<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Demokrasi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/demokrasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 Nov 2019 12:05:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Demokrasi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Düşünsel Bir Sorun Olarak İslâm ile Demokrasinin Uzlaşmazlığı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dusunsel-bir-sorun-olarak-islam-ile-demokrasinin-uzlasmazligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dusunsel-bir-sorun-olarak-islam-ile-demokrasinin-uzlasmazligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jun 2019 11:51:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünsel Bir Sorun Olarak İslâm ile Demokrasinin Uzlaşmazlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi-İslam Uzlaşmazlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Islam ve Demokrasinin farklılığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=22726</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokrasi retoriğinin revaçta oldugu bir dünyada ve bir dönemde, demokrasi ile lslâm&#8217;ın uzlaşmazlığına ilişkin fikirler dermeyan etmek bazılarımıza bindigi dalı kesmek veya maslahatın icaplarını görmezlikten gelmek, hatta kendini bilmezlik olarak görünebilir. Üstelik bazı ülkelerde, bazı Müslümanların demokratik yönetimlerin onlara sağlayacağı kolaylıklardan istifade etmek için mucadele verdikleri ve demokrasinin sağlayacağı kolaylıklardan yararlanmak suretiyle İslâmî taleplerine daha [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dusunsel-bir-sorun-olarak-islam-ile-demokrasinin-uzlasmazligi/">Düşünsel Bir Sorun Olarak İslâm ile Demokrasinin Uzlaşmazlığı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/images-3.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-22729 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/images-3.jpeg" alt="" width="333" height="227" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/images-3.jpeg 333w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/images-3-300x205.jpeg 300w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" /></a></p>
<p>Demokrasi retoriğinin revaçta oldugu bir dünyada ve bir dönemde, demokrasi ile lslâm&#8217;ın uzlaşmazlığına ilişkin fikirler dermeyan etmek bazılarımıza bindigi dalı kesmek veya maslahatın icaplarını görmezlikten gelmek, hatta kendini bilmezlik olarak görünebilir. Üstelik bazı ülkelerde, bazı Müslümanların demokratik yönetimlerin onlara sağlayacağı kolaylıklardan istifade etmek için mucadele verdikleri ve demokrasinin sağlayacağı kolaylıklardan yararlanmak suretiyle İslâmî taleplerine daha rahat bir siyasal/toplumsal ortam saglayabileceklerini düşündükleri göz önünde bulundurulursa, Islâm’la demokrasi arasında uzlaşmazlıgın bulunduğuna dair fikirler ileri sürmek bozgunculuk bile sayılabilir. Ancak yanlışların düzeltilmesi ve doğruların tekrarlanması hususunda oportünizme riayet edilmemesi gerektigi de duşünsel bir duruş olarak kabul gömelidir. Islâm âleminde yaklaşık ikiyüz yıldır benimsenmiş olan statükocu tavrın, hakikat adına değiştirilmesi gerektigi üzerinde durulmalıdır. Modernleşme taleplerinin Batı karşısında boyun egici ve özür dileyici tutumu yerine, sorgulayıcı ve hesaplaşmaya davet edici bir tutumun konulmasına teşebbüs etmenin, belki de tam sırasıdır.</p>
<p>Batı uygarlığıyla karşılaştığı anda modernleşmeci tavrı benimseyen Müslumanlar, bu tavrın icabı olarak bu uygarlığa ait kurumları ve kavramları benimsemek istemişlerdir. Çünkü bu suretle kendi &#8220;geri kalmışlıklarını&#8221; telâfı edebileceklerini düşünmüşlerdir. Ancak mensubu bulundukları dinden de vazgeçmeyi göze alamadıklarından, bu kez, bu uygarlığa ait kavramların İslâm’da da varbulunduğunu ispat etme gayretine düşmüşlerdir. Böylece İslâm dunyasına kazandırmayı duşundükleri kurum ve kavramların aslında islâm&#8217;a yabancı olmadığı, bilakis bu kavramların ve kurumların İslâm&#8217;da da bulunduğunu ileri sürmüşler; iddıalarına da samimiyetle inanmış ve itibar etmişlerdir.</p>
<p>Aynı durum şimdi demokrasi konusunda da yaşanmaktadır. Bazı Müslumanlar, demokrasinin tam da islâmî bir kurum, İslâmî bir yönetim biçimi olduğunu, nerdeyse iftihar duyarak ileri surmekte ve bu fikri benimsemektedırler. Bu görüşte olan Müslümanların bir kısmında, islâm&#8217;ın hayata geçirilmesinde demokratik ortamın himmetine ihtiyaç duyulacağına dair bir fikir hakim bulunmaktadır. Böylece onlar, demokrasiyi irdeleyenler ve demokrasinin lslâm’daki yerini belirlemek isteyenler karşısında: &#8220;İslâm’ın gelmesine demokrasi yardımcı olabilecekken bu yardımdan niçin kaçınıldığı” hususu ciddi bir soru olarak önlerine çıkmaktadır. Bu durum da onları, demokrasinin islâm indindeki meşruiyetini ispat etme çabasına sevketmektedir.</p>
<p>Oysa modernleşmeyi, dolayısıyla Batı karşısında boyun eğici ve özur dıleyici tavrı reddedenler soruyu, islâm indinde demokrasinin yeri ve değeri nedir, biçiminde ortaya koyuyor.</p>
<p>Söz konusu iki tavır farkı, aynı zamanda, ele alınan kurum ve kavram karşısındaki farklı değerlendirmelerin belirlenmesine de yol açıyor. Nitekim Batılılaşmanın veya modernleşmenin kaçınılmaz unsurları arasında laikliği ve demokrasiyi vazgeçılmez olarak görenler, bu iki kurumu, vicdan, din ve duşunme özgürlüklerinin teminatı olarak görme eğilimindedirler. Oysa adı geçen özgürlükler ve benzerleri, siyasi rejimler tarafından teminat altına alınır veya alınmayabilir. Ama bu özgürlükleri teminat altına alan her siyasi rejime mutlaka demokratik veya laik dememiz icabetmez. Demokratik veya laik olmayan siyasî rejimlerde de, aynı özgürlükler teminat altına alınmış olabilir. Nitekim aynı özgürlükler Islâm&#8217;in da teminatı altında bulunmaktadır. Fakat Islâmiyet, bir idare biçimi olarak laik olmadığı gibi, demokratik de değildir. Ve bu durum islâm için bir nakıse olarak da kabul edilemez.</p>
<p>İmdi, bu mulâhazalardan sonra demokrasinin mahiyetini belirlemek şart haline geliyor. Demokrasinin mahiyetıni belirlemeliyiz ki, onun İslam&#8217;la uzlaşıp uzlaşmadıgı konusuna açıklık getirebildim.</p>
<p>Burada, hatırlatma babında bazı tekrarlara yer vermek zorunda kalacağım: Acaba demokrasi, adının ortaya koydugu gibi, mucerret bir “demos/kratos&#8221; (yani halk idaresi) olarak ortaya çıkan bir yönetim biçiminden mi ibarettir? Eğer böyle olsaydı, halkın kendi kendini yönetmek üzere tecelli eden her yonetim biçimine veya her siyasal sısteme kolaylıkla demokratik diyebilecektik. Oysa halkın kendi kendini yönetmek ü&#8217;zere seçimlere gitmesi, bir seçmen olarak oyunu kullanmak suretiyle kendini yonetecek olanları seçmesi, her zaman demokrasi anlamına gelmiyor. Belki böylesi yöntemlere (yani yönetenlerin yonetilenler tarafından seçilmesi gibi sonuçlara) ulaşılması demokratik yaşama biçiminin bir tezahürü olarak sonradan ortaya çıkıyor.</p>
<p>Yani usulden önce asıl geliyor: önce demokratik yaşama biçimi var oluyor, sonra demokratik yaşama biçimi kendine mahsus usulü (uygulama yontemini) ortaya koyuyor. Olaya tersinden başlandığında, yani önce yöntem gelsin, yaşama biçimi arkadan gelir diye yola çıkıldığında, aynı sonuca ulaşılamıyor. Nitekim demokrasilerde bir sonuç olarak uygulanan halkın kendi yöneticilerini seçimle işbaşına getirmesi yönteminin sureta uygulandığı ülkelerin hiç birinde demokratik yaşama tarzının hakim kılmamadığını ve hayata geçirilemediğini tespit edebiliyoruz. Böylece, demokrasinin bir yönetim biçimi olmaktan daha önce, bir yaşama biçimi, başka bir ifadeyle bir kültür meselesi olduğunu söylemiş oluyoruz.</p>
<p>Öyleyse demokrasi nasıl bir külturün ürünudur sorusunun cevabını bulmalıyız. Demokrasi ve demokratik yaşama biçimi Batı kültürüne mahsus bir olgudur. Demokrasinin bir yaşama tarzı olarak toplumsal ve siyasal hayatın kendisi haline gelmiş olan bu ulkelerde (ki en genel ifadesiyle Grek filozofisinin, Roma hukukunun ve Hıristiyanlığın hasılası olan bir kültürün yaşandığı ülkelerdir bunlar), demokrasi bir ülkü olarak hedeflenen bir ilke olmamıştır: demokrasi, bu ülkelerde, uzun bir tarihî geçmişin hasılası olan siyasal ve toplumsal çatışmaların ve neticede bu çatışmalar sonunda elde edilen bir uzlaşmanın ürünü olarak ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Batı kültürünun temel belirleyicileri olarak bilinen Grek felsefesi, Roma hukuku ve Hıristiyanlık, bir yandan Avrupa insanının kafa yapısını ve yaşama tarzını biçimlendirirken; aynı insan, bir yandan da bu temel belirleyicileri kendi yaşama tarzına uygun hale dönüştürmüştür. Roma hukuku, Pappini&#8217;nin alaycı tespitiyle, aslında hasis köylülerin hukukuydu. Grek felsefesi ise, son tahlilde, kelime-i tevhidm bilinçsizce saptırılmasından elde edilmiştir. Hıristiyanlık, aynı şekilde, aslî kaynağından kopartılıp beşerî ifade biçimine dönüştürülmüştür. Başka bir ifadeyle, Batı insanı, felsefeyi de, hukuku da, dini de, kendi yaşama tarzına uyarlamak istemiş ve bunu başarmıştır. Durum böyle olunca, Batı kültürünün temel ırası olan sınıflı ve sınıfçı, koleli ve köleci, ayrımcı ve ayrılıkçı, sömürücü ve sömürgeci yapısı değişmeden kalmıştır. Bu günku Batı demokrasisi de, zaten, bu temellerin üstüne bina edilmiştir. Sınıflı, köleli, ayrılıkçı ve sömürgeci bir toplumsal ve siyasal yapıya sahip olmadan ve bu unsurların belirlediği bir kafa yapısının yönlendirmesi esas alınmadan, bu günkü Batı demokrasisinin varlığını açıklayabilmenin imkânını elde edemeyiz.</p>
<p>Demokrasinin, böylece, bir bakıma Batılı insanın tabiî yaşama biçimi olduğu da ortaya çıkartılmış olmaktadır. Demokrasi, bir yaşama biçimi olarak sınıflar arası bir güç dengesinin üzerine kuruludur. Demokrasilerde öngörülen hukuk böyle bir güç dengesinin üzerinde yükselmiştir. Uygulanan hukukta değişiklik yapma zorunluluğu ortaya çıktığında, söz konusu güç dengesi daima hesaba katılmak durumundadır. Kimse kendi çıkarı öyle gerektiriyor diye ve öteki çıkar zümrelerinin çıkarını dışlayarak böyle bir değişikliğe müracaat edemez. Etmeye kalkıştığında da mukabelesini şiddetle görür. Batı demokrasisinde siyasal partiler, bir dünya görüşünün farklılaşmasını ifade etmekten önce, iktisadî çıkarları temsil etmek üzere vücut bulur. Böylece demokratik hukuk duzeninin bir karşılıklı çıkar dengesi üzerine kurulu bulunduğunu söylüyoruz. Demokrasinin bir uzlaşma rejimi olduğunu ileri sürenler de, sanının, uzlaşmanın değinilen karakterine atıfta bulunuyor. Yoksa onların, mucerret faziletleri böyle gerektirdıği için uzlaşmacı bir tavrı benimsediklerini söylemek insanları gülümsetir.</p>
<p>İmdi, demokrasi madem bir uzlaşma rejimidir, öyleyse nelerin üzerinde uzlaşılmış bulunduğunu bilmeliyiz. Öncelikle, bu uzlaşmaya taraf olanlar hatırlanmalıdır. Bu uzlaşmaya taraf olanlar, toplumu meydana getiren sınıflardır: Aristokratlar, halk ve din adamları.</p>
<p>Üzerinde uzlaşmaya varılan ilkelere gelince, onları da şöylece belirtmek mümkundur sanıyorum: 1. Herkesin yönetime katılmasının sağlanması, yani seçim ve temsil ilkesi, 2. Genel ve eşit oy, 3. Çoğunluğun kararlarına toplumun uyması ve azınlığın haklarının korunması; başka bir söyleyişle, çoğunluğun ve azınlığın birbirlerine tahakküm etmemelerinin sağlanması, 4. Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması, 5. Yasalar önünde eşitlik ilkesi.</p>
<p>Sözü edilen ilkeleri tespit etmek ve üzerinde uzlaşmış olmak elbette yetmiyor. Bu ilkelerin hayata geçirilmesi gerçekleştirilmelidir asıl. Bu demektir ki, bu ilkeleri hayata geçirecek olan yasaların çıkartılması gerekmektedir. İşte, demokrasinin belirleyici ırası da bu kritik noktada odaklanmaktadır. Yoksa belirtilen ilkeleri esas kabul etmiş olan her rejim, kendiliğinden demokratik sayılmıyor. Bu ilkelerin hayata geçirilmesi kanun çıkartmak suretiyle mümkün kılınabilir. Kanun çıkartmak demek hakimiyet (egemenlik) hakkının kullanılması demektir. Kanun çıkartılırken hakimiyet hakkının kullanılmasında referans noktası olarak esas alınan merci neresidir? Kanunlar kim adına ısdar ediliyor? Kanun çıkartılırken referans noktası olarak beşer iradesi mi esas alınıyor, yoksa vahiy mi?</p>
<p>Burada, elbette dikkat etmemiz gereken incelikler var. Çıkartılan kanunların dinî metinlerde yer alıp almamasından bahsetmiyoruz. Bu kanunda yer almış ilkeler, hatta kanun metninin kendisi dinî metinlerden iktibas edilmiş olabilir. Fakat () kanunlar yapılırken esas alınan referans noktası neresidir? Beşer iradesi mi, yoksa vahiy mi?</p>
<p>Kanunları çıkartanlar, her halukârda insanlardır. Fakat insanlar, bu kanunları çıkartırken kimin hatırını güdüyor ya da gütmek istiyor? Kanunun ilkesi dinî metinlerde yer almakla birlikte, kanun çıkartan merci, o kanunu dinin hatırını güderek mi çıkartıyor, yoksa maslahat öyle gerektirdiği için mi o kanun çıkartılıyor?</p>
<p>Değindigimiz gibi, eğer üzerinde mutabakata varılan ilkeler bir başına, bir siyasal rejime demokratik dememiz için yeterli olabilseydi, aynı ilkelerin İslâm’da da bulunduğunu ileri sürerek, İslâmî yönetimin de demokratik olduğunu soyleyebilirdik. Gerçekten de sözü geçen ilkelerin mevcudiyetini İslâmi yönetimlerde de müşahede etme imkânına sahibiz. Seçim ve temsil ilkesi dört halife döneminde uygulanmıştır. O uygulamaların günün gereklerine göre yeniden duzenlenmesi için herhangi bir engel de söz konusu değildir. Oylama suretiyle çoğunluğun kararlarına toplumun uymasını sağlamak da Müslumanların yabancısı olduğu bir uygulama değildir. Bu uygulama zımnında azınlıkta kalanların haklarının korunması da esastır. Bu demektir ki, azınlığın ve çoğunlugun birbirleri üstünde tahakkum etmemeleri hususundaki ilke esasen islâm&#8217;ın öngöruleri arasında bulunmaktadır. Keza temel haklar ve özgürlükler adıyla anılan ilkeler de, lslâmî bir yönetimin esasları arasında yer alır. Yasalar önunde eşitlik ilkesi ise, uzerinde hiç tereddüt bulunmayan temel bir lslâmî uygulama ve ilkedir. Bütün bunlara rağmen, Islâm yönetimine demokratiktir diyemiyoruz. Niye?</p>
<p>Belirtilen ilkeler, aynı zamanda demokratik yönetimin veya demokrasinin unsurları olarak da sayılmaktadır. Fakat nasıl ki, lslâm’ı bu unsurlara indirgeyemiyor ve yalnızca bu unsurlarla izah edemiyorsak, demokrasiyi de yalnızca bu unsurlara indirgeyemiyoruz ve yalnızca bu unsurların varlığına dayanarak izah edemiyoruz. Demokrasi, bu unsurların getirdiği düzenlemelerden fazla bir şeydir. 0 da, demokrasinin seküler bir yaşama düzeni öngörmesi noktasında ortaya çıkar. Demokrasilerde çıkartılan kanunların referans noktasını beşer ifadesinde bulması, o kanunların kendiliginden seküler ve profan bir nitelik kazanması için yeterlidir. Durumu şöylece izah edebiliriz, Israil devleti 1948 yılında kuruldugunda, medenî kanun olarak Osmanlı Devleti’nin medenî kanunu sayılan Mecelleyi yürürlüge koymuştur. Bildiğimiz kadarıyla Mecelle 1960’11 yılların sonlarına kadar yürurlükte kalmıştır. İmdi, Israil, medenî kanun olarak Mecelle’yi yürürlüge koyduğu için onun İslâmî bir yönetim biçimini benimsediğini söyleyebilir miyiz?</p>
<p>Mecelle&#8217;nin yürürlüğe konulmasının sebebi Islâm şeriatını yürürlüğe koymaktan farklı bir anlam taşıyor, o da, toplumsal maslahatın icabına riayet etme hususudur. Aynı şekilde, bazı Avrupa ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde, gerek Muslüman öğrencilerin, gerekse farklı kultürlerden gelen insanların kılık kıyafetlerine müdahale edilmiyor. Veya cuma günleri, Müslumanların cuma ibadetlerini yerine getirebilmeleri hususunda kolaylıklar sağlanabiliyor.</p>
<p>İmdi, bu kolaylıkların biraz daha ilerisine gidilerek, maslahat öyle gerektirdiği için İslâm&#8217;a ait bazı hükumlerin yürürlüğe konulduğu farzedilse, böyle bir uygulama, o ulkede Islam’ın yürürlüğe girdiğine delalet eder mi? Biraz daha ileri giderek diyelim ki, bir ülkede, Islâm’in kişilerin ahvaline dair hükümler, mirasa dair hükümler, alacak borç münasebetleri hususundaki veya eşya hukukundaki hükümler yürürlüğe konulmuş olsa, bir başına bu duruma bakarak orada Islâmi bir idarenin bulunduğuna kani olabilir miyiz? Işte burada, Müslumanca bir iradenin devrede olup olmadığını ararız. Eğer ortada Müslümanca bir irade mevcut değilse, uygulanan kanunların islâm şeriatından iktibas edilmiş olması, ortada Islâmi bir idarenin bulundugunu ileri sürmemiz için yeterli olmaz.</p>
<p>Demokrasilerde, kanunların çıkartılmasında referans noktası olarak beşeri iradenin esas alınması, o kanunları kendiliğinden seküler ve profan bir niteliğe dönüştürür. Dinî metinlerden iktibas edilen kanunlar da, bu bağlamda, seküler ve profan bir niteliğe sahip kılınmış olur. Islâm’daysa, bu durumun tersine, Müslumanca bir iradeyle yürürlüğe konulmuş bir hüküm, dinî metinlerde daha önceden yer almamış bile olsa, orada ve o bağlamda, Islâmi bir nitelik ihraz etmiş sayılır. Nitekim kiyas suretiyle veya başka yöntemler uygulanarak sonradan ısdar edilmiş olan kanun hükümleri bu cümleden sayılabilir.</p>
<p>Demek ki, burada, kanun çıkartılırken referans noktası olarak esas alınan mercie bakıyoruz. Eğer yürürlüğe konulan hüküm dinî bir metin bile olsa, o metin, dinin hatırı güdülerek değil, fakat maslahat öyle gerektirdiği için öylece yürürlüğe konulmuşsa, o kanunun seküler ve profan bir nitelik kazandığını söylüyoruz. Bu durumun tersine, yürürlüğe konulan kanun, daha önceki dinî metinlerde yer almamış olmakla birlikte Müslümanca bir iradeyle ve Islâm’in esaslarına riayet etme hassasiyeti güdülerek yürürlüğe konulmuşsa, o kanunun lslâmî bir niteliğe büründuğünü ileri sürebiliyoruz.</p>
<p>Islâm&#8217;la demokrasi arasındaki temel farklılığın ve uzlaşmazlığın değinmiş olduğumuz bu noktada tebellür ettiğini söyleyebiliriz. Demokrasilerde dinî kayıtlamalara riayet etme hususunda bir kısıtlama ve bir mecburiyet mevcut değildir. Nasıl ki, bunun tersini gerektiren bir kural da yoktur. Yani demokratik irade isterse ve maslahat öyle gerektiriyorsa, dinî bir metni yürürlüge koymakta da serbesttir. Nitekim Avrupa demokrasilerinde kısmen de olsa yürürlükte olan temel kanunların tamamı kaynağını dinî metinlerde bulur. Ancak bu metinler dini olduğu için değil, fakat maslahat öyle gerektirdigi için yürürlüge konulmuştur. Ve bu durumun laiklik ilkesini zedelediği de kimsenin aklına gelmez. Çünkü laiklik din ile devletin değil; fakat kilise ile devletin alanlarını ayrıştıran kurumun adıdır. Yoksa Hıristiyan Bah insanının din ile mübarezesi söz konusu değildir. Mübareze kilise ile devlet arasında vuku bulmuş ve orada da uzlaşma sağlanmıştır.</p>
<p>İmdi, İslâmî bir yönetimin kanun koyarken riayet etmekle mukellef olduğu bazı esaslar söz konusudur. Kendisinin İslâmî olduğunu ileri süren bir idare, dinin haram kıldıgı hususları helal sayan bir kanun çıkartamaz. Oysa hakimiyetin menşeini beşer iradesinde bulan ve maslahata göre karar verebilen demokrasilerde, bu hususta herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Demek ki, demokratik zeminde Islâm şeriatına uygun düşen bir hukukî uygulamanın, aynı zamanda İslâmî bir uygulama anlamına gelmeyeceği anlaşılabilir olmaktadır. Fakat İslâmi bir yönetim biçiminde demokrasinin olup olmayacağını bir kere daha sorabiliriz. Bu bağlamda şu ayrımlara dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyoruz:</p>
<p>1. lslâm hukuk kurallarının yürürlükte olduğu bir toplumda yöneticilerin belirlenmesi için oy verme, seçme</p>
<p>ve daha geniş anlamda yönetime katılma prosesi bir şekilde düzenlenmiş olabilir. Bu proseslerin nasıl belirleneceği orada yaşayan Müslümanlarca kararlaştırılır. Durum, bir Islâm toplumunun iç meselesi olarak ortaya çıkar. Söz konusu iç mesele muvacehesinde siyasî partilerin kurulup kurulmayacagı gibi hususlar da tartışmaya açılabilir. Ancak bütün bu konuların lslâmî hükümlerin yürürlükte bulunduğu bir zeminde cereyan etmekte olduğu hususundaki faraziyemizi akıldan çıkartmamamız gerekiyor.</p>
<p>2. Aynı konuların Islâm hukukunun yürürlükte bulunmadığı bir zeminde tartışılması farklı bir anlam ifade edecektir. lslâmdışı bir hukuk düzeninin yürürlükte bulunduğu bir siyasal ortamda, İslâmî siyasal partilerin kurulması tecviz ediliyorsa, bu müsaadeyi veren rejimin aslında kendi sıhhatini ve hayatiyetini teminat altına almak istediğini ileri sürebiliriz. Böylece, Islâmdışı siyasal ortamda, İslâmî siyasal partilerin kurulması suretiyle İslâm&#8217;ın hayata geçirilebilecegini düşünenler, aslında mevcut düzenin bekasına hizmet etmekten başka bir şey yapmamış olurlar. Öte yandan, Muslümanlara değinilen nitelikte hak tanımakta sakınca görmemiş olan rejimin, aynı hakkı geri alma hususunu da elinde bulundurduğu akıldan çıkartılmamalıdır.</p>
<p>Son bir noktaya değinerek konuyu bitirmek istiyorum: Islâmi yönetimde, yöneticilerin nasslarla bağlı olduğunu söyledik. Akla gelebilir ve denebilir ki, Islâmdışı yönetimlerde de, yöneticiler anayasalarla bağlıdırlar, bu anayasa ister yazılı olsun, ister yazıya raptedilmemiş olsun&#8230; Ancak İslâmî yönetimde nasslara bağlılık mutlaktır.</p>
<p>Oysa Islâmdışı yönetimlerde veya demokraside anayasaya bağlılığın ırası mutlak değildir: insanlar isterlerse bağlı bulundukları anayasayı degiştirebilirler. Bu ihtimal, en azından teorik olarak varbulunmaktadır. İslâmî yönetimdeyse nassları değiştirmek kimse nin hakkı ve yetkisi dahilinde değildir. Demokraside olsun, Islâmi yönetim biçiminde olsun ”hakimiyetin kayıtsız, şartsız milletin” olduğu söylendiğinde, iki farklı yönetim biçiminde bu ifade iki farklı anlama gelmektedir.</p>
<p>İslâmi yonetim biçiminde millete olan kayıtsız şartsız bağlılığın ifadesi, son tahlilde, Islâm milletine olan bağlılığı veya nasslara olan baglılığı ifade ederken; demokratik uygulamada aynı kelimelerin seküler ve profan bir içerik taşıdığı, dolayısıyla sözkonusu kayıtsız ve şartsız bağlılığın teorik olarak bile olsa beşer iradesine dayandığı ve sonuçta keyfiliğe donüşebileceği akılda tutulmalıdır. Bu son durum, her iki yönetim biçiminde hakların ve özgürlüklerin teminatı bakımından da anlam taşır. İslâmî yönetimde zımmîlere verilmiş olan hakların ve özgürlüklerin kısıtlanması hiçbir yönetimin elinde değildir; oysa demokrasilerde, yurttaş olmayanlara sağlanmış olan hakların ve özgürlüklerin istendiği takdirde geri alınabileceği âşikârdır.</p>
<p>Rasim Özdenören &#8211; Düşünsel Duruş,syf.232,242</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dusunsel-bir-sorun-olarak-islam-ile-demokrasinin-uzlasmazligi/">Düşünsel Bir Sorun Olarak İslâm ile Demokrasinin Uzlaşmazlığı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dusunsel-bir-sorun-olarak-islam-ile-demokrasinin-uzlasmazligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Niçin ? Niçin ? Niçin ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/nicin-nicin-nicin/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/nicin-nicin-nicin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2015 09:32:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriattan Korkanlara Necip Fazıl'ın Cevabı]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl kısakürek]]></category>
		<category><![CDATA[Niçin ? Niçin ? Niçin ?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7913</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâm ve Şeriat mefhumlarından niçin korkuyorsunuz? Siz, küfür rahipleri! İslâm ve Şeriat mefhumlarını, niçin tarafımızdan karşılığı olan bir fikir meselesi olarak değil de, çocukların, izahsız ve cevapsız umacı ruhiyatı içinde görüyorsunuz? Bizim bu mevzuda söyliyeceğimiz ve dünya çapında izahına girişeceğimiz sözümüz var da, sizin verebileceğiniz cevap niçin yok? Yoksa bu iki mefhum, sizce, ananızı ve babanızı öldürmüş ve ocağınıza [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nicin-nicin-nicin/">Niçin ? Niçin ? Niçin ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1534302_515108158595090_3199225058909921137_n.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-7914" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1534302_515108158595090_3199225058909921137_n.jpg" alt="Niçin ? Niçin ? Niçin ?" width="407" height="305" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1534302_515108158595090_3199225058909921137_n.jpg 720w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1534302_515108158595090_3199225058909921137_n-600x450.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1534302_515108158595090_3199225058909921137_n-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/1534302_515108158595090_3199225058909921137_n-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 407px) 100vw, 407px" /></a></p>
<p>İslâm ve Şeriat mefhumlarından niçin korkuyorsunuz? Siz, küfür rahipleri! İslâm ve Şeriat mefhumlarını, niçin tarafımızdan karşılığı olan bir fikir meselesi olarak değil de, çocukların, izahsız ve cevapsız umacı ruhiyatı içinde görüyorsunuz?</p>
<p>Bizim bu mevzuda söyliyeceğimiz ve dünya çapında izahına girişeceğimiz sözümüz var da, sizin <span class="text_exposed_show">verebileceğiniz cevap niçin yok? Yoksa bu iki mefhum, sizce, ananızı ve babanızı öldürmüş ve ocağınıza incir dikmiş iki kaatilin ismi midir?<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Bu halinize sebep, İslâm ve Şeriat mefhumlarını, bir zamanlar, bizzat İslâm ve Şeriate zıt anlayışla temsil edenlerin sebep oldukları felâketler ve kötü misallerse, sizden evvel dinin mahkûm ettiği ve edeceği o sakîm zihniyeti suçlu bulacağınıza, niçin İslâm ve Şeriati suçlu buluyorsunuz?<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Bütün kanunlarınız ve ölçüleriniz hakkında isteyen, kendi şahsî mide gurultusunu bile esas tutarak<br />
bir kıymet hükmü koyabilirken, niçin sadece İslâm ve Şeriat böyle bir hak ve selâhiyetten memnû<br />
tutuluyor?<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Sâf ve hakikî kanun anlayışında; İslâmı medhetmekle, temel devlet nizamlarının onunla değiştirilmesini istemek arasında, eve girmesi yasak edilmiş bir kadının «içeriye girsin» demeksizin güzelliğini ve doğruluğunu övmek gibi, biri fiille teşvik ve öbürü sadece tefekkür ve tasavvur plânında tecelli gibi muazzam bir fark varken bu mevzuda «gık!» diyenin 163 numaralı torpile çarptırılışındaki facia nedir? Yasak olan, fiilî teşvik veya fiile teşvik halinde Müslümanlık mıdır? Eğer Müslümanlık yasak değilse; bir mü’minin kendi dâvasını «kanunlarınızı buna uydurun!» demeden savunmasından daha tabî ne olabilir?<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Bu toprağın sahipleri, üzerinde dolaşan 33 milyon insanı mı, onu idare eden 3300 kişi mi, yoksa altında yatan 3 milyar 300 milyon Türk mü? bir memleketin hakikî sahiplerini, kendi öz ruh kökünden utandırmaya ve bu ruh kökünün hükümleri üstünde söz söylemeyi suç saymaya kadar giden bir ölçü, eğer o memlekete dışarıdan musallat bir işgal rejimine ait değilse, hangi idare şekline bağlanabilir? Hele demokrasya iddiası güdülen bir âlemde, Firavunlar asrının bile tanımadığı bu hürriyetsizlik havası; ve söz, tebliğ ve telkin hürriyetini tahdit edici şekiller, ne demektir? Şapkasının biçiminden potininin bağına kadar taklit ettiğiniz Amerikada Protestanlığın ağzına böyle bir gem vurulsa, yahut vurulacağı ihtimalinden bahsedilse, yahut da böyle bir mevzu açılıp açılamıyacağı sorulsa, acaba ne olur?</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Sizin, ey ilericiler, kanunlarınız ve ölçülerinizle cihan demokrasyasında vaziyetiniz, hiçbir fikir hakkını kanun dışı saymayan bu âlemde doğrudan doğruya kanun dışı sayılmanız olabilir! Biz, sağ, sol, bu tâbirlerden hiçbir şey anlamayız. Biz sade ve elhamdülillâh Müslümanız. Bu defa da küfür adına çalışan ruhundaki erimez nasır bakımından, asıl takibi gereken yobaz sizsiniz! Siz, dini anlamamak ve nefsine uydurmak bakımından isimlendirdiğimiz dünün yobazı karşılık, onun tersi ve aksülâmeli olan, halis ve mükemmel küfür yobazlarısınız! Ve elinizde demokrasya, iğneli fıçıda oturttuğunuz milletin, «Egemenlik Ulusundur» levhası altında, içinden kan ağlama ve dışarıya karşı gülümseme ve mutlu görünme işkencesinden başka bir şey olmamıştır.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Necip Fazıl,İdeolocya Örgüsü</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/nicin-nicin-nicin/">Niçin ? Niçin ? Niçin ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/nicin-nicin-nicin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İktidar Paylaşımı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/iktidar-paylasimi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/iktidar-paylasimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2015 21:03:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İhsan Fazlıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İktidar Paylaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[Birey]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Devrim]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasetname]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=6775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her şeyden önce katmanlaşmayı, dolayısıyla düzen kurmayı becerebilen toplumlar, paylaşımı bilgiye, dolayısıyla ehliyete dayandırarak toplumun tüm bireylerine açmışlar; bu vasfı edinen her kişiye toplumun ürettiği artı-değerden pay alacak olanağı, en azından nazarî seviyede, vermişlerdir. Kadim kültürümüzde kaleme alınan Siyaset-nâmeler böyle bir katmanlaşmanın ve bilgi ile ehliyetin paylaşımdaki merkezî yerini gösterirler. Güç, hangi araçlarla elde edilirse [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iktidar-paylasimi/">İktidar Paylaşımı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-62.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-6776" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-62.jpg" alt="İktidar Paylaşımı" width="398" height="265" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-62.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-62-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-62-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 398px) 100vw, 398px" /></a>Her şeyden önce katmanlaşmayı, dolayısıyla düzen kurmayı becerebilen toplumlar, paylaşımı bilgiye, dolayısıyla ehliyete dayandırarak toplumun tüm bireylerine açmışlar; bu vasfı edinen her kişiye toplumun ürettiği artı-değerden pay alacak olanağı, en azından nazarî seviyede, vermişlerdir. Kadim kültürümüzde kaleme alınan Siyaset-nâmeler böyle bir katmanlaşmanın ve bilgi ile ehliyetin paylaşımdaki merkezî yerini gösterirler.</p>
<p>Güç, hangi araçlarla elde edilirse edilsin bir kez kazanıldığında hep elde tutulmak istenir. Bu durumun temsil değeri yüksek en güzel örneği, bir babanın sahip olduğu gücü çocuklarına aktarmak istemesinde görülür. Tarihte yalnızca saltanat babadan oğula geçmemiştir; dört yüzyıl süren tabip aileler, birkaç yüzyıl devam eden bilgin aileleri hep bu gerçekle alâkalıdır. Paylaşımın bilgi ile ehliyete dayanması, en sonunda katmanlararası geçişi sağlayan şeffaf bir sistem oluştururken (meritokrasi), paylaşımın hâkim güçlerce yapay ölçütlere göre ayarlanması kilitlenmeye neden olur. Kast Sistemi&#8217;nin kozmik-dinî gerekçelere dayandırılması; örnek olarak İslâm siyaset düşüncesinde belirli bir ailenin (Kureyş) kozmik-dinî seçilmişliği; ya da Türk devlet geleneğinde yalnızca, Kınık, Kayı gibi bazı seçilmiş ailelere siyasî iktidar hakkının tanınması bu tespitle ilgilidir. O kadar ki, mitolojiler bile, günümüzdeki ideolojiler gibi, kısmî olarak toplumlarda paylaşımın hâkim güçlerce yapılmasına olanak verecek şekilde örgütlenmişlerdir.</p>
<p>Paylaşımın yol açtığı çatışmayı belirli bir ahenkte tutmak için siyasî, dinî, ilmî ve ticarî aynı çıkara sahip bireylerin örgütlenmelerine ve paylaşım için yarışmalarına izin veren sistem, günümüzde demokrasi adıyla bilinmektedir. Paylaşımın bir yarış halini alması; karmaşık bir yapı içerisinde çok sesli bir uyum (harmoni) oluşturulmaya çalışılması ilk elde cazip gelse de, sistem nazarî seviyede kalmaktadır. Özellikle güçlü ülkelerde, demokrasi o ülkede hâkim güçlerin örtülü manipülasyonuna olanak verirken; zayıf ülkelerde de güçlü ülkelerin gizli-örtülü müdahalesine ortam sağlamakta; paylaşım, özellikle güçlü ülkelerle işbirliği yapan hâkim zümrelerin yapay kıstaslarına göre belirlenmektedir. Bu durum toplum içerisinde yatay biriken bir enerji yaratmakta, dikey harekete geçtiğinde ise toplumsal patlamaya (devrim) neden olmaktadır.</p>
<p>Yukarıda özetlenen yapılardan hangisi tercih edilirse edilsin, değişmeyen tek şeyin iktidar paylaşımının yarattığı çatışmanın, insanî bir nitelik olduğudur. Öyleyse yapılması gereken ilk şey insan olmaklığımızı dikkate alarak, niteliğimizi ortadan kaldırmak değil eğitmek (eğmek) ve öğretmektir. Nitekim tüm dinlerin ve hayata ağırlık veren felsefî sistemlerin amacı, işbu niteliğin hem birey hem de tür olarak insan lehine terbiye edilmesidir. Bu nitelik, insanın doğasına dayalı bir ahlakî ve hukukî sistem içerisinde iş görür, paylaşım da bilgi ve ehliyete göre yapılırsa ön-görülebilir ve sürdürülebilir bir hayat inşa etmek mümkün olur.</p>
<p>Hem bireyler hem de toplumlar sağlıklı bir iktidar paylaşımı için hayatı iki tarafı keskin bir kılıç formunda yaşamalıdır; bu keskinliğin korunması birey ve toplumların ayıklığını sağlarken; körelmesi iç çatışmaya düşülüp başkalarına uşak olunmasına neden olur. Ülkemizde, milletimize uşak olmayı öğretene aydın denir; bunun bir üst makamında da uluslararası şöhrete sahip, Türk bilgini olmayı becerememiş, bilim adamları/kadınları yer alırlar.</p>
<p>İhsan Fazlıoğlu-Akıllı Türk Makul Tarih</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/iktidar-paylasimi/">İktidar Paylaşımı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/iktidar-paylasimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Ve Demokrasi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/osmanli-ve-demokrasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/osmanli-ve-demokrasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2015 12:40:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Özel-Zor Zamanda Konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı ve Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Zor Zamanda Konuşmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3309</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağdaş demokratik toplumlarda suç sayılan unsur düşünce değil &#8220;eylem&#8221; dir. Aşırı bir örnek verecek olur­sak şunları söyleyebiliriz. Bir insanın &#8220;hırsızlık etmek bir toplumda fena bir davranış değil, tersine iyi ve faydalı bir davranıştır&#8221; gibi bir tezi savunması demokratik ve hür bir toplum örgütlenmesi içinde suç sayılmaz. Ama aynı insanın fiilen hırsızlığa kalkışması suçtur ve cezayı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanli-ve-demokrasi/">Osmanlı Ve Demokrasi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaş demokratik toplumlarda suç sayılan unsur düşünce değil &#8220;eylem&#8221; dir. Aşırı bir örnek verecek olur­sak şunları söyleyebiliriz. Bir insanın &#8220;hırsızlık etmek bir toplumda fena bir davranış değil, tersine iyi ve faydalı bir davranıştır&#8221; gibi bir tezi savunması demokratik ve hür bir toplum örgütlenmesi içinde suç sayılmaz. Ama aynı insanın fiilen hırsızlığa kalkışması suçtur ve cezayı müstelzimdir. Bu yaklaşımı bütün alanlara teşmil etmek de mümkündür. Eylemin suç sayılmasının dayanağı da bellidir: Toplum güvenliği. Eylemin her türlüsünü bir insanın başka insanlar üzerine kurmaya kalkıştığı bas­kıyla bağlantılıdır. Eylemin yasaklanması başka bireyleri olduğu kadar, toplum teşkilâtlarını ve devletin kendini korumasıyla da ilgili olabilir.</p>
<p>Bugün son derece ileri, demokratik, hür gibi görü­nen bu yaklaşım gerçekte müslüman topluluklarda en son da Osmanlı Devleti bünyesinde yaşanmıştır. Yani Osmanlı toplumu çağdaş toplumların pek özendikleri düşünce hürriyeti ve ferdin dokunulmaz temel hakları hususunu fiilen yaşamış ve durumunu yıkılışının son demlerine kadar korumuş toplumdu. Hünkâr İskelesi Anlaşması sırasında İngiliz elçiliğine gizli polis gerekti­ğinde İstanbul&#8217;un müslüman ahalisi böyle bir ajanlık teklifi karşısında şunları söylüyorlardı: &#8220;Kur&#8217;ân-ı Kerim ve bizim karakterimizin dürüstlüğü bizlerin espiyonlar haline gelmemize izin veremez. Biz gavurların özel hayatına hürmet ederiz. Nasıl kendi haremlerimizin içine saygı duyulmasını bekliyorsak onların da haneleri­ne karışmayız. Evlerinin dördüncü duvarı içinde canlan ne isterse söyleyebilir, dillerinin ucuyla İslâm&#8217;ı ortadan kaldırabilir veya Halife&#8217;yi öldürebilirler, bunların bizce önemi yok, ama bir değnekle dahi olsa otoriteye karşı çıkmak üzere meskenlerinin eşiğini aşacak olurlarsa onları nizama sokmayı biliriz. Onların sırlarını gizlice çalma hakkına sahip değiliz, böyle yapmaktansa yol kesip açıktan haydutluk yapmayı daha şerefli addede­riz&#8221;.</p>
<p>İslâm&#8217;ın gizliliğe ruhsat tanımamış olması halkın ru­hunda temiz ve yiğitçe değerler doğurmakla yankısını bulmuştur. Bu sonuç düşünce suçunun toplumca kabul edilmesini de önlemiştir. Aynı biçimde mesken dokunul­mazlığı, herkesin inanç alanında mutlak serbestisi gibi unsurlar aynı anlayışın tabii sonuçlan olarak doğmakta­dır.</p>
<p>Hiç gözden uzak tutmamak gerekir ki,Osmanlı top­lum düzeninde düşünce suçuna yer olmamasının sebebi doğrudan doğruya halkın kendine güveni olduğu kadar, toplumda &#8220;nomos&#8221; hakimiyetinin bulunmasıdır. Eğer  halkın İslâm&#8217;a olan bağlılığı gevşek, yönetimden şikayeti  vahim derecede olsaydı kuşku yok ki hem İslâm aleyhtarlarının söz hürriyetinden, hem de otoriteye karşı gö­rüşlerin hayat hakkından çok uzaklaşılmış olacaktı. Nitekim, Osmanlı yönetiminin yetersizliği ile yasalarının sertleşmesi sonraki yıllarda birbirine paralel olarak artmıştır.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>İsmet Özel-Zor Zamanda Konuşmak</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanli-ve-demokrasi/">Osmanlı Ve Demokrasi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/osmanli-ve-demokrasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokrasi-Kemiyet&#8217;in Hakimi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/demokrasi-kemiyetin-hakimi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/demokrasi-kemiyetin-hakimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2015 15:30:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi-Kemiyet'in Hakimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4420</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;Demokrasi, keyfiyetin yerine kemiyeti koyduğu gibi ruhun ferisi de maddeye bağışlıyor. Çoğunluğun sözü geçerliği, kemiyetin hâkimiyeti  îdi. Bir toplumun ferdi ruhtaki akislerinin yerine toplumun madde olan kütlesinin hâkim oluşu ise ruhun yerine maddenin geçirilmesidir. Toplum içinde her ferdin dileklerini hâlda» kılmak gaye olmamalıdır. Çünkü toplum hayatında en bayağısından başlayarak iyi ve kötü bütün dilekler yaşatılmaktadır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/demokrasi-kemiyetin-hakimi/">Demokrasi-Kemiyet’in Hakimi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/demokrasi.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-4582" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/demokrasi.jpg" alt="Demokrasi Kemiyet'in Hakimi" width="425" height="319" /></a>&#8216;Demokrasi, keyfiyetin yerine kemiyeti koyduğu gibi ruhun ferisi de maddeye bağışlıyor. Çoğunluğun sözü geçerliği, kemiyetin hâkimiyeti  îdi. Bir toplumun ferdi ruhtaki akislerinin yerine toplumun madde olan kütlesinin hâkim oluşu ise ruhun yerine maddenin geçirilmesidir. Toplum içinde her ferdin dileklerini hâlda» kılmak gaye olmamalıdır. Çünkü toplum hayatında en bayağısından başlayarak iyi ve kötü bütün dilekler yaşatılmaktadır. Bunların, kültür ve ahlâk bakımından yükselmiş fertlerin ruhlarındaki akislerinin bizzat bu büyük ruhlar tarafından seçildikten, elendikten, ayıklandıktan sonra temiz ve Allah’a yararlı olanlarının ayrılıp cemiyette hâkim kuvvet haline getirilmesi ideali teşkil edebilir. Fert fert vatandaşların isteğini yerine getirmek için hükümet kapılarında dolaşmak temsil görevi değildir.</p>
<p>Millet iradesini temsil etmek, oy sahiplerine yaranmaktan bambaşka bir şeydir. Milletvekilinin, fertlere minnet ve müdahalesi olmamalıdır. O ancak büyük mesuliyeti omuzlarına yüklenmiş, vicdanına minnet borçlu olduğunu bilen ve yalnız bu mesuliyetin huzurunda eğilen insandır. Önünde eğileceği kuvvetler, ruhî kuvvetlerdir. En başta Allah emri, ondan sonra millet dâvâsı, anayasa ve devlet iradesi onun âmirleridir.</p>
<p>Nurettin Topçu,İradenin Davası</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/demokrasi-kemiyetin-hakimi/">Demokrasi-Kemiyet’in Hakimi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/demokrasi-kemiyetin-hakimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokrasi ve İslamiyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/demokrasi-ve-islamiyet-cemil-meric/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/demokrasi-ve-islamiyet-cemil-meric/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Dec 2012 11:47:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Avrupa'nın demokrasi anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[cemil meriç]]></category>
		<category><![CDATA[DEMOKRASİ VE İSLÂMİYET]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Eşitlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=126</guid>

					<description><![CDATA[<p>İki asır önce basılan bir ikonoloji kitabında, kadın olarak tasvir edilmiş demokrasi; alnında asma yapraklarından bir taç, sırtında kaba saba giysiler; bir elinde nar, ötekinde yılan. Her çağ kendi rüyalarını, kendi emellerini söyletmiş kelimeye; her demagog kendi yalanlarını. Uğrunda sel gibi kan akıtılmış. Nedir bu demokrasi? “Katıksız demokrasi ayak takımının despotizmidir”, diyor Voltaire. “Demokrasinin temeli [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/demokrasi-ve-islamiyet-cemil-meric/">Demokrasi ve İslamiyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/demokrasi-ve-islamiyet-cemil-meric/attachment/10/" rel="attachment wp-att-127"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-127" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2012/12/10.jpg" alt="" width="275" height="206" /></a></p>
<p>İki asır önce basılan bir ikonoloji kitabında, kadın olarak tasvir edilmiş demokrasi; alnında asma yapraklarından bir taç, sırtında kaba saba giysiler; bir elinde nar, ötekinde yılan. Her çağ kendi rüyalarını, kendi emellerini söyletmiş kelimeye; her demagog kendi yalanlarını. Uğrunda sel gibi kan akıtılmış. Nedir bu demokrasi?</p>
<p>“Katıksız demokrasi ayak takımının despotizmidir”, diyor Voltaire. “Demokrasinin temeli fazilettir”, diyor Montesquieu… De Maistre: “hırstır”, diyor. Demokrasi adaletin temelidir, Vacherot’ya göre. Proudhon’a göre, ruhani ve cismani bütün iktidarların sona ermesidir. Thierry için, demokratik cumhuriyetlerin sonu ahlaki bir alçalıştır.</p>
<p>Günümüze gelelim: Weberci bir sosyologa göre, demokrasiyi diğer siyasi rejimlerden ayıran önfaraziye: hürriyet. Hürriyet, demokrasinin başlangıcından itibaren mevcuttur; derece kabul etmeyen, kayıtsız şartsız bir hürriyet. Bu mefhum demokrasinin amacını da belirler: eşitlik. Eşitlik gerçekleşemez, gerçekleşirse demokrasi hikmet-i vücudunu kaybeder, yerini anarşiye bırakır. Tarihteki demokrasileri anlamak ve özlerinden ne kadar uzaklaştıklarını tayin etmek için onları bu saf tiple karşılaştırmak gerek.</p>
<p>Çağdaş Avrupa’nın demokrasi anlayışı bu, kısaca. Şimdi de İslamiyet’in devlet telakkisine bir gözatalım.</p>
<p>İnsanlar, doğuştan eşittirler: kullukta, fanilikte eşitlik. Ama menfi bir eşitlik bu. Sonra, iman sayesinde yeni bir eşitlik kazanırlar, kardeş olurlar. Rabbin lütuflarından aynı ölçüde faydalanacaklardır: hukuki ve müsbet bir eşitlik.</p>
<p>Kulun bütün haysiyeti: mümin oluşunda. Kul, mümin olunca hukuki bir hüviyet kazanır, dilenciyi halifeye eşit kılan bir hüviyet.</p>
<p>İslam için hürriyet felsefi değil, hukuki bir mefhum. Temeli: camianın bütün fertleri arasında tam bir hak eşitliği olduğu inancı.</p>
<p>Hükmeden Allah’tır, bu hakimiyet devredilemez. Allah, her ul-ül emri otorite ile doğrudan doğruya techiz eder. Emir (veya Sultan) seçimle gelse de, durum değişmez. Allah’ın dışında cismani bir otorite yoktur. Vardır demek, Allah’a şerik koşmaktır. Ul—ül—emr, Allah’ın aletidir sadece. İslamiyet’te her türlü istibdada, ahkam-ı Kur’aniyye dışındaki her türlü keyfiliğe karşı direnmek için birçok yollar vardır.</p>
<p>Kitap sahibi kavimler, İslam’ın üstünlüğünü kabul etmek ve ona cizye ödemek şartıyla hudutlu, fakat teminatı olan bir hakka layık görülürler. Bu himaye, ümmetin bir civanmertliğidir. Bir nevi misafirperverlik. Himaye edilenlerin daha az vazifeleri olduğu için, hakları da daha azdır. İbadetlerine devam edebilir, kendi kanunlarını uygulayabilirler.</p>
<p>Putperestlerin camiada yeri yoktur. Ama Müslümanlar onları da zaman zaman korumuşlardır. Her kafir ve putperest İslamiyet’i kabul eder etmez, misak’a dahil olur. İslam, cihanşümül bir dindir, bütün insanlara hitap eder. Kast da tanımaz. Gerçek Müslümanın nazarında sosyal sınıf diye bir şey olamaz. Servet veya mevki ayırmaz insanları; Müslüman, Müslümana eşittir. Cevdet Paşa’nın söyleyişiyle: “Emr-i taayüşçe agniy ile fıkaranın halleri mütekaarib ve müteşbihdir. Cami-i şerifde ise müsavat-ı tamme ve hürriyet’i kamile vardır…” Fukara ile zengin arasında “bir büyük mesafe görünmez.” Ve Hıristiyan devletlerinde olduğu gibi, tefrika ve husumet de yoktur. “Binaenaleyh, akvam-ı İslamiye’de commune ve socialiste ve nihiliste gibi fürük-ı itizaliyye” bulunmaz.</p>
<p>Emr (teşrii magister) Kur’an’ındır. Fıkıh (kazai magister) bütün müminlerindir. Müminler Kur’an’ı okur, ezberler ve hareketlerini ona göre ayarlarlar. Bir hükm (icra kuvveti) var, hem mülki, hem dini. Hükm yalnız Allah’ındır. Bir aracı tarafından (ul-ül-emr) yürütülür. Ul-ül-emr’in ne kazai, ne de teşrii kuvveti vardır.</p>
<p>Vatandaşlığı yapan kan ve toprak değil, inanç. Ümmetin Avrupa dillerinde karşılığı yok. Siyasi ve dini bir bağ. Kuran hem bir ibadet kitabı, hem bir anayasa, muhatabı bütün insanlık.</p>
<p>Demek ki İslamiyet’in temel mefhumu: eşitlik. Bu bir amaç değil, bir hak. Hürriyet, eşitliğin bir başka adı veya görünüşü. Sınıf kabul etmeyen, imtiyaz tanımayan bir dinde kimin, kime karşı hürriyeti? Batı, hürriyeti, bir hata işleme hakkı olarak tarif ediyor. Müslümanın böyle bir hakkı yoktur. Çünkü o ebedi hakikatin, yegane hakikatin, cihanşümul hakikatin emrindedir.</p>
<p>Evet, İslamiyet bir kanun ve nizam hakimiyeti (nomokrasi)dir. Batı’nın gerçekleştirmeğe çalıştığı eşitliği çoktan fethetmiştir. Fikir hürriyetini, insanı insana saldırtan bir tecavüz silahı olarak değil, bir ikaz, bir irşat vasıtası olarak kabul etmiştir. Demokrasinin ta kendisidir İslamiyet. Ama Batı’nınkinden çok başka bir ruh ikliminde gelişen, çok başka umdelere dayanan bir demokrasi.</p>
<p>Cemil Meriç &#8211; Bu Ülke</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/demokrasi-ve-islamiyet-cemil-meric/">Demokrasi ve İslamiyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/demokrasi-ve-islamiyet-cemil-meric/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
