<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Heva ve Heves | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/heva-ve-heves/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 27 Dec 2021 07:43:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Heva ve Heves | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Batı Nihilist Ahlakının Müslüman Ailesine Taşınması: -Kadın Söylemi- Postmodernite</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bati-nihilist-ahlakinin-musluman-ailesine-tasinmasi-kadin-soylemi-postmodernite/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bati-nihilist-ahlakinin-musluman-ailesine-tasinmasi-kadin-soylemi-postmodernite/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Dec 2021 07:39:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[feminst ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Heva ve Heves]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet.]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[nihilist ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Nihilizm]]></category>
		<category><![CDATA[Postmodernite]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[teşhircilik]]></category>
		<category><![CDATA[teknopoli çağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir önceki bölümde ifade edildiği üzere modern kelimesinin özünde değişime vurgu vardır. Ancak moderniteyi sadece değişim olarak algılamak yanıltıcıdır. Çünkü modernitenin ana felsefesini aklın egemenliği ve dinî olanın reddi oluşturmaktadır. Değişim ise insanın ve bu dünyanın asıl görüntüsüdür.[166] Bu bölümde modernite veya postmodernite sayılan durumlar üzerinde, Kur’ân-ı Kerimden bazı âyetlere işaretle durulacaktır. Hevâ ve Heveslerin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bati-nihilist-ahlakinin-musluman-ailesine-tasinmasi-kadin-soylemi-postmodernite/">Batı Nihilist Ahlakının Müslüman Ailesine Taşınması: -Kadın Söylemi- Postmodernite</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-25809 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/E2YuHZGX0AEwaQu-300x169.jpg" alt="" width="462" height="260" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/E2YuHZGX0AEwaQu-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/E2YuHZGX0AEwaQu-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/E2YuHZGX0AEwaQu-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/E2YuHZGX0AEwaQu-1024x576.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/12/E2YuHZGX0AEwaQu.jpg 1200w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" /></p>
<p>Bir önceki bölümde ifade edildiği üzere modern kelimesinin özünde değişime vurgu vardır. Ancak moderniteyi sadece değişim olarak algılamak yanıltıcıdır. Çünkü modernitenin ana felsefesini aklın egemenliği ve dinî olanın reddi oluşturmaktadır. Değişim ise insanın ve bu dünyanın asıl görüntüsüdür.[166] Bu bölümde modernite veya postmodernite sayılan durumlar üzerinde, Kur’ân-ı Kerimden bazı âyetlere işaretle durulacaktır.</p>
<p><strong>Hevâ ve Heveslerin Tanrı Edinilmesi:[167] Nihilist Kimlik</strong></p>
<p>Friedrich Nietzsche’nin (1844-1900), insan ve dünyadaki hakikatler hakkında aklın tek belirleyici şey olmadığını söylemesiyle modernizm felsefesinde çöküş başlar. Çünkü modernite insan hakkındaki tek hakikatin, insanın elde ettiği güç ile her şeyin kontrolünü ele geçirmek olduğunu fısıldar. Batı bu gücü bilgi ile elde etmiştir. Ancak insan farkında olmasa bile ondaki bu gücü uyandıran, tutku ve arzularıdır. Mantık ise sadece aklımızın nasıl çalıştığının bir yansımasıdır ve hakikat ile hiçbir ilgisi yoktur ve mantığın işleyebilmesi için bazı yasalara uymak gereklidir.168 Nietzsche, önce din (muharref Hristiyanlık), sonra bilgiye (akıl) dayalı olarak kurulan bu iki iman sistemi çöktükçe, insanların hızla evrensel nihilizme ve ümitsizliğe düşeceklerini; bunun da modern dünyanın çöküşüne yol açacağını iddia etmiştir.169</p>
<p>Nihilizm; modern Batı düşüncesini oluşturan kavramlardan biridir. Latince hiçbir şeyin var olmadığı anlamına gelen nihil (hiç) kökünden gelir ve kelime anlamıyla dilimize “Hiçlik teorisi” diye aktarılır. Terim olarak anlamı ise “yürürlükte olan değerlere, görüşlere, siyâsî düzene karşı çıkmak ve varlığın imkânından şüphe etmek veya reddetmek” şeklinde tanımlanır. Bu düşünce biçiminde ister dini, ister toplumsal, ister siyâsî olsun her türlü düzenleme “baskı” olarak kabul edilir. Dolayısıyla nihilizmin fazilet olarak gördüğü davranış, bütün bu düzenlemelere karşı koymaktır.170</p>
<p>İslam dünyası nihilistlikle ilk olarak 14. yüzyıl Rus edebiyatıyla karşılaşmıştır. Bu alanda nihilist karakterlerin ilk örneklerinden biri olarak, yazar IvanTurgenyev-in (1818-1883) Babalar ve Oğullar adlı romandaki -Bazarov-171 zikredilebilir. Bu tipleme, o dönemde Rus toplumunda yeni yeni ortaya çıkan materyalist dünya görüşünü benimseyen kuşağın tenisi kişi olarak her türlü otoriteyi reddedenleri temsil eder. Şöyle ki Bazarov; kiliseler başta olmak üzere, toplumun belli başlı kurumlarının çürüdüğünü ve fesat ürettiğini görür. Bunun için toplumun bütün karşı çıkmalarına rağmen, başta aile olmak üzere toplumdaki bütün kurumlara ve toplumun ahlâkî değerlerine karşı çıkarak, bunların kökten değişmesi gerektiğini savunur.172 İnançsızdır; insanın kendini ifade etmesi için herhangi bir kurala ve topluluğa bağlı olmasına ihtiyaç olmadığını düşünür. Ona göre insanın doğruyu bulması için kendi doğal halini ön plana çıkararak içgüdülerini kullanması ye- terlidir. İşte bu onun ‘hiçlik’ isteğidir.173</p>
<p>Nihilizmi en iyi karakterize eden bir diğer yazar olan Dostoyevski (1821- 1881)174 nihilizmin, manevî değerlerin sıfırlandığı, insan hayatının anlamının reddedildiği, kazancın ve egoizmin en yüksek değer olarak kabul edildiği yerde başladığını ve nihilizmin temelinin inançsızlık ve bununla bağlantılı olarak gelişen ahlâkî çöküş olduğunu savunur. Bunun için nihilistlerin temel özelliğinin, yaşadığı dünyaya karşı bir tiksinti ve nefret duymak, inançsızlığın yarattığı boşluk duygusuyla hayatın anlamını yitirmesi ve kendini her şeye karşı yabancı hissetmek olduğunu belirtir. Onun romanlarındaki nihilist karakterler neticede intihar ederler. Çünkü Dostoyevski’ye göre nihilizm, kötülük ve yıkımdan başka bir şey getirmez.175</p>
<p><strong>Nihilist Ahlâkın Bilim ve Teknoloji ile Yaygın Hale Gelmesi</strong></p>
<p>Neil Postman (1931-2003);[176] teknolojiyi “ahlâktan ve maneviyattan arındırılmış makine ve âletler”; bunların kullanılmasıyla meydana gelen yeni kültürü de “teknopoli/teknoloji çokluğu” olarak tanımlar. Postman ın “teknopoli çağı” olarak adlandırdığı bu çağ, artık teknolojinin “tanrı” gibi kabul edilme sürecidir. Postman&#8217;a göre artık insanlar bu dünyayı, teknolojinin emirlerine göre yaşayacaktır. Çünkü 20&#8217;nci yüzyıl teknolojisi insanlar tarafından o kadar başarılı ve ümit verici bulunmuştur ki mutluluk, yaratıcılık ve hayatın anlamı bakımından, ‘din de dâhil olmak üzere, teknolojiden başka hiçbir kaynağa ihtiyaç duyulmamaya başlanmıştır. Öyle ki artık eski dünyada inanılan şeylerin, alışkanlıkların ve geleneklerin her birine karşılık gelen teknolojik bir alternatif vardır:</p>
<p>&#8230; duanın alternatifi penisilin; aile köklerinin alternatifi yer değiştirme;[177] okumanın alternatifi televizyon; sınırlamanın alternatifi hemen elde edilen haz; günahın alternatifi psikoterapi; politik ideolojinin alternatifi bilimsel seçim vasıtasıyla tesis edilen şöhrettir. Hatta can sıkıcı ölüm muamması için bile alternatif mevcuttur. Bu muamma uzun ömürlülük sayesinde ertelenebilir ve “dondurma” sayesinde çözüme kavuşacaktır.[178]</p>
<p>Ortaçağ’da insanlar ne olursa olsun bütün bu yukarıdaki konularda “din’in otoritesine inanırlarken bugün de değişen bir şey olmamıştır ve insanların aklı da artmamıştır. Çünkü şimdi de insanlar aynı şekilde bilimin otoritesine inanmakta; kendilerine bilimsel araştırma adı altında sunulan her türlü bilgiyi araştırmadan tasdik etmektedir.[179]</p>
<p>Ona göre bu durum şimdiye kadar doğru bilinen pek çok şeyin hızlıca çözülmesine sebep olacağı için yeni bir toplumsal düzen ortaya çıkacaktır. Bu zamanda insanların yeni meydana gelecek bu değişimler için topluma bağışıklık kazandırabilecek; hukuk sistemi, okul ve ailenin kontrol mekanizmaları olarak devreye sokulmaları gerektiğini söyler. Bunlar vasıtasıyla, yeniyle eski, yenilikle gelenek, anlam ile kavramsal kargaşa arasındaki denge istenmeyen enformasyonları yok ederek&#8217; sağlanır. Her sosyal kurumun birer sosyal kontrol mekanizması gibi iş gördüğü unutulmamalıdır.180</p>
<p><strong>Kontrolsüz Bilgi Kaynaklarının Çocukların Mahremiyet ve</strong></p>
<p><strong>Utanma Duygularını Köreltmesi</strong></p>
<p>Bilgiyi kontrol etme mekanizmalarının en önemlisi “dinler”dir. İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren, Yaratıcı olan Allah, insanları başıboş ve çaresiz bırakmamış, onlara mutlaka bir hidâyet rehberi göndermiştir. Bu rehberler onlara; insanın temel soruları olan, “Neden buradayız? Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz?” sorularına cevap vererek, yaratıcıyı tanımaya yönlendirmişlerdir. Tahrif edilenler de dâhil olmak üzere genel olarak dinler, insanın neleri yapması, neleri yapmaması, küfre girmemek için hangi söz ve fiillerden kaçınılması gerektiği, nelerin şirk olduğu, hangi davranışların iyi ve ahlâka uygun olduğu, hangilerinin kötü ve ahlâka uygun olmadığı gibi dünyevî her konuda otoritedir. Bunun için dinin rehberliğinin kaybedilmesi insanı derin bir şaşkınlık içinde bırakacaktır. Nitekim Batı’da olan da bundan başkası değildir. Tahrif edilmiş de olsa hayatın kökeni ve anlamı konusunda Incil’in belli bir rehberliği vardır. Incil’e inananlar, hangi kitapların okunmaması, hangi filmlerin izlenmemesi, hangi müziklerin dinlenmemesi ve çocukların hangi konulardan uzak durmaları gerektiği gibi konularda rehberlik edebilecek belli bir bilgiye sahiptirler. Postman’ın ifadesiyle; günümüz Batı dünyasında dinî otorite olarak görenlerin sayısı oldukça az olduğu gibi bu insanlarda da dinin ahlâkî bakımdan bağlayıcılığı yoktur. Tahrif edilmiş bir dinin insanlara rehberliği de yanlış olacağı için Batı yeni otoriteyi bilim olarak belirlemiştir. Din otoritesinin yerine geçen ‘bilim’, insanı istenmeyen bilgiden koruyor olsa da bilimsel kuram, ahlâkî bilgiler hususunda rehberlik etmez ve bilimsel olarak adlandırılanın dışına çıkmaz. Bu bakımdan insan hayatında neye dikkat edileceği ve neye önem verilmesi gerektiği konusunda bir düzensizlik ortaya çıkmaktadır. Postman yeni hayat düzenleyicinin “teknoloji” olduğuna işaretle “Teknopoli terimini kullanmıştır. Bununla kendisine ait kuramların ahlâkî anlamda işlevsiz kaldığı kültürlerin kastedildiğini belirtir. Ona göre bu toplumda artık insanlar neye, niçin inanacaklarını bilmez. Çünkü teknoloji tarafından üretilen bilgi selini kontrol edecek kuramlardan mahrumdur o yüzden belli bir davranış biçimi yoktur? 181</p>
<p>Batı toplamlarında kutsallığı ile öne çıkan aile aynı zamanda bir sosyal kontrol mekanizmasıdır. Bu konuda yaşanan değişikliklerin İlki birinci bölümde ele alındığı üzere. Roma putperest ailesinde çocukların eğitiminin Pater ve Materin kontrolünden çıkması ile gerçekleşmiştir. Postman 18. yüzyılın sonlarına doğru Ban toplamlarında ailenin; bireylerin soğuk ve rekabete dayalı toplum karşısında duygusal korunma ihtiyacını sağlayan bir yer olarak görüldüğünü bunun da ‘kalpsiz dünyada bir sığınak” şeklinde ifade edildiğini söyler. Çünkü bu yıllarda çocuklar henüz din, lehçe, örf ve adetler korunarak ailede sosyalleştiriliyor; onlara verilecek bilgi aile tarafından belirlenerek, sadeleştirilerek, düzenli ve ölçülü olarak veriliyordu. Hristiyan Batı kültürü de aile olmanın bir gereği olarak, çocuklarına \ ereceği bilgiyi kontrol ederek onların iyi bir Hristiyan olarak yetişmelerini sağlamak için çocukları üzerinde bir kontrol mekanizması oluşturuyordu. Postman, çocuklarının edindikleri bilgileri kontrol edemeyen bir ailenin, tam bir aile sayılamayacağını iddia eder. Çünkü çocukların o ailenin bir mensubu olduğunu gösteren şey, ailenin çocuğuna aktardığı bilgi birikimidir. Bir anlamda her aile, kendi çocuğunun markasıdır. Günümüzde ailelerin bilgiyi kontrol etmesi oldukça zorlaştığı için her çocuk mensup olduğu ailenin sadece genetik özelliklerini taşımaktadır ki bu da aile kurumunu zayıflatmaktadır. Batı’da ailenin bilgiyi yöneten bir kurum haline gelmesine matbaanın gelişmesi ve her türden kitabın ortaya çıkması neden olmuştur. Bu dönemden itibaren babalar gardiyan, koruyucu, terbiyeci ve doğruluk timsali olma rolünü üstlenmişlerdir.182</p>
<p>Şu bir gerçektir ki 70’li ve 80’li yıllarda Türkiye’de yaygın hale gelen “Teksas ve Tommiks” gibi çizgi romanlara, özellikle erkek çocuklarının çok fazla ilgi gösterdiğini gören bazı anne-babalar ve öğretmenler, çocuklarını bu kitapların zararlarından yani Batı ahlâkından uzak tutmak için koruyuculuk yapmak isterlerdi. Ama çocuklar bunları, gizli bir şekilde edinir ve yine ders kitaplarının arasına saklayarak gizli bir şekilde okumaya çalışırlardı.183 Günümüzde basılı ve görsel yayınların mahzurlarını önlemek neredeyse imkânsızdır. Son zamanlarda</p>
<p>Elif Şafak, Ayşe Kulin, Abdullah Şevki gibi meşhur bazı yazarların romanlarında uygunsuz cinsel içerik bulunduğu tespit edilmekte ve bazı yazarlara soruşturma açılsa da çoğunun mahzurları, kitaplar okunduktan çok sonra ortaya çıkmaktadır.184 Aynı şekilde televizyon ve internet yoluyla gelen bilgilerin çok özel durumlar hariç, herhangi bir şekilde kısıtlanması mümkün değildir.</p>
<p>Çocukları etkileyen kontrolsüz bilgi kaynaklarından bir diğeri olan televizyona dikkat çeken Postman, televizyonun iki özelliği yüzünden çocuklar üzerinde kitap ve okul etkisinden daha fazla etki yaptığını ve onların çocukluklarını çaldığını savunur. Bu özelliklerinin ilki, televizyon seyretmek için belli bir beceri gerekme- inesi ve önüne oturan herkesin oradaki görüntüleri seyredebilmesidir. Bunun için yeteneksizliğinden dolayı televizyon izleyemeyen birine hiç rastlanmamıştır. Çünkü televizyon seyredilmesi için ne zihinsel olarak ne de davranış olarak kişileri zorlayacak bir performans gerekmez.</p>
<p>İkinci olarak, televizyon seyirci ayrımı yapmaz. Çocukların programını büyükler, büyüklerin programını çocuklar seyredebilir. Çünkü televizyon seti ilaçlar gibi dolapların üstlerine saklanamaz. Böyle olunca eskiden sadece anne-babasından veya okulda kitaptan öğrenebileceği sıralı bilgilerin hepsini bir anda televizyondan öğrenebilmektedir. Hâlbuki çocuk sadece okuldan ve kitaptan bilgi öğrense, bir sonraki yılın sınıf deneyimini bilemez. Çünkü yaşamamıştır, işte televizyon bu bilgilenme hiyerarşisini çökertmiştir. Çocuk artık merakını, otoriter olarak gördüğü ve bu yüzden hoşlanmadığı büyüklerine sorarak gidermez. Bunun yerine hiç tanımadığı kimselerden, herhangi bir kaynaktan gelen bilgilere inanır. Aile, kendisinin bilgi ve tecrübe aktarımı yapamadığı çocuklarla baş başa kalır. Diğer taraftan televizyon, seyirci kitlesini daima elinde tutmak için yeni ve ilginç şeyler bulmak zorundadır. İnsanların en çok ilgisini çeken şeyler mahrem şeyler olduğu için, televizyona göre mahrem şeyler yoktur. Bunun için her şeyi mahrem sınırının dışına atar. Daha küçük oldukları için henüz sormayı bilmedikleri soruların cevaplarını da öğrenen çocuklar, hiç çocukluklarını yaşamadan büyüklerin dünyasına dâhil olurlar.</p>
<p>Yine Postman’a göre bütün bu yukarıda sayılan özellikleri dolayısıyla televizyon, nesiller arasındaki bilgi ve tabii ki tecrübe geçişini tamamen durdurmuş, artık yetişkinlerin çocuklara ve gençlere öğretebileceği bir şey kalmamıştır. Hatta günümüzde televizyon seyreden çocukların, anne-babaları kadar hatta daha da fazla bilgiye sahip oldukları rahatlıkla söylenebilir. Sonuç olarak bu kontrolsüz bilgiyi hazmedemeyen çocuklar» kız olsun erkek olsun, henüz küçük yaşta kendilerini yetişkin gibi görmeye başlamaktadırlar. Öyle ki ergen yaşa gelmiş çoğu çocuklar, artık yetişkinler gibi giyinmekte, onlar gibi konuşmakta, onlar gibi hareket etmektedirler, öyle ki sanki arada kuşak boşluğu kalmamış ve herkes aynı kuşaktan bireyler gibi olmuşlardır.[185]</p>
<p><strong>Hayat Sadece Bu Dünyada Yaşanır:186 Postmodernite</strong></p>
<p>Postmodernitenin genel karakteristiği olarak nitelendirilen nihilist hayatın en meşhur tanımı Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözüdür. Ona göre 19. yüzyıldan başlayarak Avrupa’da kabul gören nihilizm artık bir başka dönemine girmiş, esas nihilistik şimdi başlamıştır.187 Bunun îhab Hassana188 göre anlamı şudur: Şimdi eğer “Hakikat” öldüyse, o zaman teorik olarak her şeye izin vardır. Ve her şey keyfi, tesadüfi ve göreceli ve hiçbir şey bağlayıcı değil ise “gerçeklik”; olmasını sağlamak için uğraştığımız şeydir. Bu durumda insanı engelleyecek tek şey, ağır hastalık veya ölümdür. İhab Hassan bu düşüncenin insanı son derece “özgürleştirici” bir şey olduğunu söylüyor.[189] Nitekim son zamanların postmodern insanları için tek bir yasa kalmıştır; o da “tabiat kanunları”dır.[190]</p>
<p><strong>Postmodernizmin İslâm Dünyasında Kendine Alan Açması -Kalenin İçten Fethedilmesi: Sizinle Savaşmaya Devam Ederler[191]</strong></p>
<p>Hassan “postmodern” kavramını, 1971 tarihli Dismemberment of Orpheus:TowardA Postmodern Literatüre adlı kitabı ile literatüre kazandırmıştır. Kendisiyle yapılan bir söyleşide, Batılı entelektüellerin onun bu konudaki çalışmalarına ilgi göstermediklerini ancak daha sonra bu konuda yapılan çalışmaların, kendisinin tasvip etmediği mecralara kaydırılarak sosyal değişim isteyenlerin bir uğraşı haline geldiği gerekçesiyle bu konuda çalışmaktan vazgeçtiğini belirtmiştir.[192] Nitekim 1987 yılının sonlarına gelindiğinde postmodern kelimesi mimariden çevreye, müzikten resme kadar her konuya dâhil edilen hiçbir anlam ifade etmeyen ve isteyenin istediği şekilde kullanabileceği bir kavram haline gelmiştir. Hatta bu kelimenin, Batı dünyasında işi kavram üretmek ve bunun üzerinden geçimini sağlayan birtakım teorisyenler tarafından icat edildiğini iddia edenler de olmuştur.[193</p>
<p>Ancak daha sonra îhab Hassanın belirttiği gibi postmodernizm 1990’11 yıllarda, Batı dünyasında en çok üzerinde durulan ve yoğun olarak fikir üretilmeye başlanan bir kavram haline dönüşmüştür. Postmodernizm felsefesi hakkında Charles Jencks, Jean-François Lyotard, Jürgen Habermas adlarının öne çıktığı görülür.[194]</p>
<p>İlerleyen zamanlarda kavramın bir felsefe terimi mi yoksa sosyal durum tespiti mi olduğu hakkında tereddütler oluşmuştur. Bryan S. Turner (1945); postmodernitenin, her şeyden önce tüketim ile özdeşleşmiş bir kavram olduğunu; bunun da ‘ticarî prosedürlerin günlük hayata girmesi ve kitle tüketim kültürlerinin kültürel sistemler üzerindeki etkisini artırması neticesinde üst ve alt kültürler arasındaki ayrımın bulanık bir hale gelmesi’ şeklinde kendini gösterdiğini söylemiştir.[195]</p>
<p>David Harvey (1935), Aydınlanma hareketinin, insanın ‘bireysel özgürlüğünün üstünü örten Ortaçağ geleneğinden ve cemaatinden kendini özgürleştirmek için yapıldığını ve amacının ise insana, sadece aklına inanan &#8220;tanrısız bir benlik kazandırmak olduğunu söylen Ancak herhangi bir ön bilgiye dayanmayan bu hareketin sonucunda insan, herhangi bir ruhsal ya da ahlâkî amaçtan yoksun kalmıştır. îşte Batı İnsanına göre Postmodern teolojik proje, Tanrının hakikatini aklın kudretini de kullanarak yeniden öne sürmektir. 196</p>
<p>Postmodernizmin hoşgörü, serbestlik ve kesişen kimlikler anlamına geldiğine ikna olan Müslüman entelektüellerden biri olan PakistanlI Akbar S. Ahmed’e[197göre Müslümanlar, kimliklerini yitirmeden de Batıkların oluşturacağı evrensel uygarlığa vani&#8217; yenidünya&#8221; düzenine katılabileceklerdir. Batıklar da Müslümanların Filistin, Keşmir gibi Önde gelen sorunlarının çözümüne katkıda bulunabileceklerdir.198</p>
<p>Türkiyede de buna benzer bazı çalışmalar Müslümanlar tarafından ilgiyle karşılanmıştır. Bunlardan biri olan Nilüfer Göle’nin Modern Mahrem adlı çalışması Türkiyede sadece seküler kesimde değil, İslâmî kesimin bazı entelektüelleri tarafından da ilgi görmüştür. Çünkü ilk defa seküler bir sosyal bilimci, Müslüman kadının örtüsünü “başörtüsü düşmanlığı” yapmadan değerlendirmektedir.199</p>
<p>Türkiye 90’lı yıllarda “İslâmî hareketler” hakkında yapılan pek çok akademik çalışmaya sahne olmuştur. Bu yıllarda düzenlenen bir sempozyumda Nilüfer Göle &#8220;İslâmî Hareketler ve Postmodernizm” başlıklı bir konuşma yapmış; konuşmasında 70’li ve 80’li yıllardan itibaren hemen hemen Müslüman ülkelerin hepsinde İslâmî hareketlerin yükselme sebepleri üzerinde durarak Kemalist Modernleşme yönteminin topluma sürekli Batılılaşma ve laikliği dikte ettirmesi yüzünden başarısız olduğunu iddia etmiş ve İslâmî hareketlerin bu yüzden kendilerine uygun bir zemin bulduğunu söylemiştir. Göle’ye göre İslâmî hareketlerin kutuplaşmasının önü, demokratikleşme ile kesilebilecektir. Çünkü demokratikleşme, İslâm ile beraber yürüyebilir.[200 Nitekim 2013 yılında düzenlenen bir diğer sempozyumda M. Kürşat Atalar,201 80 sonrasında yeni gelenekçi adını verdiği bazı İslamcı grupların</p>
<p>&#8220;Demokrasi İslâm’la bağdaşır” tezini kabul edilebilir bulduklarını söylemiştir.[202]</p>
<p><strong>Postmodernizmin İslâm Dinini Tahrif Etme Çalışmaları</strong></p>
<p>Postmodernizmin fikir babalarından olan Jean-Françoİs Lyotard; anlatı203] adını verdiği bir değerden söz eder. Ona göre postmodern zamanlarda anlatılar, bir üst anlatıya veya büyük anlatıya başvurmak suretiyle aşılamayacak bir çoğulluk ve farklılık taşır ve her bir anlatının biçimi diğer anlatı biçimiyle ölçülemez. Artık Batıda büyük anlatılar çökmüştür. Onların yerini evrensellik iddiası olmayan türlü türlü sınırlı anlatılar alacaktır.204</p>
<p>Postmodernizm bu şekilde kendini büyük anlatılara karşı şüphe ettirerek gösterecektir.205 Büyük anlatıların başında gelenler semavi dinler olduğuna göre en çok şüpheciliği hak edenler de semavi dinler olacaktır. Bunun için Bryan S. Turner; hem postmodernizmin hem de postmodernitenin dinî değerlere ve kurumlara yönelik önemli bir meydan okuma olduğunu iddia etmiştir. Aslında modernite» Hristiyanlığa karşı bir meydan okumaydı. Şimdi İslâmiyet bu durumu postmodernizm ile yaşayacak ve postmodernite, İslâm’ın küresel olarak dışlanmasına sebep olacaktır.206</p>
<p>Turner bunu şu şekilde açıklamaktadır: Postmodernleşme sürecinin birçok açıdan büyük bir sekülerleştirme’ süreci olduğunu anlamak önemlidir. Postmodern düşünce, dünyadaki bütün dinsel açıklamaları yalnızca büyük anlatılar olarak gördüğü için dinlerin kendilerini postmodern kültür eleştirisinden korumaları imkânsızdır. Bunun yanında çoğulcu inanç, rastgele bağlanma ve dinsel deneyim, postmodern hayat tarzıyla yani sekülarizasyonun kültürel çoğulculuk olduğu fikriyle bağdaşmaktadır. Kişi aynı anda birden fazla inancı yaşayabilir veya rastgele bir dine bağlanabilir veya çeşitli dinsel deneyimler yaşayabilir. Postmodernitenin getirdiği sekülerliğin nedeni sadece rasyonel düşünce değildir. Bilakis insanlar, her gün karşılaştı/rıldı/klan zulümler (küfür, şirk, öldürme, zina, hırsızlık, dolandırıcılık vb.) ve bunlara sebep olanları ve sebeplerini sorgularken yıpranırlar. Bu yüzden inanmaktan vazgeçerler. Kültürün postmodernleşmesi, sunilik deneyimi yaratırken ayrıca dinin günlük yaşam düzeyinde de sorgulanmasını gündeme taşır. Çok kültürlü bir toplumda dinsel inançların çoğalması, köklü bir zan (göreceleştirme, yani bana göre veya sana göre) etkisi yaratır. Günlük hayat, ilahi vahyin yönlendirmelerinden uzaklaşır. Herkes kendine göre doğru bulduğu yönde ilerler.207</p>
<p><strong>Postmodernitenin İslâm’ı Etkisizleştirme Yolları</strong></p>
<p><strong>Müslümanların Medya Yoluyla Etkisizleştirilmesi: İslâm’ın Anarşi ve Düzensizlik Yaratan Bir Güç Olarak Nitelenmesi</strong></p>
<p>Akbar S. Ahmed, Körfez Savaşı sonrası, Müslümanların elini kolunu bağlayan birtakım gelişmelerin yaşandığını; bunların en önemlilerinden birinin de Arapların ortak bankası olan Bank of Credit and Commerce International (BCCI)’ın Pakistan iştiraki ile ilgili olarak dolandırıcılık, yolsuzluk, defter tahribatı, uyuşturucu trafiği gibi sahtekârlıkların yapıldığına dair 1991 yılında; patlayan skandal olduğunu haber verir. Söz konusu bankada kilit rollerde bulunan Müslümanların bu kirli işlere karıştığına dair iddialar, medyanın bu konuya daha ziyade ilgi göstermesine sebep olmuş, bütün dünya bu haberle çalkalanmış ve bu olay sebebiyle Batılı medya Müslümanları suç kültürü/criminal diye tanımlanan bir bağlamda görmeye ve göstermeye başlamıştır. Medyanın Müslümanlara karşı bu aşırı menfî tavrı ve yalan haberleri o kadar çok yönlü olmuştur ki bu durum Müslümanları çaresiz ve güçsüz bırakmıştır. Diğer taraftan insanlardaki gerçek ile yalanı ayırt etme sağduyusuna da büyük bir darbe vurmuştur.[208</p>
<p>Bir diğer olay Mücahit Gültekin in bir makalesinde bahsettiği Saadet Özkan adlı bir öğretmene 29 Mart 2017 tarihinde bizzat Melania Trump tarafından ABD’nin Uluslararası Kadınlar Cesaret Ödülü’nü bir basın ordusu önünde vermesidir. Özkan’ın bu ödüle layık görülme nedeni, Menderes ilçesinde 6 kız öğrenciye cinsel istismarda bulunulmasını ortaya çıkarması ve istismarda bulunan okul müdürünün yargılanmasını sağlamasıdır. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2007 yılından bu yana verilen bu ödülün hedef kitlesi insan hakları, insanı yardım,kadına yönelik şiddet, cinsiyet eşitliği alanlarında mücadele eden kadınlardır.[209</p>
<p>Bu olay vesilesiyle, Türkiye’deki bazı medyanın doğru ya da yalan olduğuna bakılmaksızın cinsel istismar başlığıyla verdiği haberlerini artırdığına şahit olunur. Bunlardan biri de Karamanda Ensar Vakfı ile bağlantısı olan bir öğretmen ile ilgili olan cinsel istismar davasıdır. Yukarıda Pakistan’daki Arap katılım bankasıyla ilgili aktarılan olayda Müslümanların kilit rollerde bulunması medyanın ilgisini artırdığı gibi bu olayın da Ensar Vakfı’yla ilgisi aynı şekilde medyayı çekmiş ve özellikle BBC tarafindan çok özel önem verilen bir haber olmuştur. Bu haberler tüm dünyaya servis edilerek, bütün Müslümanların cinsel istismarcı olarak tanınmasına yardım etmektedir.210</p>
<p><strong>Yerel Kültürleri Islâm’la Eşleştirme</strong></p>
<p>Postmodernite ile ilgili olarak Jean-François Lyotard’ın bir başka tespiti de genel olarak zamanımızda bir gevşeme yaşanmasıdır.211 Bu gevşeme veya vazgeçme durumu, medyanın İslâm ve Müslümanlara karşı, yalan ya da gerçek olup olmadığına bakmadan yaptığı yayınlar yanında, yerel birtakım kültür ve gelenekleri İslam ile eşitleme yoluyla da olmaktadır. Başlık parası, berdel, levirat, taygeldi gibi birtakım yerel evlilik uygulamaları İslâm’ın uygulamaları gibi gösterilmektedir.212 Yine evlilik yaşı ile ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘9’ yaşındaki kızları evlendirme fetvasının olduğu iddiası da bu amaçla ileri sürülmüştür. DİB Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı bu iddiayı, böyle bir fetvanın olmadığını söyleyerek reddetmiştir. Ancak bunu ifade ederken; küçük yaşta evlendirmenin fizyolojik olarak mümkün olmadığını söyleyerek seküler bir dil kullanarak, bu 213 konudaki eleştirileri sonlandırmak ihtiyacı hissetmiştir.213</p>
<p>İslam, Müslümanların kendi örfü, geleneği, aklı çerçevesinde “iyi” kabul ettiği, normal gördüğü ölçülerde sorunlarını vahyin çerçevesinde çözmeyi tavsiye eden Temel konular dışında çerçeve koymaz. Bu yüzden yakın geçmişte 13*14 yaşlarına gelmiş bir kız ya da erkeğin evlenmesi normal kabul edilmişken bugün anormal görülebilir. Bu yüzden kimse, geçmişin ya da bazı toplulukların geleneklerini bugünün değerleri ile yaşamaya zorlanmaz. İslam’da evlenmek için temel çerçevenin en önemli boyutu, büluğa ermek ve nikâh yapmaktır Bunun uygulaması zamana ve geleneklere göre değişebileceği için günümüzde bu yaşta evlilikler normal görülmemektedir.[214] Bu yüzden temel fıkıh kaynaklarında erkek olsun kız olsun, evlenme akdinin yapılmasında yaş sının bulunmadığı özellikle belirtilir.215 Ama uluslararası sözleşmelerde, hiçbir sınır koymaksızın 18 yaşın altındaki kızlar “kadın” olarak kabul edilmekte, cinsel ilişkide nikâh ve buluğ şartı yer almamaktadır.216</p>
<p>Bazı hikâyelerde genel olarak, zalim kişilerin zulümleri anlatırken, kadınlara yapılan bu zulümden gelenek ve bir miktar da din mesul tutulur. Mesela Cihan Aktaş’ın 17 Nisanda Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Toplumsal Araştırma ve Uygulamalar Merkezi tarafından tertip edilen “Toplumsal Cinsiyeti Kavramını Konuşmak” başlıklı toplantıda gerçek hayattan alıntılayarak anlattığı ‘kayınvalidesi ve eşi tarafindan tuvalette ayakları elleri bağlayarak ölüme terk edilen kadın hikayesi oldukça acıklıdır.[217] Bu derece zulümlere belki binde bir rastlansa veya bunu yapan kişilerin akıl sağlıkları yerinde olmasa veya içki, uyuşturucu vs. kullanarak yapsa bile gerek anlatıcı gerekse de okuyucu veya dinleyici, olayın bu yönünü unutup bu gibi olayların —kendi dışlarında- her daim gerçekleştiği hissine kapılmaktadır. Buna binaen Melek ve benzeri nicesine bu acıyı tattıran koca ve onun annesi üzerinden bütün koca ve kayınvalideler ve dindarlar sorgulanmaktadır.</p>
<p>Yerel kültürleri İslâm’la eşleştirme konusu akademik çalışmalarla da desteklenmek istenmiştir. Bunların en başta gelenlerinden birisi Hidayet Şefkatli Tuk- sal’ın “Kadın Aleyhtarı Rivayetlerde Ataerkil Geleneğin Tesirleri” başlıklı doktora tezidir.[218] Tuksal burada» kadın aleyhinde olduğunu iddia ettiği hadisleri, öncelikle bazı atasözleri ve benzeri sözlerle birlikte harmanlayarak hepsini hadis olarak değerlendirmeye tabi tutmuştur. Diğer taraftan sahih hadisleri, kimi yerde İsrâiliyat’tan olduğu, kimisinin de erkek egemen kültürlerin tezahürü olduğu iddiasıyla değerlendirdiği tarafımızdan tahkik edilmiştir. Tuksal’ın bu şekilde, İslâm&#8217;ın ana kaynağından biri olan hadisleri Isrâiliyat veya yerel kültürler seviyesine indirdiği görülmektedir.[219] ] Mesela “Kadının Yaratılışı ile İlgili Rivayetlerde Ataerkil Geleneğin Tesirleri” adlı 2. bölümde ele aldığı hadisler, hadis âlimlerinin sıhhatinde ittifak ettikleri hadislerdir. O ise bunları “ataerkil Müslüman dünyanın tasavvur alanında herhangi bir değişikliğe uğramadan aynen varlığını sürdüren birtakım geleneksel kabuller” olarak nitelendirmektedir. Ve “Kadınların Akıl ve Din Bakımından Durumları ile İlgili Rivayetlerde Ataerkil Geleneğin Tesirleri: Eksiklik Söylemi” başlıklı 3. bölümde, aile içinde kadınların kocalarına itaat etmesi ile ilgili tavsiyeleri, rivâyet edilen hadis malzemesine sosyokültürel doku ile etkileşim sonucunda ilave ettirildiğini iddia etmektedir. Tuksal’ın hadisleri metin tenkidi metoduyla değerlendirdiğini iddia ettiği tespitlere göre raviler, rivâyetlerin muhtevasına kadın aleyhtarlığını ve geleneği taşımışlardır.220</p>
<p>Tuksal’ın gelenekçi bakış açısıyla ilişkilendirdiği hadislerden biri olan “kadınların aklının ve dininin noksanlığı” ile ilgili hadis, Tuğba Kocaman tarafından yüksek lisans tezi olarak çalışılmış ve neticede hadisin hem metin ve hem de sened bakımından sahih bir hadis olduğu sonucuna varılmıştır. 221Diğer taraftan bu hadisler 1400 yıllık Islâm kaynağı birikiminin bir parçasıdır. Günümüzde tartışma konusu yapılan bu rivayetlerin, sened ve metin bakımından Allah Rasulu ne isnad edilmesi hususunda şimdiye kadar herhangi bir menfi görüş bildirilmemiştir.</p>
<p><strong>Postmodernizmin “Müslüman Kadınları” Hedef Alması:</strong></p>
<p><strong>Müslüman Feminist Kadınların Ortaya Çıkması</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nde modernleşmek için başlanan nokta, devletin dinî dayanaklarım ortadan kaldırmaya yöneliktir. Ayşe Saraçgil hedeflenen bu büyük değişimi gerçekleştirmek için değişimi İsteyen ve gerçekleştirmek İçin hazır bekleyen İstanbul&#8217;un belli başlı ailelerinin bulunduğunu; bunların da Müslüman topluma yönelik ilk eleştirilerini evlilik ile ilgili adetler, aile düzeni, kadın erkek ilişkileri ve kadın hakları gibi konular üzerinden yaptıklarını söyler.222</p>
<p>Deniz Kandiyoti ise Tanzimat dönemindeki feminist hareketin milliyetçilik hareketlerinin himayesinde kadın konusunu ele alırken bunu; kadınların okuryazar olmaları, eve kapatılmamaları ve erkeğin birden fazla evlenmemesi şeklinde toplam 3 konuda çerçevelediğini belirtir. Çünkü o dönemde modernite insan hakları bağlamında değil kadınların eğitimi üzerinden yürütülmektedir. Ve o dönemde revaçta olan düşünceye göre Batılı tarzda (yani mektep veya üniversite) bir diploması ya da eğitimi olmadığı için cahil sayılan annelerin eliyle (kadınların değil), sığ çocuklar yetiştirildiği, böyle eğitimsiz erkeklerin de düzenbaz oldukları, dolayısıyla istikrarsız evlilikler, tembel ve üretken olmayan bireyler meydana geldiği iddia ediliyordu. Modernitenin gereği olarak bu eleştiriler modernleşme yanlıları tarafından; Osmanlı ailesinin geleneksel olduğu söylemi ile aşağılanmasını gerektiriyordu. Onlara göre devlet ve toplumun yenilenmesi için aile reformu 223 şarttı. [[223]</p>
<p>Günümüz Postmodern dönüşümünün de yine aileden ama bu defa kadın ve aile veya anneler değil, sadece kadın veya kadınlar üzerinden başladığı görülür. Osmanlıdaki Modernleşme süreci Kan un-i Kadîmin başlıca esaslarını tartışmaya açarak başlatıldığı gibi şimdi de eleştiriler 1926 yılında kabul edilen Medenî Kanun üzerinde yoğunlaşır. Şöyle ki 80 li yıllara gelindiğinde, feminist hareket, bu defa Medeni Kanun un aile hayatında erkeğin üstün konumunu muhafaza ettiğini seslendirmeye başlar. Bu kanunda da aile reisinin erkek olması, ailenin ikametini belirlemesi, bütün önemli kararları aile adına onun alması, alenin geçiminden sadece erkeğin sorumlu olması gibi konulardan şikâyetçi olduklarını bildirirler. Söz konusu kanuna göre kadının bir işte çalışmak veya bir ekonomik aktivitede bulunmak için kocasının iznine ihtiyacı vardı. Anne ve babanın, çocukların sorumluluğunu eşit bir şekilde paylaşmak sorumluluklarının bulunması; bir anlaşmazlık durumunda çocukların velâyetinin babaya bırakılmasına engel olmuyordu. Yine kanun, evlendiği andan itibaren kocasının soyadını taşımaya başlayan kadına, evin idaresinin sorumlusu olarak ailenin refah ve mutluluğunun devamı için kapasitesi ölçüsünde kocasına yardım etme vazifesini yüklüyordu. Ancak bu çalışmalar Müslüman kadınları etkilemedi. Çünkü bu seküler feminizmin aile söylemleri, Müslüman ahlâkına uyum göstermiyordu. [225]</p>
<p>Konuyla ilgili yapılan araştırmalarda, bütün bu şikâyetlerin ardından feminist yapılanmaların önce aileyi toplumun en ataerkil kurumu olarak ilan ettikleri ve aile içi şiddet teorileri üretmeye başladıkları görülür. Bu yeni feminist akım 1971-1983 yılına kadar yaptığı çalışmalarda aile içi şiddet iddialarını sistemleştirebilmek için “ataerkil sistem ve kadınların istismarı” adında yeni bir teori geliştirmişlerdir.226</p>
<p>Bu yıllarda Batı’da feminist kadınlar ses getirecek faaliyetlerde bulunmaya devam etmişlerdir. Bu bağlamda ilk kadın sığınma evi 1974 yılında Londra’nın Chiswick bölgesinde açılmış, 1976’da Kadınlara Karşı İşlenen Suçlar Uluslararası Kurulu Brüksel’de çalışmalar yapmış ve bu çalışmaların sonucunda, konunun TV ve radyolarda toplumsal sorun olarak ele alınmaya başladığı görülmüştür. Söz konusu sürecin Türkiye’de aile içi şiddet, toplumsal cinsiyet, cinsel taciz, son olarak kadın cinâyetleri gibi daha öncesinde kullanılmayan kavramlarla seslendirilmeye başlaması ise 1980’lere rastlar. Türkiye’de kadın sığınma evlerinin ilki 1990’da Bakırköy’de açılmıştır. İkincisi ise 1995’te Eyüp semtinde çocukları da kapsayacak kapasitede, Mor Çatı Derneği tarafindan açılmıştır.[227]</p>
<p><strong>Modern Feminist Kadının Müslüman Kadın Dünyasına Girmesi</strong></p>
<p>Müslüman kadınların dâhil olmaya başladığı feminist hareketlenme, 1980 yılından itibaren Müslüman kadınların başörtü mücadelesi için başlattıkları örgütlenme çalışmalarıyla başlar. Müslüman kadınların hareketine, Batıcı laik kadınlar Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi oluşumlarla karşılık verdiler. Ancak 1980 sonrasında liberal, sosyalist ve feminist hareketler BM’nin Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi şeklindeki anlaşmayı Türkiye’nin de imzalaması için bir imza kampanyası başlattılar.[228]  Bu esnada Türkiye’de yoğun biçimde başörtüsü yasağının uygulandığı, dikkatlerden kaçmamalıdır. Üniversite eğitimine devam etmek isteyen dindar genç kızlar ve aileleri, kızlarının yüksek tahsil yapmasını istemekte ama Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) buna izin vermemektedir.</p>
<p>Türkiye’de 1990 yılında bu defa kendilerine anti-Kemalist sıfatını veren ikinci bir grup feminist ortaya çıktı. Bunlar yukarıda sözü edilen Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi kapsamında çalışan gruplardı. Onlara göre aile ve devlet iki ataerkil kurumdu ve bunlarla baş etmek gerekiyordu. Bu amaçla 1990 yılında —belediyelerin de yardımıyla- kurumlar yoluyla toplumu değiştirme yönünde kurumsallaşmaya giderek farklı bir adım atarlar. Bu kuramların ilki “Kadın Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi” diğeri “Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı”dır. Bu olayların üzerinden bir müddet geçtikten sonra yazdığı yazılarda Yeşim Arat, ilk bakışta birbiriyle alakasız görünen bu her iki kurumun, Türkiye’deki feminist eylemlerin sonunda ortaya çıktığını ifade eder.229 Çünkü Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfi’nca yayınlanan bir broşürde bir kadın sığınma evi kurma düşüncesinin Aile îçi Şiddete Karşı Kampanyasıyla birlikte doğduğu belirtilir.[230] Dolayısıyla “BM’nin Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın önlenmesi” anlaşmasından başlayarak bütün çalışmaların feministlerin sistemleştirdiği feminist hareketin bundan sonra Aile îçi Şiddet Mücadelesi şeklinde yürütüleceğini göstermektedir.</p>
<p>Burada 1999 yılında Hizbullah tarafından kaçırılarak vahşice öldürülen Konca Kuriş’i anmadan geçmemelidir. Batı menşeli hemen her harekette olduğu gibi feminist hareket de kansız olmadı. Kadınların eşitlik mücadelesini dinî referanslara dayandırmaya çalıştığı için Müslüman feminist diye tanımlanan ama aslında İslâm dini hakkında sadece kulaktan dolma birtakım bilgi kırıntılarına sahip olan Konca Kuriş’in öldürülmesinin feminist hareketin genel olarak bütün Müslüman kadınları etkilemesi için hedef alındığını düşündüğümüzü söylemek isteriz.231</p>
<p>Bütün dünyada feministlerin en çok çatıştığı din İslâmiyet olmasına rağmen feminist çalışmaların anti-Kemalist feminist grubun başını çektiği Şirin Tekeli; Türkiye’de kadın-erkek bütün Müslümanları feminist harekete dâhil etmeyi başaran önemli bir kişiliktir.[232] Çünkü Osmanlı zamanında görüldüğü gibi feministler modern/seküler bir hayat talep ederler ve nefislerine hoş gelmeyen her türlü kuralı özgürlüklerinin ihlali olarak görürler ve genel olarak bütün îslâm ahlâkına karşı çıkarlar. Bu yüzden feministler İslâm’dan uzak durur ve Müslüman kadınlarla mücadele ederler. Nitekim yukarıdaki paragrafta ifade edildiği gibi Türkiye’deki Kemalist feminist kadınlar 1980 sonrasında ortaya çıkan îslâmcı tehdide karşı örgütlenen kadınlardır. Yine bu kadınlar, Müslümanlarla mücadele etmek için Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni kurmuşlardır. İlk başkan olan Aysel Ekşi, kuruluş amaçlarını açıklarken, bazılarının kadınların dilediği gibi giyinme özgürlüğü söyleminin arkasına gizlenerek, gerçekte toplumu Ortaçağ’a/yani İslâm’a döndürmeye çalıştıklarını iddia eder. Dernek olarak kendilerinin Cumhuriyeti yıkıp şeriat düzeni getirme çabası içinde olanlara karşı Mustafa Kemal dev- rimlerini ve Cumhuriyeti korumak için var olduklarını belirtir.[233]</p>
<p>Ancak Şirin Tekeli ve Nilüfer Göle gibi anti-Kemalist modern kadınlar,Müslümanların doğrularına karşı ters fikir beyan etmezler ve Islâmcı olarak tanımladıkları eğitimli Müslüman kadınları kendileriyle aynı seviyede görürler. Diğer Kemalist grup feministler gibi onları dışlamaz ve onlara karşılıklı birbirlerini tanımayı önerirler. Bu grup, başörtüsünden dolayı dışlanan, okuma hakkı elinden alman, bu yüzden kalpleri öfke ile dolu Müslüman kadın ve kızlara hangi düşünceden olursa olsun kadınların baskı altında tutulamayacakları ve cinsiyetleri yüzünden ayrıştırılamayacaklan şeklindeki sloganlarla yaklaşırlar. Böylece normalde birbirine zıt iki grup arasında kurulması mümkün olmayan yakınlık kurulur ve her feminist kadının, hangi politik yapıdan ve hangi inançtan olursa olsun bunlara karşı çıkması gerektiği niyeti üzerine mutabakat sağlanır. Böylece bu grup Yeşim Arat ın ifâdesiyle Müslüman kadınların bazılarının gönlüne girmeyi başarır.[234]</p>
<p>Anti-Kemalist feministler Kadın Kütüphanesi şeklindeki oluşumlarla, Müslüman toplumda kendileri gibi feminist kadınların sayılarını artırmayı amaçlarlar. Bu konuda Arat’ın sorduğu şu soru çok önemlidir: Türkiye’de Kadın Kütüphanesine ihtiyaç var mıydı? Üstelik Yeşim Arat’ın ifadesiyle bu kütüphane feminist hareketin kendine meşruiyet kazandırmak niyetiyle açıldığı için bu meşruiyet, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle sağlanmıştır.[235]</p>
<p>Normal şartlarda Türkiye’de ayrıca kadın kütüphanesine ihtiyaç yoktur. Çünkü kadın ve erkek herkes normal olarak bütün kütüphanelerden eşit olarak faydalanabilmededir. Ancak anti-Kemalist kadınlar, Müslümanları kadın veya erkek, kendi feministlik halkalarına katmanın yolunu kimsenin karşı çıkamayacağı kadın haklan söylemi ile bulmuşlardır. Aslında Kemalist reformcular ve çağdaş feministler birbirlerine karşıt değildirler. Yine Yeşim Arat’ın ifadesiyle her iki seküler grubun amacı geleneklere ve ahlâkî sınırlara karşı çıkarak evrensel hak arayışıdır.[236] Dolayısıyla yukarıda zikrettiğimiz üzere anti-Kemalist kadınlar da tıpkı Kemalist kadınlar gibi dine karşıdırlar ve Müslüman feminist kadınlar onlarla aynı seviyede değildir. Türkiye’nin CEDAW anlaşmasına imza atmasından sonra iki grup arasında pek bir yakınlığın kalmaması ayrıca dikkat çekicidir.</p>
<p>Liberal sosyalist feminist gruplar, Türk toplumunda avamdan bazı erkeklerin, mahremi olmayan yabancı kadınlara yönelik hitaplarında kullandıkları; erkek ile kadın arasına bir anlamda mahremiyet babında mesafe koyan geleneksel “bacı” söylemi yerine BM’nin anlaşmalarında kullanılan Kadın/Women kelimesini kavramlaştırma sürecini başlatmışlardır. Yeni ortaya çıkan bu kavram, Müslümanları da rahatsız etmemiştir. Çünkü Müslümanlara göre kadın kavramı başta anne olmak üzere ailedeki bütün değerli bireylerin genel adıdır.</p>
<p><strong>Nâşiz Kadın’237 Bilinci Oluşturma Çabaları: İslâmcı Feminist</strong></p>
<p><strong>Derneklerin Kurulması</strong></p>
<p>Burada Anthony Giddens’in dediği gibi modernitenin kendine has özelliklerinden birisinin yayılmacılık olduğu, bunu da kurumlar aracılığıyla meydana getirdiğini tekrar hatırlayalım238 ve feministliğin Müslümanlar eliyle yayılmasını sağlayan önemli bazı derneklere seküler ya da dindar diye adlandırılan her iki kesimin de yine dernek veya vakıflar vasıtasıyla örgütlendiğini gözönünde bulunduralım.239</p>
<p>Feminist hareketin başörtüsü mücadelesi vasıtasıyla yine ataerkil kavramı üzerinden Müslüman kadınları kendilerine çekmeye çalıştıkları bu dönemde tıpkı Tanzimat’tan sonraki dönemde olduğu gibi kadın ve haklan başlıklı yayınları artırdığı gözlenmiştir. Araştırmacılar bu dönemde akademik alanda sayısız kitap, tez ve makale yayınlandığını haber verir. [240]</p>
<p>Bu konuda Nazife Şişman a yöneltilen; “Neden herkes Müslüman kadınların haklarıyla ilgileniyor?” sorusu konuyu açıklayıcı mahiyettedir. Şişman bu soruyu; küreselleşen kapitalizmin yeni küresel ahlâk adı altında oturtmak istediği birtakım davranış kalıplarının var olduğunu ve bu kalıplara karşı Müslümanların kadın- erkek ilişkileri ve cinsel ahlâk anlayışlarının, sorun teşkil ettiğini haber verir. Müslümanlardan da bu sorunu çözmeleri beklenir. Şöyle ki Müslümanlardan eşcinsellerle ilgili biraz daha hoş görülü olmalarını, daha “evrensel” (!) değerlere uymak için biraz daha yeni yorumlar yapmalarını, erkeğin kavvamlığı modern kadın ve erkeğin eşitliğine engel olduğu için bertaraf etmelerini istemektedirler. îşte böyle teklifler/zorlamalar altında bıraktıkları Müslümanlardan dinî hükümlerden taviz vermelerini beklemektedirler. Müslümanlar; cinsiyet, kadın erkek eşitliği, Müslümanların cinsiyetler arası münasebetleri gibi konuları ele alırken işte böyle bir atmosferin içinde konuşmaktadırlar.[241]</p>
<p>Amargi Kadın Akademisi’nin düzenlediği “Amargi Feminizm Tartışmalarrnın “Dindar Kadınlar ve Feminizm” başlıklı buluşmasında ‘Reçel Blog’ adlı Müslüman feminist kadınların fikirlerine yer veren bloğun kurucusu ve bir üniversitede araştırma görevlisi olan Feyza Akınerdem; İslâmî feminizm İle Müslüman dindar kadınların feminizmi üzerine konuşma yapmış ve konuşmasında İslâmî feminizmi Kur an mesajları ve normlarının ataerkil yorum ve uygulamalarına karşı çıkan bir hareket olarak tanımlamıştır. Ona göre İslâm’ın yaygın olduğu ülkelerde feminist aktivistler ve entelektüellerin mücadele alanı şer‘î hükümlerin uygulanma biçimleridir. Çünkü bu uygulamalar, kadınların canlarını yakmaktadır ve kadınlar canlarının yandığı bu hükümlere karşı çıkmaktadırlar. Mesela kadınlar boşanma, miras ve recin olaylarına karşı bir İslâmî feminist hareketi ortaya çıkartmaktadır.</p>
<p>Genel olarak Türkiye’de feminizmin gelişimini anlatan ve Şirin Tekeli’nin hazırladığı Türkiye de Kadın Hareketinin Tarihi adlı çalışmada, Tanzimat’tan sonra ilk defa 1997’de kurulan ve tüzüğünde açıkça siyasetle uğraşacağını belirten ilk demeklerden biri olan KA.DER’e (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Demeği) kadar olan feminist hareketin kurumlaşma çalışmaları kronolojik sıralamayla verilmiştir/43 Burada dikkat çeken detaylardan birisi 1989 yılında feministlerin devlette temsil edilmelerini sağlayacak olan “Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı” ve sonrasında Çalışma Bakanlığına bağlı olarak Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün kurulmasıdır.</p>
<p>Kendilerini Müslüman feminist olarak tanımlayan kadınların kurduğu Başkent Kadın Platformu; “muhafazakâr/dindar olarak adlandırılan kadınların bir araya gelmesiyle 1995 yılında kurulmuştur. Kuruluş çalışmalarında etkin rol alan Hidayet Tuksal, dönem başkanlığı sistemiyle çalışan kuruluşta iki dönem başkan olarak görev almıştır. Platformun244 şimdiki başkanı Zeynep Göknil Şanal, Platform üyesi ve AK Parti kurucularından Fatma Bostan Ünsal ve Berrin Sönmez en tanınmış Müslüman feministler olarak dikkat çeker. Temsilci ve üyelerinin çoğunluğunun başörtülü olması nedeniyle bu platform 28 Şubat ve sonraki süreçte başörtüsü yasağının ortaya çıkardığı hak ihlallerine karşı verdiği mücadele ile adını duvurdu. Bu grubun çalışmaları yukarıda faaliyetlerini zikrettiğimiz anti-Kemalist feminist gruplardan da destek gördü. [245]</p>
<p>Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği Kasım 1993 tarihinde şimdiki başkan Ayla Kerimoğlu ile birlikte bir grup tesettürlü-Müslüman kadın tarafından kurulmuştun Dünyayı ve olayları kadın bakışı ile değerlendirdiğini söyleyen Hazar Derneği amacını; kadınların, gençlerin ve çocukların güncel problemlerine hukukî, sosyal, siyasal çözümler bulmak ve ekonomik varlıklarını geliştirecek çözüme yönelik projeler üretmek olarak ilan etmiştir. Ayrıca kişiler ve gruplar arası diyalog, iletişim, dayanışma, işbirliği ve yardımlaşmayı sağlamak, kadınların ve gençlerin kişisel gelişimine yönelik çalışmalar yapmak, eğitim ve öğretim açısından donanımlı hale getirmek, maddî ve manevî açıdan desteklemek de derneğin diğer amaçlarıdır.246 Son kanun düzenlemeleriyle büyük bir problem haline gelen süresiz nafaka yükümlülüğü hakkında hazırladığı raporla gündem olan dernek; bu konuda Kemalist ve anti-Kemalist dernekler gibi adalet terazisini toplumun gerçeklerini göz önünde bulundurarark kurduklarını ve kadın yoksulluğunun toplumun bir gerçeği olduğunu iddia ederek süresiz nafakanın aynı şekilde kalması için mücadele etmesiyle tanınmıştır.[247]</p>
<p>Takip ettiğimiz kadarıyla önde gelen tanınmış Müslüman kadınların kurduğu derneklerin çalışmalarının diğer feminist hassasiyete sahip kadınlarla aynı çizgide buluştuğunu söylemek mümkündür. Başkent Kadın Platformunun üyelerinin çoğu görüşleri de feminist taleplerle uyumludur ve hepsinin ortak yönü Islâm’ın bazı hükümlerinin günümüzün problemlerini çözmek için uygun olmadığı veya kadına karşı haksızlık içerdiği şeklindedir. Miras, şahitlik, kocaya itaat, özgürlük, eşcinseller, küçük yaşta evlilik, mahremiyet gibi konularda, İslâm’ın hükümlerini te’vil etmeye meyillidirler.</p>
<p><strong>Feministlere Göre Müslüman Erkek ve Dönüşümü</strong></p>
<p>Müslümanların modern tanımına dâhil olmak için hızlıca değiştirdikleri dış görünümleri sebebiyle, Müslüman erkeklere bukelamun adını veren Ayşe Saraçgil; Cumhuriyetle beraber kendini modern olarak tanımlayan erkeklerdeki değişimi şöyle özetler: Evde haremlik selamlık uygulamasını terk etmiş ve ailenin kadın fertleriyle beraber bir arada oturmaya başlamıştır. İslâm’ın emrettiği mahremiyet sınırlarım kaldırmaya ilave olarak, ev içinde daha çok vakit geçirmeye başlamıştır.248 Ona göre Cumhuriyet ile beraber, devletin temelindeki dayanışma, karı-koca arasında değil de, baba ile kız arasında olmaya başlamış, Mustafa Kemal de buna işaret etmek için pek çok sayıda kız evlat edinmiştir. O, halkına örnek olmak için bu kızların eğitimiyle yakından ilgilenir ve onların kamuda görev yapmalarını teşvik ederdi. Böylece Mustafa Kemal’den başlayarak milletin bütün babaları, her fırsatta kızlarına verdikleri önemi göstermeye çalıştılar. [249]</p>
<p>Cumhuriyet’in inşa etmek istediği kadın tipini, Mustafa Kemal’in çevresindeki kadınlarla göstermek istediği açıktır. Bu yıllarda yeni devletin modernliği, resmî bayramlarda veya bayrak törenlerinde bayrak taşıyan şortlu, okul önlüklü ya da asker üniformalı genç kızlar ya da balo salonunda dans eden tuvaletli kadınlarla gösterildi. Kızların üniversite eğitimine teşvik edilmesinin yanı sıra üniversite eğitimi gören kızlara devlet kadroları açıldı. Avukat ve benzeri serbest meslek sahibi olan kadınlara tartışmasız öncülük rolü verildi.[250]</p>
<p>Bu şekilde İslâm dininin hükümlerinden uzak seküler bir düzende yetişen feminist kadınlar, günümüzde Cumhuriyet’in ilk yıllarında Mustafa Kemal’in değişiklik yaptığı Aile Kanununa göre görev ve sorumlulukları belirlenen kocadan rahatsızlık duymaya başladılar. Çünkü bu Medenî Kanun, kocayı ailenin reisi ve evlilik birliğinin temsilcisi olarak kabul etmekteydi. Üstelik kanuna göre ikamet yerini seçen kocadır ve ailenin geçimini sağlamakla da o görevlidir. Kanun, kadının aile saadeti için kocanın yardımcısı olarak ikinci bir rol oynayacağını açıkça ifade eder. Bunun da ötesinde feministlere göre Mustafa Kemal’in kurduğu devlet de ataerkil özelliklere sahiptir; aile, medya ve eğitim sistemi gibi diğer ataerkil kurumları onaylayıp meşrulaştırmaktadır.[251]</p>
<p>Feminist düşüncenin bu durumdan rahatsızlık duyduğunu söyleyen yazar Ayşe SaraçgiFe göre bu kanun, kadının hâkimiyet sınırlarını daraltmaktadır. Cumhuriyet/modernite ile beraber erkekler kadın dünyasına dâhil edilmiş bu da kadınların cinsiyetlerini öne çıkarmalarına mani olmuştu. Aile reformunun kendilerine ait dünyalardan yoksun bıraktığı modern Türk kadın ve erkekleri, ev içi hayatın alışılmış cinsel sınırlarını yok sayan bu burjuva ev kültünü derin psikolojik zorlanma duyguları ve sıkıntıyla yaşayarak geçirmek zorunda kaldılar.[252]</p>
<p><strong>Şeytanların Dostları;[253] Müsrifler ve Savurganlar</strong></p>
<p>Postmodern kültürün eklemeli bir özellik taşıdığını söyleyen Jean-François Lyotard, eklektizmin çağdaş genel kültürün sıfır derecesini oluşturduğunu söyler. Şöyle ki dünyanın bir yerindeki bir adet veya teknolojik gelişmeler hemen her toplumda karşılık bulmakta ve aynı şekilde kullanılmaktadır. Çünkü artık dünyanın her yerinde aynı şeyler tüketilmektedir ve aynı davranış kalıpları sergilenmektedir. [254]</p>
<p>Postmodern ölçülere göre gösterişçi tüketim[255] yapabilenler üst kültür tabakasına mensup sayılır ve aşağı tabakalar istemsiz bir şekilde onlara derin bir saygı ve bağlılık içinde olurlar.[256] İslâm terbiyesiyle bağdaşmayan bu hareketler Hümeze Sûresi’nde tanıtılmıştır.[257]</p>
<p>Allah’ın (c.c.) en sevmediği davranışlardan biri olan israf ve savurganlık; postmodern toplumlarda itibar kazandıran bir davranış olarak teşvik edilir. Jean Baudrillard’ın ifadesiyle zamanımızda “tüketim kahramanları” örnek alınır. Burada ölçü; ‘bana fırlatıp attığın şeyi söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim’ cümlesindeki mânâdır. Yani kim en çok harcama yapabiliyor ve en gösterişli bir hayat yaşayabiliyorsa; bunu da hayatlarıyla ödüyorsa postmodern toplumlarda en</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>…</p>
<p><strong>İsraf Kültürü</strong></p>
<p>Müsrif tüketime odaklanmış biri olduğundan onun için önemli olan tüketim nesnesi ile kurduğu bağdır; din, dil, ırk, ideoloji gibi kategorilerin önemi yoktur. Bu nedenle hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun herkes dış görüntüsü İle beğeni toplamak ister. 259 Bu durum son zamanlarda dindar sayılan Müslümanlar için de söz konusudur. Tüketici kapitalizmin dâhil olmadığı hiçbir alan kalmamıştır. ‘Süslü Müslüman anlamında süslüman kelimesinin kullanılıyor olması bunun göstergelerinden biridir. [260] Müslüman kadınlara hitap eden moda ve hayat tarzı dergileri yayınlanmakta, ‘teberrüc’ Müslüman kadının örtüsü olarak tanıtılmaktadır.[261]</p>
<p>Erol Sungur, israf ve taklidin, günümüz Müslümanını kulluk ile sekülerlik arasında git-gel yapmasına sebep olduğunu ve neticede prestij kazanmak için azıcık ondan azıcık bundan faydalanmaya çalışan bir dindar tipi ortaya çıkardığını belirtir. Bunun sonucunda, İslâm dininin emrettiği değerler aşınmakta, dinî prensipler temelli bir hayat tarzı oluşturulamamakta ve fakirlerin görmezden gelinmesine sebep olunmaktadır. Çünkü Müslümanlar da postmoderniteye göre üst olan tabakalarla aralarındaki farkı kapatmak amacıyla, estetik ve tüketimi öne almışlardır.[262]</p>
<p>Bu anlamda birkaç yıl evveline kadar moda dergilerinden firlamışçasına giyinen, son model araçlarda gezinmeyi alışkanlık haline getiren, marka mekânlarda boş zaman harcayan dindar mahalle olarak adlandırılan kesim buna dâhil edilmişken, özel üniversitelerin açılmasıyla bu kesimin üniversite çağında olanlarının üniversitelere yerleşmesi sonucunda buraların kantinlerinin bu gençlerin zaman harcamalarına uygun tarzda dizayn edildiği görülmektedir. Artık orta kesim zengin dindarların kitle insanı tiplemesine uygun olan genç üyelerinin boş vakit harcadığı yerlerden biri de üniversitelerdir veya üniversiteler farklı kategorilerde ama modernliğin tezgâhında şekillenmiş bireylere uygun mekânlardır.[263]</p>
<p><strong>Müsrifler ve Çalışmanın Amacı</strong></p>
<p>“Süslü” tanımına karşılık gelen bireylerin hayalini kurduğu hayatı yaşaması için daha çok para kazanmaya ihtiyacı olduğundan vaktinin büyük bölümünü çalışarak para kazanmaya ayırması gerekmektedir. Çalışmaktan arta kalan vaktini tüketim etkinliği ile geçirir. Onun için 19’uncu yüzyıldaki halefi ‘aylak’ gibi tüketimden çok tükettiği nesneler hakkında uzmanlaşan, ince zevklerin insanı değildir. O, kaba bir tüketim alışkanlığına sahip, kendisine sunulanı itirazsız kabul eden ve pop ikonlarıyla birtakım ortak özellikler kurmaya çalışan kimsedir.264</p>
<p><strong>Müsrifler ve Eşya</strong></p>
<p>İsraf, şahsî eşyalarda olduğu gibi ev eşyalarında da kendini göstermektedir. Geçmişte eşyaların dayanıklı olması, nesilden nesile aktarılması insanları mutlu ederken şimdi, belli sürelerde eşyaların atılıp yenilerinin alınması muteber olmaktadır. Sayısız eşya üretilmekte, bir müddet kullanılmakta ve piyasadan kaldırılarak yerine yenileri konmaktadır. Bu duruma ayak uydurmakta zorlanan insan, eskiden basit eşyaların bile medeniyetini meydana getirirken artık buna gücü yetmemektedir.[265]</p>
<p>Bir örnek vermek gerekirse eskiden bazı nesnelere yüklenen simgesel anlamlar vardır. Evliliklerin simgesel bir göstergesi olan alyanslar, yazılı bir kural olmamakla beraber, ömür boyu birlikte yaşamanın simgesi olarak kabul edildiği için eşler onu evlilikleri müddetince takar ve değiştirmeyi düşünmezlerdi. Günümüzde bir tüketim aracı haline dönüşen alyanslar da değiştirilmeye başlanmıştır. ABD’de evli çiftler her yıl eski alyanslarını değiştirmeye teşvik edilmiş, neticede dünyanın hemen her yerinde böylesi bir tüketim alışkanlığı meydana gelmiştir. Bu durum, alyansa yüklenen simgesel anlamı erozyona uğrattığı halde tüketim toplumunda mutluluk, müsrif olma ile doğru ilişki oluşturduğundan kitleler daha çok tükettikçe daha çok mutlu olacaklarını düşünmektedirler. Nesneler ihtiyaç olduğu için değil, yok edilmek için üretilirler. Nesneler için geçerli olan eskimek ya da kullanılabilir olmak ahlâkı artık geçersizdir. Eşyaların ömrünü belirleyen, kişilerin ekonomik durumları ve modadan başka bir şey değildir.266 Modası geçmiş bir nesnenin kullanımı kişinin toplumsal kimliğini zedelemektedir. 267</p>
<p>BM&#8217;nin tuttuğu raporlarda, insan kalitesinin, yemek, eğitim, doktor ve diğer maddî olarak bedeni için harcadığı şeylerle ölçüldüğü görülür. [268]</p>
<p><strong>Allah’ı Unutan İnsan:[269] Nihilist ve Postmodern İnsan/Müfrit</strong></p>
<p>Müfrit, Kur ân-ı Kerîmde farklı anlamlarda kullanılan önemli kavramlardan biridir.270 Bizim burada kastettiğimiz anlamı ise Kehf Sûresi 28’inci âyetteki şekliyle kullanılmasıdır.</p>
<p>“Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, arzularının peşine düşmüş, arzu ve hırslarını kendine rehber edinmiş, işi-gücü aşırılık olan, zevk ü safanın peşine düşen, gösterişin çılgınlığını yaşayanlara kapılma, onlara uyanlardan olma!”271</p>
<p>Furuta kelimesi sözlükte aşırılık, çığırdan çıkış, saçmalık derecesinde gösteriş ve çılgınlık olarak tanımlanır. Bu durum insana hedefsizlik, gayesizlik hissettirir ve en önemlisi ulvî hasletlerin tadını almayı engeller.[272]</p>
<p>Her devirde çeşitli boyutlarda yaşanan bu çılgınlıkların günümüze temel oluşturanlarının 19. yüzyılın sonlarında Batı’da, gösterişçi aylak ve gösterişçi tüketim adı verilen hayat tarzının burjuva sınıfı erkek ahlâkı olarak ortaya çıktığı haber verilir. Toplum bu erkeklerin saygınlığını, boş ve gereksiz harcamalarına göre artırırdı. Ayrıca giysi, mobilya, sanat, yarış atları ya da av köpeklerinin özelliklerine vakıf olması, onun bu sınıf içinde önemli bir yer edinmesine yardımcı olurdu. Diğer taraftan tükettikleri her şeyin kaliteli olması ve tükettikleri hakkında da en ince ayrıntısına kadar bilgili olmaları gerekirdi. Onlar için çalışmak ve üretmek, onur kına bir durum olarak kabul edilirdi.[273]</p>
<p>O dönemde bu tipe karşılık gelen kadının saygınlığı da aşk, lüks ve kapitalizm üçlüsü etrafında belirlenir ve gösterişçi aylak adı verilen bu erkekler hayatının merkezine kadın ve kadın için tüketimi yerleştirirlerdi. Ancak burada kastedilen, “soylu erkeklerle” metres hayatı yaşayan kadınlar ve onların tüketim alışkanlıklarıdır.[274]</p>
<p>Postmodernlerin tüketim adını verdikleri israf ise herhangi bir zümreye has bir fiil değildir. Kendini israf ile mutlu olduğuna inandıran bireylerin karakteristik toplamıdır.[275]</p>
<p>Bizim müfrit olarak nitelendirdiğimiz postmodern tüketim toplumu kişiliğine; Mehmet Ali Aydemir; ‘süslü adını vermekte ve bunu “estetik kaygılar taşıyan, güzellik arayışında olan ve güzelliği satın alınabilir kılan insan tipi’ şeklinde tanımlamaktadır.[276]</p>
<p>Sözlük anlamı olarak süslü; insanın Allah vergisi şeklinde isimlendirilen, doğuştan sahip olduklarından başka, giyim-takı gibi birtakım bu ana güzelliğe artı değer katmak için ihtiyaç duyulan şeylerdir. Ama süslenmeyi bir kavram haline getirmek, onu kapitalizmin kurgusu haline getirir ki işte bu tabii bir durum değildir. Günümüzde süslenmek bir kavram haline getirildiği için bu kavrama uygun tip insanı ortaya çıkmıştır. Aydemirin modern tipoloj isine göre süslü kelimesinin kapitalist kurgusuna uygun olarak kavramlaştırdığı süslü; kendini diğerlerinden ayıran özel bir vasfı olmayan ve tüketime kapılmış olan kendisi gibi diğer ben-zerleri arasında bir taşıyıcı, bir örnek, bir tiptir. O sadece “pop kültürünün ortaya çıkardığı, kendini özel hisseden ancak sıradan ilgilerin insanı olan, kendine sunulanlar arasında bir kombinasyon yapan, karşı durmayan itaat eden, sahip olduğu tüketim evreni içinde nesne anlamı paylaşan insandır.”277</p>
<p>Böylece ortaya yeni bir orta sınıf çıkmıştır. Bu sınıf; estetik, üslup, hayat tarzı ve duygusallık gibi nefce yönelik arzu ve heveslere önem verir. Bu da sanatçı sıfatıyla çalışan insanların ve aracı sanat mesleklerinin sayısını artırdığı gibi [278] bu tip mesleklerin toplumda saygı görmesine de sebep olur. Bu hayat tarzı anlayışı ile Batı dünyasındaki sanatçılarda bulunan bohem[279] hayatı, toplum tarafından kabul edilebilir bir hale gelmiştir.[280] Böylelikle sanat, ahlâkı zayıflatmış ve konrolsüz benlik/müfrit adını verdikleri özgürleşme ile nefs-i emmarenin peşinde haz ahlâkını ortaya çıkarmıştır ki bu, birinci bölümde işaret ettiğimiz burjuva sınıfı püriten ahlâkının evrim geçirmiş halidir.[281]</p>
<p>Tüketim/israfın teşvik edilmesiyle birlikte kişiler her anını nefsinin istediği şekilde yaşamaya başlayınca hayat da artık bir sorumluluk olmaktan çıkarak gösteri/fiıruta haline gelmiştir. Kişiler artık kendini ne kadar görünür yaparsa o kadar değerli olduğunu zannettiği için bu değeri elde etmek isteyenler, bir tarz ve biçim potansiyeli olarak, teşhirci insan-gösterişçi/müfrit (süslü) tipolojisini üretmektedirler.[282] Bu teşhircilik, kişinin utanma duygusuyla ters orantılıdır.</p>
<p><strong>Müfrit ve “Haz” Ahlâkı: Utanmazlık ve Teşhircilik</strong></p>
<p>Teşhircilik moda olunca mahremiyet kavramı da anlam değiştirmiştir. Şöyle ki günümüzün modern insanlarında mahremiyet; ayıpları, kusurları, kayıpları saklamak şeklinde anlaşılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla sadece kişide eksik bulunan şeyler teşhir edilmemektedir. Aydemir’e göre bunun sebebi modern insanın kendini ifâde edebileceği bir niteliğinin bulunmamasıdır. Bunun için modern insana göre görünür olmak değerli olmaktır. O kendisini insanların beğenisine sunar; teşhir edilecek şeyi yoksa bile varmış gibi yapmalıdır.[283]</p>
<p>Bu teşhircilik/göstermek duygusu o kadar ileri gider ki postmodern toplumlarda açık-saçıklık, zina, sefihlik ve fahişelik yaygınlaşır ve şimdiye kadar hiçbir zaman diliminde görülmeyen en ahlâksız davranışlar artık kimseye rezalet gibi gelmediği için her şey göz önünde, açıktan yapılır.[284] Hatta bütün bu rezilliklerin sadece açıktan yapılması değil, bir de bunların muazzam bir gönül rahatlığıyla karşılanması, üstelik kurumsallaşarak Batı toplumunun resmî kültürüyle bütünleşmiş olması şaşkınlık vericidir.[285]</p>
<p>Jean Baudrillard, postmodern toplumlarda cinselliğin açıktan yapılmasına; utanma, edep ya da suçluluk duygularının engel olamadığını söyler. Ona göre zamanımızda bir tek abartılı cinsellik göze batıyor ki bunun da sınırlarını belirleyebilecek bir otorite yoktur. Çünkü cinsellik, bireysel bir çıkar düşkünlüğü haline gelmiştir.[286]</p>
<p>Batı’daki bu gibi söylemlerin Müslüman gençlerde kısmen karşılık bulduğu belirtilir. Bunun yıkıcı tesirlerinin fark edilmesinin ise zaman aldığını söyleyen araştırmacılar, gençler arasında yaygın olan “beni bağlamaz” sözünün Batı’daki “anything goes” ifadesinin doğrudan tercümesi olduğuna dikkat çekerler.[287]</p>
<p><strong>Müfrit Feminist Ahlâk</strong></p>
<p>Müslüman Türk toplumunda yaşayan feministler; Islâm’ın ahlâk kurallarından çok rahatsızdırlar. Çünkü burada kadın ve erkek beraberliği nikâhla sağlanır, öyle olduğu için feministler bu halk içinde cinsel özgürlük/zina isteklerini rahatlıkla yerine getiremezler.288</p>
<p>Feministler; cinsellik hakkında yazmak ve düşünmek istemektedirler ama bunlar toplum tarafından ayıp olarak kabul edilen şeylerdendir. Müslüman ahlâkının ana konusu olan ayıp ve utanma konuları, feministleri zorlamaktadır.[  [289]</p>
<p>Yeşim Arat Türkiye&#8217;deki feminizmi 1980’lerde başlatır ve o dönemde feministlerin şikâyetçi oldukları konuları, dergilerde kendilerine ayrılan sayfalarda gündeme getirdiklerini söyler. Bunlardan biri olan Stella Ovadia; artık feministler için Medeni Kanun u değiştirmenin bir anlam İfade etmediğini anlatır. Çünkü Müslüman toplumda hâlâ cinsel ilişkileri düzenleyen ahlâk kurallarını ve dinin emrettiği kadın-erkek ilişkilerini halk kendisi devam ettirmektedir. İşte bu halk, feministlerin cinsel özgürlük isteklerini hoşgörüyle karşılamamaktadır.290</p>
<p>27 Mayıs 1983 te Şule Torun Somut, dergisinin feminist sayfasında “genel bir değerlendirme” başlığıyla feministlerin dile getiremedikleri özgürlük isteklerini şöyle ele almıştır:</p>
<p>Feministler; cinsellik hakkında yazmak ve düşünmek istemektedirler ama bunlar toplum tarafından ayıp olarak kabul edilen şeylerdendir? İkinci olarak feministler yazar’ olmadığı için güzel yazamaz ve kendi özel düşüncelerini ya da başına gelenleri aktaramaz, çünkü bu düşünce ve deneyimler, çok özel ve bireysel olacakları için okuyucu tarafindan kabul görmez.[291]</p>
<p>Müfrit feminist ahlâk; kadının çalışıp para kazanmasıyla yetinmez; kamusal alanda çalışırken cinselliğini sergilemesi’ gerektiğini söyler.[292] Bu yüzden Müslüman modern kadının, kamu alanında rahatsız edilmeden ya da tacize uğramadan çalışabilmek için daha önce hiç görülmedik şekilde, yeni bir işaret ve kalıplar dizisi kurması, feministleri rahatsız eder. Onlara göre çarşaf, kadınının bedenini gizlerken aslında dişiliğini öne çıkarır. Çarşaf yerine yüzü açıkta bırakan pardesü ya da tayyör gibi kıyafetler giyen kadın memurun bu görüntüsü de onun dişiliğini silikleştirme çabası olarak görülür. Çünkü bu görüntüye sahip bir kadın kar- şısındakileri ‘cinsiyetsiz bir kimlik ile karşılar. Bu haliyle kendisinin cinsel olarak elde edilemez olduğu mesajını verir ki bu da ‘dişiliğin denetim altında tutulması anlamına gelir. Böyle kadınlığını öne çıkarmadan iş hayatında var olan modern Müslüman kadın davranışı onlara göre “cinsel tevazudur” ve bu, onu koruyan simgesel bir zırh olarak kabul edilir.293</p>
<p>Bizce müfrit feministlerin ideal modeli, Gülcan Köse olayıyla ortaya çıkan feministlerdir. Bunlar sadece kadınlardan meydana gelmemektedir. Nitekim Oral Çalışlar bunu gazetedeki köşesine taşımış ve Deniz Kandiyoti onun bu yazısını *Gender, Sexuality and social justice (Cinsiyet, Cinsellik ve sosyal adalet)” başlıklı bir yazıyla, Batı akademik çevrelerine aktarmıştır. Böylece Gülcan Köse; Batı medyasına; “Türkiye’de kadınlar balığa gidebilir mi? Hareket Özgürlüğü var mı? îstediği gibi giyinebilir mi?” sorularının tamamına, “Hayır balığa gidemez, hayır kadının özgürlüğü yok, hayır, kadın istediği gibi giyinemez! yani “bunları sadece ve sadece Türkiye’de yaşayan bir “kadın” olduğu için yapamaz! cevaplarının verildiği bir örnek olarak sunmuştur. Ayrıca feministler köprü altında “Bedenlerimiz Bizimdir” pankartı açarak, medyaya basın açıklaması yapmayı da ihmal etmemişlerdir.294 Bu olay, müfrit feministlerin ne denli Batı ile işbirliği içinde olduklarının ve İslâm coğrafyasında yaygınlık kazandırılmak istediklerinin, bunun için hoşgörü şemsiyesine sığındıklarının bir örneğidir.295</p>
<p><strong>Müfrit ve Fıtrata Aykırı Sapmalar:[296] ‘Bedenin Tüketim Nesnesi Olması</strong></p>
<p>Günümüzde cinsiyeti, statüyü, fiziksel koşulları ve özellikle de cinsel kimliğin sunumunu etkileyen en önemli faktör beden veya dış görünüştür. Özellikle 1980’lerden sonra moda ve güzellik endüstrisinin, kişileri daha genç göstermek için çaba gösterdiğine şahit olunur. Bunun ilk örneklerinden biri de Jane Fonda’dır.</p>
<p>Nefsani hazların önem kazandığı post-modern zamanlarda model olarak öne çıkarılan bu kadın ile verilmek istenen düşlenen bedene sahip olan kadın imajıdır. Çünkü o, ileri yaşına rağmen yaptığı hakim ve egzersizlerle bedenini istediği şekle getirmiş, yıllara meydanokuyan bir görünüme sahip olmuştur.297 Bu gibi kadın modellerinin toplumda yaygınlık kazanması için fiziksel ve cinsel özgürleşme gibi bazılarının kulağına hoş gelen sloganların kullanıldığı reklamlar, moda, sanat ve kitle iletişim araçları kullanılarak, beden en öne çıkarılmıştır. Ve modern zamanlarda tüketilen en güzel, en pahalı ve en eşsiz olan şey insan bedeni olmuştur. Çünkü her yönden tüketime elverişli bir kapasiteye sahiptir.298 Güzellik, ince bir bedene sahip olmakla eş olarak kabul edilir, özellikle kadın üzerinden yürütülen propagandalar sonucunda kadın kendini yoktan var etmeye inandırılır. Güzel olduğuna inandırıldığı şekliyle vücudunda değişiklik yapmaya yönlendirilir.299 Öyle ki eskiden beden ruh ile sarılırdı şimdi ise beden ruhu sarmalamaktadır. Sarmalayan bedenin çıplak olduğu düşünülecek olursa aslında şehvetlerin ruhu sardığı söylenebilir. Bunun için ten bir giysi gibi kabul edilerek sanat adı altında sömürülmektedir.&#8217;300</p>
<p>Jean Baudrillard’ın tespitlerine göre, günümüzde Batı’da kadınlara ‘bedenini tanımak&#8221; adı altında bi yandan ‘teşhircilik’ normal bir şeymiş gibi gösterilirken, diğer taraftan bedenini tanımayan ve ona bakmayanın mutlu olamayacağı telkin edilmektedir. Üstelik bakımlı olmayan kadınların evliliklerinde/ilişkilerinde başarısız olacağı fikri aşılanarak, bütün sorumluluk kadınlara yüklenmektedir.301 Postmodern kültür kalıbına uymayan kilolulara, çok çocuğu olan kadınlara ve ihtiyar insanlara ise iğrenilerek bakılır. [302]</p>
<p>Beden/vücut öne çıkarıldıkça, zina ilişkilerinde patlama yaşanmıştır. Çünkü tüketilmesi istenen her şey cinsellikle beraber sunularak, nefisler şişirilmiş ve zinanın artırılması, cinselliğin tüketilmesi arzulanmıştır.[303]</p>
<p><strong>Ailenin Tüketilmesi</strong></p>
<p>Batıda aile tanımının genel olarak aile fertlerinin sayısı üzerinden yapıldığı görülür. Roma putperest ailesine Gens denmesi de yine ailenin sayıca büyüklüğünü ifade eden bir terimdir. Fredric Jameson, klasik kapitalizm şeklinde de adlandırılan modern dönem aile modelinin çekirdek aile modeli olduğunu söyler.[304]</p>
<p>Modern zamanların çekirdek ailesi; bireyleri maaşlı işlerde çalışan, çalışma sırdan her bir bireye göre ayarlanan ve hiçbir zaman ailenin ihtiyaçlarının dikkate alınmadığı bir ailedir. Diğer taraftan şehir hayatı, bireylere yaşamayı kolaylaştırıcı imkânlar sunmasının yanında, aile hayatını zorlaştırmaktadır. Çünkü buralarda iskân giderek pahalanmakta ve işyerinin bulunduğu yerler iskan mahallerinden ayrıldığı için, iş ile ev arasındaki mesafeler de giderek uzamaktadır. Bunun yanında yoğun trafik çocuklar için tehlikeli olduğu için, kişiler iş yerlerine vaktinde ulaşmak için veya statü sahibi olmak için özel araçlara ihtiyaç duymaktadır. Bunlar ise pahalıdır. Modern hayatta, sağlık ve yaşlılık için, çocukların himayesi yerine, sigorta hakkından yararlanılmaktadır. Hatta çocuksuz olunduğunda bu daha da kolay olmaktadır. Bunun için ailelerin dünyaya getirdiği çocukların sayısı azalmış; var olanların yaşlı ebeveynleri ile ilişkileri neredeyse kesilmiştir. Bütün bunların yanında modern toplumda uygulanan birçok politikanın ailenin ihtiyaçlarını karşılamayacak şekilde düzenlendiği için Batıda kimsenin çok çocuğa sahip olmayı arzulamadığı iddia edilmektedir.[305]</p>
<p>Postmodernitede modernitede olduğu gibi öznenin yabancılaşması değil, öznenin parçalanması vardır. Bunun için modernitede olduğu gibi merkezî/odak bir öznenin bulunduğu çekirdek aile modeli de ortadan kalkmıştır.[306]</p>
<p>Artık bireyin kimliğini, dini, anne-babası, akrabaları, yaşadığı coğrafya gibi kişinin yakın çevresi değil, tükettiği ürünler belirlemektedir. Aile yaşamı bu açıdan tüketim mekânı ve düzeni veren ilişkilerin yeniden üretildiği temel birimlerden biri olmaktadır. Son dönemde aile, tüketim mallarının sergilendiği, özdeşleştiği, görünür hale geldiği yer olmaktadır.[307]</p>
<p>Tüketime dayalı bir toplumda yaşayan insanların, kapitalist sistem tarafından kolayca yönetilmeleri için toplumsal gerçeklikten, toplumu toplum yapan örgütlenmelerden koparılmaları gerekir. Bunun için toplumsal ve tarihe dayalı farklılıkları ortadan kaldırmak, birbirine benzeyen bireyler ortaya getirmek hedeflenmektedir. Böylece tüm bireylerin ulaşması gereken nesneler aynı olacaktır. Bunları da medya, moda ve reklam belirleyecektir. Bedenler ancak belirtilen biçimde olurlarsa güzel kabul edilecektir.[308]</p>
<p><strong>“Kadın”m Tüketilmesi: “İyi Bakılan Köleler”</strong></p>
<p>Bu iddialı başlık Jean Baudrillard’ın postmodern zamanlarda İlgi gören kadın tipi için kullandığı bir tanımlamadır. Onun ifade ettiği üzere postmodern kalıplara göre hayatını sürdüren topluluklarda (biz onları müfrit olarak tanımladık) kadına da erkeğe de postmoderniteye uygun görülen “rol modelleri” sunulur. Buna göre erkek de kadın da kendini aşırı beğenmeli; erkekler seçici olmalıdır. Eski çağlarda aristokrat ya da burjuva erkeklerinin statüsünü koruduğu düşünülen kadın tiplerinden yukarıda bahsetmiştik. Bunların modern zamanlardaki benzerlerine gelince onlar; para harcama konusunda hiçbir çekincesi olmayan erkeklerin yanında aylak aylak dolaşan ‘iyi bakılan köle’ statüsünde kadın tipleridir. Bunlar kendilerini kültürel etkinliklere adamışlardır. Aslında buradaki ‘kültür’ güzel olmakla eşleştirilen, gereksiz olanın gösterilmesi için yapılan, savurgan bir harcama şeklidir. Çünkü hep işaret edildiği gibi erkek ve kadının prestij değeri, tükettiği nesneler ile eş değerdedir.309</p>
<p>Giddens, modernitede eş seçiminin, birbirine yakın özelliklere sahip pek çok seçenek arasından kişinin kendi iradesi ile seçmesi yanında cinsel mahremiyet/zina ve arkadaşlık içermesi anlamına geldiğini söyler. Evlilik kavramı da yerini ‘ilişki’ sözcüğüne bırakmıştır. Çünkü bu flört olarak adlandırılan dönemde cinsellikten başka pek bir şey öne çıkarılmamakta, evlilik ise zamanla başlatılan bir ilişki haline gelmiştir. Flört hem duyguların hem de bedenlerin tüketimidir. Kişilerin hayatlarını evli bireyler gibi devam ettirdikleri bu süreç, yadırganmaz. Aynı şekilde kişi, flörtünden bıktığı ya da duygusal olarak daha fazla beraber yaşamalarına İhtiyaç kalmadığı gibi bir nedenle, başka beraberlikler arayışına girip İlişkilerine son verdiğinde, modern bir davranış sergilediği gerekçesiyle anlayışla karşılanmayı bekler.”310</p>
<p>Batı insanı için aşk artık bir bağlılık biçimi olmuştun Şöyle ki biriyle yakınlık kurmak için sadece âşık olmak ya da âşık olduğunu söylemek yeterlidir. Nikâh ve buluğ gibi şartlara ihtiyaç duyulmaz, sınır konulmaz. Bu şekilde yakın bir ilişki baş Liran kişi, en azından ortalama düzeyde riski göze almaya istekli, tek ödülü bizzat ilişkinin sağlayabileceğini kabul eden biridir. Buna göre bir dost, sadece bu yüzden bağlı biridir. Bağlılık, bir ölçüde aşkın gücüyle düzenlenebilse de aşk duyguları kendi içinde ve tek başına bağlılık üretmediği gibi herhangi bir anlamda manevî bağlılığı mümkün kılamaz. Dolayısıyla bir kişi, sadece aşk değil hangi nedenle olursa olsun bir başka kişiye bağlı olmaya karar verdiğinde, ona bağlıdır.311</p>
<p>Giddens’e göre bireysellik arttıkça “saf ilişki/zina” adını verdiği bir ilişki ortaya çıkar. Çünkü artık kadın-erkek ilişkilerinde, iki kişi arasında akrabalık, toplumsal yükümlülük veya geleneksel zorunluluk gibi bir kriter yoktur. İki kişinin hiçbir sabitesi olmayan bir hayatta, karşılıklı güven duygusu sadece birbirlerine kendilerini açmaya dayalı kurulur ve birbirine bağlı olmak ‘güven kabul edilir. Bu  ilişkilerde mahremiyet talebi, tamamlayıcı unsur olur.312</p>
<p>Bağlılığı inşa etmek zordur. Zira kesinlikle saf ilişki içerisinde karşılıklı uyumu da sağlamak zordur. Sonra birbirine bağlandığını söyleyen kişiler, diğer potansiyel seçeneklerden vazgeçmenin getireceği risklere hazır olmalıdır. Bir ilişkinin başlangıç evrelerinde iki taraf da muhtemelen diğerinin etkinliklerini dikkatlice gözden geçirir. Çünkü bir kişinin bağlılığının çok hızlı gerçekleştiği bir dönemde yeni oluşum halindeki bir ilişkiyi bitirmek fiilen öfke yaratacaktır. [313]</p>
<p><strong>Ana’nın Tüketilmesi</strong></p>
<p>Müslüman Osmanlı ailesinin, Ayşe Saraçgil, granit gibi sağlam, ataerkil ve ataevsel bir yapıya sahip olduğunu söyler. Bu ailede erkeğin hâkimiyeti altında görünmekle beraber, kadınların da güçlü olduğunu, hele annelerin çok özel bir yere sahip olduğunu belirtir. “Osmanlı kadınının” olarak da tanımlanan Müslüman Türk kadını imajı, dışarıdan bakıldığında; güçlü, ev yaşamını hakkıyla organize eden, çocukları ve torunları üzerinde otorite sahibi, ailenin maneviyatının koruyucusu, cinselliğin ötesine geçmiş bir “ana” olarak tasvir edilir. Osmanh kadınının kıymetini belirleyen davranışların; ağırbaşlı, içe dönük, utangaç, mütevazı tavırlar olduğunu ifilde eden Ve burada Boudhiba’nın[314] İslâm dininin, bir analar hükümdarlığı oluşturduğuna dair tespitine yer verir?[315]</p>
<p>Deniz Kandiyoti, Batı toplamlarında kadının bir erkeğin hâkimiyetinde olması durumunun, kadınlar için bir eksiklik ya da kimliksizlik olarak tanımlandığını iddia eder. Buna karşılık, kadınlara büyük ölçüde bir erkeğin vesâyetİ altında olduğunda saygınlık kazandıran ve kendisine değer atfedilen bir kültürde, tek başına hayatını devam ettiren bir kadın korumasız, dolayısıyla hafifmeşrep görüleceği için bu durumda kadının kendi kimliğini bulma konusunda ciddi sorunlar yaşayacağı sonucuna varır. Ona göre Batıda evlenmemiş olmak, soylu olarak ifade ettiği uğraşlardan biri ile meşgul olmak veya bir manastıra kapatılmak, kadına saygınlık kazandıran hususlardır. Fakat Osmanlı-Türk ortamında bu saygın bağımsız kadınlık modellerinin hiç var olmamış olduğunu söyler. Çünkü her kadın evlidir. Batı kültürünün aksine dullar bile hemen evlendirilirler. Böyle kadınların her zaman bir aile çerçevesi içine alınması, kadının özgürlük anlayışına terstir.316</p>
<p>Jean Baudrillard, Batı kültüründe bir kadına “ev kadını” sıfatı verildiğinde, bu sıfatın, o kadınların ev eşyaları olduğu ve onların üzerinde söz sahibi oldukları anlamına geldiğini haber verir.[317] Ayrıca modern Batı toplamlarında kadınların ev içi emeğinin bir kıymeti yoktur. Çünkü bu toplamlarda sadece gözle görülen ve ölçülebilen şeyler değerlidir. Maddî bir geliri veya gideri olmayan şeylerin hiçbir önemi yoktur. Ev kadınlarının emeği de ölçülemediği için “yok” hükmündedir. Ev kadınlarının ülke ekonomisinde üretici güç sayılmamaları, onların faydasızlığının tescil edilmesidir.[318]</p>
<p class="pr_header__heading">Fatma Çetin &#8211; Zihin Sömürü ve Aile: Küreselleşmenin Aile Üzerindeki Etkileri ve İslamî Perspektif,syf:174-210</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>166.Mustafa E. Erkal, Sosyoloji (Toplumbilim), Genişletilmiş 10. Baskı, Der Yayınları, İstanbul 1999, s. 226; Biray Çakmak, “Adnan Şişman, Tanzimat Döneminde Fransa’ya Gönderilen Osmanlı öğrencileri (1839-1876), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2004, 185 sayfa” (kitap tanıtımı), Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. V, No: 2, Aralık 2003, (265-271).</p>
<p>[167] Bu başlık Casiye Sûresi 23. âyetten alınmıştır. “Arzularını tanrı yerine koyan, Allah’ın kendini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi bir tasavvur et! Allah’tan sonra onu kim yola getirecek? Düşünmüyor musunuz?”</p>
<p>[168] Robinson, Nietzsche ve Postmodemizm, s. 14-17, 20-21; ayrıca bkz. Arthur Danto, Nietzsche: Hayatı, Eserleri ve Felsefesi (tercüme: Ahmet Cevizci), Paradigma Yayınları, İstanbul 2002, s. 19,22-23.</p>
<p>[169] Robinson, Nietzsche ve Postmodemizm, s. 23-26.</p>
<p>170.Hüseyin Aydın, “Nihilizmin Tarihçesi”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1986, C.I, No: 1, s. 1-8; Sosyal Bilimler El Sözlüğü (editör: Erhan Arda), Alfa Yayınlan, İstanbul 2003, 444-445; Mustafa Acar-ömer Demir, Sosyal Bilimler Sözlüğü, s. 186; Sebahattin Çevikbaş, “Nietzsche ve Nihilizm Tarihsel Bir Yazgı Olarak Nihilizm: Avrupa Nihilizminin Tarihi, Kökeni ve Egemen Olma Aşamaları”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2011, C. 15, No: 2,1.69-82.</p>
<p>171.Hüseyin Aydın, “Nihilizmin Tarihçesis. 2.</p>
<p>172.İvan Sergeyevİç Turgenyev, Babalar ve Oğullar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 10. Baskı, 2015, s. 68.</p>
<p>[173] Ülkü Çalışkan, “Rus Yazar İvan Scrgeyeviç Turgenyev’in (1818-1883) Siyasi Görüşleri”, Uluslararası Söz, Sanat, Sağlık Sempozyumu, 21-23 Ekim 2015, Edirne Bildiriler Kitapçığı, Trakya Üniversitesi, Yayın No: 178, s. 190; Nazan Coşkun Karataş, “Rusya’da Nihilizmin Gelişmesi ve Edebiyata Yansıması”, İdil Dergi, C. 3, No: 12, 2014, s. 42.</p>
<p>[174] Sosyal Bilimler El Sözlüğü (editör: Erhan Arda), s. 444-445.</p>
<p>175.Nazan Coşkun Karataş, “Rusya’da Nihilizmin Gelişmesi ve Edebiyata Yansıması”, s. 50-52.</p>
<p>176.1931 New York doğumlu ABD’li eleştirmen, yazar, eğitimci, iletişim kuramcısı Neil Postman, New York Eyalet Üniversitesi ve Columbia Üniversitesi’nde eğitim görmüş, New York Üni- versitesfnin Kültür ve İletişim Fakültesi’nde 40 yılı aşkın bir süre öğretim üyesi olarak görev yapmış, aynı üniversitenin Medya Ekolojisi Programı’nı kurmuştur. Çocukluğun Yokoluşu (1982), Televizyon: öldüren Eğlence (1985), Teknopoli (1992) başta olmak üzere yirmi kitap ve çok sayıda makale kaleme almıştır. 2003 yılında New York’ta ölmüştür.</p>
<p>177.Mesela 17 Haziran 1954’te Hamburg’da doğduğu belirtilen Almanya Devlet Başkanı olan Angela Merkel, bu durumun iyi bir örneğidir. Bkz. “Merkel’in kökeni Polonya’ya uzanı¬yor”, Deutsche Welle, http://www.dw.com/tr/merkelin-k%C3%B6keni-polonyaya-uzan %C4 %Blyor/a-16700456, (erişim: 5.10.2017).</p>
<p>178 Neil Postman, Teknopoli: Yeni Dünya Düzeni, Paradigma Yayınları, İstanbul 2006, s. 87.</p>
<p>179 Neil Postman, Teknopoli, s. 87.</p>
<p>180.Neil Postman, Teknopoli, s. 87.92</p>
<p>[181] Neil Postman, Teknopoli, s. 96-99.</p>
<p>[182] Neil Postman, Teknopolit s, 92.</p>
<p>[183] Teksas (II Grande Blek) 1956 yılından beri Türkiye’de yayınlanan ve kardeş yayın olanTommiks (Captain Miki) ile birlikte çocuklar ve gençler arasında çok büyük ilgi görmüş Italyan yapımı bir çizgi romandır, tik yayınlandığı yıllarda bu romana olan ilgi o dereceye varmış ki Türkiye’de bütün çizgi romanlar Teksas-Tommiks adıyla anılmaya başlanmıştır.</p>
<p>184 “Pedofili içeren ifadelerin bulunduğu kitabın yazarına soruşturma”, INDIGO, 28 Mayıs 2019 haberi, çevrimiçi bkz. https;//indigodergisi.çom/2019/05/pedofili-iceren-ifadelerin-bulundugu- kitabin-yazarina-şorusturma/ erişim: 27.09.2019; ayrıca bkz. “Bir ‘pedofili’ skandali da Ayşe Kulin in kitabında çıktı! Sapık ifadeler”, Yeni Akit gazetesi, 29 Mayıs 2019, (çevrimiçi), https:// www.yeniakit.com.tr/haber/bir-pcdofili-skandali-da-ayse-kulinin-kitabinda-cikti-sapik- ifadelgr-777485-huni erişim: 27.09.2019; “Sapık yazar skandalında ikinci vaka! Elif Şafaktan iğrenç satırlar”, Ahaber Internet gazetesi, 29 Mayıs 2019 haberi için (çevrimiçi), https://www.ahaber.com.tr/gundem/2019/05/29/sapik-yazar-skandalinda-ikinci-vaka-elif-safaktan-igrenc-satirlar erişim: 27.09.2019.</p>
<p>185 NJeil Postman, Çocukluğun Yok Oluşu ve Televizyon (tercüme: Kemal İnal), İmge Kitabevi, İstanbul 1995, s. 101-116.</p>
<p>186 bu başlık da Casiye Sûresi 24. âyetten alınmıştır. “Bir de şöyle demektedirler: ‘Bu dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur. Ölürüz, yaşarız. Bizi öldüren ise zamandan başkası değildir.’ Hâlbuki onların bu konuda bir bilgileri yoktur, zannetmekten başka bir şey yaptıkları yok”</p>
<p>[187] Aydın, “Nihilizmin Tarihçesi”, s. 2-3; Robinson, Nietzsche ve Postmodemizm^ s. 32-33.</p>
<p>188 Jbab Habib Hassan, Arap asıllı, ABD’li edebiyat teorisyeni, eleştirmeni ve yazar. 1925, Kahire doğumlu yazar 21 yaşında ABD’ye iltica etmiş, 1954-1970 yılları arasında Wesleyan Üniversitesi’nde, 1970’ten 1999’da emekliliğine kadar Wisconsin-Milwaukee Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. Edebiyat ve kültür üzerine 15 kitabı, 300’ü aşkın makalesi yayınlanmıştır.</p>
<p>[189] Frank L. Cioffi, “Postmodern Vs: îhab Hassan la Söyleşi” (tercüme: Serkan Işın), çevrimiçi bkz. www.poetikhars.com/webblog/bibliobot/postmodern-vs-ihab-hassan-la-soylesi erişim: 13.10.2017</p>
<p>[190] Yuval Noah Harari, Homo Sapiens: insan Türünün Kısa Bir Tarihi (tercüme: Ertuğrul Genç), Kolektif Kitap, 31. Baskı, İstanbul 2017, s. 417.</p>
<p>[191] Bu başlık Bakara Sûresi 217. âyetin bir bölümünden alınmıştır. Bkz. “Güçleri yeterse sizi dininizden çevirinceye kadar durmadan sizinle savaşırlar.”</p>
<p>[192] Frank L. Cioffi, “Postmodern Vs: Ihab Hassan’la Söyleşi”; ayrıca bkz. Robinson, Nietzsche ve Postmodernizm^ s. 44.</p>
<p>[193] Mike Featherstone, Postmodernizm ve Tüketim Kültürü (tercüme: Mehmet Küçük), Ayrıntı Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2005, s. 18.</p>
<p>[194] Gianni Wattimo, Modernliğin Sonu: Post-Modern Kültürde Nihilizm ve Hermenötik (tercüme: Şahabettin Yalçın), İz Yayıncılık, İstanbul 1997, John R. Snyder, “Modernliğin Sonu” Hakkında, İngilizceye Çevirenin Takdimi, s. 7-8.</p>
<p>[195] Bryan S. Turner, Oryantalizm, Postmodernizm ve Globalizm (tercüme: İbrahim Kapaklıkaya), Anka Yayınları, Ankara 2002, s. 27; Akbar S. Ahmed, Postmodernizm ve İslam (tercüme: Osman Ç. Deniztekin), Cep Kitapları, 1. Baskı, Ankara 1995, s. 19-23.</p>
<ol start="196">
<li>Harvey, Postmodernliğin Durumu, s. 57.</li>
</ol>
<p>[197] 1943 doğumlu Pakistan vatandaşı antropolog Akbar S. Ahmed, Washington DC’deki Ame¬rikan Üniversitesi’nde Ibn Haldun İslâmî Çalışmalar Başkanı ve Uluslararası İlişkiler Profe¬sörüdür, Dinlerarası diyalog ve küresel İslâm’ın toplum üzerindeki etkisi üzerine çalışmalar yapmıştır.</p>
<p>198.Akbar, Postmodernizm ve İslam, s. 302.</p>
<p>199.N. Akbulut Arıkan, “Modern Mahrum: ‘Modern Mahrem’ Üzerine Bir Değerlendirme”, çevrimiçi bkz. hlips;//www,acadcmia.edu/23297606/Modern Mahrum Modern Mahrem %C3%9Czerinç Bir Dc°/oC4%9Ferlendirme (1-8), s. 6-7. Erişim: 12.04. 2019.</p>
<p>[200] Nilüfer Göle, “İslam! Hareketler ve Postmodernizm”, İslam Düşüncesi Sempozyumu Bildiriler Tartışmalar (hazırlayan: Mehmet Bekaroğlu), Beyan Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 1993, s. 107-116.</p>
<p>[201] Doktora tezini “Türkiye’de Radikal İslamcılık” hakkında yapan Atalar, başta Zaman gazetesi olmak üzere gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Batının Kaynakları (Mark A. Kishlansky) kitabından başka; Kuranın Zihni inşası (Seyyid Abdüllatif), Batı Düşüncesinde İslam (Albert Hourani), Modern Küresel Sistem (Immanuel Wallerstein), İslam’da Modern Eğilimler (H. A. R. Gîbb) kitaplarını Türkçeye çevirdi. Düşüncede Devrim ve On Tez başlıklı iki kitabı bulunmaktadır.</p>
<p>[202] Mehmet Kürşat Atalar, “80 Sonrası Türkiye’de İslâm Düşüncesi’nin Problemleri ‘Modernist İslâm’ Söyleminin Eleştirisi”, Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi ve Hareketi Sempozyum Tebliğleri (editörler: İsmail Kara-Asım öz), Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul 2013, (538-549), s. 539,4. dipnot.</p>
<p>[203] “Anlatı: Olaylara dair bir izahı, bağlantılı ve planlı bir şekilde iletmeye yarayan bir yapı dâhilinde dilin düzenlenmesidir. Bu bakımdan bir anlatı, olaylar silsilesine başvurur.” Bkz. Kültürel Kuramda Anahtar Kavramlar, s. 239.</p>
<p>[204] Kültürel Kuramda Anahtar Kavramlar, s. 239.</p>
<p>[205] Bryan S. Turner, Oryantalizm, Postmodernizm ve GlobaUzm, s. 30.</p>
<p>[206] Bryan S. Turner, Oryantalizm, Postmodernizm ve Globalizm, s. 35.</p>
<p>207.Bryan S. Turner, Oryantalizm, Postmodernizm ve Globalizm, s. 273.</p>
<p>[208] Akbar S. Ahmed, Postmodernizm ve İslam, s. 16</p>
<p>[209] Mücahit Gültekin, “ABD Dış işleri Türkiye’deki İstismar Vakalarıyla Niçin İlgileniyor?*, İsiami Analiz, (26.3.2018), (çevrimiçi), bkz. http://www.islamianaliz.com/yazi/abd-dis-isleri- turkiyedeki-istismar-vakalariyla-nicin-ilgileniyor-3602#sthash.FL6XCyeW.UwPRQy0b,&lt;lpbs erişim: 12.04.2019; ayrıca bkz. “Saadet Öğretmen ödülünü Melania Trump’tan aldı*, NTV, (29 Mart 2017), https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/saadet-ogretmen-odulunu-melania- trumptan-aldi.RgPtROOlOUCDbklMOES WQ erişim: 14.04.2019.</p>
<p>[210] gu konuda Selin Girit’in 18 Nisan 2018’de BBC Türkçe sayfası için hazırladığı “Ensar Vakfı, iş arkadaşları ve köylülerin gözüyle Karaman zanlısı Muharrem B.” adlı haber, üze¬rinde değerlendirme yapılmaya değerdir. Bkz. https://www.bbc.com/turkce/haberler/ 2016/ 04/160418_karaman_ensar_vakfi erişim: 14.04.2019.</p>
<p>[211] Jean-François Lyotard, “Postmodern Nedir Sorusuna Cevap”, Postmodemizm içinde (hazırlayan: Necmi Zeka), Kıyı Yayınları, İstanbul 1994, s. 45.</p>
<p>[212] Tuğçe Poyraz Tacoğlu, “Türkiye’de Gerçekleştirilen Geleneksel Evlilik Çeşitlerinin Nedenleri ve Evlilikler Üzerinde Törenin Etkisi”, ODÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, C. II, No: 4, Aralık 2011, (114-144), s. 127.</p>
<p>[213] Huriye Martı, “Diyanet’le ilgili daha asılsız bir haber üretilemezdi”, Diyanet işleri Başkanlığı</p>
<p>Resmi Internet sitesi, (4 Ocak 2018), (çevrimiçi), https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Knrumsal/ I Jctay/11167/diyanetle-ilgili-daha-asilsiz-bir-haber-uretilemezdi erişim: 14.04.2019.</p>
<p>214.Bunun örnekleri Batı toplamlarında da bulunmaktadır. Mesela Fransa kralı IV. Philip’in kızı Isabella, babası tarafından 1298 gibi erken bir tarihte İngiltere Kralı II. Edward ile nişanlandığında henüz üç yaşındaydı. Evlilik sözleşmesinin şartlarıyla ilgili anlaşmazlıklar nedeniyle uzun süren gecikmelerin ardından, çift, Isabelle henüz 12 yaşındayken (kimi kaynaklara göre 14 yaşındayken), 25 Ocak 1308de Boulogne-sur-Merde evlendi. Bkz. Sophia Menache, “Isabelle of France, Queen of England. A PostScript”, Revue belge de philologie et d^istoire, 2012, No: 90/2, (493-512), s. 494.</p>
<p>[215] Bkz. Kemalüddin İbnu 1-Hümam, FethulrKadit, Dârul-Fikr, 3. Baskı, 1977,1-X, c. 3, s. 187.</p>
<p>[216] “Kadın” terimi, 18 yaşından küçük kızları da kapsayacaktır. Bkz. İstanbul Sözleşmesi, Madde: 3/£</p>
<p>[217] Yasemin Çoban, “Toplumsal cinsiyet kavramını konuşmak, çalıştayından izlenimler&#8230;”, Akoder, (29.4.2019), (çevrimiçi) http://akoder.net/yazi-yasemin-coban-l 57.html erişim: 4.05.2019.</p>
<p>[218] 2014-2017 yılları arasında Mardin Artuklu Üniversitesi Antropoloji Bölümünde öğretim üyesi olarak görev aldı. Evli ve üç çocuk annesi olan Hidayet Tuksal, halen Kırıkkale Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümünde Din Sosyolojisi Ana Bilim Dalı nda Doç. olarak görev yapmaktadır. Kendini Müslüman feminist olarak tanımlayan Tuksal, akademisyenliğinin yanı sıra Başkent Kadın Platformu adlı derneğin üyesidir. Çevrimiçi: https://fdbb.kku.edu.tr/Bolum/Sayfa/AkademikPersonel erişim: 6.1.2018.</p>
<p>[219] Hidayet Tuksal, “Kadın Aleyhtarı Rivayetlerde Ataerkil Geleneğin Tesirleri”, Ankara Üniversitesi Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı Hadis Bilim Dalı, 1998.</p>
<p>[220] Hidayet Şefkatli Tuksal, Kadın Karşıtı Söylemin İslam Geleneğindeki İzdüşümleri, Otto Yayınları, 4. Baskı, Ankara 2012, s. 91-13, 124 ve 279.</p>
<p>[221] “Tespitlerimize göre sahih isnatlarla nakledilmiş merfu ve meşhur düzeyinde bir hadistir&#8230; Hadisin metni, Kur’an ve sünnete muhalif bir içeriğe sahip değildir. Bilakis Kur’an-ı Kerim’de yer alan ‘Kiminizi kiminize üstün kıldı’ (en-Nisa 4/32) âyetinin tefsiri mahiyetindedir.” Bkz. Tuğba Kocaman, “Kadınlar Hakkında Aklın ve Dinin Noksanlığı’ Nitelemesini İçeren Hadisin Tahrîci Tenkidi ve Değerlendirilmesi”, (Yüksek lisans tezi), Marmara Üniversitesi Temel Islâm Bilimleri Anabilim Dalı Hadis Bilim Dalı, 2017; Hidayet Şefkadi Tuksal, Kadın Karşıtı Söylemin İslam Geleneğindeki İzdüşümleri, 2. Baskıya Önsöz.</p>
<p>222 Saraçgil, Bukalemun Erkek, s, 14-15. Ayşe Saraçgil hakkında, kitabı yayımlayan iletişim Yayın- lan’nın tanıtımı şu şekildedir: 1954 yılında Ankara’da doğdu. 1974’te Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü nden mezun oldu. Burs ile geldiği İtalya’da Roma Pro-Deo Üniversitesi’nde televizyon programcılığı ve kitle iletişimi üzerine iki yıllık bir eğitim gördü. Roma Üniversitesi’nde modern tarih yüksek lisansı yaptı. 1977-1984 yılları arasında, Avrupa işçi sınıfı tarihi üzerine araştırmalar yapan Lelio e Lessi Basso Vakfı’nda çalıştı. 1985 yılında Universitâ di Napoli L’Orientale, Facoltâ dİ Studi Arabo Islamici e del Mediterraneo’da Türkçe okutmanlığı yapmaya başladı. 1996’dan bu yana aynı üniversitede Türk dili ve edebiyatı ve Osmanlı tarihi profesörü. Bkz. https://www.iletisim.com.tr/kisi/ayse-saracgil/7178#.XKXwuIgzbIU erişim: 4.04.2019.</p>
<p>223 Kandiyoti, Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar, s. 106; Şemseddin Sami de yazılarında Osmanlı’nın geri kalmışlığını, ailenin istenilen şekilde olmadığına bağlar. Ona göre hem kadınlar, hem de erkekler eksiktir. Bu durumun ailenin ıslah edilerek düzeltilebileceğini, buna da kadınlardan başlamak gerektiğini iddia eder. Bkz. Şemseddin Sami, Bir Elde İğne Bir Elde Kitap, s. 83.</p>
<p>[224] Ayşe Saraçgil, Bukalemun Erkek, s. 250; Deniz Kandiyoti, “Modernin Cinsiyeti: Türk Modernleşmesi Araştırmalarında Eksik Boyutlar”, s. 113; Sera Reyhani Yüksel, “Türk Medenî Kanunu Bakımından Kadın-Erkek Eşitliği”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2014, C. 18, Sayı: 2, (175-200), s. 184.</p>
<p>[225] Gazeteci Özlem Albayrak’a göre seküler feminizmde kadın kendini ailesi için feda etmezken, Müslüman feministler kendilerini aile içinde tanımlarlar. Bkz. çevrimiçi, Özlem Albayrak, “İslamcı feminist!”, Yeni Şafak gazetesi, 15 Mart 2008, Cumartesi.</p>
<p>[226] Emine Öztürk, “Türkiye’de Aile İçi Şiddet, Kadın Sığınma Evleri ve Din” (Doktora tezi),</p>
<p>Marmara Üniversitesi İlahiyat Anabilim Dalı Din Sosyolojisi Bilim Dalı, 2008, s. 32-40.</p>
<p>[227] Öztürk, “Türkiye’de Aile İçi Şiddet”, s. 121-135.</p>
<p>228.H.Bayram Kaçmazoğlu, “Türkiye’de Kadın Sorunu Üzerine Sosyolojik Bir Yaklaşım”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, No: 22, 1995, s. 76-90. “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın önlenmesi” anlaşması BM Genel Kurulunda 1 Mart 1980 tarihinde imzaya açılmış, 14 Ekim 1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir, (çevrimiçi), https://www.tbmm.gov. tr/komisyon/kefe/belge/uluslararasi bclgeler/ayrimcilik/CEDAW/CEDAW Sözleşmesi ve ihtiyari Protokolu.pdf erişim: 18.04.2019.</p>
<p>[229] Yeşim Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, Türkiye&#8217;de Modernleşme ve Ulusal Kimlik içinde (Editör: Sibel Bozdoğan, Reşat Kasaba; Çeviren: Nurettin Elhüseyni; Yayma hazırlayan: Ayşen Anadol), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1998, (82-98), s. 97.</p>
<p>[230] Yeşim Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, s. 94.</p>
<p>[231] Kuriş’in ibadetin Türkçe yapılabileceği, kadınların regl dönemlerinde namaz kılıp oruç tutabileceği, Kur’ân’da çarşafın olmadığı, Kur’ânda kadın ve erkeğe eşitlikçi yaklaşımın olduğu, kadınların da erkekler gibi Cuma ve Cenaze namazına katılabileceği, erkeklerle birlikte namaz kılabileceği gibi söylemleri, feminist söylemlerle örtüşmektedir. Bkz. Hacı Özdemir, “Islami Feminist Konca Kuriş Üzerine”, International Social Sciences Studies Journal, C. V, No: 31, 2019, (1569-1581).</p>
<p>[232] Bizce Şirin Tekelinin çalışmaları, Müslüman feminist tipinin oluşturulması bakımından İslâmî İlimlerde araştırma konusu yapılmalıdır.</p>
<p>[233] Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, s. 98.</p>
<p>[234] Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, s. 97; ayrıca bkz. Sedef Öztürk, “Eleştiriye Bir Yanıt”, Kaktüs Dergisi, No 4, Kasım 1988, s. 28,30. Bu konudaki birlik söylemleri için bkz. http.7/ka-der.org.tr/hakkimizda/ erişim: 25.03.2019.</p>
<p>[235] Yeşim Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, s. 95.</p>
<p>[236] Yeşim Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, s. 98.</p>
<p>[237] “(Evlilik hukukuna) başkaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir» büyüktür.” Nisâ, 4/34.</p>
<p>[238] Giddens, Modernite ve Bireysel Kimlik, s. 11.</p>
<p>[239] Örnek olarak bkz. http://www.keig.org/kadin-orguderi/; https;//acikacik.org/sivil-toplum- kurulusu/kadin-dayanisma-vakfi</p>
<p>[240] h. Bayram Kaçmazoğlu, “Türkiye’de Kadın Sorunu Üzerine Sosyolojik Bir Yaklaşım”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, No: 22, 1995, (76-90), s. 81-82.</p>
<p>[241] Nazife Şişman, “Müslüman Kadın Feminist Olabilir mi?”, Dünya Bizim, 20 Şubat 2012,</p>
<p>hnps://www.dunyabizim.comZsoylesiZmusluman-kadin-feminist-olabilir-mi-h8820.html erişim: 25.03.2019.</p>
<p>[242] Feyza Akınerdem, “Başörtülü Feminist Olmak Çelişki Değil”, Bianet, 08 Nisan 2012, Pazar 14:42 hctp$;//m.bianet.orgZbianet/toplumsal-cinsiyet/137492-basortulu-feminist-olmak- cdiski-dcgil erişim: 25.03.2019. Feyza Akınerdem Reçel Blog’da şöyle tanıtılıyor: Boğaziçi mezunu. Son 10 yıldır Türkiye’de kadın hareketinin içerisinde yer almış, farklı siyâsî, etnik ve dinî Öznelliklere sahip kadınların bir araya geldiği kadın ağlarının kurulması için çalışmalarda bulunmuştur. Reçel-Blog kurucuları ve editörlerindendir. 2014*te kurulmuş olan blog, kadınların ve özellikle Müslüman kadınların gündelik hayat deneyimlerini eleştirel bir perspektiften anlatan öznel hikâyeleri yayınlamaktadır. Bkz. https:ZZwww.istekadinlar.comZ feyza-akinerdem-kimdir-biyografi,641 .html erişim: 25.03.2019.</p>
<p>[243] Şirin Tekeli, “On Maddede Türkiyede Kadın Hareketi”, 13 Eylül 2004 Türkiye ve Avrupa Birliğinde Kadınlar: Ortak Bir Anlayışa Doğru Sempozyumu^ rn.bianet.org, 18 Eylül 2004, bkz. https:ZZm.bianet.orgZbianetZkadinZ43145-on-maddede-turkiyede-kadin-hareketi, erişim:21.01.2021.</p>
<p>244.Platform başkanı ve bazı üyelerinin dönemin bakanının ‘2017’de boşanmalar azalıyor sözüne verdikleri ibretlik tepki için bkz. “Başkent Kadın Platformu: Hem Müslüman hem feminist kadınlarız” haberi için bkz. https://www.bbc.çom/turkçc/habcrler-turkiye-43320529 erişim: 25.03.2019.</p>
<p>245.httpı//www^ivilsayfalar.Qrg/2&amp;1Z1&amp;LL20/baskcnt-kadin-platformu-dernegi-baskani-zcynep-gok nil-sanal-15-tcmmuz-sonrasi-sivil-toplumun-etkili-olma-nUsilifi&gt;k#lmwdV erişim- 25.03.2019.</p>
<p>[246] Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği Tüzüğü, http://www.hazarderneei.org/tuzug11mn7/ erişim: 18.04.2019.</p>
<p>[247] Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği, süresiz yoksulluk nafakası değerlendirme raporu hazırladı.” (20 Şubat 2019), (çevrimiçi), hgps;//www.nosta.çom.tr/hazar-dcrneginden-surrsiz- y()ksulluk-nafakasi-degerlendirme-raporu-2098015 prişim- 18.04.2019.</p>
<p>[248] Saraçgil, Bukalemun Erkek, s. 254.</p>
<p>[249] Saraçgil, Bukalemun Erkek, s. 246-247.</p>
<p>[250] Kandiyoti, “Modernin Cinsiyeti”, s. 112.</p>
<p>[251] Yeşim Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, s. 94.</p>
<p>[252] Saraçgil, Bukalemun Erkek, s. 254.</p>
<p>[253] Bu başlık Isra Sûresi 26 ve 27. âyetlerinden alınmıştır. “Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma! Çünkü savurganlar şeytanların dostlarıdır. Şeytan da Rabbine karşı çok nankördür.”</p>
<p>[254] Jean-François Lyotard, “Postmodern nedir sorusuna cevap”, Postmodemizm içinde, s. 50.</p>
<p>[255] Mübeccel B. Kıray, Tüketim Normları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma (editör: Nigan Bayazıt), Bağlam Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul 2005, s. 27.</p>
<p>[256] Bu bağlılığın şiddeti sosyal medyada ‘takipçi sayısı’ ile ölçülmektedir.</p>
<p>[257] “Servet toplamış ve onu sayıp durmuş olan herkesin vay haline! O, malının kendisini sonsuzca</p>
<p>yaşatacağını zanneder.” Hümeze, 104/2-3.</p>
<p>258 James Dean ve benzerleri gibi. Bkz. Baudrillard, Tüketim Toplumu, s. 40-45. “Bugün bir yığın şeyi çöpe attım” günümüzde çok kullanılan bir söz. Ayrıca James Dean için bkz. S. Serdar Serter, “Sinemada Yıldız İmgesi: James Dean ve Asi Gençlik (Rebel Wıthout A Cause—1955)*, Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi, No: 1, C. IV, 2016, s. 371-391, (çevrimiçi), http.7/dergipark.gov.tr/download/article-file/234676 erişim: 10.04.2019.</p>
<p>259 Lise dönemim öğrenci olaylarıyla tanınır. Sol görüşlü olduğunu söyleyen arkadaşlar Marx m KapitaFım bize de okutmaya çalışırlar ve okul idaresine karşı disiplinsiz davranışlarda bulunurlardı. Bir gün ‘boykot’ yaptıklarım söylediler. Bütün okul yemekhanede toplandı, içlerinden birisi bize konûşma yaptı. Bu kızların hemen hepsi, uzun saçlı, saçları örgülü ama dağınık, yeşil parkalı ve kot pantolonluydular. Bize yerli malı kullanmamızı, lüks Amerikan mallarını kullanmamamızı tavsiye ediyorlardı. Bir de saçlarımızı şampuanla yıkamayıp yeşil sabun kullanmamızı, lükse ve süse önem vermememizi tavsiye ettiler. Şimdi dağa eşkıya çekmek isteyen internet siteleri bile dış görünüş itibarıyla göze hitap eden, süslü genç erkek ve kızları kullanıyor.</p>
<p>[260] Mehmet Ali Aydemir, “Süslü: Yenidünyanın Tematik insanı”, Toplumsal Tipler içinde (editör: Mehmet Ali Aydemir), Açılım Kitap, 1. Baskı, İstanbul 2016, s. 455.</p>
<p>261 ‘Teberrüc’ için bkz. Zeki Duman, Kuran-ı Kerimde Örtünmenin Sınırlan, İstanbul 2011, s. 91,121423.</p>
<p>[262] £rol Sungur, “Postmodern Tüketim ve Dindarın Seçkinlik (Elitlik) Göstergeleri”, Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl 10, No: 2, Aralık 2017, (1277-1298), s. 1294- 1295.</p>
<p>[263] Bunu görmek için üniversitelerin kantin ve bahçelerinde birkaç saat geçirmek yeterlidir.</p>
<p>[264] Mehmet Ali Aydemir, “Süslü”, s. 454.</p>
<p>[265] Baudrillard, Tüketim Toplumu, s. 15-18,40.</p>
<p>[266] Mehmet Anık, “Aykırı Bir Düşünür Olarak J. Baudrillard ve Gösteriş Amaçlı Tüketim”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C. IX, No: 47, Aralık 2016, s. 448.</p>
<p>[267] Mehmet Güven Avcı, “Toplumsal Çözülme ve Parçalanma: Tüketim, Bireyselleşme ve Şiddet Üreten Aile”, Sosyologca Dergisi, No: 6, 2013, s. 252.</p>
<p>[268] “İnsani Gelişim Endeksi 2018 açıklandı, Türkiye 64. Sırada”, Haberler.com, (çevrimiçi), http:// ingev.org/haberler/ingev-haberleri/insani-gelisme-endeksi-2018-aciklandi-turkiye-64-sirada/ erişim: 9.04.2019. İnsani Gelişme Endeksi’nin ülkeler için yaşam uzunluğu, okuryazar oranı, eğitim ve yaşam düzeyi doğrultusunda hazırlanan bir ölçüm olduğu; bir ülkenin gelişmiş, ge¬lişmekte olan ya da gelişmemiş bir ülke olduğunu; bunun yanı sıra ekonomisindeki etkinin yaşam niteliğini ne düzeyde etkilediğini gösterdiği belirtilir. İnsani Gelişme Endeksi ilk olarak 1990 yılında Pakistanlı ekonomist Mahbub ul Haq tarafindan geliştirilmiş ve 1993 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Gelişme Programı tarafindan yıllık İnsani Gelişme Raporu nda sunulmaktadır.</p>
<p>[269] “Allah, “Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun” der.” Tâ-Hâ, 20/128.</p>
<p>270 Bkz. Tâ-Hâ, 20/45; Zümer, 39/56; En’âm, 6/61.</p>
<p>[271] Kehf, 18/28.</p>
<p>[272] el-Mucemul-Vasît, (düzenleme: İbrahimEnîs vd.), Dâru 1-Fikr, ty., 2 c., C. II, s. 683; ayrıcabkz. Elmalık, Hak Dini Kuran Dili, C. 5, s. 358; Ömer Nasûhi Bilmen, Kufan-ı Kerimin Türkçe MeâliÂlisi ve Tefsiri, Bilmen Yayınevi, İstanbul t.y., 8 c., C. IV, s. 1951-1952; Şerafeddin Kalay, Örnek Nesil, 2 c., C. I, s. 129-130.</p>
<p>[273] Mehmet Ali Aydemir, “Süslü: Yenidünyanın Tematik İnsanı”, Toplumsal Tipler (editör: Meh¬met Ali Aydemir), Açılım Kitap, 1. Baskı, İstanbul 2016, s. 444-445.</p>
<p>[274] Aydemir, “Süslü”, s. 446-447.</p>
<p>[275] Aydemir, “Süslü”, s. 453.</p>
<p>[276] Aydemir, “Süslü”, s. 444-445.</p>
<p>277 Aydemir, “Süslü”, s. 452-453.</p>
<p>[278] Araştırmacıların 1970 yılında New York’ta yapılan bir sayıma dayanarak verdikleri bilgiye göre bu sayı o senelerde 100 bin civarına yükselmiştir. Bkz. Mike Feathersone, Postmodemizm ve Tüketim Kültürü (tercüme; Mehmet Küçük), Ayrıntı Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2005, s. 87-88.</p>
<p>[279] “Çingenelerin göçebe ve başıboş yaşamlarına benzer biçimde günü gününe, tasasız, derbeder bir yaşayışı olan, günü gününe yaşayan sanatçı, sosyal yapıya karşı uyumsuz tavrıyla gündeme gelmektedir. Onlar gibi olmayı reddederken onları değiştirmeyi amaçlayan bohem, her şeyden önce eser üreten, var olduğu sosyal ilişkilerin ötesini görebilen kişidir. Bununla birlikte sahip olduğu umursamaz tavırla, aylak yaşama alışkanlığı çoğu zaman mensup olduğu toplum tarafından dışlanmasına yol açar. Karşılıklı reddedişin meydana getirdiği yalnızlık, bohem için vazgeçilmez bir nimet ve olumlu bir durum olarak görülmüştür. Hiçbir ahlâki kuralın olmadığı, sosyal en ufak bir kaygının taşınmadığı bu yaşam tarzı, sırf vakit geçirmek için devam ettirilen günlerle doludur&#8230; Aslında tembellik ve iradesizlik, olaylara ve eşyaya vakıf olamama iliklerine kadar işlemiştir. Postmodern çağa ulaşmış olmak onların gerçek yüzünü gizlemek için bulunabilecek en büyük nimettir&#8230; Yaşam tarzı boşluktan ibaret olan bu grup, sanat ve edebiyat camiası içinde kendilerini “nihilist bir değer” olarak tanımlamaktadır.” Bkz. Mehmet Yılmaz, “Şairlerin Bohem Hayatı Üzerine Gözlemler”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, No: 36, Ocak 2014, (101-114).</p>
<p>[280] Feathersone, Postmodemizm ve Tüketim Kültürü, s. 87-89.</p>
<p>[281] Feathersone, Postmodemizm ve Tüketim Kültürü, s. 133. Püriten için bkz. http://ktp4sarn.org. tr/?url=makaleilh/findrecords.php erişim: 25.12.2017.</p>
<p>[282] Aydemir, “Süslü”, s. 448-449.</p>
<p>[283] Aydemir, “Süslü”, s. 449-450.</p>
<p>Bu durum artık gazetelerin köşe yazılarına da sinmiştir. Mesela; Ertuğrul Özkök’ün “Kadın bedeni kaç yaşında istemez” (18 Nisan 2015) yazısı için bkz. http://www.hurriyet.com.tr/ yazarlar/ertugrul-ozkok/kadin-bedcni-kac-yasinda-istemez-28767640 erişim: 11.04.2019.</p>
<p>[285] Fredric Jameson, “Postmodernizm Ya Da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı”, s. 63.</p>
<p>[286] Baudrillard, Tüketim Toplumu^ s. 185.</p>
<p>[287] İbrahim Hakkı İnal, “İslami Camiada Gençliğin Ahlâk Telakkisinde Postmodern Düşüncenin Etkisi”, Sinop Üniversitesi Uluslararası Gençlik ve Ahlâk Sempozyumu (6-7-8 EKİM 2016), (editörler: Haşan Barlak vd.), İkizler Matbaası, Sinop 2016, 2 c., C. I, s. 568-578.</p>
<p>[288] Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, s. 93. Hâlbuki Batıda feministlik ilk olarak, kanun önünde kadınların erkeklerle eşit olmamasından ve demokratik haklarının verilmemesinden dolayı 1830 yılından sonra öne çıkmıştır. Bkz. Genevieve Fraisse-Michelle Perrot, “Düzenler ve özgürlükler”, Kadınların Tarihi: Devrimden Dünya Savaşına Feminizmin Ortaya Çıkışı, (editörler: Georges Duby, Michelle Perrot; tercüme: Ahmet Fethi), Türkiye îş Bankası Yayınları, İstanbul 2005, 4 c., C. IV, s. 15.</p>
<p>[289] Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, s. 94.</p>
<p>[290] Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, s. 93.</p>
<p>[291] Arat, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, s. 94.</p>
<p>[292] Kandiyoti, “Modernin Cinsiyeti”, s. 113.</p>
<p>[293] Kandiyoti, “Modernin Cinsiyeti”, s. 113-114.</p>
<p>[294] Yazının orijinal metni için bkz. https://www.opendemocraçy.net/5050/deniz-kandiyoti/tangled- vvcb-politics-of-gcnder-in-turkey erişim: 20.02.19.</p>
<p>[295] Oral Çalışlar, “Bir kadın Galata Köprüsünde balık tutunca&#8230;”, 27/06/2008, Radikal gazetesi, (çevrimiçi), bkz. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/oral-calislar/bir-kadin-galata-koprusunde&#8221; balik-tutunca-885483/ erişim: 18.04.2019.</p>
<p>[296] bu başlık Nisâ Sûresi 118-119. âyetten alınmıştır. Bkz. “Allah şeytanı lânetlemiştir, o da ‘Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler’ demiştir. Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinen kimse</p>
<p>elbette apaçık bir ziyana düşmüş olur.”</p>
<p>29/ 7 Dilek Himam Er, “Modanın Yaratım Nesnesi Olarak ‘Tasarı Bedenler”’, Dokuz Eylül Üniver¬sitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dergisi, 2009, s. 17-22.</p>
<p>298 Baudrillard, Tüketim Toplumu, s. 163.</p>
<p>[299] “Dudak dolgusu yaptıran hemşire dudaklarını kaybedebilir”, www.ntv.com.tr, (2 Mayıs 2017). Habere göre; Adana Çukurova Üniversitesi hastanesinde görev yapan Merve Keleş isimli bir hemşire, kendi dudaklarını beğenmediği için daha büyük bir dudağa sahip olmak ister. Bunun için kendini doktor olarak tanıtan birine dudak silikonu yaptırır. Ancak birkaç gün sonra bilinmeyen bir nedenle dudakları şişmiş, patlayacak duruma gelmiştir. Erişim: 13.10.2017. Bu haber, modernitenin kadına dayattığı dudak modelinin kişiler üzerinde ne kadar etkili olduğunu gösterir. Şöyle ki eskiden film oyuncularının yapmaya kalkıştıkları bir estetik operasyonunu artık bir hemşire bile yaptırmak istemektedir. Bedenin kilolu olması istenmemesine rağmen, cinselliği öne çıkarmak, daha kadınsı görünmek için dudaklar dolgun hale getirilmelidir. Bunu yaptırmak için yeterli parası olmayanlar, bu haberde görüldüğü gibi bunu, el altından daha ucuza ama mutlaka yaptırmalıdır&#8230;</p>
<p>[300] Parvin Ghorbanzadeh Dizaji, “Yaratıcı Deneyimde Bedenin Gizemi” (Sanatta Yeterlilik Tezi), Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı, Ankara 2017.</p>
<p>301Baudrillard, Tüketim Toplumu, s. 165.</p>
<p>302 bu konuda Semiha Yıldırım ve onun hakkında söylenenler örnek verilebilir. Bkz. https;//</p>
<p>t24.com.tr/habcr/basbakan-yildirimin-esi-scmiha-yankiyajctigihAkAretdavAsinigericekti354- 708 erişim: 15.04.2019.</p>
<p>Baudrillard, Tüketim Toplumu, s. 185.</p>
<p>Jameson, “Postmodernizm Ya Da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı”, s. 75.</p>
<ol start="83">
<li>Höhn, “Federal Almanya Cumhuriyeti” (tercüme: Ekrem Yıldız), Avrupa Ülkeleri Topluluğunda Aile Politikaları, (editör: W. Dumon),T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu. Ankara 1991, s. 83.</li>
</ol>
<p>306 Jameson, “Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı”, s. 75.</p>
<p>Mehmet Güven Avcı, “Toplumsal Çözülme ve Parçalanma: Tüketim, Bireyselleşme ve Şiddet Üreten Aile”, Sosyologca Dergisi, No: 6, 2013, s. 252.</p>
<p>[308] Avcı, “Toplumsal Çözülme ve Parçalanma”, s. 254.</p>
<p>Baudrillard, Tüketim Toplumu, s. 116-117. Bu duruma uygun gelen zamane ailelerinden biri İngiliz kraliyet ailesine dair haberlerdir. “Meghan Markle ve Prens Harry’nin düğününün maliyeti ve getirisi ortaya çıktı”, Habertürk, 19.05.2018 tarihli haber için bkz. (çevrimiçi), https://www.haberturk.çom/meghan-markle-ve-prens-harry-nin-dugununun-maliyeti-428- milyon-dolar-son-dakika-haberi-1974633-ekonomi# erişim: 13.04.2019. Veya Katar Emi- ri’nin karısı Şeyha haberi için, bkz. (çevrimiçi) “Dünya onları konuşuyor Katar Emiri’nin eşi Sheikha Moza kimdir”, İnternethaber (çevrimiçi), https://www.internethaber.com/dunya- onlari-konusuyor-katar-emirinin-esi-sheikha-moza-kimdir-foto-galerisi-1782858.htm?page=17 erişim: 13.04.2019.</p>
<p>3İ 0 Giddens, Modernite ve Bireysel Kimlik, s. 118-121.</p>
<p>[311] Giddens, Modernite ve Bireysel Kimlik, s. 124-125.</p>
<p>[312] Giddens, Modernite ve Bireysel Kimlik, s. 17.</p>
<p>[313] Giddens, Modernite ve Bireysel Kimlik, s. 125-126.</p>
<p>Abdelwahab Bouhdiba (1932), Tunuslu Sosyoloji Profesörüdür. Sexuality in İslam adında bir kitabı meşhurdur.</p>
<p>Saraçgil, Bukalemun Erkek, s. 61-62 ve 76.</p>
<p>^^6 Kandiyoti, “Modernin Cinsiyeti”, s. 113.</p>
<p>-^7 Baudrillard, Tüketim Toplumu^. 116.</p>
<p>7] $ Baudrillard, Tüketim Toplumu, s. 38.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bati-nihilist-ahlakinin-musluman-ailesine-tasinmasi-kadin-soylemi-postmodernite/">Batı Nihilist Ahlakının Müslüman Ailesine Taşınması: -Kadın Söylemi- Postmodernite</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bati-nihilist-ahlakinin-musluman-ailesine-tasinmasi-kadin-soylemi-postmodernite/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern Bir Put: Hazcılık</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/modern-bir-put-hazcilik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/modern-bir-put-hazcilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2020 12:15:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Heva ve Heves]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Bir Put: Hazcılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24076</guid>

					<description><![CDATA[<p>Membaı itibarıyla kadim zamana dayanan “arz mı talebi, yoksa talep mi arzı doğurur” tartışmaları zamanımız açısından belirgin bir hal almış durumda. Zira kendisine sunulan her türlü imkânı “ihtiyaç” haline getiren tüketim çılgını bir topluma dönüştük. Öyle bir çılgınlık ki bu, ihtiyaç sandığımız birçok şeyin başkaları adına bir “hayal”den ibaret olması “gerçekten de ben buna muhtaç [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/modern-bir-put-hazcilik/">Modern Bir Put: Hazcılık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><img decoding="async" class=" wp-image-24082 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/indir.jpg" alt="" width="345" height="261" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/indir.jpg 258w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/indir-170x130.jpg 170w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" /></p>
<p dir="ltr">Membaı itibarıyla kadim zamana dayanan “arz mı talebi, yoksa talep mi arzı doğurur” tartışmaları zamanımız açısından belirgin bir hal almış durumda. Zira kendisine sunulan her türlü imkânı “ihtiyaç” haline getiren tüketim çılgını bir topluma dönüştük. Öyle bir çılgınlık ki bu, ihtiyaç sandığımız birçok şeyin başkaları adına bir “hayal”den ibaret olması “gerçekten de ben buna muhtaç mıyım?” diye sormayı aklımıza bile getirmiyor.</p>
<p dir="ltr">Cahiliye Devri ve o dönemin insanından konu açıldığında nasıl olur da kendi elleriyle yaptıkları putlara tapıp, kız çocuklarını diri diri gömdüklerini müteaccip bir tavırla karşılayan bizler bu tavrın altında yatan saikin bugün bizi farklı savrulmalara maruz bıraktığı gerçeğini ıskalıyoruz maalesef. Zira onları taştan yontma putların önünde rükü ve secdeye vardıran, medet umduran hevâî arzular bizi de eşyanın aşılamaz tutkunluğuna teslim olmaya itmiş durumda.</p>
<p dir="ltr">Her müşkili madde planında halletmeye çalışmak, eşyaya gelecek zararın çeyreği kadar ruhumuza gelecek zararlardan tedirgin olmamak, zahiri bezediği kadar batını süslemekle meşgul olmamak, tefekkür edip nice hakikatlere vakıf olabilmek için verilen beyni bütünüyle dünyevî menfaatleri elde etmek için çalıştırmak, yirmi dört saatlik süre zarfının aktif olunan kısmını hemen tamamıyla dünyevî işlere sarf etmek gibi birçok handikapımız eşyanın hakikatini ve dinin özünü yakalayabilmemizin önündeki en büyük engel. Oysaki biz tüm bunları dini noktadaki gelişimimize delil getiriyoruz daima. Dinin tepesinden tırnağına kadar “teslim olmak” tan ibaret olduğu60 gerçeğini ıskalayarak.</p>
<p dir="ltr">Peygamber’in (a.s.m) izinden gitmeyen tüm yolların hevaya tabi olma caddesine çıktığını bildiren Kur’ân-ı Hakim,61 bugün bizlerin hazcılık deryasında yüzmesinin sebebine de dikkat çekmiş oluyor aslında. Gök kubbe altında peşinden gidilen hevadan daha büyük bir mabud, put olmadığını söyleyen Allah Resülü (s.a.v) din tasavvurunu bile hevasına göre şekillendirdiği dünyevi yaşantısına uydurarak Allah’ın (c.c) dinini tahrif etmeye kalkanların sadırlarında yatan temel marazın “hazcılık” olduğunu haber vermiş olmuyor mu?</p>
<p dir="ltr">Dizileriyle, mektepleriyle, sokağıyla, caddesiyle, görseliyle, dinletisiyle tamamen hevay u heves ve şehvet duyguları üzerine bina edilmiş günümüz Dünyasının hazcı insanları olarak bütün bunların olmadığı dönemlere nispetle ilmen, fikren ve ahlaken hangi değerleri koyabildik ortaya? Kalbinden diline dökülen hikmet pınarlarıyla solmaya yüz tutmuş gönülleri şâd edecek kaç tane gönül adamımız kaldı? İlmi satırlardakine değil de sadırlardakine nispetle değerlendirerek “yürüyen kütüphane” lakaplı kaç tanıdığımız var?</p>
<p dir="ltr">Gerçek o ki, hazcılık üzere bina edilmiş günümüz dünyası kazanım adı altında verdikleriyle bizlerden çok şeyleri alıp götürdü. Nihayetinde ortaya salihlerin bir bir göçtüğü, kasanın bitiminde kalan kıymetsiz arpa veya hurma taneleri gibi62 hedefsiz ve hissiz insanların oluşturulduğu, tüm dertlerinin yemek içmek, maksatlarının eşya, dinlerinin dirhem ve dinar, kıblelerinin de kadınlardan müteşekkil kitlelerin ihdas edildiği bir manzara çıkıverdi.</p>
<p dir="ltr">Neşkü bessenâ ve hüznenâ ilellah. ..</p>
<p>Ömer Faruk Korkmaz &#8211; Tefekkürden Teyakkuza,syf.79-81</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p dir="ltr">60.Ebu Hanîfe, eI-Fıkhu’l Ekber, Thk: Ebü Şu“be es-Senedâbâdî, Yayıne&#8217; Vİ, Tarih: Yok, 5.40</p>
<p dir="ltr">61. Kasas, 50</p>
<p dir="ltr">62.Buhari, kitâbu’l-Meğâzî”, Noz3925; İbn Hibbân, Sahih, No: 4156</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/modern-bir-put-hazcilik/">Modern Bir Put: Hazcılık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/modern-bir-put-hazcilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinlerini Parça Parça Edenler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dinlerini-parca-parca-edenler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dinlerini-parca-parca-edenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2015 12:37:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Kurtubi]]></category>
		<category><![CDATA[Dinlerini parça parça edenler]]></category>
		<category><![CDATA[Heva ve Heves]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8177</guid>

					<description><![CDATA[<p>159- Dinlerini parça parça edip fırka fırka ayrılanlar var ya, senin &#8211; onlarla hiç bir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah&#8217;a aittir. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Hz. Ali, şöyle derdi: Allah&#8217;a yemin ederim, onlar dinlerini parça parça et­mediler. Kendileri dinlerinden ayrıldılar. Diğerleri ise, &#8220;re&#8221; harfini şeddeli olarak (&#8220;fe&#8221;den sonra &#8220;elif koymaksızın) okumuşlardır. Şu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dinlerini-parca-parca-edenler/">Dinlerini Parça Parça Edenler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir-116.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8178" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/indir-116.jpg" alt="Dinlerini Parça Parça Edenler" width="316" height="237" /></a></strong></p>
<p><strong>159-</strong> Dinlerini parça parça edip fırka fırka ayrılanlar var ya, senin &#8211; onlarla hiç bir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah&#8217;a aittir. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber verecektir.</p>
<p>Hz. Ali, şöyle derdi: Allah&#8217;a yemin ederim, onlar dinlerini parça parça et­mediler. Kendileri dinlerinden ayrıldılar.</p>
<p>Diğerleri ise, &#8220;re&#8221; harfini şeddeli olarak (&#8220;fe&#8221;den sonra &#8220;elif koymaksızın) okumuşlardır. Şu kadar var ki en-Nehaî bu kelimeyi; Ayırdılar,&#8221; di­ye şeddesiz (ve elifsiz) oiarak okumuştur. Yani, bir bölümüne iman ettiler, bir bölümünü de inkâr ettiler demek olur.</p>
<p>Bu buyrukla kastedilenler, Mücahid, Katade, es-Süddî ve ed-Dalıhâk&#8217;a gö­re, yahudi ve hristiyankirdır. (Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de) ayrılık içerisinde olmakla vasfedilmislerdir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;Kendilerine kitap veri­lenler, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler&#8221; (el-Beyyine, 98Aİ); &#8220;Allah ve peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler&#8230;&#8221; (en-Nisa, 4/150)</p>
<p>Bu buyrukların müşrikleri kastettiği de söylenmiştir. Çünkü onların kimi­si putlara, kimisi de meleklere tapınıyorlardı.</p>
<p>Âyetin, bütün kâfirler hakkında umumi olduğu da söylenmiştir. Yüce Al­lah&#8217;ın emretmemiş olduğu her bir şeyi uydurup bid&#8217;at olarak ortaya çıkanın da dinini parçalamış olur.</p>
<p>Ebu Hureyre (r.a) Peygamber (sav)&#8217;dan şu: &#8220;Dinlerini parça parça edip&#8230;&#8221; âyeti hakkında bunların, bu ümmetten olup bid&#8217;at ve şüphe ehli ile dalâlet ehli kimseler olduğunu beyan ettiğini rivayet etmektedir.</p>
<p>Bakiyye b. d-Velid rivayet etmektedir: Bize, Şu&#8217;be b. el-Haccâc anlattı, bi­ze, Mücâlid, eş-Şa&#8217;bî&#8217;den anlattı, o, Şüreyh&#8217;ten, o, Ömer b. el-Hattab &#8216;den rivayetine göre, Rnsulullah (sav) Hz. Âişe&#8217;ye şöyle demiştir: &#8220;Dinlerini par­ça parça edip, kendileri de fırka fırka ayrılanlar, bu ümmetin bid&#8217;at sahiple­ri, heva sahipleri ve dalâlet sahiplendir. Ey Aişe, her günah işleyenin bir tev-besi vardır. Bid&#8217;at sahipleriyle hevâ sahipleri müstesnadır. Onların tevbele-ri yoktur. Ben onlardan uzağım, onlar da benden uzaktırlar.&#8221;</p>
<p>Leys b. EbiSüleym&#8217;in, Tâvus&#8217;dan rivayetine göre Ebu Hureyre, Peygam­ber (sav)&#8217;ı Dinlerinden ayrılan&#8230;&#8221; diye okuduğunu riva­yet etmekledir.</p>
<p>Fırka fırka&#8221; tabiri çeşitli fırkalar, çeşitli hizipler anlamındadır. Aynı iş etrafında birleşmiş, biri diğerinin görüşüne tabi olan topluluklara; Fırkalar&#8221; denilir.</p>
<p>&#8216;Senin onlarla hiç bir ilişkin yoktur&#8221; buyruğu ile onlardan uzak kalıp ilişkileri kesmeyi emretmektedir. Bu da Hz. Peygamber&#8217;in şu buyruğu ile di­le getirilmektedir: &#8220;Bizi aldatan bizden değildir.&#8221; Yani biz, böyle bir kim­seden uzağız, beriyiz. Şair de şöyle demektedir:</p>
<p>&#8220;Bir aralanın günah işlemesine (ahdini bozmasına) gayret edecek olursan.</p>
<p>şunu bil ki, Ne ben aendenim, ne sen bendensin.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yani, senden uzaklaşırım, seninle ilişkilerimi koparırım, demektir.</p>
<p>Hiçbir ilişki&#8221; kelimesi, haberde gizli bulunan zamirden hal ola­rak nasbnıahalltndedir. Bu açıklamayı Ebu Ali (el-Farisî) nakletmiştir. el-Fer-râ ise şöyle demektedir: Bu, bir muzaf&#8217;ın hazfı üzeredir.</p>
<p>Yani: Onlara gelecek ceza husu­sunda senin hiç bir müdahelen yoktur, sana düşen yalnızca uyarmaktan iba­rettir.</p>
<p>&#8220;Onların işi ancak Allah&#8217;a aittir.&#8221; Bu da Peygamber (sav)&#8217;a yönelik bir teselli ifadesidir</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Taberani, el-Evsat, I, 384; el-Heysemi,Mecmau&#8217;z-Zevâid, VII, 2ji&#8217;fle: &#8220;ravilerinin sıhhatliolduklarını&#8221; bildirmektedır.</p>
<p>Taberanî. es-Sağîr, s.243; el-Heysem. Mecmau&#8217;z-Zevâid, I. 188</p>
<p>Suyutî, ed-Durnt&#8217;t-Mensur; III. 4(02.</p>
<p>Müslim, İmann 16-; Ebu Dâvûd, Büyü V 50;</p>
<p>İmam Kurtubi,el Camiul Ahkamul Kuran,cild:7</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dinlerini-parca-parca-edenler/">Dinlerini Parça Parça Edenler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dinlerini-parca-parca-edenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bid&#8217;atlerin Kötülenmesi ve Bid&#8217;atçilerin Kötü Akıbetleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bidatlerin-kotulenmesi-ve-bidatcilerin-kotu-akibetleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bidatlerin-kotulenmesi-ve-bidatcilerin-kotu-akibetleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2015 23:26:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Şatibi]]></category>
		<category><![CDATA[Reddiye & Ehl-i Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şatıbi]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[Bid'at Ve Bid'at Çıkarmanın Kötülüğü Hakkında Âyet Ve Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Bid'atlerin Kötülenmesi ve Bid'atçilerin Kötü Akıbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Heva ve Heves]]></category>
		<category><![CDATA[Müteşabihat]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet Kur'an'ın açıklayıcısı]]></category>
		<category><![CDATA[Selefi Salihin ve Tabiinlerden Bidat ve Bidatçinin Kötülenmesi Hakkında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6127</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Akıllı bir kimsenin bid&#8217;atler üzerinde düşündüğü zaman onun kötü bir şey olduğunu bileceği gayet açıktır. Çünkü bid&#8217;atlere uymak demek, sırat-ı müstakimden çıkmak ve cehalette ileri gitmek demek­tir. Bunu hem aklî ve mantıki delillerle hem de genel şer&#8217;î ve nakli delillerle açıklamak mümkündür, Akli olarak bid&#8217;atın kötülüğünü ortaya koymaya gelince bunun çeşitli yönleri vardır: 1-Dünyanın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bidatlerin-kotulenmesi-ve-bidatcilerin-kotu-akibetleri/">Bid’atlerin Kötülenmesi ve Bid’atçilerin Kötü Akıbetleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Akıllı bir kimsenin bid&#8217;atler üzerinde düşündüğü zaman onun kötü bir şey olduğunu bileceği gayet açıktır. Çünkü bid&#8217;atlere uymak demek, sırat-ı müstakimden çıkmak ve cehalette ileri gitmek demek­tir. Bunu hem aklî ve mantıki delillerle hem de genel şer&#8217;î ve nakli delillerle açıklamak mümkündür,</p>
<p><strong>Akli olarak bid&#8217;atın kötülüğünü ortaya koymaya gelince bunun çeşitli yönleri vardır:</strong></p>
<p><strong>1-</strong>Dünyanın başlangıcından bu güne kadar yapılan deney ve tecrübeler göstermiştir ki tek başına akıl kendi yararına olan şeyleri celbetmeye ve zararına olan şeyleri def etmeye yeterli değildir. Çünkü maslahatlar ve mefsedetler ya dünyevîdir veya uhrevidir.</p>
<p>Dünyevi olanları akıl, daha başlangıçta Allah tarafından ilk konuluşlarında tek başına ayrıntılı olarak elbette bilemez. Daha sonra ortaya çıkmış ve çıkacak olanları da tam olarak bilemez. Çünkü nelerin maslahat, nelerin mefsedet olduğu başlangıçta ancak Allah&#8217;ın bildirmesiyle bilinmiştir.</p>
<p>Çünkü Adem (a.s.) yeryüzüne indirildiği zaman dünyevi masla­hatlarını/menfaatlerini nasıl celbedeceğini biliyordu. Ancak kimileri de şöyle demektedir:</p>
<p><em>&#8220;Allah, Âdem&#8217;e bütün isimleri öğretti&#8221;[1]</em>ayetine göre Âdem başlangıçta bunları bilmiyordu. Bu isimleri öğrendikten sonra bilir hale geldi. O halde bu esnadaki öğrenme akla dayan­mayan bir öğrenmedir. Sonra onun neslinden gelenler de bu bilgileri ondan topluca miras olarak aldılar. Fakat akıllar bu ilk bilginin köklerinden yeni yeni bilgiler türettiler de bu bilgileri (sanki önceden ortada hiçbir şey yok iken) kendileri ürettiklerini zannettiler.</p>
<p>Başlangıçta Hz. Adem&#8217;e öğretilen temel bilgilere araya fetret, dönemleri girdikçe yeni yeni bilgiler ilave edildi: Çünkü fetret dönemlerinin maslahatları aynı istikamette cereyan etmedi. Çünkü o dönemlerde fitneler, karışıklıklar vardı, çeşitli yönlerden bozulmalar ortaya çıkmıştı.</p>
<p>Şayet Allah Teala peygamberler göndermek suretiyle insanlara iyilik yapmasaydı onlar düzenli bir hayata ulaşamazlardı ve menfa­atlerine (mashalatlarına) en uygun olan bir durumda bulunmazlardı, öncekilerin ve sonrakilerin haberleri üzerinde düşünmekle bunu öğrenmek mümkündür. Uhrevi maslahatlara gelince, sebeplerinin ortaya konuluşu yönünden akıl ile kavranılmaları en zor olanlar şunlardır. Meselâ ibâdetler böyledir. Onlar, değil ayrıntılı olarak özet olarak (icmali) bile akılla bilinemezler.</p>
<p>Ahiret yurdunu, mutlaka bir gün o yurda gidileceğini ve onun, amellerin karşılığının görüleceği bir yurt olduğunu düşünüp tasavvur etmeye gelince akıl bunu duyularla hissetme imkanından uzaksa da, soyut olarak idrak edebilir.</p>
<p>Akıl sahipleri, âhiret ahvalinin şer&#8217;i naslara bakmaksızın mücer­ret akılla idrak edilebileceğini iddia eden felsefecilere aldanmasınlar. Mesele aslında onların dilleriyle iddia ettikleri gibi değildir. Çünkü insanoğluna her zaman peygamberler vasıtasıyle dinler ve şeriatler gönderilmiştir. Peygamberler ve peygamberlerin mesajını insanlara ulaştıranlar tarih boyunca her zaman bol miktarda var olmuşlardır. Bu süreç  Adem (a.s) ile başlamış ve Hz. Muhammed&#8217;in getirdiği bu şeriate kadar devam etmiştir.</p>
<p>Ancak şeriatın/dinin izleri silinmeye başladığı zaman Allah Teala insanlara yaratılış gayelerini -ki Allah&#8217;a kulluktur- beyan etmek üzere yeni bir peygamber göndermiştir. Şeriatin izlerinin kaybolmaya başladığı zaman ile daha sonra yeni bir şeriatin gönde­rilmesi zamanı arasında önceki şeriatten bilinen bazı esasların (bilgi veya inanç olarak) varlığını devam ettirmiş olması kaçınılmazdır.</p>
<p>İşte felsefeciler bu esaslara ulaştılar, onları veya onların bir kısmını yakaladılar ve bunları akıllarına uygun bir şekilde ortaya sürmek istediler, bu bilgileri dinin değil, aklın bir ürünüymüş gibi gösterdiler. Halbuki durum hiç de onların iddia ettikleri gibi değildir.</p>
<p>Akıl elbette bağımsız değildir. Temeli olmaksızın herhangi bir şeyi inşa edip ortaya koyamaz. O ancak istisnasız olarak önceden var olan bir temel üzere bilgiyi inşa eder, Ahiret ahvali hakkında önceden var olan bilgilerin vahiyden başka bir kaynağa dayanması mümkün değildir.</p>
<p>İleride inşaallah bu konunun açıklaması gelecektir.</p>
<p>Genel olarak, akıllar vahy olmaksızın kendi maslahatlarını tek başlarına kavrayamazlar. Bid&#8217;at çıkarmak bu esasa aykırıdır. Çünkü varsayımlar şer&#8217;î bir dayanak olamazlar.[2] Bid&#8217;atçilerin akla dayana­rak iddia ettikleri şeylerden başka ortaya koydukları bir şey yoktur.</p>
<p>Bid&#8217;atçi bid&#8217;atle amel etmesi sebebiyle bunun karşılığında arzuladığı sevabı elde edeceğinden emin değildir. Bu sebeple bid&#8217;at abesle iştigaldir/boş ve faydasız bir amel gibidir.</p>
<p>Şeriat kulların maslahatlarını korumak için gelmiştir, dersek bu böyledir.</p>
<p>Diğer görüşe göre ise bid&#8217;atçinin eline hiçbir şey geçmeyeceği daha da kesindir. Çünkü o zaman bid&#8217;at sadece bir ibadettir ve âmir tarafından memurun mecbur edilmesidir (Yani bid&#8217;atçinin kendisini şâri yerine koymasıdır.) Usûl ilminde açıklandığına göre aklın bu alanda yetkisi yoktur. Üstelik bid&#8217;atçi bir de, büyük arzularını gerçekleştirmede elindeki güvenilir olan bir yolu bırakıp güvenilmez bir yolu izlemektedir.</p>
<p><strong>2-Şeriat, eksiklik ve fazlalığa tahammülü olmayan bir mükem­mellikte gelmiştir.</strong></p>
<p><strong>Çünkü Allah Teala bu konuda şöyle buyurmak­tadır:</strong></p>
<p><em>&#8220;Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam&#8217;ı beğendim.&#8221;[3]</em></p>
<p><strong>İrbâd İbn Sâriye[4] hadisinde şöyle anlatılmaktadır:</strong></p>
<p>Bir gün Rasulullah (s.a) bize gözleri yaşartan, kalpleri yerinden oynatan bir öğüt verdi. Biz dedik ki:</p>
<p>Ya Rasulallah! Sanki bu bize veda eden birisinin öğüdü gibi geldi. Bize tavsiyen nedir? Şöyle buyurdu:</p>
<p><em>&#8220;Size öyle aydınlık bir yol bırakıyorum ki onun gecesi de gündüzü gibidir. Benden sonra o yoldan sapan mutlaka helak olur. Benden sonra yaşayanlar pek çok ihtilaflar göreceklerdir. Ben size benim sünne­timden ve benden sonraki râşit halifelerin sünnetinden öğrendik­lerinizi tavsiye ediyorum</em>.<em>&#8220;</em>[5]</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in (s.a) ölmeden önce din ve dünya işi konu­sunda&#8221;[6] ihtiyaç duyulan her şeyi açıkladığı kesindir. Bu konuda ehl-i sünnet arasında farklı görüşte olan hiç kimse yoktur.</p>
<p><strong>Hal böyle olunca bid&#8217;atçi sanki lisan-ı hal ile şöyle der gibidir:</strong></p>
<p>&#8220;Şeriat tamam olmamıştır. Şeriatta telâfi edilmesi/düzeltilmesi gere­ken şeyler vardır veya bunlar düzeltilse daha iyi olur.&#8221;</p>
<p>Çünkü o şeriatın hiçbir yönden eksiğinin olmadığına, tam ve mükemmel oldu­ğuna inanmış olsaydı bid&#8217;at çıkarmaya ve onu düzeltmeye kalkış­mazdı.  Böyle bir şey söyleyen kimse sırat-ı müstakimden sapmış olur.</p>
<p><strong>İbn el-Mâcişûn[7] der ki:</strong></p>
<p>Malik&#8217;in şöyle dediğini duydum: Kim İslam&#8217;da bir bid&#8217;at çıkarır da onu güzel görürse Hz. Muhammed&#8217;in (s.a) risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur.</p>
<p>Çünkü Allah Teala: <em>&#8220;Bugün size dininizi tamamladım.&#8221;</em> buyurmaktadır. O halde o gün bir başka din olmamıştır. Bu gün de başka bir din yoktur.</p>
<p><strong>3-Bid&#8217;atçi, şeriate karşı inatçıdır ve ona muhalefet eder.</strong> Çünkü Şâri, kuldan istenilen şeyler için özel şekillerde özel yollar belirlemiştir. Emir ve nehiy ile vaad etme ve korkutma ile bu yolları sınırlamış ve hayrın bu yollarda, şerrin de bu yolların dışına çıkmakta olduğunu haber vermiştir. Çünkü Allah bilir, biz bilmeyiz. O, Rasulullah&#8217;ı (s.a) sadece âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Bid&#8217;atçi bunların hepsini reddetmektedir. O, daha başka yolların da olduğunu, Allah&#8217;ın bu yollara sınır koymadığını ve belirlemediğini iddia eder. Sanki Allah bilir, biz de biliriz, demektedir. Hatta Şâriin belirlediği yollara ilaveler yapmasından, belki de -hâşâ- Şâriin bilmediği şeyleri dahi onun bildiği anlaşılmaktadır.</p>
<p>Şayet bid&#8217;atçinin maksadı bu ise şeriate ve Allah&#8217;a karşı bir küfürdür, maksadı bu değilse o zaman da apaçık bir sapıklıktır.</p>
<p><strong>Ömer İbn Abdülaziz (r.a) Adiy İbn Ertae&#8217;ye[8] yazdığı mektupta bu manaya işaret etmektedir. Adiy, ona bazı kaderiyeciler hakkında fikir danışmıştı. Ömer ibn Abdilaziz şunları yazdı:</strong></p>
<p>&#8220;İmdi, ben sana Allah&#8217;tan korkmayı, O&#8217;nun emrinde orta yolu tutmayı,  Peygamber&#8217;in (s.a) sünnetine uymayı,  sünnetinin yürür­lükte ve yeterli olduğu konularda bid&#8217;atçilerin uydurdukları şeyleri terk etmeyi tavsiye ederim. Sünnete sımsıkı sarıl. Çünkü sünneti, aksine davranışlardan hangi tehlikelerin, hangi ayak kaymalarının, hangi ahmaklıkların ve hangi aşırılıkların doğacağını en iyi bilen kişi ortaya koymuştur. Kavmin (ashabın) kendileri için razı oldukları şeye sen de kendin için razı ol. Çünkü onlar derin bir ilme, keskin bir görüşe sahiptiler. (Günahlardan) kendilerini alıkoyarlardı. Onlar her şeyin içyüzünü en iyi şekilde bilirlerdi. Onlar sahip oldukları fazilete lâyık idiler. Eğer, onlardan sonra yeni bir durum ortaya çıkmıştır dersen, bunu ancak onların yolundan gitmeyen ve kendilerini onlara tercih edenler çıkardılar. Onlar (sahabiler) öncüdürler; yeterli mik­tarda    konuşurlardı ve faydalı şeyleri anlatırlardı. Onların yaptıklarını yapmayanlar kusurludur, fazlasını yapmaya kalkışanlar bitkin ve yorgun düşerler. Kimisi eksik bıraktı, kimisi aşırı gitti.[9] Onlar (sahabeler) bu ikisi arasında doğru bir yol üzerinde idiler.&#8221; Sonra mektup Adiy&#8217;in sorunuyla ilgili bükümle sana erdi. Ömer ibn Abdilaziz&#8217;in &#8220;Sünneti, aksine davranışların nelere sebep olacağını en iyi bilen (Hz. Peygamber) koymuştur&#8221; sözü, işte üzerinde durduğumuz konunun delilidir.</p>
<p><strong>4-Bid&#8217;atçi kendisini Şârie benzer bir konumda görmektedir.</strong> Çünkü şeriatleri koyan ve halkı o şeriatlerin yolundan gitmekle yükümlü tutan Şâri&#8217;dir/Allah&#8217;tır. O&#8217;ndan başka bu işi yapacak kimse yoktur. Çünkü anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında o hüküm verecektir. Eğer şeriat koyma işi insanların yapabileceği şeylerden olsaydı, şeriatler indirilmezdi, insanlar arasında ihtilaf kalmazdı ve peygamberlerin gönderilmesine de ihtiyaç olmazdı.</p>
<p>İşte Allah&#8217;ın dininde bid&#8217;at çıkaran kişi, kendisini Allah&#8217;a ortak ve benzer yapan kişidir.  Çünkü Şâri ile beraber şeriat koyuyor, ihtilafa kapı açıyor, Şâriin yegane şeriat koyucu olduğunu reddediyor. Halbuki O, buna kâfidir.</p>
<p><strong>5-Bid&#8217;at çıkarmak, hevâ ve hevese uymak demektir.</strong> Çünkü akıl, şeriate tâbi olmadığı zaman geride hevâ ve şehvetten başka birşey kalmaz. Sen de bilirsin ki heva ve hevese tâbi olmak apaçık bir sapıklıktır.</p>
<p><strong>Görmüyor musun</strong> <strong>Allah Teâla şöyle buyuruyor:</strong></p>
<p><em>&#8220;Ey Dâvud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık. O halde insan­lar arasında adaletle hükmet, heva ve hevese uyma, yoksa seni Allah&#8217;ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah&#8217;ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.&#8221;[10]</em></p>
<p>Allah Teala bu ayet-i kerimede hükmü -üçüncüsü olmaksızın- iki şeye hasretti: Hakka tâbi olarak hüküm vermek, heva ve hevese uyarak hüküm vermek. Aklı, hüküm vermekten tecrit ederek uzaklaştırdı. Çünkü akıl, genellikle heva ve hevese uyarak hüküm verebilir.</p>
<p><strong>Başka bir ayet&#8221;i kerimede Allah Teala şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><em>&#8220;Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız ve işinde aşırı giderek hevesine kapılan kimseye uyma.&#8221;[11]</em></p>
<p>Burada da durumu iki şey arasında sınırlandırdı: Zikre yani Kur&#8217;an&#8217;a tâbi olmak, ikincisi hevâ ve hevese tâbi olmak.</p>
<p><strong>Diğer bir âyette de şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><em>&#8220;Allah&#8217;tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir?[12]</em></p>
<p>Bu ayet de kendisinden öncekiler gibidir. Bu âyeti iyi düşünü­nüz. Çünkü bu âyet, nefsinin arzusuna (hevasına) uyarak Allah&#8217;ın hidayetine tâbi olmayan kimseden daha sapık hiç kimsenin olma­dığını açıkça ifade etmektedir.</p>
<p>İşte bid&#8217;atçinin durumu da budur. Çünkü o, Allah&#8217;tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevâ ve hevesine uymuştur. Allah katından gelen yol gösterici Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;dir.</p>
<p>Şeriatin beyan ettiğine ve âyetin ortaya koyduğuna göre hevâ ve hevese tâbi olmak iki kısımdır.</p>
<p><strong>Birincisi,</strong>heva ve hevesin Allah&#8217;ın emrine ve yasağına uymasıdır. Bu kötü değildir. Sahibi de sapık değildir. Nasıl sapık olsun ki önce Allah&#8217;tan bir yol gösterici gelmiş, hevâsının yolunu onunla aydınlat­mıştır. Takva sahibi mü&#8217;minin durumu böyledir.</p>
<p><strong>Diğeri,</strong>hevâ ve hevesin esas gaye kabul edilerek öne alınmasıdır. O zaman Allah&#8217;ın emri ve yasağı, hevâ ve hevese nisbetle tâbi durumundadır (yani ikinci plandadır) veya (hiç bir şekilde dikkate alınmıyacak biçimde) tâbi durumunda değildir. Kötülenen de budur.</p>
<p>Bid&#8217;atçi nefsinin hevasını Allah&#8217;ın hidayetinin önüne geçirendir. Bu sebeple o, kendisinin hidayet üzere olduğunu zannettiği halde insanların en sapığı olmuştur.</p>
<p>Burada dikkat çekilmesi gereken bir mana ortaya çıkmıştır. O da söz-konusu âyetin şer&#8217;i hükümlerde tâbi olmak için iki tane yol belirlemiş olmasıdır:</p>
<p><strong>Birincisi şeriattır</strong>. Şüphesiz şeriatte ilim, hak ve hidayet vardır.</p>
<p><strong>İkincisi hevâ ve hevestir.</strong> Bu ikinci yol kötülenmiştir. Çünkü Allah Teala Kur&#8217;an&#8217;da heva ve hevese uymayı sadece kötüleme bağlamında zikretmiştir. Ondan başka bir üçüncü yol zikretmemiştir. Kim âyetleri araştırırsa bunun böyle olduğunu anlar.</p>
<p>Sonra benim referans verdiğim ilim ve övgüyle sözü edilen hak, Kur&#8217;andır ve Allah&#8217;tan indirilen şeylerdir.</p>
<p><strong>Nitekim</strong> <strong>Allah&#8217;ın âyetlerin­de şöyle buyuruluyor:</strong></p>
<p><em>&#8220;De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz, bana ilimle söyleyin.&#8221;[13]</em></p>
<p><em>&#8220;Yoksa Allah&#8217;ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptır­mak için Allah&#8217;a karşı yalan uyduranlardan daha zâlim kim vardır!&#8221;[14] </em></p>
<p><strong>Bir diğer âyette şöyle buyurulur:</strong></p>
<p><em>&#8220;Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah&#8217;ın kendilerine verdiği rızkı Allah&#8217;a iftira ederek (kadınlara) haram kılanlar muhakkak ki ziyana uğramışlardır. Onlar gerçekten sapmışlardır ve doğru yolu bulacak da değillerdir.&#8221;[15]</em></p>
<p>Bunların hepsi Allah&#8217;tan bir yol gösterici olmak­sızın yasa koymada kendi heva ve heveslerine uymaktadır..</p>
<p><strong>Bir âyeti-i kerimede yüce Allah şöyle buyurmaktadır:</strong></p>
<p><em>&#8220;Allah kulağı çentilen, salıverilen, erkek dişi ikizler doğuran, on defa yavrulamasından ötürü yük vurulmayan hayvanların adanmasını emretmemiştir; fakat inkar edenler Allah&#8217;a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akletmezler.&#8221;[16]</em></p>
<p>Bu, teşride/yasa koymada heva ve hevese tâbi olmaktır. Çünkü bu gerçekte Allah&#8217;a karşı iftira etmektir.</p>
<p><strong>Allah Teala şöyle buyur­maktadır:</strong></p>
<p><em>&#8220;Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah&#8217;ın (kendi katın­daki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah&#8217;tan başka kim doğru yola eriştirebilir?&#8221;[17]</em></p>
<p>Yani Allah&#8217;tan başka hiçbir şey onu doğru yola eriştiremez. Bu, başka şeyle değil, şeriatle olur. Bu da hidayettir.</p>
<p>Bu sabit olduğuna ve durum, şeriatle hevâ ve heves arasında deveran ettiğine göre aklın kendi başına vereceği hüküm sarsın­tılıdır. Sanki aklın, heva ve hevesin etkisi altında kalmaksızın bu meydanda söz söylemeye mecali yok gibidir. O halde hüküm koymada sadece akla dayanmak doğrudan hevâ ve hevese tâbi olmak demektir.</p>
<p>Sırf akıl ile kavranabilen konulardaki aklî düşünceyi bir tarafa bırak, çünkü burada ondan söz edilecek değildir. Bu konularda ehil olanlar da bid&#8217;at çıkarmakla hata etmiş sayılıyorlarsa bunun sebebi ilahi hitabın artık gelmiş olmasından ya da teşri/hüküm koyma yönündendir. Bu sebeple peygamberler gönderilmeden önce bütün insanlar mazurdurlar. Yani peygamberler gelinceye kadar akli konulardaki ve teşrii/yasama konularındaki hatalarında mazurdur­lar. Peygamberler geldikten sonra artık hiç kimsenin sığınacağı bir bahanesi kalmaz.</p>
<p><em>&#8220;İnsanların peygamberlerden sonra Allah&#8217;a karşı bir hüccetleri/mazeretleri olmaması için müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik.&#8221;[18]</em></p>
<p>En üstün hüccet/delil Allah&#8217;ındır.</p>
<p>Düşünen kimsenin bu makamda aklında tutması gerekli kaide budur. Usûlün konusu da olsa bunlar Allah&#8217;ın Kitabından çıkartılmış nüktelerdir.[19]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bid&#8217;at Ve Bid&#8217;at Çıkarmanın Kötülüğü Hakkında Âyet Ve Hadisler</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bu konudaki nakli deliller birkaç gruptur:</strong></p>
<p><strong>Birincisi,</strong> Allah&#8217;ın dininde bid&#8217;at çıkaranın kötülüğüne i genel olarak delâlet eden Kur&#8217;an âyetleridir:</p>
<p><strong>Bunlardan birisi şu âyet-i kerimedir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Size Kitab&#8217;ı indiren O&#8217;dur, O&#8217;nun (Kur&#8217;an&#8217;ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar kitab&#8217;ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini ancak Allah bilir.&#8221;[20]</em></p>
<p>En büyük delillerden birisi bu âyettir. Hadisi şerifte bu âyet tefsir edilmiştir.</p>
<p><strong>Hz. Âişe&#8217;den sahih olarak rivayet edildiğine göre o şöyle anlatmak­tadır: </strong></p>
<p>Ben Hz. Peygamber&#8217;e (s.a);</p>
<p><em>&#8220;Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih âyetlerin peşine düşerler&#8221;</em> ayetini sordum.</p>
<p>O şöyle buyurdu: <em>&#8220;Sen onları gördüğün zaman kendilerini tanırsın.&#8221;</em>[21]</p>
<p><strong>Yine Hz. Âişe&#8217;den gelen sahih bir rivayete göre o şöyle demiştir:</strong></p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;e (s.a) <em>&#8220;Sana Kitab&#8217;ı indiren O&#8217;dur. Onun bazı âyetleri muhkemdir&#8230;&#8221;</em> âyeti hakkında soru soruldu. Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu:</p>
<p><em>“Bu Kitab&#8217;ın müteşabih âyetlerinin peşinden gidenleri gördüğünüz zaman işte Allah&#8217;ın (kalplerinde eğrilik olanlar diye) isimlendirdiği kimseler bunlardır ve bunlardan sakınınız.&#8221;[22]</em></p>
<p><strong>Bu tefsir mübhemdir/kapalıdır. Fakat yine Hz. Âişe&#8217;den gelen bir rivayette o şöyle demektedir:</strong></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a) <em>&#8220;Sana kitab&#8217;ı indiren O&#8217;dur, onun bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar kitab&#8217;ın esasıdır&#8230;&#8221;</em> âyetini okudu ve şöyle buyurdu:</p>
<p>&#8220;<em>Müteşabih âyetler hakkında tartışmaya girenleri gördüğün zaman işte Allah&#8217;ın kas­tettiği kimseler bunlardır, bunlardan sakının.&#8221;</em></p>
<p>Bu rivayet daha açıktır. Çünkü âyet kalplerdeki eğriliğin alâmeti olarak Kur&#8217;an hakkındaki tartışmayı gösteriyor.   Bu tartışma müteşabihlerin peşinden gitmekle mukayyettir.</p>
<p>O halde kötülemenin muhatabı, Kitabın anası ve büyük bir kısmı olan muhkem âyetleri terk ederek onun müteşabıhlerine uymak suretiyle Kur&#8217;an hakkında tartışmaya girenlerdir. Fakat bunun da daha açık bir yoruma ihtiyacı vardır.</p>
<p><strong>Hazevver isimli Ebû Galipten[23] rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:</strong></p>
<p>Şam&#8217;da bulunu­yordum. Mühelleb[24] Hâricilerden yetmiş kişinin kafasını gönder­mişti. Şam yolu üzerine bunları diktiler. Ben o esnada evimin damında bulunuyordum. Ebû Uraame[25] geçti. Aşağıya indim ve onun peşinden gittim. Kafataslarının yanına vardığında gözleri yaşardı ve şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Sübhanallah! Sultan bu Adem oğulların a ne yapmış! -Bunu üç defa söyledi- Cehennemin köpekleri, cehennemin köpekleri, gökkubbenin altında öldürülenlerin en kötüleri- Bunu da üç defa tekrarladı- Bunların öldürdükleri kimseler, maktullerin en hayırlısıdırlar. Ne mutlu bu adamları öldürenlere ve ne mutlu bu adamların öldürdüklerine!&#8221; Sonra bana döndü ve şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Ey Ebû Gâlib, sen onların çok oldukları bir yerde yaşıyorsun. Allah seni onlardan korusun.&#8221; Ben dedim ki:</p>
<p>Ama ben senin onları gördüğün zaman ağladığını gördüm. Dedi ki:</p>
<p>&#8220;Ben onların ehl-i İslamdan olduklarını gördüğüm zaman kendilerine acıdığım için ağladım. Sen Âli İmran sûresini okuyor musun?&#8221; Ben:</p>
<p>Evet, dedim,</p>
<p>Ebû Umame şu ayet-i okudu:</p>
<p>&#8220;Sana Kitab&#8217;ı indiren O&#8217;dur. Onun bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab&#8217;ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini ancak Allah bilir.&#8221; Sonra şu âyeti okudu:</p>
<p><em>&#8220;Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Birtakım yüzlerin ağaracağı ve birtakım yüzlerin de kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara inandıktan sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkar etmiş olmanızdan ötürü tadın azabı! denilir. Yüzleri ağaranlara gelince onlar Allah&#8217;ın rahmeti içindedirler; orada ebedi kalacaklardır.&#8221;[26] </em>Dedim ki:</p>
<p>Ey Ebû Umame bunlar onlar mı?</p>
<p>Evet, dedi. Dedim ki:</p>
<p>Bunu kendin mi söylüyorsun, yoksa Rasulullah&#8217;tan (s.a) bir şey mi işittin? Dedi ki:</p>
<p>&#8220;Kendim söylersem bu bir cüretkârlık olur. Bilakis bunu ben Rasulullah&#8217;tan işittim; bir değil, iki değil, üç değil, yedi defa işittim.&#8221; Sonra şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;İsrailoğulları yetmiş bir fırkaya ayrıldı. Bu ümmet de yetmiş iki fırkaya ayrılacak. Sevâd’ı a&#8217;zam (büyük cemaat, ehl-i sünnet cemaati) hariç, bunların hepsi cehennemliktir.&#8221;[27] Dedim ki:</p>
<p>Ey Ebû Umame, onların ne yaptıklarını biliyor musun? Ebu Umame şu âyetle cevap verdi:</p>
<p><em>&#8220;De ki: Allah&#8217;a itaat edin, Peygamber&#8217;e itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, O peygamber, kendisine yüklenenden siz de kendinize yüklenenden sorumlusunuz. Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Peygambere düşen sadece, apaçık tebliğdir.”[28]</em></p>
<p>Bu rivayeti İsmail el-Kâdı[29]  ve başkaları tahriç etmişlerdir.</p>
<p><strong>Başka bir rivayette râvi der ki:</strong></p>
<p>Ebû Galib, Ebû Umame&#8217;ye sordu:</p>
<p>İçlerinde sevâd-ı a&#8217;zam&#8217;ın olduğu fırka hakkında ne dersin? Bu olay Abdülmelik&#8217;in[30] halifeliğinin başında olmuştu. O zaman cinayetler ortaya çıkmıştı. Ebu Umame dedi ki:</p>
<p>&#8220;Onlar kendilerine yüklenen­den siz de kendinize yüklenenden sorumlusunuz.&#8221;</p>
<p>Bunu muhtasar (kısa) olarak Tirmizi tahriç etmiş ve hasen hadistir demiştir. Bu hadisi bazı farklı lafızlarla Tahavi[31] de tahriç etmiştir.</p>
<p><strong>Tahavi&#8217;nin rivayetinde Ebû Umame&#8217;ye şöyle denilir:</strong></p>
<p>Ey Ebu Umame! Onlar hakkında hem böyle söylüyorsun, hem de ağlıyorsun! Yani öldürü­lenlerin en kötüleridir, diyorsun. Ebû Umame cevap olarak dedi ki:</p>
<p>&#8220;Onlara acıyorum. Çünkü onlar ehl-i İslamdılar, sonra İslamdan çıktılar.&#8221; Sonra şu âyeti sonuna kadar okudu:</p>
<p><em>&#8220;O size Kitab&#8217;ı indirendir&#8230;&#8221;</em>   Sonra:</p>
<p>Bunlar onlardır (yani kalplerinde eğrilik olanlardır) dedi. Sonra:</p>
<p><em>&#8220;O gün nice yüzler vardır bembeyazdır, nice yüzler de vardır, simsiyahtır.&#8221;</em></p>
<p>Ayetini[32]  sonuna kadar okudu. Sonra şöyle dedi:</p>
<p><em>&#8220;Bunlar onlardır.&#8221;</em>  yani ahirette yüzleri simsiyah (olanlardır.)</p>
<p><strong>el-Âcûrrî[33] Tâvus&#8217;un[34] şöyle dediğini anlattı:</strong></p>
<p>İbn Abbas&#8217;a[35] Hariciler ve onların Kur’an okunurken takındıkları tavır anlatılmıştı.</p>
<p>İbn Abbas şöyle dedi:</p>
<p>Onlar Kur&#8217;an&#8217;ın muhkemine inanıyorlar, müteşabihlerinde sapıtıyorlar. İbn Abbas sonra şu âyeti okurdu:</p>
<p><em>&#8220;Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek bir seviyeye erişenler ise: Ona inandık, hepsi Rabbimiz katından gelmiştir, derler.&#8221;[36]</em></p>
<p>Bu yorumla birlikte âyette sözü edilen kalplerinde eğrilik olan kimselerin bid&#8217;atçiler olduğu kesin olarak anlaşılmıştır. Çünkü Ebû Ümame (r.a) Hâricileri âyetin genel hükmü içerisine dahil etti ve onlar hakkında nazil olduğunu söyledi. Onlar ilim adamlarına göre bid&#8217;at ehlindendirler. Ancak kimilerine göre bid&#8217;atçilikleri yüzünden ehl-ı İslamın dışına çıkmışlardır, kimine göre de ehl-i İslamın dışına çıkmamışlardır.</p>
<p><strong>İkinci görüşte olanlara göre bunlar kalplerinde eğrilik olanlardır,</strong> bu sebeple sapıtmışlardır. Her ne kadar âyetin lafzı hem onları hem de bu vasfı taşıyan diğerlerini içine alacak genellikte ise de bu vasıf bütün bid&#8217;atçilerde mevcuttur.</p>
<p>Biliyorsunuz, bu sûrenin başları Necran Hıristiyanları[37] ve onların Hz. İsa (a.s) hakkındaki inançları konusunda Hz. Peygamber (s.a)   ile yaptıkları tartışma hakkında nazil olmuştur. Onlar, Rasulullah&#8217;a karşı Hz. İsa&#8217;nın ilah olduğunu veya Allah&#8217;ın oğlu olduğunu veya üçün üçüncüsü olduğunu birbirine benzer yorumlarla tevil ediyorlardı ve siyer kitaplarının naklettiğine göre Hz. İsa&#8217;nın kulluğu konusundaki apaçık gerçeği terk ediyorlardı! Sonra âlimleri Hâriciler gibi âyetin lafzının hükmünün altına giren sorunları ve sorumlularını da buna göre yorumladılar ki âyetin genel anlamı buna da uygundur.</p>
<p>Sonra Ebû Ümame diğer âyeti okudu:</p>
<p><em>&#8220;Kendilerine apaçık belge­ler geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın&#8230;&#8221; </em></p>
<p>Diğer ayeti tefsir ettiği şekilde bu ayeti de tefsir etti. Ayet-i kerime bu vasıfları taşıyan kimselere karşı bir tehdit ve korkutmadır, müminlerin de onlar gibi olmalarını nehiydir/yasaklamadır.</p>
<p><strong>Abîde[38] Humeyd ibn Mihran&#8217;dan[39] rivayet, etti; Humeyd şöyle dedi:</strong></p>
<p>Hasan&#8217;a (el-Basri) sordum: Bu habis hevâ ehli Âli İmran süresindeki <em>&#8220;Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra paçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın.&#8221; </em>ayetini ne yaptılar? Hasan şöyle cevap verdi:</p>
<p>Kabe&#8217;nin Rabbine yemin olsun ki onlar bu âyeti arkalarına attılar.</p>
<p><strong>Yine Ebu Ümâme&#8217;den rivayet edilmiştir ki o şöyle dedi:</strong></p>
<p>Onlar Harûrilerdir.</p>
<p><strong>İbn Vehb dedi ki:Mâlik&#8217;i şöyle derken duydum:</strong></p>
<p>Allah&#8217;ın kitabında ihtilafa düşen hevâ ehli hakkında <em>&#8220;O gün nice yüzler vardır bembeyazdır, nice yüzler vardır simsiyahtır&#8230; yüzleri simsiyah olanlara inandıktan sonra kâfir mi oldunuz? O halde inkar etmiş olmanızdan ötürü tadın azabı! denilir.&#8221; </em>âyetinden daha ağır bir âyet yoktur. Mâlik dedi ki:</p>
<p>Hangi söz bundan daha açıktır? Onun bu âyeti hevâ ehli için (heva ve hevesine uyanlar için) tevil ettiğini gördüm.</p>
<p><strong>Bunu İbn el-Kasım[40] da rivayet etti ve şu ilaveyi yaptı: Mâlik bana dedi ki:</strong></p>
<p>Bu âyet, ehli kıble (yani müslümanlar) hakkındadır. Onun âyet hakkında söylediğini birden fazla kişi nakletmiştir.Katâde&#8217;den[41]  rivayet edilmiştir:</p>
<p><em>&#8220;Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler&#8221;</em> bid&#8217;atçilerdir.İbn Abbas&#8217;tan rivayet edilmiştir:</p>
<p><em>&#8220;O gün nice yüzler vardır bembeyazdır, nice yüzler vardır simsiyahtır&#8221; </em>ayetindeki beyaz yüzler ehli sünnet, siyah yüzler ehl-i bid&#8217;attir.</p>
<p><strong>Bid&#8217;ati ve bid&#8217;at çıkarmayı kötüleyen âyetlerden birisi de şu ayeti kerimedir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. Başka yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah&#8217;ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti</em>.”[42]</p>
<p>Ayette geçen sırat-ı müstakim/dosdoğru yol, Allah&#8217;ın çağırdığı yoldur ve sünnettir. Diğer yollar ise sırat-ı müstakim&#8217;den sapan ihtilaf ehlinin yoludur ki bunlar bid&#8217;atçilerdir. Diğer yollardan kastedilen, günahkârların yolları değildir. Çünkü masiyetler birer masiyet oluşları yönüyle şeriate benzemek üzere sürekli gidilen bir yol ortaya koymazlar. Bu nitelik, sadece sonradan uydurulan bid&#8217;atlere mahsustur.</p>
<p><strong>İsmail&#8217;in Süleyman ibn Harb&#8217;ten yaptığı rivayet de bu manaya delâlet eder: </strong></p>
<p>Süleyman ibn Harb şöyle demiştir:</p>
<p>Bize Hammad ibn Zeyd, Asım ibn Behale&#8217;den o da Vâil&#8217;den, Vâil de Abdullah&#8217;tan[43] rivayet etti:</p>
<p>Abdullah şöyle dedi:</p>
<p>Bir gün Hz. Peygamber (s.a) bize uzun bir çizgi çizdi. Süleyman ibn Harb de aynı çizgiyi bizim için çizdi. Rasulullah (s.a) sonra bu çizginin sağma bir çizgi, soluna bir çizgi daha çizdi. Sonra dedi ki:</p>
<p><em>&#8220;Bu Allah&#8217;ın yoludur.&#8221;</em> Sonra ortadaki çizginin sağına ve soluna birçok çizgiler çizdi ve dedi ki:</p>
<p><em>&#8220;Bunlar yollardır. Bunlardan her birinin üzerinde o yola çağıran bir şeytan bulunur.&#8221; </em>Sonra şu âyeti okudu:</p>
<p><em>&#8220;Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. Başka yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah&#8217;ın yolundan ayırır.&#8221;[44]</em></p>
<p><strong>Bekr ibn el*Alâ dedi ki:</strong></p>
<p>Sanırım Hz. Peygamber (s.a) insan şeytanlarını kastetti. Allahu a&#8217;lem bu yollar da bid&#8217;atlerdir. Bu hadis çeşitli yollarla rivayet, edilmiştir.[45]</p>
<p><strong>Amr ibn Seleme el-Hemedâni&#8217;den şöyle dediği rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>Mescid&#8217;de Batha[46] denilen yerde henüz kum serilmeden önce Abdullah ibn Mes&#8217;ud&#8217;un ders halkasında oturuyorduk. Ubeydullah ibn Ömer ibn el&#8217;Hattab bir gazi olarak gelmişken ona dedi ki:</p>
<p>Sırat-ı müstakim nedir ey Ebû Abdurrahman?[47] Abdullah ibn Mes&#8217;ud dedi ki:</p>
<p>Kabe&#8217;nin Rabbine yemin olsun ki, sırat-ı müstakim, senin babanın cennete gidinceye kadar üzerinden hiç ayrılmadığı yoldur. Sonra bir dost olarak onun böyle olduğuna üç kere yemin etti. Sonra toprağın üzerine eliyle bir çizgi çizdi ve o çizginin etrafına başka çizgiler çizdi ve dedi ki:</p>
<p>Peygamberiniz sizi bu yolun bir ucunda bıraktı. Yolun diğer ucunda cennet vardır. Kim bu yoldan sapmadan giderse cennete girer. Kim şu yollara saparsa helak olur.</p>
<p><strong>Bir başka rivayette şöyle geçer:</strong></p>
<p>Ey Ebû Abdurrahman, sırat-ı müstakim nedir? Abdullah ibn Mes&#8217;ud dedi ki:</p>
<p>Rasulullah (s.a) bizi o yolun aşağısında bıraktı. Yolun diğer ucu cennettedir. Yolun sağında ve solunda başka yollar vardır. Bu yolların üzerinde birtakım adamlar yanlarından geçen kimselere: Haydi gel, haydi gel! diye kendi yanlarına çağırırlar. Kim bu yollarda onlara yapışırsa ken­dilerini cehenneme kadar götürürler. Kim de ortadaki en büyük yoldan giderse o yol da onları cennete kadar götürür. Abdullah İbn Mes&#8217;ud, daha sonra şu âyeti okudu:</p>
<p><em>&#8220;Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. Başka yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah&#8217;ın yolundan ayırır&#8230;&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;<strong>Başka yollara uymayın&#8221; </strong></em><strong>âyeti hakkında Mücâhid&#8217;in[48] şöyle dediği rivayet, edilmiştir:</strong></p>
<p>Bid&#8217;at ve şüphelere uymayın.</p>
<p><strong>Aburrahman ibn Mehdi&#8217;den[49] şöyle dediği rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>Mâlik ibn Enes&#8217;e sünnetin ne olduğu soruldu. O şöyle cevap verdi:</p>
<p>Kendisine sünnetten başka bir isim verilemiyecek şeydir. Ve şu âyeti okudu:</p>
<p><em>&#8220;Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. Başka yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah&#8217;ın yolundan ayırır.&#8221;</em></p>
<p><strong>Bekr ibn el&#8221;Alâ dedi ki:</strong></p>
<p>İmam Mâlik -inşaallah- İbn Mes&#8217;ud&#8217;un &#8216;Peygamber (s.a) bir çizgi çizdi&#8221; şeklindeki hadisini kastediyordur. Sonra bu hadisi anlattı.</p>
<p>Bu tefsir, âyetin bid&#8217;at yollarının herhangi birini değil tamamını kapsamına aldığına delâlet eden bir tefsirdir.</p>
<p><strong>Bid&#8217;ati ve bid&#8217;at çıkarmayı kötüleyen âyetlerden birisi de şudur:</strong></p>
<p><em>“Yolun doğrusu Allah&#8217;ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.”[50]</em></p>
<p>Ayette geçen &#8220;kasdü&#8217;s-sebil&#8221; hak yol demektir. Onun dışındaki yollar haktan sapan yollardır ve bunlar bid&#8217;at ve sapıklık yollarıdır. Allah Tealâ fazlı ve keremiyle bizi o yol­lara düşmekten korusun. Yolun eğrisi demek, ondan sakındırmak için yeterlidir. Âyetin akışı sakındırma ve yasaklamaya delâlet ediyor.</p>
<p><strong>İbn Veddâh anlattı:</strong></p>
<p>Âsim ibn Behdele&#8217;ye soruldu ve denildi ki:</p>
<p>Ey Ebû Bekir (Asim&#8217;ın künyesi)! <em>&#8220;Yolun doğrusunu göstermek Allah&#8217;a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.&#8221;</em> âyeti hakkında görüşün nedir? Dedi ki:</p>
<p>Bize Ebû Vâil anlattı; o da Abdullah ibn Mes&#8217;ud&#8217;dan nakletti ve şöyle dedi:</p>
<p>Abdul­lah ibn Mes&#8217;ud düz bir çizgi çizdi, sonra onun sağına ve soluna başka çizgiler çizdi ve dedi ki:</p>
<p>Rasulullah (s.a) de böyle çizmiş ve (ortadaki) düz çizgi için <em>&#8220;bu, Allah&#8217;ın yoludur.&#8221;</em> demiş, sağındaki ve solundaki yollar için de <em>&#8220;bunlar değişik/parçalanmış yollardır, bunlardan her birinin üstünde şeytan vardır, bu şeytan insanları oraya çağırır.&#8221;</em> demiştir. Sebil kelimesi müşterek bir anlama sahiptir, (yani hem doğru yolu, hem eğri yolu ifade eder.) Allah Teala şöyle buyurur:</p>
<p><em>&#8220;Bu benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Başka yollara uymayın&#8230;</em>&#8221;</p>
<p><strong>Tüsterî&#8217;den[51] şöyle dediği rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>&#8220;Yolun doğrusu&#8221; sünnetin gösterdiği yoldur; &#8220;yolun eğrisi&#8221; cehenneme götüren yoldur. Bu da bid&#8217;atler ve (batıl) inançlardır.</p>
<p><strong>Mücahidden şöyle dediği rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>&#8220;Kasdu&#8217;s-sebil&#8221; (Yolun doğrusu), aşırılık ve eksiklik arasındaki orta yoldur. Bu, câir (eğri yol) kelimesinin de aşırı ve eksik anlamına geldiğini ifade eder. Her ikisi de, yani aşırılık ve eksiklik ise bid&#8217;atin niteliklerindendir.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin[52] bu âyette geçen &#8220;<em>ve minha câir&#8221;</em> ibaresini <em>&#8220;fe minkum câir</em>&#8220;[53] diye okuduğu rivayet edilir.</p>
<p>Dediler ki, o zaman âyetin anlamı: Sizden, yani bu ümmetten doğru yolun dışına çıkanlar vardır. Sanki bu âyet daha önceki âyetle aynı manayadır.</p>
<p><strong>Bid&#8217;ati ve bidatçiliği kötüleyen bir diğer âyet şudur:</strong></p>
<p><em>&#8220;Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiç bir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah&#8217;a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.</em>[54]</p>
<p>Bu âyetin tefsiri Hz. Aişe yoluyla gelen bir hadiste geçmektedir.</p>
<p><strong>Hz. Aişe şöyle demektedir: Rasulullah (s.a) buyurdu ki:</strong></p>
<p><em>&#8220;Ey Âişe! &#8220;Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar kimlerdir?&#8221; </em>Dedim ki:</p>
<p>Allah ve Rasûlü bilir. Dedi ki:</p>
<p><em>&#8220;Onların bu ümmetten hevâ ve hevesine uyanlar, bid&#8217;at çıkaranlar ve sapıtanlardır. Ey Aişe! Her günahın tövbesi vardır. Sadece hevâ ve hevesine uyanların ve bid&#8217;atçilerin tövbesi olmaz. Onlar benden beridirler, ben onlardan beriyim.”[55]  </em></p>
<p><strong>İbn Atiyye[56] dedi ki:</strong></p>
<p>&#8220;Bu ayet, heva ve hevesine uyanları, bid&#8217;atçileri, şer&#8217;î-amelî konularda kural dışına çıkanları ve bunlardan başka aşırı şekilde tartışmaya düşkün olanları, Kelâma fazlaca dalanları içine alır. Bunların hepsinin hataya düşme ve bozuk inançlara kapılma tehlikesi vardır.&#8221;[57] İbn Atıyye teferruatla ilgili (Şer&#8217;i-ameli) konu­ların içine fazlaca dalanlar derken -Allah bilir ya- herhalde Ebû Amr ibn Abdilberr&#8217;in[58] &#8220;Câmiu Beyani&#8217;l-İlim&#8221;[59] isimli kitabında rey ile (sadece akılla) hüküm vermenin kötülenmesi bölümünde söyledik­lerini kastetmektedir. İnşaallah bunun açıklaması ileride gelecektir.</p>
<p><strong>İbn Battal,[60] Buhâri[61] Şerhinde Ebû Hanife&#8217;den[62] şöyle dedi­ğini nakleder:</strong></p>
<p>Mekke&#8217;de Ata ibn Ebi Rabah[63] ile karşılaştım. Ona bir mesele sormuştum. Bana dedi ki:</p>
<p>Nerelisin? Dedim ki:</p>
<p>Kuleliler­denim. Ata dedi ki:</p>
<p>Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanların bulunduğu yerden misin? Dedi ki:</p>
<p>Sen hangi gruba mensupsun? Dedim ki:</p>
<p>Ben selefe sövmeyen, kadere inanan ve hiç kimseyi günahından dolayı tekfir etmeyenlerdenim. Bunun üzerine Âtâ dedi ki:</p>
<p>İyi bildin, bu yoldan ayrılma. Hasan&#8217;dan nakledilmiştir. O şöyle dedi:</p>
<p>Hz. Osman ibn Affan bir gün karşımıza geçti ve bize hitab etmeye başladı. Fakat onun sözünü kestiler ve Batha denilen yerde akşam oluncaya kadar tartıştılar. Hasan dedi ki:</p>
<p>Hz. Peygamberin zevcelerinden birisinin odasından bir ses duyduk. Bu sesin müminlerin validesinin sesi olduğu söylendi. Hasan devamla şöyle dedi:</p>
<p>İşittiğimiz sesin sahibi şöyle diyordu:</p>
<p>Dikkat edin! Peygamberiniz, dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlardan uzaktır. Ve şu âyeti okudu: <em>&#8220;Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, sen onlardan berisin.&#8221;</em>Kâdî İsmail dedi ki:</p>
<p>Zannediyorum bu rivayette sözü edilen müminlerin validesi Ümmü Seleme&#8217;dir, Çünkü bu esnada Hz. Âişe hacda bulunuyordu.</p>
<p>Ebu Hureyre&#8217;den bu âyetin bu ümmet hakkında indiği &#8216;rivayet edilmiştir. Ebû Ümame&#8217;den ise bunların Hâriciler olduğu rivayet edilmiştir. Kâdî (İsmail) dedi ki:</p>
<p>İster Haricilerden olsun, ister başkaların­dan olsun dinde bid&#8217;at çıkaran herkesin bu ayetin hükmü altına girdiğine Kur&#8217;an açıkça delalet etmektedir.</p>
<p><strong>Bir diğer ayet&#8217;i kerime şudur:</strong></p>
<p><em>&#8220;Dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşrik­lerden olmayınız.&#8221;[64]</em></p>
<p>Ayette geçen <em>&#8220;ferrakû dinehum (dinlerinde ayrılığa düşenler)&#8221;</em> ibaresi <em>&#8220;fârekû dinehum (dinlerinden</em> <em>uzaklaşanlar)&#8221;</em> diye de okun­muştur. Ebû Hureyre&#8217;den bunların Hâriciler olduğu rivayet edilmiş­tir. Ebû Umame bunu menfi olarak rivayet etmiştir.</p>
<p>Bunların hevâ ve heveslerine uyanlarla bid&#8217;atçiler olduğu rivayet edilmiştir. Bunu Hz. Aişe&#8217;nin merfû olarak yani Hz. Peygamber&#8217;e nisbet ederek rivayet ettiğini söylediler. Çünkü İsmail el-Kadi&#8217;nin dediği ve önceki âyette geçtiği gibi bid&#8217;atçilerin durumu böyledir. Bid&#8217;atçiliği kötüleyen âyetlerden birisi de şudur:</p>
<p><em>&#8220;De ki: Allah&#8217;ın sizin üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da sizi fırka fırka ayırıp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter.”[65]</em></p>
<p><strong>İbn Abbas,</strong> &#8220;sizin fırka fırka ayrılmanız&#8221; hevâ ve hevese uyarak farklı görüşlere sahip olmak demektir, demiştir. Buna göre &#8220;kiminize kiminizin hıncını tattırmak&#8221; demek onların birbirlerini tekfir etmeleri hatta birbirleriyle savaşmaları demektir. Nitekim ehli sünnet ve&#8217;l-cemaatin dışına çıkan Hâriciler böyle yapmışlardır.</p>
<p>Ayette geçen ve <em>&#8220;sizin fırka fırka ayrılmanız,&#8221;</em> diye terceme ettiğimiz <em>&#8220;ev yelbisekum şiyean&#8221;</em> bölümünün ihtilaftan dolayı meydana gelen bir karışıklık anlamına geldiği de söylenmiştir.</p>
<p><strong>Mücahid ve Ebu&#8217;I-Âliye[66] dediler ki:</strong></p>
<p>Bu âyet Muhammed ümmetiyle ilgilidir. Ebu&#8217;l Âliye dedi ki:</p>
<p>Bunlar dörttür. İki tanesi Hz. Peygamber&#8217;in (s.a) vefatından yirmi beş sene sonra ortaya çıkmıştır. Fırka fırka ayrılmışlar ve kiminize kiminizin hıncı tattırılmıştır. Geriye ikisi kalmıştır. Bu ikisi de mutlaka ortaya çıkacaktır. Hasf (yere batma) ayaklarınızın altından gelecek azaptır. Mesh, yani hayvanlara benzeme ise üstünüzden gelecek azaptır. Bütün bunlar heva ve hevese uyarak ihtilafa düşmenin çirkin, sevimsiz ve kötülenmiş bir şey olduğunu açıkça göstermektedir.</p>
<p><em>&#8220;Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı.&#8221;[67] </em>âyeti hakkında Mücahid&#8217;den şöyle dediği nakledilmiştir:</p>
<p>İhtilafa düşmeye devam edecek olanlar, bâtıla uyanlardır. Rabbinin merhamet ettikleri ise hakka uyanlardır, Çünkü onların içinde ihtilaf olmaz.</p>
<p><strong>Mutarrif ibn eş-Şıhhir&#8217;den[68] şöyle dediği rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>Şayet heva ve hevesine uyanlar tek bir grup olsalardı o zaman belki onların hak üzere olduğunu bir kimse söyleyebilirdi. Bunlar parça parça, grup grup olduğuna göre her akıl sahibi bilir ki &#8220;gerçek/hak asla parçalanamaz&#8221; İkrime&#8217;den[69] rivayet edilmiştir:</p>
<p>&#8220;Onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler&#8221; yani heva ve heveslerine uyarken ihtilaf edecekler. &#8220;Rabbinin merhamet ettikleri müstesna&#8221; maksat ise ehl-i sünnete mensup olanlardır.</p>
<p><strong>Ebû Bekir Sabit el-Hatib Mansûr ibn Abdillah ibn Abdirrahman&#8217;dan,[70] şöyle dediğini nakletmiştir:</strong></p>
<p>Hasan-ı (Basri)&#8217;nin yanında oturuyordum. Arkamda da bir adam oturuyordu. Adam beni <em>&#8220;Rabbi­nin merhamet ettikleri müstesna onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler&#8221;</em> âyeti hakkında Hasan&#8217;a soru sormaya teşvik ediyordu. Hasan dedi ki:</p>
<p>Evet onlar çeşit çeşit dinler üzere &#8220;İhtilaf etmeye devam edecekler&#8221;, &#8220;Sadece Rabbinin merhamet ettikleri&#8221; ihtilafa düşmeyecek.</p>
<p>İbn Vehb, Ömer ibn Abdilaziz&#8217; den ve Mâlik ibn Enes&#8217;ten kendi­lerine merhamet edilenlerin ihtilafa    düşmeyeceklerini rivayet etmiştir.</p>
<p>Bu âyetin açıklaması inşaallah daha sonra gelecek.</p>
<p><strong>Buhari&#8217;de Ömer ibn Mus&#8217;ab&#8217;tan[71] şöyle dediği rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>Babama <em>&#8220;De ki: Size yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?&#8221;</em> âyetinde kastedilenlerin Harûrîler mi olduklarını sordum. Dedi ki:</p>
<p>Hayır; onlar Yahudiler ve Hristiyanlardır. Yahudiler Hz. Muhammed&#8217;i (s.a) yalanladılar. Hıristiyanlar da orada yemek içmek yoktur diyerek cenneti yalanladırlar. Harû­rîler ise <em>&#8220;Söz verip bağlandıktan sonra Allah&#8217;a verdikleri</em> <em>sözü bozarlar.&#8221;</em> Ayetinde anlatılanlardır. Şûbe onları fasıklar olarak isimlendirmişti.&#8221;[72] Sa&#8217;d ibn Mansur[73] tefsirinde Mus&#8217;ab ibn Sa&#8217;d&#8217;den şöyle dediğini rivayet, etmiştir:</p>
<p>Babam Sa&#8217;d b. Ebî Vakkas&#8217;a &#8220;İyi işler yaptıklarını zannettikleri halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimseler&#8221;[74] Harûrîler midir? diye sordum. Dedi ki:</p>
<p>Hayır; bunlar manastırlarda yaşayan rahiplerdir. Harûrîlere gelince onlar şu âyetin hükmüne girerler:</p>
<p>&#8220;<em>Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı.”[75]</em></p>
<p><strong>Abd ibn Humeyd tefsirinde, Mus&#8217;ab ibn Sa&#8217;d&#8217;den gelen başka bir lafızla bu manaya ulaşmıştır. Mus&#8217;ab ibn Sa&#8217;d &#8220;De ki:</strong></p>
<p>Size yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?</p>
<p><em>Onlar iyi işler yaptıklarını zannettikleri halde dünya hayatındaki çabaları boşa giden kimselerdir&#8221; </em>ayetine gelince:</p>
<p>Bunlar Harûrîler mi? diye sordum. Dedi ki:</p>
<p>Hayır! Onlar Yahudiler ve Hıristiyanlardır. Yahu­diler Muhammedi (s.a) inkar ettiler. Hıristiyanlar ise cenneti inkar ettiler ve orada yemek içmek yoktur, dediler. Harurilere gelince: <em>&#8220;Onlar söz verip bağlandıktan sonra Allah&#8217;a verdikleri sözü bozarlar, Allah&#8217;ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparırlar ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar</em>.[76] âyeti onlar hakkındadır. Çünkü birincisi onlar Rasulullah&#8217;ın (s.a) şehadetiyle hak yoldan çıkmışlardır, fasit (bozuk) tevil yapmaktadırlar. Bid&#8217;atçiler de böyle yaparlar; tevil, onların hak yoldan çıkarken girdikleri bir kapıdır/başvurdukları bir yoldur, ikincisi onlar Kur&#8217;an&#8217;ın ve sünnetin hükümleri üzerinde böylece tasarrufta bulunmaktadırlar.</p>
<p>Hâricilerden ehl-i Havra ve diğerleri <em>&#8220;Hüküm sadece Allah&#8217;ındır</em>.[77]âyetiyle, <em>&#8220;Buna içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder&#8221;</em>[78] ayetiyle ve diğer âyetlerle ilişkilerini kesmişlerdir, (yani Allah&#8217;ın hükmünün dışına çıkarak kendi akıllarınca hüküm vermişlerdir.)</p>
<p>İleride sana anlatılacağı gibi, bid&#8217;atçiler de böyle yapmışlardır.</p>
<p><strong>Amr ibn Muhacir&#8217;in[79] şöyle dediği rivayet edilir:</strong></p>
<p>Ömer ibn Abdilaziz&#8217;e Gaylan el-Kaderi&#8217;nin[80] kader hakkında ileri geri konuştuğu haberi ulaşır. Ömer ibn Abdilaziz kendisine haber gönderir. Gaylan günlerce ondan gizlenir ve görünmez. Sonra Ömer ibn Abdilaziz&#8217;in huzuruna getirilir. Ömer ona der ki:</p>
<p>Ey Gaylan! Bana senin hakkında ulaşan bilgiler nedir? (Doğru mudur?) Amr ibn Muhacir der ki:</p>
<p>Ben kendisine bir şey söylememesi için işaret ettim. Fakat Gaylan dedi ki:</p>
<p>Evet ey Mü&#8217;minlerin Emiri! Allah Teâla şöyle buyuruyor:</p>
<p><em>&#8220;İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz uzun bir zaman geçmemiş midir? Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır, onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışındır. Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük.&#8221;[81] </em>Ömer ibn Abdilaziz der ki:</p>
<p>Sûreyi sonuna kadar okusana:</p>
<p>&#8220;<em>Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir. Dilediğini rahmetine sokar. Zâlimlere de acı bir azap vardır.&#8221;[82]</em> Sonra dedi ki:</p>
<p>Peki bu âyete ne diyorsun ey Gaylan? Gaylan şöyle dedi:</p>
<p>Ben derim ki, ben kör idim, benim gözümü açtın; Sağır idim, bana işittirdin; sapıtmıştım, bana hidayet ettin. Ömer ibn Abdillaziz şöyle dedi:</p>
<p>Allah&#8217;ım, kulun Gaylan eğer doğru söylüyorsa (ne âlâ), yoksa onun hakkındaki hükmünü ver. Amr ibn Muhacir der ki:</p>
<p>Gaylan kader konusunda bir daha konuşmadı, dilini tuttu, Ömer ibn Abdilaziz de onu Şam&#8217;da darp­hanenin başına getirdi. Ömer ibn Abdilaziz vefat edip hilafet makamına Hişam[83] geçince Gaylan kader konusunda yine konuşmaya başladı. Hişam, üzerine adam gönderdi ve elini kestirdi. Adamın birisi yanından geçerken Gaylan&#8217;ın elinin üzerinde bir sinek görünce ona dedi ki:</p>
<p>Ey Gaylan! İşte kaza ve kader budur. Gaylan dedi ki:</p>
<p>Vallahi sen yalan söylüyorsun; bu ne kazadır, ne de kaderdir. Bunun üzerine Hişam kendisini çarmıha gerdirdi.</p>
<p><em>&#8220;&#8230;.Allah&#8217;a verdikleri sözü bozarlar&#8230; ve yer yüzünde fesat çıka­rırlar.&#8221;</em> âyetinin Harurilere işaret ettiğinin üçüncü delili de onların, Allah&#8217;ın kullarına karşı kılıç çekmiş olmalarıdır. Yeryüzünde en büyük fesatçılık/bozgunculuk budur. Bid&#8217;atçiler tarafından bu yaygın olarak yapılan bir iştir. Onlar ayrıca müslümanlar arasında çeşitli yollarla kin ve düşmanlık yayarak da bozgunculuk yaparlar.</p>
<p>Müellifin, başta Harûriye olmak üzere sapıklık ve kalplerinde eğrilik olanları tanıtmak üzere sıraladığı bu üç vasıf, Kur&#8217;an ve Sünnetin insanları uyardığı sapık bir fırkada bulunması gereken vasıflardır.</p>
<p><strong>Nitekim şu âyetlerde bu uyarı yapılmaktadır:</strong></p>
<p><em>&#8220;Kendile­rine apaçık belgeler geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın.&#8221;</em>(Al-i İmran-105) <em>&#8220;Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, sen onlardan berisin.&#8221;</em> (Enam: 159)</p>
<p><strong>Hadis-i Şerifte şöyle ifade buyurulmuştu: </strong></p>
<p>Bu ümmet yetmiş küsur fırkaya ayrılacak.</p>
<p>Mus&#8217;ab ibn Sad&#8217;a ait birinci rivayetteki bu tefsir de sözü edilen anlam üzerinde babasıyla uyum göstermektedir.</p>
<p>Sonra Said ibn Mansur&#8217;un rivayetinde Sâd ibn Ebi Vakkas:</p>
<p>Bu, Harurilerin kalplerindeki bir eğrilik sebebiyledir, şeklinde yorum yapmıştır.</p>
<p><em>&#8220;Onlar yoldan sapınca, Allah da onların kalplerini saptırmıştır.&#8221;</em></p>
<p>ayeti de onlar hakkındadır demiştir. Bu âyet, Âli İmran süresindeki <em>&#8220;Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih âyetlerin peşine düşerler&#8221; </em>âyetiyle ilgilidir. Sa&#8217;d ibn Ebi Vakkas (r.a) Harûrîleri, her iki âyetin mana kapsamının içine dahil etmiştir. Bu âyetlerden birisinde sadece zeyğ/sapıklık yani hak yolun dışına çıkma vasfı zikredilmiştir.</p>
<p>Diğer iki Vasıf yani Kur&#8217;an ve sünnetin ahkamında tasarrufta bulunma ve fitne-fesat çıkarma vasıfları öteki ayette zikredilmiştir. Bu vasıfların üçü de Harürilerde mevcuttur. Âli İmran süresindeki âyet lafzıyla onları kapsamına almaktadır. Çünkü onun lafzı lügat olarak genel bir manayı gerektirir.</p>
<p>Bu âyeti özel olarak kâfirlere yorsak da, usûlde beyan edildiği üzere zikredilen vasıfları taşıyanlara verilecek ceza yönünden, Harüriler hakkında da âyetin hükmünün geçerli olduğunu söyleye­biliriz. Saf süresindeki âyet, de böyledir. Çünkü bu âyet Musa&#8217;nın (a.s.) kavmi ile ilgilidir. Bundan dolayı Sa&#8217;d ibn Ebi Vakkas Harurileri de fâsıklar olarak isimlendirmiştir. Çünkü âyetin anlamı onlar hakkında da geçerlidir. Âyetin sonunda <em>&#8220;Allah fâsıklar toplu­luğunu doğru yola iletmez.&#8221; </em>Denilmektedir. Sapıklık/zeyğ Harürilerde de vardır. O halde &#8220;<em>Onlar yoldan sapınca Allah da onların kaplerini saptırmıştı.&#8221;</em> âyetinin anlamı içine Harüriler de girerler. Bundan hareketle âyetin, bid&#8217;at sahiplerinden sadece Harurileri değil, temelinde sapıklık olan bu vasıflarla vasıflanmış herkesi kapsadığı anlaşılır. Sapıklık da heva ve hevese uyarak haktan ayrılmak demektir. Sa&#8217;d ibn Ebi Vakkas, âyeti sadece Harüriler olarak yorumlamıştır. Çünkü -Allahu âlem- kendisine sadece onlar sorulmuştur ve Allah&#8217;ın dininde ilk defa bid&#8217;at çıkaranlar da onlardır. O halde ayeti sadece onlara tahsis etmek gerekmez.</p>
<p>Sâd ibn Ebi Vakkas&#8217;a sorulan ilk ayete gelince -ki Kehf süresin­deki âyettir- o bu ayetin Harurileri kapsamadığını söylemiştir.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;den gelen bir rivayete göre o da, &#8216;Taptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanlar&#8221;ı Harüriler olarak tefsir etmiştir.</p>
<p><strong>Abd ibn Humeyd[84] İbn Tufeyl&#8217;den[85] şöyle dediğini rivayet etti: </strong></p>
<p>İbn el-Kevva[86] Hz. Ali&#8217;nin huzurunda ayağa kalktı ve dedi ki:</p>
<p>Ey Mü&#8217;minlerin Emiri! İyi işler yaptıklarını zannettikleri halde dünya hayatında çabalan boşa gidenler kimlerdir? Dedi ki:</p>
<p>&#8220;Onlar ehl-i Havra&#8217;dır.&#8221;</p>
<p>Bu, Süfyan es-Sevri&#8217;nin[87] tefsirinde de nakledilmiştir.</p>
<p><strong>İbn Vehb&#8217;in Câmi&#8217; inde rivayet edildiğine göre ibn el-Kevvâ Hz. Ali&#8217;ye bu âyeti sorar. Hz. Ali ona der ki:</strong></p>
<p>Yanıma çık da sana söyleyeyim. -Hz. Ali o esnada da minberdedir- İbn el-Kevvâ iki basamak çıkınca elindeki asası ile onu yakalar ve dövmeye başlar. Sonra ona der ki:</p>
<p>O âyette sözü edilenler sen ve arkadaşlarındır. Yine Abd ibn Humeyd, Muhammed ibn Cubeyr ibn Mut&#8217;ım[88] den şöyle dediğini rivayet etmiştir:</p>
<p>Evdoğullarından bir adam bana haber verdi:</p>
<p>Hz. Ali Irak&#8217;ta insanlara hitab ediyordu. Bu adam da onu dinleyenler arasında bulunuyormuş. Mescidin en uzak köşesinden ibn el-Kevvâ ona seslendi ve dedi ki:</p>
<p>Ey Mü&#8217;minlerin Emiri! &#8220;Yaptıkları işler bakı­mından en çok ziyana uğrayanlar&#8221; kimlerdir? Hz. Ali dedi ki:</p>
<p>Sensin. İbn el Kevva Haricilerle yapılan savaşta öldürüldü. Bazı tefsirciler, ibn el-Kevvâ&#8217;nın bu soruyu Hz. Ali&#8217;ye sorduğu zaman onun şöyle cevap verdiğini naklettiler:</p>
<p>&#8220;Siz ehl-i Havra&#8217;smız, ehl-i riyasınız ve yaptığınız iyiliği başa kakarak boşa çıkaranlarsınız.&#8221; Birinci rivayet, âyetin ehl-i Havra&#8217;yı da kapsamına aldığına delâlet eder.</p>
<p>Allah Teala onları anlatırken <em>&#8220;Dünya hayatında çabaları boşa gidenler&#8221;</em>[89]  dediği zaman, onlar kendilerinin hidayette olduklarını zannetmelerine rağmen Allah Teala onları sapıklıkla nitelendir­miştir. Bu, genel olarak  bunların, amellerinde bid&#8217;at  çıkaranlar olduğuna delalet eder. Bunlar da öncelikle ehl-i kitaptır/yani Hıris­tiyanlar ve Yahudilerdir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) <em>&#8220;Her bid&#8217;at bir sapıklıktır.&#8221;</em>   buyurmuştur. Allah&#8217;ın  izniyle  bunun   izahı   ileride gelecektir. Âyet-i kerimeyle ilgili olarak her iki tefsir de yapılmıştır: Sa&#8217;d ibn Ebî Vakkas, bunların Yahudiler ve Hıristiyanlar olduğunu söylemiş, Hz. Ali de bunların bid&#8217;atçiler olduğunu söylemiştir. Çünkü hepsi de bid&#8217;at çıkarmada ittifak etmişlerdir. Bu sebeple Sa&#8217;d ibn Ebî Vakkas, Hristiyanların küfrünü, cenneti gerçeğinden farklı olarak tevil etmeleridir diye tefsir etmiştir. Hıristiyanların bu tevili reye dayanan/kafadan bir tevildir. Netice olarak her üç âyet de Bid&#8217;atin kötülüğü üzerinde birleşmiştir. Sâd ibn Ebi Vakkas&#8217;ın sözü her bir âyetin, bid&#8217;atçinin vasıflarından bir vasfı iktiza ettiğini bildirmek­tedir. Âyetlerde, ya lafzın genel kapsamlı oluşuyla veya vasıf anlamıyle  (yani aynı vasfı taşımaları yönüyle) bidatçiler kastedilmiş­lerdir.</p>
<p><strong>İbn Vehb&#8217;in rivayetine göre Rasulullah (s.a), üzerinde yazı yazılı bir kürek kemiği getirdi ve dedi ki:</strong></p>
<p><em>&#8220;Bir toplumun peygamberinin kendilerine getirdiği şeyden yüz çevirip başka şeye yönelmeleri veya kendi kitaplarından başka kitaplara yönelmeleri ahmaklık -veya sapıklık- olarak onlara yeter.”[90]</em></p>
<p>Bunun üzerine şu âyet-i kerime nazil oldu:</p>
<p><em>&#8220;Kendilerine okunmakta olan Kitab&#8217;ı sana indirmemiz onlara yetmemiş mi?[91]</em></p>
<p><strong>Abdülhamid[92]el-Hasen (Basri)&#8217;den şöyle dediğini nakletti: Rasulullah (s.a) buyurdu ki:</strong></p>
<p><em>&#8220;Kim benim sünnetimden yüz çeverirse benden değildir.&#8221; </em>Sonra şu âyeti okudu:</p>
<p><em>&#8220;Rasulüm! De kî: Eğer Allah&#8217;ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahla­rınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.&#8221;[93]</em></p>
<p><strong>Yine Abdulhamid ve daha başkaları Abdullah ibn Abbas&#8217;tan rivayet etmişlerdir:</strong></p>
<p><em>&#8220;İnsanoğlu ne yaptığını ve ne yapmadığını görür.&#8221;</em>[94] ayeti hakkında Abdullah ibn Abbas şöyle dedi:</p>
<p>Bu âyette geçen <em>&#8220;mâ kaddemet&#8221;</em> kişinin hayır veya şer yaptığı amellerdir, &#8220;<em>ve mâ ahharat&#8221;</em> ise kişinin kendisinin açıp da kendisinden sonrakilerin izledikleri çığırdır. Bu tefsirin de tefsirine ihtiyaç vardır.</p>
<p><strong>Abdullah ibn Abbas&#8217;tan rivayet edildiğine göre onun bu âyet hakkında şöyle dediği rivayet edilir:</strong></p>
<p>Allah kişinin ölmeden önce yaptığı iyilikleri ve geride bırakıp da insanların ondan görüp uyguladıkları iyi bir çığırı bilir. Onun açtığı bu güzel yoldan gidenlerin sevabından hiçbir şey eksilmeksizin aynısı ona da vardır. Kötü bir yol açarsa o yoldan gidenlerin günahlarından da hiçbir şey eksilmeksizin aynısı ona da vardır. Bu rivayeti Abdullah ibn el&#8217;Mübarek ve daha başkaları rivayet etmişlerdir. Süfyan ibn Uyeyne, Ebu Kılâbe[95] ve daha başka kimselerin şöyle dedikleri nakledilmiştir:</p>
<p>(<em>Alimet nefsun mâ kadde-met ve ahharat)[96]</em> ayetinde kastedilenler bütün bid&#8217;atçiler ve alçakça iftira edenlerdir.</p>
<p><strong>Bu görüşü ileri sürenler şu âyeti delil getirirler:</strong></p>
<p><em>&#8220;Buzağıyı (tanrı) edinenler var ya, işte onlara mutlaka Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. Biz iftiracıları böyle cezalandırırız.&#8221;[97] </em></p>
<p><strong>İbn Vehb, Mücahid&#8217;den nakletmiştir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi ve bıraktıkları her izi yazarız.&#8221;[98] </em>âyeti hakkında Mücahid şöyle demiştir:</p>
<p>Bu onların ölmeden önce yaptıkları iyilikleri ve kendilerinden sonraki insanlara bıraktıkları sapıklıkları yazarız anlamındadır.</p>
<p><strong>Yine İbn Vehb, İbn Avn&#8217;dan[99] o da Muhammed ibn Şirin&#8217;den[100] nakletmiştir:</strong></p>
<p>Muhammed ibn Şirin şöyle demiştir:</p>
<p>&#8220;Ben, mürtedliğe doğru en hızlı koşanlar olarak hevâ ve hevesine uyan kimseleri görüyorum.&#8221;</p>
<p><strong>İbn Avn dedi ki:</strong></p>
<p>İbn Şirin şu ayet-i kerimenin hevâ ve hevesine uyanlar hakkında olduğu görüşünde idi:</p>
<p><em>&#8220;Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa artık o zâlimler topluluğu ile oturma.&#8221;[101]</em></p>
<p><strong>El-Âcurrî, Ebû&#8217;l-Cevza[102] den nakletti: </strong></p>
<p>Ebu&#8217;l Cevza, heva ve hevesine uyanlar hakkında şöyle dedi:</p>
<p>Canımı kudretinde tutan Allah&#8217;a yemin olsun ki, evimin maymunlarla ve domuzlarla dolması benim için onlardan bir adamla komşu olmaktan daha sevimlidir.'[103] Onlar şu ayetin hükmüne dahildirler:</p>
<p><em>&#8220;İşte siz öyle kimselersiniz ki! onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz bütün kitaplara inanırsınız! onlar ise sizinle karşılaştıklarında &#8220;inandık&#8221; derler; kendi başlarına kaldıklarında da size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki kininizden kahrolup geberin! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.&#8221;[104]</em></p>
<p>Bid&#8217;atçilerin kötülüğüne işaret eden ve onların durumuna düşmekten sakındıran pek çok âyet vardır. Biz bu zikrettiklerimizle yetinelim. İnşaallah öğüt almak isteyenler için bunlarda yeterince öğüt ve kalplerindeki hastalıklara yeterince şifâ vardır.[105]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nakli delillerin ikincisi Rasulullah&#8217;dan (s.a) gelen hadislerdir. Bunlar sayılamayacak kadar çoktur. Fakat biz burada bunlardan zikredemediklerimize de kolayca delâlet edenleri ve -Allah&#8217;ın izniyle-en sağlam olanlarını zikredeceğiz.</p>
<p>Bunlardan birisi Hz. Aişe&#8217;den (r.a) sahih olarak rivayet edilen şu hadistir.</p>
<p><strong>Hz. Aişe Rasullullah&#8217;ın (s.a) şöyle buyurduğunu naklediyor:</strong></p>
<p><em>&#8220;Her kim bizim şu işimizde (dinimizde) ondan olmayan bir şey ihdas (icad) ederse o (icad) reddedilmiştir.&#8221;</em> Müslim&#8217;in rivayetinde bu hadis şöyle geçer:</p>
<p><em>&#8220;Her kim bizim dinimizde olmayan bir iş yaparsa o iş (amel) reddedilmiştir.&#8221;</em>[106]</p>
<p>Bu hadisi âlimler İslamın üçte biri olarak kabul etmişlerdir. Çünkü bu hadis, Rasulullah&#8217;ın (s.a) emrine yönelik her türlü muhalefeti -ister bid&#8217;at şeklinde olsun, isterse mâsiyet şeklinde olsun- hedefine almaktadır.</p>
<p><strong>Müslim&#8217;in Câbir&#8217;den rivayet ettiğine göre,Rasulullah (s.a) hutbesinde şöyle derdi:</strong></p>
<p><em>“Emmâ bâ&#8217;dü; sözün en hayırlısı Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;dır. Hidayetin/yolun en hayırlısı Muham med&#8217;in yoludur. İşlerin en kötüsü (dinde olmadığı halde) sonradan icad edilenlerdir/bid&#8217;atlerdir. Ve her bid&#8217;at de bir sapıklıktır.”<strong>[107]</strong></em></p>
<p><strong>Bir başka rivayette Câbir şöyle der:</strong></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a) insanlara hitab ederken Allah&#8217;a lâyık olduğu şekilde hamdeder, sena eder, sonra şöyle derdi: <em>&#8220;Allah kime hidayet ederse onu saptıracak yoktur, kimi saptırırsa ona da hidayet edecek yoktur. Sözün en hayırlısı Allah&#8217;ın kitabıdır. Hidayetin en hayırlısı Muhammed&#8217;in hidayetidir/gösterdiği yoldur. İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilendir. Her ihdas (icad) edilen şey ise bid&#8217;attir.&#8221;</em></p>
<p><strong>Nesâi&#8217;nin rivayetinde ise şu ifade yer alır:</strong></p>
<p>Her ihdas edilen şey bid&#8217;attir, her bid&#8217;at (sahibi) cehennemdedir.</p>
<p>Hz. Ömer&#8217;in de bu hutbeyle hutbe okuduğu bildirildi. İbn Mes&#8217;uddan mevkuf ve merfû olarak şöyle dediği rivayet edildi:</p>
<p>İki şey vardır: Söz ve hidayet. En güzel söz Allah&#8217;ın sözüdür, en güzel hida­yet Muhammed&#8217;in hidayetidir. Dikkat edin, sonradan ortaya çıkan şeylerden sakının. Çünkü işlerin en kötüsü sonradan uydurulan­lardır. Sonradan ihdas edilen her şey bid&#8217;attir.</p>
<p><strong>(İbn Mes&#8217;ud&#8217;dan rivayet edilen) lafızda şu ifadeler de vardır:</strong></p>
<p>&#8220;Ancak siz ileride bid&#8217;atler çıkaracaksınız ve bid&#8217;atlerle karşılaşacaksınız. Sonradan ihdas edilen her şey bid&#8217;attir. Her bid&#8217;at (sahibi) de cehennemdedir.&#8221; İbn Mes&#8217;ud, her perşembe bu sözlerle öğüt verirdi.</p>
<p><strong>Yine İbn Mes&#8217;ud&#8217;dan gelen başka bir rivayette şöyle denmek­tedir:</strong></p>
<p>Söylenecek iki şey vardır. Hidayet ve söz: Sözlerin en faziletlisi -veya sözlerin en doğrusu- Allah&#8217;ın sözüdür. Hidayetin en güzeli Allah&#8217;ın ve Muhammed&#8217;in hidayetidir (gösterdiği yoldur). İşlerin en kötüsü sonradan icad edilen iştir. Sonradan icad edilen her şey bid&#8217; attir. Dikkat edin, üzerinizden çok zaman geçmeden kalpleriniz katılaşacak. Boş bir ümitle oyalanmayın. Zira gelecek olan her şey yakındır. Dikkat edin, uzak olan, gelmeyecek olan şeydir.</p>
<p><strong>Yine ondan gelen başka bir rivayette şöyle der:</strong></p>
<p>En güzel söz Allah&#8217;ın Kitabıdır. En güzel hidayet etme usulü, Muhammed&#8217;in (s.a) hidayet usulüdür. İşlerin en kötüsü sonradan icad edilenlerdir. &#8220;Size vaad olunanlar mutlaka geleceklerdir, siz onu asla önleyemez­siniz.&#8221;[108]</p>
<p><strong>İbn Mâce, İbn Mes&#8217;ud&#8217;dan merfû olarak Rasulullah&#8217;ın (s.a) şöyle dediğini rivayet etti:</strong></p>
<p><em>“Sonradan icad edilen şeylerden sakının. Çünkü işlerin en kötüsü sonradan icâd edilenlerdir. Sonradan icad edilen her şey bid&#8217;attir. Her bid&#8217;at de bir sapıklıktır.&#8221;</em></p>
<p>Bu rivayetin İbn Mes&#8217;ud&#8217;a ait mevkuf bir haber olduğu meşhur olmuştur.</p>
<p><strong>Sahih’te[109] Ebû Hureyre&#8217;den şöyle dediği nakledilir: Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><em>“Kim hidayete çağırırsa kendisine uyanların hepsinin alacağı sevab kadar o da sevap alır. Bununla beraber hidayete uyanların sevabından da bir eksilme olmaz. Kim</em> <em>sapıklığa çağırırsa kendisine uyanların yükleneceği günahların tamamı kadar kendisine de günah yüklenir. Bununla beraber sapık­lığa uyanların günahlarından da hiçbir şey eksilmez,&#8221;<strong>[110]</strong></em></p>
<p><strong>Yine Sahih&#8217;te Rasulullah&#8217;tan (s.a) şöyle dediği rivayet edilir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Kim hayır yolunda iyi bir çığır açarsa, kendisine hem bu işlediği hayrın sevabı, hem de kendisinden sonra bu yoldan gidenlerin sevabının tamamı kadar sevabı verilir. Bununla beraber onun açtığı hayırlı yoldan gidenlerin sevabından da hiçbir şey eksiltilmez. Yine kim şer yolunda kötü bir çığır açarsa, kendisine hem bu işlediği kötülüğün günahı yüklenir, hem de bu yoldan gidenlerin günahı kadar günah yüklenir. Bununla beraber onların günahlarından da hiçbir şey eksiltilmez.&#8221;<strong>[111]</strong></em></p>
<p><strong>Tirmizî, Ebû Davud ve daha başkaları İrbad ibn Sâriye&#8217;den şöyle dediğini rivayet etmektedirler:</strong></p>
<p>Rasulullah (s.a) bir gün bize namaz kıldırdı, sonra bize yöneldi ve gözleri yaşartan, kalpleri yerinden oynatan çok etkili bir öğüt verdi. İçimizden birisi dedi ki:</p>
<p>Ya Rasulallah! Sanki bu bize veda eden birisinin öğüdü gibi geldi. Bize tavsiyen nedir? Hz. Peygamber şöyle buyurdu:</p>
<p><em>&#8220;Size Allah&#8217;tan korkmanızı, dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Başınıza yönetici olarak Habeşli bir köle bile</em> <em>geçse ona itaat etmelisiniz. Çünkü sizin içinizden benden sonra yaşayanlar pek çok ihtilaflar göreceklerdir. Onun için benim sünnetime, hidayete ermiş, doğru yolda olan râşit halifelerin sünnetine sımsıkı sarılın. Azı dişlerinizle ısırıp bırak­mayın. Sonradan icad edilmiş (İslama aykırı) işlerden sakının. Çün­kü sonradan icad edilmiş her şey bid&#8217;attir, her bid&#8217;at bir sapıklıktır.&#8221;</em></p>
<p>Bu hadis çeşitli yollardan rivayet edilmiştir.</p>
<p><strong>Sahih&#8217;de[112] Huzeyfe&#8217;den rivayet edildiğine göre o şöyle dedi:</strong></p>
<p>Ey Allah&#8217;ın Rasulü! Bu hayırdan sonra şer var mıdır? Rasulullah (s.a) şöyle dedi:</p>
<p><em>&#8220;Evet, bir takım insanlar gelecekler, benim yolumun (sünnetimin) dışında bir yola girecekler, benim hidayetimden başka bir hidayeti tercih edecekler.&#8221;  </em>Huzeyfe dedi ki:</p>
<p>Bu serden sonra bir ser daha var mıdır? diye sordum. Rasulullah şöyle buyurdu:</p>
<p><em>&#8220;Evet, cehennem ateşinin üstünde davetçiler olacak, kim onların dâvetine uyarsa onlar onu cehenneme fırlatıp atacaklar.&#8221; </em>Dedim ki:</p>
<p>Ya Rasulallah! Onları bana tarif et. Buyurdu ki:</p>
<p><em>&#8220;Derileri bizim derimiz gibidir. Bizim dilimizden konuşurlar.” </em>Dedim ki:</p>
<p>Peki ben o zamana yetişirsem ne yapmamı tavsiye edersin? Dedi ki:</p>
<p><em>&#8220;İşte o zaman Müslüman topluluklarından ve liderlerinden ayrılma!&#8221; </em>Dedim ki:</p>
<p>Ya onların cemaati ve lideri olmazsa? Dedi ki:</p>
<p><em>&#8220;O zaman tüm fırkalar­dan uzaklaş; hatta bir ağacın kökünü ısırarak (yiyerek yalnız) yaşayabilirsen, Ölüm sana gelinceye kadar öyle kal.&#8221; </em></p>
<p><strong>Buhari bunu başka bir şekilde rivayet etti.[113]Sahife hadisinde[114] denir ki:</strong></p>
<p><em>&#8220;Ayr&#8217;dan Sevr1 a kadar olan bölge<strong>[115]</strong> Medine&#8217;nin haram bölgesidir. Kim bu konuda bir bid&#8217;at çıkarırsa veya bir bid&#8217;ate sığınırsa Allah&#8217;ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir. Kıyamet günü Allah Teala onun farz ibadetlerini de nafile ibadetlerini de kabul etmeyecektir.&#8221; </em></p>
<p>Bu hadis[116] genel bir bağlamdadır. Şeriate aykırı olarak ihdas edilen her bid&#8217;ati kapsar. Bid&#8217;at, sonradan ihdas edilen şeylerin en çirkinidir. İmam Malik bu hadisi (başka) bir meselede delil olarak getirmiştir. İnşaallah ileride temas edilecektir. Hadis, her ne kadar Medine ile ilgili olsa da başka şeyler de onun ifade ettiği anlama dâhildir.</p>
<p><strong>Muvatta, Ebû Hureyre&#8217;den şu hadisi nakleder:</strong></p>
<p>Rasulullah (s.a) bir gün mezarlığa gider ye şöyle der:</p>
<p><em>&#8220;Esselâmu âleyküm ey mümin­ler topluluğunun diyarı. İnşaallah biz de size kavuşacağız&#8230;&#8221; </em>Hadisin devamında şu vardır:</p>
<p><em>&#8220;(Kıyamet gününde) bir grup adamlar, tıpkı sahipsiz develerin havuz kenarından kovulup uzaklaştırıldığı gibi benim havzımdan uzaklaştırılacaklar. </em></p>
<p><em>Ben onlara: </em></p>
<p><em>Gelin buraya, nereye gidiyorsunuz, gelin, gelin!&#8221; diye sesleneceğim. Bunun üzerine denilecek ki, onlar senden sonra (dini) değiştirdiler. </em></p>
<p><em>Ben de diyece­ğim ki: </em></p>
<p><em>&#8220;O halde onlar benim havzımdan uzak olsunlar! Uzak olsun­lar! Uzak olsunlar!&#8221;<strong>[117]</strong></em></p>
<p>Alimlerden bir grup bu hadiste kastedilen kişilerin bid&#8217;atçiler olduğu yorumunu yaparken bir başka grup da bunların İslam&#8217;dan çıkan mürtedler olduğu yorumunu yapmışlardır.</p>
<p>Hayseme ibn Süleyman&#8217;ın[118] Yezid er Rukâşi&#8217;den[119] naklettiği hadis birinci görüşün delilidir.</p>
<p><strong>Rukâşi dedi ki: Enes ibn Malik&#8217;e sordum ve dedim ki:</strong></p>
<p>Şu şu adamlar bizim küfrümüze ve müşrikliğimize hükmediyorlar, havzı ve şefaati de inkar ediyorlar. Rasulullah&#8217;tan (s.a) bu konuda bir şey duydun mu? Dedi ki:</p>
<p>Evet! Rasulullah&#8217;ı (s.a) şöyle derken işittim:</p>
<p><em>&#8220;Kul ile küfür veya şirk- arasında namaz vardır. Namazı terk ettiği zaman şirk koşmuş olur.<strong>[120]</strong> Benim Havz&#8217;ım Eyle<strong>[121]</strong> ile Mekke arası gibidir. Sürahileri gökteki yıldızlar gibidir -veya gökteki yıldızların sayısı kadardır, dedi. Cennetten gelen iki oluğu vardır. Havz&#8217;da su eksildikçe bu oluklardan takviye edilir. Ondan bir yudum içen kimse artık bir daha ebediyen susuzluk çekmez. Nice dudakları kurumuş kimse onun yanına gelecek fakat ondan bir damla bile tadamayacak. Bugün onu inkâr edenler o gün ondan hiçbir şey içemeyecekler.&#8221; </em></p>
<p>Bu hadis onların ehl-i kıble (yani müslüman) olduklarına delalet eder. Ehl-i İslamı tekfir etmeleri Haricilerin niteliklerindendir. Havz&#8217;ı inkar etmeleri ise Mutezilenin ve diğerlerinin niteliklerindendir. Muvatta hadisinde Rasulullah&#8217;ın <em>&#8220;Haydi gelin, gelin!&#8221;</em> sözü olmasına rağmen bunun sebebi onları ümmetinin özelliklerinden olan yüzlerinin nûruyle ve abdest azala­rının parlaklığıyla tanıdığı içindir. Şayet onlar ümmetin mensup­larından olmasaydı sözü edilen alametlerle onları tanıyamazdı.</p>
<p><strong>İbn Abbas&#8217;tan sahih olarak rivayet edilen bir hadiste o şöyle demektedir:</strong></p>
<p>Rasulullah (s.a) öğüt vermek üzere içimizde ayağa kalktı ve söyle dedi:</p>
<p><em>&#8220;Siz (kabirden dirilip kalktığınızda) ayağınız çıplak, vücudunuz üryan ve sünnetsiz olarak haşrolunacaksınız (mahşer yerine toplanacaksınız)” </em>Sonra şu âyeti okudu:</p>
<p><em>&#8220;İnsanları ilk yarat­maya başladığımız gibi va&#8217;dettiğimiz şekilde yeniden yaratacağız. Şüphesiz biz sözümüzü yerine getiririz.&#8221;<strong>[122]</strong> </em>Sonra şöyle dedi:</p>
<p><em>“Kıyamet günü ilk elbise giydirilen kişi ibrahim&#8217;dir. Yine kıyamet günü ümmetimden bazı adamlar çağrılacak ve sol tarafa (cehenneme) götürülecekler. Bunun üzerine ben tıpkı sâlih kul (Hz. İsa)&#8217;un dediği gibi şöyle diyeceğim: &#8220;Ben onların içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin. Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar Senin kullarındır, (diledi­ğini) yaparsın. Eğer onları bağışlarsan şüphesiz Sen izzet ve hikmet sahibisin&#8221;<strong>[123]</strong> </em>Bunun üzerine şöyle denilecek:</p>
<p><em>&#8220;Sen onlardan ayrıldı­ğından beri hep geriye dönüyorlar.&#8221;<strong>[124]</strong></em></p>
<p>Muvatta&#8217; hadisinde olduğu gibi bu hadiste de bid&#8217;atçilerin kastedilmiş olması ve Hz. Peygamber&#8217;den sonra dinden çıkanların kastedilmiş olması muhtemeldir.</p>
<p><strong>Tirmizi&#8217;de Ebû Hureyre&#8217;den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a) şöyle buyurmuştur:</strong></p>
<p>&#8220;<em>Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Hıristiyanlar da bir o kadar fırkaya ayrıldılar. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacak.&#8221; </em></p>
<p>Bu hadis hasen sahihtir.[125]</p>
<p>Bu hadisin başka rivayetleri de vardır. İnşaallah ileride bunlar da zikredilecek ve anlatılacaktır. Fakat buradaki fırkalar âlimlerin çoğunluğuna göre ehl-i bid&#8217;at fırkalarıdır.</p>
<p><strong>Sahih&#8217;te Rasulullah&#8217;ın (s.a) şöyle dediği geçmektedir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Allah Teala ilmi insanların kalbinden mahvetmek ve hafızala­rından silip unutturmak suretiyle birden çekip almaz. Fakat âlimlerin ruhunu alarak ilmi ortadan kaldırır, hiçbir âlim bırakmaz. Böyle bir durumda insanlar câhillerin peşinden giderler, soracak­larını onlara sorarlar. Bunlar ise bilmeden cahilce fetvalar vererek hem kendileri sapıtırlar, hem de onları saptırırlar.&#8221;<strong>[126]</strong></em></p>
<p>Bu hadis Buhari’ de ve diğer kaynaklarda pek çok yoldan gelmiştir.</p>
<p><strong>Müslim&#8217;de İbn Mes&#8217;ud&#8217;un şöyle dediği rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>&#8220;<em>Kim yarın (kıyamet günü) Allah&#8217;a müslüman olarak kavuşmaktan hoşla­nırsa ezan okunduğu zaman şu namazlara devam edin. Şüphesiz Allah Tealâ sizin Peygamberinize (s.a) hidayetin yollarını göstermiş­tir. Namazlar da hidayetin yollarındandır. Eğer siz cemaatten uzak durup evinde namaz kılan kişi gibi namazlarınızı evlerinizde kılarsanız, Peygamberinizin sünnetini terk etmiş olursunuz. O sünneti terk ederseniz dalâlete düşersiniz.&#8221;<strong>[127]</strong></em></p>
<p>Sünneti terk etmenin nasıl bir sapıklık olarak nitelendirildiğini iyi düşününüz!</p>
<p><strong>Başka bir rivayette de: </strong></p>
<p><em>&#8220;Peygamberinizin sünnetini terk ederseniz küfre düşersiniz&#8221;</em>  Denilmektedir ki bu daha şiddetli bir uyarıdır.</p>
<p><strong>Onda (Sahih-i Müslim&#8217;de) geçtiğine göre Rasulullah (s.a) şöyle buyurmaktadır:</strong></p>
<p><em>&#8220;Size çok kıymetli iki şey bırakıyorum; Birin­cisi Allah&#8217;ın Kitabıdır, onda hidayet ve nur vardır. (Başka bir rivayettte: Onda hidayet vardır, denilir). Kim ona sarılır ve tutunursa</em> <em>hidayet üzere olur. Kim onu terk ederse sapıtır,&#8221;  </em></p>
<p><strong>Bir başka rivayette;</strong></p>
<p><em>&#8220;Kim ona uyarsa hidayet üzere olur, kim onu terk ederse dalâlet üzere olur.&#8221;<strong>[128]</strong></em> denilir.</p>
<p>Bu konuda gelen şeylerden birisini de İbn Veddah tahriç etmiş­tir. Onun bir benzerini İbn Vehb, Ebû Hureyre&#8217;den rivayet etmiştir.</p>
<p><strong>Ebû Hureyre bu rivayetinde Rasulullah&#8217;ın (s.a) şöyle dediğini nakletmiştir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Ümmetimin içinde deccaller ve yalancılar olacaktır. Bunlar size, ne sizin ne de babalarınızın duymadığı hadisler uyduracaklar. Onların sizi fitneye düşürmesinden sakının.&#8221;<strong>[129]</strong></em></p>
<p><strong>Tirmizi&#8217;de Rasulullah&#8217;ın (s,a) şöyle dediği rivayet edilir:</strong></p>
<p>&#8220;<em>Kim ölmüş bir sünnetimi benden sonra diriltirse, o sünnetle amel eden­lerin kazanacakları sevabın aynısı ona da verilir. Diğerlerinin sevabından da hiçbir şey eksilmez. Kim Allah ve Rasülünün razı olmadığı bir bid&#8217;at çıkarırsa o bid&#8217;ati işleyenlerin günahlarının aynısı ona da yüklenir. Bununla beraber diğerlerinin günahından da hiçbir şey eksilmez.&#8221; </em></p>
<p>Bu hasen bir hadistir.[130]</p>
<p><strong>İbn Veddah ve başka kişilerin Hz. Aişe&#8217;den rivayet ettikleri şöyle bir hadis vardır:</strong></p>
<p><em>&#8220;Kim bid&#8217;at sahibine&#8217; saygı gösterirse, İslamın yıkımına destek vermiş olur.&#8221;<strong>[131]</strong></em></p>
<p><strong>el-Hasen&#8217;den (Basrî) Rasulullah&#8217;ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Şayet sırat köprüsü üzerinde bir an bile olsun durdurul­madan cennete girmek istersen, Allah&#8217;ın dininde kendi görüşüne göre bir şey icad etme.&#8221;</em></p>
<p><strong>Yine el-Hasen&#8217;den Hz. Peygamber&#8217;in (s.a) şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Kim bana uyarsa bendendir. Kim, benim sünnetim­den yüz çevirirse benden değildir.&#8221;<strong>[132]</strong></em></p>
<p><strong>Tahâvî, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a) şöyle dediğini nakletti:</strong></p>
<p><em>&#8220;Altı kişi vardır ki ben onlara lâ&#8217;net ediyorum, Allah&#8217;ın laneti onların üzerine olsun. Peygamberlerin duası da kabul edilir. Bunlar:</em></p>
<p><strong><em>1-</em></strong><em> Allah&#8217;ın dinine ilave yapan,                                              </em></p>
<p><em style="line-height: 1.5;"><strong>2-</strong>Allah&#8217;ın kaderini inkar eden,                                            </em></p>
<p><strong><em>3-</em></strong><em> Zorbalıkla insanlara egemen olup Allah&#8217;ın aziz/şerefli kıldığını zillete düşüren, Allah&#8217;ın alçalttığını yücelten,</em></p>
<p><strong><em>4-</em></strong><em> Benim sünnetimi terk eden,                                              </em></p>
<p><strong><em>5-</em></strong><em> Allah&#8217;ın haram kıldığını helal sayan,</em></p>
<p><strong><em>6-</em></strong><em> Benim soyumdan gelip de Allah&#8217;ın haram kıldığını helâl sayan kimse.&#8221;<strong>[133]</strong></em></p>
<p><strong>Ebû Bekir ibn Sabit el-Hatib&#8217;in rivayetinde de şu ifade vardır:</strong></p>
<p><em>&#8220;Allah&#8217;ın lanet ettiği ve benim de kendilerine lanet ettiğim altı kişi vardır.&#8221; </em></p>
<p>Bu altı kişiyi sayarken Rasulullah (s.a) şöyle der:</p>
<p>&#8220;<em>Benim sünnetimden yüz çevirip bid&#8217;ate yönelen kişi&#8221;</em></p>
<p><strong>Tahâvî&#8217;nin rivayetinde Rasulullah (s.a) şöyle buyurur:</strong></p>
<p>&#8220;<em>Her ibadet edenin bir coşkulu dönemi, her coşkunun da bir gevşeme dönemi vardır. Bu gevşeme ya sünnete doğru olur ya da bid&#8217;ate doğru olur. Kimin gevşemesi benim sünnetime doğru olursa o doğru yolu bulmuş olur. Kimin gevşemesi de başka şeye doğru olursa o da helak olur&#8221;<strong>[134]</strong></em></p>
<p><strong>Beğavî&#8217;nin Mu&#8217;cem&#8217;inde Mücahid&#8217;den şöyle dediği nakledilir:</strong></p>
<p>Ben ve Ebû Yahya ibn Cu&#8217;de Rasulullah&#8217;ın ashabından Ensarlı bir zâtın yanına girmiştik. Bu zât şunu anlattı Rasulullah&#8217;ın (s.a) yanında Abdulmuttalip oğullarının azatlısı bir kadından söz edildi. Dediler ki:</p>
<p>Bu kadın geceleri ibadetle, gündüzleri de oruçla geçiriyor. Bunu duyan Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu:</p>
<p><em>&#8220;Fakat ben hem uyur, hem namaz kılarım, hem oruç tutar, hem de iftar ederim. Kim bana uyarsa o bendendir. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir. Her amel edenin bir coşkulu, sonra da bir gevşeme dönemi vardır. Kimin gevşemesi bid&#8217;ate doğru olursa o sapıtmıştır. Kimin gevşemesi sünnete doğru olursa o da doğru yolu bulmuştur&#8221;<strong>[135]</strong></em></p>
<p><strong>Ebû Vâil&#8217;in Abdullah&#8217;tan rivayetine göre Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><em>&#8220;Kıyamet gününde en şiddetli azabı görecek kişiler, bir peygamberi öldüren veya peygamber tarafından öldürülen, sapıklığa önderlik eden ve müslümanlara müsle yapan kişidir.”<strong>[136]</strong></em> Hayseme&#8217;nin Süleyman&#8217;dan, onun da Abdullah&#8217;tan rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu: <em>&#8220;Benden sonra birtakım idareciler gelecek ve onlar namazları vaktinden tehir edecekler ve bid&#8217;atler çıkaracaklar.&#8221;</em> Abdullah ibn Mes&#8217;ud dedi ki:</p>
<p>Onlara yetişirsem ne yapayım? Rasulullah (s.a)  dedi ki:</p>
<p><em>&#8220;Ey Abdullah&#8217;ın</em> <em>annesinin oğlu, ne yapacağını soruyorsun öyle mi? Allah&#8217;a isyan eden kimseye itaat edilmez&#8221;<strong>[137]</strong></em></p>
<p><strong>Tirmizi&#8217;den Ebu Said el-Hudri&#8217;nin şöyle dediği nakledilir: Rasu­lullah (s.a) şöyle buyurdu:</strong></p>
<p><em>&#8220;Helal ve temiz şeyleri yiyen, sünnete uygun amel eden ve şerrinden insanların emin olduğu kişi cennete girer.&#8221;</em></p>
<p>Bir adam dedi ki:</p>
<p>Ya Rasulallah! Bu gün insanlar içinde (böy­lesi) pek çoktur. Hz. Peygamber (s.a) dedi ki:</p>
<p><em>&#8220;Benden sonraki asır­larda (bu özelliği taşımayan kimseler) olacak. &#8220;</em></p>
<p>Bu hadis gariptir.[138]</p>
<p><strong>Tahâvî&#8217;nin kitabında Abdullah ibn Amr ibn el-As&#8217;tan nakledilir:</strong></p>
<p>Rasulullah (s.a) parmaklarını birbirine geçirerek şöyle buyurdu.</p>
<p><em>&#8220;Pek yakında iyi insanların gidip, geride sözleri ve emanetleri şu parmak­larım gibi birbirine karışmış değersiz insanların kaldığı bir zaman gelecektir. İşte o zaman sizin haliniz nice olur?&#8221; </em>Dediler ki:</p>
<p>Ya Rasu­lallah! O zaman bize ne tavsiye edersiniz? Hz. Peygamber şöyle buyurdu:</p>
<p><em>&#8220;Tanıdığınızla ilişkilerinizi devam ettirir, tanımadığınızdan uzak durursunuz. Seçtiğiniz iyi kimseleri kabul eder,</em> <em>kötü kimseleri ve avamı terk edersiniz.&#8221;<strong>[139]</strong></em></p>
<p><strong>İbn Vehb, mürsel olarak Rasulullah&#8217;ın (s.a) şöyle buyurduğunu tahric eder:</strong></p>
<p><em>&#8220;Şiâb&#8217;tan sakının!&#8221; </em></p>
<p>Şiâb nedir ya Rasulallah? Dedik­lerinde:</p>
<p><em>&#8220;Hevâ ve hevesine uyanlardır.&#8221;</em> dedi.[140]</p>
<p><strong>Yine Vehb şu hadisi tahric eder:</strong></p>
<p><em>&#8220;Allah Tealâ, sımsıkı sarıldığı sünnetle bir kulu cennete sokar.&#8221;<strong>[141]</strong></em></p>
<p><strong>El-Acurri&#8217;nin Kitabu&#8217;s-Sünne&#8217;sinde el-Vehd ibn Müslim&#8217;in[142] Muaz ibn Cebel&#8217;den şöyle dediği rivayeti vardır: </strong></p>
<p>Rasulullah (s.a) şöyle dedi:</p>
<p><em>&#8220;Ümmetimin içinde bid&#8217;atler ortaya çıktığı ve ashabıma küfredildiği zaman, âlimler ilimlerini ortaya döksünler. Eğer âlimler bildik­lerini açıklamazlarsa Allah&#8217;ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerine olsun.”<strong>[143]</strong></em></p>
<p><strong>Abdullah ibn el-Hasen[144] dedi ki: el-Velid ibn el-Müslim&#8217;e dedim ki:</strong></p>
<p>Bilginin açıklanması ne demektir? Dedi ki:</p>
<p>Sünnetin açıklanması demektir.</p>
<p>Bu konuda daha pek çok hadis vardır.</p>
<p>Burada zikredilen bazı hadislerin sahih derecesinde olmadıkları malumdur. Bunlar sadece muhaddislerin teşvik ve sakındırma hadis­lerinde temel kabul ettikleri prensip uyarınca zikredilmişlerdir.[145] Çünkü Bid&#8217;atlerin ve bid&#8217;atçilerin kötülüğü artık Kur&#8217;an&#8217;a ve sahih sünnete dayanan kesin delillerle sabittir. Buna ilaveten diğer delillerin getirilmesinde inşaallah bir sakınca yoktur.[146]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fasıl</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nakli delillerin üçüncüsü selefi sâlih dediğimiz sahabeler ve tabiilerden -Allah onlardan razı olsun- bid&#8217;atin ve bidatçinin kötülü­ğü konusunda gelen sözlerdir.</p>
<p>Sahabe sözlerinden birisi, Hz. Ömer ibn el-Hattab&#8217;tan gelen şu rivayettir.</p>
<p><strong>Hz. Ömer bir gün insanlara hitab eder ve şöyle der:</strong></p>
<p>&#8220;Ey insanlar! Size farzlar ve sünnetler bildirildi ve siz apaçık bir yolda bırakıldınız.&#8221; Daha sonra ellerini birbirine vurarak: &#8220;Ancak insanları sağa sola saptırmanıza bir şey diyemem. Sizin recim âyeti yüzünden helâk olmamanızı tavsiye ederim. Recm (taşlama) cezasını Kur&#8217;an&#8217;da bulamadık demekten sizi sakındırırım. Rasulullah (s.a) recm cezasını tatbik etti, biz de bu cezayı tatbik ettik&#8230;.&#8221;[147]</p>
<p><strong>Sahih&#8217;te, Huzeyfe&#8217;den[148] şöyle dediği rivayet edilir:</strong></p>
<p>Ey âlimler topluluğu! İstikamet üzere olunuz. İstikamet (doğruluk) üzere olur­sanız tam bir önder olursunuz. Sağa sola yalpa yaparsanız büyük bir sapıklığa düşersiniz.&#8221;[149]</p>
<p><strong>Huzeyfe&#8217;den başka bir yolla gelen rivayete göre (bir gün) o, mes­aide girer, halkın önünde durur ve şöyle der:</strong></p>
<p>&#8220;Ey âlimler topluluğu! Doğru bir yoldan gidiniz. Eğer böyle yaparsanız tam bir önder olursunuz. Eğer sağa sola yalpa yaparsanız tamamen sapıtırsınız.&#8221;</p>
<p><strong>İbn el-Mübarek&#8217;in rivayetinde:</strong></p>
<p>&#8220;Allah&#8217;a yemin olsun ki şayet siz istikamet üzere olursanız, tam anlamıyle önderler olursunuz&#8221; ifadesi vardır.</p>
<p><strong>Yine Huzeyfe&#8217;den şöyle rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>&#8220;İnsanlar hakkında en içok iki şeyden korkarım: &#8220;Gördüklerini bildiklerine tercih etmeleri ve farkında olmadan sapıklığa düşmeleridir.&#8221;</p>
<p><strong>Süfyan der ki:</strong></p>
<p>Bu, bid&#8217;atçinin durumudur.</p>
<p><strong>Şu anlatılan da Huzeyfe&#8217;den rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>Huzeyfe eline iki taş aldı ve birini diğerinin üzerine koyduktan sonra arkadaşlarına şöyle dedi:</p>
<p>Bu iki taşın arasında bir ışık görüyor musunuz? Dediler ki:</p>
<p>Ey Ebû Abdillah (Huzeyfe&#8217;nin künyesidir)! Bu iki taşın arasında biz çok az bir ışık görmekteyiz. Huzeyfe dedi ki:</p>
<p>Canımı elinde tutan Allah&#8217;a yemin olsun ki öyle bid&#8217;atler ortaya çıkacak ki, hakikatin nurundan ancak şu iki taşın arasındaki ışık kadarı görünebilecek. Vallahi bid&#8217;atler o kadar yayılacak ki, onlardan birisi terk edildiği zaman Sünnet terk edildi, diyecekler.</p>
<p><strong>Şu söz de Huzeyfe&#8217;den nakledilmiştir:</strong></p>
<p>Dininizden ilk kaybedece­ğiniz şey emanet, son kaybedeceğiniz şey de namazdır. İslamın bağ­ları birer birer çözülecektir.[150] Kadınlarınıza hayızlı iken yaklaşıla­cak. Sizden öncekilerin yollarını tıpatıp aynen izleyeceksiniz. Onların yolundan hiç şaşmayacaksınız. Nihayet, pek çok fırkadan iki fırka kalacak ve bunlardan birisi diyecek ki:</p>
<p>Namaz niçin beş vakit oluyor ki? Bizden öncekiler hata etmişler.</p>
<p>Allah Teala sadece: <em>&#8220;Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl”<strong>[151]</strong></em> buyurur. Böylece onlar günde sadece üç vakit namaz kılarlar.[152] Diğerleri de şöyle derler:</p>
<p>Allah&#8217;a iman edenlerin durumu meleklerin imanı gibidir. Onların içinde ne kafir bulunur, ne de münafık.[153] Deccal ile birlikte bu iki grubu haşr etmesi Allah&#8217;ın üzerine bir haktır.</p>
<p><strong>Bu rivayetin anlamı, Ebu Râfi&#8217;in Hz. Peygamber&#8217;den rivayet ettiği şu hadisin anlamıyle de örtüşür:</strong></p>
<p><em>&#8220;Sizden birinizin koltuğuna yaslanmış bir haldeyken<strong>[154]</strong>  benim bir emrim veya yasağımla karşılaşınca- Bilmiyorum, bilmiyorum,&#8217; tâbi olduğumuz Allah&#8217;ın Kitabında biz böyle bir şey görmedik, dediğini duymayayım.&#8221;<strong>[155]</strong></em></p>
<p>Sünnet, Kur&#8217;an&#8217;ın açıklayıcısı olarak gelmiştir. Kim sünneti bilmeden Kur&#8217;an&#8217;la amel etmeye kalkarsa Kur&#8217;an&#8217;dan da sünnetten de dışarı çıkar. Bu sebeple yukarıdaki namazla ilgili sözü söyleyen kişi gibi &#8220;bizden öncekiler hata etmişler&#8230;&#8221; der.</p>
<p>Huzeyfe&#8217;den yapılan bütün bu rivayetler İbn Veddah tarafından tahriç edilmiştir.</p>
<p><strong>Yine, İbni Veddah Abdullah ibn Mes&#8217;ud&#8217;un şöyle dediğini tahriç etmiştir:</strong></p>
<p>&#8220;Bizim söylediklerimize ve yaptıklarımıza tâbi olun, bid&#8217;at çıkarmayın, bu size yeter.&#8221;[156]</p>
<p><strong>İbn Vehb de Abdullah ibn Mes&#8217;ud&#8217;un şöyle dediğini tahriç etmiştir:</strong></p>
<p>&#8220;Ortadan kalkmadan ilme sarılmalısınız. Onun ortadan kalkması ilim sahiplerinin yok olup gitmesidir. İlme sarılınız; çünkü siz ona ne zaman muhtaç olacağınızı bilemezsiniz. Öyle insanlarla karşılaşacaksınız ki, Kur&#8217;an&#8217;ı arkalarına attıkları halde, sizi Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na çağırdıklarını iddia edecekler. İlme sarılınız! Bidatleri ortaya çıkarmaktan uzak durunuz. Çokça araştırmaktan, derinlere dalmaktan da uzak durunuz. Eskiye sarılınız.[157]</p>
<p><strong>İbn Vehb yine ondan tahriç etmiştir:</strong></p>
<p>&#8220;Bundan sonra her geçen yıl bir öncekinden daha kötü olacak. Ben daha yağmurlu, daha bereketli veya yöneticisi daha hayırlı olan bir yıldan söz etmiyorum. Fakat ben diyorum ki, sizin âlimleriniz ve iyileriniz gidecekler, sonra birtakım insanlar gelecekler ve kendi kafalarından hüküm verecekler. Böylece İslam sarsılacak ve körelecek/sönükleşecek.&#8221;[158]</p>
<p><strong>Yine İbn Mes&#8217;ud söylemiştir:</strong></p>
<p>İçinde büyüğün ihtiyarladığı, küçü­ğün yetişip büyüdüğü bir fitneye karıştığınız zaman haliniz nice olur? Böyle bir zamanda insanlar fitneyi/kötülüğü sünnet olarak anlatmaya başlarlar. Kötülük değiştirildiğinde de; bu bir kötülüktür, denilir.</p>
<p><strong>Yine Abdullah ibn Mes&#8217;ud söylemiştir:</strong></p>
<p>Ey insanlar! Bid&#8217;at çıkar­mayın, çokça araştırmayın (ince eleyip sık dokumayın) fazla derin­lere dalmayın. Eskiye sarılın, güzel gördüğünüz şeyi alınız, çirkin olan şeyi bırakınız.</p>
<p><strong>Şu şöz de ondan nakledilir:</strong></p>
<p>Sünnette orta bir yolu tutmak bid&#8217;atta var gücüyle çaba sarfetmekten daha hayırlıdır.[159]</p>
<p><strong>Mânâ yönüyle Rasulullah&#8217;a ait olan şu söz de ondan rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Sünnete uygun olarak yapılan az bir amel, bid&#8217;ate uygun çok amelden daha hayırlıdır.&#8221;<strong>[160]</strong></em></p>
<p><strong>Kasım ibn Esba&#8217;ın tahriç ettiğine göre şu sözü de Abdullah ibn Mes&#8217;ud söylemiştir:</strong></p>
<p>&#8220;Kıyamet gününde en şiddetli azabı çekecek olan kişiler, Allah&#8217;ın indirmediği şeylerle insanları saptıran sapık önder­ler, ressamlar, peygamberi öldüren veya peygamber tarafından öldürülen kişilerdir.&#8221;[161]</p>
<p><strong>Hz. Ebü Bekir es-Sıddık&#8217;tan (r.a) rivayet edilmiştir; O şöyle demiştir:</strong></p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in (s.a) yaptığı hiçbir şeyi ben terk etmedim, mutlaka ben de onu yaptım. Onun emrettiği bir şeyi terk edersem sapıtacağımdan korkarım.[162]</p>
<p><strong>İbn el-Mübarek[163] Ömer ibn el-Hattab&#8217;tan (r.a) tahric etmiştir:</strong></p>
<p>Yezid ibn Ebi Süfyan türlü türlü yemekler yerdi, Hz. Ömer onun Yerfe&#8217; denilen azatlısına dedi ki:</p>
<p>Yezid&#8217;in akşam yemeği hazır olunca bana haber ver. Yezid&#8217;in akşam yemeği hazır olunca Yerfe, Hz, Ömer&#8217;e bildirdi. Hz. Ömer Yezid&#8217;e geldi, ona selam verdi ve izin iste­di. Yezid izin verince Hz. Ömer içeri girdi. Yezid akşam yemeğine doğru yaklaştı. Et, tiridi getirmişti. Hz. Ömer de onunla birlikte bu yemekten yedi. Sonra (sofraya) kızartılmış et getirildi. Yezid, elini ona da uzattı, fakat Hz, Ömer ondan yemedi. Sonra Ömer şöyle dedi:</p>
<p>Yemekten sonra bir yemek daha mı ey Yezid ibn Ebi Süfyan? Ömer&#8217;in canını elinde tutan Allah&#8217;a yemin olsun ki siz onların sünnetine muhalefet ederseniz (başkaları da) size bakarak onların yolundan dışarı çıkarlar.[164]</p>
<p><strong>İbn Ömer&#8217;den rivayet, edilmiştir:</strong></p>
<p>Yolculukta namaz iki rekattır. Kim sünnete muhalefet ederse küfre düşer.[165]</p>
<p><strong>El- Acurri, es-Sâib ibn Yezid&#8217;den rivayet etmiştir:</strong></p>
<p>Ömer ibn el- Hattab gelmişti. Ona dediler ki:</p>
<p>Ey Müminlerin Emiri'[166] Biz Kur&#8217;an&#8217;ın tevilini soran bir adamla karşılaştık. Hz. Ömer dedi ki:</p>
<p>Ey Allah&#8217;ım, o adamla beni karşılaştır. Râvi der ki:</p>
<p>Bir gün Hz. Ömer insanlara yemek verirken üzerinde elbisesi ve başında sarığı olan bir adam çıkageldi yemeğini yedi. Nihayet yemeğini bitirince şöyle dedi:</p>
<p>Ey Mü&#8217;minlerin Emiri! ne demektir? Hz. Ömer:</p>
<p>Demek o sensin ha? diyerek ayağa kalktı. Adamın kollarını açtırdı ve başından sarığı düşünceye kadar ona dayak attı. Sonra şöyle dedi:</p>
<p>Canımı elinde tutan Allah&#8217;a yemin olsun ki seni tıraş olmuş halde bulsaydım kafana da vururdum. Bu adamın elbisesini giydirin, bir deveye bindirin, sonra çıkarın ve memleketine gönderin. Sonra ayağa kalksın ve insanlara şöyle hitab etsin:</p>
<p>Ey ahali! Subeyğ ilim öğrenmek istedi, fakat yanlış yaptı. Bu sebeple kavminin içinde seviyesi düştü, hatta helak oldu. Halbuki kavminin efendisi idi.[167]</p>
<p><strong>İbn el-Mübarek ve daha başkaları Übeyy ibn Kâ&#8217;b&#8217;dan nakle­derler, Übeyy şöyle demiştir:</strong></p>
<p>Size Allah&#8217;ın yoluna ve sünnete bağlanmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü yeryüzünde Allah&#8217;ın yolunda ve sünnet üzere olup Allah&#8217;ı zikreden ve Allah korkusundan gözleri yaşaran hiç kimseye Allah Teala azap etmez. Yine yeryüzünde Allah yolunda ve sünnet üzere olup, gönlünden Allah&#8217;ı zikreden ve Allah korkusundan tüyleri ürperen hiçbir kul yoktur ki onun durumu, yaprakları kurumuş bir ağacın durumu gibi olmasın: O ağaca şiddetli bir rüzgâr isabet ettiğinde yaprakları dökülür. Tıpkı o ağacın yapraklarının dökülüşü gibi böyle bir kulun da günahları dökülür. Allah yolunda ve sünnette itidal üzere olmak, Allah yoluna ve sünnete muhalefette aşırı çaba sarfetmekten daha hayırlıdır, ister itidal üzere olsun isterse aşın gayretler sonucu ortaya çıksın, yap­tığınız amellerin peygamberlerin metotlarına ve onların sünnetlerine uygun olmasına bakın.[168]</p>
<p><strong>İbn Veddah İbn Abbas&#8217;tan tahriç etti: İbn Abbas şöyle dedi:</strong></p>
<p>İn­sanların başına öyle bir dönem gelecek ki onlar o dönem içinde bid&#8217;at uydurup sünneti öldürecekler. Bid&#8217;atler dirilip, sünnetler ölecek.[169] Ondan şöyle dediği rivayet, edilmiştir:</p>
<p>Sünnete ve nakle sarılınız. Bid&#8217;atlerden sakınınız.[170]</p>
<p><strong>İbn Vehb de ondan şu sözü tahriç etmiştir:</strong></p>
<p>Kim Allah&#8217;ın Kitabın­da olmayan ve Rasulullah&#8217;ın sünneti tarafından da onaylanmayan bir görüş ileri sürerse Allah&#8217;a kavuştuğu zaman durumunun ne olacağını bilemez.</p>
<p><strong>Ebû Davud ve başka kimseler Muaz ibn Cebel&#8217;den tahriç etmiş­lerdir: </strong></p>
<p><strong>Muaz ibn Cebel bir gün şöyle demişti:</strong></p>
<p>&#8220;Sizin arkanızdan fitne­ler olacaktır. O zaman mal çoğalacak, Kuran açılacak, mümin, mü­nafık, erkek, kadın, hür, köle küçük, büyük, herkesin elinde Kur&#8217;an olacak, içlerinden biri şöyle diyecek:</p>
<p>Ben Kur&#8217;an okuduğum halde yine de kimse bana uymuyor. Anlaşılan o ki, ben Kur&#8217;an&#8217;dan başka bir şeyi onlara uydurmadıkça bana uymayacaklar. Böyle bir kişinin uydurduklarına tâbi olmaktan sakının! Zira onun ortaya attıkları dalâlet ve sapıklıktır. Ben sizi bilgili kimselerin ayaklarının sürçme­sine karşı uyarıyorum. Çünkü şeytan, ilim sahiplerinin dili ile dalâ­let ve sapıklığa davet edecektir. Münafık da hazan doğru söz söyleyebilir.&#8221;</p>
<p><strong>Râvi der ki:</strong></p>
<p>Muaz&#8217;a şöyle dedim: Allah sana merhamet etsin ey Muaz! Ben, bilgili kişinin sapık söz söylediğini ve münafığın doğruyu söylediğini nasıl bileceğim? O bana şöyle cevap verdi:</p>
<p>Sen bilgili kişinin o şöhret kazanmış sözlerinden sakın ki, o sözler seni kaydırıp yanıltmasın. Kim bilir, belki o bilgili kişi bu sözlerinden döner. Sen hak ne ise onu kabul et, onun üzerinde ol, çünkü hakkın üzerinde nur vardır.[171]</p>
<p><strong>Bir başka rivayette,</strong> &#8220;şöhret kazanmış sözler&#8221; yerine &#8220;ne kastettiği belli olmayan kapalı sözler&#8221; ifadesi geçer. Muaz -Allahu a&#8217;lem- bununla dış görünüşü itibariyle sünnete uygun olmayan ve bu sebeple kalplerin hoşlanmadığı ve insanların:</p>
<p>Bu da nedir? dedikleri sözleri kastediyor olsa gerek:</p>
<p>Bu ileride de anlatılacağı gibi âlimin ayağın kaymasından sakındırmakla ilgili bir sözdür.[172]</p>
<p><strong>Sahabeden sonra gelen tabiilerin bu konuda söyledikleri şeylere gelince, bunlardan birisi İbn Veddah&#8217;ın el-Hasen&#8217;den naklettiği şu sözdür:</strong></p>
<p>Bid&#8217;at sahibi kişi, ne kadar çok oruç tutmaya ve namaz kılmaya çalışırsa Allah&#8217;tan da o kadar çok uzaklaşır.</p>
<p><strong>İbn Vehb, Ebû İdris el-Havlânî&#8217;den tahriç etmiştir:</strong></p>
<p>O şöyle demektedir:</p>
<p>Mescidde söndüremeyeceğim bir yangın görmem, orada değiştiremeyeceğim bir bid&#8217;ati görmemden daha hayırlıdır.</p>
<p><strong>Fudayl ibn &#8216;Iyaz&#8217;dan[173] rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>Hidayet yoluna tâbi ol; o yoldan gidenlerin azlığı sana hiçbir zarar vermez. Sapıklık yolların­dan uzak dur. O yollardan helak olanların çokluğu seni aldatmasın.</p>
<p><strong>el-Hasen&#8217;den (Hasan-ı Basri) rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>Hevâ ve heve­sine uyan kişiyle bir arada bulunma; şayet onunla beraber olursan kalbine öyle bir şey atar ki ona uyarsan helak olursun, uymazsan kalbin hastalanır. Yine ondan rivayet edilmiştir:</p>
<p><em>&#8220;Oruç, sizden öncekilere farz kılın­dığı gibi size de farz kılındı.”<strong>[174]</strong></em></p>
<p>âyeti hakkında o şöyle dedi:</p>
<p>Allah Teâlâ orucu kendilerinden öncekilere farz kıldığı gibi, müslümanlara da farz kıldı. Yahudiler onu inkar ettiler, Hristiyanlar ise ona on gün daha ilave ederek daha kolay tutabilecekleri zamanlara tehir ettiler. Hasan-i Basri bunu anlatırken şöyle demişti:</p>
<p>&#8220;Sünnete uygun az bir amel, bid&#8217;ate bulaşmış çok amelden daha hayırlıdır.&#8221;</p>
<p><strong>Ebû Kılâbe&#8217;den:</strong></p>
<p>&#8220;Hevâ ve heves sahipleri ile beraber olmayın ve onlarla tartışmaya girmeyin. Çünkü ben onların sizi de kendi sapık­lıklarına daldırmalarından ve bildiğiniz şeylerde aklınızı karıştırma­larından korkarım.&#8221; Sözü nakledilmiştir.</p>
<p><strong>Eyyub şöyle dedi:</strong></p>
<p>Allah&#8217;a yemin olsun ki o (yani Ebu Kılâbe) akıllı fakihlerdendi. Yine ondan rivayet edilmiştir:</p>
<p>&#8220;Heva ve hevesine uyanlar (ehl-i heva) dalalet ehlidirler/sapıktırlar. Onların akıbetlerinin cehennem­den başka bir şey olacağını zannetmiyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Hasan-ı Basri&#8217;den nakledilmiştir:</strong></p>
<p>Bid&#8217;at sahibiyle beraber bulun­ma. Çünkü o, senin kalbini hastalandırır.</p>
<p><strong>Eyyub es-Sahtiyanı&#8217;den[175] rivayet edilmiştir: O şöyle diyordu:</strong></p>
<p>Bid&#8217;at sahibinin gayret ve çabası arttıkça Allah&#8217;dan uzaklaşması da artar.</p>
<p><strong>Ebû Kılâbe&#8217;den nakledilmiştir:</strong></p>
<p>Bir kişi bid&#8217;at çıkardıkça kılıç ona helal olur (öldürülmeyi hak eder).</p>
<p><strong>Eyyüb es-Sahtiyâni,</strong> bid&#8217;at sahiplerini Hâriciler diye isimlen­dirdi. Hâriciler isimde farklı olsalar da kılıca sarılmada birleşmişler­dir, derdi.</p>
<p><strong>İbn Vehb, Süfyan&#8217;dan tahric etti: Süfyan şöyle dedi:</strong></p>
<p>Fakih (anlayışlı, bilgili görgülü) bir adam şöyle derdi:</p>
<p>Bütün insanlara hidayet edip bir kişiyi sapıklıkta bırakmayı arzu etmem (yanı tek bir kişinin bile sapıklığa düşmesine gönlüm razı olmaz).</p>
<p><strong>İbn Vehb yine ondan şöyle dediğini tahriç etti:</strong></p>
<p>Söz, ancak amelle düzgün olur. Söz ve amel ancak niyetle düzgün olur. Söz, amel ve niyet ise ancak sünnete uygun olduğu zaman düzgün olur.</p>
<p>El-Âcurri, İbn Sîrîn&#8217;in heva ve hevesine uyan kimseleri en çabuk dinden çıkan kimseler olarak gördüğünü anlatır.[176]</p>
<p><strong>İbrahim&#8217;den[177] rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>Onlarla konuşmayın; kalple­rinizin dönmesinden korkuyorum.</p>
<p><strong>Hişam ibn Hassan şöyle dedi:</strong></p>
<p>Allah Tealâ bid&#8217;at sahibinin ne namazını, ne orucunu, ne haccını, ne cihadını, ne umresini, ne sadakasını, ne köle azat etmesini, ne tövbesini, ne de fidyesini kabul eder.</p>
<p><strong>İbn Vehb, ondan rivayetle şu ilaveyi de yaptı:</strong></p>
<p>İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki o zaman hak ile bâtıl birbirine karışacak. Böyle olduğu zaman hiçbir duanın faydası olmaz. O dua ancak boğulmakta olan kimsenin duası gibidir. (Yani isyan ve günah içinde bir hayat sürüp boğulacağı sırada Allah&#8217;ı hatırlayan kimsenin duası gibi faydasız bir duadır.)</p>
<p><strong>Yahya ibn Ebi Kesir&#8217;den[178] şöyle dediği rivayet, edilmiştir:</strong></p>
<p>Bid&#8217;at sahibiyle bir yolda karşılaşırsan hemen yolunu değiştir. Seleften birisi şöyle dedi:</p>
<p>Kim bid&#8217;at sahibi ile bir arada bulunursa artık masum olmaktan çıkar ve kendi haline bırakılır.</p>
<p><strong>El-Avvam ibn Havşeb&#8217;ten[179] rivayet edilmiştir: O, oğluna şöyle derdi:</strong></p>
<p>Ey İsa, kalbini düzelt ve malını azalt ve şöyle derdi:</p>
<p>Allah&#8217;a yemin olsun ki İsa&#8217;yı bid&#8217;atçilerin meclisinde görmektense, çalgıcıla­rın, şarapçıların ve bâtılın meclisinde görmeyi tercih ederim.</p>
<p><strong>İnsanlar Ebû Bekir ibn Ayyaş&#8217;a[180] dediler ki:</strong></p>
<p>Yâ Ebâ Bekir sünni kimdir? Dedi ki:</p>
<p>Heva ve hevesine uyanlara kızdığı kadar başka bir şeye kızmayandır.</p>
<p><strong>Yunus ibn Ubeyd[181] dedi ki:</strong></p>
<p>Sünnet kendisine gösterildiği zaman garip olan kişi onu kabul eder. Ondan daha garibi de sünnete tâbi olandır.</p>
<p><strong>Yahya ilm Ebi Ömer eş-Şeybâni[182] şöyle dedi:</strong></p>
<p>Denilmiştir ki Allah bid&#8217;atçinin tövbesini kabul etmez. Bid&#8217;atçî bir bid&#8217;atten vazgeçtiği zaman ondan daha kötüsüne intikal eder. Ebu&#8217;l-Âliye&#8217; den:</p>
<p>İslamı öğreniniz. Onu öğrendiğiniz zamanda ondan vazgeçip yüz çevirmeyiniz. Sırat-ı müstakim&#8217;den ayrılmayın; Çünkü o, İslamdır. Sağa sola meyletmeyin. Peygamberinizin sünne­tine ve onun ashabının -arkadaşlarını öldürmeden ve yaptıklarını yapmadan önceki- sünnetlerine sarılın. Onlar arkadaşlarını öldürmeden ve yaptıklarını yapmadan önce biz Kur&#8217;an&#8217;ı okumuştuk. İnsanlar arasında düşmanlık ve kin saçan şu heva ve heves sahiplerinden de sakının! Bu sözler Hasan-ı Basri&#8217;ye anlatılınca şöyle dedi:</p>
<p>Allah rahmet eylesin, doğru söylemiş ve öğüt vermiş.</p>
<p><strong>Bunu ibn Veddah ve daha başka kişiler tahriç etmişlerdir.</strong></p>
<p>Mâlik, şu beyti çok söylerdi:</p>
<p>Din işlerinin en hayırlısı sünnete uygun olanlardır.</p>
<p>İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulan bid&#8217;atlerdir.</p>
<p><strong>Mukatil ibn Hayyan&#8217;dan[183] şöyle dediği rivayet edilmiştir:</strong></p>
<p>Bu hevâ sahipleri, Muhammed ümmeti için bir âfettir. Bunlar Peygamber&#8217;i ve onun ehl-i beytini anarlar ve cahil insanların yanında bu güzel sözleriyle başkalarını avlarlar ve onları tehlikelere atarlar.[184] Bunlar bal diye acı şeyleri, panzehir diye zehiri içenlere ne kadar da çok benziyorlar! Onlara iyi bak, çünkü sen su denizinde olmasan da hevâ ve heves denizinin içindesin. Bu deniz daha derin ve daha tehlikelidir. Yıldırımları daha çoktur. Bu denizden ve içindeki tehli­kelerden kurtulmak daha zordur. Seni sapıklık denizinde boğulmak­tan kurtaracak olan yegane gemi sünnete bağlılıktır.</p>
<p><strong>İbn el&#8217;Mübarek&#8217;ten:</strong></p>
<p>Bil ki ey kardeş sünnet üzere Allah&#8217;a kavuşan her müslüman için ölüm bir keramettir. Çünkü biz Allah&#8217;a aidiz ve yine O&#8217;na döneceğiz. Üzüntümüzü, kardeşlerimizin yok olup gitmesini, yardımcılarımızın azlığını ve Bid&#8217;atlerin ortaya çıkışını Allah&#8217;a şikayet ederiz. Âlimlerin ve sünnete bağlı kişilerin göçüp gitmesi ve Bid&#8217;atlerin ortaya çıkması sebebiyle ümmetin başına gelen büyük felâketleri de Allah&#8217;a şikayet ederiz.İbrahim et-Teymi[185] şöyle derdi:</p>
<p>Allah&#8217;ım! Dinini ve Peygambe­rinin sünnetini hak konusundaki ihtilaflardan, hevâ ve hevese tâbi olmaktan, sapıklık yollarından, şüpheli şeylerden, yanlışlık ve düşmanlıklardan koru. Ömer ibn Abdilaziz yazdığı mektuplarda şöyle derdi:</p>
<p>Ben sizi hevâ ve heveslerin meylettiği şeylerden ve büyük sapmalardan sakındırırım.</p>
<p>İnsanlar kendisine biat ettikleri zaman Ömer ibn Abdilaziz minbere çıktı. Allah&#8217;a hamd ve sena ettikten sonra şöyle, dedi:</p>
<p>&#8220;Ey insanlar! Peygamberinizden sonra başka Peygamber gelmeyecek, Kitabınızdan sonra başka kitab yok. Sünnetinizden sonra başka sünnet, ümmetinizden sonra başka ümmet de yok. Dikkat, edin, Allah&#8217;ın Kitabında, peygamberinin lisanı üzere haram kıldığı şeyler kıyamete kadar haramdır. Dikkat edin ben bid&#8217;at çıkarıcı değilim, ben tâbi olucuyum. Dikkat edin, ben hüküm koyucu değilim, konulan hükmün uygulayıcısıyım. Dikkat edin, ben sahip ve mâlik değil, bir yöneticiyim. Dikkat edin, ben sizin en hayırlınız değilim, fakat yükü ve sorumluluğu en ağır olanınızım. Dikkat edin. Yaratıcıya isyan konusunda yaratılana itaat yoktur.&#8221; Ömer ibn Abdilaziz bunları söyledikten sonra minberden indi.[186]</p>
<p><strong>Urve ibn Üzeyne, babası Üzeyne&#8217;nin[187] Ömer ibn Abdilaziz hakkında şu şiiri söylediğini nakletti:</strong></p>
<p>İslamda ilmi ve sünneti sen ihya ettin.</p>
<p>Bidat çıkarmadın kötü bir hüküm vermedin.</p>
<p>Her gün bir bidati yıktın</p>
<p>Yerine bizim için sünneti bina ettin</p>
<p><strong>Ömer ibn Abdilaziz&#8217;in söylediği, âlimlerin ezberlediği ve İmam Mâlık&#8217;in de çok hoşuna giden sözlerinden birisi de şudur:</strong></p>
<p>&#8220;Rasulullah (s.a) ve kendisinden sonra gelen halifeler bir sünnet ortaya koymuş­lardır. Onların koydukları sünnete uymak, Allah&#8217;ın Kitabını tasdik etmek, O&#8217;na itaati tamamlamak ve Allah&#8217;ın dinini desteklemek demektir. Hiç kimsenin onları değiştirmek ya da yerine başkasını koymak veya onlara muhalif bir görüş üzerinde durmak yetkisi yoktur. Kim onlarla amel ederse, o hidayet üzeredir. Kim onunla yardım isterse yardım görür. Kim sünnete muhalif olursa mümin­lerin yoluna değil, başka bir yola tâbi olmuş olur, Allah onu gittiği yolda bırakır ve cehenneme sokar; o ne kötü bir yerdir.&#8221;</p>
<p>Alimler onun bu sözlerini beğenmekte haklıdırlar. Çünkü bu sözler sünnete ait temel esasları en güzel şekilde özetlemektedir. Bunlardan birisi de bizim üzerinde durduğumuz konudur:</p>
<p>Çünkü &#8220;hiç kimse sünneti değiştiremez, tebdil edemez ve ona aykırı bir şeyi aklından geçiremez&#8221; sözü, bid&#8217;at çıkarma konusunu toptan engelle­mektedir. &#8220;Sünnet ile amel eden hidayete erer.&#8221; diye başlayıp devam eden sözler ise sünnete tâbi olan kimseyi övmekte ve ona aykırı davrananı da buna delalet eder bir delil ile yermektedir.</p>
<p><strong>Bu delil şu âyettir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygam­bere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.&#8221;<strong>[188]</strong></em></p>
<p>Ömer ibn Abdilaziz&#8217;in sözlerinde işaret edilen sünnete ait esaslardan birisi de Hz. Peygamberden sonra gelen râşit halifelerin çizdiği yoldur. Bu da sünnettir ve onda asla bid&#8217;at yoktur. Allah&#8217;ın Kitabın­da ve Peygamberinin (s.a) sünnetinde (bir konuda) belirlenmiş bir hüküm bulunamamışsa özellikle onların sünneti (sözleri ve fiilleri) delil olarak kabul edilir. Genel manada buna işaret eden deliller vardır.</p>
<p><strong>Irbaz ibn Sâriye&#8217;den gelen şu hadis bu konuda belirleyici bir özelliğe sahiptir:</strong></p>
<p><em>&#8220;Benim sünnetime ve hidayete ermiş râşid halifelerin sünnetine sarılın. Ona sımsıkı sarılın, azı dişlerinizle ısırıp bırakmayın. Sonra­dan icad edilmiş işlerden uzak durun.&#8221;<strong>[189]</strong></em></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a) bu hadisinde râşit halifelerin sünnetini kendi sünnetine bitiştirmiş, onların sünnetine tâbi olmayı kendi sünnetine tâbi olmak olarak görmüş ve bunlara aykırı olarak sonradan icad edilen şeylerin hiçbir değerinin olmadığını söylemiştir. Çünkü Allah hepsinden razı olsun onlar tuttukları yolda ya Peygamber&#8217;in bizzat sünnetine uymuşlardır veya onun sünnetinin bütünü içinde başkalarına gizli kalıp da sadece kendilerinin anladıkları bir manaya uymuşlardır. Buna ilave edile­cek başka bir şey yoktur. Açıklaması da inşaallah ileride gelecektir.</p>
<p><strong>Ebû Abdillah el-Hâkim[190] Yahya ibn Âdem&#8217;den[191] selefi salihın şöyle bir tâbirini nakleder:</strong></p>
<p>&#8220;Ebû Bekir ve Ömer&#8217;in sünneti&#8221;.</p>
<p><strong>Bunun anlamı şudur:</strong></p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in (s.a) de bu sünnet üzereyken vefat ettiği bilinmektedir. Peygamber&#8217;in sözüyle birlikte başka hiç kimse­nin sözüne ihtiyaç yoktur. Selef-i sâlihin kullandığı tâbir aslında doğrudur ve Irbaz hadisinin taşıdığı anlamlardan birisi de budur. O halde burada Peygamber&#8217;in sünnetine bir ilave söz konusu değildir. Şu kadar var ki Peygamber&#8217;in sünnetinin yine ona ait başka bir sünnetle neshedilmiş olmasından endişe edilebilir. Bu sebeple âlim­ler, Hz. Peygamber&#8217;in vefatı esnasında söz konusu sünnetin hâla geçerliliğini koruyup korumadığını bilmek için kendisinden sonra gelen râşit halifelerin uygulamalarına bakmak ihtiyacını hissederler. Çünkü onlar en yeni/en son sünnet ile amel ederler. Hz. Peygam­ber&#8217;in emri, en son söylediğidir. İmam Mâlik de, sünnetler/hadisler birbiriyle çeliştiği zaman yapılagelen ameli delil olarak alırken ve onu tercih ederken mezhebini bu düşünce üzerine bina etmiştir.</p>
<p>Ömer ibn Abdilaziz&#8217;in sözlerinin ihtiva ettiği esaslardan birisi de emir sahiplerinin (yani halifelerin) sünnetlerinin ve uygulamalarının Allah&#8217;ın Kitabını ve Peygamberin sünnetini tefsir etmesidir.</p>
<p><strong>Çünkü o şöyle diyordu:</strong></p>
<p>&#8220;Emir sahiplerinin uygulamalarını ve sünnetlerini almak, Allah&#8217;ın Kitabını tasdik etmek, Allah&#8217;a olan itaati tamam­lamak ve Allah&#8217;ın dinine destek vermek demektir.&#8221;</p>
<p>Bu, başka yerlerde de takrir edilen bir esastır. Ömer ibn Abdilaziz&#8217;in sözleri pek çok güzel esası ve önemli faydaları ihtiva etmektedir.</p>
<p><strong>Ebû İlyas el-Elbâni&#8217;ye nisbet edilen sözlerden birisi şudur:</strong> Üç şey vardır ki bunları tırnağa bile yazmak mümkündür ve dünya ve âhiretin hayrı da bu üç şeyin içindedir:</p>
<p>Tâbi ol, bid&#8217;at çıkarma; mütevâzi ol, gururlu olma; kim Allah&#8217;tan korkarsa genişlik/ferahlık bulur. Bu konudaki rivayetler daha pek çoktur.[192]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>[1] Bakara: 31</p>
<p>[2] Şer&#8217;i dayanak hükmün ispatında kendisine dayanılan ve Kur&#8217;an, sünnet, kıyas ve icmâdan alınan delil demektir.</p>
<p>[3] Maide: 3</p>
<p>[4] Büyük bir sahabî olan İrbad İbn Sâriye es-Sülemi, Suffe ehlinin ileri gelenlerindendir. Humus şehrine yerleşmiş ve Rasulullah&#8217;dan (s.a) pek çok hadis rivayet etmiştir. Hicri 75 yılında vefat etmiştir. (Tabakat ibn Sa&#8217;d. 4/276; el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dü, 7/39; el-Hılye, 2/13: Tehzib, 7/174; Şezerât, 1/82; Siyeru A&#8217;lami’n Nubelâ, 3/419)</p>
<p>[5] Bu hadisi şu kaynaklar rivayet etmiştir: Ahmed, Müsned, 4/126, 127; Ebû Dâvud, K. Sünne. B. Lüzûmü&#8217;s-Sünne h.no:4607; Tirmizi, K. İlim, h.no: 2676 (Tirmizi, hadisin hasen-sahih oldu­ğunu söyledi); Dârimi, Ebu Âsim yoluyle, c.l, s.44, îbn Mâce, Mukaddime, 42,43 (Abdurrahman ibn Amr es-Sülemi yoluyle). ibn Mâce Yahya ibn Ehi&#8217;l-Muta&#8217;dan şöyle dediğini rivayet eder: Ben İrbad İbn Sâriye&#8217;den şöyle  dediğini işittim: &#8220;Bir  gün Allah Rasulü (r.a.) bize gözleri yaşartan, kalpleri yerinden oynatan son derece güzel ve etkili bir öğüt verdi.</p>
<p>Biz dedik ki:</p>
<p>Ya Rasulallah! Sanki bu bize veda eden birinin öğüdü gibi geldi. Eğer öyle ise bize bir tavsiyede bulun.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu:</p>
<p><em>&#8220;Size Allah&#8217;tan korkmanızı, dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Başınıza yönetici olarak bir köle bile geçse ona itaat etmelisiniz. Çünkü benden sonra yaşayanlar pek çok ihtilaflar göreceklerdir. Onun için benim sünnetime, hidayete ermiş, doğru yolda olan raşid halifelerin sünnetine benden sonra sımsıkı sarılın. Azı dişlerinizle&#8217; sımsıkı tutun. Sonradan icad edilmiş (İslam&#8217;a aykırı) işlerden uzak durun. (Çünkü sonradan icad edilmiş her şey bid&#8217;attir.) Her bid&#8217;at da dalalettir (sapıklıktır</em>)</p>
<p>[6] Şeyh Muhammed Reşid Rıza eH&#8217;tısam&#8217;a yazdığı ta&#8217;likında (dipnotta) şöyle der: Hz. Peygamber din konusunda ayrıntılı bilgiler getirmiş, dünya konusunda da her zaman ve her şartta geçerli olan icmali ve genel kurallar koymuştur. Mesela Şûranın meşruiyeti, ilim sahiplerine içtihat ve istinbat ederek çıkardıkları hükümlerde itaat edilmesi, kolaylaştırma kuralları, güçlüğün kaldırılması, zaruret prensipleri gibi.</p>
<p>[7] İbn el-Mâcişun; &#8220;Büyük âlim, fakih, Medine müftüsü Ebû Mervan Abdülmelik ibn el-İmam Abdilaziz İbn Abdillah ibn Ebi Seleme ibn el-Mâcişun et-Teymi&#8221; Teymlîlerin azatlısıdır. Medinelidir. Mâliki mezhebindendir, İmam Malik&#8217;in öğrencisidir. Az sayıda rivayeti olmasına rağmen hadiste sikadır/güvenilirdir. Gözleri âmâdır. Hicri 213 yılında, bir rivayete göre 214 yılında vefat etmiştir. (Tabakât İbni Sa&#8217;d, 5/442; el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil, 5/358; Tehzih et-Tehzib. 6/408: Şezeratü&#8217;z-Zeheb, 2/28; Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ, 10/359)</p>
<p>[8] Adiy ibn Ertae el-Fezari ed-Dimeşki, Ömer ibn Abdilaziz’in Basra valisidir. Yezid ibn Muhalleb’in oğlu tarafından bir toplulukla birlikte hapsedilerek hicri 102 yılında öldürüldü. (el-Cerhu ve’t-Ta’dil, 7/3, Şezerat, 1/124; Tezhib,7/164; Siyeru A’lami’n-Nubela,5/53)</p>
<p>[9] Şeyh Reşid Rıza ta’likinde şöyle dedi: Bazı kimseler, Hz. Peygamber (s.a) zamanında mevcut olan bazı şeyleri terk etmek suretiyle dinde eksiltmeler yaptılar, bazı kimselerde olmıyan bazı şeyleri ilave yaparak, dinde bid&#8217;at çıkardılar ve aşırı gittiler. Bu sıratı müstakim üzere olan vasat ümmettir.</p>
<p>[10] Sâd: 26</p>
<p>[11] Kehf 28</p>
<p>[12] Kasas: 50</p>
<p>[13] Enam: 143</p>
<p>[14] En&#8217;am: 144</p>
<p>[15] En:am: 140</p>
<p>[16] Maide: 103</p>
<p>[17] Câsiye: 23</p>
<p>[18] Nisa: 165</p>
<p>[19] İmam Şatıbi, el-İ’tisam Kitap Dünyası Yayınları: 1/57-64.</p>
<p>[20] Ali îmran: 7</p>
<p>[21] Bu hadisle ilgili olarak aşağıdaki rivayetlerin dipnotlarına bakınız.</p>
<p>[22] Buhari,  K. Tefsir-Tefsiru Ali İmran, h.no:4548; Müslim, K. İlim, B. en-Nehyi an ittibâi Müteşabihil-Kur&#8217;an h.no: 2665; Tirmizi, K.Tefsir, Fi Tefsiri Sürati Âli İmran, h.no:2996; Ebu Dâvud,  K. Sünnet, B. en-Nehy ani&#8217;l-Cidal ve&#8217;t-Tibâil-Müteşabih mine&#8217;l-Kur&#8217;an, h.no:4598.</p>
<p>Bu rivayetlerin hepsi lafizlarındaki küçük farklılıklara rağmen aynı manadadır.</p>
<p>[23] Ebû Gâlib; Hazevver el-Basri&#8217;dir. Bâhile&#8217;nin mevlâsı ve sahabi Ebû Umame&#8217;nin arkadaşıdır, onun râvisidir. (Tezhibet-Tehzib, 12/197.)</p>
<p>[24] el-Mühelleb: Kahraman emir, Ebû Said el&#8217;Muhelleb ibn Ebi Sufre Fetih günü doğdu. Abdullah ibn Amr ibn el-As&#8217;tan. ibn Ömer ve diğer sahabilerden hadis rivayet etti. Semmak ibn Harb ve diğerleri ondan hadis rivayet, ettiler. Hicri 82 yılı zilhicce ayında Merverrûz&#8217;da gazi olarak vefat etti. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ, 4/383; Tarihu&#8217;t-Taberi, 6/354; el-Cerhu ve&#8217;t.-Ta&#8217;dil, 4/369: Tehzib et-Tehzib, 10/329; Şezerat. 1/90</p>
<p>[25] Ebû Umame- Büyük bir sahabidir. İsmi, Ebû Umâme el-Bâhili Suday ibn Aclân&#8217;dır. Humus&#8217;a yerleşmiştir. İlim ve keramet sahibidir. Hz. Ömer Muaz ve Ebû Umame&#8217;den hadis rivayet etmiştir. Tabiinden pek çok kişi de kendisinden rivayette bulunmuştur. (Siyeru A&#8217;lamî&#8217;n-Nubelâ, 3/359; el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil, 4/454; Meşahiru Ulemai&#8217;I-Emsar, 328; el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 9/73, Tehzib, 4/420; Şezerat, 1/96)</p>
<p>[26] Ali İmran: 105-107</p>
<p>[27] Bu hadisin lafzı, tahriei ve taliki müellifin, kitaba yazdığı mukaddimede mevcuttur</p>
<p>[28] Âli İmran: 105-107</p>
<p>[29] İsmail el-Kâdi: Büyük bir âlim, el-İmam el-Hafiz Şeyhu’l-İslam Ebu İshak İsmail bin İshak Ezdlilerin azatlısıdır. Basralıdır. Mâliki mezhebindendir. Bağdat kadısıdır. Pekçok eseri vardır. Hicri 199 da doğmuştur. Küçüklüğünden itibaren ilme önem vermiştir. Fıkhı Ahmed ibn el-Ma&#8217;zil&#8217;den, hadisi çağdaşları gibi İbn el-Medîni&#8217;den almıştır. Pek çok kimse ondan rivayette bulunmuştur. el&#8217;Beğavi, es-Saffar, ibn Keyyan ve daha başkaları ondan rivayette bulunan­lardandır. H.282&#8217;de vefat, etmiştir. (Siyeru A&#8217;lâmi&#8217;n-Nubelâ, 13/339; el-Cerhu ve&#8217;’t-Ta&#8217;dil, 2/158; el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye. 11/72; Şezerat. 2/178.)</p>
<p>[30] Abdulmelik ibn Mervan Halife, fakih, Ebu&#8217;l-Velid el-Emevi. Hicri 26 yılında doğdu. Sahabeden Hz Osman, Ebû Hureyre. Ebû Said ve diğerlerinden rivayette bulundu. Geniş bilgi sahibidir. Çok sayıda insan kendisinden hadis rivayet etmiştir. Babasından sonra Şam&#8217;ı, Mısır&#8217;ı daha sonra da Irak&#8217;ı ele geçirdi. Hicri 86 yıhnda yaklaşık 60 yaşlarında vefat etti, (Siyeru Alamin-Nubelâ, 4/2461 el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 8/260; Tehzib, 6/422, Şezerat, 1/97)</p>
<p>[31] et-Tahavi: Büyük âlim hâfız-ı kebir Mısır diyarının muhaddis ve fakihi Ebû Cafer Ahmed ibn Muhammed ibn el-Hanefi, Mısır bölgelerinden Tahâ kasabası sakinlerinden olup çok sayıda eseri vardır. Hicri 239 da doğmuştur. Hadis ve fıkıh ilimlerinde kendini göstermiş h.321 yılında vefat etmiştir. (el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 11/174; Şezerat, 2/288; Siyeru A&#8217;lâmin-Nubelâ, 15/27)</p>
<p>[32] Ali İmran: 106</p>
<p>[33] el-Âcurrî: Örnek bir hadis imamıdır. Harenri Şerif şeyhidir. İsmi ve künyesi: Ebû Bekir Muhammed ibn el-Huseyn îhn Abdillah el-Bağdadî el-Aeurri&#8217;dir. Pek çok eserin sahibidir. Çok doğru, hayırlı, âbid, zâhid, âlim ve sünnete bağlı bir kişidir. Hadiste sika dır/güvenilir. Hicri 360 yılında seksen yaşlarında Mekke&#8217;de vefat etmiştir (el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 11/270: Şezerat. 3/35; er-Risaletül-Müstadrafe, 42,43; Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ, 16/133)</p>
<p>[34] Tâvûs: Ebû Abdurrahman Tavus ibn Keysan el&#8217;Fârisi el-Yemeni el-Cündi, Yemen âlimi, örnek bir fıkıhçı ve hadiscidir. Hz. Osman&#8217;ın halifeliği döneminde doğmuştur. Zeyd ibn Sabit. Hz. Aişe. Ebu Hureyre ve diğer sahabilerden hadis dinlemiş, Atâ, Mücahid ve akranı olan pek tabii ondan hadis nakletmiştir. İbn Abbas onun hakkmda: Sanırım cennetliktir, demiştir. H.106&#8217;da vefat etmiştir, (el-Cerh ve&#8217;f Ta&#8217;dil, 4/500: Hılyetül-Evliya, 4/3; Tehzib, 5/8! Şezerat. 1/133: Siyeru Alamin-Nübola, 5/38)</p>
<p>[35] İbni Abbas: Abdullah ibn Abbas. Bu ümmetin en büyük âlimi, asrının fıkıhçısıdır, tefsirde imamdır. Hz, Peygamber&#8217;in amcazâdesidir. Hicretten üç sene ünce doğmuş, yaklaşık otuz ay Rasulullah&#8217;ın sohbetinde bulunmuştur. Rasulullah&#8217;tan ve Ömer, Ali. Muaz. Abdurrahman îbn Avf, Ebû Süfyan ve Ebû Zer gibi pek çok sahabiden hadis rivayet etmiştir. Tabiinden pek çok kişi de ondan rivayette bulunmuştur. Hicri 68 veya 67 de vefat etmiştir. Rivayete göre 71 yıl yaşamıştır. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubela. 3/3311 Tabakat ibn Sa&#8217;d, 2/365; el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 8/295; Tehzib, 5/276; el-Cerhu ve’t-Ta&#8217;dil, 5/116; Hilyetul-Evliya,&#8217;l/314)</p>
<p>[36] Ali İmran: 7</p>
<p>[37] Necran Hıristiyanları, Yemen beldelerinden Necran&#8217;da oturan Hıristiyanlardır. Hz. Peygamber (S.A) Medine&#8217;de iken bunlar bir heyet halinde onun huzuruna çıkarak Hz. İsa hakkında onunla tartışmaya girdiler.</p>
<p>[38] Abide ibn Humeyd ibn Suheyb et-Teymi Ebu Abdirrahman el-Kûfi, el-Hizâ diye bilinir. Kendisi Humeyd ibn Mihran, A&#8217;meş, Yahya ibn Said ve daha başka kişilerden rivayette bulun­muş? İmam Ahmed, Sevrî, Ebû Şeybe&#8217;nin iki oğlu ve pek çok kişi kendisinden rivayette bulunmuşlardır. Sikadır/güvenilir doğrudur. Hicri 190 yılında 81 yaşında vefat, etmiştir. Tehzib, 7/71</p>
<p>[39] Humeyd ibn Mihran: Humeyd ibn Ebî Humeyd et-Tavil Ebû Ubeyde el-Basri. Babasının isminde ihtilaf edilmiştir. H.68&#8217;de doğmuştur. Enes ibn Mâlik, el-Hasen, Ebu&#8217;l-Mütevekkil, İkrime ve daha başkalarından hadis işitti; Asım ibn Behdele. Şube, iki Süfyan. ibn Cureyc. ibn Hammad ve diğer pek çok kişi kendisinden rivayette bulunmuştur. H.143&#8217;de vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ. 6/163; el-Cerhu ve’t-Ta&#8217;dil, 3/221; Meşâhiru Ulemâi&#8217;l-Emsar, 93: Şezerât, 1/211</p>
<p>[40] İbn el-Kâsım: Abdurrahman ibn el-Kasım, Mısır diyarının âlimi, müftisi Mısırlıların azatlısı, İmam Mâlik&#8217;in arkadaşıdır. İmam Malik&#8217;ten ibn Şureyb&#8217;ten. Nafi el&#8217;Makkarî&#8217;den ve başkalarından rivayette bulunmuştur. Esbağ, el-Haris İbn Miskin, Suhnun ve daha başkaları ondan rivayette bulunmuşlardır. Mal ve dünyalık sahibidir. Bunu ilim yolunda harcamıştır. Sika&#8217;dır, güvenilir. Fıkıhçıdır, Hicri 132&#8217;de doğmuş, 191&#8217;de vefat etmiştir. (Tehzib, 6/2521 Şezerât, 1/329; Siyeru A&#8217;lâmin-Nubelâ, 9/120)</p>
<p>[41] Katâde ibn Diâme es-Sudûsi Ebû Hattab el Basri ed-Darir. Asrının hadis hafızıdır. Örnek bir müfessir ve muhaddisdir. Hicri 60 yılında doğmuştur. Enes ibn Mâlik&#8217;ten, Said ibn el-Museyyeb&#8217;den, el&#8217;Hasen el-Basri&#8217;den ve daha başka kimselerden rivayette bulunmuştur. Eyyûb es-Sahtiyanı, ibn Ebî Arûbe, Ma&#8217;mer. Evzâî, Şube ve Cerir gibi îslamın önderleri ondan rivayette bulunmuşlardır. Hüccet oluşunda icmâ vardır. Hicri 118 yılında vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lami&#8221;n-Nubela, 5/269; al-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil, 7/133; Tehzib. 8/351, Şezerat, 1/153)</p>
<p>[42] En&#8217;am: 153</p>
<p>[43] Abdullah: Abdullah ibn Mes&#8217;ud ibn Gâfîl. Büyük bir âlimdir. Ümmetin fakihidir. Künyesi Ebu Abdirrahman el&#8217;Huzeli el-Mekkidir. Muhacirdir. Bedr&#8217;e katılanlardandır. Beni Zührenin müttefikidir. İlk öncülerdendir. Soylu bir kişidir. Kendisi pek çok ilmi rivayet etmiştir. Sayısız menkıbesi vardır. Sahabe ve tabiinden pek çok kişi kendisinden rivayette bulunmuştur. Kuvvetli görüşe göre hicri 32 yılında vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ, 1/461; el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil, 5/149; Meşâhiru Ulemâil-Emsar, 2li Hüye, 1/124; Tehzib, 6/27; Şezerat, 1/38)</p>
<p>[44] Enam: 153</p>
<p>[45] İbn Mâce, Mukaddime, B. İttibaı sünneti Rasülülah (s.a) h.no:11, Câbir ibn Abdillah rivayeti; Dârimî. Mukaddime, B. Kerahiyetu Ahzi&#8217;r-rey, h.no: 202; Hâkim, Müstedrek, 2/317; Ahmed. Müsned. 1/435, Abdullah ibn Mes&#8217;ud rivayeti ve 3/397, Câhir ibn Abdülah rivayeti.</p>
<p>[46] Batha: Sellerin aktığı yumuşak topraklı yer. Burada Mescid-i Haram&#8217;ın o sırada henüz çakılla kaplı olmadığı kastedilmiştir.(el-Lisan, 1/299.)</p>
<p>[47] Ebû Abdirrahman: Abdullah ibn Mes&#8217;ud&#8217;un künyesidir.</p>
<p>[48] Mücahid İbn Cebr, imam, Şeyhu&#8217;l&#8217;Kurra, müfessir. Ebu&#8217;l-Haeeac el-Mekki el-Esved İbn Abbas&#8217;tan en çok ve en iyi rivayette bulunan odur. Kur&#8217;an, tefsir ve fıkıh ilmini ondan almıştır. Ebû Hureyre, Aişe. Sa&#8217;d ibn Ebi Vakkas, İlin Ömer ve pek çok sahabiden rivayette bulunmuş­tur. İlin Kesir, Ebû Amr ve İbn Muhaysın gibi pek çok kişi ona Kur&#8217;an okumuşlardır. îkrime. Tavus. Amr ibn Dinar, Ebu&#8217;z-Züheyr ve çnk sayıda tabiin ve tebei tabiin ondan rivayette bulunmuştur. Tercih edilen görüşe göre h.I03 yılında vefat etmiştir. (el&#8217;Bidaye ve&#8217;n&#8217;Nihaye 9/224; Tehzib et-Tehzib, 10/42; Şezerat, 1/125; Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ, 4/449; Hılye, 3/279.)</p>
<p>[49] Abdurrahman ibn Mehdi: Tenkitçi bir âlim, seyyidu&#8217;l huffaz, Ebû Said el-Âhberi el-Basri, 135&#8217;dft doğdu. Başka kişilerden hadis dinlemiştir. Ibn el&#8217;Mübarek( îbn Vehb -ki bu ikisi onun hocalarındandır- Ali ibn el-Medine, Yahya ibn Main, Ahmed ibn Hanbel ve daha başka kişiler kendisinden hadis rivayet etmişlerdir. îlim ve amelde örnek bir imamdır. 198&#8217;de Basra&#8217;da vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lam&#8217;in-Nübela, 9-192; el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil, 1/251; Hılye, 9/3; Tehzib, 6/279; Şezerat. 1/355)</p>
<p>[50] Nahl: 9</p>
<p>[51] Tüsteri: Sehl ibn Abdillah et-Tüsteri Ebû Muhammed es-Sûfi ez-Zâhid. Ariflerin Şeyhi. Sün­nete bağlı, akidesi düzgün ve vera/takva sahibi bir kişidir. Meşhur sözleri ve örnek bir ahlâkı vardır. 283&#8217;de vefat etmiştir. (Hılye, 10/189; Şezerat 2/182, Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ, 13/330)</p>
<p>[52] Ali ibn ebi Tâlib: Mü&#8217;minlerin emiri. Hz. Peygamberin amcazadesi, dördüncü halifedir. Hayatı ve kişiliği hakkında çok sayıda eser yazıldı. Bu konuda son zamanlarda okuduğum eserlerin en güzeli, büyük âlim Ebi&#8217;l&#8217;Hasen en Nedvi&#8217;nin kaleme aldığı &#8220;el&#8217;Murteza&#8221; isimli araştırmadır. Daru&#8217;l-Kalem tarafından hicri 1409 yılında Şam&#8217;da basılmıştır.</p>
<p>[53] İbn Kesir&#8217;in dediğine göre bu kıraatin doğrusu &#8220;fe minkum&#8221; değil &#8220;ve minküm&#8221; dür ve bu İbn Mes&#8217;ud&#8217;un kıraatidir. Her ikisi de aynı manaya gelir, yani İslam ümmetinin içinden bu vasıfla vasıflanan kişiler vardır, bunlar doğru yolun dışına çıkanlar ve kalplerinde eğrilik olanlardır. (Tefsiru Ibn Kesir, 2/544)</p>
<p>[54] En&#8217;am- 159</p>
<p>[55] İbn Kesir bu hadisi naklettikten sonra şöyle dedi: Bu hadisi ibn Merduyeh rivayet etmiştir. Garip bir hadistir. Merfû bir hadis olması doğru değildir. îbn Kesir daha sonra şöyle dedi: Aye­ti kerime, Allah&#8217;ın dininden, ayrılan ve ona muhalefet eden herkesi içine alacak şekilde genel bir anlama sahiptir. Çünkü Allah Teala Peygamberini hidayetle ve bütün dinlere üstün olsun diye hak bir dinle göndermiştir. Onun şeriatı tektir, onda ihtilaf ve ayrılık yoktur. Kim onda ihtilafa düşüp, hevâ ve hevisine uyanlar ve sapıtanlar gibi &#8220;parça parça gruplara ayrılır&#8221; sa Allah Teala Peygamberini (S.A) ondan beri kılar. (Tefsir ibn Kesir, 2/187).</p>
<p>Ben derim ki: Hadisten elde edilen mana doğrudur ve âyetin doğru bir şekilde anlaşılmasıyle de örtüşür. Gariplik, hadîsin (manasında değil), ibn Kesir&#8217;in sözünden anlaşıldığına göre isnadındadır. İbn Kesir bundan başka iki rivayet daha nakletmiştir. Birisi İbn Abbas&#8217;tan, diğeri Ebû Hureyre&#8217;den gelen bu iki rivayetin de zayıf olduğunu söylemiştir. Sözün özü şudur: İlim adamları âyet&#8221;i kerimenin bid&#8217;atçiler ve sapıklar konusunda nazil olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu bid&#8217;atler ister itikat, ister şeriat ve ahkâm isterse furû konularında olsun, âyet hepsini içine alır.</p>
<p>[56] İbn Atıyye: Büyük âlim, iyi bir eleştirmendir. İsmi ve künyesi: Ebû Bekir Galip İbn Abdirrahman Ibn Galip ibn Temmam ibn Atıyye el-Muharibi el-Endelüsi el-Gırnâti. Müfessirlerin piri. &#8220;el-Muharraru&#8217;l&#8217;Vetiz fi Tefsiri’l-Kitabilaziz&#8221; isimli tefsirle meşhur oldu. Babasından Ebû Ali el-Gassani&#8217;den ve daha başkalarından rivayette bulundu. Tefsirde ve Arapçada önderdi. Zeki, akıllı ve kavrayışlı idi. Kendi evlatları Ebu&#8217;l&#8217;Kasım ibn Hubeyş, Ebû Muhammed ibn Ubeydullah ve daha başkaları ondan rivayette bulundular. Hicri 541 yılında vefat etti, (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nübelâ. 19/5871 Şeeeratu&#8217;n-Nüru&#8217;z Zekiyye 1/129.)</p>
<p>[57] Bu ayetin ibn Atiyye tarafından yapılmış olan tefsiri en kapsamlı ve en faydalı tefsirdir.</p>
<p>[58] İbn Abdilberr: Mağrîb ülkesinin büyük âlimi. Ebû Anır Yusuf ibn Abdillah ibn Muhammed ibn Abdilber ibn Âsim en-Nemrî el-Endelûsî  el-Kurtubi  el-Mâlikî. Büyük eserlerin sahibidir. Abdullah ibn Muhammed ibn Abdilmürnin&#8217;den, Muhammed ibn Abdilm elik&#8217;ten, Abdulvâris ibn Süfyan&#8217;dan ve daha başkalarından ilim dinlemiştir. İbn Hazm, ed-Dilâi, Ebû Ali el-Gassânî ve pek çok kişi kendisinden rivayette bulunmuştur. Fıkıhçı, hadisci ve kıraat âlimidir. Alimler arasındaki ihtilaf konularını bilir. Hadis ilimlerine ve rical ilmine/biyografilere   âşinâdır. Fıkıhta Şafii&#8217;nin görüşlerine meyyaldir. 95 sene ömür sürmüştür. 463 yılında vefat etmiştir. (Şezeratü&#8217;z-Zeheb, 3/314; er-Risaletü&#8217;l-Mustadrafe,  15; Şeceratü’n Nûr. 1/119; Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ. 18/153</p>
<p>[59] Bu kitabın ismi &#8220;Câmiu Beyâni&#8217;l-İlm ve Fadlihi vema Yenbeği fi Rivayetihi ve Hamlihi&#8221; dir. Sözü edilen konu kitabın e.2 ve 133. sahifededir.</p>
<p>[60] İbn Battal: Büyük âlim Ebu&#8217;l-Hasen Ali ibn el-Halef İbu Battal el-Bekri el-Kurtubi, Ibn el-Leccam diye de bilinir. Sahihi Buhari&#8217;nin sarihidir, ibn Afif Ebu’l-Mutarrif, Ebi Amret-Talmenki ve daha başkalarından ilim almıştır. İlim ve marifet ehlindendir. Maliki fıkıhçılarının büyüklerindendir. Hicri 449 yılında vefat etmiştir. (Şezerat, 3/283; Şeceratu&#8217;n-Nuru&#8217;z-Zekiyye, 1/115; Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ, 7/17)</p>
<p>[61] Buharî: Buhara&#8217;ya nishet edilerek bu ismi almıştır. Hadis ilminde müminlerin emiridir. İsmi Muhammed ibn İsmail ibn İbrahim el-Câmiu’s-Sahih&#8217;in müellifi. Alimler onunla ilgili sayısız eserler yazmışlardır. Bu konuda araştırma yapmak isteyen kimseler İbn Hacer el-Askalani&#8217;nin Sahihi Buharı üzerine yazdığı Fethu&#8217;l-Bari isimli şerhinin Hedyu&#8217;s-Sâri isimli mukaddimesine ve şu kaynaklara müracaat etsinler; Siyeru A&#8217;lami&#8217;n Nübela, 12/391; el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil, 7/191; Şezeratü&#8217;z-Zeheb, 2/134. Hicri 256&#8217;da vefat etmiştir.</p>
<p>[62] Ebû Hanife: İmam-ı Âzam Ebû Hanife Numan ibn Sabit et-Teymi el-Kûfi. 80 yılında doğdu. Sahabi Enes ibn Mâlik&#8217;le karşılaştı. Ata ibn Ebi Rabah, Şâbi, Tavus, Nâfi, Katade ve daha başkalarından rivayette bulundu.  Zehebi&#8217;nin de dediği gibi onu anlatmak ancak ciltlerce kitapla mümkündür. Muhammed Ebû Zehra&#8217;nın onun hakkında yazdığı kitab benim çok hoşuma gitti. Gerçekten bu konuda önemli ve faydalı bir eserdir.  Ebu Hanife h.150&#8217;de 70 yaşında iken vefat etmiştir.  (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ,  6/3901 el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 10/107; Tehzili et-Tehzib, 10/449; Şezerat,. 1/227)</p>
<p>[63] Atâ ibn Ebi Rabah: İmam,  Şeyhu&#8217;l-İslam, Harem-i Şerif müftüsü,  Ebû Muhammed el-Kuraşi, Mekkelilerin azatlısı, Âişe, Ümmü Seleme, Ebû Hureyre, İbn Abbas, İbn ez-Zübeyr gibi pek çok sahabiden ve Urve,  İbn el-Hanefiyye ve Ubeyd ibn Umeyr gibi büyük tabiilerden rivayette bulunmuştur. Mücahid,  Ebu&#8217;z-Zubeyr Mataru&#8217;l-Verrak ve Eyyub es-Sahtiyani gibi pek çok kişi de ondan rivayette bulunmuştur. 115 yılında 88 yaşında vefat etti. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nübela, 5/78; el-Cerh ve&#8217;t-Ta&#8217;dil. 6/330; Şezerat, 1/147)</p>
<p>[64] Rum: 32</p>
<p>[65] Rum:32</p>
<p>[66] Ebu&#8217;l-âliye Rafi ibn Mihran, Kıraat İmamı, hadis hafızı, müfessir ve büyük bir âlim, Ebu&#8217;l-Aliye er-Riyâhi el-Basri. Riyahoğullarından bir kadının azatlısı. Hz. Peygamber&#8217;in (s.a) zamanına genç bir yaşta iken yetişmiş, Hz. Ebû Bekir&#8217;in hilafeti esnasında da müslüman olmuştur. Ali, Ömer, Ebu Zer, İbn Mea&#8217;ud ve pek çok sahabiden ders dinlemiştir. Kur&#8217;an&#8217;ı ezberlemiş ve Ubey ibn Kava Kur&#8217;an okumuştur. Güvenilir ve sağlamdır. 90 yılında vefat etmiştir. (el-Mearifi 454; el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil, 3/510; el-Hılye 2/2171 Tehzib 3/274; Şezerat, 1/202)</p>
<p>[67] Hûd:119</p>
<p>[68] Mutarrif ibn Abdillah ibn eş-Şıhhir. Örnek bir imamdır. Bir sahabi olan babasından, Ali&#8217;den, Ammar&#8217;dan, Osman&#8217;dan, Aise&#8217;den, Muaviye&#8217;den ve pek çok sahabiden hadis almış, ondan da Hasen-ı Basri, Sabit. el-Bunânî, Katade, Gaylan ve daha pek çok kişi rivayette bulunmuştur. 86 yılında vefat etmiştir. (Hılye, 2/198; Tehzib, 10/173; el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 9/69; Şezerat. 1/110; Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubela, 4/187)</p>
<p>[69] İkrime: Büyük âlim, hadisçi ve müfessir. Ebû Abdillah el Kuraşi, İbn Abbasın azatlısı, îbn Abbas&#8217;tan, Aişe&#8217;den, Ebu Hureyre&#8217;den, İbn   Ömer&#8217;den, İbn Amr&#8217;dan, Hz. Ali&#8217;den ve bazı sahabilerden rivayette bulunmuştur. Nehai, Şa&#8217;bî, İbn Dinar ve pek çok kişi de ondan rivayette bulunmuştur. 104 yılında vefat etmiştir. (el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil, 7/7; Hılye, 3/326; Tehzib, 7/263; Şezerat, 1/130; Siyeru A&#8217;lam&#8217;in Nubela, 5/12)</p>
<p>[70] Mansûr ibn Abdurrahman el-Gaddâni: Ebû İshak es Subey&#8217;i, Âmir eş-Şa’bi, Hasan-ı Basri ve daha başkalarından rivayette bulunmuştur. el-Hakem el-Belhi, Şube ibn el-Haccac, Bişr ibn el-Mufaddal ve pek çok kişi ondan rivayette bulunmuştur. Hadiste sikadır/güvenilir. (Tehzib, 10/311)</p>
<p>[71] Bu isimde bir yanlışlık var. Çünkü   Buhari&#8217;de   &#8230;. Amr&#8217;den, o da Mus&#8217;ab&#8217;dan rivayet etmiştir.&#8221; İfadesi geçer. Doğrusu bu kişi Mus&#8217;ab ibn Sa&#8217;d&#8217;dir. Biyografisi aşağıda verilecektir, (el Fethu&#8217;l-Bârî, 8/278)</p>
<p>[72] &#8220;Şube onları fasıklar olarak isimlendirmişti.&#8221;  Cümlesi yanlıştır.  Bu cümlenin Buhari de geçen şekliyle doğrusu şöyledir: &#8220;Sa&#8217;d onları fasıklar olarak isimlendirmişti.&#8221; Sa&#8217;d Mus&#8217;ab in babası olan Sa&#8217;d ibn Ebi Vakkas&#8217;tır. Büyük bir sahabidir. (el-Fethul-Bâri. 8/278) Bu hadisi Buhari, Kitabu&#8217;t-Tefsir&#8217;de ve <em>&#8220;De ki size yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?&#8221;</em> âyeti babında rivayet etmiştir. Sözü edilen âyet Kehf Sûresi 103. âyettir.</p>
<p>[73] Saîd ibn Mansûr: Şeyhu&#8217;l-Haram Ebû Osman el-Horasani el-Mervezi el-Mekki. Büyük âlim ve Kitabü&#8217;s-Sünen isimli eserin müellifi. Horasan&#8217;da, Hicaz&#8217;da, Irak&#8217;da, Mısır&#8217;da. Cezire&#8217;de ve daha başka yerlerde Malik ibn Enes&#8217;ten,  el-Ley&#8217;s ibn  Sa&#8217;d&#8217;den, Ebû Avane&#8217;den  ve  diğer insanlardan (hadis ve rivayet) dinledi. Ahmed ibn Hanbel, Ebû Sevr, Müslim, Ebû Dâvûd ve daha pak çok kişi ondan hadis rivayet etti. 227 yılında vefat etti. (Tehzib, 8914; Şezerat, 2/62; er-Risaletu&#8217;l-Mustadrafe, 34; Siyeru A&#8217;lam&#8217;in-Nubelâ, 10/586)</p>
<p>[74] Kehf 104</p>
<p>[75] Saf 5</p>
<p>[76] Bakara: 27</p>
<p>[77] En&#8217;am: 57</p>
<p>[78] Maide: 95</p>
<p>[79] Amr ibn el-Muhacir Bel ibn Ebi Müslim. İsmi Dinar el-Ensari Ebû Ubeyd ed-Dimişki (Ashabtan) Enes&#8217;i ve Vâile&#8217;yi gördü. Babasından ve Ömer ibn Abdulaziz&#8217;den yaptığı rivayetler vardır. Ömer ibn Abdilazizin koruma görevlisi idi (Gaylan el-Kaderi kıssasını bunun için o anlattı) Abbas el-Lahmi ve diğerlerinden de rivayette bulundu. Ondan rivayet, edenler ise kardeşi Muhananed, ibn el-Alâ, ibn Ayyaş ve diğerleridir. Sikadır, güvenilir. 74 yılında doğdu 139&#8217;da vefat, etti. (Tehzib, 8/107)</p>
<p>[80] Gaylan İbn Enes el-Kelbi Ebu Yezid ed-Dımişki. Ömer ibn Abdilaziz, İkrime, Ebû Seleme ibn Abdirrahman, Kasım ibn Abdirrahman ve daha başkalarından rivayeti vardır. İbn Mâin&#8217;in dediğine göre kendisinden Evzâi rivayette bulunmuştur. (Tehzib, 8/252)</p>
<p>Gaylan, insanın fiillerinden hür olduğunu ve kadere bağımlı olmadığını iddia eden ve kaderin inkarına yönelik sözler söyleyen ilk kaderiyeddir: Çeviren.</p>
<p>[81] İnsan: 1-3</p>
<p>[82] İnsan: 30-31.</p>
<p>[83] Hişam ibn Abdilmelik ibn Mervan Ebu&#8217;l-Vehd el&#8217;Kuraşi.  Emevi halifesidir. 70 yılında doğdu. 105 yılında halife oldu. 54 yaşında vefat edinceye kadar o makamda kaldı. (Tarihu1-Taberi, 7/200; el-Bidaye Ve&#8217;n-Nihaye, 9/351; Şezerat, 1/163; Siyeru A&#8217;lâmi&#8217;n-Nubelâ, 5/351)</p>
<p>[84] Abd ibn Humeyd: Ebû Muhammed Abd ibn Humeyd ibn Nasr el&#8217;Kissî (veya el-Keşşî). 170&#8217;’de doğdu. Ali ibn Asım el-Vâsıtî&#8217;den. Muhammed ibn Bişr el-Abdi&#8217;den, ibn Ebi Fudeyk&#8217;ten. Yezid ibn Harun&#8217;dan ve daha başkalarından rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Müslim, Tirmizi, Buhari (talik yaparak) ve daha pek çok kişinin rivayeti vardır. 249 yılında vefat etmiştir. (Tehzib. 6/455; Şezerat. 2/120; Siyeru A&#8217;lâira&#8217;n-Nubelâ, 12/235)</p>
<p>[85] İbn et-Tufeyl- Şeyhu&#8217;l-Müsned ve sikadır/güvenilir. Künyesi. Ebu&#8217;l-Kâsım Abdurrahim ibn Yusuf Hibetullah ibn Mahmud ibn Tufeyl ed-Dımişki. Önce Şam&#8217;da bulunmuş, sonra Mısır&#8217;a yerleşmiştir. Ehl-i tasavvuftur. Şam&#8217;da Ebu&#8217;l-Muzaffer el-Feleki&#8217;den, Ebul-Mekârim ibn Hilâl den ve Ebû Tâhir es-Selefi&#8217;den (İskenderiye&#8217;de) ve daha pek çok kişiden sema (işitme) yoluyla hadis almış, kendisinden de el-Münziri, ibn Beleban, İbn el&#8217;Şirâzi ve daha başkaları hadis içilmişlerdir. 637 yılı zilhicce ayının dördünde &#8220;vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubela. 23/43: Şezerat, 5/184)</p>
<p>[86] İbn el-Revva; Abdullah ibn Evfâ el-Yeşküri, İbn el-Kevvâ diye bilinir. Kendisi Haricilerden olup ehl-i Hak içine sızmış birisi idi. Bu sebeple Hz. Ali kendisini öldürtmüştü. (Bk. Tarihu’t. Taberi. 1.4 ve 5. Ciltlerin muhtelif yerlerinde)</p>
<p>[87] Süfyan es-Sevri: Şeyhu’l-İslâm. İmam, hafız, kendi zamanında ilmiyle âmil âlimlerin efendisi. İsmi ve künyesi Ebû Abdillah es-Sevri el-Kufidir. Müctehiddir. Kitâbül-Câmi&#8217;in müellifidir. 97yılında doğmuştur. Kulübü sitte müellifleri kendisinin rivayetlerini eserlerine almışlardır. Hocaları sayılamyacak kadar çoktur. Hatta sayılarının 600&#8217;den fazla olduğu söylenir. Kendisinden de yirmi binden fazla kişinin rivayette bulunduğu söylenir. 161 yılında vefat etmiştir. (Siyeru Alami&#8217;n-Nubelâ, 7/229! el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil. 1/55; 4/222; Meşâhiru Ulemai’l-Emsar. 169; Hılye. 6/356, 7/144; Tehzib, 4/111: Şezerat, 1/250)</p>
<p>[88] Muhammed ibn Cubeyr ibn Mut&#8217;un. Künyesi Ebû Said. Büyük bir fakihdir. Babası büyük sahabilerden. Babasından, Ömer&#8217;den ve İhn Abbas&#8217;tan rivayetleri var. Çocukları Ömer, Said ve İbrahim ile Amr ibn Dinar, Zühri ve diğer Medinelilerin ondan rivayetleri var. Ömer ibn Abdilaziz&#8217;in, bir rivayete göre Abdülmelik&#8217;in hilafeti zamanında vefat etti. (Tehzib. 9/91: el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye. 9/18; Siyeru Alamin&#8217;Nübela, 4/544).</p>
<p>[89] Kehf:104</p>
<p>[90] Hadisin ibaresi Darimi&#8217;nin Sünen&#8217;inde, Mukaddime bölümünün 42. Babında 478 numara­dadır. Hadis mürseldir ve zayıf olduğuna işaret edilmiştir.</p>
<p>[91] Ankebut:51</p>
<p>[92] Abdulhamid ibn Dinar el-Basri, ez-Ziyadi&#8217;nin arkadaşıdır. Enes&#8217;ten, Ebû Raca el-Atâri&#8217;den, Hasen-i Basri&#8217;den ve Sabit el-Bünânî&#8217;den rivayetleri vardır. Ondan da Şube, Mehdi, Hammad ilm Zeyd ve îbn Aliyye gibi kişiler rivayette bulunmuşlardır. Sikadır. (Cerh ve&#8217;t Ta&#8217;dil, 6/12; Tehzib, 6/114; Siyeru A&#8217;lami n-Nübelâ, 6/148)</p>
<p>[93] Âli İmran:31</p>
<p>[94] İnfıtar: 5</p>
<p>[95] Ebu Kılâbe: İmam, hafız, örnek insan, âbid, Basra muhaddisi. Abdulmelik ibn Muhammed ibn Abdillah ibn Muhammed ibn Abdilmelik  İbn  Müslim  er-Rukkaşi  el-Basri,  190  yılında doğdu. Yezid ibn Harun, Ravh ibn Ubade, Avn ibn Amara gibi kişilerden rivayeti vardır, ibn Mâce, Huceyıni, Ebu Bekir eş-Şâfii gibi kişiler de ondan rivayet etmişlerdir. 276 yılında vefat etmiştir.   (el-Cerhu  va&#8217;t-Ta&#8217;dil,   5/329;  Tehzib,  6/419;  Şezerat,  2/170;   Siyeru A&#8217;lami’n-Nubela,13/177)</p>
<p>[96] İnfitar: 5</p>
<p>[97] A&#8217;raf- 152</p>
<p>[98] Yasin: 12</p>
<p>[99] İbn Avn: Abdullah ibn Avn ibn Eratban, Künyesi Ebû Avn el-Müzeni. Basra âlimi örnek imam. Ebû Vail, Şâbî, Hasen, ibn Şirin. Mücahid ve îbn Cübeyr gibi pek çok kişiden rivayeti var. Süfyan, Şube, ibn el-Mubarek ve ibn el-Aliyye gibi pek çok kişi ondan rivayette bulundu. İlim zühd ve takva yönünde kendi zamanında bir eşi daha yoktur.  151 yılında vefat etti. (Tehzib. 5/346; el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dü, 5/130; Hılye, 3/37 Şezerat, 1/230; Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nübelâ, 6/364)</p>
<p>[100] Muhammed ibn Şirin: Şeyhu&#8217;l-İslam, Ebû Bekir el-Ensâri el-Basri Hz. Peygamber&#8217;in (s.a) hizmetçisi olan Enes İbn Malikin azatlısı. Hz. Osman&#8217;ın halifeliğinin son yıllarında doğdu. Ebu Hureyrei İmran İbn Husayn, İbn Abbas, İbn Ömer, Ubeyde, Enes ibn Mâlik ve daha pek çok kişiyi dinlemiştir. Katade, Eyyub, İbn Avn ve daha başkalarının ondan rivayetleri vardır. 110 yılında vefat etmiştir.  (el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 9/267; Tehzib, 9/214; Şezerat,   1/138; Siyeru Alami’n-Nubela. 6/364)</p>
<p>[101] Enam: 68</p>
<p>[102] Ebu&#8217;l-Cevzâ; Evs ibn Abdillah er-Rub&#8217;i el-Basri, Tabiin âlimlerinin büyüklerinden. Âişe, ibn Abbas. ibn Ömer ve diğerlerinden rivayetleri var. Utâridi, el-Bekri, ibn Meysere ve daha başkaları da ondan rivayet etti. Haccae&#8217;a başkaldıranlardan. Rivayete göre Cemacim savaşında öldürüldü. (Hilye, 3/78; Tehzib, 1/383; Şezerat, 1/93)</p>
<p>[103] Bakz. Hılye, 3/78. Burada ibn el-Cevzâ&#8217;a ait güzel sözler bulursun.</p>
<p>[104] Ali İmran: 119</p>
<p>[105] İmam Şatıbi, el-İ’tisam Kitap Dünyası Yayınları: 1/65-84.</p>
<p>[106] &#8220;Her kim bizim dinimizde olmayan bir iş yaparsa o iş reddedilmiştir&#8221; hadisini Buhari &#8220;Bir idareci veya hâkim bir ilme dayanmaksızın ictihad eder de Rasulullah&#8217;a ters düşerek yanılırsa onun verdiği hüküm reddedilir. Çünkü Hz. Peygamber, bizim dinimizde olmayan bir iş yaparsa o iş reddedilmiştir.&#8221; Bâbında ta&#8217;lik olarak rivayet etmiştir. Bu hadis Buhari. Kitabu&#8217;l-İ&#8217;tisam, Bab:20&#8217;dedir.</p>
<p>Buhari bu hadisi Hz. Aişeden mevsul olarak da rivayet etmiştir. Buhari&#8217;nin bu mevsûl rivayeti lütabu&#8217;s-sulh&#8217;taki 2697 numaralı hadistir ve lafzı şöyledir. &#8220;Her kim bizim şu işimizde (dinimizde) ondan olmayan bir şey ihdas (icad ederse) o (icad) reddedilmiştir.</p>
<p>Buhari bu hadisi Kitabu&#8217;Htisam&#8217;daki lafzıyle ayrıca Kitabu&#8217;l-Buyû. Bâbu&#8217;n-Neceş&#8217;te yine talik olarak nakletmiştir.</p>
<p>Müslim bu hadisi Kitabu&#8217;l-Akziye. Babu Nakzı&#8217;l-Ahkâmi&#8217;l-Bâtıle&#8217;de 1718 numaralı hadis olarak nakletmiştir.</p>
<p>İbn Mâce, Mukaddime&#8217;de, Babu Tazimi Hadisi Rasulillah&#8217;ta 14 numarada Müslim&#8217;in-lafzıyle rivayet etmiştir.</p>
<p>Ebû Dâvud, Kitabu&#8217;s-Sünne&#8217;de, Babtı lüzûmi&#8217;s-Sünne&#8217;de 4606 numarada nakletmiştir.</p>
<p>Malumdur ki lafzı, lafzından daha kapsamlı ve daha güzeldir. Bununla beraber bütün rivayetler hep aynı şeyi söylemektedirler&#8217;ki o da şudur; İster söz, ister amel isterse takrir olsun, dinde sonradan icad edilen her bid&#8217;at reddedilmiştir, şiddetle sakındırılmıştır ve bunları yapan kimseler tehdit edilmiştir ve kınanmıştır.</p>
<p>Yine malumdur ki din işi kitap ve sünnete bağlıdır. Her kim kitap ve sünnette olmayan bir şey icat ederse veya onların gerektirdiği şeye muhalefet ederse o reddedilmiştir. Ümmet Ritab ve Sünnete sımsıkı sarılırsa sapıklıktan ve fitneye düşmekten emin olur. Çünkü Rasulullah (s.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Size iki şey bıraktım; Onlara sarıldığınız müddetçe benden sonra asla sapıtmazsınız: Allah&#8217;ın Kitabı ve sünnetim.&#8221;</p>
<p>[107] Bu hadisi Buhari, K. El&#8217;tisam, B. El-İktidâu bi süneni Rasulullah (s.a), 7277 numarada Abdullah ibn Mes&#8217;ud&#8217;un sözü olarak rivayet etmiştir ve bu rivayette &#8220;Her bid&#8217;at bir sapıklıktır&#8221; sözü yoktur.</p>
<p>İbn Hacer&#8217;in Fethu&#8217;l-Bari, 13/266&#8217;da da dediği gibi Buhari&#8217;deki bu rivayet mevkuf cinsindendir. Fakat içerisindeki &#8220;hidayetin en hayırlısı Muhammed&#8217;in hidayetidir&#8221; bölümü merfû hükmündedir. Çünkü bu Hz. Peygamber&#8217;in (s.a) bir niteliğini anlatmaktadır. Her ne kadar buna dikkat edenler az da olsa bu da merfuun bölümlerinden birisidir. Bu hadis, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a) şemaili hakkındaki sadece merfu hadisleri Buharı ve Müslim naklettiği için müttefekun aleyh olan bir hadis gibidir. Bu hadislerin pek çoğu Rasulullah&#8217;ın (s.a) yüzü ve saçı gibi fiziki yapısıyle, yumuşak huyluluğu ve affediciliği gibi ahlâki yapısıyle ilgilidir. Bu hadis de aynı konuyle ilgili olarak kabul edilebilir. Bununla beraber söz konusu hadis yine İbn Mes&#8217;ud kanalından, fakat merfûluğu açıkça belirtilerek de rivayet edilmiştir. Ayrıca bu hadis aşağıdaki yerlerde de geçmektedir-</p>
<ol start="6098">
<li>Buhari, ibn Mes&#8217;ud&#8217;dan yine mevkuf olarak, Kitabu&#8217;l-Edeb, Babu&#8217;l-Hedyi’s-Sâlih, h.no: 6098.</li>
<li>Müslim, K. Cumua, B. Hutbetihi (s.a) fi&#8217;l-cumua. Câbir ibn Abdillah&#8217;tan şöyle dediği rivayet edilmiştir&#8217; Rasulullah (S.A) hutbe okuduğu zaman gözleri kızarırdı. Ve şöyle derdi Emma ba&#8217;dü; Şüphesiz sözün en hayırlısı Allah&#8217;ın Kitabıdır. Hidayetin (gidilecek yolun) en hayırlısı Hz. Muhammed&#8217;in hidayetidir, işlerin en kötüsü sonradan icad edilenlerdir ve her bid&#8217;at bir sapıklıktır. Sonra şöyle derdi: &#8230;. vs.Bunun arkasından Müslim benzeri bir hadis daha rivayet etti.</li>
</ol>
<p>Hadisin birinci bölümü daha önce de beyan ettiğimiz gibi Rasulullah&#8217;ın hutbesindeki halini vasfettiği için her ne kadar merfu hükmünde ise de mevkuftur. İkinci bölümü ise merfûdur ve Resulullah&#8217;a (S.A) nisbet edilmiştir. Müslim. K. Cum&#8217;a, h.no: 876.</p>
<p>III. İbn Mâce, Mukaddime, Babu ictinabi&#8217;l-Bid&#8217;a, ve&#8217;l-Cedel h.no: 45, Câbir ibn Abdillah rivayeti, Hadisin bir bölümü Babu ittiba sünneti&#8217;r-Râşidin, 42 no&#8217;da geçmektedir.</p>
<ol>
<li>Ebû Davud, K. Sünnet, B. Lûzumu&#8217;s-Sünnet, h.no: 4607,</li>
<li>Terinizi, K. İlim, B. el-Ahzu bis-Sunne, h.no: 46p7.</li>
<li>Tirmizi, K. İlim, B. El-Ahzu bis-Sunne, h.no: 2678.</li>
<li>Nesei, Kitâbü&#8217;l-İdeyn. Nesei&#8217;de şu ilave vardır: Her ihdas edilen şey bid&#8217;attir, her bid&#8217;at de cehennemdedir.</li>
</ol>
<p>VII. Ahmed ibn Hanbel, Cabir&#8217;den aynı lafızlarla 3/319, 371. sh&#8217;ler.</p>
<p>VIII. Dârimi, Mukaddime, Babu Kerahiyetü Ahzi&#8217;r-Re&#8217;yi, h.no: 206. Yine Cabir&#8217;den ve aynı lafızlarla rivayet edilmiştir.</p>
<p>[108] Enam: 134,</p>
<p>[109] Müellif &#8220;Sahih&#8221; sözüyle Müslim&#8217;i kastediyor olmalıdır. Çünkü Buhari&#8217;de bu rivayet mevcut değildir.  Mağribliler ve Şâtıbi  (r.a) sıhhat  derecesi  yönünden  Müslim&#8217;i  Buhari&#8217;den önde görürler.</p>
<p>[110] Müslim, K. İlim, B. Men Senne Sünneten haseneten h.no:2674; Tirmizi, K. İlim. Bâbu fîmen deâ ile&#8217;l-hüda. h.no:2676; İbn Mâce, Mukaddime. Bâbu men senne sünneten haseneten. h.no:206.</p>
<p>[111] Müslim bu hadisi Cerir ibn Abdullah&#8217;tan nakletti: Îlim, Babu men senne sünneten haseneten bölümündedir. Hadisin lafzı meâlen: &#8220;Kim İslam&#8217;da güzel bir çığır açar da kendisinden sonra insanlar o yoldan giderlerse&#8230;&#8221; şeklindedir. Müslim bu hadisi K. Zekat, Babu&#8217;l-Hassi ale&#8217;s sadaka bölümünde de nakleder. Bu hadisi Ahmed&#8217;in Müsned&#8217;inde 4/357, el&#8221; Münzir. İbn Cerirdenl 4/360. Cerir ibn Abdülah&#8217;tan ve 4/36l&#8217;de Ebû Vail&#8217;den o da Cerir&#8217;deıı nakleder. İbn Mace; Mukaddime, Bâbu men senne sünneten haseneten ev seyyieten bölümünde Cerir ibn Abdillah&#8217;tan zayıf bir senetle 207 no&#8217;lu hadis olarak nakledilir. Neseî, K. Zekat, Babu&#8217;t-Tahriz alessadaka&#8217;da nakledilir.</p>
<p>[112] &#8220;Sahih&#8221; tabiriyle bu defa zannediyorum hem Buhari, hem Müslim kastediliyor. Çünkü inşaallah biraz sonra da açıklayacağımız gibi bu hadis ikisinde de mevcuttur.</p>
<p>[113] Bu hadisi Buhari Kitabü&#8217;l-Fiten Babu Keyfe&#8217;l-Emru İza lem tekim cemaatün (cemaat olmadığı zaman durum nasıl olur babı)  h.nn-7084&#8217;de nakledilmiştir.  Ben derim ki: Hadisin tamamı Buhari&#8217;nin bu rivayetidir. Ancak Şâtibi rivayetin başlangıç kısmını düşürmüştür. Hadis bu lafızlarla Müslim&#8217;de de geçer. Buhari’de Huzeyfe&#8217;den rivayet eden râvi ile Müslim&#8217;de Huzeyfe&#8217;den rivayet eden râvi aynı kişidir ve Ebû İdris el-Havlâni&#8217;dir. Müslim bunu Kitabut İmare Babu Vücûbi Mülazemeti Cemaati’l-Müslimininde zuhuri’l-fiten&#8217;de zikretmiştir. Ebû Davud Kitabu&#8217;l-Fiten ve&#8217;l-Melâhim Babu Zikri’l-Fiten&#8217;de 4246 numarada, Ebu Huzeyfe&#8217;den aynı manada bir hadis rivayet etmiştir. İbn Mâce, K. Fiten, B. Uzlet&#8217;de 3981 no&#8217;da özet olarak rivayet etmiştir. Ahmed, Huzeyfe&#8217;den 5/386&#8217;da nakletletmiştir.</p>
<p>[114] Sahife hadisi: Müellif Müminlerin Emiri Hz.Ali&#8217;nin minberde hutbe esnasında elinde bulundurduğu sahifeye işaret ediyor.  Bu sahife,  ahkamı ve hadisi şerifleri ihtiva eden bir sahifedir. Bu sebeple Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e mushaf, sahih hadisleri ve hükümleri toplayan kitaba sahife denir, Çoğulu suhuf ve sahâif gelir. Hadisin ibaresi de buna delalet, etmektedir.</p>
<p>[115] Ayr ve Sevr veya Air ve Sevr: Her ne kadar bazı sarihler Medinelilerin Sevr denilen bir dağı bilmediklerini, Sevr&#8217;in sadece Mekke&#8217;de bulunduğunu iddia etseler de meşhur olan görüşe göre bunlar Medine&#8217;yi kuşatan iki dağdır. Doğrusu her iki dağ da Medine&#8217;dedir. Medine&#8217;deki Sevr. Uhud&#8217;u arkasından kuzeye kadar daire şeklinde sarmıştır. Kırmızıya çalar rengi vardır. Lügatte de şafak kırmızısı demektir, (bk. Mealimü&#8217;s-Sünen, 2/530; Lisanü&#8217;l-Arab, 1/521 Fethu&#8217;l&#8217; Bari 4/99)</p>
<p>[116] Buhari. K,  Fedailü&#8217;l-Medine.  Bâbu Harami&#8217;l-Medine. h.no:l870; Bu rivayette Hz. Ali&#8217;den şöyle dediği nakledilir: &#8220;Benim yanımda Allah&#8217;ın Kitabından ve Hz. Peygamber&#8217;den gelen şu şahifeden başka bir şey yoktur: &#8230;. bölge Medine&#8217;nin haram bölgesidir&#8230;..&#8221; Buhari. K. Feraiz. B. Ismu men teberrae min mevâlihi. h.no: 6755, aynı lafızlarla. Buhari, K. Cizye ve’l-muvadea. B. Zimmetü&#8217;l-Müslimin, h.no: 3172; aynı lafızlarla. Buhari, K. İ&#8217;tisam bi’l-Kitabi ve’s-Sünne. B.Mâ yukrahu mine&#8217;t-Teammuki ve&#8217;t-Tenazui ve&#8217;l-Guluvvi fid-Dini ve&#8217;l-Bid&#8217;e, h.no:7300. -Araştır­manın konusu budur.- Müslim, K. Hac, Babu Fadlu&#8217;l-Medine ve Duaü&#8217;n-Nebiyyi fiha bil-Beraketi. Tirmizi. el-Vela ve&#8217;l-Hibe, Babu Fımen tevellâ ğayra mevâlihi, h.no:2210. Tirmizi, hu hadis hasen-sahihtir der. Ebû Davud, K. Menâsik&#8217;il&#8217;Hat; B. Fi Tahrimi&#8217;l-Medine, h.no:2034. Ahmed. Müsned: Ali ibn Ebî Tâlib, 1/126, 151 ve Müsned: Ebi Hureyre. 2/398.</p>
<p>[117] Bu hadisi İmam Malik Muvatta&#8217;da, Kitabu&#8217;t-Tahara, Bâbu Câmiu’l-Vüdû h.no: 6911&#8217;de Ebu Hureyre&#8217;den şu şekilde rivayet etti: Rasulullah (S.A) bir gün mezarlığa girer ve şöyle der:</p>
<p>“Esselâmü aleykum ey müminler topluluğunun diyarı! İnşaallah biz de size kavuşacağız. Kardeşlerimizi görmüş olmayı çok arzu ederdim.”   Dediler ki:</p>
<p>Yâ Rasulallah! Biz senin kardeşlerin değil miyiz?</p>
<p>Dedi ki:</p>
<p>“Hayır siz benim ashabımsınız, kardeşlerimiz henüz gelmediler. Ben onlardan önce havzımın başına geleceğim.”</p>
<p>Dediler ki:</p>
<p>Ya Rasulallah, ümmetinden seriden sonra gelenleri nasıl tanıyacaksın?</p>
<p>Dedi ki:</p>
<p>&#8220;Ne dersin, bir adamın siyah ve koyu renkli atların içinde alnı çakal, ayakları sekili bir atı olsa onu tanıyamaz mı?&#8221;</p>
<p>Dediler ki:</p>
<p>Elbette tanır, ya Rasulallah!</p>
<p>Dedi ki:</p>
<p>&#8220;İşte onlar da kıyamet gününde abdest izlerinde dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları sekili olarak gelecekler. Havzın yanına ben onlardan önce geleceğim. Bir grup adamlar, tıpkı sahipsiz develerin havuz kenarından kovulup uzaklaştırıldığı gibi benim havzımdan uzaklaştırılacaklar. Ben onlara &#8220;gelin buraya, nereye gidiyorsunuz, gelin, gelin!&#8221; diye sesleneceğim.</p>
<p>Bunun üzerine denilecek ki: Onlar senden sonra dini değiştirdiler.</p>
<p>Ben de diyeceğim ki &#8220;O halde (havzımdan) uzak olsunlar, uzak olsunlar, uzak olsunlar!&#8221;</p>
<p>Buhari bu hadisi aynı şekilde Kitabu&#8217;r-Rikak, Babun fi&#8217;I-Havz, h.no:6575&#8217;de Ibn Mes&#8217;ud&#8217;dan, 6576&#8217;da yine Ibn Mes&#8217;ud&#8217;dan; 6577&#8217;de ibn Ömer&#8217;den; 6579&#8217;da yine ibn Ömer&#8217;den; 6580&#8217;de Enes ibn Mâlik&#8217;ten; 6582&#8217;de yine Enes ibn Mâlik&#8217;den; 6583&#8217;de Sehl ibn Sa&#8217;d&#8217;den; 6584&#8217;de yine Sehl ibn Sa&#8217;d&#8217;den; 6585, 6586 ve 6587&#8217;de Ebû Hureyre&#8217;den; 6589&#8217;da Cündüb&#8217;ten; 6593&#8217;de Esma İbni Ebi Bekir&#8217;den (R.A) rivayet etmiştir.  Bu rivayetin hepsinin lafızları farklı farklıdır. Sadece imam Malik&#8217;in rivayeti tam olarak zikredilmiştir. Çünkü bu rivayet diğerlerinin büyük bir kısmını veya aynısını ya da benzerini almıştır.</p>
<p>Buhari bu hadisi Kitabu&#8217;l-Fiten, &#8220;Öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz.&#8221; Babı, hadis no: 7048&#8217;de Esma&#8217;dan, 7049&#8217;da ibn Mes&#8217;ud&#8217;dan; 7050 ve 7051&#8217;de Sehl ibn Said&#8217;den; Kitabu&#8217;t-Tefsir,  Babu Tefsiri Sureti&#8217;l-Kevser&#8217;de rivayet etmiştir.   Sözü uzatmamak için burada zikretmiyorum. Ebu Dâvud, K. Sünne, B. Fi&#8217;l-Havz, h.no:4745, 4746, 4747, 4748&#8217;de rivayet etmiştir. Müslim, K. Fedâil, B. Isbatı Havzı Nebiyyina, h.no: 2299, İbn Mâce, K. Zühd, B. Havz, h.no: 4306da Ebû Hureyre&#8217;den Muvatta&#8217;dakine yakın lafızlarla rivayet etmiştir. îbn Mâce&#8217;nin başka yerlerinde de bu hadis vardır. Havz hadislerini kırk tane sahabi rivayet etmişlerdir. İbn el-Kayyim,  bunların hepsini Münziri&#8217;nin Ebû Dâvud Muhtasarını şerhederken (7/135) ve Avnu&#8217;l-Mâbud&#8217;un Zeylinde (13/73) Kütübti Sitte&#8217;deki rivayetlere de atıflar yaparak zikretmiştir. Ahmed ibn Hanbel ise bu hadisi çeşitli yerlerde zikretmiştir. Bunlardan bazıları, şunlardır: 1/257, 384, 403, 2/408, 3/17, 4/313, 5/41, 48.</p>
<p>[118] Hayseme ibn Süleyman; Uzun ömürlü, güvenilir bir imam, Şam muhaddisi, künyesi Ebu&#8217;l-Hasen Hayseme ibn Süleyman İbn Haydera el-Kuraşi eş-Şami el-Etrablusi. &#8220;Fedâili&#8217;s- Sahabe&#8221; nin yazarı. Çok yolculuk yapan, çok dolaşan bir hadiscidir. 250 yılında doğdu. Ebû Utbe el-Hicâzi. Muhammed ibn İsa el-Medâini, ibrahim el-Kısar ve daha başka kişilerden hadis dinlemiştir. Ebû Ali ibn Mâruf, Abdul Vehhab el-Kilâbi, Ibn Mende ve daha başka kişiler kendisinden rivayette bulunmuşlardır. 343 yılında vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nübelâ, 15/412; Şezerat, 2/365.)</p>
<p>[119] Yezid er-Rukâşi: Yezid ibn Ebân er-Rukâşi el-Basri. Zâhid bir kişidir. Babasından, Enes ibn Mâlik&#8217;ten, Hasen Basri&#8217;den ve başka kişilerden hadis rivayet etmiştir. Ondan da oğlu Abdunnûr, yeğeni el-Fadl ibn İsa ibn Ebân, Salih ibn Keysan, Â&#8217;meş ve daha başkaları rivayette bulunmuştur. Bazıları onun zayıf olduğunu söylemişlerdir. Şube, ibn Maîn, Ebû Hatim ve Yakub ibn Süfyan onu zayıf görenlerdendir. İbn Adiy onun hakkında şöyle demiştir: Onun Enes&#8217;ten ve daha başka kişilerden rivayet ettiği sahih hadisler vardır, umarım güvenilir kişilerden rivayet ettiği hadislerin bir sakıncası yoktur. Onun hakkında verilecek hüküm şudur; Salih, zâhid ve doğru bir kişidir, ancak güvenilir kişilerden rivayet ettiklerinin dışındaki rivayetlerine güvenilmez. 110 yılında vefat etti. (Tehzib, 11/309)</p>
<p>[120] Bu hadis şu kaynaklarda geçmektedir: Müslim, K. iman, Babun Itlak İsmi’l-Küfri alâ men Tereke&#8217;s-Salât, Câbir&#8217;den rivayet etmiştir. Tirmizi, Kitabu&#8217;l-İman, Babu fi Terki’s-Salât, h.no: 2621. Ebû Dâvud, K. Sünne. B. Fi Reddi’l-İrcâ, h.no: 467-8, Câbir ibn Abdillah&#8217;tan. İbn Mâce, K. Fi İkameti’s-Salat, B. Fî men Terake&#8217;s-Salat, h.no: 1078. Nesei, K. Salât, B. El-Huküm fi Târiki&#8217;s-Salât, h.no: 465, Hattabi Meâlimü’s-Sünen alâ sünen-i Ebi Dâvud, 5/58&#8217;de özet olarak şöyle demektedir: Namazı terk etmenin de çeşitleri vardır. Namazı inkar ederek terk etmek ümmetin icmâı ile küfürdür. Unutarak terk etmek ümmetin icmâi ile küfür değildir. İnkar etmeden kasıtlı olarak terk etmeye gelince birinci hükümde âlimlerin ihtilafı vardır. Ben derim ki bunun yeri hadis şerhleri ve fıkıh kitaplarıdır.</p>
<p>[121] Eyle: Hadiste zikri geçen bir Arap kasabasıdır. Büyük bir ihtimalle Mısır ile Şam arasında meşhur bir beldedir. (Lisanül-Arab, 1/191)</p>
<p>[122] Enbiya: 104</p>
<p>[123] Maide: 117.118</p>
<p>[124] Bu hadisi Buhari, Kitabu Ehâdisi&#8217;l-Enbiya&#8217;da, Nisa,  125, Nahl:  120. Tevbe:  114 âyetleri ilâhında. İbn Abbas&#8217;tan 3349 no&#8217;lu hadis olarak rivayet etti. Ayrıta: Meryem: 16 âyet. Babında 3447 no&#8217;lu hadis olarak rivayet etti: Ayrıca Buhari&#8217;nin: Kitabu&#8217;r-Rikak, Babu&#8217;l-Haşr,  h.no:6524, 6525, 6526&#8217;da ibn Abbas&#8217;tan;6527&#8217;de hz. Aişe&#8217;den; Kitabu&#8217;t-Tefsir, Mâide 117,  âyeti&#8217;nin tefsiri babı, h,no:4625&#8217;de İbn Abbas&#8217;tan;   Maide 118. âyetinin tefsiri babı, h.no: 4626&#8217;da.  İbn Abbas&#8217;tan ve Enbiya 104. ayetinin tefsiri babı h.no:4740&#8217;da rivayet edilmiştir. Müslim, yine İbn Abbas&#8217;tan ve aynı lafızlarla Kitabu&#8217;l&#8221; Cennet, Bâbu Finai&#8217;d-Dünya ve Babu&#8217;l Haşr yevme&#8217;l-Kıyame&#8217;de ve aynı babın diğer  rivayetlerinde nakletmiştir. Tirmizi, Kitabu&#8217;l-Kıyamede, İbn Abbas&#8217;tan 2539 no&#8217;lu hadis olarak rivayet etmiştir. Nesâî, Kitabu&#8217;l-Cenâiz. Bâbu evveli men yüksâ&#8217;da İbn Abbas&#8217;tan; Ahmed, Müsned&#8217;de îbn Abbas&#8217;tan çeşitli yerler de rivayet etmiştir. Bunlar arasında 1/223. 229, 235 ve 253&#8217;de ki rivayetler de vardır.</p>
<p>[125] Bu hadis ile ilgili notlar önceki sayfalarda geçti.</p>
<p>[126] Buhari, K. İlim. B. Keyfe yukbezu&#8217;ilm. h.no:100; K. İ&#8217;tisam, B.Mâ yüzkeru min zemmi&#8217;r Re&#8217;y ve Tekellüfi&#8217;l-Kıyas. h.no: 7307. Abdullah ibn Amr&#8217;dan Müslim, K.ilim B. Rafu&#8217;l İlim ve Kabzuhu. Abdullah ibn Amr&#8217;dan İbn Mâee. Mukaddime, B. İctinabi&#8217;r-Re&#8217;y ve&#8217;l-Kiyas. h.no:52. Abdullah ibn Amr&#8217;dan. Ahmed Müsned. 2/162, 100, 203, Abdullah ibn Amr&#8217;dan Dârimi. Mukaddime. Babu Zehâbi&#8217;l-İlm, h.no:239. Abdullah ibn Amr&#8217;dan.</p>
<p>[127] Sahihi Müslim&#8217;de Abdullah ibn Mes&#8217;ud&#8217;dan nakledilen bu ibarenin tamamı şöyledir. Abdullah ibn Mes&#8217;ud dedi ki: Kim yarın Allah&#8217;a müslüman olarak kavuşmaktan hoşlanırsa ırzını okunduğu yerde şu namazlara devam etsin. Şüphesiz Allah Teala Peygamberinize (s.a) hidayetin yollarım göstermiştir. Namazlar da onlardan birisidir. Eğer siz cemaatten uzak durun evinde namaz kılan kişi gibi namazlarınızı evlerinizde kılarsanız Peygamberinizin sünnetini terk etmiş olursunuz. O sünneti terk ederseniz dalâlete düşersiniz. Herhangi bir müslüman tertemiz ve mükemmel bir abdest alıp da bu mescitlerden birine gitmek üzere yola çıkarsa. Allah ona. attığı her adıma karşılık bir sevab yazar, bir derece yükseltir, bir de günahını düşürür. Bizim zamanımızda nifakı bilinen münafıktan başka hiçbirimiz cemaatı terk etmiyordu. (Hatta hasta olan bir kimse) iki kişi arasında; bacakları yerde sürünerek (mescide) getirilir de safa durdurulurdu (Müslim. K. Mesacid) ve Mevadiu’s-Salat. B. Fadlu Salâti&#8217;l-Cemaa) îbn Mâce, K. Mesâcid ve&#8217;l-Cemaat. B. El-Meşyu ile&#8217;s-Salat, no:777. Ahmed. Müs&#8217;ned, îbn Mes&#8217;ud&#8217;dan, 1/372. 414. 914. 455. Nesâi, K. İmame. B. el-Muhafazatu ale&#8217;s-Salavat. Ben derim ki bu rivayette, cemaati terk edene karşı şiddetli bir uyarı ve kuvvetli bir tehdit vardır. Çünkü bu terk ediş, bir mazerete dayanmıyorsa ve insan bunu bir alışkanlık haline getirmişse şüphesiz bir bid&#8217;attir.</p>
<p>[128] Bu hadisi Mâlik, Muvatta&#8217;da muhtelif lafızlarla rivayet etmiştir. Hadisi Mâlik&#8217;ten rivayet eden kişi şöyle demiştir: Rasulullah&#8217;ın (s.a) şöyle dediği Mâlik&#8217;e ulaşmıştır: &#8220;Şüphesiz ben size kendisine sarıldıkça asla sapıtmayacağınız iki şey bıraktım: Allah&#8217;ın Kitab&#8217;ı ve Peygamberinin sünneti.&#8221; Babu&#8217;n-Nehyi anil-Kavli bi’l-Kader. Müslim bu hadisi Kitabu Fedâilu&#8217;s-Sahabe, Babu Fedâilu Ali ibn Ebi Tâlib bölümünde Zeyd ibn Erkam&#8217;dan rivayet etmiştir. Zeyd ibn Erkam&#8217;m rivayetinde Hz. Peygamber&#8217;in Mekke ve Medine arasındaki Hum suyunun yanında verdiği hutbe vardır ve orada Rasulullah (s.a): &#8220;&#8230;.. Size çok kıymetli iki şey bırakıyorum&#8230;&#8221; buyurur.</p>
<p>Müslim, bu hadisi Zeyd&#8217;den üç defa sevk eder. (h.no:2408) Ebû Dâvud, K.Menâsik. B. Sıfatu Hacceti&#8217;n-Nebiyyi (s.a) h.no:1905. Câbir ibn Abdillah&#8217;tan, Câbir, Muhammed ibn Ali ibn el-Huseyn&#8217;in sorusuna cevap olarak Hz. Peygamber&#8217;in haccını anlatmış ve onun Nemire mesridindeki hutbesini nakletmiştir. O hutbesinde Rasulullah (s.a) şöyle buyurmuştu: &#8220;Ben size sımsıkı sarıldığınız takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız bir şey bırakmış bulunuyorum: Allah&#8217;ın Kitabı size benden sorulacak, o zaman ne diyeceksiniz?&#8230;&#8221; İbn Mace, biraz önce işaret edilen bu hutbenin metnini Kitabü&#8217;l&#8221;Menasik, Babu Hacceti Rasulullah (S.A) bölümünde h.no:3074 rivayet etmiştir. Ahmed ibn Hanbel, Müsned&#8217;inde Ebû Said el-Hudri&#8217;den şöyle dediğini rivayet etti: Rasulullah (S.A) şöyle buyurdu: &#8220;Size çok önemli iki şey bırakıyorum. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür ki O Allah&#8217;ın gökten yere uzatılmış ipi niteliğindeki kitabıdır. Diğeri ehl-i beytim olan yakınlarımdır. Bu ikisi Havzıma gelinceye kadar birbirinden ayrılmayacaklardır.&#8221; (Müsned, 1/14, 1/17, 1/26; Ebû Said&#8217;den ve 4/367&#8217;de Zeyd ibn Erkam&#8217;dan Müslim&#8217;deki gibi) Dârimi, Zeyd ibn Erkam&#8217;dan şöyle dediğini rivayet etti: Rasulullah (s.a) bir gün bizim yanımızda ayağa kalktı ve bize bitab etti. Önce Allah&#8217;a hamd ve sena etti, sonra şöyle dedi: &#8220;Ey insanlar! Şüphesiz ben bir beşerim. Rabbimin elçisi (Azrail) pek yakında bana gelecek, ben de kendisine icabet edeceğim. Size çok önemli iki şey bırakıyorum: Birincisi Allah&#8217;ın kitabıdır. Onda hidayet ve nur vardır. Allah&#8217;ın Kitabına sımsıkı sarılın ve ona yapışın.&#8221; Hz, Peygamber insanları buna teşvik etti ve sonra şöyle dedi: &#8220;Diğeri ehl-i beytimdir ve ehl-i beytim hakkında size Allah&#8217;ı hatırlatırım.&#8221; Bunu üç defa tekrarladı. (Darimi, K. Fedaîli&#8217;l-Kur&#8217;an, B. Fadlu men Karae&#8217;l-Kur&#8217;an, h.no:3316.)</p>
<p>[129] Bu hadisi Müslim Ebû Hureyre&#8217;den rivayet etmiştir. Ebû Hureyre şöyle demektedir: Ahir zamanda deccallar ve yalancılar olacak. Size işitmediğiniz ve babalarınızın da işitmediği hadisler getirecekler. Onların sizi saptırmasından ve fitneye düşürmesinden sakının. (Müslim, Mukaddime, Babu&#8217;n-Neh&#8217;yi ani&#8217;r-Rivayeti ani&#8217;z-Duafa&#8230;.) Ebû Davud, Kitabu&#8217;l-Fiten ve&#8217;l-Melâhim, Babu Zikril-Fiten ve Delâiliha, h.no:4252. Bu rivayette şöyle bir ifade var: &#8220;&#8230;.Benim ümmetimin içinden otuz tane yalancı çıkacak&#8230;&#8221;</p>
<p>[130] Bu hadisle ilgili açıklama notu daha önce geçti.</p>
<p>[131] Belki de bu, mü&#8217;minlerin annesi Hz. Aişe&#8217;nin kendi sözüdür</p>
<p>[132] Ben hadisi bu lafızlarla bulamadım. Fakat Buhari&#8217;de: &#8220;Kim benim sünnetimden yüz çevirse benden değildir.&#8221; kelimeleriyle Enes ibn Malikten rivayet edilmiştir. Rivayette üç kişiyle ilgili bir olay anlatılır fakat senedinde Hasan-i Basri yoktur. (Buharı, K. Nikah, B. et-Terğib fin-Nîkah, h.no:5063) Müslim de Enes&#8217;ten nakletmiştir ve senedinde Hasan-i Basri yoktur. İfadeler Buhari&#8217;dekinin aynısıdır. (Müslim, K. Nikah, B. İstihbâbin-Nikah) Ahmed&#8217;in Müsned&#8217;inde 2/158&#8217;de Abdullah ibn Amr ibn eI&#8221;Âs tarafından rivayet edilir. Rivayet, ibn Ömer&#8217;in evliliği, hanımıyle olan münasebeti, hanımının, eşini babası Ömer&#8217;e şikayet etmesi ve ikisi birlikte Hz. Peygamber&#8217;e gitmeleri hakkmdadır. Hz. Peygamber (s.a.) onlara şöyle cevap vermiştir: &#8220;Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.&#8221; Bu rivayetin senedinde de Hasan&#8217;i Basri yoktur. Ahmed bu hadisi ayrıca Buharı ve Müslim&#8217;in rivayeti gibi Enes&#8217;ten de rivayet etmiştir; 3/241, 259, 285. Ahmed&#8217;in Ensarlı bir adamdan yaptığı rivayete gelince onda işte yukarıdaki ifade geçer: &#8220;&#8230;. kim bana uyarsa&#8230;&#8221; Fakat bunda da Hasan&#8217;i Basri yoktur. 5/409. Nesâi&#8217;de de Enes&#8217;ten gelen rivayet vardır 6/60 ve Buhari&#8217;nin rivayeti gibidir. Dârimi, Sâ&#8217;d ibn Ebi Vakkas&#8217;tan rivayet etti. Bu rivayette Osman ibn Maz&#8217;un&#8217;un karısıyla (cinsel ilişkiyi) terke karar vermesine Rasulullah&#8217;ın şöyle cevap verdiği anlatıhr: &#8220;,&#8230; Kim benim sünnetimi terk ederse benden değildir.&#8221; (Dârimi, K. Nikah, B. en. Nehyu ani&#8217;t-Tebettül, h.no-:2168)</p>
<p>[133] Bu hadisin bir kısmını Dârimi, Mukaddime, B. İttibai&#8217;s Sünne, no: 97&#8217;de B. Teğayyûri&#8217;z-Zeman ve mâ yahdüsü fihi no:186. 187&#8217;de rivayet etmiştir. Ahmed&#8217;in Müsned&#8217;inde de hadisten bir bolümü nakledilmiştir. 2/229, 506</p>
<p>[134] Bu hadisi Ahmed ibn Hanimi, Müsned&#8217;inde Abdullah ibn Amr ibn el-As&#8217;tan nakleder: 2/158. 165. Şeyh Reşit Rıza (elinizdeki) Kitaba yazdığı dipnotta bu hadisin üzerinde durur ve şöyle der:  Beyhaki bu hadisi benzeri bir bağlamda Abdullah ibn Amr ibn el-Âs&#8217;tan merfû olarak rivayet eder. Celâlûddîn es-Suyuli, ei-Câmiu&#8217;s-Sağîr&#8217;de bu rivayetin yanma &#8220;sahih&#8221;tir işareti koyar. Hadis &#8220;Her amelin bir coşkulu dönemi vardır.&#8221; diye başlar. Devam eden sayfada bir diğer  hadiste  &#8220;&#8230;. Her amel edenin bir coşkulu  dönemi vardır&#8230;&#8221;   ifadesi   geçer. Öyle zannediyorum ki Tahavi hadisinde  “amel eden&#8221; yerine “ibadet eden&#8221;  kelimesi yanlışlıkla girmiştir. Tirmizi Ebû Hureyre&#8217;den bu hadisin ilk iki cümlesini rivayet etmiş olup kalan kısmı bizim konumuzla ilgili değildir.</p>
<p>[135] Ahmed, Müsnedinde bu hadisi Ensar&#8217;dan bir zâtın rivayetiyle Mücahit&#8217;ten nakletmiştir.(2/409)</p>
<p>[136] Ahmed ibn Hanbel bu hadisi Ebû Vâ&#8217;il ve ibn Mes&#8217;ud kanalından rivayet, etmiş (1/407) ayrıca biraz farklı lafızlarla Ebû Hureyre&#8217;den rivayet etmiştir (2/492).</p>
<p>Müsle yapmak,  maktulün uzuvlarını kesip parçalamak ve bundan sadistçe bir zevk almak demektir, (çeviren)</p>
<p>[137] Bu hadisi Ahmed. Müsned&#8217;inde İbn Mes&#8217;ud&#8217;un rivayetinden şu lafızlarla nakletti: &#8220;Benden sonra başınıza sünneti söndüren adamlar geçecek&#8230;&#8221; (1/400. 409.) Ubade ibn Sâmit&#8217;ten aynı hadisi hiraz farklı olarak nakletti (5/325. 329) Ahmed, İbn Mes&#8217;ud&#8217;un Amr ibn Meymun el-Evdi&#8217;ye söylediği şu sözü de nakletti: Namazı vaktinde kılmayan idareciler başınıza geçtiği zaman senin halin nice olur? (5/231) Bu hadisi, ayrıca İbn Mace. K. Cihat. B. Lâ Tâate fi Ma&#8217;siyetilllah. no:2865&#8217;de nakletti.</p>
<p>[138] Bu hadisi Tirmizi Ebn Said el-Hudri&#8217;den Ehvabu Sıfatı&#8217;l-Kıyame 2520 numarada nakletti. Bu hadisin bundan başka bir isnadını bilmediğini söyledi.</p>
<p>[139] Ebû Davut, K. Melâhim. B. el-Emri vcûrNehy, 4342 İbn Mâce. K. Fiten, B. et-Tesebbütü fil-Fitne-3957. Müsned-i Ahmed. 2/220. 221. Bunların hepsi Abdullah ibn Amr ibn el-As&#8217;tan rivayet edilmiştir.</p>
<p>[140] Bu hadisi ayrıca Ahmed, Muaz ibn Cebel&#8217;den şu lafızlarla rivayetetmiştir:&#8221;Şiâb&#8217;dan sakının, cemaate, halka ve mescide sarılın.&#8221; Ahmed&#8217;in rivayetinde &#8220;Şiâb nedir?&#8221; ifadesi yoktur. (Müsned. 5/233. 243)</p>
<p>[141] Bu hadisi bulamadım.</p>
<p>[142] El-Velid ibn Müslim: Şamlıların âlimidir. Künyesi Ebu&#8217;l-Abbas ed-Dımışki&#8217;dir Ümeyye oğullarının azatlısıdır. Yahya ibn el-Haris ez-Zimâri ve Ali Said ibn Abdilaziz&#8217;deu kıraat dersi aldı ve onlardan rivayette bulundu. Ayrına ibn Aclan, Sevr ibn Yezid. İbn Cüreyc ve daha başka kişilerden rivayetleri vardır. Leys ibn Sa&#8217;d. Bakıyye ibn el-Velid-ki bunlar da hocalarıdır- İbn Vehb. Ahmed ibn Hanbel ve daha pek çok kişi de ondan rivayette bulunmuşlardır. Çok yolcu­luk yapan, eser veren. Güvenilen, çok hadis ve ilme sahip olan büyük bir imamdır. 195 yılında vefat etmiştir. (el-Cerh Ve’t-Ta’dil. 9/l6: Tehzib. 11/151; Şezerat. 1/344; Siyeru&#8217;l-A&#8217;lam. 9/211)</p>
<p>[143] Kadı lyaz eş-Şifa isimli kitabında Abdullah İbn Muğaffel&#8217;den Rasulullah&#8217;ın şöyle söylediğini nakleder: &#8220;&#8230;..Ashabıma sövmeyin. Kim ashabıma söverse Allah&#8217;ın ve bütün meleklerin laneti onun üzerine olsun..&#8221; Onu şerh eden Molla Aliyyül&#8217;Kâri der ki: Taberanî, ibn Abbas&#8217;tan bu hadisin bir benzerini rivayet etti. Hakim de benzer bir hadis nakletti ve şunu da rivayet etti: &#8220;&#8230;.Âhir zamanda ashabıma söven bir topluluk gelecektir&#8230;&#8221; (Şerhu&#8217;ş-şifa, 5/520) Ebû Dâvud, K. Sünne. B. fi&#8217;n-Nehyi an Sebbi Ashabi&#8217;r-Rasul, h.no:4658. Tirmizi, Ebvabu&#8217;l-Menakıb. Bâbu fi men salibe Ashabin Nebiy. h.no:4122. îbn Mâce, Mukaddime, Fadlu Ehli Bedr, h.no:161</p>
<p>[144] Abdullah ibn el-Hasen ibn Ahmed ibn Ebi Şuayb, muhaddis ve edib. Uzun ömürlü, Bağdad&#8217;a yerleşti. Babasından, dedesinden. Ahmed İbn Abdilmelik&#8217;ten rivayette bulundu, ismail el-Hatbi, Ebû Ali es-Sûfî, el-Âcurri, Ebu&#8217;l-Kasım efTaberâni ve daha pek çok kişinin de ondan rivayeti vardır, 206&#8217;da doğdu, 295&#8217;de vefat etti. (el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 11/107, Şezerat. 2/218: Siyeru Alami&#8217;n-Nübela. 13/536.)</p>
<p>[145] Bu konuda İmam el-Leknevi&#8217;nin &#8220;el-Ecvibetü&#8217;l-Fâdıla&#8221; isimli eserinde çok yararlı bir araştırma vardır. Abdul fettah Ebû Gudde&#8217;nin tahkik ve ta&#8217;lik ettiği bu eserin özellikle 36. sayfasından. 64. sayfasına, 218. sayfasından 238. sayfasına kadar bu konuyla ilgili bilgiler verilir. Eser 1984 yılında Kahire&#8217;de basılmıştır. Riyad&#8217;daki Reşid yayınevi ve Halep&#8217;teki Matbuati&#8217;l-İslamiyye yayınevi dağıtımını yapmaktadır.</p>
<p>[146] İmam Şatıbi, el-İ’tisam Kitap Dünyası Yayınları: 1/85-98.</p>
<p>[147] Buhari, K.Hudûd, B. Racmü&#8217;l Hubla fi&#8217;z-Zina, 6830. Müslim, K.Hudûd. B. Racmü’s-Seyyib fi&#8217;z-Zina. Ebu Davud, K. Hudûd. B. fi&#8217;r-Racm, 4418. Tirmizi. K. Hudud. Mâ Câe fi Tahkiki&#8217;r-Racm Ahmed, Müsned. 1/23. 29, 36, 40, 43. 47, 50, 55. İbn Mâce, K. Hudûd, B. Recm, 2553.</p>
<p>[148] Huzeyfe ibn el-Yemân. Sahabenin ileri gelenlerindendir, Rasulullah&#8217;ın (S.A) sırdaşıdır. Hicretin 36. yılında iyice ihliyarlamışken Medâin&#8217;de vefat etti. (el-Cerhu ve&#8217;t&#8217;Ta&#8217;dil, 3/256; el-Müstedrak, 3/379; el-Hılye, 1/270; Tehzib et/Tehzib, 2/219; Şezerat, 1/32; Siyeru A&#8217;lâm, 2/361)</p>
<p>[149] Buhari, K. İ&#8217;tisam, B. el-iktidâu Bi Süneni Rasûlillah (S.A). h.no: 7282. Hafız ibn Hacer, Fethul-Bari&#8217;de, bu rivayette geçen &#8220;kurrâ&#8221; kelimesini &#8220;Kur&#8217;an ve sünnetin âlimleri&#8221; diye izah etmiştir. (13/271)</p>
<p>[150] Belki de hu hadis, Ahmed&#8217;in müsnedindeki Feyruz ed-Deylemi&#8217;nin babasından, onun da Rasulullah&#8217;tan rivayet ettiği hadisten alınmadır. (Bk: Ahmed, Müsned. 4/232).</p>
<p>[151] Hûd: 114</p>
<p>[152] Bazı Râfîzi grupları böyle inanıyorlardı.</p>
<p>[153] Batıniler ve aşırı tasavvuftular böyle söylüyorlar ve onların kitapları Huzeyfe&#8217;nin (r.a) işaret ettiğine benzer şeylerle doludur. Bu, sahabilerin firasetini ve önsezisini gösterir.</p>
<p>[154] Bununla, refah ve bolluk içinde evlerinde oturup ilim ve araştırma zahmetinde bulunmayan kişiler kastediliyor. (Şerhu&#8217;s-Sünne, 1/178),</p>
<p>[155] Tirmizi. K. ilim, B. Ma Nühiye anhu en Yukâle ınde Hadisi Rasulillahi (s.a.), 2663. Ebû Davud. K. Sürme, B. fi Lüzümi’s Sünne,  4605,İbn Mâce.  Mukaddime.  B.Ta&#8217;zimi Hadisi Rasulillahi (S.A) h.no:13. Dârimî. Mukaddime, B. es-Sünnetü Kâdıyetün alâ Kitabillahî, 586.Ahmed. Müsned. 47132. Hâkim. el-Müstedrek. K. İlim. 1/108. Hakim dedi ki: Bu hadis. Buhari ve Müslim&#8217;in şartlarına göre sahihtir. Ez-Zehebi de onu onayladı. El&#8217;Begavi bu hadisi Şerhu&#8217;s Sünne&#8217;de nakletti:   Kitabü&#8217;l-İman,   Babu&#8217;l-İ&#8217;tisam bi&#8217;l-Kitabi ve&#8217;s-Sünne, h.no: 100.  Bu hadis hasendir, dedi.</p>
<p>[156] Dârimi, Mukaddime, Babun fi Keraheti âhizi&#8217;r-Re&#8217;yi, 205.</p>
<p>[157] Dârimi, Mukaddime, Babu Men Hâlıe&#8217;l-Futya ve Kerihe’t-Tenattu&#8217; Ve’t-Tebeddu&#8217;, h.no:142. Abdullah ibn Mes&#8217;ud&#8217;dan, İbn Mâce, Mukaddime, Fadlu&#8217;l-Ulemâi Ve&#8217;l-Hassu alâ Talebi&#8217;l-İlm, h,no:228. Ebû Umame&#8217;den (r.a.). ez&#8217;Zevâid’de şöyle denilir: Hadisin isnadında Ali İbn Yezid vardır. Cumhura göre bu kişi zayıftır. Rivayette &#8220;eskiye sarılınız&#8221; denilirken, İslamın ilk dönemlerindeki nesillerin, sahabilerin ve onların peşinden gidenlerin sözlerine ve davranış­larına tâbi olun, onları alın, denilmek isteniyor. Kabe&#8217;yi Muazzamaya da tarihinin eskiliğine işaret etmek üzere &#8220;Beytü&#8217;l-Atik&#8221; denilmiştir. Sonradan gelen müslümanlar İslam&#8217;ın ilk dönemlerinde yaşayan insanların ilmine sarıldıkları müddetçe hidayet, üzere olurlar. (Bk. el-Lisan. 4/2798)</p>
<p>[158] Belki de bu Hasan el-Basriye ait bir sözdür.</p>
<p>[159] Dârimi, Mukaddime. Babun fi Kerahîyyeti Ahzi&#8217;r-Re&#8217;y. 217</p>
<p>[160] Kenzu&#8217;l-ummal, 1/219. h.no:1096;  Said ibn Mansur,  Sünen;  Deylemi, Müsnedü&#8217;l-Firdevs (Bu ikisi İbn Mesud&#8217;dan rivayet etmişler. Râfii ve Kenzu&#8217;I Ummal ise Ebu Hureyre&#8217;den)</p>
<p>[161] Ahmed, Müsned. 1/407.</p>
<p>[162] Buhari, K. Farzu&#8217;l-Humma, B. Farzu&#8217;l-Humus, h.no:3093 (Hz. Fatıma&#8217;nın, babası Hz. Peygamberin mirası konusunda sorduğu bir soruya Hz. Ebû Bekir&#8217;in verdiği uzunca bir cevabın bulunduğu rivayetten alınmıştır.) Müslim, Kitabu&#8217;l&#8217;Cihad, B. Hukmu&#8217;l-Fey&#8217; (Bu rivayette de Buhari&#8217;deki gibi aynı kıssa anlatılır.) Ebû Davud, K. Haraç ve&#8217;l&#8217;İmare, Babu Safaya Rasulillah (s.a.). h.no: 2963. Müsned-i Ahmed, l/6.</p>
<p>[163] İbn el-Mübarek- Şeyhu&#8217;l-İslam, zamanının âlimi ve müttekilerin emiri. Abdullah ibn el-Mübarek ibn Vâdıh Ebû Abdurrahman el-Hanzali, Aslı Türktür. Sonra Merv&#8217;lildir. Hadisçi. Mücâhid, gazi ve önemli bir şahsiyettir. 118&#8217;de doğdu. Hamid et Tavil, Âsim el-Ahvel, Hişam ibn Urve, Amer ve sayısız kişiden hadis dinlemiştir. Ma&#8217;mer ve Sevrinin hocaları, ibn Main. ibn Ebu Şeybe ve sayılamayacak kadar çok kişi kendisinden rivayette bulunmuştur. Hadisi hüccettir. Bunda icma vardır. 181 yılında vefat etti. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nübela, 8/378; Meârif. 511; er-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil, 5/1791 Hılyetü&#8217;l-Evliya, 8/162; Tehzib, 5/382&#8230;)</p>
<p>[164] Abdullah ibn Mübarek bunu Zühd isimli kitabında babu Mâcâe fil-Fakri, h.no-578&#8217;de tarhiç etmiştir. Kitabı tahkik eden el-A&#8217;zami bu rivayetin garip olduğunu ve ibn el-Mübarekten başka kimse tarafından rivayet edilmediğini söyler.</p>
<p>[165] Ahmed. Müsned. 2/83,400.</p>
<p>[166] Zâriyat; 1.2 (Meali şöyledir: &#8220;Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere&#8230; andolsun ki&#8230;&#8221;</p>
<p>[167] Subeyğ ibn Isl kıssasının tamamını İbn Hacer el-Askalani. el&#8230; İsâbe fi Temyizi’s-Sahabe. E.5, sh.l68&#8217;de sâd harfinde rivayet eder. Müellif onu burada özetleyerek anlatmıştır. Doğrusu Suheyğ, el-Isabe&#8217;de ve Sünen-i Darimi&#8217;de anlatıldığına göre ölmeden önce tövbe etmiş ve tutumundan vazgeçmiştir. (Darimi, Mukaddime, Babu men Habe&#8217;l-Fütya ve Kerihe&#8217;t-Tenettu&#8217; ve&#8217;t-Tebeddu&#8217;, 144. 148) Darimi bu rivayetinde Subeyğ&#8217;ın şu sözünü nakleder Ey Mü&#8217;minlerin Emiri, kafamda bulduğun dayak izinin gitmesi sana yeter. Bu, onun tövbesine işaretti, ikinci rivayette onun güzelce tevbe ettiği ve Hz. Ömer&#8217;in insanlara onunla oturmaları için izin verdiği açıkça ifade edilir.</p>
<p>[168] Abdullah ibn el-Mübarek. Kitabü&#8217;z-Zühd, Babu Fi Lüzumi’s-Sünne, s.21. Ebû Nuaym&#8217;in rivayet ettiği nüshada, Mervezi&#8217;nîn ibn el-Mübarek&#8217;ten yaptığı rivayete ilave olarak zikredilir. Kitabü&#8217;z-Zühd’ü tahkik eden el-A&#8217;zamî der ki: Ebu Nuaym, el-Hilye isimli eserinde bunu müellifin Rabi&#8217;den. onun da Ebu&#8217;l-Âliye&#8217;den rivayet ettiği yolla rivayet eder. (Bk. Hılye, 1/252 Ben Hılye&#8217;ye baktım ve onun dediğini orada gördüm.)</p>
<p>[169] Ben, Kaynaklarda ibn Abbas&#8217;a ait böyle bir söze rastlamadım. Ancak bu söz doğrudur, gerçektir. Manevi tevatürle sabittir. Alimler bunu almışlar ve bir kural haline getirmişlerdir.</p>
<p>[170] İbn Mes&#8217;ud&#8217;un bu sözünü Dârimi, Mukaddime, Bâbu men Habe&#8217;l-Fütya no:143&#8217;de rivayet etti. Çevirenin notu: İ&#8217;tisam&#8217;ın metninden bu  sözün ibn Abbas tarafından söylendiği anlaşılıyor. Öte yandan muhakkik Nedvi&#8217;nin belirttiği şekilde Darimi&#8217;nin ilgili bölümünde ne ibn Abbas&#8217;ın ne de ibn Mes&#8217;ud&#8217;un böyle bir sözü bulunmuyor. Her halde bu rivayetin tahkiki yapılırken bir yanlışlık yapılmış.</p>
<p>[171] Bu hadis mevkuftur.  Bir tâ’bii olan Yezid ibn Umeyra tarafından Muaz ibn Cebelden rivayet edilmiştir. Bkz: Ebu Dâvud. Kitabü’s Sünne. Babu Lüzûmi&#8217;s-Sünne. no:4611.</p>
<p>[172] Zamammızdaki bir araştırmacı ilim adamı da Muaz ibn Cebel&#8217;in sözlerinin işaret ettiği durumları araştırarak ve inceleyerek ulaştığımız şu gerçekleri gözönünde bulundurmalıdır:</p>
<p>Birincisi. Her ilim adamı hakim (hikmet, sahibi: anlayış ve feraset, sahibi) değildir. Çünkü ilmin naklinde güvenilirliğe ihtiyaç duyulduğu  gibi onun neşrinde ve açıklanmasında da hikmete (keskin bir görüşe, firasete) ihtiyaç, duyulur.</p>
<p>İkincisi: Her hakim, âlim değildir. Bu sebeple ilim, âlimlerden, hikmet de hakimlerden alınır. Her biri maharetli olduğu şeyle değerlendirilir.</p>
<p>Üçüncüsü: Sahih hadiste de ifade edildiği gibi güzel konuşan münafıktan sakınmalıdır. Bu sebeple işittiği her şeye kulak veren bir kimsenin, ehline müracaat etmesi ve kitap ve sünnetten hiçbir şekilde zerre kadar dışarı çıkmaması gerekir.</p>
<p>Dördüncüsü: Bir kulun inançları, ibadetleri, davranışları ve sosyal ilişkileri düzgün olduğu zaman, hakkın onun için görünen parlak bir nuru vardır. Böyle bir kul şeriate uygun olarak hakkı apaçık ve parlak bir şekilde görür, münafık onu tuzağa düşüremez, güzel konuşanlar onu etkileyemezler.</p>
<p>Beşincisi: İlim ve ve hikmet. Allah&#8217;ın kula verdiği ne güzel nimettir.</p>
<p>[173] el-Fudayl ibn Iyaz: örnek bir imam. sağlam bir kişi. Şeyhu&#8217;l-İslam. Künyesi Ebû Ali et&#8221; Temimi el-Yerbûi eHorasani. Allah&#8217;ın Harem’ine (yani Kabe&#8217;ye) komşu olmuştur. Mansur. Ameş, Leys. Atâ ibn es-Sâib, Cafer es-Sâılık. Humeyd et-Tavil gibi Kûfeli ve Hicazlı şahsiyetlerden rivayette bulunmuştur. İbn el-Müharek, Yahya el-Kattım, İbn Mehdi. îbn Uyeyne. Abdurrrazzak. İmam Şafii, Bişr el-Hafi ve îbn Vehb gibi şahısların da ondan rivayetleri vardır. Sikadır, takva sahibi salih bir kişidir. 186 yılında Mekke&#8217;de vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lami’n Nübelâ. 8/421; el-Meârif. 511. el-Cerh ve&#8217;t-Ta&#8217;dil. 7/73; Hılyetü&#8217;l-Evliya. 8/84- Tehzib, 8/294; Şezerat, 1/361.)</p>
<p>[174] Bakara: 183</p>
<p>[175] Eyyub es-Sahtiyâni: Örnek bir imam, hafız, Şeyhu&#8217;l-İslam, âlimlerin efendisi. Künyesi, Ebû Bekir ibn Ebi Temime Keysan el&#8217;Anezi. Babası Aneze Kabilesinin mevâlisindendir. Basra da doğmuştur. Ebû Berid Amr ibn Seleme el-Cirmi. Ebû Osman en-Nehdi, Said ibn Cübeyr. Ehû&#8217;l-Aliye. Hasan-Basri ve İbn Şirin gibi kimselerden hadis dinledi. Zühri, tbn Dinar, Amr. Katade. ve İbn Şirin, Hammad tbn Seleme. Şube, ibn Zeyd ve îbn Aliyye gibi kişiler de ondan hadis rivayet, ettiler. 68 yılında doğdu. 131’de vefat etti. (Siyeru’l A&#8217;lâm. 6/15: Tabakat ibn Sa&#8217;d, 7/246: Hılye, 2/3; Tehzib. 1/397: Şezerat, 1/181.</p>
<p>[176] İbn Sirin&#8217;in bu görüşü cidden isabetlidir. Çünkü heva ve hevesine uyan kişi, önce basit bir bid&#8217;atle başlar, sonra bid&#8217;atlerin akıntısına kapılır ve neticede bir bid&#8217;at davetlisi haline gelir. Şeriatın haram kıldığı şeyleri tevil ederek kendisi ve başkaları için mubah ve helal görmeye başlar. Haramları birer birer helâl göre göre de sonunda mürtetlik çukuruna düşer, İbrahim in sözü dö bu manadadır. Özellikle zamanımızda heva ve hevese uymanın sebep olduğu fikri ve akidevi mürtetlik (dinden çıkma) olayları pek çoktur. Mürtetlik, görünürde az gibi de olsa özellikle akıllarını ve çağdaş kültürlerini dinin hükümlerinin önüne geçirip şeriatle savaşmada aklı bir metot olarak kullananlar pek çoktur.</p>
<p>[177] İbrahim: Öyle zannediyorum ki müellif, başka birini değil. İbrahim en-Nehaî&#8217;yi kastediyor. Eğer kastettiği o ise. biyografisi şöyledir: İbrahim en-Nehaî, büyük imam, hafız. Irak fakihi. Künyesi. İbrahim ibn Yezid ibn Kays İbn el-Esved en-Nehaî el-Yemâni. Daha sonra Küfeli olmuştur. Tabiilerin en önde gelenlerindendir. Fakat Kûfe&#8217;de beraber olduğu sahabilerden hadis dinlediği veya rivayette bulunduğu tesbit edilmemiştir. Küçük bir çocuk iken Hz. Aişe&#8217;nin yanına girip çıktığı tesbit edilmiştir. Mesruk, Alkame, Ubeyde, Ebû Zür&#8217;a el-Beceli. Hayseme ibn Abdirrahman ve Kadı Şureyh gibi büyük tabiilerden rivayette bulunmuştur. Hammad ibn Ebi Süleyman. İbn Muhacir. İbn Ebi&#8217;ş-Şa&#8217;sa, Ahdeb. Hişam el-Esedi ve daha pek çok kişi kendisinden rivayette bulunmuştur. İbn Mes&#8217;ud&#8217;u çok iyi tanımış ve geniş çapta ondan rivayette bulunmuştur. 96 yılında vefat etmiştir. Doğum tarihi ihtilaflıdır. Bir rivayete göre vefatı esnasında 49 yaşındadır. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nübelâ, 4/520, el-Meârif, 463. el&#8217;Hılye. 4/219; ol-Bideye ve&#8217;n-Nihaye, 9/140; Tehzib, 1/177; Şezerat, 1/111)</p>
<p>[178] Yahya ibn Ebi Kesir: İmam, hafız, büyük bir âlim. Ebû Nasr et-Tâi el-Yemâni. Tay kabilesinin mevâlisinden, Ebû Umame el-Bâhili, Enes ibn Mâlik, Ebû Seleme ibn Abdirrahman ve daha pek çok kişiden rivayette bulunmuştur. Oğlu Abdurrahman. Ma&#8217;mer, Evzai ve daha pek çok kişi de ondan rivayette bulunmuştur. Bir ilim talebesi idi ve hüccetti. 129 yılında vefat etti. (Siyeru Alami&#8217;n-Nubelâ. 6/27; Tabakat ibn Sa&#8217;d, 5/555: Tehzib, 11/268)</p>
<p>[179] el-Avvam ibn Havşeb: İbn Yezid. imam ve muhaddis. Ebu İsa er-Rabei el-Vâsıti. İbrahim Nehâi’den, Mücahid&#8217;den, Amr ibn Mürre&#8217;den ve daha pek çok kişiden hadis rivayet etmiştir. Ondan da oğlu Seleme, Yeğeni Şihab ibn Harraş, Şube ve diğer kişiler rivayette bulunmuş­lardır. Hadiste sikadır. İyiliği emreder, kötülüğe mani olurdu. 148 yılında vefat etti. (el&#8221;Cerhu ve&#8221;f Ta&#8217;dil. 7/22. Tehzib, 8/163; Şezerat, 1/244; Siyeru A&#8217;lami&#8217;n Nübelâ, 6/354)</p>
<p>[180] Ebû Bekir ibn Ayyaş: Şeyhu&#8217;l-îslam, büyük âlim, muhaddis, fakih, el-Mukri ibn Salim el-Esedi el-Kufi. Esed kabilesinin mevâiisinden. 94 yılında doğdu. Büyük kıraat âlimi Asım ibn Ebi&#8217;n-Necûd&#8217;a Kur&#8217;an&#8217;ı üç defa okurdu. Âsım&#8217;dan, Ebû İshak es-Subey&#8217;i&#8217;den. Humeyd et&#8221; Tavilden. Ameşten ve Hişam ibn Hassan&#8217;dan rivayette bulundu. İbn el-Mübarek, Kisâi, Veki, Ahmed ibn Hanbel, İbn Rahaveyh ve ibn Ebi Şeybe gibi pek çok kişi de ondan rivayet ettiler. Sikadır. Ehl-i Kur&#8217;an ve ehl-i hayırdır. İnsanların içinde sünnete en çok bağlı olanıdır. 193 yılında vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lâmi&#8217;n-Nubelâ, 8/495: Hilye, 7/302; Tehzib, 12/34; Mukaddimetü Fethu&#8217;l-Bâri, 456; Şezerat, 1/334.)</p>
<p>[181] Yunus ibn Ubeyd; Örnek bir imam. Hüccet. Ebû Abdillah el-Abedî el-Basri, Abed kabile­sinin mevâlisinden, Tabiinin küçüklerinden ve faziletlilerinden. Enes ibn Mâlik&#8217;le görüştü. Hasen. ibn Şirin, Ata, İkrime, Nafı ve pek çok kişiden hadis nakletti, Şube, Süfyan ve iki Hammad ile pek çok kişi de ondan hadis nakletti. Sikadır, çok hadisi vardır. Müttakidir, verâ sahibidir. 140 yılında vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nûbelâ, 6/288); el-Cerhu ve’t-Ta&#8217;dil, 9/242; Meşâhiru Ulemâi&#8217;l-Emsar. 150; Hılye, 3/15; Tehzib, 11/442; Şezerat. 1/207)</p>
<p>[182] Yahya ibn Ebi Ömer eş-Şeyhâni: Tehzib&#8217;te ve ibn Hâcer&#8217;in Takrib&#8217;inde belirtildiğine göre îbn Ebi Ömer eş-Şeybâni değil. İbn Amr eş-Şeybâni&#8217;dir. Benim baktığım bütün yerlerde böyle yazıyor. Şeyban, Hunyer&#8217;de bir vadidir. Humus&#8217;ludur. Evzâi&#8217;nin amcasının oğludur. Babasın­dan, Ebu Meryem&#8217;den, Velid ibn Ebi Süfyan&#8217;dan vs diğer kişilerden rivayette bulunmuştur. Evzâi, Tim el-Mübarek, Damra ibn Rabia ve diğer kişiler de ondan rivayette bulunmuşlardır. Sikadır. 148 yılında vefat, etmiştir. Öldüğünde 85 yaşındadır. (Tehzib. 11/260; Takrib et- Tehzib. 2/311) &#8220;Arkadaşlarını öldürmeden ve yaptıklarını yapmadan önce&#8221;  sözleriyle Ebu’l Âliye, Hz. Osman&#8217;ın öldürülmesini ve ondan sonra çıkan fitneleri kastetmiş olabilir, (çeviren)</p>
<p>[183] Mukatil ibn Hayyan: Büyük âlim vo muhaddistir. Sikadır. Künyesi Ebu Bestâm en-Nebtı el-Belhi el-Harraz&#8217;dır. Şa&#8217;bi, Mücahid, Dahhak. îkrime ve ibn Büreyd gibi kişilerden rivayeti vardır. Hocası Alkame ibn Mersed. Bekr ibn Mâruf, İbrahim ibn Edhem. İbn el-Mübarek gibi pek çok kişi de ondan rivayet etmiştir. Fazilet sahibi vs sünnete bağlı bir kişidir. 150&#8217;de vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lami’n Nübelâ. 8/353; Meşâhiru Ulemai&#8217;l Emsar. 195. Tehzib. 10/277)</p>
<p>[184] Bu sözlerle iki çeşit bid&#8217;at ehli kastediliyor. Birincisi Şi&#8217;a ve onların itikat konusundaki bidatleri, ikincisi câhil tasavvuftular, unların liderleri ve onların itikat ve ibadet konusundaki bid&#8217;atleri: Bunlar Hz. Feygamber&#8217;in ve ehli beytinin ismiyle halkın gönlünü çelerler.</p>
<p>[185] İbrahim et-Teymi: örnek bir imam ve fikıhçi, Kûfe&#8217;nin âbidi. Babasından, Haris ibn Suveyd&#8217;deu. Enes ibn Mâlik&#8217;ten, Amr ibn Meymun&#8217;dan ve pek çok kişiden rivayeti vardır. Ameş, Yunus ibn Ubeyd, Müslim el&#8217;Butayn ve daha başka kişiler de ondan rivayet etmişlerdir. Salih, takva sahibi, âlim, fakih çok&#8217;değerli ve vâız bir delikanlı idi. Harcanın hapishanesinde hicri 92 yılında henüz 40 yaşına bile gelmeden vefat etti. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nubelâ, 5/60 el Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil. 2/146; Tehzih. 1/176)</p>
<p>[186] Ömer İbn Abdilaziz&#8217;in bu hutbesini küçük kelime farklılıklarıyle pek çok tarihçi ve siyerci naklatmiştir. (Siyeru A&#8217;lami&#8217;n-Nübelâ. 5/126. Daha ayrıntılı bilgi için Şeyh Nedvi&#8217;nin Ricalü’l Fikri ve&#8217;d-Da&#8217;ve isimli kitabının 1.Cildine bakılabilir.)</p>
<p>[187] Üzeyne Ebu&#8217;l-Âliye el-Berâ el-Basri. İsmi Ziyad ibn Feyrûz. Bir rivayete göre Üzeyne lâka­bıdır, ismi Kelsûm&#8217;dur. İbn Abhas, İbn Ömer, îbn Züheyr, Enes ve daha başkalarından rivayet etmiştir. Ondan da Eyyuh, Metar el-Verrak ve Yunus ibn Ubeyd gibi kişiler rivayet etmişlerdir. Sağlam bilgilere göre hicri 90 yılında vefat etmiştir. Bu sebeple şiirin ona ait olması mümkün değildir. Çünkü Ömer ibn Abdillaziz&#8217;den önce ölmüştür. (Tehzib. 1/197, 12/143)</p>
<p>[188] Nisa: 115.</p>
<p>[189] Bu hadis sahihtir. Hakim&#8217;in Müstedrek&#8217;inde, c.I. sh.96, 97&#8217;de bulunmaktadır. Hâkim, bu hadisin Buhari ve Müslim&#8217;in şartlarına göre sahih olduğunu söylemiştir. Telhis&#8217;in müellifi de bunu sahih olarak görmüştür. Bu hadis ayrıca şuralarda geçmektedir: Ebû Dâvud. K. Sünnet. B. Fi Lüzümi’s.-Sünnet, 4607. Tirmizi. K. İlim, Babu Mâcâe fi&#8217;l-Ahzi bi’s Sünne ve ictinâbi&#8217;l-Bidei: h.no:2676. İbn Mâce, Mukaddime, Babu ittibai Sünneti’l-Hulefa&#8217;i&#8217;r-Râşidin, 42, 43. 44. Dârimi. Mukaddime, B. İttibais&#8217;s-Sünne, 95. Ahmed, Müsned. 4/126, 127.</p>
<p>[190] el-Hâkim; Muhammed ibn Abdillah ibn Muhammed ibn Hamdeveyh ibn Nuaym ibn el-Hakim. İmam, hafız, tenkitçi, büyük âlim, muhaddislerin şeyhidir. Künyesi Ebû Abdillah en Neysâhûri eş-Şafii. Pek çok eserin sahibidir. 321 yılında doğdu. Küçük yaşta ilim öğrencisi oldu. İkibine yakın hocadan ilim dinledi, Babasından, Muhammed ibn Ali el-Müzekkirden, Muhammed ibn Yâkub el-Esâm&#8217;dan, Muhammed ibn Yâkub eş-Şeybâni&#8217;den ve sayılamayacak kadar kişiden hadis rivayet etti. Ondan da Dârekutni -ki aynı zamanda hocasıdır-, îbn Ebi&#8217;l-Fevâris. Ebu l&#8221;Alâ el-Vâsıti ve diğer kişiler rivayette bulunmuşlardır. Eser te&#8217;lif etmiş, cerh ve ta&#8217;dil yapmış, hadislerin illetlerini ve sıhhat derecelerini tesbit etmiştir. Bir ilim denizidir. 403 yılında vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lâmin-Nübelâ, 7/162; Tebyinü Kezibil-Müfteri, 227, 231. el-Bidaye ve&#8217;n Nihaye. 11/355; Şezerat. 3/176; er-Risaletul&#8217;Müstedrafe. 21)</p>
<p>[191] Yahya ibn Adem: Büyük âlim. Hafız, Ebû Zekeriyya el-Emevi. Emevilerin azatlılarından. Kûfeli. Pek çok eserin sahihi İsa ibn Tahman. Mâlik ibn Mığvel. Süfyan es-Sevri, İbn Uyeyne. Hammad ibn Seleme gibi kişilerden rivayeti vardır. Ondan da Ahmed. İshak, Yahya. Ali. İbn Ebı Şeyhe, Hasan el-Hallal ve daha pek çok kişi rivayette bulunmuştur. Sika&#8217;dır. 203 yılında vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lamî&#8217;n-Nübela. 9/225; el-Cerhu ve&#8217;t-Ta&#8217;dil, 9/128; Tehzib, 11/175; Şezerat, 2/8.)</p>
<p>[192] İmam Şatıbi, el-İ’tisam Kitap Dünyası Yayınları: 1/99-113.</p>
<p>[193] Ebu&#8217;l-Kasım el-Kuşeyri: İmam, zâhid, örnek insan. Ebu&#8217;l-Kasım Abdülkerim ibn Hevâzin ibn Abdilmelik ibn Talha el-Kuşeyrî el-Horasanî en&#8217;Neysâbûrî, Şâfiidir, mutasavvıftır, müfessirdir. Tasavvufçular ve daha başka çevrelerde meşhur olan er-Risaletü&#8217;l-Kuşeyriyye&#8217;nin müel­lifidir, 375 yılında doğmuştur. Ebû İshak el-İsferayini, Haffaf, Ebû Nuaym ve daha başka kişi­lerden hadis ve fıkıh dinlemiştir. Fıkıh, tefsir, usûl, hadis, edebiyat, şiir ve nesirde büyük bir âlimdir. Ebu’l-Hasen el-Bâhirzi ve evlatları, Buhayri, Ferâvi, Muhammed ibn el-Fadl ve daha başka kişiler do ondan hadis rivayet etmişlerdir. et-Tefsiru&#8217;l-Kebir, Letâifu&#8217;l-İşarat ve’l-Cevahir gibi pek çok eserin sahibidir. 465 yılında 90 yaşındayken vefat etmiştir. (Siyeru A&#8217;lami’n Nübelâ, 18/227; Tebyinu Kezibi&#8217;l-Müfteri, 271; el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, 12/107: Şezerat, 3/319.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bidatlerin-kotulenmesi-ve-bidatcilerin-kotu-akibetleri/">Bid’atlerin Kötülenmesi ve Bid’atçilerin Kötü Akıbetleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bidatlerin-kotulenmesi-ve-bidatcilerin-kotu-akibetleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
