<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ekrem Buğra Ekinci | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ekrem-bugra-ekinci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 16 Sep 2017 13:08:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Ekrem Buğra Ekinci | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hadîs-i şerîfler nasıl yazılı hâle getirildi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadis-i-serifler-nasil-yazili-hale-getirildi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadis-i-serifler-nasil-yazili-hale-getirildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2015 16:20:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[Hadîs-i şerîfler nasıl yazılı hâle getirildi?]]></category>
		<category><![CDATA[Hadîslerin yazıya dökülmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis Yazımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8492</guid>

					<description><![CDATA[<p>“BENDEN İŞİTTİKLERİNİZİ YAZINIZ!” Hadîslerin yazıya dökülmesi, Hazret-i Peygamber’in bu emri üzerine olmuştur. Zamanımızda “Kur’an’a bir sözümüz yok; ama hadîsleri kabul etmeyiz. Çünki Hazret-i Peygamber’den çok sonra yazılmıştır” diyenler işitiliyor. Halbuki bunlar da âyetlerle aynı devirde yazılmaya başlanmıştır. Kur’an-ı kerîm âyetleri nâzil oldukça, vahy kâtipleri bunları Hazret-i Peygamber’in emriyle kâğıt, kumaş, hurma dalı, kemik gibi ne [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-i-serifler-nasil-yazili-hale-getirildi/">Hadîs-i şerîfler nasıl yazılı hâle getirildi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<header class="entry-header">
<h1 class="entry-title"></h1>
</header>
<div class="entry-content">
<p>“BENDEN İŞİTTİKLERİNİZİ YAZINIZ!”</p>
<p><em>Hadîslerin yazıya dökülmesi, Hazret-i Peygamber’in bu emri üzerine olmuştur.</em></p>
<p><em>Zamanımızda “Kur’an’a bir sözümüz yok; ama hadîsleri kabul etmeyiz. Çünki Hazret-i Peygamber’den çok sonra yazılmıştır” diyenler işitiliyor. Halbuki bunlar da âyetlerle aynı devirde yazılmaya başlanmıştır.</em></p>
<p>Kur’an-ı kerîm âyetleri nâzil oldukça, <strong>vahy kâtipleri</strong> bunları Hazret-i Peygamber’in emriyle kâğıt, kumaş, hurma dalı, kemik gibi ne bulurlarsa yazarlardı. Eshâb-ı kirâm önceleri Hazret-i Peygamber’den işittikleri hadîsleri de yazmaya teşebbüs etti. Fakat Hazret-i Peygamber <strong>Kur’an ile karıştırılır</strong> endişesiyle buna mâni oldu. Nitekim Tevrat ve İncil de bu şekilde insan eliyle tahrife uğramıştı. O zaman sahâbilerin çoğu okuma-yazma bilmezdi. Hadîslerin yanlış yazılma ihtimali vardı. Kaldı ki sözlü kültür, her zaman yazılı kültürden daha sağlamdır.</p>
<p><strong>Sağ elini yardıma çağır!</strong></p>
<p>Hazret-i Peygamber’in, <strong>Hudeybiye Anlaşması</strong>’nı imzalamak dışında hayatında yazı yazdığı bilinmemektedir. Bununla beraber gerek diplomatik mektuplar, gerekse idarî talimatlar yazdırırdı. Zeyd bin Sâbit’ten <strong>Süryânîce</strong> öğrenmesini istedi; o da 15 günde bu lisanda yazmasını öğrendi. Hazret-i Peygamber’in mektuplarını yazar, gelen mektupları da ona okurdu.</p>
<p>Bir gün Hazret-i Peygamber, içinde <strong>kısas</strong> cezasının esaslarının bulunduğu bir hutbe okudu. “Ya Resulallah, bunu bana yazıverin” diyen <strong>Ebû Şah</strong> adındaki sahabinin talebi üzerine “Ebu Şah için yazınız” buyurdu. Ayrıca her vâliye <strong>vergi mikdarları</strong> hakkında yazdırdığı yazıdan bir nüsha verirdi. Hazret-i Ebû Bekr ve Ömer de böyle yapmıştır.</p>
<p>Mekke’nin fethinden sonra, hadîsler çoğalıp ezberlemesi güçleşince, Hazret-i Peygamber, bunların yazılmasına izin verdi.  <strong>Abdullah bin Amr bin el-Âs</strong>’a, parmağı ile ağzına işaret ederek:   <strong>“Yaz! Yemin ederim ki ondan haktan başka bir şey çıkmaz!”</strong> buyurdu. <strong>Ebû Hüreyre</strong> der ki: “Ensardan bir zat Resulullah aleyhisselâma hâfızasından şikâyet etti. Resulullah ona şu cevabı verdi:  <strong>‘Sağ elini yardıma çağır!’ </strong>ve eliyle yazma işareti yaptı”.</p>
</div>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/peygamberimizin-iran-kisrasi-husreve-gc3b6nderdigi-mektup1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8493" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/peygamberimizin-iran-kisrasi-husreve-gc3b6nderdigi-mektup1.jpg" alt="Hadîs-i şerîfler nasıl yazılı hâle getirildi?" width="450" height="346" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/peygamberimizin-iran-kisrasi-husreve-gc3b6nderdigi-mektup1.jpg 450w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/peygamberimizin-iran-kisrasi-husreve-gc3b6nderdigi-mektup1-170x130.jpg 170w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/peygamberimizin-iran-kisrasi-husreve-gc3b6nderdigi-mektup1-300x231.jpg 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" /></a></p>
<div class="entry-content">
<p style="text-align: center;"><em>Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizin Iran Kisrası Husreve’e gönderdiği mektup</em></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: center;"><img decoding="async" src="http://belgelerlegercektarih.files.wordpress.com/2012/09/prophet_letter_heracules.jpg?w=593" alt="" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizin Roma Kayseri Heraklius’a gönderdiği mektup</em></p>
<p>***</p>
<p><strong>Halkalı sandık</strong></p>
<p><strong>Hazret-i Ebû Bekr</strong> vefat ettiğinde, geride içinde 500 hadîs bulunan bir mecmua bırakmıştı. <strong>Abdullah bin Ömer</strong> de azatlı talebesi <strong>Nâfi</strong>’ye hadîs yazdırırdı. <strong>Hazret-i Ali</strong>, işittiği hadîsleri yazdığı bir sahifeyi, kılıcının kınında saklardı. Bunlar, İmam Hanbel’in <strong>Müsned</strong>’inde vardır. En çok hadîs yazan sahâbi Abdullah bin Amr bin el-Âs’ın<strong>“Kostantiniyye bir gün mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne iyi kumandandır. Onun askeri ne iyi askerdir”</strong> hadîsinin bulunduğu <strong>es-Sâdıka</strong> adlı sahîfesi de buradadır. Kendisine Kostantiniyye (İstanbul) ve Rûmiye (Roma) şehirlerinden hangisinin daha evvel fetholunacağı sorulunca, halkalı bir sandık getirip, içinden bir kâğıt çıkararak şöyle demiştir: “Biz Resulullah aleyhisselâmın etrafında toplanmış yazıyorduk. Kendisine bu sual soruldu. O da İstanbul’u kastederek<strong>‘Hiraklın şehri önce fetholunacaktır’</strong> buyurdu”.</p>
<p><strong>Berâ bin Âzib</strong>’i dinlemeye gelenler, işittikleri hadîsleri bulabildikleri her yere, hatta avuçlarına yazarlardı.<strong>Enes bin Mâlik</strong>, rivâyet ettiği hadîsleri oğluna yazdırmıştı. <strong>Mugîre bin Şu’be</strong>, rivâyet ettiği hadîsleri, Halîfe Muâviye’nin arzusu üzerine yazıp kendisine vermişti. <strong>Said bin Cübeyr</strong>, gece gündüz <strong>İbni Abbas</strong> ile beraber gezip, işittiklerini yazardı. <strong>Urve bin Zübeyr</strong>, bizzat veya teyzesi <strong>Hazreti Âişe</strong>’den işittiklerini yazmıştı. Ayrıca Hazret-i Ömer, Sa’d bin Ubâde, Abdullah ibn Ebi Evfâ, Semüre bin Cündeb işittikleri hadîsleri yazmış; Âişe, Berâ bin Âzib, Ebû Hüreyre, İbn Ömer, İbn Abbâs, İbn Mes’ud, Mugîre bin Şu’be, Zeyd bin Sâbit hadîs yazdırmıştır. Sahâbe içinde hadîs mecmuasına sahip olanı az değildir. Bunlar hadîs kitaplarına alınmıştır.</p>
<p><strong>Üç kumaya razıyım!</strong></p>
<p>Emevî Halîfesi <strong>Ömer bin Abdülaziz</strong>, tâbiînin ileri gelenlerinden <strong>Kâsım bin Muhammed</strong>‘i, halası Hazreti Âişe’ye ait ne kadar hadîs ve başka rivâyet biliyorsa, hepsini toplamakla vazifelendirdi. Bir keresinde de Medine Vâlisi <strong>Ebû Bekr bin Muhammed bin Amr bin Hazm</strong>‘a mektup yazarak: <strong>“Resulullah efendimizin hadîslerini, sünnetlerini, halan Amre binti Abdurrahman el-Ensârî’nin ve Kâsım bin Muhammed’in rivâyetlerini araştır ve yaz! Zira ben, ilmin yok olup, âlimlerin de tükenmesinden korkuyorum”</strong>buyurdu. Her ikisi de Hazreti Âişe’nin talebesi  ve onun rivâyet ettiği hadîsleri en iyi bilenlerdi. Halife, diğer vâlilere de benzeri tâlimatlar yazdı. Şam âlimi <strong>Zührî</strong>’ye bu hadîsleri tasnif vazifesi verdi. Zührî o kadar sıkı çalışırdı ki, hanımı <strong>“Üzerime üç tane daha kuma getirmesine razıyım. Hiç değilse bilirim ki bir gün benimledir”</strong> derdi. İmam Zührî’nin ömrü işi bitirmeye yetmedi, ama sonra gelenler açtığı çığırda devam ettiler. Daha Hazreti Peygamber’in vefatından yüz sene geçmeden büyük hadîs kitapları meydana getirdiler. Bunlardan <strong>Kütüb-i Sitte</strong> diye bilinen 6 tanesi çok meşhurdur. Buhari ve Müslim bunlardandır.</p>
<p><img decoding="async" class=" aligncenter" src="http://belgelerlegercektarih.files.wordpress.com/2012/09/mahtuta_sahihi_muslim.jpg?w=593" alt="" /></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-i-serifler-nasil-yazili-hale-getirildi/">Hadîs-i şerîfler nasıl yazılı hâle getirildi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadis-i-serifler-nasil-yazili-hale-getirildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Niçin ve Nasıl İlan Edildi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-nicin-ve-nasil-ilan-edildi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-nicin-ve-nasil-ilan-edildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2014 21:26:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Niçin İlan Edildi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Niçin ve Nasıl İlan Edildi?]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyetin İlanı]]></category>
		<category><![CDATA[Devletin reisi kim?]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2156</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlılar, Cihan Harbi adındaki 4 sene süren bir hengâmenin ardından, asırlardan beri uğramadıkları ve hiç beklemedikleri bir felâkete uğradılar. Pâyitaht İstanbul işgal edildi. O sıralar Osmanlı rejimi, taçlı demokrasi idi. Bu enkaz senesinde tahta çıkan Sultan Vahîdeddin, bu hâdiselerden mesul gördüğü Meclisi feshetti. İttihatçı ileri gelenler, müsait vasatta tekrar dönmek üzere yurt dışına kaçtılar. Geri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-nicin-ve-nasil-ilan-edildi/">Cumhuriyet Niçin ve Nasıl İlan Edildi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/10/reisicumhur-mustafa-kemal-meclisten-cikarken.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2159" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/10/reisicumhur-mustafa-kemal-meclisten-cikarken.jpg" alt="reisicumhur-mustafa-kemal-meclisten-cikarken" width="347" height="260" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/10/reisicumhur-mustafa-kemal-meclisten-cikarken.jpg 800w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/10/reisicumhur-mustafa-kemal-meclisten-cikarken-600x450.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/10/reisicumhur-mustafa-kemal-meclisten-cikarken-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/10/reisicumhur-mustafa-kemal-meclisten-cikarken-300x225.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/10/reisicumhur-mustafa-kemal-meclisten-cikarken-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 347px) 100vw, 347px" /></a></p>
<p>Osmanlılar, Cihan Harbi adındaki 4 sene süren bir hengâmenin ardından, asırlardan beri uğramadıkları ve hiç beklemedikleri bir felâkete uğradılar. Pâyitaht İstanbul işgal edildi. O sıralar Osmanlı rejimi, taçlı demokrasi idi. Bu enkaz senesinde tahta çıkan Sultan Vahîdeddin, bu hâdiselerden mesul gördüğü Meclisi feshetti. İttihatçı ileri gelenler, müsait vasatta tekrar dönmek üzere yurt dışına kaçtılar. Geri kalanların bir kısmı Anadolu&#8217;ya geçti. Bir kısmını ise İngilizler Malta&#8217;ya sürdü.</p>
<p><strong>Devletin reisi kim?</strong></p>
<p>Mukavemet hareketlerini teşkilatlandırıp, İstanbul&#8217;un müttefiklere karşı elini güçlendirmek üzere ordu müfettişi sıfatıyla Anadolu&#8217;ya gönderilen Mustafa Kemal Paşa, Ankara&#8217;da muvakkat bir hükümet kurdu. Seçimler yapıldı ve Osmanlı Meclisi, 1920&#8217;de İstanbul&#8217;da tekrar toplandı. Mustafa Kemal Paşa, mebus seçildiği halde, istikbalde olacakları bilircesine gitmedi. O, meclisin Ankara&#8217;da ve kendi kontrolünde olmasını istiyordu. Yine de mebusların ekseriyeti, Ankara&#8217;nın desteklediği şahıslardı. Bunlar, Ankara&#8217;nın süfle ettiği Misak-ı Millî denilen ve ülkenin sınırlarına dair bir kararı kabul edince, İngilizler meclisi dağıttı. Mebuslar, Ankara&#8217;ya geçti ve yeni meclis 23 Nisan 1920&#8217;de burada toplandı. Mustafa Kemal&#8217;in istediği oldu. Ankara,  adeta bu meclisin dağıtılması için elinden geleni yapmıştı.</p>
<p>Bekle-gör siyaseti çerçevesinde İngilizler, Ankara&#8217;nın yıldızının parladığını görünce, Malta esirlerini serbest bıraktılar. Bunlar Ankara&#8217;ya katıldı. İngilizler, Meclisin Ankara&#8217;da toplanmasını ellerinden geldiği halde, engellemediler. Böylece Ankara&#8217;da, bir Yeni-İttihatçı hareketi meydana geldi. İngilizler, saltanatın defterini çoktan dürmüştü. Dünyanın dörtte birine hâkim bulunan ve ehemmiyetli Müslüman nüfusa sahip İngiltere, 19. asırda politikasını halifeliğin gücünün azaltılması ve kaldırılması üzerine yoğunlaştırmıştı. Siyasî ibre Ankara&#8217;ya dönünce de, Londra, artık desteğini gizlemez oldu.</p>
<p>Bu devirde Ankara&#8217;daki rejim, meclis hükümeti sistemidir. Kabine ve yargı, doğrudan meclise bağlıdır. Mustafa Kemal, İsviçre&#8217;de cari bu sistemi, o zamanın şartları çerçevesinde kabullenmiş; ancak bu sistemin otoritesini sınırlayan prensiplerini, çeşitli fırsatları değerlendirerek genişletmiştir. Saltanat kaldırıldığında, Mustafa Kemal Paşa, hem başkumandan, hem de Meclis reisi olarak en güçlü adamdır. Bir yandan Fransız, İtalyan, Rus ve İngilizlerle diyalog yürüterek, cepheyi daraltmış; bir yandan da fırsat düştükçe, muhalif kitleyi tesirsiz hâle getirmeye muvaffak olmuştur.<br />
1 Kasım 1922 tarihinde saltanatın ilgâsıyla saltanat ve hilâfet birbirinden ayrılarak icrâî salâhiyeti bulunmayan sembolik halifelik tesis edildi.</p>
<p>Veliahd Abdülmecid Efendi Ankara&#8217;daki Meclis tarafından bu makama getirildi. Meclis tarafından hıyânetle suçlanan ve ülkeden ayrılmak zorunda kalan Sultan Vahîdeddin, neşrettiği deklarasyonla anayasa değişikliği sayılan bu kanunun padişahın tasdiki olmaksızın yürürlüğe giremeyeceğini, bu sebeple anayasaya aykırı olduğunu, üstelik saltanat ile hilâfetin birbirinden ayrılamayacağını beyan etti. Böyle bir makamı kabul ettiği için de amcazâdesini kınadı. Artık Ankara, İngiltere ve müttefiklerin tek muhatabı idi. Sulh müzâkerelerine de tek başına katıldı. Ancak halkın, hatta milletvekillerinin nazarında, devletin reisi, İstanbul&#8217;daki Halîfe Abdülmecid Efendi idi. Zira İslâm-Osmanlı anayasa hukukuna göre, halife, ruhanî bir makam değil; aynı zamanda devletin reisidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Paşalar komplosu</strong></p>
<p>Öte yandan Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın giderek tek otorite olduğunu gören ve vaziyetten şikâyetçi olan bazı arkadaşları, bir arayış içine girdiler. Mustafa Kemal, milletvekilliğinde iki vazifenin birleşmesini mahzurlu gördüğünü söyleyerek, hem kumandan, hem milletvekili olan arkadaşlarının vazifelerinden istifa etmelerini istedi. Bir kısmı askerliği bırakırken; Kâzım (Karabekir), Ali Fuad (Cebesoy) ve Cevad (Çobanlı) Paşaların ordu kumandanlığını tercih etmesi, M. Kemal&#8217;i kendine karşı bir askerî komplo kurulduğu vehmine sevk etti. Bunlar sonra kumandanlığı bırakıp, milletvekilliğine dönünce, bu sefer siyasî bir komplo kurulduğuna hükmetti. Zira o zamana kadar hep Gazi&#8217;nin namzetlerinin bakan seçildiği Mecliste, bu defa Gazi&#8217;nin namzetleri kaybetti. Hele muhalif kanattan Rauf ve Sabit Beylerin kazanması, Gazi&#8217;yi çok kızdırdı. Muhalifler, giderek güç kazanıyordu. 1923&#8217;te seçim yapılmış; ilk Meclisteki muhalifler ayıklanarak, Gazi&#8217;ye sadık milletvekilleriyle toplanmıştı. Meclis cumhuriyetçi idi; yine de çatlak sesler çıkıyordu. Rauf (Orbay), Refet (Bele) ve Adnan (Adıvar) Beylerin 19 Ekim&#8217;de halifeyi ziyareti, bardağı taşırdı.</p>
<p>Nutuk&#8217;ta bu hâdiseden hayli tedirgin olduğunu anlatan Gazi, kendisiyle ahenkli çalışacak bir hükümet kurulabilmesi için bir kriz planladı. Önce hayli yıpranan başvekil Fethi Bey&#8217;in ve Fevzi Paşa dışındaki bakanların istifasını aldı. İleri gelen muhaliflerin şehir dışında olduğu 28 Ekim gecesi, Çankaya&#8217;da kendisine sadık yedi kişiyle toplandı. Ertesi günü hükümetin kurulmasını engelleyici konuşmalar yapmalarını istedi. Hepsi dağılınca, İsmet Paşa kaldı. Ona, cumhuriyetin ilanına dair kanun teklifini yazdırttı. 29 Ekim sabahı, olup bitenlerden habersiz Meclis toplandı. Ama bir türlü ekseriyetin desteğini alabilecek bir hükümet listesi hazırlanamadı. Kime gidildiyse, önceden tenbihli oldukları için kabul etmediler. (O zaman bakanları, Meclis seçerdi.) Meclis, son çare Gazi&#8217;ye müracaat etti. O da, kanun teklifini Meclise verdi. Buna göre, rejimin adı cumhuriyet olarak konuluyor; başvekili seçme salahiyeti reisicumhura; vekilleri (bakanları) seçme salahiyeti de başvekile veriliyordu.</p>
<p>Meclis, teklifi geceleyin düşük bir oyla kabul etti; 264 mebustan, 158&#8217;i evet demişti. Anayasa değişikliğinin mutlak ekseriyetle yapılabilmesi hükmü, burada da tatbik edilmemişti. Yakub Kadri&#8217;ye göre, mebusların derdi cumhuriyet değil; otoriterleşme ile idi. Basın, cumhuriyetin alelacele ilanına şaşırmıştır. Ancak böylece hem muhalifler sindirilmiş; hem de halifeye haddi bildirilmiştir. Birkaç ay sonra halifelik tamamen kaldırılacak; rejim teminat altına alınacaktır.</p>
<p>Gazi, reisicumhur seçilerek kendisine istisnaî salâhiyetler tanındı. Artık,  padişahları bile kıskandıracak şekilde, devlet, hükümet, meclis ve parti reisi olarak, memleketin en yüksek iktidarına sahip pozisyona geldi. Gerçi zihnindeki sistemin öteden beri cumhuriyet olduğu söylenir. Bir Enver Paşa gibi, harbiye nâzırı ve padişah damadı olma teşebbüsleri nazara alındığında, buna pek ihtimal verilemezse de, 1923&#8217;de ilan edilen rejimin demokratik bir sistem olduğu da söylenemez. Sultan Hamid istisna edilirse, son asırdaki Osmanlı padişahlarının rolü, modern dünyadaki siyaset üstü devlet reislerinden ileri geçmez. Halbuki cumhuriyet hükümetleri, hep sınırsız güce sahip olmuşlar; şatafatlı hayatlarıyla, padişahları gölgede bırakmışlardır&#8230;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-nicin-ve-nasil-ilan-edildi/">Cumhuriyet Niçin ve Nasıl İlan Edildi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-nicin-ve-nasil-ilan-edildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Geçilseydi..</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/canakkale-gecilseydi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/canakkale-gecilseydi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Jun 2014 18:50:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Geçildi Mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Geçilseydi]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı'nın Çöküşü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son zamanlarda Çanakkale Muharebeleri en gözde hamaset sahnelerine vesile oluyor. Bu hâdisenin yol açtığı vahim neticelere kafa yoran ise yok gibidir. Çanakkale Muharebeleri, Irak Cephesi’ndeki Kutülamâre Muharebesi ile beraber 1. Cihan Harbi’nde yüz akımız sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir. Hatta Irak Cephesi’nde İngiliz ordusunun kumandanı bile esir alınmıştır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/canakkale-gecilseydi/">Çanakkale Geçilseydi..</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/canakkale-gecilseydi/canakkale-gecilseydi-250x250/" rel="attachment wp-att-16638"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16638" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/canakkale-gecilseydi-250x250-1.jpg" alt="" width="236" height="236" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/canakkale-gecilseydi-250x250-1.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/06/canakkale-gecilseydi-250x250-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" /></a></p>
<p>Son zamanlarda Çanakkale Muharebeleri en gözde hamaset sahnelerine vesile oluyor. Bu hâdisenin yol açtığı vahim neticelere kafa yoran ise yok gibidir.</p>
<p>Çanakkale Muharebeleri, Irak Cephesi’ndeki Kutülamâre Muharebesi ile beraber 1. Cihan Harbi’nde yüz akımız sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir. Hatta Irak Cephesi’nde İngiliz ordusunun kumandanı bile esir alınmıştır. Bundan dolayı ne kadar iftihar edilse azdır. Muzaffer askerler şükranla anılmaya layıktır. Ancak Çanakkale de, Kutülamâre de, büyük bir harbin içindeki iki küçük lokal muharebedir. Bunlara bakıp da resmin büyüğünü gözden kaçırmamak lâzımdır.</p>
<p><strong> Kimin Zaferi?</strong></p>
<p>Son zamanlarda Çanakkale gündemden hiç düşmüyor. Çanakkale Muharebeleri münasebetiyle merasimler yapılıyor; akın akın şehitlik seferleri tertipleniyor, âbideler inşa ediliyor, şiirler söyleniyor. Osmanlıların son zaferi olan ve İngilizlerin altı ayda geçilemez dediği Termofil Geçidi’ni 24 saatte geçip Atina’yı işgal ettiği 1897 Tesalya Harbi’ni şimdi kimse hatırlamıyor ama lokal bir muharebe olan Çanakkale’yi de bilmeyen yok. Üstelik Sultan Hamid zamanında yetiştirilmiş onbinlerce yüksek tahsilli delikanlının haya­tını kaybettiği; zayiatının çokluğu ile zaferden çok hezimete benzeyen bir muharebe&#8230; Neden böyle? Tesalya Harbi, Sultan Hamid’in; Çanakkale, İttihatçıların zaferi de onun için&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Geleceği Tahmin Etmek Zor</strong></p>
<p>“Çanakkale geçilmez” sloganını bir an bırakıp, “Çanakkale geçilse ne olurdu?” diye düşünmek lazımdır. Şunu diyebiliriz: Çanakkale zaten üç seneye kalmadan geçildi. Burada merak edilen husus, 1918 yılında değil, 1915 yılında geçilseydi tarihin seyri nasıl değişirdi?</p>
<p>Gerçi buna cevap vermek çok da kolay değildir. Tarihçi elindeki bilgi ve vesikalara göre konuşur. Geleceğe dair tahminler yapmak, çekici olduğu kadar da zordur. Ancak tarih ilminde, sadece olanı anlatmak yerine, geleceğe ait tahminler yapmak, bazen hâdiseleri daha iyi analiz etmeye yardımcı olabilmektedir.</p>
<p>Çanakkale geçilseydi öncelikle harb bu kadar uzamazdı. İtilaf donanması Çanakkale’yi geçince, Bâbıâlî bunlarla münferit sulh istemek zorunda kalırdı. Zayiatın çok olduğu Çanakkale kara harblerine gerek kalmazdı. Milyona yakın Mehmetçiğin şehit olup, esir düştüğü Irak, Mısır, Galiçya, Suriye gibi yeni cepheler açılmazdı. Daha az zayiatla harbden çekilmek mümkün olurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Savaş Suçlusu</strong></p>
<p>Çanakkale geçilseydi İtilaf devletleri Sevr’deki kadar acımasız olmazdı. “Bizim derdimiz Almanlarlaydı. Siz niye harbe girdiniz? Harbi uzattınız. Cepheleri genişlettiniz. Her şeyin mesulü sizsiniz!” diyerek Türklere savaş suçlusu muamelesi yapmazlardı.</p>
<p>Çanakkale geçilseydi Arap İhtilali gerçekleşmez; Filistin, Suriye, Irak, Arabistan elden çıkmazdı. Arabistan’da Vehhabî Suud Krallığı, Filistin’de İsrail Devleti kurulmazdı. Petrol havzaları ve mukaddes beldeler işgal edilmezdi. Arap toprakları istiklalini kazanırdı ama Osmanlı Milletler Topluluğu adıyla toparlanabilirdi.</p>
<p>I. Cihan Harbi sebebiyle tarihte emsali görülmemiş bir göç hare­keti yaşanmıştı. Eğer Çanakkale geçilseydi, harb erken biteceği için, Anadolu ve Rumeli’de yüz binlerce insan yurtlarından sürülmezdi.</p>
<p>Çanakkale geçilseydi Osmanlı Devleti yıkılmaz; Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya ve Anadolu bu ağır enkazın altında kalmazdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bolşeviklere mi Yaradı?</strong></p>
<p>Çanakkale’yi geçmek isteyenler Rusya’ya yardım götürdükleri için Rusya’da Bolşevik İhtilali olmazdı. Çarlık devrilmezdi. Yetmiş sene dünya milletlerini inim inim inleten komünist idare kurulmazdı. Ekserisi Türk asıllı milyonlarca insan katliama maruz kalmazdı. Bolşevik Ruslar Güney Kafkasya’ya inemezler; Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan işgal edilmezdi.</p>
<p>Müttefiklerin Çanakkale’yi geçmeyi çok da önemsemediği, isteseler kolayca geçebilecekleri hâlde, burada çakılıp kaldıkları; bunu, Osmanlıları burada oyalamak için yaptıkları da söylenmektedir.</p>
<p>Ama işe bir de başka taraftan bakmalı: Çanakkale geçilseydi cumhuriyete giden yol kurulamaz, Mustafa Kemal gibi bir lider ve Ankara hareketinin kahramanları ortaya çıkamaz, Türkiye’nin çeh­resi değişemezdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci &#8211; Osmanlı&#8217;nın Çöküşü, s.73-75.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/canakkale-gecilseydi/">Çanakkale Geçilseydi..</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/canakkale-gecilseydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnkılâp Tarihi Bilmemek Mazeret Mi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2014 20:45:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İnkılap Tarihi Bilmemek Mazeret mi]]></category>
		<category><![CDATA[Ünvanların Kaldırılması]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[Harf İnkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Medeni Nikah]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke ve Zaviyelerin kapatılması]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid-i Tedrisat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1142</guid>

					<description><![CDATA[<p>1982 tarihli TC anayasası, “Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi ve cumhuriyetin lâiklik niteliğini koruma amacını güden” inkılâp kanunlarının, anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağını söyler. Bu kanunların hangileri olduğunu, maalesef bilen fazla değildir. Geçenlerde iştirak ettiğim akademik toplantıda konuşan bir meslektaşım, şimdilerde başörtüsüne gösterilen müsamahayı tenkit etti; devrim kanunlarının ihlâlinden yakındı. Devrimciliği kimseye bırakmayan meslektaşımın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/">İnkılâp Tarihi Bilmemek Mazeret Mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi-2/" rel="attachment wp-att-16610"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16610" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi-1.jpg" alt="" width="352" height="208" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi-1.jpg 566w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi-1-300x177.jpg 300w" sizes="(max-width: 352px) 100vw, 352px" /></a></em></p>
<p><em>1982 tarihli TC anayasası, “Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi ve cumhuriyetin lâiklik niteliğini koruma amacını güden” inkılâp kanunlarının, anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağını söyler. Bu kanunların hangileri olduğunu, maalesef bilen fazla değildir.</em></p>
<p>Geçenlerde iştirak ettiğim akademik toplantıda konuşan bir meslektaşım, şimdilerde başörtüsüne gösterilen müsamahayı tenkit etti; <strong>devrim kanunlarının ihlâlinden</strong> yakındı. Devrimciliği kimseye bırakmayan meslektaşımın bu sözüne doğrusu çok şaşırdım. <strong>Günümüzde olup bitenleri anlamak için</strong> inkılâp tarihi bilmenin faydası bir yana, bu meslektaşım gibi kafası karışanlara, bir sömestir değil, her sene tekrar tekrar inkılâp tarihi okutulmasının lüzumuna kanaat getirdim.</p>
<p>İnkılâp kanunları, <strong>Büyük Önder’in talimatıyla</strong> Türk cemiyetini Garblı bir karaktere büründürmek ve laikliği yerleştirmek üzere çıkarılan bir takım kanunlardır. Halkın ve bazı siyaset adamlarının (Demokrat Parti elbette) muhalefetine reaksiyon olarak, bunlardan 8<strong> tanesi</strong> 1961 ve 1982 anayasaları ile teminat altına alınmıştır. 1961’de devrim kanunları iken, 12 Eylül’den sonra devrim, solculuğu çağrıştırdığı için terkedildi; inkılâba dönüldü.</p>
<p>1982 anayasası (<strong>madde 174)</strong>: “Bu anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının <strong>anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz”</strong> diyerek âdetâ şeytanı dürtmüştür.</p>
<p><strong>1.Tevhid-i Tedrisat </strong>(Öğretimin Birleştirilmesi) <strong>Kanunu</strong>. 3 Mart 1340 (<strong>1924</strong>) tarihli ve 430 sayılıdır. Bütün mektepleri Maarif Vekâleti’ne bağlayan kanundur. Bir seneye kadar medreseler hariç hepsi iade edilmiş; medreseler kapatılarak <strong>İslâm dininin öğretilmesi ve öğrenilmesi yasaklanmıştır.</strong> Yasak bugün de mevcuttur. İmam-Hatib ve İlahiyatlar laik prensiplere göre din öğreten kontrollü teknik mekteplerdir; serbest dinî tahsil veren otonom müesseseler değildir.</p>
<p><strong>2.Şapka İktisâsı </strong>(Giyilmesi)<strong> Hakkında Kanun</strong> 25 Teşrinisâni 1341 (Kasım <strong>1925</strong>) tarihli ve 671 sayılıdır. Herkesin, an’anevî ve dinî serpuşlar olan <strong>fes ve sarık</strong> giymesini yasaklar; “uygar uluslar” gibi <strong>şapka</strong> giymeyi mecbur eder. Aksine hareket edenler için hapis ve para cezası getirilmiştir. Birkaç sene evvel Türkiye&#8217;ye ziyarete gelen Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi&#8217;nden parlamenterler, şapka giymeyi mecbur eden bir kanun olduğunu işitince çok şaşırmışlardı. Halbuki Rusların Büyük, bizim Deli dediğimiz Çar Petro, sakal bırakmayı yasaklamış; buna ilk itiraz eden oğlunu da işkence ile öldürmüştü. Bunu da mı işitmemişler. Üstelik şapka inkılâbı sayesinde, ecnebi gemileri Türkiye&#8217;ye aylarca yeni ve kullanılmış şapka taşımıştı.Bunun ekonomiye katkısı inkâr edilemez.</p>
<p><strong>3.Tekke ve Zâviyelerle Türbelerin Seddine </strong>(Kapatılmasına)<strong> ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgâsına Dair Kanun</strong>. 30 Teşrinisâni 1341 (Kasım<strong> 1925</strong>) tarihli ve 677 sayılıdır. Altı okun <strong>halkçılık</strong> prensibi gereği, bütün sivil cemiyetler meyanında, tarikatlar da kapatılmış; tasavvuf yasaklanarak, yeraltına inen mensuplarına ciddi takip getirilmiştir. Padişah türbeleri bile kapatılarak harabiyete terkedilmiştir.</p>
<p><strong>4.Medenî nikâh maddesi.</strong> 17 Şubat <strong>1926</strong> tarihli ve 743 sayılı medenî kanunun, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair 110. maddesidir. Buna göre öteden beri <strong>hâkimden izin alarak imam, papaz ve hahamların nikâh kıyması usulü</strong> kaldırılmış; belediye kaydından evvel dinî nikâh kıymaya yeltenen çiftlere ve imamlara hapis ve para cezaları getirilmiştir. Magazin dünyasının bazı meşhurları, boş bulunup “Sevgilimle imam nikâhı yaptık” diyorlar. Vazifeşinas savcılar tabiî hemen kendilerini ifadeye çağırıyor. Uyanık avukatlarının ikazıyla “Yanlış anlaşıldık; düzeyli bir birlikteliğimiz var” diyerek paçayı yırtıyorlar. Nikâhsız yaşamak düzeyli birliktelik; dinî nikâh ile yaşamak ağır suçtur.</p>
<p><strong>5.Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında Kanun.</strong> 20 Mayıs <strong>1928</strong> tarihli ve 1288 sayılıdır. Beynelmilel erkam, milletlerarası rakamlar demek ise de, burada kasdedilen Avrupa’nın kullandığı rakamlardır. Bunların <strong>aslında Arap rakamları</strong> olduğu bilinseydi, belki Romen rakamları tercih edilirdi. Çünki kanunların maksadı uygar uluslar gibi olmaktır.</p>
<p><strong>6.Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun.</strong> 1 Teşrinisani (Kasım) <strong>1928</strong> tarihli ve 1353 sayılıdır. Türk harfleri denilen, Göktürk veya Uygur alfabesi değil, düpedüz Latin harfleridir. Türklerin Müslümanlıkla beraber kabul ettiği bin senelik Arab alfabesi kaldırılmış; Osmanlıca kitap, gazete, dergi, ilan, tabela neşri yasaklanmıştır. Kraldan çok kralcılar, kütüphanelerle şahısların ellerindeki Osmanlıca eserleri imha etmek suretiyle coşkularını göstermiştir.</p>
<p><strong>7.Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun</strong> 26 Teşrinisani (Kasım) <strong>1934</strong> tarihli ve 2590 sayılıdır. Her yurttaş artık eşit olduğu için, ismin önünde “Mösyö/Madam” karşılığı Moğolca “Bay ve Bayan” ünvanlarını, sonunda da soyadını kullanılacaktır. Ne yazık ki bu kanun, <strong>Evren Paşa</strong> gibi idealist birisi tarafından delinmiştir.</p>
<p><strong>8.Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.</strong> 3 Kânunuevvel (Aralık) <strong>1934</strong> tarihli ve 2596 sayılıdır. Esas itibariyle<strong>din adamlarının, dinî kisve ile dolaşmaları</strong> yasaklanmış; Diyânet İşleri Reisi ile Rum ve Ortodoks Patriği ve Hahambaşı istisnâ edilmiştir.</p>
<p>Kanunların ekserisi <strong>kışlık</strong> kanunlardır. 4 tanesi <strong>Kasım</strong> ayına aittir. İhlâlinde verilecek cezalar, ceza kanununa konmuştur. Şüphesiz inkılâp kanunları bunlardan ibaret değildir. Meselâ soyadı kanunu alınmamıştır. Ama <strong>başörtüsünü yasaklayan bir kanun</strong> da mevcut değildir. Büyük Önder’in, çevresinde eşarplı hanım görmekten hoşlanmadığı bilinmektedir. Ama böyle bir kanun çıkarmaktan kaçınmıştır. Mamafih bazı işgüzar memurlar zaman zaman ellerine makas alıp sokakta kadınların çarşaflarını kesmeye kalkmışlar; ilerici hanımlarca <strong>“çarşafla mücadele haftaları”</strong> tertiplenmiştir. Bu kanunlar sayesinde, Türkiye ve Türk cemiyetinin, asırların kendisine biçtiği hüviyetten sıyrılmıştır. Ama çağdaşlıkta geldiği seviye doğrusu ölçülmeye değerdir.</p>
<p><span class="style3" style="color: #000000;">11 Temmuz 2012 Çarşamba &#8211; Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci </span></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/">İnkılâp Tarihi Bilmemek Mazeret Mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/inkilap-tarihi-bilmemek-mazeret-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
