<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>gen | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/gen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Aug 2020 14:10:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>gen | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnsanların Simaları Neden Farklıdır?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insanlarin-simalari-neden-farklidir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insanlarin-simalari-neden-farklidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2020 14:10:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanların Simaları Neden Farklıdır?]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Çeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Hücrelerde Yazılan Farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Simalardaki Farklılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24622</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Prof. Dr. Haşan Acar Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı Bir insan topluluğuna bakıldığında, her bireyin simasının diğerlerinden farklı olduğu görülür. Bu farklılık, insan tarihi kadar eski ve ilgi çekici bir konu olmuş ve sürekli araştırılmıştır. Her insanın simasında, anatomik olarak, saç, alın, kaş, göz, şakak, burun, ağız, dudaklar ve çene [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insanlarin-simalari-neden-farklidir/">İnsanların Simaları Neden Farklıdır?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24648 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-300x200.jpg" alt="" width="422" height="281" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-600x401.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/121497.jpg 692w" sizes="(max-width: 422px) 100vw, 422px" /></p>
<p><em>Prof. Dr. Haşan Acar</em></p>
<p>Selçuk Üniversitesi<br />
Tıp Fakültesi<br />
Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı</p>
<p>Bir insan topluluğuna bakıldığında, her bireyin simasının diğerlerinden farklı olduğu görülür. Bu farklılık, insan tarihi kadar eski ve ilgi çekici bir konu olmuş ve sürekli araştırılmıştır. Her insanın simasında, anatomik olarak, saç, alın, kaş, göz, şakak, burun, ağız, dudaklar ve çene gibi yapılar bulunur. İnsanların simasında bu ortak yapıların olmasına rağmen, hiçbir insan diğerine benzemez. Dolayısıyla, milyonlarca kişi arasından simasını bildiğimiz kişiyi tanıya bilmekteyiz.</p>
<p><em>Fertlerdeki yüz farkını hâsıl eden yapılar nelerdir? Hangi incelikli moleküler</em> dü­zenlenme <em>bu farklılığımızı ortaya koymada kullanılıyor?</em> gibi soruların bilimsel temeli, hala araştırılmaktadır.</p>
<p>Her fertteki sima farklılığına toplum düzeyinde bakıldığında, konu daha önemli bir boyut kazanmaktadır. Eğer toplamları hâsıl eden bireylerin simaları birbirinden farklı yaratılmasaydı, fert ve toplum hayatındaki karmaşanın boyutlarını tahmin et­mek, çok zor olmazdı.</p>
<p>Toplumda adalet, hak, hukuk ve düzen alt üst olur ve masum insanlar suçlu du­rumuna düşer; hak sahibi olanlar haklarını alamazlardı. Hâlbuki dünya kuruldu kurulalı hiçbir insanın simasının diğerine benzemediği, bundan sonra da benzeme­yeceği bilinmektedir.</p>
<p>Öyle ise, milyarlar ile ifade edilen insanların simalarının birbirine benzememesi nasıl mümkün olmaktadır?</p>
<p>Bunu yapanın öyle bir ilmi olması gerekir ki, geçmişteki, hâlihazırdaki ve gele­cekteki her insanın simasının detayını bilmesi ve dünyaya gelecek kişilerin simasını da ona göre tasarlayıp planlaması gerekir. Bu süreçte, tesadüfün izine asla rastlan- mamaktadır.</p>
<p><strong>Simalardaki Farklılık, Sonsuz Bir Kudretin Eseridir</strong></p>
<p>İnsan simasının ferde has yaratılmasında, bir kast, bir plan ve program, bir kudret ve irade olduğu, görülmektedir. Burada, her insan simasının kendine özgü yaratılmasında kasti bir plandan söz edersek, aynı zamanda bu plan çerçevesinde işleyen programı yazanın ilim ve kudretinin de farkına varmış oluruz. Tabii olarak, burada bir programdan söz ediliyorsa, programı yazanı da tanıma gereği vardır. Programın mükemmeliyeti, programı yazanın çok daha mükemmel olduğunu gösterir.</p>
<p>Bu mantık kuralı gereği, basit bir iğne varsa bunun mutlaka ustasının olması; bir harf varsa, bunun da mutlaka bir kâtibinin (yazanın) olması gerekir. Tesadüfler veya tabiat denen cansız ve şuursuz varlıklar, en küçük bir programı dahi ortaya koy­maktan çok uzaktır. Bu basit mantık çerçevesinde, her bir insanın simasının kendine özgü ve diğer insanlardan farklı yaratılmasının maddî sebeplerini ve bununla ilgili hücrede yazılmış olan programı anlamaya çalışalım.</p>
<p><strong>Hücrelerde Yazılan Farklılık</strong></p>
<p>İnsanın en küçük canlı birimi, hücredir. Hücrelerde gerçekleşen olaylar sonucu, insanın fenotipik (fiziki ve fizyolojik dış görünüş) özellikleri ortaya konur. Hücrede her bir olay, bir düzen içerisinde gerçekleştirilir. Hücrelerde ve dolayısıyla insanda, bu düzenin işleyişi hücrelere yerleştirilen bir program ile yürütülmektedir. Hücrede, en önemli program, hücre çekirdeğine konmuştur. Hücredeki bu programın çalış­ması, her yönüyle bir mühendislik harikası olup, onu anlamak ve işleyişindeki sırlan çözmek için yıllardır bilim insanları uğraşmaktadır.</p>
<p>Hücre biyolojisi ve genetik çalışmalar ile en küçük canlı yapı birimimizde, yeni yeni mükemmel mekanizmalar ve işleyişler keşfedilmektir. Elde edilen bu bulgular, bilim dünyasını hayretler içerisinde bırakmaktadır. Hücredeki, her bir yapı birimi ayrı bir sanat eseri olmakla birlikte, hücrenin çekirdeğindeki DNA molekülüne yazılmış genetik program ve bu programın işleyişinin daha da harikalar harikası ol­duğu görülmektedir.</p>
<p>Bir insanın DNA&#8217;sındaki bilgiyi ansiklopediye aktarmak mümkün olsa, bunun, yüz metre kare genişliğinde, buradan aya kadar bir alanı kaplayacak ansiklopediye ancak sığabileceği ifade edilmektedir. İğne ucundan binlerce küçük bir alana böyle bir bilginin depolanması, ne muazzam ve ne muhteşem bir kudret, ilim ve iradenin eseridir.</p>
<p>Biyolojik olaylarda, hayatın varlığını ve mahiyetini sebeplere bağlamak ve o se­beplerle açıklamak mümkün değildir. Diğer yapıların teşekkülünü, <em>Nasıl oluyor? </em>sorusuna, bir kimyasal reaksiyonu anlama ve çözme gibi, sebepler ile izah getirmek mümkündür. Çünkü hücredeki programın yazılımında, atomlar ve moleküller çok mükemmel bir sanatkârlıkla kullanılmıştır. Bu çerçevede, genetik yapıda, yazılmış programın düzeni ve her bir ferde has sima teşekkülünün biyolojik ve genetik işleyişinin ana hatlarını anlamaya çalışacağız.</p>
<p><strong>İnsan Simasında Yüzden Fazla Gen Görev Almaktadır</strong></p>
<p>Diğer biyolojik konularda olduğu gibi, kişiye özgü simaların yaratılması ve bunların biyolojik işleyişi ile ilgi ilk çalışmalar, tek yumurta ikiz çalışmalarıyla başlamıştır. Çünkü tek yumurta ikizlerinin genetik yapısının aynı olması, incelenecek fenotipik yapı üzerinde genetik yapının ve çevresel faktörlerin etkisinin ortaya kon­ması bakımından önemlidir. Bu çalışmalar ile genetik potansiyelin ortaya çıkarıl­masında çevre faktörlerininde kullanıldığı gösterilmiştir. Bireye özgü sima gelişiminin kalıtsal temellerini anlamak için biyolojik mekanizmalara girmek gerekmektedir. İn­sandaki simanın teşekkülünde 100&#8217;den fazla genin doğrudan etki ettiği bilinmek­tedir.</p>
<p>Bilindiği üzere, bir insanın yaratılması, babanın sperm ve annenin yumurta hüc­relerinin birleşip, <strong>zigot </strong>denen tek hücre oluşumu ile başlar. Bu tek hücre, insanın maddî (cismani) hayat hikâyesinin başlangıç noktasıdır. Hayatımızın başlangıcı olan bu hücredeki genetik programın kombinasyonu ve tekrar düzenlenip bir program çerçevesinde adım adım çalıştırılması mükemmel bir düzenin göstergesidir. Hücre­lerdeki bu işleyiş sürecinde, bireye özgü fenotip olarak isimlendirdiğimiz, simaların oluşumu da dâhil, tüm fenotipik çeşitliliğimiz belirlenir. Burada hücre çekirdeğindeki genetik programın çalışma detaylarına girmeden, yüzeysel bir bakış açısı getirmeye çalışalım.</p>
<p>İlk önce <strong>kromozom, gen </strong>ve <strong>alel </strong>nedir? Kısaca ve en basit şekliyle izah ettikten sonra, bu yapıların kişiye özgü sima gelişimine nasıl bir katkı sağladığını anlamaya çalışalım.</p>
<p>Kromozomun yapısını kısaca tarif edecek olursak; hücrede, mitoz ve mayoz işlemlerinin başlangıcında, hücre çekirdeğindeki DNA yapısının (genetik program içeren yapıların) özel proteinler ile sistematik ve düzenli bir şekilde paketlenmesi sonucu oluşan yapılardır. Yani, kromozomlar DNA&#8217;lardan, bu DNAlar da; Pürinve pirimidin bazlarından, şeker ve fosfat, molekülleri ile protein ve nükleik asitlerden meydana gelmektedir. Onların da temeli; karbon, hidrojen, oksijen, azot ve fosfor atomlarıdır.</p>
<p>Bu oluşum sonucunda, insanın eşey hücreleri de dâhil her bir hücrede 23 çift (46) kromozom bulunur. Bu yapılar, tamamen hücrede daha sonra çalışacak programların bir parçası olup, bireysel farklılıklarımızın oluşumundaki bilinen birinci basamaktır. Fenotipik (Dış görünüş) özelliklerimizin oluşturulmasında kullanılan genler ise, bir görevi yerine getiren DNA bölgeleridir. Genler, hücrenin bölünmesin­den önce çekirdekte, hücre bölünmeye girdiğinde ise, kromozom yapıları üzerine yerleştirilir.</p>
<p>Genlerin yapısı ise; Adenin (A), Guanin (G), Sitozin (S) ve Timin (T) molekül* terinden oluşturulmuş, polinükleotid yapılardır. Genel olarak, bir insanın hücresin­deki DNA dizilimi ile diğer bir insanın DNA dizilimi %99&#8217;dan daha yüksek oranda benzerlik gösterir. Çok küçük oranda değişiklik bulunmaktadır. Varyasyonlar (ki mu- tasyon olarak adlandırılmazlar) olarak bilinen bu değişiklikler, bireysel fenotipik farklılığımızı hâsıl eder.</p>
<p>Ayrıca her bireyin genlerindeki bu küçük değişiklikler, alellik değişimler olarak isimlendirilir. Bu küçük farklılıklar, bireysel farklılıklarımızın oluşturulmasındaki diğer bir temel mekanizmadır.</p>
<p><strong>Trilyonlarca Genetik Çeşitlilik Nasıl Mümkün Olmaktadır?</strong></p>
<p>Eşey hücreleri dediğimiz annedeki yumurta, hücresi, babadaki sperm, mayoz bölünme geçirirken, yavru hücreyi oluşturacak gamet hücrelerine atadan (anne ve babadan) alınan kromozomal yapıların yavru gamete aktarılması ciddi bir mate­matiksel kombinasyon ile gerçekleştirilir.</p>
<p>Şöyle ki; 46 kromozomlu (23 çift) ana üreme hücrelerinde, mayoz bölünme ile 23 kromozomlu gamet hücreleri oluşturmak için kromozom sayısı bir düzen içinde yarıya indirilir. Yani, normal vücut hücreleri 46 kromozomlu iken, yumurta hücresi de, sperm de 23 kromozomludur. Bu 23 kromozomlu yumurta hücresine ve sperme, aynı zamanda <strong>gamet </strong>adı da verilir. Bir insanda aynı anda milyonlarca sperm yaratılmaktadır. Her bir spermin gen kombinasyonu diğerinden farklıdır. Çünkü kromozomların duruş şekli ve komşuluk ilişkileri, bu kromozomlardaki genlerin etki tarzını değiştirir.</p>
<p>Üreme hücrelerinde, yani yumurta ve sperm teşekkül ederken, 23 çift kromo- zomun her bir çiftinden birini mayoz bölünmenin birinci ve ikinci bölünme ile gamet hücrelerine aktarımı gerçekleştirilir. Sadece bir bireyin anne ve babasından aldığı kromozom yapılarının yavru gamete verme kombinasyonuna baktığımızda, mate­matiksel olarak, 223 (8.388.608 çeşit) farklı kromozom üreme hücresi yaratılma ih­timali bulunmaktadır.</p>
<p>Bu olayı, her iki ebeveynde de düşündüğümüzde, olaydaki, matematiksel değer daha da artmaktadır. Böylece, dünyaya gelen yavru, annesinden farklı çeşitliliğe sahip 23, babasından da farklı çeşitliliğe sahip 23 kromozom alarak, ebeveynleri gibi yeni kombinasyonla 46 kromozoma sahip olur.</p>
<p>Burada, her bir kromozom üzerindeki sadece bir gendeki değişikliği (alellik yapıyı) dikkate aldığımızda, kromozomların mayoz ile gametlere aktarımındaki matematik­sel kombinasyon trilyonları bulmaktadır. Diğer taraftan, mayoz bölünmede, sadece kromozom çiftleri farklı kombinasyonlarla yavru hücrelere aktarılmıyor. Aynı za­manda, her kromozom üzerindeki yerleştirilmiş farklı genler ve bu genlerdeki farklı alellik yapılar harmanlanarak yavru hücrelere aktarılıyor.</p>
<p>Olayı biraz daha moleküler seviyede ele alacak olursak, mayozdaki <em>krosing-over </em>(parça değişimi) mekanizması ile bireyin anne ve babasından aldığı genetik yapı (DNA zincirleri) mükemmel mekanizmalar ile harmanlanmaktadır. Bu mekanizma ile gamet üretecek bireyin homolog kromozomları arasındaki DNA parça değişimi, alellik yapı değişikliklerinin daha farklı kombinasyonlar oluşumuna neden olmakta­dır.</p>
<p>Her gendeki değişimler sonucu, oluşacak gametlerdeki alel muhtevasının çeşitliliği artacaktır. Bu durum, gelişim biyolojisinde rol alan genleri hiç dikkate al­madan düşünecek olursak, her iki ebeveynde de genetik yapının harmanlanması düşünüldüğünde, oluşan gametlerden meydana gelecek bireyin fenotipik farklılığı trilyonları aşmaktadır.</p>
<p>Böyle bir durumda, çok az sayıdaki genlerde, alellik değişimler sonucu oluşacak faklı sima sayısı, hesap rakamlarına sığmayacaktır. Diğer taraftan, insan genom projesinin sonlanması ile birlikte, bir insan hücresinde yaklaşık 25 000 civarında genin olduğu tahmin edilmektedir. Burada, yirmi beş bin geni de hesaba katarsak ve bunların ifade edilme mekanizmalarındaki değişkenlikleri düşünürsek, geçmiş ve gelecek bütün insanların simalarının yüzlerce katı büyüklüğünde sima çeşitliliği matematiksel olarak mümkün olduğu görülmektedir. Ayrıca, kromozomların yavru gametlere dağıtımı, genlerdeki farklı aletlerin okunması veya kullanılma tercihi ve sıklığı, ayrıca genlerin ifadelerinde farklı mekanizmaların kullanılması, simalarımızın birbirinden farklılığını oluşturmaktadır.</p>
<p>Hiçbir zaman, yanlışlıkla veya tesadüfen konulan bu programın dışına çıkılıp bir insanın simasının diğer bir insan simasının aynısı veya bir masumun siması caninin siması şeklinde yaratılmamaktadır. Simaların yaratılmasında bir karışıklık olmaması ve her simanın özenle yaratılması bir gayenin, bir intizamın, bir ölçünün ve bir hik­metin varlığını göstermektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, insanlar hep aynı sima ile yaratılsaydı, insanlık karmakarışıklığa sürüklenip, toplum yaşanmaz hale gelirdi. Şükür ki, her insanın simasına ağız, göz, kulak gibi temel azalarda benzerliğin yansıra, trilyonlarca ihtimal içerisinde her simanın farklı ve o insana has yaratılması, o simada kullanılan atomlar adedince, o sımayı yaratana teşekkürü gerektirir.</p>
<p>Bilimlerin Işığında Yaratılış (Haz:Adem Tatlı)syf:231-237</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a><a href="#_ftnref23" name="_ftn23"></a></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insanlarin-simalari-neden-farklidir/">İnsanların Simaları Neden Farklıdır?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insanlarin-simalari-neden-farklidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsandaki Genlerin Mahiyeti</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insandaki-genlerin-mahiyeti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insandaki-genlerin-mahiyeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2020 14:07:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsandaki Genlerin Mahiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[DNA zincirleri]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Eskiçubuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24645</guid>

					<description><![CDATA[<p>Op. Dr. Selçuk Eskiçubuk Genel Cerrahi Uzmanı İş Yapan Sanki Sebepler Gibi Görünüyor Yüce yaratıcı bu dünyada yaptığı işlere sebepleri perde yapmıştır. Genler, hormonlar ve enzimler, moleküller, atomlar hepsi de insan vücudundaki özel görevli memurlardır ve O&#8217;nun ilim ve irâdesine birer perdedirler. Sebeplere dışarıdan bakıldığında, sanki esas fiili yapanlar anlarmış gibi görüne­bilir. Sonuçlarla sanki yapışıkmış [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insandaki-genlerin-mahiyeti/">İnsandaki Genlerin Mahiyeti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-24646 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/insanlar-basit-mikroorganizmalardan-gecmis-100-den-fazla-geni-barindiriyorlar-bilimfilicom-300x152.jpeg" alt="" width="491" height="249" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/insanlar-basit-mikroorganizmalardan-gecmis-100-den-fazla-geni-barindiriyorlar-bilimfilicom-300x152.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/insanlar-basit-mikroorganizmalardan-gecmis-100-den-fazla-geni-barindiriyorlar-bilimfilicom-600x305.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/08/insanlar-basit-mikroorganizmalardan-gecmis-100-den-fazla-geni-barindiriyorlar-bilimfilicom.jpeg 638w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" /></p>
<p><em>Op. Dr. Selçuk Eskiçubuk<br />
</em>Genel Cerrahi Uzmanı</p>
<p><strong>İş Yapan Sanki Sebepler Gibi Görünüyor</strong></p>
<p><u>Yü</u>ce yaratıcı bu dünyada yaptığı işlere sebepleri perde yapmıştır. Genler, hormonlar ve enzimler, moleküller, atomlar hepsi de insan vücudundaki özel görevli memurlardır ve O&#8217;nun ilim ve irâdesine birer perdedirler.</p>
<p>Sebeplere dışarıdan bakıldığında, sanki esas fiili yapanlar anlarmış gibi görüne­bilir. Sonuçlarla sanki yapışıkmış gibi olduğu, yani gerçek etkinin olduğu düşünüle­bilir. Ama gerçek acaba öyle midir? Sebeplerle netice arasındaki mesafe kısa görünürken aslında çok uzundur. Çünkü sebepler şuursuz, akılsız, cansız, ilimsiz ve hikmetsiz varlıklardır. Ama sebeplerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan en son neti­ce, büyük bir amaç ve gayeyi göstermekte ve bu sonucun, sonsuz ilim, irade ve kud­retin eteri olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Dağlara uzaktan bakıldığında gökyüzünün etekleri ile yakın ve bitişik gibi görünür. Asında dağın ufuk çizgisinden gökyüzünün eteklerine kadar olan mesafe nice yıldızların doğduğu, nice gök cisimlerinin bulunduğu büyük bir alandır. İşte sebepler ile netice arasında da dıştan bakılınca yakın, fakat aslında çok uzak olan manevî bir mesafe ardır. O alanda Allah&#8217;ın (celle celâluhu) güzel isimleri bir yıldız gibi doğarlar. Ancak o yıldızlar göz ile değil iman dürbünü ve Kur&#8217;an&#8217;ın ışığı ile görülebilirler.</p>
<p>İnsanın ana rahmine düşmesinden doğumuna, doğumdan ölümüne kadar haya­tının devam etmesi için binlerce, milyonlarca sebeplere ihtiyaç var. Bu sebeplerden birisinin olmaması halinde o netice elde edilmiyor. Yeryüzündeki ilk insandan günü­müze, günümüzden de dünyanın sonuna kadar dünyaya gelecek olan insanların birbirlerine hiç benzemeyen yüzlerine yapmaya hiçbir sebebin gücü yetmez. Gen­lerin, enzimlerin, hormonların, proteinlerin, karbonhidratların, lipitlerin, mineralle­rin, vitaminlerin, kısaca moleküllerin ve atomların ne aklı ve de gücü vardır. Hâlbuki yapılan işlerde sonsuz bir gücün, nihayetsiz bir aklın ve yüksek bir kudretin eseri görünmektedir. Anlaşılan odur ki, atomdan galaksilere kadar bütün varlıklar yalnızca kendilerine yüklenen görevleri yaparlar.</p>
<p>İnsanda bulunan binlerce gen, kendilerine verilen görevleri eskizsiz yapıyor. Bazen de hikmet ve imtihanın gereği olarak, genlerin bir veya birkaçının görevini yapmaması isteniyor. O zaman bakıyorsunuz, bir takım hastalık ve noksan vücut yapıları karşımıza çıkabiliyor. Genetik ilminde yapılan araştırmalar, insan yapısının çok karmaşık olduğunu gösteriyor. Bugün bu konuda bilinenler henüz bilinmeyen­lerin milyonda ve hatta milyarda biri seviyesinde.</p>
<p>DNA zincirleri, özgül proteinleri sentezlemekle görevli &#8220;gen&#8221; adı verilen birim­lerden oluşur. Bütün bu genlerin tümüne birden <strong>&#8220;genom&#8221; </strong>adı verilir veya bir canlının sahip olduğu genetik bilgilerin tümüne genom denilir. İnsanın, kırmızı kan hücreleri ve cinsiyet hücreleri dışındaki her hücresinde 3,2 milyar bazdan oluşan <strong>genomu </strong>yer almaktadır. Yakın zamanda elde edilen veriler, insan DNA&#8217;sında 3.2 milyar baz çifti olduğunu gösterdi. Bunların % 99,9&#8217;u tüm insanlarda aynı; sadece 3 milyonu (% 0,1) insandan insana farklılık gösteriyor. İşte bu şifrenin, yani A-T ve C-G diziliminin % 3&#8217;ünü de genler oluşturmaktadır.</p>
<p>İnsan genomu, karmaşık bir ağa sahiptir. Genetik ve çevresel faktörler, tamamen iç içedir. <strong>İnsanda 31 bin gen </strong>vardır ve hepsi de birbirinden farklıdır. Genin bir parçası şeklindeki proteinler çok önemlidir. Çünkü bir hastalıkla ilgili ilaç geliştirmek için önce proteinin yapısındaki çalışma şeklinin öğrenilmesi gerekir. Bir insanda yaklaşık 300.000 civarında farklı protein vardır. Öyleyse her bir genin ortalama 10 değişik proteine ait şifre ihtivâ ettiği ve bu proteinlerin üretiminden sorumlu olduğu söylenebilir. İnsanda <strong>21 adet aminoasit </strong>vardır. İnsanın, bir sineğin sadece iki katı kadar ve hardal tohumundan biraz fazla gene sahip olduğunu biliyoruz. İnsan gen­leri, meyve sineği ve hardal tohumuna göre çok daha fazla çoğul protein üretim komutu vermektedir.</p>
<p>Genlerin tamamı her hücrede aktif olarak çalışmaz. Örneğin TSH adı verilen hor­monunu kodlayan gen her hücrede vardır, ancak sadece beyinin özel bir bölgesin­deki hücrelerde, hipofizde aktif olarak çalışır, TSH sadece bu hücrelerde üretilebilir. Genlerin içinde Adenin, Timin, Citozin ve Guanin (A, T, C, ve G harfleri ile gösterilir), çeşitli dizilişlere girmek suretiyle genetik şifreyi hâsıl eder. A yalnızca Tye bağlanır, yalnızca G‘ye bağlanır. <strong>Bir DNA molekülünün içinde bu harflerden 3 milyondan fazla harf vardır.</strong></p>
<p>Genler biyolojik donanımımızın önemli elemanlarıdır; fakat asla insan, genleri­nin emrinde çalışan bir robot değildir. Genleri emreden, insan da otomatik olarak onu yerine getiren bir varlık olarak görmek, insanı tanımamak demektir. Her insan akılla donatılmıştır ve aklıyla biyolojik donanımını yönlendirir. Yani genler onu değil, o genleri ve hatta tüm biyolojik donanımı kullanır. Genlere verilen görevleri bulabilir, genleri kullanabilir. Genler asla tek başına çalışmaz. Birbirileri ve diğer moleküllerle sürekli inanılmaz karmaşık yollarla etkileşim halindedirler.</p>
<p>Bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin, evrende bilinmeyenler bilinenlerden daha fazla olacaktır. Ne kadar bilgili olsak, çevredeki varlıklar hakkında çok sınırlı bir bilgiye sahibiz. Bütün yeteneklerimizi kullanmış olsakta, bu gerçeği değiştirenleyiz. Çünkü beş duyumuzla çok sınırlı bir algılama gücüne sahibiz. Araştırmalarda kullandığımız en duyarlı alet ve cihazlar da birçok yerde yetersiz kalıyor. İnsanın yapısını ve onun bağlı olduğu kanunları, bilimsel metotlar kullanarak belirli bir aşamaya kadar öğ­reniyor ama, gerçeğe ne kadar yaklaştığımızı hiçbir zaman bilemiyoruz.</p>
<p>İnsan şu evrenin önemli bir kitabı gibi. Biz henüz o kitabın harflerini keşfetmeye çalışıyoruz, ama henüz o kitaptaki kelimelerin anlamlarını kavrayamadık.</p>
<p><strong>Kâinatın Ustası Kim İse Hücrenin Ustası da Odur</strong></p>
<p>İnsan vücudunu meydana getiren hücreler ve içindeki organeller, dokular veya organlar, <strong>Geliniz şu insanın yaşaması için hepimiz baş başa verip çalış­malıyız </strong>diyerek mi bu kadar karmaşık işleri yapmaktadır?</p>
<p>Bu kadar sanatlı, hayret verici özellikte ve hikmetle yapılmış olan her bir hücre, kendi kendinin mi efendisidir? Hücrenin kendi içindeki her bir parçası bile birbirine mahkûm iken, nasıl diğer hücrelerin de efendisi olabilir?</p>
<p>Elbette hayır!&#8230; Kâinatın ustası kim ise, hücrenin ustası da O dur. Ve hücreler O Yaratıcının emrine tâbi olarak verilen görevleri yapmaktadırlar. Her bir hücrenin sanatkârı kim ise atomların, moleküllerin, yıldızların, ayın ve güneşin de ustası O&#8217;dur. Sonsuz evrende bir şeyin sahibi kim ise, her şeyin sahibi de O olacaktır. Çünkü kâinatın tamamı sanki nakışlı bir halı gibi dokunmuş. Halının ortasından geçen atkı ipleri, halının bütünüyle ilgili olduğu gibi, yeryüzü halısının da güneşle, yıldızlarla, hava ve su gibi atkı ipleriyle doğrudan ilgisi var. Bu halının ortasındaki en güzel, en sanatlı nakış da insan. Bu insanın bütün kâinatla münasebeti var. Gözü güneşle, midesi meyve ile bünyesi hava ile, ruhu ise bütün âlemlerle irtibatlı yaratılmış. Kâinatı anlamadan insanı bilmek, insanı bilmeden de Yaratıcısını tanımak mümkün değildir. Onun için Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem); <em>Nefsini bilen Allah&#8217;ı bilir</em> buyuruyor.</p>
<p>İşte bilimler, gerek sosyal, gerek psikolojik ve gerekse biyolojik yönden muamma olan bu insanı ve onun genetik yapısını bütün himmet ve gayretleriyle anlamaya ve çözmeye çalıyorlar. Allah&#8217;ın (celle celâluhu) antika bir eseri olan ve insan denen bu muammanın kıyamete kadar acaba yüzde on yapısını çözebilecek miyiz?</p>
<p>Pozitivist felsefecilerin ve ateistlerin, bir takım aşağı yapılı varlıklardan gelişigüzel ve tesadüflerin ürünü olarak meydana geldiğini ileri sürdüğü insan nerede, yaratılış taraftarlarının nazara verdiği; akıl, hayal, hafıza, merak, endişe ve muhabbet gibi duygularla bezenmiş olan, Allah&#8217;ın (celle celâluhu) yanında çok kıymetli ve en şerefli varlık olarak yaratılan insan nerede. Bu ikisinin arasında yerle gök kadar fark vardır.</p>
<p>Bilimlerin Işığında Yaratılış(Haz:Adem Tatlı)syf:603-607</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insandaki-genlerin-mahiyeti/">İnsandaki Genlerin Mahiyeti</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insandaki-genlerin-mahiyeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
