<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aynulkudat el-Hemedani | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/aynulkudat-el-hemedani/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 06 Jul 2017 11:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Aynulkudat el-Hemedani | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Allah’ın İlk Varlık Karşısındaki önceliği Zât ve Şeref İtibarıyladır</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allahin-ilk-varlik-karsisindaki-onceligi-zat-ve-seref-itibariyladir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allahin-ilk-varlik-karsisindaki-onceligi-zat-ve-seref-itibariyladir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jul 2017 11:21:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Allah/Ruyetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın İlk Varlık Karşısındaki önceliği]]></category>
		<category><![CDATA[Aynulkudat el-Hemedani]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yetmiş İkinci Fasıl  Bil ki, söz arasında beliren bu fasıllarının faydası çoktur. Fakat burulan çok az kimse yararlanır. İlmi ve aklıyla gurur duyan kimse çoğu kez bun­dan ne etkilenir ne de yararlanır. Bunlar arızî olarak belirtilince bana yakı­şan şey belirtildiği ölçüde özetlemek ve şunu söylemektir: Belli olmuştur ki, “Âlem zaman itibarıyla kadîmdir.” diyen kimsenin sözü [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-ilk-varlik-karsisindaki-onceligi-zat-ve-seref-itibariyladir/">Allah’ın İlk Varlık Karşısındaki önceliği Zât ve Şeref İtibarıyladır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/allahin-ilk-varlik-karsisindaki-onceligi-zat-ve-seref-itibariyladir/images-6-12/" rel="attachment wp-att-16067"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16067" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-6-1.jpg" alt="" width="247" height="335" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-6-1.jpg 329w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-6-1-221x300.jpg 221w" sizes="(max-width: 247px) 100vw, 247px" /></a></strong></p>
<p><strong>Yetmiş İkinci Fasıl </strong></p>
<p>Bil ki, söz arasında beliren bu fasıllarının faydası çoktur. Fakat burulan çok az kimse yararlanır. İlmi ve aklıyla gurur duyan kimse çoğu kez bun­dan ne etkilenir ne de yararlanır. Bunlar arızî olarak belirtilince bana yakı­şan şey belirtildiği ölçüde özetlemek ve şunu söylemektir: Belli olmuştur ki, “Âlem zaman itibarıyla kadîmdir.” diyen kimsenin sözü sırf kafa karışık­lığı olup, sözün böyle tertip edilmesi de son derece bozuktur.</p>
<p>Bunu duyan birisi şöyle itiraz edecektir: “Diyelim ki, ben, yer ve gökler hakkında bunu doğru kabul ettim. Bu takdirde senin yaratılan ilk mevcut hakkındaki gö­rüşün ne olacaktır? O Yüce Yaratıcı’nın varlığına varlıkça eşzamanlı mıdır? Şâyet “Evet” dersen, onunla birlikte kadîm bir varlık tespit etmiş olursun. “Hayır” dersen bu takdirde şu ihtimalleri varsayarız: şâyet o yokken var olmuşsa kemâl sebebi mevcut iken bundan önce niçin var olmamıştır? Var olduğu sırada bir sebep mi zuhur etti yoksa sebepsiz mi oldu? Eğer “Se­bepsiz oldu.” dersen bu muhâldir. Zira bu cevap, hâdisin sebepsiz ortaya çıkışını gerektirir.</p>
<p>Şâyet “evet” diyecek olursan bu takdirde sebebi zuhur etmiş demektir. Yoklukta aynı hâl üzere devam eden ma‘dûm bir sebebin açığa çıkması ve sonra ilk mevcudun var olması muhâldir. Zira onun va­cibin zâtında ortaya çıkması muhâldir. Şöyle ki, vâcibden başkası yoktur ki, bu sebep ilk varlığın şartı olsun. Nitekim yokken var olan bir mevcut hakkında söylediklerin de böyleydi.</p>
<p>Bil ki, once ve sonra zaman var olduktan sonra mevcut olmuştur. O vakit sadece zât ve şeref önceliği vardır. “O vakit” ifademiz de mü- teşâbihdir. Çünkü o da zamanın varlığını hissettirir. Zâtıyla vâcib olan varlık ile ondan hâdis olan varlıklar arasındaki zât ve şeref önceliğinin bir sonu ve sınırı yoktur. Bu durumda şu sözümüzden daha doğru bir söz olamaz: “Allah sonsuz bir öncelikle ilk mevcuttan önce idi.” Muhte­melen şimdi Hz. Peygamberin şu sözünün anlamı sana âgâh olacaktır:</p>
<p>“Allah, ruhları cesetlerden iki bin yıl önce yarattı.” O niçin bu önceliğe sonlu bir zaman takdir etti; bu büyük bir sırdır. Her mümkünden her mümküne giden yol sonlu; her mümkünden vâcibe giden yol ise sonsuz­dur. Bu böyle olmasaydı sonlu olanın sonsuzdan daha çok olması gerekir­dir ki, bu da muhildir. Bu hükümler, mârifet gözünün idrak ettiği evve­liyattandır. Onları idrak etmenin yolu akıl gözüne kapalıdır. Onları idrak etmede aklına ve küçük vasıflarına tamah etme!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aynulkudat el-Hemedani Zübdetü’l-Hakaik(Hakikatlerin Özü)-Şekva’l Garib(Garibin Şikayeti),syf:176-178</p>
<p>Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başk</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-ilk-varlik-karsisindaki-onceligi-zat-ve-seref-itibariyladir/">Allah’ın İlk Varlık Karşısındaki önceliği Zât ve Şeref İtibarıyladır</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allahin-ilk-varlik-karsisindaki-onceligi-zat-ve-seref-itibariyladir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ezeliyyetin Mânâsı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ezeliyyetin-manasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ezeliyyetin-manasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jul 2017 11:18:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akaid/Kelami Bahisler]]></category>
		<category><![CDATA[Aynulkudat el-Hemedani]]></category>
		<category><![CDATA[Ezeliyyetin MânâsI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16062</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elli Dördüncü Fasıl  İç dünyandan melekût âlemine küçük bir pencere açılırsa bu sırada karşılaştığın her şeyi apaçık hâliyle görür ve hikâyesini dinlemeye ihtiyaç duymazsın. Belki de şimdi ezeliyyetin mânâsını ve melekûta yolculuğun nasıl olduğunu bilmek isteyeceksin. Zâhirde bu, imkânsız gibidir. Bilmen gerekir ki, ezeliyyetin mânâsını geçmiş bir şey olarak zanneden kimse Fahiş bir hata işlemiş [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ezeliyyetin-manasi/">Ezeliyyetin Mânâsı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/ezeliyyetin-manasi/images-6-11/" rel="attachment wp-att-16063"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16063" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-6.jpg" alt="" width="240" height="325" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-6.jpg 329w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-6-221x300.jpg 221w" sizes="(max-width: 240px) 100vw, 240px" /></a></strong></p>
<p><strong>Elli Dördüncü Fasıl </strong></p>
<p>İç dünyandan melekût âlemine küçük bir pencere açılırsa bu sırada karşılaştığın her şeyi apaçık hâliyle görür ve hikâyesini dinlemeye ihtiyaç duymazsın. Belki de şimdi ezeliyyetin mânâsını ve melekûta yolculuğun nasıl olduğunu bilmek isteyeceksin. Zâhirde bu, imkânsız gibidir.</p>
<p>Bilmen gerekir ki, ezeliyyetin mânâsını geçmiş bir şey olarak zanneden kimse Fahiş bir hata işlemiş olur. Pek çok kimse de böyle zanneder. Ezeliyyet itibarıyla geçmiş ve gelecek yoktur. O geçmiş zamanı kuşattığı gibi bir fark olmak­sızın gelecek zamanı da kuşatır.</p>
<p>İç dünyasında bu ikisi arasında bir fark gözeten kimsenin aklı, vehminin elinde esir olmuş demektir. Dolayısıyla Âdem’in zamanı, ezeliyyete bizim zamanımızdan daha yakın değildir. Ak­sine zamanların tümünün ezeliyyete olan nispeti bir ve aynıdır. Belki de ezeliyyetin zamanlara olan nispeti söz gelişi ilimlerin mekânlara olan nispe­ti gibidir. Çünkü ilimler bir mekâna yakın veya uzak olmakla nitelenmez, aksine onların her mekâna olan nispeti bir ve aynıdır.</p>
<p>Onlar her mekânla birlikte bulunmakla birlikte her mekân onlardan uzaktır. Aklî ilimlere az çok vakıf olan birinin bunu idrak etmesi kolaydır. Bu sadece kusurların mülk âlemine hapsettiği kişiler ile melekût âleminde iş görecek gözü açıl­mayan kimseler için zordur.</p>
<p>Aynı şekilde, ezeliyyetin her zamana nispeti olduğuna inanmak gerekir Çünkü ezeliyyet zamanın tümüyle beraber ve tümünün içindedir. Bununla birlikte o tüm zamanı kuşatır ve onun varlığı tüm zamandan öncedir.</p>
<p>Hiç­bir mekânın ilmi kuşatamaması gibi, hiçbir zaman da ezeliyyeti kuşatamaz. Bu mânâları anladıysan ezeliyyet ile ebediyyet arasında mânâ itibarıyla hiç­bir fark olmadığını bilmen gerekir. Hatta bu mânânın varlığı geçmiş zama­na nispetle düşünülürse bu takdirde ezeliyyet sözcüğü kullanılır.</p>
<p>Şayet bu mânânın varlığı gelecek zamana nispetle düşünülürse onun için ebediyet sözcüğü kullanılır. İki farklı nispet için farklı iki sözcüğün kullanılması gerekir. Aksi hâlde insanlar onu idrakte doğru yoldan saparlar.</p>
<p>“Cenâb-ı Hak diledi-diliyor, bildi-biliyor, yaptı-yapıyor” dediğimizde bunun zaruretten kaynaklandığını şimdi bilmen gerekir. Aksi hâlde onun için geçmiş ve gelecek olmazsa, fiilinin geçmişle mi, gelecekle mi ilgili ol­duğuna dair farkın bir mânâsı kalmaz. İrade geçmiş zamana nispet edil­diğinde “diledi” denir, gelecek zamana nispet edildiğinde de “dileyecek” denir. Bu, birçok sırrın ve büyük sorunların anahtarıdır. Bu böyleyse, ilim yoluyla sâlikin ezeliyyete ulaşması açıkça imkânsızdır.</p>
<p>Evet, ilim yoluyla onun mânâsına ulaşabilir. Fakat bir şeyi idrak etmek başkadır, o şeyin ken­disine ulaşmak bambaşkadır. “İlim yoluyla ezeliyyete ulaşmak imkânsız­dır.” denilmesi şundan ileri gelir: Bilgisi talep edilen konu, zamanın esare­tinde bulunur. Ezeliyyete ancak bu esaret kırıldıktan sonra ulaşılır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aynulkudat el-Hemedani Zübdetü’l-Hakaik(Hakikatlerin Özü)-Şekva’l Garib(Garibin Şikayeti),syf:146-148</p>
<p>Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başk.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ezeliyyetin-manasi/">Ezeliyyetin Mânâsı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ezeliyyetin-manasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Âlem Zaman İtibarıyla Kadîmdir.” Sözü Ne Söyler?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/alem-zaman-itibariyla-kadimdir-sozu-ne-soyler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/alem-zaman-itibariyla-kadimdir-sozu-ne-soyler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jul 2017 11:09:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akaid/Kelami Bahisler]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem Zaman İtibarıyla Kadîmdir.” Sözü Ne Söyler?]]></category>
		<category><![CDATA[Aynulkudat el-Hemedani]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16058</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elli Birinci Fasıl  “Âlem, zaman itibarıyla kadîmdir” diyenin sözü altı boş bir hevestir. Çünkü o kimseye “Âlemle neyi kastediyorsun?” diye sorulsa “Gökler ve temel unsurlar gibi cisimlerin tamamını kastediyorum.” diyecek veya “Al­lahtan başka her şeyi kastediyorum.” diyecektir. Bu son cevaba göre akıl­ların, nefislerin ve cisimlerin hepsi âleme dâhil olacaktır. Şâyet “Âlem söz­cüğü ile cisim olan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/alem-zaman-itibariyla-kadimdir-sozu-ne-soyler/">Âlem Zaman İtibarıyla Kadîmdir.” Sözü Ne Söyler?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/alem-zaman-itibariyla-kadimdir-sozu-ne-soyler/images-5-11/" rel="attachment wp-att-16059"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16059" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-5.jpg" alt="" width="338" height="227" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-5.jpg 468w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-5-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-5-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-5-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-5-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-5-300x201.jpg 300w" sizes="(max-width: 338px) 100vw, 338px" /></a></strong></p>
<p><strong>Elli Birinci Fasıl </strong></p>
<p>“Âlem, zaman itibarıyla kadîmdir” diyenin sözü altı boş bir hevestir. Çünkü o kimseye “Âlemle neyi kastediyorsun?” diye sorulsa “Gökler ve temel unsurlar gibi cisimlerin tamamını kastediyorum.” diyecek veya “Al­lahtan başka her şeyi kastediyorum.” diyecektir. Bu son cevaba göre akıl­ların, nefislerin ve cisimlerin hepsi âleme dâhil olacaktır. Şâyet “Âlem söz­cüğü ile cisim olan ve olmayan her mümkün varlığı kastediyorum” derse bu durumda âlem sözcüğünün kapsamına giren varlıkların çoğu, varlıkça zamanın varlığına dayanmayan şeyler olur; hatta zaruri bir şekilde varlık itibarıyla zamandan önce olurlar.</p>
<p>Bu durumda âlemdeki varlıkların çoğu varlıkça zamandan önceyken âlemin zaman itibarıyla kadîm olması nasıl iddia edilebilir?</p>
<p>Şâyet o kimse “Âlemle cisimlerin hepsini kastediyorum.” derse bu du­rumda da cisimler zaman itibarıyla kadîmdir demek de doğru olmaz. Zira bu takdirde onun mânâsı şu olur: Zaman var olduğundan beri cisimler vardır. Bu da zamanın varlık bakımından cisimlerden önce olduğunu ifade eder. Oysa durum böyle değildir. Çünkü cisimler varlıkça zamandan ön­cedir. Zaman da varlık itibarıyla onlardan sonradır. Zât ve derece itibarıyla bu, böyledir.</p>
<p>Şâyet o kimse “Âlem zaman itibarıyla kadîmdir, sözümüzden maksat sizin belirttikleriniz değildir.” derse biz onun bu sözünden başka bir şey anlamayız. Anladığımız şeyden de bahsettik. Maksatlarını anlama­dığımız şeyden bahsetmek ise karanlığa taş atmaya benzer. Anladıkları şe­yin mânâsını beyan etmek onlara düşer; şâyet o doğru ve hakikat ise ona uyarız, değilse gücümüz ve vüs’atımız ölçüşünce konuşuruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aynulkudat el-Hemedani Zübdetü’l-Hakaik(Hakikatlerin Özü)-Şekva’l Garib(Garibin Şikayeti),syf:140</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/alem-zaman-itibariyla-kadimdir-sozu-ne-soyler/">Âlem Zaman İtibarıyla Kadîmdir.” Sözü Ne Söyler?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/alem-zaman-itibariyla-kadimdir-sozu-ne-soyler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varlıkta Olan Her Şey, Hakikatte Fânidir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/varlikta-olan-her-sey-hakikatte-fanidir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/varlikta-olan-her-sey-hakikatte-fanidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jul 2017 11:06:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akaid/Kelami Bahisler]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl Sınırlı Şeyleri İdrak Eder]]></category>
		<category><![CDATA[Alemin Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Aynadaki Sûretin Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Aynulkudat el-Hemedani]]></category>
		<category><![CDATA[Varlıkta Olan Her Şey Hakikatte Fânidir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16054</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kırk İkinci Fasıl  Varlıkta olan her şey hakikatte fânidir; bakilik hay ve kayyumun varlığı­na aittir. Nitekim aynadaki suret hakikat itibarıyla fâni olup, bakilik, hârici sûrete aittir. Bu, halk nazarında kanaat oluşturmak üzere hissi misallerle verilen bir örnektir. Yoksa ârif nazarında aynadaki suret fâni olduğu kadar aynayla birlikte hârici sûret de fânidir. Kırk Üçüncü Fasıl [Aynayı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/varlikta-olan-her-sey-hakikatte-fanidir/">Varlıkta Olan Her Şey, Hakikatte Fânidir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/varlikta-olan-her-sey-hakikatte-fanidir/images-4-17/" rel="attachment wp-att-16055"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16055" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-4.jpg" alt="" width="396" height="223" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-4.jpg 512w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-4-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 396px) 100vw, 396px" /></a></p>
<p><strong>Kırk İkinci Fasıl </strong></p>
<p>Varlıkta olan her şey hakikatte fânidir; bakilik hay ve kayyumun varlığı­na aittir. Nitekim aynadaki suret hakikat itibarıyla fâni olup, bakilik, hârici sûrete aittir. Bu, halk nazarında kanaat oluşturmak üzere hissi misallerle verilen bir örnektir. Yoksa ârif nazarında aynadaki suret fâni olduğu kadar aynayla birlikte hârici sûret de fânidir.</p>
<p><strong>Kırk Üçüncü Fasıl [Aynayı Düşünmenin Faydaları]</strong></p>
<p>Lüb sahipleri için aynadan alınacak büyük bir ibret vardır. Her kim ayna örneğini tam olarak düşünüp, sorunları hâlâ çözülmemişse o kimse akıllılar zümresinden sayılmayı hak etmez. Yemin olsun ki, akıllı bir kimse aynaya baktığında aklına birçok sorunlar üşüşür ve apaçık hususlarda bile tereddüde düşer.</p>
<p>Fakat buna rağmen birçok sorun da o kimse için çözülmüş olur. De­mirin, aynadan başka hiç bir faydası olmasaydı bu bile Allah’ın şu sözü­nün doğruluğuna şâhid olarak yeterdi. “Bir de demiri indirdik ki onda büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır.” (Hadid, 57/25) Demir­deki faydalara bakarak ayna hor görülebilir. Bununla birlikte aynada çok eşsiz ve güzel faydalar vardır ki, akıl onları sayamaz.</p>
<p>Gerçek ayna, akıl ay­nasıdır. Çünkü onda birçok hakikati idrak etmekte âciz kalan aklın sûreti görülür. Aklın, gizli mâkulleri idrak etmemesi bir tarafa, zâhir duyulur şeyleri bile idrak etmekten uzak olması sana şâhid olarak yeter. Kim aklı­nın âciz olduğunu görmek isterse ayna misalini çok düşünsün de aklının, ilâhı varlıkların hakikatini idrak etmeye dair büyük ve derin iddiasındaki yanlışlığını ve âcizliğini görerek yaşasın! Aklın derin ve büyük konuların idraki için yaratıldığını inkâr etmiyorum. Fakat iddiasında haddini aş­masından da hoşlanmam.</p>
<p><strong>Kırk Dördüncü Fasıl [Aynadaki Sûretin Varlığı]</strong></p>
<p>Aynada intiba yoluyla haricî surete uygun bir suret ortaya çıkar. İlk bakışta ve görüşte akıl, hâricî suret ile aynadaki suretin arasını ayırt eder. Biri tâbi olan, diğeri de tabi olunandır. Bu hususta hiç bir kimsenin şüphe edeceği düşünülmez. Aynadaki sûretin varlığı, ayna ile hârici suret arasındaki özel yöne göre gerçekleşen nispete bağlıdır. Göz ikisi arasında­ki bu nispeti mütâlaa ettiğinde zahir itibarıyla var fakat hakikat itibarıyla yok olan aynadaki sureti idrak eder. Akıl, aynadaki sûretin varlığının zâti olmadığından şüphe etmez. Yani onun varlıkça bağımsız bir mevcut ol­madığını bilir. Yine akıl, dört şeye nispetle bu sûretin mevcut olduğunu bilir:</p>
<p>1. Ayna,</p>
<p>2. Hârici sûret,</p>
<p>3. Meydana gelen nispet,</p>
<p>4. Gören kim­senin mütâlâası.</p>
<p>Bu nedenledir ki, aralarındaki nispet ortadan kalkınca aynadaki sûretin varlığı da ortadan kalkar. Akıllı kimse bu sûretin varlıkça bağımsız olmadığını bilir. Kendilerinde değişim düşünülmeksizin sûreden yansıtması itibarıyla aynanın, suyun veya buna benzer bir şeyin varlığı tasavvur edilse, hiç kimse yansıyan sûretin hârici sûretin varlığına bağlı olduğunu idrak edemez.</p>
<p>Bu yansıtma özelliği, ayna ve suya has bir özelliktir ki, çamur ve kireç taşı gibi hiçbir cisim bu konuda onlara ben­zemez. Fakat hârici sûretler değiştiği, nispetler de değiştiği ve bu değişim sırasında değişiklik oranında aynadaki sûretler de değiştiği için akıllı kim­seler aynadaki sûretin hârici sûretin varlığına tabi olduğundan ve hârici sû­retin varlıkta zamanca değil de mertebece dâhili sûretten önce geldiğinden kuşku duymaz.</p>
<p><strong>Kırk Beşinci Fasıl [Akıl Sınırlı Şeyleri İdrak Eder]</strong></p>
<p>Akıllı kimse dürüstçe düşünsün: Ayna mevcut olmasaydı ve ayna­da yansıyan sûretler ona anlatılsaydı o bu sûretlerin varlığını tasdik eder miydi, etmez miydi? Bana göre, basiretle bakan insaf ehli birisi,onların varlığını tekzip etmede şüpheye düşer ve imkânsızlığına dair burhan getirir ve burhanındaki bozukluk yönünün açığa çıkması im­kânsız olurdu. O hâlde şimdi bir düşün ve zayıf aklınla idrak edeme­diğin bir şeyi inkâra yeltenme! Tıpkı gözün bazı varlıkları idrak için yaratılmış olması gibi akıl da bazı varlıkları idrak için yaratılmıştır. Gö­zün işitilen, koklanan ve tadılan şeyleri idrakten âciz oluşu gibi akıl da varlıkların çoğunu idrakten âcizdir.</p>
<p>Akıl, idrakinden âciz kaldığı birçok varlığa izafetle sınırlı sayıdaki özel şeyleri idrak eder. Dahası, ezelî ilme izafetle varlıkların bütünü, arşa izafetle zerre gibidir. Aslında arşa iza­fetle zerre herhangi bir şey olmakla birlikte varlıkların bütünü Allah’ın ilmine nispetle asla şey bile değildir.</p>
<p>Zayıf aklınla aşağıdaki sözleri söyle yebileceğinden korkarak bunları belirttim. “Mâkuller sonsuzdur. Onları nasıl sınırlar ve sonlu kılarsın?</p>
<p>Varlıkların bütününü, nazarında sınırlı gören hatta onları nazarında bir şey gibi görmeyen kimsenin onlar vb. hakkında verdiği hüküm çok tehlikelidir. Sınırlamaktan uzak durmak, sadece kudret, irade, ilim ve varlıklara sûretleri veren kerem gibi ezelî sıfatlarda söz konusu olur.</p>
<p>Bu kerem vâcib zâtın bir gereğidir. Vâcib zât, tam ve tamlığın üstünde olduğu için hiç kuşkusuz, onun keremi, zâtının gereği olarak madumlara varlık vermeyi iktizâ eder. Tıpkı vâcib oluşun o zât için gerekli olması gibi. Şâyet zât, böyle keremden uzak olsaydı eksik olurdu.Bu durum, ufkun güneşle aydınlanmasının, güneşin aydınlatmasının kemâli olmasına benzer.</p>
<p>Bu sıfat güneşte mevcut olmasaydı güneş eksik olur ve ışıklığının kemâlindeki bir şeyden yoksun olurdu. “Göklerde ve yerde en yüce sıfat O’nundur. O mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” (Rûm, 30/27)</p>
<p><strong>Kırk Altıncı Fasıl [Alemin Varlığı Aynadaki Sûret Gibidir)</strong></p>
<p>Lüb sahipleri birçok bakımdan aynadan ibret alınışlardır. Bu ibretleri sınırlamak neredeyse imkânsızdır, ibret aldıkları şeylerden biri de şudur: Onlar aynaya baktıklarında Allah’ın “O’ııun kendinden başka her şey yok olacaktır.” (Kasas, 28/88) sözüyle Hz. Peygamber in (s.a.) “İnsan­lar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar.” sözünün hakikatini görürler ve anlarlar ki, varlıkta mülk ve melekûtun Allah’ın zâtına nispeti, aynadaki sûretin hariçteki sûrete nispeti gibidir. Zira mülk ve melekûtun hakiki bir varlığı yoktur. Onların varlığı ancak hakiki varlık olan Cenâb-ı Hak­kın zâtının varlığına bağlıdır. İnsanların bir kısmı hatta çoğu, dünyada gördükleri varlıkların hakiki bir varlığa sahip olduklarını zannederler. Onların gözleri ile hissi varlıklar arasında meydana gelen nispet ortadan kalkarsa gözlerindeki perde kalkar ve karışıklık gider.</p>
<p>Buna bağlı olarak uykularından uyanır ve kesin olarak bilirler ki, “O’nun kendinden baş­ka her şey yok olacaktır.” (Kasas, 28/88). Şu da var ki bir mevcut, bâkî olan zâtının kayyumiyeti ile ezelî ve ebedi olarak varlığını sürdürüyor ise ebedi olarak varlığını sürdüren (şey) kayyumun varlığı ve sermediyeti olur. Bu takdirde Arşın içinden “Bugün hükümranlık kimindir? Elbette tek ve mutlak hükümran olan Allah’ındır.” (Mümin, 40/16) diye Al­lah Teâlâ’nın sözü mahlûkata nida olunur.</p>
<p>Onlar, ötesinde bir şüphenin kalmayacağı bir müşâhede ile bunu müşâhede ederler. Bu mânâların ha­kikatini anlamadan bu sözleri mütâlaa eden, inkârında tereddüt içinde kalsın! Bunun ötesinde öyle eşsiz sırlar vardır ki, açıklamaya ne dil yeter ne de hakikati açıkça söylenir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aynulkudat el-Hemedani Zübdetü’l-Hakaik(Hakikatlerin Özü)-Şekva’l Garib(Garibin Şikayeti),syf:126-134</p>
<p>Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başk</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/varlikta-olan-her-sey-hakikatte-fanidir/">Varlıkta Olan Her Şey, Hakikatte Fânidir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/varlikta-olan-her-sey-hakikatte-fanidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’ın Bilmesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allahin-bilmesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allahin-bilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jul 2017 10:58:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Allah/Ruyetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Ezeli Ilminin TasdikI]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Sıfatlarının Tecellisi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Sıfatlarının Varlıkla Ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Bilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Cüz’iyyâtı Bilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Aynulkudat el-Hemedani]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=16046</guid>

					<description><![CDATA[<p>On İkinci Fasıl Kur’ân’daki eşsiz âyetlerden biri de Allah Teâlâ’nın “Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz (olup bitenlerden) uzakta değiliz.” (Arâf, 7/7) mealindeki sözüdür. Bu âyet göstermektedir ki, her şey onun için hâzır olduğu gibi o da her şeyle birlikte hâzırdır. Bu nedenledir ki, hiçbir şey onun ilminden uzak değildir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-bilmesi/">Allah’ın Bilmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/allahin-bilmesi/images-3-29/" rel="attachment wp-att-16051"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16051" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-3.jpg" alt="" width="327" height="245" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-3.jpg 443w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-3-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/07/images-3-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 327px) 100vw, 327px" /></a></strong></p>
<p><strong>On İkinci Fasıl</strong></p>
<p>Kur’ân’daki eşsiz âyetlerden biri de Allah Teâlâ’nın “Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz (olup bitenlerden) uzakta değiliz.” (Arâf, 7/7) mealindeki sözüdür. Bu âyet göstermektedir ki, her şey onun için hâzır olduğu gibi o da her şeyle birlikte hâzırdır. Bu nedenledir ki, hiçbir şey onun ilminden uzak değildir. “O ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.” (Tâhâ, 20/98) âyetine gelince, bu âyette ilimle birlikte kuşatma (si’a) sözcüğünün kullanılması çok ilginçtir. Şöyle ki, varlık­lar onun ilminden olmuştur. Onun ilmi de her şeyi kuşatır: Nitekim bir âyette şöyle denmiştir: “Allah’ın ilminin her şeyi kuşattığını bilesiniz!” (Talak, 65/12) Hakikat şu ki, aziz ve celil olan “Allah çok ve bütündür.</p>
<p>Onun dışındaki her şey de bir ve parçadır.” Hatta onun dışındaki her şey onun külliyetini ve kesretini izleyen yönü itibarıyla bir ve parçadır. Ken­dinde kapalı olan bu söze körlüğün ölçüşünce bir misal verelim. Bilesin ki, güneş her ne kadar bir de olsa, ondan çıkan ışıklar çoktur. Bu takdirde güneşin çok, ışıkların da bir olduğunu söylemek doğru olur. Bilinen nes­nenin varlığından alınan ilim ki, bu mahlûkun ilmidir, ilim diye isimlendiriliyorsa bütün mevcudatın kaynağı olan ilâhı sıfat, nasıl olur da ilim diye isimlendirilmez?</p>
<p>Bilakis hakikat şu ki, ilim ancak İlâhî sıfat için kullanılır. Şayet başkası için kullanılmışsa bu, ârifler nezdinde, mahza mecaz, mânâyı genişletme ve sırf ortaklık yoluyladır; her ne kadar âlimler, ilim terimini Allah’ın ilmi ve mahlûkatın ilmi için benzerlik (teşâbüh) yoluyla kullanıla­cağına hükmetmiş olsalar da.</p>
<p>“Allah cüz’iyyâtı bilmez.” diyenlerin görüşü -ki Allah onların bu görü­şünden münezzehtir- sanki “Bu cüz’iyyât geçmiş ve geleceğin kapsamın­da yer alır.” diye düşünmeleri itibarıyla varılmış bir kanaattir. Dolayısıyla onlar cüz’iyyâtın değişmesinden onlara ilişkin ilmin de değişmesinin ge­rekli olduğunu zannetmişlerdir. Tahkik ehline göre bu, kafa karışıklığıdır. Zira zaman var olanların bir parçasıdır ve hareketin ölçüsüdür. Hareket, özel olarak, cisimlerin niteliklerinden biridir.</p>
<p>Bilindiği üzere, cisimler ezelî ilmin mevcut kısımları içinde en aşağısıdır. Değerlisi olsun aşağısı olsun var olanların bütünü ondan kaynaklanır ve ezelî ilmin varlığı hiç bir şeyin varlığına bağlı değildir. Aksine her şeyin varlığı onun varlığına dayanır. Zaman, açıklandığı şekliyle, var olanların bir parçası ise “Mev­cudattan birinin değişmesi, onun ilminin değişmesini gerektirir.” demek nasıl mümkün olur?</p>
<p>Bunu söylemek, “Onun ilmi mevcudatın varlığına dayanıyor.” olsaydı ancak o zaman doğru olurdu. Nitekim bu mahlûkatın ilmi için geçerlidir. Onun ilmi böyle olmayınca mevcudatın değişmesinden onu ihata eden ilmin değişmesi gerekmez.</p>
<p><strong>OnÜçüncü Fasıl [Allah’ın Sıfatlarının Varlıkla İlişkisine Dair Bir Misâl]</strong></p>
<p>Bir engelin -meselâ bulutun- dünyanın ışıkları alma istidadına mani ol­ması gibi bir sebepten hareketle, ışıkların değişmesinden, onların kaynağı olan sıfatın da değişmesi gerektiğini zanneden kimse açıkça yoldan çıkmıştır. Elbette, güneşin değişmesi mümkündür ve onun değişmesinden ışıkların da değişmesi gerekir. Fakat bizim varsayımımız ışıkların değişmesinin, yeryüzü­nün güneşin ışığını almasına mani olan bir sebepten kaynaklandığı şeklinde idi. Yoksa “Bulut güneşin feyzine mani oluyor.” dememiştim. Çünkü güneş sıfatlarıyla birlikte olduğu gibidir. Bu engel sebebiyle onda hiçbir değişme olmaz. Engel sadece yeryüzünün güneş ışığını almasına mani olur.</p>
<p><strong>On Dördüncü Fasıl [Sıfatların Tecellîsi Alan İçin Kemâldir]</strong></p>
<p>Malûm olsun ki, güneş aydınlatma sultasında bizzât yetkin olup, herhangi bir kemâli elde etmede hiç bir şeye muhtaç değildir. Her kim ki, onun bir cisimle karşı karşıya gelip, ışığı onda açığa çıktığı ve etkisini onda gösterdiğinde bunu onun hakkında bir kemâl zannederse fahiş bir hata işlemiş olur. Çünkü her bir şeyin kemâli güneşle karşılaşıp onun aydınlat­masından belli bir pay almasıyla olur. Fakat güneşin bir şeyin karşısında o bulunarak kemâl elde etmesi mümkün değildir. Umumi bakış itibarıyla bu, maksadın anlaşılmasında açık bir misaldir, lüb(1) sahipleri için ise kemâ­lin kemâli, özün özüdür.</p>
<p>Bu sözlerin gerçek anlamlarının akıl basiretine açılması oldukça uzaktır. Bunların kavranması aklın dışındaki bir tavra dayanır. Aklî tavrın ötesin­den bir şey senin batınında bulunduğunda, bütün makulat bir defada sana verilse bile, bu senin derdine derman olmaz. Nitekim açlık talebi suyla, susuzluk talebi de ekmekle dindirilemez. Akıl ötesi tavırla özelleşen ârifın talebinin, ma‘kûlâtla teskin edilmemesi de böyledir.</p>
<p>1- Lüb, vehmin ve tahayyülün telkinlerinden uzak olan ve mukaddes nurla nurlanmış akıldır. Cürcânî, Tâ‘rîfât&gt; Dersaadet 1318, 128.</p>
<p><strong>On Beşinci Fasıl [Allah’ın Cüz’iyyâtı Bilmesi]</strong></p>
<p>Varlıkların tamamının Allah’a nispeti birdir. Şimdiki zamanın, geçmiş ve gelecek zamanın ona nispeti eşittir. Akıl gözüyle varlıklara bakıldığın­da bir sıra düzeni vardır. Tek olanın bileşik olandan önce olması gibi, birinin diğerine önceliği vardır. Fakat varlıklar ona izafe edilip hakikat yoluyla ona nispet edildiğinde bu, eşit bir nispet olur. Şöyle ki o her şeyi içine alır. “O ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.” (Tâhâ, 20/98). Yani o, bir şeyin varlığını bilmemiş olsaydı o şey var olmazdı. Var olan ve olmayan, onun kuşatıcı ilminin altında eşit bir şekilde yer alır ki, onun kuşatıcı il­mini anlamaktan halkın idraki âciz; hakikatini anlamada akılları yetersiz; herhangi bir eserine ulaşmada kuvveleri zayıftır. Avamın yetindiği hissi bir örnekle, güneşin özünün herhangi bir ışığa benzemeyişi gibi, onun ilmi de halkın ilmine asla benzemez. Nasıl benzesin ki? Onun ezelî ilmi, zamandan önce mevcut olduğu gibi, tüm varlıklardan da önce mevcut­tur. Nitekim o şimdi de böyledir.</p>
<p>Onun cüz’iyyâtı bilmesini zayıf akılla­rımız gerektiği şekilde idrak edemez. Ancak akıl bunu idrak etmekte âciz olduğunu idrak eder. Tıpkı, vehmin, âlemin ne içinde ne dışında, ne ona bitişik ne de ondan ayrı olan bir mevcudun hakikatini idrak etmekte âciz olduğunu idrak etmesi gibi.</p>
<p>Ezelî ilmin hakikati ilim yoluyla ifade edilemez. Bu ancak burada kaste­dilen mânâ dışında bir mânâ için vazedilmiş bir ifadeyle mümkün olabilir. Akılların ve anlayışların onu idrak etmede yaşadığı karışıklık bundan ileri gelir. Onu idrak etmede aklı, anlayışı ve ilmi yetersiz olan kişi onun gücü ve kudreti karşısında âcİzliğini bilsin; sürekli onu anlamaya çalışsın. Belki o zaman ondan ona bir kapı açılır. Onu hakiki bir şekilde idrak etmeye mani olan örtüleri kalbinden temizlemesinde muvaffak olması için ondan yar­dım dilesin. Üzerinde durmadan hemence onları yalanlamaya kalkışmasın!</p>
<p>Zira bu, bir kavmin/ekolün, ezelî ilim konusunda diğer sapkınların inancı gibi inandıkları bir itikattır. Nihayet Allah bu ekole, hak ettikleri ya da gerektirdikleri için değil, kendisinden bir lütuf ve iyilik olarak nuruyla hidayet etmiş ve ilâhı konuları idrak etmede akıllarının acizliğine dair mârifetlerini artırmıştır. Oluştan önce ve “önce”den Önce mevcut olan “(Allah’ın) ilminin Hakikatini” -ki bu ilim varlıkların sebebi ve daha öte­si tasavvur edilemeyen bir ihata ile her şeyi kuşatır- aklı ve ilmi ile ihata etmeye tamah eden kimse olmayacak duaya âmin diyen kimse gibidir. Hakikat itibarıyla o, akıl garîzasından çıkmış demektir. Fazilet erbabı na­zarında onlar mecnun sayılmaya daha layıktır. Dolayısıyla aklımız ezelî ilmi idrak etmekte karıncanın hatta cansızların bizim ilmimizi idrak et­melerinden bile daha âcizdir.</p>
<p>O’nun ilminin bizim ilmimize nispeti, kudretinin kudretimize olan nispeti gibidir. Nitekim bizim kudretimizde bir şeyi “ihtira etmek”, yani herhangi bir şeyi, yokken var etmek muhâldir. Fakat bu, O’nun ezelî kud­reti için muhâl değildir. Çünkü O yerin ve göklerin “ibda&#8221; edicisidir”, yani O, bir şeyi yokken yaratan ve var edendir. Yine, bilinenin değişip de bunun bilgimizde değişikliği gerektirmeyişi imkânsızdır. Çünkü bizim bilgimiz bilinenden kaynaklanmıştır. Fakat bilinenin değişmesiyle, bütün varlıkların kendisine isnat edildiği Allah’ın ilminin değişmesi muhâldir.</p>
<p>Evet, akıl ilk bakışta iki kudret arasındaki farkı kavrıyor fakat iki ilim ara­sındaki farkı kavramıyor olunca hüküm verirken hataya düşüyor. Dolayısıyla bu karışıklık ortaya çıkıyor ve bu tuzağa düşüyor. Allah Teâlâ aklın ötesinde ve onu ihata edendir. Hâl böyleyken aklın, Allah’ı ve sıfatlarını ihata etmesi nasıl tasavvur edilebilir? Akıl ondan meydana gelen zerreler­den bir parça iken parçanın bütünü ihata etmesi nasıl tasavvur edilebilir?</p>
<p>Esasen biz, tümüyle varlıkların ezelî ilmi kuşatamayacağını belirtmiştik. Dolayısıyla aldın onu idrak etmeye tamah etmesi doğru değildir. Bu aciz­liği anlamada yetersiz kalan kişi sadece cehaleti ve âcizliğini kavramadaki yeteneğinin azlığı dolayısıyla yetersiz kalmıştır. Onun yetersizliği aklın havsalasının darlığına dayanır.</p>
<p>Madenlerinden kafiyeler dizmektir işim.</p>
<p>Sığırlar anlamazsa ben neyleyim?</p>
<p>Hz. Muhammed’i bütün halka elçi olarak gönderen ve onların dili üzere hakkı konuşan Allah her şeyden münezzehtir. Allah şöyle buyur­muştur: “Nereye dönerseniz Allah’ın zâtı oradadır. Şüphesiz Allah (zât ve sıfatlarında) sınırsızdır, her şeyi bilmektedir.” (Bakara, 2/115). Kur anda bu âyet dışında başka bir âyet olmasa bile ezelî ilmin cüz’iyyâtı ihata et­mesini inkâr edenlerin cehâletini göstermeye bu âyet yeterdi. Hem nasıl olmasın ki? Her bir harfi bile onların körlüğüne şâhid olmaktadır. Şöyle ki, bu âyette Allah alîm sıfatıyla birlikte vâsi‘ sıfatını da zikretmiş ve “Nereye dönerseniz işte Allah’ın yüzü oradadır.” diyerek birbirine bağla­mıştır. Bu âyet her bir varlığın Allah’ın vechine bir nispeti olduğuna dair açık ve latif bir işarettir.</p>
<p>Bu nispet olmasaydı o varlık mevcut olmazdı. Çünkü O, onu bilir, zira Onun vechi ona dönüktür. Allah’ın cüz’iyyâtı bilmesinin mânâsı işte budur.</p>
<p><strong>On Altıncı Fasıl [Ezelî ilmin Hakikatinin Tasdiki]</strong></p>
<p>Önermeler tertip ederek ezelî ilmin hakikatini tasdik etmeye dair arzun sürdüğü müddetçe soğuk demiri dövmüş olursun. Bunun hakiki tasdiki, içini ferahlatan ve havsalanı genişleten bir nurun batında ortaya çıkışına bağlıdır. Bu nur sayesinde Allah’ın ilminin insanların ilmine benzemediği idrak edilir ve ilim yoluyla kazanılan imâna olan arzun o zaman biter ve ke­sin olarak anlaşılır ki, bâtında bu nur ortaya çıkmamışsa bir kimsenin ilim sıfatına ve diğer ezelî sıfatlara gerçekten iman ettiği düşünülemez.</p>
<p>İmanın hakkı, daha başta ezeli sıfatlar konusunda konuşmayı bırakman ve tasar­rufta bulunmaya tamah etmekten vazgeçmendir. Böyle olmadığın takdirde imanın hakikatine ermeye tamah etme!</p>
<p>Aynulkudat el-Hemedani Zübdetü’l-Hakaik(Hakikatlerin Özü)-Şekva’l Garib(Garibin Şikayeti),syf:76-86</p>
<p>Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-bilmesi/">Allah’ın Bilmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allahin-bilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
