<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cebir | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/cebir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Feb 2026 12:38:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Cebir | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Allah’ın Eylemlerinin Nedenselliği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allahin-eylemlerinin-nedenselligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allahin-eylemlerinin-nedenselligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 May 2019 13:42:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Allah/Ruyetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın eylemleri ve hükümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Eylemlerinin Nedenselliği]]></category>
		<category><![CDATA[Şemseddin Semerkandî]]></category>
		<category><![CDATA[Cebir]]></category>
		<category><![CDATA[Güç Yetirilemeyenden Sorumlu Tutulmak]]></category>
		<category><![CDATA[Teklif Mâlâ Yutâk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=21822</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’ın eylemleri ve hükümlerinde neden aranılıp aranılmayacağı (muallel) konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Mu’tezile âlimleri ile fıkıhçıların çoğunluğuna göre, Allah’ın eylem ve hükümleri, kulun yararı doğrultusunda bir nedenliğe sahiptir. Ötekiler ise bu yaklaşımdan kaçınmışlar ve kendilerini şu delillerle savunmuşlardır: Birincisi: Kâdir ve Hâkim olan bir amaç doğrultusunda bir eylem gerçekleştirdiğinde, eğer söz konusu amaç meydana [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-eylemlerinin-nedenselligi/">Allah’ın Eylemlerinin Nedenselliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/allah-4.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-14926 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/allah-4-300x234.jpg" alt="" width="300" height="234" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/allah-4-300x234.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/allah-4.jpg 361w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Allah’ın eylemleri ve hükümlerinde neden aranılıp aranılmayacağı (muallel) konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür.</p>
<p>Mu’tezile âlimleri ile fıkıhçıların çoğunluğuna göre, Allah’ın eylem ve hükümleri, kulun yararı doğrultusunda bir nedenliğe sahiptir. Ötekiler ise bu yaklaşımdan kaçınmışlar ve kendilerini şu delillerle savunmuşlardır:</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Kâdir ve Hâkim olan bir amaç doğrultusunda bir eylem gerçekleştirdiğinde, eğer söz konusu amaç meydana gelmezse, ondan bu fiilin oluşmaması daha iyi olduğu için, fiil mümkün olmaz. Eğer bu daha iyi gerçekleşirse, ancak onunla tamamlandığı için, zâtı itibarıyla eksik olmuş olur.</p>
<p>Eğer, “Daha iyi olması kul açısındandır” dersen, cevaben deriz ki: En iyisi (evlâ) olması, kul açısından olduğu gibi eylemi yapan açısından da söz konusu olduğu için, burada bir paylaşım vardır. O fiilin kul için iyi olması, aynı zamanda fail için de iyidir anlamına gelmektedir. Eğer bu olmazsa, anlamsızlık gerekir. Eğer olursa, bu durumda da zâtın onunla tamamlanmış olması icap eder.</p>
<p><strong>Bunun yanıtı şudur:</strong> Kulun yararına olması, onu yaratanın da yararına olması anlamına gelmez. Bu durumda “O eylemi yapmaz” sözü ise, tarafımızca kabul edilemez. Zira fail ancak herhangi bir şekilde daha iyi olmadığında yapmayabilir. Bu ise kulun yararına nispetle daha iyi olabilir.</p>
<p><strong>İkincisi:</strong> Allah’ın eylemi bir amaç doğrultusunda gerçekleşecek olursa, bu amaç eğer kadim olursa, bu durumda onun eyleminin de kadim olması gerekir. Eğer o amaç hâdis olursa, o zaman da bu amaç için bir başka amaç gerekir. Böylece zincirleme devam eder.</p>
<p>Bu görüş tartışılabilir. Zira bu amacın var edilmesi bir başkası için değil, bu amacın kendisi içindir. Bu nedenle de herhangi bir zincirleme (teselsül) gerekmez.</p>
<p><strong>Üçüncüsü:</strong> Amaç ya zevke ulaşmak içindir ya da acıyı uzaklaştırmak içindir. Allah Teâlâ başlangıçta her ikisini de gerçekleştirmeye kadirdir. Bu nedenle hükmü aracı (nedenlik) kılmak anlamsızdır.</p>
<p><strong>Bunu şöyle yanıtlarız:</strong> Aracılık (ta’lîl) neden bir başka hikmeti içermiş olmasın? Böylece söz, bu hikmetin ancak onunla gerçekleşeceği düşüncesinin cevazı ekseninde dönmez. Eğer aracılık (nedenlik) bir başka hikmeti içerirse, bu durumda söz, Allah hikmeti bu aracı olmaksızın yaratır. Bu durumda aracılık anlamsız olur. Bunun cevabı şudur: Söz konusu hikmetin ancak bu nedenlik ile oluşması mümkündür. Nitekim zekât vermenin hikmeti, fakirlerin gereksinimlerini gidermek içindir. Başlangıçta zekâtın kabulü için bir aracıya gereksinim yoktur. Ancak burada, Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak düşüncesinin kaynağı olan din vardır. Zira zekâtın dışında bir başka şeyle bu gerçekleştirilemez. Nedenliği onaylayanlar görüşlerini şu şekillerle kanıtlamaya çalışmışlardır:</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Çirkinin çirkinliği kendisine aittir. Allah Teâlâ’nın başka şeylere muhtaç olması düşünülemez. O, bütün varlıkları bilir ve onlara gereksinim duymaz. Buna göre Allah çirkinin çirkinliğini bilir ve ondan müstağnidir. O’ndan çirkin eylem vuku bulmaz. Zira çirkinlik, fiile yönelik olmaz. Eğer ihtiyacın gereksinimi onunla çakışmazsa, fiil gerçekleşmez. Bu durumda da çirkin olmayan eyleme dökülür.</p>
<p><strong>İkincisi:</strong> Eğer hiçbir şekilde bir amaç doğrultusunda eylem gerçekleşmezse, bu durumda Allah’ın anlamsız işler yapması icap eder. Oysaki bu O’nun hakkında imkânsızdır.</p>
<p><strong>Üçüncüsü:</strong> “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (ez Zariyat 51/56), “Onlara ancak, dini yalnız O&#8217;na has kılarak ve Hanifler&#8217; olarak Allah&#8217;a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emr olunmuştu” (el-Beyyine 98/ 5) gibi ayetler bulunmaktadır.</p>
<p>Bu konuda doğru olan şudur: Allah Teâlâ Alim, Kâdir ve Hakîmdir. Bir eylemi gerçekleştirmek veya yapmamak yetkisine sahiptir. 0 iki taraftan en iyisini yapar, en uygununu seçer. Zorunlu olmayarak ve ihtiyaç duymayarak ilkini terk ederse, O Kâdir için bu bir noksanlıktır. Bu ise Allah hakkında olanaksızdır. Bu önceliklilik Allah’a nispetle değil, işin özüne veya kula yöneliktir. Bu şekildeki bir fıil, erdemliliğe aykın değildir aksine, bu kemalin tam kendisi olup, karşıtı ise eksikliğin ve saçmalığın ta kendisidir. Peygamberlerin gönderilmesi, insanların hidayete ermesi, Allah’ın onlara bir kanıtı, mu’cizelerin gösterilmesi ise peygamberlerin onaylanması amaçlıdır. Nedenlenmenin (ta’lîl) kabul edilmemesi, peygamberliği ve onun delillerini inkâr etmektir.</p>
<p><strong>Teklif Mâlâ Yutâk (Güç Yetirilemeyenden Sorumlu Tutulmak)</strong></p>
<p>Mu’tezile âlimleri ve Gazzâlî’ye (6.505/1111) göre kulun güç yetiremeyeceği bir işle sorumlu tutulması imkânsızdır. Bu konuda Eş’arî (ö. 324/ 936) ve mensupları farklı düşünmüşlerdir. Eş’arî bu konuda kudretin fiille birlikte olduğu tezinden hareket etmiştir. Zira bu durumda teklifin, sorumlu tutulana göre olmaması gerekir ya da sonucu elde etmeye yönelik olmaması lazımdır: Ona göre kulların eylemleri Allah’ın gücüyle gerçekleşir. Bu nedenle kulun kudretinin bir etkisi yoktur.</p>
<p>Doğrusu ilk görüştür. Bu ise iki şekilde açıklanabilir:</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Kulun gerçekleştiremeyeceği bir işle sorumlu tutulması, anlamsızdır. Allah ise anlamsızlıktan uzaktır.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>: “Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez” (el-Bakara 2/ 286) ve “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir” (el-Hacc 22/78) ayetleri bulunmaktadır. Sorumluluk üzerindeki bir harec/ zorluk, güç yetirilemeyecek bir niteliktedir.</p>
<p>Karşı taraf kendi görüşlerini birkaç delille kanıtlamaya çalışmıştır.</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Allah Teâlâ kâfire, iman etmeyeceğini bildiği halde imanı teklif etmiştir. Buna göre ondan iman beklentisi imkânsızdır. Allah’ın bilgisinin dışında bir sonuç ise, Allah’a bilgisizliği nispet anlamına gelir.</p>
<p><strong>Buna verilecek yanıt şudur:</strong> Bilgi, bilinen doğrultusunda oluşur (ilim, maluma tabidir). Buna göre bir zorlama söz konusu olamaz.</p>
<p><strong>İkincisi:</strong> Allah Teâlâ, “Şüphesiz, kâfirleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir / aynıdır; onlar inanmazlar” (el-Bakara 2/6) ayeti doğrultusunda inkarcıların imana gelmeyeceklerini bildirmiştir. Ayetteki “inanmazlar” ifadesi zorunludur: Zira Allah hakkında yalan düşünülemez.</p>
<p><strong>Buna şöyle cevap veririz:</strong> Haber, haber verilene bağlıdır. Zira haber, bir olay gerçekleştiğinde mümkün olur. İşin aslında olan ne ise, haber de ona göre oluşur. Böylece doğru haber gerçekleşir. Haber, haber konusuna göre şekillenirse, bu durumda haberin haber verilen üzerinde bir etkisi söz konusu olamaz.</p>
<p><strong>Üçüncüsü:</strong> Sorumluluk ya eylemden öncedir veya onunla birliktedir. Hangisi olursa olsun, kaldıramayacağı bir yük vardır. Zira fiilden önce güç yoktur. Eylem hali, güç yetirileni değil, fıili zorunlu kılar.</p>
<p><strong>Bunun cevabı</strong>, cebir ve kader sayfasında geçti. Buna göre kudret, eylemden öncedir.</p>
<p><strong>Dördüncüsü:</strong> Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşen fiiller, kul tarafından takdir edilmiş olamaz.</p>
<p><strong>Bu yaklaşımın yanıtı şöyledir:</strong> Cebir ve kader sayfasında açıklandığı gibi, kulun eylemlerinde bir katkısı bulunmaktadır. Yine bu iki delil tüm sorumlulukların muhal bir teklif olmasını gerektirmektedir. Bu ise oy birliği ile gerçek dışıdır.</p>
<p><strong>Beşincisi:</strong> Allah Teâlâ, Ebü Cehil’i, bildirdiklerinin tümünde Allah resulünü tasdik etmekle sorumlu tuttu. Ancak o, sorumlu olduğu hiçbir şeyde onu onaylamadı. Bu ilahi veri doğrultusunda Ebü Cehil, Hz. Peygamberin kendisine sunduğu sorumlulukları onaylamamakla, tasdik etmeyeceği bilgisinde doğru çıktı. Eğer Ebü Cehil, onu tasdik etmiş olsaydı, söz konusu ayetin doğru çıkmaması gerekirdi. Zira bu ilahi bir haberdir. Bu haberi doğru çıkarmak, peygamberi doğru çıkarmamak olurdu. Böylece de imkânsız olurdu.</p>
<p><strong>Bu değerlendirmenin cevabı şöyledir:</strong> “Eğer bu haberi doğrulamış olsaydı, Hz. Peygamberi tasdik etmemesi gerekir &#8220;’ şeklindeki bir hükmü onaylamıyoruz. Bu ancak bir şeyi tasdik etmek, onun gerçekleşmesini zorunlu kıldığında gerekli olur.</p>
<p>Şemseddin Semerkandî &#8211; es-Sahâifü&#8217;l İlâhiyye,syf.258-261</p>
<p>Hazırlayan/Çevirmen: Ramazan Biçer<br />
Turkiye Bilimler Akademisi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-eylemlerinin-nedenselligi/">Allah’ın Eylemlerinin Nedenselliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allahin-eylemlerinin-nedenselligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Simone Weil &#8211; Yerçekimi ve İnayet &#8216;Notlar&#8217;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/simone-weil-yercekimi-ve-inayet-notlar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/simone-weil-yercekimi-ve-inayet-notlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 14:11:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Antikçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu]]></category>
		<category><![CDATA[Benlik]]></category>
		<category><![CDATA[Cebir]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Haz arayışı]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kötülük]]></category>
		<category><![CDATA[Modern yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Nicelik]]></category>
		<category><![CDATA[Para]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Simone Weil]]></category>
		<category><![CDATA[Yerçekimi ve İnayet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21669</guid>

					<description><![CDATA[<p>Köklerini yitirmiş bir avuç Yahudi, tüm yerkürenin köksüzleşmesine neden oldu. Hıristiyanlıktaki payları, Hıristiyanlığı geçmişine göre kökünden kopmuş bir şey haline getirdi. Rönesans’ın yeniden kök salma girişimi başarısızlığa uğradı çünkü Hıristiyanlık karşıtı bir eğilimi taşıyordu. “Aydınlanma” girişimi, 1789, laiklik vb. gelişim yalanı yoluyla köksüzleşmeyi daha da artırdı. Ve köksüzleşen Avrupa dünyanın kalan kısmını sömürgeci fetihleriyle köksüzleştirdi. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/simone-weil-yercekimi-ve-inayet-notlar/">Simone Weil – Yerçekimi ve İnayet ‘Notlar’</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-21946" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-1024x1024.jpg" alt="" width="532" height="532" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-1024x1024.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-360x360.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet-768x768.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/yercekimi-ve-inayet.jpg 1080w" sizes="(max-width: 532px) 100vw, 532px" /></p>
<p>Köklerini yitirmiş bir avuç Yahudi, tüm yerkürenin köksüzleşmesine neden oldu. Hıristiyanlıktaki payları, Hıristiyanlığı geçmişine göre kökünden kopmuş bir şey haline getirdi. Rönesans’ın yeniden kök salma girişimi başarısızlığa uğradı çünkü Hıristiyanlık karşıtı bir eğilimi taşıyordu. “Aydınlanma” girişimi, 1789, laiklik vb. gelişim yalanı yoluyla köksüzleşmeyi daha da artırdı. Ve köksüzleşen Avrupa dünyanın kalan kısmını sömürgeci fetihleriyle köksüzleştirdi. Kapitalizm, totalitarizm, köksüzleştirme içindeki bu gelişmeye bağlıdır?</p>
<hr />
<p>Niceliğin ağırlığı altında ezilen zihnin etkinlikten başka bir ölçütü yoktur.</p>
<p>Modern yaşam ölçüsüzlüğe teslim olmuştur. Ölçüsüzlük her yeri işgal ediyor: eylem ve düşünce, kamusal ve özel yaşam. Sanatın dekadansının kaynağı budur. Artık hiçbir yerde denge yok</p>
<hr />
<p>Para, makineleşme, cebir. Bugünkü uygarlığın üç canavarı Tam benzerlik.</p>
<p>Cebir ve para esas olarak düzleştirir, ilki entelektüel olarak, ikincisi fiilî olarak.</p>
<hr />
<p>Doğadaki güzellik: duyulur izlenim ile zorunluluk duygusunun birliği. Bunun (en başta) böyle olması gerekir ve tam da bu böyledir.</p>
<p>Güzellik ruha kadar geçme iznini elde etmek için teni baştan çıkarır. Güzellik, diğer zıtlık birlikleri arasında, anlık ve ebediyet birliğini ıçerir.</p>
<p>Güzellik temaşa edilebilen şeydir..</p>
<hr />
<p>Değerli şeylerin yaralanabilir oluşu güzeldir.<br />
Çünkü yaralanabilirlik varoluşun bir işaretidir.</p>
<hr />
<p>Hümanizma ve onu takip eden şey Antikçağ’a bir dönüş olmayıp, Hıristiyanlığa sızan zehirlerin bir gelişimidir.</p>
<p>Özgür olan, doğaüstü aşktır. Onu zorlamak isterken, onun yerine doğal bir aşk konmaktadır.Ama bunun tersine, doğaüstü aşk barındırmayan özgürlük,1789’un özgürlüğü tamamen boştur ve hiç gerçekleşme olasılığı olmayan basit bir soyutlamadır</p>
<hr />
<p>Ben’i ölen kişiler için, hiçbir şey, kesinlikle hiçbir şey yapılamaz. Ama belirli bir insanda ben’in tamamen öldüğü mü yoksa yalnızca cansızlaştığı mı hiçbir zaman bilinemez. Eğer ben tamamen ölmemişse, aşk onu bir iğne batırıyormuş gibi canlandırır, ama bunu yalnızca tamamen saf olan ve hiçbir lütufkârlık izi taşımayan aşk yapabilir, çünkü en küçük küçümseme emaresi ölüme götürür.</p>
<hr />
<p>Bizi Tanrı&#8217;ya yaklaştırmayan bir bilimin kıymeti yoktur.</p>
<hr />
<p>Zorunluluk alanı olan bu dünya bize araçlardan başka hiçbir şey vermez, isteğimiz, bir bilardo topu gibi hiç durmadan bir araçtan diğerine gider gelir.</p>
<p>Bütün istekler yiyecek isteği gibi çelişiktir. Sevdiğim insanın beni sevmesini isterim. Ama eğer kendini bana tamamen adarsa, artık var olmaz ve ona olan sevgim biter. Ve kendini bana tamamen adamadığı sürece de beni yeteri kadar sevmiyordur. Açlık ve doyma.</p>
<p>Arzu kötü ve aldatıcıdır ama buna rağmen arzu olmadan gerçek mutlak, gerçek sonsuzluk aranmayacaktır. Buradan geçmek gerekiyor. Yorgunluğun, arzunun kaynağı olan bu ek enerjiyi yok ettiği varlıklara ne yazık. Aynı zamanda arzunun kör ettiği varlıklara da ne yazık.</p>
<hr />
<p>Değersiz olan her şey ışıktan kaçar Bu dünyada, tenin altına saklanılabilîr.Ölümde ise bu artık yapılamaz. lşığa çıplak teslim olunmuştur. Duruma göre bu cehennem, araf veya cennettir.</p>
<hr />
<p>Düşünceler değişkendir, tutkulara, fantezilere, yorgunluğa boyun eğerler. Eylem her gün uzun saatler boyu sürmelidir. O halde düşüncelerden, yani ilişkilerden kurtulan eylem dürtülen gerekir: bunlar putlardır.</p>
<hr />
<p>Hiçbir düşkünlüğün seni hapsetmesine izin verme. Yalnızlığını koru. Olur da bir gün sana gerçek bir sevgi sunulursa, içsel yalnızlık ile dostluk arasında bir karşıtlık olmayacaktır, bilakis. Onu tam da bu şaşmaz işaretten tanıyacaksın. Diğer düşkünlükler ise katı biçimde terbiye edilmelidir.</p>
<hr />
<p>Her haz arayışı, yapay bir cennet, bir sarhoşluk, bir büyüme arayışıdır. Ama bu arayış, kendisinin nafile olduğu deneyimi dışında bize hiçbir şey vermez, Yalnızca sınırlarımıza ve sefaletimize dair tefekkür bizi bir üst seviyeye çıkarır.</p>
<p>“Alçalan yükselmiş olacaktır.”</p>
<p>Bizdeki yükselen hareket, alçalan bir hareketten kaynaklanmıyorsa nafiledir (hattâ nafıle olmaktan da beterdir).</p>
<hr />
<p>Aşk her zaman daha ileriye gitmeye eğilimlidir. Ama aşkın bir sınırı vardır. Sınır aşıldığında aşk nefrete dönüşür. Bu dönüşümden kaçınmak için, aşkın başka bir şey haline gelmesi gerekir.</p>
<hr />
<p>Aşkın gerçekliğe gereksinimı vardır. Bedensel bîr görünüş üzerinden sevmiş olduğumuz hayalî bir varlığın hayalî olduğunun farkına vardığımız günden daha korkunç ne olabilir,zira ölüm, sevilenin yaşamış olmasını engellemez.</p>
<p>Bu, aşkı hayalle beslemiş olma suçunun cezasıdır.</p>
<hr />
<p>Aşk her zaman daha ileriye gitmeye eğilimlidir. Ama aşkın bir sınırı vardır. Sınır aşıldığında aşk nefrete dönüşür. Bu dönüşümden kaçınmak için, aşkın başka bir şey haline gelmesi gerekir.</p>
<hr />
<p>Dünya birçok anlamı olan bir metindir ve bir anlamdan diğerine çalışmayla geçilir. Yabancı bir dilin alfabesini öğrendiğimiz zaman olduğu gibi bedenin her zaman payının olduğu bir çalışma: harfleri yaza yaza bu alfabenin elin içine girmesi gerekir. Bunun dışında, düşünme tarzındaki her değişim aldatıcıdır.</p>
<hr />
<p>İşçilerin ekmekten çok şiire gereksinimleri vardır. Yaşamlarının bir şiir olması gereksinimi. Bir ebediyet ışığına gereksınım.</p>
<p>Yalnızca din bu şiirin kaynağı olabilir.</p>
<p>Halkın afyonu din değil, devrimdir.</p>
<p>Bu şiirden yoksun olmak moral çöküntüsünün bütün biçimlerini açıklar.</p>
<p>Kölelik, şiirsiz, dinsiz ve ebediyet ışığından yoksun çalışmadır.</p>
<p>Ebedi ışık, bir yaşama ve çalışma nedeni değil de, bu nedeni araştırmaktan kurtaran bir doluluk versin.</p>
<hr />
<p>Kendi içine inerse insan,tam arzuladığı şeye sahip olduğunu bulur.</p>
<hr />
<p>Kötülüğün tanımlandığı tarzda tanımlanan iyiliğin reddedilmesi gerekir. Oysa kötülük iyiliği reddetmektedir. Ama kötü bir şekilde reddetmektedir.</p>
<p>Kendisini kötülüğe adayan varlıklarda uzlaşmaz kötülüklerin birleşmesi var mıdır? Zannetmiyorum. Kötülükler yerçekimine tâbidir ve bu nedenle kötülükte derinlik, aşkınlık yoktur.</p>
<p>İyiliği ancak onu gerçekleştirerek deneyimleriz. Kötülüğü ancak kötülük yapmaktan kaçınarak veya kötülük yapmışsak ondan pişmanlık duyarak deneyimleriz.</p>
<p>Kötülük yaptığımız zaman, onu göremeyiz, çünkü kötülük ışıktan kaçar.</p>
<hr />
<p>Bu dünya kapalı kapıdır. Bir engeldir. Ve aynı zamanda geçittir.</p>
<p>Yan yana zindanlarda duvara vurarak iletişim kuran iki tutsak. Duvar onları ayıran ve aynı zamanda onlara iletişim kurma imkânı veren şeydir. Biz ile Tanrı arasındaki durum da böyledir. Her ayırım bir bağlantıdır</p>
<hr />
<p>Görünüm varlığa yapışır ve yalnızca ıstırap onları birbirinden koparabilir.</p>
<p>Varlığa sahip olan, görünüşe sahip olamaz. Görünüş varlığı zincirler.</p>
<hr />
<p>Adalete zarar vermek isteğiyle veya adaleti yanlış okuyarak adaletsiz olabiliriz. Ama bu neredeyse her zaman ikinci şıktan kaynaklanır. Hangi adalet sevgisi bizi kötü okumadan korur? Eğer herkes, hep okudukları adalete göre davranıyorsa, adil olan ile olmayan arasındaki fark nedir?</p>
<hr />
<p>Saf bir gönül borcu hissetmek için (dostluk durumu dışta tutulduğunda), bana acıma, sempati veya kapris sonucu, lütuf veya ayrıcalık olarak veya mizacın doğal bir sonucu olarak değil de adaletin gerektirdiği şeyi yapma arzusuyla iyi davranıldığını düşünmem zorunludur. Böylece, bana bu şekilde davranan kişi kendi durumunda bulunan herkesin benim durumumda bulunan herkese böyle davranmasını temenni ediyor demektir.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/simone-weil-yercekimi-ve-inayet-notlar/">Simone Weil – Yerçekimi ve İnayet ‘Notlar’</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/simone-weil-yercekimi-ve-inayet-notlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp nasıl mühürlenir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kalp-nasil-muhurlenir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kalp-nasil-muhurlenir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Feb 2018 16:06:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Elmalılı M.Hamdi Yazır]]></category>
		<category><![CDATA[Cebir]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp nasıl mühürlenir?]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp nasıl mühürlenir? Malum ya üzeri mühürlenmek; zarf, kap, örtü ve kapı gibi şeylerde olur. İnsanların kalpleri de, ilimlerin ve bilgilerin zarfları ve kapları gibidir. Ne kadar anlayışlarımız varsa orada saklıdır. Kulak da bir kapı gibidir, duyulan şeyler oradan girer. Bilhassa geçmişteki, gelecekteki ve şimdiki gaybla ilgili haberler, kitaplardaki kavramlar duyma yoluyla bilinir. Şu halde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kalp-nasil-muhurlenir/">Kalp nasıl mühürlenir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kalp-nasil-muhurlenir/images-152/" rel="attachment wp-att-20149"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-20149" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/images.jpg" alt="" width="290" height="233" /></a></p>
<p>Kalp nasıl mühürlenir? Malum ya üzeri mühürlenmek; zarf, kap, örtü ve kapı gibi şeylerde olur. İnsanların kalpleri de, ilimlerin ve bilgilerin zarfları ve kapları gibidir. Ne kadar anlayışlarımız varsa orada saklıdır. Kulak da bir kapı gibidir, duyulan şeyler oradan girer. Bilhassa geçmişteki, gelecekteki ve şimdiki gaybla ilgili haberler, kitaplardaki kavramlar duyma yoluyla bilinir.</p>
<p>Şu halde kalbin mühürlenmesi, zarfın mühürlenmesine; kulağın mühürlenmesi, kapının mühürlenmesine benzer. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadislerinde şu mealde buyurmuştur ki: &#8220;Günah ilk defa yapıldığı zaman kalpte bir siyah nokta yani kara bir leke olur. Eğer sahibi pişman olur, tevbe ve istiğfar ederse kalp yine parlar. Etmez de günah tekrarlanırsa, o leke de artar, sonra arta arta bir dereceye gelir ki, leke bir kılıf gibi bütün kalbi kaplar ki Mutaffifin suresindeكَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ  &#8220;Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler, kalplerinin üzerine pas tutmuştur.&#8221; (Mutaffifin, 83/14) ayetindeki &#8220;rayn&#8221; da budur. &#8220;(1)</p>
<p>Bu hadis gösteriyor ki, günahlar devam ettikçe kalpleri bir kılıf gibi kaplar. İşte o zaman bu ayetindeخَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ buyurulduğu gibi Allah tarafından mühür ve baskt yapılir. O salgın leke o kalbe basılıp tabedilir. Başlangıçta aharlı parlak bir yazı kağıdı üzerine dökülmüş, silinmesi mümkün olan bir mürekkep gibiyken, bundan sonra matbu ve silinmez bir hale gelir. Diğer bir deyişle, alışkanlıkla bir ikinci huy olur. Ne silinir, ne çıkar ve o zaman ne iman yolu kalır, ne de küfürden kurtulmaya çare. Bu mühürleme ve baskının kazanılması kuldan, yaratılması Allah&#8217;tandır. Şu halde burada hatm (mühürleme)in Allah&#8217;a isnadı, akil mecaz değil, Ehl-i sünnet&#8217;in anladığı gibi hakikattir ve cebir (zorlama) yoktur.</p>
<p>Bu hadis ve ayet ahlakta alışkanlık meselesini ne güzel açıklar. Ahlakın ve dinin kıymeti, devam ve alışkanlıkta olduğunu ne güzel anlatır. Bu nokta terbiye meselesinin sırrıdır. Dini bakımdan bir günahta ısrar etmekle etmemenin farkı da bundandır. Günahı helal saymanın, haramı helal saymanın küfür olması da bununla ilgilidir. İman meselesinde kafirler için bu alışkanlığın sonucu, bu ikinci huy, bu sağlam meleke ne ise, amel konusunda müminler için de böyledir. İyiliklere adet edinmekle alışılır. Kötülükler de alışkanlık ile içinden çıkılmaz bir ikinci huy olur. Hayatın akışı bu alışkanlığın kazanılması demektir.</p>
<p>llk yaratılışta beşer iradesinin ilgisi yoktur. Fakat alışkanlıkta ilk hissesi önemlidir. Bununla beraber bunun üzerine sonuç olarak yaratma yine Allah&#8217;ındır. Şu halde bu meselelerde ilk yaratılış gibi zorlama yoktur. Aynı zamanda insanın yaratıcılığı da yoktur, yalnız kazancı vardır. İnsan bir taraftan yaratılmışı alır, diğer taraftan yaratılacağı kazanır, onun kalbi, Allah&#8217;ın yaratığı ve halkının (yaratmasının) güzergahıdır. İnsan asıl değil, vekildir. Allah Teala onlara başlangıçta kalp vermeseydi veyahut kendiliğinden mühürlü olarak verseydi, o zaman zorlama olurdu. Halbuki ayet öyle demiyor.</p>
<p>Şu halde bazı Avrupalıların yaptığı gibi bu ayetlerle cebir (zorlama) isnadına kalkışmak, ayeti anlamamaktır. Yalnız Allah Teala bu gibi kafirlerin iman etmiyeceklerini bildiği halde yine iman ile sorumlu tutmuştur. Halbuki Allah&#8217;ın ilminin tersine bir şey olmayacağından dolayı, &#8220;bu iman, üstesinden gelinemiyecek bir iman değil midir?&#8221; sorusu sorulmuştur. Fakat bunu da şöyle anlamak gerekir: Bu teklif ilk yaratılışa göre güç yetmiyecek değildir ve onun için yapılmıştır. Gerçi ikinci huya göre güç yetmezdir. Fakat onun için yapılmamış, sadece bilinmiştir. Kur&#8217;an&#8217;ın hikmeti ve İslami esaslara göre ilimde zorlama fiili yoktur. Bundan, &#8220;akli zaruret yoktur&#8221; diye de bahsederler.</p>
<p>Cebir (zorlama) ve İcab (gerekli kılma), iradenin ve yaratmanın eseridir. Allah&#8217;ın, önden veya sondan bir şeyi bilmesi, onu yapması ve yaptırması demek değildir. Ne bilen yapmaya mecburdur, ne de bilinen yapılmaya mecburdur. İsteğin fiile çıkması bile kudret (güç)e güçle beraber bir de yaratmaya bağlıdır. Bunun içindir ki biz, kendimizde iradeye bağlanmayan ilimler ve hatta güç bulunduğu halde bile fiile çıkmamış nice iradeler buluruz. Bütün bunlar bize gösterir ki bilmek, istemek, güç, yaratma bir grup sıfatlardır. Bundan dolayı Allah Teala&#8217;nın bilmiş olması da zorla yapılmış olması demek değildir. Ve Allah Teala mühürü, ikinci huyu kulun istemesinden ve bahsettiği gücünden sonra yaratmıştır ve anılan teklif nihayet geçici ve değişken bir şekilde güç yetmez olmuştur. Bu ise hem mümkün ve hem olagelendir. Ve öyle olması yakışır.</p>
<p>Özetle kader, zorlama değildir. Bunlar, Allah bildiği için kafir olmamış, kafir olduklarından ve olacaklarından dolayı Allah öyle bilmiş, öyle takdir etmiştir. Yanılmayanın takdirinin manası düşünülürse, bu pek kolay anlaşılır.</p>
<p>Elmalılı M.Hamdi Yazır &#8211; Hak Dini Kur&#8217;an Dili,Azim,cild:1syf.196-197</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kalp-nasil-muhurlenir/">Kalp nasıl mühürlenir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kalp-nasil-muhurlenir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
