<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fatma Barbarasoğlu | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/fatma-barbarasoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Jul 2019 11:00:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Fatma Barbarasoğlu | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tesettür Giyimdeki Kararsızlıklar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tesettur-giyimdeki-kararsizliklar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tesettur-giyimdeki-kararsizliklar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 11:00:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Barbarasoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Giyim]]></category>
		<category><![CDATA[Moda]]></category>
		<category><![CDATA[modern kadın]]></category>
		<category><![CDATA[riayet etmeyenlerin tavrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tesettür Giyimdeki Kararsızlıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=23070</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başörtülü kızlarda görülmeye başlanan giyimin tesettür ilkesinden koparak moda çizgilerine bürünmesi; kimliklerin ifade edilme biçimiyle yakından alakalıdır. Tesettürün modaya dönüşerek, İslamî ilkelerin bertaraf edilmesi, kararsız kalınmış bir kimlik hükmünde görünmektedir. Tesettüre riayet olarak baştaki başörtü korunurken, pantolon-ceket, yırtmaçlı etek giyilmeye başlanması giyim dilinin kim için ortaya konmakta olduğunun tartışılmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü giyim kişinin hangi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tesettur-giyimdeki-kararsizliklar/">Tesettür Giyimdeki Kararsızlıklar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1ba9bf31ce3615fafc61c4d0fbf0cbe4_2015_ekim_sebnem-697-c_6833a7c3d97d1f80e26d.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-23086 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1ba9bf31ce3615fafc61c4d0fbf0cbe4_2015_ekim_sebnem-697-c_6833a7c3d97d1f80e26d-300x146.jpg" alt="" width="405" height="197" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1ba9bf31ce3615fafc61c4d0fbf0cbe4_2015_ekim_sebnem-697-c_6833a7c3d97d1f80e26d-300x146.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1ba9bf31ce3615fafc61c4d0fbf0cbe4_2015_ekim_sebnem-697-c_6833a7c3d97d1f80e26d-600x293.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1ba9bf31ce3615fafc61c4d0fbf0cbe4_2015_ekim_sebnem-697-c_6833a7c3d97d1f80e26d.jpg 697w" sizes="(max-width: 405px) 100vw, 405px" /></a></p>
<p>Başörtülü kızlarda görülmeye başlanan giyimin tesettür ilkesinden koparak moda çizgilerine bürünmesi; kimliklerin ifade edilme biçimiyle yakından alakalıdır.</p>
<p>Tesettürün modaya dönüşerek, İslamî ilkelerin bertaraf edilmesi, kararsız kalınmış bir kimlik hükmünde görünmektedir. Tesettüre riayet olarak baştaki başörtü korunurken, pantolon-ceket, yırtmaçlı etek giyilmeye başlanması giyim dilinin kim için ortaya konmakta olduğunun tartışılmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü giyim kişinin hangi dili kimlere karşı sunduğu ile yakından alakalıdır. Blumer, giyimin bir konuşma şekli olmasına karşın diyaloğa izin vermeyen bir dil olduğu üzerinde durur. Buradan yola çıkarak, başını örten fakat tesettür ilkelerine uyma konusunda hassas davranmayan bir kadının, başındaki örtü üzerinde yoğunlaşmak; kararsız kimliğin önemli ipuçlarını sunacaktır.</p>
<p>Başını örten fakat pantolon ceket, pantolon kazak giyen kadının nasıl bir dil ve kimlik ortaya koyduğunu açalım: Başörtüsü ile dinî hükümlere riayet ettiğini ifade etmekte; pantolon kazak giyerek, geleneksel kadın imajından kopmak istediğini söylemektedir. Bir başka ifade ile modern kadınların dünyasından, başörtüsü ile koparken pantolon kazak ile o dünyaya yeniden eklemlenme ihtiyacı duyduğunu hissettirmektedir. Bu ihtiyaç ne reden kaynaklanmaktadır? Bu dünyadan kopmak istemiyorsa başını örterek daha kararsız bir kimlikte kalmayı tercih edişinin sebebi nedir?</p>
<p>Başı örtülü olup tesettüre riayet etmeyenlerin tavrını, değişik kategorilerde toplamak mümkün:</p>
<p><strong>1.</strong>Başını örtmek İslamî ilkelere riayet etmek mânâsından daha öncelikli olarak; ailenin, başı örtülü kızın sokaktaki insan tarafından ahlâkî ilkelere riayet eden bir ifade taşımasından dolayı rahatsız edilmeyeceğine olan inancına karşılık gelmektedir. Bu durum Özellikle ailedeki erkeğin ahlâkî ilkelerin yaşanırlılığının farkında olmaksızın ahlâkın belli bir şey -ki burada başörtüsüdür- ile temsil edilebilirliğine olan inancından kaynaklanmaktadır. Bu tutuma daha ziyade kırsal kesimde ve gecekondu muhitlerinde rastlanılmaktadır. Başındaki örtüyü ailesinin baskısı sonucu taşıyan genç kız / kadın dinî ilkelere uymak konusunda kendini mesul hissetmemektedir. Bu mesuliyetsizlik başörtüsünün kitleselleşmesine; başörtülülerde beklenmeyen davranışlara rastlanmasına sebep olmaktadır.</p>
<p><strong>2.</strong>Başörtüsü, pantolon, ceket (burada bahsedilen pantolon uzun pardesüler altına giyilen pantolon olmayıp; pantolon ve diz üstü kazak/ceket kullanımıdır) şeklindeki giyim tarzının bir başka kategorisini ise üst gelir seviyesinden genç kızlar oluşturmaktadır. Dinî yöneliş ile başını örten bu genç kızlar eski çevrelerinden kopmadıklarını ispat etme yükümlülüğü hissetmektedirler. Dolayısıyla kararsız kategorisinin en iyi temsilcisi bu grup olmaktadır. Maddî olarak bulundukları dünya ile manevî olarak bulunmak istedikleri dünya arasında kopuş olmaksızın yer alma talebinde olmaları tesettürlü kadın kategorisindeki “modern” vurgusunu şiddetlendirmektedir. Bu kategorinin mensupları maddî ve manevî dünya arasında yaşanan kararsızlığın maddî dünyadan yana ağır basan kısmını temsil etmektedir.</p>
<p>Fred Davis’in “giyilen kıyafet ile kimin memnun edilmek istendiği” sorusunu” bu bağlamda sorduğumuzda, mesajın dindar kesimden ziyade modern / laik zihniyete ulaştırılmak istendiği görülmektedir. Çünkü dinin doğrudan gösteri diline dönüşmesi bizzat dindarlar tarafından hoş karşılanmaz. İşte tesettürde kararsızlık tam bu noktada kendini gösterir. Bir yandan başını örterek seküler bir zihniyet taşımadığını ifade etme ihtiyacı duyan modern kıyafetli kadın, diğer taraftan da, başındaki örtünün geleneksel kodlar içinde değerlendirilmesini bertaraf etmek için modern kadının simgesi olan pantolonu tercih etmektedir.</p>
<p>Başını; saçının bir tek telini göstermemek üzere örten genç kız ve kadınlarda, bugün tesettüre riayet etmeyen bir kıyafet çeşitliliği dikkat çekiyorsa eğer; önemli ve tehlikeli fay hatlarından bahsetmek gerekmektedir.</p>
<p>1970’li yıllarda tek tip ve birkaç renkle sınırlı “Müslüman kadın” kıyafeti; özellikle 80’li yılların ilk yarısından başlayan bir hareketlenmeyle “tesettür defileleri” ile modalaşma sürecine girdi. Bu modalaşma sürecinde bir ölçüye kadar siyasî ve bürokratların tesettürlü eşleri de rol oynamakla birlikte: Müslümanların da bir modası olması gerektiği özellikle müteşebbis beyler ve Müslüman estetisyenler tarafından müdafaa edildi. “Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır” sloganı ile birlikte “en iyi” üzerinde anlaşamayan kafalar en iyinin “en pahalı markalar” olduğu konusunda hemfikir kaldılar.</p>
<p>Tesettür giyimdeki en önemli fay hattı “en iyi” vurgusundaki mânâ kaymasından kaynaklanmaktadır. “En iyi” kimin için en iyidir? Rejim için “en iyi”, şehirli bir görüntü için “en iyi”, diyalog arayışı için “en iyi”&#8230; Bütün bunlar bir noktada randevulaşmakla beraber, Müslüman kadının saygınlığını ifade eden “en iyi” hanesi henüz boş gözükmektedir.</p>
<p>* Fred Davis, Moda, Kültür ve Kimlik, :. 36</p>
<p>Fatma Barbarasoğlu &#8211; İmaj ve Takva,syf.117-120</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tesettur-giyimdeki-kararsizliklar/">Tesettür Giyimdeki Kararsızlıklar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tesettur-giyimdeki-kararsizliklar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Din Dilini Dilimleyen Sekülarizm</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/din-dilini-dilimleyen-sekularizm/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/din-dilini-dilimleyen-sekularizm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 10:56:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Din Dilini Dilimleyen Sekülarizm]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Barbarasoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Sekülarizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=23069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kozmik şuurun, dinî ve dünyevî olarak ikiye bölünüşü biliniği gibi modern paradigmanın ortaya koyduğu dünya algısıyla ilgilidir. Modern Öncesi insanlar dünyayı bir bütün içinde algılarlar. Günlük hayata egemen olan dil, yaratıcısını her an yanında hisseden, yapıp ettiklerini onun rızasını kazanmak üzere gerçekleştirmeye çalışan insanların dilidir. Bu dilden nasibini herkes kendi mizacı ve meşrebi doğrultusunda alır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/din-dilini-dilimleyen-sekularizm/">Din Dilini Dilimleyen Sekülarizm</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/enes-kılıç-yükselen-tehlike-sekülerizm-750x375.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-23084 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/enes-kılıç-yükselen-tehlike-sekülerizm-750x375-300x150.jpg" alt="" width="418" height="209" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/enes-kılıç-yükselen-tehlike-sekülerizm-750x375-300x150.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/enes-kılıç-yükselen-tehlike-sekülerizm-750x375-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/enes-kılıç-yükselen-tehlike-sekülerizm-750x375.jpg 750w" sizes="(max-width: 418px) 100vw, 418px" /></a></p>
<p>Kozmik şuurun, dinî ve dünyevî olarak ikiye bölünüşü biliniği gibi modern paradigmanın ortaya koyduğu dünya algısıyla ilgilidir. Modern Öncesi insanlar dünyayı bir bütün içinde algılarlar. Günlük hayata egemen olan dil, yaratıcısını her an yanında hisseden, yapıp ettiklerini onun rızasını kazanmak üzere gerçekleştirmeye çalışan insanların dilidir. Bu dilden nasibini herkes kendi mizacı ve meşrebi doğrultusunda alır. Fakat toplumun genel dili tevhidî akideden nasiplenmiş bir dildir.</p>
<p>Bu dil modernizmin getirmiş olduğu sekülerlik içinde önemini kaybeder. Neden kaybeder? Çünkü insan kendisini yaratıcısından bağımsız bir irade olarak algılamaya başlar. İnsan kendisini yaratıcısından bağımsız olarak algılamaya başladığında din kamusal hayattaki birinci sırasını kaybeder. Dinin kamusal hayattan çekilişini John Keane iki safhada özetler. Birinci safhada, din kamusal hayatın dışına çıkarılarak özel alana hapsedilir. Din kamusal hayattan çıkarıldığında geleneksel dünyanın bir bütün olarak algıladığı hayat; din dışı / seküler ve özel alanda ifade edilecek dinî ritüeller olarak ikiye ayrılmış olur.</p>
<p>Sekülerleşmenin ikinci safhasında ise din Önemsizleştirilerek dinî ifadelerin kullanılması tamamen terk edilir. Mesela “Allah’a emanet olunuz” yerini “kendine iyi bak”a bırakır, “Allah’a ısmarladık” yerine “hoşça kal”, ”Selamün Aleyküm” yerine “iyi günler” ifadesinin kullanılmaya başlanması dinin kamusal hayattan çıkarılmasıyla doğrudan alakalıdır.</p>
<p>Keane’nin ikili safhasından önce genel bir safhadan bahsetmek mümkün. Bu genel safhada dinî terimlerin, dinî muhteva taşıyan atasözü ve deyimlerin zamanla tamamen farklı bir mânâda kullanılmaları söz konusudur. Mesela “İstanbul’un taşı toprağı altın” sözü onu ilk söyleyenlerin dilinde İstanbul’un toprağın altında yatan şehitleriyle ve Hz. Peygamberin dilinde bir müjde olarak geçmesi itibariyle çok değerli addedildiği anlamına gelir. Fakat bu bilgiyi; bugün çok az insan kalbinde ve zihninde inanarak taşır. Keza işi 66’ya bağlamak deyimi de artık işi garantiye bağlamak mânâsında kullanılıyor. Ebced hesabı 66’nın Allah’ı temsil ettiği bilgisi zihinlerdeki geçerliliğini kaybetmiştir. Çünkü sosyal hayatta tevekkül birinci sırada değildir. Bizzat Müslümanlar arasında hayatının nirengi noktası olarak tevekkülü gören insanlar makbul insanlar olmaktan ziyade “işini maşallah’a inşallah’a bırakan tembel ve sünepe insanlardır.”</p>
<p>Dinin temsil ettiği bilginin gündelik hayatta geçersiz hale gelmesi sonucu, insanlar imanlarını kaybederler. Byran S. Turner bu durumu; insanların mantık muhakemeleri sonucu “Ben Allah’a inanmayayım” demeyeceklerini, günlük hayat içinde dinin önemsizleştirilmesi sürecinin sonunda inanmaz hale geldikleri şeklinde izah eder.</p>
<p>Müslümanların dilinde dinî ve din dışı ayırımının anlamın olmaması gerekir(di). Yani ferd olarak bütün eylemlerimizde referans noktamız doğrudan din olmalı. Ama modern dünyaya laf yetiştirme telaşı Müslümanların dünyayı ve ahireti bir bütün olarak gören algısını zaafa uğrattı. Dolayısıyla sekülerliğin geçersiz kılmaya çalıştığı dinî alana sahip çıkmak ve genişletmek için, gündelik hayatta dinî terimlerin yerinde, ama muhakkak muhtevasının gerektirdiği saygı ile kullanılması gerekir.</p>
<p>Fatma Barbarasoğlu &#8211; İmaj ve Takva,syf.120-122</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/din-dilini-dilimleyen-sekularizm/">Din Dilini Dilimleyen Sekülarizm</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/din-dilini-dilimleyen-sekularizm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haberlerden Haberli Olmak ya da Kötümserlik Tohumları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/haberlerden-haberli-olmak-ya-da-kotumserlik-tohumlari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/haberlerden-haberli-olmak-ya-da-kotumserlik-tohumlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 10:53:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Barbarasoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[Haberlerden Haberli Olmak ya da Kötümserlik Tohumları]]></category>
		<category><![CDATA[Kötümserlik]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=23068</guid>

					<description><![CDATA[<p>Psikolojik savaşın en önemli stratejilerinden birisi savaşılmakta olan halkın arasına kötümserlik tohumlarının ekilmesidir. Kötümserlik insanlardaki güven duygusunu tarumar ettiği için toplumun ahlâkî ilkelere riayet etmesini sağlamak epey zorlaşır. ”Tanrının ölümü” ile birlikte her şeyin mubah oluşu gibi madem ki iyi olan hiçbir şey kalmamıştır, herkes ve her şey kötüye gitmektedir ve yenilgi kaçınılmazdır, o vakit [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haberlerden-haberli-olmak-ya-da-kotumserlik-tohumlari/">Haberlerden Haberli Olmak ya da Kötümserlik Tohumları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-23082 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034-300x162.jpg" alt="" width="443" height="239" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034-300x162.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034-600x325.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034-768x415.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/1015521034.jpg 1000w" sizes="(max-width: 443px) 100vw, 443px" /></a></p>
<p>Psikolojik savaşın en önemli stratejilerinden birisi savaşılmakta olan halkın arasına kötümserlik tohumlarının ekilmesidir. Kötümserlik insanlardaki güven duygusunu tarumar ettiği için toplumun ahlâkî ilkelere riayet etmesini sağlamak epey zorlaşır. ”Tanrının ölümü” ile birlikte her şeyin mubah oluşu gibi madem ki iyi olan hiçbir şey kalmamıştır, herkes ve her şey kötüye gitmektedir ve yenilgi kaçınılmazdır, o vakit kişinin kendisini zorlayarak iyi olmak ve iyilik adına ayakta kalmasına ve inandığı değerler için sonuna kadar savaşmaya çalışmasına gerek yoktur. Kötümserliğin sebep olduğu bu ruhî yıkıntıdan olsa gerektir ki, hemen bütün dinlerde kötümserlik günah sayılmıştır. Hatta buhranlar ve savaş zamanlarında halkın arasında kötümserlik tohumları ekenler kurşuna dizilmeye kadar varan cezalara çarptırılmışlardır.</p>
<p>Kötümserlik her insanda farklı tezahürlerde görünen bir mizaç olduğu gibi tek tek fertlerin sahip olduğu kötümserlik rengi de o fertlerin oluşturmuş olduğu milleti öteki milletlerden ayıran bir kötümserlik tonuna dönüştürür. Bu ton Türk milleti söz konusu olduğunda epey koyu ve kalıcı bir renk olarak çıkar karşımıza. Hatta kötümserliğe en kolay kapılan millet olduğumuzdan şikâyet eder Yakub Kadri, “Ergenekon” adlı kitabında: “&#8230;</p>
<p>Şarkın bu hülya ve neşe diyarının, bu gürbüz ve has evladı ruhça dünyanın en sisli iklimlerinden çıkmış kadar kötümserdir. İnsanlığın en muhteşem ikballeri, en yüksek zaferleri, tantanaları hiçbir şey Türk’ün kalbinde çömelen baykuşu ürkütemedi, susturamadı&#8230; “Biteceğiz, bitiyoruz! ” nakaratı bizim millî marşımızın yegâne güftesidir. Ve en büyük söz bizde “meş’um” sözünün eşitidir&#8230;” Esasen dikkat edecek olursanız bizde hele son zamanlarda iyimser görünmek adeta bir kabalık ve bir bayağılık telakki edilmeye, fikir ve soy yüksekliği kötümserlikte aranmaya başlandı&#8230; Hele ikide bir “Adam sen de, bu millet kurtulamaz, bu millet bitti!” demek cesaretini gösterdiniz mi, artık sizden büyük sizden kahraman kişi düşünülemez.</p>
<p>Olayları değerlendirişte kötümser bakışı tercih etmiş kişiler komplo senaryolarına, herkesin göründüğünden çok başka olduğuna inanmaya her an hazırdırlar. Olabileceklerin en kötüsünü düşünüp ifade ettikten sonra, söyledikleri gerçekleştiğinde “ben demiştim” övüncü yeter de artar bunları mutlu etmek için.</p>
<p>Günlük hayatta kendine dair olumsuz bir şey söylerken ve düşünürken “aman söz vücut bulur” endişesini taşıyarak kötü bir şeyi ifade etmekten kaçınan insanlar söz konusu memleket meselesi olduğunda sözün Vücut bulmasını ister gibi adeta üstüne basa basa tekrar tekrar aynı kötümserliği ifade etmekte bir sakınca görmezler.</p>
<p>Son birkaç yıldır sözün vücut bulması medya gözetiminde ve denetiminde senaryolaştırılan haberler vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Ağırlıklı olarak toplumun dindar (Ne yapayım Müslümanlar diyemiyorum çünkü ateistler bile artık kendilerinin de Müslüman olduğunu iddia ediyor.) kesimini hedefleyen komplo senaryoları, dizi haberler yoluyla işinde gücünde olan dindar insanları sindirmeye hedefleyen bir kötümserlik bombardımanı ifa etmektedir.</p>
<p>Tür&#8217;k milletinin mayasındaki kötümserliğe müptela tavır, bu haberleri dinleyiş ve seyrediş sürecinde iyice otaya çıkmaktadır. Kendini mutlu edebilecek haberlerden habersiz kalmayı göze alan Türk insanı dünyasını karartan haberlere adeta aşk ile bağlanmakta. Ekran karşısında geçirdiği saatlerde yaşadığı bedbinlik ve mutsuzluk yeterli gelmeyerek herkes birbirine ertesi gün dün yaşamış olduğu karamsar havayı nakletmeye çalışmakta.</p>
<p>&#8216;Bir şeyin haber olabilmesi için ulaştırılan söz kadar, o sözün ulaşacağı kişilere de ihtiyaç vardır. Siz gözünüzü ve kulağınızı ruhî dünyanızı alt-üst eden haberlere kapadığınız zaman o haberler de kendiliğinden yok olur. Diyebilirsiniz ki, “Olan olmaktayken; olmakta olan şeyi benim bilmemem ne kadar doğrudur? Üstelik ben onu bilmediğimde, o olmaya devam etmekten geri mi duracak?” İşte işin püf noktası burada. Eski Çin generallerinin yöntemi olan savaşı savaşmadan kazanma yöntemi karşı tarafın yanlış haberlerle “zehirlenmesine” dayanıyordu. Olanın olmaya devam edebilmesi için tek tek kişilerin bakışlarının olmakta olandan farklı bir noktada toplanmasına ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç medya vasıtasıyla yanlış bilgiler ile meşgul edilen insanların doğru bilgilere ulaşmasını engellemek üzere yapılmaktadır. Uygulanan bu yöntem ile çifte kazançlar elde edilmektedir. Bu tür yayınlar olmakta olanı sakladığı gibi, en güvenilir insanlara bile isnat edilmeye çalışılan suçlar ile insanlar iyice tedirgin bir hale gelmektedir. Bu tedirginlik ve çaresizlik insanları daha fazla ekrana perçinlemekte, böylece medya patronları hem çamur atma kampanyasının taşeronluğunu yaptıkları için ödüllendirilmekte hem de seyredilir olma oranlarını artırmaktadırlar.</p>
<p>Bir de tersini düşünün! Malum medyanın ısıtıp soğutup yeniden sunduğu dindarlara yönelik senaryolaştırılmış haberlerle karşılaşır karşılaşmaz elinizdeki gazeteyi okumaktan ve almaktan vazgeçtiğinizi; TV ve radyonuzun düğmesini kapattığınızı; sizinle bu konuları konuşmaya kalkanlara, bu senaryolara katkı sağlamamak, baskı altına alınmış figüran vatandaş rolünü oynamak istemediğiniz için dayatılan gündemler hakkında asla konuşmayacağınızı söylediğinizi düşünelim. o zaman yine bazı insanların savaşmadan savaşı kazanmaları söz konusu olabilir mi? &#8216;</p>
<p>Fatma Barbarasoğlu &#8211; İmaj ve Takva,syf.175-179</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/haberlerden-haberli-olmak-ya-da-kotumserlik-tohumlari/">Haberlerden Haberli Olmak ya da Kötümserlik Tohumları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/haberlerden-haberli-olmak-ya-da-kotumserlik-tohumlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmaj ve Takva</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/imaj-ve-takva/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/imaj-ve-takva/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 10:50:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İmaj ve Takva]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Barbarasoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>
		<category><![CDATA[John Berger]]></category>
		<category><![CDATA[Modern İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>
		<category><![CDATA[Takva]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=23067</guid>

					<description><![CDATA[<p>I Modern insan, kimliğini en ziyade imaj yoluyla oluşturuyor. İmajlar, tüketim toplumunun satın alınabilir nesneleri olarak imaj -maker’lar tarafından piyasaya sunuluyor: “Bana imajını göster sana kim olduğunu söyleyeyim.” Geleneksel insanın hayat tasavvurunda mihenk taşı olan “yalan dünya” imgesi modern insanın bilincinde de var, fakat dünyanın geçiciliğini hatırlatmaktan ziyade, oyun içinde oyunun meşruiyetini arttırıcı bir muhtevaya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imaj-ve-takva/">İmaj ve Takva</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/İmaj-ve-Takva.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-23080 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/İmaj-ve-Takva-300x158.jpg" alt="" width="423" height="223" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/İmaj-ve-Takva-300x158.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/İmaj-ve-Takva.jpg 500w" sizes="(max-width: 423px) 100vw, 423px" /></a></p>
<p><strong>I</strong></p>
<p>Modern insan, kimliğini en ziyade imaj yoluyla oluşturuyor. İmajlar, tüketim toplumunun satın alınabilir nesneleri olarak imaj -maker’lar tarafından piyasaya sunuluyor: “Bana imajını göster sana kim olduğunu söyleyeyim.”</p>
<p>Geleneksel insanın hayat tasavvurunda mihenk taşı olan “yalan dünya” imgesi modern insanın bilincinde de var, fakat dünyanın geçiciliğini hatırlatmaktan ziyade, oyun içinde oyunun meşruiyetini arttırıcı bir muhtevaya bürünmüş olarak. Karşısındakinin önce nazarında, sonra zihninde bir iz bırakabilmek için kendi bedenini tekrar tekrar yeniden inşa etme yoluna gidiyor modern insan. Yani oynuyor. Kendi bedeniyle oynayarak Önce kendine, sonra başkalarına, kendi bedenine dair öyküler anlatıyor. Anlatılan öykülerin olumlu olması şart değil. Muhatabın zihninde bırakılacak izin olumlu bir iz olmasının şart olmaması gibi. Asıl olan dikkat çekmek ve fark edilmek. “Farkı fark etsin!” diye diğerleri, imajın sürekli yenilenmesi, değiştirilmesi gerekiyor. Maskeler çarpıcılığını kaybettiğinde yüze dönüşme tehlikesi taşırlar çünkü. Oysa modern insan tek bir yüzünün olmasından ziyade binlerce maskesinin olmasını tercih eder. Her yeni maske bir önceki maskeye yüklenecek sorumluluğu bertaraf eder böylece.</p>
<p><strong>II</strong></p>
<p>Bilimdeki her gelişme insanın kendini ve dünyayı algılama biçimini yeniden düzenliyor. Kopernik devrimiyle birlikte dünyanın kâinatın merkezi olmadığını, öteki gezegenler içinde bir gezegen olduğunu öğrenen insan ile dünyayı kâinatın kalbi, insanı da dünyanın kalbi olarak algılayan insan arasındaki muazzam uçurum, hayatın takvadan imaja doğru yön değiştirmesinin sebebi. Alem ile insan arasında kurulmuş olan “Alem büyük bir insan, insan küçük bir alemdir” sözü modern bilimden sonra insanların zihnindeki yerini başka değerlere terk etti.</p>
<p>İnsanın yapıp ettiği her eylemin âlemi, âlemdeki her hareketin insanı etkileyeceği hakikati, kuantum fiziği ile birlikte yeniden ortaya konulmaya çalışılsa da, modern insanın algısı asla Kopernik öncesi kâinat algısına dönmeyecek. Çünkü âlem ile insan arasına, tefekkürün içe dönük nazarından ziyade bilimin, ölçüp-biçen, dünyayı hesaplarla daraltan anlayışı girmiştir.</p>
<p>Modern öncesi dünyada her şeyin azı makbuldur. Zamanın yavaş ilerleyen ritmine uygun olarak insanlardan az hareket etmeleri, az yemeleri, az uyumaları fakat çok düşünüp çok ibadet etmeleri beklenir. Gösteriş ve ululanma “çula çaputa” itibar etme ruhun hastalıklı hallerine delalet eden ipuçları olarak görülür. Uyuma, karnını doyurma, gaye değil hayatın merkezi olan kalbin işleyişini sağlayan vasıtalardır. Çünkü akl eden kalbdir. Ve akl eden kalb; dünya ile ahiretin bileşik kaplar misali azalıp artan dengesinin, ahireti merkez kabul eden bir anlayışla sürüp gitmesini sağlar. Can bedende misafirdir ve bedenin misafire zarar vermesini engellemek amacıyla bedenin zevk aldığı her türlü faaliyet perhiz yoluyla sınırlanır. Ruhun kanatlanıp uçması için bedenin alabildiğine sınırlandırılması ilkesi geçerlidir.</p>
<p>Baudrillard “modern dünyada fakirler dışında herkesin diyette” olduğuna dikkat çeker. Fakat modern dünyanın diyetinin amacı ruhun ebedî huzuru yakalamasına vesile olacağı inancın</p>
<p>dan değil, bedeni ebedî kılmak anlayışından kaynaklanmaktadır. Modern dünyanın diyet listeleri, bilimin ölüme çare bulacağı güne kadar beden makinesini dinç ve taze tutma rüyasını vaad etmektedir.</p>
<p><strong>III</strong></p>
<p>Bilimdeki her yeni buluş kâinatı yeniden resmetmiştir. “Göz herkesi görür kendini göremez” ilkesi fotoğraf makinesinin icadıyla yeni bir anlam kazanmıştır. Gözün görüp tefekkür edişi, tefekkürün kalp gözüne meyledişi “fotoğraflanan” dünyada yavaş yavaş azalmıştır. Görüp hayret etme, hayretinden yere düşme, makine gözüyle mesaiye başlayan hayat algısında artık rastlanılmayan davranışlar arasına girmiştir.</p>
<p>John Berger, 1839’da kamera icat edildiği sırada August Comte’un “Pozitif Felsefeye Giriş” kitabını tamamlamakta olduğuna dikkat çekerek pozitivizm ile kameranın birlikte büyüdüğünü söyler. Berger’in dikkatimizi çektiği bu noktadan bizim topraklarımızda fotoğraf makinesi ile karşılaşan ilk kuşağın tepkisini anlamamız kolaylaşır.</p>
<p>Fotoğraf makinesiyle ilk tanışan dindar kuşak “suretini kâğıt üzerine çıkartmamak” üzere tercih kullanmıştır. Pozitivist dünya algısına katkıda bulunmayı reddetmiştir böylece. Suretini elimizde tutamadığımız atalarımız ya yok olma hürriyetine kavuşmuşlardır, ya da eserleriyle varolarak, eserlerinin izdüşümünden her kuşağın kendince tasavvur edebildiği oranda yeniden varolmuşlardır. Mimar Sinan mesela bizim hafızamızda Süleymaniye kadar muhteşem değil midir? Tabiî, ya da sunî ışığın huzmesi altında elimizde poz poz resimleri olan Sinan, hafızamızdaki muhteşem resmine her faninin kendince ölçüp biçtiği oranda daima yeniden sahip olabilir miydi?</p>
<p>Fotoğraf makinesinin merceği başlangıçta masum bir icat gibidir. İlk ortaya çıktığında kimseler dünyanın bir mercek yüzünden bu kadar değişeceğini düşünmemiştir. Bu mercek sayesinde göz herkesi gördüğü kadar kendini de görmeye başlamıştır. Suya düşen akis, ya da aynadaki yansıma değildir kâğıt üzerindeki suret. Gözün kendisine, dünde kalmış kendisine, aynı zamanda asla göremeyeceği yedi kat göklerin derinliklerine bakmasıdır.</p>
<p>Kevin Robins “Vizyon teknikleri ile gören ile görülenin aynı mekânda, aynı zamanda olma mecburiyetinin ortadan kalktığına” işaret eder. Gören ile görülen arasındaki ortak zamanın ve ortak mekânın yok olmasıyla; modern insanın, bedeninin daima gençe gösterildiği ve böylelikle gerçeğin değil görüntünün esas alındığı anlayışın, hâkim dünya algısı haline gelmesi arasında doğru bir orantı vardır.</p>
<p>Birbirini her daim gören insanlar gönül muhabbetinin etkisiyle ne kendilerinin ne de her gün görüşmeye devam ettikleri diğer insanların zaman içindeki yıpranmışlığını fark ederler. Her şey yavaş yavaş olmuştur. Yüzdeki çizgiler, bedenin güçten düşen hali, dünyanın gidişi doğrultusunda olması gerekenlerin olduğu kabulü içinde anlaşılır. Fotoğrafın icadıyla başlayan ve her geçen gün bir yenisi eklenen Vizyon teknikleri ile birlikte, insan dündeki kendisi ile bugündeki kendisini mukayese ederken, çizgilerin bedeli olması gereken ruhî tekâmülün resmini gösteren bir alet olmadığı için tercihini dündeki kendinden yana yaparak daima genç kalmanın, genç gibi görünmenin derdine düşmüştür.</p>
<p>Boudrillard post-modern dünyanın anahtar kelimesi olarak “gibi olmak” kavramı üzerinde durur. Olmanın yerini “gibi olmak” aldığında bedenin oyun gücü bir kat daha artmış olur. “Gibi olmak” doğrudan görüntü ile gerçekleştirilebilecek bir kimliktir. “Gibi olmak” bedenin başkalarıyla mukayese edilerek içine düştüğü mutsuzluk halinden, kostüm, makyaj ve gençlere özgü jest ve mimikler yoluyla teselli edilerek çıkarılmaya çalışılmasıdır.</p>
<p>”İnsanın dünyayı ve kendini bir başka gözle -yani makinenin gözüyle- görmeye başlamasından sonra görmek idrak etmenin basamaklarından biri olmaktan çıkmıştır. Görmekle başlayan idrakin yerini görmekle başlayan yenilgi almıştır. Modern insan bir taraftan dündeki kendisiyle bugündeki kendini mukayese etmesi neticesinde kendi bedeni karşısında yenilgiye uğramakta, diğer taraftan aralarında zaman ve mekân farkı olan, ama kendisine göre daha genç, daha güzel, daha bakımlı -bunların toplamı başarı ile eşdeğerdir- hiç tanımadığı ama “gördüğü ve haberdar olduğu” diğer insanlar karşısında yenilgiye uğramaktadır.</p>
<p>Dünyanın ölçülebilir, tartılabilir sayılabilir bir maddeye dönüşmesi fotoğraf makinesinin icadıyla yol almış, vizyon tekniklerinin ulaştığı son noktada, sanal olanın gerçeğin yerini aldığı bir uçuruma gelip dayanmıştır.</p>
<p>Dünyaya bir kamera ardından bakılmaya başlanmasıyla birlikte uzaktakiler yakın, yakındakiler uzak olmuştur. Görme, görüp idrak etme kameranın vizörüne bırakılmıştır. O ne derse odur. Dünya sadece gösterilenden ibarettir. “Gösterilen” Platon’un mağara metaforunun ikinci bir eğreltilemesi olarak ortaya çıkar böylece. Dünya hayatında zaten rüyada olan insan, fotoğraf makinesinin merceğinden itibaren gelişen “görme teknikleri” ile rüya içinde rüya, oyun içinde oyun oynamaya başlar. İcat edilen her görme tekniği ile birlikte hakikatin peçesi bir kat daha kalınlaşır. Her icat kalp gözünü daha yoğun bir biçimde devre dışında bırakmaya meyleder.</p>
<p>Modern dönemde ahireti unutup dünyayı merkez alarak yaşamaya çalışan insanların yerini, post-modern dönemde; bilgisayar aracılığıyla yaratılan sanal âlemi merkeze alan, dış dünyayı, yani öteki insanlarla ilişkiyi gerektiren dünyayı dışarıda bırakarak ekrana, yani oyuna hapsolmuş insanlar aldı. Hayat bir metafor olarak oyun değil artık; doğrudan bilgisayar ekranı vasıtasıyla karışılan, içinde olunan bir oyuna dönüştü.</p>
<p><strong>IV</strong></p>
<p>Vizyon teknikleri uzaktakini yakınlaştırıp yakındakini uzaklaştırırken dünya küçük bir köy haline gelecek kadar küçüldü; fakat kapı komşusu, nasıl yaşadığı bilinmeyecek kadar uzağa düştü. Allah’ın yaratmış olduğu kul olarak “bir tarağın dişleri” gibi birbirinin aynı olan insanlar takvadan imaja doğru seyreden ahir zaman yolculuğunda insan olma paydasında eşitlenmek yerine, para paydasında eşitlenmeyi tercih etti. Hayat parası olanların ne kadar parası olduğunu gösterebilecekleri bir sahneye dönüşürken, parası olmayanlar sanki paraları varmış gibi görünerek, yani imaja sığınarak hayat sahnesinde starlaşamayanların tesellisini icat etti.</p>
<p><strong>V.</strong></p>
<p>Allah’tan korkun, takva üzerine bulunun.” (Maide/108)</p>
<p>“Ey insanlar, gerçek şu ki biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi, sadece birbirinizle tanışıp kaynaşmanız için büyük büyük cemiyetlere, küçük küçük kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki, sizin Allah nezdinde en şerefli, en yüceniz takvada en ileri olanınızdır. Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” (Hucurat/13)</p>
<p>“Ey iman edenler, eğer Allah’tan korkup takvaya sarılırsanız, 0 size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir marifet ve nur verir, suçlarınızı örter, sizi yarlığar, Allah büyük lütuf ve ihsan sahibidir..” (Enfal/29)</p>
<p>“Kim Allah’tan korkup takvaya sarılırsa Allah ona bir kurtuluş, bir çıkış yolu ihsan eder; onu, hatırına gelmeyecek yerlerden de rızıklandırır.” ( Talak, 2-3)</p>
<p>“Haberiniz olsun ki Allah’ın veli kulları (dostları) için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da, sonsuzlukta da onlar için müjdeler vardır&#8230;” (Yunus 62-64)</p>
<p>“İman çıplaktır, elbisesi takva, süsü utanmak, meyvesi ise ilimdir.” (Hadis-i Serif)</p>
<p>“Kıyamet günü mizana konan iyiliklerin en ağırı takva ve güzel ahlâktır.” (Hadis-i Şerif)</p>
<p><strong>VI</strong></p>
<p>&#8216;Kâinattaki “sırlar” bilimin gözüyle ifşa edilmeye başlandığında insanlar Allah’ı kâinatın dışına çıkarmaya meyletti. “Tanrı öldüyse her şey mübahtır” anlayışıyla yaratıcı karşısında duyulan hicap ve korkunun yerini kulların icat ettiği korkular aldı.</p>
<p>Ayet-i kerimelerin ışığında, tasavvuf kitaplarında takva daima korku ile birlikte anlaşılır. Avam Allah’a şirk koşmaktan korkarak takvaya sarılırken, havasın korkusu Allah’ın sevgisini kaybetme endişesi içinde hassasiyet kazanır. Hz. Ebu Bekir’in “Haram faslından olan bir şeyi işlemiş olmayalım diye helal faslından yetmiş faslı terk ederdik” sözü bu hassasiyetin derinliği konusunda sahabe ile ahir zaman ümmetini mukayese imkânı verir. Sahabe helalleri bile “ya haramsa” diyerek terk etmeye meylederken ahir zaman Müslümanları haramları helal kılacak fetvaların peşinde.</p>
<p>Sahip olunması gereken (modern) imajlar için, takvanın dindarların gündeminden çıkması şart. Çünkü takva varsa imaj yok, imaj varsa takva. Biri kulların bakışında değer kazanacak görüntüye teşne, her gün yeni bir hayalin peşinde koşarken, diğeri sadece Yaratıcının göreceği bir konumda saklıyor kendini. İmaj kendisine dışarıdan bakan gözlerin etkisine açık, takva bütün gözlerden kurtulup kalp gözünde saklanacak kadar etkilerden muaf.</p>
<p>İmaj görünmenin, daha çok görünmenin öncelendiği bir dünyanın ürünü. Takva görüntülerden kurtularak hakikate ulaşmaya meyledenlerin, kendini “Allah dostu” olarak var etmeye çalışanların rehberi.</p>
<p>İmaj bir maske olarak ortaya çıktığı andan itibar en derhal eskimeye mahkúm. Takva kafa gözünden saklandığı için, kalp gözünün koruyuculuğunda kemale ermenin basamaklarında yenilik ve eskilikten münezzeh. Çünkü hakikatin yenisi ve eskisi yok.</p>
<p>Fatma Barbarasoğlu &#8211; İmaj ve Takva,syf.13-21</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imaj-ve-takva/">İmaj ve Takva</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/imaj-ve-takva/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Negatif Enerji ve Roller</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/negatif-enerji-ve-roller/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/negatif-enerji-ve-roller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 10:48:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Barbarasoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[jean]]></category>
		<category><![CDATA[Modern kadın imajı]]></category>
		<category><![CDATA[Negatif Enerji ve Roller]]></category>
		<category><![CDATA[postfeminizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=23066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli Hocam Ümit Meriç Hanımefendi, annesinden bahsettiği bir televizyon programında, annesinin Anadolu çocuklarına verdiği rolü anlatmıştı. Merhum Fevziye Meriç yalınayak, başı kabak ilkokul öğrencilerine ders verirken, “Ben sizin çorapsız, ayakkabısız halinizi görmüyorum. Ben sizin hepinizi geleceğin hâkimleri, geleceğin doktorları öğretmenleri olarak görüyorum” der demez o fakir Anadolu çocuklarının yüzüne bir vakar inermiş. &#8216; Rol vermek [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/negatif-enerji-ve-roller/">Negatif Enerji ve Roller</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/822602-700x525.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-23078 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/822602-700x525-300x225.jpg" alt="" width="387" height="290" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/822602-700x525-300x225.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/822602-700x525-600x450.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/822602-700x525-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/822602-700x525.jpg 700w" sizes="(max-width: 387px) 100vw, 387px" /></a></p>
<p>Değerli Hocam Ümit Meriç Hanımefendi, annesinden bahsettiği bir televizyon programında, annesinin Anadolu çocuklarına verdiği rolü anlatmıştı. Merhum Fevziye Meriç yalınayak, başı kabak ilkokul öğrencilerine ders verirken, “Ben sizin çorapsız, ayakkabısız halinizi görmüyorum. Ben sizin hepinizi geleceğin hâkimleri, geleceğin doktorları öğretmenleri olarak görüyorum” der demez o fakir Anadolu çocuklarının yüzüne bir vakar inermiş. &#8216; Rol vermek bir insana “Olacaksın, sana güveniyorum” demektir. Bir taraftan umutlar için çıta yükseltilir rol verilirken, diğer taraftan o çıtanın yüksekliğine erişsin diye namzedin engelleri kaldırılır.</p>
<p>Sosyoloji kitaplarında roller sadece müesseselere bağlı olarak anlatılır. Bir subaydan subay gibi davranması beklenir. Bir Öğretmenden Öğretmen gibi. Ya gençliğe nasıl rol verilir?</p>
<p>Arif Nihat’ın mısraları nice hoştur: “Yürü ne diye oyunda oynaştasın. Fatih&#8217;in İstanbul&#8217;u fethettiği yaştasın!&#8221; Fetih Marşı’nı bilen kaç genç var? Pop yıldızlarının hayat hikâyelerinin ötesinde her şeyden mahrum olan gençlik için verilen rol, birkaç jean markası. Modalaşmış bir kaç jest ve mimik ve birkaç argo kelime.</p>
<p>Hume “Duyum Üzerine Düşünceleri” 28 yaşında yazıp bitirmiş. Biz o kitabı 28 yaşında değil yazmak, okuyup tartışacak düzeye gelemiyoruz.</p>
<p>Ne dâhiye, ne deliye sabrı var toplumun.</p>
<p>Sabır olmayınca da etrafımızdaki insanlara pozitif enerjiler yükleyerek onların bir şeyler yapmasını umut etmiyoruz bile.</p>
<p>Anlaşmak adına konuştuğumuz dil, birtakım negatifliklerin arka arkaya sıralanmasıyla sınırlı kalıyor.</p>
<p>Bir toplumdaki değer yargılarının kendine ait yeri koruması öncelikle takdir edilme durumunun daima yürürlükte olması ile alâkalıdır. Bizim toplumumuz takdir eylemini çoktan seçmeli şıklarla örülmüş test mantığına bıraktığı için, cevap anahtarının bize sunduğu puan cetveli kadar alıyoruz boyumuzun ölçüsünü.</p>
<p>Takdir etmek muhatabın yerini ve konumunu görmektir. Layık olana layık olduğu yeri vermektir.</p>
<p>Rol konusunda toplumun nasıl bir değersizlik duygusu içinde ve negatif enerjiyle sürüklendiğini tespit etmek için haber bültenlerini şöyle bir dinlemek yeterlidir. Özellikle intihar haberlerinin verilişindeki mantık ve seçilen kelimelerle gençler intihar etmeye teşvik edilmekte, yalnız insanlara müntehir rolü biçilmektedir.</p>
<p>Modern kadın imajının çalışan kadın, sosyal faaliyetlere vakfolmuş kadın mânâsıyla özdeşleştirilmesiyle birlikte kadının anneliği bir yük gibi algılanmaya başlandı. Fıtrî olarak şefkat damarları tıkanmamış pek çok kadın bile, bebeğin ilk üç yılında gezegen dışına itilmiş bir yalnızlığa mahkum oluyor. Mahalle hayatının “taze bebeği var” koruması altında her türlü yardımına koşulan ve her kusuru bağışlanan anneleri yok artık. Onun yerine, medya yoluyla toplumdan sözümona yansıyan mesaj geçerli: “Sen böyle tek başına çocuk yetiştirmeye uğraşıp duvarlardan medet beklerken, dışarıda akıp gitmekte olan bir hayat var. Bir daha asla yetişemeyeceğin bir hayat.”</p>
<p>Bütün dünyada postfeminizmle birlikte çocuklarını yetiştirmek için kariyerinin doruk noktasında işini terk eden annelerin sayısı gittikçe artarken; bizim medyanın sebebi belli olmayan bir intiharı “doğum sonrası bunalım” olarak adlandırması, topluma pompalamaya çalışılan negatif enerjinin ve gençlere, kadınlara biçilen müntehir rolünün önemli bir göstergesi değil mi?</p>
<p>Fatma Barbarasoğlu &#8211; İmaj ve Takva,syf.39-42</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/negatif-enerji-ve-roller/">Negatif Enerji ve Roller</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/negatif-enerji-ve-roller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatma Barbarasoğlu &#8211; İmaj ve Takva &#8221;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fatma-barbarasoglu-imaj-ve-takva-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fatma-barbarasoglu-imaj-ve-takva-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 10:46:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İmaj ve Takva]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[başörtü]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Barbarasoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[global dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Modern]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=23062</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde çalışmanın bir hizmet olduğu hemen hemen unutulmuş, bunun yerine hırs ve haset geçmiştir. Çalışma ahlâkında hizmet duygusunun hırs ve haset ile yer değiştirmiş olmasının sebebi nedir? Kişilerin meşrep ve mizaçlarına göre değişiklikler gösterse de, insanları hırs ve haset duygularına iten sebeplerin başında bugünkü hayat standardını koruyamayacağı, olduğundan daha kötü bir duruma düşeceği tehlikesi gelmektedir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fatma-barbarasoglu-imaj-ve-takva-alintilar/">Fatma Barbarasoğlu – İmaj ve Takva ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/Dn1pcDwXsAEDVY1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23076 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/Dn1pcDwXsAEDVY1-300x271.jpg" alt="" width="321" height="290" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/Dn1pcDwXsAEDVY1-300x271.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/Dn1pcDwXsAEDVY1-600x541.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/Dn1pcDwXsAEDVY1-768x693.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/Dn1pcDwXsAEDVY1.jpg 960w" sizes="(max-width: 321px) 100vw, 321px" /></a></p>
<p>Günümüzde çalışmanın bir hizmet olduğu hemen hemen unutulmuş, bunun yerine hırs ve haset geçmiştir. Çalışma ahlâkında hizmet duygusunun hırs ve haset ile yer değiştirmiş olmasının sebebi nedir? Kişilerin meşrep ve mizaçlarına göre değişiklikler gösterse de, insanları hırs ve haset duygularına iten sebeplerin başında bugünkü hayat standardını koruyamayacağı, olduğundan daha kötü bir duruma düşeceği tehlikesi gelmektedir.</p>
<p>Kendisini bir alt sınıf ile mukayese ederek şükretmek ve şükrünü kendisinden daha zor durumda olanlara yardım ederek ifade etmek yerine; halini kendisinden birkaç sınıf yukarıda olanlarla mukayese ederek hayatı kendisine ve etrafındakilere zehir eden insan için nasibe inanmanın bir ehemmiyeti olmasa gerektir. Bu durumda kredi kartları ve taksitli satışlar ile kazanmış olduğundan daha fazlasını harcamaya talip olarak nasibini arttırdığını düşünen insanlar ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>İnsan zihninin en gerçek resimlerinden biri de şok anlarında ortaya çıkar. Şok anında kendimizin bile farkında olmadığı başka bir “kendimize” rastlarız. Bütün TV kanallarında yorumcular “kıyamet gününü” yorumlamak için zihniyetleri, dünya görüşleri, ekonomik ve felsefî tercihleri ne olursa olsun aynı ifadeyi kullandılar: “Film gibi.”</p>
<p>“Film gibi” benzetmesinin ardından her yorumcu hafızasının kıvrımlarında kalmış film karelerinden yola çıkarak, halen seyretmekte olduğu “kıyamet günüyle” paralellikler kurmaya çalıştı. O an herkesi ilgilendiren sanki gerçek ile kurgu arasındaki fark ya da benzerlikti. Felaketi anlamak için Hollywood filmlerinden referans alınmaya çalışılması terörün seyirlik yanını bütün dehşetiyle ortaya koyuyor. Global dünyada felakét merkezine uzaklık ne noktada olursa olsun naklen TV yayınıyla “sanki içindeymiş gibi” bir heyecan uyandırılıyor. Sanki içindeymiş gibi de, yazık ki insanî hassasiyet, empatik birlik yok.</p>
<p>Evet, ekran başındaki herkes korkuyor, ama tıpkı korku filminde hissedilen bir korku gibi. Yaşanılan felaketin boyutları insanları metafizik derinliğe, felsefî çıkarımlara, insanlık üzerine düşünmeye sevk etmiyor ve terör en çok bu noktadan güç buluyor. Kendisini seyrettirebildiği oranda güç kazanıyor. Ekran karşısında raiting rekorları kırdığı oranda, dehşet ve felaket, iktidarını pekiştirmiş oluyor.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Cumhuriyet ile birlikte, Türkiye’nin şehirlerinde ancak alt sınıfa ait bir giyim-kuşam sembolü olarak görülür başörtüsü. Şehrin tek görüntüsü olmalıdır: Modern ve çağdaş. Bu bakımdan köylü erkekler şehre inerken pantolon ve fötr şapka kiralar. Şehrin estetik zevkini incitmeye kimsenin hakkı yoktur. **</p>
<p>Hakim unsur pozitivist bir mantık olduğu için ve din ilerlemenin karşısında bir engel olarak kabul edildiğinden dini hatırlatan her şeyin şehrin sınırlarının dışında tutulmasına önem verilir.</p>
<p>“Köylü milletin efendisidir” diyen Mustafa Kemal kıyafet balolarında köylü kadın kıyafetine bürünen kadınların bile balo icabı başlarını örtmelerine müsamaha göstermez. İffet Halim Oruz başı açık bir köylü kadın kıyafeti giyişini paşanın takdir ile karşıladığını uzun uzun anlatır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>Okumak ile “okuyup bir şey olma” arasındaki boşluğun ortaya çıkardığı sıkıntıların en fazla hissedildiği dönem 1980 sonrası dönemdir. Müslümanların kendilerini bireyciliğin ve tüketimin hayat tarzı haline gelmesinden koruyamamaları, zaaf noktalarının geometrik bir şekilde artmasına sebep olmuştur. 1980 sonrası Müslümanlar “Özal felsefesi”nin etkisi altında, hal-i hazırdaki hayat anlayışını İslamî esaslara göre yeniden düzenleme idealinden uzaklaşmışlar ve tüketim zihniyetine uygun her türlü hayat tarzının “İslamî versiyonunun” üretilmesi yoluna gitmişlerdir. Günlük hayat içerisinde her şeyin “Müslümancası” üretilerek tüketim kalıpları Müslümanlar için yeniden düzenlenmiştir.</p>
<p>Bu tüketim kalıplarının Müslüman kadına nasıl bir rol verdiği özellikle “başörtü” reklamlarıyla belirginleşmektedir. 1970’lu yılların en önemli tartışma meselelerinden olan “Müslüman kadının görünürlüğü” Özellikle 1990’ların başından itibaren “en şık şekliyle görünme”ye çevrilmiştir. Tesettür ve defile kelimelerinin yan yana ve birbirini tanımlar bir şekilde kullanılıyor olması bile “görüntü” ve “görünür olma” probleminin geldiği noktayı gözler önüne sermektedir.</p>
<p>Görüntüleri -yani başörtüleri-onları laik-şeriatçı çatışmasında laiklerin gözünde potansiyel tehlike olarak hedef kitle haline sokmaktadır. Saldırıların odak noktasında bulunmaları başörtülü genç kızların kendilerine dönük, kendilerini keşfetmeye ve en önemlisi nefis terbiyesine yönelik tutum ve davranışlar geliştirmelerini engellemekte ve onları reaksiyoner bir tavır içine itmekte.</p>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>
<p>”Hayat sahnesinde insanın öteki insanların gözünde değer kazanmak üzere eylemde bulunması gerektiğinin kabul edilmesiyle birlikte; olduğundan daha iyi olma ve bugünü yarın için değerlendirmek üzere nefsani ve şeytanî olana uzak durma; yani hayat karşısında perhizkâr olma tavrı geçerliliğini kaybetmiştir.</p>
<p>Yaşanmakta olan fani hayat, yaşanılacak olan ebedî hayat için “tarla” olarak görülmediğinde; oyunu oyun için oynama anlayışı değer kazanır. Olduğundan daha iyi olamıyorsan, daha iyiymiş gibi yaparak oyuna katılabilirsin. Halbuki olduğundan daha iyi olma çabası, kendi yarınının, kendi dününü geride bırakması anlayışına dayanmaktadır. Hadis-i şerifte “İki günü birbirine denk olan bizden değildir” buyrulmaktadır. Kişinin dündeki kendini her gün bir parça daha aşabilmesi için özellikle “bugündeki” kendini idrak etmesi gerekmektedir. Modern dünyada kişinin kendi dışında gerçekleşmekte olan hız “kendini bilmesini” engellemektedir.</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>
<p>&#8216; Geleneksel dünyaya yön veren düşünce “Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol” ilkesidir. Bu ilkeye uygunluk bakımından İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin anekdotu zikretmeye değer bir özellik taşımaktadır. Bilindiği gibi Ebu Hanife bir gün çocukların yanından geçerken çocuklardan birisi “Şu adamı görüyor musunuz; 0 sabaha kadar namaz kılıyor” der. O zamana kadar ancak gecenin belirli bir kısmını ibadet ile geçiren Ebu Hanife “göründüğü” gibi olabilmek için, yani başkalarının kendisi hakkındaki hüsn-i zanlarına uygun davranışta bulunabilmek için o günden itibaren bütün geceyi ibadet ile geçirmeye başlar.</p>
<p>“Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol” ilkesi, belirli zamanlar için sahnelenen duruma ve yere uygun davranışı, yani imaj oluşturmayı engellemeye yöneliktir. Çünkü geleneksel anlayış için önemli olan bedenin hareketi değil, ruhun ve düşüncenin hareketidir. Bu bakımdan bedenin hareketi bedene zevk vermek üzere değil, ancak bedeni terbiye etmek üzere katlanılan meşakkatler mânâsında önemlidir.»</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>
<p>”&#8217;Yaşadığını hissetmek için korkmaya ihtiyaç duyanların sayısı gittikçe artıyor. Şair haklı! “Yaşamıyor gibi” yaşadığımızdan hiç olmazsa gerçek olmadığına güvendiğimiz sanal korkularla var olma bilinci oluşturmaya meylediyoruz. Tefekkürün doyurulamayan boşluğu, sanal korkularla bastırılmaya çalışılıyor. Düşünmekten istifa etmenin eşiğinde başlıyor bütün korkular.</p>
<p>Allah korkusunu kalplerden silmek için uğraş verenler çoğaldıkça ve üstelik onların bu uğraşı başarıya ulaştıkça, sanal korkular ve sanal korkulara ram olarak yaşadığını hissetmeye çalışanların sayısı da artıyor.</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>
<p>”Aşk öğretir. Çoğunluğun istediği de belki, acısını çekmeden aşkın öğrettiği bilgeliği giyinmek. “Hiç kimselerin öğretmeye kudretinin yetmediği şeyleri öğretir aşk.” Tarık Buğra “Yarıda Kalan Aşk” hikâyesinde hayatı kendisine bir sarışının öğrettiğini söyler: “Sarışın bana çok şey öğretti, beni hayatla buluşturdu. O gelinceye kadar ben hiçbir şey bilmiyormuşum. Ondan önce meğer ben topu topu üç yüz, beş yüz kelime ile yaşarmışım. O bana renk renk kelimeler Öğretti, hayatı, Allah’ı ve alın yazısını öğretti&#8230; Yine de bilmediğim şeyler var&#8230; Aşk nasıl olur da iki hayata birden aynı kuvvetle aynı tarzda hükmeder bilmiyorum.”</p>
<p>Tarık Buğra haklıdır. Aşk’ı cazip kılan biraz bu bilinemezliği, tariflere sığmayışı ve daima iki kişilik oluşudur. Fakat Müslümanların aşk üzerine düşünmeye başlamaları, röportajlarda aşkı konu etmeleri, aşkın öğreticiliğinden ziyade “melez desenlere” uygunlukla bağlantılandırılabilecek bir durum: “Biz de herkes gibiyiz.(s.44)</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>Büyükannemin nesli için tebrik edilmemiş, sadaka verilmemiş bir cuma, yaşanmadan geçmiş bir gündü. Üstelik evlerinde telefonları yoktu. Mahallenin bir ucundan bir ucuna hasta ziyaretlerini, düğün, nişan tebriklerini muhakkak cuma gününe denk getirir; toplanıp Yasin-i Şerif okumayı asla ihmal etmezlerdi.</div>
<div>
<p>Her günün içine bir tören havası sokmayı başarır ve hayatı bayram neşesine çevirmenin telaşıyla kendilerini unuturlardı. Günler onlar için asla birbirine kardeş olan 365 gün değildi. Her gün farklıydı. Ve bu farklılık kendine ait bir töreni hak ederdi.</p>
<p>Devletten maaşlı bir din adamı hiç tanımadı onları. Hayatlarının belki en büyük şükrünü buna dair yapacaklar ahirette. “Ameller niyetlere göredir” sözünü kalkan edinerek; “kötünün asla ortaya getirilmemesi” ilkesine sonuna kadar sadık yaşadılar.</p>
<p>İmam-Hatip’e, İlahiyat Fakültesi’ne giden çocukları ve torunları küçümsedi onları zaman zaman. “Halk İslam’ı” dediler burun kıvırıp. “Bunun dinde yeri yoktur” dediler. Ama onlar hiç aldırmadı. İçlerindeki aşkın her şeyi affettireceğine öylesine inanıyorlardı ki, hayattan daima aşka dair bir şeyler devşirme nin heyecanıyla zevk aldılar. Mevlidlerde ağladılar. “Peygamberimi, efendimi anlatıyor” diye, kendilerinden geçecek kadar Süleyman Çelebi’nin mısralarında kayboldular.</p>
<p>54 Farzı bir çırpıda sayamazlardı belki; ama bütün evliya menkıbelerine aşina idiler. Yaşadıkları hayata evliya menkıbelerinin uzak olduğunu biliyor, fakat gökteki yıldızlar gibi onların hayat için yol gösterici olduğuna inanıyorlardı.</p>
<p>Menkıbelere kendi iyilik sınırlarını tecrübe etmek için delicesine bir tutku ile bağlıydılar. Çünkü böylelikle kendi nefslerinin şerrinden korunduklarına inanıyor, duydukları her dinî hikâye ile daha iyi olmanın portresini yeni baştan çiziyorlardı hafızalarına.</p>
<p>Kendimi Araf’ta hissediyorum. Bütün yüklerimle beraber. Ne büyükannemin manevî terekesine sahibim; ne de akıllarını ve nefslerini kalkan edinenlerin söylemiyle rahat içim.(s.164)</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>Global dünya bir taraftan insanların yerel ve fizyolojik farklılıklarını öldürürken diğer taraftan çoğulculuğa vurgu yapan bir yol izliyor. Çoğulculuk vurgusu modernitenin baskılarından bunalmış İslami kesimde can simidi olarak görüldü. Bunun ilerde ruhi planda çatışmaya sebep olacağını düşünüyorum. Şimdi insanlar kendince bir din anlayışı ortaya koyarak &#8220;en doğru&#8221; benimkisi demenin telaşını yaşıyor. Yani görünüşte insanlar giyim kuşamlarıyla birbirine yaklaşırken, aynileşirken iyilik, doğruluk anlayışı gibi temel ahlaki konularda birbirine uzak düşüyor. Bu durum, insanın yeryüzündeki konumunu yanlış bir düzleme çekerken bir taraftan da yalnızlaştırıyor.</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>Önemli olan insanın mizacına, meşrebine uygun hem kendisi için hem de başkaları için faydalı olabileceği bir işi yapıyor olmasıdır. Erkeklerin yaptığı her işi ille de kadınların da yapması gerektiği düşüncesi bir saplantıdan kaynaklanıyor. Bu saplantının temelinde erkeğin yaptığı her işin &#8220;yüce görülmesi&#8221; gibi bir anlayış var.(s.216)</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>Feminist ideoloji; dünyayı erkekler yönettiği için kötü yönettiğini, halbuki kadınların yöneteceği dünyanın daha erdemli, daha merhametli olacağını savunuyor. Modern kültür içinde ne erkekler şövalye ruhuna sahip ne de kadınlar merhametli. Bir taraf en kötü yanlarıyla kadınsılaşırken, öbür taraf erkeksileşiyor. Feragat ve hizmet ahlakı olmadıkça sömürü ve şiddet artacak. Güçlülerin, güçsüzleri ezmeyerek, kendini yeryüzünde Allah&#8217;ın halifesi olarak görecek bir anlayışın yerleşmesi tek kurtuluş. Herkes ve herşey bize emanet. Bu bilinçte olan fertler ne kendilerine, ne başka insanlara, ne de çevrelerine zarar verir.(s.216)</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>
<p>Paparazzi programlarının insandaki tecessüsü nasıl etkilediğinin araştırılması lazım. Mesela komşu dedikoduları azalmış mıdır paparazzi seyredenler arasında? Zaaflarını ortaya koymak bakımdan bütün toplum aynı durumda değil, bir defa bunu kabul etmemiz lazım. Zaafı değer taşıyan insanlar var. Kim bunlar? Şarkıcı, artist vs. Yani ünlü kişiler. Medya yoluyla ünlü kişilerin zaafları, günahları ortaya konunca bu kişiler kaybetmiyor, kazanıyor. Yani günahın şöhrete endekslenmesi söz konusu. Bu durum henüz yetişme çağında olan gençleri olumsuz etkiliyor.</p>
<p>Onlar da zaaflarını bir statü olarak ortaya koyarak farklılaşmak istiyorlar.. Halbuki bütün dinler ve ahlâk sistemleri için aslolan insanın zaaflarını yenerek kemale ermesidir. Zaaflarla var olma mantığı ve zaafların şeffaflık adı altında statü payesine erişmesi insanların hayvanî nefste takılı kalmaları neticesini getiriyor.(s.221)</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>
<p>Kadınların hemcinslerine yönelik olarak sahip oldukları zaaflar genellikle &#8220;görüntüye ait&#8221; zaaflar.Başarı ve iktidarın paylaşımı noktasındaki zaaflar bile kadınlar arasında yine de görüntüye dayalı olarak cereyan ediyor, diye düşünüyorum. Çirkin kadınların başarıları kıskanılmıyor mesela&#8230;</p>
<p>Fakat karşıt cinsler arasındaki zaaflar doğrudan yarış mantığına dayanıyor. Özellikle kamusal alanda. Çünkü Sanayi İnkılabının başlangıcından bu yana kadınlar ve çocuklar ucuz emek olarak görüldü ve hal-i hazırda bu anlayış devam ediyor. Yanlış bir rekabet söz konusu karşı cinsler arasında. Bu yanlış rekabetten dolayı kadınlar kadınlıklarından erkekler erkekliklerinden vazgeçiyor.</p>
<p>Ataerkil toplum eleştirilerinin yoğunlaşmasından sonra, erkekler erkek olarak yetiştiril(e)miyor. Ataerkil düzenin taşıyıcısı olmasın diye erkekler kadınsı özelliklere yönlendiriliyor. Kadınlar da ileriki hayatlarında kendilerini ezdirmesinler diye erkeksi özelliklerle yetiştiriliyorlar. Hâlbuki kadın, kadınlığından uzaklaştıkça daha çok eziliyor. Çünkü nasıl olacağını, nereye ait olduğunu bulmakta zorlanıyor. Çevrenize dikkat edin erkekler ezmez, erkek gibi olanlar ezmeye kalkar. Çünkü kendisi; psikolojisindeki gibi’lerin farkında olduğu için, başkaları da fark etmesin diye abartılmış bir erkek rolü oynamaya kalkar.(s.223)</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>
<p> -İnsanın kendisi olması için önce kendisini idrak etmesi gerekiyor. Hâlbuki modern değerler insanı kendisinden koparıyor. Çünkü içe dönük bir derinleşme imkânı ortadan kalkıyor. Meselâ, hiç düşündünüz mü niye “şeffaf” kelimesi bu kadar çok telaffuz ediliyor? Eskiden insanlar temiz kalpliliklerini ispat etmek için “İçim dışım bir” derlerdi. Şimdi “Ben şeffaf bir insanım” deniliyor. Niye şeffaf bir insan? Yani her türlü değişikliğe hazır. Öylesine hazır ki biraz önceki, bir sonrakini hiç etkileyemeyecek. Hani insan kendisi olacaktı?</p>
<p>Hayır. Kitle için tüketime sunulmak üzere hazırlanmış ne varsa insan o olacaktır. Çünkü tiplerin ve tavırların bile modası oluşturuluyor. Gazete başlıklarını düşünün “içine kapanık, gizemli” kıyafette etnik unsurlar moda olunca bu kıyafete uygun tavır ve davranışlar da benimsetiliyor.(s.190)</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>
<p>‘Bir taraftan “demokrasi var” diyoruz, “insan özgür” diyoruz, ama diğer taraftan insanların durmadan kategorize edilmesine, sınıflandırılmasına şahit oluyoruz.</p>
<p>Bu sınıflandırma nasıl oluyor? Topluma sunulan ideal ~aslında kısa bir süre sonra değişecek olan, yerini başka bir ideale bırakacak olan &#8211; değerlerle gerçekleştiriliyor. Bu değerlere uyanlar iyi, çağdaş, modern; uymayanlar kötü, gerici, geleneksel tanımlamasının içine hapsediliyor. Meselâ televizyon bir ideal anne tipi çiziyor. O çizilen tipe uyduğunuz sürece bir mesele yok. Uymazsanız eğer, çocuğunuza sizin iyi bir anne olmadığınızı söylettiriyorlar.</p>
<p>İyi anne kim? Çocuğuna karışmayan. Çocuğunuza müdahale ettiğiniz zaman tüketime sunulmuş kitle değerleri zarar görür çünkü. Tüketime sunulmuş mallar zarar görür. Gittikçe daha fazla bir şekilde çocuğun anne-baba üzerindeki baskısı artıyor. Yani anne-babalar geleneksel anne-babalar gibi fedakâr olacak, ama çocuk başına buyruk olacak. Modern değerlerin yetiştirdiği çocuk, annebabasının hayat tecrübesini, yaşamış olduklarını küçümsüyor.(s.191)</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>
<p>’Kadın, modern estetik değerler yüzünden de baskı altındadır. Televizyondaki programlara bakın.Kadın şişmansa eğer her türlü hakaret reva görülüyor. Yani “Şişman kadın, ne mutlu olmaya ne de etrafındakileri mutlu etmeye lâyıktır.” anlayışı yerleştiriliyor. Meselâ, iş adamının karısı şişmansa adamın karısını aldatması mübah gibi gösteriliyor. Güzellik endüstrisinin para kazanması uğruna periyodik olarak güzel’in tanımı değişiyor ve özellikle kadının kendisini bu yeni güzellik anlayışına uydurması emrediliyor. Rejimler, jimnastikler. Güzel olmak kadının kendisine saygı duyması olarak takdim ediliyor. Bu kadar putlaştırılmış beden anlayışı neticesinde ifadesiz bir sürü “güzel” yüz ve vücut arz-ı endam ediliyor. Ne oluyor sonra?..</p>
<p>Feministler “Şişman güzeldir” diye bir anlayışı savunuyorlar, mevcut güzellik anlayışının kadın bedeni üzerindeki baskısını protesto etmek için. Ama “Şişman güzeldir” dediğinizde bile mevcut anlayışı pekiştirmiş oluyorsunuz. Yani onun “anormal” olduğunu tekrarlıyorsunuz.</p>
<p>Eskiden kalp güzelliği zikredilirdi. Şimdi öyle bir şey yok. Çünkü güzellik, değişime endekslenmiştir artık. Kalp güzelliği dediğimiz zaman hiç değişmeyenden bahsetmiş oluyorsunuz. Hâlbuki modern değerler değişim ve yenilik fetişi üzerine oturtulmuştur.(s.192)</p>
</div>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fatma-barbarasoglu-imaj-ve-takva-alintilar/">Fatma Barbarasoğlu – İmaj ve Takva ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fatma-barbarasoglu-imaj-ve-takva-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
