<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bacon | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/bacon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Mar 2018 14:49:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Bacon | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Modern Aklın Yükselişi ve Çöküşü-2</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/modern-aklin-yukselisi-ve-cokusu-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/modern-aklin-yukselisi-ve-cokusu-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 14:49:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma Çağı]]></category>
		<category><![CDATA[Bacon]]></category>
		<category><![CDATA[Epistemoloji]]></category>
		<category><![CDATA[George Frankl]]></category>
		<category><![CDATA[Mekanik bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Aklın Yükselişi ve Çöküşü]]></category>
		<category><![CDATA[Newton]]></category>
		<category><![CDATA[Süperego]]></category>
		<category><![CDATA[Spinoza]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı'nın Ölümü Ve Kainatın Sırrının Çözülmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20613</guid>

					<description><![CDATA[<p>2. Aydınlanma Çağı: Tanrı&#8217;nın Ölümü Ve Kainatın Sırrının Çözülmesi Tanrı’nın her şeye kadir olması nosyonu ile insanın ego melekelerini kendinden emin bir şekilde ifade ve izhar etmesi nosyonunu insanın kendi benliğinde uzlaş­tırmaya ve temsil etmeye kalkışması, ego’nun kainatın içine genişlemesine, insanın ise Tanrı’nın gücünü ve otoritesini Tanrı’dan almasına yol açtı. Spinoza ve Newton’la birlikte, Tanrı’nın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/modern-aklin-yukselisi-ve-cokusu-2/">Modern Aklın Yükselişi ve Çöküşü-2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/postmodernizm.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-20614 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/postmodernizm-300x145.jpg" alt="" width="397" height="193" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/postmodernizm-300x145.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/postmodernizm.jpg 600w" sizes="(max-width: 397px) 100vw, 397px" /></a></strong></p>
<p><strong>2. Aydınlanma Çağı: Tanrı&#8217;nın Ölümü Ve Kainatın Sırrının Çözülmesi</strong></p>
<p>Tanrı’nın her şeye kadir olması nosyonu ile insanın ego melekelerini kendinden emin bir şekilde ifade ve izhar etmesi nosyonunu insanın kendi benliğinde uzlaş­tırmaya ve temsil etmeye kalkışması, ego’nun kainatın içine genişlemesine, insanın ise Tanrı’nın gücünü ve otoritesini Tanrı’dan almasına yol açtı.</p>
<p>Spinoza ve Newton’la birlikte, Tanrı’nın varoluş alanı bütün zamanlara ve mekanlara genişletilmişti;ama yine de dünya’da manevi (kutsal-YK) bir yan hâlâ vardı; Süperego, hâlâ mevcudiyetini sürdürüyordu; herşeye kâdirdi ve tanınabilirdi. Ne var ki, Newton’ın dünya kavrayışı, yavaş yavaş İlâhî temellerinden soyutlandı.Aklî düşünme kategorileri, kainatı işgal etmeye başlamıştı: Kainat, artık matematik ve geometrinin kavramlarıyla ve deneysel olarak kanıtlanmış nedensel ilişkilere dayalı olarak kavranmaya ve açıklanmaya çalışılıyordu. Zaman, mekan, hareket ve nedenselliğin, Tanrı’nın varlığı yoluyla açıklamasına gerek duyulmuyordu. Kainat artık mekanik, geometri ve matematiğin yasaları­nın kesin ve nihai formülasyonları ile açıklanmaya baş­lanmıştı.</p>
<p>Dünyanın işleyiş düzeninde o güne dek kullanılan ilahi unsurların ve kavramların terkedilmesi, Laplace’ın teorileriyle zirve noktasına ulaşmıştı: Laplace,kainatın tüm düzensizliklerinin dönemsel (periodical) ve belirli bir miktarı aşmaktan koruyacak bir ebedi yasağa bağımlı olduğunu göstermeye çalışarak kainatın,doğası gereği istikrarlı olduğunu kanıtladığına inanıyordu.Mekanik bilimde kaydedilen ilerlemeler nedeniyle Tanrı&#8217;nın rolü ve görevleri Tanrı’dan alınırken ve insanoğlu, her yere ve her şeye nüfuz eden makinanın do-ğaüstü bir başlangıca ihtiyacı olup olmadığı sorusunun cevabını merak ederken Hume, İlk Neden kavramının,görüldüğü veya zannedildiği gibi zorunlu bir fikir veya akıl olup olmadığını sorgulamıştı; Kant ise, Tann’yı bilginin alanından büsbütün uzaklaştıracak nüfuz edici bir analiz biçimi geliştirmeye hazırlanıyordu.</p>
<p>Sonuçta, 18. yüzyıla gelindiğinde Tanrı, insanın bakışından (dünya tasavvurundan-YK) uzaklaştırıldı;Tanrı, mekanik bir evrende yok olmuştu artık. Peki, bu arada, Süperego’ya ne olmuştu, öyleyse? Tıpkı bir projektörün sinema ekranına resimleri yansıtması ve insanların da bu gölge resimleri, yansımaları seyretmesi ve sanki gördüklerini gerçekmiş gibi algılaması yanılsamasında olduğu gibi, binyıldır iskan ettiği yerden insan zihnine sürekli projeksiyon yapan Süperego imgesine ne olmuştu, sahi?</p>
<p>İki şey olmuştu: Birincisi, bilimin ilerlemesiyle birlikte, önce’den Tanrı’ya atfedilen, dinamizm, kutsallık ve büyüsellik gibi nitelikler bu kez maddi dünyaya (universe) atfedilmeye başlandı. İkincisi, insan, aklın koltuğunun ve gücün imgelerinin, insanın beyninde yerleştirildiğini kabul etmeye başladı. Antik dönemdeki projeksiyonda olduğu Tanrı, neşet ettiği yere, yani insanın zihnine geri dönmüştü.</p>
<p>Bu iki yeni algılama biçimi, sürgit birbiriyle çatışma halinde olduğu için ortadan kalkmamış olan iki farklı kültürü temsil etmeye başladı: Bilimin dünyası ile insan<br />
bilimlerinin dünyası. İlk bakışta, bu çatışma, pek belirgin değildi. Aydınlanma Çağı’nın hümanistleri, her şeyden önce, insan Ego’sunu özgürleştirmekle; insanın rasyonalitesini, ilahi Süperego’ya bağımlı olmaktan kurtarmakla ilgilenmişler ve insanın, her şeyin ölçütü, bilginin tek kaynağı, her şeyin (ilk ve varlık) nedeni ve tek yaratıcı güç olduğunu ilan etmişlerdi.</p>
<p>Bu Aydınlanma fikri. Kant tarafından nefis bir şekilde şöyle tasvir edilmişti: “Aydınlanma, insanın, kendi-kendine empoze ettiği bağımlılık durumundan, dışsal<br />
bir rehberlik olmaksızın kendi aklını (intelligence) kullanma kifayetsizliğinden kurtulmasıdır. Benim kendi kendine empoze ettiğini söylediğim bu bağımlılık evre-<br />
si, akıl kifayetsizliğinden olmasa bile, bir liderin yardı­mı olmaksızın insanın kendi aklını (intelligence) kullanma cesaretine veya kararlılığına sahip olmamasının bir sonucudur. Kendi aklınızı kullanmaya cesaret göstermek! Aydınlanma’nın savaş-çığlığı işte budur!”(Kant, 1785)</p>
<p>Buna göre, manevi özgürlük mücadelesi, insanın olgunlaşma, her şeye kadir ve her yerde hazır ve nazır baba-figürü’ne çocukça bağlanmaktan kurtuluşunu temsil eder. Ancak insanın, olgunluğa ulaşabilmesi, aklî ve doğru kararlar verme kapasitesini geliştirebilmesi için gerekli araçlarla ve bu araçları kullanabilecek becerilerle donanması kaçınılmazdır. Zihinsel düzlemde bu, insanın akılla donandığı ve bilgiyi elde edecek aklî düşünme becerileri kazanabileceği anlamına gelir. Descartes,“cogito ergo sum / düşünüyorum o halde varım” demiş­ti; ama aynı Descartes, “cogito ergo est” yani, “düşünü­yorum, o halde, kainata dair hakikati de ben yaratıyorum” da demişti.</p>
<p>Kant, biliş (cognition) süreçlerinde insan zihninin merkezîliği kavramını, duyuların fiilleriyle irtibatlandırmış ve bunların pratikte yalnızca birbirleriyle etkileşim halinde olduğunu değil, aynı zamanda aklî düşünme ile de zorunlu olarak etkileşim halinde olması gerektiğini göstermişti. Gözlemle onaylansa da, bilimsel teorilerin, sadece gözlemlerin sonucu değil; aynı zamanda bizim düşünme biçimlerimizin, duyu verilerimizi düzenleme ve onları anlama çabalarımızın da sonucudur. Geliş­tirdiğimiz teorilerden yalnızca duyu verilerimiz değil;aynı zamanda, aklımız (intellect) da sorumludur. Düzeni ve yasalarıyla bilebildiğimiz doğa, büyük ölçüde zihnimizin ayrıştırma ve düzenleme eylemlerinin bir ürünüdür: “Aklımız, yasalarını doğa’dan almaz; yasalarını doğaya empoze eder.” (Critique o f Pure Reason).</p>
<p>İnsanın ilahi otoriteden bağımsızlaşması, insana yepyeni sorumluluklar yüklemiştir; ki bu, zamanın bü­yük düşünürleri tarafından coşkuyla karşılanmıştır. Yunan kültürünün parlak döneminde insanlar, hem bilgiyi kesbedebilmek, hem de ideal bir toplum yaratma sü­recinde, doğru davranışın ilkelerini formüle edebilmek için zihnin nasıl işlediğini keşfetmek zorundaydılar. Aynı şekilde Aydınlanma insanı da, akıl ve ahlak ilkeleri sunan bir toplum yaratmak için gerekli olan ilkeleri,Tanrı’ya bağımlı olmaksızın, kendisi keşfetmek zorundaydı.</p>
<p>Burada Newton’in söylediklerini yeniden hatırlatmakta yarar var: “Doğa felsefesinde atılan her gerçek adım, bizi, İlk Neden’in (Tanrı’nın) bilgisine daha fazla yaklaştırır ve bu yüzden son derece değerlidir. Bu, aynı zamanda ahlak felsefesinin sınırlarını da genişletecek bir şeydir. Çünkü doğa felsefesi yoluyla İlk Neden’in ne olduğunu, bizim üzerimizde nasıl bir güce sahip bulunduğunu ve ondan ne tür bir fayda temin ettiğimizi bilebilmemiz imkan dahiline gireceği için, bizim Tanrı’ya ve birbirimize karşı yükümlülüklerimiz, doğa’nın ışığı ile görünebilir ve kavranabilir hâle gelecektir.”</p>
<p>Newton’dan tevarüs edilen yeni akıl, bu yolun netameli olduğunu kanıtlamıştı. İnsanlar, yeni elde ettikleri özgürlükle, ebedî yöneticilerini, hükümranlarını kaybetmiş­ler; bu kainatta “babasız” kalmışlar ve önceden Tanrı’ya atfedilen güç ve hikmetleri kendilerine atfetmek zorunda hissetmişlerdi. Pascal, Bayie, Voltaire, Rousseau,Hobbes, Locke, Hume ve Kant gibi düşünürler, insanlı­ğın önünde yeni bir bilgi ve özgürlük kapısının açıldığı­nı görmüşler ve vizyonlarını tastamam büyülenmiş bir halde olan kamuoyuna ifşa ve ilan etmişlerdi.</p>
<p>Tüm Avrupa çapında yeni bilim akademileri açılmıştı. Ne ki, bu yeni dünya tasavvurunun lineer ilerleme yanılsaması­nın zuhuruna izin vermemesi gerekirdi. Avrupalı Ego’nun olgunlaşması ve bu uğurda verilen bağımsızlık mücadelesi, kültürel ve kişisel gelişimi karakterize eden çatışma ve karmaşıklıklar tarafından kuşatılmıştı. Eski alışkanlıklar, inançlar, sabiteler ve gelenekler; eski kadim yerleşik düzeni korumak isteyen çıkar çevreleri; ortodoksi ve Hıristiyan dogmasının savunucuları, konumlarını, ilerlemecilere karşı savunmayı sürdürdüler.</p>
<p>Ancak entelektüel manzaraya hızla sirayet eden yeni ruhun gelişimini hiçbir şey durduramazdı artık. Sürtüşmeler, bilgi alışverişleri, alıntılar ve keşifler yalnızca yeni bilimlerin bir bütün olarak entelektüel hayatı bir örnek olarak sunmaya katkıda bulundu. Bunların hepsi yeni toplumun ve inşa edilecek olan yeni dünyanın ko ordinatlarını belirleyecek farklı açıların geliştirilmesine kendince katkılar yaptı. Pek çok insan değişmiş bir insanlık ve hatta deney ve hesaplama yöntemiyle yaratı­lan değişmiş bir doğa tasavvuru hayal etmişti. Sonuçta çağdaşlarının dikkatlerini ve ilgilerini çekmeyi başardı­lar. Çünkü insanların doğaya tümüyle hakim olmaları­nı sağlayacak daha iyi bir doğa bilgisi elde etmelerini ve kendilerini daha iyi anlama çabası ortaya koymalarını mümkün kılacak her şeyi başarmışlardı.</p>
<p>Artık insan Tanrı’yla yüzleşmeyecek, doğayla yüzleşecekti doğrudan. O yüzden insan doğaya, önceden,Tanrı’ya yaklaşırken sergilediği hayranlık ve merak duygusuyla yaklaşmaya başladı. Duaları artık araştırma ve deneye dönüştürülmüş; dualarına verilen cevaplar ise doğaya hakim olmakla elde edilebilecek cevaplara dönüşmüştü. İnsan bu süreçte aynı zamanda kendisiyle de yüzleşmişti: Aklı, bundan böyle yeteneklerinin, şartlarının ve sınırlılıklarının araştırılmasına yönelmek zorundaydı. Epistemoloji (bilgi teorisi), Locke, Hume ve Kant gibi en büyük temsilcileri ile artık felsefî araştırmanın odak noktası haline gelmişti.</p>
<p>Bu arada insan, siyasî ve ekonomik gerçekliğin dünyasına, hepsinden de önemlisi, toplumun en üst düzeyde örgütlenmesi demek olan devlete yeni bir entelektü­ el ilgi duymaya başladı. Tanrı’nın İradesi’nin kurumları ve dolayısıyla sonsuza dek kalıcı olduğu kabul edilen devlet kurumlan artık bundan böyle rasyonel araştırma konusu olarak kabul edilir oldu. Aydınlar, insanların ne tür bir dünyada yaşamak istediklerine karar vermek için elde edilen bu yeni özgürlüğe, bunun geliştirdiği mey- dan okuyuşa türlü şekillerde katıldılar ve katkıda bulundular.</p>
<p>Rousseau, toplumun aklın belirleyeceği ilke ve yaptırımlarla yönetilmesini istiyordu ve insanlara, kendilerinin özgürce ve kendi akıllarını kullanarak, kendi arzuladıkları toplum biçimini seçerek devleti sil baştan yeniden inşa etme çağrısında bulunuyordu. İnsanların komünal ilişkilerini geleneksel otoriteye bağımlılıktan<br />
kurtarmalarını ve insanları, kendi arzuladıkları örnek toplum modelini tahayyül etmeye teşvik ederek yerleşik sistemleri yıkmalarını istiyordu.</p>
<p>Bu anlamda Rousseau,tam bir devrimciydi. İnsanların, yasama yetkilerini,kendi ortak iradelerini ifade etmelerini sağlayacak şekilde kendilerinin kullanmaları gerektiğini söylüyordu.“Halkın sesi”, demişti Rousseau, “gerçekte Tanrı’nın sesidir”.</p>
<p>Bununla birlikte, Rousseau’nun, tanrılaştırılmış adil devlet nosyonundan kalkarak totaliter bir devleti nasıl meşrulaştırdığını görmek hiç de zor değildir. Ancak onun başarısının çift yönlü olduğu unutulmamalıdır:Devletin tartışmasız temsilcisi olduğu iddiasına izin veren halk iradesi diktatörlüğü paradoksu: Bir yanda,“halkın total otoriteyi ele geçirmesi ama öte yandan ise Rousseau’nun “Fazilet Cumhuriyeti”ni tanımlamak için gösterdiği büyük çaba.</p>
<p>Bu paradoksun sonuçlarını, Robespierre ile Danton arasında yaşanan tarihsel kapışmada görebiliriz: Özgürlük umutları ile özgürlük umutlarının diktatörlüğe dö­<br />
nüşmesi arasında yaşanan pek çok diğer kapışma için bir örnek oluşturmuştur bu olay.Ancak Rousseau, eski kesinlikler ve dogmalar, artık kabul edilmemeye başlandığında 18 yüzyılda, özgür ve adil bir toplumun inşası için çaba gösteren büyük zihinlerden yalnızca biriydi.</p>
<p>Aydınlanmacılar, yeni anlama ve beceri imkanlarını; doğal güçleri manipüle etmekte, mekanik ve matematik bilimlerinin araçlarını yenilemekte kullanmaya başladıklarında, aynı zamanda, aklın otoritesini, iktidarı / gücü meşrulaştırmada da kullandılar. Hakim sınıflar,özellikle de yükselen burjuva sınıfı, bilimi ve bilimin<br />
felsefi savunucularını hem üretim araçlarının yenilenmesinde, hem de iktidar arayışlarını pekiştirmekte kullandılar.</p>
<p>Bilimin ruhunu gerçekten herkesten daha çok keşfedebilen ve muhtemelen bilimi endüstriye ilk kez uygulayan kişi Francis Bacon’dı (1561-1626). Bazı araştırmacılar Bacon’ı, endüstri biliminin filozofu olarak nitelerler. Bacon demiştir ki, “bilim, mutlaka sonuçları ile bilinmelidir. Gerçeğin ifşası ve kurulması, mantık veya hatta gözlemden çok bilimin sonuçlarının, ürünlerinin tanıklığı ile mümkün olmaktadır. Buradan yola çıkarak diyoruz ki, insanın dünyasını, hayatını, kullandığı araçları-gereçleri yenilemesiyle, zihnini yenilemesi bir ve aynı şeylerdir.” Bacon, Thoughts and Conclusions (Dü­şünceler ve Sonuçlar) başlıklı kitabında şunları yazmıştı;</p>
<p>“Mekanik sanatlar, sanki hayatın ruhu bahşedilmişçesine gün be gün mükemmelleşiyor. Felsefe, tıpkı bir heykel gibidir. Kalabalıkları kendisine çekebilir ama hareket ettiremez. İlk yazarlarından itibaren mekanik sanatlar, hantal, sıkıcı ve tatsız-tuzsuzdur; ama her geçen gün yepyeni bir güç ve kapasite kazanmaya devam etmektedir. Felsefe, ilk yazarından bu yana, dinamik ve canlıdır ve zaman zaman bir düşüş yaşamıştır. Mekanik sanatlarla felsefenin yaşadığı bu karşıt talihi en iyi açıklama biçimi şudur: Mekanik sanatlarda, pek çok yetenekli birey bir araya gelip ortak bir eser ortaya koyarlar; ama felsefe de tek bir yetenek pek çok yeteneği yıkar. Çoğunluk, kendilerini birinin liderliğine teslim eder; onun onuruna muhafızlık yaparak kendilerini kölecesine ona hizmet etmeyr adarlar ve bu yüzden de yeni yeni hıçbir şey ortaya koyamazlar.”</p>
<p>Ve Bacon, argümanını, Novum Organum başlıklı başyapıtında şöyle sürdürür: “Felsefenin hikayesi böyle olmuştur. Felsefe, doğal tarih olmaksızın hiçbir şey yapamaz; doğal tarih olmadan hiçbir şeyi hakkıyla araştırmak, tahkik edebilmek, sayabilmek, ölçebilmek ya da ölçümleyebilmek mümkün olamaz.</p>
<p>Bunun nedeni şudur: Doğal tarih, şimdiye dek, eserlerin felsefesinin zomnlu bir temeli olarak kabul edilmemiş­tir. O, bu amaçla kullanılmaya kalkışıldığı zaman, onun bu amaç için hiç de uygun olmadığı ortaya çıkar. Ama sorunun çözümü kolaydır: Önemli bir kısmını mekanik sanatların tarihinin oluşturacağı bir doğal tarih yazmak.<br />
Doğanın gizemli işleyişi, kendisini, olayların doğal akı­şını araştırmakla yetinen kişilere ifşa etmez. İnsan ancak doğaya müdahale ettiği, doğayı taciz ettiği; doğaya,<br />
doğanın istediğini değil, kendi istediğini yapmaya çalış­tığı zaman, doğanın nasıl çalıştığını anlamaya başlayabilir ve yine ancak o zaman doğayı nasıl kontrol edebi-<br />
leceğini umut edebilir.” (Bacon, 1620)</p>
<p>Düşüncelerinin püf noktası olarak değerlendirilebilecek olan bu ifadelerinde Bacon, doğanın kontrolünü eline alabilmek, onu keşfedebilmek ve kendi iradesine boyun eğdirebilmek için aklını kullanan özgür ve aktif insanın Ego’sunu ifşa eder. Bu insan, ailevî tabuların sı­nırlarını aşan ve aklı, hurafe ve dogmayı yok eden genç ataerkil erkeği temsil ve sembolize eder. Ancak yeni bilimin diğer pek çok peygamberi gibi. Bacon da, kendisinin ortaya çıkmasına büyük katkıcla bulunduğu sanayi devriminin yıkıcı sonuçlarını öngöremeyecekti.</p>
<p>Ümran Dergisi,Ocak 2002,syf.52-59</p>
<p>Kaynakça</p>
<p>Bacon , Francis, Novum Orgatuım, 1620.<br />
Bacon, Francis, ThoughLs and Conclusions.<br />
Descartes, Rene, Discourse on Method, 1637.<br />
Descartes, Rene, Meditations, 1642.<br />
Kant, Immanuel, W hat is Enlightenment?, 1785.<br />
Kant, Immanuel, Critique o f Pure Reason.<br />
New ton, Isaac, Principia Mathematica, 1713.<br />
Newton, Isaac, Optics.<br />
Popper, Karl, Conjunctures and Refutations, Routledge,<br />
1969.<br />
Russell, Bertrand, The History o f Western Philosphy, Routledge, 1992.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/modern-aklin-yukselisi-ve-cokusu-2/">Modern Aklın Yükselişi ve Çöküşü-2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/modern-aklin-yukselisi-ve-cokusu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Francis Bacon&#8217;un Idola Öğretisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/francis-baconun-idola-ogretisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/francis-baconun-idola-ogretisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2017 17:27:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Bacon]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Tahir]]></category>
		<category><![CDATA[Francis Bacon'un Idola Öğretisi]]></category>
		<category><![CDATA[Idola]]></category>
		<category><![CDATA[Idoller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18911</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önce Francis Bacon. Filozof ve siyaset adamı, Bacon düşün­cedeki dürüstlüğü ve başarısı maalesef siyaset hayatında öyle değildir. Kendisi aynı zamanda felsefi deneme “Essay” tarzının kurucusudur. Onu haklı olarak, Batı’lılar, Batı’nın “Yeni Çağın”ın Aristosu olarak görürler. Onun baş eseri olan: “İnstauratio mag-na” (İlimin Büyük Yenilenmesi) adlı bu eserin ikinci cildi olan: Novum Organum, 1620”49 ona bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/francis-baconun-idola-ogretisi/">Francis Bacon’un Idola Öğretisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/francis-baconun-idola-ogretisi/images-28-2/" rel="attachment wp-att-18912"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-18912" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-28.jpg" alt="" width="341" height="193" /></a></p>
<p>Önce Francis Bacon. Filozof ve siyaset adamı, Bacon düşün­cedeki dürüstlüğü ve başarısı maalesef siyaset hayatında öyle değildir. Kendisi aynı zamanda felsefi deneme “Essay” tarzının kurucusudur. Onu haklı olarak, Batı’lılar, Batı’nın “Yeni Çağın”ın Aristosu olarak görürler. Onun baş eseri olan: “İnstauratio mag-na” (İlimin Büyük Yenilenmesi) adlı bu eserin ikinci cildi olan: Novum Organum, 1620”49 ona bu ünvanı vermeye sebep olan ese­ridir. Yeni Metod adlı bu eseri, şuurlu olarak Aristo’nun Organon adlı mantık eserinin adına atıfta bulunur.</p>
<p>Eser bir nevi hem Aristo mantığının tenkiti hemde Batı ilimlerindeki eğriliklere, kalpazan­lıklara hayali sûret ve sîretlere, manalara dikkat çeker. Ona göre bu mantık bilgiye hizmet etmiyor. Ve kendi eserini onun için: “Yeni İlimlerin Metodu” diye adlandırır, (Novum organum sci- entiarum, 1620) eserinde iki yanlış üzerinde durur.</p>
<p><strong>1-</strong> Alelacele, düşünmeden alınan kararlar, sonuçlar.</p>
<p><strong>2-</strong> Peşin hükümler, aldatıcı suretler ve putperestlerden, ilim adamı kendisini korumalıdır. Ki insan oğlu sürekli olarak bunlarla beraber yaşar ve mağlup olur diye ifade eder.</p>
<p>Bacon, hemen eserinin ilk aforizmasında, okuyucusunu şu söz­leriyle uyarır: “HOMO, Naturae minister et interpres”50 İnsan, dünyanın efendisi olarak (Dominus Terrae), tabiatın hizmetçisi ve izahçısıdır, der ve üçünçü Aforizmasında ise: “et quod in con- templatione instar cause esi, id in poeratione instar regulae esi ”</p>
<p>Gözetleme ve tetkik esnasında, insanın sebep olarak kavradığı detaylı izahta: kaide olarak hizmet eder diye bir ikazda daha bulu­nur, okuyucusuna. Bacon bize dört çeşit “İdola”dan bahseder. Bu kelime yunanca “eidölon&#8217;, latinçe “idolum” resim, suret, hayalet kötü ruh, putperest suretler, birşeye gözü bağlı olarak değer verrnek gibi anlamlara geliyor, bu mefhum.51</p>
<p>Filozof bu Yeni Metod adlı eserinde, bütün bilginin analiz ve izahında, insanı yanıltan yanlış kaynakların yani bu insan zekâsını, ruhunu aldatıcı, bu putperest ve aldatan, gölge sûretlerin hepsine önce:</p>
<p>”İdola mentis” der. Bacon bu ’İdola” idolleri dörde ayırır: 1- idola tribus 2-İdola specus 3- İdola Fori 4-İdola theatri, diye. İmdi filozofun bunlardan ne anladığına kısaca bakalım. Ve aynı zamanda Batı düşüncesi ken­disini bu karanlık çağlardan, hayalin aldatıcı dünyasından ve ilmi boğan zifiri karanlıktan, kalpazan, şarlatan, ve büyücü çıraklardan kendisini nasıl tecrit etmiş, nasıl kurtarabilmişliğini de izlerini ve mücadelesini görmüş olacağız.</p>
<p><strong>İdola Tribus (Soy, sop idolleri):</strong> İngiliz filozofu bu mefhumunu şöyle izah ediyor: İnsan tabiatının içinde olan sebepler. Ve sanki bunlar, bütün herşeyin mihenktaşı gibidir. Bu cins insanların inançı- na göre, bizzatihi kendi nizâm ve kâideleri, “şeyleri” tabiatın içinde tekrar bulacaklarına inanırlar. Bu bir çeşit bizim sahip oluğumuz bütün yanlış eğilim ve temayüllerdir. Temayüller: Doğrudan doğ­ruya müşahittirler. Bunları anlama, manaya aşırı derecede ağırlık verirler. Bu nevi insanlar aşın derecede, anlamın ağırlığını oldukça abartırlar. Süperlatifın dili, onların öz dilidir. Kısacı düşünürün bize anlatmak istediği bu.52</p>
<p><strong>İdola Specus (Mağara İdolleri):</strong> Bu fertlerin peşin hükümleridir. Bunlar ya doğarken veya sonra elde edilen fikri miraslardır.Bacon bu “Mağara” tasnifi ve sembolünde şunları, bize etmek istiyor. Kişilerin her defasında kendilerini peşin hükümler hücresinde hapsetmelerini işaret ediyor. Bir çeşit bu şahısların kendilerine numune, örnek, “model&#8221; olarak rağbet, teveccüh ettikleri kişilere ve bu kişilere gözü bağlı aşıklar gibi itaat ettiklerini ki her defasında onların tasarruf ve görüşlerine uygun olarak etki ve tesirinde kalanları kast ediyor.</p>
<p><strong>İdola Fori (Çarşı-Pazar İdolleri):</strong> Aldatıcı suretler ve hokkabazlar Bacon için bu dört “İdola” idoller içinde en tehlikeli olanıdır.</p>
<p><strong>“İdola Fori ”</strong>. Filozof için bu mefhumun manası,putperest,aldatıcı sûretler, anlam ve manaları tahrif efen,keyfi olarak değiştiren hokkabazlar. Kısacası ilimde ve düşüncede soytarı şarlatan ve kalpazanları kast ediyor,Bacon.</p>
<p>Bunlar iletişim ve uygun olmayan vasıtalarla ve bilhassa kelimelerin aptalca eşyalara tekabülyle,remizlerin,işaretlerin teşekkülü aracıyla,hülasayı kelam mevcud olmayan hadiselerin, mefhum ve kelimelerin akıl üzerindeki hükümranlığıyla oluşur. Onlar için hakiki ilmin hiçbir değeri yoktur!Sadece sahte ilimler vardır yani ideolojilerin emrinde olan bu &#8220;ilim&#8221;ler vardır.</p>
<p>Bacon bunu eserinin 59.aforizmasında şöyle izah ediyor filozof:At idola fori omnium molestissima sunt, quae ex foedere verborum et nominum se insinuarunt in intellectum.Credunt onim homines rationem suam verbis imperare;sed it etiam ut verba vim suam super intellectum retorqueant et reflectant,quod philosphiam et scianties reddididt sophisticad et inavtivas.53</p>
<p>Lisani Türki ile:Fakat bu ideoller içinde en tehlikelisi olan idola fori&#8217;dir.Bunlar iltifak vasıtasıyla kelimeler ve isimlerle aklın,zekanın içine sinsice sokulurlar..</p>
<p>İnsan aklının, kelimelerin vadisi olduğuna inanıyorlar. Lâkin şu da olabiliyor; kelimelerin gücü akla karşı avdetleşip, dönüşebiliyor. Buda felsefe ve ilimleri safsatalaştınp ve kısırlaştırır.” diyor.</p>
<p>Bize hepsi yani “îdola Mentis” uygulandı ve haliyle kalpa, zan, şarlatan ve putperest sûretler pazarı halen ülkemde bu idoller rağbette. Rejim bu idollerle, bu kalpazan ve şarlatanlar ordusuyla insanları melezleştirdi, daha doğru bir ifadeyle gavurlaştırmaya çalıştı ve Cumhuriyet rejimi melezleştirme politikasına uygun kendi müslüman tipini yetiştirdi ve önce ahlâklarını şiddetlice bozdu. İslâmın öz ruhundan uzak olarak.</p>
<p>Onlar bu ülkenin en çok dili, dini ve tarihiyle uğraştılar ve halen etnik toz haline getirmek için çetin bir varlık-yokluk kavgası içindeler, bu içimizdeki “Yarı” Türkler adlı “İdola Mentis”in emir kipi sürüleri tarafından. Bir firavunlar, kalpazanlar tarafından kuşatılmış getto mekanın, karanlık ve yollar kuşatılmış bir ormanı içindeyiz&#8230;</p>
<p><strong>İdola Teatri (Tiyatro Idolleri):</strong> Çok renkli aldatıcı sûretler tiyat­rosu. Buna teorilerin putperestliği de denilir. En kötü fılozofların, şarlatanların oteritesinin nakli, bidat ve kötü ananelerin devamı, kısacası bu ruhlu fılozofların sistemi. İşte Bacon, insanları yanıltan Bu eğri ve çarpık düşünce zinciri halkalarından, ilim adamlarının mutlaka kendilerini korumaları lazımdır, diyor. İşte hakikatte Bacon’un bahsettiği bu dört “İdoller”den, bu putperestlerden arın­mış, bunları sığaya çekmiş kişier, idola’lara şiddetlice düşüncenin tekmesini savuranlar, onların kelime ve mefhumlarını kendi içlerine tercüme edip ve dahi hakiki ilimleri tenkit süzgecinden geçirenler, haliyle gölge düşüncelere, bu şarlatanların ağından kendilerini kur­tarabilenler ancak o zaman doğru karar verebilirler diyor.</p>
<p>Ekrem Tahir &#8211; Yarı Türk,Hitabevi yay.syf.85-88</p>
<p>Dipnotlar:</p>
<p>49-Francis Bacon, NewsOrganon. Lateinisch-Deutsch Hrsg.Wolfgang Krohn, 2 Bd, Hamburg, 1990. ’</p>
<p>50-A.g. eser, cilt 1, s. 80-81.</p>
<p>51-Martin Gessmann, Philosophisches Wörterbuch, Stuttgart, 2009, s. 342 ve Metzler, Philosohie Lexikon, Hrsg. P. Prechtel und F. Peter Burkani, Stuttgard Weimar, 1999, s. 253.</p>
<p>52-Batı düşüncesinde başından Kant’ın dönemine kadar bu tarz tartışmalar hakkında yazılmış en iyi kitap, Hans Blumenberg’in; Die Legımıtat der Neuzeit, Frankfurt am Main, 1988, adlı eseridir. Ve bilhassa bu eserin içindeki: Rechtfertigungen der Neugiende als Vorbereitung der Aufklârung kısmı, s. 440-470.Saniyen Bacon, Aristo mantığını tenkid ederken &#8220;incinetio&#8221; bu istikra Tümdenvarım ’ı hem Aristo hem bütün islam mantıkçı ve filozoflar tarafından bilinen bir metod yani usûl.</p>
<p>53 Francis Bacon, Neues Organon. Lateinisch-..Krohn, Hamburg, 1990, s. 121.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/francis-baconun-idola-ogretisi/">Francis Bacon’un Idola Öğretisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/francis-baconun-idola-ogretisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
