir. Tahsilini Dimaşk’da tamamlayan İbn-i Teymiyye, az zamanda tefsir, hadis, usûl-i fıkıh ve Arabiyyatta geniş bilgi sahibi olmuş; henüz yirmi yaşında varmadan yüksek malûmatı ile şöhret bularak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ibn-i-teymiyye-kimdir-uc-talak-hakkinda-gorusu-nedir/">İbn-i Teymiyye Kimdir, Üç Talak Hakkında Görüşü Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ibn-i-teymiyye-kimdir-uc-talak-hakkinda-gorusu-nedir/din-tahripcileri/" rel="attachment wp-att-16954"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16954" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/din-tahripcileri.jpg" alt="" width="221" height="347" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/din-tahripcileri.jpg 900w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/din-tahripcileri-600x942.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/din-tahripcileri-191x300.jpg 191w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/din-tahripcileri-768x1206.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/din-tahripcileri-652x1024.jpg 652w" sizes="(max-width: 221px) 100vw, 221px" /></a></p>
<p>Şeyhülislâm Tahiyüddîn Ebû’l-Abbâs Ahmed b. Abdülhalim el-Harrârî: Hanbelî fukahasından meşhur bir zattır. Harran’da 661 tarihinde doğmuş, Tatarların zulmünden dolayı babası ile birlikte Dimaşk’a hicret etmiş, 728’de orada vefat etmiştir. Tahsilini Dimaşk’da tamamlayan İbn-i Teymiyye, az zamanda tefsir, hadis, usûl-i fıkıh ve Arabiyyatta geniş bilgi sahibi olmuş; henüz yirmi yaşında varmadan yüksek malûmatı ile şöhret bularak ders okutmaya ve fetva vermeye başlamış. Daha üstadlannın sağlığında büyük âlimlerden sayılmaya başlanmış, kendisine şeyhülislâm denilmiştir. Ancak bazı meselelerde cumhur-ı ulemaya muhalefet için aleyhinde bir cereyan baş göstermiş, nihayet Mısır’a celp edilerek Kahire’nin kalesine hapsedilmiştir. Bilahare bazı meseleler hakkında kanaatini değiştirdiğini itiraf ederek serbest bırakılmış ve Dimaşk’a avdetle tedris ve iftaya devam etmiş ise de sonra vefatına kadar iki sene daha hapsedilmiştir.</p>
<p>Filhakika İbn-i Teymiyye bazı itikadî ve amelî meselelerde büyük müçtehitlere hatta sahabeye muhalefet etmiş; bu hususta hakka isabet edemediği birçok âlimlerin tenkitleri ile sübût bulmuştur. Ulemadan bazılarına göre îbn-i Teymiyye, mücessimedendir. Yani Allah’ın bir cihette bulunduğuna, Arş-ı A’lâ’nın nev’i itibarıyla kadim olduğuna kani, kabirleri ziyarete muhalif, bir mecliste üç talâkla boşanan kadının ancak bir defa boş olacağına kaildir. Derinleştirdikçe isabetsizliği meydana çıkan da bazı içtihatları vardır.</p>
<p>İbn-i Teymiyye’yi tenkit eden ulema arasında Takıyüddîn Sübkî ile Şihâbüddin İbn-i Hacer-i Heytemî de vardır. İlk zamanlarda Celâl Kaznivî, Konevî ve Cerirî gibi birçok ulema İbn-i Teymiyye’yi pek ziyade medh ü senâda bulunmuşlar ve âdeta onun hizbini teşkil etmişlerse de, onun tevil götürmez sözü karşısında birer birer kendisinden yüz çevirmişlerdir. Hatta Şemseddîn Muhammed b. Ahmed Zehebî kendisine nasihatte bulunmuş, bir müddet muhalifleri ile aralarım düzeltmeye çalışmış, fakat neticede o da kendisinden bir hayli inhiraf etmiştir. Zehebî’nin İbn-i Teymiyye’ye hasihati “en-Nasihatü’z-Zehebiyye’l-İbn-i Teymiyye” namıyla maruftur. Ehemmiyetinden dolayı, biz bu nasihatin tercümesini burada arz etmeyi münasip gördük.</p>
<p><strong>Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla,</strong></p>
<p>Hamd Allah’a mahsustur. Ya Rabb, hata edersem bana merhamet eyle; sürçersem beni kaldır! Benim imanımı koru! Ah, gamsızlığıma ne kadar üzülürüm! Sünnete ve Sünnet ehlinin kalmamasına ne kadar yanarım, vah!.. Ah&#8230; Ağlamak için bana yardımcı olarak mü’min kardeşlere ne kadar müştâkım!.. ilmin kandilleri, ehl-i takva ve hayratın defineleri olan insanları kaybetmemize üzülüyorum, vah!.. Ah&#8230; Helâl bir dirhem, mûnis bir kardeş bulabilsem!..</p>
<p>Ne mutlu kendi kusuru âlemin kusurlarını görmekten alıkoyana!.. Ne yazık ki âlemin kusurları kendi kusurlarını görmeye mani olana!..</p>
<p>Be adam, kendi gözündeki merteği unutarak din kardeşinin gözündeki çepeli görmeye ne zamana kadar devam edeceksin? Ne zamana kadar kendini, fesahatini ve sözlerini övecek; ulemayı zemmedecek ve başkalarının kusurlarını araştıracaksın? Hâlbuki Resûlullahın -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu yasak ettiğini bilirsin. “Ölülerinizi hayırdan başka bir şeyle anmayın; çünkü onlar gönderdikleri şeye varmışlardır” buyurmuştur.</p>
<p>Hayır. Bilirim bana ‘Sen kendini kurtar, benim zemmim ancak şu İslâm’ın kokusunu duymayanlara, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in getirdiği -ki cihattır- bilmeyenlere mahsustur&#8230;’ diyeceksin. Hayır! Vallahi onlar bir kulun amel ettiği zaman muhakkak kurtulacağı şeylerden pek çok hayrı bildiler. Kendilerini alâkadar etmeyen şeylerden de pek çoğunu bilmediler. Zaten kişinin işine girmeyen şeyi terk etmesi Müslümanlığn güzelliğindendir.</p>
<p>Be adam! Sana Allah aşkına yalvarıyorum. Bizden vazgeç. Çünkü sen iddiası çok bilimli bir adamsın. Yerinde durmaz ve uyumazsın. Dinde mugalâta sayılan şeylerden sakının! Senin Peygamberin -sallallahu aleyhi ve sellem- sorulardan hoşlanmamış, onları ayıplamış ve çok sual sormayı yasak ederek ‘Gerçekten ümmetim için en ziyade korktuğum şey bilgili münafıktır’ buyurmuştur. Delilsiz çok söz helâl ve harama dair olursa kalbi katılaştırır. Acaba Yunusîlerin ve feylezofların ibareleri ile kalpleri kör eden şu küfriyat hakkında olursa ne buyurulur. Vallahi şu âlemde gülünç olduk. Acaba biz akıllarımızla ret cevabı verelim diye felsefî küfriyatın inceliklerini ne zamana kadar ortaya atıp duracaksın!..</p>
<p>Be adam! Feylezofların zehirlerini ve açı teliflerini yuttun! Zehirleri çok kullanmakla vücut ona alışır ve Allah’a yemin olsun ki, vücutta gizlenir. Ah&#8230; İçerisinde tedebbür ve tezekkürle haşyet, tefekkürle sükût bulunan bir meclise ne kadar müştâkım! Ah&#8230; Öyle bir meclise ki„ içinde iyiler anılır. Rahmet de iyiler anıldığı zaman iner. İftira ve tahkirle zikredilen iyiler anıldığı zaman değil, Haccâc’ın kılıcı ile İbn-i Hazm’in dili kardeştiler. Sen her ikisi ile de kardeş oldun!</p>
<p>Billahi Perşembe bid’atini ve hububat yemeği anmaktan vazgeçiniz. Biim vaktiyle doğrudan doğruya sapıklık saydığımız birtakım bid’atleri anarken, onları halis sünnet ve tevhidin esası saydılar. Bunları bilmeyen ya kâfir, yahut eşektir. Kim küfür etmezse o Firavun’dan da kâfirdir. Hıristiyanlar bizim gibi sayılıyor. Vallahi kalplerde şüpheler var. Eğer sana iki şehadet ile imanın sağlam kaldıysa mesutsun! Vay sana tâbi olanın hüsranına!.. Çünkü o zındıklığa ve bozulmağa maruzdur. Hele de ilim ve dini azsa!.. Şehvetperest ve bâtılcı ise!.. Lâkin o sapa fayda verir. Eliyle diliyle senin için müşahede eder. İçinden ise hâliyle, kalbiyle sana düşmandır.</p>
<p>Ekseriyetle sana bağlananlar hareketsiz, hafif akıllı yahut yalancı cahiller, aklı ermezler, yahut garip tutnuk, hilesi kuvvetli veya yavan, iyi fakat anlayışsız kimselerdir. Şayet beni tasdik etmezsen onları bir teftiş et, adaletle tart!</p>
<p>Ey Müslüman; kendini medih için edindiğin şehvet eşeğini bana doğru çevir! Onu daha ne kadar tasdik edecek ve iyilere düşmanlıkta bulunacaksın, onu ne zamana kadar tasdik edecek ve iyilere tahkirde bulunacaksın? Onu ne zamana kadar tazim edecek; kullan küçülteceksin? Ne zamana kadar onunla dost olacak, zahitlere buğz edeceksin? Kendi sözünü ne zamana kadar medhedeceksin? Öyle ki, Sahihayn’ın hadislerini bile vallahi öyle medhetmiyorsun. Keşke Sahihayn’ın hadisleri senden kurtulsalardı&#8230; Bilakis sen her zaman zayıf çıkarmak, heder saymak veya tevil ve inkârla onlara hücum ediyorsun. Senin için daha dönme zamanı gelmedi mi? Bak artık yetmişliğin ondalığındansın. Yolculuk yaklaşmıştır. Hayır vallahi, sanmıyorum ki sen ölümü hatırlayasın. Belki ölümü hatırlayanı tahkir edersin. Zannetmem ki, benim sözümü kabul edersin; va’zıma kulak asasın. Bilakis bu kâğıt parçasını, ciltlerle kitap yazıp bozmağa ve benim için söz yollarım kesmeğe senin büyük azmin vardır. Ben sana kat’î olarak sustum deyinceye kadar hâlin bu olunca -ki, ben senin şefkatli ve sevgili dostunum- düşmanların nazarında hâlin nice olur! Hâlbuki düşmanların içinde vallahi suleha, ukalâ ve fudalâ vardır, Nitekim dostlarının içinde de fâcirler, yalancılar, cahiller, bozuklar, işe yaramazlar ve şaşkınlar vardır.</p>
<p>Senin bana aşikâre olarak söğmene, gizliden gizliye de sözümden istifade etmene ben razıyım. Bana kusurlarını ihdâ eden kimseye Allah rahmet eylesin. Zira ben kusurları çok, günahları fazla bir kimseyim, eğer tevbe etmesem vay kepazeliğime!..</p>
<p>Benim ilacım Allah’ın affı, müsahaması, tevfik ve hidayetidir.</p>
<p>Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Allah peygamberlerin sonuncusu olan Seyyidinâ Muhammed’e ve ashâbmın cümlesine salât eylesin.”</p>
<p>İbn-i Teymiyye’yi müdafaa edenler de olmuştur. Âlûsızâde Numan Efendi ile Âlûsî Mahmud Efendi bunlardandır. İbn-i Teymiyye’nin birçok eserleri vardır: el-Iklil fî’l-Müteşabih ve’t-Te’vil, Tefsiru Sûreti’l-İhlâs, Minhâcü’s-Sünneh, el-Vevâmi’ fî’ s-Siyaseti’ 1-îlâhiyye, es-Siyasetü’ ş-Şer’ iyye, Ziyâretü’l-Kubûr, el-İmânü ve’l-İslâmü ve’l-İhsân ilh&#8230; gibi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ÜÇ TALÂK MESELESİ</strong></p>
<p>Bu mesele etrafında Kemal b. Hümam Fethu’l- Kâdir’de şunları söylemiştir:</p>
<p><strong>1-</strong>Bir kavim: “Bir mecliste kadını üç talâk boşamakla ancak bir defa boş olur” demişlerdir. İbn-i Abbâs -radıyallahu anhüma-’tan rivayet edilen budur. İbn-i İshak da buna kail olmuştur.</p>
<p>Tâvus ile Ikrime’den nakledildiğine göre: “Böylesi Sünnet’e muhalefet etmiştir, binaenaleyh yine Sünnet’e döndürülür” demişlerdir.</p>
<p><strong>a)</strong> Sahihayn’ın rivayetine göre, Ebû’s-Sahbâ İbn-i Abbâs’a: “Bilmez misin ki, kadım üç defa boşamak Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Ebû Bekir devirlerinde ve Ömer’in hilâfetinin ilk zamanlarında bir sayılırdı” demiş, İbn-i Abbâs “Evet” mukabelesinde bulunmuştur.</p>
<p><strong>b)</strong> Müslim’in bir rivayetinde İbn-i Abbâs şöyle demiştir: “Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Ebû Bekir zamanlannda ve Ömer’in hilâfetinin iki yılında üç talâk sayılırdı. Sonra Ömer ‘Hak, kendilerine mehil olan bir iş huşunda acele gösterdiler. Şunu onlar aleyhine yürürlüğe koyalım bari’ dedi ve onu aleyhlerine yürürlüğe koydu.”</p>
<p><strong>c)</strong> Ebû Dâvud’un rivayetinde îbn-i Abbâs: “Bir kimse bir mecliste karısına sen üç defa boşsun derse, bir defa boş olur” demiştir.</p>
<p><strong>d)</strong> İbn-i îshak, Ikrime tarikiyle îbn-i Abbâs’tan bu hadisin mislini rivayet etmiştir.</p>
<p><strong>e)</strong> İmam Ahmed, uzunca bir senetle İbn-i Abbâs’tan şu hadisi tahric etmiştir: “Rukâne bin Abdiyezîd, karısını bir mecliste üç defa boşadı. Sonra buna çok üzüldü. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- ona karısını nasıl boşadığını sordu. Rukâne, ‘Onu bir mecliste üç defa boşadım’ cevabını verdi. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ‘Bu ancak bir talâktır. Sen hemen refikana dön!’ buyurdular.”</p>
<p><strong>2-</strong> Bazıları medhulün biha’da (yani kan koca olanlarda) üç, başkalannda bir talâk vaki olur demişlerdir.</p>
<p>Müslim, Ebû Dâvud ve Nesaî’nin rivayetlerinde şöyle deniliyor: Ebû’s-Sahba’ îbn-i Abbâs’a çok sual sorardı. Ona dedi ki: “Bilmez misin bir kimse gerdeğe girmezden önce üç talâkla boşarsa onu Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Ebû Bekir ve Ömer’in hilâfetinin ilk zamanlannda bir talâk sayarlardı,. Ömer halkın bu hususta birbirlerini takip ettiklerini görünce ‘Bu talâkalan onların aleyhine yürütün’ dedi.”</p>
<p>Hadisin lâfzı Ebû Dâvud’dan alınmıştır.</p>
<p><strong>3-</strong> Sahâbe ve Tâbiîn ve onlardan sonra gelen ulemanın cumhuruna göre, bir mecliste üç talâkla boşanan kadın üç defa boş olur: Delilleri:</p>
<p><strong>a)</strong> Dârâkutnî ile İbn-i Ebî Şeybe’nin rivayet ettikleri bir hadiste: “Abdullah b. Ömer karısını hayızlı iken boşadığını, sonra arkasından iki kuruda (yani iki temizlik devresinde) iki kere daha boşamak istediğini anlattı. Dedi ki: ‘Bunu Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- duymuş da bana ‘Ey İbn-i Ömer, Allah sana böyle emretmedi. Sen Sünnette yanıldın. Sünnet, temizlik devresini karşılayarak her temizlik devresinde bir defa boşamandır&#8230;’ buyurdu ve kanma dönmemi emretti. Ben de döndüm.</p>
<p>Yine buyurdular ki: ‘Kadın temizlendimi, o zaman kendisini ya boşar, ya elinden tutarsın.’ Ben: ‘Ya Resûlullah, ne buyurursun, onu üç defa boşamış olsam, kendisine dönmek bana helâl olur muydu?’ dedim. ‘Hayır, senden talâk-ı bâinle ayrılır, hem de günah olurdu’ buyurdular.”</p>
<p><strong>b)</strong> Ebû Dâvud’un “Sünen”inde, Mücâhid’den şu hadis rivayet olunmuştur: Mücâhid demiş ki: “İbn-i Abbâs’m yanındaydım. Ona bir adam gelerek, karısını üç talâkla boşadığım söyledi. İbn-i Abbâs sustu. Hatta karısını ona iade edecek sandım. Sonra: ‘Biriniz karısını boşayarak ahmaklık ediyor, sonra ey İbn-i Abbâs, ey İbn-i Abbâs diyor. Allahû Teâlâ: “Her kim Allah’tan korkarsa, Allah ona çıkar bir yol halk eder” buyurmuştur. Sen Rabbine isyan etmişsin, karın da senden talâk-ı bâinle ayrılmış’ dedi.”</p>
<p><strong>c)</strong> İmam Mâlik’in el-Muvatta’ında zikredildiğine göre, Mâlik şu hadisi duymuş: “Bir adam İbn-i Abbâs’a: ‘Ben karımı yüz talâkla boşadım; bana ne lâzım gelir?’ demiş. İbn-i Abbâs: ‘Karın senden üç talâk ile boş olmuş. Doksan yedisi ile Allah’ın âyetlerini alaya almışsın!’ cevabını vermiş”</p>
<p><strong>d)</strong> Yine el-Muvatta’da zikredildiğine göre İmam Mâlik’e şu hadis vâsıl olmuş: “ Bir adam İbn-i Mes’ûd’a gelerek: ‘Ben karımı sekiz talâk ile boşadım’ demiş. İbn-i Mes’ûd: ‘Sana ne dediler’ diye sormuş. Adam: ‘Karın senden bâin oldu dediler’ cevabını vermiş. İbn-i Mes’ûd: ‘Doğru söylemişler. Bu mesele söyledikleri gibidir’ demiş.”</p>
<p><strong>e)</strong> Ebû Dâvud’un “Sünen”inde ve İmam Mâlik’in el-Muvatta’ında Muhammed b. İlyas’tan şu hadis rivayet olunmuştur: “Bir adam gerdeğe girmezden evvel karısını boşamış. Sonra tekrar almayı düşünmüş de, bunu sormağa gelmiş. Onunla beraber ben de gittim. Adam Abdullah b. Abbâs ile Ebû Hüreyre’ye bu meseleyi sordu. Onlar: ‘Kadın başka kocaya varmadıkça onu nikâh etmeni câiz görmüyoruz’ dediler.</p>
<p>Adam:</p>
<p>‘Ama benim bu boşanmam bir defa idi’ dedi.</p>
<p>Bunun üzerine İbn-i Abbâs:</p>
<p>‘Sen elinde olan hakkını da elinden çıkarmışsın’ dedi”</p>
<p>Bu hadis yukarıda geçen (gerdeğe girmeden üç talâkla boşanan kadın bir defa boş olur) sözüne muarızdır. Bütün bu rivayetler, yukarıda İbn-i Abbâs’tan nakledilenlere muhaliftirler. İmam Mâlik’in el-Muvatta’ında İbn-i Ömer’den bu hadisin misli rivayet olunmuştur.</p>
<p>Hazret-i Ömer’in üç talâkı kabulüne gelince: Bu bapta sahabeden ona muhalefet eden bulunmamasına ve kendinin Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında üç talâkın bir sayıldığını bilmesine bakarak bir nâsih bulunduğunu son zamanda öğrendiklerine hamletmekten başka çare kalmaz. Bu zahirine göre ise böyledir. Yahut hükmün sona erdiğini bilmeleri sebebi ile ise yine öyledir. Zira Sahabe-i Kirâm, hükmün birtakım manalara bağlandığını, son zamanda o manaların kalmadığını bilirler. Çünkü görüyoruz ki, sahabe, bu meselede birbirlerini takip etmişlerdir. Mukarrer olan hükm-i şer’î böyle olmakla beraber onun aksini yapmaları ebediyen mümkün değildir. Hazret-i Ömer’den, İbn-i Mes’ûd’dan, İbn-i Abbâs’tan ve Ebû Hüreyre’den rivayet edilen ve Abdürrezzak’m senedi ile Alkame’den rivayet ettiği şu hadis dahi bu kabildendir: Alkame şöyle demiş: “Bir adam İbn-i Mes’ûd’a gelerek: ‘Ben karımı doksan dokuz kere boşadım’ dedi. İbn-i Mes’ûd ona: ‘üç talâk onu bâin kılar. Kalanları zulümdür’ cevabını verdi.”</p>
<p>Veki’, A’meş’ten, o da Habib b. Abit’ten şu hadisi rivayet etmiştir: Muaviye şöyle demiş: “ Bir adam Osman b. Affan’a gelerek ben kanmı bin defa boşadım’ dedi. Osman: ‘Karın senden üç talâk ile bâin olmuş’ cevabını verdi.”</p>
<p>Abdürrezzak, Ubade b. Sâmit’ten senedi ile rivayet etmiştir ki, Ubade’nin babası, karısını bin talâkla boşamış. Bunun üzerine Ubade giderek Resûlullaha -sallallahu aleyhi ve sellem- sormuş: Resûlullah: “Kadın üç talâkla Allahû Teâla’ya asi olunarak boşanmış, dokuz yüz doksan yedisi ise zulüm ve udvan olarak kalmış. Allah dilerse ona azap eder, dilerse affeyler” buyurmuşlar.”</p>
<p>Bu mezhebe kail olan bazı Hanbelîler, “Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisini ; gören yüz bin sahabî bırakarak dünyadan gitti. Sizin için bunlardan, yahut bunların onda birinin onda birinden sabit olmuş mudur ki, bir ağızdan söylenen sözle üç talâk lâzım gelsin? Belki uğraşsanız, bunu yirmi kişiden nakle gücünü yetmez&#8230;” demişlerdir.</p>
<p><strong>Evvelâ:</strong> Ashâb-ı Kirâm’ın icmaları meydandadır. Çünkü hiçbirinin Hazret-i Ömer üç talâkı yürürlüğe koyduğu vakit ona muhalefette bulunduğu nakledilmemiştir. Yüz bin kişiden bir icma’ hükmünü naklederken her birinin ismini zikretmek lâzım değildir. Zira bir hüküm hususunda büyük bir cilt kitap telifi gerekir. Üstelik bu icma’ da sükûtî icma’dır.</p>
<p><strong>Sâniyen:</strong> İcma’ naklederken muteber olan, avamın değil, müçtehitlerin sözleridir. Resûlullahın -sallallahu aleyhi ve sellem- vefatında mevcut olan yüz bin kişinin içindeki müçtehit fukahanın sayısı yirmiden fazla değildi. Bunlar da dört halife, dört Abdullah, Zeyd b. Sâbit, Muâz b. Cebel, Enes ve Ebû Hüreyre -radıyallahu anhüm- ile daha birkaç kişi idiler. Sair ashab bunlara müracaatla kendilerinden; fetva sorarlardı. Biz bu zevatın ekserisinden sarahaten naklolunduğunu ispat ettik ki, bir ağızdan söylenen i sözde üç talâk vaki olurmuş. Kendilerine muhalif zuhur i, etmemiştir. Artık haktan sonra bu ancak delâlettir&#8230;”</p>
<p>Kemal b. Hümam’a göre hadis zâhir manasının hilâfına bile alınsa tevili şöyle olur: İlk zamanlar bir adamın karısına sen boşsun, sen boşsun, sen boşsun demesi bir talâk sayılırdı. Çünkü ashab bu sözlerle birinci sözü te’kîd kast ederlerdi. Sonraları te’kîd değil, tecdit kastetmeye başladılar. Hazret-i Ömer de kendilerini ilzam etti.</p>
<p>Rukâne hadisi münkerdir. Esah olan şekli Ebû Dâvud ile Tirmizî ve İbn-i Mâce’nin rivayetleridir. Bu rivayette: “Rukâne karısını talâk-ı bâinle boşadı da Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona bir talâktan fazlayı kastetmediğine dair yemin verdirdi. Ve karısını ona iade etti. Sonra onu ikinci defa Ömer -radıyallahu anhüm- zamanında, üçüncü defa da Osman -radıyallahu anhüm- zamanında boşadı.” denilmektedir.</p>
<p>Ebû Dâvud: “Bu rivayet esahtır” demiştir.</p>
<p>Kemal b. Hümam, burada naklettiğimiz sözlerinden önce imamiyye taifesinin bir rivayette: “Üç lâfzıyla hiç talâk vaki olmaz” dediklerini ve hayız hâlinde boşanan kadının boş düşmediğini söylediklerini bildirmiştir. Buradaki izahatının başında: “Bir kavim bir mecliste kadını üç talâkla boşamakla ancak bir talâk vaki olur demiştir” sözünden maksadı yine imamiyye taifesidir. Bahis mevzumuz İbn-i Teymiyye de onlarla beraberdir.</p>
<p>Bunlar müddealarını ispat için Hazret-i Ali’den de bir mecliste yapılan üç talâkın bir sayılacağını rivayet ederlerse de, mezkur rivayet kuru bir iftiradan ibarettir. Ehl-i Beyt’ten, bâhusus Hazret-i Haşan ile Cafer b. Muhammed’den bunun hilâfına rivayet olunmuştur. Hatta bu haberi rivayet eden şahıs iftirasını Kûfe’de A’meş’in huzurunda itiraf etmiştir.</p>
<p>Beyhâkî ile Taberânî’nin rivayetlerine göre Hazret-i Haşan halife seçilince karısı Âişe b. Fadl kendisini tebrik etmiş. Hazret-i İmam buna kızarak: “Sen Emirü’l-Mü’minînin (yani Hazret-i Ali’nin) katledildiğine seviniyor musun? (Sen üç defa boşsun!)” diyerek Âişe’yi boşamış. Bilahare: “Eğer ben, (bir adam karısını temizlik devresinde üç defa boşarsa, yahut onu müphem olarak üç defa boşarsa, başka kocaya varmadıkça ona helâl olmaz) hadisini ceddimden veya babamdan işitmemiş olsaydım Âişe’ye dönerdim” demiştir.</p>
<p>Hazret-i Hasan’ın rivayet ettiği hadis, mutlak surette üç talâkla boşanan kadının hülle yapmadıkça ilk kocasına helâl olmayacağım bildirmektedir ki, imamiyye taifesinin ve îbn-i Teymiyye’nin aleyhine açık bir delildir.</p>
<p>Bu bapta Nesaî’nin Mahmud b. Lebid’den rivayet ettiği şu müsned hadis de şayan-ı dikkattir. “Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamın karısını üç talâkla birden boşadığını haber aldı da, kızgın bir tavırla ayağa kalkarak: ‘Ben aranızda olduğum hâlde Allah -azze ve celle-’ın kitabıyla oynamıyor mu?’ buyurdu. Hatta bir adam kalkarak:</p>
<p>‘Ya Resûlullah, şunu öldürevereyim mi?’ dedi.”</p>
<p>Anlaşılıyor ki, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında üç talâkın bir sayılması, onunla te’kîd kast edildiğine göre imiş. Bundan sonra îbn-i Teymiyye’nin bir talâk iddiası üzerinde direnmesi mesnedsiz ve Sahâbe-i Kirâm hakkında ileri geri söylenmesi tamamen yersiz kalır.</p>
<p>Ahmed Davutoğlu, Din Tahripçileri Dini Tamir Davasında, s.75-87.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ibn-i-teymiyye-kimdir-uc-talak-hakkinda-gorusu-nedir/">İbn-i Teymiyye Kimdir, Üç Talak Hakkında Görüşü Nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ibn-i-teymiyye-kimdir-uc-talak-hakkinda-gorusu-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
