<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hadislerin Bize Ulaşması | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/hadislerin-bize-ulasmasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 16 Jun 2016 08:21:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Hadislerin Bize Ulaşması | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>KUR&#8217;ÂN&#8217;DAKİ SÜNNET</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kurandaki-sunnet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kurandaki-sunnet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2015 10:34:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebubekir Sifil]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Slide]]></category>
		<category><![CDATA[İdrak ve Tasdik]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislere İtirazlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Bize Ulaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Korunması]]></category>
		<category><![CDATA[Hicr 9 Tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[KUR'ÂN'DAKİ SÜNNET]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Müslümanlığına Reddiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'ın Korunması]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'da Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Muhakkak ki Zikr'i biz indirdik; onun koruyucusu da bizleriz.]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnete İtirazlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin Korunmuşluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4726</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evvelemirde burada &#8220;Sünnet&#8221; tabiriyle neyi kastettiğimi­zi ortaya koyalım: Bizim burada &#8220;Sünnet&#8221; tabiriyle kasdettiğimiz, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in, Din&#8217;in tebliği ve hayata aktarılması bağlamındaki söz ve fiilleridir. Konunun sağlıklı bir zeminde ele alınabilmesi için önce­likle Sünnet&#8217;in bağlayıcı olup olmadığının, doğrudan Kur&#8217;an&#8217;a dayanarak ortaya konması gerekmektedir. Ancak mesele bununla bitmemektedir. İkinci aşamada yapılması gereken, Sünnet&#8217;i bize nakleden unsurların [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kurandaki-sunnet/">KUR’ÂN’DAKİ SÜNNET</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-11404" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi.jpg" alt="hadislerin-korunmasi" width="684" height="454" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi.jpg 900w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi-600x398.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi-300x199.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hadislerin-korunmasi-768x509.jpg 768w" sizes="(max-width: 684px) 100vw, 684px" /></p>
<p>Evvelemirde burada &#8220;Sünnet&#8221; tabiriyle neyi kastettiğimi­zi ortaya koyalım: Bizim burada &#8220;Sünnet&#8221; tabiriyle kasdettiğimiz, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in, Din&#8217;in tebliği ve hayata aktarılması bağlamındaki söz ve fiilleridir.</p>
<p>Konunun sağlıklı bir zeminde ele alınabilmesi için önce­likle Sünnet&#8217;in bağlayıcı olup olmadığının, doğrudan Kur&#8217;an&#8217;a dayanarak ortaya konması gerekmektedir. Ancak mesele bununla bitmemektedir. İkinci aşamada yapılması gereken, Sünnet&#8217;i bize nakleden unsurların tesbiti ve güveni­lir olup olmadıklarının tayinidir. Üçüncü aşamada ise &#8220;Sün­net&#8217;i bağlayıcı bir din kaynağı olarak görmezsek bunun pra­tik sonuçlan neler olur?&#8221; sorusunun cevabı gelmektedir.</p>
<p><strong>1. Sünnet&#8217;in Bağlayıcılığı</strong></p>
<p>Burada soru şudur: Sünnet, Hz. Peygamber (s.a.v) dö­neminden başlayarak kıyamete kadar bütün tarihleri ve bütün coğrafyaları kuşatacak şekilde bağlayıcı mıdır?</p>
<p>Biz, Ehl-i Sünnet Ve&#8217;l-Cemaat olarak bu soruya tered­dütsüz &#8220;evet&#8221; diyoruz. Bir noktaya dikkat çekelim: Kur&#8217;an da aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.v) döneminden başlaya­rak kıyamete kadar bütün tarihleri ve bütün coğrafyaları kuşatacak şekilde bağlayıcıdır. Yani yukarıdaki cümlede yer alan &#8220;Sünnet&#8221; kelimesini çıkarıp, yerine &#8220;Kur&#8217;an&#8221; keli­mesini koymamız halinde değişen bir şey olmayacaktır. Bu­radan şu sonuca varıyoruz: Üstünlük, fazilet, lafızlarının değişmezliği, namazda kıraat edilmesi gibi hususiyetlerde Kur&#8217;an&#8217;ın Sünnet&#8217;e göre tartışmasız bir otoritesi var ise de, bağlayıcılık bakımından Sünnet de tıpkı Kur&#8217;an gibidir; bu noktada aralarında herhangi bir fark yoktur.</p>
<p>Sünnet&#8217;in bağlayıcılığı konusundaki Kur&#8217;an ayetlerini şöyle sınıflandırabiliriz:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>A- Resule İtaati emreden ayetler</strong></p>
<ol>
<li><em>&#8220;De ki: &#8220;Allah&#8217;a ve Resulü&#8217;ne itaat edin.&#8221; Eğer yüz çevi­rirlerse şüphesiz Allah kâfirleri sevmez. &#8220;</em> (3/Âl-i İmrân, 32.)</li>
</ol>
<p>Burada Allah Teala, kendisiyle birlikte Resulü’ne de ita­at edilmesini emir buyurmakta ve bundan yüz çevirenlerin kâfir olduğunu beyan etmektedir. Buradan elde ettiğimiz sonuç, tıpkı Allah Teala&#8217;ya itaate yanaşmayan kimseler gibi, Resulullah&#8217;a (s.a.v) itaate yanaşmayan kimselerin de kâfir olacaklarıdır.</p>
<ol start="2">
<li><em>&#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;a itaat edin; Resül&#8217;e ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Herhangi bir ko­nuda İhtilafa düşerseniz, eğer Allah&#8217;a ve ahiret gü­nüne iman ediyorsanız onu Allah&#8217;a ve Peygamber&#8217;e arz edin. Bu hem hayırlı, hem de sonuç itibariyle da­ha güzeldir. &#8220;</em> (4/en-Nisâ, 59.)</li>
</ol>
<p>Bu ayetteki &#8220;itaat&#8221; vurgusu, &#8220;itaat edin&#8221; ifadesine Allah Teala ve Hz. Peygamber (s.a.v) hakkında tekrarlı bir şekilde yer verilmesinde kendisini göstermektedir. Ayetteki vurgu sadece bundan ibaret değildir. Burada mü&#8217;minler için şid­detli bir uyan da yer almaktadır: Ayet, eğer Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanıyorsanız, aranızda çıkan ihtilaflı işlerin çözümünü Allah Teala&#8217;ya ve O&#8217;nun Resulü&#8217;ne götürün&#8221; demektedir. Demek ki, böyle yapmayanların iman iddiası havada kalmaya mahkûmdur.</p>
<ol start="3">
<li><em>“Kim Resul’e itaat ederse, Allah&#8217;a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (aldırma), çünkü seni onlar üzerine muhafız göndermedik.“</em> (4/en-Nisâ, 80.)</li>
</ol>
<p>Bu ayetin, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e itaat bağlamındaki diğer ayetlerden önemli bir farkı vardır. Burada Resul&#8217;e itaat edenin, bu hareketiyle Allah Teala&#8217;ya itaat etmiş ola­cağı belirtilmektedir. Hatta bir adım daha ileriye giderek şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Allah Teala&#8217;ya itaatin yolu, O&#8217;nun Resulü&#8217;ne itaatten geçmektedir ve Resul&#8217;e itaat ol­madan Allah&#8217;a itaat olmaz.</p>
<p>Nitekim Resul&#8217;e itaat olmadan da Allah Teala&#8217;ya itaat edilebileceğini &#8220;işareten&#8221; dahi anlatan bir tek Kur’an ayeti bulmak mümkün değildir. Bu gerçek dolayısıyladır ki, kimi ayetlerde Allah&#8217;a itaat zikredilmeksizin, sadece Resul&#8217;e itaat olgusunun emredildiği görülmektedir, örnek olarak,</p>
<ol start="4">
<li><em>&#8220;Namazı kılın, zekâtı verin ve Resul&#8217;e itaat edin. Umu­lur ki merhamet olunursunuz. “</em> (4/en-Nûr, 56.) ayetini zikredebiliriz.</li>
</ol>
<p>Hatta bu ayette şöyle bir incelikten de bahsedilebilir: Burada &#8220;namaz&#8221; ve &#8220;zekât&#8221; gibi iki farzın yerine getirilmesi emredildikten sonra &#8220;Resul&#8217;e itaat&#8221; emri verilmektedir. Bu durum, Resul&#8217;e itaatin de tıpkı namaz ve zekât gibi bir farz olduğunu gösterir.</p>
<p>Ve nihayet bu ayet ile İlahî rahmete nailiyet, namaz ve oruç yarımda Resul&#8217;e itaate de bağlanmış olmaktadır&#8230;</p>
<ol start="5">
<li><em>&#8220;Eğer mü&#8217;min kimselerseniz, Allah&#8217;a ve Resulü&#8217;ne itaat edin.&#8221;</em> (7/el-Enfal, 1.)</li>
</ol>
<p>Ganimet taksimi konusunda Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e soru soran mü&#8217;minler hakkında nazil olduğu, metninin bizzat kendi ifadesinden anlaşılan bu ayet, imanı, Allah&#8217;a ve Resulü&#8217;ne itaate bağlamasıyla dikkatimizi çekmekte ve hitap edilen kimselerin mü&#8217;minler olduğu açık bir şekilde görülmektedir.</p>
<ol start="6">
<li><em>&#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;a itaat edin, Resul&#8217;e itaat edin ve amellerinizi iptal etmeyin. “ </em>(47/Muhammed, 33.)</li>
</ol>
<p>Buraya kadar örnek olarak zikrettiğimiz ayetlerde -ve diğer benzerlerinde- &#8220;Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e itaat&#8221; hususu, gerek mü&#8217;minlere, gerekse inanmayanlara yönelik kesin bir Kur&#8217;anî emir olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>B- Resul&#8217;e tabi olmayı emreden ayetler</strong></p>
<p>Sünnet&#8217;in bağlayıcılığı konusunda bir diğer kategori ola­rak &#8220;Resul&#8217;e ittiba&#8221;yı ihtiva ve emreden ayetlerin mevcudi­yeti dikkatimizi çekmektedir. Bir-iki örnek zikredelim:</p>
<ol>
<li>Yüce Allah şöyle buyurur: <em>“De ki: &#8220;Eğer Allah&#8217;ı seviyor­sanız, bana ittiba edin ki, Allah da sizi sevsin ve gü­nahlarınızı bağışlasın.” </em>(3/Âl-i İmrân, 31.)</li>
</ol>
<p>Bu ayet, Allah Teala&#8217;nın sevgisine ve bağışlamasına nail olmanın tek yolunun Resul&#8217;e ittiba olduğunu, hiçbir tevile, yoruma ve zorlamaya mahal vermeksizin alabildiğine açık bir şekilde ortaya koymaktadır.</p>
<ol start="2">
<li><em>&#8220;O kimseler ki, yanlarındaki Tevrat ve İncilde yazılı buldukları Resul&#8217;e, o Ümmî Peygamber&#8217;e tabi olurlar; O &#8216;onlara ma&#8217;rufu emreder ve onları münkerden sakındı­rır ve onlara temiz olan şeyleri helal kılar, pis olan şey­leri haram kılar; sırtlarından ağırlıkları indirir, üzerle­rindeki zincirleri, bağlan söküp atar. O&#8217;na inanan, 0na ta&#8217;zimde ve yardımda bulunan, O&#8217;na yardım eden ve O&#8217;nunla beraber indirilmiş olan nura tabi olanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” </em>(7/el/A’râf, 157.)</li>
</ol>
<p>Her ne kadar bu ayette Ehl-i Kitab’ın bahse konu edildi­ğini görüyor isek de, ayet, aynı zamanda Efendimiz (s.a.v)&#8217;in konumunu ve fonksiyonunu anlatması bakımın­dan konumuz noktasında önemlidir.</p>
<p>Zira burada O&#8217;nun, ma&#8217;rufu emrettiği, münkerden sa­kındırdığı, temiz olan şeyleri helal ve pis olan şeyleri ha­ram kıldığı bildirilmektedir. Bu yetkinin genel olduğu ise izahtan varestedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>C- Resule muhalefeti yasaklayan ayetler</strong></p>
<ol>
<li><em>“Her kim, kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber&#8217;e muhalefet eder ve mü&#8217;minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu takip ettiği o yola sevkederiz ve onu cehenneme daldırırız.” </em>(4/en-Nisâ, 115.)</li>
</ol>
<p>Bu ayette Yüce Allah, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e muhalefet ederek mü&#8217;minlerin yolundan ayrılıp, başka bir yola giren­lerin sonunun cehennem ateşi olduğunu haber vermekle, adeta şöyle buyurmuş olmaktadır: Ey insanlar! Gidilecek yolun doğrusu eğrisi belli olduktan sonra artık Peygamber&#8217;e muhalefet etmeyin. Yani dosdoğru yol, Peygamber&#8217;e muha­lefet etmemektir ve mü&#8217;minler de böyle yapmaktadırlar. Eğer bu yoldan saparsanız, sonunuz cehennemdir.</p>
<ol start="2">
<li><em>“Onun (Peygamberin) emrine muhalefet edenler, kendi­lerine bir fitnenin ulaşmasından veya elim bir azabın çarpmasından sakınsınlar.” </em>(24/en-Nûr, 63.)</li>
</ol>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in emrine muhalefet eden kimsele­rin, ya bir fitneye veya çetin bir azaba muhatap olacakları bu ayette net bir şekilde ifade buyurulmaktadır. Buradaki &#8220;fitne&#8221;yi müfessirler, kişinin, kalbine gelecek küfür, nifak veya bid&#8217;at sebebiyle fitneye düşmesi tarzında açıklamışlardır. Burada geçen &#8220;azap&#8221; ise dünyada başa gelecek çeşit­ bela ve musibetler olarak açıklanmıştır.</p>
<ol start="3">
<li><em>“Allah ve Resulü bir işte hüküm verdikleri zaman rnü&#8217;min bir erkekle mü&#8217;min bir kadının, işlerini kendi isteklerine göre belirleme haklan yoktur. Kim Allah&#8217;a ve Resulü&#8217;ne isyan ederse, apaçık bir sapıklık ile sap­mış olur.&#8221;</em>(33/el-Ahzâb, 36.)</li>
</ol>
<p>Bu ayette doğrudan müzminlere yönelik bir ikaz görüyo­ruz. Buyuruyor ki Rabbimiz: Allah ve Resulullah bir konu­da hüküm verdikleri zaman, mü&#8217;minlerin artık o konuda başka bir hükmü ve görüşü seçme haklan yoktur. Ben mü&#8217;minim diyen insanların bu noktada tam bir teslimiyet göstermeleri gerekir.</p>
<ol start="4">
<li><em>&#8220;Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem tayin etmedikçe, sonra da vereceğin hükümden dolayı nefislerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”</em> (4/en-Nisâ, 65.)</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Muhtemel İtirazlar</strong></p>
<p>Buraya kadar zikrettiğim ayetlerden başka Hz. Peygam­ber (s.a.v)&#8217;in mü&#8217;minler için &#8220;güzel örnek&#8221; olduğunu (33/el-Ahzâb, 21.), O bize ne verirse onu almakla ve bizi neden sakındırmışsa ondan uzak durmakla yükümlü bulunduğumuzu (59/el-Haşr,7.) bildiren ayetler bulunduğunu da hatırlatarak, burada zikrettiğim ayetlere itiraz sadedinde ileri sürülebilecek bazı yaklaşımla­ra değinmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong style="line-height: 1.5;">1. İtiraz</strong></p>
<p>Özellikle ilk iki kategoride zikrettiğim ayetlerin mutlak ifadeleri sebebiyle, bunların muhataplarının inanmayan­lar olduğunu ileri sürenler çıkabilir. Ancak bu itiraz, ce­vabını kendi içinde barındırmaktadır. Zira ifadelerin mut­lak olması, mü&#8217;min olsun kâfir olsun bütün insanlara hitap edildiğini gösterir.</p>
<p>Durum böyle olmakla birlikte, yukarıdaki itirazın yerin­de olmadığım daha doğrudan gösteren ayetlerden bir-iki örnek verecek olursak:</p>
<p><em>&#8220;Eğer mü&#8217;min kimselerseniz, Allah&#8217;a ve Resulü&#8217;ne itaat edin.&#8221;</em> (7/el-Enfâl, 1.)</p>
<p>Ganimet taksimi konusunda Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e soru soran mü&#8217;minler hakkında nazil olduğu, metninin bizzat kendi ifadesinden anlaşılan bu ayet, imanı, Allah&#8217;a ve Resulü&#8217;ne itaate bağlamasıyla dikkatimizi çekmekte ve hitap edilen kimselerin mü&#8217;minler olduğu açık bir şekilde görülmektedir.</p>
<p><em>“Ey iman edenler! Allah&#8217;a itaat edin, Resul&#8217;e itaat edin ve amellerinizi iptal etmeyin.“</em> (47/Muhammed, 33.)</p>
<p>Bu ayet, bir taraftan &#8220;itaat&#8221; kelimesini (yukarıda 2. sıra­da zikrettiğim ayette olduğu gibi) hem Allah Teala&#8217;ya, hem de Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e itaati vurgulamak için ayrı ayrı zikretmesiyle dikkat çekerken, diğer taraftan da her iki merciye itaati mü&#8217;minlere yönelik bir emir olarak ifade et­mesiyle öne çıkmaktadır.</p>
<p>Son iki sırada zikrettiğim ayetler dolayısıyla yukarıdaki hürden bir itirazın Kur&#8217;an açısından makul ve yerinde olmadığını söylemek durumundayız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2.İtiraz</strong></p>
<p>Sünnet&#8217;in bağlayıcı olmadığını iddia edenler, bütün bu ayetlerde zikredilenin, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e itaat ve ittibanın emredildiği ve O&#8217;na muhalefetin yasaklandığı hususlarından ibaret olduğunu ileri sürerek, şöyle derler: Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e itaat ve ittiba ile O&#8217;na muhalefet etmemekten maksat, onun Sünneti değil, Kur’an&#8217;dır. Bütün bu ayetlerde Kur&#8217;an&#8217;ın değil de Sünnet&#8217;in kastedildiğini göste­ren açık ve kesin bir delil yoktur.</p>
<p>Buna cevap olarak şöyle deriz:</p>
<p>Bu yaklaşım, ilgili ayetlerin mana ve mefhumlarına ya tam vakıf olamamanın, ya da bilinçli bir saptırmanın ifade­sidir. Bunun böyle olduğunu ortaya koymak için fazla uza­ğa gitmeye gerek yok.</p>
<p>Örnek olarak yukarıda zikredilen ayetlerden bazılarını ele almamız yeterlidir.</p>
<p>Mezkûr ayetlerden birisi, hatırlanacağı gibi, <em>“Namazı kı­lın, zekâtı verin ve Resul&#8217;e itaat edin. Umulur ki merhamet olunursunuz.”</em> (24/en-Nûr, 56.) ayeti idi.</p>
<p>Burada önce namaz ve zekâtın emir buyurulduğunu gö­rüyoruz. Bu durum, ayetin hitap ettiği kimselerin Kur’an&#8217;a itaat ve ittiba emri doğrultusunda bu iki ibadet ile mükellef tutulduğunu anlatmaktadır. Bu ibadetleri yerine getirenler zaten Kur&#8217;an&#8217;a itaat etmiş olacaklardır. Bu durumda Resul­&#8217;e itaatin ayrıca vurgulanması ne anlama gelmektedir?</p>
<p>Dolayısıyla eğer Resul&#8217;e itaat, sadece Kur&#8217;an&#8217;da gördü­ğümüz emir ve yasaklara itaatten ibaret olsaydı, namaz ve zekât emirleri yanında Resul&#8217;e itaatin de ayrıca vurgulanmasında hiç bir mana olmazdı.</p>
<p>Bir diğer ayet: <em>“Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, arala­rında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem tayin etmedikçe, sonra da vereceğin hükümden dolayı nefislerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” </em>(4/en-Nisâ, 65.)</p>
<p>Burada müminlere, aralarında çıkan ihtilaflarda Kur&#8217;an&#8217;ın değil de Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in hakem tayin edilmesinin emir buyurulduğu açıktır.</p>
<p>Oysa Hz. Peygamber (s.a.v) onlara Kur&#8217;an&#8217;ı eksiksiz olarak tebliğ etmektedir ve dolayısıyla Kur&#8217;an ayetleri onlar tarafından da bilinmektedir. Hal böyleyken Kur’an&#8217;ın değil de Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in hakem tayin edilmesinin emir buyrulmasını Sünnet&#8217;e ittibanın emredilmesinden başka nasıl anlayabiliriz?</p>
<p>Burada ayetin mazmunundan şu iki noktayı rahatlıkla çıkarmamız mümkündür:</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v) kendisine getirilen davaları ya Kur&#8217;an ayetlerine göre çözecek veya Kur&#8217;an&#8217;da yer alma­yan bir hükmü icra edecektir. Üçüncü bir ihtimal sözkonusu olamaz.</p>
<p>Eğer bu ihtimallerden ilkini benimseyecek olursak bu­nun bizi götüreceği nokta şurasıdır: Hz. Peygamber (s.a.v) Kur&#8217;an&#8217;ın hükümlerine diğer insanlardan daha fazla nüfuz etmekte ve ayetlerden, onların çıkaramayacağı hükümleri çıkarabilmektedir.</p>
<p>Bu ise Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in, murad-ı ilahiye, yani Kur&#8217;an&#8217;ın mana ve maksatlarına diğer insanlardan daha fazla vakıf olduğunun kabulünden başka birşey değildir, öyleyse Allah Teala&#8217;ya itaatin yanında Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e itaati de vurgulayan ayetlerden, sadece Kur&#8217;an&#8217;a ittiba hükmünü çıkarmak doğru değildir. Kur&#8217;an&#8217;ı bizden daha iyi ve doğru anlayan bir Peygamber&#8217;in varlığım kabul ettikten sonra böyle bir iddiacının geçerliliği olabilir mi?</p>
<p>İkinci ihtimali kabul etmemiz halinde ise, Hz. Peygam­ber (s.a.v)&#8217;in, Kur&#8217;an&#8217;da yer almayan hükümler getirebilece­ğini söylemiş oluruz ki, bu durumda sözkonusu itiraz tamamen havada kalmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3.İtiraz</strong></p>
<p>Sünnet&#8217;in bağlayıcılığına itiraz eden çevrelerin ileri sür­düğü bir diğer iddia da, Kur&#8217;an&#8217;ın <em>&#8220;her şeyi açıklayıcı&#8221;</em> olduğunu (16/en-Nahl, 89.), <em>&#8220;hiçbir şeyi eksik bırakmadığı&#8221; </em>(6/el-En&#8217;âm, 38.), <em>&#8220;ihtilafları açıkla­mak için&#8221;</em> gönderildiği(16/en-Nahl, 64.), Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in bile Kur&#8217;an&#8217;dan başka hakem aramadığı(6/el-En&#8217;âm, 114.) gibi hususları anla­tan ayetlerin, Kur&#8217;an dururken Sünnet&#8217;e veya bir başka kaynağa müracaat edip onu bağlayıcı kabul etmenin yanlış olduğunu anlattığı şeklindedir.</p>
<p>Bu iddiaya karşı herşeyden önce şunu söyleyelim ki, iti­raza delil olarak ileri sürülen ayetler, her halükârda bir önceki itirazı cevaplandırırken Resul&#8217;e itaati, ittibayı emre­den ve O&#8217;na muhalefeti yasaklayan ayetler ile birlikte dü­şünülmek zorundadır. Aksi halde Kur&#8217;an&#8217;ın bir kısmıyla amel edilmiş, diğer bir kısmı ise terkedilmiş olur.</p>
<p>İkinci olarak; eğer Kur&#8217;an&#8217;ın eksik hiçbir şey bırak­madığını ve her şeyi açıkladığını ifade eden yukarıdaki ayetler mutlak manada alınmaya müsait olsaydı, nazil olduğu günden bugüne insanoğlunun bilgi dağarcığına giren fizik, kimya, astronomi, biyoloji, tıp, felsefe, man­tık, gramer, psikoloji, sosyoloji&#8230; vs. ile ilgili ne varsa, hepsinin Kur&#8217;an&#8217;da açık-seçik bir şekilde yer aldığını görebilmemiz gerekirdi.</p>
<p>Yine bu yaklaşımın doğruluğunun kabul edilebilmesi için, bizzat Kur&#8217;an&#8217;ın emrettiği namaz, oruç, zekât, hac gibi pek çok ibadetin, bütün detaylarıyla Kur&#8217;an&#8217;da yer almış olması icabederdi. Oysa vakıanın bunun tam tersi olduğu ortadadır.</p>
<p>Şu halde yukarıdaki itiraz sadedinde ileri sürülen bu türlü ayetleri şu şekilde anlamamızın daha doğru olacağı­nı düşünüyorum: Allahu a&#8217;lem bu ayetler ve benzeri içerikteki diğerleri, gerek Din&#8217;in muhtevasının, gerekse varlık ve eşyaya ilişkin bilgilerin Kur&#8217;an&#8217;da öz ve nüve olarak yer aldığını anlatıyor olmalıdır. Yahut da Kur&#8217;an&#8217;da, söz konusu muhteva ve bilgileri doğru bir biçimde elde etmenin yollan ve yöntemleri gösterilmiştir. Yani bu ayet­ler, temel dinî ve ontolojik gerçekleri işaret etmektedir. Dolayısıyla bunların, Kur&#8217;an&#8217;ın herşeyi açıkladığı ve bu sebeple Sünnet gibi bir kuruma ihtiyâç bırakmadığı şek­linde anlaşılması mümkün değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>4.İtiraz</strong></p>
<p>Diyelim ki, buraya kadar zikredilen bütün ayetlerde biz­zat Resul&#8217;e ittiba ve itaat emredilmekte, ve O&#8217;na muhalefet yasaklanmaktadır. Ancak Hz. Peygamber (s.a.v) artık aramızda değildir ve O&#8217;nun dünya değiştirmesinin üzerinden 1400 küsür sene geçmiştir. Şu halde bu ayetlerde Hz. Pey­gamber (s.a.v) ile ilgili olarak yer alan vurguları, O&#8217;nun ha­yatta bulunduğu dönem ile sınırlandırmamız gerekir. Zira bu ayetler bize, O&#8217;nun Sünneti&#8217;ne değil, bizzat O&#8217;nun ken­disine ittiba ve itaat etmemiz emredilmektedir.</p>
<p>Bu yaklaşımı doğru kabul edenlerin şu sorulara tatmin­kâr bir şekilde cevap vermeleri gerekir:</p>
<ul>
<li>Kur&#8217;an&#8217;da, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e itaat ve ittiba-nın, O&#8217;nun hayatta olduğu dönem ile sınırlı bir sorumlu­luk olduğunu gösteren bir ayet mevcut mudur?</li>
<li>Bu soruyla bağlantılı olarak, <em>&#8220;Seni ancak bütün insan­lık için bir müjdeleyici ve korkutucu olarak gönder­dik” </em>(34/Sebe’, 28.), <em>&#8220;Ve seni ancak alemlere rahmet olarak gön­derdik&#8221; </em>(21/el-Enbiyâ, 107.) gibi ayetler, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in misyo­nunun evrensel olduğunu göstermez mi?</li>
<li>Eğer Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in insanlara rehberliği yer­yüzünde vahyin maksatlarım gerçekleştirmek için vazgeçilmez bir şart ise, O’nun vefatından sonra dün­yaya gelen insanlar böyle bir rehberlikten niçin mah­rum bırakılmış olabilirler? Bu durum adl-i ilahiye ve murad-ı ilahinin dünya hayatında tecellisine aykırı değil midir?</li>
<li>Peygamber (s.a.v)&#8217;in Sünneti demek, O’nun söyle­dikleri ve yaptıkları demektir. Eğer O&#8217;na ittiba ve ita­at, O&#8217;nun söylediklerine ve yaptıklarına uymakla olu­yorsa, bu itiraz sahiplerinin tavrı yanlıştır. Zira Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in Sünneti, bu Ümmet&#8217;in takva ve vera ehli, mütehassıs, Peygamber aşığı alimleri tara­fından Sahabe döneminden itibaren muhafaza edil­miş ve bizlere kadar intikal ettirilmiştir.</li>
</ul>
<p>Yok eğer Sünnet Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in söyledikleri ve yaptıkları değildir denecekse, o zaman bu itiraz sahiplerinin, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e ittiba ve itaatten ne anladıkla­rım ilmi bir şekilde izah etmeleri gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünneti Bize Ulaştıran Unsurların Tesbiti ve Güvenilirliği Meselesi</strong></p>
<p>Şu ana kadar ortaya koymaya çalıştığım hususlar, me­selenin bir veçhesini aydınlatmaya yönelikti. Ancak sözün başında da altım çizdiğim gibi, mesele bununla bitmemektedir.</p>
<p>Maksadın hasıl olması için, bugün Sünnet&#8217;i bize ulaştıran unsurların güvenilir olup olmadığı hususunun aydınlığa uyuşturulması gerekmektedir:</p>
<p>Malum olduğu üzere, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in Sünneti&#8217;ni bize nakleden iki önemli unsur vardır. Bunlardan birisi uygulama (tatbikat), diğeri de hadislerdir.</p>
<p>Şu halde meselenin birinci kısmı hallolduktan sonra, ikinci kısmı teşkil eden bu iki unsurun nasıl tesbit edildiği ve güvenilir olup olmadıkları hususuna gelelim.</p>
<p>Bilindiği gibi pek çok Kur&#8217;an ayetinde Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e, Kur&#8217;an&#8217;ı insanlara beyan etme, yani açıklama görevi verildiği belirtilmektedir. Bir-iki örnek zikredecek olursak;</p>
<ol>
<li><em>“Sana Zikr&#8217;i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın; ta ki düşünüp anlasınlar.”</em> (16/en-Nahl, 44.)</li>
</ol>
<p>Bu ayette Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in, insanlara indirilen hükümleri açıklamak gibi bir görevinin bulunduğu açık bir şekilde ifade buyurulmuştur.</p>
<p>Bu ayet dolayısıyla iki husus gündeme getirilebilir:</p>
<ul>
<li>Eğer Kur&#8217;an, Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından ayrıca açıklanmaya muhtaç bir alan bırakmış değilse, Hz. Peygamber (s.a.v) neyi niçin açıklayacaktır?</li>
<li>Peygamber (s.a.v) bu &#8220;açıklama&#8221; görevini nasıl ye­rine getirecektir?</li>
</ul>
<p>Burada iki ihtimal söz konusudur:</p>
<p>A- Hz. Peygamber (s.a.v), Kur&#8217;an&#8217;ı yine Kur&#8217;an ayetleriyle sınırlı kalarak açıklayacaktır.</p>
<p>B- Kur&#8217;an&#8217;ı, Kur&#8217;an&#8217;da açıkça yer almayan bir çerçeve ge­tirerek açıklayacaktır.</p>
<p>Bu şıklardan hangisini kabul ederseniz edin -ki bir üçüncü şık söz konusu olamaz-, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in, herhangi bir ayeti açıklarken Kur&#8217;an&#8217;da yer almayan kimi hususları gündeme getirmesinin, kendisine verilen bir gö­rev ve yetki dahilinde vuku bulduğunu söylemek zorunda­sınız. Şöyle ki;</p>
<p>İlk ihtimal, Kur&#8217;an&#8217;ın yine Kur&#8217;an ile açıklanması idi. Burada Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e beyan görevi verilmiş olma­sı gösterir ki, Hz. Peygamber (s.a.v) Kur&#8217;an&#8217;ı, sıradan insan­ların ulaşamayacağı bir seviyede idrak ve ihata etmektedir. Bu ise Kur&#8217;an&#8217;ın anlaşılmasında O&#8217;nun açıklamalarına mutlak surette ihtiyacımız bulunduğunu gösterir.</p>
<p>İkinci ihtimal ise doğrudan &#8220;gayri metluvv vahiy&#8221; olgu­sunu gündeme getirir. Gayri metluvv vahiy olgusunun ka­bul edilmesi halinde ise Sünnet&#8217;in Kur&#8217;an&#8217;ı beyan fonksiyo­nu konusunda herhangi bir şüphe söz konusu değildir.</p>
<ol start="2">
<li><em>“O Kur&#8217;an&#8217;ı hemen kapmak için dilini aceleyle kımıl­datma. Şüphe yok ki onu (senin kalbinde) toplamak da, onu okutmak da bize aittir, öyleyse biz onu oku­yunca sen onun okunuşuna uy. Sonra şüphe yok ki, onun açıklaması da bize aittir.”</em> (75/el-Kıyâme, 16-19)</li>
</ol>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in Kur&#8217;an dışı bir vahiyle Kur&#8217;an&#8217;ı açıkladığının en kuvvetli delillerinden birisi olan bu ayette dikkatimizi şu noktaya yoğunlaştıralım: Allah Teala, Kur&#8217;an&#8217;ı açıklama işinin kendisine ait olduğunu, hem de tekitli bir ifade ile beyan buyurmaktadır.</p>
<p>Buradan ilk bakışta Kur&#8217;an&#8217;ın yine Kur&#8217;an&#8217;la açıklanaca­ğı sonucu çıkar gibi görünse de, acele davranıp ayetin bu hususu anlattığı konusunda son karan vermeden şöyle bir soru soralım: Eğer böyleyse Kur&#8217;an&#8217;ın bütün ayetlerinin yine Kur&#8217;an tarafından açıklanmış olması gerekmez mi?</p>
<p>Oysa görüyoruz ki, Kur&#8217;an&#8217;da, diğer ayetler tarafından açıklanmamış pek çok ayet mevcuttur. Yukarıda da değin­diğim gibi namaz, oruç, zekât, hacc gibi ibadetlerin nasıl eda edileceği konusunda Kur&#8217;an&#8217;da detaylı bilgi bulmak mümkün değildir.</p>
<p>Öyleyse şunu söylemek zorundayız: Hz. Peygamber (s.a.v), Kur&#8217;an&#8217;ı açıklama görevini yerine getirirken, bir yandan murad-ı İlahînin ne olduğunu beyan etmiş, diğer yandan da tabii olarak Kur&#8217;an&#8217;da yer almayan ilave husus­lar getirmiştir. Nitekim gerek Hadis müdevvenatı, gerek rivayet tefsirleri ve gerekse Fıkıh kitapları, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in bu türden beyanlarıyla doludur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Muhtemel Bir İtiraz</strong></p>
<p>Şimdi meselenin can alıcı noktasına gelmiş bulunuyo­ruz. Buraya kadar söylediklerimize itiraz etmeyen bir kasım çevreler, işin bundan sonrasında problem bulunduğunu söylemekte ve şöyle demektedirler:</p>
<p>Evet, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in böyle bir görevi vardır ve bu görev gayri metluvv, yani Kur&#8217;an dışı vahiyle yerine geti­rilmiştir. Ancak özellikle sözlü rivayetlere, yani hadislere dayanan Sünnet&#8217;in bize kadar güvenilir bir şekilde geldiği­ne dair elimizde bir güvence yoktur.</p>
<p>Zira hadis ravileri rivayetlerin Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in mübarek ağzından çıktığı gibi, aynı kelimelerle naklinde gerekli titizliği göstermemişlerdir. Sahabe neslinden itiba­ren hadisleri orijinal lafızlarıyla aynen nakletmediğini, sa­dece manayı aktardığını söyleyen pek çok kimsenin mev­cudiyetini kaynaklardan öğreniyoruz.</p>
<p>Üstelik mesele sadece mana ile rivayet de değildir. Hadis uyduruculuğu dediğimiz vakıa -ki İslam kaynakları da bu vakıanın varlığını kabul etmektedir-, hadisler konusunda daha dikkatli olmamız gerektiğini ikaz etmektedir.</p>
<p>Şu halde geçmiş ulema tarafından sahih kabul edilmiş olsa da, elimizdeki hadislerin tümüne güvenmemiz söz ko­nusu olamaz.</p>
<p>İşte bu, günümüzde hadisler hakkında müslümanların kafasında oluşturulmuş en ciddi ve tehlikeli itirazdır ve hak ettiği ciddiyetle üzerinde durmayı gerekli kılmaktadır.</p>
<p>Bu itiraza cevap sadedinde öncelikle şunu söyleyelim: Al­lah Teala Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;Zikr&#8221;in kendisi tarafından indirildiğini ve yine kendisi tarafından korunacağını belirtmektedir:</p>
<p><em>&#8220;Muhakkak ki Zikr&#8217;i biz indirdik; onun koruyucusu da bizleriz.”</em> (15/el-Hicr, 9.)</p>
<p>Bu ayet üzerinde dururken şu hususların düşünülmesi gerekmektedir:</p>
<p>Buradaki &#8220;Zikir&#8221; kelimesinin, metluvv olsun, gayri metluvv olsun her türlü vahyi anlattığım söyleyen İbn Hazm (Bkz. el-İhkâm, 1,121-2.) gibi alimlerin bu görüşünden sarf-ı nazar edelim ve bu kelime ile Kur&#8217;an&#8217;ın kastedildiğini kabul ederek soralım:</p>
<ol>
<li>Bu ayetten yola çıkarak Kur&#8217;an dışında başka hiçbir şeyin İlahî koruma altında bulunmadığını söylemek doğru mudur? Eğer bu doğruysa şunu söylememiz mümkün hale gelecektir: Bugün Müslümanlar&#8217;ın kıl­dığı namazlar, Kur&#8217;an&#8217;ın emrettiği ve Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in mahiyetini Kur&#8217;an dışı vahiy kanalıyla öğre­nerek kıldığı namazın aynısı olmayabilir. Aynı şeyi hacc, oruç, zekât vd. ibadetler için de söylemek pekâlâ mümkün olmalıdır.</li>
</ol>
<p>O zaman Allah Teala&#8217;nın Kur&#8217;an&#8217;da emrettiği bu iba­detler, murad-ı ilahi hilafına icra ediliyorsa Kur&#8217;an&#8217;ın bu konudaki ayetlerinin fiilen İlahî koruma kapsamı­nın dışında kaldığını söylememizin engeli nedir?</p>
<ol start="2">
<li>Yine bu ayette geçen &#8220;Zikir&#8221; kelimesinin Kur&#8217;an&#8217;ı an­lattığını varsayarak söyleyelim: Kur&#8217;an, ayetlerin açıklamasının Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından yeri­ne getirileceğini bildirdiğine ve Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in bu açıklamaları da bize kadar hadisler kanalıyla geldiğine göre, eğer hadislere güvenemeyecek isek şu sorunun cevabım kim verebilir: Hz. Peygam­ber (s.a.v)&#8217;in, ilahi garanti altındaki beyan fonksiyonu hakkında böyle bir şüphe mevcut iken Kur&#8217;an&#8217;ın sa­dece ayetlerinin koruma altında olmasının ne manası vardır? Onu bize en güvenilir şekilde beyan eden Sünnet şüphe altında bulunuyorken ve Kur&#8217;an&#8217;ı Sünnet mevkiinde beyan edecek ikinci bir kuvvet de mevcut değilken, Kur&#8217;an ayetlerini dileyenin dilediği gibi yorumlamasının önüne nasıl geçebiliriz? Böyle bir durum tahrif kapsamına girmez mi?</li>
<li>Yine yukarıdaki ayette geçen &#8220;Zikir&#8221; kelimesinin Kur&#8217;an&#8217;a münhasır olduğunu varsayarak soralım: Kur&#8217;an&#8217;ın korunması ne suretle olmuştur?</li>
</ol>
<p>Bu soruya, &#8220;onu ezberleyerek kitlesel rivayet şeklinde nesilden nesile aktaran hafızlar sayesinde olmuştur&#8221; şek­linde cevap verilirse buna şöyle mukabele ederiz:</p>
<p>Burada işin içine beşer unsurunun girmesi nasıl Kur&#8217;an&#8217;ın İlahî korunmuşluk niteliğine halel getirmiyor ve hatta bu korunmuşluğun yegâne vasıtası oluyorsa, hadis­leri de bize kadar nakledenler aynı nesiller değil midir?</p>
<p>Bilindiği gibi Kur&#8217;an, Hz. Ebu Bekir (r.a) döneminde cem edilmiş, Hz. Osman (r.a) döneminde de istinsah edilerek birkaç nüsha halinde çoğaltılmıştır.</p>
<p>Her iki aşamada da bu işi yapmakla görevlendirilen komisyonun başında bulunan Zeyd b. Sâbit (r.a) şöyle demiştir: “Ebu Bekir döneminde yapılan cem işleminde Tevbe suresinin iki ayetini sadece Ensar&#8217;dan Ebû Huzeyme&#8217;nin yanında bulabildim. Keza Osman dönemindeki teksir esna­sında da Ahzab suresinin bir ayetini sadece yine Ensar&#8217;dan Huzeyme&#8217;nin yanında bulabildim.”</p>
<p>Müsteşrikler&#8217;in, Kur&#8217;an&#8217;ın her ayetinin her tabakada sa­yılan tevatür seviyesine ulaşan kitleler tarafından birbirle­rine nakledildiği gerçeğine itirazları da bu noktada vuku bulmaktadır.</p>
<p>Peki, buna benzer iddialar hadisler hakkında varit oldu­ğu zaman niçin hemen şüpheye kapılalım ve hadislerin uydurulmuş olabileceği ihtimaline yer verelim?</p>
<p>Kaldı ki, geçmişten bu yana sahih kabul edilen hadisle­rin uydurulmuş olabileceği ihtimalini gündeme getirenler &#8211; en azından bunların bir kısmı-mütevatir hadisleri bu iddi­anın dışmda tuttukları halde, ulema tarafından mütevatir olduğu tesbit edilmiş olan hadisler hakkında bile aynı iddi­anın devam ettiriliyor olmasını nasıl açıklayacağız?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yukarıdan beri söylediklerimizin, Sünnet&#8217;in bağlayıcı bir din kaynağı olduğu konusundaki şüpheleri ortadan kal­dırmaya yeteceğini umarak diyoruz ki:</p>
<p>Bütün bu tartışmaların ve Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in Sünneti&#8217;nin bağlayıcı olup olmadığı münakaşalarının ötesinde biz, Sünnet-i Seniyye&#8217;yi kurtuluşumuz için bir sığmak, bir melce olarak görüyoruz. Çünkü eğer bu gelip geçici dünya hayatında bize düşen, Allah Teâla’nın muradına uygun yaşamak ve O&#8217;nun rızasına ulaşmak ise, bunun yolunu iki cihanın Efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) en güzel şekilde yaşayarak göstermiş ve öğretmiştir.</p>
<p>Her türlü akademik ve metodolojik tartışmanın ötesinde şu gerçeği inkâr edecek birisi bulunacağını düşünemiyo­rum: Kur&#8217;an&#8217;ı en doğru şekilde anlayan ve en ideal biçimde hayata aksettiren insan Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;dir. Şu halde O&#8217;nun Kur&#8217;an&#8217;ı anlama ve yaşama biçimi konusunda bize kadar intikal etmiş olan haberlere müstesna bir hassasiyet ve titizlik göstermemiz gerekir. Elimizdeki bu Hadis külliya­tı, başka hiçbir sebep olmasa bile sırf bu sebeple böyle bir itina ve dikkati hak etmektedir.</p>
<p>Bize kadar intikal etmiş olması bile başlı başına bir mu­cize olan Hadis külliyatının içinde yer alan ve ulema tara­fından sahih addedilmiş olanları, &#8220;ya gerçekten sahih ise ve Efendimiz öyle buyurmuş, öyle davranmışsa?!&#8221; tarzındaki bir endişe ile, Nebevi emanete varis olmanın kıvanç ve so­rumluluğu ile hareket etmeli değil miyiz?</p>
<p>Öyleyse hepimizin, Hadisler hakkında konuşurken Al­lah Teala&#8217;dan korkması ve Efendimiz (s.a.v)&#8217;den gelecek en küçük bir azarlamayı, sitemi ve daha da kötüsü O&#8217;nun şefaatinden mahrum bırakılmayı hesaba katması gerekir diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Ebubekir Sifil, İdrak ve Tasdik, s.233-251.</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kurandaki-sunnet/">KUR’ÂN’DAKİ SÜNNET</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kurandaki-sunnet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
