<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz.Ebu Hureyre | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/hz-ebu-hureyre/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Mar 2017 10:42:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Hz.Ebu Hureyre | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ebu Hureyre(r.a) Yapılan Eleştirilere Cevaplar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hureyrer-a-yapilan-elestirilere-cevaplar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hureyrer-a-yapilan-elestirilere-cevaplar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Mar 2017 10:42:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Hureyre’nin (r.a.) İtirazlara Verdiği Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hureyre(r.a) Yapılan Eleştirilere Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ebû Hureyre ve Hadîs Rivayeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ebû Hureyre’ye Yöneltilen İtirazlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Ebu Hureyre]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Ebu Hureyre'nin Çok Hadis Rivayeti Meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14289</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru Detayı &#8211; Ebu Hureyre&#8217;nin rivayet ettiği hadislere yapılan eleştirilere nasıl cevap vermek gerekir? Cevap Değerli kardeşimiz, Ebu Hureyre (r.a.) Ebu Hureyre, çok hadis rivâyet eden meşhur sahâbîdir. Adı, Abdurrahman b. Sahr; künyesi, Ebû Hureyre &#8216;dir. Câhiliye döneminde ismi Abdüşşems idi. Hz. Peygamber (s.a.s) onu, Abdurrahman (bazı rivâyetlere göre Abdullah, hattâ başka isimler de ileri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hureyrer-a-yapilan-elestirilere-cevaplar/">Ebu Hureyre(r.a) Yapılan Eleştirilere Cevaplar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="skip-link">
<div id="feyyazaltpanel_cerceve"><strong><a href="http://ilimcephesi.com/ebu-hureyrer-a-yapilan-elestirilere-cevaplar/ebu-hureyre-ihsan-senocak/" rel="attachment wp-att-14299"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-14299" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/ebu-hureyre-ihsan-senocak.jpg" alt="" width="380" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/ebu-hureyre-ihsan-senocak.jpg 380w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/ebu-hureyre-ihsan-senocak-300x197.jpg 300w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></a></strong></div>
<div><strong>Soru Detayı</strong></div>
<div></div>
<div>&#8211; Ebu Hureyre&#8217;nin rivayet ettiği hadislere yapılan eleştirilere nasıl cevap vermek gerekir?<br />
<strong>Cevap</strong></p>
<p>Değerli kardeşimiz,</p>
<p><strong>Ebu Hureyre (r.a.)</strong></p>
<p>Ebu Hureyre, çok hadis rivâyet eden meşhur sahâbîdir. Adı, Abdurrahman b. Sahr; künyesi, Ebû Hureyre &#8216;dir. Câhiliye döneminde ismi Abdüşşems idi. Hz. Peygamber (s.a.s) onu, Abdurrahman (bazı rivâyetlere göre Abdullah, hattâ başka isimler de ileri sürülmektedir) diye adlandırdı. (el-Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut, t.y, III, 507).</p>
<p>Ne sebeple Ebû Hureyre diye künye edindiğini kendisi şöyle açıklamıştır:</p>
<p>&#8220;Bir kedi bulmuştum, onu elbisemin yeninde taşırdım; bundan dolayı &#8216;Ebû Hureyre (kedicik babası)&#8217; künyesiyle çağrılır oldum.&#8221; (ez-Zehebî, Tezkiretü&#8217;l-Huffâz, Haydarâbâd 1376/1956, I, 32).</p>
<p>Hayber gazvesi sıralarında Yemen&#8217;den Medine&#8217;ye gelip Müslüman olmuştur. (H. 7/M. 629) (ez-Zehebî, a.g.e., aynı yer). Bu genel kanaatle birlikte onun, Tufeyl b. Amr ed-Devsî vasıtasıyla daha Yemen’de iken, hicretten önce Müslüman olduğuna dair rivayet de vardır. (İbn Hacer, el-İsâbe, 3/287)</p>
<p>O tarihten itibaren Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;ın vefâtına kadar ondan ayrılmayan bir sahabesi olmuş, kendisini onun hizmetine adamıştır. Hizmet süresi yaklaşık dört yılı buluyordu. (ibn Kesir, el-Bidâye ve&#8217;n Nihâye, Beyrut 1966, VIII, 108,113).</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;ın misafirperverliği ve cömertliği sayesinde yaşayan Ebû Hureyre, Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in mescidinde sadece ibadet ve ilimle meşgul olan Ehl-i Suffe&#8217;nin en ileri gelen siması idi. Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;i büyük bir muhabbetle sevmiş, onun sünnetine uygun olarak yaşamış ve manevî yüce mertebelere erişmiştir. (İbn Kesir, a.g.e., VIII, 108, 110).</p>
<p>İffet sahibiydi, eli açık ve cömertti. Hz. Osman (ra)’ın şehid edilmesinden sonraki fitne olaylarında köşesine çekildi. Halk onun bu halinden kendisine söz ettiklerinde Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in şu hadisini rivâyet ediyordu:</p>
<p>&#8220;Fitneler çıkacak. O zamanda, oturanlar ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlıdır. Kim dönüp bakmaya yönelirse, o da ona yönelir. Kim bir sığınak veya korunak bulursa onunla korunsun.&#8221; (Buhâri, Menâkib, 25; Müslim, Fiten, I0).</p>
<p>Hoş sohbet, temiz ve ince duygulu, saf gönüllü idi (Zehebî, Tezkire, 1, 33). Emirlik ve valilik ona kibir vermedi. Üstelik alçak gönüllülüğünü arttırdı. (ibn Sa&#8217;d, et-Tabakatü&#8217;l-Kübrâ, Beyrut 1380/1960, IV, 336)</p>
<p>İmam Şâfii gibi büyük âlimlerin bildirdiğine göre, Ebû Hureyre kendi dönemindeki hadis nakledenlerin içinde hafızası en sağlam olanıdır. (İbn Hacer, el-isâbe fî Temyîzi&#8217;s-Sahâbe, Mısır 1328, IV, 205).</p>
<p>Ebû Hureyre 78 yıl yaşadıktan sonra Hicrî 57/676 yılında Medine&#8217;de vefât etmiştir.</p>
<p><strong>Hz. Ebû Hureyre ve Hadîs Rivayeti</strong></p>
<p>Hz. Ebû Hureyre, vefatına kadar Allah Resûlü’nün (s.a.s.) yanından hiç ayrılmamış, ömrünü O’nun hizmetine adamıştır. İlmini bizzat O’ndan almış, hemen her yerde O’na refakat etmiştir. Mescid-i Nebevî’nin kenarındaki Suffe’yi kendisine mekân edinmiş ve böylelikle paha biçilemeyecek bir ilim hazinesini bizzat Allah Resûlü’nden (s.a.s.) elde etme şerefine nail olmuştur. Hz. Peygamber’le (s.a.s.) ‘sohbeti’ dört yıl kadar sürmüş, bu zaman zarfında pek çok hadîs dinlemiş ve sünnet-i seniyyenin inceliklerine vakıf olmuştur.</p>
<p>Ebû Hureyre’nin (r.a.) hem kemmiyet hem de keyfiyet itibariyle hadîs ve sünnete olan bu vukûfiyeti, geçmişten günümüze Mu’tezile, Şia, Râfiziye ve Hâriciye gibi muhtelif mezhep mensuplarının dikkatini celbetmiş, genelde sahabeye karşı menfî bir tavır takınan bu mezhebî akımlar, Ebû Hureyre’ye (r.a.) karşı daha saldırgan bir üslûp kullanmışlardır. (Bağdâdî, el-Fark beyne’l-Firâk, s.147) Bu hücumlar, günümüzde farklı bir zemine taşınmış ve Batı’da İslâmî ilimlere ilgi duyan Oryantalistler, XVIII. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasında, bilhassa hadîs, sünnet ve sahabe hakkında şüpheler uyandırmaya matuf çalışmalar yapmışlardır.</p>
<p>Oryantalistler, İslâm’ın temelini sarsmayı hedefledikleri bu sinsi projeyle, tanınmış sahabilere yönelik akla hayale gelmedik iftiralar uydurmuşlar ve bilhassa en çok hadîs rivayet eden sahabi olması dolayısıyla adı hadîsle bütünleşmiş Ebû Hureyre (r.a.) hakkında bilimsel dürüstlükle bağdaşmayan bir tezyif ve tahkir kampanyası başlatmışlardır. (bk. Osman Güner, Ebû Hureyre’ye Yönelik Eleştiriler, s.21-23) Oryantalistlerin bu çabası, maalesef sayıları az da olsa, bazı Müslüman yazarlar cephesinde de kabul görmüş ve bu sayede atılan şüphe tohumları Müslümanlar eliyle yeşertilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Bütün bu beyhude çabalar bir tarafa, Allah Resulü’ne (s.a.s.) hayatı boyunca dost ve sırdaş olmuş sahabe-i kirâm, hadîs ve sünnetin yüceliğini en güzel şekilde takdir edip onlara sımsıkı tutunmuş ve sünnete aykırı davranmaktan kesinlikle sakınmıştır. Bununla birlikte hadîslere yalan ve tahrifat karışması, bu konuda hataya düşme korkusu, onları hadîs rivayetinde daha ihtiyatlı davranmaya sevk etmiştir. Bundan dolayıdır ki, sahabe Kur’ân’dan sonra İslâm’ın en önemli teşrî kaynağı olarak gördükleri sünneti muhafaza etmek için her yolu denemiş ve hadîsleri rivayet ederken de itidalden ayrılmamıştır. Onlar hadîs rivayetini ‘ağır bir mesuliyet’ olarak telâkki ettiklerinden çok az hadîs rivayet etme yolunu bile tercih etmişlerdir. Nitekim Enes b. Mâlik,</p>
<p>“Eğer hataya düşmekten korkmasaydım, sizlere Resûlüllah’tan (s.a.s.) duyduğum çok şey anlatırdım.” (Dârimî, Mukaddime 25)sözleriyle sahabenin bu konudaki hassasiyetine tercüman olmaktadır. İşte bu gibi sebeplerle birçok sahabi hadîs rivayetine sıcak bakmamış, ancak ihtiyaç duydukları ve mecbur kaldıkları durumlarda rivayet etmişlerdir. (İbn Kuteybe, Te’vîlu Muhtelifi’l-Hadîs, s.48. Saîd b. Zeyd, Allah Resûlü&#8217;nden 48 hadîs rivayet etmiştir)</p>
<p><strong>Hz. Ebû Hureyre’ye Yöneltilen İtirazlar</strong></p>
<p>Hadîs rivayetini ağır bir mesuliyet olarak görüp ihtiyatı elden bırakmayan ve dolayısıyla bilinçli olarak az rivayeti tercih eden bazı sahabiler, Ebû Hureyre’nin (r.a.) çok hadîs rivayet etmesine itiraz etmişlerdir. Kaynaklarda, Hz. Âişe (ra) ile Hz. Ömer (ra)’in, onun çok hadîs rivayet etmesine itirazda bulundukları zikredilmektedir. (İbn Kuteybe, Te’vîl, s.48) Ebû Hureyre (r.a.) bu itirazlara, kendinden emin, makul ve ikna edici cevaplar vererek, çok hadîs rivayet etmesinin sebeplerini bütün şüpheleri izale edecek şekilde izah etmiştir.</p>
<p>Rivayete göre, Hz. Âişe (ra) validemiz bir gün ona:</p>
<p>‘Ebû Hureyre! Senin Peygamber’den naklettiğin söylenen şu hadîsler de nerden çıktı?! Bizim duyduklarımızı sen de duymadın mı? Bizim gördüklerimizi sen de görmedin mi?’diye itiraz etmiş, o da buna:</p>
<p>“Evet anacığım, senin bir kadın olarak ayna ve sürmedanlıkla meşguliyetin, Hz. Peygamber’le (s.a.s.) aranıza bir mania olarak girdiği hâlde, benim Efendimiz’le (s.a.s.) birlikteliğime hiçbir şey mâni olmadı.”diye karşılık vermiştir. Ebû Hureyre’nin (r.a.) bu cevabı karşısında Hz. Âişe: ‘Belki de öyledir’ diye sükût etmiş ve bu konuda ona hak vermişti. (İbn Hacer, el-İsâbe, 7/205; Zehebî, Siyerü A’lâmi’n-Nübelâ, 2/604)</p>
<p>Hz. Ebu Hureyre haklıydı, zira Hz. Aişe Validemiz, Peygamberimiz’le (s.a.s.) çoğu kez hane-i saadette birlikte olduğu hâlde, Ebû Hureyre (r.a.) O’nu çarşıda, pazarda, hazarda, seferde, hâsılı hemen her yerde takip ediyordu. Aişe Validemiz, Abdullah b. Ömer’e gelerek, &#8220;Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği hadîslerden reddettiklerin var mı?&#8221; diye sormuş; o da: &#8220;Hayır, o cesaretli, bizse çekingen ve korkak davrandık.&#8221; demiştir. O sırada orada bulunan ve konuşmaya şahit olan Ebû Hureyre (r.a.) de: &#8220;Evet, ben ezberledim, onlar unuttular. Bunda benim ne kusurum var?&#8221; diye haklılığını dile getirmiştir. (Hâkim, el-Müstedrek, 3/510; ez-Zehebî, Siyer, 2/608)</p>
<p>Bununla birlikte Âişe Validemiz, Ebû Hureyre’nin (r.a.) isteği üzerine rivayet ettiği hadîslere şahitlik de etmiştir. Nitekim Ebû Hureyre’nin (r.a.), ‘Cenazeye tâbi olup arkasında namaz kılana bir kırât sevap vardır…’ hadîsine Abdullah b. Ömer (r.a.) itiraz edince, onu hemen Hz. Âişe’nin yanına götürmüş ve ona: ‘Ey mü&#8217;minlerin annesi, Allah aşkına söyle! Sen Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şöyle buyurduğunu işittin mi…?’ diye sormuş, o da buna: ‘Evet, vallahi işittim’ diye şahitlik etmişti. Bunun üzerine Ebû Hureyre (r.a.):</p>
<p>&#8220;(Bakınız!) Bağda-bahçede ağaç dikmek ve çarşı-pazarda alış-veriş yapmak gibi meşguliyetler, (her ne kadar sizin Peygamber’le (s.a.s.) beraberliğinize engel olsa da) bunlar benim O’nunla birlikteliğime mâni olmadı. Ben O’ndan sadece açlığımı giderecek bir lokma ekmek karşılığında bana öğreteceği birkaç kelimeyi bellemek için hep fırsat kolladım.&#8221; sözleriyle hadîse karşı nasıl bir iştiyak duyduğunu ifade etmiştir. O sırada Âişe Validemiz’in yanında bulunan İbn Ömer (r.a.): &#8220;Ey Ebû Hirr, (söylediklerin doğru!) sen Hz. Peygamber’le (s.a.s.) bizden daha çok birlikte olurdun. Dolayısıyla O’nun hadîslerini de bizden daha iyi bilirsin.&#8221; diyerek ona güvendiğini açıkça belirtmiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/2-3; Hâkim, el-Müstedrek, 3/511)</p>
<p><strong>Ebû Hureyre’nin (r.a.) İtirazlara Verdiği Cevap</strong></p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.), çok hadîs rivayet ettiği için kendisine yöneltilen tenkitlere genellikle şu cevabı vermiştir:</p>
<p>“Bazı kimseler: ‘Ebû Hureyre çok (hadîs rivayet) ediyor’ deyip duruyorlar. Hâlbuki Ensar kardeşlerimiz tarlalarında ziraatla, muhâcir kardeşlerimiz de pazarda ticaretle meşgul olurken, (bu kardeşiniz) karın tokluğuna Hz. Peygamber’e (s.a.s.) hizmet ediyor, onların görmediklerini görüyor, duymadıklarını duyuyordu.” (Buhârî, İ’tisâm 22; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 159-60)</p>
<p>“Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın Kitabı’ndaki şu iki âyet olmasaydı, size hiçbir şey rivayet etmezdim.” (Buhârî, İlim 43; Hars 21; İbn Hanbel, 2/240) demiş ve şu âyetleri okumuştur:</p>
<p>“Gerçekten indirdiğimiz açık delilleri ve doğru yolu, Kitap’ta insanlara açıkça gösterdikten sonra gizleyenler var ya, onlara hem Allah lânet eder, hem de lânetçiler lânet eder. Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar müstesnadır; zira ben onların tövbelerini kabul ederim. Tövbeleri en çok kabul edici ve günahları en çok bağışlayıcı benim.” (Bakara sûresi, 2/159-160)<br />
Ashabın güzide simalarından Hz. Talha da Ebû Hureyre’ye (r.a.) hakkını teslim etmiştir. Kendisine neden onun kadar çok hadîs rivâyet etmediği sorulduğunda şöyle demiştir:</p>
<p>“Allah’a yemin olsun ki, onun, bizim Peygamber’den (s.a.s.) duymadıklarımızı duyduğundan asla şüphe etmem. Gerçek şu ki, bizler varlıklı kimselerdik; evimiz barkımız vardı. Peygamber’in (s.a.s.) yanına ancak sabah ya da akşamleyin gidebiliyorduk. Oysa Ebû Hureyre, hiçbir şeyi olmayan fakir bir insandı. Kendisi Hz. Peygamber’in (s.a.s.) misafiri olarak Suffa’da kalır ve yanından hiç ayrılmazdı.” (Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, 6/133; Tirmizî, Menâkıb 47)</p>
<p>Görülüyor ki, Ebû Hureyre (r.a.), arkadaşlarının çok hadîs rivayet ettiği şeklindeki tenkitlerine kendinden son derece emin cevaplar vermiş, onlar da bu cevaplara tekrar itirazda bulunmamışlar ve onun bu konudaki üstünlüğünü ve haklılığını itiraf etmişlerdir. Her şeyden önce sahabe arasında cereyan eden bu hâdiseler bize, Allah Resûlü (s.a.s)’ın ashab-ı kirama emanet ettiği bu mukaddes mirasın, kılı kırk yararcasına itinalı bir şekilde ve liyakatli eller vasıtasıyla âdeta nazenin bir çiçek gibi nasıl korunduğunu ve sonraki nesillere nasıl ulaştırıldığını göstermektedir.</p>
<p>Bu kutsal mirasa en küçük bir leke dahi bulaşmasına onların gönülleri razı değildi. Onlar her türlü fedakârlığa katlanabilirler ve sevdikleri her şeyden vazgeçebilirlerdi, lâkin üstlendikleri bu yüce misyonu en layıkıyla yerine getirme konusunda asla taviz vermezlerdi. Esasen onlar arasında yaşandığına işaret edilen söz konusu itirazlar ve tahkik çabaları, onların mesuliyetlerinin idrakinde olduklarını göstermektedir.</p>
<p><strong>Ebu Hureyre’ye yapılan itirazlardan bir kısmını ve cevaplarını özet olarak verelim:</strong></p>
<p>Ebû Hureyre&#8217;nin hadis konusundaki güvenilirligine gölge düşürecek şüphe kaynaklarından biri, onun Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;den:</p>
<p><strong>(İtiraz)</strong>&#8220;Bir kimse Ramazan ayında cünüp olarak sabahlarsa, o gün oruç tutmasın.&#8221;<br />
hadisini nakletmesi ve halka bu yolda fetvâ vermesidir. Onun böyle rivâyet ettigini Âişe ve Ümmü Seleme haber alınca, onun bu rivâyetini kabul etmemişler, şöyle demişlerdir:</p>
<p>&#8220;Hz. Peygamber (s.a.s) ailesiyle birlikte olması neticesinde cünüp olarak sabahlar, sonra da boy abdesti alıp orucunu tutardı.&#8221;Bunun üzerine Ebû Hureyre onların dediklerini kabul etmiş ve demiştir ki:</p>
<p>&#8220;Bu hadisi bana Fadl b. Abbâs ile Üsâme b. Zeyd Hz. Peygamber&#8217;den nakletmişlerdi. Mü&#8217;minlerin anneleri ise bu gibi konuları erkeklerden daha iyi bilirler.&#8221; (Buhâri; Savm, 23; İbn Hacer, Fethu&#8217;l-Bâri, Mısır, 1300, IV, 123-124; Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 155).</p>
<p><strong>Buna şu cevap verilmiştir:</strong> Ebû Hureyre söz konusu hadisi Rasûlullâh (s.a.s.)&#8217;den kendisi işitmemiştir. Hadisi Fadl ve Üsâme vasitasiyle rivâyet etmiştir. Bu iki sahâbî ise dogru ve güvenilir kişilerdir. Âişe ile Ümmü Seleme&#8217;nin hadisi, onun yanında ağırlık kazanınca, onların rivâyetine dönmüş, hakka uyarak önceki fetvâsından vazgeçmistir. (İbn Hacer, a.g.e., IV, 126; M. Eba Zehv, a.g.e, 155).</p>
<p>Fadl ve Üsâme&#8217;nin naklettiği hadise gelince, âlimler bu konuda şunları söylediler:</p>
<p><em>Birincisi,</em> bu hadis kendisinden daha kuvvetli hadisle çelişmektedir; dolayısıyle onunla değil kuvvetli olanla amel edilir.</p>
<p><em>İkincisi,</em> bu iki sahâbînin hadisi orucun farz kılındığı dönemin başlarına aittir. O sırada oruçlunun uyuduktan sonra yemesi, içmesi, cinsel münasebette bulunması haramdı. Daha sonra Allah tanyeri ağrıncaya kadar bütün bunları mübah kıldı. Onun için karı-koca ilişkisi sabaha kadar devam ederdi. Fecrin doğuşundan sonra da yıkanması gerekmekteydi. Bu da gösteriyor ki Âişe ile Ümmü Seleme&#8217;nin naklettigi hadisin hükmünü neshetmiştir. Ne Fadl ile Üsamenin ne de Ebû Hureyre &#8216;nin bu son hükmü bildiren hadisten haberleri vardı. Bu yüzden Ebû Hureyre hâlâ önceki hadise göre fetvâ vermeye devam ediyordu. Kendisine bu haber ulaşınca da bu fetvâsından dönmüştür. (ibn Hacer, a.g.e., IV, 127-128). İbn Hacer şöyle der: &#8220;Ebû Hureyre &#8216;nin hakkı teslim edip ona dönmesi onun faziletini gösterir.&#8221; (a.g.e. ve yer; Kastallâni, İrsâdü&#8217;s-Sâri, Mısır 1326. IV, 443; M. Ebû Zehv, a.g.e., 155).</p>
<p><strong>Bir başka itiraz da şudur:</strong></p>
<p>Ebû Hureyre hadis rivâyet ederken tedlis yapardı, yani Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;den duymadığı bir hadisi kendisine rivâyet eden şahsın ismini vermeyerek, Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;den rivâyet ederdi. Meselâ, yukarıda geçen &#8220;Cünüp olarak sabahlayan kimseye oruç tutmak yoktur.&#8221; hadisinde durum böyledir. Tedlis yapmak ise yalan söylemenin kardeşidir. (İbn Kesir, el-Bidâye, VIII, 109).</p>
<p><strong>Bu itiraza şöyle cevap verilir:</strong></p>
<p>Ebû Hureyre &#8216;nin İslâm&#8217;a girişinin hicretin 7. yılına kadar geciktiği dikkate alınırsa, Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;ın pekçok hadisini ondan duymadığı ortaya çıkar. Bu durum, onun hadis bilgisini tamamlayabilmesi için, Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;den duymuş olan sahâbîlerden almasını gerektiriyordu. Onun bu hali, ya dünyevi meşguliyetlerinden dolayı, ya da yaşlarının küçük olması, yahut da sonradan Müslüman olmaları gibi sebeplerle Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in meclislerinde bulunmayan diğer sahâbîlerin durumuyla aynıdır. Humeyd&#8217;den gelen şu haber de bunu teyid eder:</p>
<p>&#8220;Biz Enes b. Mâlik&#8217;in yanında idik. Bize şöyle dedi: Vallahi size Hz. Peygamber&#8217;den naklettiğimiz hadislerin hepsini bizzat kendisinden duymuş değiliz. Fakat (hadisi duyan duymayana naklederdi) biz de birbirimizi yalanlamazdık.&#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, Misir 1313, IV, 283; M. Ebû Zehv, a.g.e., 157).</p>
<p>Hadisi duyan ve diğerlerine nakleden sahâbînin isminin zikredilmemesini &#8220;tedlis&#8221; saymak uygun değildir. Zira Ehl-i sünnet âlimlerinin ittifakıyla sahâbenin hepsi âdildir. Âlimlerin, mürsel hadisi delil kabul etmek hususundaki ihtilâfi, ismi zikredilmeyen râvinin durumunun bilinmeyişi sebebiyledir. İbnu&#8217;s-Salâh bu hususta şöyle der: &#8220;İbn Abbâs ve benzeri yaşça küçük sahâbîlerin Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;den işitmedikleri halde ondan rivâyet ettikleri mürsel hadisler, mevsûl ve müsned hükmündedir. Çünkü onlar bu hadisleri sahâbîlerden almışlardır. Bir sahâbînin kim olduğunun bilinmemesi, hadisin sihhatine zarar vermez. Çünkü sahâbîlerin tamamı âdildir.&#8221; (İbnu&#8217;s-Salâh, Mukaddime, Mısır 1326, 22).</p>
<p>Bütün bunlardan anlasiliyor ki Ebû Hureyre &#8216;den hiçbir yalan çıkmış değildir. Zira bu tür mürsel hadislerde Ebû Hureyre, &#8220;Rasûlullah&#8217;ın şöyle dediğini işittim, ya da şöyle yaptığını gördüm&#8221; demiyor; aksine, &#8220;Rasûlullah şöyle buyurdu veya şöyle yapmıştır&#8221; gibi ifadeler kullanıyordu. Burada onun tedlis yaptığı da söylenemez. Çünkü adını zikretmediği kimse, sahâbeden biridir ve sahâbînin âdil olduğuna dair icmâ vardır (M. Ebû Zehv, a.g.e., s.158).</p>
<p><strong>Bir başka itiraz:</strong></p>
<p>Hz. Ömer (ra), Ebû Hureyre &#8216;yi hadis rivâyetinden alıkoymuş ve ona,</p>
<p>&#8220;Ya Hz. Peygamber&#8217;den hadis rivâyetini bırakırsın, ya da seni Devs topraklarına sürerim.&#8221;demiştir (İbn Kesir, el-Bidâye, VIII, 106; M. Ebû Zehv, a.g.e., 159). Hz. Ömer (ra)&#8217;in bu tutumu Ebû Hureyre &#8216;nin yalan söylediğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Buna şöyle cevap verilmiştir:</strong></p>
<p>Ebû Hureyre (ra), Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;dan naklettiği hadisleri halka öğretmeyi, ilmi gizlemenin günahındân kurtulmak için, kendisine bir görev sayıyordu. (Buhâri, İlim, 43). Bu anlayış onu çok hadis rivâyet etmeye sevketti. Bir tek mecliste bile Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in birçok hadisini naklederdi. Fakat Hz. Ömer (ra), halkın her şeyden önce Kur&#8217;ân ile meşgul olmasını, amelle ilgili olanların dışında kalan hadisleri az rivâyet etmelerini, halkı yersiz bir tevekküle götürecek ruhsat hadisleriyle, halkın anlayamayacağı müşkil hadisleri halka rivâyet etmeyi uygun görmüyordu. Bu arada, çok hadis rivâyet edenlerin, rivâyet sırasında hata yapabileceklerinden ve benzeri şeylerden de endişe ediyordu.</p>
<p>Bütün bu sebeplerle, Hz. Ömer (ra) sahâbîleri çokça hadis rivâyet etmekten alıkoymuş, Ebû Hureyre &#8216;ye de ağır konuşmuş ve onu Devs&#8217;e sürmekle tehdid etmiştir. Çünkü Sahâbe içerisinde en çok hadis rivâyet eden oydu. İbn Kesir bunu naklettikten sonra şöyle der: Bununla birlikte Hz. Ömer (ra), bu konuda Ebû Hureyre’nin (r.a.) hassasiyet ve titizliğini anladıktan sonra, ona hadîs rivayeti konusunda izin vermiştir. Ebû Hureyre (r.a.) bunu şöyle anlatır:</p>
<p>“Ömer’e çokça hadîs rivayet ettiğim haberi ulaştığında beni çağırıp, ‘Falanın evinde, Resûlüllah’la (s.a.s.) birlikteydik ve sen yanımızdaydın değil mi?’ diye sordu. Ben de: ‘Evet (ben de oradaydım) ve bunu neden sorduğunu da biliyorum!’ dedim. Ömer: ‘Peki neden sordum?’ dedi. Ben de: ‘Allah Resûlü o gün, “Kim bile bile bana yalan isnat ederse, ateşteki yerine hazırlansın!” buyurmuştu.’ dedim. Hz. Ömer: ‘(Madem bunu hatırlıyorsun) o hâlde git ve hadîs rivayet et!’ dedi.&#8221; (İbn Kesîr, el-Bidâye, 7/107; Zehebî, Siyer, 2/603)</p>
<p><strong>Bir baska menfî tenkid:</strong></p>
<p>Ebû Hureyre &#8216;nin diğer sahâbîlerden daha çok hadis rivâyet etmesini sağlayan şey, Hz. Peygamber (s.a.s) söylesin veya söylemesin, helâl ve haramla ilgili olmayan, fakat güzel ahlâka teşvik, cennet ve cehennem haberleri gibi bütün güzel sözleri ona isnad etmeyi kendine câiz görmesidir. Onun bu konudaki dayanağı şu hadislerdir:</p>
<p>&#8220;Benden size hakka uygun bir söz ulaştığında, ben onu ister söylemiş olayım isterse olmayayım, onu alınız. Benim söylemediğim fakat benden size ulaştırılan güzel bir sözü, ben söylemişimdir.&#8221; (M. Ebû Zehv, a.g.e., 160).</p>
<p><strong>Buna verilen cevap şudur:</strong></p>
<p>Geç Müslüman olmasına rağmen Ebû Hureyre &#8216;nin çok hadis rivâyet etmesi, onların ileri sürdükleri sebeplere bağlanamaz. Bunun asıl sebebi, dünyadan el-etek çekip Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in toplantılarına katılması, savaşta ve savaş dışında onun yanından ayrılmaması, hadisleri unutmaması için Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in duasını alması, Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in vefâtından sonra elli yıl kadar daha yaşaması ve duymadığı hadisleri diğer sahâbîlerden alarak insanlara rivâyet etmesidir. (a.g.e.).</p>
<p>Helâl ve haram dışındaki konularda Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e yalan isnad etmesini kendisi için câiz görmesi iddiası da geçersizdir. Çünkü o,&#8221;Kim bilerek bana yalan isnad ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.&#8221;hâdisinin râvîlerinden biridir. Birçok toplantılarında hadis rivâyet etmek istediğinde bu hadisi zikrettiği sâbittir.</p>
<p>Sahâbiler, onun hadis rivâyetindeki üstünlüğünü kabul ettiler ve ondan hadis naklettiler. Hz. Ömer, Osman, Talha, İbn Abbâs, Âişe, Abdullah b. Ömer ve diğerleri (r.anhum) bunlardandır. (Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e., III, 513; İbn Kesir, a.g.e., VIII, 108). Bu da onların, Ebû Hureyre &#8216;nin güvenilirliği ve doğruluğu hususunda ittifak ettiklerini gösterir. Diger taraftan, Ebû Hureyre &#8216;nin rivâyet ettiği hadislerin çoğunun, başka sahâbîler tarafindan da nakledildigi görülür. (M. Ebû Zehv, a.g.e., 160, 161).</p>
<p><strong>Ebû Hureyre&#8217;nin dayandığını ileri sürdükleri hadislere gelince</strong>, bu hadisleri Ebû Hureyre rivâyet etmemiştir. Aksine bunlar onun adına uydurulmuş sözlerdir. Bu hususta ibn Hazm şöyle demiştir: &#8220;Allah&#8217;tan korkmaz bazı insanlar birtakım hadisler rivâyet ettiler. Bunların bazısı islâm&#8217;ın temel prensiplerini geçersiz kılmakta, bazıları da Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e yalan isnat etmeyi mübah saymaktadır.&#8221; İbn Hazm bu iki hadisi de, râvîlerinin çok zayıf olmasından ötürü geçersiz saymaktadır (İbn Hazm, el-ihkâm fî Usûli&#8217;l-Ahkâm, Mısır 1345, II, 76, 78, 80; M. Ebû Zehv, a.g.e., 161, 162).</p>
<p>Macar asıllı ünlü müsteşrik Yahudi Ignaz Goldziher de Ebû Hureyre &#8216;nin hadis uydurduğunu ve bunda hayli ileri gittiğini ileri sürmüştür. Böyle bir tenkid tümüyle bâtıldır, geçersizdir ve hiçbir haklı tarafi yoktur.</p>
<p>Buhâri&#8217;nin söylediği gibi Ebû Hureyre &#8216;den sekiz yüz âlim hadis rivâyet etmiştir. O, sahâbe ve muhaddisler nazarında son derece güvenilir yüce bir şahsiyettir. İbn Ömer şöyle demiştir: “Ebu Hureyre benden daha hayrlı ve naklettiğini daha iyi bilendir.&#8221; Cennet&#8217;le müjdelenenlerden biri olan Talha b. Ubeydullah da:</p>
<p>&#8220;Şüphe yok ki Ebû Hureyre Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;den bizim işitmediğimiz hadisleri işitmiştir.&#8221;demiştir (el-Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e, III, 511, 512). Mervan&#8217;ın sekreteri Ebû Zuayzia da Ebû Hureyre &#8216;nin hadis rivâyetinde ne derece güçlü olduğunu gösteren şu haberi nakleder:</p>
<p>&#8220;Mervan, Ebû Hureyre &#8216;yi Saray&#8217;da hadis rivâyet etmek için dâvet etmişti. Mervan beni divanın arkasına oturtmuştu ve ben de Ebû Hureyre &#8216;nin naklettiklerini gizlice yazıyordum. Ertesi yıl yine onu dâvet etti ve ondan hadis rivâyet etmesini istedi. Bana da bir yıl önceki yazdıklarımdan takip etmemi tenbih etti. Neticede, onun bir tek kelime bile değişiklik yapmadan rivâyet ettiğini gördüm.&#8221; (ibn Kesir, a.g.e., III, 106; M. Ebû Zehv, a.g.e., 162-164).</p>
<p><strong>Ebû Hureyre’nin (r.a.) çok hadîs rivayet etmesinde hangi âmiller rol oynadı?</strong></p>
<p>Hiç şüphesiz, Ebû Hureyre’nin (r.a.) diğer sahabilere nispetle Allah Resûlü’nden (s.a.s.) çok hadîs rivayet etmesinde önemli rol oynayan âmiller vardır. Bu âmiller bize, onun hem maddî hem de manevî olarak böylesi ağır bir sorumluluğu yüklenmeye hazır olduğunu ve Allah Resûlü (s.a.s)’ın hadîslerini istikbale taşıma konusunda ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir. Bunları şöyle açıklamak mümkündür:</p>
<p><strong>1. Hz. Peygamber’le (s.a.s.) Sürekli Birlikte Olması</strong></p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.), Medine’ye hicret ettiği andan itibaren Resûlü Ekrem’in (s.a.s.) yanından ayrılmamış; büyük bir iştiyakla ilâhî feyzinden istifade edip hadîslerini hıfzetme konusunda özel bir gayret göstermiştir. Diğer sahabiler çoğu kez günlük meşguliyetleriyle uğraşırken, o, Hz. Peygamber’i (s.a.s.) takip ederek onların bulunmadığı meclislerde bulunmuş, onların duymadığı hadîsleri ezberlemiş, ilmi gizlemeyip başkalarına tebliğ görevini (Bakara sûresi, 2/159; Buhârî, Hacc 131; Tirmizî, İlim 3) layıkıyla yerine getirmiştir.</p>
<p>Resûlüllah’a en yakın iki sahabiden Hz. Ebû Bekir (ra)’in Sunh denilen yerde oturduğu ve oradan Mescid-i Nebevî’ye gelip gittiği (Buhârî, Cenâiz 3; Megâzî 84), Hz. Ömer (ra)’in de ancak gün aşırı Mescid’e gelebildiği (Buhârî, İlim 25; İbn Hanbel, 1/33) göz önüne alındığında, Allah Resûlü’yle (s.a.s.) mülâzemetin Ebu Hureyre’ye ne büyük bir avantaj kazandırdığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Yine Ömer (r.a.), rivayetleri tahkîk ederken, ‘çarşı-pazarda ticaretle uğraşmanın bazı hadîsleri kaçırmasına neden olduğunu’ bizzat ifade etmiştir. (Buhârî, Büyû’ 9) Abdullah b. Ömer, Talha ve Ebû Eyyüb el-Ensârî (r.anhum) gibi sahabiler de, Ebû Hureyre’nin (r.a.) kendilerinden daha çok hadîs rivayet etmesinde, onun Hz. Peygamber’le (s.a.s.) olan beraberliğinin önemli rolü olduğunu belirtmişlerdir. (Tirmizî, Menâkıb 46)</p>
<p><strong>2. Resûl-i Ekrem’in (s.a.s.) Husûsî Duasına Mazhar Olması</strong></p>
<p>Resûl-i Ekrem’in (s.a.s.) duasına mazhariyet, Ebû Hureyre’nin (r.a.) ilme olan iştiyakı dolayısıyla kazandığı manevî bir fazilettir. Rivayete göre, Ebû Hureyre ve Zeyd b. Sâbit (r.a.) gibi sahabîlerin Mescid-i Nebevî’de dua ve zikirle meşgul oldukları bir esnada, Allah Resûlü (s.a.s.) gelip yanlarına oturmuş ve her birinden dua etmelerini istemişti. Hz. Zeyd ile diğer arkadaşlarının dualarına ‘âmîn’ dedikten sonra, Ebû Hureyre’nin (r.a.): ‘Allah’ım Sen’den bu iki arkadaşımın istediklerini ve ayrıca unutulmayacak bir ilim vermeni istiyorum.’ şeklindeki duasına da ‘âmîn’ diye mukabele etmiştir. Diğerlerinin: ‘Ey Allah’ın Elçisi, biz de unutulmayacak ilim istiyoruz.’ demeleri üzerine, Ebû Hureyre’yi (r.a.) kastederek, ‘Şu Devsli genç sizi geçti.’ (İbn Hacer, el-İsâbe, 7/204) diyerek onun bu konudaki arzu ve iştiyakına işaret etmiştir.</p>
<p><strong>3. Hadîsleri Öğrenmeye Büyük Bir İştiyak Duyması</strong></p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.), Resûl-i Ekrem’in (s.a.s.) &#8220;İman Yemenli, fıkıh Yemenli, hikmet Yemenlidir.&#8221; (Buhârî, Menâkıb 1; Meğâzî 74; Müslim, İmân 82,88-90) sözleriyle ilim ve kültür zenginliğine işaret ettiği Yemen şehrinin kültür havzasında yetişmiş, ilme ve öğrenmeye âşık bir zattı. İlme layık olduğu önem ve değeri verdiği içindir ki, yalnızca birkaç kelime öğrenebilmek maksadıyla günlerini Peygamber’e (s.a.s.) hizmetle geçirmiş, dünya nimetlerine iltifat etmemiştir.</p>
<p>Hz. Ebû Hureyre’nin bir gün: ‘Ey Allah’ın Elçisi, kıyamet gününde senin şefaatine en çok kim layık olacaktır?’ diye sorması üzerine, Resûl-i Ekrem (s.a.s.):</p>
<p>“Ey Ebû Hureyre! Hadîse karşı düşkünlüğünü bildiğim için senden önce hiç kimsenin bana böyle bir hadîsi sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamet gününde şefaatimle bahtiyar olacak en mutlu kimse, tüm kalbiyle veya içten içe ‘Allah’tan başka tanrı yoktur/Lâ ilâhe illallah’ diyen kişidir.” (Buhârî, İlim 33; Rikâk 51) buyurarak onun hadîse olan iştiyakını takdirle karşılamıştır.</p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.) kendini ilme o kadar adamıştı ki, onun hayatta tek bir arzusu vardı, o da ilim taleb etmek ve dinde derinleşmekti (tefakkuh). Bir gün Allah Resûlü (s.a.s.) ganimet taksim ederken, onun taksimata kayıtsız kaldığını görmüş ve: “Sen de arkadaşlarının benden istediği gibi ganimetten istemez misin?” diye sormuş, o da buna, ilme adanmış bir ruh hâliyle şöyle karşılık vermişti: “(Ey Allah’ın Elçisi) benim Sen’den istediğim tek bir şey var, o da Allah’ın sana öğrettiği ilimden bana da öğretmendir.” (İbn Hacer, el-İsâbe, 7/203)</p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.), ilme ve öğrenmeye karşı oldukça meraklı ve cesurdu. Öyle ki, başkalarının Hz. Peygamber’e (s.a.s.) sormaya cesaret edemedikleri şeyleri rahatlıkla sorar ve aldığı cevapları başkalarına ulaştırmak için muhafaza ederdi. Vahiy kâtiplerinden Übey b. Ka’b (r.a.) buna şöyle işaret etmiştir: “Ebû Hureyre Peygamber (s.a.s.)’in karşısında oldukça cesaretliydi. Bizim soramadıklarımızı hiç çekinmeden ona sorardı.” (İbn Hacer, el-İsâbe, 7/202) Kendinden önce Müslüman olmuş sahabilere de sorar, onların ilminden de faydalanırdı. O, sonsuz bir ilim ve irfan hazinesiydi. Talebelerine kimi zaman şöyle derdi: “Ebû Hureyre’nin daha ne (ilim dolu) keseleri var ki, onları henüz açmamıştır.” Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) da, onun hakkında: ‘Ebû Hureyre âdeta ilim dolu bir kaptı’ demiştir. (Zehebî, Siyer, 2/596)</p>
<p>Hz. Ebû Hureyre: “Resûlüllah’tan iki kap dolusu ilim aldım. Bunlardan sadece birini aranızda yaydım. Diğerine gelince, eğer bunu aranızda yaymış olsaydım, şu gırtlağım kesilirdi.” diyerek gizli bir ilme sahip olduğunu da ifade etmiştir. Ebû Hureyre’nin insanlara yaymadığı ilmin ahkâma ve âdâba dair olması ihtimal dâhilinde değildir. Zira bunu ümmetten alıkoyması risaletin tebliğine aykırı bir husustur. Tercih olunan kanaate göre, bunlar, kıyamet alametleri, ümmetin başına gelecek olan bazı fitneler ve yine onların başına geçecek zâlim idarecilerle alâkalı haberler olmalıdır. Ebû Hureyre’nin (r.a.) bazen kinayeli olarak aktarmış olduğu haberler de bu kanaati güçlendirmektedir. Meselâ Allah Resûlü’nün (s.a.s.) “Vukuu yaklaşan şerden dolayı vay Arap’ın hâline.” (Buhârî, Fiten 4) sözü ile Ebû Hureyre’nin “60 yılının başları ve yönetimin çocuklara geçtiği (günlerden) Allah’a sığınırım.” (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 1/261) ifadeleri buna işaret etmektedir.</p>
<p>O hâlde Ebû Hureyre (r.a.), anlaşılmasında güçlük çekilen haberlerden dolayı Allah ve Resûlü yalanlanmasın diye ancak insanların anlayabilecekleri, akıllarının alabileceği ve istifade edebilecekleri şeyleri dile getirmeye özen göstermiştir. Bundan dolayı da bildiği her şeyi anlatmaktan çekinmiştir. (M. Accâc el-Hatîb, Ebû Hureyre Râviyetü’l-İslâm, s.266)</p>
<p><strong>4. Güçlü Bir Hafızaya Sahip Olması</strong></p>
<p>Arap toplumunda yazı henüz gelişmemişken, bilgiyi muhafaza etmek maksadıyla hafızaya büyük önem verilirdi. Bu sebeple Araplar, tarihte hafızası en güçlü milletlerden biri sayılmıştır. Nitekim bir bedevînin, &#8220;Kalbindeki bir harf, kitabındaki on harften daha değerlidir.&#8221; sözleri onların bu özelliğine işaret etmektedir. (İbn Abdilberr, Câmi’u Beyâni’l-İlm, s.87)</p>
<p>Hz. Ebû Hureyre de güçlü bir hafızaya sahipti. Ancak hadîsleri ezberleyebilmek için daha güçlü bir hafızaya sahip olmak gerektiğini bildiği için bir gün Hz. Peygamber’e (s.a.s.) hafızasından şikâyette bulunmuş, Hz. Peygamber (s.a.s.) de ona, elbisesini yere yaymasını ve konuşması bitinceye kadar öylece bırakmasını, sonra toplayıp sırtına tekrar giymesini tavsiye etmişti. Ebû Hureyre (r.a.), Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu tavsiyesine uymuş ve o günden sonra duyduklarını bir daha unutmadığını ifade etmiştir. (Buhârî, İlim 43; Tirmizî, Menâkıb 47)</p>
<p>Ancak Ebû Hureyre’nin (r.a.) bütün duyduklarını mı, yoksa sadece o mecliste duyduklarını mı unutmadığı konusu ihtilâflıdır. Buharî şârihi İbn Hacer, onun söz konusu meclisten sonra duyduğu hiçbir şeyi unutmadığını söylerken, buna Zührî’nin rivayet ettiği “Onu hak üzere gönderene andolsun ki, bir daha ondan duyduğum hiç bir şeyi unutmadım.” (Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, 1/136-7) ifadesini delil gösterir. (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 1/260) Hanefî alimlerinden Ebû Ca’fer et-Tahâvî ise, el-A’rec kanalıyla nakledilen “Hz. Muhammed&#8217;i (s.a.s.) hak üzere gönderene andolsun ki, bu güne kadar onun söylediği o sözlerden tek bir kelime dahi unutmadım.” ifadesini hakikate daha yakın görmüş ve bu görüşüne Ebû Hureyre’nin (r.a.) unuttuğuna işaret eden bazı rivayetleri delil olarak göstermiştir. (Tahâvî, Müşkilü’l-Âsâr, 2/182-3)</p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.), Allah Resûlü’yle birlikte olduğu yıllarda hafızasının mükemmel olduğunu ve bundan büyük bir haz duyduğunu şöyle ifade eder: “Bu yıllar içinde Resûlullah’ın (s.a.s.) bana söylediklerini özümsemekten daha sevimli hiçbir şey yoktu.” (İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, 4/b.2, 54) Öğrencisi Ebû Sâlih onun hakkında: ‘Allah Resûlü’nün ashabı içerisinde hafızası en güçlü olanı Ebû Hureyre idi.’ demiştir. (Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, 6/133</p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.) hadîsleri yazmadığı için sık sık tekrar ederdi. O, ilimle meşgul olanlara zamanın nasıl verimli bir şekilde kullanılacağına dâir önemli bir tavsiyede bulunur ve der ki: “Ben geceyi üç kısma ayırırdım. Bir kısmında namaz kılar, bir kısmında uyur, diğer kısmında da Allah Resûlü’nün hadîslerini müzakere ederdim.” (Dârimî, Mukaddime, 27) Bu durum, tabiî olarak onun hadîsleri daha iyi ezberlemesine önemli bir katkı sağlamıştır.</p>
<p><strong>5. Ömrünü Hadîs İlmine Adaması</strong></p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.), uzun süren ömrünü hadîs tahammül ve rivayetine adamış, gecesini gündüzünü sırf hadîsleri öğrenme ve öğretmeye hasretmiştir. Sahabenin bir araya geldikleri cuma günlerinde Mescid-i Nebevî’nin bir kenarına çekilerek hadîs rivayet eder, pek çok insan da onu can kulağıyla dinlerdi. Bu aynı zamanda onun hadîste otorite olarak kabul edildiğinin de bir işaretidir. Ebû Hureyre’den (r.a.) menkul hadîslerin böyle geniş bir kesime hitap etmesi dolayısıyladır ki, sahabe ve tâbiûndan 800 civarında ravi ondan hadîs rivayet etmiştir. (İbn Hacer, İsâbe,7/202)</p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.) bütün mesaisini ilme harcarken, Hz. Peygamber’e (s.a.s.) daha yakın ve onunla daha fazla sohbet etmiş olan Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.) gibi seçkin sahabiler, devletin idarî yapılanması ve fütuhât işleriyle uğraşmaktan hadîs rivayetine ayıracak zaman bulamamışlardır. Buna bakarak, sahabenin kendi aralarında belli bir iş bölümü yaptıklarını söyleyebiliriz. Nitekim Ebû Hureyre (r.a.) gibi, Abdullah b. Ömer, Ebû Saîd el-Hudrî, Abdullah b. Mes’ûd (r.anhum) gibi sahabilerin isimleri daha ziyade ilmî sahada öne çıkarken; rivayetleri az olan Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Hâlid b. el-Velîd (r.anhum) gibi sahabiler ise, askerî sahada vazife almışlar ve bu alanda saygınlık kazanmışlardır. (M. Accâc el-Hatîb, Ebû Hureyre Râviyetü’l-İslâm, s.263) Bu iş bölümü dolayısıyladır ki, Muaz b. Cebel, ilim öğrenmek isteyenlere Ebu’d-Derdâ, Selmân-ı Fârisî, İbn Mes’ûd ve Abdullah b. Selâm’ı (r.anhum) tavsiye etmiştir. (Hâkim, Müstedrek, I/98)</p>
<p>Hz. Ebû Hureyre’nin çok hadîs rivayet etmesine rağmen, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer gibi Allah Resûlü’nü (s.a.s.) yakından takip eden bazı büyük sahabilerin niçin daha az hadîs rivayet ettikleriyle ilgili bir soruya Bediüzzaman Hazretleri de şöyle bir cevap vermiştir:</p>
<p>“Nasıl ki insan, bir ilâca muhtaç olsa, bir tabibe gider; hendese için mühendise gider, mühendisten nakleder; mes’ele-i şer’iyye, müftüden haber alınır ve hâkeza&#8230; Öyle de, Sahâbe içinde ehadîs-i Nebeviyyeyi gelecek asırlara ders vermek için, ulemâ-i Sahâbeden bir kısım, ona manen muvazzaf idiler. Bütün kuvvetleriyle ona çalışıyorlardı. Evet, Hazret-i Ebû Hureyre bütün hayatını, hadîsin hıfzına vermiş; Hazret-i Ömer, siyaset âlemiyle ve hilâfet-i kübrâ ile meşgul imiş. Onun için, ehâdîsi ümmete ders vermek için, Ebu Hureyre ve Enes ve Câbir gibi zâtlara itimad edip; ondan, rivayeti az ederdi.” (Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s.132)</p>
<p><strong>6. Uzun Ömürlü Olması</strong></p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.), Hz. Peygamber’in (s.a.s.) vefatından sonra yaklaşık yarım asır kadar daha yaşamıştır. Onun yaşadığı bu yarım asırlık zaman diliminde, İslâmî fetihler sonrasında çeşitli kültür ve medeniyetlere ait unsurlar Müslümanlar arasına sızmış ve itikadî, felsefî ve siyasî problemlere çözüm yolları bulma lüzumu ortaya çıkmıştır. Şüphesiz insanlar bu problemlerin çözümünde Kur’ân ve hadîslerin hakemliğine müracaat etmişlerdir. Ancak bu konuda onlara, en çok o dönemde hayatta olan sahabiler yol gösterip yardımcı olmuştur.</p>
<p>Genç yaşlarda Hz. Peygamber’i (s.a.s.) adım adım takip etmiş olan Ebû Hureyre, Abdullah b. Ömer, Ebû Saîd el-Hudrî ve Hz. Âişe (r.ahum) gibi uzun ömürlü âlim ve fakîh sahabiler, bu devirde önemli vazifeler üstlenmişlerdir. Allah Resûlü’nün (s.a.s.) kutsal mirasını gelecek nesillere bu kıymetli şahsiyetler ulaştırmıştır. Dikkat edilirse, bu isimlerin sahabe içerisinde çok hadîs rivayetiyle tanınan şahıslar oldukları görülmektedir.</p>
<p><strong>Netice</strong></p>
<p>Hz. Ebû Hureyre, h. 7. yılda Medine’ye gelip Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sohbetiyle müşerref olduktan sonra, Mescid-i Nebevî’nin bir kenarında ilim ve irfanla meşgul olan Ashab-ı Suffa’ya katılmış ve Allah Resûlü’nün (s.a.s.) yanından bir an olsun ayrılmamıştır. Her nereye gitmişse O’nu (s.a.s.) takip etmiş, hizmetine amâde olmuştur. Gerektiğinde hane-i saadetlerinde bile O’na (s.a.s.) hizmetten geri kalmamıştır. Kâh bineğinin dizginlerini tutmuş, kâh taş taşımış, kâh su getirmiş ve böylelikle Efendimiz’in (s.a.s.) sevgisini kazanmıştı. Bu muhabbet, onun hadîslere karşı iştiyakını artırmış ve hadîse ulaşmak için her türlü fedakârlığı göze almıştır.</p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.), Allah Resûlü’nün işaretiyle üstlendiği bu mukaddes vazifeyi layıkıyla yerine getirmiş ve muvaffakiyetle neticelendirmiştir. Allah Resulü’nün (s.a.s.) ‘Gökteki yıldızlar’ diye vasıflandırdığı o kutlu insanlar arasında, hadîste önemli konuma sahip olması dolayısıyla Ebû Hureyre’nin (r.a.) hususi bir yeri vardır. Resûlüllah’a (s.a.s.) olan bağlılığı ve hizmet aşkını, ömrünü hadîs ilmine adamasıyla göstermiştir. O, hayatını ortaya koyduğu bu hizmet anlayışıyla, ilimle uğraşan günümüz insanlarına da, gökteki yıldız misâli kılavuzluk etmiştir.</p>
<p>İlim uğruna gecesini gündüzüne katmış, sıkıntı ve zorluklara sabırla tahammül göstermiştir. O, bu samimi gayretiyle Allah Resûlü’nün (s.a.s.) hususî teveccühüne ve duasına mazhar olmuş ve bu sayede unutulmayacak derya gibi bir ilime kavuşmuştur.</p>
<p>Ebû Hureyre’nin (r.a.), Allah Resûlü’nün (s.a.s.) hadîslerine karşı gösterdiği bu aşkın merak ve iştiyakı, bazı sahabilerin hayretini mûcip kılmış ve bu durum, bazen izahı gerektiren itirazların yöneltilmesine sebebiyet vermiştir. O, kendisine yöneltilen bu itirazlara kendinden son derece emin bir şekilde</p>
<p>“Sizler bağınızda bahçenizde, çarşı-pazarınızda dünyanızla meşgul olurken, bu fakîr karın tokluğuna Allah Resûlü’nün yanından hiç ayrılmamış, O’nu (s.a.s.) adım adım izlemeyi mukaddes bir vazife bilmiştir.”<br />
diye cevaplamıştır. Bu sözler, Ebû Hureyre’nin (r.a.) üstlendiği bu hususî vazifeye olan sadakatini göstermesi bakımından oldukça mânidardır. Ruhu şâd, mekanı cennet olsun! Allah bizleri şefaatine nâil eylesin!</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>1. M. Ali Sönmez, Ebû Hureyre, DİA, Şamil İslam Ansiklopedisi, II, 21-23.</p>
<p>2. Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 1/44 vd.</p>
<p>Selam ve dua ile&#8230;<br />
Sorularla İslamiyet</p>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hureyrer-a-yapilan-elestirilere-cevaplar/">Ebu Hureyre(r.a) Yapılan Eleştirilere Cevaplar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hureyrer-a-yapilan-elestirilere-cevaplar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebu Hüreyre&#8217;nin (r.a.) Çok Hadis Rivayet Etmesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hureyrenin-r-a-cok-hadis-rivayet-etmesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hureyrenin-r-a-cok-hadis-rivayet-etmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 22:34:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Emin'e Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hüreyre'nin (r.a.) Çok Hadis Rivayet Etmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hureyre'nin Çok Hadis Rivayet Etmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Ebu Hureyre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10525</guid>

					<description><![CDATA[<p>İddia:Peşaver Geceleri: Allah aşkına insafla söyleyin, bu dünya perest insan üç yıl Resul-u Ekrem (s.a.a)’ın sahabesi olmasına rağmen, bu müddet zarfında nasıl oluyor da beş bin hadis nakledebiliyor? Sahabenin Onun Çok Hadis Rivayet Etmesini Kabul Etmemesi [Ahmed Emin, Fecrul İslam]Kitabının 269. sayfasında şöyle diyor: “Bazı sahabiler onun Hz. Peygamberden çok hadis rivayet etmesini fazlasıyla eleştirmişler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hureyrenin-r-a-cok-hadis-rivayet-etmesi/">Ebu Hüreyre’nin (r.a.) Çok Hadis Rivayet Etmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ebu-hureyrenin-r-a-cok-hadis-rivayet-etmesi/attachment/30/" rel="attachment wp-att-10526"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-10526" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/30.jpg" alt="Ebu Hüreyre'nin (r.a.) Çok Hadis Rivayet Etmesi" width="600" height="450" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/30.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/30-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/30-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a></p>
<p><strong>İddia:Peşaver Geceleri:</strong> Allah aşkına insafla söyleyin, bu dünya perest insan üç yıl Resul-u Ekrem (s.a.a)’ın sahabesi olmasına rağmen, bu müddet zarfında nasıl oluyor da beş bin hadis nakledebiliyor?</p>
<p><strong>Sahabenin Onun Çok Hadis Rivayet Etmesini Kabul Etmemesi</strong></p>
<p>[Ahmed Emin, Fecrul İslam]Kitabının 269. sayfasında şöyle diyor: “Bazı sahabiler onun Hz. Peygamberden çok hadis rivayet etmesini fazlasıyla eleştirmişler ve bundan şikayetçi olmuşlardır. Müslim’in “Sahih”inde yer alan şu rivayet buna işaret ediyor: “Ebû Hüreyre şöyle diyor: ‘Siz Ebu Hüreyre’nin Hz. Peygamberden çok hadis rivayet ettiğini iddia ediyorsunuz. Allah şahittir ki ben karın tokluğuna Hz. Peygamber’e hizmet eden yoksul biriydim. Muhacirler çarşıda alış verişle, ensar da mallarıyla meşgul oluyorlardı.” Yine Müslim’deki bir başka hadiste şöyle diyor: “Diyorlar ki Ebu Hüreyre çok rivayette bulunuyor. Muhacire ve ensara ne olmuş ki onun gibi hadis rivayet etmiyor? Size bunu haber vereyim: Ensar kardeşlerim arazilerinde çalışmakla meşgul oluyorlardı. Muhacir kardeşlerim de çarşıda alış veriş­le meşgul oluyorlardı. Ben ise karın tokluğuna ondan ayrılmıyordum. Onların yokluğunda hazır bulunuyor, unuttuklarını da ezberliyordum.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu ifadeler neredeyse Goldziher’in ifadelerinin aynısıdır. Sadece sahabilerin Ebu Hüreyre’yi yalanladıkları suçlamasında Goldziher’inldnden daha edepli ve (gerçek niyetini gizleyici) daha tedbirli ifadeler. Goldziher ise şöyle diyor: Sürekli hatırına gelen geniş hadis bilgisi, doğrudan ondan alanların kalplerinde şüphe uyandırıyordu. Ve bu şüphelerini alaycı bir üslupla ifade etmekte de tereddüt etmiyorlardı. (Bununla yazarın Müslim’den naklettiği ilk hadise işaret ediyor.)[Dairetu’l-Mearifi’l-İslâmiyye, 1/408. Ebu Hüreyre maddesi; Tercemesi: İ.A, (MEB), 4/32.]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Görüldüğü gibi basit bir farkla birlikte, karalama ve kötülemenin aslı buradan alınmıştır. Aradaki basit fark ise, Goldziher’in şüpheyi, doğru­dan ondan hadis alanlara -yani tâbiîne- yazarın ise bazı sahabilere nispet etmesidir. Böylece onun bu sinsi karalaması, Goldziher’in -açık- karala­masından daha zararlı ve tehlikelidir. Ve bu onun için övülemeyecek bir maharettir.</p>
<p>Sonuçta ne yazarın Ebu Hüreyre hakkında zikrettiklerinde, ne de Ebu Hüreyre’nin kendisini savunmak için söylediklerinde, onu karalayacak ve onun doğruluğundan şüphelenilmesini gerektirecek bir şey yoktur. Çünkü Ebu Hüreyre’nin geç Müslüman olmasına rağmen çok hadis rivayet etme­sinin sebebi, Hz. Peygamber’den ayrılmayışıdır. Öyle ki Hz. Peygamber nereye dönerse o da onunla birlikte oraya dönerdi. Hz. Peygamber vefat edince, O’nun bütün hadislerini öğrenmek istemekteki hırsından dolayı -ki onun hadis konusunda sahabilerin en hırslısı olduğuna Hz. Peygamber şahitlik etmiştir- Hz. Peygamber’in hadislerini sahabenin büyüklerine sorduğu gibi Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer ve Enes gibi sahabenin küçüklerine de soruyordu. O, insanların Hz. Peygamber’in hadislerini en çok ezberleyeniydi. Raşit halifeler döneminde, sahabiler farklı bölgelere dağılınca Hz. Peygamber’in hadislerinden ezberlemiş olduklarını, O’nun ümmetine tebliğ etmeyi üzerine düşen bir emanet ve vazife olarak gördü. Diğer taraftan da bildiği hadisleri rivayet etmekten kaçınırsa, ilmi saklamış olmanın akıbetinden korktu. Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste, Ebu Hüreyre bunu açıkça söylemektedir. Şöyle diyor: Şayet Allah’ın kitabındaki iki ayet olmasa hadis rivayet etmezdim. Sonra şu ayetleri okudu: “indirdiğimiz açık delilleri ve doğru yolu, Biz insanlara kitapta açıkladıktan sonra gizleyenlere, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder. Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıklayanlar başkadır. İşte Ben onların tevbelerini kabul ederim. Çünkü Ben tevbeyi çok kabul eden, çok merha­met edenim.” (Bakara 159-160).</p>
<p>Ebu Hüreyre’nin geç Müslüman olmasına rağmen, Hz. Peygamber’den böylesine çok rivayette bulunmasının, tâbiînden bazılarınca ya da Medine ortamından uzakta olan bazı sahabilerce garip karşılanması ve şöyle demeleri doğaldı: “Ebû Hüreyre’ye ne oluyor ki çok hadis rivayet ediyor ve Hz. Peygamber’in (daha eski) sahabileri onun kadar rivayet etmiyor?” Akıllarına gelen bu soruyu Ebu Hüreyre’ye yöneltiyorlardı. Ondan şüphe­lendikleri veya onu yalanlamak için değil, içlerindeki bu şaşkınlığı bertaraf etmek ve Ebu Hüreyre’nin onlara bunun sebebini açıklaması için. Ki bu sebebi de zikrettik. Onlar da verdiği cevaptan razı ve mutmain olarak sükût ettiklerine göre, “Fecru’l-İslâm” yazarının iddia etmiş olduğu, Ebu Hüreyre’yi çok fazla eleştirdikleri ve onun doğruluk ve hafızasından şüphe ettikleri iddiası da nereden çıkıyor?</p>
<p>Yazarın zikrettiği Müslim’deki rivayetlerde sadece Ebu Hüreyre’nin çok hadis rivayet etmesinin garip karşılandığına delalet eden bir sorgulama var. Acaba bir şeyi garip karşılamak ne zamandan beri yalanlamak oluyor? Doğruluğundan şüphe etmediğin bir dostun sana, garip karşılanacak bir şey söyleyebilir ve sen de bu garipseme ve şaşkınlığı ona gösterirsin. Onu yalanlamak ve söylediklerini inkâr etmek için değil, şendeki bu şaşkınlığı gidermesi ve söylediklerinin iç yüzünü sana açıklaması için yaparsın. İşte Ebu Hüreyre ile ilgili durum da budur. Böyle olduğunun delili ise, Ebu Hüreyre, diğer sahabilerden daha çok rivayette bulunmasının sebebini açıkladığında buna razı olmaları ve bunu kabul etmeleridir.</p>
<p>Eğer onlar Ebu Hüreyre’yi yalanlamış veya doğruluğundan ve hıfzın­dan şüphe etmiş olsalardı, onun “ben sizin duymadıklarınızı duydum ve sizin unuttuklarınızı ezbeledim” demesiyle onların kendisini tasdik etme­sini sağlayabilir miydi? Yine şayet onun rivayet ettiği hadislerden şüphe etselerdi, onun bu ümmetin yol göstericisi Hz. Peygamber’den rivayette bulunmaya devam etmesine izin verirler miydi? Yoksa hak için son derece şiddetli ve sert olan Mü’minlerin Emiri Hz. Ömer ona engel mi olurdu? Aynı şekilde -kendi görüşüne göre- doğruyu desteklemek için Hz. Ali’yle savaş için evinden çıkmış olan Hz. Aişe böyle bir durum karşısında susar mıydı? Yine Hz. Peygamber vefat ettiğinde çoğu henüz hayatta olan sahabiler buna göz mü yumardı? Ki onların dinin korunması için göster­dikleri hırs, hadis konusundaki bir hatayı, bu kişi Mü’minlerin Emiri Hz. Ömer veya Hz. Peygamber’in eşi Hz. Aişe olsa bile, derhal reddedecek bir derecedeydi. Acaba bu kimseler çok hadis rivayet eden ve yalan söyleyen biri karşısında nasıl sessiz kalabilirlerdi?</p>
<p><strong>Son olarak şunu sormak gerekir:</strong> Ebu Hüreyre’nin, -çok hadis rivayet etmesinin sebebiyle ilgili- açıklama yaptığı kimseler kimlerdi? Ben hadis­teki ifadelerden, o kimselerin sahabenin ileri gelenleri, fakihleri, İslâm’a ilk girenleri ve Hz. Peygamberle uzun süre birlikte olanları olduğunu göste­ren herhangi bir işaret geremiyorum. Aksine bana göre tercihe şâyân olan görüş, bu kimselerin kesinlikle sahabiler olmadıklarıdır. Ebu Hüreyre’nin şu sözüne dikkat edilsin: “Diyorlar ki muhacirler ve ensar ne olmuş ki onun kadar hadis rivayet etmiyorlar?” Şayet bu sözü söyleyenler, muhacirler ve ensardan olan sahabiler olsalardı, sözü kendilerine nispet ederek şöyle der­lerdi: Bize ne oldu ki onun kadar hadis rivayet etmiyoruz?</p>
<p>Yine Ebu Hüreyre’nin onlara verdiği cevaptaki şu ifadelerine dik­kat edilsin: “Muhâcir kardeşlerim&#8230; ve ensar kardeşlerim&#8230;.” Şayet onu eleştirenler muhacir ve ensar sahabiler olsalardı onlara şöyle derdi: “Siz ticaretle veya ziraatla meşgul olurken&#8230;.” Buhârî’de gelen hadisin sonun­daki şu ifadeye de dikkat edilsin: “(Onların) hazır bulunmadıkları yerde hazır bulunuyor, ezberlemediklerini ezberliyor&#8230;” Şayet ona itiraz edenler sahabiler olsaydı şöyle demesi gerekirdi: “Sizin hazır bulunmadığınız yer­lerde&#8230;.” Evet, hadis üzerinde iyice düşünülünce, benim için tercihe şayan görüş bu oluyor.</p>
<p>Diğer taraftan Ebu Hüreyre’nin hayatını dikkatlice incelediğimde, ona bu itirazda bulunanlar arasında bir sahabe ismi bulamadım. Bu hususta İbn Hacer’in “el-İsâbe” isimli eserinde şöyle dediğini gördüm: “İbn Sa’d, Velid İbn-i Rebah’ın şöyle dediğini rivayet ediyor: Hz. Hasan’ı dedesinin yanına defnetmek istediklerinde Ebu Hüreyre’yi Mervan’a şöyle diyorken duydum: Seni ilgilendirmeyen işlere karışıyorsun. -O zaman emir başka­sıydı.- Sen ancak burada olmayanın hoşnutluğunu istiyorsun. Bunun üze­rine Mervan kızdı ve şöyle dedi: insanlar diyor ki Ebu Hüreyre çok hadis rivayet ediyor&#8230;” Bilindiği gibi Mervan tâbiîndendi ve bu olay da sonraki dönemlerde oldu. Mervan bunu kızgınlık anında söylüyor ve (genel ola­rak) insanlara nispet ediyor. Şayet şikayetçi olanlar sahabiler olsalardı, bu şikayetlerinin Ebu Hüreyre’ye ulaştırılmasından geri kalmazlardı ve Mervan’da bir münasebetle bu şikayeti Ebu Hüreyre’ye ulaştırırdı.</p>
<p><strong>Sonuç itibariyle</strong> Ebu Hüreyre’nin kendisi hakkında rivayet ettiği bu sözde -ki bu anlama gelecek başkasına ait bir rivayet bulamıyoruz- onu eleştirenlerin sahabiler olduğu veya sahabilerin ileri gelenleri olduğuna işaret eden bir şey yoktur. Eğer eleştirenler sahabi olsalardı, diğer bazı sahabilerin birbirlerini reddetmelerini rivayet ettiği gibi tarih bunu da rivayet ederdi.</p>
<p>“Fecru’l-Islâm” yazarına, müsteşrıklardan olan üstatlarına ve onların yeryüzünün her yerindeki bütün takipçilerine meydan okuyoruz: Ebu Hüreyre’ye bu sözü söyleyenin sahabilerden biri olduğunu, sahabenin onu hadis rivayet etmekten men ettiğini, onu yalancılıkla suçladıklarını ya da ondan hadis dinlenilmesini yasakladıklarını ispat eden sahih bir tarihi metin getirin! Bunu bulabilmeleri ne kadar da uzak&#8230;. Aksine güvenilir tarihî metinlerin hepsi sahabenin onun hıfzını ve sahabilerin en çok hadis bileni olduğunu itiraf ettiklerini ortaya koyuyor. Zaman zaman Hz. Aişe, İbn Abbas ve diğerleri rivayet ettiği bazı hadisleri garip karşılıyorlar, ancak çok geçmeden onun kendilerinin bilmediklerini bildiğini itiraf ederek rivayetini kabul ediyorlardı.</p>
<p>Bir gün Ebu Hüreyre Hz. Peygamber’in şöyle dediğini rivayet etti: “Kim bir cenazenin peşinden giderse ona bir kırat (ecir) vardır.” İbn Ömer bunu işitti ve şöyle dedi: Ebu Hüreyre (bize hadis rivayet etmek­te) çok oldu. Ancak Hz. Aişe rivayet ettiği şeyde Ebu Hüreyre’yi tasdik etti. Bunun üzerine İbn Ömer dedi ki: Öyleyse pek çok sevabı kaçırdık. Sonra da bu hadisi rivayet etmeye ve Hz. Peygamber’e isnad etmeye baş­ladı. Kendisine kimden duyduğu sorulduğunda ise, bana Ebu Hüreyre rivayet etti, diyordu. İşte bu yüzden Ebu Hüreyre için şöyle derdi: Hz. Peygamber ile en çok beraber olanımız ve hadisi en iyi bilenimizdir.</p>
<p>Muhammed İbn-i Umâra İbn-i Amr İbn-i Hazm on küsur ileri gelen sahabenin bulunduğu bir mecliste oturuyordu. Ebu Hüreyre onlara Hz. Peygamber’den hadis rivayet etmeye başladı. Bazıları hadisi bilmiyor, onu gözden geçiriyorlar ve böylece biliyorlardı. Aynı şekilde Ebu Hüreyre yine hadis rivayet ediyordu. Defalarca böyle yaptı. Muhammed diyor ki: O zaman anladım ki Ebu Hüreyre insanların en çok hadis ezberleyenidir. Bu haberi, Buhârî “Tarih”inde, Beyhakî de “el-Medhal’de rivayet etti. (1)</p>
<p>Şüphe yok ki bütün vaktini bir şeye ayıran, sadece onunla ilgilenen ve onun peşinde koşan biri, kısa sürede onunla ilgili başkalarının sahip olamaya­cağı ölçüde bilgi ve haberlere sahip olur. Biz hocalarıyla ilgili bazı talebelerin durumlarından biliyoruz ki -bazı talebeler hocalarına başkalarından daha geç öğrencilik yapmaya başlamış olmalarına rağmen- hocayla ilgili -büyük küçük- her şey için güvenilir ve kesin bir kaynak olmuşlardır. Oysa hocanın daha ileri gelen ve eski talebeleri bunları bilmeyebiliyor ve daha geç öğrenci­liğe başlayanın verdiği haberin doğruluğundan da şüphe etmiyorlar. Öyleyse bu meseledeki gariplik nerede? Bizim için önemli olan Ebu Hüreyre’nin doğ­ruluğudur ve onun doğruluğundan ne sahabe kardeşlerinin ne de çağdaşları ve talebeleri olan tâbiînin her hangi bir şüphesi olmamıştır. Doğru tarihin hükmü de budur. Ebu Reyye’nin, sahabenin Ebu Hüreyre’yi yalanlamaları ve onun doğruluğundan şüphe etmeleriyle ilgili anlattığı her şey, bir ilim talebesinin “bilimsel kaynaklar” olduğunu iddia etmeye utanacağı kitaplar­dan alınmış çirkin yalanlardır. Peki acaba o kitapların şüphe duyulmayacak ve tereddüt edilmeyecek kaynaklar olduğunu söyleyenin durumu nedir? (2)</p>
<p><strong>Ebu Hureyre&#8217;nin Çok Hadis Rivayet Etmesi (İksar)</strong></p>
<p>[Ebu Reyye] 162 ve 163. sayfalarda yazar büyük sahabi Ebu Hureyre&#8217;yi Hz. Peygamber&#8217;le beraber sadece üç yıl kaldığı halde sahabe arasında en çok hadis rivayet et­tiği için ayıplıyor ve Muhammed İbn-i Hazm&#8217;ın naklettiğine göre Bakiye îbn-i Mehled&#8217;in Musned&#8217;inde Ebu Hureyre&#8217;nin rivayet ettiği hadislerin 5374 hadise ulaş­tığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Ebu Reyye ve benzerlerine şunları söylemek is­tiyorum :</strong></p>
<p><strong>a)</strong> Sahabelik hayatında üç yıl gibi bir zaman kı­sa olmamakla beraber, başkasına göre daha az Hz. Peygamberle bulunsa da Ebu Hureyre (r.a)&#8217;nın çok hadis rivayet etmesindeki garabet neresindedir? Bu gerek aklen gerekse âdeten ilk olarak yapılan bir şey değildir. Nice şahıslar var ki az zamanda çok şey öğ­renir başkası onun birkaç katı zamanda öğrenemez. Zeka, ilme ciddi bir şekilde kendini vermek ve dün­yevî meşgalelerden kurtulmak gibi şeyler daha çok şey öğrenme ve tahsil etmeye yardımcı olurlar. Bu­gün bile bazı öğrenci ve müridlerin bir hocanın ya­nında kısa bir müddet kalarak onlardan ciltler dolu­su kitap kaydettiklerini ve Ebu Hureyre&#8217;nin Resulullah&#8217;tan ezberlediği hadislerden pek geri kalmayacak derecede sözlerini ezberlediklerini görüyoruz. Oysa bizim asrımızla onların asrı arasında çok fark olduğu gibi hayat, şartları, istidat ve kendini bu işe adama yönünden onlarla Ebu Hureyre arasında büyük fark­lar vardır.</p>
<p>Tamamı bir araya getirilse bir cilt kitabı geçmez, öyleyse garabet bunun neresinde?</p>
<p>Rivayet edilen bu 5374 hadisin bir çoğunun iki ve üç satıra ulaşmadığını unutmamamız gerektiğini belirtmek istiyorum. Tamamı bir araya getirilse bir cilt kitabı geçmez, öyleyse garabet bunun neresinde?</p>
<p><strong>b)</strong>Ebu Hureyre (r.a) dünyaya pek bağlı bir in­san değildi, az bir şeye kanaat ederdi. O zaman ha­nımı ve çocukları da yoktu, onu meşgul edecek tica­ret ve ziraatla da uğraşmıyordu. Tek işi mümkün olduğu kadar Hz. Peygamber&#8217;den ayrılmamaktı, (ister­seniz) neden çok hadis rivayet ettiğini Ebu Hureyre&#8217;­nin bizzat kendisinden dinleyelim:</p>
<p>Buhari, Müslim ve diğer hadis kitaplarında Buhari&#8217;nin rivayet ettiği lafızlara göre Ebu Hureyre (r.a) şöyle demiştir: «İnsanlar Ebu Hureyre çok ha­dis rivayet ediyor diyorlar. Allah&#8217;ın kitabında iki ayet olmasaydı bir tek hadis rivayet etmezdim.» sonra Al­lah&#8217;ın şu ayetini okur: «indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler&#8230;» (bu ve peşindeki ayeti) sonu­na kadar okur, sözlerine devamla: «Muhacir kardeş­lerimiz çarşı işleriyle meşgul oluyorlardı, Ensar kar­deşlerimiz de kendi mallarıyla uğraşıyorlardı. Ebu Hureyre ise karnını doyurmak için Resulullah&#8217;tan ay­rılmazdı. Onların hazır bulunmadıkları yerlerde ben bulunuyor ezberlemediklerini de ben ezberliyordum.»</p>
<p>Çok hadis rivayetinin sebeplerinden birisi de Re­sulullah&#8217;tan sonra da kendisini ilme, hadis rivayetine fetvaya adamasıdır. Hatta daha önce de geçtiği gibi Hz. Ömer onu valilikten azlettikten sonra ikinci kez vali olmasını isteyince o bunu reddetmiştir. Aslında onu kıvrak bir zekaya ve kuvvetli bir hafızaya sahip kılan Hz. Peygamberin ona yaptığı duadır. Bu konuda şöyle der: «bir gün unutkanlığımı Hz. Peygambere şikayet ettim Hz. Peygamber de ba­na «abanı ser» dedi, ben de onu serdim iki elleriyle avuçladı sonra bana «topla» dedi, ben de topladım, bir daha hiçbir şey unutmadım.» [1]Bazı âlimler bunu Hz. Peygamber&#8217;in bir mucizesi saymışlardır.</p>
<p>Kendi zamanında en çok hadis ezberleyen sahabi idi Nesâi ceyyid (sağlam) bir isnadla Sünen&#8217;in ilm bölü­münde, el-Hakim de el-Müsteirek&#8217;te : Zeyd b. Sabit&#8217;in şöyle dediğini rivayet ederler: Ben, Ebu Hureyre ve başka birisi Hz. Peygamber&#8217;in yanındaydık, bize «dua edin» dedi, ben ve arkadaşım dua ettik O da âmin dedi. Son­ra Ebu Hureyre dua etti ve şöyle dedi: «Allah&#8217;ım bu iki arkadaşımın istediklerini ben de istiyorum (bir de) senden unutmayacağım bir ilim istiyorum.» Resulullah da «amin» dedi. Biz «Ya Resulullah» bize de» dedik O, «Devsli genç sizi bu konuda geçti» dedi. Buharı «Ta­rih» inde Muhammed b. Hazm&#8217;ın on küsur yaşlı sahabinin bulunduğu bir mecliste otururken Ebu Hureyre&#8217;nin onlara Resulullah&#8217;tan hadis naklettiğini, ta­nımadıkları bazı hadisleri kendisine müracaat etmek suretiyle öğrendiklerini, bunun defalarca tekrarlandığını ve o günden bu yana Ebu Hureyre&#8217;nin en çok hadis ezberleyen sahabi olduğunu öğrendim» dediğini nakleder.</p>
<p>Onun hafızasına delalet eden bir husus da Hafız ibn-i Hacer&#8217;in «el-İsâbe&#8217;de naklettiği şu rivayettir: «Mervan&#8217;m Kâtibi Ebuz-Zuaya&#8217;a der ki: «Mervan, Ebu Hureyre&#8217;yi çağırdı, kendisine hadis rivayet ediyordu, beni de koltuğun arkasında oturttu ve ben onun söy­lediklerini yazıyordum; sene tamam olunca tekrar çağırttı ve aynı hadisleri sordu bana da (yazdıklarıma) bakmamı emretti. Ebu Hureyre bir tek harf değiştir­medi.» Ebu Hureyre&#8217;nin bu özelliğini gerek sahabiler gerekse sonradan gelen imamlar tanımışlardır. Ab­dullah b. Ömer, O&#8217;na şöyle der: «Şüphesiz sen içimiz­de Resulullah&#8217;tan hiç ayrılmayan ve (dolayısıyla) hadislerini en iyi bilensin.» imam Şafii de Ebu Hureyre, asrında hadis rivayet edenlerin en hafızı idi» demiştir. Bütün bunlardan sonra çok hadis rivayet ettiği için hâlâ onun emanet ve sıdkına dil uzatmak için bir kapı açılabilir mi? Çok hadis rivayet etmenin sebebi uzun zaman Resulullah&#8217;tan ayrılmaması ve dünyevi meşgalelerinin olmamasına bağlıdır. Haya­tın kolay oluşu, onun kendisini ilme ve talime ver­mesi, hüküm ve siyaset işlerine karışmaması ve ve­fatının gecikmesi de bunun sebeplerindendir. Yaza­rın sözlerinin başında da belirttiği gibi çok hadis ri­vayetinin fazilet ve dindeki yeri arasında herhangi bir irtibat yoktur. Üç halife görülmüyor mu? dindeki yer­leri, fazilet konumları ve Resulullah&#8217;a yakın olmala­rına rağmen kendilerini ilme verememiş ve sınırları genişleyen devletin işlerinden ayrı kalmamışlardır. (Oysa) Çok hadis rivayetini hazırlayan unsurlar da bunlardır. Onun için çok az hadis rivayet etmişlerdir. Dördüncü halifeye gelince vefatı geç olduğu için ilim ve fetvaya kendini verince rivayetleri de çok olmuştur.[2] Birisinin dindeki mevkii ile çok hadis rivayet etmesi arasında irtibat kurmak hiçbir şekilde ilmi tahkik kurallarına uymaz, önceki âlimler bunu anla­mışlardır. A&#8217;meş Ebus-Salih&#8217;in şöyle dediğini nakle­der : «Ebu Hureyre Resulullah&#8217;ın ashabı içerisinde en çok hadis ezberleyendir yoksa en faziletlileri değildir»»[204]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1] Yazar bu kıssadan şüphe duymuş ve onu inkara kalkışmış­tır. Onun bu konudaki önderi yahudi müsteşrik Goldzier&#8217;dir.<br />
[2] es-Suyuti. el-İtkan, c. 2, s. 187.<br />
[3] Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/197-201.</p>
<p>***<br />
<strong>Soru:</strong> Neden Hazret-i Enes, Câbir, Ebu Hüreyre&#8217;den çok geliyor; Hazret-i Ebu Bekir ve Ömer az rivayet ediyor?&#8221;</p>
<p>Elcevap: Nasıl ki insan bir ilâca muhtaç olsa, bir tabibe gider; hendese için mühendise gider, mühendisten nakleder; mesele-i şer&#8217;iye müftüden haber alınır, ve hâkezâ&#8230; Öyle de, Sahabe içinde, ehâdis-i Nebeviyeyi gelecek asırlara ders vermek için, ulema-i Sahabeden bir kısım, ona mânen muvazzaf idiler, bütün kuvvetleriyle ona çalışıyorlardı. Evet, Hazret-i Ebu Hüreyre bütün hayatını hadisin hıfzına vermiş. Hazret-i Ömer siyaset âlemiyle ve hilâfet-i kübrâ ile meşgulmüş. Onun için, ehâdisi ümmete ders vermek için, Ebu Hüreyre ve Enes ve Câbir gibi zatlara itimad edip, ondan, rivayeti az ederdi. Hem madem sıddık, sadûk, sadık ve musaddak bir Sahabenin meşhur bir namdarı, bir tarikle bir hadiseyi haber verse, yeter denilir, başkasının nakline ihtiyaç da kalmaz. Onun için bazı mühim hadiseler iki üç tarikle geliyor.(3)<br />
***<br />
(1) Mustafa Sibai, İslam Hukukunda Sünnetin Yeri, S. 370-4.<br />
(2) Mustafa Sibai, İslam Hukukunda Sünnetin Yeri, S. 406.<br />
(3) http://www.erisale.com/?locale=tr&amp;bookId=2&amp;pageNo=193#content.tr.2.193</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/11/ebu-hureyrenin-ra-cok-hadis-rivayet.html</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hureyrenin-r-a-cok-hadis-rivayet-etmesi/">Ebu Hüreyre’nin (r.a.) Çok Hadis Rivayet Etmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hureyrenin-r-a-cok-hadis-rivayet-etmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
