<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Enaniyet | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/enaniyet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Oct 2017 11:54:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Enaniyet | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnsan bir çekirdeğe benzer</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insan-bir-cekirdege-benzer/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insan-bir-cekirdege-benzer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2015 22:46:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan bir çekirdeğe benzer]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan'ın İki Veçhi]]></category>
		<category><![CDATA[Enaniyet]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9064</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim &#160; İKİNCİ NÜKTE &#160; İnsanda iki vecih var. &#160; Birisi, enâniyet cihetinde şu hayat-ı dünyeviyeye nâzırdır. Diğeri, ubûdiyet cihetinde hayat-ı ebediyeye bakar. &#160; Evvelki vecih itibarıyla öyle bir biçare mahlûktur ki, sermayesi, yalnız, ihtiyardan bir şa’re (saç) gibi cüz’î bir cüz-ü ihtiyarî; ve iktidardan zayıf bir kesb; ve hayattan, çabuk söner bir şule; ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-bir-cekirdege-benzer/">İnsan bir çekirdeğe benzer</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="middle_content_title"></div>
<div class="middle_content">
<div class="news_detail">
<div id="news_content" class="text_content">
<div><em><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-91.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9065" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-91.jpg" alt="İnsan bir çekirdeğe benzer" width="410" height="272" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-91.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-91-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/indir-91-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 410px) 100vw, 410px" /></a></strong></em></div>
<div>
<p><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İKİNCİ NÜKTE</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanda iki vecih var.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Birisi,</strong> enâniyet cihetinde şu hayat-ı dünyeviyeye nâzırdır. <strong>Diğeri,</strong> ubûdiyet cihetinde hayat-ı ebediyeye bakar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Evvelki vecih</strong> itibarıyla öyle bir biçare mahlûktur ki, sermayesi, yalnız, ihtiyardan bir şa’re (saç) gibi cüz’î bir cüz-ü ihtiyarî; ve iktidardan zayıf bir kesb; ve hayattan, çabuk söner bir şule; ve ömürden çabuk geçer bir müddetçik; ve mevcudiyetten çabuk çürür küçük bir cisimdir. O haliyle beraber, kâinatın tabakatında serilmiş hadsiz envâın hesapsız efradından nazik, zayıf bir fert olarak bulunuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İkinci vecih</strong> itibarıyla ve bilhassa ubûdiyete müteveccih acz ve fakr cihetinde, pek büyük bir vüs’ati var, pek büyük bir ehemmiyeti bulunuyor. Çünkü, Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i mâneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesîm bir fakr derc etmiştir tâ ki, kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınâsı nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerîm bir Zâtın hadsiz tecelliyâtına cami’ geniş bir âyine olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, insan bir çekirdeğe benzer. Nasıl ki o çekirdeğe kudretten mânevî ve ehemmiyetli cihazat ve kaderden ince ve kıymetli program verilmiş; tâ ki toprak altında çalışıp, tâ o dar âlemden çıkıp, geniş olan hava âlemine girip, Hâlıkından istidat lisanıyla bir ağaç olmasını isteyip, kendine lâyık bir kemâl bulsun. Eğer o çekirdek, sû-i mizacından dolayı, ona verilen cihâzât-ı mâneviyeyi toprak altında bazı mevadd-ı muzırrayı celbine sarf etse, o dar yerde, kısa bir zamanda, faidesiz tefessüh edip çürüyecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer o çekirdek, o mânevî cihâzâtını<strong>, فَالِقُ الْحُبِّ وَالنَّوٰى  </strong>nın emr-i tekvînîsini imtisal edip hüsn-ü istimal etse, o dar âlemden çıkacak, meyvedar koca bir ağaç olmakla, küçücük cüz’î hakikati ve ruh-u mânevîsi büyük bir hakikat-i külliye suretini alacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte, aynen onun gibi, insanın mahiyetine, kudretten ehemmiyetli cihazat ve kaderden kıymetli programlar tevdi edilmiş. Eğer insan, şu dar âlem-i arzîde, hayat-ı dünyeviye toprağı altında o cihâzât-ı mâneviyesini nefsin hevesâtına sarf etse; bozulan çekirdek gibi, bir cüz’î telezzüz için, kısa bir ömürde, dar bir yerde ve sıkıntılı bir halde çürüyüp tefessüh ederek, mes’uliyet-i mâneviyeyi bedbaht ruhuna yüklenecek, şu dünyadan göçüp gidecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer o istidat çekirdeğini İslâmiyet suyuyla, imanın ziyasıyla, ubûdiyet toprağı altında terbiye ederek, evâmir-i Kur’âniyeyi imtisal edip cihâzât-ı mâneviyesini hakikî gayelerine tevcih etse; elbette âlem-i misal ve berzahta dal ve budak verecek ve âlem-i âhiret ve Cennette hadsiz kemâlât ve nimetlere medar olacak bir şecere-i bâkiyenin ve bir hakikat-i daimenin cihâzâtına cami’, kıymettar bir çekirdek ve revnakdâr bir makine ve bu şecere-i kâinatın mübarek ve münevver bir meyvesi olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, hakikî terakki ise, insana verilen kalb, sır, ruh, akıl, hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, herbiri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubûdiyetle meşgul olmaktadır. Yoksa, ehl-i dalâletin terakki zannettikleri, hayat-ı dünyeviyenin bütün inceliklerine girmek ve zevklerinin her çeşitlerini, hattâ en süflîsini tatmak için bütün letâifini ve kalb ve aklını nefs-i emmâreye musahhar edip yardımcı verse, o terakki değil, sukuttur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Şu hakikati, bir vakıa-i hayaliyede şöyle bir temsilde gördüm ki:</strong> Ben büyük bir şehre giriyorum. Baktım ki, o şehirde büyük saraylar var. Bazı sarayların kapısına bakıyorum; gayet şenlik, parlak bir tiyatro gibi nazar-ı dikkati celb eder, herkesi eğlendirir bir cazibedarlık vardı. Dikkat ettim ki, o sarayın efendisi kapıya gelmiş, itle oynuyor ve oynamasına yardım ediyor. Hanımlar yabanî gençlerle tatlı sohbetler ediyorlar. Yetişmiş kızlar dahi çocukların oynamasını tanzim ediyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapıcı da onlara kumandanlık eder gibi bir aktör tavrını almış. O vakit anladım ki, o koca sarayın içerisi bom boş, hep nazik vazifeler muattal kalmış, ahlâkları sukut etmiş ki, kapıda bu sureti almışlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra geçtim, bir büyük saraya daha rast geldim. Gördüm ki, kapıda uzanmış vefadar bir it ve kaba, sert, sakin bir kapıcı ve sönük bir vaziyet vardı. Merak ettim, niçin o öyle, bu böyle? İçeriye girdim. Baktım ki, içerisi çok şenlik. Daire daire üstünde, ayrı ayrı nazik vazifelerle saray ehli meşguldürler. Birinci dairedeki adamlar, sarayın idaresini, tedbirini görüyorlar. Üstündeki dairede kızlar, çocuklar ders okuyorlar. Daha üstünde hanımlar, gayet lâtif san’atlar, güzel nakışlarla iştigal ediyorlar. En yukarıda efendi, padişahla muhabere edip halkın istirahatini temin için ve kendi kemâlâtı ve terakkiyâtı için, kendine has ve ulvî vazifelerle iştigal ediyor gördüm. Ben onlara görünmediğim için, yasak demediler, gezebildim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra çıktım, baktım. O şehrin her tarafında bu iki kısım saraylar var. Sordum. Dediler: “O kapısı şenlik ve içi boş saraylar, kâfirlerin ileri gelenlerinindir ve ehl-i dalâletindir. Diğerleri, namuslu Müslüman büyüklerinindir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra bir köşede bir saraya rast geldim. Üstünde “Said” ismini gördüm. Merak ettim. Daha dikkat ettim, suretimi üstünde gördüm gibi bana geldi. Kemâl-i taaccübümden bağırarak aklım başıma geldi, ayıldım. İşte, o vakıa-i hayaliyeyi sana tabir edeceğim. Allah hayır etsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte, o şehir ise, hayat-ı içtimaiye-i beşeriye ve medine-i medeniyet-i insaniyedir. O saraylar, herbirisi birer insandır. O saray ehli ise, insandaki göz, kulak, kalb, sır, ruh, akıl gibi letâif ve nefis ve hevâ ve kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiye gibi şeylerdir. Herbir insanda herbir lâtifenin ayrı ayrı vazife-i ubûdiyetleri var. Ayrı ayrı lezzetleri, elemleri var. Nefis ve hevâ, kuvve-i şeheviye ve gadabiye, bir kapıcı ve it hükmündedirler. İşte o yüksek letâifi nefis ve hevâya musahhar etmek ve vazife-i asliyelerini unutturmak, elbette sukuttur, terakki değildir. Sair cihetleri sen tabir edebilirsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursî</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(Sözler-Yirmiüçüncü Söz)</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-bir-cekirdege-benzer/">İnsan bir çekirdeğe benzer</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insan-bir-cekirdege-benzer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zulmetsiz dâimî bir ziyâ, bilinmez ve hissedilmez</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/zulmetsiz-daimi-bir-ziya-bilinmez-ve-hissedilmez/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/zulmetsiz-daimi-bir-ziya-bilinmez-ve-hissedilmez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2015 14:24:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Enaniyet]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[Zulmetsiz dâimî bir ziyâ bilinmez ve hissedilmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8977</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim Suâl: Niçin Cenâb-ı Hakkın sıfât ve esmâsının mârifeti, enâniyete bağlıdır? Elcevap: Çünkü, mutlak ve muhît bir şeyin hududu ve nihayeti olmadığı için, ona bir şekil verilmez ve üstüne bir sûret ve taayyün vermek için hükmedilmez,mahiyeti ne olduğu anlaşılmaz. Meselâ, zulmetsiz dâimî bir ziyâ, bilinmez ve hissedilmez. Ne vakit hakiki veya vehmî bir karanlık ile bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/zulmetsiz-daimi-bir-ziya-bilinmez-ve-hissedilmez/">Zulmetsiz dâimî bir ziyâ, bilinmez ve hissedilmez</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="middle_content_title"></div>
<div class="middle_content">
<div class="news_detail">
<div id="news_content" class="text_content">
<div><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/enaniyet.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8978" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/enaniyet.jpg" alt="Zulmetsiz dâimî bir ziyâ, bilinmez ve hissedilmez" width="415" height="296" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/enaniyet.jpg 640w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/enaniyet-600x428.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/enaniyet-300x214.jpg 300w" sizes="(max-width: 415px) 100vw, 415px" /></a>Bismillahirrahmanirrahim</strong></div>
<div></div>
<div><strong>Suâl:</strong> Niçin Cenâb-ı Hakkın sıfât ve esmâsının mârifeti, <strong>enâniyete</strong> bağlıdır?</div>
<div></div>
<div><strong>Elcevap:</strong> Çünkü, mutlak ve muhît bir şeyin hududu ve <strong>nihayeti olmadığı için</strong>, ona bir şekil verilmez ve üstüne bir sûret ve taayyün vermek için hükmedilmez,<strong>mahiyeti ne olduğu anlaşılmaz</strong>. Meselâ, <strong>zulmetsiz dâimî bir ziyâ, bilinmez ve hissedilmez</strong>. Ne vakit hakiki veya vehmî bir karanlık ile bir hat çekilse, o vakit bilinir.</div>
<div></div>
<div>İşte, Cenâb-ı Hakkın, ilim ve kudret, Hakîm ve Rahîm gibi <strong>sıfât ve esmâsı muhît, hudutsuz, şeriksiz olduğu için, onlara hükmedilmez ve ne oldukları bilinmez ve hissolunmaz.</strong> Öyle ise, hakiki nihayet ve hadleri olmadığından, farazî ve vehmî bir haddi çizmek lâzım geliyor. <strong>Onu da enâniyet yapar</strong>. Kendinde bir rubûbiyet-i mevhume, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim tasavvur eder, bir had çizer, onunla muhît sıfatlara bir hadd-i mevhum vaz&#8217; eder. &#8220;Buraya kadar benim, ondan sonra Onundur&#8221; diye bir taksimât yapar. <strong>Kendindeki ölçücüklerle onların mahiyetini yavaş yavaş anlar.</strong></div>
<div></div>
<div>Meselâ, daire-i mülkünde mevhum rubûbiyetiyle, daire-i mümkinâtta Hâlıkının rubûbiyetini anlar. Ve zâhirî mâlikiyetiyle, <strong>Hâlıkının hakiki mâlikiyetini fehmeder</strong> ve &#8220;Bu hâneye mâlik olduğum gibi, Hâlık da şu kâinatın mâlikidir&#8221; der. Ve cüzî ilmiyle Onun ilmini fehmeder. Ve kisbî sanatçığıyla O Sâni-i Zülcelâlin ibdâ-i sanatını anlar. Meselâ, &#8220;Ben şu evi nasıl yaptım ve tanzim ettim; öyle de, şu dünya hânesini birisi yapmış ve tanzim etmiş&#8221; der. Ve hâkezâ, <strong>bütün sıfât ve şuûnât-ı İlâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarlı ahvâl ve sıfât ve hissiyât, enede münderiçtir.</strong></div>
<div></div>
<div>Demek ene, ayna-misâl ve vâhid-i kıyasî ve âlet-i inkişaf ve mânâ-i harfî gibi, mânâsı kendinde olmayan ve başkasının mânâsını gösteren, <strong>vücud-u insaniyetin kalın ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i âdemiyetin kitabından bir elif&#8217;tir ki, o elifin iki &#8220;yüzü&#8221; var.</strong></div>
<div></div>
<div><strong>Biri hayra ve vücuda bakar.</strong> O yüz ile yalnız feyze kâbildir. Vereni kabul eder; kendi icad edemez. O yüzde fâil değil; icaddan eli kısadır.</div>
<div></div>
<div><strong>Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider.</strong> Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir.</div>
<div></div>
<div>Hem, onun mahiyeti, harfiyedir; <strong>başkasının mânâsını gösterir</strong>. Rubûbiyeti hayaliyedir. Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez. Belki, eşyanın derecât ve miktarlarını bildiren mîzanü&#8217;l-hararet ve mîzanü&#8217;l-hava gibi mîzanlar nevinden bir mîzandır ki, <strong>Vâcibü&#8217;l-Vücudun mutlak ve muhît ve hududsuz sıfâtını bildiren bir mîzandır.</strong></div>
<div></div>
<div>&#8230;</div>
<div></div>
<div><strong>Bediüzzaman Said Nursi</strong></div>
<div></div>
<div><em>(Sözler)</em></div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/zulmetsiz-daimi-bir-ziya-bilinmez-ve-hissedilmez/">Zulmetsiz dâimî bir ziyâ, bilinmez ve hissedilmez</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/zulmetsiz-daimi-bir-ziya-bilinmez-ve-hissedilmez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbn Arabiden Vasiyetler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ibn-arabiden-vasiyetler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ibn-arabiden-vasiyetler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2015 23:30:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Muhyiddin İbn Arabi]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Arabi'den Vaziyetler]]></category>
		<category><![CDATA[İnfak]]></category>
		<category><![CDATA[Cimrilik]]></category>
		<category><![CDATA[Enaniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[Nafile Sadaka]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nafile sadaka vermekle yüce mertebeler istemezsen, bari farzla amel edip zek vermekle kendini cimrilik dairesinden çıkar.. Ey Aziz!.. Zekattan başka, senin üzerine bir farz daha vardır..Meselâ; mü&#8217;min kardeşinin, muhtaç olduğunu gördüğünde, şayet muhtaç olduğu şeyi malındaki fazlalıktan vermediğin takdirde helak olacaksa, ona ya hibe veya borç yoluyla muhtaç olduğu şeyi vermen sana vacib olur., İşte [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ibn-arabiden-vasiyetler/">İbn Arabiden Vasiyetler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ibn-arabiden-vasiyetler/muhyiddin-arabi-turbesi-sam-250x250/" rel="attachment wp-att-18171"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18171" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/muhyiddin-arabi-turbesi-sam-250x250.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/muhyiddin-arabi-turbesi-sam-250x250.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/02/muhyiddin-arabi-turbesi-sam-250x250-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a></p>
<p>Nafile sadaka vermekle yüce mertebeler istemezsen, bari farzla amel edip zek vermekle kendini cimrilik dairesinden çıkar..</p>
<p>Ey Aziz!..</p>
<p>Zekattan başka, senin üzerine bir farz daha vardır..Meselâ; mü&#8217;min kardeşinin, muhtaç olduğunu gördüğünde, şayet muhtaç olduğu şeyi malındaki fazlalıktan vermediğin takdirde helak olacaksa, ona ya hibe veya borç yoluyla muhtaç olduğu şeyi vermen sana vacib olur., İşte bu şekilde onun ihtiyacını gidermen sadakadır.. Farz&#8217;dır.</p>
<p>Zira, &#8220;Zekattan başka farz olarak vereceğim (sadaka) var mıdır?.&#8221; diye varid olan suale Allah Rasulü Aleyhisselam;— «Hayır yoktur. Fakat infakta bulunabilirsin..» diye cevap verdi.</p>
<p>Ben İşbilya&#8217;da bulunan alimlerden birisinin bu Hadis&#8217;in açıklamasında; «Malından farz zekattan başka farz sadaka olarak da verebilirsin..» dediğini işittim.. Onun bu açıklamasından memnun oldum.Öyle ise;Zekat, farz’dır. Muhtaç olanların zaturetinin giderilmesi için zekat dışında,sadaka vermekte farz’dır.</p>
<p>Ey Aziz!..</p>
<p>İnsanın verdiği sadaka, ister farz olsun ister nafile.. Verdiği bu sadakadan ötürü ALLAH&#8217;ın, insanı &#8220;Mutesaddik&#8221; ile isimlendirmesinde insan kendini sadaka vermeye zorlar,.Yani, insan sadakayı vermekle nefsine galebet eder.Niçin nefsine sadaka vermekle zorlar?..İnsan, hırsına düşkün, sabrı kıt, bir kötülük geldiğinde feryadı basan ve ona bir iyilik dokununca cimrilikte vasıflanmış olarak yaratılmıştır.. Allah, İnsanın yaratılışında asi olan vasıflarını Kur&#8217;ân&#8217;da;«Mal biriktirip de kab içinde saklayan&#8230;Hakikât insan, hırsına düşkün ve sabırsız yaratılmıştır.Kendisine şer dokundu mu feryadı basandır..Ona hayır dokununca da çok cimridir.»(Meâric suresi, Âyet: 18,19, 20, 21)buyurarak beyân etmiştir.Bu yaratılışta oian bir varlık tabî ki sadakayı vermekte zorlanır..</p>
<p>İşte bunun içindir ki, Allah Rasulü Aleyhisselâm&#8217;a;— &#8220;Hangi sadaka daha hayırlıdır?.&#8221; diye sorulduğunda Allah Rasulü;— «Sıhhatli olduğun halde hayatı düşünerek veya fakirliği düşünerek nefsin seni cimrilik yapmaya zorladığı zaman, verdiğin sadaka hayırlı sadakadır.»Cevap buyurarak Allah Rasulü Aleyhisselâm Efendimiz, hem sadakanın faziletini hem de faziletli zamanını açıklamıştır.</p>
<p>Ey Aziz!.</p>
<p>Allah Tealâ, sadakanın faziletini şöyle beyan etmiştir:«Kim nefsinin (mala olan) hırsından ve cimriliğinden korunursa işte muradlarına erenler onların ta kendileridir.»(Haşr sûresi, Âyet: 9)</p>
<p>Öyle ise; kurtuluşa erenler onlardır.İnsan uzun emelli olduğu için elindeki malın kayıp olmasından ve fakirlikten korkar&#8230;İşte bu uzun emeli, fakirlik korkusu ve mala olan hırsı, onu, elinde bulunan malda cimrilik etmeye yani Allah&#8217;ın ona verdiği nimetlerden muhtaçlara vermemeye sevk eder&#8230;Böylece de o kimse, habire dünya hazinesini doldurmaya çalışır.. İnfâkta bulunmaz..Hatta üzerine farz olan zekatı bile vermemezlik yapar..Nihayetinde de o, âhirette malları sırtına ağır bir yük olarak Cehennenem&#8217;in kızgın ateşleri içine atılır..Allah Tealâ, Kur&#8217;ân&#8217;da;«O gün ki bunlar, üzerlerinde (yakılacak) Cehennem ateşinin içinde kızdırılarakda o kimselerin alınları, böğürleri ve sırtlan bunlarla dağlanacak..İşte bu, nefisleriniz için toplayıp sakladıklarınız! artık saklayıp istifçilik ettiğiniz bu nesnelerirn acısını haydi) tadın.»(Tevbe Sûresi, Âyet: 35) diye buyurarak beyân etmiştir.Bu âyet, üzerine farz olan zekâtı vermeyen ve muhtaç mü&#8217;mine intak etmeyenşahıslara aittir.</p>
<p>Ey Aziz!.</p>
<p>İnfâkın zorluğundan dolayı muhtaca verilen şeye sadaka denmiştir.Sadaka, lûgatta zor, şiddet ve sağlamlık mânalarına gelmektedir.Araplar &#8220;Rumhun sadkun&#8221; derier.. &#8220;Saibun&#8221; mânası kast edilerek yani fakirlik çetin ve meşakkatlidir., veya mızrak sert ve sağlamdır,.Allah Rasulü Aleyhisselâm cömert ve cimri kişiler hakkında şöyle bir misâl vererek açıklamada bulunmuştur.— «Cimri ile cömert kimsenin örneği şu iki adamın meseli gibidir ki, bunların üzerinde, memelerinden köprücük kemiklerine kadar demirden zırhlar vardır..</p>
<p>Şimdi, cömert kimse, sadaka verir vermez üzerinde ki demirden zırh genişler uzar, vücudunu tamamiyle kaplar, öyle ki, parmak uçlarını dahi örter., günah izlerini siler.Cimriye gelince; o bir şey infak etmek dilediğinde derhal o zırhın her halkası kendi yerine sıkışır kalır.. Cimri adam, bu zırhı genişletmeye uğraşsa da zırh genişlemez..» (Buhari, Müslim)</p>
<p>Ey Aziz!..</p>
<p>Cimrilik yapmaktan sakın!.Zira, cimrilik; seni dünya ve ahirette helak olacak yerlere düşürür.,Kesin olarak bil ki!..Cömertlik yapmaya da anca her şeyin hakikâtına ulaşmaya vesile olan İLİM sevk edebilir..Cimrilikten kurtulmaya vesile olacak ilimi şöyle tasavvur etmek mümkündür.Sen, rızkını senden başkasının yiyemiyeceğini onu kendisine azık edinemeyeceğini ve onunla hayatdar olamayacağını bildiğin zaman, &#8211; velev ki ver veaök ehli hepsi toplanıp senle rızkının arasına engel olmaya kalkışsa olurki buna güçleri yetmez.— Senin, gönlüne muhtaç olan kimseye sadaka vermek varid olur olmaz&#8230;ona infakta bulun ki cömertlerden ve güzel övgülere mazhar olanlardan olasın..Senin mâlik olduğun malda başkasının onunla hayatdar olacağı ve gıdasını temin edeceği rızkı olduğunu bildiğin zaman, velev ki ver ye gök ehli senin mülkünde olan rızıklarıyla onlar arasında engel olmaya kalkışsalar ki buna takatları yetmez— onlara mülkünde olan haklarını şöyle tasavvur ederek ver!..-Yani..Ben bir emanetçiyim, benim hakikaten hiçbir şeyim yok.Allah, onların rızkını bana emaneten verdiği şeylere bağlamakla beni imtihan ediyor. De&#8230;!!!</p>
<p>İşte..Böyle bilmek ve tasavvur etmekle, onlara infak etmen nefsine kolay gelir..Böylece sen, ehli kereme hâk olursun ve infak edicilerden olduğun yazılır.Şayet böyle düşünmeyipte sadakayı kibirlilikle ve tereddütle verirsen ve o sadakayı vermekten enaniyet edersen rahata ulaştırdığın o kimsenin faziletlerini kendinden örtmüş olursun..Sakın.,Cehaletle birşey infâk etme!..Hiçbir kimseyi de bilmemezlikten gelme!..Zira, Allah Rasulü Aleyhisselâm:— «Ey Allah&#8217;ım, cahil olmaktan ve bilinmemekten sana sığınırım.» demiştir.Artık her kim ilimle hükm ederse ALLAH, onu insaf sahibi kılmıştır.</p>
<p>İbni Arabi, Kitabul Vasaya</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ibn-arabiden-vasiyetler/">İbn Arabiden Vasiyetler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ibn-arabiden-vasiyetler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
