<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz.Aişe ve Hz.Muaviye | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/hz-aise-ve-hz-muaviye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Dec 2024 06:45:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Hz.Aişe ve Hz.Muaviye | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)&#8217; a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:3</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum3/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Dec 2024 06:22:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Kızıldaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Süfyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Aişe ve Hz.Muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Hz.Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Hz.Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Vali Eşter]]></category>
		<category><![CDATA[Muaviye ve sahabelik]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=27539</guid>

					<description><![CDATA[<p>İtham: Ziyad bin Ebihi&#8217;yi kendi nesebine katmış olması Babasının tam olarak kim olduğu belli olmayan Ziyad&#8217; a, Ziyad b. Ebihi yani babasının oğlu denmekte idi. Muaviye (radıyallahu anh) onu kendi soyuna katmış ve ismini Ziyad b. Ehi Süfyan olarak koymuştur. Ziyad b. Ebihi, Müminlerin Emiri Ali (radıyallah u anh)&#8217;ın Horasan valisi olarak görev yapıyordu ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum3/">Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)’ a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:3</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İtham:</strong> Ziyad bin Ebihi&#8217;yi kendi nesebine katmış olması Babasının tam olarak kim olduğu belli olmayan Ziyad&#8217; a, Ziyad b. Ebihi yani babasının oğlu denmekte idi. Muaviye (radıyallahu anh) onu kendi soyuna katmış ve ismini Ziyad b. Ehi Süfyan olarak koymuştur. Ziyad b. Ebihi, Müminlerin Emiri Ali (radıyallah u anh)&#8217;ın Horasan valisi olarak görev yapıyordu ve Ali (radiyalluhu anh)&#8217; ın en samimi adamlarından ağzı laf yapan hitabeti güçlü birisiydi. Ali (radıyallah anh) döneminde, Muaviye (radıyallah anh), Ziyad&#8217;ı kendi yanına çekmek için çok uğraşmış, birçok yollar de nemiş, fakat bunu başaramamıştır. Ancak Müminlerin Emiri Ali (radıyallah anh)&#8217;ın şehit düşmesi üzerine, Muaviye (radıyallah u anh), onu yanına çekmek için artık çok güzel bir fırsat bulmuştu. Muaviye (radıyallah u anh), Hasan (radıyallah u an) ile barış yaptıktan sonra, artık Ziyad ile barışma ve onu kazanma yolla rını denemeye başladı. Bu meseleyi çözmesi için Muğire b. Şube (radıyallah u anh)&#8217;ı görevlendirdi. Çünkü Ziyad&#8217;ı ikna ederek, Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;a biat etmesini ve onun emrinde hizmet vermesini sağlayabilecek tek kişiydi. M uğire (radıyallah u anh)&#8217;ın bunu başarması da ayrıca Muaviye&#8217;ye en büyük bir hizmet oluyordu. Nesebi karışık olan Ziyad&#8217;ı, Ebu Süfyan&#8217;ın oğlu olarak kabul ederek Hazreti Muaviye Ziyad&#8217;ı kendisine bağlamış oldu. Bu hareketi ile de İslam&#8217;ın haram kıldığı kişinin babasından başka bir kişiye neseb iddia etmesi yasağını da çiğnemiş bulundu.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Ziyad b. Ebihi&#8217;nin annesi Sümeyye adında bir cariyedir. Ziyad&#8217;ın annesi Sümeyye, Haris b. Kelde es-Sekafi&#8217;nin kölesiydi. Haris onu azatlı kölesi Ubeyd es-Sekafı ile evlendirmişti. Sümeyye, Ziyad&#8217;ı Taifte, Taif halkı müslüman olmadan önce kocası Ubeyd es-Sekafı&#8217;nin yatağında doğurdu. 877 Ziyad&#8217;ın annesi Sümeyye cahiliyye döneminde kapısına bayrak dikerek zina yapanlardandı ve Ziyad da bu zinalardan birinden ötürü dünyaya gelmiştir. Kaynaklarda adı bazen Ziyad b. Sümeyye878 , bazen Ziyad b. Ubeyd879 ve bazen de Ziyadu&#8217;l Emir880 diye geçmektedir. Bazı kaynaklarda da Ziyad b. Ehi Süfyan881 diye zikrolunmaktadır. Ancak genel olarak Ziyad b. Ebihi882 (babasının oğlu) diye geçmektedir. Bunun da sebebi, babasının kesin olarak kim olduğunun bilinmemesinden ileri gelmektedir. 883 Cahiliyye döneminde birden fazla kişi fahişe bir kadınla beraber olurdu. Kadın bu ilişkiler sonucunda eğer hamile kalır ve doğurursa, bu dönemde kimlerle cinsel ilişkiye girmişse, çocuğu bunlardan istediği birine nispet eder ve o da o çocuğu sahiplenirdi. Nitekim Ziyad&#8217;ın Ebu Süfyan&#8217;ın nesebine ilhak meselesi de bu cahiliyye adetlerinin bir uzantısı olarak görülmüştür. Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın Ziyad&#8217;ı babası Ebu Süfyan&#8217;ın nesebine katması, Ebu Süfyan&#8217;ın Sümeyye ile bir araya geldiğini ispat eden pek çok delile binaendir. Zaten Ebu Süfyan&#8217;ın kendisi de Ali (radıyallah u anh)&#8217;ın da bulunduğu bir mecliste bunu itiraf etmişti ki bu itiraf olayı, Ömer (radıyallah anh) döneminde Ziyad, büyüyüp gelişen bir delikanlı olduğunda gerçekleşmiştir. 884</p>
<p>Zaman zaman Ebu Süfyan&#8217;ın, Ziyad&#8217;ın kendi çocuğu olduğunu söylediği rivayet edilmiştir. 885 Muaviye (radıyallah u anh) hilafet makamına geçince, Ziyad adına bu nesebe Ebu Meryem es-Seluli (radıyallah anh) şahitlik etmiştir. Bu zatın kendisi de sahabidir. Cahiliye döneminde Taif şehrinde şarap ticareti ya parmış. Ebu Süfyan ile Sümeyye&#8217;yi bir araya getiren de bu zattır ki böyle durumlar cahiliye döneminin alışılagelmiş adetlerindendi. 886 Ziyad&#8217;ın Ebu Süfyan&#8217;ın nesebinden olması iddiası etrafta o kadar yayılmıştı ki, hatta Basra halkından birileri Muaviye(radıyallahu anh), Ziyad&#8217;ı babasının oğlu olarak ilan etmezden önce de bu hususta Ziyad lehine şahitlik etmişti. 887 Hazreti Muaviye&#8217;nin, Ziyad&#8217;ı babasının nesebine dahil ettiği ne dair sahih ve kesin bir rivayet yoktur. Kaldı ki zaten Muavi ye&#8217;nin kendisi &#8220;Çocuk üzerinde doğduğu yatağa aittir ve zina eden için ancak mahruniyet (recmetme) vardır. &#8220;888 hadisinin ravilerinden biridir. 889 Bu hadisin ravilerinden biri olan Hazreti Muaviye&#8217;nin kendisinin de rivayet ettiği hadisin hükmüne aykırı bir eylemde bulunması düşünülemeyeceğine göre Ziyad&#8217;ın nese binin Ebu Süfyan&#8217;ın nesebine ilhakı konusundaki töhmet Ziyad b. Ebihi&#8217;nin kendisine dönmektedir. Çünkü nesebini Ebu Süfyan&#8217;ın nesebine ilhak eden bizzat kendisidir. Nitekim Müslim&#8217;in Ebu Osman en-Nehdi 890 kanalıyla rivayet ettiği hadis buna delildir. Hadise göre Ebu Osman diyor ki: &#8220;Nesep iddia edilince, ben Ebu Bekre&#8217;ye gittim ve ona dedim ki: Nedir bu yaptığınız? Benim Sad Ehi Vakkas (radıyallah anh)&#8217; tan dinlediğime göre, Nebi (aleyhisselam); &#8216;Kim İslam &#8216;da bile bile öz babasından başka birinin kendi babası olduğunu iddia ederse o kimseye cennet haramdır.&#8221; buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekre &#8216;Ben de bunu Rasulullah (aleyhisselam)&#8217;den işittim.&#8221; dedi. 891</p>
<p>İmam Nevevi, bu hadisle ilgili açıklamasında diyor ki: &#8220;Bunun manası, Ebu Osman en-Nehdi&#8217;nin Ebu Bekre&#8217;yi kınamış olmasıdır. Ziyad, Ebu Bekre ile anne bir kardeştirler. Ziyad,Ziyad b. &#8216;Ubeyd es-Sekafi olarak bilinmektedir. Sonra Muaviye b. Ehi Süfyan (radıyallahu anhuma) Ziyad&#8217;ın nesebini ilhak iddiasında bulunmuş ve onu babası Ebu Süfyan&#8217;ın nesebine katmış tır. İşte bunun içindir ki Ebu Osman gidip Ebu Bekre&#8217;ye, &#8220;Nedir bu yaptığınız?&#8221; diye sormuştur. Çünkü Ebu Bekre de bu durumu kınayan ve kabul etmeyen biriydi. Bunun için (kardeşi) Ziyad&#8217;ı hecretmiş ve bir daha onunla konuşmamak üzere yemin etmiş tir. Belki de Ebu Osman&#8217;a, Ebu Bekre&#8217;ye bu sözü söylediği zaman Ebu Bekre&#8217;nin bu durumu kınayıp kabul etmediği bilgisi ulaşmamıştı. Yahut da Ebu Osman &#8220;Nedir bu yaptığınız şey?&#8221; sözü ile şunu kastetmiş olabilir: &#8220;Kardeşin Ziyad&#8217;dan kaynaklanan bu iş ne kadar çirkin, sonuç ve ceza itibarıyla da ne kadar büyük azap gerektiren bir durumdur. Çünkü Rasüllah (aleyhisselam) bu işi yapan kimseye cenneti haram kılmıştır. &#8220;Lemma Uddu&#8217;iye Ziyadun yani Ziyad&#8217;a nesep iddia edilince&#8221; sözünde dal harfinin harekesini damme, ayn harfinin harekesini ise kesre olarak zabtetmek suretiyle işi yapan fail isimlendirilmemek üzere mebni (meçhul) kılınmıştır. Yani Ziyad&#8217;ın nesebinin ilhakı iddiasında Muaviye bulunmuştur. Hafız Ebu &#8216;Amir el-&#8216;Abderi&#8217;nin hattının bulunduğu bir nüshada bu lafız dal ve ayn harfinin fetha olarak zabtıyla &#8220;İdde&#8217;a Ziyadun&#8221; şeklinde gelmiştir. Buna göre nesep iddiası eyleminde bulunan Ziyad&#8217;ın kendisidir. Bu zabt şeklinin kabul edilebilir bir yönü vardır ki, buna göre Muaviye (radıyallah u anh) Ziyad&#8217;ın nesebi iddiasında bulunmuş Ziyad da onu bu iddiasında tasdik etmiştir. Böylelikle Ebu Süfyan (radıyallahu anh)&#8217;ın oğlu olduğu iddiasında bulunan kişi Ziyad&#8217;ın bizzat kendisi olmuştur ki Allah en doğrusunu bilir.892</p>
<p>Neseb iddiasında bulunan kişinin Hazreti Muaviye değil de Ziyad&#8217;ın olduğu hususunu güçlendiren delillerden bir diğeri de Hafız Ebu Nu&#8217;aym&#8217;ın Ziyad b. Ebihi&#8217;nin biyografisinde zikrettiği şu sözdür: &#8220;Ziyad b. Sümeyye: Ebu Süfyan&#8217;ın nesebine ilhak iddiasında bulunmuş böylece ona nispet edilmiştir.&#8217; 893 Bütün bu hususlar iddia edenin Muaviye değil, Ziyad olduğunu göstermektedir. İşte bundan dolayı kardeşi Ebu Bekre (radıyallahu anh) onu hecretmiştir ki Allah en doğrusunu bilir.&#8221;894 Muaviye (radıyallah u anh) Ziyad&#8217;ın nesebe ilhakı hakkında şöyle demiştir: &#8220;Allah&#8217;a yemin ederim ki, Araplar cahiliyye döneminde neseben benim onların en şereflisi olduğumu çok iyi bilirdi. 895 İslam ise bendeki bu şerefi kat kat daha arttırmıştır. Ben Ziyad ile azdan çoğa ermediğim gibi onunla zilletten şerefe de yükselmedim. Fakat ona ait olan bir hakkı bildim (öğrendim) ve onu konması gereken,hakkettiği yere koydum.&#8221;dedi.&#8221; 896 Bütün bu rivayetlerden öyle anlaşılıyor ki Ziyad&#8217;ın bu nesep iddiası, Hazreti Muaviye&#8217;nin onu kendi yanına çekmek için ortaya attığı veya Hazreti Muğire ile arasında kurduğu bir taktik değil; öteden beri bilinen eski bir iddiadır. Ziyad&#8217;ın Hazreti Muaviye&#8217;ye biatini bu şarta bağlaması gibi Muaviye ile Ziyad arasında geçen danışıklı dövüş olduğu şeklindeki iddialar tamamen bu olayı nakleden bazı ravilerin kendilerinden uydurup ileri sür dükleri iddialardır. 897</p>
<p>Medine halkının İmamı olan İmam Malik Muvatta adını verdiği eserinde Ziyad&#8217;ın ismini, Ziyad b. Ehi Süfyan olarak ver mekte, Ziyad b. Ebihi dememektedir. 898 Nitekim başka imamların da aynı uygulamada bulunduklarını görüyoruz. 899 İbnu&#8217;l &#8216;Arabi, İmam Malik&#8217;in bu konuyla ilgili uygulaması hakkında şöyle demektedir: &#8220;Bu kitap, Abbasiler döneminde derlenmiştir. Yani artık devlet ve iktidar gücü Abbasilerin elindeydi. Buna rağmen Abbasiler İmam Malik&#8217;den bu ismi kendi istedikleri doğrultusunda değiştirmesini istemedikleri gibi onu bu konuda kınamadılar da. Çünkü onlar ilim ve marifet sahibi insanlardı. Ziyad&#8217;ın bu meselesinin ilim ehli nezdinde ihtilaflı olduğunun f arkındaydılar. Zira ilim ehlinden bir kısmı, Muaviye (radı yallahu anh) &#8216; ın, Ziyad&#8217;ı babası Ebu Süfyan&#8217;nın oğlu olarak kabul etmesini caiz görürken, kimisi de buna karşı çıkmıştır. Bundan dolayı buna karşı çıkanların itirazlarına mahal kalmamıştır. &#8220;900 Öte yandan İmam Malik&#8217;in Ziyad&#8217;ın nesebini Ebu Süfyan&#8217;ın oğlu olarak göstermesi, hiçbir kimsenin kavrayamayacağı pratik bir zekanın eseridir. Çünkü Ziyad&#8217;ın Ebu Süfyan&#8217;a nispeti ihtilaflı bir mesele olduğuna ve bu meseledeki hüküm iki vecihten birisi ile neticelendiğine göre bizim için bu görüşten dönüş yoktur. Zira kadının ihtilaflı bir meselede, görüşlerden biri ile hükmetmesi onu yürürlüğe koyar ve hilafı ortadan kaldırır ki en doğrusunu bilen Allah&#8217;tır. &#8220;901</p>
<p>Eğer &#8220;Sahabeniçin bu konuda Muaviye&#8217;yi eleştirmiştir?&#8221; denirse, biz de buna cevap olarak deriz ki: &#8220;Çünkü bu ictihadi bir meseledir de ondan.&#8221;902 Kaldı ki, Muaviye (radıyalluhu anh) Ziyad&#8217;ın babasının nesebine ilhak edilmeyi hak ettiği hususunda yeterince ikna olmuştu. Çünkü o bu meseleyi babasından mutlaka duymuştur. Bunun içindir ki, Muaviye (radıyallahu anh), yaptığı işin sıradan bir şey olmadığını, mutlaka yerine getirilme si gerekli olan zorunlu bir iş olduğunu biliyordu ve bunun şuurunda olan biriydi. Hiç şüphesiz bu işin böyle olduğu dönemin insanları tarafında da biliniyordu. Burada sadece Muaviye (ra dıyallah u anh)&#8217;ın yaptığı tek şey, onu böylece ispatlamak ve Ziyad&#8217;ın babasının oğlu yani kardeşi olduğunu gerçekçi bir şekilde ortaya koymaktan ibaret bulunuyordu. 903</p>
<p>İşte iddia sahiplerinin Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ı kınama konusu ettikleri mesele bundan ibarettir.</p>
<p><strong>İtham:</strong> Sahabi Hucr b. Adiyy el-Kindi, Muaviye (radıyallah anh)&#8217;ın emriyle katledilmiştir.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Hucr b. Adiyy, Ali b. Ehi Talib (radıyallahu anh)&#8217;ın tebasın dan ve onunla birlikte Sıffin&#8217;de savaşanlardandı. Hucr b. Adiyy ve arkadaşları, Osman (radıyallahu anh)&#8217;ın aleyhine konuşurlar, ona kötü ve haksız sözler sarfederler, idarecileri kolayca eleştirirler, idarecileri inkarda acele ederler, hatta bu hususta aşırı giderler, Ali&#8217;nin taraftarlarını tutarlar ve dinde müsamahasız olurlardı.904</p>
<p>Hasan (radıyallah anh), Muaviye (radıyallah anh)&#8217;ın lehine yönetimden çekilip, idare Hazreti Muaviye&#8217;ye geçince Hazreti Muaviye, Kufe valiliği görevine önce Muğire b. Şu&#8217;be (radıyallahu anh)&#8217;ı, Muğire&#8217;nin vefatından sonra da Ziyad b. Ebihi&#8217;yi getirmiştir. Küfeliler, Ömer (radıyallah anh) döneminde Sad (radıyallah anh)&#8217;ın yönetimini beğenmeme, Hazreti Ali&#8217;yi yardımsız bırakma, Hazreti Hasan&#8217; a vefasızlık yapma gibi kötü vasıflarla maruftular. Velid b. Ukbe (radıyallah anh)&#8217;ın ve Ebu Musa elEş&#8217;ari (radıyallah anh)&#8217;ın yönetimlerinden hoşnut olmayıp eleştirenler de onlardı. Hiç kimse onları kılıç kuvveti olmaksızın razı edememişti. Muğire b. Şu&#8217;be (radıyallah anh) Kufe valiliği süresince Hucr b. Adiyy&#8217;i ve arkadaşlarını idare etmiş, onlara karşı yumuşak ve affedici olmuş, onların eleştiri, inkar ve protestolarına ses çıkarmamış, onlara nasihatten geri durmamıştır. Ancak Muğire&#8217; nin vefatından sonra da Ziyad bin ebi Süfyan Kftfe valiliğine atanmıştır.905 Ziyad da önceleri Muğire b. Şu&#8217;be (radıyallah anh) gibi Hucr b. Adiyy&#8217;i ve arkadaşlarını idare etmiş, onların eleştiri, inkar ve protestolarına ses çıkarmamış, onlara nasihat-ten geri durmamıştır.906</p>
<p>Bir cuma günü Ziyad insanlara cuma hutbesi vermeye başladı. Hutbeyi uzatınca Hucr b. &#8216;Adiyy kalkarak &#8220;Namaz, namaz!&#8221; dedi. Ziyad hutbesine devam etti. Hucr b. &#8216;Adiyy ayağa kalkıp Ziyad&#8217;ı taşladı. Hucr b. &#8216;Adiyy&#8217;in yandaşları da cuma günü insanlara hutbe okumakta olan Ziyad&#8217;ı taşlamaya başladılar.</p>
<p>Ziyad olanları Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;a rapor etti. Hazreti Muaviye, Hucr b. &#8216;Adiyy&#8217;in öldürülmesini emretti. Çünkü Hucr bir fitne başlatmıştı.907 Muaviye (radıyallahu anh) da fitnenin kökünü daha işin başında kazımak istemişti. Bu nedenle Aişe (radıyallahu anha), Hazreti Muaviye&#8217;ye Hucr b. &#8216;Adiyy&#8217;i neden öldürdün?&#8221; diye sorduğunda Muaviye (radıyallahu anh) ona cevaben: &#8220;Allah&#8217;ın huzurunda karşılaşana kadar beni ve Hucr&#8217;u bırak. &#8220;908 diye haklı sebebleri olduğunu kast etmişti. Bu olay göstermektedir ki, Muaviye (radıyallahu anh) Hucr b. &#8216;Adiyy&#8217;in ölüm emrini sebepsiz yere vermemiştir. Muaviye (radıyallahu anh) şahitlerin bizzat kendi huzurunda, Şia&#8217;nın kışkırtmalarıyla Hucr b. Adiyy&#8217;in ve taraftarlarının lrak&#8217;a vali olarak atadığı Ziyad&#8217;a karşı ayaklandıkları hatta Cuma hutbesinde onu fütursuzca taşladıkları yönündeki şahitliklerinden sonra &#8220;müminlerin emiri&#8221; sıfatıyla olaya müdahele etmek zorunda kalmıştır. Zira Hucr b. &#8216;Adiyy ve taraftarlarının sergilediği bu tavır, müminlerin emirine isyan etmek, ona olan biatlerini bozmaktan başka bir anlam taşımamaktaydı. Rasulüllah (aleyhisselam)&#8217;in böyleleri hakkında verdiği hüküm de gayet açıktı: &#8221;İdari işiniz tek bir adam üzerinde birlik iken, sizlere biri gelir de birliğinizi parçalayıp gücünüzü kırmak yahut topluluğunuzu bölmek isterse onu derhal öldürün.&#8221;909 başka rivayette şöyle gelmiştir:</p>
<p>&#8220;Muhakkak ki ileride birtakım fitneler ve işler zuhur edecek. Her kim bu ümmetin idari işi birlik ve beraberlik halinde iken onu fırka fırka bölmek isterse, kim olursa olsun o bölücü kişiyi kişiyi (öldürün).&#8221;910</p>
<p>&#8220;Bu hadislerde, meşru&#8217; devlet başkanına karşı isyana kalkışanın veya müslümanların siyasi birliklerini parçalamak yahut gücünü kırmak isteyenin öldürülmesi emri açıkça ifade edilmiştir. Böyle bir kimse öncelikle bu eyleminden nehy olunur. Eğer vazgeçmezse ona karşı kıtal yapılır. Şerri, öldürmekten başka bir yolla def edilemezse öldürülür, kanı da heder olur.&#8221; 911 İşte o dönemin &#8220;müminlerin emiri&#8221; ve &#8220;İslam devletinin başkanı&#8221; sıfatlarıyla Muaviye (radiyallahu anh) &#8216; ın yaptığı da buydu. 912 Bu konuda söylenecek en güzel ifade; eğer Hucr sadece sözlü sataşma ile yetinseydi esasen Hazreti Muaviye, Hucr&#8217;u öldürmek niyetinde değildi. Fakat o bununla yetinmedi ve işi fiili başkaldırıya kadar vardırdı.913 Bu noktada iddia edilen bir iftira vardır ki, ehl-i sünnette tefrikacılıkla nam salmış adamların bu iddiayı hakikat gibi yansıttığını görmekteyiz. Taberi&#8217;de geçen asılsız bir rivayete göre Hazreti Muaviye, öldürmeden önce Hucr&#8217;a son bir kez hak tanımış ve Sahabeye söverse affedileceğini söylemiştir. Hucr ise bunu reddederek öldürülmüştür.914 Bu iftirayı hakikat belleyip Allah Rasulünün ashabına dil uzatanlar yüksek tirajlı eserleri ile milletimizi zehirlemekten geri durmuyorlar.</p>
<p>Hz. Muaviye (Radıyallahü Anh)&#8221;Eğer denilirse ki; Muaviye (radıyallah anh), Hucr b.&#8217;Adiyy&#8217;i Ziyad&#8217;ın sözüyle zalimce ve esir olarak öldürmüştür. Biz buna cevaben deriz ki: &#8216;Biz Hucr&#8217;un öldürüldüğünü biliyoruz.Ancak bu konuda ihtilaf etmiş haldeyiz. Şöyle ki bir kısım Muaviye (radıyallalahu anh) onu zulmen öldürdü derken diğer bir kısım hak olarak öldürdü demiştir.</p>
<p>Denilirse ki: &#8216;Öldürülmesini gerekli kılan bir durum yoktu ve aslolan Muaviye&#8217;nin onu zulmen öldürdüğüdür.&#8217; Deriz ki:</p>
<p>&#8216;Aslolan imamın (onu) öldürmesinin hak olmasıdır. Bu öldürmenin zulümle olduğunu iddia edenin delil getirmesi gerekir. Fakat söylenildiğine göre Hucr, inkar edilmesi gereken bazı işleri Ziyad&#8217;ın yaptığını görünce onu taşlamış ve ona olan biatini bozmuştur. İnsanlar arasında fitne çıkarmak istemiştir. Muaviye(radıyallah anh) da bu yaptıklarından sonra Hucr&#8217;u yeryüzünde bozgunculuk yapmak için çalışan kimselerden biri olarak görmüştür. Muaviye (radıyallah anh) hac ettiğinde Aişe (radıyallahu anha) onunla Hucr&#8217;un durumu hakkında konuşmuştur.</p>
<p>Bu konuşma sırasında Muaviye (radıyallahu anh), Aişe (radıyallahu anha)&#8217;ya: &#8220;Allah&#8217;ın huzurunda karşılaşana kadar beni ve<br />
Hucr&#8217;u bırak.&#8221; demiştir.Siz Ey Müslümanlar topluluğu! Allah&#8217;ın huzurunda adil, emin, seçilmiş ve mekin olan dostları Muhammed (aleyhiselam) ile beraber duruncaya dek Muaviye ve Hucr&#8217;u bırakmanız sizin için daha evladır. Bilmediğiniz bir iş hakkında siz siz olun, ne konuşun ne de o işe girin. Ne oldu da size işitmez oldunuz?&#8221;915 Muaviye (radıyallah anh)&#8217;ın Aişe (radıyallahu anha)&#8217;ya Hucr hakkındaki savunmasını açıklayan şu rivayetler meseleyi vuzuha kavuşturmaktadır:</p>
<p>&#8220;Hucr&#8217;a ve ashabına gelince ben bir işten korktum ve insanların kanlarının akacağı ve Allah &#8216;ın muharrematının helal kılınacağı bir fitnenin çıkmasından endişe ettim. Sen beni korkutuyorsun. Ey Aişe! Beni bırak da Allah bana istediğini yapsın. Bunun üzerine Aişe (radıyallahu anha): Vallahi seni bıraktım, vallahi seni bıraktım, vallahi seni bıraktım, dedi. &#8220;916&#8221;Ey müminlerin annesi! Ben, hayatta bırakıldığı takdirde insanları fesada sürükleyecek bir adamın öldürülmesini, hayatta<br />
bırakılmasından daha hayırlı bulduğum ve bunu da insanların yararına saydığım için onu öldürdüm, der. &#8220;917</p>
<p>Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın Hucr&#8217;u öldürme hususunda hata ettiğini kabul etsek bile bu durum Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;a sataşmamızı gerektirmez. Çünkü içtihada dayanarak hatayla adam öldürme hususunda Muaviye (radıyallahu anh) yalnız değildir. O&#8217;nun çok öncesinde Halid b. el-Velid ve Usame- b. Zeyd (radıyallah u anhuma) gibi iki seçkin sahabi de aynı hatayı işlemiştir. Halid b. el-Velid (radıyallahu anh)&#8217;ın kıssasını Buhari Abdullah İbn Ömer (radıyallahu anhuma)dan rivayet etmiştir. Bu kıssaya göre Cezimeoğulları &#8220;müslüman olduk&#8221; kelimesi yerine &#8220;şirkten çıktık, şirkten çıktık&#8221; kelimesini söylemişlerdir. Bunun üzerine Halid b. el-Velid bir kısmını öldürmeye bir kısmını da esir etmeye başlamıştır. Hatta birlikteki her askerin, elindeki esiri öldürmesini de emretmiştir. Rasulüllah (aleyhisselam) bunu duyunca iki kere</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım ben Halid&#8217;in işlediği bu işten sana sığınıyorum&#8221; şeklinde dua etmıştır.918</p>
<p>İbn Hacer bu hadisin şerhinde şöyle der: &#8220;Hattabi demiştir ki: &#8220;Peygamber (aleyhisselam)&#8217;in -Halid&#8217;i içtihad ettiği için cezalandırmamakla birlikte- onun işlediği bu fiilden kendisinin ber&#8217;i ve uzak olduğunu söylemesindeki hikmet bu konuda kendisine izin vermediğinin bilinmesidir. Zira O, bazılarının Halid&#8217; in bu hareketi Rasulullah&#8217;ın izniyle yaptığı inancına kapılabileceklerinden korkmuştur. Bir de bundan sonra Halid&#8217; den başkasının onun bu uygulamasını yapmaya kalkışmasını önlemek istemiştir. Bu konuda ortaya çıkan sonuç şudur: &#8220;Rasulüllah (aleyhisselam)&#8217;in bu fiilden uzak olduğunu belirtmesi, onu işleyenin günaha girmiş olmasını gerektirmediği gibi, kendisine mali ceza yüklemeyi de gerektirmez.; çünkü hata eden kimsenin günahı kaldırılmıştır. &#8220;919</p>
<p>Usame b. Zeyd (radıyallahu anhuma)&#8217;nın kıssasına gelince o, düşmanını kelime-i şehadet getirdikten sonra &#8220;kılıcımdan korktuğu için kelime-i şehadet getirdi&#8221; iddiasıyla öldürmüştür. Bunun üzerine Peygamber (aleyhisselam) ona: &#8220;Ey Usame! Adamı La ilahe illallah dedikten sonra mı öldürdünr demiştir. Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.920 Halid b. el-Velid ve Usame b. Zeyd (radıyallahu anhuma) &#8216;dan sadır olan bu öldürme eylemleri heva, asabiyet ve zulüm sonucunda değil, içtihad neticesinde meydana gelmiş hatalardır.Nitekim Muaviye (radıyallahu anh) Hucr&#8217;u öldürttüğüne pişmanlık duymuştur. Bir rivayete göre Aişe Annemiz, Hucr konusunda Abdurrahman bin Haris&#8217;i aracı olarak Hazreti Muaviye&#8217;ye gönderir. Ancak Abdurrahman oraya vardığında Hucr&#8217;un öldürüldüğünü öğrenir. Bunun üzerine Abdurrahman, Hazreti<br />
Muaviye&#8217;ye: &#8220;Baban Ebu Süfyan&#8217;ın sende var olan hilmi ve yumuşaklığı nereye kaybolup gitti?&#8221; diye sorar. Hazreti Muaviye&#8217;de cevaben: &#8220;Kavmimde senin gibi halim ve değerli kişileri kaybettğimden bu yana kayboldu&#8221;der.921Zehebi der ki922 Muaviye bu yaptığından pişmanlık duyduğunu ifade etmek istiyordu.923</p>
<p>Hucr&#8217;un öldürülmesindeki mazaretler geçerli olsa da bu, Hazreti Muaviye&#8217;nin öfkesinin ve katı davranışının neticesinde<br />
oluşan bir iştir. Hazreti Muaviye&#8217;ye yakışan hilmi ve yumuşaklığı gereği Allah Rasülü&#8217;nün ashabından birine müsamahakar<br />
davranmaktı. Hazreti Muaviye, Hucr&#8217;un ölümünü emretmesinden çok pişmanlık duymuş ve rivayet edildiğine göre ölüm döşeğinde de bunu şöyle dile getirmiştir:</p>
<p>&#8220;Benim için bir tek gün var ki o da Hucr bin Adiy&#8217;in günüdür.&#8221;924 Bu sözleri ile Hazreti Muaviye Hucr&#8217;u unutamadığını<br />
dile getırmıştır.925Ayrıca Hucr b. Adiyy&#8217;in sahabi mi, tabii mi olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir. İlim ehlinin çoğunluğuna göre Hucr,sahabi değil, tabiindir. Şeyhu&#8217;l-İslam İbn Hacer şöyle demektedir: &#8220;Buhari, İbn Ehi Hatim&#8217;in babasından nakline göre babası Ebu Hatim er-Razi, Hafife b. Hayyat ve İbn Hibban onu tabiiler arasında zikretmişlerdir. Yine İbn Sad onu tabiilerin Küfe ehlinden olanlarının ilk tabakasında zikretmiştir.926</p>
<p>Hucr b. Adiyy&#8217;in sahabi olduğunu kabul etsek bile bize düşen Sahabenin arasında çıkmış anlaşmazlıklar hakkında ileri geri konuşmamak, aralarında vuku bulmuş ayrılıklara dalmamaktır. Aksine Allah&#8217;ın onlara rahmet etmesini dileyerek onlara karşı<br />
hürmetkar olmalı ve onların adaletlerini tasdik etmeliyiz. 927</p>
<p><strong>İtham:</strong> Yezid&#8217;in, içki içen, fasık bir kimse olduğu iddia edilmesine rağmen Hazreti Muaviye&#8217;nin onu veliaht tayin etmesi</p>
<p><strong>Cevap:</strong>Yezid&#8217;in şahsı hakkında çalgı çalmak, içki içmek, şarkı söylemek, ipek giymek, ava gitmek, oğlanlar ve şarkıcı cariyeler edinmek, köpek bulundurmak, koçları birbirleriyle tokuşturtmak, ayı bulundurmak ve maymunlarla oynamak, kötü sözler söylemek gibi fısk içerikli davranışları olduğu iddiaları928 sahih senedle sabit olmamıştır. 929</p>
<p>İbn Kesir bu rivayeti &#8220;Rivayet olunduğuna göre&#8221; diyerek nakletmiş ve sonra şöyle demiştir: &#8220;Bunun doğruluğunu en iyi Allah bilir.&#8221; İbn Kesir&#8217;in &#8220;Rivayet olunduğuna göre&#8221; ve &#8220;Bunun doğruluğunu Allah bilir.&#8221; sözleri bu rivayetin kendi nazarında zayıf olduğunu açıkça göstermektedir.930</p>
<p>Yezid&#8217;in fıskını ortaya çıkaran güvenilir bir rivayetin olmamasının yanında onun fasık olmadığını isbat eden bir takım sahih nakiller mevcuttur:</p>
<p>&#8220;Bir gün Muhammed b. el-Hanefıyye (Muhammed b. Ali b. Ehi Talib) Dımaşk&#8217;ta kaldığı zamanlardan birinde Yezid b. Muaviye&#8217;nin huzuruna girdi. Yezid ona çokça ikramda bulunurdu. Mecliste Yezid ona şöyle dedi: &#8216;Ey Eba&#8217;l-Kasım! (Muhammed b. el-Hanefıyye) Eğer benim inkar edeceğin kötü bir ahlakımı görmüşsen ben bunu bırakır, bana gösterdiğin ,güzel ahlaka yönelirim.&#8217; Bunun üzerine Muhammed b. el-Hanefıyye, Yezid&#8217;e şu cevabı verdi: &#8216;Allah&#8217; a yemin ederim ki senden kötü bir şey görsem seni bundan nehyetmekten başka yolum kalmaz ve sana bu konuda Allah için hakkı haber vermekten asla geri durmam.Çünkü Allah ilim ehlinden insanlara hakkı açıklamalarına ve onlardan hakkı gizlememelerine dair söz almıştır. (Ey Yezid) Ben senden hayırdan başkasını görmedim.931</p>
<p>Medineliler, Yezid&#8217;in yanından döndükten sonra Muhammed b. el-Hanefıyye&#8217;ye gidip Y ezid&#8217;i halifelikten azletmesini istemişlerdi. Muhammed b. el-Hanefıyye bu isteği reddetti. İbn Muti&#8217;: &#8220;Yezid b. Muaviye içki içiyor, namaz kılmıyor, Kitab&#8217;ın hükmü dışına çıkıyor.&#8221; dedi. Muhammed b. el-Hanefıyye: &#8220;Bu söylediklerinizi ben onda görmedim. Yanına gittim. Orada durdum. Namaza devam ettiğini, hayır peşinde olduğunu gördüm.&#8221; dedi. &#8220;Sana karşı yapmacık hareketlerde bulunmuş.&#8221; dediler.</p>
<p>Muhammed b. el-Hanefıyye: &#8220;O, benden korkacak veya benden bir şey umacak durumda değildir ki bana karşı huşulu olduğunu göstersin. Onun içki içtiğini nereden biliyorsunuz, bizzat gördünüz mü? Eğer görmüşseniz demek ki, siz de onun ortaklarısınız. Görmemişseniz o zaman bilmediğiniz hususta şahitlik yapmanız size helal olmaz.&#8221; dedi. Onlar da: &#8220;Görmemişsek bile bu bize göre bir gerçektir.&#8221; dediler. Muhammed b. el-Hanefıyye &#8220;Allah şahitlik yapabileceklerin bu tutumunu reddeder.&#8221; dedi ve şu ayeti okuyarak: &#8220;Allah&#8217;ı bırakıp da taptıkları putlar, şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.&#8221; (Zuhruf, 43/86). Ben sizin işinizde yokum, dedi. Onlar: &#8220;Belki de sen, senden başkasını başımıza emir yapmamızdan hoşlanmıyorsun. Öyleyse seni başımıza emir yapalım.&#8221; deyince Muhammed b. el-Hanefıyye: &#8220;Beni kendisine karşı kışkırttığınız adamla savaşmayı, ne amiriniz ne de memurunuz olarak helal saymıyorum.&#8221; dedi. Onlar: &#8220;Ama babanla omuz omuza vererek bunlara karşı savaştınız.&#8221; dediler. Muhammed b.el-Hanefıyye: &#8220;Babam gibi birini bana getirin. O zaman babamın idealleri uğruna bunlarla savaşayım.&#8221; dedi. Onlar: &#8220;Oğulların Ebü&#8217;l-Haşim ve el-Kasım&#8217;a gelip bizimle bunlara karşı savaşmaları için emir ver.&#8221; dediler. O: &#8220;Eğer oğullarıma bu emri verirsem ben de savaşırım.&#8221; dedi. Onlar: &#8220;O zaman bizimle beraber bulun ki, insanları bunlara karşı savaşmaya teşvik edersin.&#8221;O: &#8220;Fesübhanallah! Kendim yapmayacağım ve uygun görmeyeceğim bir işi yapmaları için emir mi vereceğim? Eğer böyle yapacak olursam, Allah için Allah&#8217;ın kullarına nasihat vermiş olmam.&#8221; dedi. Onlar: &#8220;Seni buna zorlasak da mı yapmazsın?&#8221; deyince O: &#8220;O zaman ben de insanlara karşı Allah&#8217; a takvalı olmalarını emrederim. Yaratıcıyı&#8217; gazaplandırmak pahasına yaratılanı memnun etmemelerini söylerim.&#8221; dedi ve böyle söyledikten sonra Muhammed b. el-Hanefiyye ayrılarak Mekke&#8217;ye gitti.932</p>
<p>Bu ve benzeri rivayetler göstermektedir ki, Y ezid&#8217;in şahsı hakkında bu tür isnad ve iftiralar gerçek dışıdır. Allah&#8217;ın her şeyi en iyi şekilde bildiğini söyleriz. Muhammed b. el-Hanefıyye rivayetinin zahiri, Yezid hakkındaki bu türden isnad ve iftiraları reddetmektedir.933</p>
<p><strong>a)</strong> Yezid&#8217;in Ahlak Seciyesi</p>
<p>Yezid, babasının hilafeti döneminde pek çok sahabi ile görüşme fırsatı bulmuş ve almış olduğu saray terbiyesine ve ahlakına ashab-ı kiramla görüşmelerinde de şahit olunmuştur:Abdullah b. Abbas (radıyallahu anhuma), Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın yanına gelmiş, Muaviye de oğlu Yezid&#8217;e, gelip İbn Abbas&#8217;a Hasan (radıyallahu anh)&#8217;ın ölümü sebebiyle taziyelerini sunmasını emretmişti.Yezid, İbn Abbas (radıyallahu anhuma)&#8217;nın yanına geldiğinde ona hoş geldin, dedi ve ikramda bulunup yanına oturdu. İbn Abbas, onun biraz daha yukarıda oturmasını isteyince Yezid kabul etmedi ve şöyle dedi: &#8220;Ben, taziyelerini sunan bir adamım.</p>
<p>Tebrik sunan biri değilim. Onun için taziyelerini sunan bir adama yaraşır bir yerde oturmam gerekir.&#8221; Böyle dedikten sonra Hasan (radıyallah anh)&#8217;tan söz açtı ve şöyle dedi: &#8220;Allah, Muhammed&#8217;in babası Hasan&#8217;a rahmet etsin. Ona bol bol versin. Allah, senin ecrini ve sevabını çoğaltsın, taziyeni de güzelleştirsin, musibetinin yerine senin için daha hayırlı bir mükafat ve daha iyi bir akıbet versin.&#8221; Yezid, İbn Abbas&#8217;ın yanından kalkıp gideceği zaman İbn Abbas (radıyallahu anhuma) ona: &#8220;Harboğulları gittikleri zaman insanların yumuşak huyluları da (alimleri de) gitmiş olurlar.&#8221; dedi ve sonra da şu şiiri okudu:</p>
<p>&#8220;İnsanların gizliliklerini görmezden gelir bunlar, onların gizliliklerinden söz etmezler. Akıl mirasının ilk aslı bunlardır.&#8221;934</p>
<p><strong>b)</strong> Veliaht olarak Yezid&#8217;in tercih edilmesi:</p>
<p>Hazreti Muaviye, geride zikretmiş olduğumuz veliaht tayini mevzusuna karar verdiğinde hem Ümeyyeoğulları&#8217;nın baskısı<br />
hem de kendi tercihi ile oğlu Yezid&#8217;de karar kılmıştı. Bu vazifeye Yezid&#8217;i seçmiş olması, Yezid&#8217;in zeki ve başarılı icraatlere imza atmasından kaynaklanmakta idi. Yezid&#8217;in meziyetlerine dair şu rivayetler misal verilebilir:</p>
<p>Yezid&#8217;in annesi Meys(ın binti Bahdel el-Kelbiyye, bir gün oturmuş, küçük yaştaki Yezid&#8217;in saçlarını taramaktaydı. Babası Muaviye (radıyallah anh) da gözde karısı Fahite binti Karaza ile balkonda oturmakta onları seyretmekteydi. Meysun, saç tarama işini bitirdikten sonra Yezid&#8217; e baktı. Onu çok sevip beğendi ve alnından öptü. Yezid, yürümeye başladı. Fahite de onu gözüyle takip ediyordu. Sonra Yezid&#8217;e: &#8220;Allah senin annenin bacaklarının siyahlığına lanet etsin&#8221; dedi. Muaviye (radıyallah anh) da ona şu karşılığı verdi: &#8220;Vallahi Yezid, senin oğlun Abdullah&#8217;tan daha iyi, daha hayırlıdır (Abdullah, Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın Fahite&#8217;den doğan oğlunun adı olup, ahmak bir çocuktu). Bunun üzerine: Fahite: &#8220;Hayır vallahi, sen Yezid&#8217;i oğlum Abdullah&#8217;a tercih ediyorsun.&#8221; dedi. Muaviye (radıyallahu anh) cevap olarak: &#8220;Ben bunu sana açıklayacağım ve şuradan kalkmadan sen bunun gerçek olduğunu anlayacaksın.&#8221; dedi.</p>
<p>Bundan sonra oğlu Abdullah&#8217;ı çağırdı ve ona şöyle dedi: &#8220;Mecliste bulunduğun şu anda benden ne istersen sana vereceğim, dile benden ne dilersen.&#8221; Abdullah: &#8220;Bana maharetli bir köpek ve bir de eşek almanı istiyorum.&#8221; dedi. Muaviye (radıyallah anh): &#8220;Oğlum zaten sen eşeğin tekisin. Sana ne diye eşek satın alayım? Haydi kalk ve buradan git!&#8221; dedi. Bundan sonra Muaviye (radıyallah anh), Abdullah&#8217;ın annesi Fahite&#8217;ye: &#8220;Nasıl, gördün mü?&#8221; dedi. Sonra da Yezid&#8217;i çağırdı ve ona şöyle dedi: &#8220;Şu anda benden ne dilersen sana vereceğim. Dile beriden ne dilersen.&#8221; Yezid, babasının huzurunda temenna etti, sonra doğrulup şöyle dedi: &#8220;Mü&#8217;minlerin emiri babamı bu yaşa kadar yaşatan ve onu bu makamda bana gösteren Allah&#8217;a hamd olsun. Senden dileğim, beni kendine veliaht etmendir. Ayrıca bu yaz beni Müslümanlarla gazaya göndermen ve gaza dönüşünde hacca gitmeme izin vermen, Müslümanlara beni hac emiri olarak tayin etmen, Şamlıların maaşlarına onar dinar zam yapman ve bunu da benim tavassutumla gerçekleştirmen, Cümah oğulları, Sehm oğulları ve Adiyy oğullarının yetimlerine maaş bağlamandır.&#8221; Muaviye (radıyallah anh): &#8220;Adiyy kabilesinin yetimlerinden sana ne?&#8221; dedi. Yezid ise: &#8220;Hayır, onlar benimle ittifak kurdular. Benimle antlaşma yaptılar ve evime geldiler.&#8221; diyerek mukabelede bulundu. Muaviye (radıyallah anh): &#8220;Öyleyse bütün isteklerini kabul ettim. Dileklerini yerine getirdim.&#8221; dedikten sonra Muaviye (radıyallah anh) Yezid&#8217;in yüzünü öptü, sonra da karısı Fahite binti Karaza&#8217;ya şöyle sordu: &#8220;Nasıl, gördün mü?&#8221; Fahite: &#8220;Ey mü&#8217;minlerin emiri, beni de Yezid&#8217;e vasiyet et, bana sahip çıkmasını söyle. Sen onu benden daha iyi tanıyorsun.&#8221; dedi. Muaviye (radıyallahu anh), karısı Fahite&#8217;nin isteği üzerine ölümünden sonra kendisine iyi davranması ve iyilik etmesi için<br />
Yezid&#8217;e vasiyette bulundu.935</p>
<p>Başka bir rivayette anlatıldığına göre Yezid, babasının kendisine: &#8220;Dile benden ne dilersen&#8221; demesi esnasında babasına şöyle demiştir: &#8220;Beni ateşten azad et ki, Allah da seni ateşten azad etsin.&#8221; Muaviye (radıyallahu anh): &#8220;Bu nasıl olacak?&#8221; diye sorunca Yezid şöyle karşılık verdi: &#8220;Ben okuduğuma göre anladım ki, İslam ümmetinin yöneticiliğini yapan ve bu görevi üç gün sürdüren bir halifeyi Allah, cehennem ateşine haram kılar, onu ateşte yakmaz. Bunun için senden sonra halife olmam şartıyla beni veliahd yap.&#8221; Muaviye (radıyallah u anh), Yezid&#8217;in bu isteğini yerine getirdi.&#8221; 936 Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muaviye (radıyallahu anh), oğlu Yezid&#8217; e şu vasiyeti yapmıştır:&#8221;Medineli bir dostum vardır. Ona ikramda bulun.&#8221;<br />
&#8211; O kimdir?<br />
&#8211; Abdullah b. Ca&#8217;fer&#8217;dir. Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın vefatından sonra Abdullah b. Ca&#8217;fer, yanına geldiğinde Yezid ona,<br />
babasının verdiğinden kat kat fazla armağan verdi. Babası ona altı yüz bin dirhem armağan verirdi, ama Yezid ona bir milyon<br />
dirhem verdi. Bu durumu gören Abdullah b. Ca&#8217;fer: &#8220;Anam babam sana feda olsun.&#8221; deyince Yezid, ona bir milyon dirhem daha verdi. Bunun üzerine Abdullah b. Ca&#8217;fer: &#8220;Vallahi senden sonra artık hiç kimseye, anam babam feda olsun, demeyeceğim.&#8221;<br />
Dedi.<br />
Abdullah b. Ca&#8217;fer, iki milyon dirhemi alıp Yezid&#8217;in yanından çıktığında kapı önünde çökmüş Horasan develerini gördü.</p>
<p>Bu develer, Yezid&#8217;e Horasan&#8217;dan hediye olarak getirilmişlerdi.Abdullah b. Ca&#8217;fer tekrar Y ezid&#8217;in yanına döndü ve ondan binip hac ve umreye gitmek için üç deve istedi. O esnada Yezid&#8217;in yanına bir heyet gelmişti. Yezid, mabeyincisine: &#8220;Kapıda duran Horasan develeri nereden geldi?&#8221; diye sordu. Y ezid&#8217;in o develerden haberi yoktu. Mabeyinci de şöyle cevap verdi: &#8220;Ey mü&#8217;minlerin emiri! Bu dört yüz Horasan devesi bize Horasan&#8217; dan hediye getirildi. Bunlar çeşitli güzel mallarla yüklüdürler.&#8221; Yezid mabeyincisine: &#8220;Onları yükleriyle birlikte Abdullah&#8217;a ver.&#8221; diye emir verdi. Bu hadise üzerine Abdullah b. Ca&#8217;fer şöyle diyordu:<br />
&#8220;Yezid hakkında ne güzel kanaat beslediğim den, insanlar artık beni kınayacaklar mı?&#8221;<br />
İbn Kesir bütün bu rivayetleri aktardıktan sonra şöyle demiştir: &#8220;Yezid&#8217; de cömertlik, yumuşak huyluluk, fasih konuşma,<br />
şiir, şecaat ve yönetimde güzel görüş gibi övgüye layık özellikleri vardı. Yakışıklı ve iyi geçimli bir kimseydi.&#8221; 937 Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın oğlu Yezid&#8217;i veliaht tayin etmesine neden olan bu siyasi, sosyal ve Yezid&#8217;in şahsıyla ilgili şahsi sebepler ve alimlerin bu konuyla ilgili sözleri hakkında daha geniş bilgi için bkz. Dr. Muhammed b. Abdülhadi b. Rezzan eşŞeybani, Mevakıfu J-Muaraza fi Hilafeti Yezid b. Muaviye (s.1 26-1 36, 1 41-153) 938</p>
<p><strong>İtham:</strong> Abdurrahman bin Halid bin Velid&#8217;in, Yezid&#8217;e tehdit olmaması için Hıristyan bir doktor vasıtası ile zehirletilerek öldürülmesi Bazı tarihçilere göre yıldızı parlayan ve fetihlerden ötürü Şamlıların kalbini kazanan Abdurrahman&#8217;ı Hazreti Muaviye bir tehdit olarak görmüş ve halkın ona meyletmesinden çekinerek onu özel doktoru ve Hıristiyan olan İbn Essal&#8217;e zehirleterek öldürtmüştür.939 Başka bir rivayete göre de Hazreti Muaviye Şamlılara kendisinden sonra kimin yerine geçmesini uygun gördüklerini sorar Şamlılar da Abdurrahman&#8217;ı tavsiye ederler. Hazreti Muaviye bu olayı uzun süre içinde bir kuşku olarak tutar ve Abdurrahman&#8217;ın hastalandığını öğrenince doktorunu ona yollayarak zehirletir.940</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Bu iki rivayet senet bakımından zayıf olup delil teşkil edemez. İbn Kesir Abdurrahman&#8217;ın ölümünü şöyle zikretmiştir: &#8220;İbn Essal adındaki bir adam Hum us topraklarında zimmet başkanıydı. Bu adam içinde zehir olan bir şerbeti Abdurrahman&#8217;a içmesi için vermiş o da içtikten sonra ölmüştü. Bazıları onun bu işi Hazreti Muaviye&#8217;nin emriyle yaptığını söylemişlerse de bu haber doğru değildir.941</p>
<p>Bu iddiaların senet kadar metinleri de doğru ve hakikat olmasa gerektir; zira Hazreti Muaviye şayet Abdurrahman&#8217;ın parlamasından rahatsız olmuş olsa idi elinde onu azletme yetkisi vardı. Nitekim Abdurrahman&#8217;dan daha güçlü karakterleri azlettiği tarihte sabittir. Halife olan bir zat emri ve karizmasının gölgesi altında olan bir komutanı neden azletmek varken öldürmeyi tercih etsin ki? Nitekim Hazreti Muaviye Abdurrahman&#8217;ın vefatından sonra oğlu Halid&#8217;i ordularının başına başkomutan olarak atamıştır. İddia edildiği gibi Hazreti Muaviye Abdurrahman&#8217;ın yükselişinden korksa idi, öldürdüğü zatın oğlunu başkomutan olarak tayin eder miydi? Bir diğer zanda iddia edildiği üzere Hazreti Muaviye, oğlu Yezid&#8217;i veliaht olarak ilan etmesine Abdurrahman&#8217;ın karşı çıkacağını düşünmüş ve Yezid&#8217;in yerini sağlama almak adına Abdurrahman&#8217;ı öldürtmüştür:.942 Bu iddia da zan ve yalan içermektedir ki; Hazreti Muaviye&#8217;nin böyle bir endişesi neden olsun, zira Abdurrahman Hicri 46 yılında vefat etmişken943 Yezid&#8217;in veliaht tayin edilmesi onun vefatından tam on sene sonra 56 yılında olmuştur. 944</p>
<p>Sahih olmayan ve tahkik edilse hakikatten çok uzak olduğu anlaşılan rivayetler üzerinden celil bir sahabiyi tan etmek, hasetten ve çıkarından ötürü adam öldürdüğünü iddia etmek ne büyük bir cürümdür. Bundan Allah&#8217;a sığınırız.</p>
<p>Burak Kızıldaş &#8211; Sahabe Kapısının Kulpu Hz.Muaviye(r.a),syf:255-349</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>678 Taberi, Tarih u&#8217;r-Rusül ve J-MülUk, 1/5.</p>
<p>679 İbn Hacer, Lisanu&#8217;l-Miı.an, thk. Abdülfettah Ebu Gudde, MektEbu&#8217;l Matbuati&#8217;l-İslamiyye, Halep, (2002), 3/75.</p>
<p>680 Mehmet Azimli, Hasan ve Muaviye (Farklı Okumak), Ankara Okulu Yay., Ankara, (2016), arka kapak yazısı.</p>
<p>681 Ahmet Akbulut, Sahabe Devri Siyasi Ha diselerinin Kelami Problemlere Etkisi, Birleşik Yay., İstanbul, (1992), s. 28.</p>
<p>682 Buhari, &#8220;Fiten&#8221;, 20.</p>
<p>683 Mehmet Azimli, a.g.e., s. 73.</p>
<p>684 İbn Asakir, Tarih u Medineti Dımaşk, 59/208-209; İbn Kesir, el-Bidaye ve&#8217;n Nihaye, 11/449.</p>
<p>685 Sadi Baba, Emir Muaviye Sahabe mi?, nşr. Birleşik Dağıtım, İstanbul, ( 1996), s. 198-199.</p>
<p>686 Sadi Baba, a.g.e.� s. 208.</p>
<p>687 Alusi, BuluguJ- Ereb fi Ma rifeti Al;ıvaJiJ-&#8216;Arab, thk. Muhammed Behcet el Esri, Darü&#8217;l-Kütübi&#8217;l-İlmiyye, Beyrut, 2009), 1/307-308.</p>
<p>688 Belazuri, Ensabul-Eşraf, 1/133.</p>
<p>689 İrfan Aycan, Saltanata Giden Yolda Muaviye bin ebü Süfyan, s. 24.</p>
<p>690 Sadi Baba, Emir Muaviye Sahabe mi?, s. 144.</p>
<p>691 Mesudi, Mürucuz-Zeheb, 3/50, İbn Kuteybe, el-İmame ve &#8216;s-Siyase, 1/93-94.</p>
<p>692 İbn Esir, Üs düJ-Gabe fi Ma &#8220;rifrti&#8217;s-Sahabe, 5/201; Zehebi, Siyeru A &#8216;famin Nübe/a, 3/120; İbn Sa&#8217;d, Kitabü&#8217;t-Ta bakatiJ-Kebir, 6/16.</p>
<p>693 Müslim, &#8220;Hac&#8221;, 33; Ebu Davud, &#8220;Menasik&#8221;, 34; &#8220;Merve lafzı olmaksızın&#8221;, Buhari, &#8220;Hac&#8221;, 127; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 16394.</p>
<p>694 Müslim, &#8220;Hac&#8221;, 56; Ebu Davud, &#8220;Menasik&#8221;, 79.</p>
<p>695 Nesai, &#8220;Menasiki&#8217;l-Hac&#8221;, 24.</p>
<p>696 İbn Hacer el-Heytemi, Ta dhiruJ Cenan ve J-Lisan, s. 62.</p>
<p>697 İbn Hacer el-Heytemi, a. g. e. , s,38.</p>
<p>698 Müslim, &#8220;Hac&#8221;, 23.</p>
<p>699 Kafirden kastın iki ihtimali olabilir, Birincisi, Maziri ve bazılarına göre iskan etmektir. Sa&#8217;leb, bunun köyde yaşamak manasına geldiğini söylemiştir. Bu takdir de rivayetin manası, Muaviye o zaman Mekke&#8217;de yaşardı, demektir. İkinci ihtimale göre, küfürden murat kelimenin zahiri manası, yani Allah&#8217;ı inkardır. Kadı Iyad gi bi pek çok muhaddisin tercihi budur. (Nevevi, Sahihu Müslim bi Şerhi&#8217;n-Nevevi, 4/465)</p>
<p>700 İbn Hacer, el-İsabe flt-Temyizi&#8217;s-Sahabe, 10/228.</p>
<p>701 İbn Esir, Üs düJ-Gabe fi Ma &#8216;rikti&#8217;s-Sahabe, 5/201.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>702 İbn Hacer el-Heytemi, Fedailu Muaviye (Tadhirul-Cenan), s. 63, Mahmud Sakir, Muclviye b. ebu Süfyan (radıyallahu anh) ve Usratuhu s.67.</p>
<p>703 Zehebi, Siyeru A &#8216;Jami&#8217;n-Nübela, 3/ 122.</p>
<p>704 Müşrikler arasında Medine havasının Müslümanları hasta ve zayıf düşürdüğü söylentisinin yayılması üzerine Nebi (aleyhisselam) Müslümanlara tavafın ilk üç şavtında remel (çalımlı yürüme) ve ıztıba (ihramda sağ pazuyu açık gösterecek şe k ilde örtüyü açmak) yapmalarını emretmiştir (Buhari, Hac, 55; Müslim, Hac, 240)</p>
<p>705 İbn Sa&#8217;d, Kitabü&#8217;t-Tabakatil-Kebfr, 6/16.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>706 İbn Asakir, Ta.rihu Medineti Dimaşk, 59/145; Zehebi, Siyeru A 1ami &#8216;n-Nübela, 3/143; İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 11/430-431.</p>
<p>707 Zehebi, el-Kaşif fi Marifeti men leh u Rivayetun fi Kütübis-Sitte, thk. Boran Ed-Dennavi, Daru&#8217;l-Kütübi1-İlmiyye, Beyrut, (2007), 1/261, No. 512).</p>
<p>708 Abdülmuhsin b. Hamed el- &#8216;Abbad el-Bedr, el-İntisar li &#8216;s-Sahabeti 1-Ahyar fi Reddi Ebatıli Hasen el-Maliki, s. 92-93).</p>
<p>709 Zehebi, Siyeru A 1ami &#8216;n-Nübela, 12/ 435.</p>
<p>710 Abdulmuhsin b. Hamed el- &#8216;Abbad el-Bedr, a.g.e., s.93.</p>
<p>711 İbn Teymiyye, Mecmaul Fetava, nşr. Muhammed b. Hüseyin b. Said Al-i Sefran Kahtani,(Mektebetü&#8217;r-Rüşd, Riyad, (2005), 4/458, 459.</p>
<p>712 &#8220;Muaviyenin faziletleri hakkında hiçbir sahih hadis yoktur. &#8220;el-Firuzabadi, Sifru&#8217;s-Se&#8217;ade, nşr. Abdülaziz İzzeddin Es-Seyravan, Beyrut, (1988), s. 143.</p>
<p>713 &#8220;Vitir namazını tek rekat olarak kıldığı için, İbn Abbas (radıyallahu anhuma)&#8217;ya şikayet edildiğinde, İbn Abbas, &#8220;O fakihtir.&#8221; demiştir. (Buhari, &#8220;Fedai&#8221;l, 28).</p>
<p>714 Eserin isnadındaki Ya&#8217;kub b. Yusuf &#8220;mechulu1-hal&#8221; bir ravidir. (İbn Kayyim el Cevzi, el-Menaau&#8217;l-Münif fi&#8217;s-Sahih ve&#8217;d-Daif, thk. Yahya b. Abdullah es-Semali, Mecmuu&#8217;l-Fıkhi&#8217;l-İslami, Cidde, (2007), s. 78).</p>
<p>715 Zehebi, Siyeru A1amilı-Nübela ; 3/132; Şevkani, el-FevaiduJ-1lfecıııu&#8217;a s. 407.</p>
<p>716 Abdulaziz b. Ahmed, en-Nahiyetu an Ta&#8217;ni Emiri1-Müminin Muaviye s. 110</p>
<p>717 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, iV, 127, Fedailu&#8217;s-Salıabe, no. 1748; İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 11/404; Zehebi, Siyeru A 13.mi&#8217;n-Nübe/a, 3/12, İbn Asakir, T arihu Medineti Dımaşk, 59/85.</p>
<p>718 Ravi zinciri, Muaviye b. Salih + Yunus b. Yusuf+ Haris b. Ziyad + Ebu Ruhm es-Semai + I&#8217;rbad. Raviler &#8220;sika/güvenilir&#8221; olup, yalnız Haris b. Ziyad için, &#8220;leyyinu&#8217;l-hadis/hadiste gevşek&#8221; denmiştir. (İbn Hacer el-Askalani, Ta .krib u&#8217;t-Tehzib, 1/210). &#8220;Leyyinu&#8217;l-Hadis&#8221; zayıftan kuvvetliye doğru sıralandığında &#8220;cerh&#8221; terimlerinden ilkidir. Adalete en yakın mertebedir. Darekutni&#8217;ye göre ravinin adaletine zarar vermezse de rivayetin terk edileceğini söyleyenler de olmuştur. Gevşeklikten daha çok ezber kuvvetinin zayıflığı kast edilmiştir. Başka tarikler olduğunda rivayetin zikrinde beis görülmemiştir.</p>
<p>719 Tirmizi, &#8220;Menakib&#8221;, 3842; İbn Sa &#8216;d, Kitabü&#8217;t-TabakatiJ-Kebir, 7 /292; Ahmed b. Hanbel, Müsned, iV, 216-17895; Buhari, et-T:irih uJ-Kebir, 5/240-791; Taberani, el-Mucem ul-Evsat, thk. Ebu Muaz Tarık b. İvadullah b. Muhammed, Abdülmuhsin b. İbrahim Hüseyni Ebu&#8217;l-Fadl, Darü&#8217;l-Haraıneyn, Kahire, (2005), 656; Hatib el-Bağdadi, Tarih u1-Bağdad, 1/207; Beğavi, Mu &#8216;cemu&#8217;s-Salıabe, 1948; İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk, 25/231.</p>
<p>720 İbn Hacer, FethuJ-Bari Şerh u Sahihi1-Buhari, 7 /130.</p>
<p>721 İbn Hacer el-Heytemi, Ta thiruJ-Cenan, s, 11.</p>
<p>722 İbnu&#8217;l-Cevzi, Te/Jpl; u Fiiht1mi EhliJ-Eser fi &#8216;Uyılni&#8217;t:-TarifJ ve&#8217;s-Siyer, nşr. Ali Hasan, Kahire, (1975), s. 400.</p>
<p>723 Buharı, et- TahiruJ-Kebir, 5/240.</p>
<p>724 Mizzi, TehzibuJ-Kemal, 1/338; Zehebi, Siyeru AJami&#8217;n-Nübela; 14/129; İbn Hacer, Tehzibu&#8217;t- Tehzib, 1/36, Feth uJ-Bari Şerh u SahihiJ-Buhari, 7 /131.</p>
<p>725 Mizzi, TezhibuJ-KemaJ, 1/338-339, Zehebi, TezkiretüJ-Huffaz, thk. Abdur rahman b. Yahya el-Me&#8217;lemi, Dairetu&#8217;l-Mearifı&#8217;l-Osmaniyye, (2008), 2/700, Siye ru &#8216;Alami&#8217;n-Nübela ; 14/132, İbn Hacer, TehzibuJ-Tehzib, 1/36.</p>
<p>726 Abdulaziz b. Ahmed, en-Na/ıiyetu an Ta &#8216;ni EmiriJ-Müminin Muaviye, thk. Ahmed b. Abdulaziz b. Muhammed, nşr. Geras, Kuveyt, (2000), s. 49.</p>
<p>727 Amr Abdülmunirn Selim, Ka vaidu Hadisiyye ve YeliheTahsilu Ma Fate et Tahdis bi Ma Kile La Ya sıhhu fihi Hadis, nşr. Mektebetu1-Umreyni&#8217;ilrniyye, 2000, s. 219.</p>
<p>728 Müslim, &#8220;Birr&#8221;, 96.</p>
<p>729 Müslim, &#8220;Birr&#8221;, 88.</p>
<p>730 Müslim, &#8220;Birr&#8221;, 88.</p>
<p>731 Nevevi, SahUıu Müslim bi Şerhi&#8217;n-Nevevi, 6/156.</p>
<p>732 Zehebi, Siyeru AJami&#8217;n-Nübela ; 3/123-124; İbn Hacer el-Heytemi, Ta thiruJ Cenan, s. 106.</p>
<p>733 Abdulaziz b. Ahmed, en-Nahiyetu an Ta &#8216;ni EiiıiriJ-Müminin Muaviye, s. 58.</p>
<p>734 Ebu Ya&#8217;la, el-Müsned, thk. Hüseyin Selim Esed, Darü&#8217;l-Me&#8217;mun li&#8217;t-Türas, Dımaşk, (2009), no. 6820.</p>
<p>735 Ebu Ya1a, el-Müsned, 7420; Hakim, el-Müstedrek, 4/480.</p>
<p>736 El-Heysemi, Mecmuu&#8217;z-Zevaid ve Mebnii7-Fevaid, thk. Muhammad Abdul kadir Ahmed Ata, Daru&#8217;l-Kütübi1-İlmiyye, Beyrut, (2009), 10/64.</p>
<p>737 İbn Hacer el-Heytemi, Fedailu Muaviye (TadhiruJ-Cenan), s. 109-110.</p>
<p>738 Tirmizi, &#8220;Tefsir&#8221;, 85; Taberi, Gami&#8217;u7-Beyan, no, 37714, Kadr Suresi 3 nolu ayetin tefsiri; Taberani, el-Mu &#8216;cemuJ-Kebirr, no, 2754; Haklın, el-Müstedrek, 3/170-171, 175; Beyhaki, Delailü&#8217;n-Nübüvve, 6/509-510; İbnu1-Esir, Üsdü7-Gabe f i Ma &#8216;rifeti&#8217;s-Sahabe, 2/ 19; Mizzi, TehzibuJ-Kemal, 32/ 428.</p>
<p>739 İbn Esir, Camiu&#8217;l-Usul nıin Ehadisi&#8217;r-Rasul, thk. Mahmud el-Arnavud, Daru İbni&#8217;l-Esir, Beyrut, (1991), 2/268, no. 881.</p>
<p>740 el-Mübarekfuri, Tulıfrtü1-Ahzevi, 9/281; 282.</p>
<p>741 Tirmizi, &#8220;Tefsir&#8221;, 85.</p>
<p>742 İbn Kesir, TefsiruJ-KuraniJ-&#8216;Azim, 8/412, el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 11/140; el Mübarekfuri, Tuhfetü1-Ahvezi, 9/281.</p>
<p>743 İbn Kesir, Te!Slru1-Kurani1-&#8216;Azim, 8/412.</p>
<p>744 İbn Hacer el-Heytemi, Fedailu Muaviye (Tadhiru1-Cenan), s. 109, Ali el-Kari, Mirkatü1-Mefatih, 11/140.</p>
<p>745 İrfan Aycan, Saltanata Giden Yolda Muaviye bin ebu Süfyan, s. 93; 94.</p>
<p>746 Taberi, Tarihu&#8217;r-Rusül ve 1-Mülük, 5/333-335, 342-345; İbn Kuteybe, el-İma me ve s-SiyaseJ 1/30.</p>
<p>747 Taberi, Tarih u&#8217;r-Rusül ve 1-Müluk, 5, 345, İbn Esir, el-Kamil fl&#8217;t-Tarih, 3/ 79.</p>
<p>748 İbn Sa&#8217;d, Kitti.bu Ta bakatiJ-Kebir, 3, 49, İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk, Osman&#8217;ın hal tercemesi, s. 396.</p>
<p>749 Diyarbekri, Tarih u1-Hamis fl Ahvali Enfesi Nefis, nşr. Abdullah Muhammed el-Halili, Daru&#8217;l-Kütübi1-İlmiyye, Beyrut, (2009), 2/263.</p>
<p>750 İbn Sa&#8217;d, a.g. e., 3, 48.</p>
<p>751 Taberi, Tarih u&#8217;r-Rusül ve l-Mülük, 15, 387.</p>
<p>752 Buhari, &#8220;Fedailü&#8217;s-Sahabe&#8221;, 6; İbn Hacer, Feth uJ-Bari Şerh u SahihiJ-Buhari, 7/65-67.</p>
<p>753 Taberi, Tarih u&#8217;r-Rusül ve J-Mülük, 15, 298; İbn Kuteybe, el-İm ame ve s-Siyase, 1/38-39; İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk, Osrnan&#8217;ın hal tercernesi, s.407-408.</p>
<p>754 Taberi, T:irı1ıur-Rusül vel-Mülak, 7 /368, 369; İbn Esir, el-Kamil Ot-Tarih, 3/80-85.</p>
<p>755 Taberi, T:irih ur-Rusül veJ-Mülak, 4/368, 369; İbn Esir, el-Kamil fit-Tarih f ı &#8216;t-Tarih, 3/ 85.</p>
<p>756 Taberi, T:irihur-Rusül ve J-Mülıik, 4/356; İbn Asakir, T:irihu Medineti Dı maşk, Osman hal tercemesi, s.379, 380.</p>
<p>757 İbnu1-Esir, el-Kamil fi&#8217;t- Tarih fı&#8217;t-Tarih, III, 85.</p>
<p>758 Kuşatma kırk gece sürdü, isyancıların tüm konaklama süresi ise yetmiş gecedir. (Taberi, a.g. e.J 4/385.)</p>
<p>759 Taberi, Tarihu&#8217;r-Rusül veJ-Mülük, 4/388-389.</p>
<p>760 İbn Asakir, Tarih u Medineti Dımaşk, Osman&#8217;ın hal tercemesi, s. 380-381.</p>
<p>761 İbn Kuteybe, el-imame ve &#8216;s-Siyase, 1/113.</p>
<p>762 Cüveyni, Lüma&#8217;u 7-Edille fi Akaidi Ehli&#8217;s-Sünne, nşr. Daru&#8217;z-Ziya, Kuveyt, (2018), s. 115.</p>
<p>763 İbn Teymiyye, Mecmu&#8217;ul-Fet:iva, 35/72-73.</p>
<p>764 İbn Hacer el-Heytemi, es-SavaJkuJ-Muhrika, s. 325.</p>
<p>765 İbn Kuteybe, Te &#8216;vilu MüşkiliJ-Kuran, thk. Sa&#8217;d b. Necdet Ömer, Müessesetü&#8217;r Risale, Beyrut, (2015), s. 32.</p>
<p>766 Tahrici geride geçmişti.</p>
<p>767 İbn Hacer, FethuJ-Bari Şerh u SahihiJ-Buhari, 13/72.</p>
<p>768 Nevevi, Sahihu Müslim bi Şerhilı-Nevevi, 18/11.</p>
<p>769 Zehebi, Siyeru AJami&#8217;n-Nübela, 8/209-210.</p>
<p>770 İbn Haldun, Mukaddime, 1/238.</p>
<p>77 1 Dr. Taha Hüseyin, el-Fitnetül-Kübra, nşr. Hindavi, (2012), 4; Ahmed Muhammed Havf, Edebu&#8217;s-Siyaseti fi1-Asri7-Emevi, nşr. Darul-Kalem, Beyrut, (2019), s.21, Akkad, Muaviye b. ebU Süfyan fiJ-Mizan, Darul-Kitabi&#8217;l-Benani, Beyrut, s.100.</p>
<p>77 2 İbn KesirJ el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 7 /237; Taberi, Tarihu&#8217;r-Rusül ve J-Mült1k, 4/488.</p>
<p>773 Taberi, a.g.e.J 4/ 472.</p>
<p>774 Taberi, a.g.e., 4, 530.</p>
<p>775 Taberi, TarUıur-Rusül ve JMülıJk, 5, 27.</p>
<p>776 İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 8 23; Taberi, a.g.e.J 5/87.</p>
<p>777 Taberi, a.g.e., 5/87-88.</p>
<p>778 Taberi, a.g.e., 5, 103-105.</p>
<p>779 Taberi, a.g.e., 5, 105-106.</p>
<p>780 Yakut, Mu&#8217;cemüJ-Büldan, &#8220;Celil maddesi&#8221;, Daru&#8217;s-Sadır, Beyrut, (2010</p>
<p>781 Taberi, Tarihu&#8217;r-Rusül veJ-Mülük, 5/95-96.</p>
<p>782 Kindi, Vüla tü Mısr ve Küdatüha, nşr. İhsan Abbas, Beyrut, (1972), s. 25-26, İbn Kuteybe, Uyunu1-Ahbar,1, 25</p>
<p>783 Taberi, a.g.e., 5/95-96</p>
<p>784 İbn Kuteybe, Uy t1nu1-Ahb;ir, nşr. Daru1-Küttabi&#8217;l-Arabi, Beyrut, ( 1925), 1/201; Kindi, a.g.e., s. 25.</p>
<p>785 İbn Tağriberdi, en-Nucumu&#8217;z-Zahire fi Mulüki Mısr veJ-KaJıire, nşr. Darü&#8217;l Kütüb ve&#8217;l-Vesaikü&#8217;l-Kavrniyye, Kahire, (2006), 1/104-105; Hamdi Şahin, ed Devletü 7-Emeviyye el-Müfrera &#8216;aleyha, s. 97-103.</p>
<p>786 Belazuri, FutuhuJ-Büldan, s. 229; Yakubi, et-Tarih, 2/194; Taberi, Ta.rih u&#8217;r RusülveJ-Mülük, 5/ 105; İbn Tağriberdi, en-Nücumu&#8217;z-Zahire, 1/166.</p>
<p>787 Makrizi, el-Mevaiz ve &#8216;l-İ&#8217;tibar bi-Zikri &#8216;l-Hıtat ve &#8216;l-Asar, thk. Eymen Fuad Seyyid, Müessesetü&#8217;l-Furkan li&#8217;t-Türasi&#8217;l-İslam, Londra, (2002), 1/300; İbn Tağriberdi, a.g.e., 1/104.</p>
<p>788 Kindi, Vülatü Mısr ve Kudatüha, s.25.</p>
<p>789 Ali İmran, 61.</p>
<p>790 Müslim, &#8220;Fedail&#8221;, 32.</p>
<p>79 1 Müslim, &#8220;Fedail&#8221;, 38.</p>
<p>79 2 Taberi, Tarih u&#8217;r-Rusül ve1-Mülr1k, 3/218; İbnu&#8217;l-Esir, el-Kamil fit-Tarih, 3/326.</p>
<p>793 İbn Sa&#8217;d, Kitabü&#8217;t-Tabakati1-Kebir, 5/307; Ebü Nu&#8217;aym, Hilyetü1-Evliya, 5/322; İbn Asakir, Tarih u Medineti Dımaşk, 50/96; Zehebi, Siyeru A1amiiı Nübela, 5/174, Tarihu1-İslam, 3/332, 1439.</p>
<p>794 Nevevi, Sahihu Müslim bi Şerhi&#8217;n-Nevevi, 15/ 175-176.</p>
<p>7 9 5 İbn &#8216;Adiyy, el-Kamil fi Du&#8217;afai&#8217;r-Rical, 6/210.</p>
<p>796 İbnu&#8217;l-Cevzi, el-Mevzuat, 1/305.</p>
<p>797 Zehebi, Mizanul-l&#8217;tidal, 3/ 419, no. 6992.</p>
<p>798 Abdulaziz b. Ahmed, en-Nahiyetu an Ta ni EmiriJ-Müminin Muaviye, s. 45.</p>
<p>799 Kurtubi, el-Mufhim lima Uşkile min Telhisi Kitabi Müslim, thk. Muhyiddin Dib Mistu, Ahmed Muhammed Seyyid, Yusuf Ali Bidevi, Mahmud İbrahim Bezzal, Daru İbn Kesir, Beyrut, (2008), 6/278.</p>
<p>800 Belazuri, Ensabul Eşraf, 3/295.</p>
<p>801 İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk, 13/284; Mizzi, TehzibuJ-Kema.l, 6/253; İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 11/208-209.</p>
<p>802 İbn Hacer el-Heytemi, es-SavaJkuJ-Muhrika &#8216;ala Ehli&#8217;r-Rafdi ve ö-Dalali ve z Zendeka, s. 216-217.</p>
<p>803 Zehebi, MizanuJ-İ&#8217;tidal, 4/324-325, no. 9311; İbn Hacer, Lisanu-Mizan, 6/209-211, no. 740.</p>
<p>804 Tirmizi, &#8220;Zekat&#8221;, 18, no. 645.</p>
<p>805 Zehebi, el-Kaşif fi Marifeti men leh u Rivayetun fi Kütübi&#8217;s-Sitte, thk. Boran Ed-Dennavi, Daru&#8217;l-Kütübi&#8217;l-İlmiyye, Beyrut, (2007), 2/388 no. 6347</p>
<p>806 İbn Hacer, Takribu&#8217;t-Tehzib, s. 1081, no. 7813.</p>
<p>807 İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 11/208-209.</p>
<p>808 İbn Haldun, Kitabu1-lber (Tarih), 1/969.</p>
<p>809 İbn Arabi, el-A vasım mineJ-Kavasım, s. 143-144.</p>
<p>810 İbn Hallikan, Vetayatü1-A &#8216;yan ve Enbau Ebnai&#8217;z-Za.man mimma Sebete bi&#8217;n Nalfi evi&#8217;s-Sema&#8217;ev Eşbetehü1-:Ayan, nşr. İhsan Abbas, Beyrut, (1972), 2/54.</p>
<p>811 Ahisi, Sabbu1-&#8216;Azab &#8216;ala men Sebbe1-Ashab, s. 272-273</p>
<p>. 812 Mizzi, Tehzibu1-Kemal, 23/510; Zehebi, SiyeruAJami&#8217;n-Nübela; 5/272.</p>
<p>813 Tirmizi, &#8220;Ahkam&#8221;, 12, no. 1341.</p>
<p>814 İbn Ehi Şeybe, el-Musannef, no. 23166; İbnu&#8217;t-Türkmani, el-Cevheru&#8217;n-Naki f i&#8217;r-Reddi aleJ-Beyhajd, Meclis-il Dairat maarifı&#8217;n-Nizamiyye, Hindistan Hay darabat, 10/175; Tehanevi, /Jau&#8217;s-Sünen, thk. Muhammed Taki Osmani, nşr. İda ratu1-Kur&#8217;an ve1-Ulumi&#8217;l-İslamiyye, (1997), no. 5109.</p>
<p>815 Tahavi, Şerhu Me&#8217;ani&#8217;l-Asar, thk. Muhammed Zehra Neccar, Alemü&#8217;l-Kütüb, Beyrut, (2006), 4/148; Tehanevi, a.g.e., no. 5111.</p>
<p>81 6 Malik, el-Muvatta, no. 844; Tehanevi, a.g.e., no. 5112.</p>
<p>817 İbn Hazın, el-MuhaDa, thk. Ahmed Muhammed Sakir, Mektebetu Dari&#8217;t Türas, Kahire, (2005), 8/489; İbnu&#8217;t-Türkmani, a.g.e., 10/175.</p>
<p>818 Abdürrezzak, el-Musannef, 10/175; Tehanevi, i1aus-Sünen, no. 5110.</p>
<p>819 Malik, el-Muvatta, no. 844; Tehanevi, a.g.e., no. 5113, 5114.</p>
<p>820 Müslim, &#8220;Akdiye&#8221;, 3; Ebu Davud, &#8220;Akdiye&#8221; 21.</p>
<p>82 1 İbn Rüşd, Bidayetü1-Müctehid, thk. Ebu Abdurrahman Abdulhakim b. Mu hammed, el-Mektebetü&#8217;t-Tevfıkiyye, Kahire, 3/456, 459.</p>
<p>822 SuyCıti, Tarih uJ-Hulefa, s. 175; Zehebi, Siyeru AJami&#8217;n-Nübela� 3/157; İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 11/ 463.</p>
<p>823 İbn Hazın, Meratibü&#8217;l-icma, nşr. Daru Zcihidi&#8217;l-Kudsi, Mısır, (1985), s. 157.</p>
<p>824 Buhari, &#8220;Tefsirü1-�ur&#8217;an&#8221;, 5/9, &#8220;Nikal)&#8221;, 8; Müslim, &#8220;Nika.Q.&#8221;, 11.</p>
<p>825 Abdülğani el-Guneyrni el-Meydani, el-Lübab fi Şerhi&#8217;l-Kitap, thk. Beşşar Bekri Arabi, Daru1-İrşad, İstanbul, (2016), 2/330.</p>
<p>826 Aydın Taneri, &#8220;Hadım&#8221;, DİA, XV, 3-4.</p>
<p>828 Dr. Halid el-Gays bu ganimet konusunda bir araştırma yap mış ve şöyle bir açıklama getirmiştir.829 Şayet Hazreti Muaviye&#8217; nin Kur&#8217;an&#8217;ın bu emrine rağmen ganimetin dağıtılmamasını is</p>
<p>827 Mevdudi, Hilafet ve Saltanat, (çev/ Ali Genceli s. 179)</p>
<p>828 İbn Abdulber, el-İstiab fi Ma &#8216;rifeti1-Ashab, 1/357; İbn Esir, el-Kamil fi&#8217;t-Tarih, 2/476.</p>
<p>829 Sallabi, Muaviye bin Ehi Süfyan, s. 348.</p>
<p>830 Yahya b. İbrahim, Merviyya tu Ebi Muhnif fi Tarihi&#8217;t-Taberi, s. 352.</p>
<p>831 Sallabi, Muaviye bin Ebi Süfyan s. 349.</p>
<p>832 Cahız, et-Tac fi Ahlaki&#8217;l-Müluk, nşr. Dr. Ömer Tabba&#8217;, Daru1-Erkam, Beyrutı s. 146.</p>
<p>833 Cehşiyari, el- Vüzera veJ-Küttab, s. 24.</p>
<p>830 Yahya b. İbrahim, Merviyya tu Ebi Muhnif fi Tarihi&#8217;t-Taberi, s. 352.</p>
<p>831 Sallabi, Muaviye bin Ebi Süfyan s. 349.</p>
<p>832 Cahız, et-Tac fi Ahlaki&#8217;l-Müluk, nşr. Dr. Ömer Tabba&#8217;, Daru1-Erkam, Beyrutı s. 146.</p>
<p>833 Cehşiyari, el- Vüzera veJ-Küttab, s. 24.</p>
<p>834 Dr. Şükrü Faysal, el-Mecmüatu1-İslamiyye fi KarniJ-Evvel, nşr. Daru&#8217;l Küttabi1-Arabi, Mısır, (1952), s. 80.</p>
<p>83 5 Taberi, T:irihu&#8217;r-Rusül ve1-Mülükve &#8216;l-Müluk, 3/514.</p>
<p>836 Hamdi Şahin, ed-Devletu1-Ümeviyye el-Müftera Aleyha, s. 350.</p>
<p>837 Mevdudi, Hilafet ve Saltanat, (çev, Ali Genceli s. 179).</p>
<p>838 Buhari, &#8220;Hace&#8221;, 44, &#8220;Meğazi&#8221;, 48, &#8220;Feraiz&#8221;, 26; Müslim, &#8220;Feraii&#8217;, l; Ebu Davud, &#8220;Feraiz&#8221;, 10; Tirmizi, &#8220;Feraiz&#8221;, 15.</p>
<p>839 Malik, Muvatta, Feraiz, 12, 1233; İbn Şeybe, el-Musannef, no. 31438; Said bin Mansur, es-Sünen, no. 142-143.</p>
<p>840 İbn ehi Şeybe, Musannef, no. 31448.</p>
<p>841 Said bin Mansur, es-Sünen, no. 145.</p>
<p>842 Said bin Mansur, a.g.e., no. 146.</p>
<p>843 İbn ehi Şeybe, Musannef no. 31450; Ebu Davud, &#8220;Feraii&#8217;, 2912; Beyhaki, Sünen, 254-255.</p>
<p>844 Said bin Mansur, es-Sünen, no. 145.</p>
<p>845 İbn ehi Şeybe, a.g.e., no. 31451 Said bin Mansur, a.g.e., no. 147.</p>
<p>846 Nevevi, Minha.cu&#8217;t-TaJibin ve Um detu7-Muttek&#8217;in, thk. Muhammed Mu hammed Tahir Şa &#8216;ban, Daru&#8217;l-Minhac, Beyrut, (2005), 4/11-52.</p>
<p>847 Ebu Davud, &#8220;İmare&#8221;, 26; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 341.</p>
<p>848 Ebu Davud, &#8220;Feraii&#8217;, 10; Ahmed b. Hanbel, V, 230, 236.</p>
<p>849 Buhari, &#8220;Cenaii&#8217;, 79.</p>
<p>85 0 Detaylı bilgi için bkzJ Prof. Dr. Bünyamin Erul, Sahabenin Sünnet Anlayışı, s. 431-434. 851 Tahanevi, /Jaus-Sünen, 18/329-330.</p>
<p>852 Taberi, Tarilı ur-Rusül veJ-Müluk, 3/532.</p>
<p>853 İbn Haldun, Mukaddime, s. 243 &#8211; 244.</p>
<p>854 Zehebi, Tarih uJ-islam, 2/295; Suyüti, Tarih uJ-Huleta ; s. 182; İbn Hacer el Heytemi, es-Sava &#8216;ikuJ-Muhrika, s. 335.</p>
<p>855 İbn Arabi, el-Avasım mineJ-Kavasım fi Tahkiki Mevakıfi&#8217;s-Sahabe, s. 148; İbnu&#8217;l-Esir, el-Kamil fit- Tarih, 3/354.</p>
<p>856 İbn Sa&#8217;d, Kitabu Tabakati&#8217;l-Kebir, 7 / 47, no. 29259; Buhari, et- TarihuJ-Kebir, 8/ 422-423, no. 3566, 8/296, no. 12903; İbn Abdilberr, el-İstiab il Ma reifetiJ Ashab, 4/14, no. 2841; İbn Arabi, el- &#8216;Avasım mineJ-Kavasım fi Tahkiki Me vakıfis-Sahabe, s. 151; İbnu&#8217;l-Esir, ÜsdüJ-Gabe il Marifeti&#8217;s-Sahabe, 5/483, no. 5640; İbn Hacer, el-İsabell Temyfzis-Sahabe, 1/236-237, no. 194.</p>
<p>85 7 Belazuri, EnsabuJ-Eşraf, 4/289-290. 858 İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 11/477.</p>
<p>85 9 Muhibbbuddin el-Hatib, el-A vasım mineJ-Kavasım, (s. 144, 2 no1u dipnot).</p>
<p>860 İbn Asakir, Tarih u Medineti Dımaşk, 28/26.</p>
<p>861 Mustafa İslamoğlu, İmamlar ve Sultanlar, s. 80.</p>
<p>862 Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 220, no. 21919, 21923; Nesai, Sünenü1-Kübra, no. 8099.</p>
<p>863 Buhari, &#8220;Ahkam&#8221;, 51; Müslim, &#8220;İmaret&#8221;, 5-9; Tirmizi, &#8220;Fiten&#8221;, 46.</p>
<p>864 İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 8/135.</p>
<p>865 İbn Hacer, FethuJ-Bari Şerh u SahihiJ-Buhari, 8/180</p>
<p>866 Abdulaziz b. Ahmed, en-Nahiyetu an Ta &#8216;ni EmiriJ-Müminin Mwiviye, s. 45.</p>
<p>867 İbn Haldun, Mukaddime, 2/188.</p>
<p>868 İbn Haldun, a.g.e., 2/188.</p>
<p>869 İbn Teymiye, Mecm uu Fetava, 25/27.</p>
<p>870 Sallabi, Muaviye bin ebi Süfyan, s. 522.</p>
<p>871 İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 11/663.</p>
<p>872 Sallabi, a.g.e., s. 528.</p>
<p>873 Taberi, Tarihur-Rusül veJ-Mülük, 3/232; İbn Esir, el-Kamil fi&#8217;t-Tarih, 3/337; İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 11/ 428.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>874 İbn &#8216;Adiyy, el-Kamil fi Du&#8217;afai &#8216;r-Ricil, 6\2110.</p>
<p>87 5 İbnu&#8217;l-Cevzi, el-Mevduat, 1 \305. 876 Zehebi, Mizanu 7-i&#8217;tidal, s. 125, no. 370.</p>
<p>877 İbn Sa &#8216;d, Kitabu Ta bakati7-Kebir, 7 /69-70; İbn Abdülberr, el-ltis ab fJ Ma &#8216;rifeti 1-Ashab, 2/99-105; İbn Esir, Üsdr11-Gabe il marifetis-Sahabe, 2/336337; İbn Hacer, el-İsabe fJ Temyizi &#8216;s-Sahabe, 2/527-528.</p>
<p>878 Taberi, Tarihu&#8217;r-Rusül ve1-Mülr1k, 3/195, 238, 256, 264, 346, 467; İbn Esir, Üsdr11-Gabe fi marifetis-Sahabe, 2/336-337; Salih Muhammed er-Revadıyye, Ziya d b. Ebihi ve Devruhu fiJ-Hayati 1- &#8216;Amme, s. 31.</p>
<p>879 İbn Sa &#8216;d, Ki tabu Ta bakatiJ-Kebir, 7 / 69; İbn Abdülberr, el-lsti&#8217;ab fi Ma &#8216;rifeti 1Ashab, 2/99; İbn Hacer, el-İsti.be fl Temyizi &#8216;s-Sahabe, 2/522.</p>
<p>880 İbn Sa &#8216;d, a.g. e., 7 /69; Salih Muhammed er-Revadıyye, a.g. e., s. 31.</p>
<p>881 Halife b. Hayat, Tarih u Halife b. Hayya t, s. 191; İbn Abdülberr, el-İsti ab fl Ma &#8216;rifeti 1-Ashab, 2/99-105.</p>
<p>882 Taberi, a.g.e., 3/151; İbn Hacer, el-İsti.be fJ Temyizi &#8216;s-Sahabe, 2/527-528; Salih Muhammed er-Revadıyye, a.g.e., s. 32</p>
<p>883 es-Safedi, el- Va fi bi J- Vekyat, 15/32; Salih Muhammed er-Revadıyye, a.g.e, s. 32.</p>
<p>884 Mes&#8217;udi, Mun1cu &#8216;z-Zeheb, 3/14, 15; Hamdi Şahin, ed-Devletü J-Emeviyye el Müftera &#8216;aleyha; s. 195.</p>
<p>885 İbn Teymiyye, Mecmu &#8216;u&#8217; 1-Fetava, 20/267.</p>
<p>886 İbn Esir, el-Kamil fi &#8216;t- Tarih, 3/301.</p>
<p>887 Taberi, Tarihu&#8217;r-RusülveJ-Mülak, 3/195.</p>
<p>888 Buhari, &#8220;Feraii&#8217;, 18; Müslim, &#8220;Rada &#8216; &#8220;, 36.</p>
<p>889 İbn Hacer, FethuJ-Bari Şerh u SahihiJ-Buhari, 12/39.</p>
<p>890 Ebu Osman en-Nehdi&#8217;nin tam adı Abdurrahman b. Mili b. Amr b. Vehb&#8217;dir. Muhadram olup tabiiinin büyüklerindendir. Hicri 95 yılında vefat etmiştir. Bkz. İbn Hacer, Tehzibu Tehzıô, 6/246-247, Takribu &#8216;t-Tehzib, s. 601.</p>
<p>891 Buhari, &#8220;Feraii&#8217;, 29; Müslim, &#8220;İman&#8221;, 114, 115.</p>
<p>892 Nevevi, Sahihu Müslim bi Şerhi&#8217;n-Nevevi, 2/52-53.</p>
<p>893 Ebu Nuaym, Ma &#8216;rifetü &#8216;s-Sahabe, 3/121.</p>
<p>894 Dr. Halid el-Gays, Merviyyatu Hilafeti Muaviye fi Tarı1ıi&#8217;t-Taberi, s. 372-379.</p>
<p>89 5 İbn Hacer el-Heytemi, Ta thiruJ-Cinan, s. 12.</p>
<p>896 Taberi, Tarihu&#8217;r-Rusülve1-Mülük, 3/195; İbn Esir, el-Kamilfi&#8217;t-Tarih, 3/299300.</p>
<p>897 Hamdi Şahin, ed-Devletül-Emeviyye el-Müfteni &#8216;aleyha, s. 196.</p>
<p>898 İmam Malik, Muvatta, Hac, 511/277.</p>
<p>899 Buhari, &#8220;Hac&#8221;, 109; İbn Eb u Şeybe, Musannef, 6/23, 30533; Tahavi, Şerh u Me ani7-Asar, 2/264; Darekutni, es-Sunen, 4/56; Haklın, el-Müstedrek, 3\442; Beyhaki, es-Sünenü&#8217;l-Kübra, 5/233-234.</p>
<p>900 İbn Arabi, el- &#8216;Avasım mine &#8216;1-Kavasım, s. 168; Hamdi Şahin, ed-Devletü &#8216;1Emeviyye el-Müftera &#8216;aleyha, s. 196.</p>
<p>90 1 İbn Arabi, a.g.e.J sJ 163; Muhammed Salih Ahmed el-Garsi, Fa slu &#8216;l-Hitab fi Mevakıfi &#8216;1-AshabJ nşr., Darü&#8217;l-Kalem, Dımaşk, (2006), s. 141.</p>
<p>902 İbn Arabi, el- :4 vasım mine &#8216;1-Kavasım, s. 161.</p>
<p>903 İbn Arabi, a.g.e., s. 157-163; Sallabi, Muaviye b. Ebu Süfyan Şahsıyyetuhu ve &#8216;Asruh, s. 319-322.</p>
<p>904 İbn Kesir, el-Bidaye ve &#8216;n-Nihaye, 11/239.</p>
<p>905 İbn Kesir/ el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 1 1 /229-230.</p>
<p>906 İbn Sa&#8217;d, Kitabu TabakJti7-Kebir, 6/242-243; Zehebi, Siyenı A &#8216;lamİ &#8217;11-Nubela, 3/464-465; İbn Kesir/ a.g.e., 1 1 /230-231, 237-238.</p>
<p>907 Zehebi, Siyeru A &#8216;Jami&#8217;n-Nübela, 3/ 463-466; İbn Hacer, el-isabe fi Temyizi sSahabe, 2/33 &#8211; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., 6/24 1-244; İbn Abdülberr, el-lstiab fi Ma &#8216;rifrti 1-<br />
Ashab, 1/3809-39 1; İbn Kesir, el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 1 1 /228-244; İbn Hacer,<br />
a.g.e., 2/32-34.<br />
908 Taberani, el-Mu&#8217;cemu1-Kebir, 723; Beyhaki, Delailu &#8216;n-Nübüvve, 6/457; İbn<br />
Abdülberr, a.g.e., 1/390; İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk, 1 2/229.<br />
909 Müslim, &#8220;İmarat&#8221;, 14</p>
<p>910 Müslim, &#8220;İm:lrat&#8221;, 14</p>
<p>911 Nevevi, Sahihu Müslim bi Şerhi&#8217;n-Nevevi, 1 2/241.</p>
<p>912 Abdulaziz b. Ahmed, en-Nalıiyetu an Ta&#8217;ni Emiri1-Müminin Muaviye, s. 150.<br />
913 Muhammed el-Gays, Merviyyatu Hilafeti Muaviye, s. 435.<br />
914 Mustafa İslamoğlu, İmamlar ve Sultanlar, s. 87.</p>
<p>915 İbn Arabi, el- &#8216;.A vasım mine l-Kavasım, s. 1 42-1 43.</p>
<p>916 İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk, 1 2/230; Dr. Halid b. Muhammed elGays, Merviyyatü Hilafeti Muaviyeti Tarihi &#8216;t-Taberi, s. 440.<br />
917 İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk, 1 2/229; İbn KesirJ el-Bidaye venNihaye, 1 1 /298-99.</p>
<p>918 Buhari, &#8220;Meğazi&#8221;, 58.</p>
<p>919 İbn Hacer, Fethul-Bari Şerhu SahihiJ-Buharf, 1 3/194.</p>
<p>920 Buhari, &#8220;Meğazi&#8221;, 45; Müslim, &#8220;İman&#8221;, 1 58.</p>
<p>921 Taberi, Tarihu&#8217;r-Rusül veJ-Müluk, 5/1 95.<br />
922 Zehebi, Siyeru A 1ami &#8216;n-Nübela, 3/ 465.<br />
923 Sallabi, Muaviye bin ebU Süfyan, s. 234.<br />
924 Taberi, a.g.e., 5/ 1 95.<br />
925 Sallabi, a.g.e./ s. 234.<br />
926 İbn Hacer, el-İsabe fi Temyizi &#8216;s-Sahabe, 2/33.</p>
<p>927 Necmi Sarı, Muaviye b. Ebu Süfyan Müdafaası, (tere. en-Nahiyetu an Ta&#8217;ni<br />
EmiriJ-Müminin Muaviye) s. 269-277.</p>
<p>928 İbn Kuteybe, el-İmame ve&#8217;s-Siyase, 1/ 163; Ya&#8217;kubi, Tarih, 2/220; Mes&#8217;udi,<br />
Murucu&#8217;z-Zeheb, 3/77.</p>
<p>929 İbn Kesir, el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 1 1 /650, 659.</p>
<p>930 Necmi Sarı, Muaviye b. Ehi Sufyan Müdafaası, s. 278.</p>
<p>931 Belazuri, EnsabuJ-Eşraf, 5/ 1 7.</p>
<p>932 İbn Kesir, el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 1 1 /6 15, 653-654; Belazuri, EnsabuJ-Eşraf,<br />
3/471; Zehebi, TarihuJ-İslam, 2/478; Dr. Muhammed b. Abdülhadi b. Rezzan eşŞeybani, MevakıfuJ-Mu&#8217;araza fi Hilafeti Yezid b. Muaviye, s. 384.</p>
<p>933 Necmi Sarı, Muaviye b. Ehi Sufyan Müdafaası, s. 282.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum3/">Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)’ a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:3</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)&#8217; a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:2</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Dec 2024 06:22:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Kızıldaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Süfyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Aişe ve Hz.Muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Hz.Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Hz.Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Vali Eşter]]></category>
		<category><![CDATA[Muaviye ve sahabelik]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=27537</guid>

					<description><![CDATA[<p>İtham: Muaviye baş olma iddiasıyla Ali (radıyallabu anb)&#8217;ın halifelik makamına göz dikmiş, Ali (radıyallah u anh) kendisini Şam valiliği görevinden aldığı için ona biat etmemiş hatta onunla savaşmıştır. İbnu&#8217;l-Kevva&#8217;nın Ebu Musa el-Eş&#8217;ari&#8217;ye şöyle dediği kayıtlıdır: &#8220;Şunu bil ki Muaviye, Mekke&#8217;nin fethiyle İslam&#8217;a girmiştir, babası da hiziblerin başıdır. Muaviye şuraya başvurmadan halifelik iddiasında bulunmuştur. Eğer Muaviye [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum2/">Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)’ a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İtham:</strong> Muaviye baş olma iddiasıyla Ali (radıyallabu anb)&#8217;ın halifelik makamına göz dikmiş, Ali (radıyallah u anh) kendisini Şam valiliği görevinden aldığı için ona biat etmemiş hatta onunla savaşmıştır. İbnu&#8217;l-Kevva&#8217;nın Ebu Musa el-Eş&#8217;ari&#8217;ye şöyle dediği kayıtlıdır: &#8220;Şunu bil ki Muaviye, Mekke&#8217;nin fethiyle İslam&#8217;a girmiştir, babası da hiziblerin başıdır. Muaviye şuraya başvurmadan halifelik iddiasında bulunmuştur. Eğer Muaviye seni tasdik ederse görevden azli helal olur, yok eğer seni yalanlarsa bu takdirde senin onunla konuşman haram olur.761</p>
<p><strong>Cevap: </strong> Bu batıl bir iddiadır; zira Muaviye (radıyallah anh)&#8217;ın Ali (radıyallah u anh)&#8217;tan haksız yere katledilen amcasının oğlu Osman (radıyallah anh)&#8217;ın öcünü almaktan başka bir talebi olmamıştır. Bunun için de Ali (radıyallahu anh)&#8217;tan, Osman radıyallah anh)&#8217;ın katillerine kısas uygulamasını eğer buna güç yetiremiyorsa bu katilleri kendisine teslim etmesini istemiş, Ali (radıyallah anh)&#8217;ın bunlardan birini yapması durumunda da ona biat edeceğini açık bir dille ifade etmiştir. Ancak Ali (radıyallah anhı) bu iki talebi de reddedince olanlar olmuştur. İmamu&#8217;l-Haremeyn el-Cüveyni bu konuda şöyle demektedir: &#8220;Muaviye (radıyallah anh) her ne kadar Ali (radıyallah anh) ile savaştıysa da onun halifeliğini inkar etmediği gibi halifeliği kendi nefsi için iddia da etmemiştir. O kendisinin isabet ettiğini sanarak yalnızca Osman (radıyallah anh)&#8217;ın katillerini talep etmıştı ancak hata etmıştı.&#8221;762 &#8220;Muaviye (radıyallahu anh) halifelik iddiasında bulunmadı. Zaten Ali (radıyallah anh) ile savaştığı vakit halife olarak ona biat etmiş de değildi. Muaviye (radıyallahu anh) ne kendisinin halife olduğu ne de halifeliği hak edenin kendisi olduğu iddiasıyla savaşmış da değildi. Herkes Ali (radıyallah anh) in halifeliğini ikrar ediyordu. Muaviye (radıyallah anh) da Ali (radıyallah anh) hakkında kendisine soru soranlara verdiği cevaplarda O&#8217;nun halifeliğini ikrar ediyordu.</p>
<p>Bunun yanı sıra yandaş taraflardan her grup halifelik konusunda Muaviye (radıyallah anh) in Ali (radıyallah anh) a denk olmadığını ve Ali (radıyallah u anh) halife olarak bulunduğu sürece Muaviye(radıyallahu anh) in halife olamayacağını ikrar ediyordu. Çünkü Ali (radıyallah anh) in üstünlüğü, önceliği, ilmi, dini, cesareti ve diğer faziletleri, hepsinin nezdinde gayet açık ve maruftu. Tıpkı Ali (radıyallah anh) in kardeşleri Ebu Bekir, Ömer, Os man (radıyallah anh) ve diğerlerinin üstünlükleri gibi.&#8221;763 İbn Hacer el-Heytemi ise şöyle demektedir: &#8220;Ehl-i Sünnet ve&#8217;l-Cemaat&#8217;in itikadi prensiplerinden biri de şudur: Ali ile Mua viye (radıyallah anh) arasında cereyan eden savaşlar, daha önce de geçtiği gibi Ali (radıyallah anh) in halifeliğe daha layık olduğu hususundaki icma nedeniyle Muaviye (radıyallah anh)&#8217; ın halifelik konusunda Ali (radıyallah anh) ile çekişmesi sebebiyle meydana gelmemiş, fitne de bu nedenle kopmamıştır. Aksine fitnenin kopuş sebebi, Muaviye&#8217;nin Osman (radıyallah u anh)&#8217;ın amcasının oğlu olması dolayısıyla Muaviye (radıyallah u anh) ve beraberindekilerin Ali (radıyallahu anh) tan, Osman (radıyallah anh) in katillerini kendilerine teslim etmesini talep etmeleri Ali (radıyallah u anh) in ise bundan kaçınmış olmasıdır.&#8221;764 Ayrıca iddianın geçtiği el-İmame ves-Siyase adlı eserin İbn Kuteybe&#8217;ye ait olmadığı hususunda muhakkik alimler arasında görüş birliği vardır. Dolayısıyla bu kitabın İbn Kuteybe&#8217;ye nispeti de doğru değildir.&#8221;765</p>
<p><strong>İtham:</strong> Ammar (radıyallahu anh)&#8217;a &#8221;Seni haddi aşan bir grup katledecek.&#8221;766 hadisi ve bundan ötürü Hazreti Muaviye&#8217;nin baği sayılması.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> &#8220;Ammarı baği bir topluluk katledecektir. &#8220;hadisi bu savaşlarda isabet eden tarafın Ali (radıyallah u anh)&#8217;ın olduğunu göstermiştir; çünkü Ammar (radıyallah u anh)&#8217;ı Muaviye (radıyallahu anh) tarafı öldürmüştür. Ehl-i Sünnet&#8217;in cumhuru Allah u Teala&#8217;nın &#8220;Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa&#8221; (Hucurat, 49/9) ayetinden dolayı Ali (radıyallahu anh)&#8217;ın yanında savaşanların isabetli oldukları görüşündedirler. Ali&#8217;ye karşı savaş açanların baği oldukları kesindir. Ehli Sünnet Hazreti Ali&#8217;yi isabetli görmekle birlikte olaya karışanların hiçbirinin kınanmayacağı konusunda müttefiktirler. Yalnızca içtihat edip hata etmiş olduklarını söylerler.767 Sünnet ve hak ehlinin mezhebi, Sahabehakkında iyi zanda bulunmak, aralarında vuku bulan anlaşmazlıklardan uzak dur mak, onların aralarında meydana gelen savaşları güzel şekilde tevil etmektir. Şöyle ki, onlar bu hususlarda müçtehid olup tevilde bulunmuşlar, bunu yaparken de ne günah işlemeyi ne de sırf dünyalık peşinden koşmayı amaçlamışlardır. Aksine onlardan her bir grup, kendisinin haklı, muhalifinin ise baği olduğuna, bu nedenle de Allah&#8217;ın emrine dönünceye dek onunla savaşmak gerektiğine inanmıştır. Onların bir kısmı isabet etmiş, bir kısmı ise hata etmiş ancak hatası mazur görülmüştür. Çünkü bu içtihaddan kaynaklanmış bir hatadır ve müçtehid hata yaptığında üzerine herhangi bir günah yoktur. Bu savaşlarda haklı ve isabetli olan Ali (radıyallah u anh) idi. Bu, Ehl-i Sünnet&#8217;in görü şüdür. Bu olaylar karışık meselelerdir.</p>
<p>Hatta Sahabeden bir topluluk bu olaylar karşısında hayrete düşmüşler, bu nedenle her iki gruptan uzakta kalmışlar, savaşa iştirak etmemişler ve hakkın kimden taraf olduğunu gerçekten bilememişlerdir. Bunun neticesinde de muhaliflere karşı Ali (radıyallah u anh)&#8217;a yardımda gecikmişlerdir.&#8221;768  Muaviye (radıyallah u anh) ile birlikte savaşanlar, müminler den bir grup olup İmam Ali (radıyallah anh)&#8217;a karşı haddi aşmışlardır ki &#8220;Seni baği bir topluluk katledecektir.&#8221; hadisiyle sabittir. Allah&#8217;tan, her iki taraftan da razı olmasını ve bizleri, kalplerinde müminlere karşı hiçbir kin bulunmayan kimselerden kılmasını diliyoruz. Bununla beraber Ali (radıyallah u anh)&#8217;ın kendisiyle beraber savaşanlardan daha faziletli ve hakka daha layık (yakın) olduğu hususunda ise hiçbir şüphe duymuyoruz.769 Her ne kadar Ali (radıyallah anh) haklı idiyse de bu hususta Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın kastı batıl peşinde koşmak değildi. Onun maksadı sadece hak idi ama hata etmişti. Bunların tümü (esas itibariyle değilse bile) maksatları itibariyle hak üzere bulu nuyorlardı. 770</p>
<p><strong>İtham:</strong> Hazreti Osman&#8217;ın katillerini bahane edip hilafeti ele geçiren Hazreti Muaviye&#8217;nin başa geçtikten sonra katillerden intikam almak için bir şey yapmaması) Muaviye&#8217;yi kendi amaçlarına ulaşmak için Osman&#8217;ın katledilmesini perde edinmekle, hedefleri gerçekleşip Müslümanların halifeliğini elde edince de susup Osman&#8217;ın kısasını istemekten vazgeçmekle ve kısası uygulama hakkına sahip güçlü yönetici konumunda olduğu halde katiller meselesini bir kenara bırakmakla suçluyorlar.771</p>
<p><strong>Cevap:</strong>  Hazreti Osman&#8217;ın isyancıları yüzlerle ifade ediliyordu. Kimi isyana liderlik edip öldürme işini yapanlardı, kimi de Hazreti Osman&#8217; a karşı tiksindirici propagandanın havası içine sürüklenenlerdi. Bir şey emretmeden ve nehyetmeden sessiz kalanlar da vardı. Fitneden uzak durup Medine&#8217;den ayrılan ve işin Mü&#8217;minlerin Emiri&#8217;ni katletme haddine varacağını asla zannetmeyenler de vardı. İsyancılar özenli ve ayrıntılı bir şekilde belirlenmemişti, tamamı şahıs olarak da tanınmıyordu ama liderleri tanıdık ve meşhur kişilerdi. Hesaba çekilmesi ve kısas uygulanması gereken kişiler bu liderlerdi. Zaten Hazreti Muaviye&#8217;nin kısas talep ettiği kişiler: Eşter en-Nehai, Muhammed b. Ehi Bekir, Muhammed b. Ehi Huzeyfe, Kinane b. Bişr, Abdurrahman b. Udeys el-Belevi gibi kimselerdi. Hazreti Ali&#8217;nin devrinde onların gücü açıktı,otoriteleri sağlamdı. Kanını talep etmek de öldürülen kişinin velisinin hakkıydı, Allah da ona yardım vaadinde bulunmuştu. Katilleri ele geçirdiğinde onları affetmek de onun hakkıydı. Buna göre Hazreti Muaviye, Hazreti Osman&#8217;ın katillerine kısas uygulanması talebinde bulunmuş ve bunun için savaşmıştır. Sonunda bu isyancılardan cesaret, açık güç ve kuvvet sahibi birçokları, halifenin intikamını talep eden Hazreti Muaviye&#8217;nin ve başkalarının yaptığı savaşlarda yok edilmiştir. Talha, Zubeyr ve Aişe (radıyallahu anhum)&#8217;un ordusu, Basra&#8217; da Hukeyrn b. Cebele, Zureyh b. Abbad el-Abdi başta olmak üzere Osman&#8217;ın katillerinden yedi yüz kişiyi öldürmüştü.772 Hazreti Osman&#8217;ın katilleriyle Talha, Zubeyr ve Aişe (radıyallah u anhum)&#8217;un ordusu arasında yaşanan bu şavaşta öldürülmeyenleri kendi kabileleri yakalayıp köpek getirir gibi Talha ve Zubeyr (radıyallahu anhuma)&#8217;ya getirmişler ve bunlar öldürülmüşlerdir. Bu nedenle tüm Basra halkından Talha ve Zubeyr&#8217;in eliyle öldü rülmekten kurtulan sadece Sadoğulları&#8217;nın koruduğu Hurkus b Zuheyr es-Saa&#8217;di gözden kaybolabildi.773 Cemel savaşında isyancılardan biri olan Alba&#8217; b. Heysem, Basra kadısı olan Amr b. Yesrib&#8217;i eliyle öldürüldü.774</p>
<p>Sıffın savaşında Ali (radıyallah u anh)&#8217;ın ordusu içinde Hazreti Osman&#8217;ın katillerinden ve ona karşı isyan edenlerden birçok kişi vardı. Cündeb b. Zuheyr el-Gamidi, vali Velid b. Ukbe&#8217;ye karşı insanları kışkırtan ve Hazreti Osman&#8217; a karşı insanları isyana teşvik eden Ebu Zeyneb b. Avf b. Haris el-Ezdi gibi önde gelen isyancı liderlerden bir kısmı Şamlılarla yaptıkları Sıffın savaşında öldürüldü. 775 Sonra tahkimin akabinde Hazreti Osman&#8217;ın Iraklı katillerin den hayatta kalanların birçoğu Hazreti Ali&#8217;ye baş kaldırıp onu tekfir etmeye başladılar, Ali (radıyallah u anh) da onlarla Nehre van&#8217;da savaştı, kaçanlar dışında kimse kurtulmadı. Talha ve Zu beyr (radıyallahu anhuma)&#8217;nın eliyle öldürülmekten kurtulan Hurkus b. züheyr es-Sadi 776 ve Şureyh b. Evfa, o gün öldürülen isyancılar arasındaydı.777 Geriye Osman&#8217; a karşı ayaklananların büyüklerinden üç kişi; Muhammed b. Ehi Bekir, Kinane b. Bişr ve Muhammed b. Ehi Huzeyfe kaldı. İlk ikisi, hicri 38 yılında Hazreti Amr b. el-As&#8217;ın komutasında Mısır&#8217;a saldırdığında öldürüldü. 778 Aynı zamanda Hazreti Muaviye&#8217;nin dayısının oğlu olan Muhammed b. Ehi Huzeyfe ise daha önce H. 36 yılında Amr b. el As&#8217;ın Mısır hücumu sırasında öldürülmüştü. Amr b. el-As&#8217;ın ordusunun H. 38 yılında onu esir alıp Şam&#8217;a gönderdiği, tutuklu bulunduğu yerden kaçtığı ama Şam askerlerinden birinin onu ele geçirip öldürdüğü de söylenmiştir. 779 Şam&#8217;da ise Mısırlı isyancıların lideri Abdurrahman b. Udeys el-Belevi, Zirta bedevilerden biri ile karşılaşmış, bedevi onunla tanışıp Hazreti Osman&#8217; ın katillerinden olduğunu öğrenince onu öldürmüştür. 780 Bu isyanın en bariz adamı Eşter en-Nehai, Hazreti Ali&#8217;nin Mısır&#8217;a vali olarak gönderdiği hicri 38 yılında öldürülmüştür.</p>
<p>Hazreti Muaviye&#8217;nin Eşter&#8217;e zehirli bal şerbeti ile suikast yapacak birini Kulzum&#8217;a gönderdiği de söylenmiştir. 781 Bunu yapmışsa ona kısas uygulama konusunda delili ve gerekçesi vardı. Bununla birlikte Eşter en-Nehai&#8217;nin Kulzum&#8217;da öldüğünü belirten ve bu hususta Hazreti Muaviye&#8217;nin bir müdahelesi olduğunu zikret meyen başka rivayetler de nakledilmiştir. 782 Bunun nedeni ya gizli bir görev olmasıdır veya aslında böyle bir şey olmamıştır. Belki de adam eceliyle öldü de kendisine kin besleyenler rahatladı. Eşher en-Nehai&#8217;nin öldürülmesine sevinmek Muaviye ve Şam halkının hakkı 783 olmasına rağmen bu ölüme Ali b. Ehi Talib&#8217;in de sevinerek &#8220;rahatladık&#8221; dediği rivayet edilmiştir. 784 Hicaz&#8217;da ise bu haberi Aişe (radıyallahu anha) sevinerek karşıladı; zira daha öncelerde &#8220;Allah&#8217;ım! Oklarından birini ona at&#8221; diye beddua ediyordu. 785</p>
<p><strong>İtham:</strong> Hazreti Muaviye&#8217;nin Eşter&#8217;i öldürmesi veya ölümüne sevinmiş olması Hazreti Ali, Hazreti Muaviye ile eyaletler üzerindeki hakimiyet mücadelesini sürdürdüğü esnada Mısır üzerinde Hazreti Muaviye&#8217;ye karşı koyması üzerine Eşter en-Nehai&#8217;yi yollamıştı. Eşter, isyancıların başındaydı ve Cem el ile Sıffin vakalarında çatışma taraftarı olması ile tanınmaktaydı.</p>
<p>Eşter Mısır&#8217;a varmadan yolda Muaviye&#8217;nin emrı uzerine kendisine verilen zehir katılmış bir bal neticesinde öldü. 786 Eşter&#8217; in ölüm haberi Şam&#8217;a iletildiğinde Hazreti Muaviye&#8217;nin &#8220;Allah&#8217;ın baldan askeri vardır.&#8221; dediği rivayet edilir. 787 Cevap: Bir önceki eleştirinin cevabında zikredildiği gibi Eşter&#8217;in kim tarafından öldürüldüğü bilinmemektedir. Şayet Hazreti Muaviye böyle bir şeyi azmettirdi ise de zaten Hazreti Osman&#8217;ın cinaye tinden ötürü Eşter kendisine kısas yapılması gerekenlerdendi. Bu durumda Hazreti Muaviye kınanacak değildir. Eşter&#8217;in ölü müne sevinmiş olduğu doğru kabul edilmişse de bundan ötürü de kınanacak değildir; zira Eşter&#8217;in ölümünden Hazreti Ali dahi memnun olmuş idi.788</p>
<p><strong>İtham:</strong> Hazreti Muaviye&#8217;nin Hazreti Ali&#8217;ye sövmeye teşvik etmesi ve Hazreti Sad bin ebi Vakkas&#8217; a, Ali&#8217;ye niçin sövmüyorsun diye sorması Kiminde doğrudan sövmeyi teşvik edip kiminde ise sövmeye kapı aralamakla itham edilen Hazreti Muaviye hakkındaki rivayetler şöyledir: Muaviye b. Ehi Süfyan Sad&#8217;a emir verdi ve: &#8220;Ebü&#8217;t-Türab&#8217;a sövmekten seni ne menetti?&#8221; dedi. O da: &#8220;Benim söyleyeceğim üç şey var ki; bunları onun için Resülüllah (aleyhisselam) söylemiştir. Bundan ötürü ben ona asla sövemem. Bu üç şeyden birinin benim olması bence kızıl develerden daha makbuldür. Ben Resülüllah (aleyhisselam)&#8217;ı gazalarından birinde onu yerine bıraktığı, Ali de ona: &#8216;Ya Resülallah! Beni kadın ve çocuklarla beraber mi bıraktın?&#8217; dediği zaman; &#8216; Benden Musa ya nisbetle Harun yerinde olmana razı değil misin? Şu kadar var ki, benden sonra Peygamberlik yoktur. &#8216;buyururken işittim. Hayber gününde de: &#8216; Bu sancağı mutlaka Allah ve Resulünü seven, Allah ve Resulü de kendisini seven bir zata vereceğim. &#8216;buyururken işittim. Biz sancak için hepimiz uzandık. Fakat o: &#8216;Bana Ali&#8217;yi çağırın!&#8217; buyurdu. Ali gözlerinden rahatsız olduğu halde getirildi. Re sülüllah (aleyhisselam) onun gözüne tükürdü ve sancağı kendi sine verdi. Allah da ona fethi müyesser kıldı. Şu ayet: &#8216;De ki: Gelin, bizim ve sizin çocuklarınızı çağıralım &#8216; 789 inince Resülüllah (aleyhisselam) Ali&#8217;yi, Fatıma&#8217;yı ve Hasan&#8217;la Hüseyin&#8217;i çağırarak: &#8216;Allahım! Benim ailem bunlardır.&#8217;790 buyurdu.790 Sehl b. Sad (radıyallah u anh) şöyle demiştir: &#8220;Mervan aile sinden bir kimse Medine&#8217;ye tayin edilmişti. Bu vali (bir gün) Sehl b. Sad&#8217;ı çağırdı ve ona Ali&#8217;ye sövmesini emretti. Sehl ise sövmekten çekindi. Bunun üzerine vali ona: Sövmekten çekindiğinde: Allah Ebu Türab&#8217;a lanet etsin deyiver, dedi . . . . &#8220;791 Bir başka rivayet ise şöyledir: Muaviye (radıyallahu anh) Muğire b. Şu&#8217;be (radıyallah u anh)&#8217;ı Küfe valiliğine tayin ettiğin de yanına çağırıp ona şunları söylemişti:</p>
<p>&#8221; . . . Bununla birlikte bazı şeyleri tavsiye etmekten de kendimi alamıyorum. Ali&#8217;ye sürekli olarak sövmeyi ve onu kötülemeyi ihmal etmeyeceksin. Osman&#8217; a da sürekli rahmet okuyup mağfıret dileyeceksin.&#8221;792 Ümeyyeoğullarının (Emevi devletinin) yöneticileri Ömer b. Abdülaziz&#8217; den önce Ali (radıyallah u anh)&#8217; a söver sayarlardı. Ömer b. Abdülaziz halife olunca bu duruma son verdi. Şair Küseyyir &#8216;Azze el-Huza&#8217;i bu durumu şu beyitlerle ifade etmiştir: &#8220;İdareyi ele aldın, Ali&#8217;ye sövüp saymadın, masum ve suçsuzu korkutmadın, mücrimin (Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ı kastediyor) sözüne tabi olmadın. Apaçık hakla konuştun, zaten Hüda&#8217; nın ayetlerinin açıklaması ancak konuşmayla olur. Söylediğil} iyiliği bizzat yaptığınla doğruladın. Öyle ki her müslüman bundan razı olarak kuşluk vaktine (sabaha) çıktı.&#8221; 793</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Bu sözünde Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın Sad b. Ehi Vakkas (radıyallah u anh)&#8217;a, Ali (radıyallah u anh)&#8217;a sövmesini emrettiğine dair açık bir ifade yoktur. Sadece Sad&#8217;a, Ali (radıyallahu anh)&#8217;a sövmekten kendisini alıkoyan şeyin sebebini sormuştur. Sanki Muaviye (radıyallahu anh) Sad&#8217;a şöyle demiştir: &#8220;Sen takvan nedeniyle veya korktuğun için ya da başka bir sebep dolayısıyla mı Ali&#8217;ye sövmekten geri durdun? Eğer takvan nedeniyle ve Ali&#8217;yi yüceltmek gayesiyle ona sövmekten geri durduysan sen isabet etmiş ve güzel davranmışsın Yok eğer başka bir nedenden ötürü Sad, Ali&#8217;ye sövmekten geri durduysa bunun başka bir cevabı vardır.&#8221; Belki de Sad b. Ehi Vakkas (radıyallah anh) o anda Ali (radıyallah u anh)&#8217;a söven bir topluluğun içindeydi ve onlarla birlikte Ali (radıyallahu anh)&#8217;a sövmedi. Ancak onların yaptıklarını inkar etmekten de aciz kaldı veya onların bu yaptıklarını in kar etti. Bunun üzerine Muaviye (radıyallah anh) ona bu soruyu sordu.</p>
<p>Bazıları da şöyle demişlerdir: Bunu başka bir şekilde te&#8217;vil etmek de mümkündür. Şöyle ki Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın sözünün manası şudur: &#8220;Ali (radıyallah anh)&#8217;ın görüşünde ve içtihadında hatalı olduğunu söylemekten buna mukabil insanlara bizim görüş ve içtihadımızın güzel (doğru) olduğunu ve onun hata ettiğini göstermekten seni alıkoyan şey nedir?&#8221;794 Hazreti Muaviye&#8217;nin Hazreti Muğire&#8217;ye Hazreti Ali için söv meyi teşvik ettiğini haber veren rivayet; ravi Ebu Mihnef Lut b. Yahya nedeniyle çok zayıftır. Ebu Mihnef Lut b. Yahya ise çok vahi, yalancı ve aşırı Şii bir kişidir. Şiilerin haberlerinin sahibi (nakledeni) aşırı bir Şii&#8221; 795, &#8220;güvenilir değil&#8221;, &#8220;metrukul-hadis&#8221;, &#8220;ahbari da&#8217;if-kıssacı zayıf&#8217;796 demişlerdir.&#8221; &#8220;Ahbari talif-kıssacı mahvolmuş, çok zayıf, asla kendisine güvenilmez.797&#8221; ibaresi kullanılmıştır. Taberi&#8217;nin bu rivayetini kabul etmek mümkün değildir, İbnu&#8217;l-Esir&#8217;in bu rivayeti Taberi&#8217;den nakli ise, herhangi bir isnad zikretmediğinden dolayı delil ve mesned olmaktan uzaktır.</p>
<p>Müslim&#8217;in diğer rivayetinde ise Medine&#8217; ye tayin edilen ve Sehl b. Sad&#8217;ın Ali&#8217;ye sövmesini emreden bu valinin Mervan ailesinden biri olduğunu açıkça belirtmektedir. Zaten Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın Mervani değil, Süfyani olduğu herkesin malumudur. Öyleyse bu hususu Muaviye (radıyallah anh) ile ilişkilendirmek akıllı adamların işi değildir.798 Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın akıllı, dindar, yumuşak huylu ve yüksek ahlak sahibi bir şahsiyet olarak tanımlandığı da ortadayken O&#8217;nun Ali (radıyallah anh) hakkında lanet ve sövme içeren açık ifadeler kullanmış olması mümkün değildir. O&#8217;nun Ali (radıyallahu anh)&#8217; a lanet ettiğine veya ona sövdüğüne dair kendisinden rivayet edilen haberlere gelince bunların ekserisi yalan olup sahih değildir. Bu konuda rivayet edilen en sahih haber kendisinin Sad b. Ehi Vakkas&#8217;a söylediği &#8220;Seni Ebu Türab&#8217;a sövmekten alıkoyan nedir?&#8221; sözüdür. Bu sözde ise sövmeye dair açık bir ifade yoktur.</p>
<p>Bu ifade sadece Sad&#8217;ın Ali (radıyallah u anh)&#8217;a sövmekten geri durma sebebine dair bir sorudur. Bunun sebebi de Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın Ali (radıyallahu anh)&#8217;a sövmeyi öngörenler veya aksini öngörenleri ortaya çıkarmak istemesidir. Nitekim bu Sad&#8217;ın cevabında da açıkça görülmektedir. Muaviye (radıyallah u anh), Sad (radıyallah anh)&#8217;ın cevabını duyunca susmuş, söylediğini kabul etmiş ve hak edene hakkını teslım etmıştır.799 Emevilerin Ömer bin Abdülaziz gelene kadar minberlerden Hazreti Ali&#8217;ye ve ehl-i beyte sövdükleri iddiası, Şia kaynaklı bir rivayet olup iftiradır. Geride bu mesele ile ilgili birkaç defa izahat yapılmıştı. Bu başlıkta ise bir anekdot vermekle iktifa edeceğiz. Ömer bin Abdülaziz&#8217; e kadar sövüldü iddiası gerçek ise bu durumda Ömer bin Abdulaziz&#8217; den önce halife olan Velid b. Abdülmelik&#8217;in de sövmüş olması icab eder. Oysaki Velid&#8217;in inşa ettirdiği Şam Emevi Camii&#8217;nde bir duvarda yazılı olan hat süslemesi halen daha yerinde mevcuttur. Bu duvar yazısı bile tek başına bu iddiayı yalanlamaya yeter. Emevilerin Camisindeki duvar yazısı şöyledir: &#8220;Nebi (aleyhisselam)&#8217;dan sonra insanların en üstünü Ebu Bekir, sonra Ömer, sonra Osman, sonra da Ali&#8217;dir. Radıyallahu anhum ecmain.&#8221;</p>
<p><strong>İtham:</strong> Hazreti Muaviye&#8217;nin Hasan b. Ali (radıyallahu anhuma)&#8217;nın zehirlenmesini emretmesi Tarih kitaplarımıza geçen iftiraların belki de en büyüğü bu iddiadır. Şii taraftarların gütmüş olduğu bu propagandanın kitaplarımıza yerleşmiş hali şöyledir:</p>
<p>&#8220;Muaviye, kendisine verdiği zehirli şerbeti Hasan (radıyallahu anh)&#8217;a içirmesi için Hasan (radıyallhu anh)&#8217;ın hanımı 1olan Hind&#8217; e yüz bin dirhem verdi.O da bunu yaptı.&#8221;800</p>
<p>Ca&#8217;de binti el-Eş&#8217;as b. Kays el-Kindi Hasan (radıyallahu anh)&#8217; ın nikahı altındaki bir hanımıydı. Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın oğlu Yezid, Ca&#8217;de&#8217;ye &#8220;Hasan&#8217;ı zehirle, o öldükten sonra ben seninle evlenirim&#8221; dedi. O da bunu yaptı. Hasan (radıyallah u anh) ölünce Ca&#8217;de, Yezid&#8217;e haber yollayarak vaat ettiğini yapmasını istedi. Bunun üzerine Yezid ona şöyle dedi: &#8220;Allah&#8217; a yemin ederim ki, biz seni Hasan&#8217; ın hanımı olmana rıza göstermezken bizim hanımımız olmana mı rıza göstereceğiz. 801</p>
<p>Zehirlenme işinin azmettiricisi hakkındaki ihtilafların yanı sıra kaynaklarda kesin bir nakille anlatıldığı üzere Hasan b. Ali (radıyallah u anhuma) ya defalarca zehir içirilmiş, her defasında da Allah&#8217;ın izniyle ölümden kurtulmuştu. Nihayet sonuncu se ferde Hasan b. Ali (radıyallahu anhuma)&#8217;ya çok güçlü bir zehir içirilmiş bu yüzden kırk gün kadar şiddetli bir şekilde hastalanmış, bunun netıcesınde de vefat etmıştır.802</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Zehirlemenin azmettiricisi olarak Hazreti Muaviye&#8217;nin olduğuna işaret eden rivayetlerden zikrettiğimiz ilkinin el-Heysem b. &#8216;Adiyy et-Tai Ebu Abdirrahman el-Müncibi sonra el-Kufi&#8217;dir. Cerh- tadil eserlerinde bu şahıs yalancı olarak zikredilmiştir; &#8220;güvenilir değil, yalan söylerdi&#8221;, &#8220;yalancı&#8221;, &#8220;metruku&#8217;l-hadis&#8221;, &#8220;münkerü&#8217;l-hadis&#8221;, &#8220;metrukul-hadis, yeri el-Vakıdi&#8217;nin yeridir.&#8221;, &#8220;yalancı, kendisini bizzat ben gördüm&#8221;, &#8220;Mekke&#8217; de ikamet etti, yalan söylerdi&#8221; gibi tanımlar yapılmıştır. 803</p>
<p>İkinci rivayetteki ravi İbn Cu&#8217; dube hakkında ise; &#8220;Hadis ehli nezdinde zayıftır.&#8221;804 &#8221;Terk edilmiştir.&#8221;805 Malik ve diğerleri(İbn Ma&#8217;in Nesai ve Ahmed b. Salih el-Mısri gibi) onun yalancı olduğunu söylemişlerdir.&#8221;806</p>
<p>Muaviye (radıyallahu anh), Hasan (radıyallahu anh)&#8217;a zehir içirmeleri için bazı hizmetçilerine ödül vadetti ya da Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın oğlu Yezid, Hasan (radıyallah u anh)&#8217;ın hanımı Ca&#8217;de&#8217;ye &#8220;Hasan&#8217;ı zehirle, o öldükten sonra ben seninle evlenirim, dedi&#8221; şeklindeki rivayetler için İbn Kesir; &#8220;Bana göre bu sahih bir rivayet değildir. Hele Yezid&#8217;in babası Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın böyle bir şey yaptığını zikreden rivayet hayli hayli zayıftır.&#8221;demıştır. 807  &#8220;Muaviye, Hasan&#8217;ın hanımı Ca&#8217;de binti el-Eş&#8217;as ile birlikte Hasan&#8217;ı zehirlemiştir.&#8221; şeklinde nakledilen rivayete gelince, bu Şia&#8217;nın uydurduğu hadislerdendir. Haşa! Muaviye&#8217;nin böyle bir &#8216; şey yapması imkansızdır. 808</p>
<p>Rivayetlerin tamamının sahih olduğunu bir an kabul etsek dahi zehirleme işleminde birden fazla iddia ve isim vardır; bu durumda kimi bu cinayetle suçlayacağız ? Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ı mı yoksa oğlu Yezid&#8217;i mi, yoksa Ca&#8217;de binti el-Eş&#8217;as&#8217;ı mı, yoksa Hasan (radıyallahu anh)&#8217;ın bazı hizmetçilerini mi, yoksa Hind binti Süheyl b. &#8216;Amr&#8217;ı mı? &#8220;Hasan&#8217;ı zehirleten Muaviye&#8217;dir&#8221; denilirse buna cevaben deriz ki: Bu iki yönden imkansızdır. Birincisi: Hasan (radıyallahu anh) hilafeti kendisine teslim ettiği için Hazreti Muaviye&#8217;nin ondan korkmasını gerektirecek bir sebep yoktu. İkincisi: Bu durum Allah&#8217;tan başkasının bilemeyeceği gaybi bir olaydır. Nasıl olur da bu olayı hiçbir delil olmadan Allah&#8217;ın kullarından birinin üzerine yıkarsınız? Oysaki bu olay, herhangi bir haberi nakledenin nakline güvenemeyeceğimiz, heva ve nefis sahibi bir kavmin bulunduğu uzak (geçmiş) bir zamanda, fitne ve asabiyet halinin yaygın olduğu bir ortamda gerçekleşmiştir. Öyle ki o olayı yaşa yanlardan her biri dostuna hak etmediği şeyleri nispet etmiştir. Hal böyle olunca da bu dönemde dolaşan haberlerden sadece saf olanları kabul edilmiş, kesin bir surette adil olanlardan başkasından da haber dinlenmemiştir.&#8221;809</p>
<p>Netice olarak, gece oduncuları diye tabir edilen tarihçilerin kitaplarını doldurduğu rivayetlerle iftiralara bel bağlayıp, yalan üzerine itikat kurmaktan insanları sakındırmalıyız. Hem Hazreti Muaviye&#8217;yi cinayetle itham eden bu rivayet, Hazreti Hüseyin&#8217;i de itham etmektedir. Öyle ya abisinin zehirlenmesini emreden Hazreti Muaviye ise, neden abisinin kanını talep etmeyip sessiz kaldı ve dahi ölene kadar halifenin kendisine verdiği ikramları geri çevirmedi ? Cinayetin azmettiricisi belli olmuş olsa idi Hazreti Hüseyin&#8217;i abisinin kanını talep etmekten ne geri koyabilirdi ki?</p>
<p><strong>İtham:</strong> Hazreti Muaviye&#8217;nin, Hasan (radıyallahu anh)&#8217; ın vefatına sevinmesi İbn Abbas radıyallahu anhuma Şam&#8217; daydı. Bir gün Muaviye radıyallahu anh&#8217;ın yanına girdi. Muaviye ona: &#8220;Ey İbn Abbas! Ehl-i beytinde ne oldu, biliyor musun?&#8221; dedi. İbn Abbas (radıyallahu anhuma): &#8220;Hayır ne olduğunu bilmiyorum. Ancak ben seni sevinçli görüyorum. Bana (sevincinden) tekbir getirdiğin ve secde ettiğin haberi ulaştı.&#8221; Dedi. Bunun üzerine Muaviye (radıyallahu anh): &#8220;Hasan vefat etti.&#8221; dedi. 810</p>
<p><strong>Cevap:</strong> İmam Alusi&#8217;nin beyanı ile tarihçiler, doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyerek sahih, uydurma ve zayıfı birbirlerinden ayırt edeme yen her rivayeti zikrederen gece odunlarıdır. Tarihçilerin Mua viye (radıyallah u anh)&#8217;ın vefatından sonra Hazreti Ali&#8217;ye sövdüğüne, onun hakkında izhar ettiği şeyleri açığa çıkardığına ve onun durumu hakkında kötü konuştuğuna dair zikrettikleri haberler, itimat edilmemesi veya iltifat edilmemesi gereken haberlerdendir. 811 Gece oduncuları (hatıbu leyi) tabirinin muhaddisler nazarın da ne anlama geldiğini Abdülkerim el-Cezeri&#8217;nin Süfyan b. &#8216;Uyeyne&#8217;ye söylediği şu söz ne kadar güzel göstermektedir. Abdülkerim el-Cezeri dedi ki: &#8220;(Süfyan!) gece oduncusunun ne olduğunu biliyor musun? Süfyan cevaben dedi ki: Hayır bilmiyorum ancak bunu bana haber vermelisin. Abdülkerim el-Cezeri dedi ki: Bu, geceleyin odun toplamak üzere araziye çıkan (karanlıkta görmediğinden dolayı) eli yılana değdiği için yılan tarafın dan öldürülen kimsedir. İşte bu, ilim talebesi için getirilmiş bir misaldir. Çünkü ilim talebesi gücünün yetmediği ilmi yüklendiğinde bu ilim onu öldürür. Tıpkı yılanın gece oduncusunu öldürdüğü gibi.&#8221;812 Bu rivayet de itimat edilmeyecek yalan bir nakildir.</p>
<p><strong>İtham:</strong> Mahkemede yemini davalı yerine davacıdan isteyerek bidat işlemiş olması Mahkemelerde iddia sahibi delil getirmekle, iddiayı yalanla yan kimse ise yemin etmekle mükelleftir. Resulullah (aleyhis selam) &#8221;Beyyine davacı üzerine, yemin de da valı üzerine düşer. &#8221; buyurmuştur. 813 Hazreti Muaviye&#8217;nin aleyhine bidat işlediği ithamı ile zikre dilen rivayetler ise şöyledir: Bir şahidin şehadetiyle birlikte (davacının) yemini ile hüküm vermek bir bid&#8217;attir. Bu hükmü veren ilk kişi Muaviye&#8217;dir. 814 Muaviye bir şahidle birlikte (davacının) yemini ile hüküm veren ilk kişidir. O zamana kadar ise uygulama böyle değildi. 815 İbn Şihab ez-Zühri, İbn Ehi Zi&#8217;b&#8217;in &#8220;Bir şahidin şehadetiyle birlikte (davacının) yemini&#8221; hakkındaki sorusuna şöyle yanıt vermiştir: &#8220;(Sünnette) bunu bilmiyorum. Muhakkak ki bu bir bid&#8217;attir. Bu hükmü veren ilk kişi Muaviye&#8217;dir.&#8221;816 Bir şahidle birlikte (davacının) yemini ile hüküm vermek insanların sonradan ortaya attıkları bir bid&#8217;attir. Bu hükmü veren ilk kişi Muaviye&#8217;dir. 817</p>
<p>İbn Şihab ez-Zühri, Ma&#8217;mer&#8217; b. Raşid&#8217;in &#8220;Bir şahidle birlikte (davacının) yemini&#8221; hakkındaki sorusuna şöyle yanıt vermiştir: &#8220;Bu insanların daha sonradan ihdas ettikleri bir şeydir. İlla da iki şahit gereklidir.&#8221;818&#8243;Bu konudaki ilk hüküm iki şahidden başkasının kabul edil meyeceğiydi. Bir şahidle birlikte (davacının) yemini ile hüküm veren ilk kişi Abdülmelik b. Mervan&#8217;dır. 819</p>
<p><strong>Cevap:</strong> İki şahit bulunmadığı zamanda bir şahidin şahitliği ile hükmetmek, Hazreti Muaviye&#8217;nin çıkardığı bir bidat değil; bizzat Efendimiz (aleyhisselam)&#8217;ın da buyruğudur: &#8220;Rasulullah ( aleyhisselam) (iddia sahibi iki şahid bulamazsa) bir yemin ve bir şahid(in yeterli olacağın)a hükmetmiştir.820 Bazı eserlerde bu yönde ilk hüküm veren kişi olarak Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın zikredilirken bazı kaynaklarda ise Abdülmelik b. Mervan&#8217;ın zikredilmesi bu meselenin tahkik edilmeden Hazreti Muaviye&#8217;ye itham sebebi bulmak isteyenlerin bir yanlış anlaması olduğunu da göstermektedir. Sahabe ve tabiun arasında tek kişinin şehadeti veya davalının yemini ile hükmedenler de olduğu gibi müctehid imamların da çoğunluğu bir şahid ve davaya verilecek yemin delilleri ile hüküm Verilebileceğine hükmetmişlerdir. Hanefiler, ayetlerde iki şahidin öngörüldüğünü, bu olmadığı takdirde, davalıya yemin teklif etme hükmünün hadisle sabit bulunduğu görüşünü benimserken Şafi ve Malikiler tek şahidin şehadetini kafi görmüşlerdir. 821</p>
<p><strong>İtham:</strong> İğdiş (hadım) edilmiş er kekleri ilk defa hizmetçi olarak kullanan Muaviye&#8217;dir. 822,</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Şeriat bir erkeğin kendi isteğiyle veya isteği dışında hadım edilmesini yasaklayıp haram kılmıştır. Bu konuda İslam alimleri arasında icma vardır. Hadım edilecek kişinin hür veya köle, müslüman veya gayri müslim oluşu bu hükmü değiştirmez. 823 Nebi (aleyhisselam) ile savaşlara katılan ve uzun süre ailelerinden uzak kaldıkları için cinsi arzu duyan bazı müslümanlar bu arzularına gem vurabilmek amacıyla hadım olma izni istemişlerse de Nebi (aleyhisselam) buna müsaade etmemiştir. 824 Başkası tarafından iğdiş (hadım) edilmiş erkekleri hizmetçi edinmek mekruh görülmüştür. 825 Hadım edilmiş hizmetlilerden sadece yaşı ileri olanları826 hizmette kullanan Muaviye (radıyallahu anh) yapmış olduğu bu amel ile fıkhi bir tercih yapmıştır denilebilir ki; zaten kendisi fakih yani müçtehittir.</p>
<p><strong>İtham:</strong> Ganimet Taksiminde Kur&#8217;an&#8217;ın Hükmüne Uymaması Horosan&#8217;da Eşel Dağı Gazvesi&#8217;nde Müslümanlar çok fazla ganimet elde etmişti. Kur&#8217;an&#8217;ın emrine göre ganimetin beşte biri beytu&#8217;l-malın, kalanlar da gazaya katılan askerlerin idi. Bu ga zada ise Hazreti Muaviye, altın ve gümüşün ayrılarak kendisine gönderilmesini kalan ganimetin beşte dördünün de askerlere da ğıtılmasını emretmişti. Böylece Kur&#8217;an&#8217;a ve sünnete muhalafet etmiş oluyordu.827</p>
<p><strong>Cevap: </strong> Vali Ziyad, ganimetler elde ettiğini duyduğu komutan Hakem&#8217;e mektup yazarak, Müminlerin Emiri&#8217;nin altın, gümüş ve değerli şeylerin kendisine gönderilmesini emrettiğini belirten bir mektup yazmıştır. Hakem de Ziyad&#8217;a cevaben bir mektup yazmış ve Müminlerin Emirinin değil, Allah&#8217;ın kitabındaki hükme uyacağını belirterek ganimetleri askerler arasında taksim et mişti. İbn Abdülberr, İbnu&#8217;l-Cevzi, İbnu&#8217;l-Esir ve İbn Kesir gibi alimler, söz konusu altın, gümüş ve değerli eşyalarda Hazreti Muaviye&#8217;nin talebi olup dağıtılmamasını emrettiğini zikretmişlerse de bu haberin sahih bir kaynağı yoktur. İbn Kesir, altın ve gümüşün beytu&#8217;l-mala gönderilmesinin emredildiğini de zikretmıştır.</p>
<p>Dr. Halid el-Gays bu ganimet konusunda bir araştırma yapmış ve şöyle bir açıklama getirmiştir.829 Şayet Hazreti Muaviye&#8217;nin Kur&#8217;an&#8217;ın bu emrine rağmen ganimetin dağıtılmamasını istediği rivayetin sahih olduğunu kabul edecek olursa bunun sebebini şöyle yorumlayabiliriz:</p>
<p>• Muaviye (radıyallah u anh) kendisine gönderilecek olan ganimetin beşte birlik kısmının altın ve gümüşten gönderilme sini istemiş olabilir.</p>
<p>• Hazreti Muaviye elde olunan ganimetlerin beşte birinin veya tamamının dokunulmadan Hindistan&#8217; a götürülerek orada daha yüksek bir fiyata satılmasını daha sonra da elde edilen yüksek kar ile birlikte bunun beşte birinin kendisine gönderilmesini kalanının askerler arasında taksim edilmesini istemiş olabilir. 830</p>
<p>• Beytu&#8217;l-malde gözle görülür bir eksilme meydana gelmiş olabilir. Hazreti Muaviye de Hakem&#8217;in askerlerinin elde ettiği ganimetlerin belli bir süre de olsa ödünç olarak beytul-male aktarılmasını istemiş olabilir. Komutan Hakem, eğer rivayet sahih ve gerçek ise Kur&#8217;an&#8217;ın hükmüne uymak için ganimetleri hemen taksim etmek istemiş ve halifenin bu emrine uymak istememiş olabilir. 831</p>
<p><strong>İtham:</strong> Nevruz ve Mihrican günlerinde hediyeleş meyi ihdas etmesi</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Mecusiler, Nevruz ve Mihrican günlerinde kendi valilerine hediyeler takdim ederlerdi. 832 Hazreti Muaviye&#8217;nin, Sevad halkının bu iki günde hediye vermelerini talep ettiği ve bundan hazinenin yıllık 10.000 dirhem gelir elde ettiği rivayet edilmiştir.833</p>
<p>Bu iki bayramda Perslilerin valilerine hediyeler takdim etmesi çok eski bir adetleri olup, Sasani İmparatorluğu&#8217;nda mali sistemin bir parçası haline gelmişti. 834 Bu hediyeler Hazreti Ebu Bekr&#8217;in hilafetinde gündeme gelmiş, verilen hediyelerin alınıp alınmamasını Halid bin Velid (radıyallah u anh) sorunca halife hazretleri hediyeleri kabul etmesini ve zorunlu cizye hesabına eklemesini emretmiştir. 835 Böyle bir ödeme Hazreti Osman döneminde de gündeme gelmiş ve reddedilmemiştir. Hazreti Muaviye&#8217;ye kadar bu ödemeler Fars milletinin yaşadığı vilayetlerin valilerine kalırken, Hazreti Muaviye bu ödeneği düzenletip beytu&#8217;l-male aktarmıştır. Bununla da İslam Devleti&#8217;ne sabit ve düzenli bir gelir kazandırmıştır. 836 Kendisinden evvelki raşid halifelerin de kabul ettiği bir hediyeyi kabul edip hem de bunu hazineye gelir olarak kazandıran Hazreti Muaviye, iftiracıların tutumu ile bu vakada itham edilmişse de bu ithamın yersiz olduğu göz önündedir.</p>
<p><strong>İtham:</strong> İslam&#8217;da yasak olan Müslüman&#8217;ı kafire varis kılması 837 Nebi (aleyhisselam); &#8221;Müslüman kafire,, kafir de müslümana mirasçı olamaz&#8217; 838 buyurmuşlardır. Ömer, Osman, İbn Mesud ve Ali (radıyallah u anhum) gibi Sahabenin fetva ile yetkili olan larının da bu şekilde fetva verdikleri rivayet edilmiştir. 839</p>
<p>Dört halife döneminde Müslüman birisi kafire mirasçı olamazken, Muaviye halife olunca Müslüman&#8217;ı kafire mirasçı kıldığı halde, kafiri Müslümana mirasçı kılmamıştır. Ömer bin Abdülaziz dönemine kadar bu böyle devam etmiş, Ömer bin Ab dülaziz ise ilk sünnete (uygulamaya) dönmüştür. 840</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Hazreti Muaviye&#8217;nin kafir birine Müslüman&#8217;ı varis kılması meselesi şöyle rivayet edilmiştir; &#8220;İslam&#8217;a girmeleri halinde babalarının mirasından mahrum kalacak olmaları Arapların İslam&#8217; a girmelerine engel teşkil ettiği haberi Hazreti Muaviye&#8217;ye ulaşınca O; &#8216;Biz onlara varis oluruz; ama onlar bize varis olamazlar.&#8221; buyurdu.  841 Başka bir rivayette ise bu mesele şöyle zikredilmiştir; Muaviye&#8217;ye bir adam gelmiş ve &#8216;Ne dersin, İslam bana zarar mı verir fayda mı?&#8217; diye sormuş, Muaviye de &#8216;Elbette fayda verir, ne var?&#8217; deyince adam; babasının Hıristiyan olduğunu ve öyle öldüğünü, kendisinin ise Müslüman olduğunu ve kardeşlerinin de &#8216;Biz babamızın mirasına senden daha fazla hak sahibiyiz&#8217; de diklerini anlatmıştı. Bunun üzerine Muaviye derhal onun kardeşlerini çağırmış ve onlara babalarının mirasını eşit olarak paylaşmalarını emretmiş ve sonra da hem Ziyad&#8217;a hem de Şurayh&#8217;a &#8220;Müslümanı kafire varis yapın, fakat kafiri Müslümana varis yapmayın&#8221; şeklinde ferman göndermiştir. 842 Sahabeden Muaz bin Cebel (radıyallah u anh)&#8217;ın da böyle bir fetva·verdiği bilinmektedir. Yemen&#8217; de iken Muaz bin Cebel&#8217;e bir Yahudi&#8217;nin öldüğü ve geride Müslüman bir kardeşinin kaldığı bu durumda mirasın ne olacağı arzedilince Hazreti Muaz; &#8220;Ben Rasulullah&#8217;tan &#8216;İslam artar, eksilmez&#8217; buyurduğunu işittim&#8221; diyerek onu varis kılmıştır. 843 İki güzin sahabi de birbirinden bağımsız olarak aynı içtihatta bulunduğu halde Hazreti Muaviye&#8217;nin sünneti değiştirdiği ithamının siyasi bir çekişmenin propagandası olduğu aşikardır. Tabiundan Mesruk b. El-Ecda Hazreti Muaviye&#8217;nin bu hükmü için şöyle demiştir; &#8220;İslam&#8217; da bundan daha güzel bir hüküm ihdas edilmiş değildir. &#8220;844</p>
<p>Yine Tabiundan Abdullah bin Makıl bu meseleyi şöyle değerlendirmiştir; &#8220;Rasulullah&#8217;ın ashabının verdiği hükümlerden sonra, İslam&#8217;da bence Muaviye&#8217;nin bu hükmünden daha güzel bir hüküm ihdas edilmemiştir. Çünkü tıpkı onların hanımlarıyla nikah bize helal olduğu halde, Müslüman hanımlarla onların nikahlanması helal olmadığı gibi, biz onlara mirasçı oluyoruz ama onlar bize varis olamıyorlar.&#8221;845 Müslüman ile gayr-ı müslimin birbirine mirasçı olamayacaklarına dair, Hazreti Peygamberden sadır olmuş açık bir nas ve uygulama mevcutken ve aynı hüküm hakkında bütün sahabe ittifak etmişken846 adı geçen iki sahabinin bu içtihatları nasıl açıklanacaktır? Hazreti Muaviye&#8217;nin bu içtihadı, hareket noktası itibarıyla, Hazreti Peygamberin Taifli Sakif Kabilesi&#8217; ne gösterdiği toleransa benzemektedir. Zira Sakifliler İslam&#8217;a girerken zekat vermemeyi ve cihada iştirak etmemeyi şart koşmuşlar, Hazreti Peygamber de onların Müslüman olduktan sonra kendiliklerinden zekat ve recekleri ve cihada iştirak edecekleri temennisini dile getirerek bunu kabul etmiş847 zekat ve cihad gibi Kur&#8217;an&#8217;ın ısrarla üzerin de durduğu iki mühim vecibenin, onların İslam&#8217;a girmelerine engel olmasına izin vermemiştir. &#8220;İslam arttırır, eksiltmez&#8221;848 ve &#8220;İslam yücedir, onun üzerine yücelinmez&#8221; 849 hadis-i şeriflerinden yola çıkarak Muaz bin Cebel ve Muaviye (radıyallah u anhuma)&#8217;nın içtihatları, bu deliller miras konusu ile alakalı değilse de Müslümanların maslahatı gereği bu cüzi meseleye, İslam artar hadisini külli bir usul kaidesi olarak kabul edip yaklaştıkları görülmektedir. Bu ictihatın neti cesinde diğer sahabilerin olumlu ya da olumsuz herhangi bir tepkisine rastlayabilmiş değiliz. Öyle anlaşılıyor ki Sahabe, bu yeni hüküm karşısında susmayı yeğlemiştir. 850 İmam Tahanevi bu meseleyi şöyle izah etmıştır: Hazreti Muaviye ve Hazreti Muaz&#8217;ın bu uygulaması, batıl dinlerini terkedip kafir akrabalarından ayrılan, İslam&#8217;a girip topluma katılan insanların kalplerini kazanma, onları ısındırma babından olup, mirasçı kılma babından olmadığı, ilerleyen zamanlarda insanların bu uygulamayı mirasçı kılma haline getirdiklerini Ömer b. Abdülaziz&#8217;in ise durumu ilk uygulamaya çevirdiğini söylemektedir. 851</p>
<p><strong>İtham:</strong> İlk defa oğlunu kendi yerine geçiren (veliaht tayin eden) O&#8217;dur.&#8221;</p>
<p><strong>Cevap:</strong> &#8220;HİLAFET&#8221; bölümünde zikrettiğimiz üzere halifenin hangi şekilde seçilmesini emreden bir nas yoktur. İlk dört halifenin vazife başına gelişine bakacak olunursa sırasıyla; Ebu Bekir (radıyallah u anh) Nebi (aleylıisselam)&#8217;ın işareti üzere ashabın tamamının seçimi ile, Ömer (radıyallah anh) Hazreti Ebu Bekr&#8217; in ataması ile, Osman (radıyallah u anh) Hazreti Ömer&#8217;in seçmiş olduğu 6 kişilik heyetten diğer heyet üyelerinin seçimi ile, Ali (radıyallah u anh) ise isyancıların kendisini halifeliği kabul etmeye zorlaması ile seçilmiştir. Hazreti Ömer, kendisinden sonraki halifeyi seçecek heyete oğlu Abdullah (radıyallahu anh)&#8217;ı oyların eşit çıkması durumun da belirleyici oyu kullanmak üzere tayin etmiş; onun hilafet gibi ağır sorumluluğu bulunan bu görevi taşıyabilecek bir güce sahip olmadığını bildiğinden aday göstermemiştir. Oğlu Abdullah için &#8220;Hanımını boşayamayan, boşamaktan aciz bir kişiyi Halife seçmem&#8221; 852 diyerek onun halifelik için yeterli olmadığını dillendirmiş olmaktaydı.</p>
<p>Dikkat ediniz Hazreti Ömer, oğlu Abdullah&#8217;ı hilafetin babadan oğula geçmesinin yasak olmasından ötürü değil, yeterli görmediği için seçmemiştir. Böyle bir tayinin caiz olmaması durumunda oğlunun yeterliliğini dahi sorgulamadan konuyu kapata bilirdi. Hazreti Muaviye&#8217;yi hilafeti oğluna bıraktığı için eleştiren ilk zümre, hilafetin Hazreti Ali&#8217;nin oğullarında olması gerektiğini iddia eden Rafızilerdir. Hilafetin Emevileşmesinden ötürü şikayet edenler, hilafetin Alevileşmesi propagandası gütmüşlerdir. Ehli Sünnet dahi bu propagandadan nasibini almış ve daha evvel Hazreti Ebu Bekr&#8217;in Hazreti Ömer&#8217;i kendisi hayatta iken tayin etmesi gibi Hazreti Muaviye&#8217;nin Yezid&#8217;i tayin etmesini, sanki İslam&#8217;ın temel unsurlarından birini yıkılmışçasına eleştiri ye tutmuştur. Eğer eleştirilen nokta babadan oğula hilafetin geçmesi ise Hazreti Hasan&#8217; a babasının vefatından sonra biat edilmesini nereye koyacağız ki ashabın ekserisi Hazreti Hasan&#8217; a biat etmiş ve kimse bu hilafeti yadırgamamıştı. Eleştiri, bizzat Hazreti Muaviye&#8217;nin hayatta iken birini tayin etmiş olması ise bu da önceki halifelerden Hazreti Ebu Bekr&#8217;in yolu idi.</p>
<p>Tayin edilen kimsenin oğlu olması eleştirilecekse, halifenin kendi evladını tayin etmesini yasaklayan bir nas da mevcut değildir. Geriye ise eleştiri sebebinin Yezid&#8217;in hilafete ehil olmaması öne sürülebilir ki bunu da incelemek gerekmektedir. Yezid, hilafete kendisinden daha layık kişiler olduğu halde veliaht ilan edilmiştir, Muaviye (radıyallah u anh) bundan dolayı hata işlemiştir denilebilir. O günün siyasi ve sosyal şartları bir arada düşünüldüğü takdirde Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın o dönemin vazgeçilmez unsuru olan güçlü kabilecilik (asabiyet) anlayışından isitfade ederek ümmetin birlik ve dirliğini muhafaza etmek için oğlu Yezid&#8217;i kendi yerine veliaht olarak tayin etmekten başka çaresi yoktu. İbn Haldun bu vakayı şöyle özetler: Birliğin bozulmasından korkan Muaviye (radıyallah anh) Yezid&#8217;i veliaht tayin etmişti. Zira Emevioğulları, iktidarın ve hakimiyetin kendilerinden başkasına devir ve teslim edilmesine rıza göstermeyecek bir durumda bulunuyorlardı. Şayet başka birini veliaht yapmış olslaydı, ihtilafa düşer ve ona karşı çıkarlardı. Ayrıca Emevioğulları Yezid&#8217;in salih ve dürüst bir kişi olduğunu düşünüyorlardı. Bu hususta hiçbir kimse şüphe edemez. Zanne dilmemelidir ki, Muaviye (radıyallah anh) ve diğerleri fasık olduğunu bile bile Yezid&#8217;i veliaht tayin etmişlerdir. Haşa Muaviye (radıyallah anhı)&#8217;i bundan tenzih ederiz.&#8221;</p>
<p>Lakin başkasını değil de oğlu Yezid&#8217;in veliahtlığını tercih etmeye Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ı sevkeden sebep sadece, o zaman meseleleri halletme ve karara bağlama yetkisine sahip olan Emevilerin Yezid üzerinde ittifak etmeleri suretiyle halkın bir araya gelmelerini ve arzularını birleştirmelerini temin etmekten ibaretti. Zira Kureyş&#8217;in, bütün Müslümanların ve bunların için den galebe çalanların asabesi ve özü olarak, Emeviler, o vakit ondan başkasının halife olmasına razı olmazlardı. Bu sebeple Muaviye (radıyallah anhı), bu makama daha layık oldukları zannedilenleri bir yana bırakarak Yezid&#8217;i tercih etti. Şari&#8217; nazarında önemli bir husus olan &#8216;ittifakı temin etme ve değişik arzuları bir noktada toplama&#8217; konusuna bianen daha layık olandan vazgeçerek layık olanı veliahtlığa tayin etti. Muaviye (radıyallah u anh) hakkında bundan başka bir şey düşünülemez. Adaleti, dürüstlüğü ve Sahabeden oluşu, başka türlü hareket etmesine manidir. İleri gelen Sahabenin bu hadiseye şahit olmaları ve onun karşısında sessiz kalmaları, onda herhangi şüpheli bir durumun bulunmadığının delilidir. Zira ashab, haksızlık karşı sında susacak kimselerden değillerdi. Muaviye (radıyallah u anh) da, izzetine ve büyüklüğüne bakıp da hakkı kabul etmeyenlerden değildi. Bunların tümü de çok yüce insanlardır, böyle şeylere tenezzül etmezler. Zaten bunu yapmalarına adaletleri ve dürüstlükleri manidir. 853</p>
<p>Hazreti Muaviye&#8217;nin oğlunu veliaht tayin ederken yapmış olduğu şu dua da niyetinin ne olduğunu bize izhar etmektedir: &#8220;Ey Allahım! Eğer ben Yezid&#8217;i onda gördüğüm üstün meziyetlerden dolayı veliaht tayin etmişsem benim bu emelime (arzuma) onu ulaştır ve ona yardım et. Yok eğer onu veliaht tayin etmeye beni, babanın çocuğuna duyduğu sevgi yöneltmişse ve o benim bu tercihime ehil ve layık değilse bu makama erişmeden önce onun canını al.&#8221; 854 Muaviye (radıyallah u anh) Medine mescidinde oğlu Yezid&#8217;i veliaht tayin ettiğine dair okuduğu bir hutbede, Allah&#8217;a hamd ve senada bulunduktan ve Yezid&#8217;i övdükten sonra şöyle demiştir: &#8220;Benim sizin hakkınızda nasıl davrandığımı, akrabalık hu kukunu nasıl koruyup gözettiğimi ve size olan iltifatlarımı gördünüz. Yezid sizin kardeşinizdir ve amcanızın oğludur. Ona hilafet ile biat etmenizi arzu ediyorum. Böylece o halife olduğunda sizlerde onun yardımcıları olarak istediklerinizi azleder, isteme diklerinizi tayin eder, zekat ve haracı toplar, arzu ettiğiniz gibi taksim edersiniz. Bu konularda Yezid size asla muhalefet etmeyecek ve size uyacaktır.&#8221; Onlar, Muaviye&#8217;nin bu sözlerine karşı susmuşlar, o ise: &#8220;Neden bana cevap vermiyorsunuz?&#8221; diye sor muş ve bu sözünü iki defa tekrarlamıştır. 855 Humeyd b. Abdurrahman şöyle demiştir: &#8220;Yezid b. Muaviye halife olarak tayin edilince Rasulüllah (aleyhisselam)&#8217;in ashabından adı Useyr (veya Yüseyr) olan birinin yanına girdik. O sahabi bize şöyle dedi: Siz &#8216;Yezid b. Muaviye&#8217;nin, ümmeti Muhammed&#8217;in en hayırlısı olmadığını, yine bu ümmetin fıkıh bakımından en fakihi, şeref bakımından da en şereflisi olmadığını&#8217; söylüyorsunuz ki ben de aynen böyle söylüyorum. Fakat Allah&#8217;a yemin ederim ki, ümmeti Muhammed&#8217;in cemaat olarak bir arada toplanması fırka fırka olup ayrılmalarından bana daha sevimli gelir.856 Sahabenin bu beyata rıza göstermesi ve kabul etmesi Yezid&#8217;in hilafetinin geçerli olduğunu ispat etmektedir.</p>
<p>Belazuri ise, Abdullah b. Abbas (radıyallah u anhuma)&#8217;nın Yezid&#8217;in faziletine dair şahitlik ettiğini ve ona biat ettiğini rivayet etmiştir. 857 Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın sağlığında Yezid&#8217;in veliahtlığı için biat alındığında Hüseyin, Abdullah b. ez-Zübeyr, Abdurrah man b. Ebi Bekir, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Abbas (radıyallahu anhum) ona biata yanaşmayanlardandı. Hicretin altmışıncı senesinde Muaviye (radıyallah u anh) vefat edip Yezid&#8217;e halifelik için biat edildiğinde Abdullah b. Ömer ile Abdullah b. Abbas ona biat ettiler; ancak Hüseyin ile Abdullah b. ez-Zübeyr muhalefete devam ettiler. Medine&#8217;den çıkıp Mekke&#8217;ye gittiler ve orada ikamet ettiler. 858 Yezid&#8217;in hilafeti sahih ve makbuldür. Halife olabilecek bir kimseyi halife tayin ettiği için de Hazreti Muaviye sünnet üzere olan hilafeti krallığa çevirmekle itham edilemez, bu açık bir bühtandır. Eğer bir kimsenin hilafet makamına ehil ve layık olmasının ölçüsü ahlak ve siretlerinin toplamında Ebu Bekir ve Ömer (ra dıyallah u anhuma)&#8217;nın ulaştıkları makam ve mevkiye ulaşmasıysa; Ömer b. Abdülaziz de dahil İslam tarihinde bu makama ulaşan hiçbir kimse yoktur. Eğer imkansızı .arzularsak ve başka bir Ebu Bekir ve başka bir Ömer&#8217;in yeniden zuhur edeceğini farz etsek bile, Allah&#8217;ın Ebu Bekir ve Ömer (radıyallahu anhuma) için hazırladığı siyasi ve sosyal ortamın aynısı hiçbir surette başka bir kimse için hazırlanamaz. Yok eğer hilafet makamına ehil ve layık olmanın ölçüsü siret ve yaşantıda ki istikamet, şeriatın hurumatını ayakta tutmak, ahkamıyla amel etmek, insanlara adaletle muamele etmek, onların maslahatlarını dikkate almak, düşmanlarıyla cihad etmek, davetleri için ufukları genişletmek, hem bireylerine hem de cemaatlerine yumuşak davranmaksa, hayatında ki haberler açığa çıktığı ve insanlar vakıf olduğu gün şu açıkça ortaya çıkar ki; Yezid, İslam tarihinin övgüyle işlerinden söz etmekten kaçınamayacağı, sena ve övgüyle onları yüceltmekten geri duramayacağı pek çok halifeden daha aşağı bir mekan ve mev kide değildir.&#8221;  859</p>
<p>Muaviye radıyallahu anh, vefat edeceği zaman oğlu Yezid&#8217;e şu vasiyeti yaptı: &#8220;Ey Yezid! Allah&#8217; tan kork, ona karşı gelmekten sakın. Ben bu yönetim işini senin için düzene soktum ve yapabildiğim kada rıyla düzenli bir idare kurdum. Eğer bu hayırlı olursa ben bu nunla çok mutlu olurum, aksi takdirde çok mutsuz olurum. İnsanlara merhametle muamele et. Aleyhimde söylenen ve seni rahatsız eden bir sözü insanların söylediklerini duyarsan bunu duymazdan gel, aldırma ki, yaşantın rahat olsun. Halkın da sana iyi davransın. Sakın kimseyle münakaşaya girişme. Öfkelenme. Aksi takdirde hem kendini, hem halkını mahvedersin. Şerefli ve seçkin kimselere hakarette bulunma, onlara karşı kibirli davranmaktan sakın. Onlara -sende gevşeklik ve zaaf görmeyecekleri kadar- yumuşak davran. Onları, halılarının üzerinde oturt, yakınına getir, meclisinde onlarla beraber otur. Onlar, bu durumda senin hakkını bilecekler, kıymetini takdir edeceklerdir. Onlara hakaret etme, onları küçümseme, aksi takdirde onlar da seni küçümserler, hakkını tanımazlar ve aleyhinde konuşup, sana zarar verirler.</p>
<p>Bir işi yapmaya karar verdiğin zaman yaşlı, tecrübeli, hayırlı, iyi ve büyük kimseleri, takvalıları çağır. Onlarla istişare yap. Fikirlerine muhalefet etme. Çünkü doğru görüş, sadece bir kimsenin kalbinde değildir. Seni uygun gördüğün bir işe sevk ettiği zaman, sana fikir veren kimselerin fikirlerine uy. Vereceğin kararları kadınlarından ve hizmetçilerinden sakla. Karar verdin mi paçaları sıva, askerlerini gözet, kontrol altında tut, kendi nefsini ıslah et ki, insanlar da sana karşı iyi davransınlar. Senin hakkında aleyhte konuşmalarına fırsat verme. Çünkü in sanlar, şerre çabucak yönelirler. Namazları cemaatle kıl. Cemaatte hazır bulun. Eğer bu tavsiyelerimi yerine getirirsen, insanlar senin hakkını bilir ve kadrini takdir ederler. Böylece memleketin büyür. Sen de insanların nazarında büyürsün. Medinelilerin ve Mekkelilerin şereflerini tanı. Çünkü onlar, senin aslın ve aşiretindirler. Şamlıların da şereflerini muhafaza et. Çünkü onlar, sana itaat eden kimselerdir. Diğer şehirlerin ahali sine mektuplar yaz ve mektuplarında onlara iyi davranacağına dair söz ver. Bu, onların emellerini uzatır ve sana umutla bakarlar. Köylerden ve mahallelerden sana heyetler gelirse onlara ihsanda bulun ve ikram et, çünkü onlar arkada bıraktıkları cemaatlarının temsilcisidirler. İftiracıların ve hilekarların sözlerine kulak asma. Doğrusu ben, öylelerini kötü vezirler olarak görk 860</p>
<p><strong>İtham:</strong> Hazreti Muaviye hilafeti krallığa çevirmiştir. Hazreti Muaviye veliaht tayini ile &#8220;Nebevi hilafeti bitirip, sultani hilafeti&#8221; 86 1 başlatmıştır. Nitekim şöyle buyurulmuştur: &#8220;Ümmetim içinde benden sonra halifelik otuz senedir. Sonra bunun ardından krallık vardır.&#8221;862</p>
<p><strong>Cevap:</strong> &#8220;Hilafet&#8221; bahsinde bu rivayetin izahını yapmaya gayret etmiş ve de rivayetin otuz yıldan sonra gelenlerin halife olamayacağı manasına gelmediğinden bahsetmiştik. Nitekim bir rivayette Efendimiz (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur: &#8216;Sizin başınıza ümmetin hakkında ittifak edeceği on iki halife olduğu sürece bu din ayakta kalmaya devam edecektir.&#8221;863 Otuz yıldan maksat kendisinde melikliğin karışmadığı nebevi hilafettir. Hazreti Muaviye&#8217;nin hilafeti ise rahmetle birlikte melikliğin bir miktar karıştığı hilafettir. Nitekim Hazreti Muaviye&#8217;nin şöyle dediğini İbn Kesir 864 rivayet etmiştir: &#8220;Ben meliklerin ilkiyim ve son halifeyim.&#8221;865</p>
<p>Biz Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın her ne kadar ilim, vera ve adalet sahibi olsa da diğer dört halifeden ilim, vera ve adalet bakımından daha aşağı seviyede bulunduğunu itiraf ediyoruz. Nitekim evliyalar ve hatta melekler ve peygamberler arasında bile benzer farklılıklar görürsün. Muaviye&#8217;nin emirliği her ne kadar ashabın icmaı ve hilafeti bizzat Hasan (radıyallah u anh)&#8217;ın ona teslim etmesiyle sahih ise de kendinden öncekilerin halifelik yönetimi üzere de değildir. Mübahlar konusunda kendisinden önceki dört halife sıkı davrandıkları halde Muaviye (radıyallah u anh) geniş davranmıştır. İyilerin iyilikleri, mukarrebinin kötü lükleridir. Belki de Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın mübahlar konusunda böyle geniş davranması, -bildiğin üzere diğer zamanlarda bulunmasa da- o zamanın sair insanlarının azimlerindeki kusurdur. Dört halifenin ibadetler ve muamelat konusunda tercih edilmesinin nedeni ise gayet açıktır. 866</p>
<p>Hazreti Muaviye&#8217;yi de hulefa-i raşidin arasında saymak ve onunla ilgili haberleri onlarınki ile beraber nakletmek hakkaniyet gereğidir. Zira o, fazilet, adalet ve nebevi sohbete iştirak konusunda onlardan hemen sonra gelmektedir. Tarihçilerin Hazreti Muaviye&#8217;yi onlardan ayrı zikretmesinin sebebi ise hilafeti şura ile değil de galabe çalmak neticesinde elde etmesidir. 867 Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın hilafeti, Allah Rasülü&#8217;nün hilafetine ters sayılan şurasız ve despot bir hilafet değildi. 868 O iş lerinde ulemaya danışır ve şura neticesinde hükmederdi, bu yüz den Raşit Hilafete en yakın dönem şüphesiz Hazreti Muaviye&#8217;nin hilafeti idi. 869</p>
<p>Hazreti Muaviye, şayet veliahtlık müessesini getirerek Müslümanların birlik ve beraberliğinin dağılmasını engellemeyi amaçlamışsa bu durumda inşaallah ecir almış olur. Şayet vazifeyi oğluna değil de o dönemde yaşayan ve bu vazifeyi yerine getire bilecek olan bir sahabiye bırakmış olsaydı, daha isabetli bir iş yapmış olurdu, zira buna imkan ve gücü de vardı. 870 Yezid&#8217;i veliaht tayin ederek en doğruyu yapmadığı ortada olsa da tam manası ile babadan oğula doğru seyreden bir krallık ihdas edilmiş de değildir; zira Hazreti Muaviye&#8217;nin kendi ismini taşıyan torunu, yani Yezid&#8217;in oğlu Muaviye, 20 gün veya 3 ay gibi kısa süren hilafetinin sonunda insanlara hilafeti bırakmak istediğini açıklamıştır.</p>
<p>2. Muaviye: &#8220;Ey insanlar, bildiğiniz gibi başınıza idareci olarak ben getirildim. Oysa ben bu görevi yerine getirecek güce sahip değilim, istiyorum ki Ebu Bekr&#8217;in görevi Ömer&#8217;e bıraktığı gibi bende benden daha güçlü birine bu görevi bırakayım, ya da Ömer b. Hattab&#8217;ın bu hizmete birini getirmesindeki gibi şuraya tevdi edeyim. Ben sizin için üstlendiğim bu görevi bıraktım. İçinizden bu işi yüklenecek yok mudur? Kendiniz adına bu işi en iyi kim yürütecekse bu işe onu getirin.&#8221; dedi ve hastalığı vefata ulaşana kadar evinden çıkmadı. 871</p>
<p>Görüldüğü gibi babadan oğula olan vesayet bitmiş ve iddia edildiği gibi Kayser/Kisra melikliği son bulmuştu. Hilafet-me liklik meselesini incelerken adaleti elden bırakmamak lazım gelir ki; raşid halifeler dönemindeki halife seçim sistemini devam ettirmeye ümmet güç yetirememiş ve asabiyet ağır basarak hilafet tekrar Şamlıların ağırlığı ile Emeviler&#8217;de kalmıştı. 872</p>
<p><strong>İtham:</strong> Hasan el-Basri, Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ı kınama sade dinde şöyle demiştir: &#8220;Muaviye (radıyallahu anh)&#8217; da dört özellik vardı ki, bu dördü değil de bunlardan sadece birisi bile onda olmuş olsaydı onu helak etmeye yeterdi:</p>
<p>• Bu ümmetin içinde Rasulüllah (aleyhisselam)&#8217;in ashabın dan ve faziletli insanlardan pek çok kimse kalmasına rağmen ümmetin başı olma görevini kılıç zoruyla hatta şuraya bile baş vurmadan almış olması.</p>
<p>• Kendisinden sonra sarhoş, içkici, ipek giyip çalgı çalan oğlu Y ezid&#8217;i veliahd edinmesi.</p>
<p>• Rasulüllah (aleyhisselam) &#8220;Çocuk üzerinde doğduğu yatağa aittir ve zina eden için ancak mahrumiyet (recmetme) vardır. &#8221; buyurduğu halde Ziyad&#8217;ı kendi nesebine katması,</p>
<p>• Hucr b. Adiyy ve adamlarını öldürmesi. Hucr&#8217;dan dolayı Muaviye&#8217;nin vay çekeceğine! Hucr&#8217;dan ve Hucr&#8217;un adamlarından dolayı Muavıye&#8217;nın çarptırılacagı ceza ne dehsettir.873</p>
<p><strong>Cevap:</strong>  Rivayette geçen dört iddianın ilki Hazreti Hasan&#8217;ın hilafeti devretmesi başlığında izah edildiğine göre hilafetin şurasız alınmadığı aşikardır. Diğer üç iddiayı ilerleyen başlıklarda müstakil eleştiri olarak zikredeceğimiz için bu eleştiriye cevap olarak rivayetin sıhhatini açıklamamız kafi gelecektir: Taberi bu haberi Ebu Mihnef  es-Sak&#8217;ab b. Züheyr el-Ezdi el-Kufi yoluyla Hasan el-Basri&#8217;den rivayet etmiştir. Bu haber, isnadı çok zayıf olduğu için sakıt bir haberdir. Çünkü isnaddaki</p>
<p>Ebu Mihnef Lut b. Yahya çok vahi, yalancı ve aşırı Şii bir kişidir. Hakkında &#8220;Şiilerin haberlerinin sahibi (nakledeni) aşırı bir Şii&#8221;874 derken &#8221;yalancı&#8221;875 Ahbari talif-kıssacı, mahvolmuş,çok zayıf,asla kendisine güvenilmez.&#8221;876 denmiştir.  Bu rivayetin Hasen-i Basri (rahimehullah)&#8217;a isnadı sahih olmadığı için böyle bir itham üzerinden konuşmaya lüzum yoktur.</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="a4c2lUtCPj"><p><a href="https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum3/">Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)&#8217; a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:3</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)&#8217; a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:3&#8221; &#8212; İlim Cephesi" src="https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum3/embed/#?secret=fwgca9mZeF#?secret=a4c2lUtCPj" data-secret="a4c2lUtCPj" width="525" height="296" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum2/">Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)’ a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)&#8217; a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:1</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum1/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Dec 2024 06:22:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Kızıldaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Süfyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Aişe ve Hz.Muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Hz.Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Hz.Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muaviye ve Vali Eşter]]></category>
		<category><![CDATA[Muaviye ve sahabelik]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=27526</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Tarihi vakaların yalancı ravilerin uydurma haberleri ile hakikatten koptuğu bir gerçektir ki bu rivayetlerin doğruluğunu araştırmadan yapılan okumalar neticesinde günahsız insanların haksız eleştirilere mahkum kaldığı da bilinmektedir. Tarih, nitekim senet ilmiyle alakalıdır ve vakaları aktaran insanların güvenilirliliği neticesinde yaşanan olayların gerçekliği ve keyfiyeti ortaya çıkmaktadır. Tıpkı hadis rivayetlerinde olduğu gibi tarihi nakillerde bulunan ravi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum1/">Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)’ a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Tarihi vakaların yalancı ravilerin uydurma haberleri ile hakikatten koptuğu bir gerçektir ki bu rivayetlerin doğruluğunu araştırmadan yapılan okumalar neticesinde günahsız insanların haksız eleştirilere mahkum kaldığı da bilinmektedir. Tarih, nitekim senet ilmiyle alakalıdır ve vakaları aktaran insanların güvenilirliliği neticesinde yaşanan olayların gerçekliği ve keyfiyeti ortaya çıkmaktadır. Tıpkı hadis rivayetlerinde olduğu gibi tarihi nakillerde bulunan ravi zinciri incelenmez, güvenilir olmayan bir ravinin bulunduğu rivayet hüküm dışı bırakılmazsa aktarılan her nakille tarih çelişkiler ve yalanlar yumağı halini alır. Unutulmamalıdır ki tarih kitapları aktardıkları her rivayetin sahihliğini tesbit etmez. Nitekim Taberi, Tarih u&#8217;r-Rusül vel Müllük adlı eserinde bu meseleyi şöyle zikretmiştir: &#8220;Bu kitabımızı okuyan ve duyanın karşı çıkıp ve çirkin göreceği nakiller bulunabilir. Ancak bilinmeli ki bunlar bizim tarafımızdan ortaya atılmış rivayetler olmayıp bizden önceki bazı nakilcilerden bize ulaşmıştır. Biz de bunları olduğu gibi naklettik.</p>
<p>Biz bu kitabımızdaki rivayetleri delil olarak telakki edip bunlarla huccette bulunmayı kast etmedik.&#8221; 678 Nakilciler, kendilerine ulaşan rivayetleri dönemin mirası telakki edip bir sonraki nesle aktarmışlar ve bu naklettiklerinin hükmünü de onlara bırakmışlardır. Nitekim Hafız ibn Hacer bu meseleyi izah ederken şöyle demiştir: &#8220;İlk dönem hadis Hafızları, mevzu hadisleri nakletmek istediklerinde hadisin senedini zikretmekte iktifa ederlerdi. Zira onlar hadisi senediyle zikrettiklerinde sorumluluktan kurtulduklarına ve hadisin sıhhat açısından değerlendirilmesini senede havale ettiklerine inarııyorlardı.&#8221; 679</p>
<p>Sonraki yıllarda rical ilminden mahrum olanlar bu nakilleri hükümlerini bilmeden aktarmaya devam etmiş ve bu rivayetleri hakikat zannıyla kullananlar tarihte pek çok vakayı olduğundan farklı yorumlamışlardır. Hafız İbn Kesir gibi muhaddisler tarihi senetlerin sıhhatini de zikrederek naklettikleri için onların eserleri tarihi doğru okumak açısından daha güvenilirdir. Senetlerin hükümleri olmadan yalnızca nakil yapan eserlerin senet tahlili yapılmadan okunması ve üzerine hüküm bina edilmesi ise okuyucuları yanlış bir nakli doğru gibi inandırıp, tarihi hatalı öğrenmeye ve tarihi şahsiyetleri yersizce eleştirmeye sevk edebilmektedir. Aşağıdaki iki paragraf, bir profesörün Hazreti Muaviye konusunda tarihi okurken takınmamızı tavsiye ettiği tavrı göstermektedir. Bu profesörün tarihi kendi tabu ve sınırları içerisinde incelemek için rivayetlere zannı üzere hüküm verdiğini müşahede ettiğimi esefle söylemekten geri duramayacağım. &#8220;Muaviye ne tarihin en büyük zalimidir ne de sahabi olduğu için dokunulmaz, yanılmaz biri olabilir. Onun yaptığı zulümler, hilekarlıklar ve yağmalar tarihen sabittir. Ancak onu bütün kötülüklerin merkezine oturtmak ne kadar yanlış ise, tam tersine onun sahabi olduğu için yanlış yapsa da kurtulduğunu söyleyebilmek, yaptığı her eylemi onaylamak veya bir kılıf bularak savunmak da doğru değildir. Esasen tarih fotoğraf çekmektir. Doğrusunu eğrisini düzeltmeye çalışırsak tarihe tabir yerindeyse fotoshop veya rotüş yapmış oluruz.</p>
<p>Bu durumda tarihi doğru anlatmış da olmayız ve sonuçta bu şekildeki bir tarihten ibret de alınamaz. Müslümanların tarihini etkileyen ve yönlendiren bu dönemi iyi anlamak gerekir. Çünkü bu dönemden sonra Müslüman kimliği yerine mezhebi kimlik geldi ve gerçek tarihi tablo tahrif oldu.&#8221; 680 Tarih rivayetlerini incelerken hepimizi bağlayıcı unsur olan hadis usulündeki rical ilmine bağlı kalmak durumundayız. Eğer sabitemiz ravilerin rical ilmindeki hükümleri olmaz da hevamız olursa, mezkur profesörün yaptığı gibi nakil Buhari&#8217; de dahi geçse buna uydurma demek hatasına düşebiliriz. Mezkur profesörün tarihi vakalara ve rivayetlere yaklaşımına misalen iki iddiasını söyleyebiliriz. Yazara göre geride tahrici geçen &#8220;otuz yıl hilafet&#8221; hadisi, ashabı kiramın aralarında geçen siyasi hataları örtmek için uydurulmuştur. 681 Yine yazar Hazreti Hasan&#8217;ın hilafeti devretmesini anlatırken, Nebi (aleyhisselam)&#8217;ın &#8220;Bu oğlum seyyiddir . . .. &#8221; 682 rivayeti için Hazreti Hasan&#8217;ı iyimser göstermek adına uydurulduğunu iddia etmiştir. 683</p>
<p>Tarih fotoğraf çekmektir diyen yazara sormamız icab eden şey şudur; siz Buhari kaynaklı bir rivayeti dahi, tarihi okumak istediğiniz şekle uymuyor diye uydurma kabul ediyorsunuz, sizi bağlayıcı olan ve rivayetleri olduğu gibi kabul etmemizi sağlayacak usulünüz acaba nedir? &#8220;Farklı Okumak&#8221; başlığı ile kaleme aldığınız kitabınızda Hazreti Muaviye kötü ve hırsı için her şeyi yapan siyasi bir karakter olarak zikredilirken, uydurma rivayetleri ayıklayarak Hazreti Muaviye&#8217;yi olduğu gibi ve bir sahabi olarak zikretmeye gayret eden bizlere de &#8220;onu aklamak için rivayetleri fotoshop yaptığımız&#8221; ithamınızı nereye koyacağız? Evet, Hazreti Muaviye&#8217;yi yalancı ravilerin iftiralarından aklayıp, hatasını ispat eden sahih rivayetlere denk geldiğimizde de bir sahabi olarak kendisi hakkında hüküm vermek yetkisine yeltenmeden onu Rabbisine bırakmayı ve sahabi olduğundan yalnızca hayırla yad etmeyi vazifemiz bilerek ona yöneltilen eleştirilere cevap vermeye gayret ettiğimiz bu bölümü istifadenize takdim ediyorum. Bu bölümde tarihten günümüze kadar Hazreti Muaviye&#8217;nin aleyhine yöneltilen 29 ithamın cevabını vermeye gayret ettik. Tevfik Allah&#8217;tandır. s İbnu&#8217;l-Mübarek demiştir ki: “Muaviye Radiyallahu anhu bizim katımızda öyle bir mihnettir ki, kimin ona göz ucuyla baktığını görürsek, onu sahabilere karşı kötü söz söylemekle itham ederiz.” 684</p>
<p><strong>İtham:</strong> Emir Muaviye Sahabe mi?</p>
<p>Bu soru aynı zamanda Kadiri Şeyhlerinden Sadi Baba isimli bir zatın bu isimde kaleme aldığı 214 sayfalık bir kitabın ismidir. İlmi tetkikten uzak bir şekilde yazılan bu kitapta küfür üzere öldüğüne dair ehli sünnetin icması olan Ebu Talip &#8220;hazret&#8221; sıfatı ile zikredilirken, Hazreti Muaviye, Emir Muaviye diye zikredilmiştir. Kitabın sonunda ise &#8220;Emir Muaviye&#8221; hakkında müellif şu yargıya varmaktadır:</p>
<p>Marizi Hz.nin tarifi (ile Sahabe): &#8220;Sahabe adildir demekle, Rasulullah&#8217;ı yalnız bir gün gören yahut arasıra ziyaret eden yahut bir iş için gelip Rasulullah&#8217;ın yanından hemen savuşup giden her ferdi kastetmiyoruz. &#8216;İnanan, destekleyen, ona saygı göste ren, ona yardım eden ve onunla beraber indirilen nura uyanlar işte felaha erenler onlardır.&#8217; ayeti kerimesi ali ve yüksek anlamıyla Rasulullah&#8217;a arka çıkmış, davasını desteklemiş yardım etmiş, Rasulullah&#8217;a eksiksiz tabi olmuş, ittiba etmiş yüksek seviyeli zatlardır.&#8221; demiştir. (Buhari c. 1 S. 23-24) Hakikati bütün ağırlığı ve çıplaklığı ile ortaya koyan bu tariftir. Bu değer ölçüsüne, müellefe-i kulubtan olan Muaviye&#8217;yi ve Ebu Süfyan ailesini vurursak Sahabe kapsamının dışında kaldıklarını rahatlıkla görürüz. Şimdiye kadar bize Emir Muaviye ve ailesinin Sahabeliğini nas gibi, farz gibi Allah Rasulü&#8217;nün emriymiş gibi, ehli sünnet ve&#8217;l-cemaat görüşü, akidesi budur diye kabul ettirmişlerdir. Tarih ve siyer ve bu mevzu ile ilgili hadis ve diğer kitapları karıştırdığımız vakit Emevi ailesinin, Rasulullah ve Sahabesiyle İslamın hayata taşınmaması için yaptıkları mücadeleyi okuyor, görüyor ve anlıyoruz. Heyhat! Bunlar Rasulullah&#8217;ın Sahabesidir diye korkumuzdan eleştiri yapmak değil, içimizden tan edici bir şey geçse belki yüz defa tevbe istiğfar edip, Ya Rabbi! İçimden Muaviye ve hempalarına kötü bir şey geçmesin diye dua ve niyaz ediyoruz. Fakat okuyup araştırdıkça bakıyoruz ki iş hiç de öyle değil. Muaviye isminin önüne &#8220;Hz.&#8221; lafzını koymaları, Sahabelik ve müctehidlik sıfatı takmaları, Muaviye ve ailesinin yaptıkları bütün zulüm ve rezaletleri örtmüştür. Bu niçin böyle olmuştur? Bunun ana sebebi: Böyle bir siyasetin o zamanki yöneticilerin çıkarlarına, menfaatlerine uygun gelmiş olmasıdır.</p>
<p>&#8230; Muaviye İslam Cumhuri yönetim şeklini monarşiye çeviren İslamın meşru halifesine isyan eden ilk kişi olmuştur. 685</p>
<p>23 senelik devr-i saadetin yaklaşık yirmi bir buçuk senesini İslamın amansız düşmanı olarak geçirmiş ve İslam olduktan sonra da müellefe-i kulub fonundan maaş almış bir ailenin mensubu nasıl, hangi ilmiyle, hangi ihlas ve irfanıyla ictihad yapabilmiş ve Sahabe sayılmıştır? 686</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Çalışmamızın ilk bölümünde &#8220;Bir Şahsın Sahabi Olduğunun Tesbiti&#8221; adlı başlıkta bir zata sahabi diyebilmenin şartlarını zikretmiştik. Hakkında hadis-i şerif varid olan, ashabın tamamının kendisinin sahabi olduğunu ikrar ettiği Muaviye (radıyallahuanh) sahabidir ve hatta Sahabenin üst tabakasından dır. Hazreti Ali&#8217;ye isnat ettikleri tarikat silsilelerinin etkisi ile Hazreti Muaviye&#8217;yi tan etmeyi ve hatta ona hakaret etmeyi ritüel haline getiren bazı tarikatların ehl-i sünnete uymayan bu tutumlarından Allah&#8217; a sığınırız.</p>
<p><strong>İtham:</strong> Muaviye, Hazreti Ali ile savaştığında aslında sülalesinin öcünü almakta idi. Haşim bin Abdimenaf Kureyş&#8217;in liderliğini yapmakta idi. Kardeşi Abdişems ölünce oğlu Ümeyye nüfus ve zenginliğine güvenip amcası ile arasını açarak onunla rekabete girmişti. Girdiği rekabeti kaybederek Hicaz&#8217;ı terk ederek on yıl kalmak üzere Şam&#8217;a yerleşti. Tarihte böylece Hazreti Muhammed&#8217;in dedesinin babası olan Haşim ile Muaviye&#8217;nin dedesinin babası olan Ümey ye arasındaki ilk düşmanlık ve mücadele başlamış oluyordu. 687 Ümeyye Şam&#8217;dan döndükten sonra vefatı ile yerine oğlu Harb geçmişti. Harb, Abdulmuttalib bin Hişam&#8217;ın yakın dostu idi; lakin Abdulmuttalib Harb&#8217;ten öldürmüş olduğu bir Yahudi için diyet talep edip aldığında araları açılmıştı. 688 Ümeyye ve Haşim oğullarının arasının iyi olmadığı bir vetirede Haşimoğullarından Nebi (aleyhisselam)&#8217;ın peygamber olarak seçilmesi, elbette Ümeyyeoğulları arasında menfi bir tesir uyandırmış ve kendilerine İslam tebliğ edildiğinde onu kabul etmemışlerdir. 689</p>
<p>Unutmamak gerekir ki Müslümanların çoğu Emevilerden pek çok kimsenin İslam dinini sadece şahsi menfaatlerini elde etmek için kabul etmiş olduğu kanaatindeydiler. 690</p>
<p><strong>Cevap:</strong> İnna lillahi ve inna ileyhi raciun! Apaçık bir iftira ve zan üzerinden itikatlarını besleyenlerin bu şerrinden Allah&#8217;a sığınırız. Hayatlarını okuduğumuzda Ebu Süfyan bin Harb (radıyallahu anh)&#8217; ın da oğlu Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın da hayatlarının Müslüman olarak geçen zamanlarında bu dine hizmet ve samimiyet içerisinde olduklarını görüyoruz. Hazreti Muaviye&#8217;nin hilafete geçmesini, ben-i Haşim&#8217;den çıkan nübüvvete karşılık meliklik ihdası ile Ümeyyeoğullarının rövanşı olarak görenler; Allah Rasulü&#8217;nün getirdiği dini Haşim oğulları&#8217;nın diğer kabilelere karşı zaferi olarak gören hastalıklı bir zihniyetin mensubu olduklarını izhar etmiş olmaktadırlar. Ne Nebi (aleyhisselam) risalet vazifesi ile Haşimoğulları adına çalışmış ne de Hazreti Muaviye Ümeyyeoğulları adına hilafeti melikliğe çevirmiştir. Bu sakat bakış açısı, yanlı ve yanlış bir şekilde tarihi okumaktan kaynaklanmaktadır ki; akıllı adamların işi bu değildir.</p>
<p><strong>İtham:</strong> Ebu Süfyan ve Muaviye (radıyallahu anhuma) tülekadandır. (Mekke&#8217;nin fetih gününde serbest bırakılıp zorla İslama girenlerdendir.)</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Tüleka olmak yani fetih gününde Allah Rasulü&#8217;nün affetmesi ile serbest kalıp sonra İslam&#8217; a girmek kötü bir vasıf değildir; zira İslam geçmişi siler. Halid bin Velid (radıyallahu anh) gibi ashaptan pek çok kişi evvela İslam&#8217;a düşmanlık etmiş, sonraları İslamla müşerref olunca İslam&#8217;a büyük hizmetler etmişlerdir</p>
<p>Tüleka kelimesi, ilerleyen yıllarda Muaviye (radıyallahu)ın öne çıkıp yıldızının parlaması ve Sıffin vakasından ötürü Ümeyyeoğullarına karşı öfkenin ortaya çıkması sonucu bir ha karet halini almış, tüleka demek öldürülmekten korkan ve gani metten pay almak için İslam&#8217; a giren demek halini almıştı. 691 Ebu Süfyan ve Muaviye (radıyallahu anhuma) ise bu tüleka tanımına dahil olmamaktadır; zira Ebu Süfyan fetih günü değil, öncesinde Efendimiz (aleyhissel;im)&#8217;ın karargahına gelerek İslam&#8217;a girmiş ve hemen halkını uzlaşmaya davet etmiştir. Hazreti Muaviye ise Mekke&#8217;nin fethinde değil; Hudeybiye yılında veya kaza umresi senesinde Müslüman olmuştur.</p>
<p>Hudeybiye yılında İslam&#8217;a girdiğini, Rasulullah (aleyhisselam) Hudeybiye&#8217;den ayrılırken O&#8217;nu tasdikleyen bir Mümin olduğunu ve ertesi sene kaza umresinde Müslüman olduğunu babasının öğrendiğini ve &#8220;Senden daha hayırlı olan oğlum, hala benim dinimdedir.&#8221; diyerek hoşnutsuzluğunu dile getirdiğini belirten Muaviye (radıyallah u anh), Müslümanlığını fetih gününde ilan ettiğini söylemiştir. 692 İbni Abbas (radıyallalı u anh)&#8217;ın Muaviye (radıyallah anh)&#8217; tan naklettiği: &#8216;Rasulullah (aleyhisselam)ı Merveae makasla tıraş ettim (saçlarını kısalttım) veya Merveae makasla tıraş edilirken gördüm. 693 rivayeti O&#8217;nun kaza umresinde iken Hazreti Peygam berin yanında bulunduğunu göstermektedir; zira Nebi (aleyhisselam) hacda iken saçlarını Mina&#8217; da kazıtmıştır. 694 Nesai rivayetinde bu nakilde &#8220;umre&#8221; kaydı da koşulmuştur ki; &#8220;Nebi (aleyhisselam) umre yapıyorken, Muaviye (radıyallahu anh) Merve üzerinde saçlarını kısaltmıştır. &#8221; geçmektedir. 695 O&#8217;nun umre kazası senesinde Müslüman olmasını kabullenme yenler, bu umrenin kaza umresi değil; Cu&#8217;rane Umresi olduğunu söylemişlerse de bu doğru değildir; çünkü Nebi (aleyhisselam) Huneyn dönüşü yatsıdan sonra çok az Sahabenin iştiraki ile Cu&#8217;rane umresini gizli yapmıştır. O sıralarda Muaviye (radıyallah anh) Sahabenin seçkinlerinden olmadığı için bu özel umreye dahil olmamıştır 696 ki bu da Muaviye (radıyallahu anh)&#8217; ın kaza umresinde bulunduğunu ispat etmektedir. 697</p>
<p>O&#8217;nun Müslümanlığının fetih sonrası olduğunu öne sürenlerin dayanmış olduğu en kuvvetli delil ise Sad b. Ehi Vakkas&#8217;ın bu meseleye olan itirazıdır: &#8220;Biz kaza umresini hac aylarında yaptık, o zaman O (Muaviye) Mekke evlerinde kafirdi.&#8221; 698 O kafirdi 699 ifadesi ile Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın fetihten sonra Müslüman olduğu görüşü desteklense de, fethe kadar Müslüman olduğunu gizleyen Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın Sad b. ehi Vakkas tarafından kafir olarak bilinmesi normal karşılanmaktadır. 700 Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın fetihten önce Müslüman olduğunu kabul etmeyenlerin öne sürdüğü ikinci eleştiri de O&#8217;na Huneyn ganimetlerinden yüz deve ve kırk ukiyye gümüş verildiği için müellefe-i kulubdan sayılmalarıdır. 701 Oysaki O&#8217;na ga nimetten büyük pay verilmesi, kalbini İslam&#8217;a ısındırmak amacının güdüldüğünü göstermez; zira Bedir&#8217;de Müslüman olan Nebi (aleyhisselam)&#8217;ın amcası Abbas b. Abdulmuttalib (radı yallahu anh)&#8217;a da Huneyn ganimetinden büyük pay ayrılmıştır.</p>
<p>Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;a ganimetten pay ayrılması, babasının kavmi arasındaki izzet ve mertebesini gözetmek içindir. 702 Zehebi, Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;a ganimet verildiğinin doğruluğunu da eleştirerek: &#8220;Mademki Nebi (aleyhisselam) ona mal verdi; peki neden onunla nişan yapmak isteyen kadına Muaviye iyidir/ ama onun malı yoktur. &#8221; dedi diyerek bu rivayeti tartışmaya açmıştır. 703Fetih günü Mekkeliler&#8217;in şehri terk ettiği için Muaviye (ra dıyallahu anh)&#8217; ın Müslümanların yanına gelmesinin mümkün olmadığını ileri sürenlere göre O&#8217;nun Müslüman olması kaza umresinde gerçekleşmemiştir. Buna cevaben denir ki; oysaki Mekkeliler&#8217;in şehirden uzaklaşmadığı, hatta tavaf yapan Müslümanlar&#8217;ı yakinen izledikleri bilinmektedir. 704 Zaten bu umre sonrasında babasının Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın Müslüman olduğunu öğrenmesi ve de tepkisini zaten kendileri itiraf etmişlerdi. 705 Bütün bu verilerden, Muaviye (radıyallahu anh)&#8217; ın fetih öncesi Müslümanlar&#8217;dan olup ailesinin ve Mekkeliler&#8217;in baskısı yüzünden Müslümanlığını izhar edemediği görülmektedir.</p>
<p><strong>İtham:</strong> Aişe Annemiz&#8217;in Hazreti Muaviye&#8217;yi Kınadığı İddiası</p>
<p>Tabiinden el-Esved b. Yezid, Aişe (radıyallahu anha) anne mize: &#8220;Tulaka&#8217;dan birinin halifelik hususunda Rasulüllah (aleyhisselam)&#8217;in ashabı ile çekişmesine şaşırmıyor musun?&#8221; deyince Aişe anamız şöyle cevap verdi: &#8220;Bunda şaşılacak ne var ki?! O (Muaviye), Allah&#8217;ın (yeryü zündeki) sultanıdır. Allah sultanlığı iyi adama da verir kötü adama da. Firavun, Mısır halkına dörtyüz sene hükmetti. &#8221; 706</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Bu rivayet, Aişe (radıyallah u anha)&#8217; dan sabit değildir. Zira isnadındaki bazı raviler zayıftır. Bu ravilerden olan Eyytıb b. Ca bir b. Seyyar es-Suhaymi el-Yemami hakkında &#8220;zayıf&#8217; hükmü verilmiştir. 707 Diğer ravi el-Kasım b. Musa b. el-Hasen b. Musa &#8220;mechulu&#8217;l-hal&#8221; bir ravidir. 708 Bir diğer ravi ise Abdurrahman b. Muhammed b. Yahya b. Yasir el-Cevberi&#8217;dir. Zehebi bu zatın hal tercemesine yer vermiş ancak cerh ve ta&#8217;dil durumuna dair hakkında hiçbir şey söylememiştir. Sadece Muaviye (radıyallahu anh) hakkındaki görüşünün iyi olduğuna dair bir rivayet zikretmiştir.709 Dolayısıyla bu ravi de diğeri gibi &#8220;mechulu&#8217;l-hal&#8221; bir ravidir. 710</p>
<p>Ashaptan bir kimseyi tuleka diye itham edip faziletini düşürmeyi kast etmek doğru değildir. Çünkü fetih günü İslam&#8217;a giren bu tuleka, fetihten sonra infak edip savaşanlardır ve Allah kendilerine güzel sonucu vaat etmiştir. Çünkü onlar, Huneyn ve Taifte infak etmiş ve her ikisinde savaşmışlardır. Allah hepsin den razı olsun. 711 Rasulullah (aleyhisselam) ile beraber infak edip savaşanlar hakkındaki fazileti eserimizin ilk bölümünde zikretmiştik.</p>
<p><strong>İtham:</strong> Muaviye&#8217;nin fazileti hakkında varid olan hadisler sahih değildir.712</p>
<p>Buhari, Hazreti Muaviye ile alakalı İbn ehi Müleyke hadisini 713 zikrederken, diğer sahabilerde yaptığı, Ebu Bekr&#8217;in Fazileti gibi menkıbe veya fazileti ifadesini kullanmadan &#8220;Muaviye&#8217; nin Zikri&#8221; diye başlık vermiştir. Cevap: Bazı kaynaklarda İshak b. Rahuye&#8217;nin sözü olarak &#8220;Muaviye&#8217; nin fazileti hakkında Rasulullah (aleyhisselam)&#8217; den rivayet edilen hiçbir sahih hadis yoktur.&#8221; şeklinde aktarılan ifade İshak b. Rahuye&#8217;den sahih bir isnadla714  gelmemıştır. 715 Bu iddiayı kabul etmiş olsak dahi Hazreti Muaviye&#8217;nin fazileti hakkında varid olan hadisler sahih değildir sözü ile o rivayetlerin sahih değil de hasen veya zayıf olduğu kastedilmişse bunda bir zarar yoktur; zira bir takım ahkam ve fazilet rivayetlerinin ekserisi hasen kayıtlıdır. 716 Sahih değildir sözü ile şayet aslının olmadığı kastediliyorsa bu da doğru değildir. İbn Hanbel&#8217;in de Müsned&#8217;inde rivayet ettiği şu hadis sahih isnatla varittir ve Hazreti Muaviye&#8217;nin faziletine dair kafıdir. 717 &#8216;Allahım, Muaviyeye hesap ve kitabı öğret, onu azaptan koru. ,718 Yine İmam Tirmizi&#8217;nin &#8220;hasen&#8221; kaydı ile zikrettiği şu rivayet de onun faziletine dair makbul hadislerin var olduğunu ispat etmektedir: &#8216;Allah &#8216;ım! Muaviyeyi hidayet eden, hidayet ehli ve hidayete ehil kıl &#8221; 719</p>
<p>İmam Buhari&#8217;nin Hazreti Muaviye&#8217;nin bahsini &#8220;Muaviye&#8217;nin Zikri&#8221; başlığı ile zikretmesi, onun faziletini nakz etmek için değildir. Usame bin Zeyd dahil pek çok sahabinin fazilet veya men k ıbesini bu başlık ile zikretmiştir. Zaten Buhari bu hah baş lıklarına &#8220;Sahabe&#8217;nin Faziletleri Kitabı&#8221;nda ya da &#8220;Ensar&#8217;ın Menkıbeleri Kitabı&#8221;nda yer vermiştir. Bu da açıkça göstermektedir ki Buhari&#8217;nin maksadı bu sahabilerin faziletlerini zikretmektir. Muaviye&#8217;nin Zikri Babı, Fadailu&#8217;s-SahabeKitabı&#8217;nda 28 no&#8217;lu bab olarak geçmektedir. 720</p>
<p>Eğer denilirse ki; Buhari bu hususu &#8220;Muaviye&#8217;nin Zikri Bab&#8221;ı sözüyle tabir (ima) etmiş ve Muaviye (radıyallah u anh)&#8217;ın faziletlerini ve menkıbelerini kabul etmemiştir. Çünkü İbn Rahuye&#8217; nin de dediği gibi Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın fazileti hakkında sahih hiçbir hadis yoktur. Buna cevap olarak şöyle deNebilir: Bu ibareyle kastedilen &#8220;Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın fazileti hakkındaki hadislerden Buhari&#8217;nin sıhhat şartına uygun hiçbir hadis yoktur&#8221; ise; zaten Sahabenin ekserisi bu durumdadır, zira Sahabenin fazileti hakkındaki hadislerden de Buhari&#8217;nin sıhhat şartına uymayan pek çok makbul hadis vardır .&#8221;72</p>
<p>Buhari, Hazreti Muaviye&#8217;den toplam 8 hadis nakletmiştir ki bunların 4&#8217;ü muttefekun aleyhtir.722</p>
<p>Ayrıca Buhari et- Tahirul-Kebir adlı eserinde:</p>
<p>&#8220;Allahım! Onu hidayet eden, hidayet ehli ve hidayete ehil kıl&#8217; 723 hadisi sahih bir isnadla rivayet etmiştir.</p>
<p>Buhari&#8217;nin Hazreti Muaviye&#8217;nin faziletini kabul etmediğini iddia edenlerin zan ile hükmettiklerinin delilidir.</p>
<p><strong>İtham</strong></p>
<p>Şamlılar, muhaddis Ahmed en-Nesai&#8217;ye kendilerine Muaviye&#8217;nin fazileti ile ilgili bir hadis rivayet etmesini istediklerinde &#8220;Allah karnını doyurmasın. (hadisinden) başkasını bilmiyorum.&#8221; 724</p>
<p>Bir rivayette de Nesai &#8220;Muaviye başabaş gelmeye razı olmayıp üstünlük mü istiyor?&#8221; demiş ve bunun üzerine Şamlılar Nesai&#8217;yi dövmüşler ve hastalanıp vefat etmiştir. 725</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Şamlılar Nesai&#8217;den Hazreti Muaviye&#8217;yi, Ali (radıyallahu anh)&#8217; a karşı üstün tutmasını istemişler o da onların edepsizliklerine kızmıştır. İyi de etmiş ama haddi aşarak sahabiyi karalama vehmi uyandıracak sözler söylemiştir. İnsandır hata edebilir. 726 İmam Nesai, Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;ın fazileti hakkında daha önce zikrettiğimiz hadislere, muhtemelen mutalli olmamış, bu nedenle de es-Sünenü&#8217;s-Süğni (el-Mücteba) ve es-Sünenül Kübra adlı eserlerinde bu rivayetleri tahric etmemiştir. Allah en dogrusunu bilir.&#8221; 727</p>
<p>Bir ihtimal de bu &#8216;Allah karnını doyurmasın. &#8221; hadisinin bir sonraki başlıkta izah edileceği gibi zekat, ecir ve rahmet olacağı manasını kast etmiş; ancak Şamlılar bunu anlamayıp ya da Muaviye&#8217;nin Ali&#8217;den (radıyallahu anhuma) üstün olmamasını kabullenemeyip cehaletlerinin eseri olarak Nesai&#8217;yi darp etmiş lerdir.</p>
<p><strong>İtham:</strong> Efendimiz (aleyhisselam)&#8217;ın &#8220;Allah onun kar nını doyurmasın. &#8221;hadisi</p>
<p>İbn Abbas (radıyallah u anh uma) şöyle demiştir: &#8220;Çocuklarla oynuyordum. Rasulüllah (aleyhisselam) geldi. Bir kapının arkasına saklandım. Eliyle sırtıma vurdu. &#8216;Git bana Muaviye&#8217;yi çağır.&#8217; dedi. (Gidip) geldim &#8216;Yemek yiyor&#8217; dedim. Sonra bana yine &#8216;Git bana Muaviye&#8217;yi çağır.&#8217; dedi. (Gidip) geldim &#8216;Yemek yiyor&#8217; dedim.Allah onun karnını doyurmasın.&#8221; dedi.728</p>
<p><strong>Cevap:</strong></p>
<p>Eleştiriyi iki cihette cevaplamak mümkündür:</p>
<p><strong>Birinci vecih;</strong> ilgili rivayette sanki Hazreti Muaviye, Allah Rasulü (aleyhisselam)&#8217;ın davetini ötelemiş, ısrarla yapılan çağrıyı yemek yediği için ertelemiştir. Nebi (aleyhisselam) da bundan ötürü &#8220;Allah karnını doyurmasın.&#8221; demiştir. Oysaki İbn Abbas&#8217;ın Hazreti Muaviye&#8217;yi çağırdığına dair bir karine mevcut değildir. Belki de yemek yediğini görüp, peygamberin kendisini çağırdığını söylemeden geri gelmiş olabilir. Bu yüzden de Hazreti Muaviye&#8217;nin Allah Rasulü&#8217;nü bekletip, kasıtlı bir şekilde kızdırdığını düşünmek doğru değildir. İkinci vecih; Müslim bu rivayeti &#8220;Peygamber Bir Kimseye Hak Etmediği Halde Lanet Eder Veya Söver Yahut Beddua Ederse, Bu Onun, O Kimse İçin Zekat, Ecir Ve Rahmet Olacağı Babı &#8216;nda zikretmiştir.</p>
<p>Yine aynı babda &#8221;Benim Rabbim e &#8216;Allah &#8216;ım, ben ancak bir beşerim. Hangi bir Müslümana lanet edersem veya söversem bunu onun için bir zekat ve ecir kıl&#8217; diye şart koştuğumu biliyor musun?&#8221; hadisi rivayet edilmiştir. 729 Bir başka rivayette şöyledir: &#8220;Allahım senden ahd-ü peyman alıyorum. Elbette bu ahdi bana bozmazsın. Ben ancak bir beşerim. Müminlerden hangisine eziyet eder, söver, lanet eyler, döversem bunu onun için namaz (rahmet), zekat ve kıyamet gününde onu kendisiyle sana yaklaştıracağın bir ibadet yap!&#8221;730 İmam Müslim, &#8220;karnı doymasın&#8221; hadisini zikri geçen bahta rivayet etmekle; Muaviye (radıyallah u anh)&#8217; ın bedduaya müstehak olduğu şeklinde bir anlam çıkarmamıştır. İşte bundan dolayı hadisi bu baba koymuştur, Müslim dışındaki muharricler ise bu hadisi Muaviye (radıyallah u anh)&#8217; ın menakıbından saymışlardır. Çünkü bu hadis hakikatte Muaviye radıyallahu anh için bir dua olmuştur.731</p>
<p>Bu söz &#8220;Allah canını alsın&#8221;, &#8220;İkram etmesin&#8221;, &#8220;Ana-babasına yazıklar olsun&#8221;, &#8220;İyi etmesin&#8221; anlamındaki sözler gibi Arapların söylemeyi adet ettikleri ama manası murad edilmeyen sözlerdendir. Öyle olsa bile Allah (sübhanehu ve teala) bu sözü, hadiste sahih olarak yer aldığı üzere rahmet ve yakınlık vesilesi kılar.732</p>
<p>Allah (subhanehü) Muaviye (radıyallahu anh)&#8217;a aynen öyle yapmış ve yeryüzünü idare etmeyi ona nasip etmiştir. Bu da doyumun zırvesidir. 733</p>
<p><strong>İtham:</strong> Muaviye şerli olduğundan hilafete ehil değildir. . · &#8220;Arap Kabilelerinin en şerlisi Beni Ümeyye, Beni Hanife ve Sakif kabileleridir.&#8221;734 &#8220;Rasulullah&#8217;ın en çok buğz ettiği topluluk ben-ı Ümeyye idi.&#8221;735</p>
<p>Bu iki rivayet gösteriyor ki Rasülüllah, ben-i Ümeyye&#8217;ye buğz ediyor ve onları şerli olarak görüyordu. Muaviye de beni Ümeyye&#8217;dendir. O halde o da şerlilerdendir. Rasulullah&#8217;ın buğz ettiği insanların imaret ve hilafete ehliyeti olamaz. Cevap: Zikri geçen rivayet isnaden zayıftır.736 Bu iddia sahibi bu iddiası ile beraber cehaletini izhar etmiştir. Bu iddiası ile birlikte beni Ümeyye&#8217;den olan Osman bin Affan (radıyallahu anh)&#8217;ı da şerli kabul edip ümmetin onun hilafetindeki icmasını yok mu sayacaktır? Yine selahiyyeti ile meşhur Ömer bin Abdulaziz de beni Ümeyye&#8217;den olup makbul bir halifedir. Rivayet geçerli kabul edilse dahi bu rivayette beni Ümeyye&#8217; nin hepsi şerli olarak zikredilmemiştir, ekserisinin şerli olması içlerinden bazılarının salih hatta en hayırlılardan olmasına mani değildir. Osman bin Affan gibi Muaviye (radıyallahu anhuma) da bu kabileden olup ümmetin en hayırlılarından sayılmıştır.737</p>
<p><strong>İtham:</strong> Efendimiz (aleyhisselam)&#8217;ın rüyasında Ümeyyeoğullarını kendi minberinde görmesinden ötürü üzülmesi ve Allah&#8217;ın &#8220;Kadir Suresi&#8221;ni inzal ederek kendisini teselli etmesi: &#8220;Bir adam, Muaviye&#8217;ye biat etmesinden sonra Hasan bin Ali (radıyallahu anhuma&#8217;ya doğru kalktı ve &#8216;Müminlerin yüzünü kararttın&#8217; ya da &#8216;Müminlerin yüz karası&#8217; dedi. O da şöyle dedi: &#8216;Allah sana merhamet etsin, beni kınama! Peygamber (aleyhis selam)&#8217; a rüyasında Ümeyyeoğullarının kendi minberi üzerinde oldukları gösterilmişti de bu durum Rasulüllah (aleyhisselam)&#8217;ın fenasına gitmişti. Bunun üzerine &#8220;(Rasulüm) Kuşkusuz biz sana Kevser&#8217;i verdik.&#8221; (Kevser, 108/1) Ey Muhammed! -Yani cennetteki nehri (verdik.)- ayeti nazil oldu. Ve bir de &#8220;Biz onu (Kur&#8217;an&#8217;ı) Kadir Gecesi&#8217;nde indirdik .. . O Kadir Gecesi ki, bin aydan daha hayırlıdır.&#8221; (Kadr, 97/1-3) ayetleri nazil oldu. (Senden sonra Ümeyyeoğulları&#8217;nın idarede olacakları süre (bu kadar) ey Muhammed! diye teselli verilmiş oldu.)&#8221; Ravi Kasım b. el-Fadl el-Huddani &#8220;(Emeviler dönemini) saydık baktık ki, ne bir gün eksik ne de fazla; tam bin ay.&#8221; Demiş tir.738 Bu dönem seksen üç yıl, dört aydır.739</p>
<p>Hasan (radıyallah u anh)in Muaviye (radıyallahu anh)a biati Peygamber (aleyhisselam) dan sonraki otuzuncu yılın başıydı. Ebu Müslim el-Horasani eliyle devletlerinin (Emevi devleti) son bulması ise doksan iki sene sonra gerçekleşmiştir. Bundan İbnu&#8217;z-Zübeyr&#8217;in sekiz yıl, sekiz aylık halifeliği çıkartılınca geriye bin ay kalır.740 Eleştiride görüldüğü üzere Efendimiz (aleyhisselam) Emeviler&#8217;in kendi hilafetine hakim olacağını öğrendiğinde üzülmüş ve Rabbisi O&#8217;nu Kadir Gecesi gibi 83 yıl 4 ay olan bin aydan hayırlı bir mükafatla teselli etmiştir. Her ne kadar Emeviler bu süre kadar idarede kalacaksa da Kadir Gecesi Emeviler&#8217;in bu idare süresinden daha hayırlı sayılmıştır.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Kadir Suresi&#8217;nin faziletinin zikredildiği bahta rivayet edilen bu hadisin tahricinden önce içerdiği manaya dikkat etmek gere kir: Hasan (radıyallahu anh)&#8217;ın hilafeti teslim etmesi kaderin bir seyri olarak, memnuniyetsiz bir şekilde gerçekleştiği vehmedilmiş ve Ümeyyeoğulları&#8217;nın hakimiyetinin sonunun geleceği kastedilerek Emevilerin bin ay süren idaresine karşılık bin aydan daha faziletli Kadir Gecesi ile teselli olunmaktan bahsedilmiştir. Hadisi rivayet eden İmam Tirmizi: Bu hadis gariptir; bu hadisin senedinde Kasım b. Fadi&#8217; dan ve Yusuf b. Mazin&#8217; den rivayetle denilmiştir, Kasım b. Fadl el-Hudani güvenilir bir kişidir, Yusuf b. Sad meçhul bir şahıstır, bu hadisi bu lafızla sadece bu şekliyle bilmekteyiz.&#8221;demiştir.741</p>
<p>Bu rivayet, Hakim&#8217;in el-Müstedrekinde Kasım bin Fadl + Yusuf bin Mazin kanalı ile zikredilirken, Cerir et-Taberi&#8217; de ise Kasım bin Fadl + İsa bin Ma&#8217;zin kanalı ile zikredilmiştir. Bu da rivayette ıztırab olduğunu göstermektedir. Bu hadis her açıdan münker bir nakildir. Şeyhimiz İmam Hafız el-Hucce ebu&#8217;l Haccac el-Mizzi, bu hadis münkerdir demiştir. 742 Hadisin zayıf olduğunun bir başka delili de Kadir gecesinin faziletinin bin aydan evla olması, bu sürede geçen Emevi iktidarının zemmedilmesini gerektirmediğidir. Ayet, Kadir gecesinin medhi için nazil olmuştur ve Mekki bir suredir. Efendimiz (aleyhisselam) ise hicretten bir müddet sonra Medine&#8217;de iken minber edinmiştir. Mekke&#8217;de iken olmayan minberinde Ümey yeoğulları&#8217;nı görüp mahzun olması ise doğru olmasa gerektir. İbn Kesir, rivayetin münker olduğunu zikrettikten sonra ravi Kasım b. el-Fadl&#8217;ın &#8220;(Emeviler dönemini) saydık baktık ki, ne bir gün eksik ne de fazla; tam bin ay.&#8221; sözünün ise yanlış ol duğunu şöyle izah etmiştir: Muaviye (radıyallah u anh), Hazreti Hasan&#8217;ın kendisine biat etmesi ile tek başına hilafeti devraldığında sene Hicri 40 idi.</p>
<p>Bu tarihten itibaren Abbasiler&#8217;in devletlerini yıktığı tarih olan Hicri 132 senesine varana kadar Emevi iktidarı aralıksız olarak tam 92 yıl sürmüştür. Ravinin, Emevi Hilafeti&#8217;nden Abdullah bin Zübeyr (radıyallahu anhuma)&#8217;nın dokuz sene süren hilafeti bu 92 seneden çıkarma yoluna gitmesi herhalde hesap bin ay tutsun diyedir; lakin bu doğru bir hesap olmaz zira ibn Zübeyr (radıyallah u anhuma) dokuz sene kadar Hicaz ve bazı beldelerin idaresinde bulundu, Emeviler&#8217;den tam manası ile iktidar düşmüş değildi.743 Rivayetin makbul olduğunu kabul etsek dahi burada Ümey yeoğulları&#8217;nın tamamı mutlak olarak kastedilmiş sayılmaz; çünkü Osman b. Affan (radıyallahu anh), Raşid Halife Ömer b. Abdülaziz de onlardandır ve her ikisi de Ehl-i Sünnet&#8217;in icmaı ile hidayet imamıdır. Onu üzüntüye sevk eden olsa olsa Yezid b. Muaviye, Ubeydullah b. Ziyad ve Mervan b. Hakem&#8217;in oğullarından sadır olan sünnete muhalif hareketler ve ashaba verdikleri sıkıntılardır. Hasan (radıyallahu anh)in maksadı bu işin Ümeyyeoğullarına intikal etiği ve Allah katında olanın, nübüvvet yuvası halkı için çok daha hayırlı olduğudur.744</p>
<p><strong>İtham:</strong> Muaviye, Hazreti Osman muhasara edildiğin de yardım etmeyerek ölmesini ve iktidarın kendisine geçmesini bekledi. Kırk gün kadar süren isyancıların Medine&#8217;yi istilası neticesinde Osman bin Affan (radıyallah u anh) yalnız ve yardımsız bırakılmıştı. Yardımla ilgili rivayetlerde, Muaviye&#8217;nin gönderdiği kuvvetleri iki aşamalı bir engellemeye tabi tuttuğu, önce asker göndermeyi geciktirdiği, sonra da gönderdiği askerlerin komutanına Medine dışında beklemelerini emrettiği zikredilir. Nitekim Muaviye&#8217;nin göndermiş olduğu yardım kuvvetleri Medine&#8217;ye girmemiş, dolayısıyla olaylara müdahele etmeden geri dönmüşlerdir.</p>
<p>Muaviye&#8217;nin kasten böyle bir engelleme yapması, adeta Haz reti Osman&#8217;ın öldürülmesine göz yumması, onun iktidarı ele ge çirmek arzusuyla izah edilir. Bu olayda bir an için böyle bir kasıt aranmasa bile, gerek yardım kuvvetleri ile ilgili rivayetler, gerekse Muaviye&#8217;nin iktidarı ele geçirmesinden sonraki rivayetler onun Hazreti Osman&#8217;ı yardımdan mahrum bıraktığı noktasında 745 toplanmaktadır.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Hazreti Muaviye, Osman (radıyallahu anh)&#8217; ın davet ettiği Medine&#8217; deki şura meclisine katılmıştı ve bu meclise Mısır ve Irak valileri de iştirak etmişti. Hazreti Muaviye, vilayetlerde başlayan bu fitnelerin bastırılmasının şehir valilerinin sorumlulu ğunda bulunduğunu ve her bir valinin kendi şehrinden sorumlu olduğunu düşünüyordu. Şura sonrasında Medine&#8217;de Ali, Talha ve Zübeyir (radıyallahu anhum)&#8217;un da içinde bulunduğu Sahabenin ileri gelenleriyle görüştü ve Hazreti Osman&#8217;ı onların gözetimine bırakarak onun durumunu ihmal etmekten onları sakındırdı. Zira bu, konum ve itibarlarını yok edecek yeni bir durumun yerleşmesine yol açacaktı. Bu görüşü, gerçekten o zaman geleceği sezen bir görüştü. 746 Hazreti Muaviye, Medine&#8217; de bulunduğu sırada Osman (radıyallahu anh)&#8217;ın düzenlediği şura meclisinin üyelerinden duyduklarından ötürü Müminlerin Emirini kuşatan tehlike uyarısını hissedip ona şöyle dedi:</p>
<p>Ey Mü&#8217;minlerin Emiri! Güç yetiremeyeceğin kimseler üze rine saldırmadan önce benimle Şam&#8217;a gel. Zira Şam halkı yöne time bağlıdır.&#8221; Buna karşılık Osman (radıyallahu anh): &#8220;Ben burada asılacak olsam bile Allah Rasülü (aleylıisselam)&#8217; ın komşuluğunu hiçbir şeyle değişmem.&#8221; deyince Hazreti Mua viye &#8220;Ben, Medine&#8217;nin veya senin başına gelecek bir felaket için Medine halkının arasında ikamet edecek bir ordu göndereyim.&#8221; dedi. Bunun üzerine Osman (radıyallah anh); &#8220;Kendileriyle birlikte ikamet eden askerler yüzünden Medine halkına cimrilik yapıp rızıklarını az vereyim de muhacirlerin ve ensarın yurdunun halkını sıkıntıya mı sokayım?&#8221; de yince Hazreti Muaviye de: &#8220;Allah&#8217;a yemin olsun ki ey Mü&#8217;minlerin Emiri, kesinlikle ya suikastla öldürülürsün veya saldırıya uğrarsın&#8221; dedi. Osman da &#8220;Allah bize yeter, O ne güzel vekildir&#8221; dedi. Bunun üzerine Muaviye (radıyallahu anh) dışarı çıkıp o büyük Sahabe toplulu ğunu halifelerinin durumuna karşı zayıf ve bitkin davranmaya karşı uyardı, sonra Şam&#8217;a gıtti. 747 Hazreti Osman&#8217;ın emrinde yanında silah taşıyan 700 adam vardı, onlara izin verseydi isyancıları çıkarıncaya kadar onlarla vuruşurlardı.748 Bunların bir kısmı, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zubeyr, Hasan b. Ali, Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Selam, Muğire b. Ahnes gibi kavimlerinin teslim etmeye asla razı ola mayacağı güçlü asabiyet bağları olanlar ve Sahabenin önde ge lenleriydi.749 Bunlar, Ümeyyeoğullarına mensub olanların dışındakilerdir. Zira Emeviler Kureyş&#8217;in en güçlü aşireti idi ve yanlarında Osman&#8217;ın mevalisi ve köleleri de vardı. Zeyd b. Sabit: &#8220;İşte ensar kapıda, istersen biz ikinci defa Allah için ensar oluruz.&#8221; deyınce hazretı Osman:savaşmak ise, hayır.&#8221; dedi.750</p>
<p>Hazreti Osman, isyancılar kendisini kuşatmışken, Abdullah b. Abbas da yardım etmek için kapısında beklerken yüksek sesle ona seslendi ve (Hacca) git. Zira sen hac mevsimindesin&#8221; deyince Abdullah b. Abbas&#8221; Allah&#8217;a yemin olsun ki Ey Mü&#8217;minlerin Emiri, cihad ve bunlar bana hacdan daha sevimli gelir&#8221; dedi. Ancak kesinlikle gideceğine yemin etti ve dediğini de yaptı.751 Kendisi sebebiyle Müslümanların kanının dökülmesi yerine kendi kanının akıtılmasını tercih etti. Hadisçiler,&#8217;Osman (radıyallahu anh)&#8217;ın bu tutumunun sırrını bize &#8220;Peygamber (aleyhisselam) onu hayatında başına gelip de sabredeceği bir belaya karşılık cennetle müjdelediği gibi Allah yolunda şehid olmakla da müjdeledi.&#8221; şeklinde açıklıyorlar.752 Hazreti Osman&#8217;ın Müslümanların arasında kan dökülmesine karşılık kendisini feda etmeyi tercih ettiğini gösteren önceki hadislere ve rivayetlere rağmen bazı tarihçi ve raviler, Hazreti Osman&#8217;ın kuşatıldığında Muaviye ve Şam halkına haber gönderip yardım istediğini, Hazreti Muaviye&#8217;nin de onu korumak için Yezid b. Esed komutasında dört bin süvari gönderdiğini, isyan cılar bu süvarilerin Medine&#8217;ye yaklaştığını öğrenince aceleyle hareket edip Hazreti Osman&#8217;a baskın düzenlediklerini ve onu öldürdüklerini belirtiyorlar. 753</p>
<p>Buna karşın başka rivayetler, Hazreti Osman yardım istedi ğinde Muaviye&#8217;nin onun başına gelecek felaketleri bekleyip destek göndermediğini, halife bunu görünce doğrudan Yezid b. Esed&#8217; e ve Şam ordusuna haber gönderip yardım istemekle yetinmeyip bu konuyla ilgili şehirlere ve Mekke&#8217;ye de mektup yazdığını, onların da destek birlikleri gönderdiğini, ancak halifeye yetişemediklerini, zira isyancılar orduların yerlerinden ayrılıp kendilerine doğru geldiğini öğrenince halifeye saldırıp öldürdüklerini naklediyor. 754 Hazreti Muaviye&#8217;nin Osman (radıyallahu anh)&#8217;ın başına gelecek felaketleri bekleyip ağırdan aldığını iddia eden rivayetler yalancı, Sebei ve Rafızi olan Muhammed b. Saib el-Kelbi, 755 Taberi&#8217;nin, Hazreti Osman hakkındaki rivayetlerini tetkik etmeden almaktan sakındırdığı ve iğrençliğinden dolayı bazı rivayetlerini zikretmeyi kerih karşıladığını belirttiği Vakıdi 756 gibi ya yalancı ya da Emevilere karşı önyargılı ravilerin tarikinden geliyor. Bizzat Osman&#8217;ın kendisi, ensara haber gönderip ailesine yardım etmelerini istediğini yalanlamıştır. Bir gün isyancılar, ona şöyle dediler: &#8220;Arkadaşların ve ailen seni koruyup savunursa onlarla savaşırız, sonun da sana geliriz.&#8221; Onlara verdiği cevapta şu ifadeler geçmektedir: &#8220;Ben sizinle savaşmayı isteseydim, ordulara mektup yazar, onlar da bana gelirlerdi veya bazı kesimlere sığınırdım.&#8221; 757</p>
<p>Ne var ki ensarın yardımlarının halifeye ulaşması, maruz kaldığı kuşatma süresinin uzaması,758 hem Medine&#8217; de hem de diğer şehirlerde destekçilerinin bulunması, bunların arasında yer alan Emevi valilerinin ona yardım edebilecek durumda olmaları üzerinde rivayetlerin çoğunun icma etmesi, tüm bunlar bizi bazı şehirlerin halifeyi korumak ve savunmak için asker gönderdiğini, ne var ki isyancılar bunu anlayınca acele edip halifeyi katlettiklerini varsaymaya ve kabul etmeye zorluyor. Bununla birlikte bu rivayetlerin Hazreti Osman&#8217;ın meşhur barışçı davranma ve kan akıtmama kararlılığıyla uyuşması için bu destek kuvvetlerinin halifenin isteği üzerine Medine&#8217;ye gelmediğini, aksine Mü&#8217;minlerin Emiri&#8217;nin maruz kaldığı şeylerden tamamen haber dar olan şehirlerin veya valilerinin girişimi veya halifenin Medine&#8217; deki bazı taraftarlarının talebi üzerine geldiğini, Mervan b. Hakem, Said b. el-As, Muğire b. Ahnes b. Şerik ve Hazreti Osman&#8217;ın köleleri gibi bazı taraftarlarının savaşılmaması emrine rağmen savaşmış olmaları gibi, bunların Hazreti Osman&#8217;ın iste memesine rağmen gerçekleştiğini farz edebiliriz.759</p>
<p>Halifenin korunması ve savunulması konusunda Hazreti Muaviye&#8217;nin kesin arzusu ve açık gayretleri vardır. İbn Asakir&#8217;in isnadıyla naklettiği rivayet, Hazreti Muaviye&#8217;nin halifeye destek güç gönderme konusundaki tavrını en açık bir şekilde ifade ediyor. Muaviye&#8217;ye haber gelince Habib b. Mesleme el-Fihri&#8217;ye ha ber gönderip; &#8220;Osman kuşatılmış, bana emirlerimi eksiksiz yerine getirecek bir adam öner&#8221; dedi. Habib &#8220;Benden başka birini bilmiyorum&#8221; deyince Muaviye &#8220;O senindir, şimdi bana senden önce göndereceğim, görüşü ve nasihati şüphe ile karşılanmayan ve insanların en hızlıları içinde yer alan bir adam tavsiye et&#8221; dedi. Habib de &#8220;Yezid b. Şüc&#8217;a el-Hımyeri, o tam o istediğin gibi dir&#8221; dedi. Zira kuşatmayla ilgili mektup kendilerine geldiği için onlar bu meseleyle ilgileniyorlardı. Muaviye o ikisini çağırdı, sonra onlara şöyle dedi: &#8220;Çabuk Mü&#8217;minlerin Emiri&#8217;nin imdadına yetişin. Ey Habib! Sen de acele et, Osman sağ iken varırsan halife odur, emir ondadır, sana ne emrederse onu uygula. Onu öldürülmüş halde bulursan onun aleyhine yardım eden hiç kimseyi sağ bırakmayıp öldüreceksin. Onun yanına ulaşmadan bir haber sana gelirse, ben görüşümü bildirinceye dek orada kal.&#8221; Sonra Yezid b. Suc&#8217;a&#8217;yı gönderdi! bin kişilik bir süvarinin başında yola çıkardı. Katırlara binip atları yedeğe almışlardı ve yanlarında üzerlerinde bayraklar olan de veler vardı. Peşlerinden de insanlara başkomutan olarak Habib b. Mesleme&#8217;yi yola çıkardı, birlikte yola çıktılar. Yezid daha hızlı gidiyordu, Hayber yakınında bir yere varınca Osman&#8217;ın ölüm haberini aldılar ve Hz. Osman&#8217;ın kanlı gömleği ile hanımı Naile&#8217;nin kesik parmaklarını Şam&#8217;a götürmekte olan Nu&#8217;man b. Beşir ile karşılaştılar. Yezid Nu&#8217;man&#8217;ı Muaviye&#8217;ye gönderdi, kendisi de Muaviye&#8217;nin Şam&#8217;a dönmeyle ilgili emri kendisine ulaşıncaya kadar orada bekledi.760</p>
<p>Bu rivayet, Şam ile Medine arasında haberlerin gidip geldiğini bildirdiği için kabule daha şayandır. Zira halifenin başına gelen musibet şartları içinde, Osman&#8217;ın kendisiyle Şam&#8217;a gelmeyi reddetmesinin veya Şam ordusunun kendisini Medine&#8217;de korumasını kabul etmemesinin ardından Muaviye&#8217;nin yaşadığı endişe, bekleme ve gözleme şartlarında bu beklenen bir durumdur. Bu rivayet, isyancıların Medine&#8217;ye inme haberlerinin Muaviye&#8217;ye geldiğini gösteriyor ama Osman&#8217;ın kendisine haber gönderdiğini zikretmiyor. Belki de bu haberler, ona ajanları veya adamları ya da Ümeyyeoğulları&#8217;ndan akrabaları vasıtasıyla ulaşmış, bunun üzerine komutanı Habib b. Mesleme&#8217;yi çağırıp onunla is tişare etmiş ve birliğin başına onu komutan atamıştır. Bu hazırlık merhalesinde acil yardım ve destek istemeksizin kuşat mayla ilgili mektup geldi, mektup sadece kuşatmaya ilişkin güvenilir ihbardı. Burada kuşatmadan kastedilen, halifenin ikinci defa kuşatılması veya evinden çıkmasının men edilip su ve yiyecek girişinin engellenmesi olup kırk gece sürmüştür. Bu süre, tabii olarak haberlerin Şam&#8217;a ulaşıp Şam destek kuvvetlerinin Medine&#8217;deki halifenin yanına gelmesi için yeterli bir müddet değildi. Muaviye, hemen komutanına öğütlerini verip eylem planını ona çizmiş ve askerlerini hızla yollamıştır. Hazreti Muaviye&#8217;nin halifeyi ölüme terk edip ondan açılan boşluğu kendi hilafeti ile doldurmak istediğini rivayet edenlerin, bu rivayetlerin tahkikinden sonra bir iftira ve zan içerisinde bulundukları anlaşılmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="0eAeyHuUIc"><p><a href="https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum2/">Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)&#8217; a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:2</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)&#8217; a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:2&#8221; &#8212; İlim Cephesi" src="https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum2/embed/#?secret=vmfUZzRtmY#?secret=0eAeyHuUIc" data-secret="0eAeyHuUIc" width="525" height="296" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum1/">Müminlerin Emiri Muaviye (radıyallahu anh)’ a Yöneltilen İthamlar ve Cevapları Bölüm:1</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/muminlerin-emiri-muaviye-radiyallahu-anh-a-yoneltilen-ithamlar-ve-cevaplari-bolum1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
