<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Arasokakların Tarihi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/arasokaklarin-tarihi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 26 Aug 2017 14:41:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Arasokakların Tarihi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Atatürk ve Oflu İmam</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ataturk-ve-oflu-imam/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ataturk-ve-oflu-imam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2014 09:18:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Arasokakların Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Oflu İmam]]></category>
		<category><![CDATA[Dücane Cündioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Oflu İmam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1139</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yakın tarih okumalarında en ziyade dikkatimi çeken husus­lardan biri de Mustafa Kemal Atatürk’ün din hocalarıyla arasında geçen diyaloglar olmuştur. Çünkü bu diyalogların en çarpıcı tarafı, beklemediği cevaplar karşısında kaldığı halde Ata­türk’ün bu hocaefendileri susturmak ya da cezalandırmak gibi bir yola başvurmayıp onları görüşlerini cesaretle açıkladıkları için takdir etmesi, hatta kendilerine mükâfatla mukabelede bulunma­sıdır. Sırf yaranmak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ataturk-ve-oflu-imam/">Atatürk ve Oflu İmam</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın tarih okumalarında en ziyade dikkatimi çeken husus­lardan biri de Mustafa Kemal Atatürk’ün din hocalarıyla arasında geçen diyaloglar olmuştur. Çünkü bu diyalogların en çarpıcı tarafı, beklemediği cevaplar karşısında kaldığı halde Ata­türk’ün bu hocaefendileri susturmak ya da cezalandırmak gibi bir yola başvurmayıp onları görüşlerini cesaretle açıkladıkları için takdir etmesi, hatta kendilerine mükâfatla mukabelede bulunma­sıdır. Sırf yaranmak için inanmadığı şeyleri söyleyen eyyamcı ta­kımını her fırsatta terslediği, huzurundan kovduğu ise erbâbının malumudur. Atatürk’ün, “Üzümün kendisi helâl de suyu niçin haram?” şeklindeki sualine, “Kişinin hanımı kendisine helâl ol­duğu halde kızı niçin haramsa işte ondan” cevabını veren Beykoz İmamı’m takdirle karşıladığını, Dolmabahçe Sarayı’na çağırıp kendisine iltifatlarda bulunduğunu daha önce aktarmış, düşünce ve inançlarını samimiyetle savunan her insanın en nihayet saygıy­la mukabele göreceğinden kuşku duyulmaması lâzım geldiğini anlatmaya çalışmıştım.</p>
<p>Bu memleketin çocukları sırf kendilerine sadakatlerini muha­faza ettikleri için haksız muamelelere maruz kalıyorlar ve ne ga­riptir ki tüm samimiyetlerine rağmen çirkin bir siyasete kurban edilmek isteniyorlar. Kendi hesabıma, bu tür çabaların er ya da geç boşa çıkacağından ve devleti yöneten siyasî aklın gün gelip bu ayıbı sona erdireceğinden kuşku duymuyorum. Bu bugüne kadar hep böyle oldu ve inançlarını samimiyetle müdafaa  eden insanlar sonunda samimiyetlerinin mükafatı olarak  saygıyla mukabele görürken, siyasî otoriteye yaranmak isteyen düşük ahlaklı kimseler belki bir süre itibar gördüler ama neticede lâyık oldukları derekeye inmekten kurtulamadılar.</p>
<p>İnanç, düşünce ve kanaatlerin doğruluğu bir bahs-i diğer. Bilakis burada esas olan bu doğruluğun müdafaasında gösterilecek samimiyet ve dürüstlük. Bu memleketin çocukları kendilerine sadakatlerini muhafaza ettikleri sürece gelecekten ümitvar olabilirler ve ancak bu takdirde saygı görmeye hak kazanabilirler. Çünkü hiçbir vicdan, samimiyet ehlinin sadakati karşısında direnemez.</p>
<p>Aşağıdaki hikâye muhtevası itibariyle değil, mantığı itibariyle yorumlanabilirse şayet, ne demek istediğimin daha iyi anlaşılacağını sanıyorum:</p>
<p><em>Yaygın bir söylentiye göre, şapka devriminden sonra Trabzon’u ziyaret eden Mustafa Kemal Atatürk’e vilayetin sorunları hakkın­da bir brifing verilmiş ve bu esnada Of kazasından Hacı Ferşat Efendi nâmında bir din hocasının şapka giymemekte direndiği kendisine arzedilmiş.</em></p>
<p><em> </em><em>Atatürk özel bir şapka hazırlatır ve hocanın huzura getirilmesini emreder. Hoca derdest huzura çıkarılır. Atatürk şapkayı getirtir, kendi eliyle hocanın başına koyar ve sorar:</em></p>
<p>&#8211;         <em>Hoca Efendi, sen şimdi gâvura mı benzedin?</em></p>
<p><em>Hoca Efendi bir yutkunur, sonra ‘hayır’ diye cevap verir. Hocanın başından aldığı şapkayı bu kez kendi başına koyan Atatürk,</em></p>
<p>&#8211;         <em>“Ya ben” der; “gâvura benzedim mi?”</em></p>
<p><em>Hoca Efendi ‘evet’ anlamında başını sallayarak mukabelede bulu­nur. Hiç beklemediği bu cevap karşısında hayrete düşen Atatürk:</em></p>
<p>&#8211;         <em>“Nasıl olur?!” der; “bir serpuşun şer’i hükmü bir baştan diğe­rine değişir mi?”</em></p>
<p><em>Hoca Efendi, durumu şöyle izah eder:</em></p>
<p>&#8211;         <em>Ben şapka giymeye zorlanıyor ve kerhen giyiyorum. Size ge­lince, devletin başısınız ve hiçbir mecburiyetiniz yokken giyiyor­sunuz. Serpuş aynı olsa da durum farklı ve dolayısıyla hüküm de farklıdır.</em></p>
<p><em> </em><em>Hocanın samimiyet ve cesaretini takdir eden Atatürk, hocaya devletten aylık maaş bağlanmasını emreder. Hocanın bizzat Ata­türk tarafından tahsisi emredilen bu maaşı hayatının sonuna ka­dar almaya devam ettiği söylenir.</em></p>
<p><em> </em><em>Merhûm Hacı Ferşat Efendi’nin Cennetlik lakabıyla anılan mah­dumunu el-Ezher deki talebeliği yıllarında tanımış ve “Bu rivaye­tin aslı var mı?” diye sormuştum. Hatırladığım kadarıyla doğru­lamıştı.*</em></p>
<p>İlahiyat hocalarının inançlarını savunmak yerine yapılanları sineye çekmekle (susmakla) haksızlığı meşrulaştırdıklarını düşü­nüyorum. Biraz medenî cesaret göstermek suretiyle inançlarını savunsalardı, belki de bu baskılar bu raddeye gelmezdi, gelemez­di diye inanıyorum. Öyle ya, niçin toplanıp Ankara’ya gitmeyi de­nemezler? Niçin bu memleket evladına reva görülen muamelenin haksızlığını yöneticilere ısrarla anlatmak yolunu bir kez bile ter­cih etmezler?</p>
<p>Samimiyetle söylenmiş sözlerden daha ikna edici hangi vasıta vardır bu dünyada?</p>
<p>Hâsılı, başka hiçbir şeyden değil, sadece ama sadece, birgün bu baskılar sona erdiğinde hocaefendilerin bu memleketin hayrı­na söyleyecek sözlerinin kalmayacağı ihtimalinden endişeleniyo­rum.</p>
<p>Unutmayalım ki korku hiçbirşey, samimiyet herşeydir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* Osman Z. Soyyiğit, Küçük Hâfız, s. 50-51, İstanbul, 1999</p>
<p>Dücane Cündioğlu – Arasokakların Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ataturk-ve-oflu-imam/">Atatürk ve Oflu İmam</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ataturk-ve-oflu-imam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet ve Muhafazakâr Türkler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-ve-muhafazakar-turkler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-ve-muhafazakar-turkler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2014 09:17:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Arasokakların Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet ve Muhafazakâr Türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Dücane Cündioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Muhafazakâr Türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Türkleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Kari Terzaghi (1883-1963), Avusturya kökenli bir Amerikalı. Harvard’da hocalık yapmış. Zemin mekaniğinin yaratıcısı olarak kabul ediliyor. 1916-1925 yıllan arasında İstan­bul’da bulunmuş ve ders vermiş. Kendisi 22 Ekim 1925’de Bos­ton’da Twentieth Century Club’da bir konferans verir ve bu kon­feransında 1916’dan itibaren Türkiye’yle ilgili gözlemlerinden söz eder; Mütareke yıllan, Milli Mücadele, Mustafa Kemal, Cumhuriyet’in kuruluşu, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-ve-muhafazakar-turkler/">Cumhuriyet ve Muhafazakâr Türkler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/cumhuriyet-ve-muhafazakar-turkler/osmanli-turkleri-2/" rel="attachment wp-att-16614"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-16614" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/osmanli-turkleri-1.jpg" alt="" width="390" height="292" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/osmanli-turkleri-1.jpg 518w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/osmanli-turkleri-1-360x270.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/osmanli-turkleri-1-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 390px) 100vw, 390px" /></a></p>
<p>Prof. Dr. Kari Terzaghi (1883-1963), Avusturya kökenli bir Amerikalı. Harvard’da hocalık yapmış. Zemin mekaniğinin yaratıcısı olarak kabul ediliyor. 1916-1925 yıllan arasında İstan­bul’da bulunmuş ve ders vermiş. Kendisi 22 Ekim 1925’de Bos­ton’da Twentieth Century Club’da bir konferans verir ve bu kon­feransında 1916’dan itibaren Türkiye’yle ilgili gözlemlerinden söz eder; Mütareke yıllan, Milli Mücadele, Mustafa Kemal, Cumhuriyet’in kuruluşu, yöneldiği istikamet, vs. konular hakkında birta­kım gözlemlerini ve yorumlarını aktarır.</p>
<p>Prof. Terzaghi’nin, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında (1925’de) yaptığı bu değerlendirmelerin günümüz için ifade etti­ği anlamın o gün için ifade ettiği anlamdan daha çarpıcı ve daha öğretici olduğu mülahazasıyla bu değerlendirmelerin hiç değilse bazı kısımlannı sizlerle de paylaşmak isterim:</p>
<p><em>Gerçeğe iki yolla yaklaşmak mümkündür: Kutsal kitaplarda yazılanların doğruluğuna gözü kapalı olarak inanmak veya şüpheci­likle felsefe yapmak. Maddi ihtiyaçlarımızı karşılamanın da iki yolu vardır: Dervişçe bir düşünceyle gereksinmelerimizi en temel ihtiyaçlar seviyesine düşürmek veya ortalama üretimi artırmak. Bu ikinci tavır, Batı’nın ruhunu teşkil etmesi bakımından karak­teristiktir. Havaî fişekçilikteki parlaklıkla mukayese edilebilir parlaklıkta şaşırtıcı bir uygarlığa yol açar; fakat onlar aynı zaman­da doymak bilmeyen arzularımızın, ruhlarımızın kıvılcımını da ateşlerler; hakimiyet için, bilmek için, servet için arzu. Bu arzunun </em><em>sınırı yoktur! Daha fazla elde ettikçe daha fazla isteriz. (… ) İlk bahsedilen tavır ise bilgeliğe ve içsel ahenge ulaştırır. Bu ruhun hayranlık duyulacak durumunu, eski muhafazakâr Türklerde açıkça ifadesini, bulmuş şekilde sık sık görürsünüz. Fakat bu tavır aynı zamanda her türlü maddi ilerlemeyi öldüren bir durgunluğa da yol açar.</em></p>
<p><em> </em>Lütfen, bu pasajı bir kez daha okuyun ve şu suallerin cevabını vermeye çalışın:</p>
<p>Kutsal Kitabınıza gözü kapalı inanıyor musunuz?</p>
<p>İhtiyaçların azaltılması fikrine iştirak ediyor musunuz?</p>
<p>Hakimiyet için, bilmek için, servet için içinizde çok arzu duyu­yor musunuz?</p>
<p>Cevabınız olumsuzsa, metinde geçen eski muhafazakâr Türkler tabiriyle kimlerin kastedildiğini düşünün ve bu arada Prof. Terzaghi’nin tesbitlerini okumaya devam edin:</p>
<p><em>Hangi tavrın tercih edilmesi gerektiğini sormak boşunadır. Ben daha ziyade hangisinin daha ileri bir gelişme durumunu göstere­ceğini sormak isterim ve ona inanmaya eğilimim var ki bizim akıl durumumuzun doğulununkiyle mukayesesi aklı havada olan gençlikle olgun yaşlılığın mukayesesidir. Her durumda gençlik ve yaşlılığın kendi [ne mahsus] parlak yönleri ve sınırla­maları vardır, gülünç duruma düşmeden birbirlerini taklit ede­mezler.</em></p>
<p><em>Eğer Türkler kendi dehalarına dayanan, tamamiyle Türk olan bir organizasyon yaratmayı başarırlarsa birinci ve ikinci tavrı benim­semiş olmaktan bağımsız olarak tarihî görevlerini yerine getirmiş olacaklardır</em></p>
<p><em>Öte yandan eğer bir çeşit Alman taklidi veya Fransız taklidi uy­garlık yaratmaya çalışırlarsa başarısızlığa mahkûm olurlar. Bu husus her birimiz için de doğrudur. Muhtemelen hiçbirimiz bi­linçli bir şekilde ve inatla kendimize sadık kalmadıkça hiçbir ye­re ulaşamayız.*</em></p>
<p><em> </em>Prof. Terzaghi, Doğu’yu olgun yaşlılara, Batı’yı ise aklı hava­da gençlere benzetip gülünç durumlara düşmedikçe birbirlerini taklid edemeyeceklerini söylüyor ki elhak doğrudur. Nitekim Batı’yı taklid ettik ve hâlâ ediyoruz; bu nedenle kendimizi gülünç durumlara düşürdük ve hâlâ düşürüyoruz. Kendimize sadık kalmadık, sadık kalmak konusunda bir iradenin sahibi ol madik; zira inad etmedik, direnmedik, reddetmedik ve hâlâ etmiyoruz. Hal böyleyken şaşılası bir biçimde “sâlim ve sâkin bir menzile ulaşmak” iddiasını da sade-dilâne tekrarlayıp duruyo­ruz.</p>
<p>Kendisi (gibi) olmayı beceremeyenlerin başkası (gibi) olmayı beceremeyecekleri tecrübeyle sabit bir hakikattir. Binaenaleyh kendimize sadık kalmadıkça, kendimiz olmayı, kendimiz gibi davranmayı önemsemedikçe, Prof. Terzaghi’nin işaret ettiği so­nuçla karşılaşmak kaçınılmaz gibidir. Nitekim Alman taklidi, Fransız taklidi, Amerikan taklidi uygarlık yaratmaya çalışanların, bu amaçlarına istedikleri düzeyde ulaşamadıkları hakikatini akl-ı selim sahibi herkes teslim edecektir.</p>
<p>Bunca yıldan sonra ne oldu? Türkiye muasır medeniyetler se­viyesine mi çıktı? Bu memleketin insanları yarına daha güvenle mi bakıyor? Saraylarımızın bahçelerine o iğrenç otelleri dikmek­le, diktirmekle mi övüneceğiz? İlmî mirasımızın senedi olan yaz­ma eserleri çürümeye mahkum etmekle mi gururlanacağız, yoksa çocuklarımızı o eserleri okuyamayacak/anlayamayacak duruma getirmekle mi iftihar edeceğiz?</p>
<p>Oyunun sonuna geldiğimizi ve tarih sahnesindeki perdenin neredeyse kapanmak üzre olduğunu takdir edebilecek ehl-i ba­siret kalmadıysa bu dünyada, kim ne yapsın? Izdırabını nasıl dindirsin? Âmirler ihanetle, memurlar gafletle vakti ziyan eder­ken ehl-i gam elindeki fidanı dikecek yer aradığı için gülünç duruma düşüyorsa, İsrafil daha niçin sûra üfürmek için bekle­sin?</p>
<p>Öyleyse dostlar, ye’se düşmeyelim, ısrarla Yusuf’u ve kardeşini aramaya devam edelim; rüzgâr gibi, tufan gibi, cehennem gi­bi eselim, kınayanların kınamasına aldırmaksızın ve dahi yü­rekleniniz denizi doldurmak sevdasıyla meşbû bir halde iken kıyılardan kendimize çakıltaşları toplayalım. Yorulduğumuzu, tükendiğimizi, mecalimizin kalmadığını, iddialarımızdan vazgeçecek gibi olduğumuzu hissettiğimizde ise, başka hiçbir şey için değil, sadece kendimize sadık kalmak/kalabilmek için terki terkedelim.</p>
<p>VE diyelim ki:</p>
<p>Şöyle muhkem tutayım aşkile yâr eteğin</p>
<p>Ya elimi kat edeler, ya keseler yâr eteğin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Karl Terzaghi, Türkiye Anıları, “Tarih ve Toplum”, sy. 128, sh. 37, Ağustos 1994</p>
<p>Dücane Cündioğlu – Arasokakların Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-ve-muhafazakar-turkler/">Cumhuriyet ve Muhafazakâr Türkler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cumhuriyet-ve-muhafazakar-turkler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baban Da Mı Şapka Giyerdi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/baban-da-mi-sapka-giyerdi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/baban-da-mi-sapka-giyerdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2014 09:15:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Arasokakların Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[şapka inkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Şapka]]></category>
		<category><![CDATA[Şapka Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Baban Da Mı Şapka Giyerdi?]]></category>
		<category><![CDATA[Dücane Cündioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1133</guid>

					<description><![CDATA[<p>Benim babam şapka giyerdi. Her mevsim için giydiği birçok şapkası vardı. Ben kışları kimi başlıklar taktımsa da doğru­su şapka giymekten pek hoşlanmadım. Belki o zamanlar parka giymek moda haline geldiğinden, belki de yiğitler üç hain kurşun yüzünden parkalarıyla vurulmuş yatarlar iken şapkalar umuru­muzda olmamıştı, kimbilir? Her halde bu sebepten, şapka için insanların idam edilmiş, hapislere [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/baban-da-mi-sapka-giyerdi/">Baban Da Mı Şapka Giyerdi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/baban-da-mi-sapka-giyerdi/babanda-mi-sapka-giyerdi-250x250/" rel="attachment wp-att-16616"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16616" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/babanda-mi-sapka-giyerdi-250x250-1.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/babanda-mi-sapka-giyerdi-250x250-1.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/05/babanda-mi-sapka-giyerdi-250x250-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a>Benim babam şapka giyerdi. Her mevsim için giydiği birçok şapkası vardı. Ben kışları kimi başlıklar taktımsa da doğru­su şapka giymekten pek hoşlanmadım. Belki o zamanlar parka giymek moda haline geldiğinden, belki de yiğitler üç hain kurşun yüzünden parkalarıyla vurulmuş yatarlar iken şapkalar umuru­muzda olmamıştı, kimbilir?</p>
<p>Her halde bu sebepten, şapka için insanların idam edilmiş, hapislere tıkılmış olmalarına bir anlam veremezdim, <em>şapka</em> ile <em>inkilâb</em> kelimelerinin yanyana getirilmesini garipserdim. Şapka giymek ve giymemek konusundaki ısrarlı tavırlarda mübalağa kokusu bulmam da hiç kuşkusuz şapka’nın ülkemin tarihi içe­risindeki yerini ve önemini kavrayamamaktan kaynaklanıyor­du. Hele hele o yıllarda etkisinde kaldığımız bazı telakkilerin de bu kavrayışsızlığı derinleştirdiğini söyleyebilirim. Önceleri fe­sin İslâmi bir kisve olmadığını öğrenmiş, daha sonra sarığın da dinî bir kisve sayılmayacağı, çünkü Efendimizin (s.a) düşman­larının da başlarına sarık sardıkları gibi sıradan bilgilerle donanmıştık.</p>
<p>Bu bilgiler şaşkınlığımı daha da artırmış, şapka giymemek için canlarını veren veya insanlara zorla şapka giydirmek için yasa çıkartıp inkilâb yapan zevâtın bu ısrarlı tutumları zihnimde gittik­çe büyüyen bir muamma halini almıştı.</p>
<p>Evet, n’oluyordu ki insanlar şapka’ya uğrunda ölümü göze alabilecekleri bir ehemmiyet atfediyorlardı?</p>
<p>Ben bu sualin cevabını öğrendiğimde, şapka çoktan uğrunda ölünecek bir simge olmaktan çıkmıştı. Belliydi ki sorun şapka değildi, şapka simgesinin temsil ettiği köklü bir dünya-tasavvuruydu; ölenler ve öldürenler simgeden değil, işbu imgeden dolayı ölüyor veya öldürüyorlardı.</p>
<p>Bu tesbit, benim, göstergelerin o göstergelerin temsil ettikleri gerçekliklerden daha da önemli olduğunu farketmemle hemen hemen eş-zamanlıdır: gösterenler anlamını yitirdiğinde, gösteri­lenler de bir şekilde anlamını yitiriyordu.</p>
<p>Bu yazıda simgeler ile imgeler arasındaki ilişkiyi tartışacak de­ğilim; sadece Şevket Süreyya’nın Suyu Arayan Adam hatıra­tından yapacağım bir alıntı aracılığıyla ideolojik sembolizmin ah­lâkî maliyetine dikkat çekmeye çalışacağım o kadar.</p>
<p><em>İstiklâl Mahkemesi, Hacı Bayram türbesine giden yolun alt soka­ğında, iki katlı harap bir binada yerleşmişti. (&#8230;)</em></p>
<p><em> </em><em>Biz mahkeme kapısına girince, evvelâ alt kat sahanlığında veya odaların aralığında bir yerlerde oturtulduk. Yukarıda birtakım hareketler oluyordu. İnenler, çıkanlar, getirilenler, götürülenler vardı. Fakat bir aralık yukarıda kopan bir gürültü bütün hareket­leri durdurdu. İri yarı, pehlivan yapılı bir mahkeme üyesi, merdi­venin başında bağırıyor, tepiniyordu. Başında kocaman bir kalpa­ğı vardı. Hasır şapkalı bir gencin yakasına yapışmış tartaklayıp duruyordu:</em></p>
<p><em>— Nedir bu kepazelik? Bu şapka da ne oluyor? Baban da mı şap­ka giyerdi. Anandan mı şapkalı doğdun?</em></p>
<p><em> </em><em>Sonra sözler, muameleler daha da sertleşti. Arkasından kuvvetli bir tekme yiyen genç, merdivenlerden aşağı tekerlendi. Çantası bir tarafa, şapkası bir tarafa gitti. Fakat heybetli üye hâlâ hıncını alamıyordu. Basamakların başında boyuna birtakım küfürler, ağır tabirler savuruyordu. Şapkasını, çantasını güçbela toparlayan genç kendini sokağa attı. Artık bu tabirleri işitemeyecek kadar uzaklaşmıştı.</em></p>
<p><em> </em><em>Bu genç bir gazeteci idi (Hikmet Şevki). Şapka giymenin henüz kanunlaşmadığı,  fakat bazı atılganların şapka giyebildiği günlerdi. Bu genç gazeteci de başına hasır bir şapka geçirmiş ve mahkeme binasına haber derlemek için şapkayla gelmişti. (…)</em></p>
<p><em> </em><em>Aradan bir zaman geçti. Gene mahkemeye çağrıldık. (…) Bir aralık üst sahanlığın başında aynı iri yapılı üye göründü. Fakat şimdi başında bir hasır şapka vardı. (…) Başına kanundan evvel şapka giydi diye genç bir gazeteciyi merdivenlerden yuvarlayan [bu] adam, aradan kısa bir süre geçince, ünlü bir müderrisi [İskilipli Atıf Efendi] şapka gitmedi diye darağacına verebiliyordu…</em></p>
<p><em> </em>İdam edilen sarıklı bir <em>müderris</em>.</p>
<p>Dayak yiyen şapkalı bir <em>gazeteci</em>.</p>
<p>VE döverken şapkasız, asarken şapkalı bir <em>yargıç</em>.</p>
<p>İşbu hikâye, şapkasız ricali alkışlamayı marifet bilen bazı saf­ilere ithaf olunur!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dücane Cündioğlu – Arasokakların Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/baban-da-mi-sapka-giyerdi/">Baban Da Mı Şapka Giyerdi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/baban-da-mi-sapka-giyerdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
