<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ercan Yıldırım | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ercan-yildirim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Nov 2021 10:47:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Ercan Yıldırım | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yeni İnsana Doğru&#8230;Geleceği Erteleyen Gençler Ne İstiyor?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yeni-insana-dogru-gelecegi-erteleyen-gencler-ne-istiyor/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yeni-insana-dogru-gelecegi-erteleyen-gencler-ne-istiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2021 10:45:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[kuşak çatışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern birey]]></category>
		<category><![CDATA[z kuşağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25542</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ercan Yıldırım Kuşak çatışmasının bulunmadığı bir tarihten, tarih felsefesinden, gündelik tecrübelerden bahsetmek imkânsız; çünkü dünya insandan önce değiştiği, insan doğadan ve zamandan daha muhafazakâr kaldığı için kendini yenileyemez. Varoluş, doğa, dünya zamana uyumlu yeni varlıklarla beraber insan nesilleri ortaya çıkarır. Her kuşak doğar, çağının tekno-kültürünün sesi olur, değişime ayak uyduramayıp muhafazakârlaşır ve nihayet yeni kuşakların [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yeni-insana-dogru-gelecegi-erteleyen-gencler-ne-istiyor/">Yeni İnsana Doğru…Geleceği Erteleyen Gençler Ne İstiyor?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-25543 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/11/nGHeX22RB8PF97Kd-636934447832741236-300x167.jpg" alt="" width="397" height="221" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/11/nGHeX22RB8PF97Kd-636934447832741236-300x167.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/11/nGHeX22RB8PF97Kd-636934447832741236-600x333.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/11/nGHeX22RB8PF97Kd-636934447832741236-768x426.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/11/nGHeX22RB8PF97Kd-636934447832741236.jpg 800w" sizes="(max-width: 397px) 100vw, 397px" /></p>
<p><em>Ercan Yıldırım</em></p>
<p>Kuşak çatışmasının bulunmadığı bir tarihten, tarih felsefesinden, gündelik tecrübelerden bahsetmek imkânsız; çünkü dünya insandan önce değiştiği, insan doğadan ve zamandan daha muhafazakâr kaldığı için kendini yenileyemez. Varoluş, doğa, dünya zamana uyumlu yeni varlıklarla beraber insan nesilleri ortaya çıkarır. Her kuşak doğar, çağının tekno-kültürünün sesi olur, değişime ayak uyduramayıp muhafazakârlaşır ve nihayet yeni kuşakların istihzalarına, taşlamalarıyla olarak ölür. Orta yaş üstünün gençleri anlamaması da bir başka eleştiri konusudur. Kendi çağına göre yeni olup artık “dinozor” sınıfına yazılan her birey gençlerin, nesillerin, insanın “bozulduğundan” dem vurur; üstelik kendilerinden önceki kuşakların dejenere ithamlarına kendileri de muhatap olmuşken. Burada sorun biraz da kullanılan dille ilgili, kimse gençlere “bozulma-yozlaşma” gözlüğünden bakmayıp dünyanın geliştiği, yenilendiği, teknik-ilim-bilimle yeni kültür kaynaklarının şekillendiği sahih ve sahici penceresinden yaklaşsa başta siyasal alan olmak üzere toplum ve bireyler daha armonik ses çıkarabilir.</p>
<p><strong>KUŞAK ÇATIŞMALARINDA BOZULAN KIM?</strong></p>
<p>Çağını anlamanın zor ve kasvetli emeğinden kaçıp, yozlaşma ve bozulma retoriğini tekrarlamak konforlu bir fikrî sahayı oluşturur; buna daha “hayatı görmemiş” gençleri en baştan suçlu, günahkâr ilan etmeyi eklediğinizde dünyayı veya ülkeyi o hâle getirmenin yükümlülüğünü hemen üzerinden atabilirsiniz. Bozulan gençler mi yoksa orta ve üstü yaştakiler mi?… Bozulan daha beş kuruş para kazanmamış, ilişki biçimlerini görmemiş, kabuğundan çıkmamış çocuklar mı yoksa her türlü kariyerist, para tutkunu odakla içli dışlı angajmanlara giren, tüm idealleri, ilkeleri, potansiyeli saçıp savuran “büyükler” mi?… Elbette daha kendilerini savunmaları gerektiğini bile anlayamayan gençler “çarmıha gerilme”ye en müsait olanlardır! Dijital tekno-kültürün artık tek egemen form olduğu günümüzde siyasal alanın temel tartışmalarından biri de bilhassa Z kuşağı denilen gençlerin düşünme, konuşma, davranış biçimleri. Belki siyasi tercihlere yansımasa kuşağın yapıp ettiklerine çok da dikkat edilmeyecek, “müdahil” olunmayacak. Fakat siyasi kutuplar arasında keskin ayrımlar yaptıkları düşünülen, anketlerle dile getirilen Z kuşağının, “eski Türkiye”yi bilmemesi, yokluklar ve yoksunluklardan habersizliği, başlarına buyrukluğu, dijital kültürün tüm imkânlarını hoyratça kullanması bir de üstüne mesela Gezi olayları gibi hadiselere katılmaları tepkileri daha da artırıyor. Aslına bakılırsa dijital tekno-kültürün getirdiği okuma, anlama ve anlatma sürecinde kendine özgü kurdukları dili büyüklerin anlayamaması, dahası bu kapalı network ve diyaloglara nüfuz edememeleri, mottolarla, tek cümlelik ifadelerle, kısaltmalarla kurulan iletişimi çözememeleri tepkinin asıl nedeni. Nesiller arasında her zaman farklılıklar gerçekleşir fakat dijital tekno-kültür kuşaklarını öncekilerden ayıran temel nitelik bunların tekno-hümana en yakın formu temsil etmeleri. Bu da ister istemez onların “tehlikeli”, tekinsiz, öngörülemez biçimlerde kodlanmalarına neden oluyor. Bu anlamda Z kuşağı da denilen “dijital tekno-kültür nesli”nin yeni bir insan yönelimi olması, istek ve ihtiyaçlarının öncekilerden farklılaşması, kırılganlığındaki yükseklik, çalışma şartları ve konfor yapılarının gelişmiş Batı ülkelerine yaklaşması, Türkiye’nin ekonomisi, siyasal alanı ile beraber gençlerinin temel meseleleri arasında.</p>
<p><strong>TÜRKIYE’NIN EKO-GENÇ-POLITIĞI </strong></p>
<p>Ülkenin iktisadi düzeyi dünyanın ilk 10 ekonomisinde bulunmamasına rağmen, konfor algısı kıta Avrupası ile yarışır boyutta; siyasi iradenin üst seviyeden yorumlamalarda ve vaatlerde bulunması ister istemez beklentileri de artırmıştır. Belirgin bir neoliberal konfor alanına çıkan gençler, içine doğdukları kültürün daha fazlasına talipken altını düşünmek bile istemez. Türkiye’de cari açıdan temel kuşak çatışması, toplumsal bölünmelerle birlikte, genç sorununun merkezinde esasen üniversite mezunlarına kendi alanlarında istihdam imkânı sağlanamaması gelir. Üstelik suyun başındakiler işsizliğe çare bulma gayreti sarf ediyormuş gibi mesela sosyal bilimler eğitimi görmüş bir gence “tekstil atölyeleri”, “deri imalathaneleri”nde asgari ücretin biraz üzerinde iş bulabileceklerini salık verir. “Çalışana iş çok” savunması Türkiye’nin kadim istihdam politikasındaki sürekliliği anlatır. Eğitim sisteminin liseyi zorunlu hâle getirmesiyle belirgin bir işte, zanaat ve meslek sahibi olacak çocukların bu imkânı kaybetmesi de hem çalışma hayatı hem eğitim ve iktisadi düzen açısından ciddi problemler oluşturdu. Üniversite okuma ihtimalinin yüksekliğine mukabil, aynı derecede istihdamın gerçekleşmemesi, konfor alanı yükselmiş toplumda “iş beğenmeme-seçme” tutumunun genelleşmesi, Gezi olaylarında belirginleşen “maaşlı burjuva olma” yani “ücreti yüksek zahmeti az, masa başı memuriyet” özlemi yalnız ekonomi veya eğitimin konusu olmaktan çıkıp zihniyet değişikliğimizin ne derece ciddiyet arz ettiğine işarettir. Bu, bozulma yahut gençlerin çalışmaktan kaçmasını değil tercih edilen eğitim politikasının zihinleri getirdiği düzeyi gösterir.</p>
<p>Son yıllarda mesleki eğitimin öne çıkması, zanaatın, eskilerin deyimiyle “altın bilezik”in önemi gençlerin eğilimlerini de belirledi. 2013’lü yıllarda maaşlı burjuva isteği daha barizken artık bu ihtimalin gittikçe düşmesiyle gençler “imkân sağlanarak” girişimci, zanaatkâr, kendi işinin patronu, daha bağımsız alanlarda yer bulmaya yöneldi. Bu açıdan emek jargonu ve talepleri bile yenilendi. Beyaz, mavi yakalılık gün geçtikçe daha çok sorgulanıyor. Açıkçası son yıllardaki hadiseler gençlerin varoluşlarını da ciddi biçimde belirliyor. Özellikle salgınla beraber çalışma hayatında ciddi talepler de kendini göstermeye başladı. Hem 12 yıllık eğitim, ardından üniversite hayatı, akabinde “iş başvurularının sonucunu bekleme” gençlerde çalışma hayatına katılımı epey geciktirdiği, evde veya kafede vakit geçirmeyi varoluşsal boyutlara ulaştırdığı için hiyerarşiden, disiplinden, altüst ilişkisinden korkan, kaçan bir nesil de doğdu. Zora gelemeyen, zor nedir bilmeyen bu gençlik pek tabii ki “ağır işler”den kaçıyor; son zamanlarda sanayilerde “çırak” bulunamaması da aslında 28 Şubat’tan itibaren başlayan yanlış mesleki eğitim politikalarının da bir sonucu. Bu girdaptan çıkmaya çalışan yeni gençlik de yok değil; Türkiye’nin neoliberal iktisadi vaziyeti nedeniyle bilhassa hizmet sektörünün öne çıkmasına karşın teknik mesleklerin belirginleşmesi, hizmet sahasında çalışma koşullarının daha zor, saatlerin uzunluğu ile doğru orantılı gelişti.</p>
<p><strong>GENÇLERIN İLGILERI, İŞ HAYATINDAN BEKLENTILER</strong></p>
<p>İnsanlığın zuhurundan bu yana ekonomi asıldır; gençler okulu bitirip iyi bir iş bulmaya, evlenmeye, rahat bir yaşam sürmeye kendini koşullar… Neoliberal ekonomiyle beraber iş imkânları çeşitlense de emek rejimi yüzünden çalışan ücretleri aynı oranda yükselmiyor. Emekçilerin örgütlenmesinden hakkını aramasına kadar pek çok mekanizma ortadan kalktı. Belli başlı işlerde çalışanlar yüksek maaş alırken genel manada ücretler 2008 krizinden sonra geriledi. Artık özlediği, istediği üniversiteyi okumaktan ziyade kolayca işe girebileceği alanı kazanmak isteyenlerin sayısı arttı. Belli dönemlerde gözde meslekler değişir, son yıllara kadar hukuk tercih edilirken artık yığılmanın herkes farkında, yazılım, tıp, askerlik ve polislik ile psikoloji şimdilerde revaçta. Tıbbın da daha az zahmetli daha çok paralı estetik cerrahi, psikiyatri gibi bölümleri öne çıkıyor. Burada bütünüyle gençlerin yapıp ettiklerini mazur görme durumuna girmeden gerçekleri konuşmak da gerekir.</p>
<p>Gençler zamanın ruhuna bağlı şekilde ezilmeden, sürünmeden, işi öğrenme sürecini geçirmeden, tecrübeyi göz ardı ederek en tepeden başlamak istiyor! “Zirveden başlamak”… bu aynı zamanda kendini işin duayenleriyle aynı sıklette görmeye kadar uzanıyor; üste para vererek staj yapan, birkaç yabancı dile, yurtdışı tecrübesine rağmen iş hayatına atılamayanlara karşın dijital tekno-kültür gençleri ebeveynlerinden aldıkları hadsiz ve yersiz özgüven nedeniyle “ayar-çap-müsavat” dengesinden habersiz. İyi bir üniversite mezunu plazalardaki 4 bin liralık başlangıç ücretini yeterli görmüyor; kanaat etme, kendini yetiştirip bir başka yere geçme gibi durumları da istemiyor. Neoliberal iktisat ve dijital tekno-kültürde insanların ihtiyaçları ve istekleri değişti. Önceki kuşaklar için lüks olan pek çok nesne, tüketim ürünü, yaşama stili günümüzde artık birer “temel ihtiyaç” hâlini aldı. Yaşlıların “cep telefonunu göster” vurgusu haksız değil; kasabaya binek hayvanla inen önceki nesiller için birkaç bin liralık telefonlar lüks; dahası, olmasa da olur! Günümüz gençliğinin ilgileri asli ihtiyaç kategorisine girdikçe bunalımlar da artıyor. Evlenememenin nedenlerinden biri maaşların evi çekip çevirmeye kifayet etmemesinden ileri geliyor; öyle ki kiralar maaşın yarısına yaklaştıkça erkeklerin umutsuzlukları artıyor. Kız arkadaşın bütçeyi aşmasından, aldığı bursu geri ödeyememeye, aynı sınıfta okuduğu nişanlısının atanmasına rağmen kendisinin atanamaması gibi sorunlar gelecekte ayrı ev mefhumunu da sorgulatacak düzeyde. Özellikle salgın ve küresel enflasyonla beraber ekonominin bozulması temel ihtiyaçların karşılanmasından ziyade hayat tarzı isteklerinin karşılanmasını zorluyor.</p>
<p><strong>GENÇLERIN KONFORLU HAYAT PROFILLERI </strong></p>
<p>Maaşlardan değil kendilerine ait bir hayat kuracak şartların olmamasından yakınıyor gençler; aileleri olmadığı bir gündelik hayatı düşünemeyen bu kuşakta aileyle 30 yaşında birlikte yaşamak normal. Evde internet vasıtasıyla çalışmak bir yana film izleyerek, görüşmeler yaparak, dijitalin imkânlarını kullanarak ilişkilerde sorun çıkarmadan yaşamak daha kolay. Buna karşın sevdiği sanatçının konserine pahalı biletler yüzünden gidemediğinden yakınanlar aynı zamanda kitap-kafe-sinema gibi faaliyetlerin de yüksekliğinden şikâyetçi. Bu istihdam, evlenme, konfor alanlarının genişlemesine karşın ücretlerin düşüklüğü, erken yaşlarda anksiyete, yaşlanmışlık, tükenmişlik hislerini artırıyor. Ninesiyle farkının bulunmadığını, kendisinin de onun gibi gezemediğini söyleyenler çoğunlukta. Enteresan olan ise ev merkezliliğin salgınla beraber bu kuşağı teslim alması. Eski kuşaklar dışarıya çıkmayı, gezmeyi sever, en azından kahveden gelmezken günümüz gençliği evde durmaya can atıyor. Son günlerde üniversitelerin tekrar uzaktan eğitime geçmesini isteyenler hastag’ler açıyor; anlaşılan o ki yurtlar, başka’larıyla aynı ortamı paylaşma mecburiyeti, yüksek hayat standardı ve bireyselliğin güçlenmesi bu kuşakların bir başka yeni hususiyeti olacak.</p>
<p>Klasik iş yeri düzeninden rahatsız yeni kuşaklar. İstediği işte çalışsa, tatmin edici maaş alsa bile gençler istifa edip kendi işini kurmanın yollarını arıyor. Enikonu kapitalist girişimci, modernist bireyci bir toplum olmaya doğru yol alıyoruz. Çalışma hayatının normalleri dahi yeni kuşaklar için “özgürlüğe saldırı” diye düşünülüyor. Üstünden değer görmeme, eleştirilme, sert çıkma, yüksek ses, yoğun çalışma, aidiyetsizlik, ayrıldığında iş bulamayacak bile olsa istifa nedenleri arasında. Mesele bunların sayısının az ya da çok olması değil, iş yeriyle ünsiyet kuramasa bile direnme, sabretme, mücadele, yeri geldiğinde kavga verme gibi dirayet gerektiren karakterin bu kuşaklardan gün gün çekilmesi. Kavgasını vermeyeceği bir başarının ve paranın taliblisi dijital tekno-kültür kuşağı. Fazlasıyla çocuksu bir kuşaktan bahsediyoruz; doğa durumundan gelmediği, ailelerin kanatları altında bulunduğu için bilhassa 2000 sonrası gençler kırılgan, daha çok özerklik ve kendine ait alan, bir bahçe arayışında; eleştirilmek değil takdir görmek, kendine vakit ayırmak, esnek saat, eğlenceli ve keyifli iş hayatı, yeri geldiğinde tatile gidebilecek zaman ve para, hayatını yaşamayı çok para kazanmanın önüne geçirme bu gençliğin özelliği. Eski Türkiye’nin bilhassa çevredekileri, dindar-etnik-mezhep aidiyetleri nedeniyle bir avuç elitin dışında kalanlar kariyeri, “adam sayılmayı”, para kazanmayı, ilkeleri ve idealleri bir süreliğine ertelemeyi rahatlıkla yapabiliyordu; yeni kuşaklar kavgası verilmemiş bir kariyer istese de kariyerist değil; olursa olur, kafasında.</p>
<p><strong>DIŞA PATLAMAYAN TOPLUMLAR </strong></p>
<p>Neoliberalizm dünya da krize girdi, salgınla küresel enflasyon toplumları daha çok sıkıştırıyor, bunaltıyor. Toplumlar içten içe kaynıyor, içe patlıyor, tepkilerini dışa yönlendiremiyor, en fazla mültecilere, Müslümanlara, Suriyelilere, kadınlara şiddet gösteriyor. Temel ihtiyaçları giderme imkânları gün geçtikçe zayıflarken pek çok konfor ürünü lüks sınıfına girmeye başladı. Bu ortamda gençler geleceklerini daha çok erteliyor. İş sınavlarına kendi sahasında az alındığı, mülakatta geçemeyeceğini düşündüğü için girmeyenler artıyor. Birilerinin yanlış analiz ettiği, saptırdığı, künhüne vâkıf olmadığı için gençler yeşil meraklısı, deizm-eşcinsellik yönelimlisi, sorumsuz özgürlük taraftarı, dijitale pür bağımlı değiller; istihdam, güvenceli-garantili iş, diplomasının karşılığını almak, kendine, yaşam tarzına daha çok vakit ayırabilecek, iddiasız ama konforlu bir düzen kurmak taraftarı. Ekonomik krizler, küresel bunalımlar bariz tepki gösterilmediği sürece içte ciddi sorunlara yol açabilir. Dijital tekno-kültür kuşağı bir ideolojinin, dünya düzeni talebinin bayraktarlığını yapmıyor; aidiyetinin kavgasına tutuşmuyor, sevdiği için canını feda edebilecek feda kültürü da barındırmıyor. Bu kuşak ideaya, ideale kapalı, ütopyadan, yüksek iyiden, erdemi egemen kılmadan, daha iyi bir dünya kurmak çabasından yana değil; huzurlu ve zengin bir dünyayı isteyebilir ama bunun için kendini öne atmaz. Bilakis imkân sağlayanlarla hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşar, başka’sının varlığı kendini tehdit etmediği sürece kötünün yayılmasından da çok rahatsızlık duymaz. Yeni faşizmler, popülizmler, totaliter yönetimler için mükemmel bir insan havuzu şekilleniyor; önüne dijital kültürünü, yiyeceğini koyduğun sürece ilkeler icat edip bunun peşine düşmeyecek bireyler geliyor. Ekonomik meseleler şöhreti, abartılı davranışları, budalaca gösterişi, duvarları yükselten ulusalcılığı, güçlü olup uyguladığı müddetçe şiddeti ve tabi ki tanımlanmış dindarlığı da güçlendirir. 1980’lerin, 90’ların postmodern bireyinin mensubiyetsizliğinin ötesindeki bu dijital tekno-kültür kuşağı bir dönemlik, bir nesillik değil. Ontolojik bileşenleri, varlık algısı, insani yönelimleri bakımından tarihselleştirilemeyecek etkide yeni bir insanı haber veriyor!</p>
<p>Ümran Dergisi,sayı:327,syf:37-40</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yeni-insana-dogru-gelecegi-erteleyen-gencler-ne-istiyor/">Yeni İnsana Doğru…Geleceği Erteleyen Gençler Ne İstiyor?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yeni-insana-dogru-gelecegi-erteleyen-gencler-ne-istiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözetleyen Toplum</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gozetleyen-toplum/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gozetleyen-toplum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 14:27:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İfşa etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ağ toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Ağa'' Bağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf ve video paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[Gözetleyen Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenlik Kameraları]]></category>
		<category><![CDATA[Instagram]]></category>
		<category><![CDATA[Mahremin Kamusallaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet.]]></category>
		<category><![CDATA[Mobese]]></category>
		<category><![CDATA[msn]]></category>
		<category><![CDATA[Platonik Dostluklar]]></category>
		<category><![CDATA[Sahicilik öldüren Ağ]]></category>
		<category><![CDATA[Sanala Mensubiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20979</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230; &#8220;Ağa&#8221; Bağlanma, Sanala Mensubiyet, Platonik Dostluklar İnternet 2000lere doğru Türkiye&#8217;ye girerken, habercilik misyonundan çok &#8220;çet&#8221; adı verilen sohbet platformlarıyla gün­deme geldi. Erken dönemlerde internete bağlanmak isteğinizi ikrar et­tiğinizde müstehzi bir ifadeyle karşılaşırdınız. Çünkü internet demek gayri ahlaki her türlü yayının platformu manasına ge­lirdi. Dolayısıyla Türkiye&#8217;de internet algısının başında &#8220;sosyal­leşme” gelir. Sosyal medyanın ilk halleri çet [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozetleyen-toplum/">Gözetleyen Toplum</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/control.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-22156 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/control.jpg" alt="" width="514" height="289" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/control.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/control-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/control-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 514px) 100vw, 514px" /></a><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-21022 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-300x168.jpg" alt="" width="357" height="200" /></a>&#8230;</p>
<p>&#8220;<strong>Ağa&#8221; Bağlanma, Sanala Mensubiyet, Platonik </strong><strong>Dostluklar</strong></p>
<p>İnternet 2000lere doğru Türkiye&#8217;ye girerken, habercilik misyonundan çok &#8220;çet&#8221; adı verilen sohbet platformlarıyla gün­deme geldi.</p>
<p>Erken dönemlerde internete bağlanmak isteğinizi ikrar et­tiğinizde müstehzi bir ifadeyle karşılaşırdınız. Çünkü internet demek gayri ahlaki her türlü yayının platformu manasına ge­lirdi. Dolayısıyla Türkiye&#8217;de internet algısının başında &#8220;sosyal­leşme” gelir. Sosyal medyanın ilk halleri çet ve msn iken, son­radan msn her bilgisayarın, her bilgisayar kullanıcısının &#8220;temel ekranlarından biri oldu. Devlet dairelerinde msn yasaklandı; ciddi olarak iş yapıyor gözüken iki memurun aslında birbiriyle konuştuğu, evli olmalarına rağmen msn vasıtasıyla gün boyu sanal ilişki kurup zina ortamı hazırladıkları yaygın haberler arasına girdi. Sosyal medya kavramına yüklenen manaların özellikle twitter ile biraz daha anlamlı hale gelmesi, haber ve yorum paylaşımlarının, tartışmaların yaşanması açık konuş­mak gerekir ki sosyal medyanın prestijini biraz daha artırdı.</p>
<p>Facebook’a kalmış bir sosyal medya, sorunlu ilişkilerden oluşan haberciliğin çok daha magazinel boyuta girmesine ne­den olacaktı.</p>
<p>Dünya sisteminin &#8220;ekran&#8221; üzerinden kurduğu gözetleme ve denetleme sistemi insan gerçekliğinin en açık, en önde, en ma­hir, en dolaysız özelliğine hitap eder.</p>
<p>İnsanlar mobese ve güvenlik kameraları üzerinden gelişti­rilen gözetleme kültürüne muhalif olmayı akıllarından geçirmezler; zira o aslında kendileri için kurulmuştur. Hâlbuki gö­zetleme, kamuda yer bulma, gösterme, ifşa etme, açma, ağ ile bağlanma, bağ kurma insanoğlunun en temel ihtiyacı olduğu gibi bugün kariyerizmin getirdiği menfaatler üzerinden büyük şoklar yaşayan insanların, kalabalıklar içindeki, artan arkadaş ve tanıdık insan sayısına rağmen derinleşen yalnızlığını gider­diği bir alandır.</p>
<p>En başta facebook sonra twitter akabinde instagram, bire­yin yalnızlığını, bastırılmışlığını, korkularını, kederlerini, neşe­lerini yani her türlü duygu yoğun ruhi yönelimlerini gösterebi­leceği alandır. Paylaşmak, aslında kişinin kendisini açmasıdır. Buradaki sanal ağ dost olarak görülmese bile kişinin kendini açtıktan sonra kendisine iktidar kurup onu hüzne sevk edecek, dostluğunu kullanıp küçük düşürecek bir kişi değildir.</p>
<p>Bir öteki ile konuşma, dertleşme, hasbihal karşılığını sa­dece kendisinin gördüğü, görebileceği, görmesine müsaade edebileceği alan olarak sosyal medya aslında bireyin sadece kendine güvenebileceği, kendine bile zaman zaman itiraz ede­bileceği ama yine kendine döndüğü için kontrolü sağlayabi­leceği mümbit sahadır. Sosyal medya, fotoğraflardan bilgilere kadar kişinin kendini ifşası iken beri taraftan kişinin aynası, yansısı hatta öz-benliğidir. Öteki olarak sosyal medya gerçekte kişinin hitap edemediği yani ulaşamadığı kendi benliğidir.</p>
<p>Sosyal olarak yalnızlığı artıran kapitalist kültür, sosyal medya vasıtasıyla kişileri çok farklı başkalarıyla buluşturarak &#8220;kamuya açar.” Ama sadece kamuya açar; hâlbuki kamuya açıklık, kişinin topluma kapanmasına, insanlardan uzaklaşma­sına hatta kaçmasına vesiledir. Kaçmak, sistemde buluşmakla eşdeğerdir. Kişi ne kadar sosyal medya üzerinden farklı kişiler­le buluşur hatta yıllardır görmediği ilkokul arkadaşı, mahalle arkadaşıyla tekrar görüşürse esasında bir o kadar da değer yı­kımına uğrar. Mahalle ya da okul arkadaşlıklarının tükenmesi sadece mekânsal ayrılıklar değil aslında zihni kopuşların, ortak ilgilerdeki ayrışmaların sonucudur.</p>
<p>Modern insanın aradığı nostaljik mensubiyet bağları geçmişte kalan arkadaşlıkları yüceltir, onlardaki küçük menfaatlerin sonradan tatlı anılara dönüşmesi peşinden yüceltmeleri getirir. Sosyal medyadaki kar­şılaşmalar tekrar o eski, saf, dolaysız ilişkilere dönmeyi tetikler ama sadece tetikler; her buluşma aslında bir hayal kırıldığıyla biter. Bu açıdan Facebook’ta bulunan nostaljik ve ideal arka­daşlık tipolojileri, arkadaşlık, dostluk, saflık, geçmiş özlemlerinin kendi bağlamlarını da tüketip ezer, yok eder. Böylece sürekli değerleri ezen birey inanacağı insan, tutunacağı aidiyet bağları da bulamaz. Saf dostluklara ulaşma arzusu, kötülük fikrini, dejenerasyon kaygısını çoğaltır.</p>
<p><strong>Mahremin Kamusallaşması</strong></p>
<p>Sosyal medya insanların tüm iyi ve kötü niteliklerini kullandığı için, insan gerçekliğini yakalayamaz.</p>
<p>Mahrem kavramı sosyal medyadan çekilir; bu ortamda ne kadar göz önünde olursa etkileşime açıklığı o kadar fazlalaşır.</p>
<p>İnsanların paylaşımlarında görsel öğe, bilhassa öznenin kendi ya da ailesinin fotoğrafları daha fazla “like” aldığı için, ailenin dışarıya açılması beğenilerin çokluğunun verdiği &#8220;rakamsal şehvet” ile iyice artar. Rakam şehveti, sevgi, merhamet,sevgi yerleşik kültürün aşırı bireyci, ötekini tanımaz, değer bilmez vasfı &#8220;senin hayatın senin teknolojin” sloganıyla dile getirilir.</p>
<p>Teknolojinin kişiye özel niteliğinin verdiği “özgürlük” tatlı bir ego tatmini sağlar. Güya güvenlik için olduğu dile getirilse de telefonun, bilgisayarın, tabletin retina ya da parmak izi ile açılabilmesi özgürlüğü, sahipliği daha önemlisi mahrem ala­nı oluşturur. Elbette sosyal medyada görünürlük fotoğraf ve videolarla, paylaşımlarla sağlansa bile bilhassa gençler farklı gruplara bölünür.</p>
<p>Sadece gruplar değil, farklı “profiller” yani farklı hesaplarla kendini kompartımanlara ayırarak sunar. Bu düpedüz kişilik bölünmesidir.</p>
<p>Kişinin ailesinin, akrabalarının, öğretmenlerinin gördüğü profil son derece “normal” paylaşımlara sahne olurken, farklı bir ad ve profil fotoğrafıyla başka bir oturumda aynı özne çok başka kimliklere bürünebilir. Bilinen kamuda efendi ve nor­mal olan bir özne, sınırlı arkadaş çevresinin “takıldığı” adreste galiz küfürbaz, aykırı, muhalif yani son derece rahat davrana­bilir. İçindeki kötülüğü, çirkinliği, kini, hıncı, cinselliği, şiddeti sınırlı sayıda arkadaşa “bağlanıp, “açarken” bilinen kamuda dindar, sakin, normal olabilir.</p>
<p>Bakarsanız dışarıda, işte, sokakta, trafik lambalarında her­kes gayet normaldir; fakat sosyal medya mekanizmasının başı­na oturduğu anda ya safi melek ya cani şeytan zuhur ediverir.</p>
<p>İşte parmak izi ya da retina okumalı makineler bu öznenin mahrem alanıdır. Sosyal medya ve teknoloji mahrem içinde mahrem daireleri kurar. Makineye erişim mahrem olabilece­ği gibi farklı hesaplar bir başka mahrem alanı oluşturabilir. Mahrem alan hiçbir dönemde ortadan kalkmamıştır; sadece mekân ve araç değiştirmiştir. Sosyal medya mahremi kaldır­maz bilakis onu kamuya açar. Sere serpe fotoğraflar aynı za­manda itibar unsuru olarak telakki edilir. Mobese ve güvenlik kameraları üzerinden takip edilmek, izlenmek, gözetlenmek rahatsızlık sebebi değildir.</p>
<p><strong>İzlemeyi, İzlenmeyi Hazza Dönüştürmek</strong></p>
<p>Esasına bakılırsa, izlenen toplum aynı zamanda izleyen, gözetleyen, mahrem alanlara &#8220;erişim sağlamak” isteyen kişidir.</p>
<p>Neoliberal birey sosyal medya sayesinde üç fonksiyonla mahremiyeti delip geçer: izlenmekten rahatsız olmaz sosyal medya bağlamında takipçi sayısının ve aldığı beğenilerin çok­luğu ile övünür, mobese ve güvenlik kameralarını güvenliği için emniyet supabı görür. Kendini ifşa etmek takipçi ve beğeni sayısını artıracağı için mühimdir. Ne kadar çok &#8220;bağlanır ve açarsa o kadar mutlu olur. Son olarak izlemeyi çok sever, kimin nerede olduğunu, nereleri gezdiğini, hangi mağazaya gittiğini, ne yiyip içtiğini, kimlerle oturup kalktığını adeta vecd halinde kimi zaman kızarak kimi zaman zevkle izler.</p>
<p>İfşa etmek, fotoğraf ve video paylaşmak yalancı mutluluk kahkahaları atmak, piknikten, lokantadan, kafeden, evden ka­reler paylaşmak sadece kişisel mutluluk ve gösteriş değil aynı zamanda pazarlama, sunmadır. Kırk yılda bir okuduğu kitabı, şık kahvesiyle fotoğraflayıp sunarken de, kar, yağmur, çamur demeden her zorlu mekânın &#8220;keyfini çıkarabilen” pozitif ener­jisini sergileyebilme de beğenilerin verdiği dinçlik duygusuyla beraber kültür, sanat yoğun saygınlık vesilesidir.</p>
<p>Paylaşımları şöyle kısa bir gözden geçirirseniz herkes yük­sek kültüre girmiştir. Ciks mekânlar, cool tavırlar, farklı müzik­ler bu yüksek kültürün tamamlayıcılarıdır. Düğünlerin oyun havalarını paylaşanlar çok sınırlı bir kesimdir. Komik video­lar İzlense bile bunlara &#8220;hayata dair” bir gerekçe bulmak, üst düzey yorumlar yapmak, sosyolojik okumalar gerçekleştirmek kendini kaliteli gibi sunmanın parçasıdır. İzlemekten ve izlen­mekten rahatsız olmayan bir kitle sosyal medya vasıtasıyla ha­yatları alenileştirir.</p>
<p>Arzu ideoloji, dünya sisteminin kişileri kendi kendilerine denetlemesine, sisteme katılmasına imkân verir. Sosyal med­yadaki fotoğrafların içerikleri arzu ideolojiyi tahrik eder.</p>
<p>Sosyal medya tahrik sebebidir. Birey bu &#8220;ağ”daki her pay­laşımdan tahrik olabilir. Kızabilir de, ağlayabilir de, sevinebilir de&#8230; Sosyal medya arzulan tahrik ederek her gün büyürken, birey de her sabah yeni arzularla dolup akşam tatmin edilme­miş arzularla uykuya dalar. Her gün arzu diriltip öldüren bir kültürde birey, öfkesini, sevincini, sevgisini &#8220;dokunmadan” te­mas etmeden, yakınlaşmadan uzaktan uzağa platonik biçimde tatmin etmeye çalışır. Temasın olmadığı tatmin öğeleri hırsı, arzuların dengesiz büyümesini ve sapkın siyasal, psikolojik, kültürel ilişkileri getirir. Sosyal medya sabahları umut ak­şamları hayal kırıklığıyla dolarak bir günün &#8220;heba” edilmesine vesile olur. Arzu ideoloji peşindeki birey, tatmin edilmemiş duygularının elinde kapitalist dünya sisteminin farkına bile varmaz; esas oyuncu, oyun kurucu arzu ideolojinin arasında, sanal gerçekliğin içinde kendini tereyağından kıl çeker gibi çe­kip çıkarıverir.</p>
<p>Kendisi görünmeyen, hissedilmeyen sistem hep bir düşma­nı ya da arzu ideolojinin unsurlarını piyasada gezindirir.</p>
<p>Sadece Allah’ın gördüğü meleklerin kaydettiği mahrem alanlar piyasa açıldıkça kişilik bozukluklarına bağlı olarak in­sanın ruhi genetiğinde de kaymalar yaşanır.</p>
<p><strong>Yalnızlığını Yaşayamayan Toplum </strong></p>
<p>Sosyal medya yalnızlığı öldürdü.</p>
<p>İnsanlar ağız tadıyla yalnız kalamaz oldu. Birileri mutlaka bireye ulaşmak, erişmek mecburiyetindedir. Kaçamazsınız, şüphe içinizi kemirir. Sosyal medya insanları aynılaştırdı. Her­kes bir biçimde eşitlendi, butonlara göre tepkiler vermeniz gerektiği için aynı davranışlar, tepkiler geliştirme zorunlulu­ğunu doğurdu. Dolayısıyla ürettiği değerler ortak olduğu için de kötülükte, hırsta, gözetlemenin gerektirdiği merak, kaygı, iç çekme, can çekme, gıpta etme, kıskanmada yani ahlaki ola­rak düşük iyi ve kötü tanımlarında herkes eşitlendi. Duyguları,mimikleri aynılaşan bireyler bilhassa gençler kişiliklerini ortak kültür üzerinden kurmaya devam ediyor.</p>
<p>Sosyal medyada yeni bir “trend” olarak şelfi modası ortaya çıktıkça kişisel, sosyal yaklaşımlarda ayrımlar belirdi. Selfi sempatiyle karşılandı. Oysa gösterilen sempatiden daha çok içten içe kızgınlığı da besliyordu. Selfiyi çeken ona poz vermeye çalışan, ekran karşısında ayarlamalar yapan aynı zamanda görünürlükte birbiriyle yarışır. Selfiyi çeken kişi arkasındaki kalabalıktan daha büyük gözükür. Bir kişi yirmi kişinin önün­de, merkezde, büyüktür. Arkadaki kalabalık öndeki öznenin fonudur; fondakilerin detayları dikkat çekmez ama şelfi çekenin yüzündeki izlerin, noktaların, çizgilerin hepsi net ve irice belli olur. Şelfi hastalığındaki kırılma, özne olmamn ekranda arkaya alınan kişilerle ilgilidir, merkezde ya da önder olmak bir statüyü, tatmin edilmişliği sağlar.</p>
<p>Aynı biçimde sosyal medyada ünlülerle yapılan muhave­reler de bu zengin statü yoklamalarını artırır. Yazar, şair, siyasetçi, gazeteci, sanatçı yoğun twitterda hele ki instagramda paylaşımların altına anında cevap, küfür, ukalalık yazmaya hazır geniş bir kitle vardır. Paylaşım yapanın sözlerine ya da fotoğrafına övgü dizmek için bekleyen kitle ile küfür edip ona haddini bildirmek için ekran başım gözetleyen öne çıkma meraklısı geniş bir şahsiyet yığını bulunur.</p>
<p>Normal bir ortamda, sosyal medyanın olmadığı şartlarda göremeyeceği, konuşamayacağı hele ki laf atıp küçük düşü-remeyeceği pek çok tanınmış kişi, “bir tık ötede” olduğu için,istediği gibi kızabilir, muhabbet edebilir, yüceltebilir ya da yerin dibine geçirebilir. Sosyal medyadaki paylaşımların yanında fotoğraflar sayesinde ünlü kişilerin mahremlerine, gündelik yaşamlarına giren takipçiler özledikleri hayatın ipuçlarını bu­rada bulabilir. Çoğunlukla, yüceltme, öykünme, özdeşleşme içindeki hayran kitlesine karşılık anında bloklanacak, kıskanç, düzeysiz çoğunluk vardır. Burada bir eleştiri, yergi, ikaz, tespitten bahsetmenin imkânı yok; çünkü sosyal medya itirazla­rında ahlak yok.</p>
<p>Paylaşımlar, eleştiriler, övgüler bir ahlaka göre değil pratik sonuçlara açılabilecek ahlaki eylemlere göre uzun hesaplama­ların sonucunda yapılır. Bu yüzden her paylaşım bir hesabın, hesaplaşmanın, art niyetin, geleceğe yönelik adımın netice­sinde yapılır. Güvensizlik, korkular, kaygılar, evhamlar sosyal medyaya bakan herkesin ortak psikolojik durumu haline ge­lir. Zira eşin dostun, arkadaşın yaptığı paylaşımların altında bir niyet arama, iyi olsun kötü olsun atak olarak görme ister istemez evhamı artırır. Zaten kitle iletişim araçlarının üret­tiği kültür evhamlılığa yol açar. Açamadığınız ama çalan her cep telefonu bu evhamın bir parçasıdır. Sonradan geri dönüp aradığınız ama kendisine ulaşamadığınız her arama evhamla, kaygıyla, korkuyla yapılır.</p>
<p>Evhamlı toplum sosyal medyada üst üste kinayeli, üzgün, melankolik şarkılar ve türküler paylaşan hatta kimi iğneli sözleri isim vermeden sıralayan muhatabı­nın sorunları olduğu, psikolojisinin bozulduğu kanaatindedir. Özelden mesaj attığınızda “kankasının” aslında psikolojisinin yerinde olduğunu ama biraz hüzünlendiğini anlarsınız. Duy­guların ortaya yerde bu şekilde kontrolsüz dağılması, duygu mahremiyetinin serilmesi kısa zamanda kişinin artık duygu­suzluğunu, duygu değişimindeki anormalliğin normaliteye dönüştüğünü gösterir; hâsılı yalancının evi yansa da artık kim­se inanmaz, inansa bile üzülmez, etkilenmez.</p>
<p>Duyguların alenileşmesi, sürekli dalgalı ruhi bunalımların yerlerde, kamuda, ortalıklarda gezinmesi insan olmanın ge­tirdiği gizemi, değeri, biricikliği yok eder. Acısını bile kendi içinde yaşamayı bilmeyen, ulu orta herkesleştiren yeni özne elbette, varoluşsal güvenlik krizini aşamayacaktır.</p>
<p><strong>Sahicilik öldüren Ağ</strong></p>
<p>Sosyal medya kültüründe ihtimam göstermek yoktur. İhti­mam değer vermektir.</p>
<p>Sosyal medya araçlarına kimse özde değer vermez; araç- sal bakar, kendi amacını, ihtiyaçlarını gördüğü müddetçe ona kıymet aktarır. Yalapşap yorumlar, çoğu telefondan yazılmış bildirimler, Türkçe karakteri olmadığı için ne idüğü belirsiz bir dil ve imla, cümle kurgusu olmayan hissiyat bildirileri özensiz­liğin, ihtimam gösterememe ucuzluğunun sonucudur.</p>
<p>lnstagrama konan her fotoğrafı beğenen, çektiği görüntü­lerin çoğunu fotoğraf diye paylaşan bir kitle karşısında, sosyal medya kurucuları ne filtre uygular, ne sınırlama yapar. Orada yorum, bildirim, paylaşım hatta yer kaplayan fotoğraf ve video paylaşmak sınırsızdır; gücün yettiği müddetçe yazabilir, pay­laşabilirsin. Seçkincilik, özen, değer, biriciklik, kıymet verme/ kıymet bilme gibi hassasiyetlerin bittiği, sınırına geldiği yer olarak sosyal medya beraberinde &#8220;terk edilme” sanrılarına kapı aralar.</p>
<p>Sosyal medyanın gündeminde terk edilme, aldatılma, kan­dırılma, menfaatleri yüzünden arkadaşlıkların tükenmesi üze­rine bol iğneli yazılar, değiniler, paylaşımlar yapılır. Sahicilik etiğinin olmadığı bu ağ sisteminde elbette tüm ilişki biçimle­rinin bir menfaate dayanması normaldir. Yorumlardan, beğe­ni butonlarını tıklamaya kadar tüm sanal irade beyanları bir hesaba, &#8220;karşılıklılık” esasına dayanır. Sahicilik öldüren yerdir sosyal medya. İnançlar, samimiyet gösterileri bile sahici değil­dir. Dolayısıyla her ilişki biçimi sonrasında bir hüzün, kandı­rılma, aldatılma, yalan, maske arayışına bağlı olarak öznenin ruhuna çöküverir. İfşaya dayalı bu kültür, sırı, mahremi, gizli olanı yok ettiği için, buhranlar, krizler, acılar, krizler bile sahici yaşanamıyor.</p>
<p>İfşa etme azminden kaynaklanan güvensizlik duygusu ontolojik hal aldığı için kamusal alanda herkes herkesleşmenin getirdiği birörneklik yüzünden kaçış yaşar. Otantik olana ka­çış&#8230;</p>
<p>Radyo yalnızlığa ve ümitsizliğe bağlı olarak melankoliyle eşdeğerdi. Televizyon sadece eğlence oldu; ne acının ne kıvancin sesi haline gelemedi. Sosyal medya ise ıstırabın adresi ha­line geldi. Görünmeyenin olmadığı bu dünyada, sosyal med­yada kendini göstermek, ifade etmek imkânı bulamayanın yok olduğu bu evrende elbette, öznenin ifşa, açma yeteneği ahlaka dayanmadığı için beraberinde insan doğasına ve özüne yönelik her gün yeni saldırıdan doğan mecburiyet ıstırabını getirdi.</p>
<p>Köşe yazarı, sanatçı, yazar, gazeteci&#8230; Kendi doğal mecrala­rında akabilmek için bile sosyal medyada var olmak mecburi­yetindedir. Her gün yeniden başlayıp yeniden tükenen bir arzu ideoloji, inşam tatmin ediyormuş gibi hava veren ağ sistemi, insanları her gün azar azar tüketiyor. İnsan sosyal medya sa­yesinde var olma-yok olma ıstırabını yaşıyor; sosyal medyada göründükçe fazlasıyla varsınız ama gece başınızı yatağa koy­duğunuzda yok olduğunuzu anlarsınız.</p>
<p>Günümüz insanı &#8220;aslolan yokluktur” hakikatini her gün tecrübe ederek öğreniyor, unutuyor!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(İtibar. 2016,sayı 53</p>
<p><strong>Ercan Yıldırım &#8211; Türkiyenin Yeni Kültürü,syf.256-265</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gozetleyen-toplum/">Gözetleyen Toplum</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gozetleyen-toplum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neoliberal Dindarlık</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-dindarlik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-dindarlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 14:23:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal Dindarlık]]></category>
		<category><![CDATA[seküler hayat tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kuşakların Dindarlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20977</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de Müslüman kimliğinin, dindarlık vasıflarının gerisine düşmesinin tarihi çok eski değil; neoliberal dönemle birlikte kamusal alan kavramına &#8220;sığmaya” çalışan Müslüman kimliği kendini dindarlıkla izah etmek, tanımlamak, meşru­laştırmak istedi. Zira İslâm&#8217;ın tezleri, İslâm&#8217;ın dünyayı dönüş­türme kapasitesiyle dindar kimlik arasında ince ve fakat kıyıcı bir fark var. Bu fark Türkiye&#8217;de Müslümanların kolaylıkla sis­temin içinde pasifleşmesine de neden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-dindarlik/">Neoliberal Dindarlık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-21020 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-4-300x145.jpg" alt="" width="323" height="157" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/1013669454.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22159 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/1013669454.jpg" alt="" width="449" height="243" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/1013669454.jpg 1000w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/1013669454-600x325.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/1013669454-300x162.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/1013669454-768x415.jpg 768w" sizes="(max-width: 449px) 100vw, 449px" /></a></p>
<p>Türkiye&#8217;de Müslüman kimliğinin, dindarlık vasıflarının gerisine düşmesinin tarihi çok eski değil; neoliberal dönemle birlikte kamusal alan kavramına &#8220;sığmaya” çalışan Müslüman kimliği kendini dindarlıkla izah etmek, tanımlamak, meşru­laştırmak istedi. Zira İslâm&#8217;ın tezleri, İslâm&#8217;ın dünyayı dönüş­türme kapasitesiyle dindar kimlik arasında ince ve fakat kıyıcı bir fark var. Bu fark Türkiye&#8217;de Müslümanların kolaylıkla sis­temin içinde pasifleşmesine de neden olabiliyor, muhafazakâr, milliyetçi gibi tavırlara malzeme olmasına da el verebiliyor. Dolayısıyla dindarlık kalıpları belki klasik ve geleneksel din algımızdan, tasavvufi eğilimlerimizden farklı olarak modern gelenekselciliğe, modern mitik ve mistik kültür arayışı içine sıkışmaya yol açabiliyor.</p>
<p>Haliyle dindarlıktan ABD dünya sistemiyle beliren “nurcu” eğilime bağlı olarak “hizmet” kalıplarına sıkışıp İslâmî düşün­ceyi temelden sarsabilecek ritüeller ve zihniyetleri bile anla­mak gerek. Bu açıdan kamudaki varlığı genişleyen Müslüman kitlenin dindarlığıyla var olması neoliberal dünya sistemi açı­sından çok da sorun teşkil etmiyor; tam tersine bu desteklen­mesi gereken bir durum olarak da ifadelendiriliyor.</p>
<p>Kamusal alandaki dindarlık İslâmî olanı öne çıkarmaktan ziyade onu örten hatta gizleyen fonksiyonlar icra ediyor.</p>
<p>Buradaki tezat artan dindarlık gösterileri, kamuda dini simgelerin, ritüellerin artışına karşın İslâmî kaidelerin “ihti­mal dışına itilmesidir</p>
<p>Dini göstergeler İslâmi taleplerin seviyesini, coşkusunu, niteliğini düşürür Belki bundan daha tehlikelisi, gelecekte Türkiye&#8217;yi çok daha büyük sorunlara itecek olanı İslâm&#8217;ı klasik bir muhafazakârlığa sürükleyecek “simgeler evren&#8221;ini yücelt­mek, yepyeni sembollerle İslâmî olanı örtmek, İslâm&#8217;ın dün­yayı, Türkiye&#8217;yi, hayatları, zulmü, kapitalist dünya sistemini değiştirecek köklerini kurutmaktır Kamusal dindarlık sadece İslâm&#8217;ın ve Müslümanların bu dünyadaki varlık alanını geniş­letmiyor aynı zamanda bir zihni yeniden üretip yerleştiriyor. Bu bakımdan dindarlığın getirdiği “kültürel&#8221; formların hepsi öze temellük edecek derecede asli unsur haline geliyor. Böylece dindar kalıplar esasında seküler olanı meşrulaştırıyor.</p>
<p>Özellikle 2000lerden sonra kamudaki dini ağırlığın artışı yeni bir Müslüman, din anlayışı gelişmesine doğrudan etki ediyor.</p>
<p><strong>Yeni Kuşakların Dindarlığı</strong></p>
<p>Neoliberal dindarlık üretimi artırdığı için de sistem tara­fından desteklenir İnsanların inançlarının, davranışlarındaki rahatlığın sağlanması motivasyonu da katlar.</p>
<p>Belki 2000&#8217;lere doğan kuşaklar için bunlar bir nebze “hari­ci&#8221; etkiler yerine geçer fakat aslında kamusal dindarlığın etkisi 2000 sonrası doğan yeni Müslüman kuşaklar için belirleyici, yön verici sıklettedir. Bu açıdan mesela yeni jenerasyon, genç­ler dindarlığa özgü özgürlüklerin hepsini yepyeni değerlerle birleştirerek yaşar, tesettür ve başörtüsündeki yeni model- lemeler, örtünme özgürlüğünü sonuna kadar kullanma fikri pervasızlıkla birlikte İslâmî olanı arka plana itecek “bağları” kırmaya da yaslanır.</p>
<p>Bu açıdan neoliberal dindarlık biraz genç, biraz dişi, biraz mahrem, biraz açıklık, çokça göstermek demektir.</p>
<p>Dindarlık &#8220;gizlemeye” kamusal dindarlık göstermeye daya­nır.</p>
<p>Neoliberal dindarlar kahkahalarını göstermekten İmtina etmezler. Abartılı, kocaman ağızlarla, başkalarının baktığını kontrol ederek kahkahalar atmayı Müslüman özgürlüğü, sekülerliği, onlardan olduğunu kanıtlamaya özgü olarak ısrarla sürdürür. 2000&#8217;lerden sonra bir iktidar içine doğan gençlerin, kızların, kadınların cüretkâr, iddialı, özgüvenli hareket etmele­ri beklenir. Beklenmelidir. İktidar baskın irade demektir.</p>
<p>Müslümanlarda bu olmadı; evvelki kuşaklar her an her şeyin değişebileceğini düşündüğü için bundan imtina edebi­lir ama ya gençler; çocukluklarını 2000 öncesi yaşayıp idrak edebilen yaşlarını iktidarda geçirenler niçin kompleksli, ezik, tehdit olmadığını, düşman olmadığını, seküler hayat tarzını değiştirmeyeceğini ispat etme, garantiler verme ihtiyacı du­yuyor, sorusu yine egemenlik kavramıyla ilgili sıkıntıları açık ediyor. İktidar olmak muktedir olamamak denklemi kendini her platformda gösterebiliyor.</p>
<p>Müslümanlar hâlâ kendilerini Türkiye’de ikinci sınıf, modernizm karşısında yenik, ezik görüyor. Bu nedenle kamusal alanda başörtüsüyle var olmanın gereğini seküler formları ta­şıyarak sürdürüyorlar. Kafelerde mahrem sınırları korumadan oturmalar, kahve içmeler, nargile ve sigara partileri düzenle­meler bir özgürlük alanından çok “zihni hapisin göstergesidir. İlahiyat talebelerinin bile kızlı erkekli bir arada aynı masa etra­fında “ders çalışması” zamanın ruhuna uygun olsa bile İslâmın ruhuna ne kadar uyar, sorgulanması gerekir. Benzer şekilde yine başörtülü kızların yeni tür kafelerde “okey&#8221; oynaması, bunu sosyal medyada paylaşması bir başka algıyı gösterir.</p>
<p>Mesafe ayarı gençler arasında bulunmadığı gibi kamu ile özel hayat, İslâmî olan ile sekülerlik arasındaki mesafe bilinci de gelişmemiş gözüküyor. Bu bakımdan toplumsal yaşayıştaki davranışlar ve tavırlar zihin işleyişini, hassasiyet noktalarını bariz olarak anlatır.</p>
<p>Yine dindarların, başörtülülerin Anıtkabir ziyaretini sosyal medyadan paylaşması, üç liraya Kâbe&#8217;de dua edildiğini belir­ten, 90&#8217;ların Millî Görüş imamı milletvekilleriyle umreye yük­sek fiyatla götüren şirketler reklamları, dini simgelerle sahte gıda ürünü satan televizyonların bolluğu hep aynı dindarlık göstergelerinin sonucudur.</p>
<p>İslâm&#8217;ı neoliberalizmin ruhuna uygun olarak “gelir kapısı”, “imaj&#8221; gören kimlikler sahiden zihniyet devrimini gerçekleş­tirdi, bu açıdan mesela “İstanbul Muhafazakâr Moda Haftası” bile başlı başına örtünmenin, tesettürün neoliberal piyasacılığın bir sonucudur. Hem kendini gösterme, ifşa ve “daha güzel” görünmeye dayalı, vücut hatlarını belli eden kıyafetleri tercih etme hem pahalı olduğu için belirgin bir statü ve sınıflaşmayı işaret etmesi açısından yeni dönem dindarlığını ilgilendirir.</p>
<p>Neoliberal dindarlık bir yanıyla kamuda göründüğünden sınıf farkı olmayacak kadar dini ritüelleri herkesleştirirken öte taraftan çok zengin dindarların kendilerine ait sitelerde, aşırı pahalı ev, araba, mekânlarda yer bulmalarına fırsat verir.</p>
<p>Ünlü dindar eğlence yerlerinin bazılarının kapısında çok lüks araçların varlığı, &#8220;bar&#8221; havasının teşekkül ettirilmesi yine zarf ile mazrufun geçişkenliğinin sonucudur.</p>
<p>Mesele sınıfsallığın ötesindedir; öyle ki alt ya da üst sınıf farkı gözetmeden kutsalları, değerleri, İslâmî olanı yüz geri eden, etmeyi önemsizleştlren bunu sorun telakki etmeyen kültür egemen artık. Başörtülü birinin millî piyango bayiliği yapması, bilet satması kamu algısıyla din anlayışı arasındaki şeffaflığın neticesi bir bakıma. Camide namaz kılan gençlerin kurukafalı, suretli olanları neyse ya İngilizce &#8220;Allah yoktur” ya­zılı tişörtle safa durmaları yeni gençliği anlatmaya yeterli. Ar­tık küpeli, uzun saçlı, rap dinleyen, dindar kimliğiyle kamuya açık televizyon programlarında, youtube kanallarında görün­meyi seçen kuşaklar etki alanını genişletiyor.</p>
<p>Buna belki çocukları camiye alıştırma temrinlerini de ek­lemek gerekir; Diyanetin Ahmet Hamdi Akseki Camisinde olduğu gibi caminin bir köşesini oyun alam yaparak çocukla­rın camiye ısınmaları, alışmaları, benimsemelerini sağlamak ne derece mümkün anlamak mümkün değil. Başka camilerde masa tenisi, futbol gibi turnuvaları cami içinde yaparak, bil­gisayar oyunlarını perdeye yansıtıp çocuklara diledikleri gibi oyun oynatarak camiyi benimsetme girişimi ne kadar geçerli bir yöntem, tartışılır.</p>
<p>Burada merkez cami, ibadet değil yine oyun, eğlencedir. Haliyle neoliberal zihniyete bağlı olarak çocuklar camiyi asli fonksiyonunun dışında görecek &#8216;altyapıyı da tesis etmiş oluyor. Zaten yeni dindarlık ibadeti, emirleri yerine getirmeyi oyu­na, eğlenceye en önemlisi keyfe indirgeyerek ifa ediyor. Zihni devrimin ve dönüşümün kırılma noktası keyfin, zevk almanın odağa yerleşmesi.</p>
<p>Eskiler teheccüde kalktıklarında, evvabin veya kuşluk kıl­dıklarında, itikâfa daldıklarında zevk alırlardı. İbadeti yalnız, kimsenin görmediği köşelerde zevkle yapmak ile dindarlığını göstererek zevk almak arasında İslâm&#8217;ın varlığı kadar keskin ayrım var.</p>
<p><strong>Hafızlık Partilerinden Dindarlık Endekslerine</strong></p>
<p>Yine dindarlık göstergelerinde seküler kesimlerden farkı olmayacak gündelik faaliyetlere sahip bireyler, internetten te­settür kıyafeti sipariş veren, günlerini, dini toplantılarını evde değil de dışarıda gerçekleştirenler öne çıkmaktadır. Seküler olduğunu, kendini bu dünyaya ait, var olanla meselesi olmadı­ğını göstermeye yönelik yeni dindarlık endeksleri arasına giren davranış kalıplan, bir yönüyle neoliberal dindarlığın sistemi çok daha güçlendirdiğini işaret eder. Buna mesela parti kavra­mını da eklemek gerekir; sadece doğum günü, evlilik yıldönü­mü gibi hususlarda değil anasınıflarındaki kutlu doğum haftası kutlamaları burada belirleyicidir.</p>
<p>Esasında okullarda başörtülü kıyafetlerle gösterileri, parti­leri kanıksadı kamuoyu. Fakat mesela &#8220;hafızlık partisi” düzen­lemek tam manasıyla sürecin çöküntüye uğradığını belirgin­leştirir Hafızlığın, Kur’an’ın, kâfirle aramıza set çeken Kitab’ın en yüksek çalışmasının gâvurlara özgü &#8220;partilerle, &#8220;pastalar kesilerek” yapılması dejenerasyonla izah edilemeyecek keskin­likte zihin dönüşümünü ifade eder Bu zihin dönüşümü artık Müslümanların kapitalist dünya sistemi ve batı medeniyeti de­ğerlerinin kapsamı içinde olacaklarının beyanı gibidir</p>
<p>Sadece kompleks, sadece kendine has bir tören veya kut­lama belirleyememe ile izah edilemeyecek kapsamlı ve belki de Kemalizm’in bile yapamadığı dönüşüm söz konusu burada.</p>
<p>Dindarlık endekslerine çok farklı zaviyelerden bakarak &#8220;gençliğin”, kuşakların yeni yollarından örnekler bulmak da mümkün fakat öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, gençliğin neoli­beral dindarlığa doğmasıyla ideal olan neredeyse tanımlanmış ve tamamlanmış gibi sunuluyor. Öyle ya Müslümanlar kendi giysilerini, ibadetlerini, varlıklarını kamuda rahatlıkla sergile­diği zaman gerçekten bir &#8220;varlık” haline geldikleri, iddialarını sundukları gibi ortaya koyuyorlar. Doğal olarak neoliberal din­darlık bu yeni kuşaklar için &#8220;yüksek hedef” ve &#8220;ideal” konum alıyor.</p>
<p>Bu açıdan 2017 yılının ilk günlerinde başörtülü &#8220;kız arkadaşı”na Kâbe’nin önünde, &#8220;dizlerini yere çökerek”, &#8220;tek taş” yüzüğü uzatıp yapılan evlenme teklifi&#8230; ağza sığmayan kahka­halarına fotoğraflanarak &#8220;piyasaya” yani sosyal medyaya sürül­mesi bu zihniyet değişikliğinin bariz resimlerindendir. Bunu kaba bir gelenekçilikle izah etmek mümkün fakat Kâbe, mah­remiyet, gâvur ritüelleri, piyasaya sunma, herkesleştirme gibi kavramların hepsini tek karede gösterebilmek yeni dönemin işaretlerini, Müslüman kavramının içeriğini, neoliberal din­darlığın unsurlarını izah eder. Bu esasında modern ve içinde yaşadığımız kültürel ortamın dini algılardan münezzeh yo­rumlanmasıyla ilgili.</p>
<p>Yaşayan kültürü İslâmî süzgeçten geçirmeden yorumlama veya kullanma çabası sadece eklektizmi sağlamıyor bir bakıma özcü manada batı medeniyetinin, küresel kültürün kanıksan­mış gerçeklik olarak tebarüz etmesini mümkün kılıyor.</p>
<p>Başörtülü dindar kızların başlarına noel baba şapkaları ge­çirerek pop konseri izlemesi, kutlamalara katılması dini kim­liğin dünyevi dönüştürücülüğünün egolarda reddedilmesinin sonucu.</p>
<p>Dindarlık endekslerindeki muazzam garabetleri neden­se sadece gençlere münhasır kılıyoruz; hâlbuki bürokrasinin, siyasetin yaşını başını almış şahısları kendi egemenlik alanla­rındaki icraatlarında benzer uygulamalara imza atmıyor de­ğil. Bir farkla; önceki kuşaklar küresel kültür değerleriyle dini olanı, geleneksel isimleri, simgeleri sentezleyerek ilerliyor. Din adamları, yaşı hayli ilerlemiş zevat bile kutlu doğum yazısı önünde Kur anı Kerim gibi tasarlanmış pastayı kesmeyi İslâmî hizmet gibi sunabilmektedir.</p>
<p>Ne kadar kutsal ve üstün bir yere konulsa bile at yarışla­rından birinin adını “Necip Fazıl Kısakürek Koşusu” koymak, saygı gösterisi, bir tavır, kamusal alana yani sistem tarafından dışlanmış bir şairi benimsetme anlayışının içinde gösterilmek­tedir. Oysaki “Müslüman bir şairin”, İslâmî dönüşüm talebini dillendiren Necip Fazılın kendisi de zamanında kumar oyna­sa bile yarışa adının verilmesi “zafer” olarak değerlendirilmesi akla ziyandır.</p>
<p>Başka bir irrasyonel zihniyet değişimi örneği ise, kapitaliz­mi Müslümanların daha iyi yapabileceği beyanım içeren iki yüz liranın arkasına Yunus Emre siluetinin konulmasıdır. Anado­lu’nun İslâmlaşması esnasında bir inşa faaliyetini haber veren Yunus Emre bunu maddiyatı dışlayan felsefesiyle yerine geti­rirken bugün o figür en büyük banknotun üstünde durmakta­dır. Buna bir başka örnek olarak Mehmet Akif’in fotoğrafının millî piyango biletinin üzerine yerleştirilmesini gösterebiliriz.</p>
<p>Akif gibi parayla, maddiyatla hele ki kerih olan her turlu fiille bağlantısını kesen birinin suretini kumar kâğıdı üzerine koymak, İstiklal Marşı, Akif şiirlerini kamuda sere serpe oku­maktan bin beterdir. Zaten kamusal dindarlığın bir başka ver­siyonunu yine milli piyango çekilişinde topları eline alan kızla­rın folklorik kıyafetler giymesinde görebiliriz.</p>
<p>Bu muhafazakârlık ve dindarlık Türkiye’deki din gerçeğini, geleneksel İslâm&#8217;ı, millet yaşantısını yansıtmaz, bu muhafa­zakârlık belki de sadece İslâmi dönüşümün değil, tarihi ma­nada Türklükle birlikte inşa edilen derin, örnek, potansiyel yapının gözden uzak tutulmasının sonucu, sebebidir. Belki de tarihe, kültürel ve dini değerlere en fazla vurgunun yapıldığı dönemde böyle bir tasarruf, meselenin sadece araçsallaştırıldığını anlatır. Bu bakımdan mesela kutlamalarda veya tören­lerde, bir yabancıyla “kadeh tokuşturma” da aynı rahatlıkla sergilenebiliyor. Burada kadehin içinde alkollü içkinin bulun­mamasından çok “kadeh tokuşturma” anlam kazanır.</p>
<p>Neoliberal dindarlık tam da kadeh tokuşturma imgesiyle anlatılabilir. Dindarlıkta olduğu gibi kadehin içinde “ne” ol­duğu değil önemli olan, dışarıdan görünen ve zihni inşa eden “kadeh” ve “tokuşturma” eylemleridir.</p>
<p>Pasta yemek değil, “pasta kesmek”, herhangi bir yerde çay içmek değil, nargile, sigara, mahrem alan ve fotoğraf paylaş­maktır mesele.</p>
<p>Mesele evlenme teklifi değil “Kabe&#8217;nin önünde gâvur usu­lü&#8221;nü sergilemektir. Buna benzer pek çok örnek verilebilir. Üzerinde durulması gereken temel konu Müslümana has biricikliğin ve asaletin kaybolmasıdır.</p>
<p>Bahçeli’nin çıkışı ne bir siyasi atraksiyon ne terörden siyaseten bir pay çıkarma çabası; belki de gerçekten milliyetçi sai lerle yapılmış, &#8220;ülke ekonomisini, insanlarımızın psikolojisini kurtaracak doğal, kendiliğinden ve her “memleket evladinın dile getirmesi gereken bir çağrıdır.</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Ercan Yıldırım &#8211; Türkiyenin Yeni Kültürü,syf.145-152</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-dindarlik/">Neoliberal Dindarlık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-dindarlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Performans Düzeni ve Yeni İtaat Kültürü</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/performans-duzeni-ve-yeni-itaat-kulturu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/performans-duzeni-ve-yeni-itaat-kulturu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 14:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İtaat]]></category>
		<category><![CDATA[İtaat kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Bürokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi Kendini Kontrol Düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Düzeni ve Yeni İtaat Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[sanal âlem]]></category>
		<category><![CDATA[Selfi]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yüceltme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20984</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230; Kendi Kendini Kontrol Düzeni Kapitalist dünya sistemi küresel ekonomiyi yalnızca aşırı kazanca bağlamaz; siyasi, güvenlik meselelerinin yanında “ita­at kültürü&#8221; ile alakalı kaygıların sonucunda geliştirir. Yeni itaat kültürü kontrollü, denetimli itaatin yanında per­formansa bağlı mensubiyetler, kariyer arayışı, hayatım idame ettirme kavgasının sonucu olarak “bireyin kendi kendini kont­rol etmesi”, kamuda söylenenleri, doktorların, diyetisyenlerin, güvenlik uzmanlarıma yaşam [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/performans-duzeni-ve-yeni-itaat-kulturu/">Performans Düzeni ve Yeni İtaat Kültürü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kapitalizmin-tarihi.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-21010 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kapitalizmin-tarihi-300x150.jpg" alt="" width="342" height="171" /></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22174 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-1.jpg" alt="" width="432" height="216" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-1.jpg 318w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-1-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 432px) 100vw, 432px" /></a>&#8230;</p>
<p><strong>Kendi Kendini Kontrol Düzeni</strong></p>
<p>Kapitalist dünya sistemi küresel ekonomiyi yalnızca aşırı kazanca bağlamaz; siyasi, güvenlik meselelerinin yanında “ita­at kültürü&#8221; ile alakalı kaygıların sonucunda geliştirir.</p>
<p>Yeni itaat kültürü kontrollü, denetimli itaatin yanında per­formansa bağlı mensubiyetler, kariyer arayışı, hayatım idame ettirme kavgasının sonucu olarak “bireyin kendi kendini kont­rol etmesi”, kamuda söylenenleri, doktorların, diyetisyenlerin, güvenlik uzmanlarıma yaşam koçlarının uyarılarım sıkı sıkıya takip etmesine bağlıdır,öyle ki kimsenin kimseyi takip etmesine, gözetlemesine gerek kalmadan küresel medeniyetin kültürüne adapte olmak için yoğun gayret gösteren insan portresinden söz ediyoruz.</p>
<p>Mobeseler, cep telefonları, sosyal medya platformları, gü­venlik kameraları, internet takipleri gözedeme toplumunun araçları iken “itaat kültürü” siyasal araçlara, hapishanelere, akıl hastanelerine, sicil kayıtlarına, karakollara bağlı olmak­sızın “yaşam stili”nin içinde, ekonomik arayışların sonucun­da bireyin inisiyatifine terk edilmiştir. Eğer televizyonlardan, dergilerden, sosyal medyadan yapılan uyanlara kulak asılmaz, reçeteler, programlar uygulanmazsa sağlık elden gidebilir.</p>
<p>“Mutluluk ve huzur&#8221; pazarlayan “yaşam gurme&#8221;lerinin deneyimleri, psikologlar, aile danışmanları sizi sizden daha iyi ta­nır; yaşama, evliliğe, işe tutunmadaki “performanslınızı ölçer, ona göre tavsiyelerde bulunur.</p>
<p>Yeni itaat kültürünün devlete, militarist araçlara, bürokra­siye hesap vermesine gerek yoktur; doktorlar, yaşam koçları, diyetisyenler, spor hocaları zaten bireyin bir gününün hesabını sorar.</p>
<p>Fazla kaçırılan bir lokmanın, az yürünen bir adımın, orga­nikten kaçınılan bir gıdanın, meditasyondaki bir dakikalık cid­diyetsizliğin sonucunda ağır faturalar çıkabilir.</p>
<p>Hayatımızın üzerindeki kontrolün devletin klasik aygıtla­rınca kaldırıldığı varsayımı bir bakıma gerçeklik taşır; fakat o derece minimal, yerel denetleyiciler ve otoriteler vardır ki sizi teslim alır. Bu açıdan performans düzenindeki otorite anlayışı beden, süreklilik, sağlıklı kalma, iyi iş sahibi olma, evde ve işte huzur gibi yaşamın tamamım kapsayan konulara has kılınır.</p>
<p>Bir süreklilik sağlamak, korkuları büyütmek ve sebepsiz kaygıları besleyerek ontolojik sorgulara gitmek yeni itaat kül­türünün sonucudur; bu elbette insan varlığının ürkek, korkak, zemine sağlam basmayan karakterini destekler. Öyle ki geleneksel ve klasik insani değer yargılarımızı bile göz ardı eden gerçeklikle karşı karşıya kalabiliriz. Kimi zaman diğerkâmlığı büyüten insanımız performans düzeni içinde kalınca tüm bize özgü hasletleri yitirip, mekanikleşebilir.</p>
<p>İntihar girişimlerine bakınca bunu net görebiliriz; sabırsız, aceleci, işe yetişme derdinde naz çekmekten hazzetmeyen bi­rey intihar girişiminde bulunanların sorunlarını yok sayabilir.</p>
<p>Trafikte geçirdiği vakti intihar edenden çıkarabilir; o sebeple “atlıycaksan atla da işe yetişelim” diyebilir. Dedi de zaten, iki bayan atlayıp atlamamakta kararsız olan, bir tutamak arayıp dertleşmek, halleşmek isteyen adamın nazını çekemediği için boğaz köprüsünden ellerini bırakmasına sebep olurlar. Bir başka olayda atlamayanı dövenlerle karşılaşırız. Hayatın bize biçtiği rollerden çok performans düzeni ve itaat kültürünün vakit aralıklarına, programlarına uymakla yükümlüyüz çünkü.</p>
<p>Finans sektörünün tümü ciddi performanslar ve itaat kül­türü gerektirir; vaktinde yatırılmayan kredi, faturalar ağır so­nuçlar açar. Kredi zaten başlı başına itaat demektir, öyle bir itaat ki sorgulamadan mecburiyetlerin açtığı yolda siyasal ha­yatı da yönlendirir.</p>
<p>Kredi bu yüzden &#8220;gönüllü kölelikken öteye geçmez; kredi ödemek için performans düzeninin gereklerini yerine getir­melisiniz. Eviniz sizin değildir, arabanız da&#8230; gittiğiniz yerler, attığınız her adım, sağlığınız bankanın kontrolündedir. Kredi kartıyla yapılan ödemelerden ne yediğiniz, ne içtiğiniz, neye ne kadar para harcadığınız çok net takip edilebilir.</p>
<p>Mekânda, zamanda, tahayyüllerde özgür olamazsınız. Bu yüzden siyasal manada özgürlük taleplerinin ne kadar gülünç, acı verici olduğunu hatırlatmak gerekir.</p>
<p>Kamuda görev almak için onlarca sınava giren, burslarla, kredilerle, faturalarla hayatını idame ettiren, performans dü­zeninin ürünlerini kullanan, yeni itaat ve gözetleme kültürü­nün aparatlarıyla yaşayan&#8230; sosyal medyada, cep telefonunda, internette var olmayı seçen bireylerin siyasal iktidardan özgür­leşme talebi pranganın, esas otoritenin neresi olduğunu göz­den kaçırmamıza neden olur.</p>
<p>İtaat kültürünün, performans düzeninin iyi yönleri olabilir mi; söylemlere bakılırsa her kerden bir iyi çıkarmak mümkün ve gerekli.</p>
<p>Selfinin zararlarını izale etmek için geliştirilen yazılım­la selfiyle hastalık teşhisinde bulunabileceği haberleri bunun sonucudur. Dronla kişilik testi de yapılıyormuş&#8230; dron pazarı kurulan bir ülkede, herkesin herkesi gözetlemeye meraklı ol­duğunu açık ettiği atmosferde performansla var olma çaba­sı, bir başkasını itaate sürükleme çabası kişilik testi yapıldığı haberleriyle masumlaştırılabilir. Modern korsanların perfor­mansları da bunu gösterir. Otel kapılarını, hastaneleri, bankaları, elektronik her şeyi açarak ya da kilitleyerek fidye istemek performans gösterisini de peşinden sürükler.</p>
<p><strong>Tasarım, İtaat, Yüceltme</strong></p>
<p>Sanal âlemdeki terör haberleri de bunun göstergelerinden; sokak yanında burada da terör estirenler yeri geldiğinde PKK, kimi zaman IŞİD olabilmekte&#8230; bir sanal korsan vaziyete göre AK Partili duruma göre Sünni, ateist, ırkçı olabilmekte. Bu ki­şilik bölünmesi, performans düzenine ayak uydurma çabası ve rolü farklı insan portresini koyultur. Dijital-teknoloji festival­leri, elektronik pazarlar sanalda var olmanın, itaat kültürünü aşmaya niyetli ama tam da ona eklemlenmiş yapının sonucu olarak güçlü bir kariyer hesabının sonucu dolaşılır.</p>
<p>Ne kadar çok “dolaşırsan” operasyon çekersen, trolleme yaparsan, sanal terörizm sergilersen o kadar başarılı olursun.</p>
<p>Kötülüğün değil itaate varan boyun eğdirmenin bir başka versiyonundan bahsediyoruz; dijital çıraklar, ustalarının izin­den giderken “baştan çıkarılacak müşteri” kadar, itaat düzeni­ni geliştirecek yollar inşa eder.</p>
<p>Performansına göre var olması kariyerindeki basamakları tırmanmasına yardımcı olur; etik değerlerle yaptığı işi sorgu­layanlar itaat kültürünün mecburiyetlerinden bahseder. Kendi kitlesi için kitleleri hareketlendirecek, siyasi söylemi belirleye­cek bir performans sistemi çökertmez tam tersine güçlendirir.</p>
<p>Buradaki güç istenci, kişinin kendi yönlendiriciliğini mut­laklaştırma zannıyla birleşir&#8230; gönüllü kölelik performansı yüksek spekülasyonlarla kanıtlanır aslında.</p>
<p>Performans düzeninde bireyleri kavramların gücüyle do- mine etmek çok basittir&#8230; kapıcılar için “apartman görevlisi”, çöpçüler için “temizlik görevlisi” dediğinizde otomatikman bir kariyer, statü de belirlemiş olursunuz. Sıradan ve en alt düzey iş tanımı kendini öteki mesleklerle eşitleyebilir&#8230; bunu itaat kültürünün basit düzeneği diye tanımlayabilirsiniz.</p>
<p>Hâlbuki performansa dayalı var olma kriteri çalışmaktan çok çalışıyor gözükme, gözü yükseklerde olduğunu ispatlama yani kurslara, spora yazılma, hafta sonu etkinliklerine katılma, kendini geliştirecek faaliyetler yapma, mesela Avrasya Mara­tonunda yarışma olarak kendini gösterebilir. Fitness, yüzme, tenis, koşu performansı itaatte gösterme, itaat kültürünü per­formans düzenine yedirme biçiminde gelişebilir.</p>
<p>Geleceğe yönelik mesleklerin neler olduğunu belirleyen irade bu dünyada var olmak için hangi kıstaslara sahip olun­ması gerektiğini önceden belirliyordur.</p>
<p>İnsan vücudu tasarımcısı gibi bir meslek kodlanmış&#8230; bir yanıyla kendini tanrılaştırabilme imkânı sağlıyor öte taraftan otoriteyi performansla birleştirerek yepyeni “form”ların ortaya çıkmasını sağlayabiliyorsunuz.</p>
<p>Uzay turu rehberi olmak isteyenler de ciddi gayret göster­melidir. Dijital kültür ile ilgili içerikler hazırlamak kadar onla­rın yorumculuğunu yapmak, eleştirisini getirmek, kritik etmek de etkili bir meslek ve otorite arayışıdır. Bizatihi performansa dayak, gelişmeleri takip etmeye bağlı ve itaat ettirmek isterken aslında yeni itaat kültürünü destekleyen birey rolü söz konu­su. İç mimar, çevre mühendisi gibi mesleklerin düzenleyici, otoriter konumu yerini daha üst bir tanrısal bakışa bırakabilir, yaşam alanı tasarımcısı bütünüyle gündelik hayatı düzenleyen “püf noktaları”nı elinde tutar.</p>
<p>Biyohacker gibi insan genetiğini yönlendirebileceğini zan­neden yeni itaat kültürü, istenen ölçülerde insan üretimini ra­hatlıkla sağlayabileceğini düşünür.</p>
<p>Siz istediğiniz ahlakta, fiziki yapıda, manevi hasletlerde in­san siparişi veriyorsunuz genetikçiler üretiyor! Tabi bir haset durumunda biyohackerlere müracaat edip hasımlarınızı “bo­zabilirsiniz.”</p>
<p>Küresel medeniyet, kapitalist dünya sistemi eko-politik ile bir düzen tesis etmenin ötesinde, itaat kültürünü büyütmenin çok daha ilerisinde dünya, insan, varoluş hakikatiyle oynayabileceğini, değiştirebileceğini düşünür. Doğal olarak bu me­tafizik bakış açısı, ontolojik iddianın geldiği yeri işaret eder. Perfomans düzeniyle insanın sınırlarını zirveye çıkaran, zih­nen, fizik açıdan hep yukarıyı düşünüp &#8220;dingin hayatı” unutan insan, aynı zamanda sisteme bakamaz olur, itaat kültürünün gereklerini kendiliğinden yerine getirir. Gözetleme toplumunun ötesinde, güçlü, dönüştürücü, özne rolüyle itaat kültürüne eklemlendiğinin farkında olmayan insan portresi küresel me­deniyeti mutlaklaştırıyor.</p>
<p>(İtibar, 2017, sayı:75)</p>
<p><strong>Ercan Yıldırım &#8211; Türkiyenin Yeni Kültürü,syf.30-314</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/performans-duzeni-ve-yeni-itaat-kulturu/">Performans Düzeni ve Yeni İtaat Kültürü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/performans-duzeni-ve-yeni-itaat-kulturu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıbleyi Gösteren Kredi Kartı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kibleyi-gosteren-kredi-karti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kibleyi-gosteren-kredi-karti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 13:55:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbleyi Gösteren Kredi Kartı]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal siyasi kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada kapitalizm karşıtı tek din İslâm&#8217;dır, İslâm getirdiği ilkelerle, insanoğlunun ontolojisinde var olan maddi ve mane­vi zayıflıkların sistemleşmesini engellemiş, bilhassa ekonomi sahasında tedbirler alarak sağlam, fakiri kollayan, zenginleş­meyi engelleyen, paranın birkaç kişide birikmesine set vuran, tekelciliğe, tröstlere müdahale eden genel ilkeler getirmiştir. İslâm iktisat üzerinde yoğunlaşır; çünkü iktisat sadece malla­rın değişimi, para üzerinden alışveriş değil [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kibleyi-gosteren-kredi-karti/">Kıbleyi Gösteren Kredi Kartı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/islami-kredi-karti-geliyor-4025754_o.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-21004 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/islami-kredi-karti-geliyor-4025754_o-300x215.jpg" alt="" width="300" height="215" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-22183 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-2.jpg" alt="" width="342" height="244" /></a></p>
<p>Dünyada kapitalizm karşıtı tek din İslâm&#8217;dır, İslâm getirdiği ilkelerle, insanoğlunun ontolojisinde var olan maddi ve mane­vi zayıflıkların sistemleşmesini engellemiş, bilhassa ekonomi sahasında tedbirler alarak sağlam, fakiri kollayan, zenginleş­meyi engelleyen, paranın birkaç kişide birikmesine set vuran, tekelciliğe, tröstlere müdahale eden genel ilkeler getirmiştir. İslâm iktisat üzerinde yoğunlaşır; çünkü iktisat sadece malla­rın değişimi, para üzerinden alışveriş değil aynı zamanda si­yaseti, toplumsal ilişkileri, bireyler arasındaki münasebetleri, devletlerin yapılarını da belirleyen; değerleri, normları, hassa­siyetleri kırılganlaştıran en önemli dönüşüm aracıdır. İktisat, siyasal kültürün en belirgin ustasıdır. İslâm modern kapitaliz­min de onun geçmişteki yapısının da tam karşısında iktisadi anlayış getirmiş, yerleştirmiştir.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra bilhassa dünya sisteminin Amerikan yaşam tarzına uygun dizayn edilmesiyle ortaya çı­kan tüketim algısı genel manada kapitalizmin yeni boyutunu yüceltti. Esasında burada kasıtlı bir çarpık algı yüceltmesi söz konusu.</p>
<p>Kapitalizm tüketimi değil biriktirmeyi, yığmayı, sermaye temerküzünü savunur.</p>
<p>Tüketim bilhassa kapitalist olmayan çevre ülkelerin kaynaklarının, paralarının devşirilmesi için, üretimin sürekli yeni ihtiyaçlar gösterilerek artırılması, &#8220;versiyon değişiklikleri” ne­ticesinde daha az maliyetle daha yüksek kârların elde edilmesi için uygulanan yöntemler arasındadır. Bu bakımdan kapitalist­ler son derece tutumlu, biriktirmeyi seven, tasarruflu kimse­lerdir.</p>
<p>Kapitalist ahlak tüketici ahlakını sevmez; tüketicileri çok tutar. Tutumlu olmayan tüketici ahlakından, arzularının pe­şinden koşan, harcamayı tutku haline getiren, &#8220;vizyona giren” her yönelimi yücelten kitlelerden, yığınlardan onların manevi iştahlarından, kontrolü kaybetmiş ruhlarından, kişiliklerinden soyutlanan ahlaklarından nefret eder. Fakat tüketicilerin, kapi­talizmin işleyen çarkı haline gelmesi için her türlü yeni meto­du uygulamaktan da çekinmez.</p>
<p><strong>Kapitalizm Hiçlik Gibidir; Doymak Bilmez</strong></p>
<p>Kapitalizm hiçlik gibidir; her zaman vardır, esas olandır, ontolojinin merkezinde yer alır. Kapitalizm hiçlik gibi, boşluk ve sonsuzluk gibidir; büyüdükçe büyümek, yuttukça yutmak ister. Kara delik gibi temas ettiği her noktayı, sahayı yutan, kendisine benzeten kapitalizm, ne kadar içerse içsin, ne kadar yerse yesin doymak bilmez. Kapitalizmi biriken sermayeler, yükselen satışlar, devleşen bütçeler kandırmaya, doyurmaya yetmez.</p>
<p>1970li yıllardan sonra dünya sistemi gelişkinliğini yücelt­mek için yeni vadilerde, yeni vahalar keşfetmenin arayışı içine girdi. 70li yıllara kadar süregelen Keynesyen dünya sistemi, refah devleti, sosyal devlet uygulamaları dünya sisteminin ve şirketlerin kazancını istedikleri boyuta getiremedi. Kapita­lizm kara delik gibi, hiçlik gibi yutucu özelliklerini aksatmaya, yavaşlatmaya başladı. Bu aşamadan sonra ortaya çıkan yeni doktrin yani neoliberalizm, kapitalizmin hiçlik kadar, kara delik gibi yutan, tüketen, içselleştiren niteliğini iyice büyüttü,besledi. Neoliberalizm, kapitalizmi yeni bir evreye taşırken, küreselleşme doktrini bağlamında yeni kapitalistler, yeni öykünmeci kapitalist namzetleri ortaya çıkardı.</p>
<p>Türkiye dünyadaki neoliberal dalgaya en erken yakalanan ülkelerden biri oldu. 70’lerin sonlarında ABD ve İngiltere&#8217;deki neoliberal demokratik darbeler, siyasi dönüşümlerin benzeri Türkiye’de 12 Eylül ile sağlandı. Neoliberal iktisadi kültür si­yasal dönüşüm neticesinde ortaya çıktı. Neoliberalizmin adına ister küreselleşme ister piyasa ve pazar ekonomisinin öncülü­ğü densin, klasik dünya sisteminden ayrılan en belirgin özelliği merkez-çevre modelinin rehabilite edilerek, sert, katı uygu­lamalara son verilmesi oldu. ABD, Batı Avrupa ve az da olsa Japonya’dan oluşan merkez ülkelerin kapitalizmi besleyecek motivasyondan, üretimden geri düşmeye başlaması, bilhassa Batı Avrupa’nın artık “emekliler kıtası”na dönmesi, kapitaliz­min iyiden iyiye “şirket kapitalizmine evrilmesine rağmen ulus devletlerin bu anlayış lehine işleyememesi, şirketlerin ge­lirlerindeki yükselme ivmesinin zayıflığı küresel boyutta yeni ve talepkâr kesimlerin, ülkelerin, halkların devşirılmesi anla­yışını getirdi.</p>
<p>Kapitalizm artık çevreyi doğrudan sömürmek yerine onları da işleyen çarkların bir dişlisi yaparak, kapitalist üretimin bir unsuru kılarak “kapitalizmi sahiplenmelerini sağladı. Kapi­talizm büyüse de küçülse de çevredekiler hep aynı kalıyordu,* fakirliklerinin düzeyi hiç değişmiyordu ama merkez ülkeler ve kapitalist işletmeler, sistemin kendisi zayıf düşüyordu. Ne­oliberalizmin çevredekilere de sorumluluk vermesiyle kârın azamisini yine merkez ülkeler alırken bu sefer krizlerden do­ğan zararlar çevre ülkelerle bölüşülmüş oldu. “Kriz buhranı” ile yaşamaya başlayan çevre ülkeler, kapitalizm krize girmesin diye her gün borsayı, döviz kurlarını, kredi oranlarını takip etmeye, zihnen kapitalist işgalini kanıksadıkları gibi fiilen de tüm gayretlerini bu sahaya hasretmeye başladı. Neoliberalizm merkez ülkelere akışı farklı coğrafi sahalarda yayılmış şirketler üzerinden sağlarken, çevre ülkeler şirket kapitalizminin göre­ce imkânlarını, tüketim toplumu ideolojisi üzerinden gelişme görerek benimsedi. Neoliberalizm, çevredeki taliplileri, mer­keze girmek için can atan kesimleri devşirmenin karşılığı ola­rak kapitalizmi yeni bir evreye, sistemi müthiş bir yenilemeye tabi tuttular.</p>
<p><strong>Kapitalizmi Büyütenler</strong></p>
<p>Kapitalizm, neoliberalizmle antikapitalistlerin elinde yük­selmeye başladı.</p>
<p>1980 sonrasında 12 Eylül rejiminin ardından Turgut Özal küreselleşmeye, neoliberal siyasi kültüre uygun olarak dört eğilimi birleştirip iktidara geldi. Özalın neoliberal iktisada uy­gun olarak finans, ulaşım ve iletişim alanlarındaki yatırımları İslâmî kesimde de yankı buldu.</p>
<p>İslâmî finans kuruluşları, faizsiz bankacılık anlayışı üzerin­den Müslümanlar sisteme yavaş yavaş eklemlenmeye başladı. Yıllarca Kemalist elitlerin idare ettiği “kamu” artık neolibe­ral siyasallıkla Müslümanlara açılmaya başladı. Sivil toplum kuruluşları, bankacılık vasıtasıyla tarikat ve cemaat çevreleri zenginleşti. İslâmî Finans üzerinden Müslümanların; hiçbir biçimde kapitalist iktisada girmeyen, kendine alternatif İslâmî yaşam biçimi arayan kesimlerin “pazar ve piyasa”ya girme­si sağlandı. Piyasa, yeni trendin adı olduğu gibi kamusallığın belirlendiği sahayı oluşturdu. Piyasaya girmeyen hiçbir mal ve hizmetin geçerliliği yoktu; piyasanın dışında alternatif ekono­mik düzen ihdas edilmesi imkânsız hale getirildi. İslâmî finans üzerinden Müslümanlar yavaş yavaş sisteme eklemlendi.</p>
<p>Neoliberal siyasi kültürün üzerinde en fazla titrediği ke­simlerin başında Müslümanlar ve İslâmcılar gelir. İslâmcılık 90ların başından itibaren Türk siyasetinde postmodern ve bir arada yaşama, çoğulculuk, çokkültürlülük, Medine Vesikası merkezli tezleriyle etkili olmaya başladı. 2000lerden sonra ise uzun iktidar dönemiyle beraber İslâmcılık neoliberalizmi yeni bir boyutta Türkiye’ye uyumlu hale getirirken kamunun İslâmî kesime açılmasını sağladı.</p>
<p>İslâmî finans kuruluşlarından birinin verdiği &#8220;kıbleyi göste­ren kredi kartı” neoliberal İslâmcılığın en önemli simgelerin den biri olurken, kapitalizmin yeni boyutunun Müslümanlar tarafından içselleştirildiğini, İslâmcılığın artık kapitalist değer­lere karşı hiçbir marjının kalmadığının göstergesidir.</p>
<p><strong>İradenin Devredilmesi</strong></p>
<p>Kültürel göstergelere, insanların gündelik hayatında kul­landığı nesnelere, araçlara karşı genel manada bir tepki, aşırı yorum ya da kutsallaştırma yapılabilir. Bu bağlamda kolanın, fast foodların küresel kültürün her türlü zincir mağazalarının, giyim kuşam tarzının karşısında olan bir kitle var. İslâmi ke­simde misal İsrail-Filistin savaşında, İsrail&#8217;in katliamlarından sonra kolanın sahibi olarak Yahudiler üzerinden bir İsrail kar­şıtlığı zuhur eder. Bu tepkisellik zaman zaman &#8220;yerli malı” kul­lanımına kadar geçer. Temizlik malzemeleri üzerinden kendi­lerine misyon biçip İsrail ve Yahudi karşıtlığı kurmaya çalışan kadınların, hemen tüm kaliteli ev ürünlerinin Yahudi menşeili olduğunu öğrendiğinde duyduğu &#8220;hiçlik” duygusu, neoliberal iktisadi kültürü tam manasıyla anlatabilir.</p>
<p>Hayatın her anında, her biriminde kapitalist üretim ilişkile­rinin varlığı, Müslümanların da bugün kamudaki etkinliğinin neoliberal siyasallık sayesinde gerçekleştiği görüşü belirgin bir teslimiyeti sağlıyor. Giyim ve kuşamın modalaşması, gündelik kültürdeki kapitalist nesnelerin, boğaz köprülerinin, hızlı tren­lerin, cep telefonu ve lüks eşyaların artışının, ciplere binilmesi­nin &#8220;normal” bir gelişim süreci olduğu yönündeki &#8220;ilerlemeci” anlayış yeri geldiğinde kıbleyi gösteren kredi kartını sadece &#8221;sapma&#8221; olarak tanımlar.</p>
<p>Kültürel göstergelerdeki zenginlik esasında zihniyette- [ki ilerlemeyle de bağlantılıdır. Neoliberal üretimi &#8220;insanlığın [gelişimi ve tarihin ilerlemesi” biçiminde gören İslâmî anlayış,siyasal bağlamda sert, katı, radikal bir temelleme yapabiliyor, Hâlbuki kredi kartını kıbleyi gösteren biçiminde tanıtmak ne bir reklamcılık dehası ne insanlığın ilerlemesidir.</p>
<p>Kıble üzerinden meşruiyet algısı oluşturmak, 80 sonrası İslâmcı kültürdeki &#8220;her şeyi İslâmileştirme” çabasının bir so­nucu olarak da görülemez. Kıbleyi kullanmak, krediler üze­rindeki lslâmîliği, ehven-i şeri ya da cevazı göstermez; bilakis kapitalist işleyişin artık kanıksanmış bir normalleşmeyle İslâmcıların nezdinde etkili bir yöntem haline geldiğini kanıtlar. Haramın, faizin, faiz üzerinden sömürgeleştirmenin, zekâtı dışlayan yardım mantığının İslâmcılar açısından tartışılabilir niteliği büyük oranda kalkmıştır. Buna göre yeri geldiğinde İslâmî umdeler üzerinden, sırf kamuda var kalabilmek için &#8220;değer tanımaksızın” var olma çabası 90lardan sonra bir me­tot olarak doğmuş 2015 itibariyle zirveye çıkmıştı; bu saatten sonra iktisadi ilkeler bazında ya da piyasa şartlarının işleyişi anlamında bir rezervin Müslümanlar açısından gündeme gel­meyeceği görülüyor.</p>
<p>Siyaset, iktidar belli manada varlığını koruyabilmek için neoliberal iktisadi siyasallığı meşru görebilir; buradaki sorun Müslümanların en yüksek kültürden en düşüğüne kadar he­men her kesiminin &#8220;kazanımlar”ı korumak, &#8220;imkân siyaseti­ni kollamak adına İslâmîliği devre dışı bıraktığını göstermesindedir. &#8220;Piyasa”nın içinde bankalara, sigortalara, senetlere, çeklere, borsaya, dövize &#8220;mecbur” kalan Müslümanların, bir bakıma &#8220;zihnen ve vicdanen” yerleşik kapitalist kültürü &#8220;reddedemediği”ni ispatlar. Artık bu dünyadan, kapitalist üretim ilişkilerinden çıkış yok mudur?</p>
<p>İslâm düşüncesinde ümitsizlik küfr alametidir.</p>
<p>Müslümanların Allah&#8217;tan ümitlerini kestikleri vaki olamaz; ama Müslümanın Müslümandan ümidini kesmesi imkân dâ- hilindedir. Fakat Allah&#8217;ın insanlardan, Müslümanlardan ümi­dini kesmesi de söz konusu değildir. Yeryüzünde Allah&#8217;ı anan, İslâm&#8217;ı yaşatan, fesat çıkaranlara karşı çıkan bir cemaat her dönemde varlığını sürdürmüştür Bu bakımdan kapitalizmi top­tan kabul edebilecek bir insanlık zümresinden bahsedemeyiz; aynı şekilde kapitalist her ürünü &#8220;insanlığın gelişimi” dünya medeniyetinin gelişim süreci olarak gören İslâmî akımlar el­bette, sistemin aksamadan yürümesinde etkili rol oynar.</p>
<p>Kıbleyi gösteren kredi kartı sadece bir sapma, pazarlama unsuru, moda veya kaba İslâmileştirme değil aynı zamanda Müslümanlara arzularını kabartan imkânlar silsilesinin katmerlenmiş biçimidir</p>
<p>Neoliberal doktrin çevredekilerin, Müslümanların &#8220;talepârlığını”, arzularını tutkuya dönüştürmekte başarı sağladı. Bu tutkunun başında &#8220;kamuya girme” hatta kamuyu sahiplen­me arzusunun kaçınılmaz ve akılları hatta vicdanları kilitleyen bir arzuya dönüşmesi gelir. Sahip olma fikri, merkezin elindeki her değere, teknolojiye, imkâna hatta siyasallığa ulaşma arzu­su yerini ihtirasa bıraktı. Müslümanlar ele geçirmeyi, yıkma, önceki deneyimleri yok etme biçiminde gösterdikleri için ge­rekirse küfrün elindekileri devşirerek, İslâmîleştirerek günaha batma pahasına elde etme fikrine götürdü. Günah, küfr, mek­ruh kavramlarının karşılığı sadece ibadetlere hasredildiği için var olan sistemin işleyiş nizamını taklit, öğrenme, kullanma bir sorumluluk hatta İslâmî vecibe olarak sunuldu.</p>
<p><strong>Mümkünler Dünyasında Bekleyen İslam</strong></p>
<p>İslâmcılık düşüncesi yerleştirdiği siyasallıkla, Müslüman­ların toplumsal dönüşümlerinin gerçekleşmesinde, Freudyen anlayış ile &#8220;Büyük öteki&#8221; arasında bir psikolojik atmosferi ege­men kıldı. Kapitalizm değil ama neoliberalizm; neoliberalliğin çevre ülkelere, marjinal kesimlere, sistem dışı unsurlara açtığı imkânlar, Müslümanların İslâmcıların baştan çıkmasına vesile oldu. Baştan çıkan İslâmcılık, zaten medeniyete teşne karak­terini &#8220;tüketim ideolojisinin nesneleriyle örtüştürünce ortaya kıbleyi gösteren kredi kartı gibi istihza edilerek bakılacak, yaramaz ve cin fikirli bir reklamcılıkla buluşturulup meşrulaştırılan nesnelere bıraktı. Bu, Islâmcılara göre önemsenecek,üzerinde durulacak ve genele teşmil edilemeyecek marjinal bir örnektir. Mesele Müslümanların ilerlemesi olduğuna göre, bu tür &#8220;heretik“ tutumlar, Müslümanların arasına girmeye çalışan çıkmalar eninde sonunda dışlanacaktır.</p>
<p>Islamcılık kabaca temel savunmasını, arzuların hareketlen­dirdiği duyguların ve istekliliğin irade vasfına ulaşarak kapi­talizm yani sistem içinde Büyük öteki&#8217;ne karşı kendilik inşası biçiminde yapar.</p>
<p>Islâmcılar kapitalistlerin yaşam biçimlerinden etkin piyasa yapısından &#8220;sızarak” kıbleyi gösteren kredi kartı gibi modellemelerle çıkabilecekleri gibi kendi öz bilinçlerini, hakikat bilgi­lerini tatmin edecek gerekçeler üretir. Yanlışla, hatalı olanla, küfr ile cennetin yolunu bulabileceğini; kötünün vasıta haline gelebileceği görüşü neoliberal siyasal kültürün etkili tek yön­temi oldu.İslâmcılar kıbleyi gösterdiği müddetçe tüm vasıtaların araçsallıktan hakikat seviyesine çıkabileceği düşüncesini inşa etmeyi sürdürüyor.</p>
<p>Kapitalizmin varlığı Müslüman düşünce ve iradenin yok­luğundan kaynaklanıyor. Kapitalizmin etkili işleyişi, gündelik hayatı bile işgal eden nesneler, yaşayış biçimi üretmesi, İslâmî alternatif yaşama talep eden fikriyatın yokluğundandır.</p>
<p>Allah karanlığı halk etmiş midir? Evet, karanlık yokluk âleminden varlık âlemine geçmiştir. Fakat karanlığı dağıtacak aydınlık da hem mümkünler âleminde hem varlık âleminde vardır. Işık yokluğu karanlık varlığı demektir. Işık yandığında varlığını gösterdiğinde karanlık hiçliğe sürüklenir.</p>
<p>Kapitalizm varlık âlemine İslâm&#8217;ın yokluğu vesileyle çıkar. Kapitalizmi Türkler dört yüz yıl yerinden çıkmasın diye alter­natif bir ekonomi, dünya sistemi inşa etmişti. Kapitalizmi, sı­nırsız eşitliği yücelten bu düzeni Türk varlığının hiçliğe sürük­lenmesi, İslâmî yaşama fikrinin zihinlerden, varlık âleminden sadece mümkünler âlemine itmesi sağlar. Kapitalizmi geriletecek, imkânlar, mümkünler âlemindeki İslâm varlığında, Türk deneyiminde mevcut. Kıbleyi gösteren kredi kartına yapılacak her türlü sempatik bakış, kat’i reddi taşımayan istihzalı tema­şa, kapitalist sistemin varlık âlemindeki yenilmezliğini katla­yacaktır.</p>
<p>İslâmi hissiyatını tatmin eden “kıble” kelimesi, yeni dindar­lık biçimleri Müslümanların reel dünyadaki varlığını tüm ikti­dar ve güce karşın sağlayamaz; sadece mümkünler âlemindeki çakılı kalmasına katkı sağlar.</p>
<p>(İtibar<sub>1</sub>2015, sayı: 51)</p>
<p><strong>Ercan Yıldırım &#8211; Türkiyenin Yeni Kültürü,syf.135,143</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kibleyi-gosteren-kredi-karti/">Kıbleyi Gösteren Kredi Kartı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kibleyi-gosteren-kredi-karti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Kültüre Bağlanırken</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuresel-kulture-baglanirken/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuresel-kulture-baglanirken/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 13:52:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Adorno]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Güç]]></category>
		<category><![CDATA[Harcamak İçin Kazanmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hedonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Kültüre Bağlanırken]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Mahremiyet ve Görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[Modernite]]></category>
		<category><![CDATA[Modernite: Yaşatarak Öldürmek]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Terry Eagleton]]></category>
		<category><![CDATA[Yoksunluk Kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20975</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye içinde bulunduğu konjonktürde tarihin en önemli değişimlerinden biriyle karşı karşıya. Toplum olarak bu du­rumu yaşadığımız için süreç boyunca değişimin mahiyetine vâkıf olmakta geç kalmaktayız, ileriki yıllarda, Türk milletinin tarihsel bağlamından nasıl koparıldığı daha net fark edilecek. Görünüşte tarihi fonksiyonunu icra ediyormuş gibi olsa da Türk milleti ontolojik bir inkârın içindedir. Türkiye’de kültür son yıllarda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuresel-kulture-baglanirken/">Küresel Kültüre Bağlanırken</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/global.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-21001 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/global-300x170.jpg" alt="" width="332" height="188" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kuresel-piyasalarin-gozu-jeopolitik-risklerde_2140c741c6b07bf62aabe255dc0c8247.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-22186 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kuresel-piyasalarin-gozu-jeopolitik-risklerde_2140c741c6b07bf62aabe255dc0c8247.jpg" alt="" width="531" height="274" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kuresel-piyasalarin-gozu-jeopolitik-risklerde_2140c741c6b07bf62aabe255dc0c8247.jpg 640w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kuresel-piyasalarin-gozu-jeopolitik-risklerde_2140c741c6b07bf62aabe255dc0c8247-600x309.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/kuresel-piyasalarin-gozu-jeopolitik-risklerde_2140c741c6b07bf62aabe255dc0c8247-300x155.jpg 300w" sizes="(max-width: 531px) 100vw, 531px" /></a></p>
<p>Türkiye içinde bulunduğu konjonktürde tarihin en önemli değişimlerinden biriyle karşı karşıya. Toplum olarak bu du­rumu yaşadığımız için süreç boyunca değişimin mahiyetine vâkıf olmakta geç kalmaktayız, ileriki yıllarda, Türk milletinin tarihsel bağlamından nasıl koparıldığı daha net fark edilecek.</p>
<p>Görünüşte tarihi fonksiyonunu icra ediyormuş gibi olsa da Türk milleti ontolojik bir inkârın içindedir. Türkiye’de kültür son yıllarda iyiden iyiye neoliberal kültüre eklemlendi; küresel kültürün bir şubesi halini aldı.</p>
<p>Türk milletinin kültürü onu yaşatırdı. Yaşamasına, canlı kalmasına, kendine özgü refleksler geliştirmesine neden olur­du.</p>
<p>Terry Eagleton, Kültür Yorumlan kitabında küresel/post- modern kültürün önce çözüm olarak görülürken ardından sorun olmaya başladığına dikkat çeker. Kültüre ehemmiyet verdikçe millet bağı tehdit altına girdi. Tanzimat’tan beri ge­liştirilmeye çalışılan “merkezsizleştirme” çabası, ortak duygu ve düşünceleri tedavülden kaldırma, millet olmanın getirdiği davranış kodlarını değiştirme gayretleri sonuçlarını göster­mektedir.</p>
<p>Modernité insanların birbirleriyle ilişkilerine olduğu kadar insanın kişisel yaşamına müdahale eder. Her bireyin &#8220;başka”larından habersiz hayat yaşama, iş yapma ihtimali ortadan kalktı. Kimse kimseye söylemez ama herkes birbirinin belirli saatlerde nelerle meşgul olduğunu bilir. Bu yalnızca &#8220;aynı”laştırma değil; standart bir ömürdür. Katiyen &#8220;ortak” hayat alanı da değildir.</p>
<p>Bugünkü kültürün çok etkin olması bireylerin gündelik yaşamlarını ele geçirmesindendir.</p>
<p><strong>Güç, Mahremiyet ve Görüntü </strong></p>
<p>Kamuoyuna sunmak&#8230;</p>
<p>Yerleşik kültür olan bitenin toplum tarafından müzakere edilmesi esasını getirir. Toplum buna teşnedir. Onayı alınsın ya da alınmasın mevzuların kendisi tarafından tartışılmasını bekler. Artık bu durum alışkanlık halini almıştır. Yoksa benli­ğin bir parçası değildir.</p>
<p>Hâlihazır kültür benliği bile ortadan kaldırdığı için iradi sonuçlarla karşılaşmak mümkün olmamaktadır. Milletin ben­liğini, iletişim sektörü uhdesine almıştır. Meşruiyet kaynağı da buradan zuhur eder. Gündelik yaşamı iletişim teknolojileri kontrol eder.</p>
<p>Görünmeyen hiçbir şeyin ciddiyeti yoktur&#8230;</p>
<p>Herkesin mahremi içine taşmayan hiçbir konunun top­lumla bağlantısı kurulamaz. İstisnasız tüm bireyler görmeden mevzuların &#8216;derinliği” ve esası olamaz.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz kültür değersizleştirme ve sıradanlaştırma fonksiyonlarını icra ederek etkinliğini genişletir. Kahvaltı masası ile akşam yemeği arasında sıkışmış gündem maddeleri kadardır bugün Türkiye. Sadece kahvaltılar, yemekler, eğlenceler değil, bireyselliklerin, bohemin, inzivanın da buna eklendiğini söylemek gerekir: özellikle sosyal medyanın “storyleri ayıp olduğunu bildiği halde &#8220;paylaşmaktan vazgeçileme­yen&#8221; durumları mahremiyet sınırlarını aşırarak ortaya serer&#8230; Ayağını uzatmış kitap okuyan, yazı yazan, denize bakan kadınların, çay içen, bıyık buran, arabasını ifşa eden erkeklerin, başörtülü arkadaşlarıyla &#8216;okey partisi&#8221; düzenleyip bunu &#8220;gös­termeden edemeyen&#8221; kızların görüntüsü mahremiyet sınırla­rını açıklar</p>
<p>Yemek süresince ciddiyet vardır. Haberler millet benliğinin ortaya konulması için hazırlanmaktan, izlenmekten çok &#8220;vakit geçirme” &#8220;eğlence” ve &#8220;sosyal sorumluluk&#8221; rollerini yerine ge­tirmeye matuftur.</p>
<p>Wallerstein’a göre kültür güçlülerin silahıdır. Belli bir aşa­madan sonra kültür toplumsal ilişkiler içinde alt sınıflardan üst sınıflara kadar eylemlerin meşrulaştırılması için kullanılır. Çünkü kültür organize eder, kontrolcüdür, emreder, uyarır, engeller, yönlendirir, uzlaştırır, benzeştirir, aynılaştırır. Herkes kültürün içinde bazı gerekçelerle kendi menfaatleri icabınca işlerle ilgilenebilir. Güçlülerin, sistemi idare edenlerin işlerini kültüre dayandırarak yürütmeleri başlarını daha az ağrıtır.</p>
<p><strong>Modernite: Yaşatarak Öldürmek</strong></p>
<p>İçinde bulunduğumuz dönemde kültür &#8220;aşırılıkların ara­sında” çöktü. Çünkü toplum gerçekliğin, bilginin ve anlamın altında kaldı: Kusursuz Cinayet müellifi Jean Baudrilardın deyimiyle &#8220;Anlam kültürümüz, anlamın aşırılığı altında çöker, gerçekliğin kültürü gerçekliğin aşırılığı altında çöker, bilgi kül­türü, bilginin aşırılığı altında çöker.&#8221;</p>
<p>Modernitenin oluşturduğu kültür örtük unsurlar içerdiği gibi bir o kadar da alenidir. Modernite Batı kültürünün yay­gınlaşması için bir araçtır esasında. Çünkü modernin ürettiği öğeler, her ne kadar insanların temel ihtiyaçlarını karşılıyor gibi gözükse bile Batı dışı toplumlar için Batının gereksinimle­rini gidermeye özgüdür.</p>
<p>Eagleton&#8217;ın da vurguladığı üzere modern kültür büyük öl­çüde, milliyetçiliğe, sömürgeciliğe ve emperyalist güce bağlı- dır. Modern kültürü içselleştirmese dahi Türkler modern kültürle kurdukları &#8220;derin” bağlantılarla kendilerini inkâr etmeye başlamıştır.</p>
<p>Siyasa ile kültürün ilişkisi bu bakımdan son derece kes­kindir. Siyasal durum, fiili yapı kendi kültürünü belirler. Türk milleti siyasallığıyla kültürünü örtüştürmüştür. Siyasala olan yatkınlık Türk milletinin kültürünü geri dönülmemecesine dö­nüştürür. Teknik imkânlardan ibaret gördükleri moderniteye eklemlenmekle Türk milleti yaşam tarzının Batılı gibi olmasını kabul etmişti. Bu önceleri siyaseten yapılmış bir tercihti. An­cak teknik ve siyaset kendi kültürünü Türk milletine yerleştir­di. İçinde bulunduğumuz kültür sadece Batılı yaşama biçimini değil,Batılı zihni ve vicdani örgüyü de bünyeye eklediğimizi gösterir.</p>
<p>1970’li yıllardan sonra dünyada görülen kriz sonucunda kapitalizmin evrilmesiyle Türkiye’de de değişimler başladı.</p>
<p>Finans kapitalizm etkinliğini artırdı. Finans kapitalizm için dünyanın “bir örnekliğine” ihtiyaç vardı. Üretim ile tüketim birbirinden ayrılamaz derecede örtüşmeliydi. Dünyanın hiçbir yerinde sistemi “sahiplenmemiş&#8221; kimse kalmamalıydı.</p>
<p>1980’deki darbe ile Türk milleti yeni sisteme uyumlu hale getirildi. Böylece &#8220;herkes” sistemin bir kulpundan tutmuş oldu. Turgut özal’ın liberalizmi dünyada eşine ender rastla­nacak radikallik içeriyordu. İletişim devrimiyle Türkiye’de ula­şılmadık kimse kalmadı. Köyde izole olmuş unsurlar bile etki alanına girmişti.</p>
<p>Piyasa böylece Türkiye’nin etkin kültürü haline geldi. Her konuda piyasa gözetilerek iş yapılır oldu. Piyasasına göre işler yürümeye başladı. Kaliteli ya da niteliksiz olması hiç önem­li değildi, gidiyorsa üretilebilirdi. Dolayısıyla herkes önceli­ği üretime verdi. İçinde bulunduğumuz dönemde piyasadan müşteki olmak zihinlerden çıktı. Piyasa herkesi o kadar içine aldı ki kültürün tek referansı/kutsalı piyasa oldu. Siyasetten, ekonomiye, sosyal yaşamdan özel hayatın kılcallarına kadar piyasanın nüfuzu genişledi.</p>
<p>Postmodemizmle her sektörün kendi piyasası kuruldu. Bu kendi içinde özerklik demekti. Tüm sektörler kendi iç işleyişlerini belirledi. Dolayısıyla çoğulculuk birçok merkez oluşturdu.</p>
<p>Her merkezin bir efendisi, kendine has kültürü şekillendi. Artık merkezler “makro” planda dünya sistemiyle uyum­lu, mikro düzeyde birbiriyle yarış ve savaş halinde örgütlendi. Türk milletinin kültürünü piyasanın işlerliği belirlemeye başla­dı. Bu kültürde hesap verilecek tek hakikat dünya sistemi oldu.</p>
<p><strong>Yoksunluk Kültürü ve &#8220;Ortamdakilerin Egemenliği</strong></p>
<p>Sistem böyle çalışıyor&#8230;</p>
<p>Bugün kendini hâlihazır düzenin dışında tutmak isteyen­ler dahi bu cümleyi kullanmaktan vazgeçmiyor. Çünkü kültür endüstrisince biçimlenen bugünkü kültür ve sistem, direnişin imkânsız olduğu imajını verir. Bu sadece imaj da değildir aslın­da. Sistemin nüfuz ettiği alan o kadar yaygın ve etkin, ulaştığı insan sayısı o derece çoktur ki kimse bir an bile gözünü başka bir yöne kaydıramaz. Zira sistem var olmak, ayakta kalmak için insanların yeniye malik olma arzularını tetikler.</p>
<p>İnsanlar bu bakımdan Türkiye&#8217;de özdeştir. İdeolojik, dini veya kültürel farklılık görülmez. Asgari ücret alan bir emek­çi ile zengin işveren yeni çıkan televizyonu alma derdindedir. Çünkü yoksunluk kültürü içinde yaşıyoruz.</p>
<p>Teknolojinin dışında her tür yeniliğe sahip olma güdüsü yoksunluk kültüyle beraber kişinin köleliğini artırır. Burada doyum krizi devreye girer. Hemen yeni olanı edinememek do­yumun gecikmesine neden olur. Tutku halini alır, malik olma aşkı. Tutku aklı ve diğer insani yetileri devreden çıkarır. Tek hedef elde etmek olduğunda bugünün insanı için hakikat ve kutsal zihinlerde siner. Çıkmaz ama bir başka seküler meta ile yer değiştirir.</p>
<p>Mutluluk hakikatle kurulan irtibatta değildir artık. Mutluluk dünyada yaygınlaşan kültüre, teknolojiye, üretim aracına vakıf ve sahip olup olmamaktadır. Bu düzende kimse mutlu olmaz zira Adorno’nun yıllar önce altını çizdiği gibi &#8220;sistem vaat ettiğini aslında vermeyecektir.”</p>
<p>Türkiye&#8217;de bir şekilde varım diyenler bile bu vaatlerle yapmaktan imtina etmeyecektir. Türkiye’de İslâm düşüncesi ve Müslümanlar bugünün kültüründe üretim araçlarında,pazarlama ve yeni teknolojileri kullanmada gösterdikleri hızla   övünür. Çünkü sistem 1970’lerdeki krizi kendine alternatif geliştirme potansiyeli bulunanlara vazife yükleyerek aştı.</p>
<p>Kültürel hayatımız “orta” olana değer verir. Dolayısıyla toplumun ortasının genişlemesine ön ayak olur. Ortadakiler eko­nomik bağlamda temel ihtiyaçlarını karşıladığı gibi sistemin ürettiği değer ve ürünleri sorgusuzca kullanır. Klasik ekonomi kategorisi içerisinde gelir &#8211; gider düzeyine dayanmaz Türkiye’deki orta sınıf. Orta kısım genişletildikçe, sistemin dengesi daha oturaklı olur.                                                             ,</p>
<p>Ortadakiler dindardır.</p>
<p>Dindarlığa yatkındır, en azından muhafazakârlıktan imtina m etmez. Halk İslâmının sınırlarını genişletir orta sınıf. Ritüel- lere dayak, belli günlere sıkıştırılmış İslâmî inancını, siyasal, ekonomik ve kültürel olarak genişletir. Halk İslâmının sınırlan ve çevresini de bünyesine katarak iyice büyür.</p>
<p>Modernité toplumlara esenlik sağlamadı.</p>
<p>Eşitlik ve adalet getirmedi.</p>
<p>İmtiyazlı devletler ve ayrıcalıklı sınıflar üretti, yönetimi onlara devretti. 1950 öncesindeki yönetim kültürümüzde İslâm,devletin bileşenleri içinde düşünülmüyordu. ABD&#8217;nin dünya sisteminin başına geçmesiyle birlikte İslâm&#8217;ın milletin bağı olduğu dolayısıyla hesaba katılması gerektiği düşüncesi yerleşti. İçinde bulunduğumuz kültürde dindar orta sınıf üretim ve tüketim işlerini devralmak istiyor. Sistem bunda bir sakınca görmüyor.</p>
<p>Geleneksel kültürel nosyonlarla sürdürülebilir bir modern­lik bugünkü dünya düzeninin tercih ettiği bir yaklaşım. Dindar orta sınıfın talepleri de zaten bundan bir adım öteye geçmiyor.</p>
<p>Yürüyen işlerin dindar kişilerce yapılması kâfi görülüyor.</p>
<p>Ortadakiler dindarlıklarını bağladıkları dinin dünya algısı­nı gözlerden uzaklaştırarak genişletiyor. Spesifik hayat teklifle­ri yok. Türkiye&#8217;nin tarihsel misyonunu milletin ufkuna getir­mek bir tarafa oradan sakınmak ön planda.</p>
<p>Ortadakilerin yeni bir zekâ, akıl ve tefekkürle piyasaya çık­tıkları vaki değil.</p>
<p><strong>Popüler Kültürün Kurduğu Ortaklık</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de sınıfsal ayrımı, yüksek kültür/alt kültür ikiliğini, seküler dindar farklılaşmasını, milliyetçiliklerdeki çatışmayı, kuşaklar arasındaki anlayış farkını yıkarak bunları ortaklaştı­ran, kolektif bütünlüğünü sağlamayı başaran en belirgin öğeler kazanma ve tüketmedir. Bu yalnız kapitalist zengin sınıfın vas­fı değildir, artık.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz kültürde yoksullar gelir adaletsizli­ğini tesis eden düzeni değiştirmek değil, daha fazla kazanmak ve tüketmek amacındadır.</p>
<p>Bir kere “herkes&#8221; dünya düzeninin kalıcılığı hususunda an­laşmıştır.</p>
<p>Ortaklık burada başlar. Sonrasında düzenden pay kapma yarışına girişilir. Schopenhauer, buna dikkat kesilir: “İnsan, zevkini yükseltmek için aslında tatmini hayvanlarınkinden an­cak biraz güç olan ihtiyaçlarını bilerek artırır: bütün bu lüksün, lezzetli yiyeceklerin, tütün, afyon ve alkollü içeceklerin, zarif ve gösterişli elbiselerin ve daha bunlar gibi insanın hayatı için zaruri olduğunu düşündüğü binlerce şeyin sebebi budur.&#8221;</p>
<p>İçinde bulunduğumuz kültürel platformda hayat alınıp sa­tılan bir meta halini aldı. Değerler ise ne kadar tecime elverişliyse kıymet kazandı.</p>
<p>1950 yılına kadar Türkiye&#8217;de tüketim ekonomisi yalnızca üst sınıfların tekelindeydi. İkinci Dünya Savaşı dünya sistemi­nin başını da bu gidişatı da değiştirdi. Çünkü Amerika&#8217;nın tarzı sonuca bakmakla ilgilidir. Sonuç getireceğini, kendi sistemine eklemleneceğini, sorun çıkarmayacağını bildiği her elemanın işleyişte katkısı olmasını ister Amerikan tarzı.</p>
<p>Bu yüzden dini değerlerin, ritüellerin ve simgelerin 1950 sonrasında kullanılması Türkiye&#8217;nin dünya sistemi içine girme çabalarını engellemiş değil bilakis desteklemiştir. Çünkü Ame­rikan tarzı Avrupa&#8217;dan farklılaşarak dikey geçişkenliği öngörür.</p>
<p>Tüketim, üretim, kültür, siyasette ayrıcalıklı sınıflar mutlaka olacaktır ama halkta yerini alacaktır. Halkın katılımı o de­rece yüksek olmalıdır ki bir süre sonra sistemin yükünü halk üstüne almalıdır. Nitekim dünyada 1970 krizi, Türkiye&#8217;de de 1980&#8217;den sonra kitlelerin aynılaşması üretimde ve tüketimde ortaklık kurmaları bu kapsamdadır.</p>
<p>1950 sonrasında tüketim ve lüks bu anlamda tabana yayıl­maya başladı.</p>
<p>Türklerin geleneksel üretim ve tüketim anlayışı, ekonomik sistemi, temel ihtiyaçlara dayanır. Her ne kadar temel ihtiyaç­lar konusunda Turkler Avrupalılardan ayrılarak çıtayı yukarı çıkarmışlarsa bile Osmanlı&#8217;daki ekonomik düzen tüketimi değil tüketiciyi öncelemesiyle farklılaşır. Ancak Tanzimat&#8217;tan sonra lüks tüketim mallarının İmparatorluğa girişiyle birlikte kültür de değişmeye, buna göre evrilmeye başlamıştır. Lüks imparatorluğu teslim aldı. Yüksek kültürü etkiledi, onları yö­netmeye girişti. Zira lüks Sombart&#8217;ın da tanımladığı gibi temel ihtiyacı aşacak biçimde yapılan her türlü harcamadır. Lüks, harcamaların artmasının ötesine geçerek toplumu yönlendi­ren ve örnek olan yüksek kültürün, Batılı karaktere bürünme­sine neden oldu.</p>
<p>Kitleselleştirmek kültürün işini çok kolaylaştırır. Tek tek bireylere ulaşmak zorunluluğu ortadan kalkar. Kitle iletişim araçlarını; kitlelerin “kolay kışkırtılmak, kızgınlık, muhakeme yetersizliği, hüküm verme, eleştiri yeteneklerinin olmaması, duygulardaki mübalağa” gibi özelliklerini kullanarak küresel kültür etkinliğini süreklileştirir. Dahası Türk milleti gibi tarih­te dominant rol almış toplumları da kontrol edebilir.</p>
<p>Sıradanlık modernitenin ürettiği kültürün en bariz niteliklerindendir. Sıradanlık ile olağanlık birbirinden keskin hatlar­la ayrılır. Çünkü sıradanlık aynı zamanda bir düzeyi belirtir. Olağanlık ise normal olanı gösterir. Popüler kültür ürünlerinin sıradanlaştırıcı etkisi bugün için bir eleştiri konusu değildir.</p>
<p dir="ltr"><strong>Harcamak İçin Kazanmak</strong></p>
<p dir="ltr">Popüler kültür iyi yetişmiş bireyi dahi alt düzeydekiyle eşitleyebilir.</p>
<p dir="ltr">Bu, popüler kültürün yaygınlık kazanmadığı dönemlerdeki yergilerden biriydi. Ama şimdilerde popülerlik yaygınlaştığı için sıradan davranışları “herkes”ten görebilmekteyiz. Akıl ve vicdan herkesleşmenin panzehiridir.</p>
<p dir="ltr">Dini birikimle birlikte tarihsel potansiyeli doğru okumuş kimseler sahih ve sahici bağlantısını kurabilirler. İçinde bulunduğumuz kültürün sahicilik içermediği konusunda bilgi sahibidirler. Ne var ki uygulamada alt sınıflardan ayrılmazlar. Çünkü kültür, işin yapılmasında o işe inanıp inanmamayı dikkate almaz. Yapılmış olması kâfidir. Bu açıdan sahicilik bilgisine sahip olsalar bile sahici davranmayan kişilerle de çok sık karşılaşırız.</p>
<p dir="ltr">Kültür insanlara mutluluk verir mi? Trend laflardan biriyle söylersek “kişinin kendini iyi hissetmesini sağlar” belki. Bugünkü kültürde kişi ne ile kendini iyi hisseder? Parayla, şöhretle, kariyerle, sağlıkla, geziyle, eğlenceyle, rahat bir eğitimle, rahat bir işle mutluluğu bir tutar. Tasa, kaygı, korku, ölüm, ıstırap hep bağlamından kopmuştur. Arzular yalnızca bireye endekslenmiştir. “Toplum için&#8221; başlığı altındaki eylemlerin de kişi ikbalinden başka amacı yoktur.</p>
<p>Hedonizmin bile anlamı, kapsamı, estetiği bayağılaşmıştır.</p>
<p>Zaten bugünkü kültür içinde hedonizm sıradandır ama yapılanlar bayağılaşmıştır. Herkes her şeyden zevk almaya başlamıştır. Çünkü günde on iki saat çalışanlar bile alın terlerini “başka&#8221;larının önünde harcamak pahasına çekmektedirler. Bu, acı ile yoğrulan keyif halini almıştır. Kazandığını harcama “başka”larının bakışlarına feda ederek tüketim ürünlerine vakfetme, bireysel özgürlük ve yetkinlik ifadesi olarak sunulmaktadır.</p>
<p>Bilhassa kadınlar “kendi parasını harcamak” için çalışma hayatına atılmaktadır.</p>
<p>Böylece “harcamak için kazanmak” bireyin kendi kendini gerçekleştirmesi şeklinde lanse edilmektedir. Doğal olarak bugünkü kültürde “ideal insan” tarifi de değişmiştir. Başkalarına muhtaç olmadan hayatını idame ettirenlerden ziyade başkalarının gözünde üretilen şeylere bir an önce sahip olan kişiler idealize edilmektedir. Bu haz çok çeşitli uyarıcılarla devamlı diri tutulur.</p>
<p>Yeni kültürde kişilerin başka yollara sapmaları kendiliğinden sistemin iç dinamikleri sayesinde engellenmiş olur. Böylece bir döngüye ulaşılır. İnsanların isteyip istememeleri mühim değildir yerleşik kültürün sapasağlam ayakta durması için.</p>
<p>İnsanoğlu dünyada bulunuşunu bir şekilde anlamlandırma peşine düşer.</p>
<p>Bunu dile getirerek göstermek yerine yaşadıklarıyla izah eder. İnsan sadece dünyada yaşama peşinde değildir, iyi yaşamak ister. Dünyada bulunmak iyidir belki ama dünyada iyi ve hoş şekilde yer almak da insan ihtiyaçlarındandır.</p>
<p>Yerleşik kültürel hayat insanlara doyumsuzluğu verirken aynı zamanda aşırılığa da alıştırmaktadır. İnsanlığın bu aşırılığı göğüsleyip göğüsleyemeyeceği şimdilik belli değil ancak doyumsuzluk konusunda insanoğlundan bir tepki de gelmemektedir.</p>
<p dir="ltr">Kazanç kendi kültürünü üretmiştir. Buna Batılı bireysellik denebilir belki ama kişilerin kazanç sağlamak için başkalarını, hatta birincil ilişki kuracakları kişileri bile yok saymaları, onlar rın sırtına tırmanmaları yeni kültürün net görüntülerindendir.</p>
<p dir="ltr">Kimsenin kimseye borç vermemesi finans kapitalin bir sonucu mudur, yoksa finans kapital bunu icbar mı etmiştir? Bunu göz Önüne almaktansa sonuca eğilmek gerekir. Çünkü Türk milletinin belirgin vasıflarından olan itimat yeni kültürde yer bulamamaktadır.</p>
<p dir="ltr">Batı kültürü kendi kimliğini, kültür yapısını küreselleştirirken iki amaç güder.</p>
<p dir="ltr">Birincisi kültürünün yaygınlık kazanmasını sağlamak ikincisi muhalifleri, alternatif dünya görüşü geliştirenleri kafalarını kaldırmadan ezmek, meşgul etmek.</p>
<p dir="ltr">Bugünkü yeni kültürde Türk milletinin asgari millet olma şartlarını geliştirmek bir tarafa tarihsel rollerini unuttukları görülmektedir. Çünkü Türkler Batıyı Kıta Avrupa’sına sıkıştırmış tüm ticaret yollarını tutarak kıstırmış bir anlayışı yaygınlaştırmıştı. Yeni kültür bu tarihselliği gözlerden uzak tutar. Bunu bir yandan diyalog, öteki, kimliklere saygı kavramlarıyla siyasette işlerlik kazandırarak yaparken diğer yandan gündelik hayatlarını “aşırı meşgul” ederek yapar.</p>
<p dir="ltr">Geçim sıkıntısı başlığı altındaki kazanç sağlama çabası Türk milletinin gözünü kör etmiştir.</p>
<p dir="ltr">Yeni kültür bireyleri toplumdan göreli bağımsızlaştırırken benliğinin parçalanmasına da neden olmaktadır. Evde başka, işte başka, arkadaş ortamında başka kimliklerle var olmak bir tarafa yeni kültürün argümanları ve enstrümanları da çeşitlenmektedir.</p>
<p dir="ltr">Böylece birey tekrara düşmeden, yeni ortamlara girebilmektedir. Kafe kültürü ile okul kültürü, ev-akrabalık kültürüyle futbol kültürü birbirinden farklı birey özellikleri geliştirir. Dolayısıyla tatmin edilecek mekân ve atmosfer çeşitlenmiş olur.</p>
<p dir="ltr">Televizyon kültürü, bilgisayar-internet kültürü, cep telefonu kültürü, dizi kültürü, yemek kültürü, zevk kültürü, eğlence kültürü, müzik kültürü, sinema kültürü, kitap kültürü, müze kültürü, lokanta kültürü, siyaset kültürü, oHs kültürü gibi daha onlarca örnekle gündelik yaşamımızın doldurulduğunu, kontrol edildiğini ve en önemlisi ayrıştırıldığını söyleyebiliriz.</p>
<p dir="ltr">Bunlar arasındaki irtibatsızlık her alanın kendi bağımsızlığını açıklamasıyla ilgilidir. Yeni kültürde birey her sahada at koşturarak kendini gerçekleştirdiğini varsayar.</p>
<p dir="ltr">Hâlbuki bu otonom kültürler aynı zamanda hakikat alanları oluşturarak bireyi hapseder. Yeni kültür hakikatin çoğulluyla da Türk milletini tarihinden koparmıştır.</p>
<p dir="ltr">Öfke kültürü, şiddet kültürü, para kültürü, cinsellik kültürü, milliyetçi kültür, lümpen kültür, çatışmacı kültür&#8230; yeni kültürün bireyleri doğrudan zedeleyen unsurlardandır.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ercan Yıldırım &#8211; Türkiyenin Yeni Kültürü,syf.75,86</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuresel-kulture-baglanirken/">Küresel Kültüre Bağlanırken</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuresel-kulture-baglanirken/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Burjuva Zevkleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kucuk-burjuva-zevkleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kucuk-burjuva-zevkleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 13:48:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Ev’i Terk Eden Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Burjuva Zevkleri]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültür endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kafe kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20992</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230; Ev’i Terk Eden Kültür Kültür biraz da etnik, mezhep fay hatlarının hareketlendirilmesi olarak görülebilir. Cari kültür endüstrisinin kent ışıkları altında küçük burjuva zevklerine dönüşmesini bu hayat tarzının sonucu olarak okuyabiliriz. Küçük burjuva zevkleri bulaşıcı Özelliğiyle gençlere değil sadece kamusal alanda bulunan her kesime hitap edebilmektedir. Öyle ki kamu zaten son yıllarda çok genişledi; “ev” [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kucuk-burjuva-zevkleri/">Küçük Burjuva Zevkleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/s-a1818618fd14b437bcf5531b4cc56d7ce211f06e.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-20999 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/s-a1818618fd14b437bcf5531b4cc56d7ce211f06e-300x211.jpg" alt="" width="300" height="211" /></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-22189 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-3.jpg" alt="" width="359" height="252" /></a>&#8230;</p>
<p><strong>Ev’i Terk Eden Kültür</strong></p>
<p>Kültür biraz da etnik, mezhep fay hatlarının hareketlendirilmesi olarak görülebilir. Cari kültür endüstrisinin kent ışıkları altında küçük burjuva zevklerine dönüşmesini bu hayat tarzının sonucu olarak okuyabiliriz. Küçük burjuva zevkleri bulaşıcı Özelliğiyle gençlere değil sadece kamusal alanda bulunan her kesime hitap edebilmektedir. Öyle ki kamu zaten son yıllarda çok genişledi; “ev” merkezli etkinlikler bile dışarıya yani kamuya taşınır oldu.</p>
<p>Kültür endüstrisi insanları faaliyet alanı olarak evden uzaklaştırırken evde oldukları zamanda da bu tavrını destekleyecek ürünlerle meşgul kılar. Toplanma, yeme içme, konuşma,sohbet hatta okuyup yazma bile evin dışına taşabilmektedir. Rahatlıkla zincir kahvecilerden söz edebiliriz. Bilgisayarını, kitabını, defterini açmış çalışan bireyler yadırganmayacak kadar normalleşmiştir; buna kütüphanelerde çalışmak yerine çok daha ucuza mal olan kafelerde sınavlara hazırlanan talebeleri de eklemek gerekir.</p>
<p>Kafe kültürü, kahveci kavramı yerleşti artık; lümpenlerden orta-üst sınıfa kadar kent sakinleri buluşma, sosyalleşme, konuşma mekânı olarak buraları dolduruyor. Eve misafir getirmeme, evde buluşmama belki küçük burjuva için kısmen doğru olabilir ama ev hanımlarının günlerini, umre arkadaşlıkları buluşmalarını kafe-lokantaya taşıyarak evi ikametten, sosyalleşme sahasından konaklamaya kadar indirgedi. “Ev hali” katlanılmaz bir düşüklük görüldüğü, her daim kusursuz, dağınık olmayan ev imajı çizmek insanlarla buluşmaktan önemli oldu. Buna her kesimden ailenin hafta sonu yemek yemeye çıkmalarını da eklemekte beis yok; bilhassa brunch kültürü aile bağlarını güçlendirici etkisinin yanında konformist kültür formasyonlarını beslemektedir.</p>
<p>“Kahve içelim mi” bir teklif olarak yerini aldı, buluşmanın, görüşmenin, oturmanın başlangıcı kahvede birleşti.</p>
<p>Mekân farklılıkları olabilir, semtlerde de elbette bir statü-sınıf ayrımı görmek mümkün ama kabul etmek gerekir ki lümpenlerden üst sınıfa kadar kafe kültürü toparlanmanın anlamına oturdu. Kitapçı-kafeler, localı-kafeler, eğlence, kültür ortalamasının farklı boyutları olarak yerini aldı. Sınıf farklılığını göstermek için fiyatlara bakmak gerek, en basit çayı fahiş fiyatla satmak ticaretten değil mekânı “seçkinler”e ayırmaktan kaynaklanır. Bu açıdan sadece muhafazakârlara, zengin dindarlara münhasır mekânlar, oradaki kültürel doku bir başka küçük burjuva davranışı olarak kendini gösteriyor.</p>
<p>Dindarların seküler kesim kadar kendini zenginlik başlığı altında ayırması rafine kültürlerinden, zevklerinden kaynaklanmıyor, mekânlarının nezihliği de söz konusu değil, sadece aynı kahvenin Hayatındaki uçurum önemli olmanın, ayrıcalığın sınıfsal ayrımın göstergesi olarak belirmektedir.</p>
<p>Küçük burjuva zevk ve sıkıntılarının boyutları geçmişteki erken dönem Amerikan hayat tarzı tartışmalarının yapıldığı yıllardan çok da farklı değil esasında. Kariyer ve paranın odağa yerleştiği yeni kültür ortamında iktidarı eleştirmeyle iktidar tarafında yer alma arasında içeriksiz sohbetlerin iç dökmeye dönüşmesi&#8230; çay ocaklarındaki idealizmden kafelere uzanan konformizm, gerçekliği kabul etme, dünyevileşmeyi dünyasallıkla izah etme yeni burjuva mazeretlerini ifade eder. Parasızlığın getirdiği idealizm peşinden iktidar eleştirisine otururken nargile dumanları koyulaştıkça “kazanımların kaybedilmemesi&#8221;ne oturur. Orta-alt kesimin, lümpenlerin mekânlarından iç çekişlere dayalı hayat algıları, sık sık dostlukların, arkadaşlıkların tükenmesi, ihanetler, satışlar üzerine odaklanır.</p>
<p>Ortalama küçük burjuva sohbetlerinin temel konusu kimsenin kimseye güvenmemesi üzerinedir.</p>
<p>Zengin mekânlarındaki farklı zevkleri tecrübe etme sosyalliği muhafazakârlarda bunun fıkhi meşruiyetine kayar. Dolayısıyla mekân üzerinden bir siyasallık tartışmaktan çok kültür akşının yönüne bakılabilir.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ercan Yıldırım &#8211; Türkiye&#8217;nin Yeni Kültürü,syf.110,112</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kucuk-burjuva-zevkleri/">Küçük Burjuva Zevkleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kucuk-burjuva-zevkleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayata,Avm&#8217;ye,Kapitalizme Çağırmak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayataavmyekapitalizme-cagirmak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayataavmyekapitalizme-cagirmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 13:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Banka Reklamları]]></category>
		<category><![CDATA[Banka Reklamlarının Anlattığı Toplumsal Çözülme]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Mutabakatın Yeni Mekânı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20978</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230; Toplumsal Mutabakatın Yeni Mekânı Kapitalizmin küresel kültür eliyle tektipleştirdiği insan hakikati avm&#8217;lerde değil sadece, üretim ve tüketim dengesi içindeki her kesimde karşılığını buldu. Dolayısıyla insanların hassasiyetleri, üzüntüleri, kederleri, kaygıları ortak kültürün etkisinde renksiz, tonsuz, folklorsuz, kimliksiz ve kişiliksiz bir hal aldı. Avm kültürü bir örnekleştirmenin en önemli araçla­rından biridir. Ortak bir inanç, mensubiyet alanı, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayataavmyekapitalizme-cagirmak/">Hayata,Avm’ye,Kapitalizme Çağırmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/AVM.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20997 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/AVM-300x150.jpg" alt="" width="346" height="173" /></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-22192 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-4.jpg" alt="" width="428" height="214" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-4.jpg 318w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-4-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 428px) 100vw, 428px" /></a>&#8230;</p>
<p><strong>Toplumsal Mutabakatın Yeni Mekânı</strong></p>
<p>Kapitalizmin küresel kültür eliyle tektipleştirdiği insan hakikati avm&#8217;lerde değil sadece, üretim ve tüketim dengesi içindeki her kesimde karşılığını buldu. Dolayısıyla insanların hassasiyetleri, üzüntüleri, kederleri, kaygıları ortak kültürün etkisinde renksiz, tonsuz, folklorsuz, kimliksiz ve kişiliksiz bir hal aldı. Avm kültürü bir örnekleştirmenin en önemli araçla­rından biridir. Ortak bir inanç, mensubiyet alanı, meşruiyet sahası olarak avm&#8217;lerin Türkiye&#8217;de herkesin kabul edebileceği bir gerçeklik, &#8220;toplumsal mutabakat mekânı”na dönüşmesi en az terör kadar tehlikeli. Tüketim, giyim kuşam canavarı oldu­ğu halde avm&#8217;lerden, oradaki hava sirkülasyonuna katlanamamaktan yakınanların küresel kültür ile irtibatı zaten bu mu­tabakat içinde var olduklarını gösterir. Ayrıca, avm kültürünü yaş itibariyle içselleştirmemiş ve belki de birkaç sefer ancak gitmiş kimseler bile avm gerçeğine dil uzatmamaktadır.</p>
<p>Antiamerikancılık, antikapitalistlik, antikonformizm söy­lemlerine sanlanların avm&#8217;lerdeki büyük marketlere sipariş Üstesi verip evlerine getirdiği gerçeğiyle rahatlıkla karşılaşa­bilirsiniz. Dolayısıyla avm kültürü aynen banka, fatura, fiş, döviz, faiz oranları gibi herkesi içine alan bir girdap gibidir. Siyasilerin, aydınların insanları avm&#8217;lerden uzaklaştırma ya da oraya davet etmesi esasında çatışma alanının bu dar kapitalist simgede kilitlendiğini gösterir. Esas mesele terördür, insanları öldüren canlı bombalar, bombalı araçlarla yapılan intihar sal­dırıları&#8230;</p>
<p>Kimse avm&#8217;lerde sönen geleceğin, avm kültürü üzerinden kapitalist kültüre eklemlenmenin açtığı büyük yaraları sorgu­lamıyor.</p>
<p>Hayatın bu lokal binalara sıkışması, insanların ufuklarının bu kadar daralması, adeta &#8220;hapishane külturü&#8221;nü gönüllü, talepkâr, rızaya dayalı ve kapalı mekânla birlikte gerçekleştirmek; ticaretin, iktisadi ortalamanın buralarda korunacağını düşün­mek ülkenin ekonomisi ve geleceği için de büyük tehlikelere işaret eder. Kafelerdeki, oturmalık mekânlardaki hayat algısı, halk adına karar vericilerin konformist bakış açışını ne derece kanıksadığını dahası millet gerçeğine yabancılığı da gösteriyor.</p>
<p>Terörün patlatıp öldüren kimliğine karşı avm çağrısındaki mil­let yabancıılğı, kültürel değer yargıları, itikadi kökenler, dini referanslar, tarihi mücadele sahasının sadece birer retorik kaldığını, gerçek milliyetçiliğin, İslâmcılığın, dindarlığın, muha­fazakârlığın ritüeller boyutunda olduğunu da işaret eder. Artık tarikat ve cemaatlerin de avm&#8217;leri “millîleştirmesi, dindarlaştırması” kendi avmsini kurması, kapitalist kültürün benliklerdeki işgalinin, ülkenin işgali hatta terörle hedeflenenden beter olduğunu gösterir. Hayatı avm’lerde görmek, terörün amacına  ulaştığını kanıtlar. Terörden daha tehlikelidir, gerçek hayatın kapitalizmin bu yeni mabetlerinde aktığını iddia etmek.</p>
<p>“Ev&#8221;den kafeye, avmye çıkma çağrısı, millet varlığının tari­hi bağlamında iflas ettiğinin delilidir. Oysa millet eve, hayata, kendine, aileye davet edilmelidir. Birazcık da evde oturmak, avm’lerden, sokaklardan çıkarak, kafelerden ve küresel kültü­rün sosyalleşme mekânlarından uzaklaşıp eve hicret etmek, aile ile beraber evde olmak terörün değil ama kapitalizmin en büyük korkusudur.</p>
<p>Kapitalizm evden korkar.</p>
<p>Neoliberal kültür evden nefret eder. Yeni küresel kültür herkesi yaşlısından gencine, kadınına kadar her kesimden in­sanı kamuya davet eder. Kapitalizm kamu demektir, dışarısıdır, ev dışı mekânlardır. Bu yüzden terör ile canlı bombalar vasıta­sıyla bir imkânı; kendimize, evimize, ailemize, değerlerimize dönme imkânını, siyasilerin aydınların çağrılarıyla yitirdik, yitiriyoruz. Gerçek hayat sadelikte, sahicilikte oysa küresel kültür meseleleri, kültürel unsurları çoğullaştırarak onu ken­diliğinden uzaklaştırır. Siyasetin insanların yemesinden içme­sinden, gezmesinden eksiltmesinden meydana gelen korkusu sadece eve çağrıdaki doğallığı karşılayacak nitelikte değil aynı zamanda terör üzerinden olup bitenlerin yorumlanması, ha­berlerin takibi, yerli ve mili! taleplerin gündelik hayat içindeki değeriyle de ilgili.</p>
<p>&#8230;..</p>
<p><strong>Banka Reklamlarının Anlattığı Toplumsal Çözülme</strong></p>
<p>Banka reklamlarına bakarsanız Türkiye’nin Osmanlı’dan beri gelişimi, kuruluşu, varlığı bankalara bağlı. Ailenin geleceği de bankaya bağlı. Eskiden Emlak Kredi Bankası vardı;logosu ev şeklindeydi, kapitalizm öyle bir gelecek tasavvur ediyor ki, sanırsınız ki bireyin, topluluğun, ülkenin ve ailenin tüm geleceği bankaların elinde gösteriliyor.</p>
<p>Kapitalizm bilhassa neoliberal iktisadi ve siyasi kültür, kapitalist işleyişi bireyin omuzlarına yükler. O nedenle birey eğer canını dişine takmazsa kapitalizm duracağı gibi kendisi de “rızksız” kalacaktır. Bu nedenle neoliberal kapitalist doktrin iktisadi gelişimi çevreye, hangi dinden, inançtan, kültürden olursa olsun çevre ülkelerine ve bireylerine yükler. Banka reklamları bu açıdan bazı “banka klişeleri”ne dayanır.</p>
<p dir="ltr">Belirtmek gerekir ki banka reklamlarının “sübliminal mesaj&#8221; tehdit içerir. Aile, birey, ülke&#8230; banka olmazsa katiyen batacaktır‘&#8230; Mutluluk, huzur, güven temelli tüm ahlaki erdemler bankada toplanmıştır.</p>
<p dir="ltr">Hele bankalardan birinin yaptığı reklam bir yönüyle haklı olarak Türk milletinin ahlaki kimliğini gayet yerinde anlatırken öte taraftan bankayı yüceltir. İş kurmak isteyen iki kafadar planlar yapar, yakınlarından, akrabalarından, tanıdıklarından bazılarının isimlerini söyleyerek onların kendi işlerine olan maddi, manevi katkılarını sıralarken hemen arkasındaki bu “kuru kalabalık” tek tek sahneden “sıvışır.” Buradaki sıvışma tek güven merciinin banka olduğunu, insanın arkasında sadece bankanın durduğunu bu yüzden bankaya karşı herkesten yani insandan daha fazla itimat beslenmesi gerektiğini “tatlı tehditler”le anlatır. Reklam bir yönüyle gerçeği, Öte yönüyle kendine yontan çağrıyı ve mutlaklığı yaparken esasında Türk milletinin uzun zamandır yaşadığı “içten çürüme” ve toplum bütünlüğünün çözülüşünü de anlatır.</p>
<p dir="ltr">Retoriğe, söze, görüntüye bakarken bir ve beraber gözüken millet varlığı sorumluluğa, paylaşmaya, riski ve yükü paylaşmaya geldiğinde ortalıktan kaybolur; bunu yoğun bireysellikle izah etmek mümkün fakat mesele çok daha ötede bize özgü bütünlüğün, kenetlenmenin kırılmasıyla ilgilidir.</p>
<p dir="ltr">Tam da terör haberlerinin yoğunlaştığı dönemlerde banka reklamlarının gösterdiği bu gerçeklik sorunlu alanların büyüklüğüyle ilgili. Banka reklamlarına bakıldığında müzikler hüzün bile taşısa neşe tonunu ihmal etmeyecek kıvraklıktadır. Reklamların genelinde olduğu gibi yoğun hareketli müzik başka bir hayal âlemine, tüketimin cafcaflı dünyasına götürür kişiyi. Fakat reklamların görünen mesajının karşısında sübliminal art mesajları çok daha etkilidir. Kapitalizmden, tüketmekten, bankaya uğramaktan başka çıkış yolunun olmadığını dikte etmek neredeyse beyne işler. Hastalıkta, savaşta, üretirken toplumun yanında oldugu, bu zor günleri “finanse ettiği” vurgusunu dile getiren bilhassa devlet bankaları, topluma güvenlikle birlikte ontolojik aidiyet ve mecburiyet de dikte eder.</p>
<p>Devlet bankalarının kendilerini kapitalizmle kadim devlet varlığmı birleştirerek “ben yoksam sizde olmazsınız” tavrı üstten, kaba, nobran, zoraki reklam yapıyor havası yaratması endişe verici. Bu süreçte geçmişe, ülkenin zor yıllarına atıflar yapılması dahası, yürüdüğünüz yollar, geçtiğiniz köprüler, tedavi olduğunuz hastaneler, yiyip içtiğiniz ekmeğin suyun tedariki, bindiğiniz arabalar benim paramla yapıldı vurgusu devlet rahatlığının sonucu.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ercan Yıldırım &#8211; Türkiyenin Yeni Kültürü,syf.168-170;172,174</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayataavmyekapitalizme-cagirmak/">Hayata,Avm’ye,Kapitalizme Çağırmak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayataavmyekapitalizme-cagirmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kültür endüstrisine karşı lümpenizm</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kultur-endustrisine-karsi-lumpenizm/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kultur-endustrisine-karsi-lumpenizm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jan 2018 16:50:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür endüstrisine karşı lümpenizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür endüstrisinin iktidarı]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürden ne anlıyoruz?]]></category>
		<category><![CDATA[Lümpenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19832</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;   Türkiye’de yerleşik kültür anlayışının, organizasyonlarının, küresel kültür tesirinin kırılması için büyük siyasal dönüşümlere yatkın yeni bir güzideler sınıfının teşekkül etmesi gerekir. Kültür endüstrisinin belli başlı sahalarına girmedikçe kültür kapışması yapılamaz. Ercan Yıldırım / Yazar  Dünyada ulus devletler, uluslararası sistem, yeni kopuşlar ve birliktelikler için kıvranıyor; “tematik ittifaklar” sadece bölgemizde değil yeryüzünün tamamında milletleri, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kultur-endustrisine-karsi-lumpenizm/">Kültür endüstrisine karşı lümpenizm</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<header class="main">
<div class="wrapper relative padding-horizontal-md flex between middle fixed left right">
<nav>&nbsp;</p>
</nav>
<p><i class="icon icon-logo color-white logo"></i><i class="icon icon-search radius-circle text-center font-size-20 inline-block"></i></div>
</header>
<div class="shell">
<div class="container">
<div id="infinite-main" data-totalpage="10" data-mainurl="http://m.star.com.tr/" data-firsturl="http://m.star.com.tr/acik-gorus/kultur-endustrisine-karsi-lumpenizm-haber-1297204/" data-ajaxurl="http://m.star.com.tr/newsdetail-infinitive.asp?type=detay-infntv" data-category="29" data-firstid="1297204">
<div id="1297204" class="news-wrapper infinite-item active" data-pageurl="acik-gorus/kultur-endustrisine-karsi-lumpenizm-haber-1297204/" data-itemindex="1" data-newsid="1294583">
<section class="news background-white padding-sm margin-bottom-sm margin-bottom-sm">
<div class="info flex column margin-bottom-sm"></div>
<div class="interaction flex margin-bottom-sm font-size-16"> <a href="http://ilimcephesi.com/kultur-endustrisine-karsi-lumpenizm/images-13-4/" rel="attachment wp-att-19833"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19833" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-13.jpeg" alt="" width="512" height="287" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-13.jpeg 512w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/01/images-13-300x168.jpeg 300w" sizes="(max-width: 512px) 100vw, 512px" /></a></div>
<p class="font-size-20  margin-bottom-sm">Türkiye’de yerleşik kültür anlayışının, organizasyonlarının, küresel kültür tesirinin kırılması için büyük siyasal dönüşümlere yatkın yeni bir güzideler sınıfının teşekkül etmesi gerekir. Kültür endüstrisinin belli başlı sahalarına girmedikçe kültür kapışması yapılamaz.</p>
<p class="font-weight-4 font-size-14">Ercan Yıldırım / Yazar</p>
<div class="ad300 flex center in-page">
<div> Dünyada ulus devletler, uluslararası sistem, yeni kopuşlar ve birliktelikler için kıvranıyor; “tematik ittifaklar” sadece bölgemizde değil yeryüzünün tamamında milletleri, devletleri aynı anda bir konu üzerinde savaşa tutuştururken başka bir tema etrafında buluşturabiliyor. Aslolan eko-politik zemin olsa bile ittifakları ya da çatışmaları yerel kültürel farklılıklar belirliyor, en başta mezhep, etnik kimlikler, simgeler, kutsallar ve onlara sahip olma iradeleri çarpışıyor.</div>
<div></div>
<div>Kültür üzerinden yaşanan çatışmalar, fay kırıklarındaki sarsıntılar dünya sisteminin yeni organizasyonlara açılmasını beraberinde getiriyor. Burada belirtmek gerekir, elbette sistem kültürel ayrışmaları ve karşılaşmaları siyasi ve ekonomik bölüşümler için mazeret olarak kullanıyor. Fakat neoliberal dünyada öyle özdeşlikler ve ayrımlar siyasallaştı ki artık ABD gibi, AB gibi büyük hiyerarşileri bile kültürel faylar kendi akıntısına katabilmektedir.</div>
</div>
<div class="content font-size-19 margin-bottom-sm">
<p>Dünyanın sağcılaşması, otoriter yönetimlerin aranmaya başlaması, “güçlü lider ve güçlü devlet” özlemleri Avrasya’da olduğu kadar Transatlantik’te de demokratik öncülerde yükseliyor. Neoliberal siyasallık, kültüre yatkınlık, fay hatlarını öne çeken söylemler “kültürel kapanma”yı beraberinde getirdi, milliyetçi-ırkçı benlik aynı zamanda dini sahiplenmeyi doğurdu.</p>
<p>Türkiye’deki siyasi kamplaşmaları kültür savaşları, kültür kapışmaları ve karşılaşmalarıyla denkleştirmek Gezi ve 15 Temmuz sonrasında çok daha azaldı, aslına bakılırsa. Kutuplar kavgalarını kültürel alan üzerinden, simgeler aracılığıyla sürdürüyordu fakat fay hatlarımızın dışında “yaşam tarzı” kültüralizmi kavgasıyla karşılaşmıyoruz artık. Kamu-özel alan tartışmaları da nicedir gündemimizden çekildi. Bu İslami kesimin kamuyu tutmasından, kültürel alanı kaplamasından mı kaynaklanıyor? Bilhassa siyasi iradenin kültürel iktidarı kuramama üzerine sözleri dikkate alınırsa hayır, tam tersine!</p>
<p><strong>Kültür endüstrisinin iktidarı</strong></p>
<p>Türkiye’de öyle görünüyor ki siyasal iktidar ile kültürel iktidar ayrışmış&#8230; Kültürde ipleri ellerinde tutanlar millet hayatına giremeyecek, siyasetle aynı dili kuramayacak durumdayken siyaset de cari “kültür tekelleri”nin etkisini kıramayacağı kabullenmişliği içinde! Yine öyle anlaşılıyor ki Türkiye’de kültürel iktidar sol-Kemalist çevrede değil “kültür endüstrisi”nin bizatihi kendisinde. Türkiye’de kültür kanalları klasik Kemalist elitin yahut solun kontrolünde gibi duruyor görüntüsü verse de aslında “milli burjuvazi” politikasında devlet eliyle zenginleşenlerin, doğrudan kapitalist dünya sistemine bağlı İstanbul büyük burjuvazisinin güdümünde. İstanbul büyük burjuvasının kontrol ettiği “kültür endüstrisi” siyasallaşan kültürel fay hatlarına, etnik-mezhep-tarzı hayata zaman zaman enerji yüklese bile bu kesimlerin hepsini “küresel kültür” kalıpları içinde aynılaştırabiliyor. Kimse kendini televizyondan, dizilerden, filmlerden, dergi-kitap yayıncılığından azade kılamaz. Orada üretilenleri izlemediğini, okumadığını, takip etmediğini dahası kendi küçük çaplı kültürel özerkliğini bunların yönlendirmediğini iddia edemez! Sadece eğlence, matbuat, sanat, eğitim sahasını değil Gezicilerden İslami kesime kadar siyasal yönelimleri de kültür endüstrisi yönlendiriyor.</p>
<p>Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de devletler üstü sermaye, kapitalist dünya sistemi etkili&#8230; Bu açıdan siyasal iradeyle devlet kanalları, millet bağıyla kültür odakları birbirlerine ciddi tesir edemiyor.</p>
<p>Demokratik seçim mekanizmalarına etki edemese de kültürel kaynakları bırakmayan küresel finans ve İstanbul büyük burjuvazisi kitleler üzerinde doğrudan etkili. Haliyle kültürden anlaşılan seküler hayat tarzının versiyonları&#8230; 15 yıllık siyasi iktidarın arkasında duran kitlelerin genel eğlence ve kültür mekanizmaların ürünlerini sahiplenmesi kültür endüstrisinin sosyolojik başarısı aynı zamanda! Evlenme programlarını izleyen insan portremiz akabinde ortaya çıkan üçüncü sayfa programcılığını çoktan sahiplendi bile&#8230; Unutmayalım ki Türkiye’nin ihraç kalemleri arasında ciddi manada televizyon dizileri var; o yapımlardaki Türk milleti ve ailesi onlara reyting başarısı sağlayan kesimlerle kavgalı esasında.</p>
<p>Bu dizilerdeki Türkiye bir yanıyla bilkuvve millet bağımıza uymasa bile dünyanın herhangi bir ülkesine gittiğinizde karşılaşacağınız davranışlara, beğenilere, tutumlara, ihtiyaçlara çok yatkın.</p>
<p>Türkiye küresel kültür üretimi açısından çok cazip, cazip olduğu kadar öncü. Türkiye’deki küresel finans distribütörleri kültür endüstrisine çok büyük kaynaklar ayırıp, ciddi yapımlara imza atıyor.</p>
<p>Öyle ki Çin’den sonra kültür ekonomisinde en hızlı büyüyen ikinci ülkeyiz. Burada hemen belirtmek gerekir ki, birtakım okur–yazar zevatın dillendirdiği gibi kültür kalemlerine ayırdığımız bütçe ve kaynaklar az değil çok fazla hatta sağlık giderlerinin üstünde!</p>
<p><strong>Kültürden ne anlıyoruz?</strong></p>
<p>Tabii sorgulamaya girişecekler “Kültürden ne anlıyoruz” döngüsünün verdiği iktidarı sonuna kadar kullanmak isteyecekler. İslami kesimin kültür başlığı altına aldığı konularla yerleşik kültür dilinin kastı aynı değil; dindarlar kitap-dergi-biraz da dizi üçgeni içinde sıkışmış durumda. Peki kültür endüstri-si hangi alanlarda varlık gösteriyor; sinema, radyo, sahne sanatları, sanat, tasarım, mimarlık, matbuat, reklamcılık, yazılım ve bilgisayar oyunları, müzik, televizyon. Gastronomiyi, turizm yayıncılığını da bunlara eklemek gerek. İslami kesim bu sektörlerin hemen hiçbirinde önde olmadığı gibi esamisi bile okunmuyor! Basılı yayıncılık mı? Hala en çok okunan gazeteler, dergiler, kitaplar kültür endüstrisinin, küresel medeniyetin kontrolündeki yayınların elinde. Kalite konusunda denk mücadele olsa bile kitaplarını okuyucuyla buluşturamıyor İslami kesim çünkü dağıtımı da İstanbul büyük burjuvası yürütüyor.</p>
<p>Kültür sadece eser, ürün manasına gelmiyor başlı başına dağıtım demek esasında! Ürün vermek entelektüel bir faaliyet olsa bile onu taliplisiyle bu-luşturmak tamamıyla kapitalist ekonomi şartlarıyla ilgili. Türkiye’de kültür kanallarını çalıştıran İstanbul büyük burjuvazisi zaten medyaya, sinema sektö-rüne, eğlenceye, reklamcılık, yazılım, mimarlık konularına hükmediyor; matbuatta, sanat dallarında da başta bankalar olmak üzere holdinglerin doğrudan yatırımları egemen. Belli başlı yayınevleri, sergiler, müzeler, kitleleri ilgilendiren festivaller, galeriler, dergiler bu bankaların ve holdinglerin finansörlüğünde.</p>
<p>Kültür ekonomisi devleti de aşacak biçimde holdinglerin yatırım sahaları arasında. Yine belli başlı yayınevleri eğer banka-finans sektörüyle ilişkili değilse yurtdışı fonları tarafından desteklenmektedir, bilhassa çeviri üzerinden edebi-düşünce kamusunu yönlendirenler çeviriler için fonlanıyor. Kültürel iktidar kavgasını kültür endüstrisi yönlendiriyor; kültür ekonomisinde büyük pay devletin değil küresel kapitalizmin Türkiye distribütörlerinin elinde.</p>
<p>Cumhuriyet’in erken döneminde de Soğuk Savaş yıllarında da kültürün sahibi, destekçisi görüntüde devlet idi; bugün kültürel iktidar isteyenler hala işleri devletlerin belirlediğini, yönlendirdiğini zannediyor. Halbuki kapitalist dünya sistemi kültür sahasını hiçbir alana açık bırakmıyor kitle kültüründen yüksek sınıfa kadar her alanı kendisi tutuyor. Osmanlı Bankası imparatorluktan güçlüydü; satış rakamlarına bakmadan gazete payitahtı sallamaya, kamuoyu oluşturmaya yetiyordu.</p>
<p><strong>Lümpenlikle nereye kadar?</strong></p>
<p>Kültür sonuçtur, ekonominin, siyasi tercihlerin akabinde ortaya çıkan temel ihtiyaçlara, estetik ve zevke dayanır. Haliyle aktüel medeniyetin dili, hegemonya ilişkileri, beğeni düzeyi ve yeni ürünleri kültürü belirler, besler. Dünya sisteminin kâr maksimizasyonuna, üretim mantığına bağlı olarak kültür iletişimin, ulaşımın, herkesin her şeyden haberdar olduğu teknik ve teknolojik medeniyetin dilidir; bu yüzden kısa sürede değişir, pratiktir, bireyi hedef-ler, kişiler üzerinden toplumları tesirine alır, yüzeysel malumatfuruş bilgiyi yüceltir. Dünyada kapitalizm pek çok ekonomik ve siyasi kriz geçirmesine rağmen hiçbir dönemde “kültür krizi”ne girmedi.</p>
<p>Küresel medeniyet milletlere ve devletlere ordularla, iktisadi politikalarla, krizlerle egemenlik sağlarken küresel kültür ile kitlelere, bireye, dini yönelimlere “hegemonya” uyguluyor&#8230; Uluslararası sisteme siyasi direnç gösterse bile devletler gündelik hayatta küresel medeniyetin hegemonyasına boyun eğmekten başka alternatif getiremiyor. Türkiye gibi güçlü tarihi ve kültürel referanslara sahip ülkelerin ise “kültür endüstrisi” vasıtasıyla genel pop-tüketim kültürü ideolojisiyle mekanizma dışına çıkmasını engelledi.</p>
<p>Kültür ya festivaller, bale, tiyatro, opera gibi uç faaliyetler zannediliyor ya da gelenekselcilik; mimari restorasyonlar, musiki icraları, geleneksel sanat atölyeleri, içeriksiz paneller, seviyesiz kürsüler, tarihi pazarlama&#8230; İslami kesim kültür savaşı vermek istiyorsa öncelikle sermayeye, teknolojiye, ufku açık burjuvaya sahip olmalı; burjuvanın her türü belirgin dini mensubiyetler içerse de iktisadi kaynakları küresel finansa endeksli olduğundan mekanizmanın dışına çıkamaz, çıkamıyor! Bugün Türkiye başta olmak üzere dünyadaki milletlerin ekseriyetinde temel sorun “yüksek sınıf ile alt sınıf zevklerinin örtüşmesi”dir; lümpenizm en güçlü yönelim olarak rafine, estetik ilgileri sıradanlaştırdı. Başta kültürel iktidar arayanlar olmak üzere, siyasetten matbuata kadar genel kalitesizlik sorunu, lümpen reflekslerle örtüşüyor. Bu lümpenizm ilkin kültür çevrelerinde kendini gösteriyor.</p>
<p>Kültür dönüştürme gücüdür, toplumun tamamını belirli mensubiyet bağlarına sürükler, icbar edici yönü cazibesidir, kullandığı güç iktisadi menşeili-dir, eğlenceden esere kadar maddi tatmini, metayı, para ve kariyeri teklif edip satın alır. Yüksek kültürü lümpenize ederken oluşturduğu kültür komünleriyle özellikle Türkiye gibi seküler-geleneksel çatışması yaşayan ülkelerde proje dağıtımına öncelik verir, çevrenin Nişantaşı arzularını tatmin ettirir.</p>
<p>Türkiye’de yerleşik kültür anlayışının, organizasyonlarının, küresel kültür tesirinin kırılması için büyük siyasal dönüşümlere yatkın yeni bir güzideler sınıfının teşekkül etmesi gerekir. Kültür endüstrisinin belli başlı sahalarına girmedikçe kültür kapışması yapılamaz; bu ise siyasi iradeye eşlik edecek iradeli, kararlı, vizyoner burjuvayla, hiçbir şartta kaliteden taviz vermeyecek, birkaç projeyle ayartılamayacak, küçük olsun bizim olsun demeyecek kişiler-le yürütülür. Lümpenizme yaslanan kariyeristlerle dönüşüm ancak tersinden yaşanır; “Türkiye gerçekleri”ni yücelten realistlerin sisteme katılmasıyla.</p>
<p><strong>@Ercnyldrm1</strong></p>
<p>Star</p>
</div>
</section>
</div>
<div id="1297243" class="news-wrapper infinite-item" data-pageurl="acik-gorus/yerlimilli-ittifak-ve-28-subat-davasi-haber-1297243/" data-itemindex="2" data-newsid="1297236">
<div id="ligatusframe_100352_8380">
<div id="ligatus_ad_100352_8380" class="ad_wrapper_100352_8380" lang="de">
<div class="content_wrapper_100352_8380">
<div class="slot_wrapper_100352_8380">
<div id="slot0" class="slot_100352_8380 ligatus_cuc_cmp tracker_100352_8380">
<div id="txt0" class="txt_wrapper_100352_8380"></div>
</div>
<div id="slot1" class="slot_100352_8380 ligatus_cuc_cmp tracker_100352_8380">
<div id="cmp_marker1" class="campaign_marker_100352_8380"></div>
<div id="txt1" class="txt_wrapper_100352_8380"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div id="1297241" class="news-wrapper infinite-item" data-pageurl="acik-gorus/2019a-giderken-siyasal-ittifaklar-haber-1297241/" data-itemindex="3" data-newsid="1297209">
<section class="news background-white padding-sm margin-bottom-sm margin-bottom-sm">
<div class="content font-size-19 margin-bottom-sm">
<div></div>
</div>
</section>
</div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kultur-endustrisine-karsi-lumpenizm/">Kültür endüstrisine karşı lümpenizm</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kultur-endustrisine-karsi-lumpenizm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâmcı Bireylerin Kendi Özgür Ahlakları (İndividüalist Ahlak)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/islamci-bireylerin-kendi-ozgur-ahlaklari-individualist-ahlak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/islamci-bireylerin-kendi-ozgur-ahlaklari-individualist-ahlak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 14:39:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İndividüalist Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmcı Bireylerin Kendi Özgür Ahlakları]]></category>
		<category><![CDATA[İslamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat Örtülü müdür?]]></category>
		<category><![CDATA[Tekil Hakikat ve Hakikat Oyunları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17919</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#8230;Böylece İslâmcıların zaten kritik eşikte gezinen fikri ve günde­lik ahlaki düzeyleri tamamıyla neoliberal etik tarafından ifsat edilmeye başladı. Bunlara bir başka eklektik düşünce biçimi, neoliberal ahlakı bir şekilde İslâmî kaidelerle “denkleştirme” girişimi de eklenerek sonuçta individüalist tekil ahlakçılıklara geçiş başladı. Bir grubun, dinin, mezhebin, devletin, grubun ahlakı yerini tek tek bireylerin kendi ahlak alanlarını [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islamci-bireylerin-kendi-ozgur-ahlaklari-individualist-ahlak/">İslâmcı Bireylerin Kendi Özgür Ahlakları (İndividüalist Ahlak)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/islamci-bireylerin-kendi-ozgur-ahlaklari-individualist-ahlak/peygamberimizin-ahlak-edepleri/" rel="attachment wp-att-17976"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17976" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/peygamberimizin-ahlak-edepleri.jpg" alt="" width="425" height="237" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/peygamberimizin-ahlak-edepleri.jpg 800w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/peygamberimizin-ahlak-edepleri-600x334.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/peygamberimizin-ahlak-edepleri-300x167.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/peygamberimizin-ahlak-edepleri-768x427.jpg 768w" sizes="(max-width: 425px) 100vw, 425px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;Böylece İslâmcıların zaten kritik eşikte gezinen fikri ve günde­lik ahlaki düzeyleri tamamıyla neoliberal etik tarafından ifsat edilmeye başladı. Bunlara bir başka eklektik düşünce biçimi, neoliberal ahlakı bir şekilde İslâmî kaidelerle “denkleştirme” girişimi de eklenerek sonuçta individüalist tekil ahlakçılıklara geçiş başladı.</p>
<p>Bir grubun, dinin, mezhebin, devletin, grubun ahlakı yerini tek tek bireylerin kendi ahlak alanlarını özgürleştirme çabasına bıraktı. Başörtülü kızların ya da sakallı erkeklerin, fıkhı ya da kelamı bilmeden, itikadi ya da fıkhi meseleler üzerinden “ben o anlayışa karşıyım, bana göre” ile başlayan cümleleri bu birey­sel özgür ahlak anlayışını geliştirdi. Bir Müslümanda olmaması gereken ve Batıda bile örnekleri çok az görülen bu individüalist yapı İslâmcıların bir bütün olarak hareket etmelerini engelledi. Çünkü özetle ve kabaca kişisel ikballerin devreye girmesi, mo­dern eğitim ile felsefenin küresel manada temellendirilmesiyle postmodernizmi İslâmcılar kendilerine yatkın buldu.</p>
<p>Belki de postmodern ilkeleri dünya sathında kendi bünye­lerine bizim kadar rahat adapte eden başka millet olmamış-tır. İslamcılar postmodern ilkeleri, felsefi anlayışı ve yeni birey ve devlet kavramını bünyelerine çabucak yerleştirdi. Bunun İslamcıların kendilerinden kaynaklanan nedenleri olduğu gibi uluslararası sistemle bizdeki devlet anlayışıyla ilgisi bulunuyor.</p>
<p>Devlet Müslümanları kamusal alanda kıstırıp, devlet kapı­sında bekletince, İslamcılar kaçışı / açılımı özgürlük söylem­leri, yerellik, kültürel çoğulculuk ve belki de en çok “hakikat” anlayışını Batılı yeni yönelimlere uygun şekilde düzenlemekte buldu.</p>
<p>Kemalizm&#8217;in kendi ürettiği doğruları ve değerleri “hakikat” gibi sunması karşısında oluşturulan liberal-sol-İslâmcı mu­halefet, yeni bir “hakikat” anlayışını benimseyip yerleştirmek yerine post yapısalcıların ve post modernistlerin sistematize ettiği etiği, ana çizgileriyle “hakikatin çoğulluğu”nu kabul etme kolaylığını gösterdi.</p>
<p><strong>Hakikat Örtülü müdür?</strong></p>
<p>Hakikat yerine hakikatlerden bahsedebiliriz. Dolayısıyla haki­kat klasik İslâm teorisinde olduğu gibi mutlak değildir. İslâm düşüncesinde ve buna bağlı olarak erken İslâmcılarda haki­kat potansiyeldir, henüz gerçekleşmemiştir, yaşanan dünyada Müslümanın içinde bulunup bulunmaması hiç önemsenme­den hakikatin varlığından söz etmek imkânsızdır.</p>
<p>Hakikat yalnız İslâm ile gerçekleşebilir dolayısıyla yaşanan çağ açısından bir hakikat çağı demenin imkânı yoktur zira çağ İslâm&#8217;ın ya da Müslümanların değil ötekinindir, başkasınındır, Batının yani batıl olanın, kâfirindir. O zaman bu hakikat değil bir gerçekliktir, vardır, nesnel dünyada, somut gerçeklikteki karşılığı vardır fakat ideal olanda ya da hakiki imkânlar dünya­sında yeri yoktur. Bu yüzden modernite İslâmcılar için, Müs- lümanlar için hakiki değil, gerçektir.</p>
<p>Hakikat bu yüzden potansiyeldir hâlâ “kuvve” halindedir, fiile geçecek zamanı beklemektedir. Hakikati çağ örter. Haki­kat örtünün altındaki, gizin arkasındakidir. İslâmcılar, moder­nite örtüsünü kaldırarak onun sakladığı hakikati ortaya çıkar­makla yükümlüdür.</p>
<p>İslâmcılar modern dönemin ruhuna uygun olarak öncelik­le hakikat eleştirisine girdiler. Büyük oranda geçmiş tarihsel deneyimler, temel kaynakların hakikiliği ile ilgili sorgulama­lara ardından bunların İslâm coğrafyasındaki karşılığım yar­gılamaya vardılar. Dolayısıyla İslâmcılar moderne karşı kendi hakikatlerini savunurlarken bu sefer yavaş yavaş hakikat eleş­tirisine giriştiler. Hakikat bilinen ile bilme arasındaki süreç olarak tasavvur edilmeye başlayınca uzun bir dönemin eşiği­ne gelindi. Süreç aslında oluşun sürekliliğini mecbur kıldığı ve oluş hiçbir zaman sona ermediği için hakikat hep açığa çıkma­yı beklemeye başladı dolayısıyla bulunduğu yerde kısılıp kaldı. Akıl ile anlama yetisi arasındaki ayrım, bilgi ile bilim arasın­daki fark, biçim ile öz arasındaki tezatlık varlığını sürdürdüğü müddetçe hakikatin bu kıstırılmışlıktan kurtulması mümkün olamaz.</p>
<p>Alain Badiou, bu yüzden hakikati süreç olarak değerlendi­rir zira hakikat tamamlanamaz. (Badiou, 2012, 29, 33) Çünkü çoğulcu mantığın işlevselleşmesiyle her birey bir hakikat tem­silcisidir. Bu kadar çok hakikatler sonuçta tanımlanamayacağı gibi elbette tamamlanamayacak kadar çokluk içerir. Bu post- modern ve postyapısalcıların felsefe tarihine ilişkin giriştikleri bir yıkım faaliyetinin adıdır aslında. Çünkü klasik düşünme biçimlerinde Batı felsefesinde bir ile çok arasındaki denge her zaman bir’in lehine gelişmiştir:</p>
<p>Batı felsefesi, doğuşundan itibaren çeşitliliği, ‘bir&#8217;de eriten ontolojik bir düşünce olagelmiştir. Sokrates’ten beri hakikat ara­yışı, kendi kendine yeterlilik, eksiksizlik kavramlarını ayrıcalıklı ve üstün addetmiştir. Akla ve logosa atfedilen üstünlük, sabit ve değişmez olarak kavranmasına koşuttur; kendine yeterli bir bü­tünün ‘aynı&#8217; olarak kalması böylece idealleştirilir. (&#8230;) Böylece her türlü ‘başkalık’, başka/öteki olan her unsur, ‘aynı’ya tabi kılınır (Türk, 2013, 33, 34).</p>
<p>Fakat postmodernler ve postyapısalcılar, bu bütünlüğü, ay­nılığı ve birliği dağıtırlar, dağıtmak isterler. Çünkü bir olan her zaman özne için tehdittir ve modern anlayış ne derece geleneksel Batı düşüncesini hırpalasa bile &#8220;hakikat&#8221; fikrini dönüş­türmediği için &#8220;yeni&#8221; bir süreç, birey ve hakikat kurgulayamaz Bu yüzden günümüzde öteki kavramı öne çekilmiş, çokluk, türdeşlik, farklılık üretilmiştir.</p>
<p>Levinas’da olduğu gibi muadillerinde de &#8220;Hakikat, kendi kendine ulaşabileceği bir şey değildir; öteki’yle ilişkide üretilir.” (Türk, 2013, 42) ötekiyle ya da ötekilerle, çokluk ile üretilen hakikat tabi ki nihayete ermez, tam olmaz ve tamamlanamaz; çoğul bir hakikatler silsilesi halinde birbirini ya tekrarlar ya da yeni hakikat parçacıklarına yol verir. Burada sonuçta Bir&#8217;e yani varlığın kendisine bir yol açılır ve Bir ile varlık arasında tar­tışmalı durum ortaya çıkar. Bir ile birliği ayrıştırmak isteyen Levinas gibi düşünürler sonuçta Tanrı&#8217;nın birliğini mutlak­laştırma kaygısı güderken birlik kaygısını Tanrıdan da soyut­layarak Tanrıdan bağımsız bir hakikat alanı açar. Badiou gibi düşünürler ise Bir ile Birliği hiç bölüştürmezler ve Tanrının varlığına ilişkin birlik algısını da yıpratırlar. Hâsılı Levinas gibi Tanrıya toz kondurma derdinde olanlar bile hakikati Tanrıdan bağımsızlaştırır ve hakikati çokluğun ürettiğine kanaat getirir.</p>
<p>Yeni hakikat algısı üzerinde bir başka önemli yıkım süreci de insanın &#8220;doğa&#8221;sına dair olandır. İnsanın olayları, kendiliği­ni yönlendirdiği bir doğası yoktur. Eğer öyle olsaydı ya hare­ketlerde bir mükemmellik ya da kurulmuş olan sisteme hiçbir itiraz getirmeyen pasiflik hâkim olurdu. İnsan bu ikisinden &#8220;münezzehtir.&#8221; Doğa yerine eylem, bilgi ve öteki ile çokluğun kurguladığı bitimsiz hakikatler yer bulduğu için insanın doğası ve biraz daha ileride özü bu tarihte yani yapıp ettiklerinin sonucundadır.</p>
<p><strong>Tekil Hakikat ve Hakikat Oyunları</strong></p>
<p>Bütün bunlar İslâmcıların günümüzdeki tavırlarını etkileyecek felsefi izah tarzına bizleri götürebilir zira etik üzerine düşün­meyen, ahlakı yalnız davranışlar arasındaki &#8220;ayıplama&#8221; teme­linde kuran Müslüman zihin hiçbir zaman bütüncül bir ahlak teorisi kuramamıştır. Ahlak üzerinde bu kadar yetersiz belki de ilgisi davranan İslâmcıların sonuçta gelecekleri yer “genel bir ahlak teorisinin olmadığı tamamen tekil hakikatlerin ahla­kının bulunacağı” fikridir. (Badiou, 2006,13)</p>
<p>Tekil hakikat, tekil özne veya tekil gerçeklikler bu sefer post modernin “eğlence” atmosferi içine girdiğinde otomatik- man “hakikat oyunları”na dönüşür. (Rewel, 2005, 97) Hakikat oyunları zamanla tekil şahısların benlik ve kendilik bilinçlerini daha da yükselteceği için “hakikat iktidarı”nı kuracaktır. Haki­katin iktidarı değil fakat hakikat-lerin iktidarı zamanla çatışma doğuracaktır. Postmodernin ve postyapısalcıların anlamadığı ve İslâmcıların bu felsefî kavrayış yüzünden birbirleriyle ir­tibatı kopardıkları nokta, her gerçekliğin ve özne iddiasının sonuçta öznenin iktidar kaygılarına yenik düşeceğidir. İktidar hakikat üzerinde gerçekleşmeye başlarsa, sonuçta hakikat ik­tidar olmaz ama çatışma iktidara geçer. Çatışma her zaman hakikati sınırlar ve dahası sindirir.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz zaman dilimi felsefi algı bakımdan tüm geleneksel yapıların tersine işliyor. İslamcıların, İslâm al­gısı da buna paralel olarak gelişiyor. İslâmcılar erken dönem İslâmcılığında, özneye İslâm&#8217;ın durumunu değil Müslüman­ların durumunu yerleştirmişlerdi. Müslümanların maddi du­rumu iyi olsaydı, teknik bakımdan Avrupa ile yarışabilselerdi, kâşanelerde yaşasa, sokakları Batı sokakları gibi bakımlı olsay­dı muhtemelen tepkilerini daha naif göstereceklerdi.</p>
<p>Ahlakın genel prensipleri bakımından iyinin ve kötünün kaynağı meselesi İslâm düşüncesinde erken dönemlerde bile tam manasıyla şekillenmemişti. Modernitenin İslâm coğ­rafyasına girişinde bir çatışma, savaş ve geriletme, yoksulluk olmasaydı, iyi ve kötü kıstasları yine erken dönemde kâmilen yerini bulmayacak ve Batı mutlak şeklinde algılanmayacaktı. İslâmcılar, modern imkânlardan uzak kaldıkları için geçmişle­rine yönelik sorgulamaya giriştiler.</p>
<p>Adı konmasa ve bir kuram olarak şekillenmese de bu sor­gulama post modernlerin yaklaşımlarına paralel şekillendi. Çünkü İslâm tarihi kesinlikle bir örnek olmayacağı gibi “ha­kikati ört müştür. Dolayısıyla tek bir hakikat varsa ve bu da</p>
<p>yüzyıllarca örtülü kalmışsa, bunu kaldırmak kolay olmayacak­tır. Bu yüzden hakikat algısı dolayısıyla ontolojik şekillenme yenilenmek zorundadır.</p>
<p>İnsan her daim kesinliği, yani zamana, mekâna ve insana göre değişmeyeni aramıştır. Bunu ifade etmek için birbirinden farklı kelimeler kullanmış olsa bile, insanın kesinlik arayışı hiç kesilme- miştir (Demirli, 2013,189).</p>
<p>Ercan Yıldırım &#8211; Neoliberal İslamcılık(1980-2015)İslamcıların Dünya Sistemine Entegrasyonu,pınar yay.,syf:395-400</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/islamci-bireylerin-kendi-ozgur-ahlaklari-individualist-ahlak/">İslâmcı Bireylerin Kendi Özgür Ahlakları (İndividüalist Ahlak)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/islamci-bireylerin-kendi-ozgur-ahlaklari-individualist-ahlak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
