<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erkek ve Kadın | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/erkek-ve-kadin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 May 2019 15:45:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Erkek ve Kadın | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kadın ve Huzur” Bir arada mümkün mü?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kadin-ve-huzur-bir-arada-mumkun-mu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kadin-ve-huzur-bir-arada-mumkun-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jan 2019 14:44:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek ve Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın ve Huzur” Bir arada mümkün mü?]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kavvam]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Hayat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21089</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;&#8230;özgür düşüncenin iki düşmanı Avrupa&#8217;nın bilgeliği ve Amerika&#8217;nın faydacılığıdır. Yeni devletler bu ikisinin izni olmadan hiç bir fikri kabul etmek istemiyorlar&#8230;&#8221; (Simon Bolivar&#8217;dan alıntı. Eduardo Galeano, Aynalar s:206) Sömürgeciliğin sonuçlarından biri de tüm Dünya fikriyatının Batı düşüncesi tarafından tahakküm altına alınması oldu. Ortaya konulan fikir; ya Batı Medeniyetinin kabul edebileceği bir fikir olmalı ya da; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kadin-ve-huzur-bir-arada-mumkun-mu/">Kadın ve Huzur” Bir arada mümkün mü?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/ttd5b1Fz_EmM2_7MXRTWnw.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-21101 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/ttd5b1Fz_EmM2_7MXRTWnw-300x125.jpg" alt="" width="458" height="191" /></a></p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/indir-1-1.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-22432 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/indir-1-1.jpg" alt="" width="511" height="213" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/indir-1-1.jpg 348w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/indir-1-1-300x125.jpg 300w" sizes="(max-width: 511px) 100vw, 511px" /></a></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;&#8230;özgür düşüncenin iki düşmanı Avrupa&#8217;nın bilgeliği ve Amerika&#8217;nın faydacılığıdır. Yeni devletler bu ikisinin izni olmadan hiç bir fikri kabul etmek istemiyorlar&#8230;&#8221;<br />
(Simon Bolivar&#8217;dan alıntı. Eduardo Galeano, Aynalar s:206)</p>
<p style="font-weight: 400;">Sömürgeciliğin sonuçlarından biri de tüm Dünya fikriyatının Batı düşüncesi tarafından tahakküm altına alınması oldu. Ortaya konulan fikir; ya Batı Medeniyetinin kabul edebileceği bir fikir olmalı ya da; “Bu fikirden, ne menfaatimiz var?” sorusuna cevap verebilmeli. Bu iki süzgeçten geçemeyen tüm düşünce ve davranış modelleri Batı düşüncesinin baskısı altında değişime, dönüşüme zorlanıyor.  Dönüşüme yanaşmayan fikirler, davranışlar, ritüeller değersiz, lüzumsuz hatta yok edilmesi gereken fikirler olarak görülüyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu tahakkümden ne yazık ki İslam Medeniyeti&#8217;de kendisini kurtaramadı. Son yüzyılda fikrini Batı düşüncesi ile uyumlu bir noktaya çekebilmek için bağrından bir çok mütefekkir (?) çıkardı. Bu mütefekkirler 1400 yıldır Müslümanların göremedikleri pek çok şeyi gördü (?), anlaşılamayan pek çok ayeti anladı (?) İslam Medeniyetinin Batı düşüncesi ile uyuşmayan her ne hali varsa, Batı Medeniyetine uygun hale getirebilmek için var güçleri ile çalıştılar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ağır tahrifat sürecinden İslam Aile modelinin de etkilenmemesi mümkün değildi. İslam Medeniyetinin aile, erkek, kadın, çocuk, ihtiyar tanımları son yüzyılın entellektüelleri, mütefekkirleri(?) tarafından tahrip edilip yerleri boşaltılırken, onların yerine Amerikan Protestan hayat tarzının aile modeli sessizce medya üzerinden  yerleştiriliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kadının, hayatın merkezinde ama evinin dışında olduğu, babanın kredi kartı ödeme makinesine dönüştürülüp evden, aileden ve kavvamlıktan uzaklaştırıldığı; ihtiyarların, çocukların ve özürlülerin kreşlere, huzur evlerine, bakım merkezlerine terk edilmeye ikna edildikleri bu &#8220;Kadın Egemen-Kadın Merkezli&#8221; model tüm Dünya’ya bazen açık bazen subliminal/bilinçaltı mesajlarla yedirilmekte.</p>
<p style="font-weight: 400;">Komplo teorisyenleri; İngiltere, Almanya, Brezilya,  Norveç, Güney Kore, Danimarka, Polonya, Bangladeş, Orta Afrika, İskoçya, Hırvatistan, Liberya, Kosova, Letonya, Litvanya, Jamaika gibi başkanları kadın olan ülkelerin ardından Amerika, Japonya, Avustralya, Singapur ve Yeni Zelanda’nın da kadın başkanlara hazırlanıyor oluşunun aynı vakte denk gelmesini, son yıllarda haça gerilmiş İsa ikonlarının yerlerini, Meryem Ana’nın büyütülüp belirginleştiği,  İsa’nın küçülüp Meryem’in kucağına sığındığı ikonlarla değiştirmesini, filimlerdeki rol model erkeklerin hep rol model kadınlara tabi olmasını işaret edip “Kadın Merkezli” hayatın toplumlara dayatılması sürecinin devam edeceğine yoruyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunu kadınların iyiliği için yapmıyorlar. Piyasada işçi fazlalığı ihtiyacını(?) kadın işçilerle kapatıyorlar. İşçi fazlalığı işçi ücretlerini düşük tutmaya yarıyor. Böylece erkeğin çalışacağı maaşa karı-koca beraber çalışıyor. Üstelik kadınlara verilen maaş ay sonu gelmeden takı/giysi/ayakkabı olarak piyasaya geri dönüyor. Kadın evden çıkınca kreş, hazır besin, konfeksiyon, kozmetik, turizm gibi pek çok sektör hareketleniyor. Kadın merkezli aile çok daha cömert (!) bir tüketici. Üstelik aile daha liberal oluyor. Dini duygular ve diğer baskı unsurları zayıflıyor. Mesela daha fazla aile, faizle banka kredisi kullanabiliyor. Baba otoritesinde barlar sokağına gidemeyen, serbest cinsel hayata dalamayan çocuklar, anne otoritesini sallamıyor. Yani kapitalist yapı kadından çok yönlü faydalanıyor. Kendi kocasının, çocuklarının hizmetini yapmak istemeyip evinden, çocuklarından, komşularından vazgeçmeye ikna edilen kadın; erkeğin yükünü de sırtlayıp bütün gün bir fabrikada veya ofiste başkalarının erkeklerinin, başkalarının çocuklarının hizmetlerini görmeyi prestij kabul ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">(Bu yönlendirmenin ardında olduğu iddia edilen Rothschild ailesinde kızların yönetici pozisyona  gelememeleri ve hatta kimle evleneceklerine bile babaları tarafından karar veriliyor olması nasıl açıklanmalıdır?)</p>
<p style="font-weight: 400;">Batı Medeniyetinin geliştirdiği aile modelinin geldiği yer; özellikle büyük şehirlerde ailenin neredeyse yok olduğu, 40 yaş üzeri kadının yalnızlığa mahkum edildiği, çocukların bakımının ancak kanun zoru ile aileye dayatıldığı, 12 yaş ve üzeri çocuklarda serbest ilişkinin normal kabul edildiği, bu nedenle okullarda kız çocuklarına prezervatif dağıtıldığı, uyuşturucunun serbest dolaşımının tartışıldığı, özürlülerin ve yaşlıların toplumdan dışlanıp “ıskarta bekleme kamplarına”<a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a>hapsedildiği, alkolizmin tüm toplum tabakalarında büyük bir tahribat yaptığı, her 3 kişiden birinin antidepresan kullandığı bir toplum oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aynı yolu takip ederek başka bir yere çıkacağını ümit etmek ancak ahmakların işidir. Bu yolu takip ederek bizimde ulaşacağımız yer orası.</p>
<p style="font-weight: 400;">Batı medeniyetinin zokalanmış kelimelerini tekrar etmektense daha “huzurlu” bir modeli ortaya çıkarmış olan İslam Medeniyetinin mensuplarını mesela Geylani’yi  “ailede huzurun teminini”  anlatırken  dinlemeyi tercih ediyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geylani 2 ayetten hareket ediyor. Bunlar Bakara Suresi  228. ve 187. Ayetler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Anlayabildiğim ölçüde Geylani’den faydalanıp kendi fikirlerimi de içine katarak Bakara 228. ayetten başlamak istiyorum.</p>
<p><em>&#8220;&#8230;Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece öndedirler. Allah azizdir, hakimdir.&#8221;</em></p>
<p style="font-weight: 400;">(Batı modeli için felaket bir ayet. Aman Allah’ım hemen, acilen, mutlaka düzeltilip Amerikan Protestan mantığa uygun tevili yapılmalı.)</p>
<p style="font-weight: 400;">Geylani bu ayetin ailede huzuru temin edebileceğini söylüyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çiftlerin birbirleri üzerine hakları vardır. Ancak hanımefendiler erkeklerin 1 adım önde olduğunu unutmasınlar. Buna dikkat etsinler. Erkeğin önüne geçmesinler. Erkeğin “er”liğini kırmasınlar. Diyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Eğer hanımefendiler erkeğin önüne geçer ve erkekliğini kırarlarsa; erkek, “er”liğine sahip çıkabilmek adına kadınla mücadeleye girer. Karşılıklı bir “terbiye etme” süreci başlar. Kadının psikolojik üstünlüğüne karşılık, erkeğin kas üstünlüğü vardır. Psikolojik harbin sonunda erkek, ya &#8220;ER&#8221;liğinden vazgeçer ya kadını darb eder ya da kaçar.</p>
<p>Eğer &#8220;kimin dediği olucek&#8221; kavgalarının sonunda yenilen erkek olursa; kadın için asıl felaket gelir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hem erkeğin dışarı ile vermesi gereken kavga, kadının omuzlarına kalır, (Buda onu yorgun, depresif, saldırgan, sert, erkeksi yapar. Yani kadınlığını kaybeder.) hem de erkeğinin “er”liğinden mahrum kalır. Kendi eli ile ezdiği, aşağıladığı, “er”liğini kırıp erkekliğinden ettiği erkeği artık beğenEmez. Ama belki de ona bir ömür boyu mahkum ve mecbur olacaktır. Yani kırılan “ER”liğe erkek kadar kadında muhtaçtır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kadının sığınamayacağı, sakinleşemeyeceği, sükun bulamayacağı bir erkekte huzur bulması mutlu olması mümkün müdür? Ya kadınının nezdinde “er”liği, gururu, kalbi, otoritesi kırılmış bir erkeğin huzur vermesi mümkün müdür?</p>
<p><strong>Bu ayet kadına, erkeğinin “er”liğini kırıp kendi limanını yok etme der gibidir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kadının erkeğin erkekliğine saygı gösterip, kendini frenleyerek erkeğin önüne geçmemeye çalışması kadın için kayıp değildir. Çünkü erkek psikolojik olarak kadından daha güçsüz olduğu için kararlarında kadınla çatışmamayı gözetir. Bu çatışma çıktığında psikolojik harbi göğüsleyemeyerek ortamdan kaçan genelde erkektir. Şiddet erkeğin kadın karşısında yenilmişliğinin dışa vurumudur. (Kahvehaneler, okey salonları kadınlarından kaçan erkeklerin sığınma evleri olarak hala iş görür.)</p>
<p style="font-weight: 400;">Erkek eve huzur getiremez. Buna gücü yoktur. Dilerse eve huzuru getirebilecek olan kadındır. Bin senelik “Yuvayı dişi kuş yapar.” kelamında kastedilen yuva duvarlar, kiremitler değildir. Sorunlu bir ailenin arasına girdiğimde hanım efendiye &#8220;Neden böyle davranıyorsun?&#8221; demiştim; “Ben biliyorum. Böyle davranmazsam her şey güllük gülistanlık olur. Ama o zaman, o kazanır. Onun kazanmasını istemiyorum.” Demişti. Anlatmak istediğim şeyi hanımefendi anlattı. Erkeğin böyle bir mücadele gücü yok. Görebildiğim kadarı ile kadın dilediği yerde mücadeleyi başlatıyor, dilediği anda da kesebiliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Erkeğin “Er”liği,  rahmi (koruma ve muhafaza) sahibi kadını dengeler. Eğer kadın erkekle eş/eşit olursa rahimde (koruma güdüsünde) erkeğin “ER” liğini boğar. Erkek kendi çocukları önünde bile saygı görmeyen bir pozisyona düşer. Halbuki kadının koruma gayreti ile başlarını döndürdüğü, TANRI makamına oturttuğu çocuğa karşı gücü ve dengeleyici unsuru, babadır. Çocuğa karşı güçsüz olan anne, babayı kırdığında çocuğu yoldan çıkarır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hatırlatmakta fayda var sanırım. Gelenekte çocuğun baliğ olması Tanrı ile Baba’yı birbirinden ayırabilmesi ile tespit edilir. Çocukta Tanrı kavramı baba ile örtüşür. Bu süreçte babayı örseleyen çocuktaki Tanrıyı da örseler.</p>
<p><strong>Kadın ve Huzur 2 &#8211; Bir arada mümkün mü?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İlk yazıda Bakara 228. Ayetten hareketle modern hayatın kadına, erkeğin “er”liğini kırmayı öğütlediğini anlatmaya çalışmıştık. Devam edelim.</p>
<p style="font-weight: 400;">Artist olma hayali ile evden kaçıp, kötü yola düşen eski Türk Filimlerindeki iyi niyetli saf kızı  oynuyoruz. Modern, çağdaş, kültürlü, zengin, başarılı, üst düzey biri olmak için çıktığımız yolda aileyi, çocukları, akrabaları, komşuları, ihtiyarları ve huzuru kaybediyor, elimizde antidepresanlar yalnızlık içinde çırpınıyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslamcı bir gazetenin Pazar ekinde güzide bir ablamız Modernist jargonu sahiplenip uzun uzun anlatıyor; “.. kadınlar evlere hapsolmamalı ….. güçlü olmalı,………. ayakları üstünde durabilmeli…”</p>
<p style="font-weight: 400;">Modernist Protestan medya, kadının “eve hapsolmaktan” kurtulup iş sahibi olduğunda Merkel veya Angelina Jolie gibi bir şey olacağını düşündürtüyor. Lakin kadınların çok büyük çoğunluğu için “eve hapsolmaktan” kurtulmak demek, bir fabrikaya, bir ofise veya bir tezgaha mahkum olmak demek. Ama oralar hapishane değil, özgürlük(!) alanları. Bir hastahanede veya konfeksiyon atölyesinde 12 saat mesai yaptığınızda özgürlüğün zirvesine ulaşmış “evde hapsolmaktan” kurtulmuş oluyorsunuz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Medya, aile içi zulüm örneklerini büyütüp, tekrarlarla gözümüze sokup ev hanımlarının berbat bir hayat yaşadıkları algısını yerleştirmek için çırpınıyor. Ama hanım efendilerin sanayide, fabrikada, otelde, temizlikte çalışırken karşılaştıkları sıkıntıları, tacizleri, meslek hastalıklarını özenle gözlerden kaçırıyor. Eve hapsolmaktan kurtulup memur, işçi olabilenlerin Cennete kavuştukları algısını yayıyor. Para için çalışmayı öyle kutsal bir şey sayıyor ki; eğer fuhuşu bile para karşılığı yapıyorsanız fahişe olmuyor, seks işçisi oluyorsunuz. Seks işçisi olduğunuzda medyada eve hapsolmuş kadın kadar horlanmıyorsunuz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ev hapishane olursa, özgürlük için aşılması gereken gardiyan kim oluyor?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">TV’lerden her gün onlarca eğitmen, kadının güçlü olması gerektiğini anlatıyor. Ama kadının kime karşı güçlü olacağı, kiminle güç yarışına ve hesaplaşmaya gireceği söylenilmiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Patronuna, müdürüne, şefine veya müşterisine karşı mı?</p>
<p style="font-weight: 400;">Olur mu öyle şey?</p>
<p style="font-weight: 400;">Kadın, kocasına veya babasına karşı kışkırtılır, patronuna karşı değil.  Ki kolayca “er”ini/gardiyanını aşıp bir tezgah başında, bir vergi dairesinde veya çamaşırhanede patronlarına hizmet edip özgürlüğün tadına(!) varabilsin.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hükümetlerin zenginleşmek için aceleleri var. Üstelik insanlığın zirvesinin Batı Aklı olduğuna emin olduklarından, Batılı Protestan aileden daha iyi bir aile modelinin olabileceğine inanmıyorlar. Bu nedenle Kadın ve Aile Bakanlıkları üzerinden topluma zengin Batının Protestan aile modelini dayatıyor, projelere kredi veriyor, reklam kampanyaları düzenliyor, bilinçaltı mesajlar yüklü filimler çekiyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Fabrikaları kadın işçilerle doldurabilmek için aile yapısı ile oynayanların bunca dağılan ailede, perişan olan çocukta, cinayetlerde hiç mi dahli yok? Bütün her şey, durup dururken manyaklaşan kocaların suçu mu? “Neden manyaklaşıyorlar, neden ailenin sorumluluğundan kaçıyorlar?” sorusunu sormak arı kovanına çomak sokmak gibi. Üstelik bir sürü “kadın severin” (?) aşağılamasına maruz kalmak cabası.</p>
<p style="font-weight: 400;">Halbuki Modern hayat “kadın”ı sevmiyor, yüceltmiyor. Aşağılıyor. Kadını erkekler gibi olmaya, erkeksileşmeye, sertleşmeye, mücadeleciliğe zorluyor. Başarılı kadın, “Erkeklerle yarışabilen kadındır.” Diyor. Ama erkeklerle yarışabilen kadında &#8220;kadınlık&#8221; kalmıyor. O bir &#8220;erkeksi&#8221; oluyor. &#8220;Erkeksi&#8221; kadın iş dünyası için çok faydalı ama huzurlu bir evlilik  için değil. Çünkü, “homoseksüel-kadınsı” bir erkekle beraber olmak kadın için ne demekse; “erkeksi” bir kadınla beraber olmak da erkek için o demektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Modernist söylem, kendi erkeğinin yanında kadınlığını koruyabilen kadını aşağılıyor. Cilvesi, işvesi, itaati, yumuşaklığı yani kadının, “kadın halleri” aşağılanarak hor görülüyor. Bunlar dışarıdaki erkeklere sunulabilecek meziyetlere dönüşüyor. Kendi evinde güçlü, mücadeleci, itaatsiz, işvesiz, cilvesiz, erkeksi bir hanımefendi dışarı çıkarken süslü, bakımlı, kibar, anlayışlı bir hanım efendiye dönüşüyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">(Bu, “kadının” başkalarının erkeklerinin hizmetine çağrılması değil midir? Karısının/kızının başka erkekler için süslenmesinin normal olduğunu kabul eden erkek Modern ve Çağdaş erkek olarak sunuluyor. Eğer karınızın/kızınızın başka erkeklere süslenmesinden rahatsız oluyorsanız, korkarım ki siz bir “barbar”sınız.(!))</p>
<p style="font-weight: 400;">Evinde işvesini yitirmiş, sertleşmiş, güçlenmiş, idareyi eline almış kadın; “evinin erkeği olmuş” kadın demektir. Ama bir eve iki erkek fazla geleceğinden; yeri işgal edilmiş olan erkek ya kadınsılaşmayı ya da kadınla savaşı kabul etmek zorunda kalır. Genelde ikisini de kabul etmeyerek kaçar ve ailenin tüm yükü kadına kalır. Sonuçta kaybolan huzurdur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Modern zamanlarda Müslümanlar için Aziz Kur’an referans kaynağı olma yetisini kaybettiğinden kurulan aileler Modernist Protestanizmin etkisi altında kuruluyor. Her ne kadar ayetler farklı yönleri işaret etse de her yönden saldıran uzmanlar bizi Amerikan Protestan aile modeline ikna ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Halbuki Aziz Kur’an’ın tavsiyeleri anladığım kadarı ile farklı yönde;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“……..Allah&#8217;ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi(kavvam) ve koruyucusudur.  Salih kadınlar, gerçekten Allah&#8217;ın koruduğu mahremiyeti koruyan sadık ve itaatkâr kadınlardır.”</strong>  Nisa 34</p>
<p style="font-weight: 400;">(Aman Allah’ım düzeltilmesi gereken, Aziz Allah’ın yanlış buyurduğu (haşa) bir ayet daha. Hemen, hiç vakit kaybetmeden, acilen ufku geniş hocalarımız bu ayete de Batı’ya göre ayar vermeliler.)</p>
<p style="font-weight: 400;">Nisa Suresindeki bu ayet, daha önce bahsi geçen ayetin tefsiri gibidir. Erkeği kadının üzerine (aileye) “kavvam” (Yönetici) tayin ettik. Kadınların hayırlıları mahremiyetlerini koruyup itaatkar olanlarıdır. Diyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kadim İslam toplumlarında kadınların erkeklerin ardında yürümeleri;  Kur’an’ı ciddiye almış, “erkek bir adım öndedir” ayetini fiziken de hayata geçirmeye çalışan toplumdan bir fotoğraftır. Yine kadınların kocalarına “Efendi” veya “bey” diye hitap etmeleri, vahyi ciddiye alan bir toplumda kadının erkeğin kavvamlığına gösterdiği saygı ve hürmettir.</p>
<p style="font-weight: 400;">30-40 sene önce, kadınlarının kocalarına isimleri ile “HASAANNN” diye hitap etmesi mümkün değildi. Bugün hanımefendiler kendilerini zorlasalar da kocalarına böyle hitap edemezler. Çünkü  TV’lerden Amerikan Protestan aile mantığı üzerine şekillendirildik.</p>
<p style="font-weight: 400;">TV’lerdeki rol model kadınlar; aile içinde kocalarına karşı güçlü, asi, buyurgan, yöneten, kontrol eden, kocasına “HASANNNN” diyen kadınlar. Bizde etkileniyor ve onları taklit ediyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ama o rol model kadın iş yerine gidince değişiyor. Patronlarına karşı son derece saygılı, hürmetkar, itaatkar, sadık, emre amade ve “Hasan Bey, Buyrun efendim.” diye hitap eden bir kadın oluveriyor. Evde kocasına itaat etmeyi zül kabul eden artist kadın,  patronundan emir almaktan hiç gocunmuyor. Biz bunu da filimlerde görüyor ve taklit ediyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Patronunu &#8220;BEY&#8221; kabul edip, itaate ve saygı göstermeye çağrılan kadın, kocasına karşı mücadele ve seviyesiz bir ilişkiye yönlendiriliyor. Aileye nasıl bir ateş saldıkları umurlarında değil.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kocaya “Bey” ya da “Efendi”  demekle saygı mı olur, bu samimiyettir vs diyerek itiraz edeceklerde çıkacaktır. Lakin hanım efendiler aynı samimiyeti patronlarına, müdürlerine gösterip  “HASANNNN” diye hitap edemiyor. O zaman saygısızlık oluyor.</p>
<p>Yönetene saygı gösterilir. Erkek artık kavvam/yönetici değil ki; ona saygı gösterilsin. Çünkü Modernist Protestan ailede yönetici/kavvam erkek değildir. (Kadında değildir.)</p>
<p>Erkek  kavvamlığını terk etmeye ikna edildi. Kadın erkeğin kavvamlığını tanımamaya. Artık kadın ve erkek birbirine eşim diyor. Eşimin eşiyim – eşitiyim ben diyor.  Eş-itler arasında yöneticilik mi olur? Orada ancak kimin dediği olacak mücadelesi olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Demiştik ya İslam aileye referans olamıyor diye.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geylani Efendinin, &#8220;Ailede  huzur”u anlatırken üzerinde durduğu ikinci ayet Bakara Suresi 187. Ayet ; “Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbise gibisiniz.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Çok uzadı. Nasip olursa bir sonraki yazıda &#8220;elbise / örtü meselesi&#8221;ne gireriz.</p>
<h3 class="post-title entry-title">Kadın ve Huzur 3 &#8211; Bir arada mümkün mü?</h3>
<p style="font-weight: 400;">Bir önceki yazıda; Modern Zamanlar Ailesine Aziz Kur’an’ın referans olamadığını anlatıp, bu ailenin çocuğunu kreşe, yaşlısını huzur evine, kendisini de işyerine mahpus etmeyi “özgürlük” saydığını, prestij kabul ettiğini, erkeğin kavvamlığını terke, kadının da kocası ile savaşa ikna edildiğini, artık “BEY”lerin patronlar, müdür ya da müşteriler olduğunu,bütün bunların patronlara daha fazla ve ucuz işçi temini için yapıldığını anlatmaya çalışmıştık.</p>
<p style="font-weight: 400;">Devam edelim;</p>
<p style="font-weight: 400;">Baba, evin hürmet edileni olma vasfını yitirdi. Annenin hürmet etmediği babaya çocuklarda hürmet etmiyor. Çocuklar büyüklerinden huy kapıyor, anneleri gibi babalarına, babaları gibi annelerine davranıyorlar. Hürmetsizce.</p>
<p style="font-weight: 400;">Modern zamanlar insanı, tapıyorum dediklerine bile hürmet etmeyi zül görüp, kompleks ediniyor. İlme, alime, hocaya, öğretmene, ihtiyara hürmet edemediği gibi kocaya, babaya, anaya da hürmet edemiyor. Kendi üzerine almadığı hürmet hırkasını, çocuğunun kendi kendine örüp, sırtına geçirmesini bekliyor. İmkansızı istiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hürmet etmenin kıymet bulmadığı evde sevgi de kalmıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Çünkü insan hürmet etmediğini uzun süre sevemiyor. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rivayet odur ki; Leheb Suresi indiğinde edeplilerin şahı Hazreti Resul (sav) sahabeyi toplayarak “İkrime’nin yanında bu sureyi açıktan okumayın.” Diye rica ediyor. Bu babasına değil, İkrime’ye (ra) gösterilen hürmettir.  Karınızı ya da kocanızı, hürmete layık görmüyor olabilirsiniz. Kocanıza ya da karınıza değil, kendi çocuklarınızın babasına/annesine saygı gösterin. Bu çocuğa hürmettir. Af buyrun, köpeğe bile sahibinin hatırına hürmet edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Peki; kütle, çocuklarını başkalarının terbiyesine bırakmaya, kadınlarını başkalarının kocalarının hizmetine vermeye, ihtiyarlayacaklarını bile bile ihtiyarları evden atmaya neden razı oldu?</p>
<p style="font-weight: 400;">Elbette daha fazla para, daha konforlu bir hayat, daha yüksek statüler için. Ve desinler var yaaa.. Desinler ya da demesinler için. (Ahhh gösteriş! Hangi ara haram olduğunu unuttuk senin.)</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunlar Şeytan’ın (Kapitalizmin-ParaTapıcılığın) oltasındaki yemler. Kim bu zokalara direnebilir? (Salih kullarımı kandıramazsın<a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a>.)</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak Şeytan, kime doğruyu söylemiş ki?</p>
<p style="font-weight: 400;">O sadece hayal satar. <strong>Ve insan hayallerinin kölesidir</strong>.<a href="#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu hayalleri almak için Şeytan’a ödenen bedelin ismine “Huzur” denilir.  (Ki şifası kanaattir.)</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunlar insana huzur vermez. “Huzur” maddenin insana verebileceği bir şey değildir. Çünkü huzurun kökü maddede değil, manadadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Eğer maddede olsaydı sadece zenginlerin yüzleri güler, fakirlerin yüzünden düşen bin parça olurdu.  Ancak boşanma, aldatma, depresyon, uyuşturucu, intihar, kararmış yüzler ve surat asıklığı ülkeler zenginleştikçe artıyor. Çünkü <strong>mal arttıkça insanın mihneti artıyor, kısmeti artmıyor.</strong><a href="#_edn3">[iii]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bekçilik edilecek, endişelenecek, korunacak varlıkların çokluğu aynı zamanda bitmez cimrilikler, kırılacak kalpler, değiştirilecek semtler, uzaklaştırılacak dostlar, yüzüne bakılmayacak akrabalar demek oluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Soruyor ayet Cehennem&#8217;e: “Doldun mu?” diye. &#8220;Daha yok mu? “diyor. O doymaz<a href="#_edn4" name="_ednref4">[iv]</a>, kanaat etmez,  “Tamam yeter, olana razıyım.” demez. Doymamak Cehennemin karakteridir. Bu nedenle;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Cehennemlik, doymak bilmemesinden, kanaatsizliğinden tanınır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Onlar “başkalarının nasipleri” uğrunda ruhlarını da cesetlerini de Ahiretlerini de çürütürler. Biriktirdiklerinin, yığdıklarının keyfini sürmek başkalarına nasip olur. O mallardan nasipleri sadece, Ahiret’te verilecek hesaptır. O hesabın sıkıntısı bu Dünya&#8217;da bile ruha ızdırap verir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Abdülkadir Geylani(ra), <em><strong>“Ahiretin yerine dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının geçimliği ahirete göre çok azdır.”</strong><a href="#_edn5" name="_ednref5">[v]</a></em>. ayetini tefsir ederken; Dünya sevgisinin peşine düşüp, kırık kalpler satın almak<a href="#_edn6" name="_ednref6">[vi]</a> yerine mal satın almanın kalpleri “mal/taş”laştıracağına işaret ederek bunun maneviyattan mahrum edilmekle cezalandırılacağını söyler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ahiretlerini (manayı) kaybedenlerin manevi iflaslara sürüklediğine işaret edip; “Çünkü Aziz Allah (cc)  birine azap etmek istediğinde muhabbet sermayesini elinden alır.<a href="#_edn7" name="_ednref7">[vii]</a>” Der.</p>
<p style="font-weight: 400;">Muhabbet giderse geriye kavga kalır. Cidal, mücadele, didişme kalır.<br />
Muhabbetsiz herkesle, her şeyle ve hatta kendisi ile savaşan kavgacı, huysuz  ve huzursuz bir varlık.</p>
<p style="font-weight: 400;">  Köşk gibi evlerde oturan, lüks arabalara binen, banka hesapları şişen ama kocasıyla, karısıyla, çocuklarıyla, anne/babasıyla, akrabalarıyla, komşularıyla 2 dakikalık muhabbetten mahrum, kendi yetiştirdiği çocuğun azabında, ilaç kolik tipler olursunuz, diyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gelelim şu elbise ayetine. “Onlar sizin için elbisedir, siz de onlar için elbisesiniz.” <a href="#_edn8" name="_ednref8">[viii]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Ayette geçen libas kelimesi hemen hemen orijinal anlamını koruyarak Türkçeye de geçmiştir.  Onlar sizin, sizde onların elbisesisiniz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Elbise/libas insanı soğuktan, sıcaktan, rüzgardan, yaştan, yağmurdan koruyan örtüdür. Yani karı ve koca, çevreden gelebilecek olan belalara karşı birbirlerine siperdirler. Ancak iklim şartları müsait olsa da, insan üzerinden elbisesini çıkarmaz.  Çünkü elbisenin tek hizmeti korumak değildir. O gözlerden çirkinlikleri de gizler. Karı ve kocadan, libas olmalarını istediğimizde ondan zevcesinin hata, kusur ve çirkinliklerini örtmesini de istemiş oluruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Mükemmel olan Aziz Allah’tır. İnsandan mükemmeli istemek; hem haddi aşmak hem ona zulmetmektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hata “aranılırsa” bulunur.  Aramayın. Örtün. Gizleyin.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ne yazık ki özellikle hanım efendiler, sanki bir maharetmiş gibi beylerinin hatalarını bulmayı, ona hatırlatmayı, çevreye işaret etmeyi ve ısıtıp ısıtıp gündeme getirmeyi maharet sayıyorlar. Bunun nasıl da muhabbeti öldürdüğünü göremiyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Halbuki, Aziz Kur’an hayırlı kadınların mahremlerini koruyan kadınlar<a href="#_edn9" name="_ednref9">[ix]</a>  gördüğü hataları ağyarın önüne sermeyen, örtüp gizleyen, unutturan kadınlar;  yani kocasının örtüsü olanlar olduğunu söylüyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bunca lafın hülasası şudur ki;</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">TV’lere inanmayın. Onlar daha çok ve ucuz işçi için bizden karılarımızı, kocalarımızı, çocuklarımızı, ihtiyarlarımızı, akrabalarımızı, komşularımızı istiyor. Vaadleriyle huzurumuzu çalıyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunun yerine İlahi kelama kulak verin ve unutmayın.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aziz Allah “Kendine güvenenleri sever.” Aziz Allah’a TV uzmanlarından daha fazla güvenin. O güvene daha layıktır. Hiçbir patrondan rüşvet veya reklam parası almaz. Hiçbir medya grubunun tesirine girmez. Hiçbir menfaat uğruna sizi zarar verecek olana yönlendirmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kocanızı “Bey” edinin ve ona hürmet edin.  Bir ömür sizinle olacak “Bey”inizle liderlik mücadelesine girip evi ateşe vermeyin. Ona itaat etmeyi kompleks edinmeyin. Onun hatalarını, kusurlarını bulup ortalığa sermeyin.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bunu yaparsanız hem evinizin &#8220;kadını&#8221; hem “huzur”u olursunuz.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bunu erkek yapamaz. Gücü de becerisi de yetmez. Dilerse kadın yapar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunları yaparsak belki; çift maaşın keyfi, tapındığımız markalar, statülerimiz, yeni model arabalarımız, birkaç kat dairemiz, lüks otellerde tatillerimiz vs olmayacak. Medyanın şişire şişire başımıza bela ettiği kibirimiz, her tatmin ettiğimizde biraz daha yalnızlaştığımız egomuz feryadı basacak.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak bizim sözümüz, bütün bunları huzur içinde içilecek bir bardak çaya değişmeyeceklere.<br />
Diğerlerinin istediğini TV uzmanları satıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hep kadınlara söyledin diyenlere;</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>1-</strong> Kadının hürmet etmeyip “Er”liğini kırdığı erkeğini kendi ciddiye almazken, biz niye ciddiye alalım?</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>2-</strong> Kadın merkezli toplumlarda, toplumu terbiye eden kadındır. Kadını yönlendiren toplumu da yönlendirir.  (TV filimlerinin ana hedef kitlesi neden kadındır?)</p>
<p style="font-weight: 400;">Üstelik,</p>
<p style="font-weight: 400;">“Erkeği kim yetiştiriyor?”</p>
<p style="font-weight: 400;">                                                                                                  Ahmet H. Çakıcı</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> SAD Suresi 83. Ayet</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> Şemseddin Yeşil</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> Şemseddin Yeşil</p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[iv]</a> Şemseddin Yeşil</p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[v]</a> Tevbe  Suresi 38</p>
<p><a href="#_ednref6" name="_edn6">[vi]</a> Şemseddin Yeşil</p>
<p><a href="#_ednref7" name="_edn7">[vii]</a> Şemseddin Yeşil</p>
<p><a href="#_ednref8" name="_edn8">[viii]</a> Bakara Suresi 187.</p>
<p><a href="#_ednref9" name="_edn9">[ix]</a> Nisa Suresi 34. Ayet</p>
<p style="font-weight: 400;">                                                                                        Ahmet H. Çakıcı</p>
<p><strong>Aldığım yer:</strong>http://ahmethakancakici.blogspot.com/2016/10/kadn-ve-huzur-bir-arada-mumkun-mu-1.html?m=1</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kadin-ve-huzur-bir-arada-mumkun-mu/">Kadın ve Huzur” Bir arada mümkün mü?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kadin-ve-huzur-bir-arada-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1-Erkek ve Kadın Ayrı Nevi&#8217;ler Olduğu Gibi Vazifeleri de Ayrıdır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/erkek-ve-kadin-ayri-neviler-oldugu-gibi-vazifeleri-de-ayridir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/erkek-ve-kadin-ayri-neviler-oldugu-gibi-vazifeleri-de-ayridir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Nov 2017 17:36:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ismail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeğin ve Kadının Vazifeleri Ayrıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek ve Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek ve Kadın Ayrı Nevi'ler Olduğu Gibi Vazifeleri de Ayrıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek-Kadın Eşitliği İddiası]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın ve Erkeğin Müşterek Vazifeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19203</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buraya kadar bedenî ve rûhî vazifelerde -bazı istisnalarla beraber- erkek ve kadın nevileri eşittir. Bundan sonra erkek ve kadınlara mahsus muayyen ve belli vazifeleri özellikle insanın fıtratına uygun ictimâî hayatı beyan ediyoruz. Mesela Allah Teâlâ cihadı erkeklere, evin içinde vakar şartıyla oturmayı da kadınlara tahsis etmiştir. Bunun gibi her bir nev&#8217;e ayrı ayrı vazifeler vardır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/erkek-ve-kadin-ayri-neviler-oldugu-gibi-vazifeleri-de-ayridir/">1-Erkek ve Kadın Ayrı Nevi’ler Olduğu Gibi Vazifeleri de Ayrıdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/erkek-ve-kadin-ayri-neviler-oldugu-gibi-vazifeleri-de-ayridir/images-2-46/" rel="attachment wp-att-19208"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-19208" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-2-1.jpg" alt="" width="368" height="206" /></a></p>
<p>Buraya kadar bedenî ve rûhî vazifelerde -bazı istisnalarla beraber- erkek ve kadın nevileri eşittir. Bundan sonra erkek ve kadınlara mahsus muayyen ve belli vazifeleri özellikle insanın fıtratına uygun ictimâî hayatı beyan ediyoruz. Mesela Allah Teâlâ cihadı erkeklere, evin içinde vakar şartıyla oturmayı da kadınlara tahsis etmiştir. Bunun gibi her bir nev&#8217;e ayrı ayrı vazifeler vardır. Kadın erkeğin, erkek de kadının vazifesini görmeye kalkışırsa mutlaka aralarında bir anarşi meydana gelir. Çün­kü erkek ve kadın nevi&#8217;leri ayrı ayrı olduğu gibi, vazifeleri de ayrıdır.*“..Erkek kadın gibi değildir&#8230;” [Âl-i imran 36] mealin­deki ayet-i kerîmede, zat ve sıfat olarak erkek ve kadının bir olmadığı açıkça tasrih olunmaktadır.</p>
<p>İnsan kelimesi bir ism-i cinstir. Her bir ism-i cins en az iki nevi&#8217;den mürekkebdir. Şu halde insan lafzı, cins olduğu itibarıyla iki nevi&#8217;den iba­rettir: Biri erkek diğeri kadındır. Demek vazifeleri de ayrı ayrıdır.</p>
<p>Kadın ve erkeğin, cinsine nazaran müşterek vazifeleri olduğu kadar, nevi’lerine nazaran da ayrı ayrı vazifeleri vardır. Maateessüf beşer cinsi­nin müşterek ve nev&#8217;inin farklı cihetlerini birbirinden tefrik edemeyen birçok gençlerimiz: &#8220;İslamda kadın, kadın hakları, eşitlik ve eşit haklar nedir?&#8221; diye durmadan soru sormaktadırlar. Bu çok tuhaf! Bir taraftan hak versek de, diğer taraftan böyle soruları soranları tenkid etmek mec­buriyetindeyiz. Çünkü bir kere bu soruları soranlar, Garb kitablarını, ga­yri müslim tarihlerini ve birçok romanları okuyorlar, amma islamdan ha­berleri yok. Sadece soru sorarlar. Tuhaf!..</p>
<p>Hayatımdan; rastlamış olduğum bence ibretli hadiselerden biri şöyledir: Bir vakit Diyarbakır&#8217;da kitabcılık yapıyordum. Dükkanıma bir genç girdi. Gözleri dolu. Esmer, dolgun ve çok zeki. Alnına baktım: İpek. Boyu bosu çok güzel, yakışıklı. &#8220;Buyrun.&#8221; dedim. &#8220;Sen de &#8216;Firavunun Rü­yası, Şeytanın Gülmesi&#8217; adlı roman var mı?&#8221; diye sordu. Ben: &#8220;Şu anda yok, amma gelecek.&#8221; dedim. Bunun üzerine ağlarcasına döndü, fakat peşimi bırakmadı. Takriben on &#8211; on beş gün her gün saat beş civarında uğrar, sorar: &#8220;Kitab geldi mi?&#8221; Ben: Hayır, diyorum, gelecek. Bir gün sa­bahın erkeninde geldi. İçeriye girince selam yok. Ve şöyle dedi: &#8220;Yahu insaf, beni maraz ettin. Kitabım geldi mi, gelecek mi?&#8221; dedi. &#8220;Gel otur.&#8221; dedim, oturdu. Çay ısmarladım. &#8220;Genç, nerde okuyorsun?&#8221; diye sordum. &#8220;Ankara Tıb Fakültesi&#8217;nde.&#8221; dedi. &#8220;Kaç dil biliyorsun?&#8221; soruma: &#8220;Beş dil biliyorum&#8221; cevabını verdi. Şaştım! &#8220;Bunlar hangisi?&#8221; &#8220;Ortaokulda iken mükemmel İngilizce öğrendim. En çok babamdan. Lisede Almanca öğ­rendim, üniversiteye geçtim Fransızca öğrendim. Türkçe biliyorum, Kürt­çe biliyorum.&#8221; dedi. &#8220;Arabca niye öğrenmedin?&#8221; soruma da: &#8220;Ben ne ya­pacağım Arabcayı.&#8221; karşılığını verdi. Ben ona, Arabcadan birkaç kelime­nin tahlilini söyledim ve bu arada dîninden sordum. Şöyle dedi: &#8220;Dil çok güzel amma anlayamadım, bana zevk veriyor. Ah şu dîni karıştırmasan işe öğreneceğim.&#8221; Bu sefer başladım ona dinden bahsetmeye. Sordu cevablandırdım.</p>
<p>Nihayet namaza başladı. Tatil zamanlarında Arabca da öğrendi, iyi bir dindar oldu; kırk günde Kur&#8217;ân&#8217;ı hatmetti, birçok sûreleri ezberledi. Bilahare birgün ağlayarak dükkana geldi. Üzüntüsünü hisset­tim, sebebini sordum. &#8220;Hâkim babam ve avukat annem, camiye gidersin, gece kalkıp namaz kılarsan haftada beş lira, bırakırsan günde elli lira sana harçlık vereceğiz, dediler. Kavga ettiler ve beni kovdular.&#8221; demesin mi! Hayret ettim. Her ne ise şu anda kendisi bir profesördür ve yabanda çalışır. Anası babası mütekâid, gece gündüz geçmiş hayatlarına ağla­maktadırlar. İşin garib tarafı bu genç ehli beyt idi. Şükürler olsun şu an­da hepsi İslâmî olarak yaşıyorlar. Konuya dönelim.</p>
<p>Daha evvelden &#8220;İnsan ve Vazifesi&#8221; adlı eserimizde, ictimâî hayatın tahlil ve tahrîrini va&#8217;detmiştim. Şimdi Cenâb-ı Feyyâd-ı Mutlak lütfetti. Ezelî inayetinin yardımıyla konuya başlıyoruz, muvaffakiyeti O&#8217;ndan dile­riz. Cenâb-ı Hâlık Teâlâ:*“Andolsun bürünüp örttüğü zaman geceye, açıldığı zaman gün­düze, erkeği ve dişiyi yaratana, ki sizin gerçekte sa&#8217;yi(amel, çalış­mak ve vazife)niz çeşit çeşittir.” [El-Leyl 1-4] buyurmuştur.</p>
<p>Ayet-i kerîmede iki cinsten bahsedilmektedir. Birinci cins, zamandır; nev&#8217;inin biri gece, diğeri gündüzdür. İkinci cins, insandır; birinci nev&#8217;i erkek, İkincisi dişidir. Gece ve gündüzün vazifesi ayrı ayrı olduğu gibi, özellikle &#8220;sa&#8217;yiniz çeşit çeşittir.&#8221; buyurmakla, cins ve nevi&#8217; olarak müşterek ve ayrı vazife­leri de beyan buyurmaktadır. Mesela, insanın hayr ve şer ameli olmak üzere iki türlü ameli olduğu gibi, her bir erkek ve kadının da ayrıca kendi nevilerine mahsus ve şahsî çalışmaları da vardır diye ifade etmektedir. Nitekim gece ve gündüzün cinsi -mesela zaman- birdir. Ama nevi&#8217; ola­rak gece, canlı mahlukatı kendi vazifesiyle yarım ölüme mecbur kılar, ki bu uyku istirahatidir. Lâkin bu ölümden ibaret uykuyu kâmil bir istirahatın vasıtası kılmıştır. Öyle ya zifir karanlık daimi olsaydı kim, nerede, nasıl iâşesini temin edebilirdi?<strong> İşte birinci nev&#8217;in birinci vazifesi.</strong></p>
<p><strong>Zamanın ikinci nev&#8217;inin vazifesi şöyledir:</strong> Allah Teâlâ gündüzü par­lak aydınlatıcı olarak yaratmış ve kazanca mahal, hayat ve yaşamak ve­silesi kılmıştır. Bu iki nevi’ aynı işe mahal ve sebeb olmadığı gibi, insan nev&#8217;inden olan kadın ve erkeğin çalışmak sistemi de bir değildir. Erkek hayat şartlarının dairesinde çalışmak ve cihad etmekle, kadın da çocu­ğunu beslemek, evi temiz tutmak ve erkeğin kazanmış olduğu malı koru­makla mükelleftir. İşte bu iki nev&#8217;in iki ayrı vazifeleri. Fıtrat bunu icab et­tirmiştir. Allah&#8217;ın yaratmış olduğu tabiî kanun, yani Sünnetullah da buna müsaiddir. Amma kadın erkeğin dış hayatına, erkek kadının iç hayatına bağlandığı müddetçe huzur, refah, mutluluk ve bağlılık sayesinde ikisi de bahtiyar olur. Artık hangisi diğerinin hayatına karışırsa şübhesiz o anarşiyi meydana getirmiştir. Nitekim gece gündüz de karışırsa canlı varlıkların hayatları felce uğrar.</p>
<p>Zaman bakımından gece ve gündüzün asılları birdir; nevi&#8217;leri ve va­zifeleri ayrı ayrıdır. İnsanda ruh ve nefs olarak erkek ve kadın birdir, gıdaları birdir, amma vazifeleri, çalışma sistemleri ayrı ayrıdır. Her bir nev&#8217;in kazancı da şahsına mülktür. Nitekim hayatı da kendisine mülktür. Demek her birinin kendi el emeğiyle, avlanmak veya mirasla kazanmış olduğu malı, din ve itikadı gibi, şeref ve haysiyeti gibi kendi şahsına mahsus mülktür. Çünkü ikisi de hürdür. Her biri kendi irade ve aklına ka­biliyet ve şahsiyetine sahibdir. İstediği şekilde mülkünde tasarruf eder.</p>
<p>İşte beşer cinsinin devamına sebeb de bu mülkiyettir. Eğer iki nevi&#8217;den biri diğerinin mezkur mülklerinden birine el uzatırsa, zulmetmiş olur. Şübhesiz zulüm huzursuzluk, geçimsizlik ve Sünnetullah&#8217;ı bozmak ile ifade edilir. Erkek dış işlerini, kadın iç işlerini görür, sû-i istimalde bulun­mazlarsa tayyibe hayata kavuşurlar. Şu halde gündüz kadını dışarıda çalıştırmak, gece de ona çocuğu besletmek, babasından miras aldığı malı gasbetmek zulümdür. İslam dîni bu zulme asla cevaz vermemiştir. Binaenaleyh müslüman bir kadını gayrı müslim kadınlarına, müslüman bir erkeği gayrı müslim erkeklerine kıyas etmek ayrı bir zulümdür. İslam bu zulme de karşıdır.</p>
<p>İslam dîni erkeğe değer verdiği kadar kadına da değer vermektedir. Mesela namus. En kıymetli mal namustur. Namustan üstün bir cevher yoksa, kadın namusun cevheridir. Kadın erkeğin annesi, koruyucusu, yardımcısı olduğu için muhteremdir. Kadın kelimesi düşünmeye muhtaç bir kelimedir. Kadının evde oturması evi tenvîr eder ve cennet kılar. De­mek namuslu bir kadın, evin ve cemiyetin fânusudur. Fânussuz bir ev neye yarar? Kadın erkeğe hayrı ilham eden bir melek gibidir, ya da evi yıkan bir şeytan gibidir. Nitekim erkekler de böyledir. Amma erkeğin şerefi kadının elindedir. Şu halde kadın ve erkeğin ikisi de içeride veya- hud ikisi de dışarıda çalışmaları Sünnetullah&#8217;a ve şu âlemin nizamına son derece muhaliftir. Nitekim hayvanat âleminde de aynı vazifeler ta­hakkuk etmektedir. Hiçbir zaman bir erkek kendini kadına, bir kadın ken­dini erkeğe benzetemez. Eğer bu işi yaparsa şübhesiz lanetlenmiştir.</p>
<p>Zaman ve insan cinsinin, nevi&#8217;leriyle birlikte Kur&#8217;ân-ı Hakîm&#8217;de beraberce zikir edilmesinde birçok hikmetler vardır. Mesela,&#8221;O (Allah), İçinde sükûnet ve istirahat etmeniz için geceyi (ka­ranlık), gündüzü de (içinde çalışıp kazanmanız için) ziyâdâr kılmıştır&#8230;&#8221; [Yunus 67] buyrulmuştur. Bu ayet-i kerîmede gecenin yaratılmasının hik­meti istirahat ve uyku olarak beyan olunmaktadır. Demek gündüzün in­sana vermiş olduğu yorgunluk, bitkinliklerin giderilmesine gece vesile­dir. Çalışanlar gece sükun bulurlar. Kısa ifade ile, gece sükûnet, gündüz hareket için yaratıldığı gibi, Cenâb-ı Allah Teâlâ erkeği hareket, kadını da sükun bulmak için yaratmıştır. Bu da Allah&#8217;ın ayetlerinden ibaret bir sünnettir. Nitekim,*“Size nefsleriniz(cinsleriniz)den kendilerine ısın (ıp sükun bul)manız için zevceler yaratmış olması aranızda bir sevgi ve esirgeme, O&#8217;nun ayetlerindendir. Şübhesiz ki bunda fikrini iyi kullanacak bir kavim için elbette ibretler vardır.” [Er-Rûm 21] buyrulan ayet-i kerîmede Allah Teâlâ canlıların sükun bulmaları için zarf olarak geceyi, zat olarak kadınları yaratmıştır, diye tasrih olunmaktadır. Birinci ayette,*&#8221;onda sükun bulmanız için&#8221; cümlesi ikinci ayetteki * &#8220;ısınıp sükun bulmanız için&#8221; cümlesine mukabil düşünülürse şu hakikatler an­laşılır:</p>
<p>Kadın ve erkeğin hatta bütün canlı varlıkların istirahatleri gecede, özellikle erkeğin ruhunun rahat ve sükûneti de zevcesinde bulunur. Bu sükun bulma, iki eş aralarında sevgi, aşk ve bağlılığı meydana getirir. Eğer kadın da beyi gibi, gündüz evi bırakır, dışarıda çalışmaya giderse, iki eşin huzur, refah ve istirahatleri yok olur, nihayetsiz bir harekete sükunsuz bir geceye girerler. Bu giriş, meskenlerini yok ettiği gibi, hu­zurlarını da ortadan kaldırır. Erkeğin menfaati veya zararı, yalnız şahsına mahsustur. Amma kadının zarar ve menfaati milletinedir. Milletinden de ekseriyet eşinedir. Binaenaleyh zevk ve sokak kadınından hiçbir fayda yoktur. Ev kadını ise aksine ruha rahatlık veren bir cevherdir.</p>
<p>Şu halde kadından cevherini erkeğe, erkekten cevherini kadına benzetenlerin benzeyişleri her ne suretle olursa olsun -nizâm-ı âleme ve Sünnetullah&#8217;a muhalif olduğundan- toplum hayatına küllî bir zararı getirir. Malum, bunun için lanetlenir, Allah&#8217;ın yaratmış olduğu tabiî kanuna karşı geldiği için lanetlenir.</p>
<p>“Allah erkek(nevi&#8217;lerin)ten kendini kadınlara yahud kadın (nevilerin) dan kendini erkeğe benzetene gazab etmiş, rahmetinden uzak* laştırmıştır.” mealindeki hadîs-i şerifte, zat ve sıfat olarak herhangi bir nevi&#8217; kendini diğer nev&#8217;e benzetirse lanetlenmiş oluyor. Bırak fiilî benze­yişler; temennisi bile yasaklanmıştır. Nitekim ayet-i kerimede şöyle buy­rulmuştur:</p>
<p>*“Allah&#8217;ın kiminizi kiminizden üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri temenni etmeyin. Erkeklerin kazandıklarında kendilerine bir pay vardır. Kadınların da kazandıklarında nasibleri vardır&#8230;&#8221; [En-Nisâ 32] Yani erkek için hususî kazanç yolları olduğu gibi, kadınların da özel ka­zanç yolları vardır. Her iki nev&#8217;in de kendi açısından çalışmak yolları ayrı ve bellidir. Hırsa, hasede, kibirliliğe, zulme ve saireye sirayet edebilecek temennileri yapmayın demektir. Amma merhamete sirayet edebilecek yardımı yapın. Çünkü Peygamber aleyhisselam da kendi ev hanımlarına yardım etmiştir. Ashab hanımları da fedakârlık babında nadiren bahçe­lerinde kocalarına yardım etmişlerdir. Amma bu yardım, mülklerine hürri­yetlerine sirayet ederse zulüm olur. Şu halde bir kadının cihada, harbe gitmek için temennisi caiz olmadığı gibi, erkeğin de onun kabiliyetini te­menni etmesi caiz değildir. Her biri diğerine yardım ettiği takdirde de kendi nev&#8217;inden çıkmamalıdır. Eğer çıkarsa, aralarındaki sevgi ve aşk nefrete döner.</p>
<p>Hülâsa erkek sabah kalkar kalkmaz, zevcesi yardımında bulunur, kahvaltısını hazırlar, saygıyla, dua ile onu dışarıya ve iş sahasına iteler ve uğurlar. Uğurlama esnasında latîfeler söyler. Akşam beyini çalışmak­tan eve çeker, kapıdan karşılar, selamını alır, yorgunluk ve bitkinliğini gi­derir, moral verir, istişarelerde ona yol gösterir. Çünkü kafası sakindir, işte İslam Medeniyeti bu.</p>
<p><strong>İNSANDAN KADIN VE ERKEĞİN MÜŞTEREK MUTLAK VAZİFELERİ ALTIDIR</strong></p>
<p>Esas itibarıyla kadın ve erkeğin müşterek vazifeleri çoktur amma biz altısını burada izah eder, diğer yetmiş müşterek vazifelerini yerinde beyan ederiz.</p>
<p>Beşer cinsinin iki nev’inden ibaret erkek ve kadınlardan her biri itikad ve dîninde serbest ve hürdür. Ancak bu hürriyetin namusu lekele­yecek derecede olmaması şarttır. Bir erkek evladına baba olduğu gibi, bir kadın da çocuğuna annedir. Hatta annenin hakkı daha fazladır. Bir kadın kendi mülkünün tasarrufunda hürdür, meşru hakkını kullanır, özel­likle anne, ailesinin ilk mürebbisi ve muallimidir. Eğer kadının hiç bir va­zifesi olmasa, onun mürebbiliği ve muallimliği kendisine kâfi bir şereftir.</p>
<p>*“Ey insanlar, sizi bir tek candan yaratan ve ondan da yine onun zevcesini vücuda getiren ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabb&#8217;iniz(e karşı gelmek)den sakının. Kendisiyle birbirinize dilekte bulunduğunuz zaman Allah&#8217;tan ve akraba(lık bağını kırmak) dan sakının. Çünkü Allah sizin üzerinizde tam bir gözeticidir.&#8221; [En -Nisa 1] buyrulmaktadır. Bu ayet-i kerîme ilk insan Âdem&#8217;den, zevcesinin yaratılmasından, kadının aslının erkek olduğundan bahsetmektedir. De­mek kadın da erkek gibi insan nev&#8217;indendir. Kadının aslı erkek olduğun­dan, kadın erkeğe daha fazla meyletmektedir. Ve bu hikmetten dolayıdır ki, erkek kadına ısınıp onda sükun bulur. Nitekim</p>
<p>*“Şübhesiz kadın eğri olan kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğini doğrultmak dilediğinde onu kırarsın. (Yani boşarsın, amma yumuşaklık ve latîfeleri söylemekle) Onu İdare et ki daimi olarak onunla yaşayasın.&#8221; mealindeki hadîs-i şerîfte, kadının aslının erkek olduğu tasrih olunmaktadır. Ayrıca gerek ayet ve gerek hadiste, onun idare edilmesi de tavsiye buyrulmuştur. Demek kadın da insandır ve muvakkat bir eğlence değildir, kıymetli ve şereflidir, evin çırası, hayatın cevheridir, aslının yardımcısıdır. İş böyle olunca, bir anne ve babadan başlayan ve yayılan akrabalık bağının, büyük bir ehemmiyeti taşıyan ailevi yuva kurmanın hikmeti de anlaşılmıştır. Kahrolsun o feyle­soflar ki, kadında ruh yoktur fikrini ortaya koydular; kadınlara zulmettiler. İnsaf ehli feylesoflarsa bunlara karşı gelerek kadında ruh vardır dediler ve kadın hakları fikrini ortaya koydular. İşte bu zulüm olayının tarihini okuyan zavallı gençlerimiz de müslüman kadını gayrı müslüman kadına kıyas etmekle İslam sistemini gayrı müslim sistemine benzeterek kadın hakları diye feryadı koparırlar. Öyleyse her müslümanın bilmesi gerekli olan, kadın ve erkeğin müşterek vazifelerini beyan edelim:</p>
<p><strong>1-</strong>Kadın itikadında hürdür, erkek de hürdür. Birbirine icbar edemez­ler. Nitekim, Nuh ve Lut aleyhimesselâm&#8217;ın hanımlarının kendilerine iman etmediklerini Kur&#8217;ân-ı Hakîm beyan etmektedir. Demek oluyor ki bir müslüman erkek ehli kitabdan bir kadınla evli olursa, hanımını müslüman olmaya icbar etmez. Bilakis ona hüsn-ü muaşerette bulunur. Bu güzellik İslam dîninin dışında herhangi bir sistemde bulunmamaktadır.</p>
<p>*“Allah küfredenlere Nuh&#8217;un karısıyla Lut&#8217;un karısını misal olarak gösterdi. Onlar kullarımızdan iki salih kullarımızın (nikahı) altında idiler. Böyle iken hainlik ettiler. Nihayet o iki (zevç), onları Allah'(ın azabın)tan hiçbir şeyle kurtaramadılar .0(iki kadı)na ateşe girenlerle beraber siz de girin denildi.” [Et-Tahrîm 10] buyrulan ayet-i kerîmede düşünülsün. Nuh ve Lut Peygamberlerin yüceliğini sonradan kafir olan hanımların kıssasından anlıyoruz ki, itikadda kadın ve erkek serbesttir­ler. Bu kıssa, karısı kendi itikadında olmayan erkeklere bir teselli ve irşad yolu olduğu gibi, firavunun karısı Asiye&#8217;nin de Mûsâ&#8217;ya iman edip hâlis mü&#8217;mine olduğundan onun zulmüne uğradığı hakkındaki kıssa da mü&#8217;minelere bir misal olarak beyan buyrulmuştur.</p>
<p>Gerçek şu ki, müslüman bir kadın veya erkek, eşine hüsn-ü muamelede bulunur, amma kafir eş müslüman eşine sû-i muamelede bulunur. Demek itikadî meselelerde erkek hür olduğu gibi kadın da hürdür ve icbar yoktur. Kadınların iffetine musallat olan zalimlerin, müslümanlıkta kadın esirdir şeklindeki fikirleri son derece yanlıştır. Bu İslamı bilmemekten ileri geliyor.</p>
<p>Nuh ve Lut peygamberlerin kıssaları, konumuzun örneğidir. Müslü­man olup da eşine zulmedene gelince, bu da onların fikirlerine kaymak­tan ileri geliyor. Eşitlik iddiasında bulunanlar da kadınlara zulmetmekte­dirler. Çünkü fıtratlarına uygun olmayan birçok vazifeleri onlara yükle­mektedirler, amma müslüman olanlar ise ancak dînin kadının fıtratına uygun gördüğü vazifeyi yükler. İzah edilecektir.</p>
<p><strong>2-</strong> Fikirde kadın ve erkeğin müşterek vazifeleri vardır. Bunu da Belkis ve Süleyman aleyhisselâm&#8217;ın kıssalarında bulmak mümkündür. Kur&#8217;ân-ı Hakîm bundan haber vermektedir.Süleyman aleyhisselam, Hüdhüd kuşuyla bir mektubu Sabâ hü­kümdarı Belkls&#8217;e göndermiş; Belkis mektubu alıp okuduktan sonra et­rafındaki siyasî ve ileri gelenleri ile bir toplantı yapmıştır. Belkis görüşü­nü şöyle ortaya koymaktadır: &#8220;Hakîkaten bana çok kıymetli bir mektub gelmiştir.</p>
<p>*“Gerçekten o Süleyman&#8217;dandır. Ve O hakîkaten Rahman ve Rahîm olan Allah&#8217;ın adıyla (her işe başlar ve hüküm eder. Hükmü de şudur:) Ba­na karşı baş kaldırmayın ve müslüman olarak bana gelin diye.” yazmıştır. [En-Neml 30-31] Ey görüş sahihleri, bana bu iş hakkında görüş­lerinizi beyan edin. Sizlerle istişare etmeksizin ben bir hüküm vermiyo­rum.&#8221;</p>
<p>Görüş ve hüküm sahibi olanlar şöyle dediler: &#8220;Ey emîre, hüküm ve emr size aiddir. Bizler elimizdeki kuvvetlerle emrlerinizi bekliyoruz.&#8221; Belkıs:*“&#8230;Siz bana bir işin akıbetini göstermeden ben (kendi başıma) hüküm etmem.” [En-Neml 32] dedi. Aye­tin bu cümlesinden anlaşılıyor ki, kadın kısmı fikri beyan etmekte erkek gibidir, ancak hüküm etmek erkeklere aiddir. Çünkü ayet-i kerîmede bu mana &#8220;Ben hüküm etmem.&#8221; cümlesiyle beyan buyrulmuştur. Böylece hükmü erkeklere tevdi etmiş ve görüşünü beyan etmiştir. Bundan dolayı cumhur-u ulemâ, hukukî işlerde hüküm erkeklere aiddir, diye ittifak etti­ler. Burada erkek ve kadının müşterek vazifeleri olan istişarede kadının kendi fikrini beyan etmesi tasrih olunmaktadır. Nitekim Belkis şöyle fikir beyan eder: &#8220;Padişahlar bir yere girdikleri andan itibaren, o yerin azizle­rini zelil kılarlar. Eğer bunlar da Sabâ şehrine girerlerse aynısını yapa­caklardır. Şu halde ilk tedbir olarak ben onlara bir hediye göndereceğim ve elçilerin bana ne gibi haber getireceklerini bekleyeceğim. Bakayım akıbette ne olacak.&#8221; Nitekim</p>
<p>*“Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile dönecekle­rine intizar edeceğim.” [En-Neml 35] mealindeki ayet-i kerîmede, kasdetmiş olduğumuz bu mana anlaşılmaktadır. Bu kıssadan birçok müfessirler şu dört hükmü çıkarmaktadırlar:</p>
<p><strong>a-</strong>Siyasî işlerde fikri beyan etmek, görüşleri ortaya koymak, erkek ve kadınlara müşterek vazifedir.</p>
<p><strong>b-</strong>İtikad ve hürriyeti ifade edecek bütün manalarda erkek ve kadın müşterek vazife görmektedirler.</p>
<p><strong>c-</strong>Kadın da erkek gibi, servetine sahibdir ve tasarrufunda hürdür.</p>
<p><strong>d-</strong>Kadın da müsteşar olur, şahid olur.</p>
<p>İşte burada ve daha ilerde, kadın ve erkeğin eşit oldukları yerlerdeki müşterek vazifelerini tekrar izah edeceğiz. Ancak bu kıssadan, kadının tek başına hukukî meselelerde hüküm edemiyeceği anlaşılmıştır. Bu da izah olunacaktır.</p>
<p><strong>3-</strong>Erkek ve kadın, fazileti kazanmak vazifesinde müşterektirler. Yani hayr işleyen kadın da erkek gibi Cenâb-ı Hakk&#8217;ın nezdinde makam alır, velî olur. Şu kadar ki, kadın peygamber olarak gelmemiştir. Amma</p>
<p>bunun dışında *“&#8230;Ey Meryem, muhakkak Allah sana seçkin bir hususiyet verdi. Seni tertemiz büyüttü ve âlemlerin kadınları üzerine de mümtaz kıldı.” [Âl-i imran 42] mealindeki ayet-i kerîmeden de, kadınların makam da alabilecekleri tasrih olunmaktadır. Nitekim Hazreti Ayşe, Hazreti Fatıma gibi birçok faziletli kadınlar gelip geçmiştir. Menkıbe kitablarında kıssa­ları meşhurdur. Fazileti kazanmak aslanlığında erkeklik ve dişilik söz ko­nusu değildir. Aslan aslandır.</p>
<p><strong>4-</strong>Mâlî cihad yapmak, erkek ve kadına müşterek vazifedir. Ancak kadın çok kıymetli olduğundan ve namusu, haysiyeti söz konusu olması bakımından can ile cihaddan men edilir. Zaten cihad onun için yapılır.</p>
<p><strong>5-</strong>Kazanç vazifesi erkek ve kadınlara müşterek vazifedir. Demek kadının kazancı kendi şahsına mülktür. Teferruatı gelecektir.</p>
<p><strong>6-</strong>Miras paylaşmak vazifesinde de, bazı istisnalarıyla kadın da erkek gibidir.</p>
<p>İşte bütün bunlar, kadın hakkı iddia edenlerin altı cihetle fikirlerini reddetmektedir. Çünkü İslamiyet kadınlara muayyen hak vermiştir. O halde hangi hakları verilmemiş ki o iddia edilir. Demek bu iddia altı ci­hetle yanlıştır:</p>
<p><strong>a-</strong>Müslüman bir erkeği gayrı müslime kıyas etmek, b-Hür bir kadını hürriyeti elinden alınmış ve hayatta çalışmak mec­buriyetinde kalmış kadına kıyas etmekle, doğrusu müslüman bir kadının hürriyetini sezmemekle,</p>
<p><strong>c-</strong>Bedenî cihaz olarak kadının erkekten noksan yaratıldığını bilme­mekle,</p>
<p><strong>d-</strong>İslam dîninin kadınlara verdiği hakkı inkar etmek, doğrusu İslam dînini bilmemekle,</p>
<p><strong>e-</strong>Kadınlık kabuğunda gizlenmiş namus cevherinin hakîkatini idrak etmemekle,</p>
<p><strong>f-</strong>Kadın ve erkeğin ruhânî cazibe kanunlarını ve her bir nev in kendi­sine mahsus his ve idrak kabiliyetini anlamamakla, hataya düşmekte­dirler. Gelecek başlığı da oku.</p>
<p><strong>Devamı için bkn:</strong></p>
<p><strong>2</strong>&#8211; <strong>http://ilimcephesi.com/on-bes-yerde-erkek-ve-kadin-musavidir/</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/erkek-ve-kadin-ayri-neviler-oldugu-gibi-vazifeleri-de-ayridir/">1-Erkek ve Kadın Ayrı Nevi’ler Olduğu Gibi Vazifeleri de Ayrıdır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/erkek-ve-kadin-ayri-neviler-oldugu-gibi-vazifeleri-de-ayridir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
