<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bakara Suresi 3.Ayet | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/bakara-suresi-3-ayet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 09 Feb 2018 15:13:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Bakara Suresi 3.Ayet | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Namazı İkame</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/namazi-ikame/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/namazi-ikame/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Feb 2018 15:45:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Elmalılı M.Hamdi Yazır]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara Suresi 3.Ayet]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Namazı İkame]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ve namazı kılarlar.&#8221;(Bakara,3) Yani belli olan namazı dosdoğru kılarlar ve devam ettirirler. Kur&#8217;ân&#8217;da namaz hakkında &#8220;yüsallûne&#8221;, veya &#8220;sallû&#8221; fiillerinden çok buyurulması dikkate değer bir husustur. Elbette, &#8220;namazı ikame ederler&#8221; demekte, &#8220;namazı kılarlar&#8221; demekten fazla bir anlam vardır ki bu, en az &#8220;doğru dürüst&#8221; yani &#8220;namazın şartlarına uymak, Allah&#8217;a boyun eğmek ve tevazu göstermek suretiyle güzelce [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/namazi-ikame/">Namazı İkame</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="DE"><a href="http://ilimcephesi.com/namazi-ikame/welcoming-the-month-of-shaban-interpreters-path-blog/" rel="attachment wp-att-20131"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-20131" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/Welcoming-the-Month-of-Sha’ban-–-Interpreter’s-Path-Blog.jpg" alt="" width="415" height="226" /></a></span></p>
<p><span lang="DE">Ve namazı kılarlar.&#8221;(Bakara,3) Yani belli olan namazı dosdoğru kılarlar ve devam ettirirler. Kur&#8217;ân&#8217;da namaz hakkında &#8220;yüsallûne&#8221;, veya &#8220;sallû&#8221; fiillerinden çok buyurulması dikkate değer bir husustur. Elbette, &#8220;namazı ikame ederler&#8221; demekte, &#8220;namazı kılarlar&#8221; demekten fazla bir anlam vardır ki bu, en az &#8220;doğru dürüst&#8221; yani &#8220;namazın şartlarına uymak, Allah&#8217;a boyun eğmek ve tevazu göstermek suretiyle güzelce kılmak ve hatta kıldırmak mânâlarını ifade eder. Ve bunun için namazda ta&#8217;dil-i erkan (namazı erkanına uyarak kılmak) vacip olduğu gibi, özellikle namaz için iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, namazın gereklerini tamamlamak için gayret sarfetmek de dinin lüzumlu gördüğü hususlardandır. Ana-babanın çocuklarına namaz terbiyesi; din kardeşlerin birbirlerine tavsiye ve hatırlatması; amirlerin engelleri ortadan kaldırma ve imkanları tamamlama suretiyle beğendirmesi ve teşvik etmesi; Cum&#8217;a namazına ve cemaatle namaz kılmaya dikkat ve devam etmesi de bu cümledendir.</span></p>
<p><span lang="DE">(İkame), &#8220;kıyam&#8221; veya &#8220;kıvam&#8221;dan &#8220;if&#8217;âl&#8221; ölçüsünde olarak lügatta kaldırıp dikmek veya düzeltip doğrultmak veya kıymetlendirmek ve devam ettirmek veya dikkat ederek yapma anlamlarına geldiğinden, namazla ilgisinde bu mânâların birinden veya ortak noktalarından belîğ bir istiare yapılmış ve bunun için bir kelimelik &#8220;namaz kılarlar&#8221; yerine, iki kelimelik &#8220;namazı ikame ederler&#8221; seçilmiştir. İlk önce &#8220;dikmek&#8221; veya &#8220;doğrultmak&#8221; mânâlarını düşünelim: Bu bize &#8220;Namaz dinin direğidir.&#8221; hadis-i şerifini hatırlatır. Bu hadiste din, yüksek bir binaya benzetiliyor ve namaz aynı o binanın direği gösteriliyor ki, iman da o binanın temelidir. </span><span lang="EN-US">Buna &#8220;istiare-i mekniye&#8221; ve &#8220;istiare bi&#8217;l-kinaye&#8221; (kinaye ile istiare) denilir. Bu âyette de namaz cemaat ile kaldırılabilecek büyük bir direğe benzetiliyor ve onun güzelce dikilmesi veya doğrultulması suretiyle o yüksek binayı dinin inşa, koruma ve devam ettirilmesinin gereği anlatılıyor. Bir de bu binanın ilerde açıklanacak esasları, diğer kısımları, süsleme ve güzelliklerinin bulunduğuna işaret buyruluyor. </span></p>
<p><span lang="EN-US">Bundan dolayı &#8220;namaz kılarlar&#8221; demekle, &#8220;namazı ikame ederler&#8221; demek arasında ne büyük fark vardır. </span><span lang="DE">Hakikatte din gayet büyük ve kudsi bir binadır. Ve bu binanın kerestesi, malzemeleri, şekli ve planı (yani şeriat) bizzat Allah&#8217;ın yaptığı ve koyduğu bütündür. Ona uygun olarak inşası, kurulup meydana gelmesi ve içinde saadetle yaşanması da insanlara aittir. Temsilen (benzetme yoluyla) diyebiliriz ki, bu binanın mimarı Allah, baş kalfası Peygamber, amelesi ümmettir. </span></p>
<p><span lang="DE">Bu binanın temeli kalplerin derinliklerinde atılacak ve ağızlardan taşacak, direği tek başına namazlarla hazırlanacak, düzlenecek ve cemaat ile görünme meydanına dikilecek, sonra üzerine diğer kısımları inşa edilecektir. Fakat şurası unu tulmayacaktır ki, bu bina cansız değil canlıdır. Bu, geçmişler tarafından bir kerre yapılmış olmakla sonradan gelenler, yalnız bunun içinde oturup kalacak değillerdir. O, bir canlı bünye gibi her gün yapılıp işletilecek, her gün büyüme ve inkişafına hizmet edilecektir. </span></p>
<p><span lang="DE">Bu bina ve direk benzetmesi bize İslâm&#8217;ın sosyal durumunu ve bu konumda namazın kıymet ve yerinin önemini anlatıyor. Hakikaten cemaatle namaz İslâm toplumunun direğidir ve bütün İslâmî teşkilatın binasıdır. Ve cemaatle namaz kılmak ve kıldırmak, o direği dikmektir. Tek başına kılınan namazlar da bu direğin hazırlanması ve düzlenmesidir. Dosdoğru, içi-dışı temiz ve muntazam olarak namaz kılmak, imanın büyüyerek bütün vücuttan fışkırması ve hayatın gidişatına muntazam ve doğru bir akış vermesidir. Bununla iç ve dış, mümkün olduğu kadar, temizlenir; kalp ve beden mümarese (alışma) ile kuvvetlendirilir. </span></p>
<p><span lang="DE">Herhangi bir kimsenin namazsız bulunduğu haliyle namazına devam ettiği halini karşılaştırırsanız, namazlı bulunduğu zamandaki ahlâkını, herhalde yükselmiş bulursunuz. &#8220;Muhakkak ki namaz kötü ve iğrenç şeylerden vazgeçirir.&#8221; (Ankebût, 29/45) âyeti, bu gerçeği anlatır. Bu karşılaştırmadaki yanlışlıklar, ayrı ayrı şahısları mukayese etmekten doğar. Bazı hususta ahlâklı farz edilen namazsız, namazına devam ettiği zaman hiç şüphesiz ahlâk ve maneviyatça daha yükselir. Namazını kılan kimsenin hayatta en az dört kazancı vardır: Birincisi temizlik; ikincisi kalp kuvveti; üçüncüsü vakitlerin intizamı; dördüncüsü toplumsal düzelme. </span><span lang="FR">Bu faydalar, devam şartıyla, en resmî bir namazda bile vardır. </span></p>
<p><span lang="FR">Namazın büyük faydalarını hesap etmek mümkün değildir. Fakat en ufak ahlâkî faydası bilfiil büyüklenmeyi kırmak, kardeşliğe hazırlanmak, Allah rızası için iş yapmaya alışmaktır. Bunun için namazda giyinebileceği en güzel ve en temiz elbisesini giymek ve kendine gurur vermesi düşünülen bu hal içinde örtülecek nice ayıpların bulunduğunu düşünüp, yüzünü yani alnını ve burnunu yerlere koyarak, kalbinde iman ettiği Allah huzurunda o kibir ve gururu kırarak defalarca secdeye kapanmak en mühim bir esastır. &#8220;Her cami(ye gidişiniz) de güzel elbisenizi alın.&#8221; (A&#8217;râf, 7/31). </span></p>
<p><span lang="FR">Namazda özellikle secdenin kibre olan bu mühim tesiri dolayısıyledir ki, kibirliler en çok namazın secdesine itiraz ederler. O süslü elbiseler içinde alınlarını Allah rızası için yere koyma zorunluluğu onların kibir damarlarına, sinirlerine pek fena dokunur. &#8220;Şüphesiz bu, (Allah&#8217;a) saygı gösterenlerden başkasına ağır gelir.&#8221; (Bakara, 2/45). Düşünmezler ki o süsler, o alınlar hep Allah&#8217;ın vergisidirler. Ve zamanı gelince o yağlı alınlar toza, toprağa karışacaktır. Hem o topraklar, o yerler o kadar hakaret edilmeye, devamlı olarak çiğnenmeye layık değildir. </span><span lang="DE">Zaman olur ki onlar için kanlar dökülür. Beşer hayatı oradan fışkırır ve onu fışkırtan Allah Teâlâ&#8217;dır. O süslere, o bedenlere emek vermiş birtakım Allah&#8217;ın kullarının da hakları geçmiştir. Şu halde o topraklara, o yerlere, toprak ve yer oldukları için değil, yaratıcısı olan Allah Teâlâ&#8217;nın büyüklük ve ululuğu adına hakkıyla secdeye kapanıp, kibirden ve bencillikten sıyrılmak ve insanlar ile kardeşçe geçinmek için onların topluluklarına karışmanın pek kudsî bir görev olduğunu unutmamak gerekir.</span></p>
<p><span lang="DE"> Namaz o kibir ve gururu kırarken, aynı zamanda insanın ruhî hürriyetine öyle bir yükselme verir ki bu yükselme en görkemli kralların huzurundaki saygı duruşundan çok yüksektir. Bunun için namaz mü&#8217;minin bir mi&#8217;racıdır. Yani onu beşerî olmanın sertliğinden, tek olan Allah&#8217;a ait arşa çıkartan bir merdivendir. Namazda bütün bir beşer hayatının şekli ve dereceleri dürülmüştür. Allah&#8217;ın huzurunda bulunmak, hazırlanmak, düşünmek, istemek, defalarca kalkmak, bükülmek, düşmek, rahat edip oturmak nihayet selam ve selametle işini bitirmek, insanı, bütün hayatın kademelerinden geçirterek, varlığın sırlarını, dünya ve ahireti düşündürerek Cenab-ı Allah&#8217;a kavuşturur ve büyük bir iman ve sevap ile yine âleme döndürür. Yine bir hadiste açıklandığı üzere &#8220;Namaz, İslâm ile küfrün ayırıcısıdır&#8221;.</span></p>
<p><span lang="DE">Biz burada namazın dünyaya ve ahirete ait, maddî ve manevi, bütün faziletlerini ve faydalarını sayacak değiliz. Çünkü o sonsuzdur, sayılması mümkün değildir. Bunun bütün toplamı din dilinde &#8220;büyük sevap&#8221; adıyle anılır. Fakat burada namazın, imandan sonra nasıl bir ahlâkî ve sosyal prensip olduğunu ve onun üzerine ne kadar büyük bir sosyal bina kurulacağını kısaca ifade etmek istedik. O büyük binanın direği işte öncelikle ferdî namazlarla hazırlanır, düzene sokulur ve cemaatle dikilir. Ondan sonra da geri kalanı yapılır. İşte &#8220;namazı ikame etme&#8221; tabiri bu mühim mânâyı çok açık bir şekilde ifade ediyor ve hidayete aday müttakileri &#8220;namazı kılarlar&#8221; diye değil, &#8220;namazı ikame ederler&#8221; diye tarif, vasf ve medh ediyor. Bunlardan anlaşılır ki, bunun meâlinde &#8220;namaz kılarlar&#8221; tabiriyle yetinmek doğru değildir. </span></p>
<p><span lang="DE">Burada &#8220;es salat&#8221; kelimesinin &#8220;elif-lâm&#8221;ı ahd içindir ki durumu ve sınırı bilinen &#8220;İslâm namazı&#8221; demektir. Ve bu durum yani namazın nasıl kılınacağı, şartları ve rükünleri (namazın içindeki farzları), sünnet ve edepleri, mekruhları ve namazı bozan şeyler ile sıfat ve durumu &#8220;Namaz kılarken beni gördüğünüz gibi namaz kılınız.&#8221; hadis-i şerifi gereğince, Peygamber&#8217;den görülen fiilî, sözlü ve takrîrî olarak alınan sıfat ve niteliktir ki, bu nitelik ve durum ta başlangıçtan beri müslümanlar arasında amel ile kesin bir şekilde bilinir ve din kitaplarında yazılmıştır. Ve &#8220;yüsallûne&#8221; buyurulmayıp da &#8220;ahid lâmı&#8221; ile &#8220;yükîmüne&#8217;s-salâte&#8221; buyurulmasında bu mânâ da açıktır. Yani &#8220;yükîmüne&#8217;s-salâte&#8221;, &#8220;dosdoğru namaz kılarlar&#8221; demek değil; &#8220;namazı, dosdoğru kılarlar&#8221; demek olduğundan gaflet edilmemelidir.</span></p>
<p>Elmalılı M.Hamdi Yazır &#8211; Hak Dini Kur&#8217;an Dili,Azim,cild:1syf.175-178</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/namazi-ikame/">Namazı İkame</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/namazi-ikame/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gayba İman</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gayba-iman/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gayba-iman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Feb 2018 15:35:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Elmalılı M.Hamdi Yazır]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara Suresi 3.Ayet]]></category>
		<category><![CDATA[Gayb]]></category>
		<category><![CDATA[Gayba İman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20093</guid>

					<description><![CDATA[<p>اَلَّذينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقيمُونَ الصَّلوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ Bakara / 3. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. O müttakî (Allah&#8217;tan hakkıyle korkan)ler ki Hakk olan gayba inanırlar. Yahut gıyâben (görmeden) de iman ederler. Diğer bir tabirle onlar, gözle değil, kalp ile iman ederler, onlar bütün şüphelerden uzak oldukları gibi, iman etmek [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gayba-iman/">Gayba İman</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong><a href="http://ilimcephesi.com/gayba-iman/img_1750-e1439810393224/" rel="attachment wp-att-20124"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-20124" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/IMG_1750-e1439810393224.jpg" alt="" width="356" height="237" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/IMG_1750-e1439810393224.jpg 465w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/IMG_1750-e1439810393224-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/IMG_1750-e1439810393224-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/IMG_1750-e1439810393224-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/IMG_1750-e1439810393224-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/IMG_1750-e1439810393224-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/IMG_1750-e1439810393224-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/IMG_1750-e1439810393224-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 356px) 100vw, 356px" /></a></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>اَلَّذينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقيمُونَ الصَّلوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bakara / 3. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">O müttakî (Allah&#8217;tan hakkıyle korkan)ler ki Hakk olan gayba inanırlar. Yahut gıyâben (görmeden) de iman ederler. Diğer bir tabirle onlar, gözle değil, kalp ile iman ederler, onlar bütün şüphelerden uzak oldukları gibi, iman etmek için önlerine dikilmiş putlara, haçlara da bağlanmazlar, gözlerinin önünde bulunan bugünkü ve şu andaki görülen ve hissedilen şeylere saplanıp kalmazlar, his ötesini, kalbi ve kalp ile ilgili şeyleri tanırlar. İşlerin başı görülende değil ruh, akıl, kalp gibi görülmeden görende, tutulmadan tutanda, zaman ve mekana bağlı olmayarak maddeleri fırlatıp oynatan, fezaları doldurup boşaltandadır. Onların sağduyuları, saf basiret ve ferasetleri, temiz akılları, açık anlayışları, sıhhatli görüşleri, sözün kısası anlayış kabiliyetleri, kötülüklerden silkinebilecek anlayışlı hisleri, yükseklere koşabilecek azimli vicdanları ve iyi seçimleri vardır. Görünen ve hissedilen şeyleri yarar, kabuklarını soyarlar; içindeki özüne, önündeki ve arkasındakinin sırrına nüfuz ederler; görenle görüleni ayırtederler; hissedilenden düşünülene intikal edebilirler; varlık ve yokluk içinde gaybden görünürlüğe, görünürlükten gaybe gelip, geçip giden ve hissedilen hadiselerin satırları altındaki gayba ait mânâları sezerler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hakikatte varlıklar, görülen ve görülmeyen, diğer bir tabirle &#8220;meşhût&#8221; ve &#8220;gayr-i meşhût&#8221; olmak üzere ikiye ayrılır. Ve birçok bilgin hakikati, görülmeyen ve hatta görülemiyen kısmında kabul ederler ve buna &#8220;mânâ âlemi&#8221;, &#8220;gerçek âlem&#8221;, &#8220;akıl âlemi&#8221;, &#8220;ruh âlemi&#8221; veya &#8220;gayb âlemi&#8221; derler ve Felsefe&#8217;nin konusu olarak da bunu tanırlar. Gerçekten şimdiki Batı felsefelerinde de şunu görüyoruz: Görülen veya dışta müşahede edilen şeyler bize beş duyumuzla geliyor ve bunların her birinin de bir âmili (sebebi) var: Işık, ses, koku, tat, ısı ve soğukluk. Biz, bizzat bunları his ve müşahede ederiz ve bunlar vasıtasıyla da diğer şeyleri. Bilimler ve özellikle müsbet ilimler (fen bilimleri) gösteriyor ki, bunların her biri bir tecelliden, bir gösteriden, bize bir görünüşten, bir hadiseden ibarettir. Mesela ışık dediğimiz parıltı bizim dışımızda mevcut değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çünkü dışta ışık bilimin ortaya koyduğuna göre, bir titreşimden ibaretir. Görünmeyen, madde atomlarının veya esirin titreşimleridir. Parıltı, ışık o titreşimin bizim gözümüzle ilişkisi, temas etmesi sırasında vâki olan ani bir görüntüdür. Bu meseleyi İmam Gazali &#8220;İhyâ&#8221;sında şöyle tesbit etmiştir: Güneşin ışığı, halkın zannettiği gibi, güneşten çıkıp bize kadar gelen haricî bir nesne değildir. Belki gözümüzün güneşle karşı karşıya gelme anında bizzat ilâhi kudret ile yaratılan bir hadisedir. Bu gerçek, keşf ehline görünmüştür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ses de aynen böyle. Biz biliyoruz ki ses, hâriçte havanın özel bir dalgalanmasından ibârettir. Kulağımızdaki gürültü mânâsına gelen ses, o dalgalanmanın kulağımıza dokunduğu anda hâsıl olan (oluşan) bir tecellidir. Isı ve soğuk dediğimiz şey de, esasında ışık gibi esire veya atoma ait bir titreşimdir. Bunun içindir ki, ısı ışığa, ışık ısıya dönüşür. Aralarında bir mertebe (derece) farkı vardır. Bunu elektrikten anlıyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kısacası koku ve tat da esasında birer titreşim olup, bizim koku alma ve tadma duyularımıza dokunmasında koku ve tad olarak ortaya çıkarlar. Demek görme ve dış görünüşte vasıta olan bu beş âmil (etken)in hepsi gerçekte hareketle ilgilidir ve hepsi hareketin bize özel birer görünümüdür. Biz bu hareketleri görmüyoruz. Acaba kütlelerde gördüğümüz hareket nedir? O da görünmeyen gerçeğin bir tecellisi değil midir? O halde bu vasıta (araç)larla gördüğümüz önümüzdeki âlem hep birer hayalden, birer tecelliden başka birşey değildir. Bunların hedef ve gayesi olan gerçek ise görülmez. Genel göçler, memleketlerin kuruluşu, haberleşmeler&#8230; gibi tarihî olayların illet ve gayeleri de insanların tasavvurları, duyguları, iradeleri&#8230; gibi görünmeyen sebeplerden başka nedir? Şu halde gerçek, görünmeyendir ve görülmesi mümkün değildir. Görülebilen ise onun tecellîleri, hayali, gölgesi ve yansımalarıdır&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ifade bize âlemi pek güzel açıklıyor. Bu açıklamaya göre bütün hakikat gaybdır. Tabiat, görülen âlem bir hayaldir, hem de hareket tecellisinin bir hayalidir. Hakikat, sonuç olarak akıl ile, basiret ile, kalp gözüyle görülebilir, dış görünüşü ile değil. Bu noktada yürüyen ve Allah Teâlâ&#8217;nın ve meleklerinin gözle görülmesinin mümkün olmadığını söyleyen âlimler ve İslâm feylesofları da vardır. Fakat bizim Ehl-i Sünnet&#8217;in sahih  telakki ettiği ve imanımıza göre ilahî hakikat &#8220;mutlak gayb&#8221; değildir; O, gözle görülmeyen ve görülenin (kaynağı) merciidir, her şeyi (kapsayan) ihata edendir. Bunun için O&#8217;na özel ismiyle &#8220;gayb&#8221; denmez, Allah&#8217;ın güzel isimleri (esmâ-i hüsnâ) içinde de bu isim (görülmemiş)  vârid  olmamıştır. O, ahirette, cihetlerden, mekandan münezzeh olarak görülebilir. Fakat tam anlaşılamaz, anlaşılamayacağı için tamamen görülmüş de olamaz, ona doyulmaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Biz, ilahî vecih (yüz)de bir görünme duygusu olduğunu söylüyoruz. Fakat gayb duygusunun daha fazla olduğuna da inanırız. Bunun için O&#8217;na, özel isim vermemek kaydıyle &#8220;gayb&#8221; da denilir. Allah&#8217;ın melekleri de bize gaybdır, yani görünmezler, ahireti de öyle, fakat onların da görülmesi mümkündür. Mesela genellikle &#8220;kuvvet görünemez&#8221; deriz. Halbuki görünen de kuvvetten ibarettir. Gelecek zaman bugün görünmez, yarın görünür. Hâsılı bizce &#8220;gayb&#8221;, görülemiyen demek değil, görülmeyen demektir. Bugünün akla uygun olanı, yarının hissedileni olabilir. Biz delilsiz olan gaybe değil, delili olan makûl (akla uygun) gaybe iman ediyoruz. Her delil ise, delalet ettiği şeyin bir yanına haiz olduğu (içerdiği) için delildir. Delilimiz, aklımız, nefsimiz, kalbimiz, âlem ve Allah&#8217;ın kitabı. Şu halde gaybin hakikatine iman ederken, görünenin gerçeğini inkar etmeyiz. Kalpleri olanlar görürler ki, tabiat denilen hissedilen olaylar, kısa bir bakış halinin zahiri görünümüdür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunun arkasında karanlıklara karışmış bir geçmiş silsilesi, önünde de henüz doğmamış bir gelecek silsilesi ve hepsinin ötesinde bir kalp ve hepsinin üstünde bir &#8220;tek hakim&#8221; vardır. Ve &#8220;dünya&#8221; adını alan şimdiki durum, görünenden gayb (görünmeyen)e intikal etmiş bulunan o geçmiş ile gaybdan görünürlüğe doğacak olan o gelecek zincirleri arasında yegâne göze batan bir zahiri halka, beşerin varlığı sanki sonsuz iki deniz arasında ince bir berzah (kıstak), beşerin kalbi de onun ağırlık merkezine tutunmuş bir gözetici, bir ucu bir denize, bir ucu da diğer denize atılmış olan tabiat zinciri devamlı bir hareketle o kıstağın üzerinden kır  kır geçip akıyor, bir denizden çıkıyor, diğerine batıyor. Bütün ağırlığı, kıstağın karanlığına basarken o gözetleyici her anında geçen bir olaylar halkası görüyor. Yalnız ve yalnız onu müşahede ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Görme duygusu ne denizlere erişiyor ve ne diplerindeki zincire. O, ancak kıstaktan geçen halkaya bakıyor ve ancak onu görüyor ve görürken zincirin bütün ağırlığını çeken kıstağın gıcırtısını da içinden -devamlı surette- dinliyor ve inliyor. O hareketten ve bu gıcırtıdan artık o kadar kuvvetle ve yakından biliyor ki, şimdiki halde görünen ve hissedilen meydandaki tabiatın iki tarafında geçmiş ve gelecek, başlangıç ve sonuç denilen birer gayb âlemi var. Dünya âlemi, hissedilen tabiat, imkan deliliyle varsa; gayb âlemi, hissedilmeyen tabiat öncelikle ve zorunlu olarak var. Bundan başka o görünüp hissedilenin iki yönünden başka, onun bir batını, bir iç yüzü, diğer tabirle o gözeticinin tutunduğu ve iliştiği bir fizikötesi veya tabiat üstü de vardır. İş o zincirde değil, onu salıp hareket ettirenle, o kıstağı kuran, o gözeticiyi tutan, o denizleri birbirine karıştırmayan gözetici ile gözetileni birleştirerek bilgi meydana getiren, gayb ve görülen âlemin hepsini ihata eden (kapsayan), mutlak kefili olan yüksek kudrettedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şu halde kendini korumak isteyenler, görülenleri ve hissedilenleri seyrederken, daha önce onların arkasındaki gaybe ve gayb ile görülenlerin hepsinin merciine (kaynağına) mutlak kefiline, âlemlerin Rabbine, merhamet eden ve esirgeyene, ahiret gününün sahibine {*} &#8220;Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz.&#8221;  (Fatiha, 1/4) diye iman ederler. Ve bu iman başlıca üç esası içine alır: Başlangıca iman, ahiret (son)e iman, başlangıç ve son arasındaki gizli vasıtalara iman ki, bunların dördüncüsü de açık vasıtalar olan görülen âlemi bilmektir. Ve bu şekilde görünmeyen (gayb) ile görülen birleşince iman ve bilgi هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ &#8220;O, evveldir, sondur, zâhirdir ve bâtındır.&#8221;  (Hadid, 57/4) birliğini bulur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gayb (kelimesi), &#8220;gaybet&#8221; ve &#8220;gıyâb&#8221; (göz önünde bulunmama) anlamında masdar veya gâib (göz önünde olmayan) mânâsında isim ve sıfat olur ki, bu da &#8220;adl&#8221; kelimesi gibi masdar diye isimlendirilmişdir veya &#8220;meyyit&#8221; ve &#8220;meyt&#8221; kelimeleri gibi &#8220;gayyib&#8221; kelimesinin hafifletilmişidir. Buna göre dilimizdeki &#8220;kaybettim&#8221;, &#8220;kayboldu&#8221; tabirleri gerçektirler. Bazılarının zannettiği gibi &#8220;bunu kayıp ettim&#8221; şeklinde yazmaya lüzum yoktur. &#8220;Gayb&#8221; ve &#8220;gâib&#8221; ise başlangıçta duyguyu anlamada veya ilk düşüncede hazır olmayan,  diğer deyişle ilk nazarda anlaşılmayan demektir ki, bunun bir kısmı delilden geçen bir anlayışla idrak olunabilir. Mesela evinizde otururken kapınız çalınır, ses duyarsınız, bu ses sizin için anlaşılmış, hazır ve şahittir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bundan anlarsınız ki, kapıyı çalan vardır. O henüz sizin için ortada yoktur. Bakıp görünceye kadar onu şahsıyla bilemezsiniz, fakat kapıyı bir çalan bulunduğunu da zorunlu bir şekilde, anlayışlı olarak tasdik edersiniz. Bu, bir iman veya şuurlu bir bilme olur. Sonra henüz kapınızı çalmayan ve eseri size yetişmeyen daha nice gaibler bulunduğunu da genel olarak tasdik edebilirsiniz. Fakat bunların bir  kısmı gerçekten yok olabilirler. &#8220;Gayb&#8221; ile &#8220;gaib&#8221; arasında fark vardır. &#8220;Gâib&#8221; (ortada olmayan) sana görülmez, seni de görmez olandır. &#8220;Gayb&#8221; ise görülmez, fakat görür olandır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şu halde iki türlü gayb vardır: Bir kısmı hiçbir delili bulunmayan gaiblerdir ki bunları ancak &#8220;Allâmu&#8217;l-ğuyûb&#8221; (gaybları bilen) Allah bilir.وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ &#8220;Gaybın anahtarları onun katındadır, onları O&#8217;ndan başkası bilemez&#8221; (En&#8217;am, 6/59) âyetindeki gaybden maksat bunlardır, deniliyor ki; sırası gelince açıklanacaktır.Diğer kısmı da delili bulunan gâiblerdir ki الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ&#8221;onlar gaybe inanırlar.&#8221; (Bakara, 2/3) âyetindeki gaybden kastedilen de bu kısımdır. بِالْغَيْبِ kelimesinin elif lâmı ahd içindir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yani Allah&#8217;tan hakkıyla korkanların inandıkları, tanıdıkları gayb, delili bulunan hak gaybdır ki, bu da Hak Teâlâ ve sıfatı, ahiret ve halleri, melekler, peygamberlerin nübüvveti, kitapları indirme&#8230; gibi imânâ ait temel unsurlardır. Ve bu iman, bazılarında tahminî ve keşfî bir geçişle, bazılarında da fikrî ve delilli bir intikal ile oluşur. Sonra &#8220;gaybe iman&#8221; ile &#8220;gıyaben iman&#8221; arasında küçük bir anlayış farkı vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zira birincisinde gaybın kendisine inanılan şey olduğu açıklanmış, ikincide ise inanılan şey hazfedilmiştir (gizli tutulmuştur). Bunun için bazı tefsir bilginleri arada büyük bir fark gözetmiş ve: &#8220;Sizin gerek arkanızdan ve gerekse huzurunuzda iman ederler&#8221; diye açıklama yapmış; yani inanılan şeyin gayb olduğuna sataşmayıp, münafıklardan sakınma olduğunu göstermişlerdir. Fakat açıkça anlaşılan gıyabın da inanılana ait olmasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şu halde gayba iman ile, gıyaben iman arasında mânâ bakımından fark yoktur. Ve her iki değerlendirme ile imanın kıymet ve faydası, gayb ile ilgisi veya gayba ait oluşu bakımından dikkati çekmektedir. Çünkü korunmak ona bağlıdır. Peygamber&#8217;i görüp iman eden sahabîlerin de en büyük meziyetleri onu, gayba ait verdiği haberlerde tasdik edişlerindedir. Ve burada Peygamber&#8217;i görmeden tasdik edenlerin de öğüldüğüne işaret vardır. Nitekim İbnü Mes&#8217;ud hazretleri &#8220;Kendisinden başka ilah olmayan (Allah)a yemin ederim ki, hiçbir kimse, gayba imandan daha faziletli bir şeye inanmamıştır.&#8221;(Alusi,Ruhu&#8217;l Meani,1,115)  buyurmuş ve bu ayeti okumuştur. Diğer bir açıklama ile de burada gayb, göz karşıtı olan kalp ve kalbin sırrıdır ki, kalbin ve kalbin sırrının kaynağının &#8220;görmek&#8221; olduğunu bilmek; hakkı ve peygamberliğin delillerini gözden daha çok kalp ile görüp, şirkten, maddeciliğin pisliğinden kurtaran bir imânâ ermek mânâsını ifade eder ki, bunda derin bir iman yoluna işaret vardır. Yani kalbi bilen, Allah&#8217;ı bilir..</p>
<p>Elmalılı M.Hamdi Yazır &#8211; Hak Dini Kur&#8217;an Dili,Azim,cild:1,syf.164-168</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gayba-iman/">Gayba İman</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gayba-iman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
