<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Göz | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/goz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Nov 2020 09:46:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Göz | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hüsamettin Arslan: Modern insan gözleriyle düşünür.</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/husamettin-arslan-modern-insan-gozleriyle-dusunur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/husamettin-arslan-modern-insan-gozleriyle-dusunur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2020 09:46:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Göz]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsamettin Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24744</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan her dönemde insan. Ama modern dönemde ibret bahsine sağır, tecrübe bakımından nasipsiz olmamızın bu çağa özgü bir sebebi olsa gerek. Yaşadıklarımızdan neden ibret alamıyoruz? Geçmiş hayatlardan neden tecrübe aktarımı yapamıyoruz? Bu soruları felsefe kökenli bir sosyologla, Prof. Dr. Hüsamettin Arslanla konuştuk. Jacques Ellul’dan tercüme ettiği Sözün Düşüşü kitabının izleğinde, ‘göz’ün hâkimiyeti altındaki modern insanın, geçmişten, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/husamettin-arslan-modern-insan-gozleriyle-dusunur/">Hüsamettin Arslan: Modern insan gözleriyle düşünür.</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan her dönemde insan. Ama modern dönemde ibret bahsine sağır, tecrübe bakımından nasipsiz olmamızın bu çağa özgü bir sebebi olsa gerek. Yaşadıklarımızdan neden ibret alamıyoruz? Geçmiş hayatlardan neden tecrübe aktarımı yapamıyoruz? Bu soruları felsefe kökenli bir sosyologla, Prof. Dr. Hüsamettin Arslanla konuştuk.</p>
<div id="mvp-content-body-top" class="left relative">
<div id="mvp-content-main" class="left relative">
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-24745 alignleft" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/kx-lhBJx_400x400-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/kx-lhBJx_400x400-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/kx-lhBJx_400x400-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/kx-lhBJx_400x400-360x360.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/11/kx-lhBJx_400x400.jpg 400w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Jacques Ellul’dan tercüme ettiği <em>Sözün Düşüşü</em> kitabının izleğinde, ‘göz’ün hâkimiyeti altındaki modern insanın, geçmişten, gelecekten ve hakikatten koparak ‘an’a hapsoluşuna dair karamsar denilebilecek analizler yaptı. Ancak bütün bu baskıcı atmosfere ‘söz’e itibar kazandırarak karşı koyabileceğimizi müjdeleyen ümitvar bir mesajla bitirdik sohbeti. Buyurun…</p>
<p><strong>Modern zamanlarda yaşadıklarımızdan neden ibret alamıyoruz?</strong></p>
<p>Geçmişten ibret alamamak modern insanın problemidir. Tipik ‘modern’ bakış açısına göre geçmiş ‘kötü’dür; çünkü Newtoncı mekanik, ‘doğrusal’ zaman skalasında, yani saat zamanı skalasında geçmiş  ‘geri’yi temsil eder, ‘ileri’yi değil. Modern insan gözleriyle düşünür, kulaklarıyla değil. Göz dışarıyı görür, içeriyi değil. Tefekkürse, mütefekkirin içeriye dönme hamlesidir. Halbuki modern uygarlık insanı hedonizme mahkûm etmiştir. Carl Schmitt eğlence kültürünün ‘homo politikusmus’u/politik insanı öldürdüğünü iddia eder.</p>
<p><strong>Bu sebeple mi tefekkür imkânını elimizden kaçırıyoruz?</strong></p>
<p>Modern uygarlık bize hayatımızın bütün veçhelerinde hedonist ‘mutluluk’ vaadinde bulunuyor.</p>
<p>Neredeyse her şey ölmekteyken ‘eğlence’ kültürü sürekli kendi rekorunu kırıyor. Pop, disko, seks, uyuşturucu ve kitle sporları, TV ve INTERNET… Eğlence apolitiktir; insanı başkalarının sorunlarına kapatır. Stadyumda ve diskoda Somali’de, Suriye’de ve Myammar’da açlıktan kırılan insanlar aklınızın köşesinden bile geçmez, geçemez. Modern insan sadece eğlenmek ister. Eğlence kolektif hedonizm, hedonizm ise egoizmdir. Yani hedonist egoisttir.</p>
<p><strong>Bunun “modern insan gözleriyle düşünür” tespitinizle alakasını nasıl kurmalıyız peki?</strong></p>
<p>Alakası şu: göz derinin altındaki ‘maneviyat’a, ‘anlam’a, Alman filozofların deyişiyle Geist’a kapalıdır. Göz sekülerdir, büyüden yoksundur, mahremi, büyülü olanı, derinin altındakini göremez. Kaldı ki ‘Göz âmâdır’ (Bachelard); başka her şeyi görür, kendisini göremez. Kendisine yönelemez, dolayısıyla tefekküre kapalıdır. Teleskop, mikroskop, fotoğraf makinası, dijital kamera ve uydu… Hepsi kördür. Modern uygarlık ‘ışık’ uygarlığıdır, elektrifikasyona boğulan modern kent ‘ışığın’, Ellul’ün terimleriyle göz’ün zaferidir.</p>
<p><strong>Bu kadar aydınlık bir çağda her şeyi görebilen insan neden geçmişten geleceğe ‘anlamlı’ bir yol çizemiyor peki?</strong></p>
<p>Çünkü göz geçmişe kapalıdır; geçmişi göremez.  Bizim için ‘geçmiş’  dediğimiz şeyi var eden, işitme duyumuzdur, yani kulağımızdır. Göz ise şimdinin organıdır, şimdi ‘göz’de zirve yapar; göz ‘şimdi’yi tescil eder, onaylar ve geçmişten ve elbette gelecekten nefret eder. Göz geleceği de göremez.</p>
<p><strong>O zaman “carpe diem” (anı yaşa) felsefesi, tamamen gözün hâkimiyetine dayanıyor diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>‘Yaşam koçu’nun ve ‘psikiyatr’ın, muhatabı olan seküler mümine yegâne talimatı şu değil mi? Anı yaşa, şimdiyi yaşa ve gerisini (geçmişi ve geleceği) boş ver! Geçmişi dillendiren ve var eden organımız kulağımızdır; kulak, gözün göremediği şeylerin sesini duyar; geçmişin, insan cetlerimizin, meleklerin ve Tanrı’nın sesini işitir. “En ontolojik organımız kulağımızdır.” der Heidegger. Zamanın sesini de yalnızca kulağımız duyabilir. Evvel ve ahir yalnızca kulakla kavranabilir. Tahayyül yetimizin kaynağı kulaktır, göz değil. Muhayyilemiz kulakla geçmişe ve geleceğe doğru kanatlanır. Kulak Ortaçağ, göz modern çağdır. Kulak geçmişin sesini duyduğu için ‘hafıza’dır, hatırlama ve unutma yeteneğidir.</p>
<p>Kulak sadece metafiziğe değil, tarihe de açılan kapıdır, diyorsunuz. Tarihe, yani tefekküre ve ibrete…</p>
<p>Evet bu manada kulak muhafazakârdır. Alır ve saklar. Buradaki mantığı bir derece ileriye ve geriye doğru kaydırarak, diyebiliriz ki, hafıza dildir. Anlamı tutan ve muhafaza eden dildir. Modern insan ise işitmez, duymaz, sadece görür; onun için görmek yaşamaktır.</p>
<p><strong>Kulak muhafazakârdır, dediniz ama göz daha tutucu değil mi? Göz değil mi bizi şimdide tutan, geçmişten ibret almamızı ve geleceğe dair tahayyülümüzü imkânsız kılan?</strong></p>
<p>Kulak muhafazakârdır. Neden? Geçmişin, insan cetlerimizin, meleklerin ve Tanrı’nın sesini işitmemizi sağladığı için. Halbuki göz muhafazakâr değil, tutucudur. Geçmişi ve geleceği, bir süreç olarak zamanı göremez ve hayatı ‘şimdi’de dondurur. Bu yüzden mesela televizyonun karşısında hareketsiz kalırız, donarız. Ekran hareket halindedir, biz hareketsiz. Fakat bunun ağır bedelleri vardır. Bunlardan biri obezitedir. Gözün dondurduğu, yerine mıhladığı, hareketsizliğe mahkûm ettiği insan kilo almaktan başka ne yapabilir! Ve obezler düşünemezler, tahayyül edemezler, geçmişin sesini duyamazlar ve geçmişin tecrübesinden yoksun kalırlar. TV ve cep telefonu ekranının önü, modern insanın mabedidir.</p>
<p><strong>Seküler bir eyleme dinî bir anlam yüklemiş olmuyor musunuz?</strong></p>
<p>Evet, modern insan için TV ve cep telefonunun önü seküler bir mabettir. Modern insan görüntünün (imajın, suretin) önünde sürekli secde halinde olan varlıktır. Tanrı’nın sureti olan insan, dünyevi suretler önünde secde ediyor. Geçmiş (ezel) ve gelecek (ebed) sürgün edilmiş. Halbuki yaşadıklarından yalnızca geçmişin sesini işitebilenler ders çıkarabilir. İnsan Heidegger gibi düşünmeden edemiyor: “Gelecek hızla geliyor, gelecek geliyor.” “İnsanlığı artık yalnızca bir tanrı kurtarabilir.” Bu apokaliptik bir ifadedir. Ölüm geliyor, kıyamet hızla geliyor. Hem burnumuzun dibinde hem de uzakta.</p>
<p>Ünlü sosyalist Guy Debord burnumuzun dibindeki bu kıyameti “gösteri toplumu” olarak tanımlamıştı…</p>
<p>Hayır, ‘seyir toplumu.’ Bu terim dilimize, bence hatalı bir şekilde ‘gösteri toplumu’ diye çevrilmiştir. Ellul’ün terimleriyle modern toplum ‘hakikat’i (truth) ‘gerçeklik’ (reality) ile eşitlemiştir. Oysa ‘hakikat’ işitilebilen, ‘gerçeklik’ görülebilen şeydir. ‘I understand,’ ‘I see’ ile eşitlenmiştir. Modern insan artık yaşamıyor, yalnızca seyrediyor. İnsanın ve toplumun kendisi dâhil her şey imaja, pazar seyir mekânına dönüşmüştür. Süpermarket çağdaş tiyatrodur. İnsan artık hayatın her noktasında bir seyircidir. Seyirci tüketici, tüketici seyircidir.</p>
<p><strong>‘Seyir toplumu’nda, yani gözün hâkimiyeti altındaki toplumda teknolojinin rolü nedir peki?</strong></p>
<p>Sorunuza teknolojinin kendisi hakkında bir düşünceden yola çıkarak cevap verebilirim. Modern teknoloji, modernite öncesi teknolojilerden farklıdır. Modernite öncesi teknoloji, hayatın sadece bir unsuruydu. Modern uygarlığımız, yani teknoljik uygarlık onu hayatın merkezine yerleştirdi. Bunu da ‘göz’le ilişkilendirebiliriz. ‘Göz ve görme’ hayatın merkezine yerleşmeseydi teknik uygarlık, imkânsız olurdu. Heidegger’in deyişiyle “Batı metafiziği,” Jeremy Bentham ile Foucault’nun “Panoptikon”u (pan+optik; görme’nin totalleşmesi, gözetim toplumu), Neil Postman’ın “Teknopoli”si (Teknik+polis/şehir/toplum), Virilio’nun “Dramology”si (hız mantığı, hipermodernite, teknoloji toplumunun mantığı anlamına gelir) ve dijital/sanal toplum veya elektronik toplum… hiç biri gerçekleşemezdi.</p>
<p><strong>Sizce içinde yaşadığımız dönemde gündelik hayatın akışını, değer yargılarını değiştiren teknolojik alet hangisidir?</strong></p>
<p>Marshall McLuhan için matbaa, en önemli teknolojik icattı. Çünkü ona göre matbaa kendi galaksisini/toplumunu yaratmıştır. Gütenberg Galaksisi. Matbaanın icadı çığır açıcı bir devrimdir (Marx yanılıyor olabilir).</p>
<p><strong>Peki bu çağın çığır açan teknolojisi nedir?</strong></p>
<p>İçinde yaşadığımız hiper-modernite çağına fizyonomisini armağan eden şey dijital teknolojidir. Fakat her ne denmiş olursa olsun, bütün bunların temelinde aynı şey vardır: göz. Gözmerkezli, gözmerkezci (ocularsentric/okülersentrik) bir çağda, okülersentrizm çağında yaşıyoruz.  Virilio’nun ‘hız toplumu’ çağında. Hız ve adrenalin çağında. Bir şeyin hızı onun temel doğasını değiştirir; hızla birlikte ‘hızlı,’ ‘yavaş olana’ egemen olur. Çağdaş savaşlarda artık lojistik sadece, tank, personel, yakıt değildir; imajların/suretlerin cephedeki, cepheden cepheye, cepheden topluma akışıdır (algı lojistiği veya sibersavaş). “Tarih silah sistemlerinin hızında ilerler” diyor Virilio. “Işığın hızı dünyayı sadece dönüştürmekle kalmaz, dünyanın kendisi haline gelir.” Hız-mani en büyük değere dönüşmüştür. Demek oluyor ki, dünya artık kocaman bir göz’dür, elektronik/dijital göz.</p>
<p><strong>Ben sözü yine tecrübeye ve ibrete getirmek istiyorum. Geleneksel toplumda tecrübe aktarımı bir önceki kuşaktan olurdu. Nitekim “kız anadan öğrenir bohça düzmeyi, oğlan babadan öğrenir koyun yüzmeyi” diye bir atasözümüz var. Şimdi ise dede torundan öğreniyor internet kullanmayı. Bu yeni durum tecrübe aktarımı konusunda nasıl bir hiyerarşi ortaya çıkarıyor sizce?</strong></p>
<p>Dijital teknolojiyle birlikte, öteden beri varolduğumuz topluma ikinci bir toplum eklendi: dijital toplum veya sanal toplum. Sanal toplum, toplum diye bildiğimiz gerçekliğe yamanmış bir ilave, bir ek, bir zeyl’dir. Çocuklarımız artık dünya ölçekli bir dijital cumhuriyetin yurttaşları. Doğru, artık ebeveynler torunlarından öğreniyor. Öyle görünüyor. Tecrübe aktarımının yönü değişti! Fakat gerçekten öyle mi? Çünkü en tecrübeli insanlar, interneti en fazla kullananlar değil. Torunların tecrübesi “gerçek,” daha doğrusu “hakiki” tecrübe değil, “sanal” tecrübe. Kaldı ki, tecrübe eşittir bilgi değil. Hakiki bilgiye sahip olmak için “yaşamak” gerekir, tecrübe yaşanılan şeydir, öğrenilen değil; torunlar yaşamıyorlar, seyrediyorlar, sadece seyrediyorlar. Fakat bu, ima ettiğiniz gibi, öteden beri varolageldiğimiz toplumda yeni bir hiyerarşi doğruyor. ben buna sanal hiyerarşi diyorum.</p>
<p><strong>Nedir sanal hiyerarşi?</strong></p>
<p>Bildik anlamda sosyal hiyerarşi değil, sanal hiyerarşi. Sanal toplumun hiyerarşisi. Dijital teknolojiye sahip olanlar ile sahip olmayanlar arasındaki hiyerarşi; dijital teknolojiyi en fazla, en iyi kullananlar ile en az, en kötü kullananlar arasında bir hiyerarşi. Torunlar ile dedeler arasında, dijital teknik kapitale sahip olma derecelerine göre sıralanan bir hiyerarşi. Foucault gibi anladığımızda sanal toplum gözetim toplumudur ve burada en fazla gözetleyenler sanal toplumun egemenleridir; sanal toplum hiyerarşisinin aşağısında,  milyonlarca torundan oluşan bir dijital proleterya ikamet eder. Dijital proletarya en fazla gözetlenenlerden oluşur. Onlar özgür olduklarını  zannederler, fakat aslında dijital bir hapishanede, yani panoptikonda yaşarlar. Büyük göz, büyük elektronik göz Amerika’dadır. “Mutlak Göz,” yani dijital Tanrı Amerika’da yaşar.</p>
<p><strong>Modern öncesi çağlarda insanların olgunlaşmak için içe dönmeleri tavsiye edilirdi. Bu sebeple pek çok kültürde inzivanın bir türü mevcuttur diyebiliriz. Bugünse bizi kuşatan imajların büyüsüne kapılmış dışa yönelimli insanlar olduk. Ellul’un modern dünyada kurtulmak için ‘söz’ü kurtarma vurgusu ile insanın içine dönmesi arasında bir bağlantı kurmak mümkün müdür? Söz bizi nereye davet eder?</strong></p>
<p>Düşünme, tefekkür etme organımız kulağımızdır. Göz kendisini göremez, dolayısıyla sorgulayamaz. Oysa kulak bunu yapabilir; insan kendi sesini duyabilir; dil kendisini işitebilir. Refleksiyon, tefekkür, kendini sorgulama organımız kulağımızdır. Dil kendisini de sorgulayabilir. Kulak içimize açılan hoparlördür. Hakikat görülemez, sadece işitilebilir. Klasik metinlerimiz “İşit ey oğul” diye başlar. Kur’an ve diğer monoteist dinlerin kutsal kitapları “Onlara de ki” ifadesiyle doludur. Kur’an daima tebliğ vasıtaları sıralamasında kulağı gözden önceye yerleştirir. İlk vahyin tercümesi “Oku” ne yazık ki bir yanlış tercümedir. Aslı “İktibas et, tekrarla, zikret”tir. Yani zikir ve ve şükür, tesbih ve imame. Göz kılavuza, rehbere ihtiyaç duymaz. Jacques Ellul gözün gördüğü şey “gerçeklik/olgu”dur, kulağın işittiği şey “hakikat/yalan”dır diyor. Bu ayırım fevkalade önemlidir. Diyanet’in anlı şanlı ilahiyat profesörlerine yaptırdığı Kur’an mealinde ‘hakikat’ kelimesinin ‘gerçek’ diye tercüme edilmesi entelektüel zilletimizdir. Modern dönemde hâkimiyetini ilan eden göz, insanı seyirci konumuna düşürmüştür. Çünkü göz pasiftir, görüntünün önünde pasiftir, âdeta secde eder.</p>
<p><strong>O zaman modern insan için çıkış yolu yok mudur?</strong></p>
<p>Her zaman bir çıkış yolu vardır. Yapmamız gereken şey kulağa, yani söz’e, kelama, yani dile itibarını iade etmektir. Özgürlüğümüz buna bağlıdır. Çünkü bize ‘hayır’ deme imkânını yalnızca söz, kelam ya da dil verebilir. Gözümüz vasıtasıyla dış dünya ile kurduğumuz ilişki despotiktir; çünkü imaj bize kendisini dikte eder ve ona ‘hayır’ deme imkânımızı elimizden alır. Bizi yalnızca söz ya da kelam yahut dil özgürleştirebilir. Çünkü özgür olmak ‘hayır’ diyebilmektir.</p>
<p>Aldığım yer:https://www.dusuncemektebi.com/d/107189/husamettin-arslan-%E2%80%9Cmodern-insan-gozleriyle-dusunur%E2%80%9D</p>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/husamettin-arslan-modern-insan-gozleriyle-dusunur/">Hüsamettin Arslan: Modern insan gözleriyle düşünür.</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/husamettin-arslan-modern-insan-gozleriyle-dusunur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malımızı ve Nefsimizi Allah&#8217;a Satmak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/malimizi-ve-nefsimizi-allaha-satmak-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/malimizi-ve-nefsimizi-allaha-satmak-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Nov 2017 15:47:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Göz]]></category>
		<category><![CDATA[Malımızı ve Nefsimizi Allah'a Satmak]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emaneti sahib-i hakikisine satmak. İşte o satışta beş derece kar içinde kar var. Birinci kar: Fani mal bekà bulur. Çünkü Kayyum-u Baki olan Zat-ı Zülcelale verilen ve Onun yolunda sarf edilen şu ömr-ü zail, bakiye inkılab eder, baki meyveler verir. O vakit ömür dakikaları, adeta tohumlar, çekirdekler hükmünde, zahiren fena bulur, çürür; fakat alem-i bekàda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/malimizi-ve-nefsimizi-allaha-satmak-2/">Malımızı ve Nefsimizi Allah’a Satmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://ilimcephesi.com/malimizi-ve-nefsimizi-allaha-satmak/duha-namazi-1/" rel="attachment wp-att-18726"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-18726" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/duha-namazı-1.jpg" alt="" width="411" height="273" /></a></div>
<div></div>
<div></div>
<div>
<p>Emaneti sahib-i hakikisine satmak. İşte o satışta beş derece kar içinde kar var.</p>
<p><strong>Birinci kar:</strong> Fani mal bekà bulur. Çünkü Kayyum-u Baki olan Zat-ı Zülcelale verilen ve Onun yolunda sarf edilen şu ömr-ü zail, bakiye inkılab eder, baki meyveler verir. O vakit ömür dakikaları, adeta tohumlar, çekirdekler hükmünde, zahiren fena bulur, çürür; fakat alem-i bekàda saadet çiçekleri açarlar ve sünbüllenirler ve alem-i berzahta ziyadar, munis birer manzara olurlar.</p>
<p><strong>İkinci kar: </strong>Cennet gibi bir fiyat veriliyor.</p>
<p><strong>Üçüncü kar:</strong> Her aza ve hasselerin kıymeti birden bine çıkar.Mesela akıl bir alettir. Eğer Cenab-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, öyle meş’um ve müz’iç ve muacciz bir alet olur ki, geçmiş zamanın alam-ı hazinanesini ve gelecek zamanın ehval-i muhavvifanesini senin bu biçare başına yükletecek; yümünsüz ve muzır bir alet derekesine iner.</p>
<p>İşte bunun içindir ki, fasık adam, aklın iz’aç ve tacizinden kurtulmak için, galiben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar.</p>
<p>Eğer Malik-i Hakikisine satılsa ve Onun hesabına çalıştırsan, akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kainatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini saadet-i ebediyeye müheyya eden bir mürşid-i Rabbani derecesine çıkar.</p>
<p>Mesela göz bir hassedir ki, ruh bu alemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenab-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyirle şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkar olur. Eğer gözü, gözün Sani-i Basirine satsan ve Onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitab-ı kebir-i kainatın bir mütalaacısı ve şu alemdeki mucizat-ı san’at-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar.</p>
<p>Mesela dildeki kuvve-i zaikayı Fatır-ı Hakimine satmazsan, belki nefis hesabına, mide namına çalıştırsan, o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder. Eğer Rezzak-ı Kerime satsan, o zaman dildeki kuvve-i zaika, rahmet-i İlahiye hazinelerinin bir nazır-ı mahiri ve kudret-i Samedaniye matbahlarının bir müfettiş-i şakiri rütbesine çıkar.<br />
İşte, ey akıl, dikkat et!Meş’um bir alet nerede, kainat anahtarı nerede?</p>
<p><strong>Ey göz, güzel bak!</strong></p>
<p>Adi bir kavvad nerede, kütüphane-i İlahinin mütefennin bir nazırı nerede?</p>
<p><strong>Ve ey dil, iyi tat</strong>!</p>
<p>Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede, hazine-i hassa-i rahmet nazırı nerede?</p>
<p>Ve daha bunlar gibi başka aletleri ve azaları kıyas etsen anlarsın ki, hakikaten mü’min Cennete layık ve kafir Cehenneme muvafık bir mahiyet kesb eder. Ve onların herbiri öyle bir kıymet almalarının sebebi, mü’min imanıyla Halıkının emanetini Onun namına ve izni dairesinde istimal etmesidir. Ve kafir hıyanet edip nefs-i emmare hesabına çalıştırmasıdır.</p>
<p><strong>Dördüncü kar:</strong> İnsan zayıftır; belaları çok. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyade. Acizdir; hayat yükü pek ağır. Eğer Kadir-i Zülcelale dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azap içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. Ya sarhoş ya canavar eder.</p>
<p><strong>Beşinci kar:</strong> Bütün o aza ve aletlerin ibadeti ve tesbihatı ve o yüksek ücretleri,en muhtaç olduğun bir zamanda Cennet yemişleri suretinde sana verileceğine, ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşahede ittifak etmişler.</p>
<p>Işte bu beş mertebe karlı ticareti yapmazsan, şu karlardan mahrumiyetten başka, beş derece hasaret içinde hasarete düşeceksin.</p>
<p><strong>Birinci hasaret:</strong> O kadar sevdiğin mal ve evlat ve perestiş ettiğin nefis ve heva ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler.</p>
<p><strong>İkinci hasaret:</strong> Emanete hıyanet cezasını çekeceksin. Çünkü en kıymettar aletleri en kıymetsiz şeylerde sarf edip nefsine zulmettin.</p>
<p><strong>Üçüncü hasaret</strong>: Bütün o kıymettar cihazat-ı insaniyeyi hayvanlıktan çok aşağı bir derekeye düşürüp hikmet-i İlahiyeye iftira ve zulmettin.</p>
<p><strong>Dördüncü hasaret:</strong> Acz ve fakrınla beraber, o pek ağır hayat yükünü zayıf beline yükleyip zeval ve firak sillesi altında daim vaveyla edeceksin.</p>
<p><strong>Beşinci hasaret:</strong> Hayat-ı ebediye esasatını ve saadet-i uhreviye levazımatını tedarik etmek için verilen akıl, kalb, göz, dil gibi güzel hediye-i Rahmaniyeyi, Cehennem kapılarını sana açacak çirkin bir surete çevirmektir.</p>
<p>Şimdi satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır birşey midir ki, çokları satmaktan kaçıyorlar?</p>
<p>Yok, kat’a ve asla! Hiç öyle ağırlığı yoktur. Zira helal dairesi geniştir, keyfe kafi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Feraiz-i İlahiye ise hafiftir, azdır. Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise, yalnız bir asker gibi, Allah namına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükunet bulmalı. Kusur etse, istiğfar etmeli.</p>
<p><strong>“Ya Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Amin” demeli ve Ona yalvarmalı.</strong></p>
<p>Said Nursi / Risale-i Nur Külliyatı / Sözler</p>
</div>
<div></div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/malimizi-ve-nefsimizi-allaha-satmak-2/">Malımızı ve Nefsimizi Allah’a Satmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/malimizi-ve-nefsimizi-allaha-satmak-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman Penceresinden &#8220;Göz&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bediuzzaman-penceresinden-goz/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bediuzzaman-penceresinden-goz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Mar 2017 11:04:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan gözü]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman Penceresinden "Göz"]]></category>
		<category><![CDATA[Göz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14347</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Göz; vücut gömleğinin süslerinden, bize verilen ilahi hediyelerden önemli bir parçadır. Görmek için göz, anlamak için akıl gerekir. Başımızın önündeki bir çift göz, insanı dış dünyaya açan birer penceredir. Göz, kâinattaki farklı güzelliklere, gözün farkını ortaya koyarak bakabilmek için verilmiştir. *gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz” (A.MUSA) İnsan gözü 10 milyon rengi, ayırt etme özelliğine sahiptir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bediuzzaman-penceresinden-goz/">Bediüzzaman Penceresinden “Göz”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="wrapper">
<div class="menu-search"> <a href="http://ilimcephesi.com/bediuzzaman-penceresinden-goz/2-4/" rel="attachment wp-att-14352"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-14352" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/2.jpg" alt="" width="505" height="203" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/2.jpg 1600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/2-600x241.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/2-300x120.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/2-768x308.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/2-1024x411.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/2-1536x616.jpg 1536w" sizes="(max-width: 505px) 100vw, 505px" /></a></div>
<div id="page" class="hfeed">
<div id="main">
<div id="primary">
<div id="content">
<article id="post-42814" class="post-42814 post type-post status-publish format-standard has-post-thumbnail hentry category-risale-calismalari tag-bediuzzaman tag-dr-selcuk-eskicubuk tag-goz tag-goz-mucizesi tag-goz-tefekkuru tag-gozun-anlami tag-gozun-ozellikleri tag-risale-i-nur tag-risale-i-nur-da-goz tag-said-nursi tag-selcuk-eskicubuk tag-tefekkur-yazisi">
<div class="entry-content">
<p>Göz; vücut gömleğinin süslerinden, bize verilen ilahi hediyelerden önemli bir parçadır. Görmek için göz, anlamak için akıl gerekir. Başımızın önündeki bir çift göz, insanı dış dünyaya açan birer penceredir. Göz, kâinattaki farklı güzelliklere, gözün farkını ortaya koyarak bakabilmek için verilmiştir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz” (A.MUSA)</span></p></blockquote>
<p>İnsan gözü 10 milyon rengi, ayırt etme özelliğine sahiptir. Beynimize gelen bilgilerin % 83’lik kısmı görme organımız aracılığı ile gerçekleştirilir. Görmek için önce ışık sonra da onun yansıyıp gözümüze gelmesi gerekir. Görünür ışık, insan gözü tarafından algılanabilen elektromanyetik bir dalgadır ve dalga boyu 400-700 nm dir. Bu aralığın dışını ise gözümüz göremez. Gözümüzün önüne bir şey gelse sinek kanadı gibi bir şey, dağ gibi kocaman şeyleri göremeyiz.  Bazı ışıklar ise göze zarar verir. Kur’an <span style="color: #000080;">“Şimşeğin parıltısı ise neredeyse gözleri alıverir.” (Nur,43)</span> ayetiyle onlardan haber veriyor.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*Sâni-i Zülcelâl, Fâtır-ı Bîmisâl, zîhayata göz, kulak, akıl, kalp gibi havâs ve letâif ile murassâ olarak giydirdiği vücud gömleğini (SÖZLER,26.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*her zînazar, gözüyle, yerden tâ Neptün seyyâresine kadar bir sâniyede çıkar.  (SÖZLER,31.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Kamer, nuru çekildikçe vücudunu kaybettiği gibi, nursuz çok küreler, mahlûklar, gözümüzün önünde olup göremiyoruz. (MEKTUBAT, 1.Mektup)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*göze görülmeyen eczalı bir mürekkeple yazılan bir kitaba, o yazıyı göstermeye mahsus bir ecza sürülse, o koca kitap birden her bir göze vücudunu gösterip kendini okutturur. (LEMALAR, 26.Lema)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Hem perde-i gayb içindeki âlem-i âhirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kâinatı küçültüp iki vilâyet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp tayin edelim. -Gerçek bilgi Allah katındadır – , Ahiret âlemine ait menziller bu dünyevî gözümüzle görülmez. (MEKTUBAT,1.Mektup)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Cudi Dağını gözün rüyetinden men eden sineğin kanadı gibi (İ.İCAZ)</span></p></blockquote>
<p>İşitme siniri yaklaşık 30 bin lif içerirken, görme siniri 1 milyondan fazla lif içermektedir.Gözlerden gelen elektrik sinyalleri beynin arka kabuğunda yer alan birincil görme alanına ulaşır. Aslında gören göz değil, beyindir.</p>
<p>İnsan gözü bir tasarım ürünüdür, onu tasarlayan zat onu en ince noktalarını bilir öyle yaratır. İnsanın göz gibi organa şiddetle ihtiyacı vardır. İnsandan başka hayvanlarda da göz bulunur. Göz ikidir fakat tek görür. Erişkinlerde şaşılık meydana gelmişse o zaman çift görme olur. Göz muhtelif tabakalardan meydana getirilmiş bir organdır. Beden içinde belli bir yeri ve büyüklüğü vardır ve orantılıdır. Alt ve üst göz kapakları vardır. Genel de siyah ve iri gözler insanlara daha güzel gelir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*gözü veren Zat, hem gözü görür, hem ince bir mânâ olan gözün gördüğünü görür, sonra verir. (ŞUALAR, 2.Şua)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Bir nimetin umumî ve herkese şâmil olması, kıymetinin azlığına ve ehemmiyetsizliğine delâlet etmez. Ve o nimetin bir kasıt ve iradeden gelmemesine emâre olamaz. Meselâ, göz nimetinin bütün hayvanlarda bulunması, senin göze olan şiddet-i ihtiyacını tahfif etmediği gibi, gözün kıymetini tenkis etmeye de sebep olamaz. (M.NURİYE, Z. Hubab)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*başta iki göz gibi, iki bakar bir görür. (K.LAHİKASI)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*başında iki göz gibidir; zahiren ikidir, fakat bir görürler. Ahvel (şaşı) gözlü, iki görür.(K.LAHİKASI)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*göz, burun gibi bir âzâ ne kadar güzel olursa, hattâ altından olursa, haddinden büyük olduğu halde sureti çirkin eder. (MUHAKEMAT)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*göz hadekasının perdelerine (ŞUALAR, 7.Şua)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Siyah gözlüyü güzel gördüm (BEYANAT VE TENVİRLER)</span></p></blockquote>
<p>Bu organın ilahi tasarım ürünü olduğunu kabul etmeyip “<span style="color: #000080;">Herşey kendi kendine teşekkül etmiştir.” </span>denecek olursa<span style="color: #000080;"> “insanı teşkil eden zerrelerin herbirisinde hem insanın içini, hem kâinatı görecek, bilecek bir göz, bir ilim ve sair sıfât-ı lâzimenin bulunması lâzımdır.”(M.NURİYE, Z.Zeyl).</span> O da imkânsızdır</p>
<p>İnsandaki iki adet göz küresi, ilk bakışta beyaz bir bölüm ile ortada renkli bir bölümden meydana gelmiştir. Her iki gözde göz kapakları vardır. Bir de gözün iki kenarında gözyaşı bezleri yerleştirilmiştir. Göz kapakları kapanırsa görme gerçekleşemez. Ayrıca bir görevi de gözü temizlemektir.</p>
<p>Renkli bölümün ortasından delikten ışık girer, görme işlemi başlar. Beyaz kısmın ise görmeyle ilgili bir görevi yoktur. Gözün görünen bu bölümünde çok sinir uçları vardır, en ufak bir tozdan etkilenir. Gözler önündeki onca gerçekleri göremeyen, gaflette olan, dalalete batan insanların gözleri sanki sönmüş ve ölmüş gibidir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">* Gözün gündüze benzeyen beyazı, geceye benzeyen siyahlığıyla beraber olmazsa, göz, göz olmaz.(MEKTUBAT, Hakikat çekidekleri)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözkapakları gözleri temizlemek (LEMALAR, 30.Lema)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*göz kapaklarının kirpikleri ve belki gözbebeğinin zerreleri gibi kıymetli (İ.İCAZ, Tenbih)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Evet, kaşlar göze, gem ata mütemmim oldukları ve onların noksanlarını ikmal ettikleri gibi (İ. İCAZ, Besmele ve Fatiha suresinin tefsiri)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Gözünü kapayan, yalnız kendi görmez; başkasına gece yapamaz. (ŞUALAR, 14.Şua)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözünde nurlu siyahlıktı………gözümün nursuz beyazıydı (LEMALAR, 26. Lema)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı (LEMALAR, 17. Lema)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözümüzün hadekasına gelen bir saç, bir zerrecik dahi incitir (ŞUALAR, 14.Şua)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*göze bir saç düşse, başa düşen bir taş kadar incitir (ŞUALAR, 14.Şua)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hattâ bazan söner ve ölür. (M. NURİYE, Zühre)</span></p></blockquote>
<p>İnsanlar üzüldüklerinde, bir şeylere acıdıklarında ağlarlar, gözyaşı dökerler. Ama bazen sevindikleri şeylerde de gözyaşları akabilir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*şekva ve acımak ve hüzünden gelen gözyaşlarımı, sevinç ve şükrün lezzetlerinden gelen damlalara (ŞUALAR, 15.Şua)</span></p></blockquote>
<p>Göz görmek için yaratılmıştır, bir şeyi görmekle bin şeyi görmek onun için birdir, ona zor gelmez, yorulmaz da.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*Göz, lâmba, şems gibi nur ve nurânî şeylerde cüz’î-küllî, cüz-küll, bir-bin müsavidir. (M.NURİYE, Z.Habbe)</span></p></blockquote>
<p>Gözümüz gündüz de görür gecenin karanlığında da ama her ikisinin işlevleri farklı hücrelere bağlanmıştır. Gözümüzün arka kısmında iki çeşit alıcı hücre bulunur: <span style="color: #000080;">Koni biçimli hücreler ve çomak biçimli hücreler</span>. Cisimlerin renklerini ve detaylarını algılamamızı sağlayan koni biçimli hücreler, gözün ağ tabaka merkezinde birikerek sadece parlak ışıkta uyarılır. Bu bölümün etrafındaysa çomak biçimli hücreler yer alır ve düşük ışıkta dahi nesnelerin görülmesini sağlar. Çomak hücrelerin içerisinde ise gece görmeyi sağlayan Rodopsin pigmenti bulunur. Rodopsin, ışığa duyarlı bir pigment olduğu için harekete geçirildiği zaman gece görmeyi sağlar. Bu pigmenti ise harekete sadece A vitamini geçirir.</p>
<p>İnsan gözü mükemmel olmasına karşın gece bazen de yanılır, gördüğünü doğru zanneder. Dört duvarı ayna ile kaplı, ışıklı dar bir odayı ise çok geniş görebilir. Onun için aklını gözüne indirip her şeyi onun görmesiyle açıklamak yeterli değildir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. (LEMALAR, 2.Lema)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Hem karanlıkta gözüne sallanan bir ipten gelen bir hayale ehemmiyet verdikçe büyür, hattâ bazen onu divane gibi kaçırır. Ehemmiyet vermezse, âdi bir ipin yılan olmadığını görür, başındaki telâşına güler.(LEMALAR, 25.Lema)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*dar kabir gibi menzilin duvarları şişeden olduğu için, birbiri içinde in’ikâs edip, göz görünceye kadar genişliyor. (M. NURİYE, Zühre)</span></p></blockquote>
<p>Işığın göze gelip mercekten geçip alıcı hücrelere gelmesi buradan görme siniri aracılığıyla beyindeki görme merkezine gitmesinde hücreler, hücreleri yapan moleküller ve atomlar arasında birer işbölümü vardır. Adeta onlar akılları ve şuurları olmadığından vazifeli birer memur gibi çalıştırılırlar.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*Her bir zerre, bir nefer gibi, askerî dairelerinin her birinde, yani takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ordusunda, her birisinde bir nisbeti, o nisbete göre bir vazifesi ve o vazifeye göre dahi, senin gözünde, başında, vücudunda ve kuvve-i müvellide, nizâmı dairesinde bir hareketi olduğu gibi; hem meselâ, senin gözbebeğindeki o câmid zerrecik kuvve-i câzibe, kuvve-i dâfia, kuvve-i müsavvire gibi deverân-ı deme ve his ve harekeye hizmet eden evride ve şerâyin ve sâir âsablarda, hem senin nevinde, ilâ âhir; birer nisbeti, birer vazifesi bulunduğunu, bilbedâhe bir Kadîr-i Ezelînin eser-i sunu ve memur-u muvazzafı ve taht-ı tedbîrinde olduğunu, kör olmayan göze gösterir. (SÖZLER, 22.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*senin gözünde bir zerre, gözün hücresinde ve gözde ve âsâb-ı veçhiyede ve bedenin şerâyin tabir edilen damarlarında birer nispeti ve o nispete göre birer vazifesi ve o vazifeye göre birer faydası vardır. (LEMALAR, 17.Lema)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*İşte bütün bu nizamlar, bu kanunlar, bu intizamlar, hep bir kast, bir irade, bir hikmetten çıkıyor. Evet, mesela Habib’in gözünde yerleşen bir zerrenin, unsur-u havadan veya unsur-u türabdan o garip, acip tavırlarda, inkılaplarda yaptığı muntazam hareketinden anlaşılır ki, o zerre, toprakta iken Habib’in gözüne tayin edilmiş ve bir memur gibi mahall-i memuriyetine muntazaman i’zam kılınmıştır (yükseltilmiştir). (İ.İCAZ, H.Mukattat)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*göz ve beyindeki acib vazifeleri gören bir zerre (ŞUALAR, 15.Şua)</span></p></blockquote>
<p>İnsana verilen organlara ve duygulara ayrı ayrı görevler yüklenmiştir. Yakın komşuluk içinde bulunsalar bile birbirinin yaptığı vazifeleri yapamazlar.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*Fıtrat-ı insaniyenin garip bir hali, gaflet zamanında letâifle havâssın hükümlerini, iltibasla birbirine benzetir, tefrik edemez. Meselâ, elle gözü birbirine benzetip hizmetlerini ve vazifelerini tefrik edemeyen bir mecnun, yüksekte gözüyle gördüğü birşeyi almak için elini uzatıyor. El gözün komşusu olduğu münasebetle, onun yaptığı işi el de yapabilir zanneder. (M. NURİYE, Habbe)</span></p></blockquote>
<p>Gözün görme işlevi aynı zamanda Allah’ın evrendeki işleri kolayca nasıl yaptığını anlatan en güzel bir örnektir. Ve Kamer suresinde bunu açıklar: <span style="color: #000080;">“Bizim birşeyi yapmamız, gözün bir bakışı gibi kolay ve sür’atli tek bir emirledir.” (Kamer, 50)(M. NURİYE, 10.Risale)</span></p>
<p>Göz ve kulak insanın 2 önemli organıdır. Onlara iyi bakmak, incelemek gerekir. Yunus suresi 31. Ayette <span style="color: #000080;">“Kimdir kulak ve gözler yaratıp size veren?”</span> denerek insanların dikkati çekilir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">“Sizin âzâlarınız içinde en kıymettar göz ve kulaklarınızın mâliki kimdir? Hangi tezgâh ve dükkândan aldınız? Bu latîf kıymettar göz ve kulağı verecek, ancak Rabbinizdir. Sizi icad edip terbiye eden O’ dur. Bunları size vermiştir. Öyle ise, yalnız Rab O’dur; Ma’bud da O olabilir.”(SÖZLER, 25.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*merâtib-i külliye-i esmâiyede gözüne, kulağına tezâhür eden âyât-ı Rabbâniyeyi ve acâib-i san’at-ı İlâhiyeyi (SÖZLER, 25.Söz) keşfeden insan bahtiyar insandır.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözün açılmasıyla eşyayı görmemek mümkün değildir. Fakat mesmuatı dinlemekte veya hatıratı tahattur etmekte bu ıztırar yoktur. (İ.İcaz, H.Mukattat)</span></p></blockquote>
<p>İnsan, gözünü kendi iradesiyle istediği yere çevirip bakar. Çevredeki ilahi sanatlara bakıp lezzet de alabilir, nefsin hoşuna gidecek geçici güzellikler ve manzaralara bakıp nefsinin hizmetkârı gibi de kullanabilir. Yani göz, insanın iradesine bağlı olarak baktığı şeylere göre değer kazanır. Haram şeylere de bakabilir, helale de. Önemli olan güzel bakmaktır, güzel görmektir, gözüyle evrendeki sırları anlayabilmektir, sırları saklayan perdeleri kaldırabilmektir.</p>
<p>Evreni dolduran varlıklar çıplak gözle görülenlerin dışında çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük veya çok uzakta olabilirler. Mikroskoplarla küçük varlıkları, teleskoplarla ise büyük gök cisimlerini görmek mümkündür. Çiçekten çiçeğe uçan arılar gibi bu aletlerle gözümüz de her yere konup oradaki sanatları hayranlık ve huşu içinde gözleyebilir. İntizamı, düzeni, hassas ölçüleri akıl gözüyle de görür. Evrendeki sırları açan bir kapı olur. Buradaki görüntüler sonunda onu kalbine de ayna tutar ve kalb gözüyle de görmeyi sağlayabilir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*Meselâ, göz, bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp, belki nefis hesâbına çalıştırsan, geçici, devamsız bâzı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsâniyeye bir kavvat derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine satsan ve Onun hesâbına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitâb-ı kebîr-i kâinatın bir mütâlaacısı ve şu âlemdeki mu’cizât-ı san’at-ı Rabbâniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübârek bir arısı derecesine çıkar.(SÖZLER,6.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*göz, kalbin ayinesidir. (İ.İCAZ, H.Mukattat)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*göz kalbin aynasıdır. Kalbin muzmeratı gözde görünür. (İ.İCAZ, Münafıklar bahsi)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Ey göz, güzel bak! Adi bir kavvat nerede, kütüphâne-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede? (SÖZLER,6.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Meselâ göz, kâinat yüzündeki hüsün ve cemal gibi kıymettar cevher hazinelerinin bir anahtarı olduğu misilli (ŞUALAR, 7.Şua)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.(MEKTUBAT, Hakikat çekirdekleri)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Biz gözümüzü açtıkça, kâinat yüzüne nazarımızı saldırdıkça, en evvel gözümüze ilişen, âmm ve mükemmel bir nizamdır ve şamil, hassas bir mizandır. Görüyoruz, herşey dakik bir nizamla, hassas bir mizan ve ölçü içindedir. (MEKTUBAT, 20.Mektup)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Sadi-i Şirazî’nin dediği gibi, “Uyanık ve zeki gözler nazarında, her yaprak Allah’ın marifetine dair bir delildir”.(MEKTUBAT, 26.Mektup)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*İşte bu hakikati kulağımla değil, gözümle işitiyordum. (LEMALAR, 26.Lema)</span></p></blockquote>
<p>Göz ruhun aynasıdır ama eğer ruhlar bozulmuş ve fıtratla pis olmuşsa, haram yolda kullanılmışsa gerçekleri göremez. O göz görse de manen kördür.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*mânen gözü kör etmek demek olan gözü verenin rızası haricinde harama sarf edemezsin. (B.LAHİKASI)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Basar masnuatı görüp de, basiret Sanii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer. Çünkü, o halde Saniin manen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdanındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır. Veya pek dar olduğundan, meseleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlandır. Ve illa, Saniin inkarı, basarın şuhudunu inkardan daha ziyade münkerdir. (M.NURİYE, 10.Risale)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*bozulmuş olan ruhlarının gözünden o nizam tesettür edip görünmediği gibi, pis fıtratlarıyla (İ.İCAZ)</span></p></blockquote>
<p>İnsanlar gözleriyle tabiatta cereyan eden olayları gözleyebilirler. Gözün görmediği şeyleri de akıl gözüyle görebilirler.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*göze görünmezden evvel akla görünen garip ve yeni hakikatlere (İ.İCAZ, H.Mukattat)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Evet hudûs hakikati kâinatı istilâ etmiş. Çoğunu göz görüyor, diğer kısmını akıl görüyor. Çünkü, gözümüzün önünde her sene güz mevsiminde öyle bir âlem vefat eder ki, herbirisinin hadsiz efradı bulunan ve herbiri zîhayat bir kâinat hükmünde olan yüz bin nevi nebatat ve küçücük hayvanat, o âlemle beraber vefat ederler. Fakat o kadar intizamla bir vefattır ki, haşir ve neşirlerine medar olan ve rahmet ve hikmetin mucizeleri, kudret ve ilmin harikaları bulunan çekirdekleri ve tohumları ve yumurtacıkları baharda yerlerinde bırakıp, defter-i a’mâllerini ve gördükleri vazifelerin programlarını onların ellerine vererek Hafîz-ı Zülcelâlin himayesi altında, hikmetine emanet eder, sonra vefat ederler. Ve bahar mevsiminde, Haşr-i âzamın yüz bin misali ve nümune ve delilleri hükmünde olarak, o vefat eden ağaçlar ve kökler ve bir kısım hayvancıklar, aynen ihya ve diriliyorlar. (ŞUALAR, 7.ŞUA)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Hem madem gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki;</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*İnsan şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi, (ŞUALAR, 11.Şua)</span></p></blockquote>
<p>Gözün gördüğü gerçekleri akıl gözü de bazen görmez, insanı hayrette bırakır.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*Senin yüzün, veçhin o kadar küçüklüğüyle beraber, geçmiş ve gelecek bütün insanların adedince kendisini onlardan ayıran ve tarif eden nişan ve alametleri havi olduğu gibi, yüzünü teşkil eden esas ve erkanında da bütün insanlar ittifaktadır. Bütün insanlarda, biri tevafuk, diğeri tehalüf olmak üzere iki cihet vardır. Tehalüf ciheti Saniin muhtar olduğuna, tevafuk ciheti ise Saniin Vahid-i Ehad olduğuna delalet ederler. Bu iki cihetin bir Kasıdın kasdıyla, bir Muhtarın ihtiyarıyla, bir Müridin iradesiyle, bir Alimin ilmiyle olmadığını tevehhüm etmek, muhalatın en acibidir. Fesübhanallah! Yüzün o küçük sayfasında nasıl gayr-ı mütenahi nişanlar derc edilmiştir ki, gözle okunur da nazarla, yani akılla görünmez. (M.NURİYE, Zerre)</span></p></blockquote>
<p>Akıl gözüyle göremediklerini de maneviyata açılan kalp gözüyle yani iman gözüyle veya gözlüğüyle görürler. Gaflet gözlüğü veya felsefe gözlüğü takılırsa bu gerçekler görülmez.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*”Gözleri üzerinde bir perde vardır. (Bakara Sûresi: 7.)”Bu cümle ile rüyete, yani göze ait büyük bir nimet-i basariyenin küfürle kaybolduğuna işaret edilmiştir. Zira, gözün nuru, nur-u imanla ışıklanırsa ve kavileşirse, bütün kainat gül ve reyhanlarla müzeyyen bir cennet şeklinde görünür. Gözün gözbebeği de, balarısı gibi, bütün kainat safhalarında menkuş gül ve çiçek gibi delillerinden, bürhanlarından alacağı ibret, fikret, ünsiyet gibi usare ve şıralarından vicdanda o tatlı imanlı balları yapar. Eğer o göz küfür zulmetiyle kör olursa, dünya, genişliğiyle beraber bir hapishane şekline girer. Bütün hakaik-i kevniye, nazarından gizlenir. Kainat ondan tevahhuş eder. Kalbi ahzan ve ekdar ile dolar. (İ. İCAZ, H.Mukattat)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Kalb gözü, sanki cevahire bir hazine olmak üzere Cenab-ı Hak tarafından yapılan bir binadır. Vakta ki su-i ihtiyarlarıyla ifsada uğradı ve cevherlere yapılan yerler, yılanlar ve akreplerle doldu; kapısı hatmedildi ki, o sari hastalıktan başkaları mutazarrır olmasın. Kalb gözü, sanki cevahire bir hazine olmak üzere Cenab-ı Hak tarafından yapılan bir binadır. Vakta ki su-i ihtiyarlarıyla ifsada uğradı ve cevherlere yapılan yerler, yılanlar ve akreplerle doldu; kapısı hatmedildi ki, o sari hastalıktan başkaları mutazarrır olmasın. (İ. İCAZ, H.Mukattat)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Kalb ile basarın taalluk ettikleri şeyler mütehalif, yolları mütebayin, delilleri mütefavit, talim ve telkin edicileri mütenevvidir. Sem’ ise, kalb ve basarın hilafına, masdardır. İşittiren ferttir. Cemaatin işittikleri, ferttir. İşiten fert, fert olur. Bunun için müfred olarak iki cem’in arasına düşmüştür. (İ. İCAZ, H.Mukattat)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*basar ile görünen delillerin sabit olduklarına, kalb veya sem’ ile alınan deliller ise müteceddit ve gayr-ı sabit olduklarına (İ. İCAZ, H.Mukattat)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*kalbdeki İmân gözüne görünür (ŞUALAR, 7.Şua)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*kalbinin gözüyle, (M.NURİYE, Zühre)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*geceyle gündüz arasında latif bir perde var ki, gözün kapanmasıyla gece olup, açılmasıyla gündüz olduğu gibi; nefsin alem-i maneviyata gözü kapanırsa ebedi bir gece içinde kalır, gözü maneviyata açılırsa neharı inkişaf eder.(M. NURİYE, Şemme)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Felsefe, herşeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. İman ise, herşeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür. (ŞUALAR, 29.Lema’dan 2. Baba)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*akılları kör gözlerinde bulunan maddiyyun taifesi (İ. İCAZ)</span></p>
<p><span style="color: #000080;"> Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin. Veya sen Onu görmeyesin. (M. NURİYE, 10.Risale)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*şimşek, buhar gibi fenni meseleleri keşfeden filozoflar, hakkın esrarını, Kur’an nurlarını da keşfedebilirler diyemezsin. Zira onun aklı gözündedir. Göz ise kalb ve ruhun gördüklerini göremez. Çünkü kalblerinde can kalmamıştır. Gaflet, o kalbleri tabiat bataklığında çürütmüştür. (M.NURİYE, Şule)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Evet, siyah bir gözlüğü takan adam herşeyi siyah ve çirkin görür. Kezalik, basiret gözü de nifakla perdelenirse ve kalb küfürle peçelenirse, bütün eşya çirkin ve kötü görünür. Ve bütün insanlara, belki kainata karşı bir buğz ve bir adavete sebep olur. (İ.İCAZ, Münafıklar bahsi)</span></p></blockquote>
<p>Göz, güzel bakıp güzel gördüğü gibi kötü bakıp günahın da bir aracı olabilir. Onu bu yoldan alıkoyacak insanın kendi iradesidir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*dünyada gözüyle, kulağıyla, kalbiyle, eliyle, aklıyla, ve hâkezâ, bütün cihazatıyla günahlar işlemiş(MEKTUBAT, 28.Mektup)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’ân dinlemeye sarf etmek (MEKTUBAT, 29.Mektup)</span></p>
<p>Bazı insanların gözünde insanı sihir altına alan bir manyetizma özelliği olabilir. Manyetik enerji, en çok gözlerden ve ellerden yayıldığı kabul edilen bir enerji türüdür. Bediüzzaman kendisinin de buna şahit olduğunu anlatır:</p>
<p><span style="color: #000080;">*Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim. (ŞUALAR, 5.Şua)</span></p></blockquote>
<p>Göz, dünyanın en güzel şeylerini görür, kulak en tatlı söz ve nağmeleri duyar,  güzellikleri hisseder. Akıl çevredeki başka güzellikleri anlar. Herbir duyguyla hissedilen güzellikler, birbirinden çok ayrı güzelliklerdir. Kalbin, ruhun ve diğer duyguların hissettikleri güzellikler ise daha ayrı güzelliklerdir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*güzelliğin bütün merâtibini fark eden insan gözü(SÖZLER, 23.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*göz ile görünen bu hadsiz in’âmlar, ihsanlar, lütuflar, keremler, inâyetler, rahmetler, perde-i gayb arkasında bir Zât-ı Rahmân-ı Rahîmin bulunduğunu sönmemiş akıllara, ölmemiş kalblere gösterir.(SÖZLER, 10.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözümüzün önünde bu hakîmâne, hafîzâne, müdebbirâne, mürebbiyâne, latîfâne şu işi yapan O’dur .(SÖZLER, 10.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsiz mânidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmûa-i kâinat ve bu mücessem Kur’ân-ı ekber-i âlem(SÖZLER, 13.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözünü aç, kafa fenerini bırak(SÖZLER,15.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Başını kaldır, gözünü aç, şu kâinat kitâb-ı kebîrine bir bak. Göreceksin ki, o kâinatın heyet-i mecmûası üstünde, büyüklüğü nisbetinde bir vuzuh ile hâtem-i Vahdet okunuyor.(SÖZLER, 22.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Demek, bütün gözün gördüğü ne kadar antika makineler var, o gizli Zâtın birer sikkesi hükmündedirler. Belki birer dellâl, birer ilânnâme hükmündedirler. Lisân-ı halleriyle derler ki: “Biz öyle bir Zâtın sanatıyız ki, bütün bu âlemimizi, bizi yaptığı ve suhûletle icad ettiği gibi kolaylıkla yapabilir bir Zâttır.”(SÖZLER,22.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Acaba gözleri kör olmuş, görmüyorlar mı ki, kâinat baştan aşağıya kadar hikmetlerle müzeyyen ve gâyelerle müsmirdir; ve mevcudât, zerrelerden güneşlere kadar, vazifelerle muvazzaftır ve evâmir-i İlâhiyeye musahharlardır.(SÖZLER, 25.Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Göz önündeki bu hakîmâne, kerîmâne, rahîmâne, rezzâkâne terbiyeti ve bu acîb ve hârika ve mu’cize keyfiyeti ne ile izah edebilirsin? (SÖZLER, 33. Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*göz sûretlerdeki güzellikleri ve âlem-i mubsırâtta güzel mu’cizât-ı kudretin envaını temâşâ eder. Vazifesi, nazar-ı ibretle Sâniine şükrandır. Nazara mahsus lezzet ve elem mâlûmdur, tarife hâcet yok.(SÖZLER, 32. Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözlere kâinat bostanındaki mânevî çiçekleri toplayan şuâât-ı ayniye gibi zâhirî ve bâtınî bütün duyguların.(SÖZLER, 33. Söz)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözle görünen bu hadsiz in’âmlar, ihsanlar, lütuflar, keremler, inayetler, rahmetler, perde-i gayb arkasında bir Zât-ı Rahmân-ı Rahîmin bulunduğunu sönmemiş akıllara, ölmemiş kalblere gösterir(ŞUALAR, 9.Şua)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Bu kâinatta, gözle görünen hakîmâne ef’âlin ve basîrâne tasarrufatın şehadetiyle (ŞUALAR, 2.Şua)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*gözle hissedilen bir güzellik, kulakla hissedilen bir hüsün bir olmaması ve akılla fehmedilen bir hüsn-ü aklî, ağızla zevk edilen bir hüsn-ü taam bir olmadığı gibi; kalb, ruh ve sair zâhirî ve bâtınî duyguların istihsan ettikleri ve güzel hissettikleri güzellikler, onların ihtilâfı gibi muhteliftir. (ŞUALAR, 4.Şua)</span></p></blockquote>
<p>Dünyada öyle insanlar bulunur ki hiç okula gitmemiştir, ilim tahsil etmemiştir, avamdır. Duyduklarını da tam anlayamazlar ve onlar için yalnız gördükleri, işittikleri vardır. Doğruya yanlışa öyle karar verirler. Kur’an onların anlayabileceği kadar basit, sade teşbihlerle, benzetmelerle onlara gerçekleri anlatır. Ama akılları gözlerine inmiş materyalistler bunlardan farklıdır, perdeler arkasında gizlenmiş gerçekleri kabul etmemek için her şeyi gözleriyle görürlerse kabul edeceklerini öne sürerler. Adeta akıllarını gözlerine indirmişler, manevi güzellikleri gözle görmeyi beklemektedirler. Hâlbuki onların birçoğu akıl gözüyle görülebilir. O da yetmezse kalp gözüyle görülür.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000080;">*yalnız gözü bulunan, kulaksız, kalbsiz, ilimsiz tabakasına (MEKTUBAT, 19.Mektup)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*hem kesretli tabaka olan tabaka-i avam, gözüne daha ziyade itimad ettiği için, (MEKTUBAT, 28.Mektup)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*kırk tabakadan, yalnız gözüne itimad eden tabakasına karşı(MEKTUBAT, 28.Mektup)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Gözlü tabakasıdır. Yani, âmi avamdan veyahut aklı gözüne inmiş maddiyunlar tabakasına(MEKTUBAT, 29.Mektup)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*akılları gözlerinde olan avâma ders veren fiildir.(MÜNAZARAT)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Siz avâm olduğunuzdan hayâlinizle tefekkür, gözünüzle taakkul ettiğinizden, temsil size bürhân-ı nazarîden daha ziyâde muknîdir.(MÜNAZARAT)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*müteşabihat denilen Kur’an-ı Kerimin üslupları, hakikatlere geçmek için ve en derin incelikleri görmek için, avam-ı nasın gözüne bir dürbün veya numaralı birer gözlüktür. (İ.İCAZ, Nübüvvet hakkında)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Çünkü gözleriyle gördükleri şeyler, onlarca bedahet derecesine girmekle, onun hilafı onlarca muhaldir.(İ.İCAZ, Nübüvvet hakkında)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*en âmî adam, göz kulakla diyecek (SÖZLER, Lemaat)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*İkinci tabaka: Gözlü tabakasıdır. Yani, âmi avamdan veyahut aklı gözüne inmiş maddiyunlar tabakasına (MEKTUBAT, 29.Mektup)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Herşeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatta kördür.(MEKTUBAT, Hakikat çekirdekleri)</span></p>
<p><span style="color: #000080;">*Evet, herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatı göremez. (MUHAKEMAT)</span></p></blockquote>
<p>Dr. Selçuk Eskibuçuk</p>
</div>
</article>
<nav id="nav-single"></nav>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><img loading="lazy" decoding="async" id="wpstats" src="http://pixel.wp.com/g.gif?v=ext&amp;j=1%3A4.6&amp;blog=16409586&amp;post=42814&amp;tz=3&amp;srv=www.nurnet.org&amp;host=www.nurnet.org&amp;ref=http%3A%2F%2Fwww.nurnet.org%2Fbenzemezlik%2F&amp;rand=0.6827760964667284" alt=":)" width="6" height="5" /></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bediuzzaman-penceresinden-goz/">Bediüzzaman Penceresinden “Göz”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bediuzzaman-penceresinden-goz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz&#8217;ün Yüceliği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gozun-yuceligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gozun-yuceligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2015 04:31:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Yüceliği]]></category>
		<category><![CDATA[Göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz'ün Yüceliği]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Cisri]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Hamidiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2738</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şurasını da mülahaza etmeliyiz ki: Gözün çapı bir kırat miktarı yokken, bütün dağları, taşları, suları, ağaçları, nice ovaları, vadileri ve türlü türlü hayvanları ile beraber geniş yeryüzü sureti tafsilatıyla ağ tabakasında görünebilir. Güya ki ağ tabakası bir deniz sahili imiş de ışık dalgaları ona her taraftan akıp geliyor ve milyonlarca masnûât onda görünüyor. Hakikaten bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozun-yuceligi/">Göz’ün Yüceliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/gozun-yuceligi/0_e633a_5fae2071_xl/" rel="attachment wp-att-19309"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-19309" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL.jpg" alt="" width="339" height="227" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL.jpg 800w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-600x402.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-300x201.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/0_e633a_5fae2071_XL-768x515.jpg 768w" sizes="(max-width: 339px) 100vw, 339px" /></a></p>
<p>Şurasını da mülahaza etmeliyiz ki: Gözün çapı bir kırat miktarı yokken, bütün dağları, taşları, suları, ağaçları, nice ovaları, vadileri ve türlü türlü hayvanları ile beraber geniş yeryüzü sureti tafsilatıyla ağ tabakasında görünebilir. Güya ki ağ tabakası bir deniz sahili imiş de ışık dalgaları ona her taraftan akıp geliyor ve milyonlarca masnûât onda görünüyor.</p>
<p>Hakikaten bu acayip husus efkara hayret verse sezadır. Subhanallah! O küçücük hacmin içinde görünen mütenevvi eşya suretleri ne kadar ince şeylerdir ki bütün müştemilatıyla beraber geniş yeryüzünü andırıyor da hiçbir cüzünü görüşten hariç bırakmıyor.</p>
<p>Böyle âlî ve harika bir eser sahibi Fâtır-ı Hakîm’in ulvi kudretinin ve yüce hikmetinin derecesinin tayin edilmesi beşer takatinin haricinde olmaz mı?</p>
<p>Subhanallah! Onun şanı ne yücedir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Risale i Hamidiye-Hüseyin Cisri</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozun-yuceligi/">Göz’ün Yüceliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gozun-yuceligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
