<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Boş Söz | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/bos-soz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 May 2019 21:50:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Boş Söz | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Konuşurken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/konusurken-nelere-dikkat-etmeliyiz/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/konusurken-nelere-dikkat-etmeliyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Mar 2019 12:42:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Konuşmanın Kötülüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Alay Etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Şaka Yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[Boş Söz]]></category>
		<category><![CDATA[Gıybet nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Söz]]></category>
		<category><![CDATA[M.Yaşar Kandemir]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Yalan Söylemez!]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümana “Kâfir” Denmez!]]></category>
		<category><![CDATA[Söz Taşımak]]></category>
		<category><![CDATA[Susmanın Güzelliği]]></category>
		<category><![CDATA[Yapılan Gıybeti Dinlemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konuşmak, Rabbimiz’in bize bağışladığı pek değerli bir özelliktir. Mâdem ki böyle bir lütfa nâil olmuşuz, Rabbimizin bu ihsânına şükretmek için hem doğru konuşmalı, hem faydalı söz söylemelidir.Acaba Peygamber Efendimiz nasıl konuşurdu diye merak edenlerimiz olabilir. Kısaca belirteyim:Efendimiz ağır ağır ve tane tane konuşurdu.Onu dinleyen biri, ağzından çıkan kelimeleri sayabilirdi.(1) Söylediği sözlerin iyi anlaşılması ve hatırda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/konusurken-nelere-dikkat-etmeliyiz/">Konuşurken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-22080" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma.jpg" alt="" width="419" height="279" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/03/dil-ve-konusma-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 419px) 100vw, 419px" /></p>
<p>Konuşmak, Rabbimiz’in bize bağışladığı pek değerli bir özelliktir. Mâdem ki böyle bir lütfa nâil olmuşuz, Rabbimizin bu ihsânına şükretmek için hem doğru konuşmalı, hem faydalı söz söylemelidir.Acaba Peygamber Efendimiz nasıl konuşurdu diye merak edenlerimiz olabilir.</p>
<p>Kısaca belirteyim:Efendimiz ağır ağır ve tane tane konuşurdu.Onu dinleyen biri, ağzından çıkan kelimeleri sayabilirdi.(1)</p>
<p>Söylediği sözlerin iyi anlaşılması ve hatırda kalması için, gerektiğinde bir cümleyi üç defa tekrar ederdi.”(2)</p>
<p>Bununla beraber az konuşur, çoğu zaman sükût ederdi.</p>
<p><strong>Çok Konuşmanın Kötülüğü</strong></p>
<p>İnsan gereksiz yere konuşmamalıdır. Peygamber Efendimiz ne güzel söylemiştir:</p>
<p>“Çok konuşan, çok hatâ eder.Çok hata edenin günâhı da çok olur.Günâhı çok olan ise cehenneme girmeyi daha çok hak eder.”(3)</p>
<p>İşte bunun için atalarımız “çok söz yalansız, çok para haramsız olmaz” demişlerdir.</p>
<p>Sultân-ı Enbiyâ Efendimiz kimleri sevmezdi bilir misiniz?</p>
<p>“Şu adam ne güzel konuşuyor!” dedirtmek için uzun uzun konuşanları, kürek gibi dili olanları sevmezdi.Sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf edenleri sevmezdi.Hele bilgiçlik taslamak için lügat paralayanları hiç mi hiç sevmezdi.Böylesi kimselerin, ümmetinin en kötüleri, en şerlileri olduğunu söylerdi.(4)</p>
<p><strong>Susmanın Güzelliği</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz, insanın faydalı söz söylemesini ister, söylemiyorsa susmasını tavsiye ederdi.(5)</p>
<p>Kendisi de Allah Teâlâ’ya:“Allahım! Dilimin şerrinden sana sığınırım” diye duâ ederdi.(6)</p>
<p>İnsan ağzındaki dili hapsederse, ayıplarını da saklamış olur. Yok, dilini tutmaz, ağzına geleni söylerse, kusurları ve ayıpları ortaya dökülür. Durduk yerde âleme rezîl olur.Atalarımızın dediği gibi, insan ne bulursa dilinden bulur. İstediğini söyleyen,<br />
istemediğini işitir.</p>
<p>Şunu unutmamalıdır: Dil var bal getirir, dil var belâ getirir. İnsan dilini tutamayıp belâya düştükten sonra “dilim seni dilim dilim dileyim” diye bin pişman olsa ne fayda verir?</p>
<p>Eline ne geçer? Hiç!</p>
<p>Yüce Rabbimiz murâdına erenlerin özelliklerini sayarken:“Onlar boş sözden ve lüzumsuz işlerden kaçınırlar.” buyurmuştur.(7)</p>
<p>İnsan bir söz söyleyeceği zaman önce şunu düşünmeli:</p>
<p>Söyleyeceğim bu söz beni doğrudan ilgilendiriyor mu, ilgilendirmiyor mu? İlgilendiriyorsa söylemeli, aksi halde susmalıdır.Fahr-i Âlem Efendimiz bu konuda ölçüyü şöyle koymuştur:</p>
<p>“Kendisini doğrudan ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, kişinin iyi Müslüman olduğunu gösterir.”(8)</p>
<p>Efendimiz aleyhisselâm bazı hadîs-i şerîflerinde insanın:“Ya faydalı söz söylemesini veya susmasını” tavsiye buyurmuştur.(9)</p>
<p>Susan kimsenin her türlü hayrı elde edeceğini ve kendisini dünya ve âhiretin felâketlerinden kurtaracağını belirtmiştir.(10)</p>
<p>İyice düşünüp taşınmadan konuşan kimsenin, cehennemin en derin çukuruna yuvarlanacağını bildirmiştir.(11)</p>
<p>Onun için sözü iyice düşünüp söylemelidir. Atalarımız da “Sofrada elini, mecliste dilini kısa tut!” demişlerdir.Öyleyse gereksiz yere konuşmamalı, dili sükûta alıştırmalıdır. Çünkü kemâl ehli kemâli<br />
sükût ile bulmuştur. Söz gümüşse, sükûtun altın olduğunu unutmamalıdır.</p>
<p>Düşünelim bakalım: Allah bize niçin bir ağız, iki kulak vermiş?</p>
<p>Bir söyleyelim, iki dinleyelim diye.</p>
<p>Onun için büyüklerimiz şöyle demiş:</p>
<p>“Göz iki, kulak iki, ağız tek.<br />
Çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerek.”</p>
<p>Herkesin çektiği kendi dilinin belâsıdır. Çünkü sözünün nereye varacağını düşünmeden konuşan, mutlaka bunun cezâsını çeker.</p>
<p>Bir kural da şudur:</p>
<p>Konuşurken, başkalarını rahatsız edecek kadar yüksek sesle konuşmamalıdır. Allah Teâlâ bu konuda bizi uyarmış, şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Sesini yükseltme! Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir!”(12)</p>
<p><strong>Müslüman Yalan Söylemez!</strong></p>
<p>Yalan söylemek büyük günâhlardan biridir. Hattâ büyük günâhların en büyüğüdür.(13)</p>
<p>İşte bu sebeple Müslüman yalan söylemez.</p>
<p>Peki, yalanı kim söyler?</p>
<p>Allah’a inanmayanlar söyler.(14)</p>
<p>“Müslüman neden yalan söylemez?” diye sorulacak olursa, bunun cevâbı gayet açıktır.Çünkü yalan ile îmân bir arada durmaz. Peygamber Efendimiz’in buyurduğu gibi “yalan söylemek mü’minin değil, münâfığın alâmetidir.”(15)</p>
<p>Öyle münâfıklar vardır ki, heybesinin iki gözü vardır, biri yılan doludur, diğeri yalan. Onları iyi teşhis etmeli ve kendilerinden uzak durmalıdır.</p>
<p>Sadece meleklerin gördüğü, bizim göremediğimiz bazı çirkinlikler vardır.</p>
<p>Şöyle:Server-i Enbiyâ Efendimiz’in haber verdiğine göre, insan yalan söylediği zaman,vücudundan pis bir koku yayılır. Bu öyle berbat bir kokudur ki, yanımızdan ayrılmayan melekler o kokudan son derece rahatsız olurlar ve o kokuyu duymamak için uzaklara kaçarlar.(16)</p>
<p>Peygamberler Sultânı Efendimiz yalanın insanı kötülüğe, kötülüğün de cehenneme götüreceğini haber vermiştir.(17)Hâlbuki biz dünyaya cehenneme gitmek için değil, cennete hazırlanmak için gönderildik. Bu sebeple şakadan bile olsa yalandan uzak durmalıyız.</p>
<p>Fahr-i Kâinât Efendimiz:</p>
<p>“Şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimseye cennetin ortasında bir köşk verileceğine ben kefilim” buyurmuşken, hiç aklı başında olan bir kimse yalan söyleyebilir mi?</p>
<p>Bize böyle güzel imkânlar hazırlanmış, fırsatlar verilmişken yalan ile ne işimiz olabilir?</p>
<p>Yalan söyleyen her zaman mahcup olur. Çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar.Biz şunu bilir ve şunu söyleriz ki, perşembe günü yalan söyleyenin cuma günü mutlaka yüzü kara çıkar.Bir de insanları güldürmek için yalan söyleyenler vardır. Ne yazık ki onlar kendilerini tehlikeye attıklarının farkında olmazlar.</p>
<p>Hâlbuki Server-i Enbiyâ Efendimiz:“İnsanları güldürmek için yalan söyleyenlere yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun!” buyurmuştur.(18)</p>
<p>Yalanın bir çeşidi daha vardır. O da her duyduğunu başkasına aktarmaktır. Peygamber Efendimiz bizi bu konuda da uyarmış:“Her duyduğunu başkasına anlatması insana yalan olarak yeter” buyurmuştur.<br />
(19)</p>
<p>Nitekim atalarımız da bu hadîs-i şerîfi güzel dilleriyle şöyle ifâde etmişlerdir:“Yalancı kim? Her duyduğunu söyleyen.”</p>
<p><strong>Müslüman Gıybet Etmez!</strong></p>
<p><strong>Gıybet nedir?</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz’in târif ettiğine göre gıybet:<br />
“Din kardeşini, onun bulunmadığı bir yerde, duyduğu zaman hoşlanmayacağı sözlerle anmaktır.”</p>
<p>Allah’ın Elçisi böyle buyurduğu zaman, orada bulunan sahâbîler:</p>
<p>“Ya o kardeşimiz hakkında söylediğimiz kusurlar onda varsa, yine de onu gıybet etmiş olur muyuz?” diye sordular. Allah’ın sevgili elçisi bu soruya şu cevâbı verdi:</p>
<p>“Evet, söylediğin şeyler onda varsa, kardeşinin gıybetini yapmış olursun. Şayet söylediğin şeyler onda yoksa, kardeşine iftirâ etmiş olursun.”(20)</p>
<p>Yüce kitabımız, birbirinin gıybetini yapmayı, ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetmiştir.(21)</p>
<p>İşte gıybet böylesine çirkin bir şeydir.</p>
<p>Bir gün Peygamber Efendimiz, Âişe annemizle konuşuyordu. Annemiz, Resûlullah Efendimiz’e, Peygamber hanımlarından birinin “kısa boylu” oluşundan söz etti. Allah’ın Elçisi bu sözden hiç hoşlanmadı ve ona şunu söyledi:</p>
<p>“Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, şâyet o söz denize karışsaydı, denizin suyunu bozardı.”<br />
(22)</p>
<p>Yine bir gün Resûl-i Ekrem Efendimiz ashâbına, Mîrac’a çıktığında gördüğü korkunç manzaralardan birini anlatıyordu.</p>
<p>Şöyle buyurdu:Gördüğüm bazı kimselerin bakırdan tırnakları vardı. Onlar kendi yüzlerini ve göğüslerini tırmalayıp duruyorlardı. Yanımda bulunan Cebrâil aleyhisselâma: “Kendi kendilerine işkence eden bu şahıslar kimdir?” diye sordum. O da bu kimselerin; gıybet etmek sûretiyle insanların etlerini yiyenler, onların şeref ve namuslarıyla oynayanlar olduğunu söyledi.(23)</p>
<p>Demek ki birini arkasından çekiştirmek, korkunç bir davranıştır. Cezası da öylesine ağırdır. Onun için, güzel kardeşlerim, dilimize hâkim olalım. İnsanları, duydukları zaman hoşlanmayacakları sözlerle çekiştirmeyelim.Nebîler Sultânı Efendimiz birinin hatasından, kusurundan söz edeceği zaman, bunu isim vermeden yapardı: “İnsanlar neden böyle yapıyor?” diye o kusuru söylerdi. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin maksadı birilerini incitmek değil, yapılan hatayı düzeltmekti.</p>
<p>Kıyâmet gününde bazı kimseler amel defterlerini açıp bakacak ve orada yapmadıkları;günahları görecekler. İtiraz ederek:“Burada bir yanlışlık var; ben bu günahı işlemedim” diyecekler. O zaman kendilerine:“Bunlar, gıybetini yaptığın falanın günahlarıdır” denecek. Bu acıklı durumu Peygamber Efendimiz böyle anlatmış, ardından da bir tavsiyede<br />
bulunmuştur: Haksızlık yapanların, kıyâmet günü gelmeden önce, haksızlık yaptıkları kimselerle helâlleşmelerini öğütlemiştir.</p>
<p>Ya helâlleşmezlerse?</p>
<p>Onu da şöyle anlatmıştır:O haksız adamın sâlih amelleri var mı diye bakacaklar. Varsa, yaptığı haksızlık kadar kendi sevaplarından alınacak, zulmettiği kimseye verilecektir. Şâyet adamın hiçbir iyiliği yoksa, o zaman, zulmettiği kardeşinin günahlarından bir kısmı ona yükletilecektir.(24)</p>
<p>Burada ünlü İslâm âlimi Abdullah ibni Mübârek’in bir sözünü hatırlayalım. İbnü’l-Mübârek diyor ki:</p>
<p>“Şayet birilerinin gıybetini yapacak olsaydım, annemin ve babamın gıybetini yapardım.Çünkü sevaplarımı almaya en lâyık olan onlardır.”(25)</p>
<p>Tâbiîn neslinin ünlü âlimi Hasan-ı Basrî hazretlerini duymuşsunuzdur. Bu değerli insan,birinin kendisini çekiştirdiğini duyduğu zaman, ona bir tabak şeker gönderirmiş ve şöyle dermiş:</p>
<p>“Kardeş! Duyduğuma göre sevaplarını bana göndermişsin. Ben de buna karşılık sana bir hediye göndermek istedim.”</p>
<p><strong>Yapılan Gıybeti Dinlemek</strong></p>
<p>Birini çekiştirmek, onun gıybetini yapmak ne kadar günah ise, yapılan bir gıybeti dinlemek de o kadar günahtır.</p>
<p>“İyi ama” denebilir, “Adam konuşup duruyordu. Ben de istemeyerek dinledim. Benim suçum ne?”</p>
<p>Bu durumda yapılması gereken şudur: Biri gıybet etmeye başlayınca:Ya onun konuşmasına engel olmalıdır.Veya konuyu değiştirmelidir.Bunlar yapılamıyorsa, oradan kalkıp gitmelidir.</p>
<p>Bir de şöyle bir durum var: Bir adam var ki, dinimizin yasakladığı işleri, günahları açıkça yapıyor. Fakat diğer Müslümanlar onun böyle biri olduğunu bilmiyor. O zaman din kardeşlerimizi o kötü adamın şerrinden kurtarmak için, onun nasıl biri olduğunu kardeşlerimize söyleyeceğiz. O takdirde yaptığımız bu uyarı gıybet sayılmaz. Çünkü Fahr-i Âlem Efendimiz de ashâbını böyle durumlarda uyarmış ve bilgilendirmiştir.(26)</p>
<p>Bir fenanın yedi mahalleye zarar verdiğini herkes bilir.</p>
<p><strong>Müslüman Söz Taşımaz!</strong></p>
<p>Bir kimse, bir başkası hakkında, duyduğu zaman üzüleceği bir söz söylemiş olabilir.Elbette bu kötü bir huydur. Daha kötüsü, bu çirkin sözü, aleyhinde konuşulan kimseye iletmektir.</p>
<p>İki kimsenin arasını bozmak için söz taşımaya “koğuculuk yapma”, “nemîme” denir.Halkımız bire on katarak söz taşıyanlara, arabozanlara “müzevir” der.Peygamber Efendimiz insanların arasını bozmak için söz taşıyan kimsenin cennete giremeyeceğini söylemiştir.(27)</p>
<p>Hepimiz cenneti kazanmak için çırpınıp duruyoruz. Bir Müslümanın söz taşıdığı için cenneti kaybetmesi ne büyük felâkettir!</p>
<p>Bir gün Peygamberler Sultânı Efendimiz, ashâbıyla birlikte bir yere gidiyordu. O sırada inleyen, acı çeken bir adamın sesini duydu. Sağa sola bakındı ve oradaki bir kabrin başına geldi. Ashâbına bu kabri işâret ederek orada yatan kimsenin azâp gördüğünü, suçunun da koğuculuk yapmak yani söz taşımak olduğunu haber verdi.(28)</p>
<p>Söz taşıyan kimseye aslâ güvenmemelidir. Çünkü sana başkasından söz getiren, senden de başkasına söz götürür.</p>
<p>Bir adam tâbiîn neslinin ünlü âlimi Hasan-ı Basrî hazretlerinin yanına geldi ve ona:</p>
<p>“Falan kimse senin aleyhinde konuştu” dedi. Bu büyük âlim ile o adam arasında şöyle bir konuşma geçti:<br />
“O adamı ne zaman gördün?”<br />
“Bugün gördüm.”<br />
“Nerede gördün?”<br />
“Onun evinde gördüm.”<br />
“Onun evinde ne yapıyordun?”<br />
“Ziyâfet vermişti de, onun için gitmiştim.”<br />
“Bu ziyâfette ne yedin?”</p>
<p>Adam bu soru üzerine sekiz çeşit yemek saydı. Bu büyük İslâm âlimi onu şöyle azarlayıp kovdu:“Karnına sekiz çeşit yemeği sığdırdın da, bir sözü mü sığdıramadın. Kalk git şuradan be ahlâksız herif!”</p>
<p><strong>Müslüman, Kötü Söz Söylemez!</strong></p>
<p>Müslüman güzel insandır. Onun kalbi gibi ağzı da temizdir. O, temiz ağzına kötü söz almaz. Kimseye küfretmez, kimseye çirkin söz söylemez, kimseye lânet etmez. Aksi halde din kardeşi olan diğer Müslümanlarla arası bozulur, kardeşlik duygusu zarar görür.</p>
<p>Bir gün Peygamber Efendimiz, bir mü’mine yakışmayan işlerden söz ediyordu. O, bir<br />
mü’minin şunları yapamayacağını söyledi:</p>
<p>İnsanları kötüleyemez.<br />
Kimseye lânet etmez.<br />
Kötü söz söylemez.<br />
Çirkin bir iş yapmaz.(29)</p>
<p>Bir başka hadîs-i şerîfinde şöyle buyurdu:<br />
“Özü, sözü doğru olana, lânet etmek yakışmaz.”(30)</p>
<p><strong>Birine lânet etmek ne demektir?</strong></p>
<p>Allah ona merhamet etmesin, demektir.</p>
<p>Kardeşlerim! Bizim böyle bir temennide bulunmaya ne hakkımız var?</p>
<p>Bir gün Hz. Ebû Bekir, daha önce yapmadığı bir şeyi yaptı: Bir kölesine lânet etti.Peygamber Efendimiz de onun bu sözünü duydu ve kendisini şöyle uyardı:<br />
“Ey Ebû Bekir! Lânetçi olmakla sıddîk olmak birbiriyle nasıl bağdaşır? Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki, bu iki özellik bir arada bulunmaz.”</p>
<p>Hattâ Allah’ın Resûlü bu sözü iki üç defa tekrarladı. Bu sözleri duyan Hz. Ebû Bekir âdetâ perişan oldu. Hemen o köleyi âzat etti. Sonra Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin yanına geldi ve:“Bir daha o sözü ağzıma almayacağım.” dedi.(31)</p>
<p>Peygamber sözü dinlemek ne güzel bir huy! Rabbim bu güzel huyu bize de nasip eylesin!</p>
<p>Sevgili Efendimiz bir defasında da ümmetini şöyle uyardı:</p>
<p>“Olgun mü’min kimseyi yermez, kimseye lânet etmez, çirkin iş yapmaz ve kötü söz söylemez.”<br />
(32)</p>
<p>Şu halde güzel kardeşlerim, dilimize hâkim olmalıyız. Sadece insanlara değil,hayvanlara, hattâ cansız sandığımız varlıklara bile lânet etmemeliyiz. Kimseye kötü söz söylememeli, kimsenin kalbini kırmamalıyız. Dil yarasının onulmadığını, her şeyin incelikten, fakat insanın kabalıktan kırıldığını bilmeliyiz.</p>
<p>Ne demişler? Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz.</p>
<p>Rivâyet edildiğine göre bir gün Hz. Îsâ yolda bir domuzla karşılaştı ve ona:“Yoluna git, benden sana zarar gelmez” dedi. Yanında bulunanlar ona:“Sen bu sözü domuza mı söylüyorsun?” dediler. O da:“Dilimi kötü söze alıştırmaktan korkuyorum” dedi.<br />
(33)</p>
<p><strong>Müslümana “Kâfir” Denmez!</strong></p>
<p>Dilin kemiği yok, dilediğini söyler. Ama Müslüman diline hâkim olacak. Ağzından çıkanı kulağı duyacak. Dinin söylenmesine izin vermediği sözü ağzına almayacak.Öyle adamlar görüyoruz ki, birine canı sıkılıyor, onun bir sözünü, bir davranışını büyük günâh sayıyor, ardından da: “Bu adam kâfir oldu” diyor veya “Bu adam münâfık oldu”deyip işin içinden çıkıveriyor. Böyle kimseler şu gerçeği bilmiyor:</p>
<p>Bir kimse, Allah’ı inkâr etmediği sürece, büyük günah işlese bile kâfir olmaz. Günahkâr olana kâfir değil, günahkâr denir.Birini kâfir olmakla suçlamak yani tekfîr etmek çok ağır bir sorumluluktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin belirttiğine göre, şâyet kâfir diye suçlanan kimse kâfir değilse, bu söz onu suçlayana geri döner ve bu durumda o kişi kâfir olur.(34)</p>
<p>Siz siz olun güzel kardeşlerim, aman kimseye “kâfir” demeyin!</p>
<p><strong>Peki “münâfık” kimdir?</strong></p>
<p>Münâfık, kâfir olduğu halde Müslümanmış gibi görünen kimsedir.</p>
<p>Şu halde biz ağzımıza hâkim olmalıyız. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanın farz olduğunu kabul ve tasdik eden, kıblemize dönüp bizim gibi namaz kılan (ehl-i kıble) birine aslâ kâfir veya münâfık dememeliyiz.</p>
<p><strong>Müslüman Boş Söz Söylemez!</strong></p>
<p>Zaman çok değerlidir. Müslümanın en büyük sermâyesidir. Çünkü vakit nakittir. İşte bu sebeple bir Müslüman vaktini boşa harcamaz; ağzından da sadece hayırlı ve faydalı söz çıkar.</p>
<p>Yüce Rabbimiz, “mü’minin boş söz ve lüzumsuz işlerden kaçınması gerektiğini”belirtmiştir.(35)<br />
“Yersiz ve mânâsız bir söz işittiğimizde onu dikkate almamayı” emretmiştir.(36)</p>
<p>Atalarımız ne güzel söylemiş:</p>
<p>Boğaz dokuz boğumdur, sözünü yutkuna yutkuna söyle!</p>
<p>Şu halde insan, dinine ve dünyasına faydalı olan sözü söylemeli, aksi halde susmalıdır.</p>
<p><strong>Müslüman, Kimseyi Yüzüne Karşı Övmez!</strong></p>
<p>Hastalıklarımızdan biri de, bir kimseyi abartarak övmektir. Hâlbuki herkes övgüyü kaldıramaz, hazmedemez. İnsanlar övüldükleri zaman, gerçekten de öyle olduklarını zannedebilirler. Bu yüzden de kibirlenip gururlanırlar. Kibir ve gurur ise insanı perişan eder.</p>
<p>Adamın biri Peygamber Efendimiz’in yanında bir adamı yüzüne karşı aşırı derecede övdü. Resûlullah Efendimiz o ölçüsüz adama:</p>
<p>“Yazık sana! Arkadaşının boynunu kopardın!” buyurdu ve bu cümleyi birkaç defa tekrarladı.(37)</p>
<p>Böylece birini aşırı derecede övmenin onu mânen öldürmek olduğunu ifâde buyurdu.</p>
<p>Şu halde bir kimseyi uluorta övmemeli. Mutlaka övecekse, ihtiyatlı bir dil kullanarak:“Kanaatimce o şöyle iyidir, böyle iyidir” demelidir. Ancak gurura ve kibire kapılmayacağı bilinen birini övmekte sakınca yoktur.</p>
<p>Bir kimse kendisini aşırı derecede öven şahsa bakmalıdır; şayet o kimse kendisini bir<br />
menfaat beklediği için övüyorsa, hem övgüsüne değer vermemeli, hem de ona beklediği şeyi vermemelidir.Birinin iyiliğini gören kimse, ona teşekkür etmek için kendisini ölçülü sözlerle övebilir, bunda sakınca yoktur.</p>
<p>Bir de açıkça günah işlemekten sakınmayan kimseleri (yani fâsıkları, fâcirleri) kesinlikle övmemelidir. Çünkü böyle bir övgü Allah Teâlâ’yı gazaplandırır.(38)</p>
<p>Öte yandan Peygamber Efendimiz kendisinin aşırı derecede övülmesini istememiş, bu konuda şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Beni, Hıristiyanların Meryem oğlu Îsâ’yı aşırı derecede övdüğü gibi övmeyin!Çünkü ben sadece bir kulum; bana Allah’ın kulu ve resûlü deyin!”<br />
(39)</p>
<p><strong>Müslüman, Şakayı da Ölçülü Yapar</strong></p>
<p>İnsan, samimi olduğu kimseye şaka yapabilir.Bunda bir sakınca yoktur. Ancak şaka ölçülü yapılmalıdır. Çok şaka yapan, toplum içinde saygınlığını da yitirir.</p>
<p>Öte yandan kendisine çok şaka yapılan kimse, belli etmese bile gücenir ve şaka yapana içten içe kin duyar. İşte bunun içindir ki atalarımız: “Şakanın sonu kaka” demişlerdir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz arkadaşının eşyâsını şakadan da olsa almayı, saklamayı ve onu üzüp zor durumda bırakmayı yasaklamıştır.<br />
(40)</p>
<p><strong>Şaka niçin yapılır?</strong></p>
<p>Gülmek, güldürmek için yapılır. Çok gülmek ise doğru değildir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz de şaka yapardı; ama onun şakaları hem gerçeği dile getirirdi,hem de son derece ölçülü olurdu. Meselâ küçük hizmetkârı Enes ibni Mâlik’e “iki kulaklı”diye takılırdı.(41)</p>
<p>O, bu sözüyle Enes’in kendisini dikkatle dinlediğini kastederdi veya ona hadislerini dikkatle dinlemesi gerektiğini hatırlatırdı.</p>
<p>Bir gün yaşlı bir hanım Peygamber Efendimiz’den cennete girmesi için duâ etmesini istemişti. Allah’ın Resûlü de ona şaka olsun diye yaşlıların cennete girmeyeceğini söyledi.</p>
<p>Bu sözüyle ona cennete yaşlı olarak değil, genç olarak gireceğini öğretmek istemiş ve şu âyet-i kerîmeyi hatırlatmıştı:</p>
<p>“Biz o kadınları yeni bir yaratışla yaratmışızdır. Ve onları bâkire yapmışızdır: Eşlerine âşık, hep bir yaşta kılmışızdır.”<br />
(42)</p>
<p><strong>Müslüman, Hiç Kimseyle Alay Etmez!</strong></p>
<p>Burada bir konuya daha dikkat çekelim:</p>
<p>Şaka ile alay etmeyi birbirine karıştırmamak lâzımdır. Şaka, birini veya birilerini ölçülü<br />
bir şekilde tebessüm ettirmektir.Alay ise öyle değildir. Biriyle alay eden onu üzer, gönlünü yaralar, öfkelendirir. Kısacası alay dostluğun tadını kaçırır.<br />
Birilerini alaya almayı Yüce Rabbimiz kesin bir dille yasaklamıştır. Kendileriyle alay edilenlerin, alay edenlerden daha hayırlı olabileceğini belirtmiştir.<br />
(43)</p>
<p>“Başkalarıyla alay edenlere yazıklar olsun” buyurmuş, “kötü lakap takmayı” şiddetle yasaklamıştır.(44)</p>
<p>Müslüman Müslümanın kardeşi olduğuna göre,(45) insan kardeşiyle nasıl alay eder, onu nasıl hafife alıp küçümser?</p>
<p><strong>Müslüman, Ölçülü Konuşmalı!</strong></p>
<p>Müslüman kimseyi incitmeyen, kimsenin gönlünü kırmayan güzel insandır. Kendisi gibi sözleri de yumuşak, gönül okşayıcı ve nükteli olmalıdır. Buna şöyle bir misâl verebiliriz: Bir gün Peygamber Efendimiz ashâb-ı kirâmdan Saîd ibni Yerbû‘un yaşını merak etti ve ona:</p>
<p>“Ben mi senden büyüğüm, yoksa sen mi benden büyüksün?” diye sordu.</p>
<p>O da pek zarif bir cevap verdi:</p>
<p>“Sen benden daha hayırlı ve daha büyüksün. Ama ben senden daha yaşlıyım” dedi.</p>
<p>Bu sahâbînin adı, katı ve kırıcı anlamında “Sarm” idi, Efendimiz aleyhisselâm o gün bu zâtın adını “bahtiyâr” anlamında “Sa‘îd” olarak değiştirdi.(46)</p>
<p>Buna benzer bir soruyu Peygamber Efendimiz’in amcası Hz. Abbas’a sordular:</p>
<p>“Sen mi büyüksün, yoksa Peygamber aleyhisselâm mı?” dediler. Hz. Abbâs Resûl-i Ekrem’den iki, üç yaş daha büyüktü.</p>
<p>O, bu soruya hoş ve ince bir cevap verdi:“Ben ondan önce doğdum, ama o benden büyüktür.”</p>
<p><strong>Konuşma sırasında uyulacak kurallardan biri şudur:</strong></p>
<p>Konuşan kimse sözünü bitirene kadar onu sabırla dinlemeli, ona sormak veya söylemek istediği şeyi, sözünü tamamladıktan sonra söylemelidir. Büyüklerle konuşurken, sesini onların sesini bastıracak kadar yükseltmemelidir.</p>
<p>“Su küçüğün, söz büyüğün” kaidesini de unutmamalıdır.</p>
<p><strong>Herkesle Anlayacağı Şekilde Konuşmalı</strong></p>
<p>İnsanlarla anlayacakları dille konuşmalıdır.</p>
<p>Peygamber Efendimiz öyle yapardı. Herkesle anlayacağı şekilde açık ve seçik konuşurdu.(47)</p>
<p>Bir hatip, karşısındaki kitleyi göz önünde bulundurmalı, onların anlayış seviyesine göre konuşmalıdır.</p>
<p>Hz. Ali bu duruma işaretle:“İnsanlara anlayacakları şekilde konuşunuz. Anlamayacakları şeyleri onlara söylemeyiniz!” demiştir.(48)</p>
<p>İnsanlara anlamayacakları şeyleri söylerseniz, sözünüz yanlış anlaşılır, yanlış yorumlanır, o zaman da ortalık karışır, fitne çıkar. Fitne uyuyan yılana benzer, onu uyandırmaya gelmez. Bu yüzden de herkese anlayacağı dille hitap etmelidir.</p>
<p>Bana şöyle bir olay anlattılar:</p>
<p>Komiser, iki polise, külhanbeyi geçinen birini, bulunduğu kahveden alıp getirmelerini söylemiş. Polisler o adama: “Bizimle karakola kadar geleceksin” demişler. Fakat adam kendisine böyle nâzik davranan polislerle karakola gitmeyi reddetmiş. Bu defa komiser bir başka polisi görevlendirmiş. O da bu adam hakkında bilgi topladıktan sonra yanına yaklaşıp, ensesine bir tokat aşketmiş, sonra da “Kalk ulan, karakola gideceğiz!” demiş.</p>
<p>Adam hiç itiraz etmeden karakolun yolunu tutmuş.Onu karakola götüremeyen polisler, kendileriyle niçin gelmediğini sorunca, güzel sözden anlamayan adam: “Siz bu abi gibi konuşmadınız ki!” demiş.</p>
<p>Herkese anlayacağı şekilde hitap etmelidir.</p>
<p>M.Yaşar Kandemir &#8211; Elhamdülillah Müslümanım,syf:160-169</p>
<p>1. Buhârî, Menâkıb 23, nr. 3567; Müslim, 71, 2493.<br />
2. Tirmizî, Menâkıb 9, nr. 3640. Ayrıca bk. Buhârî, İlim 30, nr. 94, 95.<br />
3. Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), VI, 328, nr. 6541; Kudâ‘î, Müsnedü’ş-<br />
şihâb (Selefî), I, 236, nr. 372.<br />
4. Tirmizî, Birr 71, nr. 2018; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 369, nr. 8808.<br />
5. Buhârî, Edeb 31, nr. 6018, 6019; Müslim, Îmân 77, nr. 48.<br />
6. Ebû Dâvûd, Vitr 32, nr. 1551; Tirmizî, Daavât 74, nr. 3492.<br />
7. Mü’minûn 23/3.<br />
8. Tirmizî, Zühd 11, nr. 2317; İbni Mâce, Fiten 12, nr. 3976.<br />
9. Buhârî, Edeb 31, nr. 6018, 6019; Müslim, Îmân 77, nr. 48.<br />
10. Tirmizî, Kıyâmet 50, nr. 2501; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 159, nr. 6481.</p>
<p>11.Buhârî, Rikàk 23 nr. 6477; Müslim, Zühd 49, 50, nr. 2988.<br />
12. Lokmân 31/19.<br />
13. Buhârî, Şehâdât 10, nr. 2654, Edeb 6, nr. 5976; Müslim, Îmân 143, nr. 87.<br />
14. Nahl 16/105.<br />
15. Buhârî, Îmân 24, nr. 33; Müslim, Îmân 107-108, nr. 59.<br />
16. Tirmizî, Birr 46, nr. 1972.<br />
17. Buhârî, Edeb 69, nr. 6094; Müslim, Birr 103-105, nr. 2607.<br />
18. Ebû Dâvûd, Edeb 80, nr. 4990.<br />
19. Müslim, Mukaddime 5.<br />
20. Müslim, Birr 70, nr. 2589; Ebû Dâvûd, Edeb 35, nr. 4874.<br />
21. Hucurât 49/12.<br />
22 Ebû Dâvûd, Edeb 35, nr. 4875; Tirmizî, Kıyâmet 51, nr. 2502.<br />
23. Ebû Dâvûd, Edeb 35, nr. 4878; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 224, nr. 13373.<br />
24. Buhârî, Mezâlim 10, nr. 2449, Rikàk 48, nr. 6534.<br />
25. Nevevî, el-Ezkâr (Arnaût), s. 340.<br />
26. Buhârî, Edeb 38, nr. 6032; Müslim, Birr 73, nr. 2591.<br />
27. Buhârî, Edeb 50, nr. 6056; Müslim, Îmân 168-170, nr. 105.<br />
28. Buhârî, Vudû 55, nr. 216; Müslim, Tahâret 111, nr. 292.<br />
29. Tirmizî, Birr 48, nr. 1977; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, I, 404-405, 416, nr. 3839,<br />
3948.<br />
30. Müslim, Birr 84, nr. 2597; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 337, 365, nr. 8428,<br />
8768.<br />
31. Beyhakì, Şu‘abü’l-îmân (Hâmid), VII, 145, nr. 4791; Elbânî, Sahîhu’l-Edebi’l-<br />
müfred, s. 132, nr. 243.<br />
32. Tirmizî, Birr 48, nr. 1977; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, I, 404-405, 416, nr. 3839,<br />
3948.<br />
33. Mâlik, Muvatta’, Kelâm 4.<br />
34. Buhârî, Edeb 44, nr. 6045.<br />
35. Mü’minûn 23/3.<br />
36. Kasas 28/55.<br />
37. Buhârî, Şehâdât 16, nr. 2662, Edeb 54, nr. 6061; Müslim, Zühd 65, 66, nr. 3000.<br />
38. Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî, el-Mu‘cem (İrşâdü’l-hak el-Eserî), I, 156, nr. 171, 172;<br />
Beyhakì, Şu‘abü’l-îmân (Hâmid), VI, 511, nr. 4544.<br />
39. Buhârî, Enbiyâ 48, nr. 3445, Hudûd 31, nr. 6830.</p>
<p>40. Ebû Dâvûd, Edeb 85, nr. 5003; Tirmizî, Fiten 3, nr. 2160.<br />
41. Ebû Dâvûd, Edeb 84, nr. 5002; Tirmizî, Birr 57, nr. 1992, Menâkıb 45, nr. 3828.<br />
42. Vâkıa 56/35-37; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), VI, 357, nr. 5545.<br />
43. Hucurât 49/11.<br />
44. Hümeze 104/1.<br />
45. Buhârî, Mezâlim 3, nr. 2442; Müslim, Birr 32, nr. 2564.<br />
46. Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), VI, 66, nr. 5528; Heysemî, Mecma‘u’z-<br />
zevâid, VIII, 52-53.<br />
47. İbni Ebî Âsım, el-Âhâd ve’l-mesânî (Cevâbire), II, 46; Nesâî, Amelü’l-Yevm ve’l-<br />
leyle (Hamâde), s. 314.<br />
48. Buhârî, İlim 49, nr. bab başlığında.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/konusurken-nelere-dikkat-etmeliyiz/">Konuşurken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/konusurken-nelere-dikkat-etmeliyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Şafii(r.a) Şiirlerinden Seçmeler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2017 21:44:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafii]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafii Şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan'ın Arzuları]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[Boş Söz]]></category>
		<category><![CDATA[Cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyaya Aldırma]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeğin Süsü]]></category>
		<category><![CDATA[Gam]]></category>
		<category><![CDATA[Hilim ve Edep]]></category>
		<category><![CDATA[Hulefa-i Raşidin]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kanaat ve Takva]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Tartışma ve Tedbir]]></category>
		<category><![CDATA[Teslimiyet ve İtidal]]></category>
		<category><![CDATA[Tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15561</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;BIRAK ARZULARINI* Aklın karışırsa iki konuda Yorarsa seni zihnin Doğru olanı mı Yoksa arzuyu mu seçeceksin Bırak arzularını Zira arzu edilen şeyler Nefisleri ayıplanacakları yere sevkeder.(1) * Bu şiir bazı kaynaklarda Ali b. Ebî Tâlib’e de nispet edilir. YAKIN Gün gelir yalnız kalırsan De, bir gözetleyen var üzerimde Hiçbir şey gizli kalmaz,O’na her şey aşikar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/">İmam Şafii(r.a) Şiirlerinden Seçmeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/0000000126589-1/" rel="attachment wp-att-15564"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-15564" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/0000000126589-1.jpg" alt="" width="230" height="358" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/0000000126589-1.jpg 385w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/05/0000000126589-1-193x300.jpg 193w" sizes="(max-width: 230px) 100vw, 230px" /></a><span style="color: #0a330a;">&#8216;BIRAK ARZULARINI*</span></strong></p>
<p>Aklın karışırsa iki konuda<br />
Yorarsa seni zihnin<br />
Doğru olanı mı<br />
Yoksa arzuyu mu seçeceksin<br />
Bırak arzularını<br />
Zira arzu edilen şeyler<br />
Nefisleri ayıplanacakları yere sevkeder.(1)</p>
<p>* Bu şiir bazı kaynaklarda Ali b. Ebî Tâlib’e de nispet edilir.</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>YAKIN</strong></span></p>
<p>Gün gelir yalnız kalırsan<br />
De, bir gözetleyen var üzerimde<br />
Hiçbir şey gizli kalmaz,O’na her şey aşikar<br />
Bir an bile habersiz kalır Allah zannetme<br />
Vallahi öyle bir gaflete daldık ki<br />
Yetişti bize günahlar, günahların üstüne<br />
Keşke Allah bağışlasa geçmişi<br />
Mağfiret dileyebilsek, tövbeyi nasip etse<br />
Görmüyor musun bugün hızla geçmekte<br />
Yarın bakabilenlere çok yakın görünmekte(2)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>HAYRET EDİYORUM</strong></span></p>
<p>Hayret ediyorum; Nasıl isyan edilir Allah’a<br />
Bile bile nasıl yüz çevirir münkirler O’ndan.<br />
Halbuki Allah’a şahitler vardır, sonsuza dek<br />
Her hareketten ve her sükûndan<br />
Bir belgesi görünür O’nun her şeyde<br />
O belgeler delildir vahdaniyete.(3)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>DUA</strong></span></p>
<p>Duayla alay eder, onu küçümser misin<br />
Dua nelere kadir, nereden bileceksin<br />
Gecenin okları hedefi şaşmaz ama<br />
Zamanı vardır<br />
Ulaşır yerine saati dolduğunda<br />
Rabbim istemezse tutar okları<br />
Kaderin hükmü varsa, açar yolları.(4)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>KADER</strong></span></p>
<p>istediğin olur, istemesem de istediğim olmaz,<br />
Sen istemezsen<br />
Kulları yarattın ilmine göre<br />
O ilimde koşar, genç yaşlı ile<br />
Kimisi bedbahttır, kimisi mutlu<br />
Kimisi güzeldir, kimisi çirkin<br />
Kimini yalnız bırakır, lütfedersin kimine<br />
Kimine yardım eder, kimini bırakırsın<br />
Kendi hâline.(5)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ERKEĞİN SÜSÜ</strong></span></p>
<p>Elbisen güzel olsun elinden geldiğince<br />
Erkeklerin süsüdür güzel elbise<br />
İnsanlar, izzet ve ikram görür onunla.<br />
Tevazu olsun diye kaba giyinmekten vazgeç<br />
Saklayıp gizlediğin meçhul değildir<br />
Allah’a O’ndan korkup haramdan sakınırsan<br />
Yeni elbisenin zararı olmaz sana.<br />
Eski elbisen ise yüceltmez seni Allah katında<br />
Sen günahkâr bir kul oldukça.(6)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ÇIKIŞ YOLU YAKIN</strong></span></p>
<p>Güzel bir sabırla açılır çıkış yolu,<br />
Allah’ın işlerinde gözettiği kimseler<br />
Görür kurtulduğunu.<br />
Dokunmaz hiçbir eza, Allah’ı tasdik edene<br />
O’ndan kim ümit ederse<br />
Allah, ümit ettiği yerde.(7)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>AŞK</strong></span></p>
<p>Yakut el &#8211; Hamevî anlatıyor: Bir adam İmam Şâfîî&#8217;nin yanına gelip kâğıda yazılı şu beyiti gösterdi:</p>
<p>Mekke müftüsüne sor Haşimoğulları&#8217;ndan<br />
Aşkı kavurursa ne yapar insan?</p>
<p>İmam Şâfiî bu satırların altına şu beyiti yazdı:</p>
<p>Sevgisini tedavi eder, sonra aşkını gizler<br />
Boyun eğip kadere olanlara sabreder.</p>
<p>Kâğıdı getiren adam yazılanları alıp götürdü.Daha sonra kâğıdı yeniden getirdi. Kağıtta bu kez şunlar yazılıydı:</p>
<p>Sevgisini nasıl tedavi edebilir ki<br />
Tutkusu genci öldürmektedir</p>
<p>Her gün yudum yudum<br />
Kederi içmektedir.</p>
<p>Bunun üzerine Şâfiî şu cevabı yazar:</p>
<p>Eğer sabretmezse başına gelenlere<br />
Onu ancak ölüm kurtarabilir.(8)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ZAMAN İKİ GÜNDÜR</strong></span></p>
<p>Zaman iki gündür<br />
Güvenli ve tehlikeli<br />
Hayat iki hayattır<br />
Huzurlu ve kederli<br />
Görmez misin denizin üstünde<br />
Birçok leş yüzer durur<br />
Oysa derinlerinde<br />
Nice inciler bulunur<br />
Gökyüzünde varsa da sayısız yıldız<br />
Sadece ay ve güneş tutulur.(9)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>NEFSİNİ GÜZELLEŞTİR</strong></span></p>
<p>Nefsini koru ve taşı<br />
Onu güzelleştirecek yere<br />
Huzur içinde yaşar gidersin<br />
Muhatap olursun güzel sözlere.<br />
İnsanlara iyilikle muamele etmezsen<br />
Dostundan cefa görür<br />
Çekersin zamanın elinden<br />
Sabret yarına kadar azsa bugünün rızkı<br />
Umulur ki giderilir vaktin sıkıntıları.</p>
<p>Dostluğunda hayır yoktur<br />
Giriyorsa renkten renge bir kimse<br />
Ve eğiliyorsa gittiği yöne<br />
Rüzgâr nereden eserse.<br />
Ne kadar çoktur dostlar sayıldığında<br />
Halbuki ne kadar azdırlar<br />
Musibet anlarında.(10)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>AYRILIK</strong></span></p>
<p>Vah o zavallı gence<br />
Ve geçirdiği vakte<br />
Yanında yokken arkadaşları.<br />
Şayet ömrü avcunda olsaydı<br />
Sevdiklerinden ayrı düşünce<br />
Hiç düşünmeden fırlatıp atardı.(11)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>UZLET YEĞDİR</strong></span></p>
<p>Takvalı bir dost bulamayınca<br />
Yalnızlığım daha tatlıdır bir azgına eşlik etmekten<br />
Tek başına, huzurla yapılan bir ibadet<br />
Daha hayırlıdır elbet<br />
Mahzurlu kişiyle bir mecliste sohbetten.(12)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ŞÖHRET</strong></span></p>
<p>İyi insan bir mertebeye gelir<br />
Adı yücelir dillerde<br />
Öyle ki yapmadığı hayırlar bile<br />
Onun ismiyle anılır.</p>
<p>Kötü insanın çoğalınca günahı<br />
Kötülükte tekâmül eder de<br />
Başkalarının günahları bile<br />
Üstüne kalır.(13)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>İNSANIN ARZULARI</strong></span></p>
<p>Arzularına ulaşmak ister insan daima<br />
Allah’ın takdiri dışında bir şeye<br />
Ulaşmak hiç mümkün müdür?<br />
insan, çıkarım, malım-mülküm dese de<br />
Faydalandığı şeylerin<br />
Takva en üstünüdür.(14)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>BİZİM AYIBIMIZ</strong></span></p>
<p>Zamanı kınıyoruz oysa ayıp bizdedir<br />
Zamanın bizden başka yoktur ayıbı<br />
Hicvediyoruz günahsızken zamaneyi<br />
Dili olsaydı, zaman bizi hicvederdi.<br />
Kurt kurdun etini asla yemezken<br />
Göz göre göre yiyoruz birbirimizi<br />
Aldatmak için bürünüyoruz kuzu postuna<br />
Vay haline bize sataşmaya gelenin<br />
Dinimiz; yapmacıklık ve riya<br />
İşimiz aldatmak bize bakanı.(15)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN</strong></span></p>
<p>Bırak günleri dilediğini yapsın<br />
Razı ol hükmedince kader<br />
Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın<br />
Bâki değil dünyadaki zorluklar</p>
<p>Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde<br />
Ahlâkın müsamaha ve vefa<br />
Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta<br />
Örtüsü olması seni sevindirir yine de</p>
<p>Cömertlikle setret ki her ayıbı<br />
Örter denilir cömertlik<br />
Sakın gösterme düşmanlarına zillet<br />
Belâdır üzüntünle onları sevindirmek</p>
<p>Cimriden yardım umma<br />
Ateşte susayan için su yok<br />
Rızkını eksiltmez ağırdan alış<br />
Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak</p>
<p>Ne hüzün devam eder ne sevinç<br />
Ne sıkıntı, ne rahatlık<br />
Eğer kalbin kanaatkarsa<br />
Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa</p>
<p>Kimin inerse meydanına ölümler<br />
Ne gök korur onu, ne de yer<br />
Allah’ın mülkü geniştir ama<br />
Feza daralır hükmettiğinde kader</p>
<p>Aldırma vefasız günlere hiç<br />
Fayda vermiyor ölüme ilaç(16)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>GAM</strong></span></p>
<p>Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını<br />
Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir<br />
Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla<br />
Ne zaruretler memnuniyet altında gizlidir.<br />
Bir tebessüm ki altında hazin bir kalp yatar<br />
Bir gam uğrar ki ona, göremez kimse<br />
İnsanları toplar, denk oluşları birbirlerine<br />
Fakat gam ayırır ve hiç kimse<br />
Yakasını kurtaramaz ondan.<br />
Karartsaydı eğer elbiseleri o gam<br />
Bulamazdın bir yerde hiç beyaz elbiseli<br />
İnsan gamını saklamak istiyorsa<br />
Kendine bile görünmemeli.(17)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>DÜNYAYA ALDIRMA</strong></span></p>
<p>Üzülme kaybettiklerine dünyada<br />
Müslümanlık ve sağlık yanındaysa eğer.<br />
Peşinden koştuğun şey elinden kaçtıysa da<br />
Sağlık ve Müslümanlıktaki kaybın<br />
Doğrusu sana yeter.(18)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>NASİP</strong></span></p>
<p>Kısmetli biri yerde bir dal buldu da<br />
Elinde meyve verdi derlerse inan<br />
Tasdik et, gariplerin ve yoksulların<br />
Su içerken boğulduğunu duysan.<br />
Göğe dağılmış yıldızları tutabilirim<br />
Zenginliğin hilelerini kullansam<br />
Akıllı ve ferasetli kimseler<br />
Genelde zenginlikten nasipsizdirler<br />
Birbirine zıt düşer, asla bağdaşmaz<br />
Apayrıdır bu özellikler.<br />
Allah’ın en dertli kulları bil ki<br />
Dar rızıkla sınanan o himmet sahipleri.<br />
Kaza ve kadere en büyük delil<br />
Akıllılar dardayken ahmakların refahı.<br />
Kendisine zenginlik verilen kimseler<br />
Allah’ın dilediği müstesna<br />
Ne sevap alırlar, ne şükrederler.<br />
Nasip, yaklaştırır bütün uzak işleri<br />
Nasip açar tüm kilitli kapıları.(19)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>SIR</strong></span></p>
<p>Ne güçlü ve akıllı kimseler var ki<br />
Yanlarına uğramadan geçer rızıklar<br />
Ne zayıf ve aklı eksik kimseler<br />
Körfezleri avuçlayıp dururlar.<br />
Bu da gösterir ki<br />
Allah’ın göstermediği bir sırrı var.(20)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>YAPTIĞININ KARŞILIĞINI BULURSUN</strong></span></p>
<p>Zorbalıkla hükmettiler<br />
İleri gittiler baskılarında<br />
Ve bir müddet sonra<br />
Kalmadı yaptıklarından eser,<br />
İnsaflı olsalardı insaflı olunurdu onlara.</p>
<p>Fakat öyle azıttılar ki<br />
Üstlerine yağdırdı zaman<br />
Hüzünlerini, belâlarını<br />
Lisan-ı hâl söylüyordu şarkılarını</p>
<p>Başlarına gelenler<br />
Bedeliydi yaptıklarının<br />
Zamanın günahı neydi?(21)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>TAZİYE</strong></span></p>
<p>Sana taziyeye geldim, sünnettir diye<br />
Ebedî kalmak, arzum değildir.<br />
Ne &#8220;Başın sağolsun!&#8221; denilen kalacak<br />
Kaybettiği yakınından sonra,<br />
Ne başsağlığında bulunan bakidir.<br />
Bir süre yaşasa ne olacak!(22)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ÖLÜM HERKESİN YOLU</strong></span></p>
<p>Bazı kimseler ölümümü temenni etti<br />
Diyelim ki öldüm, bu bir yoldur.<br />
Ben o yolda yalnız değilim ki<br />
Ne benden önce ölen kimse bana bir zarar verir<br />
Ne benden sonrakilerin yaşamı ebedî kılar beni.<br />
Yok olmamı dileyip, öleceğimi söyleyen kimse<br />
Kendi helak olabilir ben can vermeden önce.(23)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>CAHİLLE MUHATAP OLUNMAZ</strong></span></p>
<p>Bir düşük sövse bana şerefimi yükseltir<br />
Asıl ayıp, ona kötü söz söylemektir<br />
Şayet kendime ihtiram etmeseydim<br />
Alçaklarla dövüş için nefsime fırsat verirdim.</p>
<p>Ve eğer yalnız kendimi düşünseydim<br />
Beni arzularıma boş verir görecektin<br />
Ben dostumu gözetiyorum oysa<br />
Utançtır tok adama, arkadaşı aç olsa.</p>
<p>Edepsiz, benimle pervasızca konuşan<br />
İstemem ona karşılık vermek<br />
Onun şirreti artar, benimse hilmim<br />
Buhur dalı gibi yandıkça güzel kokan.</p>
<p>Cahil konuştuğunda karşılık verme<br />
Hayırlıdır sükût cevap vermenden<br />
Onunla konuşursan sevindirirsin<br />
Halbuki terk edersen kahrolur üzüntüden.(24)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>SUSMAK CEVAPTIR</strong></span></p>
<p>İstediğini söyle, söv bakalım namusuma<br />
Susmam cevaptır serserilere<br />
Cevap vermekten acizim sanma<br />
Fakat aslanlar cevap vermez köpeklere.(25)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>SUSMAK SELÂMETTİR</strong></span></p>
<p>Sustun ama aleyhinde bulunuldu, dediler<br />
Cevap kötülük kapısının anahtarıdır, dedim.<br />
Şereftir, cahile, ahmağa karşı susmak,<br />
Üstelik namusunu haysiyetini korumak.<br />
Görmez misin susan aslandan nasıl korkulur<br />
Köpek ömrünce havlar ama taşa tutulur.(26)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>KAPIYA YÖNELMEK</strong></span></p>
<p>Bâtılı hakka katarsan reddeder onu<br />
Diyelim ki karıştırdın<br />
Hak sabittir, ayrılır ondan.<br />
Doğrusu kaybolursun<br />
Bir işe girmezsen dosdoğru kapısından<br />
Kapıya yönelirsen yolu bulursun.(27)</p>
<p><strong>GÖRÜŞ</strong></p>
<p>Açma herkese fikrini<br />
Görüş almak istemeyen<br />
Ne senden hoşnut olacaktır<br />
Ne yararlanacaktır fikrinden.(28)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>İLMİ HAKEDENE VER</strong></span></p>
<p>İnci mi saçayım, davar sürüsü içinde<br />
Koyun çobanlarına edebiyat mı düzeyim<br />
Ömrüme andolsun ki<br />
Bir beldenin şerriyle yok olsam da<br />
Zayi edecek değilim<br />
Paha biçilmez sözleri aralarında<br />
Aziz Allah lütfuyla kolaylaştırıp<br />
Rast getirirse beni ilim ve hikmet ehline<br />
Faydalıyı vereceğim, sevgilerine bedel<br />
Bu olmazsa gizleneceğim<br />
Bilgilerimle beraber.</p>
<p>Cahillere ilim veren onu zayi etmiştir<br />
Kim de esirgerse ilmi hak edenlerden<br />
Kendine zulmetmiştir.(29)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>TESLİMİYET VE İTİDAL</strong></span></p>
<p>Bir kapı kapanınca bir başka kapı açılır<br />
Evet, zor işler an gelir kolaylaşır<br />
Sıkıntıdan sonra gelir ferahlık<br />
Dar yolların içinde genişlikler saklıdır.<br />
Bir üzüntüye bedel vardır iki kolaylığın<br />
Sakin ol, faydası yoktur gamın<br />
Ne kadar güçsüz kaldın korktukların yanında<br />
Korkulacak bir şey yoktu aslında<br />
Ne bulutlardan korktun dolu yağdıran<br />
Çok geçmeden kurtuldun, uzaklaştı yanından.<br />
Rızık sana geldi, ona giden sen değildin<br />
İstemekten uykusuz kalmadı ki gözlerin<br />
Nice azgın dev dalgaların üstünden aştın<br />
Ailenden uzaklaşıp, gurbete düştün</p>
<p>Bir dilenci gördüğünde saklanırken insanlar<br />
Rabbimden isteyenle, rabbimin arasında<br />
Ne bir engel ne de bir perde var.<br />
Fazlıyla karşılık verir O’ndan ümit edenlere<br />
Her an icabet edilir ümitle bekleyenlere<br />
Elinden kaçanlara bir gün olsun üzülme<br />
O’nun rızası ve ecri, değer sabrettiğine.<br />
Ne yazıyorsa amel defterinde onu görürsün<br />
Ya isabet etmişsindir ya da sürünürsün<br />
Kitapta yazılana kim engel olabilir<br />
Kitabın reddettiğini kim gönderebilir<br />
Bazen terketmezsen bir süsü, bir ziyneti<br />
İnsanlar onu şüpheli bulabilir.<br />
Öyle yerlere düşer helak olursun ki sen<br />
Üstüne yağan oklar<br />
İsabet etmiştir onun yüzünden.<br />
Açıkla yaşadığın zamanı fakat aşırı gitme<br />
Doğrusu bu yaşadığın zaman bir nevi azaptır</p>
<p>Kınamayı azalt, zira hakkı olduğu halde<br />
Kınayan kimse kalmadı şu zamanda.<br />
İnsanlar toplu halde geçip gittiler<br />
Fakat yoktu yanlarında<br />
Köpeklerin ihtiram ettiği o düşük şahsiyetler.<br />
Kara simalıları<br />
Çıkarlar karşına müjdelemek için seni<br />
En nazik olanları selam yerine küfrederler<br />
Ihsan et, hür insan güzele tâbi olandır<br />
Hürriyet, onlardan uzaklaşıp kendini korumaktır.<br />
Allah muhtaç etmezse onlara kaçar, kurtulur<br />
Yoksa yanlış ve doğru arasında bocalar durur.<br />
Arzularını boş ver, zira arzular<br />
Ayıplanacakları yere sevk eder nefisleri.<br />
Cevabı vardır bütün sözlerin<br />
Konuşmadan önce seç sözlerini<br />
İçine nükte katsan daha iyidir<br />
öyle sözler vardır ki yakar içleri.(30)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>AĞARAN SAÇLAR</strong></span></p>
<p>Ateşim söndü, saçlarımın yanmasıyla<br />
Ve gecem karardı ışıyan alevinden<br />
Hangi baykuş başıma yuva yapmış<br />
Kargaları uçtuğunda karşı çıkmama rağmen.</p>
<p>Terkettin beni, görüp ömrümün harabını<br />
Sığınağın her diyarın yıkıntıları<br />
Zevk alır mıyım hayattan, geldikten sonra<br />
Yaşlılığın öncüleri şakaklarıma &#8211; ki fayda vermiyor kına</p>
<p>Saçı beyazlar rengi sararırsa insan<br />
Güzel günlerinden bile ıstırap duyar.<br />
Çirkin işleri bırak, haramdır<br />
Takva sahiplerinin bunları işlemesi.<br />
Makamının zekâtını ver ve bil ki<br />
Nisaba erişmiştir malın zekâtı gibi.</p>
<p>Ihsan et hürlere, köle olurlar sana<br />
Cömertlerin ticareti insanı devşirmektir<br />
Yürüme yollarında yeryüzünün gururla<br />
Birazdan toprağı seni kaplayabilir.</p>
<p>Kim tadarsa dünyayı &#8211; ki ben tattım &#8211;<br />
Sunuldu bize şerbeti ve azabı<br />
Yalnız fanilik gördüm ve yalnız aldanış<br />
Sahranın ortasında belirir ya serabı.</p>
<p>Bir leşti hareketsiz,<br />
Etrafına üşüşmüş köpeklerin arzusu<br />
Onu çekiştirmekti.<br />
Uzak durabilirsen, kurtulursun elinden<br />
Saldırır köpekleri, çekiştirmek istersen.</p>
<p>Ne mutlu evinin köşesini sevene<br />
Kapıları kapalı, perdeleri çekili.(31)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>KANAAT VE TAKVA</strong></span></p>
<p>Aziz olur kim kanaat ederse<br />
Mahluka boyun eğmez çözmezse peçesini<br />
Tecrübelerden öğrendiğim onura dair<br />
Kanaatten daha aziz izzet yoktur dünyada<br />
Sen onu nefsin için sermaye yapmalısın<br />
Ve sonra takva malın olmalı senin<br />
Hayırlar işle gücün yettiğince<br />
Sakın uyma arzularına nefsinin<br />
Salihleri severim onlardan değilsem de<br />
Şefaatlerine ulaşmak için herhalde.<br />
Nefret ederim günah tüccarlarından<br />
Her ne kadar bizde de bulunsa aynı maldan.(32)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>GELİP GEÇEN BİR FIRSATTIR BAHTİYARLIK</strong></span></p>
<p>İnsan insanla madem ki hayat birlikte<br />
Mutluluk arada bir gelir, bir esintidir,<br />
İnsanların ihtiyaçlarını gideren adam<br />
Bil ki en üstün insandır halkın içinde<br />
Gücün yetiyorsa elini çekme artık<br />
Birine iyilikten sakın çekinme<br />
Çünkü gelip geçen bir fırsattır bahtiyarlık<br />
Şükret Allah&#8217;ın yarattığı nimetlere<br />
O nimetler ki bahşedilmiştir sana<br />
Ve muhtaç değilsin başka insanlara.<br />
Bir millet ölse de yaşar hep cömertliği<br />
Yaşayan öyle insanlar da vardır ki<br />
Çoktan ölmüşlerdir toplumun nazarında.(33)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ONURLU KİMSELERİN İMTİHANI</strong></span></p>
<p>Yayılıp, dilediğini yiyen develer görürüm<br />
Ömrünce susuz kalmış aç aslanlar bilirim<br />
Bir lokma bulamazken kavmin eşrafı<br />
Şerefsizlerin tıkınmasına ne derim<br />
Bıldırcın ve kudret helvası.<br />
Mahlukatın hakimince verilmiş bir hükümdür<br />
Acılığına rağmen hükme kim direnebilir<br />
Kim bilirse zamanın kalleşliğini ve değişkenliğini<br />
Belâlara sabreder, açığa vurmaz şikayetini.(34)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>TEVAZU</strong></span></p>
<p>Bir meclise dâhil olmak istediğinde<br />
Kendini görmelisin hep alt mertebelerde.<br />
Yüceltirlerse seni, bu onların ikramıdır<br />
Yerinde bırakırlarsa<br />
De, bu benim makamımdır.(35)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>’İNSANLARIN DA GÖZLERİ VARDIR</strong></span></p>
<p>Namusun korunmuş, dindarlığın tam<br />
Helâk olmadan yaşamak istiyorsan<br />
Başkasının ayıbını anmasın dilin<br />
İnsanların da dilleri vardır<br />
Ve üstelik sen<br />
Ayıplardan ibaretsin.</p>
<p>Ele vermek isterse gözlerin ayıpları<br />
Çevir başını ve ona de ki<br />
Ey göz, insanların da vardır gözleri.</p>
<p>İnsanlara muamelen güzel olmalı<br />
Zalimleri de hoş gör, bağışla<br />
Savunmak istiyorsan illâ kendini<br />
İyilikle et kendini müdafaa(36)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>TARTIŞMA VE TEDBİR</strong></span></p>
<p>Eğer erdemli ve haberdarsan<br />
Öncekilerin ve sonrakilerin nasıl ihtilâf ettiğinden<br />
Sükûnet içinde münazara et, ağırbaşlı ol<br />
Ne ısrar et ne de kibirlen.<br />
Faydadır sana, minnetsiz istifadesi<br />
Lâtif nükteler ve nadir hikmetlerden.<br />
Aman sakın kavgaya tutuşmaktan<br />
Gösteriş için, yendim deyip caka satmaktan.<br />
İşte kötülük bu kıyılarda gezer<br />
Edepli insan tedbirli olup<br />
Bir noktada kesişmeyi ister.(37)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>HAK</strong></span></p>
<p>Hak sahibinin hakkını bil, hak ettiğinde hakkı<br />
İnkâr edende yoktur hayır<br />
Hak sahibi hak ettiğinde hakkı.(38)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>BANA YETİŞEBİLİR MİSİN?</strong></span></p>
<p>İlim tasnifiyle uykusuz kalmam<br />
Daha hoş gelir bana<br />
Süslü, güzel bir kadından<br />
Boyunlardaki kokudan.<br />
Kalemimin kağıtlar üstündeki hışırtısı<br />
Daha hoştur<br />
İnsanlara karışmaktan ve âşıklardan.<br />
Kızın defe vurmasından daha tatlıdır<br />
Yapraklarından kumlar dökülsün diye<br />
Defterlerime vurmam.<br />
Derste sevinçle eğilmem<br />
Üstüne çözmek için<br />
İlmi bir meselenin<br />
Daha lezzetlidir şarabından sâkinin.<br />
Ben uykusuz gecelerken<br />
Uyuyordun sen<br />
Nasıl bana yetişirsin<br />
Durum böyleyken(39)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>İNSANLAR İLMİN HİZMETKARIDIR</strong></span></p>
<p>Kendisine hizmet edene<br />
Hizmet ettirmesi tüm insanları<br />
İlmin üstünlüğünden.<br />
İnsan, namusunu, canını<br />
Nasıl sakınıyorsa,<br />
Öyle korumalıdır ilmi<br />
Halkın şerrinden.<br />
Kim ilim sahibi olur da<br />
Cahillik edip vermezse onu ehline<br />
Bil ki zulmetmiştir ilme.(40)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>ALLAH&#8217;IN GÖZETTİĞİ GERİ DÖNER</strong></span></p>
<p>İlmim yeter bana, fayda verirse ,<br />
Zilletin kaynağı tamahkârlıktır.<br />
Yaptığı kötülükten döner elbette<br />
Allah’ın gözettiği kullar.<br />
Kuşlar uçar ve yükselir ama<br />
Uçtukları gibi konarlar.(41)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>&#8216;&#8221;BİLMİYORUM İLMİ&#8221;</strong></span></p>
<p>Nasıl bileceksin<br />
Hem bilmiyor, hem de sormuyorsun bilenden<br />
Şayet bilseydin ya da<br />
Bildiğini zannetseydin<br />
&#8220;Bilmiyorum ilmi&#8221;ni bilen birine<br />
Muhalefet etmezdin.(42)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>İLİM NURDUR</strong></span></p>
<p>İmam Şâfiî, &#8220;Yedi yaşında Kur&#8217;an’ı, on yaşında Muvattâ&#8217;yı ezberledim” deme­sine rağmen ezberinin zayıf olduğundan şikayet etmekte ve şöyle demektedir*</p>
<p>Vekl’e ezberimin iyi olmadığından yakındım,**<br />
Bana, günahları terketmemi söyledi.<br />
Bilirdi ki ilim nurdur<br />
Allah’ın nurundan nasiplenemez âsi.(43)</p>
<p>* Muvattâ; İmam Mâlikin derlediği hadis kitabıdır.<br />
** Vekf bin el-Cerrah, Irakta çağının muhaddisidir.129 hicrî (miladî 746) yılında Kûfe&#8217;de doğmuş, 197 hicri (miladi 812) yılında yine Kûfe&#8217;de vefat etmiştir.</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>HADİS</strong></span></p>
<p>Gençler meclisine ikramda bulun<br />
Sidr bitkisinin yaprakları gibi kokarlar<br />
Kalplerle göğüsler arasını<br />
Aşk ibrikleriyle hep doldururlar.<br />
Hadistir içtikleri şarap<br />
Kadehleri sonsuza dek<br />
Elden ele dolaşır.<br />
Ne zaman ayrılık düşse içlerine<br />
Ne zaman bölünüp parçalansalar<br />
Tehlike gelir çatar<br />
Bu onların imtihanları işte.(44)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>YÜKSELMEK</strong></span></p>
<p>Çabayla elde edilir yüksek yerler<br />
Kim yükselmek isterse, uykusuz geceler.<br />
Çalışıp, çabalamadan yükselmek isterse kim<br />
Boş yere ömür geçirir bir şey elde etmeksizin<br />
Önce izzete eriş, sonra uyursun gece<br />
Çünkü denize dalar, her kim inci isterse.(45)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>BOŞ SÖZ</strong></span></p>
<p>Boş sözde hayır yoktur<br />
Aslına bakacak olursan<br />
Gencin susması daha güzeldir<br />
Vakitsiz konuşmaktan.<br />
Belli olur şahsiyeti<br />
Alnındaki parıltıdan<br />
Kim gizlenebilir senden<br />
İçi dışı bir olan dostuna bakarken sen.<br />
Ne emin kimseler vardır ki inançlarından<br />
Küfür yenmiştir imanlarını<br />
Ve çevirmiştir görüşünü başka görüşe<br />
Sonunda satarak dinlerini<br />
Satın almışlardır dünyalarını.(46)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>HILIM VE EDEP</strong></span></p>
<p>Ne hilim*, ne ilim &#8221;edep”siz olmaz<br />
Bir kavmin halimleri bilmemezlikten gelmez<br />
Tecâhül** pis kişinin elbisesidir<br />
O elbiseyi sefihler giyinir.(47)</p>
<p>* Hilim: Akıl, hoşgörü, yumuşak başlılık, olgunluk, sağduyu. ** Tecâhül: Bilmemezlikten gelme.</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>BİDAT HASATÇILARI</strong></span></p>
<p>Dinde bidat çıkarmadıkça<br />
Rahat etmez içleri.<br />
Akıllarına uymuş bazı insanlar<br />
Yaparlar resullerin<br />
Yapmadığı işleri.<br />
Risaleti taşımakken<br />
Onların görevleri<br />
Hafife alır çoğu<br />
Allah&#8217;ın yüce dinini.(48)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>HULEFÂ-I RÂŞIDÎN</strong></span></p>
<p>Allah’tan başka rab olmadığına şehadet ettim<br />
Ve şehadet ederim ki diriliş hak ve gerçektir.<br />
İman açıklanmış bir söz ve temiz fiildir.<br />
Üstelik hem artar hem eksilir.<br />
Ebu Bekir rabbinin halifesidir<br />
Ebu Hafs* da hayır üzre titizdir<br />
Rabbim şahit olsun ki Osman ne faziletlidir<br />
Ali&#8217;nin fazileti ise daha özeldir<br />
Onlar imamlarıdır ümmetin; izlerinde yürünür.<br />
Kadirlerini bilmeyip kınamaya kalkanlar<br />
Allah&#8217;ın kınamasıyla yüzüstü sürünür.(49)</p>
<p>* Ebu Hafs, Hz. Ömer (r.a.)&#8217;in lakabıdır.</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>KANAAT VE SABIR</strong></span></p>
<p>Korusun diye kanaat zırhını giydim<br />
Namusumu saklıyor, koruyorum onunla<br />
Hain zamandan kaçmak ne mümkün<br />
Ki üstüme geliyor, hedefi oldum<br />
Ölüm ve fakirlik oklarıyla.<br />
Ölüme karşı silahım Allah ve afvı<br />
Yoksulluğa karşı sığındım sabra.(50)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>RIZA GÖZÜ GÖRMEZ</strong></span></p>
<p>Rıza gözü örterken tüm ayıpları<br />
Öfke gözü döker tüm kusurları<br />
Bana saygı göstermeyene saygı göstermem<br />
Beni gözetmeyeni gözetmem asla<br />
Benden uzaklaşandan uzak düşerim<br />
Bana yaklaşan, yaklaşır dostluğuma<br />
Hayatta muhtaç değiliz birbirimize<br />
Ölsek zaten ihtiyaç duymaz<br />
Birimiz diğerine.(51)</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>İNSANIN DEĞERİ IHSAN ETTİĞİYLEDİR</strong></span></p>
<p>İmam Şâfiî, Sâmira* kentine vardığında, üzerinde eski ve kirli bir elbise vardı. Saçı da uzamıştı. Hemen bir berbere gittiyse de, İmam Şafiî&#8217;yi tanımayan ber­ber onu kirli bulup; &#8220;başkasına git&#8221; dedi. Bu durum Şafiî&#8217;nin gücüne gitmiş, kendisine hizmet eden delikanlıya dönüp: &#8220;Yarımda ne kadar para var?&#8221; diye sormuştu. Delikanlı: &#8220;On dinar&#8221; deyince Şafiî: &#8220;Onu berbere ver!&#8221; dedi. Deli­kanlı parayı berbere verdiğinde îmam Şâfiî şu beyitleri okudu: 1</p>
<p>Üzerimde bir elbise var<br />
Tamamı bir kuruşa satılsa<br />
Bir kuruş fazladır ona<br />
İçinde ise bir can taşır ki<br />
Daha azametli ve daha yücedir<br />
Bazılarıyla kıyaslanırsa<br />
Kılıca zarar vermez kını eskise de<br />
Parçalar değdiğinde eğer keskinse<br />
Günler hakir görüyor<br />
Şeklimi şemâlimi<br />
Parçalanmış kılıflarda<br />
Ne kılıçlar vardır, değil mi?(52)</p>
<p>* Sâmira: Diğer adı Şerre Men Reâ (Gören Mutlu Oldu)’dur. Dicle kıyısında bir İrak şehri</p>
<p>İmam Şafii&#8217;nin Şiirleri/Divan,Çev:A.Ali Ural</p>
<p><span style="color: #0a330a;"><strong>Kaynaklar:</strong></span></p>
<p>(1)-Bahauddin Muhammed el-Hemedânî, el-Mihlât, s. 132.</p>
<p>(2)-Fahreddin er-Râzi, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfıî, s. 111-112 / Esnevî, Tabakâtu&#8217;ş-Şâfıîyeti&#8217;l-Kubrâ, S. 14 / Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfıî, c.2, s. 118</p>
<p>(3)- el-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şafiî, c.2, s.109.</p>
<p>(4)- Şihabuddîn Muhammed el-Ebşîhî, el-Müstetraffi Külli Fennin Müstezraf, c.l, s. 236</p>
<p>(5)-İbn Kesîr, el-Bidâye ve&#8217;n-Nihâye, c.10, s. 254 / es-Subkî, Tabakâtu’ş-Şâfiîyye, c.l, s. 156</p>
<p>(6)-Semîru&#8217;l-Mu &#8216;minin, s. 160.</p>
<p>(7)-Muhammed Abdurrahim, Divânu&#8217;ş-Şâfiî, s. 174.</p>
<p>(8)-Yakut el-Hamevî, Mu&#8217;cemu&#8217;l-Udebâ, c.17, s.306-307.</p>
<p>(9)-Ali Fikri, Ahsenu&#8217;l-Kısas, c.4, s. 120.</p>
<p>(10)-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s. 106. / Fahreddîn er-Râzî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, s.205.</p>
<p>(11)-Abdulhalîm el-Cundî, İmam Şâfiî, s.64.</p>
<p>(12)-Abdulmu’min eş-Şeblencî, Nûru’l-Ebsâr, s.236.</p>
<p>(13)-İbn Hacer el-Askalânî, Tevâli&#8217;t-Te&#8217;sis, s.73.</p>
<p>(14)-el-Beyhaki, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s. 100.</p>
<p>(15)-el-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.84.</p>
<p>(16)-Ahmed Es&#8217;ad el-Hâşimî, Cevâhiru&#8217;l-Edeb, s.665</p>
<p>(17)-Muhammed Abdurrahim, Dîvânu’ş-Şâfiî, s.333</p>
<p>(18)-el-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.66. / Fahreddin er-Râzı, Menâkıbu’ş-Şâfiî, s.112.</p>
<p>(19)-es-Subkî, Tabakâtu’ş-Şâfiiyye, c.l, s.161. /İbnu’l-İmâd, Şezerâtu&#8217;z-Zeheb, c.2, s.11. / İbn<br />
Hallikân, Vefeyâtu&#8217;l-A’yân, c.4, s.16.</p>
<p>(20)-el-Beyhakî, Menâkıbu’ş-Şâfiî, c.2, s.91. / Fahreddîn er-Râzi, Menâkıbu’ş-Şâfiî, s.113.</p>
<p>(21)-Bahauddin Muhammed el-Hemedânî, el-Keşkûl, el-Kâmil, c.l, s.32 / Husnî Nâisa,</p>
<p>(22)-Yakut el-Hamevî, Mu&#8217;cemu&#8217;l-Udebâ, c.17, s.308 / İbn Asâkir, Târihu Dımışk, c.10, s.206</p>
<p>(23)-el-Mes&#8217;ûdî, Murevvicu&#8217;z-Zeheb, c.3, s.373.</p>
<p>(24)-Ali Fikri, Ahsenu&#8217;l-Kısas, c.4, s.105.</p>
<p>(25)- Ali Fikri, Ahsenu&#8217;l-Kısas, c.4, s. 106.</p>
<p>(26)-Husnî Nâisa, Şi&#8217;ru&#8217;l-Fukahâ, s,357</p>
<p>(27)-İbn Asâkir, Târih, c.10, t.2</p>
<p>(28)-Beyhakî, Menakıbu&#8217;l-Şâfii, c.2, s,97 / Fahreddin Razi, Menakibu&#8217;ş Şafii, s.276</p>
<p>(29)- Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.72. / es-Subkî, Tabakâtu&#8217;ş-Şâfiîyye, c. 1, s.294.</p>
<p>(30)-îbn Abdilberr, Behcetu&#8217;l-Mecalis, c.l, s. 181.</p>
<p>(31)-Muhtasar Tezkiretu &#8216;l-Kurtubî, s. 16</p>
<p>(32)-el-Aclûnî, Keşfu&#8217;l-Hafâ, c.2, s.134.</p>
<p>(33)-Husnî en-Nâisa, Şi&#8217;ru’l-Fukahâ, s.370.</p>
<p>(34)-Bahauddîn Muhammed el-Hemedânî, el-Mihlât, s. 132.</p>
<p>(35)-Muhammed Abdurrahim, Divânu&#8217;ş-Şafiî, s.324.</p>
<p>(36)-Bahauddîn Muhammed el-Hemedânî, el-Mihlat, s. 130.</p>
<p>(37)-Fahreddîn er-Râzî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, s.227.</p>
<p>(38)el-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s. 197.</p>
<p>(39)-Abdulmu’min eş-Şeblencî, Nuru&#8217;l-Ebsâr, s.256</p>
<p>(40)-es-Subkî, Tabakâtu&#8217;ş-Şâfiîyye, c.l, s. 159.</p>
<p>(41)-Beyhakî , Menâkıbu&#8217;ş-Şafiî, c.2, s.66. / Fahreddin Râzî, Menâkıbu’ş-Şâfiî, s.l 14.</p>
<p>(42)-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.100. / Fahreddin er-Râzî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, s.l 11.</p>
<p>(43)-İbn Hacer el-Askalânî, Tevâli&#8217;t-Te&#8217;sîs, s. 145</p>
<p>(44)-Muhammed Abdurrahim, Dîvânu&#8217;ş-Şâfiî, s.246.</p>
<p>(45)-Abdullah b.Esad el-Yâfıî, Mir&#8217;âtu&#8217;l-Cinân, c.2, s.26. / Husnî Nâisa, Şi&#8217;ru&#8217;l-Fukahâ, s.360.</p>
<p>(46)-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.88. / İbn Hacer el-Askalânî, Tevâlî&#8217;t-Te&#8217;sîs. s.83.</p>
<p>(47)-Muhammed Abdurrahim, Dîvânu&#8217;ş-Şâfıî, s.389.</p>
<p>(48)-İbn Kesîr, el-Bidaye ve&#8217;n-Nihâye, c.10, s.254.</p>
<p>(49)-es-Subkî, Tabakâtu&#8217;ş-Şâfiî, c.l, s.156 / el-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c.2, s.67</p>
<p>(50)-Beyhakî, Menâkıbu&#8217;ş-Şâfiî, c. 2, s. 65. / Fahreddin, er-Râzî, Menakıbu&#8217;ş-Şâfii, s. 112.</p>
<p>(51)-Muhammed Abdurrahim, Dîvânu&#8217;ş-Şâfiî, s. 416, Zehru&#8217;l-Âdâb, c.l, s. 125</p>
<p>(52)-Beyhakî, Menakıbu&#8217;ş-Şafiî, c.2, s. 108 / Fahreddin er-Râzi, Menakıbu&#8217;ş-Şafiî, s.l 18,119 / Yakut el-Hamevî, Mu&#8217;cem’ul-Udebâ, c.17, s.320</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/">İmam Şafii(r.a) Şiirlerinden Seçmeler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/imam-safiir-siirlerinden-secmeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
