<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikaye | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/hikaye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Mar 2021 00:29:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Hikaye | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Hikaye</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bir-hikaye/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bir-hikaye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Sep 2017 09:05:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kıssa-Menkıbe-Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şatıbi]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16930</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mes&#8217;ûdî dedi ki: Salih ibn Ali el-Hâşimi anlattı ve dedi ki: Günlerden bir gün zulüm ve haksızlıkları görüşmek için halife el-Muhtedi&#8217;nin(1) huzurunda bulundum. Benim de hoşuma gidecek şekilde onun kendisine yapılan şikayetleri kolayca çözüme kavuşturduğunu ve o konulardaki mektuplarının bölgelere ulaştığını gördüm. O haberleri incelediği zaman ben kendisini göz ucuyla izliyordum. Bakışını bana çevirdiği zaman hemen [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-hikaye/">Bir Hikaye</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/bir-hikaye/ilim-ve-ilahi-bilgelik-insani-insan-yapar-2/" rel="attachment wp-att-16933"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16933" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/ilim-ve-ilahi-bilgelik-insani-insan-yapar.jpg" alt="" width="500" height="333" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/ilim-ve-ilahi-bilgelik-insani-insan-yapar.jpg 500w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/ilim-ve-ilahi-bilgelik-insani-insan-yapar-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/ilim-ve-ilahi-bilgelik-insani-insan-yapar-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/ilim-ve-ilahi-bilgelik-insani-insan-yapar-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/ilim-ve-ilahi-bilgelik-insani-insan-yapar-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/ilim-ve-ilahi-bilgelik-insani-insan-yapar-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/ilim-ve-ilahi-bilgelik-insani-insan-yapar-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/09/ilim-ve-ilahi-bilgelik-insani-insan-yapar-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a>Mes&#8217;ûdî dedi ki:</p>
<p>Salih ibn Ali el-Hâşimi anlattı ve dedi ki:</p>
<p>Günlerden bir gün zulüm ve haksızlıkları görüşmek için halife el-Muhtedi&#8217;nin(1) huzurunda bulundum. Benim de hoşuma gidecek şekilde onun kendisine yapılan şikayetleri kolayca çözüme kavuşturduğunu ve o konulardaki mektuplarının bölgelere ulaştığını gördüm. O haberleri incelediği zaman ben kendisini göz ucuyla izliyordum. Bakışını bana çevirdiği zaman hemen gözlerimi indirdim. Sanki o içimden geçenleri bilmişti. Bana dedi ki:</p>
<p>Ey Sâlih! içinde anlatmak istediğin şeyler olduğu­nu zannediyorum. Dedim ki:</p>
<p>Evet, ey Mü&#8217;minlerin Emiri.</p>
<p>Oturu­munu bitirince bana oradan ayrılmamamı emretti ve kalktı (gitti). Ben uzun bir süre oturdum. Nihayet o namaz hasırının üzerindeyken yanma gittim. Bana dedi ki:</p>
<p>Ey Salih! İçinden geçenleri bana söyler misin, yoksa ben mi sana söyleyeyim? Dedim ki:</p>
<p>Tabii ki Mü&#8217;minlerin Emiri söylerse daha güzel olur. Dedi ki:</p>
<p>Sanki ben senin bizim meclisimizde bulunmaktan hoşlandığını hissediyor gibiyim. Dedim ki:</p>
<p>Ey bizim halifemizin halifesi! Bir de babanızın savunduğu Kur&#8217;an&#8217;ın mahluk olduğu fikrini savunmamış olsaydınız. Dedi ki:</p>
<p>Ben kısa bir süre o fikri kabul ettim. Nihayet, el-Vâsık&#8217;ın huzuruna Şam&#8217;ın &#8220;Ezine&#8221; bölgesinden fıkıh ve hadis ehlinden eli kolu bağlı ak saçlı bir şeyh getirildi. Korkusuzca selam verdi. Dua etti ve veciz bir dua yaptı. Bunun üzerine el-Vâsık&#8217;ın(2)bakışlarında adamın bu halinden dolayı bir utanma ve adama karşı bir acıma duygusu gördüm. el-Vâsık dedi ki:</p>
<p>Ya Şeyh! Ebû Abdillah Ahmed ibn Ebi Duâd&#8217;ın(3)sana soracağı sorulara cevap ver. Şeyh dedi ki:</p>
<p>Ey Mü&#8217;minlerin Emiri, Ebû Abdillah Ahmed bu tartışmada küçük düşer, zayıf ve yetersiz kalır. el-Vâsık&#8217;ta acıma   duygusu gidip yerine öfkenin hâkim olduğunu gördüm. Şeyhe dedi ki:</p>
<p>Demek Ebû Abidllah seninle tartışırken küçük düşer, zayıf ve yetersiz kalır, öyle mi? Şeyh dedi ki:</p>
<p>Kafana takma ya Emir a&#8217;l-Müminin, sen benim onunla konuşmama izin veriyor musun? el-Vasık şeyhe dedi ki:</p>
<p>Sana izin verdim.</p>
<p>Şeyh Ebû Abdillah Ahmed&#8217;e doğru döndü ve dedi ki:</p>
<p>Ey Ahmed, sen insanları neye davet ettin? Ahmed dedi ki:</p>
<p>Ben onları Kur&#8217;an&#8217;ın mahluk olduğu görüşüne davet ettim. Şeyh ona dedi ki:</p>
<p>Senin, insanları kabule çağırdığın bu Kur&#8217;an&#8217;ın mahluk olduğu görüşü dine dahil olan bir şey midir ki din sadece bu görüşle birlikte tamam olsun? Ahmed dedi ki:</p>
<p>Evet, dine dâhildir. Şeyh dedi ki:</p>
<p>Rasulullah (s.a) de insanları bu görüşe çağırdı mı, yoksa onları kendi hallerine mi bıraktı? Ahmed dedi ki:</p>
<p>Hayır, çağırmadı. Şeyh dedi ki:</p>
<p>Rasûlullah (s.a) bu görüşü biliyor muydu, yoksa bilmiyor muydu? Ahmed dedi ki:</p>
<p>Biliyordu. Şeyh dedi ki:</p>
<p>O halde sen, Rasulullah&#8217;ın insanları davet etmediği ve kendi hallerine bıraktığı şeye niçin çağırıyorsun?</p>
<p>Ahmed sustu, cevap veremedi. Bunun üzerine şeyh dedi ki:</p>
<p>Ya Emiral-Mü&#8217;minin işte bu birincisidir. Sonra Şeyh, Ebû Abdillah Ahmed&#8217;e şöyle dedi:</p>
<p>Söyle bana Ey Ahmed! Allah Teala yüce Kitabında: <em>&#8220;Bugün size dininizi tamam­ladım.&#8221;</em> buyurdu. Sen ise dinin ancak Kur&#8217;an&#8217;ın mahluk olduğunun söylemenle tamam olacağını iddia ettin. Bu dinin tam ve eksiksiz olduğunu &#8220;söylerken Allah Teala mı doğru söyledi, yoksa sen eksiklik bulurken mi doğru söyledin? Ahmed yine sustu ve cevap vermedi. Şeyh bunun üzerine dedi ki:</p>
<p>Ya Emiral Mü&#8217;minin işte bu da ikincisidir. Bir müddet sonra şeyh dedi ki:</p>
<p>Söyle bana ey Ahmed! Allah Teala:</p>
<p><em>&#8220;Ey Peygmaber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O&#8217;nun elçiliğini yapmamış olursun.&#8221;(4)</em>buyurdu.</p>
<p>Senin insanları çağırdığın söz, Rasulullah&#8217;ın ümmetine tebliğ ettiği şeylerin içinde var mıydı, yok, muydu? Ahmed yine sustu, cevap vermedi. Bunun üzerine Şeyh dedi ki:</p>
<p>Yâ Emiru&#8217;l-Müminin işte bu da üçüncüsüdür. Bir müddet sonra şeyh dedi ki:</p>
<p>Söyle bana ey Ahmed! Senin insanları çağırdığın sözünü Rasulullah (s.a) bilince onların buna uymalarına engel olur muydu, yoksa engel olmaz mıydı? Ahmed dedi ki:</p>
<p>Engel olurdu. Şeyh dedi ki:</p>
<p>Ebu Bekir de engel olur muydu? Ömer de engel olur muydu? Osman da, Ali de engel olur muydu? Ahmed dedi ki:</p>
<p>Evet. Şeyh el-Vâsık&#8217;a döndü ve dedi ki:</p>
<p>Ey Müminlerin Emiri! Rasûllulah&#8217;ın ve ashabının engellediğini biz engellemeyeceksek Allah bizi bu duruma düşürmesin. el-Vâsık dedi ki:</p>
<p>Evet, Rasulullah&#8217;ın ve ashabının engellediğini biz engellemeye­ceksek Allah bizi o duruma düşürmesin. Sonra el-Vasık dedi ki:</p>
<p>Bu adamın bağlarını çözün. Bağları çözülünce şeyh onları almak için kendine doğru çekti ve çok uğraştı. Bunun üzerine el-Vâsık dedi ki:</p>
<p>Bırakın onu, alsın. Sonra dedi ki:</p>
<p>Ben bu ipleri almaya karar vermiştim. Aldığım zaman ellerimin ve kefenimin onunla bağlan­masını vasiyet edecektim. Sonra da şöyle diyecektim: Ya Rabbi, beni haksız yere niçin bağladığını ve ailemi benim yüzümden korkuttu­ğunu şu kuluna sor! Bunun üzerine el-Vâsık, şeyh ve hazır bulunanlar ağladılar. Sonra el-Vasık ona dedi ki:</p>
<p>Ya Şeyh, ne olur beni tezkiye et, (Beni bu işten sorumlu tutma). Şeyh dedi ki:</p>
<p>Ey Müminlerin Emiri! Ben zaten Rasulullah&#8217;a (s.a) hürmeten ve senin ona olan yakınlığına hürmeten evimden çıkar çıkmaz seni tezkiye ettim. Bunun üzerine el-Vâsık&#8217;ın yüzü güldü ve sevindi. Sonra ona dedi ki:</p>
<p>Benim yanımda kal, seninle samimi dost olayım. Şeyh, el-Vâsık&#8217;a dedi ki:</p>
<p>Benim o körfezde yaşamam daha hayırlıdır. Ben yaşlı bir adamım. Muhtacım. el-Vâsık dedi ki:</p>
<p>Aklına ne geliyorsa benden iste. Şeyh dedi ki:</p>
<p>Emirul’Mü&#8217;mininin beni şu zâlim ibn Ebi Duâd&#8217;ın çıkardığı yere geri dönmem için izin vermesini istiyorum, el-Vâsık dedi ki:</p>
<p>Sana izin verdim. el-Vâsık, şeyhe bir hediye verilmesini emretti, fakat şeyh onu da kabul etmedi. Halife el-Mühtedi dedi ki:</p>
<p>Ben o andan itibaren o görüşten vazgeçtim. Öyle zannediyorum ki el-Vâsık da bu görüşten vazgeçti.(5)</p>
<p>Bu hikayeyi iyi düşünün! bunda akıl sahipleri için ibret vardır. Gör bak, Allah&#8217;ın Kitabı ve Peygamber&#8217;inin (s.a) sünnetiyle karşı tarafa nasıl cevap veriliyor ve nasıl susturuluyor.</p>
<p>İmam Şatıbi, el-İ’tisam Kitap Dünyası Yayınları: 1/269-272.</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><strong>(1)-</strong>El-Muhtedi: Halife el&#8217;Muhtedi Billah Muhammed ibn el&#8217;Vâsık Harun ibn el-Mu&#8217;tasım Muhammed ibn er-Reşid el-Abbas. (Vâsikın oğlu, Harun Reşid&#8217;in torunudur.). Dedesi Harun Reşid zamanında doğmuştur. Otuz küsur yaşlarında iken halife olarak kendisine biat edildi. Takva sahibi, sâlih, âbid&#8221; cesur, hilafettte dirayetli ve makamına lâyık bir kişi idi. Rivayete göre halife olduğu günden itibaren 250 yılında vefat edinceye kadar hep oruçlu kalmıştır. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nübelâ 12/535; Tarihut-Taberi 19/391, 469; Târihu&#8217;l-Hulefa, 391, Şezeratü&#8217;z-Zeheb, 2/132.)</p>
<p><strong>(2)-</strong>el-Vâsık: halifedir. Künyesi Ebu Cafer Harun ibn el-Mütasım Billah Muhammed ibn Harun er-Reşid el-Abbas el-Bağdadi, Annesi Rum asıllıdır. Babasından sonra 227 yılında hilafet görevine geldi. Kur&#8217;an&#8217;m mahluk olduğunu söylerdi. Ölümünden az Önce bu görüşünden döndüğü söylenir. Halifeliği beş buçuk sene sürdü. 232 yılında vefat etti. (Siyeru A&#8217;lamin&#8221; Nubela. 10/306; Tarihu’t-Taberi, 9/123; Tarihu&#8217;l-Hulefa, 327)</p>
<p><strong>(3)-</strong>Ebu Abdillah Ahmed ibn Ebi Duad el&#8217;Basri el-Bağdâdi el-Cehmi, Ahmed ibn Hanbel&#8217;e düşman idi. Kur&#8217;an&#8217;m mahluk olduğu görüşünün propagandasını yapardı. 240 yılında vefat etti. (Siyeru A&#8217;lami’n-Nubelâ, 11/169; Târihu&#8217;t-Taberi, 9/197; Vefeyâtü&#8217;l-A&#8217;yân, 1/8K el&#8217;Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 10/3191 Şezerat, 2/93.)</p>
<p><strong>(4)-</strong>Mâide: 67.</p>
<p><strong>(5)</strong>&#8211; Bk. Siyeru A&#8217;lamin-Nübelâ, 10/306; Tarihu’l-Hulefa. 368.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-hikaye/">Bir Hikaye</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bir-hikaye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Televizyon,Roman,Gazete Üzerine</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/televizyonromangazete-uzerine/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/televizyonromangazete-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2015 14:17:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[cemil meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5312</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan ilimleri geliştikten sonra romanın sahası kalmamış, muhtevası kalmamış. Roman sadece sinema gibi aylak tecessüsleri avlayan bir nevidir. İslâmiyetin romana karşı gösterdiği alâkasızlık sebepsiz değildir. Bizde roman doğmayışı sebepsiz değildir. Çok daha ciddi işlerle uğraşan Türk İslâm aydınları, romanla uğraşmak ihtiyacını duymamışlardır. Zaten Doğu&#8217;da ve Batı&#8217;da en büyük hazine olan Binbir Gece yetmiştir. Kıssalar, hikâyeler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/televizyonromangazete-uzerine/">Televizyon,Roman,Gazete Üzerine</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/gazete.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-5315" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/gazete.jpg" alt="Televizyon,Roman,Gazete Üzerine" width="347" height="193" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/gazete.jpg 630w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/gazete-600x333.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/gazete-300x167.jpg 300w" sizes="(max-width: 347px) 100vw, 347px" /></a></p>
<p>İnsan ilimleri geliştikten sonra romanın sahası kalmamış, muhtevası kalmamış. Roman sadece sinema gibi aylak tecessüsleri avlayan bir nevidir. İslâmiyetin romana karşı gösterdiği alâkasızlık sebepsiz değildir. Bizde roman doğmayışı sebepsiz değildir. Çok daha ciddi işlerle uğraşan Türk İslâm aydınları, romanla uğraşmak ihtiyacını duymamışlardır. Zaten Doğu&#8217;da ve Batı&#8217;da en büyük hazine olan Binbir Gece yetmiştir. Kıssalar, hikâyeler yetmiştir. Ayrıca roman yazmaya itibar etmemişlerdir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Romanla televizyon ve sinema arasında büyük bir benzerlik vardır. Bunların hepsi bizi tecessüsümüzden yakalayan ve sadece vakit geçirmeye yarayan, vakit öldürmeye yarayan birer parazit tür haline gelecektir. Demek ki vaktiyle roman büyük hizmetler etmiştir. Psikolojinin, sosyolojinin kaynağında roman vardır. İnsanı tanımamızı kolaylaştırmıştır. Romanı tecessüsümüze hitap ettiği için, büyük fedakârlığa ihtiyacı olmadığı için odanıza çekilip, sedire uzanarak, sigaranızı yakar, kahvenizi içer okursunuz. Bu sayede kültür de edinebilirsiniz. Fakat bu kültür ciddi değildir, bulanıktır. İnsanlar olgunlaştıkça romana itibar azalacaktır ve azalmaktadır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Gazeteleri kültürün başlıca kaynağı telâkki etmek yanlıştır. Çoğumuz üç dört gazete birden okuruz. Kitaba, ciddi kitaba ayırdığımız zamanla gazetelere ayırdığımız zaman arasında yapılacak mukayese son derece aleyhimizdedir. Yani gazete fanidir, ancak belli bilgiler elde etmek için okunur. Bu bilgiler de politikanın konusunu teşkil ediyor, o bakımdan sürükleyicidir. Bu arada birkaç fikir adamının oraya düşen yazıları da ruhumuza sevinç vermektedir. Fakat bunun dışında bir posadır gazete. Gürültüden ibarettir.</p>
<p>Aynı zamanda gazete bir hastalığın da taşıyıcısı oluyor. Bu hastalık, yazı yazmak hastalığı. Umumiyetle çağımızda en fazla yayılan hastalıklardan biri de yazı yazmak hastalığıdır. Eline kalem alan, mutlaka yazı yazmak mecburiyetinde. Yazamazsa, slogan yazma mecburiyetinde. Bu sloganperestliğin kaynağı da grafomanidir. Grafoman, çok okur, gazeteleri didik didik eder. Böylece dolar, boşaltmak için eline kalemi alır. Hiçbir şey yazamazsa, gider cami duvarına slogan yazar.</p>
<p>Gazete ciddi bir rehber ve güvenilir bir kaynak olmaktan uzaktır. Ama çok sevdiğimiz insanlar bu hareketin içindedirler. İster istemez bu harekete katılırlar. Çünkü yirminci asrın bir mecburiyetidir bu. Bir Ahmet Kabaklı&#8217;nın gazetede yazı yazması, Ahmet Kabaklı için bir fedakârlıktır, bizim için de onu gazetede okumak bir fedakârlıktır. Çünkü Ahmet Kabaklı gazeteci değildir ve olamaz. Bir kültür adamıdır, irfan adamıdır. Ne yapalım ki gazetede okumak mecburiyetinde kalıyoruz. Bir takım mecburiyetler bir insanı olması gerekenden başka şekle sokmaktadır. Bu hazindir, trajiktir fakat reeldir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Efendim, Osmanlı’da, âlem-i İslam’da ilimler vasıtadır ve son derece inkişafa mazhar olmamıştır. Çünkü ehemmiyet verilmemiştir fazla. Mühim olan dini ilimlerdir. Dini ilimler de vahye dayanır, nassa dayanır. Binaenaleyh romanın at koşturacağı bir saha yoktur. Yani vahyin hâkim olduğu sahada romanın ve romancının söyleyeceği bir söz yoktur. Bu itibarla romanın gelişmesine imkân yoktur. Çünkü romandan çok daha ciddi, çok daha kat’i, çok daha mutlak hakikatlerin ifade edildiği dini ilimler vardır. Mutlaklar dünyasında romana ihtiyaç yoktur. Roman şüphenin, henüz belli olmayanın, hatta suallerin ülkesidir. Esasen edebiyat bütünüyle bir eğlencedir. Yani bir boş vakit geçirme vesilesidir. Şiir de öyledir, hikâye de öyledir.”</p>
<p>Bulutları Delen Kartal,Mustafa Armağan</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/televizyonromangazete-uzerine/">Televizyon,Roman,Gazete Üzerine</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/televizyonromangazete-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menkıbeler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/menkibeler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/menkibeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2015 11:28:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hece Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa-Menkıbe-Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Masal]]></category>
		<category><![CDATA[Menkıbe Nedir ?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2889</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menkıbe, Şark toplumlarının en önemli hikâye anlatım biçimlerinden biridir. Menkıbeler, tasavvuf anlayışının bir yansıması olarak velilerin kerametlerinin, İs­lâm’ın iyilik, doğruluk, hakikat mesajlarının, din büyüklerinin hikmetlerinin “hi­kâye” edildiği kısa, öz, hikmetli anekdotlar, fıkralar, hikâyeciklerdir. Sözlü men­kıbeler, yazılı hâle gelince menakıpname olarak adlandırılırlar. Menakıpname, İs­lâm coğrafyasında tasavvufi hareketin gelişmesine, yaygınlaşmasına paralel ola­rak bazen yoğunlaşmış, bazen azalmış, günümüzde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/menkibeler/">Menkıbeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="aqgav-0-0">
<div data-offset-key="aqgav-0-0"><span data-offset-key="aqgav-0-0"><span data-text="true"><a href="http://ilimcephesi.com/menkibeler/menkibe-2/" rel="attachment wp-att-17757"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17757" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/menkibe.jpg" alt="" width="500" height="216" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/menkibe.jpg 546w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/menkibe-300x130.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a></span></span></div>
<div data-offset-key="aqgav-0-0"></div>
<div data-offset-key="aqgav-0-0"><span data-offset-key="aqgav-0-0"><span data-text="true">Menkıbe, Şark toplumlarının en önemli hikâye anlatım biçimlerinden biridir. Menkıbeler, tasavvuf anlayışının bir yansıması olarak velilerin kerametlerinin, İs­lâm’ın iyilik, doğruluk, hakikat mesajlarının, din büyüklerinin hikmetlerinin “hi­kâye” edildiği kısa, öz, hikmetli anekdotlar, fıkralar, hikâyeciklerdir. Sözlü men­kıbeler, yazılı hâle gelince menakıpname olarak adlandırılırlar. Menakıpname, İs­lâm coğrafyasında tasavvufi hareketin gelişmesine, yaygınlaşmasına paralel ola­rak bazen yoğunlaşmış, bazen azalmış, günümüzde ise büsbütün etkisini yitirmiştir. Menakıpnameler, öncelikle keramet anlatılarıyla müridin tarikata olan saygı ve bağlılığını artırmak, tarikata toplum nezdinde itibar, meşruiyet ve saygınlık ka­zandırmak amacıyla yazılır.</span></span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="12ckq-0-0">
<div data-offset-key="12ckq-0-0"><span data-offset-key="12ckq-0-0"> </span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="djq60-0-0">
<div data-offset-key="djq60-0-0"><span data-offset-key="djq60-0-0"><span data-text="true">Ağırlıklı olarak din ulularının kerametlerine yaslandıktan için kuşkusuz menkı­belerin çoğu olağanüstü, gerçeküstü, fantastik anlatılardır. Bazılarının ne akıl ne de fiziki kanunlarla izahı mümkündür. Ancak, menkıbelerin en önemli özellikleri ger­çek olup olmaması değil, yüzyıllardır bu topraklarda onların doğruluklarına “ina­nılmasıdır.” Yazan da okuyan da bunun gerçekliğine inanır. Destan, efsane ve mit­ten işte tam da bu yanıyla ayrılırlar. Çünkü diğer anlatılarda bir inanç bağı aran­maz. Menkıbeler de ise inanç şarttır ve bunlar bir anlamda kutsalın bir parçası ol­muşlardır. Ancak menkıbelerin ortak özellikleri hikâye aracılığıyla bir hakikate işaret etmeleridir. Bu anlamda menkıbeler sadece şahıs yüceltilmesini değil, dü­rüstlük, doğruluk, fazilet gibi üstün değerleri de gündeme getirirler.</span></span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="p309-0-0">
<div data-offset-key="p309-0-0"><span data-offset-key="p309-0-0"> </span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="oceu-0-0">
<div data-offset-key="oceu-0-0"><span data-offset-key="oceu-0-0"><span data-text="true">Masal, efsane ve menkıbe birbirlerine benzer anlatma, hikâye etme türü olsalar da menkıbenin diğer anlatı türlerinden ayrışan kimi yanları vardır. En önemli faik gerçeklik olgusudur.</span></span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="f9voe-0-0"></div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="670np-0-0">
<div data-offset-key="670np-0-0"><span data-offset-key="670np-0-0"><span data-text="true">Menkıbenin masal ve efsaneden farkı kişilerin gerçek olma­sıdır. Menkıbenin kahramanı yaşamış, bilinen bir kişidir ve giderek otobiyografik yanları olan bir anlatıdır. Yer ve zaman bellidir. Ayrıca bir olay, bir enstantane, bir hikmet anlattıkları için tahkiye esasına yaslanırlar ve edebî bir yanları vardır. On­lara “küçük hikâyecikler” demek daha doğrudur. Menkıbelerle ilgili en nitelikli ça­lışmayı yapmış olan Ahmet Yaşar Ocak bu farklılığı şöyle değerlendirir: “Evliyâ menkıbeleri, edebî tür itibariyle, konusu harikulade olaylara dayanan masal, efsâ­ne, destandan farklıdır. Evliyâ menkabelerinin konusu gerçek kişilerdir. İşte bu noktadan itibaren masaldan ve efsâneden ayrılır. Bu gerçek kişilerin yaşadıkları za­man ve mekân bellidir. Ama evliyâ menkıbeleri yan mukaddes addedilir. Bu su­retle efsâne ve destanlarla aralarındaki en esaslı fark açığa çıkmış olur.</span></span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="emtrd-0-0">
<div data-offset-key="emtrd-0-0"><span data-offset-key="emtrd-0-0"> </span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="57dti-0-0">
<div data-offset-key="57dti-0-0"><span data-offset-key="57dti-0-0"><span data-text="true">İslâm coğrafyasında geniş, güçlü bir menkıbe geleneği vardır. Bu gelişme kuşkusuz tasavvuf anlayışının yaygınlığı ile ilgilidir. Çünkü menkıbeler velilerin hayadan ve onların kerametlerini anlatan kısa hikâyelerdir. Keramet ise veliliğin işaretlerinden olan onların başından geçen olağanüstü olaylardır. Kerametler normal bir insanda bulunması imkânsız, sıra dışı, olağanüstü ve şaşırtıcı güçler­dir. Veliler denizde yürüyebilir, gökte uçabilir, ölüyü diriltebilirler. Keramet, Al­lah’ın bir lütfudur ama yinede kerametsiz de veli olunabilir. Aslolan istikamet Üzre olmaktır. Keramet anlatılan her dönemde tartışma konusu olmuş, velilerin Peygamberle eşitlenmesine tasavvuf dışındaki Müslümanlar çeşitli itirazlar getir­mişlerdir. Sufiler de bu yüzden Peygamber mucizeleri ile kerameti ayırmış, Pey­gamberlerin gösterdiği olağanüstülükleri mucize, velilerin olağanüstülüklerine keramet adını vermişlerdir. Ama zamanla evliya kerametleri yüzyıllar boyunca halk nezdinde de çoğaltılıp zenginleştirilerek dinin bir parçası olarak kabullenilmiştir. Kuşkusuz bu kerametlerin önemli bir kısmı, dini insanlara anlatmak, sev­dirmek amacına matuf olarak var olmuşlardır. Eğitici, yol gösterici bir mesaj ta­şıyan menkıbeler, asıl olarak şeyhi yüceltme ve onun tasarruflarını ortaya koyma amacı taşır. Veli bu menkıbelerde kusursuz bir kişilik, ahlak ve fazilet timsalidir. Kerametler olağanüstü özellikleri taşımakla birlikte hiçbir durumda temsil, sem­bol özelliği taşımazlar ve gerçek olarak kabullenilir.</span></span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="fms40-0-0">
<div data-offset-key="fms40-0-0"><span data-offset-key="fms40-0-0"> </span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="rtn5-0-0">
<div data-offset-key="rtn5-0-0"><span data-offset-key="rtn5-0-0"><span data-text="true">Gerçekliğin üzerindeki anlamsızlık örtüsünü kaldırmak, yeni bir sunumla ha­kikati sezdirmek, okura yeni pencereler açmak tam da edebiyatın yapacağı bir şeydir. Bu anlamıyla fantazya, gerçek değildir ama okur bu dünyayla hakikate değebilir. Örneklerine bakıldığında edebiyatın pek çok önemli gerçekçi eserleri­nin bu akıl dışı dille yazılması da bunun bir kanıtıdır. Menkıbelerin günümüz fantastik türü yazan yazarlarına, araştırmacılara büyük bir kaynak, rehber sundu­ğunu söylemek mümkün.</span></span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="2cbld-0-0">
<div data-offset-key="2cbld-0-0"><span data-offset-key="2cbld-0-0"><span data-text="true">Açıktır ki, menkıbelerde amaç “hikâyeler” yoluyla hikmetler anlatmak ve onu yarınlara taşımaktır.</span></span></div>
</div>
<div data-block="true" data-editor="74a1r" data-offset-key="b6o6i-0-0">
<div data-offset-key="b6o6i-0-0"><span data-offset-key="b6o6i-0-0"><span data-text="true">Necip Tosun, Hece Dergisi, İslam Medeniyeti Özel Sayısı</span></span></div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/menkibeler/">Menkıbeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/menkibeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şimdinin Vakitsiz Seferberliği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/simdinin-vakitsiz-seferberligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/simdinin-vakitsiz-seferberligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2015 11:16:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hece Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[‘Estetik Merak’ın Yitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Şimdinin Vakitsiz Seferberliği]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Masal]]></category>
		<category><![CDATA[Modernite ve Masal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hasanali Yıldırım (&#8230;)Günümüzde de dünyanın bütün çocuklarının masal dinleyerek büyüdüğünü mü umanlardansınız yoksa? Hangi çocuk ruhu, en çok gereksindiği evrede hayalimi kışkırtan ve onu insan-toplum-nesne ilişkilerine farkettirmeden hazırlayan, zihnini dünyaya ayarlamasını kolaylaştıran masalların yokluğunun bıraktığı boşluğu bir benzeriyle doldurabilir? Hangi şey, varolmayan tiplemelerle dolu bir olay örgüsü üzerin- den varolanlar dünyasına özgü gerçekleri işaret eden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/simdinin-vakitsiz-seferberligi/">Şimdinin Vakitsiz Seferberliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/simdinin-vakitsiz-seferberligi/1286547_940x531/" rel="attachment wp-att-17858"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-17858" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/1286547_940x531.jpg" alt="" width="366" height="207" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/1286547_940x531.jpg 940w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/1286547_940x531-600x339.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/1286547_940x531-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/01/1286547_940x531-768x434.jpg 768w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" /></a></p>
<p>Hasanali Yıldırım</p>
<p>(&#8230;)Günümüzde de dünyanın bütün çocuklarının masal dinleyerek büyüdüğünü mü umanlardansınız yoksa? Hangi çocuk ruhu, en çok gereksindiği evrede hayalimi kışkırtan ve onu insan-toplum-nesne ilişkilerine farkettirmeden hazırlayan, zihnini dünyaya ayarlamasını kolaylaştıran masalların yokluğunun bıraktığı boşluğu bir benzeriyle doldurabilir? Hangi şey, varolmayan tiplemelerle dolu bir olay örgüsü üzerin- den varolanlar dünyasına özgü gerçekleri işaret eden masalın yerine geçebilir.Hangi yetişkin , çocukluğunda tatmadığı, düşlemediği bir dünyanın kendisine neler verebilceğini düşünebilir?</p>
<p>Zamanımızın insanlarını öncekilerden ayıran niteliklerinden biri de, hangi dünyâ görüşüne mensup olurlarsa olsunlar, neye inanırlarsa inansınlar, birincil sorumluluklarının doğum ile ölüm arasındaki bu dünya hayatının niteliğini, öbür kabullerini zorlayacak kadar önemsediklerinin ayırdına varmalarının engellenecek mekanizmalarla kuşatıldıkları. İster Budist olsun, ister Brahman, ister panteist olsun, ister ateist,zamanımızın insanı,dünyada olup bitenlerin öncesi ve sonrasıyla,eskiden olduğu denli ilgili değil,Varsa yoksa ‘an’</p>
<p>Bu  durumu kavrayabilmek için seçilesi vasıtalardan biri hikâye…Yakından bakalım</p>
<p><strong>Ruhunuzu Kaşıyabilir miyim?</strong></p>
<p>İşte  asıl bunun nedenleri kavrandığında, una tapınmayı hazırlayan hissi, zihni, ruhi bedeni dayatmaların sonucunda ulaşılan konum tespit edildiğinde hikâyenin bitişini hazırlayan etmenlere de yakınlaşılmış olunur. Soruna böyle yakınlaşıldığında, televiz­yon dizilerinin, bilimkurgu filimlerinin, alt düzeyli fantastik edebiyatın, aslında hikâye­nin karşısında değil, belki onun hükmünde, ona tabi birer öğeler olduğu görülebilir. Zamane insanını öncekilerden ayıran ve demin andığımız niteliğe yapışık bir baş­ka durum da, çağdaş insanın gittikçe birbirine benzetilmesi, tekdüzeleştirilmesi: ortak bilgilenme süreci, ortak algı düzeyi, ortak beğeni eşiği, ortak yaşama mekânı, ortak ça­lışına ortamı, dahası ortak düşünme ve hissetme formları&#8230; Bunca ortaklık sonrasında hiç ortalıkta hikâyenin dolaşacağı alan kalır mı? Bunca ortaklık, insanlar arasındaki farkları ortadan kaldırdığı kadar, insanların birbirlerine gereksinimlerini azaltmaz mi? insanın bıraktığı bu boşluğu ne doldurdu dersiniz? Makine! Her cinsten alet, edevat..</p>
<p>Öyle metal yığını kocaman aletleri akla getirmenin gereği yok. Sanırım ilk gör­düğünüzde sizi de benim kadar şaşırtmıştır, oklava boyunca ama çomak kalınlığında birçubuk; ucunda, parmaklarını hafifçe ayalarına doğru bükmüş bir el. Sırtı kaşıma­ya yarayan bu aletin üretildiği bir dünyada hangi zihin ve ruh ihtiyacına karşılık ve­rebilir ki bir hikâye?</p>
<p><strong>Kendine Yeterliliğin Zindanı</strong></p>
<p>İnsanın kendi kendisine yetmesini ve handiyse cinselliğini bile bir türdeşine gereksinmeden ‘yaşayabilmesini’ mümkün kılan çağımız, aynı zamanda insanı kendi kendisine hapseden bir düzeye indirgemiş olmuyor mu? Kendi mahzeninde tutuklu bir insanın, bir başkasının birikimlerine, gözlemlerine, duygularına, bilgilerine, görgülerine, kaygılarına, korkularına gereksinmeni nasıl beklenebilir ki! Çünkü çağımız insanın bilme açlığını bilim ve teknoloji bilgilerinin kırıntıları, magazin haberlerinin ayrıntıları, en hafifinden ta­mdık bildiklerin yaş tahtaya basmalarının dedikoduları yeterince gidermekte.</p>
<p>Öbür yandan, insanın kendini ifade etme gereksinimi de çağımızda en aza indirgenmiş durumda. İnsanın kendini modernitenin dayattığı kuralları zorlayarak anlatabilmesi neredeyse psikoloğunun koltuğuna oturduğunda mümkün olabilmekte. Bu- arada asıl hikâyeci kendi derdine yansın. Çünkü handiyse bir tek o kendisine muhatap bulamamakta.</p>
<p><strong>Nekahet Zindeliği</strong></p>
<p>Büyülerin ve büyücülerin cirit attığı, gecenin bir saatinden sonra her an bir canavarın pencereden bakan birine şöyle bir görünüvereceği; cinlerin, perilerin, gülyabanilerin insanlarla birlikte yaşayıp gittiği dünya artık yok. Bizim dünyamız açıklanabilirlikler ve formüle edilebilirliklerin dünyası. Böyle bir dünyada olağanüstüye kim ihtiyaç duyar ki? ‘’İyi ama asıl bilim-teknikteki gelişmelerin katkısıyla modern hikaye türü,bırakın ölmeyi,başka bir bünyede çok daha büyük atılımlar gerçekleştirmedi mi?’’diye karşı çıkan soruyu duyar gibiyim.</p>
<p>Doğru. Hikaye XV11.yy sonrasında,bir kısım insanların gözünde daha öncekiyle karşılaştırılamayacak denli önem kazandı ve modern hikaye</p>
<p>Son 300 yılın en önde gelen zihni etkinliklerinden biri haline geldi.</p>
<p>Ne ki insanlık tarihini aklımıza getirdiğimizde, bu son üç yüzyıllık gelişmenin,ancak ölmek üzre olan bir hastanın nekahet evresindeki canlanmasından başka bir nitelikte olmadığı görülür.Çünkü olağansütüyü rededen hikayenin gideceği uç,olağandışı’dan başkası olamazdı.Olağandışı,yani aykırı tipler,sıradışı durumlar ve gerektiğinde çizgi dışı çözümlemeler…</p>
<p>Böylelikle aykırı tiplerin geçici sarhoşluğuna kanan modern edebi hikaye,yerini küçük insan’ın tahkiyesine değin gününü gün etti.</p>
<p><strong>Muhatap Sorunu</strong></p>
<p>Sıradan insanı anlatan,küçük adam hikayeciliği…</p>
<p>Sıradışı tiplerden sonra mal bulmuş mağribi gibi sarılınan bu olgu da hızla tükenir çünkü okur bu tip hikayelerde, dilediğinden çok kendisini bulur; dahası, kendisinden başka da pek bir şey bulmaz.</p>
<p>Tüm hikayecilerin birincil kaynağı, ne kendisinden öncekilerin yazdıkları, ne de kendi yaşantısından süzdükleri. Hikâyenin beslendiği ana damar, kelimenin en geniş anlamıyla başkasının deneyimleri&#8230; Hele artık hiç esamesi okunmayan ve kimileyin elinde geleneksel sazıyla o köy senin, bu kasaba benim gezen hikâyepcrdâz, yani bütün edebi hikayelerin ana kaynağı tarih olalı beri,hikaye de ilk ciddi yarayı almıştı bile</p>
<p>Edebi hikaye île hikâyeperdâzın anlattığı arasında nitelik farkları sanıldığında da azdır. Çünkü her iki hikayeci de muhataplarına göre, onların gereksinimleri doğrultusunda kurgularlar anlatacaklarını.</p>
<p><strong>‘Estetik Merak’ın Yitimi</strong></p>
<p>Günümüzde, şu ya da bu yayın organından, dünyanın en ücra köşesinde bile olup bitenlerden haberli oluyoruz ama artık önümüzde bizi çarpacak, hatta etkileyecek,kendimize pay devşirebileceğimiz hikâye yok. Dikkat edilirse, asıl bu haberliliğin,hikayenin tahtına oturduğunu görürüz. Bir zamanlar hikâye ile kışkıran merak duygumuz,şimdilerde bir mastürbasyondan farklı olmayan yığınla ayrıntı üzerinden tatmin olmakta.</p>
<p>Bize ulaşan tüm bu haberler arasındaki açıklamamıza pay bırakan ya da bir başkasının açıklamasını zorunlu kılan yönler yok.Tümü bize açıklanmış,algılanmaya ve algılandığı gibi kabullenilmeye hazır halde ulaşmakta.Çünkü birilerinin,düşgücümüzün tahrik olmasından çekinmesi için haklı gerekçeleri var.</p>
<p>Öbür yandan,haber yalnızca yeni olduğunda bir değere sahiptir,ya hikaye ?Hikaye öyle mi ?</p>
<p><strong>Vak&#8217;a ile vakıa</strong></p>
<p>Hikaye, yalnızca bir kişinin değil bir kültürün hatıra ve hafızasıdır. Dolayısıyla burada şunu sormamız gerekli: kaçımız hafızasına &#8216;güvenebilmekte&#8217;? Kaçımızın bir başkasına anlatabileceği ayrıcalıkla hatırası var?</p>
<p>Üstelik bu haberli edilme, bize her olup biteni olay diye sunmakta. Olay, yani ka-yıtsız kalınarak edilemeyen. Sanki bu süreci kolaylaştırmak için mi ne, dilimizde va­rolan vak’a ile vakıa arasındaki ayrım da ortadan kaldırılmış durumda. ‘Olmuş bit­miş olan&#8221; karşılığındaki vak&#8217;a ile ‘olduğunda işin rengi değişir’ havasındaki vakıayı birbirinden ayırmamak demek, sıradan bir olayı nadirattanmış gibi ya da kırk yılın başı olmuş bir olayı her gün yaşanıyormuş gibi sunmanın önünü açmak demek. Ha­ber merkezli çağımız dünyasının son derece işine gelen bu durum, hikâye içinse tam bir ölüm fermanı&#8230; Çünkü ancak böylelikle olmuş olanlarda açıklanamaz bir yön bı­rakmamış izlenimini verebilirsiniz.</p>
<p>Hikâyeyi bir başına ayakla tutan öğe, açıklamanın el atmasına fırsat vermeden kurgulanabilmesi. Sonunda bir &#8216;kıssa&#8217;sı olsa bile iyi bir hikâye, okurun yorumunu önceler. Ancak okurun kendince açıklamalarıyla bir hikâye ‘gerçekte&#8221; bitmiş olur. Bunun için de hikâyenin kurgusu, okurunun düşgücünü  tahrik ederek onu olağanın üstüne çıkarmayı hedefler.</p>
<p>Hece Dergisi,Modernizmden Postmodernizme Özel Sayısı,syf.546-553</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/simdinin-vakitsiz-seferberligi/">Şimdinin Vakitsiz Seferberliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/simdinin-vakitsiz-seferberligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
