<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cami | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/cami/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Nov 2023 07:28:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Cami | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yitik Bir Şehrin Görsel Belleği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/yitik-bir-sehrin-gorsel-bellegi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/yitik-bir-sehrin-gorsel-bellegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2023 07:28:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[: kentsel bellek]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[şadırvan]]></category>
		<category><![CDATA[Cami]]></category>
		<category><![CDATA[fotografik bellek]]></category>
		<category><![CDATA[kent söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel mekan]]></category>
		<category><![CDATA[Mete Çamdereli]]></category>
		<category><![CDATA[minare]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26646</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Prof.Dr.Mete Çamdereli Giriş Bir kentin1 belleğini okumak, kültürel kimliğinin izini sürmek, onunla iletişim kurmayı, göstergelerini okumayı, diline ve söylemine sokulmayı gerektirir. Kentler kendilerini gizlemez, ifşa ve ifade eder; kendi sözlerini söyler, kendi dil ve söylemlerini üretir; mevcut durumlarını, geçmiş göndergeleriyle birlikte ihsas eder, kendilerini benzerlerinden ayırır, farklı yanlarını fısıldar. Açıkçası, muhatabıyla aracısız iletişim kurar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yitik-bir-sehrin-gorsel-bellegi/">Yitik Bir Şehrin Görsel Belleği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/9e370b94e0d4b983e99c4fce25bdc276.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-26647 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/9e370b94e0d4b983e99c4fce25bdc276-300x180.jpg" alt="" width="407" height="244" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/9e370b94e0d4b983e99c4fce25bdc276-300x180.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/9e370b94e0d4b983e99c4fce25bdc276-600x360.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/9e370b94e0d4b983e99c4fce25bdc276-768x460.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/9e370b94e0d4b983e99c4fce25bdc276-1024x614.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/9e370b94e0d4b983e99c4fce25bdc276-1536x921.jpg 1536w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2023/11/9e370b94e0d4b983e99c4fce25bdc276.jpg 1600w" sizes="(max-width: 407px) 100vw, 407px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Prof.Dr.Mete Çamdereli</em></p>
<p><strong>Giriş </strong></p>
<p>Bir kentin1 belleğini okumak, kültürel kimliğinin izini sürmek, onunla iletişim kurmayı, göstergelerini okumayı, diline ve söylemine sokulmayı gerektirir. Kentler kendilerini gizlemez, ifşa ve ifade eder; kendi sözlerini söyler, kendi dil ve söylemlerini üretir; mevcut durumlarını, geçmiş göndergeleriyle birlikte ihsas eder, kendilerini benzerlerinden ayırır, farklı yanlarını fısıldar. Açıkçası, muhatabıyla aracısız iletişim kurar ve gösterenleri vasıtasıyla söylemlerini apaçık inşa ederler. Kent başlı başına bir söylemdir2 ; bir söylem uzamıdır. Kültürünü ve kimliğini içkin belleği, söyleminde saklıdır. Kenti -hangi düzeyde olursa olsun- okumak, onun söylemine nüfuz etmekle, söylemine katılmakla, onu dinlemekle, anlamaya ve anlamlamaya çalışmakla mümkündür. Kent söylemi, sadece, kayda geçmemiş sözlü kültür birikimi ile kayda geçmiş bilgi/belgenin harmanlanmasından ibaret olmaz; mimariden minyatür ve gravürlere, oradan fotoğraflara dek bir dizi görsel birikimi de kapsayıcıdır. Kentin görsel birikimi, mevcut bina dokusunda, giysi ya da gıda tercihlerinde de kendini gösterir. Yitik görsel birikim ise ancak bugüne kalabilmiş görüntüsel bellekte koruma altındadır; korunduğu ya da korunabildiği kadarıyla okunup anlaşılabilirdir. Görsel birikimin geç döneme kalan görüntüsel tezahürleri çoğukez fotografiktir.</p>
<p>Fotoğrafik görseller kentlerin görsel belleğinin bilgisel verileri olarak işlev görürler. Her fotoğrafik bilgi, mutlak surette kentin ardında bıraktığı yaşanmış bir geçmişi ya da geçmişteki bir kent yaşanmışlığını görselleştirir. Kimi zaman yitik bir yer ve zamanı -imha edilmiş bir semt ya da mahalleyi, sokağı- kimi zaman mevcudun bilinmedik geçmişini dillendirir. Bazen zihni berraklaştırır, bazen zihnin bildik kayıtlarını bulanıklaştırırlar. Bilinen bir yer ve zamanı hiç bilinmedik bir şekilde ortaya çıkaran fotoğrafik tezahür, muhatabını yeterince şaşırtan görsel bir belge haline gelerek mevcut bilgiyi günceller, görsel bir bilgi olarak yeniden kamusallaşır. Biz de, burada, bir kentin, gösterenlerle örülü ilksel fotoğraflarına bakmaya, onun söylemini alımlamaya, söyleminde içkin göndergeleri okumaya çalışacağız. Ama önce, az da olsa kentsel belleğe değinmekte yarar var.</p>
<p><strong>Kentsel bellek </strong></p>
<p>Mekan kendiliğinden var olmaz (Taşçıoğlu, 2013, s.29), onu bir toplum sınayarak ve sınırlayarak mekan haline getirir. Bir toplum, mekansal pratiği itibariyle, kendine özgü bir portre ortaya koyar3 ; kendini kendi mekanında günceller ve geliştirir. Kent mekanı, aynı şekilde, toplumun ve/veya toplumsallığın ortaklaşa ürettiği bir yaşam mekanıdır. Toplumsal yaşam mekanı, bütün unsurlarıyla kentin belleğini ve doğal olarak imgelemini inşa eder. Kentin belleği, kentin mevcut ve/veya namevcut mekanını dillendirir, mekanın kullanım amaçlarını ve biçimlerini sezdirir, kent insanını dili vasıtasıyla şekillendirir, imgelemiyle sarar, söylemiyle disipline eder; kentin zihinlerde yaşayan toplumsal bir bilgi ve değer sistemi olarak işlemesini sağlar; kentin tarihini, hikayesini kendi mekanında/n anlatır. Bir merkez etrafında beliren, zamanla olası tali merkezlerle genişleyebilen kent mekanı, aynı zamanda kentin ve kentlinin birbirini beslediği dinamik bellek mekânıdır; kentin ya da kentlinin gündelik yaşamda farkında olmadan alımladığı ya da önemini farketmediği bir bilgiyi zamanı geldiğinde hatırlanmak ve kullanılmak üzere saklar. Kent belleği, doğal olarak kentin kültürünü, yaşam alışkanlıklarını, tarihselliğini, kurucu hikayelerini, poetik ya da reel imgelerini, gündelik yaşam dayatmalarını, simgesel ya da fiziksel kurgusunu, sükuneti ya da hareketliliğini, sarih ya da karmaşık ifadelerini, iskan ya da mimari deneyimlerini, deyim yerindeyse kente özgü tüm zamanları hıfz eden bir retoriği içkindir.</p>
<p>Kentsel bellek retoriği, hayatın şekilsiz akışını düzene kavuşturmayı, anlamayı, hatırlamayı, sonunda kendimizi tanımayı mümkün kılar; kalıcılığın ve değişim diyalektiğinin anlaşılmasını, kendimizi dünyada konumlandırmayı, onu kültürün ve zamanın sürekliliği içine yerleştirmeyi sağlar. Mekan, madde ve zaman tek bir boyutta varlığın bilince nüfuz eden temel tözünde harmanlanırken, biz de o mekanla, o yerle ve o zamanla özdeşleşir, o boyutlara katılarak aynı varlığın bileşenlerine, aynı belleğin koridorlarına dönüşürüz (Pallasmaa, 2014, s. 88). Kentsel bellek, böylece, kentlinin ya da kente uğrayanların belleğini kendi varoluşsal bileşenlerine özgü biçimde mahirce yoğurmuş, onları kendi varlığıyla kaynaştırmış olur. Bir kent, belleksiz olmazsa olmazdır. Kentin belleği, yaşanmışlığın tüm akustik ve zamansal göndergelerini biriktirir; kült yapılar, anıtlar, bitkiler, mahalle ve sokaklar, sokak hayvanları, sokak levhaları, ev ve dükkanlar, seyyar satıcılar, mesire yerleri, sakinler, öne çıkan figür ve karakterler gibi pek çok kültürel unsuru vücuda getirir. Kentin öykülenegelen büyük anlatısı, sözlü aktarımlar ve fiziki mirası yanında düşleme imkanı veren görsel kayıtlarla da diri kalır. Kent fotoğrafları, kentlerin belleğinden izler taşıyan görsel kayıtlardır; doğası ve gelişimi itibariyle zaten kent kökenlidir ve kentlerin vazgeçilmez görsel belleği, somut görsel bilgi/belge kaynaklarıdır.</p>
<p><strong>Kentsel fotografik bellek </strong></p>
<p>Kent topografik bir mekan, müstahkem bir nakış, oranlı bir ten, görünür bir bedendir. Mekanın söylemi, metaforik bir bedenin parçalarını bir araya getirir. Merkezden yayılımlı iskan ve inşa, adeta oranlı bedenin analojisidir. Böylesi bir yargıyı arkeolojik ve güncel verilerden hareketle dillendirirken fotografik söylemin görüntüsel getirilerini yadsımak mümkün değildir. Kent bir kendiliktir; tarihten güncele akan tensel, bedensel ve söylemsel bir kendilik. Kent söylemi, kentin tensel ve bedensel kendiliğini betimleme gayretinden ibarettir. Kent fotoğrafları, kentin kendiliğini teyit ve tescil ederek kentin bedensel ve söylemsel kendiliğine eklemlenir; bilgilendirici, hatırlatıcı, fikir verici görsel dayanakları olur. Bir kentin fotoğrafları, deyim yerindeyse, o kentin kendiliğinin dönemsel tanıkları, görünür ve görülebilir belleğidir.</p>
<p>Belleği yitik kentler yok kentlerdir; geçmişleri ve gelecekleri yok kentler ya da algıları savruk, kendilikleri görünmez kentlerdir. Görsel belleği içkin kentler, sağlıklı bir beden gibi görünür, unutmayı ve unutulmayı öteler; kentin serencamını anlatılar, mevcut görsel kayıtlarla anlatıyı teyit ve tescil ederler. Kent mekanı zaman içinde değişir/dönüşürken, fotografik mekanlar, -fotografik gerçeklik düzleminde!- değişmeden kalır. Mekanın dönüştürücülüğü fotoğrafik bellekte tersinden işler; muhatabını güncelden uzaklaştırır, geçmişe götürür, günceli önceye taşıyarak dönüştürücü/devingen söylemini şimdide inşa eder. Fotoğrafik mekanlar, ânı belirleyen ve devindiren ânlar olarak gerçek mekanları bir başka zaman dilimine götürürken, onları erişilebilir metamorfik ve heterotopik4 bellek mekanları haline getirirler. Kentin fotoğrafik mekan belleği, adeta, kentin söylemsel değişim/dönüşüm belgeleridir. Değişim/ dönüşümün sarih izleri fotografik kayıtlardan sürülürken, kentlerin biriktirdiği muhkem zamana da tanıklık edilir; mevcut kentsel mekanı okuma, kültür ve kimlik kodlarını idrak etme, kollektif yaşam biçimini betimleme, fotoğrafik tanıklık marifetiyle kolaylaşır. Her kentsel değişim/dönüşüm aynı zamanda bir bellek travması demektir. Alışılması zamana tabidir ama fotografik kentsel bellek, zamansal eskilliği güncelleyerek travmayı tetikleyici işlev görür. Yıkılan bir yer, eskil bir bina ya da çevresi açılarak ıslah edilen ya da ihya edilerek soylulaştırılan5 bir yapı özgün haliyle fotoğrafik bellekte mahfuzdur ve yitik hatıralar mekanını telmih eder. İhya edilmiş ya da soylulaştırılmış yeni yaşam mekanı, özgün fotoğrafik mekanın tanıklığında travmatiktir. Bir yaşam alanının imhası, muhatabında melalî tarifsiz bir tablo oluştururken adeta soyu kesilmiş bir kültürel soy kütüğünün de görsel belleği oluverirler.</p>
<p>Özgün yaşamından uzaklaştırılarak -kimi zaman cüretkar bir taarruzla, kimi zaman masum ihya/ıslah arzusuyla- soylulaştırılan mekanlar kentsel söylemin ardıl/ ardışık fotoğrafik bellek düzeylerini doğrudan imar ve inşa ederler. Kentin fotoğrafik belleği kentin eskil sokaklarını, kaldırımlarını, kaldırımsız yollarını, döşeme taşlarını dillendirirken belki köşede bir yerde artık ömür sürmeyen bir çeşmeyi ya da bir tulumbayı da güncel kent belleğine bırakır. Kentlerin kentleşme serencamı, yenileşmiş eskilikleri, soylulaş/tırıl/mış çevreleri, yalnızlaştırılarak yansızlaştırılmış organik yapıları, görsel kayıtları içkin fotoğrafik belleklerinden okunabilir.Kenti okumak ve anlamak, kentin yaşamını bütüncül olarak yaşamaktan geçer. Kenti bütüncül yaşamak, öncelikle, onu ve söylemini anlamlamakla mümkündür. Anlamlanmayan bir kent, yaşamayan ya da yaşanmamış kent demektir; deyim yerindeyse, yaşanmamışlığı intac eden belleksiz kenttir. Kentte yaşamak nasıl kenti yaşamak anlamına gelmezse, mekan ve zaman idrakinden bağımsız olarak kenti yaşamak da kentte yaşamak anlamına gelmez. Buraya dek betimlenen kabullerden (postulat) hareketle bir kenti, erişilebilir görsel belleğine tutunarak anlamaya ve anlamlamaya, ilksel fotografik belleğine nüfuz etmeye ve ilksel fotografik bellekte birikmiş kente özgü yaşanmışlıkların kaydını okumaya çalışalım.</p>
<p><strong>Kentsel fotografik belleği okumak </strong></p>
<p>Kentsel mekanlar kentin görsel belleğidir. Kentsel mekanı örgütleyen her örüntü, her görüntüsel gösterge kentsel mekan söylemine açılan bir pencere-göstergedir ve kentin anlam/ lama penceresi olarak işlev görür. Kentsel mekanı görüntüleyen kent fotoğrafları da, benzer şekilde, kentlerin görsel belleğini güçlendiren temsil ve tasvirlerdir; her biri görsel bir metin olarak, kentin görüntüsel arkeolojisi, bellek kıvrımları, mekan-zaman-yaşam tezahürleridir; kenti öyküler, anlatılandırır, adeta bir hatıra defteri gibi kentin kültürel doğasını, söylemini belleğinde tutarlar. Kentsel mekanın söylemini fotografik bellekten okumak için ayrıntılı göstergebilimsel çözümlemelere başvurulabilir. Ancak biz burada bunu yapmayacağız; göstergebilimsel yaklaşımdan kopmadan, kenti örgütleyen mekânsal fotografik kesitlere sadece iki düzeyli yalın bir bakışla yaklaşacağız: fiziksel ve simgesel6 . Fiziksel düzeyi fotoğrafik yüzeyin betimsel yapısı olarak alacak, simgesel düzeyi ise kentsel mekana derin izler bırakmış ve temsil kabiliyeti yüksek kentsel göstergeleri açımlama düzeyi olarak belirleyeceğiz.</p>
<p>Biliyoruz ki, bir kentin fotografik yüzeyde kenti betimleyen fiziksel yapısı ve simgesel göstergeleri görülebilir ve kentsel fotografik belleğe bırakılan göndergesel değerleri okunabilir durumdadır. Kentsel mekanın dili ve söylemini belirginleştireceği öngörülen bu iki düzeyli fotografik okuma işlemi, bir kentin XX. yüzyılın ilk yarısına ait ilksel fotoğraflarından hareketle gerçekleştirilecektir. Son tahlilde, benzer şehirler için de geçerli olabilecek çıkarsamalara erişmeye çalışılacaktır. Mekan göstergebilimi ya da daraltılmış anlamıyla kent göstergebilimi, kentsel mekan göstergelerinin okunmasından ibarettir. Burada, yapılacak kentsel mekan okuma ve/ veya çözümleme işlemi iki düzeyli bir yöntemsel tutumla gerçekleştirilirken, kimi zaman çözümleme esnasında çözümlemecide tezahür edecek görüngübilimsel açılımlar, anlamlamayı destekleyici/güçlendirici göndergeler olarak işlev görecektir. Yöntemsel yaklaşımı böyle belirledikten sonra, bir kentin fotografik belleğini belirleyen gösterge bileşenlerinin okunmasına geçebilir, kentin mekan örgütlenmesinde öne çıkan ‘çeşme ve şadırvanlar’a, ‘cami ve minareler’e, ‘evler ve sokaklar’a odaklanabiliriz.</p>
<p><strong>Çeşme ve Şadırvanlar</strong></p>
<p>Yeryüzünde çokça tür ve özellikleriyle inşa edilerek kullanıma sunulan çeşme ve şadırvanlar şehir ortamında, şehrin ve şehir sakininin ihtiyacı hesaba katılarak tasarlanmışlardır. Kasaba ya da kırsalda farklı inşa biçimlerine tanıklık edilir ve bulundukları yer ya da yöreye imgesel ve simgesel düzeyli göndermeler yaparlar. Benzerlikleri ya da farklılıkları fotografik temsillerden izlenmek değerindedir.</p>
<p><strong>Fiziksel düzey </strong></p>
<p>Fotoğrafik mekanlara çokça yansıyan irili ufaklı şadırvanların sayıları da çokça gibidir. Fotoğraflarda şehir mekanının belki en dikkat çeken başat kurucu ögesi olarak öne çıkarlar. Şadırvanlardan bağımsız olarak çeşmeler de var. Çeşmelerin tasarım tipleri farklılaşmakla birlikte şadırvanlar birbirlerini andırır. Genellikle baldaken tarzında7 , çokgen (altıgen/sekizgen) yapılı ve üzerleri çemberimsi ahşap ya da taş kubbeyle örtülüdür. Musluklar/lüleler mermer ya da taş haznenin cephesine sıralanmıştır; ve oturaksız kullanılırlar. Su haznesinin üzeri işlemeli demir kafesle çevrilidir. Muslukları/lüleleri besleyen su haznesi, ortasından fıskiyeli/fevvarelidir. Fıskiyesine, yukarıya doğru küçülerek seyrelen tabak hazneler eklemlenmiştir. Hazneden bağımsız inşa edilmiş kubbemsi yapı, desenli kemerlerle birbirine yaslanan taşıyıcı sütunlar üzerinde durur. Sütunların üzerini kubbeye doğru yönelen tavan kıvrımları kaplar; tavan kıvrımlarını da rölyef tezyinli saçaklar sarar. Üzeri, aleme doğru kavislenerek daralan kubbe, pramidal ya da yuvarlak külah formundadır.</p>
<p><strong>Simgesel düzey </strong></p>
<p>Çeşme ve şadırvanları fiziki düzeyde temsil eden gösterenler, mimari estetik özelliklerinin ötesinde, öncelikle suyun bol ve kolektif erişimde olduğunu dillendirir. Şehir merkezine ve taşrasına cömertçe serpiştirilmiş şadırvanlar ile çeşmeler, suyun şehrin her yanına ulaştığını da gösterir. Şadırvanlar daha çok merkezde konumlanırken çeşmeler şehrin derinliklerine sokulur; bulundukları yerde hayatın akışına yön verir, erişilebilirlikleri sayesinde zamanla mekanı değiştirir ya da mekandaki hayatın ritmini belirler. Suyun ev ve/veya dükkanlarda kullanım biçimleri fotografik yüzeylerden tam olarak seçilememekle birlikte, çeşme ve şadırvanların çokluğundan şehir sakinlerinin suyla buluşma imkanlarının geniş ve yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, şehir imarında herkesin ve her canlının suya erişim hakkı olduğunun idrak ve iradesine gönderme yapar.Şehrin merkezinde ve taşrasında suya kolaylıkla erişebilme, suyun adil paylaşıldığı bir su medeniyeti tasavvuru ihsas eder. Şehir sakinlerinin, kolay erişim sayesinde suyu sağlıktan temizliğe dek bir dizi ihtiyaca matuf olarak medeni bir şekilde kullandığını gösterir. Ancak merkezdeki şadırvanlar, suyun salt kullanım değerinin ötesine geçerek kavramsal bir ikilik üretir: mimari estetik ve suyun sesi.</p>
<p>Suyun estetik bir mimariyle buluşması değişik sesler, armonik şırıltılar, ritmik ezgilere kapı aralar. Fıskiyesinin lülesinden fışkıran sular tabaksı mini hazneleri aşarak ana hazneye vardığında bir akort ustasının elinden çıkmışçasına farklı şırıltılara sahne olur, şehrin ses ortamına katılır, nahoş sesleri bastırır. Üzerine örtülmüş saçaklı kubbenin gövdesi bir tamburun gövdesi gibi suyun tınılarını kucaklar, onu ezgisel bir aksisedaya dönüştürür. Kubbenin tavanındaki girintili ya da penceremsi ayrıntılar, teline dokunulan perdeli bir enstrüman yerine geçer, ezginin ritmik tınılarını yerli yerince çoğaltır. Her bir şadırvan kendi başına farklı bir seda üretirken, bir araya geldiklerinde bir senfoninin enstrümanları olur, büyük bir orkestradan şehre ezgisel sedalar yayarlar. Sakinler bir yandan şadırvanların estetik letafetine tanıklık ederken suyun senfonik lezzetinde huzur ve sükun bulur. Ses, şehir sakinlerini birbirine yaklaştırır, kaynaştırır, mekanla yakınlaştırır8 ; kapsayıcı ve birleştiricidir. Su bir yöne akarken ses her yöne akar, şehre yayılır. Şadırvanların sesleri şehir sakinlerine gelirken, sakinler şadırvanlara gider, deyim yerindeyse suyun ardı sıra gider; her gidişlerinde mimari bir lezzet karşılar onları. Su medeniyeti, aynı zamanda, suya davranışın, suyu paylaşımın, suyu kullanımın, suyu tahliye etmenin, kısacası suya verilen değerin mimarisidir. Çokgen çatılı su mimarisi, su medeniyetinin tezahürü olarak zamanı öteleyen ve aleminde bir’leyen kozmik bir mana iklimi inşa eder ve inşa ettiği mana ikliminde suya kaderli bir ömür sürer.</p>
<p>Bir kunduracının, bir tuhafiyecinin, belki bir seyyar tatlıcının ayırdına varmadan tanıklık ettiği sedalar, bir şifahane ezgisi, bir cami sedası, bir tekke nidası değil, şehrin ruhunu belirleyen bir şırıltı senfonisidir. Şadırvan, kendisini saran sütun ayaklarından başlayarak rölyef kemerlerden külahın nihayetindeki aleme doğru yükselen saçaklı kubbesinin altında edep ve adap, gölgesinde serinlik ve dinginlik, suyunda neşe ve sürur, şırıltısında huzur ve sükunet yaşanılan duvarsız bir korunak mekanı olarak, engelsiz bir vuslat ve feyz mekanı9 olarak şehirlinin belleğine kazınır. Yanlarında ağaçlarla birlikte cennet imgesini de içkin, bütünleyici bir çardak mekanını10 sezdiren şadırvanlar, ayrıca, mermer gövdeleriyle kalıcılığı, eli böğründe destekli ahşap kubbeleriyle geçiciliği bir hoş sada olarak simgeleyebilecek özelliktedirler. Gölgelik, şemsiye, yağmurluk, örtü, çadır, çardak, sığınak, uğrak, nefes, mola gibi bir dizi olguya da gönderme yapan şadırvanlar, fotoğrafik yüzeylerde, cami, tekke, medrese,han gibi mekanlardan ayrı bir yerde -çarşıda, pazarda, bedestende, arastada…- görülebilir estetik mimarisi ve muhayyel mümtaz ezgisiyle kendini gösterir; su ile perdesiz bir buluşma noktası, randevusuz bir toplanma yeri, ortak kullanıma sunulan bir kamusal hayat merkezi ya da merkez metaforunun olmazsa olmaz bileşeni olarak şehre eklemlenir; şehir sakinlerine görsel, tensel, işitsel dokunuşuyla su gibi aziz ve güzide bir şehir, bedii bir su şehri imgesini ihsas eder; sonunda, sudan yaratılmışlık11 imgesini de kuşanarak abidevi bir ruhaniyet mimarisi12 ve estetik bir kültür abidesi olarak simgeselleşir, şehri de kendisiiyle anılır hale getir: ‘şadırvanlar şehri’.</p>
<p><strong>Cami ve minareler </strong></p>
<p>Camiler ve minareler, başkaca mabet ve/veya ibadetgahlar gibi bir şehrin kurucu bileşenleri arasında yer alır. Değişik tip ve tasarımlarıyla fotoğrafik yüzeylerde görülebilir mekanlar olarak öne çıkar ve şehir hakkında fikir verici gösterenlerdir. Fotoğrafik temsil ve yansıma biçimleri gerek kendiliklerini gerek şehre özgü çevrelerini anlamak açısından okunmak değerindedir.</p>
<p><strong>Fiziksel düzey </strong></p>
<p>Fotografik mekanlardan seçilebildiği kadarıyla, bir elin parmaklarını geçmeyecek, sayılabilir miktarda cami olduğu anlaşılır Birisi yeterince büyük, diğerleri sadece minareleriyle fotografik yüzeylere yansımış. Cami ve minareler çeşitli türdeki binalarla iç içe görünür. Minare boyları hemen hepsinde aynı, ancak diğerlerine göre çok daha büyük olanın minaresi de diğerlerinden yüksek. Büyük olan caminin cephesindeki kapı girişi, önündeki türbe ve şadırvan gibi ek yapılarla birlikte yüksek duvarları üzerindeki kubbeleri ve pencere tasarımları da görülebilir durumda.</p>
<p><strong> Simgesel düzey </strong></p>
<p>Cami ve minareler, tıpkı kiliseler, havralar ya da tapınaklar gibi şehirlerin kimlik mekanları, demografik beyanlarıdır; bir bakıma, fotografik andan güncele, oradan tarihsel zamana uzanan hikayeleridir. Şehrin hemen her yanına yayılmış olarak oranın soykütüğünü tevarüs ve terennüm ederler. Cami ve minarelerin birbirinden farklı iç ya da dış mimari özelliklerini fotografik yüzeylerden tespit etmek mümkün değilse de, olmazsa olmazları –minber, mihrap, kıble- dışında herbirinin kendine özgü biçimde tasarlanmış dayanıklı mimari yapılar olduğunu sezmek güç değildir. Bilen bakış tamamlayıcı zihnin kapısıdır; şadırvanlar, avlular, ağaçlar, abdesthaneler, hazireler gibi ardıl kurucu ögelerle fotografik mekanı besler. Fotografik mekanda büyük caminin önünde görülen şadırvanın, böylesi büyük bir caminin diğer cephelerindeki şadırvanların imgelenmesini engellemez, tersine çoğaltır ve şehre yayılan diğer camilerle bağ kurar. Burada olduğu gibi şehrin diğer camileri de şadırvanlı olmalıdır. Caminin içi de dışı da şadırvanlı olunca, o şehre şadırvanlar şehri vasfı artık teyide muhtaç olmaz. Büyük cami şadırvanlarının sayısıyla da, toplanan/dağılan sakinlerin sayısıyla da büyür ve şehre ağar. Şehir, onun etrafında, genişleyen dairevi dalgalar gibi çoğalır. Büyük cami, diğer camilerin kadim ve kalıcı (perennial) ebeveyni olarak büyük toplanma yeridir. Ulu ya da kebir nitelemesiyle anılan büyük camiler her şehirde olduğu gibi burada da taşkın toplanmaları ağırlayacak güç ve kapasitededir. Şehri adeta içinde toplayan büyük cami tüm şehre erişim mesafesindedir; merkezdir, merkezdedir ve şehrin kalbi, beyni, nefesi, daraltılmış genişliğidir. Çarşı, pazar ve dükkanlar ilk halkası olarak belirginleşir, evler biraz ötede merkezden yayılan öte halkalarda mahremdir.</p>
<p>Merkezden halka halka genişleyen mahalleler ve mahalle camileri de bulundukları mahalde büyük camiye -tali ya da mütemmim gösterge- olarak eklemlenir. Büyük cami, şehrin her anlamda merkezidir ve şehrin her işi -resmi, ticari, idari, sosyal, eğitsel, adli…- de oradadır13 ya da oradan, o bir’leyici merkezden geçer. Şehirliyle kenetlenmiş; şehri sarmış, şehir ona sarılmış gibidir. Şehir sakinleri onun manevi ve fiziki mihmandarlığındaki merkezde ömür sürer, hemen oralarda bir yerlerde sırlanırlar. Hazireleri geçmişin, şimdinin ve geleceğin hep yakınında, gelen geçenin gözü önündedir; merkezdedir, tıpkı canlılığın ve hareketliliğin merkezde olması gibi. Büyük cami merkez imgesini yakın halkalarıyla kuşanır; onlarsız bir beden olmaz, onlarsız soy tutmaz. Fotoğrafik mekanda şehri belirgin biçimde temsil eden büyük cami, bir merkez simgesi olarak onu kuşatan mimariyle soy tutar ve oradaki yaşam hareketliliğiyle de şehir hayat bulur, geleneği içkin kadim soyuyla soylulaşır. Fotoğrafik mekanlara bakılınca, bir arastada şadırvanlar meydanına nispet edebilecek bir alan genişliğiyle ya da esnafın işini görecek bir arasta genişliğiyle karşılaşılabilir ama fotografik tezahürlerde merkezde meydan arayışı, şehrin meydanı arayışı beyhudedir. Şehirde meydan görülmez, merkezde devasa geniş alanlar görülmez. Dolayısıyla, meydan merkezdir ama buna karşılık, merkez meydan değildir. Şehrin meydanı, büyük camidir; tarihsel kökenlerine yaslanmış müştemilatı ve etrafıyla, etrafındaki hayatla soylu bir merkezdir14.</p>
<p>Gelip geçenlerin soyuyla bütünleşen bir merkez; gelip geçenlere geçit olan, yön veren mana yüklü bir merkez. Meydan şehrin taşrasındadır ve er meydanı, ok meydanı, spor meydanı, mesire alanları, bayram yerleri gibi meydanlara gönderme yapar. Şehrin merkezinde ayrı bir meydan tasarımına ihtiyaç duyulmamıştır. Meydan şehrin büyük camisi ve etrafındaki imar/ iskan halkalarından ibarettir. Şehrin dikey unsurları15 olarak arzdan arşa uzanan, yükseliş imgesini içkin ve her yandan kolaylıkla görülebilen minareler, şehrin muteber yayılım nişaneleridir, ama aynı zamanda hep birlikte müşfik çağrının (ezanın) aktarıcılarıdır. Cami ve minareler bulundukları mahalli hayatın merkezi haline getirirken, cüssesi ve sesiyle her yakaya erişebilen, cüssesiyle her yakadan belirgin biçimde görülebilen büyük cami de, şehri içkin bir hayat merkezi olarak simgeselleşir.</p>
<p><strong>Evler ve sokaklar </strong></p>
<p>Evler ve sokaklar şehirlerin başat kurucu unsurları olarak vazgeçilmezdir. Bir şehrin evleri ve sokakları şehrin fotoğrafik belleğinde saklı durur. Şehrin medeniyet algısını anlamak yaşam alanlarına nüfuz etmekle mümkündür. Evler ve sokakların yanı sıra cadde ve dükkanların da imar ve inşa tarzları, kullanılan malzeme ve çevre düzenlemeleri fotografik yüzeylerden okunmak değerindedir.</p>
<p><strong> Fiziksel düzey </strong></p>
<p>Şehrin ev ve sokak mimarisinde yoğun biçimde ahşap malzemenin yanı sıra taş malzemenin de kullanıldığı görülür. Fotografik bir mekan olarak kenarları ağaçlarla bezeli düz bir cadde fotoğrafik olarak belirginleşir, başkaca hizalı bir cadde görmek pek mümkün görünmez. Sokaklar gibi evler ve dükkanlar da, adeta birbirinin içine geçmiş gibidir. Sokaklar bir arabanın rahatlıkla geçebileceği genişlikte görünür; ne çok dar ne çok geniş. Evler ve dükkanlar genellikle bir ya da iki katlı, birbirine dayanmış ve çatıları büyük ölçüde kiremitli yapılardır.</p>
<p><strong>Simgesel düzey </strong></p>
<p>Evler, dükkanlar, cadde ve sokaklar uzak çekimlerde hep birlikte merkez yönelimli olduklarını belli ederler. Merkezdeki büyük cami şehrin tüm yerleşim alanlarını belirleyicidir; kuşanıcı ve kuşatıcıdır. Onun yakın ve uzak çevresi şehrin kurucu unsurlarının da yayılımı anlamına gelir. Şehir serpilirken, çarşıya yakın ya da uzak evler ve evleri birbirine ya da çarşıya eriştiren sokak ve caddelerle örülür. Şehrin tüm iskan ve ulaşım ilişkileri sürdürülebilir bir dayanışma içinde ve biri diğerinin, hatta tüm canlıların haklarını gözetecek şekilde yapılanmıştır; ne kuşların uçuş koridorları ihlal edilmiş, ne ağaçların güneşi görmesi engellenmiş, ne rüzgar akımlarının önü kesilmiş, ne de nurun ya da rahmetin şehre ağması örselenmiştir.</p>
<p>Fotografik yüzey şehrin yapı, kuruluş ve işleyiş düzenini, çeşitli çekim cephelerinden açığa çıkarmakta, adeta canlı bir bedeni telmih etmektedir. Bedenin kalbi, merkezdir; şehrin uzuvlarını fasılasız himaye mesafesinde tutan cüsseli ve hacimli bir merkez. Şehrin uzuvları, merkezin hareketliliğine erişim mesafesindeki mesafesizlikte şekillenir. Tüm yapı tür ve çeşitliliğiyle merkezden kopmadan imar edilmiş evler ve sokaklar, aynı bedenin uzuvları gibi merkezin mütemmim cüzleri, şehir sakinlerinin hep bir’likte ömür sürme mekanıdır. Bir’likte ömür sürme imkanı, şehrin ötekileşmemiş diğer sakinleri için de söz konusudur. Fotografik mekanlarda eviçleri görülmemekle birlikte sokak aralarında dolaşan bir manda ya da at arabasında yük taşınıyor olması, mahrem mekanların iç düzenini sezdirici, avlu, bahçe, sofa,… işlevi konusunda fikir vericidir; şehrin, doğasıyla ve topografyasıyla bütünleşik olduğunu gösterir. Birliktelik imkanının yelpazesini genişleten bitki ve hayvanlar, insan ve mekanla bir arada, şehrin içinde ve gözün erişim mesafesindedir; şehrin her bir kurucu unsuru göz mesafesinde, göze eşit mesafede şehri bütünleyici unsurudur. Uzak (fotografik) çekimler, bu durumu, yani şehrin gözün erişim mesafesinden uzak olmadığını, göz ile erişilebilir büyüklüğünü, şehrin kırsalla çevrili görülebilir topografik bütünlüğünü betimleyicidir. Şehrin genel görünümünde, mütevazi bir yuvaya nispet eden her ev gerçek bir kozmostur16; kanatlı dış kapıları, sokağa uzanan basamakları17, dikey sürgülü pencereleri, yüksek duvarlı (belki komşuya pencereli18) avluları, saçaklı çatıları19, oluklu kiremitleriyle birbirine yaslanmış ikişer katlı ahşap evler, mimari bir türdeşliği içkin mütevazı ve mütedeyyin bir şehir arketipini ortaya çıkarır. Geçicilik imgesi ahşap evlerin mimari zarafetine, latif mahremiyetine, mümtaz tevazuuna eklemlenirken, genellikle kapı-pencereli, balkonlu20 ve saçaksız taş binalar daha çok kalıcılık ve dayanıklılık imgesine gönderme yapar21. Zamana direnen ahşap yapılarsa geçicilik imgesini koruyarak kalıcılaşırlar, kalıcılık imgesi giydirilen taş yapılarla dayanışırlar, şehir mekanını paylaşırlar22.</p>
<p>Taş binaların serpiştirildiği ve ahşaplar ile uyumlulaştırıldığı ağaçlı bir cadde fotografik mekanda belirgindir. Sokaklardan görünümüyle farklılaşan caddenin dümdüz, kenarına sıralanmış binalarının hizalı oluşu, aynı zamanda, çeşitli şehir ve kasabaların taşrasına kurulmuş istasyonları ilham eder. İstasyon ile şehir merkezini düz bir geçit gibi birbirine bağlayan istasyon caddeleri, şehrin kıvrımlı sokaklarına yabansı ve anakroniktir. Pürüzsüz düzlüğü ve ayrıksı düzenliliğiyle merkezi işaretleyen müstahkem bir geçit olarak simgeselleşir Fotografik mekan, caddede olduğu gibi sokaklarda da yapıların inşasında kullanılan malzeme olarak ahşabı öne çıkarır; şehir mekanını yerel düzeyde türdeşleştirir ve her yapıyı neredeyse ahşap olarak düşündürür. Coğrafya, iklim ve erişim mesafesi, yapı malzemesini belirleyicidir kuşkusuz, ancak şehrin taşrasında görünen kerpiç duvarlı kagir evler ile birlikte merkeze yakın yerlerde taş duvarlı binalar da görülür. Ahşap, kerpiç ya da taş malzemenin bir tercih imkanı sunduğu aşikardır. Şehrin merkezinde dayanıklı taş malzemeden inşa edilmiş birkaç dükkan ve belki imalathane dışında, yıpranma süresi kısa, her zaman tamir/ bakıma muhtaç olmasına karşın daha çok ahşap ve toprak malzeme tercih edilmiştir. Ama, malzeme tercihi ne olursa olsun, şehrin yapı ve doğasına uyumluluk esas alınmıştır. Uyumlu birliktelik taş ile ahşabı birlikte zenginleştirmiş, dönemin ruhunu birlikte üstlenmiştir. Taş malzeme kalıcı, ahşap da toprak ile birlikte geçici ise, nesillerin istifadesine sunulan cami, han, hamam, hastane, okul gibi kamusal kullanım mekanları kalıcı olmalıdır23. Şehrin ahşap yoğunluklu kimlik haritası geçicilik imgesiyle kalıcı yapılara dahil edilmiş; türbeler, hazireler, nişaneler gibi soy kültürü tutanakları, ölüm ve yaşam algısının kalıcı veraset belgeleri olarak simgeselleşmiştir.</p>
<p><strong>Sonuç </strong></p>
<p>Bir kentin görsel belleğini okuma amacıyla fotografik yüzeylere yansıyan çeşitli mekanlarda seyrederken, bir çatının, bir kiremidin, bir saçağın, bir duvarın, belki bir kapı ya da merdivenin ne denli değerli olduğunu bir kez daha farketmiş olduk24. Her biri bir işaret taşı niteliğindeki ilksel fotografik şehir görüntülerinin, yirminci yüzyılın başlarından ortalarına dek eskil bir şehir dokusu sakladıklarını ayrımsadık. Zaman göndergesi içkin ilksel fotoğrafik mekan örgütleyicileri olarak odaklandığımız çeşme ve şadırvanların, şehrin merkezinden taşrasına doğru suyu ve sesini her canlıya yaydıklarını, bunu yaparken de o güne dek biriktirdikleri kültür ve medeniyet kodlarını şehre yaydıklarını çıkarsadık. Öte yandan, camiler ve minarelerin şehre berrak bir kadim şehir kimliği verdiklerini, evler ve sokaklarınsa, cadde ve dükkanlarla birlikte biriktirdikleri zamanı şehrin sesi ve dokusuna kattıklarını belirledik.</p>
<p>Fotoğrafik gerçeklikte seçemediğimiz görüngüsel çıkmaz sokaklar, tulumbalar, yalaklı sıra çeşmeler, ahşap camiler, mutfaklı avlu düzenekleri, komşuluk ilişkileri, çarşı-pazar ve esnaf ahlakı, seyyar satıcı nidaları, mevcut fotografik işaret taşlarından hareketle bellekte belirebilir ve görüngüsel yaklaşımla düşlemlenebilir kuşkusuz; bir çınar çıkmazının derununda bir ağaca asırlarca gösterilen hürmeti, bir hamal taşında bir insana duyulan merhameti, bir selsebilde zakir kuşlara rahmeti düşlemek ya da bir tulumbanın etrafında esnaf hasbihalini, bir akar çeşmede mahalleli dayanışmasını, bir yalakta hayvanların hakkaniyetli buluşmasını, bir helvacı ya da bozacı etrafında biriken çocuk heyecanını düşlemek gibi… Böylesi imgeler, burası için olduğu gibi, birçok şehir için de geçerlidir ancak kentlerin tektipleşip homojenleşmesiyle bir şehri diğerinden ayıran bir özelliği bulup onunla ilgili bir cümle kurmak artık epey zahmet gerektirir. Fotografik görüntüler dönemlerinin tanıkları, fikir veren görsel bellek kesitleridir; bir yandan böylesi görüngüsel düşlere imkan verirken öbür yandan görgül çıkarsamalara kapı aralarlar. Tamamlayıcı görüngüsel düşlemler eşliğinde, burada olduğu gibi, yitik bir medeniyetin kırıntılarını, bir su ve ses medeniyetinin kalıntılarını tespit etme imkanı verirler. Şadırvanlar ve minareler, saat kulesiyle birlikte şehrin ses kültürü ve kimliğini betimler. Birlikte ürettikleri armoni şehrin sesini, değişmez ezgisini imar eder, şehirliye bir yaşam terbiyesi, bir hareket ahengi belirler, bir ab-ı hayat gibi nesillerin zihin ve gönüllerini besler. Şehrin metafiziği sesle örülür, fiziği mimariyle. Minareler ve saat kulesi sesiyle katıldığı şehre, mimarileriyle de katılır; dikey yükseklikleriyle merkez imgelemini güçlendirirler. Her yandan görülebilir merkez, dikey yüksekliğiyle hepsinden cüsseli olan büyük camidir. Büyük camiye nispet eden merkez simgesi, ayrıca, idari, ticari, adli vb merkez olmak keyfiyetine gönderme yapar.</p>
<p>Şehrin büyük camisi, bu durumda, şehri bütünüyle kucaklayan kevnî bir âlem imgesini içkinleştirir ve bir bakıma, şehrin mihrabı olarak kıblesini belirler. Böylesi bir imge/simge zenginliği ve yoğunluklu toplanma yeri işleviyle şehrin merkezinde ayrı bir seküler meydan25 ihtiyacı hissettirmez. Kentsel mekana simgesel bir yapı kurmak, yeni bir sürdürülebilir muhayyile oluşturmak ve onu nesillerin kolektif belleğine bırakmak demektir. Seküler bir meydan da öyle, yeni açılacak bir cadde ya da sokak da; merkezi genişletme arayışı, merkezi imar eden halkaların -fiziki ve manevi- bağlarının çözülmesi, şehrin merkez kimliğinden uzaklaştırılması ya da ona yepyeni bir merkez kimliği biçilmesi, yepyeni bir merkez yaşam kültürü inşa edilmesi anlamına gelecektir. İster yeni alanlar yaratmak ister etrafını açarak merkez yapıları ferahlatmak/ rahatlatmak niyetiyle olsun çevresi/nden arıtılmış merkez yapılar seyirlik nesnesine dönüştürülmüş, geçmiş zamandan kalan vasat bir hatıraya evrilmiş, büyük anlatısını yitirmiş,geçmişinden/soyundan koparılmış, kendi hikayesiyle baş başa kalmış, yalnızlaştırılmış izole yapılar ve kültürel değerini yitirmiş anakronik işaret taşları haline gelecektir.</p>
<p>Cadde ve sokak isimlerinin yenilenmesi, park ve mesire alanları yaratmak için mezarlık yerlerinin değiştirilmesi, otobüslerin geçişini kolaylaştırmak için bir fırının, bir gevrekçinin, bir helvacının, bir pastacının yerinden edilmesi26 ya da bir terfiyeci, bir sayacı, bir saraç dükkanının feda edilmesi bile kentsel bellek travmalarına yol açarken, değişim ve yenileşme amacıyla şehrin renove/rehabilite edilerek soyundan arındırılması kentsel bellek kodlarını doğrudan etkileyecektir; aynı zamanda, yeni bellek kodlarıyla özgün şehir kimliğinin üzeri örtülecek, eskil şehir kimliğinden ari yepyeni bir kent kimliği tanımlanmış olacaktır. Yeni kentsel yaşam kültürü kentin algılanma biçimini yeniden terbiye edecek, kabuk değiştirmiş yeni bir kentsel bellek, yeni bir kent insanı inşa edecektir. Yeni kentsel bellek inşa olurken, ilksel şehir fotoğrafları da neredeyse yok şehirlerin ölüm belgeleri ya da yitik şehrin imha kayıtları haline gelirler; ama aynı zamanda kent söyleminde yeniden bedenlenemeyen şehir söyleminin bellek muhafızları olarak yitik şehirlere olan varoluş borcumuzu hatırlatmayı sürdürürler. Şehrin fotoğrafla tanışması ne denli erken olmuşsa ilksel fotografik görsel belleği de o denli münbit, biriktirdikleri ilksel zamanları hatırlatıcı tohum işlevi o denli zengin olmuştur. Fotografik mekanlarda bedenlenmeyen şehirler, görsel bellekleri eksiltili şehirler olarak ya da evsafı yitik yaralı şehirler olarak anılmak değerindedir; eskil imgelemini, hikayelerini, simgesel göndergelerini fotografik yüzeylerde de olsa muhafaza edebilen yitik şehirlerse, letafetleri nispetince ağıt yakılası şehirler olarak hatırlanmak değerindedir. Bir şehrin görsel belleğini ilksel fotografik yüzeylerden okumaya, mekânsal yapısını anlamaya ve anlamlamaya çalıştık. Son tahlilde, en yalın ifadeyle, şehirlerimizi çok sık değiştirdiğimizi, onlara iyiden iyiye yabancılaştığımızı fotografik mekanların tanıklığında idrak ettik ve onların, görünmez şehirler27 olarak görülebilir fotografik mekanlarda ömür sürdüklerini, bugünün kent insanına yaşanılası şehri fısıldadıklarını, bir şehr-i latif imgesini telaffuz ettiklerini tespit ettik.</p>
<p>4. Boyut Journal of Media and Cultural Studies &#8211; 4. Boyut Medya ve Kültürel Çalışmalar Dergisi, Issue/Sayı 22, 2023</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1 Metin içinde kimi zaman şehir, kimi zaman kent diyeceğiz. Şehirden yaşanılası sakin mekanları düşlerken, kentten sanayi devrimi sonrasında şekillenen ve daha çok yaşamak zorunda kaldığımız kalabalık yerleşim yerlerini kastediyoruz. Ama bu ayrımı söz zincirinde tutarlı biçimde uygulamak her zaman çok mümkün olmuyor. Söyleyiş alışkanlıkları ya da söz zincirinin kullanım dayatmaları her iki sözcüğü kimi zaman anlamsal ayırtı gözetmeden birbirinin yerine kullanmayı gerektiriyor.</p>
<p>2 Şehir bir söylemdir; bu söylem de gerçekten bir dildir: Şehir sakinleriyle konuşur; biz, içinde bulunduğumuz kenti konuşuruz; bunu da orada yaşayarak, orada dolaşarak, ona bakarak yaparız. (Barthes, 1993, s. 181).</p>
<p>3 Bir toplumun mekânsal pratiği, o toplumun mekanı deşifre ederek keşfedilir… Toplumu değiştirmek, hayatı değiştirmek uygun mekan üretimi yoksa bunun anlamı yoktur. Yeni toplumsal ilişkilere yeni mekanlar gerekir.(Lefebvre, 2016, s.67 ve 87).</p>
<p>4 Farklı mekanlar, farklılaşan, farklılaştırılan öteki mekanlar ya da farklılık/farklılaşma mekanları, farklılığın mekânsal örüntüleri olarak kavramsallaştırılan heterotopya için bak. (Çavdar, 2018).</p>
<p>5 Daha çok yoksul semtlerin varlıklılarca ihya edilerek istila edilmesi olarak kavramsallaştırılan soylulaştırma’dan (gentrification) biz, bir yapının korunması ve/veya görünür kılınması amacıyla mevcut yaşam alanlarının orada yaşayanlarla birlikte yerinden edilmesi ve renove edilmiş yeni bir yaşam alanı inşası olarak anlamayı tercih ediyoruz.</p>
<p>6 Göstergebilimsel çözümlemeler, anlamsal yapıyı üstlenen gösterge türleri belirlenerek ve işlevleri nispetince çeşitli düzeylerde kesitlenerek gerçekleştirilebilir Kentsel alanın en az bu iki düzeyde incelenebileceğine dair bir örnek olarak bak. (L’analyse, 2023). Daha gelişkin çözümleme düzeylerini başkaca bir uygulama örneğinde görmek için ayrıca bak. (Ayan, 2023, s. 190-268)</p>
<p>7 Baldaken Tarzı Şadırvanlar, Osmanlı devrinde çoğunlukla üstü kapalı, yanları dışa açık, çokgen yapılı şadırvan formu olarak geliştirilmiştir. Ayrıntı için bak. (Kılcı, 2010, s. 219-221)</p>
<p>8 Görme yalıtır, ses birleştirir (…) Görme yalnız gözlemcinin duyusudur, işitme ise bir bağ ve dayanışma duygusu yaratır (…) mekanla yakınlığımızı deneyimlememizi sağlar. (Pallasmaa, 2014, s.62-64).</p>
<p>9 Şadırvan, Şeyh Galib’te ‘feyz deryası’na nispet eder. “Bu şâdırvânı icâd eyleyip deryayı feyzinden / Velâyetden nîşan gösterdi dervîşâna aşk olsun”. (Okçu, 2023).</p>
<p>10 Burasının bizzat çardak mekanı olarak isimlendirildiği de olur: “fetih zamanından kalma mahalle aralarındaki yeşil yatır türbeleri, mezarları, çarşısındaki şadırvan ve çardağıyla… “. (Karakoç, 2022, s.49).</p>
<p>11 Sudan yaratılmışlık imgesi Kuran’dan kaynaklanır. “İnkar edenler, gökler ve yer bitişik iken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi? Hala inanmayacaklar mı?”. (Kuran 21/30, 2023).</p>
<p>12 Yahya Kemal’in İstanbul için yaptığı benzetmeden mülhemdir. (Tanpınar, 2003, s.285)</p>
<p>13 Yönetici, halk ve ulemayı bir araya getiren caminin etrafında medrese, çarşı, hastane ve hamam gibi bir çok unsurun iç içe olduğu görülür. (Yıldız, 2022, s.11-31) ; Ayrıntı için ayrıca bak. (Güleç Demirel, Plehvarian, 2018, s.16-29).</p>
<p>14 Bursa Ulu Camii ve külliyesi bunun için yeterli bir örnektir. İstenirse, Diyarbekir’den Trabzon’a, Selimiye’den ve Süleymaniye’ye dek birçok ulu cami ve çevresine bakılabilir.</p>
<p>15 Minarenin dikey formu ilahi bir sembol olarak gök ile yer arasındaki bağlantıyı, düşey olarak ise Allah’ın adının ilk harfi olan elif’i simgeler ve insanoğlu ile Yaradan arasında varolan bağı simgeler. Sinan’ın kent şemasındaki yatay geometriyi bozan minareler yer ve gök arasındaki bir artikülasyondur. (Eraslan, 2014, s.30,31).</p>
<p>16 Ev, bizim dünyadaki köşemiz, ilk evrenimizdir. Ev gerçek bir kozmostur. (Bachelard, 2003, s.34).</p>
<p>17 Her kapı ya da bir merdiven uzantısı, aynı zamanda, bir mahrem alan uyarısı gibidir.</p>
<p>18 Komşuluk ilişkilerinin simgesi olabilecek bir pencereden söz ediyoruz: Taş üstüne taş konarak yapılmış geniş ve yüksek, üzeri kiremitli bir bahçe duvarı düşleyelim; üzerinde ancak bir sandalyeye çıkılarak erişilebilecek yükseklikte iki kanatlı bir pencere olsun, bir kanadı bir komşudan diğeri diğer komşudan açılsın ve, sonunda, komşuda pişen bir yemeğin tadımlık olarak komşuyla paylaşılma işlevi görsün&#8230; Devam edelim: Sandalyeye sekerek ‘hu komşu’ nidaları eşliğinde pencere tıklatılsın, tabak uzatılsın. Kısa bir hatırlaşmanın ardından pencere kapatılsın, perdesi çekilsin, sandalyeden inilsin. Bu durumda, pencere iki kadının ya da iki evin mahremindedir. O sandalyeye başkalarının çıkmasına müsaade edilmez, başkası da böyle bir şeyi aklından geçirmez, ilh. Başka coğrafyalardaki ev ve ev içi düşleri için bak. (Bachelard, 2003, s.48-68).</p>
<p>19 İki katlı binaların ikinci katı birinci saçak, çatı ise ikinciye saçak gibidir. Saçak sadece evi değil önünden geçeni de yağmur ve güneşten korur. Öte yandan saçak, bir komşunun bahçesine akmaz ve olukta toplanan sular kimi zaman çörtenlere takılan zinciri takip ederek uzaklaşır.</p>
<p>20 Ahşap evlerde balkon yerine daha çok cumba ya da cihannüma görülür ama balkonlu olanları da yok değildir.</p>
<p>21 Tüm bu simgeleştirme çabalarına rağmen ahşap kamusal mekanlara rastlamak da mümkündür. Kalıcılık ve geçicilik imgesinin coğrafyanın, iklimin, malzemenin ve dönemin şartları nispetince depreme ve yangına dayanıklı yapı arayışının sonucu olarak ortaya çıktığı göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>22 Kalıcılık ve geçicilik simgeleri imgeseldir, imgesel bir giydirmedir. Fiziki varlığını yüzyıllarca sürdüren dayanıklı ahşap örnekleri bulmak hiç zor değildir; Göğceli Camii’nden Selçuklu eserlerine dek pek çok kalıcı ahşap örneği verilebilir.</p>
<p>23 Şehirleri vücuda getiren yapılar, kalıcı ve geçici malzeme ile inşa edilmiş olması veya Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi yapıların bir kısmının, mesela sürekli değişen aile yapısına uyum sağlamak üzere geçici malzeme ile, idari, dini ve toplum hizmeti gören han, hamam, çarşı gibi yapıların ise kalıcı malzeme ile inşa edilmiş olması gibi, farklı ve varlığın yapısına uyum iradesi ile var olmuş çözümler de oluşmuştur. Kalıcılığın bir diğer tezahürü; yapıların kalıcılığı yerine şehrin sabit, değişmez ve bir üst iradenin bir seferde tayin ettiği, şehir mekanlarının yol şebekesinin belirlendiği hallerdir. (Cansever, 1997, s.112).</p>
<p>24 Kimi zaman küçük bir işaret büyük bir anlatıyı içkindir: ”kasabamızda, tarihi tek kalıntı, büyük camimizdeki iki ufak mermer sütundu (…) bu iki küçük sütun, belli belirsiz ruhumda eski Ergani’yi, bütün tarihiyle bir tohum gibi saklıyordu”. (Sezai Karakoç, 2022, s.35,36)</p>
<p>25 Kentsel uzamın olmazsa olmazı olarak öne çıkan meydanlar, bugün büyük ölçüde, sokakların, yolların ve insanların buluştuğu, gelip geçtiği, genellikle insan ve işyeri trafiğiyle daraltılmış geniş alanlardır. Kimi zaman bir resmi kurum önü, kimi zaman dolmuş ve otobüs durakları, kimi zaman bankalar, oteller ve işyerleriyle örülüdür. Meydanlar, aynı zamanda büyük eğlensel/törensel buluşmaların, toplumsal eylemlerin, iktidar mücadelelerinin, güç gösterilerinin mekanıdır. Meydan ortalıktır, ortalıktadır; mahrem olmayan ve kendi kutsallarını üreten bir alandır.</p>
<p>26 Lezzet ve koku mekanlarının yok edilmesi anlamına gelir. Koku mekanlarının önemi için ayrıca bak. (Pallasmaa, 2014, s.67-69).</p>
<p>27 İtalo Calvino’nun Görünmez Kentler’inden mülhemdir.</p>
<p><strong>Kaynakça/References</strong></p>
<p>Ayan, O. (2023). Marka İletişiminde Gastro-emperyalizm Söylemi ve Metafiziksel İmgeler (Yayınlanmamış<br />
doktora tezi). İstanbul: İstanbul Ticaret Üniversitesi İnternet ve İletişim Bilimleri Enstitüsü.<br />
Bachelard, G. (2003). Mekanın Poetikası (A. Tümertekin, Çev.). İstanbul: İtaki Yayınları.<br />
Barthes, R. (1993). Göstergebilimsel Serüven (M. Rifat, S. Rifat, Çev.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.<br />
Cansever, T. (1997). İslamda Şehir ve Mimari. İstanbul: İz Yayınları.<br />
Çiğdem Çavdar, R. (2018). “Farklılığın Mekanı: Foucault ve Lefebvre’deki Heterotopya ve Heterotopi<br />
Ayrımı”, İdealkent, Cilt 9, Sayı 25, 941 &#8211; 959.<br />
Eraslan, A. (2016). “Mimaride Anlam; Yapıdaki ‘Sembolik Dil’ Üzerine Bir Değerlendirme”,<br />
Tasarım+Kuram Dergisi, Cilt 10, Sayı 18, 18-35.<br />
Güleç Demirel, B. N., Kara Plehvarian, N. (2018). “Osmanlı sultan camilerinde avlu”, Yakın Mimarlık<br />
Dergisi, 2018, Sayı 2, 16-29.<br />
Karakoç, S. (2022). Hatıralar I. İstanbul: Dililiş Yayınları.<br />
Kılcı, A. (2010). “Şadırvan”, İslam Ansiklopedisi. Diyanet Vakfı Yay., Cilt 38, 219-221.<br />
Kuran 21/30. https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-2/enbiya-suresi-21/ayet-30/kuran-yolumeali-5, 05.02.2023.<br />
Lefebvre, H. (2016). Mekanın Üretimi (İ. Ergüden, Çev.). İstanbul: Sel Yayınları.<br />
Okçu, N. (2023). “Şeyh Galib Divanı (K.13.3)”, https://www.fikriyat.com/ekitap/detay/seyh-glib-dvni/1.<br />
Pallasmaa, J. (2014). Tenin Gözleri (A. U. Kılıç, Çev.). İstanbul: Yem Yayınları.<br />
Tanpınar, A. H. (2003). Beş Şehir. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.<br />
Taşçıoğlu, M. (2013). Bir Görsel İletişim Platformu Olarak Mekan. İstanbul: Yem Yayınları.<br />
Yıldız, Ş. (2022). “İslam şehrinin temel özellikleri”, Hz. Peygamber ve Şehir. İstanbul, Nefes Yayınevi.<br />
“L’analyse des espaces publics”, https://unt.unice.fr/uoh/espaces-publics-places/la-place-urbaine-percue,<br />
05.02.2023.<br />
(*) Görseller Balıkesir’e aittir. Sırasıyla, aşağıdaki linklerden alınmıştır:<br />
Çeşme ve şadırvanlar<br />
https://www.facebook.com/bakisarisakal/photos/a.159260900800364/3002233736503052/?type=3&#038;the<br />
ater;<br />
https://www.bitmezat.com/urun/1854200/balikesir-de-bir-sadirvan-foto-ali-esat;<br />
https://balikesir.com.tr/dosyalar/2021/08/sadirvanlar-meydani.jpg;<br />
http://wowturkey.com/t.php?p=/tr201/mesutguven_P1010265.jpg;<br />
Cami ve minareler<br />
https://balikesir.com.tr/dosyalar/2021/08/manzara2.jpg;<br />
https://balikesir.com.tr/dosyalar/2021/08/zagnos-camii.jpg;<br />
https://balikesir.com.tr/dosyalar/2021/08/yadigar-pasa-camii.jpg;<br />
https://1.bp.blogspot.com/-EODHsvRiId8/USx2qIUpVHI/AAAAAAAAESI/KMK2ghVqpiY/s640/<br />
Resim_b_4.jpg;<br />
https://3.bp.blogspot.com/-ePduITJj5ZQ/USx3LsfwaUI/AAAAAAAAESw/cW49m18B_Hk/s1600/<br />
Resim_b_9.jpg;</p>
<p>https://balikesir.com.tr/dosyalar/2021/08/1920-manzara.jpg;https://www.tarihteninciler.com/wp-content/uploads/Ottoman-Empire-Balikesir-1900s-Osmanl%C4%B1-D%C3%B6nemi-Bal%C4%B1kesir-.jpg;https://encrypted-tbn0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTJ9cokyckKPW13WutBSbDR93cCSRRS8mnqg&#038;shttp://www.eskiturkiye.net/resimler/balikesir-1930lar-6331.jpg;https://balikesir.com.tr/dosyalar/2021/08/eski-hukumet-dairesi.jpg.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/yitik-bir-sehrin-gorsel-bellegi/">Yitik Bir Şehrin Görsel Belleği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/yitik-bir-sehrin-gorsel-bellegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinin Sütunu</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dinin-sutunu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dinin-sutunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2016 22:38:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[Cami]]></category>
		<category><![CDATA[Dinin Sütunu]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=12210</guid>

					<description><![CDATA[<p>»Namaz, dinin sütunudur» buyurdu Peygamber. Evet, namaz, dinin ana sütunlarının birincisidir. Din, insanın ve toplumun ruhuna yerleşmiş ulu bir ağaçsa, bu ağacın kökü iman, gövdesi namaz ve namaz sütununun etrafında halkalanmış olan oruç, zekât ve hac daireleri, dallan ve budakları da iyi ahlâk, davra­nışlar ve yemişleri ve çiçekleri de, bütün iyilikler, gü­zellikler ve doğruluklardır. Namaz, bir ucu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dinin-sutunu/">Dinin Sütunu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 18.0pt;"><a href="http://ilimcephesi.com/dinin-sutunu/images-1-58/" rel="attachment wp-att-12211"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-12211" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/images-1-1.jpg" alt="Dinin Sütunu" width="518" height="232" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/images-1-1.jpg 335w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/images-1-1-300x134.jpg 300w" sizes="(max-width: 518px) 100vw, 518px" /></a></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">»Namaz, dinin sütunudur» buyurdu Peygamber. Evet, namaz, dinin ana sütunlarının birincisidir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Din, insanın ve toplumun ruhuna yerleşmiş ulu bir ağaçsa, bu ağacın kökü iman, gövdesi namaz ve namaz sütununun etrafında halkalanmış olan oruç, zekât ve hac daireleri, dallan ve budakları da iyi ahlâk, davra­nışla</span><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">r </span><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">ve yemişleri ve çiçekleri de, bütün iyilikler, gü­zellikler ve doğruluklardır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Namaz, bir ucu imana açık, öbür ucu iyilikler, doğ­ruluklar ve üstünlüklere bağlı, din köprüsüdür.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Adeta bu dünyanın sıratı namazdır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Namaz, günde beş vakit gelerek kötülük fırsatlarını yok eden bir gök eridir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Namaz, Kur’an-ı Kerim gibi sürekli bir mucizedir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bir elmanın bir yansı oruç, bir yansı namazdır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Namazın protestolusu, telinlisi, siyasetlisi, gösterili­si olamaz. Namaz, sadece namazdır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ve bu namaza dokunulamaz.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu halk, yirmi yıldır durmadan yıkılmış camilerini onanyor, eksik yerlerini yaptınyor, camisiz semt bırak­mıyor. Bu camileri yaptırdı, şimdi sıra ihmal edilmiş namazlara geldi. Halkın namaza koşusunun a<u>nlamı</u>, din duygusunun canlanışından başka bir şey değildir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Camiler yapıldı, din duygusu canlandı, elbet halk namaza koşacaktır. Dinin sütununa sarılmaya.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Çünkü, dinin sütunu namazdır. Toplumu ayakta tu­tan sütun da dindir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Bu çağda dinsiz yoksul toplumlar, komünizmin ku­cağına kolaylıkla yuvarlanırlar.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Ayakları şişinceye kadar namaz kılan Peygamberim ümmeti olmak, bir insan topluluğu için yeter şandır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Çocuk, ulvilik âlemini ilkin babasının namazında canlanmış olarak görür.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Beş esrarlı camii olan bir kent düşününüz. Birinci cami, sabah ortalık ışımaya başlayınca insanları, ama nasıl insanları, Allah’a tam inanmış, kullara tapmayı reddetmiş, vahye ve onu getirenlere inanmış insanları çağırsın; o çağırınca, melekler yalnız onları uyandırsın. İkinci cami, güneş tam tepe noktasını biraz aşınca, işini dosdoğru yapıp insanlara iyilik saçan müminleri; üçün­cü cami, güneş de her fani gibi boynunu batışa doğru eğince ve ışıklarını son saatten bir haber gibi serin se­rin göndermeye başlayınca, olgun, dosdoğru ve inanmış insanları; dördüncü cami, güneşin adeta ruhu kabz edilmiş bir insanın kabrine konuluşu gibi batışından biraz sonra, gecenin yerde dirilerek çıkmaya başladığı saatte evine dönen müminleri ve nihayet beşinci cami, gecenin kalın örtüsü altında yine de eşyaya ve tabia­ta, günün yorgunluğuna ve insanların tahakkümüne karşı Allah’ın bahş ettiği güven ve huzurla donanmış müminleri çağırsın ve bu çağırışa karşı konul amasın, îşte böyle bir kentin insanları, günde beş kere dünya kirinden ayıklanıp çıkacaklar, faniliğin zararlarından kurtulacaklar, sonsuzluğun eşiğinde Allah’a tapmak­tan dolayı mutlu olacaklardır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">İşte bu esrarlı şehrin, bu esrarlı beş camii sembol değil bir hakikattir. Her İslâm şehri, o şehrin her camii, o beş camiin özelliğini taşımaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Her namaz, kubbesi gökyüzü olan dünyamızda müslümanları toplayan bir camidir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Namazda, miraç mucizesinin kuvvetinden bir kuv­vet gizlidir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;"><span style="font-family: 'Georgia','serif'; color: #333333;">Din ve tanrıtanımazlarla inanmışların savaşı, in­sanlık içinde bir gün müslümanların zaferiyle son bu­lunca, dinin temel sütunlarından namaz, ulu bir kubbe­yi ayakta tutan mermer bir sütun gibi insanın ruhunda yeniden bütün ihtişamıyla yükselecektir.</span></p>
<p style="line-height: 18.0pt;">Sezai Karakoç-Günlük Yazılar 2</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dinin-sutunu/">Dinin Sütunu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dinin-sutunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cami ve Hayat</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cami-ve-hayat/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cami-ve-hayat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2016 22:07:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[Cami]]></category>
		<category><![CDATA[Cami ve Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Namazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=12180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya durdukça müslüman toplumlarına örnek ola­cak olan mutluluk asrı dediğimiz Peygamber zamanında, cami, hayatın merkeziydi. Bugün ise camiler haya­tın çok kıyısında kalmışlardır. İslâm’da caminin anlamı, öbür dinlerdeki tapmak anlamına ve caminin fonksiyonu, öbür din tapınakla­rının fonksiyonuna eşit değildir. Cami, genel tapmak anlamını çok aşar. Caminin yüzü yalnız öteki dünyaya dönük değildir, bu dünyaya da, hayata da [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cami-ve-hayat/">Cami ve Hayat</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/cami-ve-hayat/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n/" rel="attachment wp-att-12181"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-12181" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n.jpg" alt="Cami ve Hayat" width="430" height="285" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n.jpg 720w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n-600x398.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/08/13781989_541413256053050_1853017901661131937_n-300x199.jpg 300w" sizes="(max-width: 430px) 100vw, 430px" /></a></p>
<p>Dünya durdukça müslüman toplumlarına örnek ola­cak olan mutluluk asrı dediğimiz Peygamber zamanında, cami, hayatın merkeziydi. Bugün ise camiler haya­tın çok kıyısında kalmışlardır.</p>
<p>İslâm’da caminin anlamı, öbür dinlerdeki tapmak anlamına ve caminin fonksiyonu, öbür din tapınakla­rının fonksiyonuna eşit değildir. Cami, genel tapmak anlamını çok aşar.</p>
<p>Caminin yüzü yalnız öteki dünyaya dönük değildir, bu dünyaya da, hayata da dönüktür.</p>
<p>İslâm dini, kendisinde iki dünyanın barıştığı bir din­dir. Bu hayatla öbür hayatın bağdaşması, kaynaşması birinci plânda tutulmuştur. İki dünyadan hiçbiri kendi sınırım çiğneyerek öbürünü ezmez. Ruhla beden gibidir bu dünyayla öbür dünya. Biri öbüründen üstün görüle­bilir ama hiç biri öbürünü tam olarak ortadan kaldır­maz. Çünkü bunlardan biri tam ortadan kalktığında uzun bir vadede öbürü de söner. Öteki dünya aşkı, bu dünyayı yaşamaya değer hale getirir, dünya ve haya­tı îslâm ölçüleri içinde verimlendirme de, öteki dünya seviyesini ateşlendirir. Ruhun vücutla varlığını dışa vurması, vücudun da ruhun buyruğunda anlam kazan­ması gibi, <u>dinin</u> erdirici ışıklan altında iki dünyanın ve iki hayatın birbirine bağlı olarak olgunlaşması Islâm’ın insan için tâyin ettiği bir varoluş şartıdır.</p>
<p>İşte cami, başta insanoğlunun varolma sebebi olan ibadet ocağı ise de, ibadet nasıl varoluş akışının merkezî çizgisi, mihveriyse, o da İslâm toplum unun yaşayışında bütün hayat faaliyetlerinin açıldığı bir kaynaktır, temel kurumdur, hayatın, çevresinde daire daire toplanacağı öz yuvadır.</p>
<p>Hayatın her şubesine ilk ışık camiden tutulmalıdır. Toplum ilerleyişlerinin ilk çıkış noktası camidir İslâm ülküsünde.</p>
<p>En saf ibadet heyecanının, düşünce canlanışının, kültür hamlelerinin, edebiyat doğurganlığının, toplum dayanışmasının verim üstüne verim katmerlendirdiği bir şuur evidir cami.</p>
<p>Üniversitelerle camilerin kapıları, dayanılmaz bir çağrıyla birbirlerine davet edecek şekilde açık, birbirle­rine bakar durumdadır İslâm ülküsünde.</p>
<p>Cuma hutbesi, bir haftalık toplum hayatını İslam açısından gözden geçiren geriye doğru bir kritik,ileriye doğru da bir hamle plânı getiren, hikmet ve aksiyon içiçe, bir yol aydınlığıdır. Geçmiş zamanı arıtma, gelecek zamanı ışıtmadır.</p>
<p>Cuma namazından sonra insanların yeryüzüne dağılarak işlerine koyulmalarını buyuran ilâhı kelâm, camiyle hayatın birbirine nasıl kopmaz bir şekilde bağlı olduğunu, ancak vahye has bir icaz üslubuyla, ne güzel belirtmektedir.</p>
<p>Günün her vakit dönümüne bir namaz koyan İslâm, dinle hayatın ayrılmazlığında ins<u>anın</u> mutluluğunun bulunduğuna işaret etmiştir.</p>
<p>Camilerimiz, toplumun en kutlu ve en canlı kurum­ları olduğu zamanlar, dünyanın en üstün toplumu idik. Camiyi hayattan sürmeğe başladık başlayalı, adetâ ilâhı bir ceza olarak biz de hayattan sürülmeğe başla­dık.</p>
<p>Y<u>alnı</u>z hayattan bezenler intihar etmez; hayata faz­la tapanların da sonu büyük bir ihtimalle intihardır.</p>
<p>Başarı, hayata tapmakta değil, hayatın hakkını ver­mektedir.</p>
<p>Camilerinde hayatın taştığı müslüman toplumlar gerçek anlamıyla en canlı hayatla taşacaklardır. Çün­kü: camiden taşarak topluma gelen hayat, ölmezlikle kuvvetlenmiş, ebedîlikten bir canlılık <u>kazanmış</u> bir ha­yat olacaktır.</p>
<p>Camilerimiz vücutlarıyla yavaş yavaş canlandırıl­maktadır. Her caminin bir de ruhu vardır. Yalnız ca­milerin bedenlerini, vücutlarını onarmak ve canlan­dırmak yetmez, ruhlarını da diriltmek, dimdik ayağa kaldırmak gerekir.</p>
<p>Sezai Karakoç-Günlük Yazılar 2</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cami-ve-hayat/">Cami ve Hayat</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cami-ve-hayat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma&#8217;nın Anlamı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cumanin-anlami/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cumanin-anlami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jun 2016 22:12:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[Cami]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Namazı]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma'nın Anlamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11332</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; İslâm ruhunun yeniden doğuşunda, ruhumuzun İslâmla yeniden aydınlanışında, ölü kalblerimizin dirili­şinde, cumayı, cuma namazı etrafında toplanan gücü, yoğunluğu anlamak ve kavramak, belki de, en önemli «harekete getiren ilk motiflerden biri olacaktır. Cuma, belki de bir gün Asya’da ve Afrika’da müslümanın direnişinin ilk adımı olacaktır. Cuma, kendisine açılan yeni dünyalarda islâmda dirilmenin ilk tohumu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cumanin-anlami/">Cuma’nın Anlamı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/cumanin-anlami/birlik-2/" rel="attachment wp-att-11333"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-11333" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/Birlik.jpg" alt="Cuma'nın Anlamı" width="620" height="310" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/Birlik.jpg 620w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/Birlik-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/Birlik-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İslâm ruhunun yeniden doğuşunda, ruhumuzun İslâmla yeniden aydınlanışında, ölü kalblerimizin dirili­şinde, cumayı, cuma namazı etrafında toplanan gücü, yoğunluğu anlamak ve kavramak, belki de, en önemli «harekete getiren ilk motiflerden biri olacaktır.</p>
<p>Cuma, belki de bir gün Asya’da ve Afrika’da müslümanın direnişinin ilk adımı olacaktır.</p>
<p>Cuma, kendisine açılan yeni dünyalarda islâmda dirilmenin ilk tohumu olacaktır.</p>
<p>Cuma namazı, îmam-ı Âzam Ebû Hanife sistemi içinde bir bakıma bir «devlet namazıdır. Yani müslümanların kendi devletlerini gerçekleştirmelerinde mih­ver, merkez rolünü oynayan namaz. Bu açıdan, cuma namazı insanı, «imam fikrine, «İmam fikri de «dev­let» idesine götürür. Devlet, imam, namaz ve insan, cuma tapınmasında bir bütünlük, kutsal bir beraberlik içinde Allaha yönelir, imam, müslümanları kendileri­ne din ve dünya işinde önderlik yapmak için seçtikleri «baş» demektir.</p>
<p>Devlet, İslâm toplumunun içe doğru ve dışa karşı yaşayış kuruluşu demektir. İşte, cuma nama­zı, her hafta, bu «baş»la toplumu, devletle halkı bir araya getiren, Allah huzurunda birbiriyle hesaplaştıran, birbirine bağlılık derecelerini Allahın önünde kontrol eden, imtihana çekeri, bu kutsal afinitedeld çürüyüş ve gevşeyiş noktalarım eriten, bu sıkı bağlı­lığı tazeleyen ve dirilten, adeta her hafta bir ab-ı hayat iksirinden geçiren, kevserle arıtan kutlu bir tapınma­dır.</p>
<p>îmam-ı Şâfi sisteminde de cuma namazı bir nevi «toplum namazı»dır.İmam mı toplumdan öncedir, top­lum mu imamdan önce? Yani -toplum ancak bir baş etrafındaki toplaşmayla meydana gelir- düşüncesiyle -var olan bir toplumdan kaçınılmaz olarak bir baş do­ğar- düşüncesi arasındaki fark. Gerçekte bu bir sistem farkıdır, bir realite farkı olmaktan çok. Realitede ikisi aşağı yukarı aynı kapıya çıkmaktadır. Biri «baş»tan topluma doğru gitmekte, öbürüyse toplumdan başa varmakta, fakat eninde sonunda «baş» ve -toplum- cuma namazının zaruri öğeleri olmaktadır.</p>
<p>Imamıyla, toplumuyla var olan zamanlarında İslâm kitlesinin cu­ması, bu iki sistemi birbirinden ayrılmazcasına birleş­tirmektedir. Ancak sarsıntı zamanlarında, buhran günlerinde, İslâm toplumun un zayıflama veya ölüm kalım vakitlerinde, çırpmış, bir «baş» doğurmak veya bir «toplum» doğurmak, daha doğrusu birisini ortaya çıkarır ve öbürünü kurarken birinden birine öncelik tanımak şeklinde belirebilir. Böylece, bu iki büyük ima­mın sistemleri, hal veya şartlara, aksiyon adamlarının ve topluluklarının mizaçlarına uygun bir kurtuluş yo­lu seçmelerinde usul alternatiflerini arttırmakta, im­kânları genişletmekte, sonuç da değişmeyeceğine göre Ulu Peygamberin sözü uyarınca ikisi arasındaki nüans bir rahmet kaynağı olmakta.</p>
<p>Cuma namazı ve daha geniş anlamıyla cuma, önümüze müslümanın önüne geniş anlam ufukları aç­maktadır. Cuma, yahudilerin cumartesileri ve hristiyanların pazarlarının aksine, bir iş ve hareket günüdür, toplumsal ve siyasal yakınlaşma ve bağdaşmaların hafta içinde birike birike en büyük yoğunluğuna erdiği vakittir. Pazar ve cumartesi, bir çözülüş bir tatil bir duruş bir ara veriştir yahudi ve hıristiyan toplumları için.</p>
<p>Bu oluşa ve akışa hep dünya açısından bakıştan ileri gelir. Hayatı sırf dünya hayatı görmek, o dinleri hiç olmazsa haftada bir günü dine ayıra­bilme çabasına sürüklemiştir. Hâlbuki islâmda zaten her an ve her gün, her vakit ve her zaman, din ve dün­ya ayrılmaksızın bir akış ve oluş gerçekleştirildiğine göre,ayrıca ihtiyaç yoktur. Beş vakit namaz ve içi­mizdeki İslâm ve iman ruhu, her anı ve zamanı günün dönüm noktalarını İlâhi birer bekçi gibi sürekli olarak kollamaktadır. Din ve devlet, dünya ve ahiret düşünce­leri, duygu inanış, düşünce ve davranışlarımızda dai­ma bir arada mütalâa edilmektedir.</p>
<p>Bu bakımdan, cu­ma namazı, tapınma açısından haftalık bir yoğunlaş­ma Olduğu kadar ve daha çok, dinle dünyayı, ahiretle bu âlemi, devletle toplumu, başla topluluğu birbirinden ayırmağa zorlayan etkenler ortadan kaldırma hikme­tiyle yüklü olarak gelmekte, dinî-içtimaî bir kurum ola­rak islâm toplulumunu diriltmekte ve tazelemektedir.</p>
<p>Cami, böylece, islâm toplumu ideasında sadece bir tapmak olmaktan fazla bir şeydir. Cami, sadece bir ta­pmak olmak demek olsaydı, o zaman «mâbed» kelime­sinden, «mescid» kavramından ayrı olarak «cami» fikir ve ismine lüzum olmayacaktı. Halbuki, cami, mâbed ve mescid kavramlarının anlamını da içinde taşıyarak, devlet ve toplumu bir araya getiren «toplayıcı» bir ku­rum olmaktadır. Devlet başı, devlet adamları ve halk, her cuma cami tarafından bir araya getirilerek karşı­laştırılmakta ve kaynaştırılmak tadır.</p>
<p>Cami, islâm toplumunun Kur’an hükmüyle diri ve sağlam, islâm terazisiyle dengeli bir forumu, agorası ve parlamentosu­dur. Hutbe, devlet başının İslâm toplumuna haftalık bir tebliği, bildirisi, Allaha yönelerek o toplumun başı olarak dua ve niyazı, halka dönerek buyruğu ve öğüdü­dür. Hutbe, İslâm toplumun un devlet başı ağzından in­sanlığa bir kurtuluş çağrısı, müslümanlara da iyiye, daha güzele, daha doğruya gitmeleri için imam tara­fından yöneltilmiş bir buyrultu, bir sestir.</p>
<p>Evet, cuma, cami, hutbe ve imam, bir sestir. Her an yaşayan islâmın yükselen sesidir. Ezan bu sesin pro­logu, dua epiloğu, hutbe ve namaz da esas metnidir adetâ. Aydınlar ve halk, bir araya gelerek bu sesi ruh­larına geçirirler ve camiden evlerine ve işyerlerine, ödevlerine dönerken bu sesi yaymanın şuurunu güçlen­miş bulurlar yüreklerinde. «Allahın eli topluluğun üs­tünde olur» her zamandan çok o an.</p>
<p>Vahiy ve hadis, Kur&#8217;ân ve Peygamber sözü, devlet başlarının ve uyruk­larının ikisine birden aynı zamanda ve yüzyüze ödev ve sorumluluklarım, hak ve yetkilerini hatırlatır, yeni­den bir kere daha kesinlikle çizer. Böylece devlet ve toplum hayatında, bir pürüz ve leke kalmaz. Her cuma tabii bir biat, kelimenin bütün yetersizliğini unutma­dan söyleyelim, bir nevi referandum, bir seçim taze­lenmesi olur. Adına hutbe okunan imama bağlılığı, halkın cumaya gelişinden ve gelişindeki aşk ve şevk­ten anlaşılır.</p>
<p>Tarihteki İslâm toplumları caminin bu dini içti­mai ve siyasi anlamını bütünleştirmek için, ilim yuva­larını, medreseleri de onların çevresine, avlusuna yerleştirmişlerdi. Böylece cami aynı zamanda ilim merke­zi de oluyordu. Bu, zaten Peygamber zamanında, Ashab-ı Suffanın Mescid-i Nebevide oturmasıyla fiilen başlamıştı.Kendini tamamen dinin yayılmasına ve ilme adayanlar caminin ayrılmaz bir parçası idiler.Günlük toplum ve devlet hayatının yönetim merkezi olduğu kadar cihad ve ilim hayatının da kaynağı idi cami. Cami, geçmişte İslâm medeniyetinin doğurgan kurumuydu, denebilirse, ana rahmiydi.</p>
<p>Cami, şüphesiz en ideal anlamına Peygamber efen­dimiz zamanında sahipti. Peygamber efendimiz, müslümanlara orda beş vakit namaz kıldırıyor, devlet işlerini orda yönetiyor, önemli meseleleri konuşmak için şûra halindeki ashabını orda topluyordu.Hatta oturdu­ğu kutlu evi de Mescide bitişik, kapısı doğrudan doğru­ya ona açılacak şekilde idi.</p>
<p>Şüphesiz önemli olan mekânların yakınlığı değil­dir, ruh birliğidir. Bu bakımdan daha sonraki dönem­lerde islâm devletlerinde yönetim ve oturma yerleri ca­miden biraz uzaklaşmışsa, biz dar ve katı yorumlarla onları kınayacak değiliz. Kendimiz, caminin en ideal ani amma doğru yönelmeli, fakat tarihteki görünüş de­ğişikliklerini bir anda mahkum etmek sertliğinden uzak durmalı, kimbilir hangi şart ve haller altında olu­şan bu vakıaları, derinlemesine inceleyecek olan İslâm medeniyet tarihçilerine bırakmalıyız. Bırakalım geç­mişteki oluş ve değişmeler için onlar hüküm versin; biz de şimdiki zamanımıza ve önümüzdeki zamana ba­kalım. Bu söz yanlış anlaşılmamalıdır.</p>
<p>Bu demek de­ğildir ki, tarihi incelemekten ve anlayıp kavramaya ça­lışmaktan uzak duralım. Tam tersine her müslüman, elinden geldiğince tarihi mümkün olduğu kadar daha çok derinlemesine ve genişlemesine bilmeye çalışmalı, ondan gerekli dersi, öğüdü almalıdır. Kasdettiğimiz,acele verilecek hükümler ve genellemelerdir. Bu hü­küm ve genellemeleri, bütün hayatını o sahaya vermiş yetkililere bırakmak ve bu yetkili tarihçileri yetiştir­mek için elimizden geleni yapmaktır bize düşen. Bir örnek olarak İmamlıktaki Vekâlet müessesesi gösterilebilir. Bu bir zaruretten doğmuştur. Ama bundaki aşırılıklar yetkililerce her zaman tartışılabilir ve tar­tışılmalıdır.</p>
<p>Bizim esas üzerinde durduğumuz nokta, kaybolan ruhtur. Yine camiler vardır; imamlar, cuma namazla­rını kıldırmaktadır. Ama gerçekte, ;cami anlamından uzaklaşmış, cuma namazı da toplu olarak kılman bir namaz olmaktan öteye gitmeyen bir duruma gelmiştir. Camiler, ilim, devlet ve toplumun bir araya geldiği sü­rekli uygarlık kaynağı olmaktan çıkmış, sadece tapı­naklar halinde yaşar olmuşlardır.</p>
<p>Bunu söylerken de elbette ideal anlamı önündeki durumunu çiziyorum ak­tüel olanın. Yoksa, herşeye rağmen ve asgarî anlamda hâlâ camilerin, en mazlûm ve mağdur bir çağında bile, müslümanların manevi hayat merkezi olarak kendili­ğinden ve terkedilmiş bir şekilde de olsa, ilk anda göze çarpmaz olsa da önemli bir ödev gördükleri gerçeğini unutmuyorum. Bunu unutmak, asırların hayat ve me­deniyet merkezi olmuş camilerimize bir haksızlık ola­caktır. Onlarda yaşayan hatıraların bile, anlayabilsek ve sırrına ermeğe çalışsak, dirilişimizin ve uyanışımı­zın canlı tohumlan olarak ayakta durduğuna şüphe yoktur.</p>
<p>İmam, cami, cuma, hutbe kavramlarının gerçek anlamlarını kaybedişi, sadece laik ülkelerde olmamış­tır. Laikliği kabul etmeyen İslâm ülkelerinde de cami ve cuma bütün anlamını korumuş değildir. Aslında kaybolan bir ruh vardır, onu laikliğe bağlamaktan çok, laikliği ona bağlamak daha doğrudur.</p>
<p>Ah, evet, cumanın anlamına kavuşmak, İmama erişmek islâm toplumunun doğmasına doğru koşmak. Cumayı islâm toplumunun doğuş ve diriliş kaynağı yapmak. İslâm aydınlarını derin derin düşündürecek olan konular da bunlardır.</p>
<p>Sezai Karakoç &#8211; Kıyamet Aşısı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cumanin-anlami/">Cuma’nın Anlamı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cumanin-anlami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Camiye Gitmek İçin Atılan İlk Adım</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/camiye-gitmek-icin-atilan-ilk-adim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/camiye-gitmek-icin-atilan-ilk-adim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2015 11:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[Cami]]></category>
		<category><![CDATA[Camiye Gitmek İçin Atılan İlk Adım]]></category>
		<category><![CDATA[Farz Namazlar]]></category>
		<category><![CDATA[Maddi Hayat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7135</guid>

					<description><![CDATA[<p>Camiye gitmek için atılan ilk adımla fert için ibadetin başlamış olacağı&#8221; esası, evden veya işyerin­den camiye gidip-gelirken yollarda her türlü hafiflik ve aşırılıklardan uzak, vakur, ağır başlı gidilip gelinmesini sağlayacaktır. Günde beş defa, bu şekilde gidip-gelmelerle de, yukarıda zikredilen esaslardan (prensiplerden) dolayı sokak adabı, davranışları bir alışkanlık halini alacak, herkesin nefsinde ayrı ayrı yerleşecek ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/camiye-gitmek-icin-atilan-ilk-adim/">Camiye Gitmek İçin Atılan İlk Adım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-19.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-7166" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/images-19.jpg" alt="Camiye Gitmek İçin Atılan İlk Adım" width="402" height="302" /></a></p>
<p>Camiye gitmek için atılan ilk adımla fert için ibadetin başlamış olacağı&#8221; esası, evden veya işyerin­den camiye gidip-gelirken yollarda her türlü hafiflik ve aşırılıklardan uzak, vakur, ağır başlı gidilip gelinmesini sağlayacaktır. Günde beş defa, bu şekilde gidip-gelmelerle de, yukarıda zikredilen esaslardan (prensiplerden) dolayı sokak adabı, davranışları bir alışkanlık halini alacak, herkesin nefsinde ayrı ayrı yerleşecek ve böylece fertler arası bil sokak terbiyesi doğarak kuvvetlenecektir. Bunun sonucu olarak, kim olursa olsun, nereye giderse gitsin herkes mabette yürürmüşçesine sessiz sedasız her türlü patırtı-gürültüden uzak yoluna devam edecektir.</p>
<p>Yine camiye ibadet etmeye giden kimsenin içinde, mekândan münezzeh olan Allah Teala’yı ziyarete  gidiyormuş gibi bir sevinç ve her adımda sanki O’na  biraz daha yaklaşıyormuş gibi bir heyecan ve bu halin aksi olarak da camiden ayrılırken içinde vazifesini yapmanın verdiği rahatlığa rağmen,yine sanki O’ndan ayrılıyormuşcasına duyduğu ıztırap içinde Allah Tealayı daha çok memnun etmek ve her geçen gün O’na daha fazla yaklaşmak ve ayrılığı olmayan bir kavuşmanın arzu ve hevesini doğuracak ve kuvvetlendirecektir. İşte bu Allah Teala’ya hergün biraz daha fazla yaklaşma arzusu, İslâmiyetin “Sizin en hayırlınız, insanlara en hayırlı olanınızdır” ve benzeri emirleriyle bir yön ve istikamet, bir şekil kazanacak ve böylece her geçen gün Allah Teala’ya daha fazla yaklaşma arzusu ile dolu olan bu kimseler zamanla doğru orantılı olarak yurttaşlarına daha faydalı, daha hayırlı daha fedakâr olmanın hevesiyle yanıp tutuşacaklar, bu hususta birbirleriyle yarışacaklar ve devamlı olarak zihnen de bütün imkânlarını zorlayarak müsbet bir şeyler yapmanın çarelerini arayacaklardır. Bu hal de yurdumuzun kısa zamanda terakkisini gerçekleştirecektir.</p>
<p>Camide yapılan ibadetler birer iş, birer vazife olarak kabul edilirse, camiye gidip-gelirken yapılan bu yürümeler de, bu işe gidip-gelirken yapılacak yürümeler şeklini alacak ve bunu yapan insanlar da evden çıkmış yürümüş ve bir iş yaparak geri dönmüş durumu arz edeceklerdir.</p>
<p>Bu camiye gidiş-gelişlerin ve orada ibadet, başka bir ifadeyle iş yapmaların günde beş defa hiçbir maddî karşılık, hiçbir maddî menfaat, para, şöhret, rütbe&#8230; göstermeksizin, baştan savma olmamak kaydiyle dikkat ve ihtimamla seve seve yerine getiril­diği gözönüne alınacak olursa, bu hareketlerin yani hiçbir maddî karşılık gözetmeksizin bu geliş-gidiş ve yapılan ibadetlerin, başka bir ifadeyle yapılan bu işlerin onları yapanlar üzerinde müspet tesir icra ederek, gerektiği zaman hiçbir menfaat beklemeksizin her türlü ve her çeşit iş yapma alışkanlığının doğup kuvvetlenmesine ve dolayısiyle başkalarına ve memleket menfâatlerine yönelen bir toplum ahlâkınınn her fertte ayrı ayrı yerleşmesine sebep olacağı hakikati ortaya çıkar.</p>
<p>Bu şekilde küçük yaştan beri günde beş defa ciddi bir eğitim görmüş olan bu kimseler, gördükleri eğitim neticesinde vatandaşlarının dul, yetim, öksüz&#8230; vs. yardımına her zaman seve seve koşacak­ları gibi, memleketleriyle de ilgili yol, köprü, okul&#8230; vs. her türlü faaliyetlere hiçbir şey, hatta bir teşekkür dahi taleb etmeksizin seve seve koşacaklardır. Böylece, Avrupa ve avrupalı mütefekkirlerin ta 18. asırda gerçekleştirmeğe çalıştıkları vazife için vazife (kategorik împeratifler) şuuru onlardan bin küsür sene daha önce İslâm aleminde tecellî etmiş olacaktır.</p>
<p>Bunun aksine olarak, kendi şahsî menfaatlerin­den, kendi zevk ve eğlencelerinden başka hiçbir şekilde hiçbir yere hiçbir adım atmamış, başka bir ifadeyle ciddî bir ruh eğitimi görmemiş kimselerin yukarıda zikredildiği gibi küçük yaştan beri günde beş defa ciddî bir ruh eğitimi görmüş kimseler gibi hiçbir maddî menfaatin bahis konusu olmadığı işleri kabulleri şüpheden salim olamayacağı gibi, bu işlere yatkınlık dereceleri de ayrıca münakaşa konusudur.</p>
<p>Yine camiye gidip-gelmeler ve orada yapılan ibadetler, başka bir ifadeyle işler ve bu işlerde, yani ibadetlerde hiçbir şekilde yapılmayan kaytarmalar ve gevşeklikler ve bütün bunların tümü yapılırken hiçbir kimsenin (polis, bekçi, jandarma&#8230; vs.zoru, murakabesi olmadan uyulan nizamlar ve kurallar, müslümanların ruhunda kanun ve nizamlara kendi­liklerinden uymak ve işlerinde kimsenin murakabesi, denetimi olmaksızın gevşeklik ve kaytarma göstermeksizin çalışma alışkanlığı ve üstünlüğünü temin eder.</p>
<p>Yine farz namazlarına dururken, gerek başlama tekbiri gerek namazın diğer hareketlerinin (rükû secde) imamdan, yani yapılan o işte, kendileri tara­fından seçilen önderden daha evvel yapılmasının katiyetle yasaklanması ise, topluca yapılan işlerde konusuna göre onu en iyi bilen kimselerin önderli­ğinde toplandıktan sonra hiçbir faydası olmayan lüzumsuz ileri atılmalardan, yersiz acelelerle toplum çalışmasındaki intizam ve nizamı bozmak suretiyle huzur bozucu olmaktan bizleri sakındırmak ve böylece bu alışkanlığı, yani şuurlu bir ağırbaşlılığı ve Ölçülülüğü verebilmek içindir.</p>
<p>Yine camide gerek namazdan sonra gerekse herhangi bir zaman yüksek sesle Kur’an-ı Kerim okuduğunda hiçbir fazla (nafile, ibadet, başka bir ifadeyle iş yapmamızın ve hatta sessizce Kur’an-ı Kerim dahi okumamızın yasaklanması bir mecliste bir kimsenin lüzumlu mühim konulardan, ilim ve memleket meselelerinden (gevezelik, dedikodu&#8230; vs. hariç) bahsetmesi esnasında onu bu arada vazifemiz haricinde sonra da yapabileceğimiz işleri terk ederek dinlemek ve üzerinde düşünmek alışkanlığını bizlere sağlamak içindir.</p>
<p>Yine camilerde namaz vakitlerinin, halka vakti bildirmekten başka hiçbir mana taşımayacak^ olan boru, trampet, davul vs. ile değil de yüksek, ulvî fikir ve mana ifade eden güçlü cümlelerden müteşekkil Ezan ile bildirilmesi dikkat edilmesi ve üzerinde durulması gereken hususlardan biridir. Halbuki boru, trampet, davul&#8230; vs.nin sesi, ezana nispetle belki daha uzaklara gidebilirdi. Buna rağmen İslâmiyetin ezan müessesesini te’sis etmesi, O&#8217;nun hiçbir manasızlığa iltifat etmeyerek bir şeyle birçok şeyler yapma esasını kabul edişinden ve insana değer, kıymet vererek O&#8217;na sevilen kimselerin öğütlerinin daha çabuk tutulacakları kendisi tarafından sevilen ve kendi cinsinden olan kimseler vasıtasıyla hakikatleri söylemek istemesindendir.</p>
<p>Yine cemaatin önünde imamın (önderin), en arkada müezzinin bulunması ise toplumun yerinin  bu önderleri ile bu önderler etrafındaki birlik ve beraberliği sağlayan mütefekkir ve alimlerin  arasında olduğunun ve onların emeğine ve gücüne göre şekil alacağının bir ifadesidir.</p>
<p>Yine bu birliği önderlerden ziyade ancak mütefekkirlerin, düşünürlerin ve alimlerin gerçekleştireceğinin ve bunu gerçekleştirebilmek için de önderlik  sevdasında olmayarak toplumun eksik veya aksayan  taraflarını tesbit ile onların giderilmesini sağlamak  ve devamlı olarak onları kontrol altında tutabilmek  için benlikten geçerek daima toplumun en arkasında  kalma lüzumunun bir ifadesidir.</p>
<p>Buraya kadar devamlı olarak caminin toplum  içindeki manevî tarafları ve sağladığı manevi  eşitlikten bahsedildi. Evet ele alman bu manevî hususlar, toplum bünyesinde çok mühim olmakla beraber, kafi ve yeterli değildir. Zira toplum bir  gerçek, bir realitedir. Onun maddî de birçok ihtiyaçlarının olacağı da<sub>;</sub> bir hakikattir ve bu maddî eşitlik gerçeklemedikçe toplumun davalarının tamamen halledilemeyeceği de ortadadır.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/camiye-gitmek-icin-atilan-ilk-adim/">Camiye Gitmek İçin Atılan İlk Adım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/camiye-gitmek-icin-atilan-ilk-adim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumdaki Çekişmelerin, Huzursuzlukların Sebebi Nedir ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/toplumdaki-cekismelerin-huzursuzluklarin-sebebi-nedir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/toplumdaki-cekismelerin-huzursuzluklarin-sebebi-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2015 11:51:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İçki]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[Cami]]></category>
		<category><![CDATA[Cami Cemaati]]></category>
		<category><![CDATA[Kumar]]></category>
		<category><![CDATA[Maddi Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Para]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumdaki Çekişmelerin Huzursuzlukların Sebebi Nedir ?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7133</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;Toplumdaki çekişmelerin, huzursuzlukların sebebi manevî değer ölçülerinin ehemmiyetlerini kaybederek yerlerini maddî değer ölçülerine (para, kadın, içki, kumar, vs.) terk etmeleridir. Yine cami &#8220;Allah’a en yakın olanınız, kötülüklerden en fazla sakınanınız, fazilet, meziyet vs. ahlakça en üstün olanınız, başkalarına en büyüklerine, amirlerine en fazla itaat edeninizdir.&#8221; ifadeleriyle, toplumun her çeşit sınıflarına ait, fertlerin muayyen, belirli,, &#8220;manevî [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/toplumdaki-cekismelerin-huzursuzluklarin-sebebi-nedir/">Toplumdaki Çekişmelerin, Huzursuzlukların Sebebi Nedir ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/toplum04.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-7164" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/toplum04.jpg" alt="Toplumdaki Çekişmelerin, Huzursuzlukların Sebebi Nedir ?" width="388" height="256" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/toplum04.jpg 388w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/toplum04-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/toplum04-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/05/toplum04-300x198.jpg 300w" sizes="(max-width: 388px) 100vw, 388px" /></a>&#8216;Toplumdaki çekişmelerin, huzursuzlukların sebebi manevî değer ölçülerinin ehemmiyetlerini kaybederek yerlerini maddî değer ölçülerine (para, kadın, içki, kumar, vs.) terk etmeleridir. Yine cami &#8220;Allah’a en yakın olanınız, kötülüklerden en fazla sakınanınız, fazilet, meziyet vs. ahlakça en üstün olanınız, başkalarına en büyüklerine, amirlerine en fazla itaat edeninizdir.&#8221; ifadeleriyle, toplumun her çeşit sınıflarına ait, fertlerin muayyen, belirli,, &#8220;manevî değer ölçüleri” etrafında toplanmalarını sağlar.</p>
<p>Tabiî aynı değer ölçüleri etrafında toplanan, onlara ulaşmayı kendilerine gaye (ideal) edinen kimselerin, başka bir deyişle, ayrı ayrı hedefler yerine tek bir hedefe yönelen kimselerin, her geçen gün zamanla doğru orantılı olarak birbirine daha yaklaşarak, kaynaşacakları bütün bir ömür boyunca yekvücut olarak yaşayacakları bir gerçektir. Artık o zaman para, mevki, şöhret, gaye (ideal) olmaktan çıkacak, “esas-gaye”ye ulaşmak için birer vasıta bir basamak olarak kullanılacaktır. Bunun neticesi olarak, fertler para kazanmak için para kazanmayacaklar, herkese böbürlenmek için mevki sahibi olmaya çalışmayacaklar, bilakis bunları esas- gayelerine ulaşmak için kullanacaklardır.</p>
<p>Dolayısıyle paraları, mevkileri, şöhretleriyle, başka bir deyişle malik oldukları herşeyleriyle, millet, vatan, memleketlerine en hayırlı, en faydalı olmaya çalışacaklar, bu uğurda hiç bir fedakârlıktan çekinmeyeceklerdir.</p>
<p>Yine aynı değer ölçülerine sahip olmaları hadiseler, olaylar karşısında görüş, fikir, sonuç olarak karar ayrılığına düşerek gruplaşmalara, iç huzursuzluklara düşmek suretiyle çözülüp birbirlerinden kopmalarına engel olacaktır. Başka bir ifadeyle, muayyen etkilere (tesirlere) karşı aynı ölçü ve aynı yönde aynı tepkileri (reaksiyon) göstermelerini sağlayacaktır. Bu fikir ve karar birliği de onları birbirlerine daha yaklaştıracak, kaynaştıracak ve felaketlerin kolayca yerleşmemelerini temin edecek ve böylece yurdumuzun ve milletimizin devamını sağlayacaktır.</p>
<p>Bir milletin geleceğinin, gençlerinin yetişiş tarzına, benimseyip kabul ettikleri veya kabul edecekleri değer ölçülerine bağlı olacağı gerçeği göz önüne alınacak olursa cami, memleketin geleceği demek olan gençlerin yukarıda zikredilen “manevî değer ölçülerini* benimseyip kabul etmelerini sağlamak suretiyle onları, kendilerini vatan ve milletlerine adamalarını, paranın, mevkinin, herşeyin vatan ve millet için olduğunu temin eder. Tabiî aynı değer ölçülerine sahip gençlerin büyüyünce birbirlerinden ayrılıp kopmaları düşünülemez. Böylece yurdumuzun kalkınması kısa zamanda tahakkuk eder. Zira bir mütefekkir (düşünür), &#8220;Bir millet, herşeyini kendisine feda eden fertlerinin oranı nispetinde kalkınır&#8221; demiştir.</p>
<p>Bunun tersini yani para, kadın, içki, kumar vs. gibi değerler sisteminde en alt yeri dahi alamayacak değer ölçülerine sahip gençlerin çoğunluğu teşkil ettiği toplumlardaki durumu düşünecek olursak bu, zıt-düşünüşle manevî değer ölçülerine sahip olmanın önemi daha açık olarak ortaya çıkar.</p>
<p>Yukarda, camilerde sonsuz bir eşitliğin varlığından bahsedilmişti. Bu sonsuz eşitlik havası gençlerin eşit şartlar altında şahsiyetlerini bulmalarına yardımcı olacağı gibi, kendi bünyesinde toplumun çeşitli sınıflara mensup fertleri arasında “eşitlik fıkrinin gelişmesine ve dolayısiyle mutlak bir eşitliğe yönelip, onu gerçekleştirmeye çalışmalarına sebeb olacaktır. Bu çalışma ve gayret de, onların Cami dışı hayatlarına tesir edecektir, Böylece, adaletin karşısında veya herhangi bir yerde yahut bir mecliste fakır veya işçiyle eşit muamele gördükleri zaman, hem bunu gayet tabiî olarak kabul edip yadırgamayacaklar, hem de kendi maiyetlerine ellerinden geldiği kadar eşit muamele yaparak onlar arasında mutlak bir eşitliğin gerçekleşmesine çalışacaklardır. Bu da haksızlığın, iltimasın, adam kayırmaların mevzubahis olmaması yani yok olması, aksine insanların toplumdan istidat, kabiliyet, faziletlerine göre değer kazanmaları, başka bir deyişle &#8220;adama göre iş değil, işe göre adam” prensibinin gerçekleşmesi demektir.</p>
<p>Yine cami, toplumda zengin-fakir, işveren-işçi gibi katı sınıflar şeklinde bilinmekle beraber, amir- memur şeklinde kendini gösteren benzer sınıflar arasında da, amirleri muayyen bir seviyede tutarak onlara adalet, itidal tavsiye ederken iş, vazife icabı zaman zaman bunalımlar geçiren memurlara da mutlak itaat telkin ederek manen amirleri seviyesine çıkarmakla, başka bir deyişle eşit duruma getirmekle ve bunu da iki tarafa hissettirmekle bu iki zümrenin karşılıklı sevgi, saygı ve anlayış havası içinde beraberce çalışmalarını ve dolayısiyle birlik ve dayanışmanın teessüsünü sağlar.</p>
<p>Toplumu bir organizmaya benzetirsek, okumuş aydınlar (münevverler bu organizmanın beyni durumundadır. Her zaman ve bilhassa bugün, toplumlar için en büyük tehlike, bu okumuş-aydınlar ile kalabalık halk kütlelerinin birbirlerinden kopmalarıdır. Başka bir ifadeyle, okumuş- aydınların halka tepeden bakmaları, halkın da okumuş-aydınlara itimatlarını, güvenlerini yitirmeleri ve kendilerine yabancı kalmalarıdır.</p>
<p>Cami, yukarda sayılan gerçeklerle okumuş-aydınlarla halkın birbirlerinden kopmalarını önlemekle kalmayarak münevveri, halkı anlayıp severek ona inmenin ve ona hizmet etmenin lüzumuna inandırdığı gibi, halkın da okumuş-aydına (münevvere) olan itimadım kaybetmek şurda kalsın, bilakis ona olan itimat ve güvenini takviye edip kuvvetlendirerek bağlılığını artırır, kaynaşmasını sağlar. Böylece okumuş-aydının liderliğini seve seve kabul eder duruma gelir. Bu da okumuş-aydın ile halkın birbirinden koparak, ayrılmaların, gruplaşmaların yok olması demektir. Böylece teessüs edilen fikir birliği, münevver ile halkın memleket meselelerinde anlayış havası içinde yekvücut olarak çalışmalarını ve dolayısiyle yurdumuzun kısa zamanda kalkınmasını sağlar.</p>
<p>Yine camiler, her çeşit halk tabakalarına mensup kimselerin toplantı yerleri olduğu için, münevverlerin bu her çeşit halk tabakalarına ait kimseleri oralarda topluca bularak onları ayrı ayrı oldukları gibi daha iyi tanımalarına dolayısiyla milletin yapısını teşkil eden bu fertleri ayrıntılarıyle, teferruatiyle, kabiliyetleri, meziyetleri ve varsa eksiklikleriyle öğrenmelerine yol açar. Zira camiden başka hiçbir yerde bu kadar çeşitli yaşta ve toplumun bu kadar değişik sınıflarına mensub kimseleri bir arada bulmak, onları yakından, her türlü gösterişten uzak, oldukları gibi tanımak mümkün değildir.</p>
<p>Sonuç olarak, toplumun beyni durumunda olan okumuş-aydınlarla muhtelif yaştaki gençlerin bu şekilde devamlı ve sıkı münasebetleri, milletlerin, büyüklükleri, süreklilikleri ve diğer milletlere karşı üstünlükleri demek olan bu genç nesiller arasındaki büyük istidat, büyük kabiliyet, büyük dehaların biran önce teşhis edilerek hiç birisinin ziyan olmamalarını, başka bir ifadeyle hepsinin istisnasız değerlendirilmelerini sağlar.</p>
<p>Ayrıca genç, orta yaşlı, ihtiyar olmak yaşta ve toplumun her tabakasına ait toplantı yeri durumunda olan cami, bir milleti millet olarak var edip onun hususiyetlerini teşkil eden örf, adet ve geleneklerin kuşaktan kuşağa, nesilden nesile geçmesi suretiyle asırlar boyunca devam edip gitmesini ve dolayısiyle milletin var olmasını sağlar. Zira camiden başka hiçbir müessesede bu kadar çeşitli yaştaki kimselerin devamlı olarak, bir arada toplandığını görmek mümkün değildir. Aynı zamanda bu kadar çeşitli yaştaki kimseleri devamlı olarak bir araya getirmek suretiyle onlar arasında davranış birliğini de sağlayacaktır. Zira her müessesenin kendine mahsus istediği bir davranış şekli vardır. Tabiî bu davranışlar da yeni edinilecek alışkanlıkların bir merhalesidir. Bir diskotek ile bir caminin istediği davranışların aynı olmayacağı muhakkak ve gayet tabidir. Çünkü üzerine kuruldukları değer yargılan ve kuruluş gayeleri başkadır</p>
<p>Camiye devam edenleri, yukarda zikredilenlerden daha başka:</p>
<p>1-         Erkek</p>
<p>2-         Kadın olarak da ayırmak gerekir.</p>
<p>Toplum hayatındaki erkek-kadın münasebetlerinin çok mühim ve etkili olduğu bir gerçektir.</p>
<p>Cami, İslâm’ın “sizin en hayırlınız aile, çoluk çocuklarına en hayırlı olanınızdır” gibi ve benzeri ifadeleriyle, erkekleri aileleri, çoluk çocuklarına doğru yöneltip onların gayet cömert, merhametli,şefkatli, iyi birer aile reisi olmalarını sağlarken, hanımlara da meşru hallerde seve seve kocalarına itaat telkin etmek suretiyle yuvanın iki rüknü, iki numası durumunda olan kadın ile erkek arasındaki münasebetleri tanzim ederek kuvvetlendirir. Bu da ÇOCUKLARIN, şahit olmalarının üzerlerinde fazla ve  değişik tesirler göstereceği her türlü münakaşa ve kavgadan uzak olarak sağlam bir ruh sağlığıyle yetişip gelişmelerini sağlayacaktır.</p>
<p>Böylece aile, bütünüyle (baba, anne ve çocuklar) sağlam temeller üzerine kurulmuş olur. Milletin en küçük parçası durumunda olan ailelerin sağlamlığı ve güçlülüğü ailenin toplamı ve bütünü demek olan milletin de sağlamlığını ve güçlüğünü doğuracaktır. ¥ine cami, kadın-erkek arasındaki &lt;gayr-ı meşru münasebetleri önlemek suretiyle toplumda felaket ve cinayetlerin ortadan kalkmasını temin edecektir. Zira yapılan istatistikler cinayetlerin çoğunun gayr-ı meşru kadın-erkek münasebetlerinden doğduğunu ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Sonuç olarak cami, kendisine devam edenler arasında bir tanışıklığın doğmasına sebeb olacaktır. Maddî tarafının ilerde ele alınacağı bu tanışıklık, tanışan kimseler arasında bir anlaşma zeminin doğmasına, bu da, arada sevgi ve muhabbetin gerçekleşmesine yol açacaktır. Zira dilimizde çok yaygın “hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırlar” atasözü de bu gerçeğin bir ifadesidir.</p>
<p>Bilindiği gibi, camilerde farz namazlar toplu olarak beraberce kılınır. Tecrübî Psikolojideki “aynı işi yapanların, aynı işle meşgul olanların arasında sevgi, muhabbet ve dolayısiyle bir dayanışmanın husule geleceği” kanununu göz önüne alacak olursak, farz namazlarını topluca beraber olarak kılan bu fertler arasında, başka bir deyişle aynı işi yapan bu kimseler arasında sevgi ve dolayısiyle dayanışmanın, birbirine yakınlaşmanın doğacağı kaçınılmaz sonuç olarak ortaya çıkar.</p>
<p>Beraber kılman farz namazlarına karşılık, sün-netler ayrı ayrı kılınır. Allah Teala sünnetlerin de Farzlar gibi topluca beraber olarak kılınmasını emredebilirdi. Bu, müslümanların esas meselelerde birlik ve beraberlik içinde olmalarına karşılık, teferruatta robotlaşmayarak şahsî teşebbüs (insiyatif) sahibi olarak onları yapıcılığa teşvik, şahsî kabiliyet ve istidatlarını geliştirmeye yöneltmek içindir.</p>
<p>Yine farz namazların, toplumun (cemaatin) içindeki en layık kimseye uyularak topluca kılınması, birleşilmesi gereken esas meselelerde konularına göre onları en iyi bilen, en selahiyetli kimseler etrafında seve seve sonsuz bir itaat hissiyle toplanmamızı bizlere telkin içindir.</p>
<p>Beden ile ruh arasında sıkı bir münasebetin mev-cudiyeti ve yapılan müspet veya menfi hareketlerin ayniyle ruhta da müspet veya menfî (olumlu- olumsuz) tesirler icra edeceği İlmî gerçeği göz önüne alınacak olursa, gayet ölçülü, mevzun (ritmik) hareketlerden müteşekkil, ister farz ister sünnet olarak kılman bu namazların o namazları kılanların ruhunda müspet tesir icra ederek onların mutedil, ölçülü, her türlü aşırılıklardan sakınan birer olgun insan olarak yaşamalarına sebeb olacağı sonucu ortaya çıkar.</p>
<p>Yine camilerde beraberce yapılanın, teker teker, ferdî olarak yerine getirilen aynı ibadetlerden, en az yirmi yedi defa değerli olarak kabul edilmesi, tek başımıza ferdî olarak yaptığımız aynı işlerin toplumla beraber yapıldığı takdirde daha fazla verim (randıman) sağlayarak, hem kendimiz, hem başkaları için daha faydalı olacağını bizlere bildirmek ve dolayısiyle bizleri toplumculuğa (kolektivizm), ortaklıklar kurmaya, başka bir ifadeyle koordineli bir iş~ taksimine yöneltmek içindir. Zira ferdî ibadetlerde elde edilecek sonuç, sadece ferde ait olacaktır, fakat topluca yapılan aynı ibadetlerde netice hem ferde hem de o ferdin beraberce ibadet ettiği, başka bir ifadeyle beraber çalıştığı topluma (cemaata) ait olacaktır. Diğerlerinin de ibadetlerinden, başka bir deyimle faaliyetlerinden doğacak faydalar gene topluma, yani diğer fertlere ait olunca, toplumda herbir ferdin ibadeti (sa’y-u gayreti) ve bundan doğacak faydalar, hem kendine, hem beraber ibadet ettiği (çalıştığı) toplumun* diğer fertlerine dağılacaktır.</p>
<p>Bu ferdiyetçilikten kaçış, mesaimizin sadece bize değil, toplumumuza da fayda temin etmesini, başka bir deyişle sadece kendimiz için çalışıp kendimizi gaye edinmekten vaz geçerek topluma ve toplum menfaatlerine yönelmemizi ve kendimizi buna adamamızı telkin edecektir.</p>
<p>Bu tarzdaki fedakârlıklardan kimsenin zarar görmeyeceği, bilakis her fert için daha istifadeli olacağı da ortadadır. Zira şahsî yapılan işlere nispetle,/ topluca yapılan işlerden en az toplumu meydana getiren fertlerin karesi veya küpü oranında bir artış, bir fazlalık kaydedileceği bir gerçektir.</p>
<p>Yine birbirini düşünen fertlerden müteşekkil cemiyetlerde dayanışma, yardım ve dolayısiyle huzurun, herkesin kendini düşündüğü, kendine yöneldiği cemiyetlere nispetle çok daha fazla olacağı İlmî bir hakikattir. Tabiî herkesin böylesine yardımlaşdığı, birbirini düşündüğü, birbirini sevdiği toplumda gençlik bunalımları, grev-lokavt ve benzeri hareketlerin de olmayacağım kabul etmek gerekir.</p>
<p>Sonuç olarak, “ferdî yapılan aynı hareketlerin beraber yapıldığ takdirde çok daha fazla değer taşıyacağı” esası; bizleri ayrı ayrı ferdiyetçilikten toplumculuğa yöneltecek, dolayısiyle bizde toplum şuuru nun kuvvetlenmesine yol açacaktır.</p>
<p>Netice olarak, herkesi bîr çatı altında toplama imkânından&#8217; mahrum olan camiler, kendi bünyelerinde toplananları aynı istikamete, başka bir tabiri aynı gaye ve hedefe yöneltmek suretiyle temsilî mahiyette de olsa kendinde toplananlar arasında gaye, hedef, fikir ve düşünce birliğinin teessüsünün gerçekleşmesini temin etmeye çalışmaktadırlar,</p>
<p>Buraya kadar devamlı olarak  caminin toplum içindeki manevî tarafları ve sağladığı manevî eşitlikten bahsedildi. Evet, ele alınan bu manevi hususlar, toplum bünyesinde çok mühim olmakla beraber, kafi ve yeterli değildir, Zira toplum bir realitedir. Onun maddi birçok ihtiyaçlarının olacağı da bir hakikattir, Bu maddi eşitlik gerçekleşmedikçe, toplumun dert ve davalarının halledilemeyeceği de ortadır.</p>
<p>Ali Murat Daryal &#8211; İslamda İbadetlerin Sosyo-Psikolojik Temelleri</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/toplumdaki-cekismelerin-huzursuzluklarin-sebebi-nedir/">Toplumdaki Çekişmelerin, Huzursuzlukların Sebebi Nedir ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/toplumdaki-cekismelerin-huzursuzluklarin-sebebi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
