<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>G. Simmel | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/g-simmel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 27 May 2019 16:05:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>G. Simmel | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nazife Şişman &#8211; Mahremiyet &#8221;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nazife-sisman-mahremiyet-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nazife-sisman-mahremiyet-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 May 2019 16:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[G. Simmel]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet.]]></category>
		<category><![CDATA[Modern İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Nazife şişman]]></category>
		<category><![CDATA[popülerlik]]></category>
		<category><![CDATA[siber toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Zygmunt Bauman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=22217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Simmel’e (1971: 331-2) göre modern insanın belirleyici özelliklerinden biri, ihtiyatlı davranma eğilimidir. İnsanların genelde birbirlerini tanıdıkları kırsal yaşam formunun aksine, komşu olanların bile birbirlerinden çoğunlukla habersiz oldukları kentteki yaşam biçimi, güvensizlik hissiyatına neden olmakta ve bu durum da kentte yaşayan insanlarda ihtiyatlı davranma eğilimini artırmaktadır. Tanış olma hâli dolayısıyla birbirlerine karşı ihtiyatlı olma hâlinin daha [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nazife-sisman-mahremiyet-alintilar/">Nazife Şişman – Mahremiyet ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/DyFoVPdU0AYStD3.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-22218 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/DyFoVPdU0AYStD3.jpg" alt="" width="524" height="329" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/DyFoVPdU0AYStD3.jpg 1200w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/DyFoVPdU0AYStD3-600x377.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/DyFoVPdU0AYStD3-300x189.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/DyFoVPdU0AYStD3-768x483.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/DyFoVPdU0AYStD3-1024x643.jpg 1024w" sizes="(max-width: 524px) 100vw, 524px" /></a></p>
<p>Simmel’e (1971: 331-2) göre modern insanın belirleyici özelliklerinden biri, ihtiyatlı davranma eğilimidir. İnsanların genelde birbirlerini tanıdıkları kırsal yaşam formunun aksine, komşu olanların bile birbirlerinden çoğunlukla habersiz oldukları kentteki yaşam biçimi, güvensizlik hissiyatına neden olmakta ve bu durum da kentte yaşayan insanlarda ihtiyatlı davranma eğilimini artırmaktadır.</p>
<p>Tanış olma hâli dolayısıyla birbirlerine karşı ihtiyatlı olma hâlinin daha arka planda olduğu kırsal yaşamın aksine, gündelik yaşamlarında sayısız insanla karşılaşan modern kent sakinleri arasında, mahremiyet barındıran denetleyici bir sosyallik ya da karşılıklı bir yabancılık hâlinin var olduğuna dikkat çeken Simmel, bu durumun modern kent sakinlerinin, kasabalıların nazarında soğuk ve kalpsiz insanlarmış gibi algılanmalarına neden olduğunu ifade eder. Gittikçe kalabalıklaşan modern kentlerde, fiziksel ve mekânsal yakınlığın artmasına zıt olarak, zihinsel mesafe de artar.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Simmel’in modern birey tipinin geleneksel birey tipinden daha ihtiyatlı olduğu yönündeki tespiti de dijital ilişkiler söz konusu olduğunda eleştiriye oldukça açıktır. Zira göster(t)me ve gör(ün) me ilişkisine dâhil olan sosyal medya kullanıcılarının büyük kısmında ihtiyatlı davranmanın ortadan kalktığını ve sosyal medya mantığının her şeyden önce ihtiyatlı davranmaya karşı olduğunu belirtmek gerekir. Mahremiyet bazı yönlerden ihtiyatı gerektirir. Ancak mekânsal ayrımların ortadan kalktığı sosyal medyada, bireylerin yaşamlarının en özel anlarını, dijital popülerlik amacıyla başkaları için görünür kılma hâlleri dikkate alındığında, mahremiyet ve ihtiyat bildiğimiz anlamını yitirmektedir.</p>
<p>Z. Bauman, bir Facebook kullanıcısının bir günde beş yüz arkadaş edindiğini övünerek ifade ettiğini ve yalnız bir günde elde edilen bu sayının, kendisinin 86 yıllık yaşamında edindiği toplam arkadaş sayısından fazla olduğunu belirterek, bir insanın yaşamında kayda değer ilişki kurabileceği insan sayısının sınırlı olmasına rağmen, sosyal medyada bu sınırların kalkmasının ve neredeyse hiç çaba gerektirmeden kurulan sanal yakınlıkların sorunlu yönlerine dikkat çeker (Bauman &amp; Lyon, 2016: 54). Dijital olmayan yakın ilişkilerin sağladığı güven ve ihtimam, sosyal medyadaki ilişkilere egemen olan daha çok kişiye ulaşma arayışında çoğunlukla kaybolmaktadır. Bu durum mahremiyet olgusunda ciddi dönüşümlere neden olmaktadır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>T.Veblen (2005), toplumsal tabakanın farklı katmanlarındaki insanların, toplum nezdinde daha çok itibar elde etmek için bir statü göstergesi olarak gösterişçi tüketimde bulunma eğilimi taşıdıklarını söyler. Sosyal sınıflar arasındaki sınır çizgilerinin giderek belirsizleştiği modern toplumlarda, iyi bir isim kazanmanın ve bunu sürdürmenin, gösterişçi tüketime bağlı olduğuna dair algı yaygınlaşır. Bu noktada üst tabakadakiler, toplumsal itibar göstergesi olarak lüks tüketimde bulunurken, orta ve alt tabakadakiler, üst katmandakilerin modaya dönüşen hayat tarzını, kendi görgü idealleri olarak kabul ederler ve toplumsal açıdan daha fazla prestij elde etmek arzusuyla buna göre yaşamaya çalışırlar.</p>
<p>Sosyal medya kullanıcıları açısından konuya yaklaşıldığında, günümüzde popüler sosyal medya araçlarını kullanmak ve sanal dünyada mümkün olduğunca fazla sayıda kitleye erişmek, toplumsal açıdan bir prestij göstergesi olarak kabul görmektedir. Sosyal medya kullanıcılarının sahip oldukları takipçi sayısı ve paylaştıkları iletilerin beğenilme sayısı, kitleler nezdindeki popülerliğin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.3</p>
<p>*********</p>
<p>3.Konuya uzak gelecekten bir projeksiyon tutulduğunda, Black Mirror dizisinin 3. sezon 1. bölümü bu konuda ilginç kesitler aktarmaktadır: Dizide insanlar bir şekilde etkileşime geçtikleri, tanıdık ya da yabancı kişilere, I&#8217;den 5’e kadar puanlar vermektedir. Yapılan dijital puanlama, doğrudan bireylerin statülerini belirlemektedir. 5 puana yaklaştıkları oranda insanlarin popülerliğe artmakta ve bu durum, toplum içerisindeki prestijlerini ve ilişkilerini yakından etkilemekte ve hayatlarinın seyrinde de belirleyici olmaktadır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Sosyal medyada popülerlik üzerinden elde edilen yüksek sanal statünün, birtakım kazançları beraberinde getireceği inancı, bu tür hadiselerin sıklıkla yaşanmasına neden olmaktadır. Elbette bu tek taraflı bir ilişki değildir. Nitekim sosyal medya kullanıcılarının, yaşamlarının mahrem kısımlarını ve anlarını içerecek şekilde yaptıkları paylaşımlardan ve temel ilgilerinden hareketle; siyasal, ekonomik, kültürel ya da sosyal eğilimleri ile ilgili, yapay zekâ programları aracılığıyla kişisel profiller oluşturulmakta ve bu kişisel bilgiler, kullanıcıların rızaları dışında şirketlere, siyasetçilere ya da istihbarat birimlerine pazarlanabilmektedir. Elde edilen bu bilgiler aracılığıyla, kitlelerin sosyal ya da siyasal düzeyde nasıl manipüle edilebilecekleri veya daha fazla tüketime nasıl yönlendirilebilecekleri gibi konularda stratejiler oluşturulmaktadır.5</p>
<p>********</p>
<p>5 Böyle şeylerin olduğu bilinmesine rağmen, sırf kamuoyu haberdar olduğu içın skandal olarak nitelendirilen, Londra’daki Cambridge Analytica isimli veri analiz şirketinin, 87 milyon civarındaki Facebook hesabından, izinsiz olarak topladığı kişisel verileri, ABD ve İngiltere’deki seçimleri etkilemek için kullandığına yönelik Mart 2018’de çıkan haberler bu anlamda ilginçtir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Sosyal medyada mahremiyetin ifşası sadece kullanıcıların kendi özel hayatları ile sınırlı da kalmamaktadır. İhtimam ve ihtiyat bir tarafa bırakılarak hane halkının, bebeklerin, çocukların, diğer tanıdıkların ya da hiç tanıdık olmayanların da özel hayatları sosyal medya araçları üzerinden nesneleştirilebilmektedir. İntihar girişiminde bulunanlar örneğinde olduğu gibi vahim bir olaya dahi denk gelindiğinde, beğeni alma ve takipçi sayısını çoğaltma umuduyla, sosyal medya üzerinden yapılan canlı yayınlar, (Ölülerin mahremiyetinin hiçe sayılarak) naaşların yanı başında yapılan ya da (hasta mahremiyeti ihlal edilerek) ağır hastalarla yapilan özçekimler, katılan ünlülerle sırf özçekim yapmak için ünlü cenazelerine gitmek6 ve böylece mutsuzluklardan dahi mutluluk devşirmeye çalışır hâle gelmek, olayın marazi bir boyuta varabildiğinin göstergesidir.</p>
<p>Diğer taraftan mahremiyetten mahrum edilmiş ibadetler, ihlası zedeleyici unsurlar içermesine rağmen, sosyal medya araçlarında paylaşım yapmak için ibadet esnasında ya da kutsal yerlerde yapılan özçekimler de bu konuda sorgulanması gereken bir diğer husustur.7</p>
<p>**********</p>
<p>6. Bu konuda bir haber örneği için bkz. <a href="https://www.haberler.com/rey- han-karaca-hakan-altun-un-babasinin-10203254-haberi/">https://www.haberler.com/rey- han-karaca-hakan-altun-un-babasinin-10203254-haberi/</a></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Günümüzde insanlar arasındaki ilişkiler duygusallıktan arındırılıp, rasyonelleştirildiği oranda, her bir insanın pozitif ya da negatif anlamda sayısal bir karşılığı bulunmakta ve bu hâliyle ilişkiler, nitelikten giderek arındırılıp, niceliğin ön plana çıktığı bir hüviyet barındırmaktadır. Sosyal medyadaki ilişkiler bunun canlı bir yansımasıdır ve sanal âlemde kişinin toplumsal tanınırlığını ya da popülaritesini belirleyen başlıca ölçüt, takipçilerine ve aldıkları beğeniye tekabül eden sayısal değerle ölçülmektedir. Bireyler yaşamlarını gerçek olandan koparıp, sanallaştırdıkları oranda, sanal bir bağımlılık hâli ortaya çıkmakta ve böyle bir durumda da takipçi sayısı ve beğenilerle kurulan ilişki, legal yoldan temin edilen sanal bir uyuşturucu gibi olmaktadır.</p>
<p>Bu tür bir bağımlılık hâline kapılmış olanlar, paylaştıkları iletiler beğeni aldığında ve takipçi sayıları arttığında, sanal uyuşturucu almışçasına mutlu olmakta, aksi durumda ise depresyona girmektedirler. Sosyal medya kullanıcıları arasında, kitlelerin beğenisi önemsendiği oranda da en mahrem alanları kapsayacak şekilde hayatın metalaştırılması ve kitlelerin beğeni alımına sunulması söz konusudur.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Duyguların, duyuların, duyarlılıkların, özlü sözlerin, “şefkat patlamalarının” ve “merhamet karnavallarının” doz aşımına uğradığımız sosyal medya kendimizce önemli paylaşımların şehrayininden geçilmiyor. Siber Öncesi toplumlarda mahrem saydığımız ve sadece birincil ilişkiler kurduğumuz insanlarla paylaştığımız, sadece “mahrem Ötekilere” ve “önemli Ötekilere” açık olan pek çok şey, artık “anonim ötekilerin” ve “mutlak ötekilerin” de radarına takılıyor ve onların üzerine de boca ediliyor. Bu bir mahremiyet pornografisidir.</p>
<p>Siber âlem sanal ve dijital çokluğun ve fazlalığın mekânıdır. Bu mekân sadece yaşananların değil, henüz yaşanmamış hatta hiç yaşanmayacak olanların da dolaşımda olduğu bir ağdır. İçinde yaşadığımız bu çokluk çağında siber-âlem, sanal mekânlarda tutunmaya çalışan siber toplum mensuplarına ev sahipliği yapan, çoğulculuğun empatisiyle dolu olmak yerine ayrıksı çokluk ile malul bireylerin kendi sanal cemaatlerinin önderi gibi davrandıkları bir siber agoradır. Kalabalık, gürültülü, hız ve geçiciliğin hüküm sürdüğü bu agorada her birey her an varlığını ispatlamak zorundadır. Siber âlem herkese kendi kaderinin başrolünü oynama şansının verildiği bir sahnedir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Her bireyin özgüven yüklü bir özneye dönüştüğü bu âlem, mahremiyetin ilgasını değil, ifşasını temsil eder. Zira bireyler orada benliklerini paylaşımlar yoluyla ortaya sererken paylaştıkları şeyin mahremiyet kodlarını değiştirmektedirler. Bauman’ın ifadesiyle, “ifşa edilme korkusu fark edilme hazzı tarafından bastırılmaktadır” (Bauman ve Lyon, 2013: 31). Böylelikle bireyler mahremiyeti yeniden tanımlamayı tercih etmekte, eski kodları ya yok saymakta ya da farklı anlamayı seçmektedirler.</p>
<p>Bireyler gelebilecek eleştiri veya saldırılara “Bu benim tarzım”, “Bu benim ahlak anlayışım”, “Bu benim yaşam biçimim” şeklinde cevaplarla karşı koymaktadırlar. Yani siber toplumda ahlak anlayışı olabildiğince muğlak, olabildiğince değişken ve kişiye özgüdür. Postmodern belirsizliğin bulanık sularına dalmış siber bireyler için müphemlik ve uçuculuk katı belirlenimciliğin sıkıcı süküneti karşısında sığınılmayıp âdeta bilerek içine koşulan ve atlanan bir macera gibidir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Siber toplumun dermeyan olduğu sosyal medya çağında görünürlük var olmanın gerek şartıdır. Bu görünürlük gerektiğinde mahrem olanın da ortaya saçılmasını gerektirir. Zira davranışlarımız meşruiyetini önce kendi benliğimizden sonra da sosyal medya paylaşımlarımızdaki “tıklanma” sayısından almaktadır. Tıklanma sayısının çarpan etkisi meşruiyeti besler. Herkesin bildiği sır, kendinden menkul meşruiyetin kaynağıdır. Zira günah görünene değil, bakana aittir. Gönüllü ifşa felsefesine dayanan sosyal medya çağında, tıpkı “Lady Godiva”1 anlatısında olduğu gibi, görünenler değil, bakanlar kör olacaktır.</p>
<p>Herkesin suçlu olduğu bir toplumda masumiyetin suç hâline gelmesi gibi, siber toplumda da görünmezlik suçtur. Mahrem olan her ne varsa bir şekilde sisteme dâhil edilir. Bunun dışında kalmak isteyenler sistem dışı bırakılıp kayıt dışı hatta yasa dışı ilan edilerek toplumun dışına itilirler. Buna devletler de önayak olur. Vatandaşlık numaranız, ev adresiniz, kredi kartı bilgileriniz ve hatta anne kızlık soyadınız sistemin her yerindedir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Ağırlıksız siber toplumda kişiler doğru olanı değil, ihtiyaçları olan fetvayı o sanal bilgi çöplüğünden arayıp bulmaktadır. Nasılsa orada herkese uygun bir fetva, herkese yarayan bir görüş asılı durmaktadır. Böyle bir toplum için yakın gelecekte “sanal çöpçülere”, “siber velilere”, “organik dekoderlere” ihtiyaç duyulacaktır. Zira doğrunun ne olduğu, mahremiyetin sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği herkes için muğlak bir şeydir. Hâl böyle olunca dipsiz veri havuzundan süzülecek verileri sınıflayacak “seçiciler” geleceğin sanal güvenlik anlayışında en önemli meslek mensupları hâline gelecektir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Siber toplumda mahremiyetin ifşası, bir gönüllü yıkımdır. Bir başka ifadeyle Sennett’ın (2013: 291) “yıkıcı Gemeinschaft” dediği şeydir. İnsanların televizyon ekranlarında, milyonların önünde en mahrem şeylerini anlattıkları reality şovlardan hareketle bu tabiri kullanan Sennett, henüz sosyal medya çağının yıkıcılığından haberdar değilken bu ifadeleri tercih etmişti.</p>
<p>O yıkıcılıktan farklı olarak, bugün insanlar artık Öz-sansür sınavıyla karşı karşıyadırlar. Ya öz-yıkımı seçeceklerdir ya da mahremiyetlerini kendileri koruyacaklardır. Ancak sorun şu ki, mahremiyeti korumanın, her şey gibi mahremiyetin de bir tüketim metaı hâline geldiği bir çağda hiçbir getirisi olmadığı gibi, söz konusu değer de sanal bir değerdir.</p>
<p>Sanal değer kolayca değiştirilebilen kriterlere sahiptir. Bauman’ın ifadeleriyle, mahremiyet hakkımızı kendi rızamızla katlettirir ya da sadece bize sunulan harikalar karşılığında ödenecek bir bedel olarak mahremiyet kaybına rıza gösteririz (Bauman ve Lyon, 2013: 29). Öyle ki, siber uzayda sonsuza kadar açık kalabilecek olan mahremiyetimiz, “siber amel defterinde” Öylece asılı durmaya devam edebilir. Bugün Facebook aynı zamanda ölü profiller çöplüğüdür.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>İnternet ortamında, kendisini daha çok sergileyen öne çıkmakta, sergilemeye paralel olarak kullanıcıların beğenilme arzusu da paylaşımların oranını artırmaktadır. Kendisine dair her şeyi başkalarının görüş alanına sokan kişi, başkaları tarafından sınırları belirlenemeyen bir biçimde dikizlenmeye razı olmakta, bunun bütün tehlikelerini bilinçli-bilinçsiz kendiliğinden göze almaktadır.</p>
<p>Görünerek var olma anlayışı, bu iletişim biçimine uyum sağlayan kişide çeşitli etkiler bırakmakla birlikte, en bariz etkisini kişinin mahremiyet algısı üzerinde göstermektedir. Gündelik hayatın gerçekliğinden uzak, kendi kurguladığı dünyada görünerek (paylaşım yaparak) var olmaya çalışan kişinin, başkalarıyla paylaşılmayan, gizlilik olarak ele alınan mahremiyeti algılama biçiminde, ciddi bir dönüşüm yaşadığını söylemek mümkündür.</p>
<p>Terazinin bir kefesinde kişinin hiç kimseyle paylaşmaması üzerinden anlam kazanan mahremiyeti, diğer kefesinde ise sınırları asla çizilemeyen sanal bir ortamda kendine dair her şeyi, gerçek hayatta yabancı sayılan insan kitleleriyle paylaşma hâli bulunmaktadır. İlk bakışta kendini hissettirmese de aslında burada ciddi bir menfaatler çatışması bulunmaktadır.</p>
<p>Çatışan bu menfaatlerin bir yanında mahremiyet ihtiyacı ve algısı yer almaktadır ki bu, tamamen insan fıtratının dışa vurumudur. Diğer yanda ise yine insanın fıtratından kaynaklanan beğenilme ve teşhir etme arzusu yer almaktadır. İnsanlar beğenilme arzusunu, her dönemde farklı şekillerde tatmin etmişlerdir. Ancak bugün bu tatmin için sınırsız bir mecra sağlayan sosyal medya, her şeyi paylaşma ve paylaşımlar ve beğeniler üzerinden kendini değerlendirme eğilimini sürekli körükleyerek insanları en son raddeye kadar taşımaktadır..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nazife-sisman-mahremiyet-alintilar/">Nazife Şişman – Mahremiyet ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nazife-sisman-mahremiyet-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahremiyetin Dönüşümü&#8230;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mahremiyetin-donusumu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mahremiyetin-donusumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Nov 2017 09:18:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İbni Haldun]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[G. Simmel]]></category>
		<category><![CDATA[gösteriş tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[Georg Simmel ve Taklit Olarak Moda]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet.]]></category>
		<category><![CDATA[Mahremiyetin Dönüşümü...]]></category>
		<category><![CDATA[Moda sosyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[P.A. Sorokin]]></category>
		<category><![CDATA[Pitirim A. Sorokin ve Giyim-Değer İlişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[T. Veblen]]></category>
		<category><![CDATA[tabakalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Thorstein Veblen ve Gösteriş Tüketimi Kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal sınıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18819</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230; Pitirim A. Sorokin ve Giyim-Değer İlişkisi Giyim tarzları, eşya kullanımları, lezzet ve tatlar konusundaki tercih ve yönelimlerin neyin fonksiyonu olduğu kültür kuramcıları tarafından tartışılagelmiştir. Bu bağlamda en bütünlüklü yaklaşımlardan  birini geliştirmiş olan Sorokin, giyimin de içinde yer aldığı maddi kültürün toplumsal değerlerin bir fonksiyonu olduğunu belirtmektedir. Ona göre her kültür üç bileşenli bir yapı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mahremiyetin-donusumu/">Mahremiyetin Dönüşümü…</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/mahremiyetin-donusumu/images-21-4/" rel="attachment wp-att-18820"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18820" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-21.jpg" alt="" width="443" height="332" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-21.jpg 443w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-21-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-21-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 443px) 100vw, 443px" /></a></p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Pitirim A. Sorokin ve Giyim-Değer İlişkisi</strong></p>
<p>Giyim tarzları, eşya kullanımları, lezzet ve tatlar konusundaki tercih ve yönelimlerin neyin fonksiyonu olduğu kültür kuramcıları tarafından tartışılagelmiştir. Bu bağlamda en bütünlüklü yaklaşımlardan  birini geliştirmiş olan Sorokin, giyimin de içinde yer aldığı maddi kültürün toplumsal değerlerin bir fonksiyonu olduğunu belirtmektedir. Ona göre her kültür üç bileşenli bir yapı arz eder: Anlamlar/değerler, insanlar/davranışlar ve araç-gereçler/maddi kültür unsurları (Sorokin 1964; ayrıca Erkilet 2013: 17-25).</p>
<p>Normal şartlar altında, her bütünleşmiş kültür sistemi özünde soyut olan anlam ve değerler ile onları yaşayan, taşıyan,aktaran insanlar ve değerlerin “taşa kazınmış hali” olan maddi kültür unsurlarından oluşur. Bu üç bileşen arasında anlam etrafında bütünleş-me durumu vardır. En basit ifadesiyle insan, neye inanıyorsa ona göre davranır, kendinden sonraki kuşakları ona göre sosyalleştirir ve nihayet o değer yargıları ile tutarlı araç/gereçler kullanır. İçinde yaşadığı binaların estetik ve tasarımıyla, ibadethaneleriyle, giymek için seçtiği malzeme ve biçimlerle kültüre omurga veren değer sistemleri arasında bir tutarlılık mevcuttur.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, giyimin ya da diğer bir maddi kültür unsurunun değerden bağımsız olduğu düşünülemez; giyim de sosyolojik açıdan belirli bir değerin göstereni olarak okunmak durumundadır.</p>
<p>Bu okuma estetik tasarımdan, malzeme seçimine, ürünün maliyetinden,kullanımının toplumsal etkilerine kadar uzanan bir ölçekte gerçekleştirilebilir. Sorokin’in maddi kültüre ilişkin olarak ortaya koyduğu çerçeve<br />
oldukça geneldir.</p>
<p>Bu nedenle, giyim ve moda konusuna odaklanmış çalışmalara da göz atmak gerekir. Örneğin, kurucu babalardan biri olduğu halde tezleri Türkiye sosyolojisinde fazla dillendirilmemiş düşünürlerden biri olan G. Simmel 1904’te moda başlıklı bir makale yazmış ve olguyu bir sosyolog ve sosyal psikolog gözüyle çözümlemeye çalışmıştı.</p>
<p><strong>II. Georg Simmel ve Taklit Olarak Moda</strong></p>
<p>Simmel modayı insan doğasındaki ikiliklerle ve sınıf olgusuyla ilişkilendirerek ele almaktadır. Ona göre, “moda her şeyden önce bir taklit ve bundan ötürü de bir sosyal eşitleme biçimidir ama paradoksal olarak, kesintisiz biçimde değişmesi nedeniyle zamanları ve toplumsal tabakaları birbirinden ayırır. Aynı sınıftan olanları birleştirirken, onları diğerlerinden ayırma işlevi görür” (Simmel 1957: 541)</p>
<p>Simmel’e göre moda, öncelikle, insani varoluşun içerdiği ikiliğin (dualitenin) bir fonksiyonu olarak anlaşılmalıdır.Ona göre insan varlığının temelinde, kadın/erkek olmak, genellemek/özelleştirmek, bir örneklik ihtiyacı/farklılaşma, dinginlik/aktivite ihtiyacı gibi ikilikler zaten içkin olarak vardır.</p>
<p>Süredurum, birlik, benzerlik ile değişim, uzmanlaşma, özgünlük eğilimlerini aynı anda ve tümüyle tatmin edecek moda dışında hiçbir kurum, yasa, yaşam formu yoktur (Simmel 1957: 542).</p>
<p>Simmel taklidin cazibesini, fazlaca bireysel ve yaratıcı uygulama gerektirmemesinde görmektedir. Ona göre, bir taklit olarak moda, bireye eylemlerinde yalnız olmadığı yönünde bir tatmin verir. Her taklit edişimizde, sadece yaratıcı eylem talebimizi değil, eylemin sorumluluğunu da başkalarına devrederiz.</p>
<p>Simmel (1957: 543) bu karmaşık denklemi şu formülle özetlemektedir:</p>
<p>Taklitçi ölümlü, pasif bireydir, sosyal benzerliğe inanır, kendini mevcut sosyal ögelere uyarlar. Taklitçi ölümlünün karşıt kutbunu oluşturan teleolojik (erekli) birey ise, sürekli deneyimler, durup dinlenmeden çabalar, kendi kişisel kanılarına yaslanır. Modanın özelliği bu iki karşıt eğilimi aynı anda karşılamasıdır… Moda verili bir örneğin taklididir ve sosyal uyarlanma ihtiyacını tatmin eder ama aynı zaman da içeriklerin daimi değişimi yoluyla farklılaşma, benzemezlik eğilimi,değişim ve çelişme arzusunu da tatmin eder”.</p>
<p>Simmel’e (1957: 544-546) göre, modada taklit ögesi ne kadar önemliyse, sınır çizme de o kadar önemlidir. Zira moda, sınıf ayrımlarının bir fonksiyonudur, aynı sınıftan olanlarla birlik halini simgelerken ve tam da bundan dolayı diğer grupları dışlar. “Son moda”nın sadece üst sınıfları ilgilendirmesi bundandır. Alt sınıflar onları taklide ve bu yolla kendilerine çizilen sınır hattını aşma çabasına girdiği an, üst sınıflar bundan yüz çevirir ve kendilerini kitlelerden ayrıştıracak yeni bir stil benimserler.</p>
<p>Simmel moda sınıf ilişkisini somut örnekler üzerinden göstermeye çalışmıştır. Örneğin Güney Afrika’daki Bantu kabilesinde sınıf sistemi güçlüdür, bu nedenle bu toplulukta moda olgusu gözlenir ve hızla değişir. Oysa Buşmanlar’da sınıf sistemi olmadığı için bu halkın takı ve giysilerinde fazla bir farklılaş-ma ve değişme görülmez. Benzer şekilde, 14. yüzyıl sonu Venedik’inde de erkek modası gözlenmez. Simmel’e bunun nedeni, soylu erkeklerin hepsinin “sayılarının azlığını alt sınıflara fark ettirmemek” amacıyla ve “yasa gereği” siyah giymeleridir(1957: 547).</p>
<p>Aynı dönemde Floransa’da modanın gelişmemiş olmasının nedeni ise, herkesin kendi stilini geliştirmiş olması ve birliğe ihtiyaç duyulmamasıdır Simmel’e göre.</p>
<p>Simmel, modern zamanlarda modanın etkisinin artmasını, yaşam standartları arasındaki farkların artışına ve “tüm büyük, kalıcı, sorgulanamaz kanaatlerin sürekli güç kaybetmesine” bağlamaktadır:</p>
<p>&#8220;Geçmişle bağların kopması, bugüne odaklanma her alanda modaları pekiştiriyor, sadece giyimde değil lezzetlerde, kuramsal kanaatlerde ve yaşamın ahlaki temellerinde de modaların peşinden koşma eğilimi<br />
ortaya çıkıyor(1957: 548)</p>
<p>Simmel’in modayla ilgili saptamalarının belki de en önemlilerinden biri, moda olgusunu kadınlık hali ile ilişkilendiren açıklamalarında yatar. Ona göre kadınlar, tarih boyunca özgür olamamışlardır; onun içinde modanın onlara erkeklere nazaran daha fazla hitap etmesi normaldir.</p>
<p>Buna örnek olarak kadının özgürlüğünün arttığı dönemlerle daha bağımlı olduğu dönemleri ve coğrafyaları karşılaştırma yoluna giden Simmel,14-15. yüzyıllar Avrupa’sına atıfta bulunmaktadır. Almanya’da bu dönemlerde “bireysellik” yalnızca erkeklere tanınmış bir ayrıcalıktır ve kadınların kişisel edimlerde bulunma ve kendini geliştirme hakkı kısıtlanmıştır.</p>
<p>Bu nedenle Alman kadınları çok abartılı ve gösterişli kıyafetleri ve giyim stillerini benimsemişlerdir. Oysa aynı dönemde İtalyan üst sınıf kadınları Rönesans etkisiyle kendilerine tanınan kültürel fırsatlardan yararlanıyor, ev dışı aktivitelere katılabiliyorlardı. Eğitim ve eylem özgürlüğü her iki cinse de eşit olarak tanınmış olduğu için İtalya’da Almanya’dakine benzer mübalağalı bir kadın modası ortaya çıkmamıştı(Simmel 1957: 550-551).</p>
<p>Simmel’e göre, tarih boyunca kadınların hayatı son derece kolektif, bir örnek, eşitleyici koşullara tabi ve benzerlikler üzerine kurulu olmuştur. Bu nedenle de kadınlar en azından bir alanda, yani modada farklılaşmak istemişlerdir. Erkekler ise çok-yönlü varlıklardır, bu nedenle mutlu olmak için giyimlerini değiştirmeleri gerekmez. Moda,“bir mesleğe yahut unvana bağlı sınıf pozisyonları elde etme imkânına sahip olmayan kadınlar açısından bu durumu telafi etmenin biricik yoludur”(Simmel 1957: 551).</p>
<p><strong>III. Thorstein Veblen ve Gösteriş Tüketimi Kavramı</strong></p>
<p>İktisat sosyolojisinin en önemli isimlerinden biri olan Veblen, giyim sosyolojisinin de kurucularından sayılır. Veblen’in giyimle ilgili analizleri aylak sınıf teorisi içinde yer alır. Ona göre, aylak sınıflar, yani üretim süreci içinde doğrudan yer almayan ancak artı-değere el koyan gruplar, kendi toplumsal pozisyonlarını vurgulama eğilimi içinde tüketim yaparlar. Burada tüketimle ihtiyaçların arası açılmış; üst toplumsal konumu vurgulamanın bir aracı olarak tüketim devreye girmiştir.</p>
<p>Weber’in de (1986: 187)statü gruplarını izah ederken atıfta bulunduğu üzere, belirli yemekleri yemenin, belirli silahları kullanmanın,belirli giysileri giymenin ya da amatör sanat etkinliklerinde bulunmanın üst statü gruplarından olmayanlara yasaklanması yeni bir durum değildir, geçmişte de söz konusu olmuştur. Nitekim Veblen’e göre de,üretim karşılığı olmayan tüketim her zaman bireyi onurlandıran bir durum olarak görülmüştür.</p>
<p>Ancak, çalışan ve emeğiyle geçinenler ile çalışmadan başkalarının çalışmasından yararlananlar arasındaki farkın “para üzerinden” değerlendirilmeye başlanması artık yeni bir evreye girildiğinin göstergesidir. Bu evre kapitalizm olarak ifade edilebilir(Veblen Leisure Class Erişim Tarihi 11.04.2011) http://socserv2.mcmaster.<br />
ca/~econ/ugcm/3ll3/veblen/leisure/chap04.txt).</p>
<p>Veblen’e göre, gösteriş tüketiminin en iyi temsil edildiği alan giysidir. Giysi yalnızca ödeme kabiliyetinin bir fonksiyonu değildir yani “onu giyenin fiziksel konforunu sağlamak amacıyla değerli malları tü ketebileceğini göstermekle kalmaz, hayatını kazanmak için çalışmak zorunda olmadığını da” gösterir. Bir başka deyişle, tüketimin gösteriş tüketimi olabilmesi için giysi, giyenin emek gücüne dayanan, bedensel çalışma içeren herhangi bir üretken süreçte yer almadığını da açıkça göstermelidir.</p>
<p>Gösteriş tüketimi açısından, giysilerin sürekli yenilenmesi ve boş/lüzumsuz harcama içermesi lazımdır.Veblen’e göre, rugan ayakkabılar, kusursuz ketenler, silindir şapkalar, bastonlar gibi giysi ve aksesuarlar, kullananın, insani ihtiyaçları karşılamaya dönük herhangi bir işe girişemeyeceğinin de kanıtını oluştururlar.</p>
<p>Kadın giyiminde ise bu bağlantı çok daha açıktır Veblen’e göre.“Kadın giyimi onu tüm yararlı işler konusunda kudretsiz hale getirir”.</p>
<p>Özellikle Veblen’in yaşadığı dönemde kadın giyiminin temel ögelerinden birini oluşturan korse, Veblen’e göre ekonomik teori açısından sakatlamanın yerine ikame edilebilecek bir etkiye sahiptir. Kullananın canlılığı-nı azaltır ve onu kalıcı ve aşikâr biçimde çalışmaya elverişsiz hale getirir.</p>
<p>Veblen, üst-sınıfa mensup kadınların, aynı sınıftan erkeklere nazaran işe yarar etkinliklerden daha fazla uzaklaştırılmış oldukları kanısındadır.</p>
<p>Ona göre, kadının alanı çalışarak kazanmanın alanı değildir; güzelleştirmekle yükümlü olduğu “evin içidir”. Kadın da evin en temel süsüdür.</p>
<p>Veblen bu saptamadan hareketle, üst sınıf kadınların hane halkının para harcama kapasitesinin göstereni olmaktan başka herhangi bir ekonomik  etkinlik içinde olamadıklarının altını çizer: “Kadınlar kendilerinin efendileri değil, erkeklerin taşınır malı/kölesidir”. Gösteriş tüketimi yapan üst sınıf kadın, kendi adına parasal bir başarıyı vurgulamış olmaz; ekonomik anlamda bağımlı olduğu kişi lehine bir kazanım sağlamış olur ki, bu ilişki ekonomik teoride “angarya” ya da “kölelik” olarak adlandırılmaktadır.</p>
<p>Kaldı ki, Veblen’e göre, hizmetçiler sınıfı da benzeri bir gerekçeyle ama tabi hanımefendininkini gölgede bırakmayacak şekilde iyi giyindirilmişlerdir.</p>
<p>Moda bağlamında son bir kuramsal gönderme de yabancı toplumların giyim kuşam alışkanlıklarının taklit edilmesi bağlamında, İbn-i  Haldun’a ve onun temel sosyolojik eseri Mukaddime’ye yapılmalıdır.</p>
<p>İbn-i Haldun yenilen halkların kendilerini yenenleri, giyim kuşamdan,atlarını süsleme biçimine, havuzlarına, evlerine ve mobilyalarına kadar taklit ettiğini söyler. Çünkü yenilmelerinin karşıdakinin üstünlüğünden kaynaklanması gerektiğine inanmak isterler. Bu üstünlüğün de sadece onun teknik ve askeri becerilerinde değil tüm alanlarda yattığını vehmederler; taklitle galiplerin zaferlerinin arkasında yatan sırra ermek isterler:</p>
<p>“Nefis ve kalp daima… kendi kavimlerine boyun eğdirmiş olanların olgunluk ve üstünlüklerine inanır. Bu da boyun eğmesinin kendisini yenen kimsenin kemal ve fazilet sahibi olmasından ileri gelmiş olduğu inanında olmasından ve bu hususta yanılmasından ileri gelir…</p>
<p>İşte bu gibi sebeplerden dolayı yenilgiye uğrayan kimse giyim ve kuşam,hayvana binmek, silahlanmak ve bütün diğer hal ve işlerinde kendisini yeneni örnek edinir… Bunları gören, bu hallerin istila belgesi olduğunu hikmet gözü ile görebilirler” (İbn-i Haldun 1988 I. Cilt: 374-376).</p>
<p>Bu yazı,Alev Erkilet&#8217;in &#8220;Mahremiyetin Dönüşümü: Değer, Taklit ve Gösteriş Tüketimi Bağlamında “İslami” Moda Dergileri&#8221; adlı makalesinden alınmıştır.</p>
<p>Makalenin tamamı için bkn:http://dergipark.gov.tr/download/article-file/40758</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mahremiyetin-donusumu/">Mahremiyetin Dönüşümü…</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mahremiyetin-donusumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
