<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alfred Kinsey | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/alfred-kinsey/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Aug 2020 13:52:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Alfred Kinsey | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Toplumsal Cinsiyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/toplumsal-cinsiyet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/toplumsal-cinsiyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2020 13:50:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Kinsey]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Kimlik Oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsiyetsiz Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Çifci]]></category>
		<category><![CDATA[Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kinsey Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[LGBT]]></category>
		<category><![CDATA[Mahremiyetin Dönüşümü...]]></category>
		<category><![CDATA[Queer Kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet Teorileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cins kelimesi, Türk Dil Kurumu lügatinde &#8220;tür, çeşit, soy, kök, asıl&#8221; gibi manalara gelirken ıstılahta &#8220;birbirine benze­yen ve ortak pek çok özellikleri olan türler topluluğu&#8221; ola­rak tanımlanmaktadır. Cinsiyet de ferde üreme işinde ayrı bir rol veren ve erkekle dişiyi ayırt ettiren yaradılış özelliği, eşey, seks olarak tanımlanır. Buna göre cinsiyet kelimesi bi­yolojik olarak kadın ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/toplumsal-cinsiyet/">Toplumsal Cinsiyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-23171 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-300x150.jpg" alt="" width="470" height="235" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-300x150.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-1170x585.jpg 1170w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-770x385.jpg 770w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-768x384.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-1024x512.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika.jpg 1200w" sizes="(max-width: 470px) 100vw, 470px" /></p>
<p>Cins kelimesi, Türk Dil Kurumu lügatinde &#8220;tür, çeşit, soy, kök, asıl&#8221; gibi manalara gelirken ıstılahta &#8220;birbirine benze­yen ve ortak pek çok özellikleri olan türler topluluğu&#8221; ola­rak tanımlanmaktadır. Cinsiyet de ferde üreme işinde ayrı bir rol veren ve erkekle dişiyi ayırt ettiren yaradılış özelliği, eşey, seks olarak tanımlanır. Buna göre cinsiyet kelimesi bi­yolojik olarak kadın ve erkek arasındaki doğal farklılıklara işaret eder.</p>
<p>Feminist gruplar, cinsiyeti biri doğuştan sahip olunan ve biri de sonradan kazanılan olmak üzere iki grupta ele alırlar. Doğuştan getirilen biyolojik cinsiyet (sex), sonradan kazanılan ise toplumsal cinsiyet (gender) olarak ifade edilir. Toplumsal cinsiyet, kişinin içinde yaşadığı toplumun kadın ve erkek için uygun bulduğu, içtimai olarak inşa edilmiş rolleri, davranışları, aktiviteleri ve nitelikleridir. Aile, eği­tim, devlet, sosyal çevre, iş yaşamı ve medya cinsel kimliğin gelişimine katkıda bulunan kurumlardır.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet kavramı, ilk kez Amerika&#8217;da psikiyat- rist ve psikanalist Robert J. Stoller<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> tarafından, 1968 yılında yayımlanan Sex and Gender (Cinsiyet ve Toplumsal Cinsi­yet) kitabında kullanıldı. Kinsey Raporlarında<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> da mer­kezi olarak kullanılan kavram, 19. yüzyılın ikinci yansı ile birlikte akademik dünyanın gündemine girmiştir. Bu kav­ram, biyolojik farklılıkların yani cinsiyetin, genel tezlerini açıklamaya yetmeyeceğini düşünen feminist aydınlar için müthiş bir keşif ve ilham kaynağı oldu. Böylece toplumsal cinsiyet eşitliğine dönük çalışmalar uzun bir süre feminizm çatısı altında yürütüldü. Yaşanan hak ihlallerinin genelde bu yönde olduğu düşünüldüğünde böylesi bir durum anor­mal karşılanmaz. Ancak faydasına inanan kadar, bu anla­yışın şekillendirdiği toplumun resmini görmeye başladıkça eleştiren feminist aydınlar da vardır. Feminist Felsefeye Gi­riş kitabının yazan Alison Stone bunu şöyle dile getiriyor: &#8220;Feministler toplumsal cinsiyet kavramını faydalı buldular çünkü eril ve dişil rollerin biyoloji tarafından değil toplum tarafından tanımlanmış olduklarını işaret ediyordu ve bu da söz konusu rollerin değiştirilebileceklerini ima ediyor­du. Dişilik yeniden tanımlanabilir, böylece itaatkâr davra­nıştan gerektirmeyecek bir hale gelebilirdi. Veya erillik ve dişiliği yeniden tanımlamak yerine toplumsal cinsiyet rol­lerinden tümüyle kurtulabilir ve insanları eril veya dişil ko­numlara yerleştirmeye son verebilirdik. Toplumsal cinsiyet rollerinin içeriğini değiştirmek toplumsal cinsiyeti &#8216;yeniden yapılandırmak&#8217;, toplumsal cinsiyet rollerini ortadan kaldır­mak ise toplumu cinsiyetsizleştirmekti.&#8221;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a></p>
<p>Toplumsal cinsiyet kuramı üzerinde çalışanlar genellikle şu sorulara cevap ararlar: Erkekler ile kadınlar arasındaki farklılık doğuştan, tabii olarak mı mevcuttur yoksa içinde yaşadıkları toplum vasıtası ile sonradan mı kazanılmıştır? Erkekler ailesi için cemiyete, dışarıya yönelirken kadın ai­lesine, içeriye yönelip çocuklarına bakmak, ev işleri ile uğ­raşmak zorunda mıdır? Kadın ve erkek fıtratı diye bir şey var mıdır? Kadın kendi doğurganlığını kontrol edemez mi? Kadın ve erkek olarak doğuştan getirdiğimiz biyolojik cinsiyet mi yoksa toplumsal cinsiyet mi kişinin cinsel yö­nelimini belirler? Cinsel yönelimi toplumsal cinsiyet kod­lamaları belirliyor ise değişimi normal değil mi? Toplumsal cinsiyetin cinsiyetle ne gibi bir ilişkisi vardır? İnsanların cinsiyetlerinden farklı toplumsal cinsiyetleri olabilir mi? Toplumsal cinsiyetin yalnızca iki türü mü vardır? LGBTİQ+ hareketinin ve LGBTİQ+ bireylerin karşılaştıkları toplum­sal cinsiyet konuları nelerdir ve bu konular zaman içerisin­de nasıl değişmiştir? Bu sorulara sosyolog ve psikologlar başta olmak üzere farklı branşlardan ilim insanları çeşitli cevaplar vermişlerdir. Bunlar, Batı sosyolojisinin kendine mahsus kategorileştirmesi ile &#8220;doğacı görüş&#8221; ve &#8220;gelişmeci görüş&#8221; şeklinde iki sınıf olarak tasnif edilir. Doğacı görüşe göre kadın ve erkekleri birbirlerinden ayıran farklılıklar bi­yolojik olarak var olan özelliklerin yansımasıdır. Erkek, ka­dınlardan fiziki olarak daha güçlü olduğu için zaman içinde avcı ve savaşçı olurken, kadınlar naif oluşları ve doğurgan­lıkları sebebi ile daha özel bir alanda iş görmeye başlamış­tır. Gelişmeci görüşe göre ise cinsiyet rolleri kişinin içinde yaşadığı toplum ve edindiği kültür tarafından inşa edilir. Kaldı ki doğurganlık dışında kadım erkekten farklı kılan bi­yolojik bir özellik olmadığı gibi gelişen teknoloji sayesinde de kadın ve erkek arasında iş bölümü açısından pek bir fark kalmamıştır.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet kuramının günümüzdeki görünü­müne üç aşamalı bir süreçten geçerek geldiği söylenebilir. Birinci aşama, cinsel suçların, dini ve örfi olarak kabul gör­meyen cinsel yönelimlerin meşrulaşarak içtimaileşmesinin sağlandığı 19. yüzyılın başları ve bunların kanunen suç ol­maktan çıkarıldığı 1960&#8217;lı yıllardır. İkinci aşama, feministler vasıtası ile kadın-erkek eşitliği, iş hayatında kadın-erkek rollerinin ve iş bölümünün yeniden tanımlandığı 1970- 1990&#8217;h yıllar arasına tekabül eder. Üçüncü aşama ise lezbi- yen, gey, biseksüel ve transseksüel gibi farklı cinsel yöne­limlerin hatta cinsiyetsizliğin &#8220;Queer Kuramı&#8221; olarak şekil aldığı ve toplumsal cinsiyet kuramı üzerinden normalleşti­rilmeye çalışıldığı dönemdir. Her üç aşamanın ortak özelli­ği cinsel kimlik devrimi gerçekleştirmek için belli bir dünya görüşü çerçevesinde hareket etmeleridir. Bu dünya görüşü çerçevesinde tarih, edebiyat, felsefe, siyaset, din, teknoloji, emek, kent ve sosyal politikalar toplumsal cinsiyet kuramı­na göre yeniden şekillendirilmeli ve yazılmalıdır. Bu bin­lerce yıllık birikimin reddi ve topyekûn insanlığın zihninin yeniden inşası demektir.</p>
<p><strong>Cinsel Kimlik Oluşumu</strong></p>
<p>Kimlik, ferdin kendine özgü tutumlarından, duygula­rından, algılarından, değerlerinden ve davranışlarından oluşan kendi hakkındaki görüşüdür. &#8220;Ben kimim? Ne ya­pabilirim? Hayattan beklentim ne?&#8221; gibi soruların cevaplan gerçek kimliği, &#8220;Benim için ne değerlidir ve nasıl bir hayat arzuluyorum?&#8221; sorularının cevabı ise özlem duyulan &#8220;ideal kimliği&#8221; gösterir. Cinsel kimlik, ferdin biyolojik açıdan belli bir cinsten olduğuna ilişkin bilgiye ve karşı cinsin kimler olduğunu tamma becerisine sahip olmak demektir. Cinsel kimliğin oluşumu iki yaş civarında başlar ve çocuklar bu yaşlarda kendi cinslerini tanırlar. Cinsel kimlik, bireyin kendi bedenini ve benliğini, belli bir cinsiyet içinde algı­layışı, kabullenişi, duygu ve davranışlarında buna uygun biçimde davranmasıdır. Yani erkeğin kendini erkek olarak algılaması, kabullenmesi ve buna uygun davranış biçim­leri sergilemesi, kadirim kendini kadın olarak algılaması, kabullenmesi ve buna uygun davranış biçimleri sergileme­sidir. Normal olan, kişinin kendi biyolojik yapışma uygun bir cinsel kimlik geliştirmesidir. 5-6 yaşlardan itibaren dişi ve erkek ayrımını rahatlıkla yapan çocuklar, cinsel kimlik oluşturma eğilimini farklı dönemler içerisinde zamanla ge­liştirirler. İlk aşamada çocuklar kendilerinin ve başkaları­nın cinsiyetlerini tanımlamayı öğrenirken, ikinci aşamada cinsiyetin zaman içinde değişmediğini ve son aşamada ise cinsiyetin görüntüde değiştirilmesiyle ya da yüzeysel deği­şikliklerle değişmeyeceğini öğrenirler.</p>
<p>Biyolojik cinsiyetimiz, cinsel kimliğimizin ana belirleyi­cisi olmasına rağmen anne-babanın rehberliği, içinde yaşa­nılan sosyal çevre, arkadaşlar ve alman eğitim çocukların kendi cinsiyetine uygun olmayan bir cinsel kimlik geliş­tirmesine sebep olabilir. Cinsel anlamda kendini yeterince tanımamış, anne ve baba tarafından doğru rehberlik yapıl­mamış yahut son dönemde cinsiyetsiz toplum projesine uy­gun olarak hiçbir cinsiyet tanımlaması edinmemiş çocuklar, olgunlaştıkça kendini biyolojik cinsiyetinden farklı hisset­meye başlayabilmektedir. Yani bazen bir erkek kendini kız gibi hissedip kız gibi davranmaya başlayabilirken, bazen de kızlar kendilerini erkek gibi hissedip erkeksi davranış­lar ilgileyebiliyor. Bu örnekte olduğu gibi kişinin biyolojik cinsiyeti ile edindiği cinsel kimliğin örtüşmediği noktada &#8220;cinsel kimlik bozukluğu&#8221; olarak tanımlanan durum ortaya çıkar. Bir çocuğun kendi cinsiyetinin dışında bir cinsel kim­lik geliştirmesi sıra dışı bir hadisedir. Bu sebeple anne-baba çocuklarına Boğumundan itibaren biyolojik cinsiyetine uy­gun kimlik edinmelerini sağlayıcı eğitim, çevre ve iletişim sağlamalıdır. Çünkü çocukluk döneminde daha esnek olan cinsel kimlik büyüdükçe katılaşmaktadır. Ergenlik dönemi ile birlikte cinsel kimlik kökleşmekte, yetişkinlikle birlikte kabullenilir duruma yükselmektedir. Bu aşamadan sonra cinsel kimliğin değişimi biraz zorlaşmaktadır. Cinsel kimlik kökleştikten sonra bazı fertler trans olarak tanımlanan yolu benimsemektedir. Bu kişiler fiziki açıdan ya erkek ya kadındırlar, fakat kendilerini, bulundukları cinsiyet­ten başka cinsiyete ait hissederler ve bu hissettikleri cin­siyetin özelliklerine bürünmeye gayret ederler. Bazıları ise yaşadığı cinsel kimlik sorununu çözmek için biyolojik cinsiyetini tıbbi müdahalelerle değiştirme yoluna gidebil­mektedir.</p>
<p>Biyolojik cinsiyet özelliklerinden bazıları şunlardır:</p>
<ul>
<li>Kadınlar regl olurken erkekler olamaz.</li>
<li>Erkek ve kadınların farklı cinsel organları vardır.</li>
<li>Kadınlar genellikle süt üretebilen göğüslere sahip olurlar, erkeklerin göğüsleri ise süt üretemez.</li>
<li>Erkekler kadınlardan daha büyük kemiklere sa­hiptir.</li>
<li>XY kromozomlarına sahip bir birey kalıtımsal ola­rak erkek cinsiyetindedir.</li>
<li>Erkeklerde 4,5 litre, kadınlarda 3,6 litre kan bulu­nur. Erkeklerin saçları daha çabuk dökülür. Toplumsal cinsiyet özelliklerinden bazıları şunlar­dır:</li>
</ul>
<p>* Doğuştan gelmez, çocukluktan itibaren anne-baba ve çevre vasıtasıyla öğrenilir.</p>
<ul>
<li>Herhangi bir biyolojik temele ve farka dayanmak­sızın kadınlara ve erkeklere atfedilen görev, sorum­luluk, yetenek ve davranışlara dair beklentiler ve inançlardır.</li>
<li>Kültür, sosyal çevre, eğitim, inanç, etnik faktörler içinde yaşanılan zaman ve coğrafya tarafından şe­killenir.</li>
<li>Sonradan değiştirilebilir.</li>
</ul>
<p>Toplumsal cinsiyet teorisyenleri cinsel kimlik oluşumunun gerçekleştiği 0-7 yaş arasına özellikle önem ve­rir ve çalışmalarının büyük bir kısmını bu yöne kanalize ederler. Cinsiyetçi öğeler taşıdığı iddiası ile anne-babanın biyolojik cinsiyete uygun olarak yaptığı rehberliğe itiraz ederler; kullandıkları kelimeleri, seçtikleri renkleri, aldık­ları oyuncakları, oyun kurgularım vs. hepsinin yeniden belirlenmesini, cinsiyet vurgusu taşımayan öğelerden oluşmasını isterler. Bu durumun ne kadına yönelik şid­detle ne de kadın-erkek eşitliği ile ilgisi vardır. Yeni bir toplum ve yeni insan inşası için sosyoloji ilmi kullanılarak kültür değişimi ve zihin kodlaması gerçekleştirilmektedir. Bu kodlama esnasında binlerce yıllık kelimeler ve ona bağ­lı manalar zihinlerden silinmekte, millet olarak varlığın devamım sağlayan dini ve örfi değerler iç edilmektedir. Çocukluktan itibaren dini, örfi ve kültürel değerler üze­rinden kullanılmayan kelimeler, öğretilmeyen davranışlar ilerleyen yaşlarda kişiye yeniden kazandınlamamaktadır. Böylece kullanılan yanlış ve bozuk kelimeler surete bü­ründükçe sadece dil değil ahlak da bozulmaktadır.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucuları, toplumsal cinsiyet kalıplarının kadınlara ve erkeklere belirli roller yüklediğini ve bu rollerin toplumda kemikleştikçe bugün dünyada varlığım sürdüren, eğitim, sağlık hizmetleri ve ekonomik fırsatlar gibi birçok alana etki eden cinsiyetler arası eşitsizliğin ortaya çıktığım iddia ederler. Oysa soru­nun asıl kaynağı toplum değil onların emeklerini sömü­ren, cinselliklerini istismar eden, kültür ve medeniyetlerini yok eden emperyalist düzen ve kapitalist dünya görüşü­dür. Eşitsizliğin kaynağı noktasında asıl hesaplaşılması gereken bu sistem değil midir? Büyük sermaye grupları­nın toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı gösterdiği duyarlı­lık, kadın ve erkeğin eşit temsil edildiği, kaynaklardan ve fırsatlardan eşit yararlandığı, rolleri eşit üstlendikleri bir dünya görüşünün yam sıra dini, kültürel ve örfi kalıpların sorgulandığı bir kuramın anaakımlaştırılmasına gösterdi­ği ilgi ne ile izah edilebilir? Bu çerçevede denilebilir ki, toplumsal cinsiyet meselesi kadın ve erkek eşitliği, kadına şiddeti önleme, adil iş bölümü gibi popülerleşmiş mevzu­ların çözülmeye gayret edildiği akademik bir proje değil, aksine toplumu binlerce yıl toparlanamayacak derecede sarsacak antropolojik, biyolojik ve sosyolojik bir mühen­dislik tezidir. Bu tezin en önemli fikir mimarlarından biri de Judith Butler&#8217;dır:<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a> &#8220;Eğer toplumsal cinsiyet, cinsiyetli bedenin üstlendiği kültürel anlamlar bütünüyse, toplum­sal cinsiyetin herhangi bir cinsiyetten tek bir şekilde kay­naklandığı söylenemez. Cinsiyet-toplumsal cinsiyet ayn- mını mantıksal olarak en uç noktasına çekersek, cinsiyetli bedenler ile kültürel olarak inşa edilmiş toplumsal cinsi­yetler arasında kökten bir süreksizlik olduğu önermesine varırız. Şimdilik istikrarlı iki cinsiyet olduğunu varsaysak bile bu &#8216;erkekler&#8217;in inşasının erkek bedenlere mahsus ola­cağı, &#8216;kadınlar&#8217;m da yalnızca dişi bedenlere yorum geti­receği anlamına gelmez. Dahası, cinsiyetler morfoloji ve kuruluş itibariyle sorunsuzca ikiliymiş gibi görünse bile (ki bu da sorunsallaştırılacaktır), toplumsal cinsiyetin de ikiyle sınırlı kalmasmı varsaymamız için herhangi bir se­bep yoktur/&#8217;<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a></p>
<p>İkiyle sınırlı olmayan yani çoklu cinsellik. Pedofilik ve ensest ilişkiler başta olmak üzere hayvanlarla, robotlarla hatta ilerleyen zaman içerisinde kendi kopyası ile cinsel birleşme serbestliği. Butler öncesi feminist yazarlar da Butler&#8217;m şimdiki queer söylemini herhalde hayal edeme­mişlerdi. Butler&#8217;m düşüncesinin ete kemiğe bürünmüş halini, İstanbul özyeğin Üniversitesinin Ankara Üniver­sitesi KASAUM işbirliği ile &#8220;erkeklik&#8221; cinsiyetini ortadan kaldırmaya yönelik bir adım olarak gerçekleştirdiği &#8220;2&#8217;nci Uluslararası Erkekler ve Erkeklikler Sempozyumu&#8221;nun açı­lış konuşmasında Hanken School of Economics&#8217;ten İngiliz Sosyolog Prof. Jeff Hearn dile getirdi. Cinsiyetsiz toplum politikasını faaliyete geçirme amacım açıkça beyan eden sosyolog, mevcut cinsiyet kategorilerinin de yok edilebile­ceğini söyledi: &#8220;Kuir (queer- cinsiyetsiz toplum) politikası çerçevesinde &#8216;erkekler&#8217;in ayrıcalıklı konumları, erkeklerin de muzdarip olduğu &#8216;erkeklik&#8217; rolleri ile mücadele etmek gerek. Aynı zamanda feminist politika kapsamında da er­keklerin mücadele ettiğini söylemek mümkün. Özellikle patriyarkayı (ataerkilliği), toplumsal cinsiyet kategorileri­ni yok etmek için gösterilen mevcut bir çabadan söz etmek mümkün.&#8221;<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[6]</sup></a> diyen Hearn konuşmasım şu cümle ile tamam­ladı: &#8220;Toplumsal cinsiyet ikiliğini yok ederek, homoseksü­ellik ve heteroseksüellik gibi birçok ikili karşıtlık arasında­ki ayrımı ortadan kaldırmak gerekmektedir.&#8221; Bu değişim, içinde bulunduğumuz zaman diliminde ve tartışılan mev­zular boyunca rahatlıkla görülmektedir. Başlangıçta &#8220;Cinsi­yet Eşitliği&#8221;ni merkeze alan tamm genişleyerek &#8220;Cinsiyet, Cinsel Yönelim, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği&#8221;ne dönüştü. Kadın hakları, eşitlik gibi kavramlar da LGBTİQ+ haklarına ve eşitliğine evrildi.</p>
<p>Sürekli bir değişim ve gelişim gösteren toplumsal cinsi­yet kuramı kendi içerisinde paradoksal bir yapıya sahiptir. Kuram, toplumsal cinsiyet yönlendirmelerini reddederken aslında bilfiil olarak kültür aşılama ve toplumsal cinsiyet yönlendirmesi yapar ve kendisi gibi düşünmeyenleri dar kalıplar içinde düşünen, dini ve örfi cinsiyet kalıplarım kı­ramamış kimseler olarak itham eder. Cinsiyet eşitliği meselesi, bu kuram üzerinde kendine ifade imkânı bulur ve farklı kültürlerde kendine yer arar. Nihayetinde kendini &#8220;kadın ve erkeklerin beklentilerini, değerlerini, imajlarını, davranışlarını, inanç sistemlerini ve rollerini tanımlayan fi. kirlerin sosyal yapılanması&#8221; olarak takdim eden toplumsal cinsiyet kuramı, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, ayrımcı­lığı ortadan kaldırmak gibi süslü bir motivasyonla hareket eder. Ancak bu kelimeler, kuramın toplumlar tarafından kolay kabullenilmesi için bir nevi ava yemi olarak kullanıl­maktadır. Bugün kitlelerin zihni büyük bir medya baskısı hatta diktatörlüğü altındadır. İnsanların algıları üzerinde diledikleri gibi oynandığı bu çağda her şey açıkça söylenil­miş olsa bile öne çıkarılan dışmda bir şeyleri görmeme gibi bir körlük mevcuttur. Medya körlüğü olarak kavramlaştırdığım bu hal, bilmenin ötesinde bir durum değil, tam ak­sine bildim zannının doğurduğu bir körlüktür. Böylesi bir körleşme, zihnin tümünü değil bir kısırımı iptal etmektedir. Kitleler üzerinde psiko-sosyal mühendislik yapanlar, aynı yere bakılmasına rağmen her göze farklı bir sunum ikram ederler. Böyle olunca birçok fert farkında olmaksızın mev­zunun akademik yaşatıcısı yahut pratik deneği olur. Top­lumsal cinsiyet meselesi üzerinden geliştirilen projeler de bu çerçevede kitleleri denek konumuna sokmuş, deneylerin neticesi sosyolojik veri olarak akademik kitaplara girmiş ve böylece diyalektik bir çatışma ile sürekli gündemde olması sağlanarak fikir üretimi taze tutulmuştur. Bu projelerin ni­hai noktası cinsiyetsiz bir toplum olmakla beraber aslında iki varlık tipini imal etmektir: Tanrımsı ve insanımsı varlık. Yahudi tezine (Üstün IRK) yakın bir ideal olan bu iddia üto­pik olmaktan çıkmış durumdadır.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet meselesinde öne çıkan kimlik kav­ramlardan biri de Queer (kuir) kavramıdır. Batı kendi tez­lerini tartıştırmak, aktif ve diyalektik anlamda gelişebilir kılmak için sürekli akademik çalışmalar yaptırmakta, çeşitli</p>
<p>ilmi çalışmaların sonucu gibi kuramlaştırmaktadır. Batı te­fekkürü bu manada sayısız sahte kuram ve veri ile doludur. Bu yüzden Batı sosyolojisine yaklaşırken, felsefi düşünce­leri değerlendirilirken, tıbbi ve iktisadi teorileri gündeme alınırken dikkatle incelenmelidir. Queer kuramı da bu çer­çevede değerlendirilmesi gereken bir kuramdır. Bu kuram, cinsiyet kimliğinin ve cinsel yönelimlerin sabit olmadığım, heteroseksüel veya homoseksüel, tüm insanları belirli kim­lik veya cinsiyet tanımları üzerinden genellemenin doğru olmayacağım ifade eden, cinsiyetsiz toplumu hedefleyen çoklu cinsel yönelimini meşru gören bir sapkınlık tanımıdır.</p>
<p>Bu tanıma uygun toplumu oluşturmak için toplumsal cinsiyet eşitliği savunucuları, ebeveynlerin bebeklerine pembe ve mavi giydirmelerine, çocuklarım kızım-oğlum diye sevmelerine, biyolojik cinsiyete göre oyuncak seçim­lerine şiddetle karşı çıkarlar. Medya ve ders kitaplarında &#8220;ayrımcılık&#8221; olduğu gerekçesi ile baba, anne, dede, nene, ata, atasözü, namus, kız, birader, kadın, hanım, hanım efen­di, bey, beyefendi, bayan, hatun, bacı, adam, ağa, er, dayı, amca, teyze, hala, ağabey, oğlan, delikanlı, yiğit, babayiğit kelimelerinin çıkarılmasını ve kullanılmamasını isterler. Devlet adamı, bilim adamı, iş adamı, adam gibi adam, ha­nım evladı, sözünün eri, adam akıllı, kız gibi davranmak, kız kurusu, kız başma, kadınlar hamamına çevirmek, ek­sik etek gibi ifadeleri, &#8220;Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır&#8221;, &#8220;Kızım dövmeyen dizini döver&#8221;, &#8220;Elinin hamuruyla erkek işine karışma&#8221; gibi atasözlerini cinsiyetçi bulurlar. Öyle ki Kur&#8217;ârı-ı Kerîm&#8217;den ve hadis kitaplarından kadın-erkek eşitliğine uygun olmadığını düşündükleri, cin­siyet farklılığını öne çıkaran ayet ve hadislerin ayıklanması yahut yeniden yorumlanması gerektiğini söylerler. Masal­ların, hikâyelerin, tarihi hadiselerin içeriğinde erkek özenli anlatımlara, binlerce yıllık gelenekten gelen kadın anlatım­larına tahammül edemez, bunların yanlış olduğunu ispata girişirler. Tuvaletleri, kadın ve erkek tuvaleti diye ayırmanın cinsiyet ayrımcılığı, giyim mağazalarındaki deneme odalarının farklı olmasının ataerkil ve gerici bir uygulama olduğunu iddia ederler. Sadece iddia etmez bunlarla ilgili yüzlerce rapor hazırlar, kitap yazar, lobi çalışması yaparlar. Firdevs Gümüşoğlu&#8217;nun D Kitaplarında Toplumsal Cinsi­yet, Melek özlem Sezer&#8217;in Masallar ve Toplumsal Cinsiyet, Münevver Usta ve Doğuş Aygün&#8217;ün birlikte yazdığı Video Oyunları Endüstrisinde Toplumsal Cinsiyet Sorunsalı, Zeynep özlem Üskül Engin&#8217;in Toplumsal Cinsiyet ve Hukuk kitabı, Ufuk Serdaroğlu&#8217;nun İktisat ve Toplumsal Cinsiyet, Fırat Kut- luk&#8217;un Müzikte Cinsellik ve Toplumsal Cinsiyet, Fevziye Sayı- lan&#8217;m Toplumsal Cinsiyet ve Eğitim, Feryal Saygılıgil&#8217;in der­lediği ve içinde edebiyattan sanata, tarihten siyasete çeşitli bilim dallarının toplumsal cinsiyetle ilgisinin incelendiği Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları adlı eseri bunlardan birkaçı­dır.</p>
<p>Kitap içeriklerine bakıldığında dini ve örfi değerlerden uzak, anarşist ve nihilist öğelerle süslü, materyalist bir yol izlendiği göze çarpmaktadır. Yaşadığımız çağda kadınların maruz kaldığı çok ciddi problemler vardır, bu inkâr edile mez. Ancak kitap içerikleri kadınların ortak problemlerini dile getirmekten ziyade dini, ilmi, kültürel ve örfi değer­lere saldırmakta, aile, cemiyet ve iktidar üzerinden politik söylemlere başvurmaktadır. Firdevs Gümüşoğlu&#8217;nun Ders Kitaplarında Toplumsal Cinsiyet adlı eseri buna örnek teşkil eder: &#8216;&#8221;Allah&#8217;ın Nimetleri&#8217; adlı okuma parçasında ise Fat­ma pazardaki meyvelerin, sebzelerin güzelliğinden söz eder. Fatma&#8217;nın annesi ise, &#8216;Allah&#8217;ın bizim için çeşitli ni­metler yarattığı&#8217;nı ve eğer nankörlük etmeyip, şükredersek &#8216;ödüllendirileceğimizi ve nimetlerimizin artacağını&#8217; söyler. Söz konusu ders kitapları bu dünyayı araştırmak, anlamak, öğrenmek yerine inanmaya, korkuya dayalı bir algı çevresi oluşturmaya hizmet etmektedir.&#8221;<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a> Gümüşoğlu&#8217;nun burada bahsettiği ders kitabı 2011 baskılı Kenan Demirtaş ve Mu­rat Özdemir imzalı 7. Sınıf İlköğretim Din Kültürü ve Ah­lak Bilgisi ders kitabıdır. İnanç üzerine yazılmış bir eserde inanma ile ilgili bir örneği eleştirmek nasıl bir ruh yapısı, nasıl bir akademik bakış açısıdır, akıl almaz.</p>
<p>Bir diğer misal Feryal Saygılıgil&#8217;in derlediği Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları adlı eserdeki İlkay öküralpli&#8217;nin &#8220;Qu- eer Teori&#8221; başlıklı yazısından: &#8220;Toplumsal cinsiyet kavra­mının kullanıma sokulmasıyla amaçlanan, aslında hetero- normatif sistemin biyolojinin kader olduğu varsayımına karşı çıkmaktır. Beauvoir&#8217;ın ünlü &#8216;kadın doğulmaz, kadın olunur&#8217; ifadesi toplumsal cinsiyetin bir inşa, bir proje ol­duğuna gönderme yapar. Aynı zamanda, biyolojik cinsiyeti toplumsal cinsiyetten ayırır. Buna göre, biyolojik cinsiyet dişil bedenin olgulara dayanan yönleri, toplumsal cinsiyet ise bu bedenin üstlendiği kültürel anlam ve formlardır. As­lında kadın olan, aynı zamanda dişil üreme organına sahip olmak zorunda değildir.&#8221;<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[8]</sup></a></p>
<p>Toplumsal cinsiyet eşitliği projesi yürütücüleri yetişkin­lere dönük faaliyetlerle dini ve örfi cinsiyet algısının yıkıl­masının zor olduğunu bildiğinden bebeklikten itibaren baş­layan çocuk eğitimine ve ergenlere yönelik çalışma yaparlar. Bunun için de eğitim aracı olarak okul, kurs, televizyon programları, sosyal medya etkinlikleri, kamplar, dönemlik seminerler ve kulüp çalışmaları ile geniş kitlelerle etkileşi­me geçmeye gayret ederler. Eğitim içeriklerinde &#8220;toplumsal cinsiyet kalıp yargıları&#8221; diye niteledikleri kelime, deyim, resim, hikâye ve videoları cinsiyetsiz olacak şekilde değişti­rirler. Konuşmalarını, yazılarım, ilan ve duyurularını, tarih ve sosyal bilimler sunumlarını, edebiyat ve sanat eserlerini cinsiyetsizleştirirler.</p>
<p><strong>Kinsey Raporu ve Akademik Sahtekârlık</strong></p>
<p>Alfred Kinsey, toplumsal cinsiyet teorisyenlerinin yoğun olarak kaynak gösterdiği Amerikalı zoolog. 1920&#8217;lerde soy gelişimi araştırmalarının yuvası olduğu günlerde Hanvard Bussey Enstitüsü&#8217;nde öğrenim gören Kinsey, îndiana Üni­versitesi&#8217;nin öğretim kadrosuna girerek burada kültürel ya- pıbozumla ilgili araştırmalar yapmıştır.</p>
<p>Soy gelişim biliminin ve kontrolünün az bilinen amaçla­rından biri, geleneksel ahlak yıkımı ve sapkınlığın normal- leştirilmesidir. Bu araştırma alam Amerikan aile yapısını bozarak nüfusu yeniden üretmiş; kültürel, ailevi ve zihinsel programlamaya karşı korumasız hale getirmiştir. 1947&#8217;de bu üniversitenin bünyesinde The Rockefeller Foundation desteğiyle Cinsellik Araştırmaları Enstitüsünü kuran Kin­sey, 1948 yılında adını &#8220;cinsel sapkınlık tarihi&#8221;ne birinci adam olarak taşıyacak Erkek İnsan&#8217;da Cinsel Davranışlar adlı kitabı yayımlar. 25.000 adet basılan kitap birkaç ay içinde 200.000&#8217;den fazla satışa ulaşır. İlerleyen yıllarda Amerika ve Avrupa&#8217;da toplumu dizayn etmek isteyen medya ve iktidar desteği ile milyonlara ulaşır. Toplumda ciddi bir değişim ve dönüşüm başlar. Beş yıl sonra Kinsey, ilk kitabın deva­mı olan &#8216;Kadın İnsan&#8217;da Cinsel Davranışları&#8217; yayımlar ancak bu kitap oldukça tepki alır. Fakat projenin destekleyicileri geri adım atmaz ve Kinsey Raporlarına uygun olarak ka­nuni düzenlemeler yapılır. O güne kadar Amerikan ceza sisteminde &#8220;suç&#8221; olarak kabul edilen zina, çocuk erotizmi, kürtaj, evlilik öncesi cinsel ilişki, karı-kocaların birbirlerini aldatması ve eşcinsellik suç olmaktan çıkarılıp normalleş­tirilir.</p>
<p>Kinsey, bu raporda hali hazırda birçok toplumsal cinsi­yet temalı demekte de kullanılan meşhur Kinsey skalasını yayınlar. Bu skala üzerinden insanların fizyolojik cinsiyet­lerinin yanı sıra cinsel yönelimlerine göre de cinsiyetlerinin tanımlanması gerektiğini söyler. Bu rapora göre Amerikan erkeklerinin yüzde 95&#8217;i cinsellikle ilgili yasaları cezaevine düşecek kadar ciddi biçimde ihlal etmiş, yüzde 85&#8217;i evlilik öncesi cinsel ilişki kurmuş, yüzde 69&#8217;u fahişelerle birlikte olmuş, yüzde 37&#8217;si homoseksüel ilişkilerde cinsel doyuma ulaşmış, yüzde 17&#8217;si hayvanlarla seks yapmıştı.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a> Ayrıca bu raporda Amerika&#8217;da erkeklerin yaklaşık yüzde 37&#8217;si, kadın­ların da yüzde 13&#8217;ünün 45 yaşlarından önce en az bir kez eşcinsel bir ilişki yaşadığı iddia ediliyordu. Erkeklerin yüz­de 10&#8217;u hayatlarında en az 3 yıl boyunca genellikle eşcinsel ilişkiler kurmuşlardı, yüzde 4&#8217;ü ise kendilerini eşcinsel ola­rak tanımlıyordu.</p>
<p>Alfred Kinsey sıradan biri değildi. Houston Üniversite­si tarihçilerinden James Jones, Kinsey&#8217;in hayatını anlattığı kitapta onu iğrenç bir sapık olarak tanımlıyordu. Jones&#8217;un iddiasına göre eşcinsel, mazoşist, seks müptelası, röntgenci ve sorunlu bir adam olan Kinsey, karışım başka erkeklerle sex yaparken izliyor, sapkın ilişkiler içinde olan erkeklerin fotoğraflarım çekmekten hoşlanıyordu. Rockefeller Vakfı desteği ile yüz binlerce dolar kazanan Kinsey, bu paraları porno sektörüne yatırdı ve her kesime hitap eden porno filmler çekti. Başrolünü kendi oynadığı porno filmde kalp krizi geçirdi ve öldü.</p>
<p>Pedofilik alışkanlıkları olan Kinsey&#8217;in hazırladığı rapor­larda bebek ve çocuklarla yapılan cinsel deneyimler, orgazm sayısı ve süresi de vardı. Bu deney için yaklaşık 2000 civa­rında bebek kullanılmıştı. Hatta bu çocuklardan bir tanesi yıllar sonra Birleşmiş Milletler&#8217;e yazdığı bir mektupta, Kin­sey&#8217;in kendisi 7 yaşındayken öz babasına para karşılığı 20 seferden fazla tecavüz ettirdiğim iddia etmişti. Ester White adlı bu kız, 12 Nisan 2014 tarihinde yazmış olduğu bu mek­tupta, &#8220;babamı affedebildim ancak Kinsey&#8217;i asla&#8221; demişti.</p>
<p>Kinsey Enstitüsü yöneticisi Paul Gebhard, 1981&#8217;deki bir yazısında enstitünün faaliyetleri hakkında şu itiraflar­da bulunur: &#8220;Bebeklerle ve reşit olmayan çocuklarla cinsel ilişki kurmak yasadışı olduğundan farklı veri kaynaklama bağlanmak durumundaydık. Bunlardan bazıları, daha ko­lej eğitimli, çocuklarını dikkatle gözlemleyen ve bizim için notlar tutan ebeveynlerdi. Başka bir grup anaokulu sahiple­ri ya da öğretmenleri; yaşlılarla ilgi duyan ergenlik çağına gelmemiş homoseksüel erkeklerdi. Bir tanesi dişi ve erkek bebeklerle sayısız cinsel ilişki kurmuş ve her ilişkisinin kay­dını tutmuş biriydi. Bu kaynakların bazıları yazılı ya da sözlü raporlarda, fotoğraflarda ve birkaç örnekte filmlerde kullanılmıştı.&#8221; .<a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[10]</sup></a></p>
<p>Kinsey&#8217;in seçtiği denekler hiç de kitabında anlattığı gibi sıradan ve her meslek grubundan insanlar değildi. Bu de­rneklerin çoğu para ile tutulmuş kiralık fahişelerdi. Hatta birçoğu kendi çocuğuna tecavüz olmak üzere çeşitli cinsel suçlardan aranan kimselerdi. Bunu fark eden Liberty Coun- sel&#8217;in kurucusu ve dekanı Mathew Staver&#8217;ın &#8220;Alfred Kin­sey ve Kinsey Enstitüsü, işledikleri devasa sahtekârlıktan sorumlu tutulmalıdır&#8221; diyerek enstitü hakkında soruştur­ma talebinde bulundu. Ancak Kinsey&#8217;in destekçisi vakıfla­rın engeli ile karşılaştı ve soruşturma talebi kabul görme­di. Kinsey Raporlarının eleştirisi sadece Staver ile sınırlı değildi. Uluslararası çapta tanınmış Judith Reisman gibi akademisyenlerin yanında Sue Ellen Browder ve John W. Tukey gibi akademisyenler de çok sert eleştiriler getirmiş ve Kinsey&#8217;in araştırmasının önemli bir kısmının masabaşı olduğunu söylemişlerdir. Sue Ellen Browder, &#8220;Kinsey&#8217;in Sırrı: Cinsel Devrimin Sahte Bilimi&#8221; adlı makalesinde şun­ları söylemektedir: &#8220;Kinsey, sıklıkla başvurduğu örnekleri,sıradan anneler, babalar, kız ya da erkek kardeşlermiş gibi sundu. Böyle yaparak Amerikan erkeklerinin yüzde 95&#8217;inin onları içeri tıktıracak cinsel suçlara ilişkin kanunları çiğ­nediğini ileri sürüyordu. Böylelikle Amerikalılara, cinsel kabahat kanunlarının &#8216;gerçeğe uygun&#8217; hale getirilmesinin zorunluluk olduğu söyleniyordu.&#8221;<a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><sup>[11]</sup></a> öyle de oldu. Kinsey raporlarından sonra Rockefeller Vakfı desteği ile ceza hu­kuku değiştirildi.</p>
<p>Kinsey Raporu sonrası cinsel suçlarda korkunç bir artış meydana gelmiştir. Amerika&#8217;da 1969-1999 arasında tecavüz yüzde 340, 1955-1994 arasında 10-14 yaş grubunda cinsel yolla bulaşan hastalıklar yüzde 200,1951-1996 arasında 15- 19 yaş arası genç kızların çocuk doğurma oram yüzde 215, 15 yaş altı kızların çocuk doğurma ya da düşürme oram yüzde 150 ve çocukların cinsel istismarında yüzde 15,866 artış olmuştur. Aynca Kinsey raporundan soma LGBTİQ+ hareketler daha aktif olmaya ve lobi çalışmaları ile çeşitli haklar elde etmeye başladılar. Aynı zamanda pedofilik bir sapkın olan örgütün kurucusu Harry Hay eşcinselleri açık­tan savunan ilk manifestosunu Kinsey&#8217;in raporunun yayın­landığı yıl olan 1948&#8217;de yaptı. 1973 yılında Amerikan Psiki- yatristler Birliği (APA), eşcinselliği psikiyatrik hastalıkların sınıflandırıldığı DSM&#8217;den (Diagnostic and Statistical Manu- al of Mental Disorder) çıkardı. Kinsey Raporu&#8217;yla birlikte sadece LGBTİQ+ hareketler değil, pedofilik hareketler de meşrulaşma fırsatı elde etmişlerdi. Kinsey&#8217;in raporları ile tetiklenen kitleler daha neye uğradıklarım anlamadan aym yıllarda       Playboy Dergisi yayın hayatına atılıyor ve zihinlere erotik ve pornografik resimleri yerleştirmeye başlıyordu. Aynı dönemde Rockefeller desteği ile porno sektörü oluşu­yor, kadın ve erkek fahişeler bu sektörün içinde endüstriyel bir kaynak haline geliyordu.</p>
<p>Kinsey Raporları ile başlayan toplumu cinsel olarak dö­nüştürme faaliyetleri salt bir şirket yahut devlet faaliyeti olarak kalmamış, Birleşmiş Milletler kanalı ile bütün ülke­lerde yaygınlaştırılmak istenmiştir. Bunun için de sözleşme­ler yapılmış ve &#8220;Ulusal Eylem Planı&#8221; hazırlanmıştır. Çokça öne çıkarılan İstanbul Sözleşmesi düne nispeten nihai nokta gibidir. Çünkü toplumsal cinsiyet meselesi İstanbul Sözleş- mesi&#8217;nden onlarca yıl önce yapılan sözleşmeler ile cemiyet hayatında yer bulmaya başlamıştır. Bunlardan ilki 1957 yı­lında Avrupa Birliği çerçevesinde imzalanan Roma Antlaş- ması&#8217;nın 119. maddesindeki &#8220;Kadın Erkek Eşitliği&#8221;ne dair olandır. Bu antlaşmadaki hukuki düzenlemeler sadece çalış­ma yaşamıyla sınırlıydı ve sosyal olmaktan daha çok &#8220;ücret eşitliği&#8221; başlığı altında toplanmış olarak ekonomikti.</p>
<p>Birleşmiş Milletler&#8217;in toplumsal cinsiyet eşitliğinin ge­liştirilmesi ve kadınların güçlendirilmesi amacıyla kurmuş olduğu ilk organ Kadının Statüsü Komisyonu&#8217;dur. Komis­yonun temel görevi, kadın haklarının siyasi, medeni, eko­nomik, sosyal ve eğitim alanlarında geliştirilmesi için Eko­nomik ve Sosyal Konseye tavsiyeler sunmak ve raporlar hazırlamaktır. Komisyon 1960&#8217;lı yıllara kadar üye ülkelerde yasal eşitliği gerçekleştirmek amacıyla çalışmalar yapmış ve kadın haklan alamnda sözleşmeler hazırlamıştır. 24 Ekim 1945&#8217;te Birleşmiş Milletler Antlaşmasının (Charter) kabulü ile teşkilatın asıl amacı olan &#8220;barışı korumak, savaşları önle­mek&#8221; konularının yanında kadının hakları ve statüsü mev­zuu üzerinde de çalışmalara başlanmıştır. Bu anlaşmada uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel ve insani sorunların çözülmesinde ırk, cinsiyet, dil ve din aynmı gözetmeksizin herkes için insan Haklarının geliştirilmesinde işbirliği sağla­mak ve ülkelerin bu amaçlara ulaşma çabalarının ahenkleştirildiği bir merkez olmak gibi çok kapsamlı bir hedef belir­lenmiştir. Bu suretle insanlar arasında cinsiyet ayrımından kaynaklanan her türlü ayrıcalığı yok etmek, bu teşkilatın temel görevlerinden biri sayılmaktadır. 1960&#8217;lı yıllarda ya­pılan sözleşmelerin birçoğunda Türkiye&#8217;nin imzası yoktur: 1962&#8217;de 28 ülkenin katılıp imzaladığı Evliliğe Rıza, Evlilik için Asgari Yaş ve Evliliğin Tesciline İlişkin Sözleşme ve 1950&#8217;de 42 devletin imza koyduğu İnsan Kaçakçılığı ve Fuhuşun İstisma­rının Bastırılmasına İlişkin Sözleşme&#8217;lerinde olduğu gibi. 1979 yılında yayınlanan CEDAYV-Birleşmiş Milletlerin Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın önlenmesi Sözleşmesini ise Türkiye 1985 yılında imzalamıştır. Bu sözleşmenin temel hedefi, toplumsal yaşamın her alanında kadın-erkek eşit­liğini sağlamak amacıyla, kalıplaşmış kadın-erkek cinsiyet rollerine dayalı önyargıların yanı sıra geleneksel ve benzer tüm ayrımcılık içeren uygulamaların ortadan kaldırılması­dır. Sözleşmenin 10&#8217;uncu maddesinin (c) bendinde şöyle de­nilmektedir: &#8220;Kadın ve erkeğin rolleriyle ilgili kalıplaşmış kavramların eğitimin her şeklinde ve kademesinden kaldı­rılması ve bu amaca ulaşılması için eğitim birliğinin ve diğer eğitim şekillerinin teşvik edilmesi, özellikle ders kitapları­nın ve okul programlarının yeniden gözden geçirilmesi ve eğitim ve metotlarının bu amaca göre düzenlenmesi&#8230;&#8221;.</p>
<p>Birleşmiş Milletler&#8217;in Pekin&#8217;de 4-15 Eylül 1995 tarihleri arasında 189 ülkenin temsilcilerinin katılımıyla düzenlediği Taahhütler Konferansında (Dördüncü Dünya Kadın Kon­feransı) Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu belgeleri kabul edilmiştir ve Türkiye her iki belgeyi de imzalamıştır. Pekin Deklarasyonu, kadirim güçlenmesini ve toplumsal konumunun yükselmesini sağlamak, kadın-erkek eşitliğinin geliştirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin te­mel politika ve programlara yerleştirilmesi konularında hü­kümetleri yükümlü kılmıştır.</p>
<p>2000 yılında 189 ülkenin temsilcileri, Birleşmiş Millet­ler&#8217;in önderliğinde bir araya gelerek Binyıl Kalkınma Hedef- leri&#8217;nin kabul edildiği bir zirve Stakleştirmişlerdir. Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH), insani kalkınmaya yönelik ola­rak yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması, tüm bireyler için temel eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadının durumunun güçlendirilmesi, çocuk ölümleri, anne sağlığı, salgın hastalıklarla mücadele, çevresel sürdü­rülebilirlik ve kalkınma için küresel ortaklık konularını içer­mektedir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><sup>[12]</sup></a></p>
<p>11 Mayıs 2011 tarihinde, kadınlara yönelik şiddetle mü­cadelede yeni bir destek sağlayan &#8220;Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi&#8221; veya kısaca &#8220;İstanbul Sözleş­mesi&#8221; Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından imzalanarak 22 Kasım 2011&#8217;de TBMM tarafından onaylanmıştır. 8 Mart 2012 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmasının ardından Avrupa Konseyi&#8217;ne sözleşmeye ilişkin onay belgeleri teslim edilmiş ve 1 Ağustos 2014 tarihi itibariyle sözleşme yürür­lüğe girmiştir. 2018 verilerine göre 45 ülke tarafından imza­lanan ve 27 ülke tarafmdan onaylanan İstanbul Sözleşmesi, &#8220;kadına karşı şiddetin önlenmesinde hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge&#8221; niteliği taşıyor. Bu belgenin Türkçe çevirisi ile ilgili oldukça dikkat çekici iddialar söz ko­nusu. Ankara Barosu dergisinde Prof. Dr. Kadriye Bakırcı şu tespitleri dile getiriyor: &#8220;Sözleşme&#8217;nin Türkçe metni ile İngi­lizce metni karşılaştırıldığında Türkçe çeviride yanlışlıklar olduğu görülmektedir. Bu durum, büyük ölçüde politik ter­cihlerden kaynaklanmaktadır. Sözleşme&#8217;nin orijinal başlığı &#8216;Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi&#8217; ol­masına rağmen, Türkçe&#8217;ye &#8216;Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi&#8217; olarak çevrilmiştir. Sözleşme&#8217;nin met­nindeki &#8216;ev içi şiddet&#8217; (domestic violence) ibaresi Türkçe&#8217;ye&#8217;aile içi şiddet&#8217; olarak çevrilmiş, ev içinde (domestic unit) ibaresi ise &#8216;aile birliğinde&#8217; olarak çevrilmiştir, öte yandan &#8216;eşler veya partnerler&#8217; arasındaki &#8216;şiddet<sup>7</sup> ibaresi, &#8216;eşler veya ebeveynler arasındaki&#8217; şiddet olarak çevrilmiştir.&#8221;<a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup><strong>[13]</strong></sup></a></p>
<p>Diğer taraftan İstanbul Sözleşmesi, toplumsal cinsiyet ile birlikte cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği kategorilerini doğrudan metninde içeren ilk uluslararası sözleşmedir. Söz­leşmenin &#8220;Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması&#8221; başlıklı dördüncü maddesinde LGBTİQ+ oluşumlarına atıf­ta bulunulması ve söz konusu maddede &#8220;Cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, (&#8230;) herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanması temin edile­cektir.&#8221; denilmesi, LGBTİQ+ oluşumlarının Türkiye&#8217;de daha açıktan ve kışkırtıcı bir şekilde örgütlenmesine sebep oldu.</p>
<p>Birçok kişi ve kurum tarafından eleştirilen İstanbul Söz­leşmesi, toplumsal tabanın kültürel yapışım dikkate alma­dığı, farklı görüşlere karşı duyarsız kaldığı ve tek taraflı bir metin olduğu iddiası ile eleştirilmiştir. Metin bu haliyle bir toplumu ayakta tutan kültürel değerlerin belirlediği top­lumsal rol beklentisini değersizleştiren, küçük bir grubun değerlerden uzak rol beklentisini temel değer haline getiren bir yapı görünümündedir. Feminist bir ideolojik dilin hâkim olduğu bu sözleşmenin &#8220;Kadınlara yönelik şiddetin, erkek­lerin kadınlar üzerinde tahakküm kurmasına ve kadınlara yönelik ayrımcılığa neden olan ve kadınların tam ilerlemesi­ni engelleyen ve kadınlar ile erkekler arasındaki tarihsel eşit­likçi olmayan güç ilişkisinin tezahürü olduğunun bilincinde olarak&#8221; hazırlandığı ifade edilmiştir. Genel yükümlülükler bölümü, madde 12/1&#8217;de &#8220;veya kadınlar ve erkekler için alı­şılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan ön yar­gılan, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü farklı uygu­lamaları ortadan kaldırmak amacıyla kadınlar ve erkeklere ilişkin sosyal ve kültürel davranış modellerinin değişimini sağlamak için gerekli tedbirleri alır.&#8221; denilmektedir. Bu ifa- deler toplumsal cinsiyete dair metinlerde bir ayrımcılık olarak sunulan dinin yok sayılmasına, geleneksel değerler, örf ve kültürün yok edilmesine kanuni dayanak oluşturmakta­dır. Ayrıca sözleşmenin 4&#8217;üncü maddesinin (Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrım Gözetmeme) 3&#8217;üncü bendinde ayrımcılık yapılmaması adına cinsel yönelim ve cinsel kimlik kavram­ları yasallaştırılmaktadır. LGBTİQ+ bireyler, bu madde ile kendilerine yönelik her söylemi &#8220;nefret suçu&#8221;, &#8220;homofobik davranış&#8221; iddiası ile hukuka taşımakta, toplumun geniş bir kesimi tarafından &#8220;sapkınlık&#8221; olarak görülen söz ve fiilleri meşrulaştırmaktadırlar.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet eşitliğini şiddetin önlenmesi için tek reçete olarak sunan bu sözleşme, toplumsal cinsiyet eşitliği indeksinde üst sıralarda olan ülkelerde kadına yönelik şid­det, cinayet ve tecavüz oranlarının yüksek düzeylerde olma­sı ile uygulanabilirliği tartışmalı hale gelmiştir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinde model ülke olan İskandinav ülkelerinde şiddet ve tecavüz oranları ürkütücü seviyelerdedir. Ulusla­rarası Af Örgütü&#8217;nün raporuna göre Finlandiya&#8217;da her yıl 50.000 kadın tecavüz ve cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Danimarka&#8217;da 2017 yılında 24.000 kadın tecavüze uğramış veya tecavüz girişiminde bulunulmuştur. Benzer şekilde toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı politikaların uygulan­maya başlanmasından sonraki süreçte de ülkemizdeki ista­tistikler şiddetin azalmadığım göstermektedir. Sözleşmenin 48&#8217;inci maddesi arabuluculuğu yasaklamakta, &#8220;Taraflar işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddete ilişkin olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dâhil olmak üzere, zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerini yasaklamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.&#8221; demektedir. Bu maddeden de anlaşılacağı üzere, sözleşmede aileyi koruya­bilecek tedbirlere yer verilmemekte, toptana bir yaklaşımla arabuluculuğun faydalı olabileceği durumlar da dışlanmak­tadır.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14"><sup>[14]</sup></a></p>
<p><strong>Toplumsal Cinsiyet Teorilerinin Anaakımlaştırılması</strong></p>
<p>1990&#8217;lı yıllar sonrasında BM&#8217;nin anaakımlaştırmaya (ma- instreaming) karar verdiği toplumsal cinsiyet eşitliği poli- tikaları bugün global hale gelmiştir. Kalkınma Programı (UNDP) anaakımlaştırmayı şöyle tanımlıyor: &#8220;Ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlardaki tüm politika ve programla­rın tasarlanması, uygulanması ve değerlendirilmesine cinsi­yet eşitliği zorunlu bir boyut olarak katılacaktır; bu nedenle cinsiyet analizleri tüm etkinliklerinin bir parçası olarak ka­bul edilecek ve partnerlerle ilişkide cinsiyet eşitliği anahtar bir unsur olarak kabul edilip desteklenecektir; eşitlik anla­yışının tüm politikalarda temel alınmasını sağlamak üzere Kalkınma Programı&#8217;nın kapasitesini arttıracak stratejiler ge­liştirilecektir.&#8221;<a href="#_ftn15" name="_ftnref15"><sup>[15]</sup></a></p>
<p>Toplumsal cinsiyet teorileri ile ilgili ilk dönemlerde birkaç broşür, bülten ve tam tim toplantılarından ibaret olan çalış­malar, zaman içerisinde üniversiteler bünyesinde ana bilim dallan açılmasına, ders kitaplan halinde öğrencilere okutul­masına, ana akım haline getirilip üzerine binlerce kitap ya­zılmasına, belgesel film ve sinema çalışmaları yapılmasına evrilmiştir. Bunda da elbette nüfuz sahibi akademisyenlerin, başta AB fonları olmak üzere her çeşit destekle cemiyeti bu kurama göre şekillendirmeyi gaye edinen derneklerin payı büyüktür. Bu derneklerden birkaçı şunlardır: Cinsiyet Eşitli­ği İzleme Derneği, Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Deme­ği, Yanındayız Demeği, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Derneği.</p>
<p>Ancak bunlar arasından daha etkili olanlar akademisyen­lerdir. Çünkü onlar toplumla birebir irtibatı olan insanları yetiştirmektedir ve yine kendileri toplumla sürekli etkileşim halindedirler. Dolayısıyla asıl dikkatle takip edilmesi gere­ken nokta burasıdır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de akademik feminizme dair hafıza alam inşa eden. Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Merkezle­rinin kuruluşunda ve gelişmesinde öncülük yapan, katkı­da bulunan birçok akademisyen vardır. Bunların bir kısmı halen görevde ve hayatta olup kimi bir üniversitede kimi ise uluslararası desteğe sahip derneklerde yönetici olarak aktif rol sahibidirler. Bu akademisyenler, toplumsal cinsiyet kuramım tüm basın yayın, halkla ilişkiler, üniversite ve lise ders kitaplarına, emek ve iş gücünün söz konusu olduğu her yere, edebiyat, sanat ve tarih yazımı başta olmak üzere dini çalışmalara kadar pek çok alana nüfuz ettirmişlerdir. İtiraf etmek lazımdır ki hiçte başarısız değiller. Bu çalışmalar ne­ticesi birçok önemli siyasi ve ticari organizasyon toplumsal cinsiyet teorilerini kitleselleştirdiler. Ülkemizde TKP, HDP, CHP, İYİ Parti gibi siyasi partilerin yam sıra büyükelçilik, ticari şirket gibi birçok sivil toplum kuruluşu sözleşmelere dayanarak bu projeleri destekledi. Almanya Büyükelçiliği, ABD Büyükelçiliği, Avrupa Birliği, Ford Vakfı, Rockefeller Vakfı, Fransa Büyükelçiliği, İsviçre Büyükelçiliği, Soros Vak­fı, Norveç Büyükelçiliği, Danimarka Büyükelçiliği, Nike, Coca Cola, Shell, TÜSİAD bunlara fon sağlamakla kalmayıp çalışmaları global hale getirmenin önünü açmıştır. Aynca TÜSİAD (Türk Sanayici ve İş Adamları Demeği) &#8220;adam&#8221; kelimesinin ayrıma olduğu gerekçesiyle açık ismini 2018 yilında değiştirmiştir.</p>
<p>Bu kitleselleşmede en önemli unsur medya ve propagan­dadır. Kaldı ki medya önemli bir telkin aracı olduğu kadar aynı zamanda bir baskı aracıdır. Birçok sermaye grubu yani reklam veren şirketler, hem yazılı hem görsel medya üzerinde &#8220;parayı veren düdüğü çalar&#8221; hesabı ciddi bir baskı oluş­turmakta ve toplum mühendisliğine kadar işi götürebilmek­tedirler. Bunun en güzel örneği TÜSİAD ve bünyesindeki şirketler grubudur. Bu şirketler açıktan açığa medyaya yön vermekte, hizaya çekmekte ve nelerin yayınlanıp yayınlanamayacağını söylemekte hatta dizi, filmlerin senaryosuna kadar müdahale etmektedirler.</p>
<p>5 Mart 2018 Pazartesi günü &#8220;Televizyon Dizilerinde Top­lumsal Cinsiyet Eşitliği&#8221; başlığı altında TÜSİAD bünyesinde bir proje çalıştayı yapıldı. Bu çalıştayın açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol BİLECİK şun­ları söyledi: &#8216;Toplumsal cinsiyet eşitliği önündeki engellerin aşılması için zihniyet dönüşümünü sağlamak gerekiyor. Her bireyin ve her kurumun kendi etki alanlarından başlayarak bir &#8216;kelebek etkisiyle&#8217; bu dönüşüme büyük katkı sağlayaca­ğına inancım sonsuz. Farklı alanlarda çalışmakla beraber, birbirini etkileyen ve güçlendiren işler yapan &#8216;iş dünyası&#8217; ve &#8216;dizi sektörü&#8217; olarak bu proje vesilesiyle bir araya gelmiş ol­mak çok kıymetlidir. Aslında iş dünyası ile dizi sektörünün ortak bir derdi var: yaratıcılık ve yenilikçilik. İş dünyasının küresel rekabette ayakta kalması çeşitliliği, yaratıcılığı ve inovatif olmayı gerektiriyor ki toplumsal cinsiyet eşitliği bu yolda müthiş bir itici güç sağlıyor. Dizi sektörünün paydaş­ları belki de en yüksek yaratıcı ve yenilikçi yeteneklere sahip kesim ve bu yetenekleri toplumsal cinsiyet eşitliğini destek­leyecek şekilde harekete geçirmeleri çok önemli.&#8221;<a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><sup><strong>[16]</strong></sup></a></p>
<p><strong>Bir İdeoloji Olarak Toplumsal Cinsiyet</strong></p>
<p>Bir fikri, inana yahut ürünü ana akım haline getirmek ve kitleler tarafından hızlıca bünyeleştirilmesini sağlamak için bilinen en iyi yöntemlerden biri ideolojileştirmektir. Çünkü kitleler parçalar halindeki unsurları marjinal yahut sadece azınlığa mahsus bir davranış biçimi olarak görür. Ancak bu durum birçok parçanın bütünleştirildiği bir ideoloji haline dönüşür ve içinde farklı gruptan insanların çıkarlarına çö­zümler üretiyor olursa kitlelerce sahiplenilen ve mücadelesi edilen bir form halini alır. Toplumsal cinsiyet teorisyenleri bu yönü hiç ihmal etmemiş, bütün çalışmalarını iktidar, si­yaset ve değişim içerikli söz ve fiillerle beslemiştir.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[17]</sup></a></p>
<p>İdeoloji; fikrin nizamı, düzeni. Nisbetler yahut keşifler boyu anlayışın örgüleşmiş hâli. Bir dine bağlı olabileceği gibi mevcut ilmi birikimden istifade ile batıl bir itikad üzere de oluşturulması mümkün. Liberalizm, sosyalizm, faşizm en başat yerde. İdeolojik olmanın yam sıra psikolojik bir yapı arz eden feminizm, muhafazakârlık, milliyetçilik ise eklemlendikleri yer ile bütünleşik hareket eden dünya gö­rüşleridir. Erkek ve kadına dair, her biri diğerinden farklı bir anlayışa sahip ve hakikati yerli yerine oturtucu değil. Bugün gelinen noktada toplumsal cinsiyet çalışmaları da Toplumsal Cinsiyet Eşitliği üst başlığı altında cinsiyet ve cin­selliğin merkeze alındığı bir ideoloji haline gelmiştir. Bunda da en büyük etken geleneksel olarak varlığım devam ettir­meyi düşünen ideolojilerin toplumsal cinsiyet olgularına bakışıdır. Şöyle ki; herkese vicdan, inanç, düşünce özgür­lüğü tanınmasının gerekli olduğunu savunan, devletin bi­reyler, sınıflar ve uluslararasındaki ekonomik ilişkilere ka­rışmamasını isteyen liberalistler, erkek ve kadın arasındaki farklılıkları tamamen özel veya kişisel önemi olan bir konu olarak ele alır. Kamusal veya siyasi hayatta bütün insanlar bireyler olarak değerlendirilir, toplumsal cinsiyet eşitliği ise etnik veya sosyal sınıf gibi uygun bir değerlendirme birimi olarak görülmez. Bu açıdan bireysellik, &#8220;toplumsal cinsiyet körlüğü&#8221;yle malûldür. Muhafazakârlar, toplumsal cinsiyet ayrımının sosyal ve siyasi önemini vurgulamışlar ve erkek ile kadın arasında işle ilgili cinsiyet ayrımının doğal ve ka­çınılmaz olduğuna işaret etmişlerdir. Böylece toplumsal cinsiyet kavramını, topluma organik ve hiyerarşik özelliği­ni veren faktörlerden biri olarak değerlendirmişlerdir. Fa­şistler ise toplumsal cinsiyeti insanlık içindeki temel bir ay­rım olarak görürler. Erkekler doğal olarak liderlik ve karar vermeyi tekellerinde tutarlar, kadınlar ise tamamen evcil, destekleyici ve ikincil bir role uygun görülürler. Sosyalist­ler, liberaller gibi toplumsal cinsiyeti siyasi açıdan ele alır ve emeğin sömürülmesi tezi üzerinden hareket ederek onu mekanik işleyen toplumun bir cinsiyetsiz bir parçası haline getirir. Aile kurumu, boşanma, çocuk sahibi olma, fabrika­da çalışma yahut bir şeylerin sahibi olma içtimaileşir. Kadın ve erkek fert fert toplumun malıdır. Marx ve Engels&#8217;in or­tak ifadesiyle &#8220;Kendisini tamamlayan şey kaybolup gittiği zaman doğal olarak burjuva ailesi de kaybolup gidecek ve sermayenin ortadan kalkmasıyla birlikte her ikisi de orta­dan kalkacaktır.&#8221;<a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><sup><strong>[18]</strong></sup></a></p>
<p>Toplumsal cinsiyet teoriSyenleri bunlardan yararlanmış ama bütün haliyle benimsememiştir. Ancak feministler, li­beralizmin özgürlük anlayışı ile marksist ilkeleri birbiri ile harmanlayarak toplumsal cinsiyet teorilerinin motor gücü ve taşıyıcısı olmuştur. Daha sonra buna LGBTİQ+ bireyler de katılmış, içtimai ve siyasi bir güç olarak örgütlenmeye, propaganda sahası oluşturmaya, eser ve eylemler üreterek dünya görüşlerini kabalaştırmaya çalışmışlardır. Bir ideo­lojinin hedeflediği tarihi değiştirme, dili ve anlayışı yeni­leme, yeni bir politika ve yönetim biçimi belirleme, aile, evlilik ve eğitim gibi toplumu ayakta tutan unsurları yeni­den biçimlendirme, iktidar-cinsiyet ilişkisini merkeze ala­rak insanların yaşam tarzım düzenleme gibi temel işlevleri gaye edinmişlerdir. Cinsel yönelimlerin ve cinsel arzuların doyurulmasının ana tema olduğu bu ideoloji, Cinsiyet İdeo­lojisi olarak da adlandırılmaktadır. Gayesi toplumu cinsiyet temelli dönüşüme tabi tutmak olan toplumsal cinsiyet ide­olojisi, bunun için Marks&#8217;ın sınıf çatışması tezinden ilhan» alarak kadını işçi sınıfı, erkeği ise sermaye yani kapitalist sınıf olarak kategorileştirir. Ataerkil sistemi de mücadele edilmesi ve yıkılması gereken kapitalizm olarak belirler. Evlilik, aile, ev işleri, cinsellik, anne ve babalık, çocuk bakı- mı, kadın istihdamı gibi meselelerin yeniden düzenlenmesi ve kısmen de ortadan kaldırılması gereken şeyler olarak gö­rür. Yani &#8220;katı olan her şeyi buharlaştırmaya&#8221;, bilinen ve sa­hip olunan ne varsa imha etmeye, insanı sürekli değiştirme ve dönüştürmeye çalışır. İnsana kendini saklayabileceği bir mahremiyet alanı ve sığınabileceği bir mağara bırakmaz, her şeyi parçalar, söküme uğratır ve dönüştürür.</p>
<p><strong>Toplumsal Cinsiyet ve Mahremiyetin Dönüşümü</strong></p>
<p>Mahremiyetin Dönüşümü adlı eserinde Anthony Giddens &#8220;Şu anda cinsiyetler arasında duygusal bir uçurum açılmış durumda ve bunun ne ölçüde kapatılabileceğini söylemek çok güç.&#8221; der.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[19]</sup></a> Çözümü ise demokraside görür. Oysa bu so­nuçlar demokrasinin neticesi değil midir zaten? Farklı cinsel yönelimli kimseler demokrasinin arkasına sığınarak faali­yet alanlarım genişletmiyorlar mı? Bilakis demokrasi sürek­li değişken ve dönüşen bir yapı arz etmiyor mu? Cinsiyetler arasında açıldığı söylenen ilişki yeniden inşa edilmeli iken neden diyalektik materyalizmin öngördüğü çatışmacı bir tarzda sıvılaşmasına göz yumuluyor? Çünkü bu bir sorun olarak değil, akışkan bir sebep-sonuç ilişkisi olarak görül­mektedir. Akışkan Modernite adlı eserinde Zygmunt Bauman şöyle der: &#8220;Eritilecek ilk katilar ve dünyevileştirilecek ilk kutsallar, insanın elini kolunu bağlayan, hareketi kısıtlayan ve girişimlerin önünü tıkayan geleneksel sadakatler, alışıla- geldik haklar ve görevlerdi. Yeni (ve gerçek anlamda katı!) bir düzen kurmak için öncelikle, eski düzenin kurucuları­nın sırtına yüklediği o ağır yükten kurtulmak gerekiyordu. &#8216;Katılan eritmek&#8217; tabiri her şeyden önce, eldeki mali değer­lerin bir şekilde hesaplanmasını zorlaştıran &#8216;alakasız&#8217; zo­runluluktan kurtulmak, ya da Max Weber&#8217;in belirttiği gibi, ticari ve ekonomik girişimleri, kendilerine ayak bağı olan ev-aile ilişkilerinden ve etik sorumluluklardan kurtarıp öz­gürleştirmek&#8221;<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[20]</sup></a> gerekiyordu. Toplumsal cinsiyet ideolojisi, bu noktada liberalizm ile marksizmin uzlaştığı bir zemin­dir; bir başka deyişle marksizm, liberal düşünceyi yaşatan ideolojik bir tüketim aracı haline gelmiştir. Yani bugün libe­ralizm Marks&#8217;m tezlerini, marksist düşünürlerin fikirlerini hayata geçirerek topluma şekil vermekte ve kendi iktidarım kuvvetlendirmektedir.</p>
<p>Marks&#8217;m &#8220;katı olan her şey buharlaşıyor&#8221; öngörüsünde olduğu gibi dini, ailevi, iktisadi, siyasi, örfi, ahlaki ve etnik kurumlar hızla sıvılaşmakta, buharlaşmakta ve kaybolup gitmektedir. Sanayi devrimi sonrası oluşan endüstri toplu­mu ile geniş aile yok edilip kapitalist emellere uygun üreti­len çekirdek aile tipi önce bireyselleşmeye, ardından cinsi­yete dayalı çatısı bahane edilerek erimeye bırakıldı. Kentler, mahalleler, sokaklar, alışveriş merkezleri, iş yerleri herkese açık gözetilebilen alanlar haline getirilerek mahremiyet ala­nı sınırlandırıldı. Kitlelerin tek sığınak olarak gördükleri evlere, mahremiyet düşüncelerini şekillendiren inançları­na ve geleneklerine müdahale edilerek kırılgan ilişkilerin oluşması sağlandı ve evler güvenilir mahrem mekânlar ol­maktan çıkarıldı. Korunmasız çocuklar yanında korunma­sız ebeveynler üretildi. Duyguların, inançların erimesi daha da kolaylaşmış oldu. Doğumun yani üremenin kontrol altına alınması ile birlikte plastisite bir cinsel anlayış oluştu. Cinsel devrim, özgürlük üst başlığı altında insanların zihni boş bir form haline getirildi ve &#8220;bunun sonucunda da çok satan kitaplar, reklamlar, pornografik metinler, metres ede­biyatı ve psikanaliz gibi şeyler ister istemez idareyi ellerine aldı.&#8221;<a href="#_ftn21" name="_ftnref21"><sup>[21]</sup></a> Ensest tabu denilerek aile içi, regl tabusu denile­rek kadın istismarı, çıplaklık tabusu denilerek utanma ve ar duygularının yıkımı sağlandı. Nikâh tabusu denilerek kadın-erkek birlikteliğini hukuki forma kavuşturan resmi­yet ortadan kaldırıldı. Gizlilik tabusu denilerek insanın en mahrem ilişkilerini bile araştırma ve ortaya çıkarma hırsı; toplu seks tabusu, hayvan tabusu, eşcinsellik tabusu deni­lerek bütün ahlaki değerler altüst edildi. Daha ötesi bütün ilişkilerde karşılıklı güvensizlik oluştu ve kitleler kendi ço­cuklarım koruyamayacak hale geldi. Bunun için de her çeşit propaganda aracı, model alarak öğrenmeden bilişsel öğren­meye kadar her çeşit öğretim ve telkin metodu kullanıldı.</p>
<p><strong>Cinsiyetsiz Toplum İçin Rol Modeller</strong></p>
<p>Toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinden üretilen tanımla­malar insanın biyolojik yapışım yani doğuştan erkek ve dişi oluşunu atıl bırakarak ona yeni bir kimlik tedarik eder. Bu yeni kimlik ferdin kültürel ve cinsel etkileşimleri neticesi or­taya çıkmış, sonradan edinilmiş bir kimliktir. Kadına karşı şiddeti önleme şeklinde masumane bir dil kullanan toplum­sal cinsiyet eşitliği savunucuları bu kimliği oluşturmak için her çeşit telkin vasıtasını kullamr. Sinema, gazete, dergi gibi ana akım medyanın yanı sıra Facebook, Instagram, Tvvitter, Youtube gibi sosyal medya platformlarından da yararla­nırlar. Buralarda yapılan paylaşımlar, çeşitli kurumların davetleri, sanat ve edebiyat dünyasında tanınmış kişilerin şovları, demek ve kulüp faaliyetlerinin teşhiri ile kitlelere ulaşmakta oldukça önemli unsurlardır. Toplumsal cinsiyet çalışmalarının görünürlüğünü artırmak için özel sanatçılar, müzisyenler, yazar ve aktörler yetiştirilmekte yahut çalış­maların yapışma uygun karakterdeki kişiler ve gruplar ön plana çıkarılmaktadır. Bunlardan biri olan BTS&#8217;in yapısı ve formu oldukça ilginçtir. BTS; Bangtan Boys. Big Hit Enter- tainment tarafından oluşturulan Güney Koreli K-Pop (Kore Pop Müziği Kültürü) grubu. Daha çok kadım andıran ama belli bir cinse mensupmuş imajı vermeyen BTS grubunun erkek üyeleri aracılığıyla toplumlara cinsiyetsiz bir yaşam biçimi alternatifi sunulur.</p>
<p>Makyaj yapan, kadın elbiseleri giyen, kadınsı davranış­lar sergileyen, saçlarım rengârenk boyayan, röportajlarında kendilerini &#8220;tüm cinsiyetlere eşit mesafede&#8221; olarak tanım­layan BTS grubu, cinsiyetsiz toplum oluşturma gayesi için­de olan odakların bilhassa gençleri etkilemek için sürekli gündemde tuttukları bir gruptur. BTS&#8217;in dinlendiği pek çok yerde cinsiyetsiz görünüme sempati artarken, çocuklar ve gençlerde hayranlık yoluyla cinsiyetsiz kimliğin normalleş­tirilmesi sağlanmaktadır. Böylece ahlaki kaygıları ön yar­gı olarak niteleyen, eşcinselliği meşrulaştırmak için sosyal medyanın ve modanın etki gücünü kullanan gruplar vası­tası ile gençlik kültürel saldırı altında kalmakta, dini, milli ve ahlaki değerlerden hızla uzaklaşmaktadır. Uyuşturucu, fuhuş, erkekken kadınlar gibi dudak boyama göz ve kaş boyama gibi davranışlar edinmektedirler. ARMY gibi grup­lara dâhil olunmakla da örgütsel hipnoz tesiri ile zihnen yönetilebilir ve güdülebilir bir etkileşime girilmektedir.</p>
<p>Son yıllarda LGBTİQ+ bireylerin görünürlüğünün art­ması ve Amerika&#8217;mn pek çok eyaleti ile Avrupa ülkelerinin birçoğunda eşcinsellere evlenme hakkı verilmesi aile ya­pısında. geri dönülemez kırılmalar oluşturdu. Birçok anne ve baba çocuklarını yetiştirirken artık biyolojik cinsiyetine göre değil kendi haline bırakarak cinsiyetsiz bir şekilde yetiştiriyor. Buna rol model olarak sanatçılar ve tanınmış bazı kişiler seçiliyor. Bu sanatçı çiftlerden biri de Angelina Jolie ve Brad Pitt çocuğunun istediği gibi giyinebileceğinı, iste­diği kişiye âşık olabileceğini, istediği kimlikle var olabile­ceğini ve daha da önemlisi hiçbir kalıba girmesinin zorunlu olmadığını söyleyen Jolie tam da Toplumsal Cinsiyet Eşit­liği projesine uygun bir aile profili çizmektedir. Çocukları­nı cinsiyetsiz yetiştiren bir başka ünlü Chris Evans. Erkek kardeşi de eşcinsel olan Evans, kardeşinden utanmadığını ve kendi çocuğunu cinsel yönelim noktasında özgür yani cinsiyet kalıplarına uymadan yetiştirdiğini söylemektedir. Adele, Kate VVinslet, Anne Hathaway, R. Kelly ve Kate Hu- dson gibi ünlüler de aym projenin rol modelleridir. Kitleler üzerindeki tesirleri zihinlerin yeniden inşasını kolaylaş­tırmakta ve insanların i algıları istenilen hedefe rahatlıkla yönlendirilebilmektedir. Dedesinin adım verdiği kızı Ra- ni&#8217;yi nasıl yetiştireceği hakkında konuşan Kate Hudson&#8217;un ifadeleri bu açıdan dikkatlice okunmalıdır: &#8220;Bence her bir çocuğu ne olursa olsun ayırmadan -cinsiyetsiz bir yaklaşım gibi- yetiştirmek gerekir.&#8221;</p>
<p>Türkiye&#8217;de de bu tür modeller, yıllardan beridir belli bir çevre tarafından saygın bir kişilik olarak el üstünde tutul­muş ve topluma birer idol olarak pazarlanmıştır. Zeki Mü- ren, Bülent Ersoy, Kerimcan Durmaz, Tarkan, Murat Boz, Mabel Matiz bunlardan birkaçıdır. Sanatçı diye anılan bu şahıslar kimi zaman erkek erkeğe şehvetle çektirdikleri fo­toğraflarla, kimi zaman erkek olmasına rağmen bayan eteği ile sahneye çıkmalarıyla, LGBTİQ+ yürüyüşlerinde ya bilfi­il bulunarak yahut da desteklemeleriyle rol model özellik­lerini sürdürmektedir. Mabel Matiz kendisiyle yapılan bir röportajda &#8220;LGBTİQ+ marşı olmayı fazlasıyla hak eden&#8221; bir şarkı olarak görülen Alaittıisema şarkısı için &#8220;Ayrımcı­lığa karşı yazdığım bir şarkı; homofobi, transfobi, kadına yönelik şiddet ve pek çok şey onun konusunu oluşturuyor.</p>
<p>LGBTİQ+ marşı hissi uyandırdıysa ne mutlu.&#8221; yorumunu yapmıştı.</p>
<p>Film, sinema, çizgi roman ve çocuk dergileri toplumsal cinsiyet noktasında artık cinsiyeti belli olmayan aktörler, üslup ve mesleklerle zihinlere yeni toplum modelini işle­mektedirler. öyle ki, birçok çizgi filmde karakterlerin cin­siyetlerini birbirlerinden ayırt etmek oldukça zor. Erkeksi duruşa kız kafası, kız kaşlarına erkek saçı çizilerek karak­terlerin cinsiyetleri birbirinden ayırt edilemez kılınıyor. Ders kitaplarında kullanılan imajlar, seçilen metinler, kulla­nılan kelimeler toplumsal cinsiyet eşitliği projesinin formatına uygun olarak geliştiriliyor. Basma yansıyan şu haber mevzumuzu özetleyici niteliktedir: &#8220;Oxford Üniversitesi, öğrencileri &#8216;she&#8217; (kadın) ya da &#8216;he&#8217; (erkek) yerine cinsiyet­siz zamir&#8217;ze&#8217;yi kullanmaya teşvik ediyor. Öğrenci birliği, bir broşürde bu hareketin trans öğrencilerin rencide olması riskini ortadan kaldırmak için tasarlandığım açıkladı. The Sunday Tunes&#8217;ın haberine göre öğrenciler, &#8216;ze&#8217; kullanımının üniversite derslerine ve seminerlerine de taşınmasını ümit ediyor. Oxford Üniversitesi davramş kurallarına göre, trans bir bireyi tanımlamak için yanlış zamir kullanılması suç teş­kil ediyor. Bir LGBTİQ+ hakları aktivisti olan Peter Tatchell, &#8216;Cinsiyet ayrımlarını ve engelleri her zaman vurgulamama­nın olumlu bir şey olduğunu&#8217; düşünüyor. Ve ekliyor: &#8216;Kul­lanmak isteyenler için cinsiyetsiz zamirlerin olması iyi bir şey ama bu mecburi olmamalı.'&#8221;<a href="#_ftn22" name="_ftnref22"><sup>[22]</sup></a></p>
<p><strong>Toplumsal Cinsiyet, Ayrımcılık ve Şiddet</strong></p>
<p>Şiddet, bireyin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesiyle ya da acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranıştır. Şiddet, özel veya kamuya mahsus alanda, evde, aile bireyleri arasında, sokakta, iş ye­rinde hâsılı insan yaşamının sürdüğü her yerde meydana gelebilir. Tokat atmak, bir şey fırlatmak, yumrukla veya bir nesneyle vurmak, silah vb. bir nesneyle zarar vermek gibi fiziksel şiddet çeşitleri var olabildiği gibi tehdit etmek, sağ­lık hizmetlerinden yararlanmasına engel olmak gibi kişinin bedenine zarar verecek her türlü davranıştır. Küfretmek, aşırı kıskançlık yapmak, tehdit etmek, kişiye kendisini ye­tersiz hissettirecek söz veya davramşta bulunmak, kişinin kendisini ifade etmesine engel olmak, kişinin istediği gibi giyinme özgürlüğüne engel olmak gibi fiziksel bir baskı olmadan gerçekleşen sözlü-duygusal-psikolojik şiddet de vardır. Bunların yanında kişiyi çalışmaya veya çalışmama­ya zorlamak, zorla borçlandırmak gibi ekonomik şiddet, ka­dını istemediği yerde, şekilde veya zamanda cinsel ilişkiye yahut fuhşa zorlamak, cinsel organlara zarar vermek gibi cinsel şiddet türleri vardır. Bunlara ek olarak feminist or­ganizasyonlar tarafından üretilen flört şiddeti, ısrarlı takip şiddeti gibi garip terimlerle ifade edilen davranışlar da söz konusudur.</p>
<p>Toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddet denildi­ğinde akla ilk gelen, sürekli taze ve canlı tutulmaya gayret edilen, kadınlara yönelik ayrımcılık ve şiddet olgusudur. Oysa toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kadınlar ve erkekler arasında eşit olmayan güç ilişkilerine dayandığı iddia edi­len bir şiddet ve taciz şeklidir. Şiddetin hiçbir çeşidi tasvip edilemez ve kabul edilemez. Bu şiddet ister fiziksel olsun ister psikolojik isterse ekonomik olsun meşru bir zemini ve karşılığı yoktur. Ancak günümüzde her geçen gün artan kadının kadına, erkeğin kadına, kadının erkeğe, erkek ve kadının çocuğa, gencin yaşlıya karşı şiddet kullanımı söz konusudur. Kaldı ki, son dönemlerde, cemiyetin genel cin­siyet kalıplarına uymayan LGBTIQ+ kişiler de bu tanımla­maya dâhil edilmiştir. Türkiye&#8217;de eşcinselliği yasaklayan herhangi bir yasa olmadığından sapkın cinsel yönelim sa­hibi birçok birey, kendisinin hasta olarak tanımlanmasını, bedenini karşı cinse benzetmek gayesiyle yeniden tasarla­mak için sigorta destekli hastanelerden yararlanmasının engellenmesini, trans kadınların kadın tuvaletlerini kullan­mak ve kadınlara sağlanan haklardan yararlanmak istemesi noktasında getirilen engelleri de ayrımcılık ve şiddet olarak nitelendirir.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı tarif edilirken kadın be­deniyle doğmuş olanların kadın gibi, erkek bedeniyle doğ­muş olanların da erkek gibi davranmalarını zorunlu kılan cinsiyet kalıplarının bireylere dayatılması da gösterilmekte­dir. Bunun kadın ve erkeği hizaya sokma davranışı, özgür­lüğünün kısıtlanması olduğunu söylerler. Yanlış zamanda yanlış yerlerde bulunmanın, yanlış giysiler giymenin, yan­lış şeyler söylemenin şiddete yol açabileceği bilgisi, kadın­ların belirli davranışlardan kaçınmalarına, yaşam alanlarım daraltmalarına yol açar. Bazen bu şiddet yahut ayrımcılık açıktan açığa yapılmaz, satar aralarına da gizlenmiş olabilir. Bu iddianın sahiplerine göre bir işveren eleman alımı için ilan verdiğinde &#8220;askerliğini yapmış olmak&#8221; şarta arıyorsa ayrımcılık yapmış demektir. Çünkü zorunlu askerlik, yal­nızca erkekleri ilgilendiren bir vatandaşlık görevidir ve ka­dınlar askerlik yapmazlar. Bu ilan kadım otomatik olarak devre dışı bıraktığı için hem toplumsal cinsiyet ayrımcılığı hem de insan hakkı ihlalidir.</p>
<p>Kadınlara yönelik şiddet, &#8220;ister kamusal ister özel alan­da meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem veya bu tür ey­lemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir ve bir insan haklan ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimidir.&#8221;<a href="#_ftn23" name="_ftnref23"><sup>[23]</sup></a> Kadınlar çalıştığı iş yerinde, sokakta, alışveriş yaparken ve zaman zaman evinde şiddete ve tacize maruz kalabilmektedir. Araştırma sonuçlarına göre cinsel tacize en sık maruz kalan kadınlar, üniversite mezunu ve üst düzey meslek grupların­da yer alan kadınlardır. Kadınlara yönelik şiddet ve taciz; ev, iş yeri, okul ve kurumlar da dâhil olmak üzere toplumdaki genel ahlak durumundan, sosyoekonomik şartlardan, ileti­şimsizlik, alkol ve uyuşturucu başta olmak üzere zihni me­lekeleri altüst eden bağımlılıktan, karşı cinsle yaşanan güç ilişkilerinden kaynaklanmaktadır. Fakat toplumsal cinsiyet kuramcıları kadına dönük yaşanan her şiddeti, Alaaddin&#8217;in sihirli lambası misali, toplumsal cinsiyet öğelerine bağla­maktadır. Bunu izah ederken de oldukça ütopik bir değer­lendirme yoluna gidilerek aynı işyerinde çalışan erkeklerin bu kadınları, geleneksel toplumsal cinsiyet gücü yapılarına bir tehdit olarak algıladıklarını iddia etmektedirler.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet teorisyenleri ve bu teoriler üzerinden birtakım organize faaliyetler gerçekleştiren femin dernek­leri, kadına şiddet kısmında Amerika başta olmak üzere İsrail, Rusya ve İngiltere gibi ülkelerin Ortadoğu&#8217;da, Afri­ka&#8217;da, Hindistan&#8217;da yaptığı kadın ve çocuk tecavüzlerine, katliamlarına karşı kördürler. Bunların yanında kadınların kendi çocuklarına ve eşlerine karşı yaptıkları şiddete de du­yarsızdırlar. Hatta bu şiddet bir müddet sonra sömürü ve düzenli istismar haline döndüğünde bile görmezlikten gel­mekte, uzak durmaya çalışmaktadırlar. Meselenin izahını feminist ekolün öncülerinin hazırladığı %99 için Feminizm: Bir Manifesto adlı eserden takip edelim: &#8220;Bu küresel piramit yapışırım aynı zamanda toplumsal cinsiyete uzanan etki­leri de olduğunu eklemek gerek. Günümüzde milyonlarca</p>
<p>siyah ve göçmen kadın hasta bakıcı ve ev emekçisi olarak çalışıyor. Çoğu zaman kaçak ve ailelerinden uzakta çalışan bu kadınlar hem sömürülüyor hem de mülksüzleştiriliyor. Üstelik güvencesiz bir düzende, hakları elinden almarak ve her türden istismara açık bir halde ucuza çalışmaya zorla­nıyorlar. Küresel bakım zincirlerinin şekil verdiği bu baskı (bazı) ev işlerinin yükünü üstünden atabilen ve zorlu mes­lekleri icra eden çok daha imtiyazlı kimi kadınlar için iyi koşullar sunabilir. Tabii bu imtiyazlı kadınların bir kısmının kadın haklarını savunmak adına siyah erkekleri tecavüzcü diye hapse atmayı amaçlayan, göçmenlerle Müslümanları rahat bırakmayan, siyah ve Müslüman kadınları egemen kültürde asimile olmaya zorlayan siyasi kampanyalara des­tek vermeye davet etmesi ne kadar ironik!&#8221;<a href="#_ftn24" name="_ftnref24"><sup>[24]</sup></a></p>
<p><strong>Toplumsal Cinsiyet Teorileri, Gayesi ve Hedefi</strong></p>
<p>Batı tefekkürü, bütün fikirden yoksun parçacı bir anla­yıştan yola çıkarak meselelere çözüm getirir. Ancak yine de bütüne mahsus bir resim vermekten kaçamaz. Nihayetin­de bütün iş ve faaliyetler ruhi bir hamleye dayandığı için dışarıda parçalar halinde olan zihinde/Batı zihninde bü­tünleşir, tek bir resim haline gelir. Bu çerçevede toplumsal cinsiyet teorilerinin çeşitliliği ve zaman zaman birbirlerini ret konumuna gelecek şiddette eleştirileri gaye ve hedef noktasında dikkate değer değildir. Hatta bu tür kuramların bir kısmı bir yahut birkaç kişiye ait esere dayanmaktadır; bunlar diyalektik akışı kolaylaştırıcı çeşitlilik olarak görül­se de eleştiri sadedinde yapılan analizler onları yaşatıcı ve yaygınlaştırıcı konuma getirmektedir. Bu sebeple burada toplumsal cinsiyet teorileri dediğimizde kurumlaşmış olan­lar ile birlikte tüm şahıs ve yaklaşımlar kastedilmektedir, ayrıma girmeye ihtiyaç duyulmamıştır.</p>
<p>Aydınlanma ile birlikte dinin otoritesi ciddi ölçüde zayıflamış, modernizmin ortaya çıkışıyla Batı&#8217;da dini, ahlaki ve toplumsal açıdan ciddi savrulmalar yaşanmıştı. Bu savruluş toplumların genel ahlak yapısı, aile yapısı, biyolojik sürdü­rülebilirliğini yıkıma uğratırken aynı zamanda milyonlar­ca insanın öldüğü, yüzbinlerce kadının tecavüze uğradığı, binlerce şehrin yok edildiği iki büyük dünya savaşma da sebep oldu. Batı insanı, ruhun eşya ile münasebetini kopa­rınca sanayileri ve makineleriyle tabiatı tahrif ettiği gibi, sömürgeciliğiyle kültür ve medeniyetleri tahrif etti. Uzun bir zamandır da insanlığın anlam dünyasını tahrif ediyor. 19. yüzyılda başlayan bu anlam tahrifatı 1970&#8217;lerden itiba­ren bedeni tahrife dönüştü. Sınırsız cinsel yönelimin yücel­tildiği bu dönem Bauman&#8217;ın deyişiyle &#8220;Orgazm Tanrısının Dönemi&#8221; ni ortaya çıkardı. Cinsel özgürlük, ataerkil düzeni yıkma, aile ve evlilik gibi kurumlan kadınların köleleştiği yer olarak görme bu dönemin en bariz özellikleriydi. Ayrıca &#8220;normal erkek&#8221;, &#8220;normal kadın&#8221;, &#8220;normal aile&#8221; anlayışı, &#8220;normal cinsel ilişki&#8221; tanımları, kız ve erkek çocukların do­ğumdan itibaren biyolojik cinsiyetlerine uygun olarak &#8220;nor­mal eğitim&#8221;, yine her cinsin istidat ve fiziki yapısına binaen aldığı &#8220;normal iş ve sorumluluk&#8217;Tar yıkılmalıydı. Böylelik­le ataerkil düzenden, cinsellik üstündeki dini ve kültürel etkilerden kurtulabileceklerdi. Martha Shelley bunu şöyle dile getiriyor: &#8220;Biz radikal eşcinsellerin ne istediğini size söyleyeyim: Bizi hoş görmenizi veya kabul etmenizi değil, bizi anlamanızı istiyoruz sizden. Ve bu ancak sizin de biz­den biri olmanızla mümkün. İçinizde gömülü eşcinsellere ulaşmak istiyoruz. Kafataslarınızın içindeki hapishanelere kapattığınız erkek ve kız kardeşlerimizi özgürlüğe kavuş­turmak istiyoruz.&#8221;<a href="#_ftn25" name="_ftnref25"><sup>[25]</sup></a></p>
<p>Bu dile getiriş sadece Martha Shelley&#8217;e mahsus değildir.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet kuramının tartışmasız öncülerinden biri kabul edilen Judith Butler bir adım ileri giderek şöyle der: &#8220;Toplumsal cinsiyet ifadelerinin ardında bir toplumsal cin­siyet kimliği yatmaz; o kimlik, tam da kendisinin bir sonu­cu olduğu söylenen &#8216;dışavurumlardan&#8217; performatif olarak kurulur.&#8221;<a href="#_ftn26" name="_ftnref26"><sup>[26]</sup></a> Butler&#8217;in istediği cinsiyetsiz kimlikler, kimliksiz cinsiyetler. Nihayetinde bunlar Butler&#8217;e göre toplumsal cin­siyet kalıplarının dayatmasıdır ve anlamsızdır. Bunu şöyle izah eder: &#8220;Queer bir kimlik değildir. Bir anlamda kimliğin imkânsızlığıdır. Her türlü kimliğin yoldan çıkarılıp saptırıl­ması, ezber bozacak şekilde &#8216;tuhaflaştırılmasıdır&#8217;. Bu yolla kimliğin -her türlü normatif kimliğin- kurucu olduğu kadar baskıcı ve dışlayıcı gücünü de etkisiz hale getirmektir. Bu nedenle queeri kimlikleştirmeyen bir iktidar olarak tanım­lamak mümkündür.&#8221; Burada Butler, kendisine queeri soran gazeteciye, queeri tanımlamayı reddederek &#8220;Queer mi, oda ne?&#8221; diye cevap vermiştir.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27"><sup>[27]</sup></a></p>
<p>Bir diğer toplumsal cinsiyet teorisyeni ve önemli bir queer savunucusu Annemarie Jagose, toplumsal cinsiyet teo­rileri üzerinden yürütülen gayeyi şöyle açıklıyor: &#8220;Eşcinsel özgürleşmesi, eşcinselliğin özgürleşmesi için kendisini sa­bit kadınlık ve erkeklik mefhumlarının kökünü kazımaya adamıştır: Bu hamle, normatif cinsiyet ve toplumsal cinsi­yet rolleri olarak eleştirdiği şeyin baskıladığı diğer gruplan da aynı şekilde özgürleştirecektir.&#8221;<a href="#_ftn28" name="_ftnref28"><sup>[28]</sup></a></p>
<p>Bunu nasıl okumak gerekir? Toplumsal cinsiyet çerçe­vesinde tanımlanmış, lezbiyenler ve geyler tarafından bile sapkınca bulunup dışlanan en uç, en marjinal formaları (pe- dofili, ensest, sado-mazoşist vs.), normal cinsel ilişkiyi de­vam ettiren (geleneksel) yapıları da özgürleştirir. Bütün değerler, ahlaki ve siyasi normlar, epistemolojik ve ontoloji biçimler yanlış ve baskıcı ama toplumsal cinsiyet teorisyen- lerinin tezleri ve cinsellik temelli tatmin olmayan arzulan neticesi ortaya çıkan tezler doğru!</p>
<p>Toplumsal cinsiyet, feminist bir dünyada büyümüş ve gelişmiştir. Kuramın gayesine dair feminizmin öncülerin­den Simone de Beauvoir, İkinci Cins eserinde evlilik ve ai­leyi &#8220;erkek egemen düzenin, kadım baskı altında tutmak için geliştirdiği bir yapı&#8221; olarak görür ve pek çok feminist gibi &#8220;ailenin tamamen ortadan kaldırılmasını&#8221; önerir. &#8220;Hiç­bir kadına evde oturup çocuğunu büyütme fırsatı verme­meliyiz&#8230; İnsanın yaratılmış bir doğası/fıtratı yoktur&#8230; 0 şekil verilebilir ve biz ona yeni bir şekil vermeliyiz.&#8221; der. Simone de Beauvoir&#8217;ın bu sözlerini Pınar Selek Kozmopolit&#8217;e yazmış olduğu &#8220;Evlilik Köleliktir&#8221; yazısında şu ifadeleri ile destekler: &#8220;Her evlilik sisteme edilmiş en büyük hizmettir. Kölelik anlaşmasıdır. Evlilik binlerce yılın köhnemiş kuru­ntuma, sistemin en güçlü, en köklü yapışma onay vermek­tir ve onun kuruluşunda rol almaktır. Evliliğin iyisi kötüsü olmaz. Evlilik bir kurumsal ilişkilerime biçimidir ve en iyi insanları bile kendi içinde eritir, kötürümleştirir. Bu kurum en çok kadınlara zarar verdiği için, onu dönüştürmede ön­cülük de kadınlara düşüyor&#8230; Gelin söz birliği edelim ve kimseye karılık etmeyelim! Evlenmeyelim! Evlenmeyerek sisteme en büyük darbeyi biz vuralım ve toplumsal dönü­şüme öncülük edelim. Evlilik en örtülü, ama en köklü köle­liğe teslimiyettir. Teslim olmayalım.&#8221;<a href="#_ftn29" name="_ftnref29"><sup>[29]</sup></a></p>
<p>Toplumsal cinsiyet teorisyenlerinin yıkmak istedikleri bir başka önemli saha ise dildir. Çünkü dil şekil verir, ruh verir, kültür ve inanç taşıyıcısıdır. Binlerce yıllık birikimi unut­turmaz, hatırlatır, diri ve taze tutar. Oysa toplumsal cinsi­yet kuramları unutmanın, unutturmanın üzerine kurulu bir fikir bir ideoloji inşa ederler. İnsanları geçmişlerinden, beş on bin yıllık birikimlerinden uzaklaştırmak, kullandıkları kelimeleri deforme ederek tarihe yabancılaştırmak isterler. Bunun içinde femin, lez, gey gibi kişiler başta olmak üze­re muhteris birçok akademisyeni kullanarak sosyal bilim­lerden, sanat ve estetik ürünlerden, dini sembol ve değer­lerden kendi tezlerine ters ne kadar kelime, sembol varsa ayıklamak isterler. Bunun gerekçesini Butler şöyle açıklar: &#8220;Dilin bedenler üzerinde işleme gücü cinsel ezilmenin hem ardındaki neden, hem de ötesine giden yoldur. Dilin işle­yişi ne büyülü ne engellenemez bir işleyiştir: &#8216;Dil karşısın­da gerçeğin belli bir plastiği, yoğrulabilirliği vardır: Dilin gerçek üzerindeki eylemi plastik bir eylemdir.&#8217; Dil gerçek üzerinde eyleme gücünü düzsöz edimleri vasıtasıyla üstle­nir ve değiştirir. Düzsöz edimleri tekrarlandıkça yerleşmiş pratikler haline gelir, en nihayetinde de kurumlaşırlar.&#8221;<a href="#_ftn30" name="_ftnref30"><sup>[30]</sup></a></p>
<p>Bahsi geçen ayıklama ülkemizde de bilimsel çalışma ya­hut büyük bir ilmi faaliyet olarak 1990 sonrasında başlamış, 2000&#8217;li yıllarda ise önü alınamaz bir şekilde hızlanarak de­vam etmiş; harf devrimi sonrası yaşanan kültürel kopuşu­muza denk bir oluşla beş bin yıllık kültür birikimimiz, içti­mai tecrübelerimiz, aile, cemiyet, iktisat ve ahlak hayatımız yapıbozum metodu ile süzgeçten geçirilerek imha edilmeye çalışılmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına şiddet ve kadın istihdamı meselesi bunun motivasyon gücü olmuş, kitleler kendilerine gösterilen bu mevzularla oyalanırken binlerce yıllık kültürü, çocuklarına taşıması gereken içtimai idrak ve ahlak anlayışı yapı söküme uğratılmıştır.<a href="#_ftn31" name="_ftnref31"><sup>[31]</sup></a></p>
<p>Mevzunun neticesini İnsan Sonrası adlı eseri ile dile ge­tiren Rosi Braidotti&#8217;den takip edelim: &#8220;İnsan merkezcilik sonrası, türler arası hiyerarşi ve her şeyin ölçüsü olarak tek, standart ortak &#8216;erkek insan&#8217; mefhumunu yerinden eder. Böylece açılan ontolojik boşluğa diğer türler doluşacaktır. Eleştirel kuramın dili ve yöntemsel gelenekleri içerisinde bunu söylemek kolay, gerçekleştirmekse zordur/&#8217;<a href="#_ftn32" name="_ftnref32"><sup>[32]</sup></a></p>
<p>Ercan Çifçi &#8211; Toplumsal Cinsiyet,Feminizm ve LGTIQ,syf:21-58</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[9]</a> Robert Jesse Stoller (öl. 1991), UÇLA Tıp Okulu psikiyatri profesörü ve UÇLA Cinsiyet Kimliği Kliniği araştırmacısı. Stoller, cinsiyet kimliğinin gelişimi ve cinsel heyecan dinamikleri ile ilgili teorileri ile tanınmak­tadır.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[10]</a>   Alfred Kinsey, toplumsal cinsiyet teorisyenlerinin yoğun olarak kay­nak gösterdikleri Amerikalı zoolog. İnsanların, fizyolojik cinsiyetle­rinin yanı sıra &#8220;yönelimlerine&#8221; göre de cinsiyetlerinin tanımlanması</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"></a>gerektiğini iddia etmiş ve araştırmalar yapmıştır. Oluşturduğu skala- da heteroseksüellikten eşcinselliğe kadar uzanan ara formların (LGBT: Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) cinsel yönelimlerini toplumsal cin­siyet örneği olarak değerlendirir. Kinsey&#8217;in vurguladığı cinsel yöne­lim, belli bir cinsiyetteki bireylere karşı derin duygusal, romantik ve şehevi arzuyu ifade eder. Ayrıntılı bilgi için bk. &#8220;Kinsey Raporu ve Akademik Sahtekârlık&#8221;.</p>
<p>11 Alison Stone, Feminist Felsefeye Giriş, çev. Yonca Cingöz &#8211; Bilge Tannse- ver (İstanbul: Otonom Yayıncılık, 2019), 91.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[12]</a> Judith Butler (d. 1956), feminist felsefe, queer kuramı, siyaset felsefesi ve etik dallarında çalışmalar yapan Amerikalı postyapısalcı filozof.Ayrıntılı bilgi için bk. &#8220;Queer Kuramı ve Kimliksizleşme&#8221;.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası, çev. Başak Ertür (İstanbul: Metis Yayınlan, 2018), 50.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> İlke Haber Ajansı (İLKHA), &#8220;Uluslararası Erkekler ve Erkeklikler Sem­pozyumu Skandallarla Sona Erdi&#8221; (19 Eylül 2019); Sivil Sayfalar, &#8220;Er­keklik Halleri Tartışıldı: Nasıl Oluşuyor, Nelere Sebep Oluyor?&#8221; (18 Eylül 2019).</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[]</a>                   Firdevs Gtimüşoğlu, Ders Kitaplarında Toplumsal Cinsiyet, 1928&#8217;den Gü­nümüze (İstanbul: Tarihçi Kitabevi, 2016), 33.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Feryal Saygılıgil (ed.), Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları (Ankara: Dipnot Yayınlan, 2016), 213.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a>   Jim Keith, Z ikin Kontrol, Beynimizi        Yönetiyorlar?, çev. Sibel San</p>
<p>(İstanbul: Nokta Kitap), 78.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Keith, Zihin Kontrol, 78.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Mücahit Gültekin, Algı Yönetimi ve Marıipülasyon (İstanbul: Pınar Ya- yınlan, 2019), 170.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> TMMOB İzmir Şubesi 28. Dönem Kadın Mühendisler Komisyonu,</p>
<p>Mutlu Toplum İnşası İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (İzmir, 2018), 18-19.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Kadriye Bakıra, &#8220;İstanbul Sözleşmesi&#8221;, Ankara Barosu Dergisi 4 (Tem­muz 2015), 133-204.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Aile Akademisi Demeği, W Maddede İstanbul Sözleşmesi Neden İptal</p>
<p>Edilmelidir? (Bursa, Temmuz 2019), 9.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a>      UNDP, Human Development Report, 2006; Bu konuda bk. UNDP Tür-</p>
<p>H &#8220;Yerel Ydnetimlerde Toplumsal Cinsiyet ^İtsizliğinin Anaakım-</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Türk Sanayicileri ve İş Adamları Demeği (TÜSİAD), iptiler Top­lumsal Cinsiyet Eşitliği İlkeleri Belirlendi, Stra     (5 Mart 2018).</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> İleri okuma için bk. R. William Connel, Toplumsal Cinsiyet ve İktidar, Toplum, Kişi ve Cinsel Politika, çev. Cem Soydemir (İstanbul: Aynnü Ya­yınları* 2019).</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18"></a>Yayınlan, 1996ML,« ______________</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Anthony Giddens, Mahremiyetin Dönüşümü, çev. İdris Şahin (İstanbul<sup>1 </sup>Ayrıntı Yayınlan, 2018), 9.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a>      Zygmunt Bauman, Akışkan Modernite, çev. Sinan Okan Çavuş (İstan­bul: Can Yayınlan, 2019), 28.</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> Ulrich Beck, Risk Toplumu, Başka Bir Modernliğe Doğru, çev. Kazım öz- doğan &#8211; Bülent Doğan (İstanbul: İthaki Yayınlan, 2019), 19.</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Zeynep Şenel Gencer, &#8221; &#8216;He&#8217; (erkek) veya &#8216;she&#8217; (kadın) değil &#8216;ze&#8217;: Ox-</p>
<p>foıd Üniversitesi birliği öğrencilere cinsiyetsiz zamirler kullanmaları­nı öneriyor&#8221;, Düşilnbil (16 Aralık 2016).</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a>    T.C. Çorum Valiliği, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele II Eylem Planı, 2018-2021.</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> Cinzia Arruzza vd., % 99 için Feminizm Bir Manifesto, çev. Utku özma- kas (İstanbul: Sel Yayıncılık, 2019), 69-70.</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> Annamarie Jagose, Queer Teori, Bir Giriş, çev. Ali Toprak (İstanbul: Nota Bene Yayınlan, 2017), 56.</p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> Butler Cinsiyet Belası, Tl.</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a>   Bk. Yıldız Ecevit &#8211; Nadide Karkıner (ed.), Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi</p>
<p>(Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2011).</p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a>   Jagose, Queer Teori, 56.</p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> Pınar Selek, “Evlilik Köleliktir&#8221;, Kozmopolit (Şubat-Mart 2003).</p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a>      Butler, Cinsiyet Belası, 197-198.</p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a>      Yapısöküm veya Dekonstriiksiyon, ilk kez post-yapısala düşünür Ja- cques Derrida tarafından kullanılan bir terim. Post-modemizmin ve eleştirel kuramın bazı dallarına göre dekonstrüksiyon, bir metnin, bir veya daha fazla &#8220;ses&#8221; ile seslendirilmesi için, batılı kulağa göre, met­nin göründüğü sınırsız bir niteliktir. Dilin geleneksel Avrupa merkezli dünya görüşü tarafından yönlendirilen, kesin hatları olmayan bir araç olduğu kabulüne dayanarak eski metinlerin yeni anlamlarını, onları yeniden yapılandırarak inşa eden post-modem eleştirel yaklaşım.</p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> Rosi Braidotti, İnsan Sonrası, 79.</p>
<p>26 Karl Marx vd., Kadın Sorunu Üzerine, çev. İsmail Yarkın (İstanbul: İnter yayınları 1996)11</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/toplumsal-cinsiyet/">Toplumsal Cinsiyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/toplumsal-cinsiyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Özgürleşmesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/toplumsal-cinsiyet-ve-cinsiyet-ozgurlesmesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/toplumsal-cinsiyet-ve-cinsiyet-ozgurlesmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 15:35:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulvehap el Messiri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak Erkeği]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Hakan Çakıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Aileyi Unutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Kinsey]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik ve beden.]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsiyet Özgürleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Derrida]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik ve heteroseksüellik]]></category>
		<category><![CDATA[Feminist kuram]]></category>
		<category><![CDATA[Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Foucault]]></category>
		<category><![CDATA[Judith Butler]]></category>
		<category><![CDATA[Judith Halberstam]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTQ]]></category>
		<category><![CDATA[Martha Shelly]]></category>
		<category><![CDATA[Modernite]]></category>
		<category><![CDATA[Pedofili)]]></category>
		<category><![CDATA[Postmodernite]]></category>
		<category><![CDATA[Queer Teoriye Giriş]]></category>
		<category><![CDATA[Queer Uygulamalar:]]></category>
		<category><![CDATA[Rosi Braidotti]]></category>
		<category><![CDATA[Simon de Beauvior]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet Eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Özgürleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Zygmunt Bauman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zygmunt Bauman, Hıristiyanlığın “Baba, Oğul, Ruh’ul Kudüs’ten” müteşekkil teslisinin, Aydınlanma ile “Akıl, Bireysellik ve Özgürlüğe” evrildiğini, Modernite ile “Bilim, Ulus ve Devlet/Vatan”ın oturduğu kutsal teslis tahtına, Postmodern dönemde “Vücud, Haz ve Karışılmazlığın (özgürlük)” oturduğunu söyler. Sonuncuları olan Postmodernite, tıpkı kendinden öncekilerin daha öncekilerle dalga geçtiği gibi Modernitenin kutsallarına (kahramanlık, fedakârlık, şehitlik ve benzeri ütopyacı kutsallarına) [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/toplumsal-cinsiyet-ve-cinsiyet-ozgurlesmesi/">Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Özgürleşmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika.jpg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-23171 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-300x150.jpg" alt="" width="300" height="150" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-300x150.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-1170x585.jpg 1170w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-770x385.jpg 770w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-768x384.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika-1024x512.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Cinsel-Politika.jpg 1200w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p style="font-weight: 400;">Zygmunt Bauman, Hıristiyanlığın “Baba, Oğul, Ruh’ul Kudüs’ten” müteşekkil teslisinin, Aydınlanma ile “Akıl, Bireysellik ve Özgürlüğe” evrildiğini, Modernite ile “Bilim, Ulus ve Devlet/Vatan”ın oturduğu kutsal teslis tahtına, Postmodern dönemde “Vücud, Haz ve Karışılmazlığın (özgürlük)” oturduğunu söyler.<br />
Sonuncuları olan Postmodernite, tıpkı kendinden öncekilerin daha öncekilerle dalga geçtiği gibi Modernitenin kutsallarına (kahramanlık, fedakârlık, şehitlik ve benzeri ütopyacı kutsallarına) tapınmayı reddederken, onları aşağılar. Postmodern dönem tüm “mutlak değerlerin”, “kutsal ve sorgulanamaz doğruların” darmadağın edildiği insanın elinde güvenebileceği hiç bir değerin kalmadığı bir dönemdir. Postmodern insan, bu anlamda kendisinden(vücudundan), hazlarından ve bunların dokunulmazlığından başka hiç bir değere tapınamaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bauman Postmodern dönemi –en azından başlangıçta- aşkınlığın, çoğulculuğun ve hoşgörünün vaad edilen cenneti ve insanlığın son umudu olarak görür. İlerleyen dönemde Postmodernite övgüsünün yerini, akışkan modernite metaforunun övülmesi alır. Ancak sonuç, Bauman için bir hayal kırıklığıdır. Çünkü Postmodern dönem yok edilen kutsalların yerine, insanlığın üzerinde anlaşabileceği hiç bir değer öneremez. Bauman’a göre bütün mutlak doğruların, değerlerin, normların sıvılaşma süreci sanatı, kültürü ve insan ilişkilerini içine alarak çağdaş beşeri koşulların haritalanmasında iki ana metafora hayat verir: <strong>Cinsellik ve beden</strong>. Bunlar yeni dönemin sorgulanamaz Tanrılarıdır<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref1">[1]</a>. <strong>Bauman bu dönemi “orgazm” Tanrısının dönemi olarak tanımlar.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bauman’ın Karamazov Kardeşlerden alıntıladığı şu pasaj konu hakkındaki fikrini özetler niteliktedir:<em> “Ölümsüzlüğe olan inanç yitirildiğinde “sadece aşk değil onu hayatta tutan yaşam enerjisi de sönecek. Dahası hiç bir şey ahlaka aykırı sayılmayacak, her şeye hatta yamyamlığa bile göz yumulacaktır.” Tanrıya ve ebediyete inanmaktan vazgeçilip inancın yerine akıl konulursa- makul olabilecek tek kural “bencilliktir.”</em>  Dostoyevski, kahramanı İvan’a “<em>Ebediyet yok ise, iyilik de yok</em>” dedirtir. “İnsanlar Tanrıdan ve ebediyet fikrinden kurtulduğunda (ki ardışık jeolojik katmanları delmenin acımasız mantığı ile bu mutlaka gerçekleşecektir) herkes hayatın vereceği tüm mutluluğu ve sevinci -ümitlerini erteleyebileceği bir Ahireti olmadığından- bu dünyada, şu anda yaşamaya odaklanacaktır… Kaybedebileceği tek bir saniyesi yoktur. Her şeyi büyük bir hız ve yoğunlukla, bir ömre sığdırmaya çalışmak zorundadır<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref2">[2]</a>” der.</p>
<p style="font-weight: 400;">Abdülvahap el Messiri, Bauman’ın “<em>ilahi ve aşkın bir otorite yokluğunun, absürtlüğün egemenliğine; dini mutlakların yokluğunun da bedenin yüceltilmesine yol açtığına</em>” dair fikrinin izini sürer. Ona göre, akışkanlık (geçişkenlik-translık), postmodernitenin “kullan at” kültürüyle uyumludur; bu ise “<em>Enerjiyi, hammaddeyi, şarkıları, kadın bedenini ve ozonu kısaca her şeyi tüketen, kullanan ve harcayan emperyalist “faydacı kültürden” başka bir şey değildir. Siyasi düzeyde ulus devletin marjinalize olması, ortak iyi ve adil toplum kavramlarına duyulan inancın<strong> </strong>kaybolmasıdır</em>.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref3">[3]</a>”</p>
<p style="font-weight: 400;">Messiri Postmoderniteyi, zayıfın statükoya teslim olmasının, adaptasyonun ve kabulünün ideolojisi olarak tanımlar. <em>“<strong>Bunu toplumsal doğrular ve gerçeklikle hiç bir sınır tanımadan oynayarak yapar</strong><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref4"><strong>[</strong>4]</a>”,</em> der. <em>“Modernleşme çağında “insan bedeni” temel bir metafor haline gelmişken,  Postmodern dönemde “cinsellik” çağın ana metaforu haline gelmiştir</em>… <em>Modern Batı felsefesi cinselliğe, “her şeyin fevkinde bir epistemolojik üstünlük verir… Bu üstünlük, değerlerin, vazifelerin, yükümlülüklerin ve sorumlulukların karmaşık dünyasına veda olarak da okunabilir&#8230; Tek yaratıcı olarak “tatmin edilmesi gereken” Tanrı’nın yerini, Materyalist sistemde “beden ve cinselliğin” tatmini alır</em>.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> &#8230;<em>Ailenin sıvılaşması ve yeni akışkan tanımların ortaya çıkması da, cinselliğin yüceltilmesinin neticeleridir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref6"><sup><strong>[6]</strong></sup></a>.</em><em> Bu sıvılaşma sürecinde örneğin fuhuş “ekonomik faaliyet” haline gelir ve bir dil göstergesi olarak “fahişe”, “seks işçisine” dönüşür. Bu “fahişeyi”, bir işçi ve toplumdaki ekonomik bir güç olarak sunan, bir tanımlayana ve tanımlanana sahip yeni bir göstergedir</em>, Messiri’ye göre aynı sıvılaşma süreci, “gayrı meşru çocuklar”  gibi tanımların “bekâr annelerin  “tek ebeveynli bir ailenin çocuklarına” , “evlilik dışı çocuklara”, “doğal bebeklere” ve “aşk bebeklerine” dönüşmelerinde de görülür. Kısacası onlar doğanın çocuklarıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Messiri akışkan postmodern cinselliğin yahut daha yerinde bir ifade ile cinselliğin sekülerleşmesinin ve kutsallığını yitirmesinin , “karmaşık bir beşeri varlık” (anne-baba, karı-koca, erkek-kadın) olarak insanı yapı söküme uğrattığını düşünür. İronik, ancak ciddi bir tonla, cinselliğin sıvılaşmasının “doğal evriminin” kendisini ensest ve eşcinsel ilişkiye karşı kayıtsızlıkta ve hayvan seviciliğin övülmesinde gösterdiğini savunur.  Felsefeye olan ilginin yerini, artık sübyancılık (pedofili) ve hayvan seviciliğe olan ilgi almıştır. En acı olan ise, insan doğasına bir saldırı olan cinsel anormalliğin, insan hakları adına savunulmasıdır. Beşeri varlıklar, tensel keyif kaynağı olarak kullanılacak ve sömürülecek salt ete indirgenecektir. Postmodernistler, kimlik, hafıza, tarih ve zamana, simgelere ve kökenlere, hakikat, kutsallık ve aşkınlık nosyonlarına herhangi bir gönderme yapmayan; iktidar arzusunu, serbestliği ve hazzı yücelten bir dünya kurmayı arzularlar</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>.</p>
<p style="font-weight: 400;">Abdülvahap el Messiri, Bauman’ı bu konuda eleştirirken, O’nu, asıl sebebi görmeyi reddetmekle suçlar: Messiri’ye göre bütün bu süreç insanın Tanrı’nın hayata müdahalesini reddetmesi(Sekülerizm) ile başlamıştır ve sekülerizmin nihai olarak ulaşabileceği bir başka durak yoktur.</p>
<p><strong>Queer Teoriye Giriş</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Queer kavramı, İngilizce “eşcinsel, sapık” anlamında bir aşağılama, hakaret cümlesi. Ancak kelimenin anlamı Queer Teori ile birlikte, “Querr (eşcinsel, homo, fahişe, sürtük, zenci, .bne vs.) diyerek aşağıladığın, hakaret ettiğin kaybetmiş, norm dışı, toplum dışı, tutunamamış, çuvallamış, başarısız, mülksüz, hor ve hakir gördüğün her kim ise,  her ne ise “işte o benim, onun yanındayım” anlamında otoriteye meydan okumaya dönüşür. Bu anlamda <em>queer</em>, yok sayılmış, görmezden gelinmiş olanın ezilmişliğine, onurunun kırılmışlığına itiraz olarak okunulabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Temeli Platon’a (Eflatun) atfedilen düşünceye göre insanın, en alt düzeyde iki temel mutluluk kaynağı vardır. İlki, dünyaya (mala, mülke, yiyeceğe, paraya vs) sahip olmanın getirdiği hazlar (hayatın içindeki günlük yaşamın verdiği hazlar), diğeri ise kadının (cinsel şehvetin) insana sunduğu hazlardır. Bunlardan ilki “Maddi Hazlar”, korkunç bir gelir eşitsizliğine neden olan ve kurdukları acımasız sistemle bütün dünyanın gelirlerine el koyan büyük kapitalistler tarafından engellenirken; diğeri yani “Cinsel Hazlar”, ahlak ve erdem talebinde bulunan patriyakayı, heteronormativiteyi inşa eden ve merkezi tanımlayan “ahlak erkeği” tarafından engellenir. (Heteronormativiteyi kuran “Ahlak Erkeği”nin (andropos) hedef alınması konusunu bir sonraki “İnsan Sonrası Toplum: Transhümanizm” makalesinde tartışmaya niyetlendiğimizden burada kısaca geçiyoruz.)<img decoding="async" class="alignright" title="Tracey Moffat'ın 4. Çalışmasından" src="https://1.bp.blogspot.com/-VrvJPET4zXU/XYywre4IvSI/AAAAAAAAEik/6C74l4HYTSkXHBSW-JM5l0VOpwRDMbbAACLcBGAsYHQ/s320/fourth-2.jpeg" alt="" width="320" height="206" border="0" data-original-height="456" data-original-width="702" /></p>
<p style="font-weight: 400;">Kapitalist düzen zenginlerin sayısını aritmetik olarak artırırken fakirlerin sayısını ve zengin fakir arasındaki uçurumu geometrik olarak büyütür. Böylece girdiği her yerde kaybetmişler, çuvallamışlar yığını var eder. Kurulan düzen, sadece 1. gelenleri ya da en öndeki bir kaç kişiyi ödüllendirirken geri kalan herkesi kaybetmişler hanesine savurur. Judith Halberstam,  bu durumu anlatmak için Tracey Moffat’ın Olimpiyatlarda 4. gelenleri fotoğrafladığı çalışmasını kullanır. Yarışmacılar kendi kasabalarının, şehirlerinin, bölgelerinin, ülkelerinin hatta kıtalarının en iyileridir. Milyonlarca belki de milyarlarca kişinin arasından seçilerek gelmişlerdir. Gözle görülemeyecek bir fark ile çok küçük farklar ile 4. olmuşlardır. Ancak yine</p>
<h5 style="font-weight: 400; text-align: right;">Tracey Moffat&#8217;ın 4. çalışmasından</h5>
<p style="font-weight: 400;">de onlar birer “loser”dır, kaybetmiştir. Kazananlar kürsüsüne çıkamayacaklardır. Tıpkı daha önce geçerek kaybetmişlerin arasına savurdukları milyonlarca kaybetmişin arasına kendileri de katılmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Judith Halbestam, sistemin “kaybetmişler” safına attığı insanların nihilist ruh hallerinin ifadesini Lee Edelman’ın <em>No Future</em> (Gelecek Yok) filminden alıntıladığı “<em>Sosyal düzeni .iktir et, adına terörize edildiğimiz o içimizdeki çocuğu .iktir et, Sefiller romanındaki kimsesiz çocuğu .iktir et; The Net<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref8"><sup>[8]</sup></a>deki fakir ve saf çocuğu .iktir et; tüm sembolik ilişkiler ağını ve onun dayanağı olarak iş gören geleceği .iktir et<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref9">[9]</a>”</em> kelimelerde bulur.  Halberstam, Sex Pistols’un İngiltere Kraliçesinin 25. Tahta geçiş yıl dönümüne ithafen yazdıkları “<em>Gelecek Yok</em>” şarkısını da İngiltere’nin kaybetmişleri için bir toplanma çağrısı olarak okur<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref10">[10]</a>.  Onlar tüm toplumların kaybetmişleri, dışlanmışları, huzursuzluğa ve mutsuzluğa terk edilmişleridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Michael Warner’ın “normal” (normalliğe, normal olana-AHÇ) rejimlere karşı bir direniş” olarak tarif ettiği<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref11">[11]</a> Queer Teori, adeta bu “normale uymayan” kaybetmişler adına Nihilizmin ve ümitsizliğin egemenlere meydan okumasıdır.<img loading="lazy" decoding="async" class="alignright" src="https://1.bp.blogspot.com/-geK8oeaB4aY/XY7nq5vKnbI/AAAAAAAAEnc/hcD6g4lK2tEjhrK8H1kK3ZARf-5SVtGIQCLcBGAsYHQ/s640/Ekran%2BAl%25C4%25B1nt%25C4%25B1s%25C4%25B1.PNG" width="334" height="640" border="0" data-original-height="750" data-original-width="393" /></p>
<p style="font-weight: 400;">Queer, egemenlerin ve heteronormativiteyi (neyin normal sayılması gerektiğini) inşa eden ahlak erdem insanının “başarılı olmak” adına topluma sunduğu seçenekleri bilinçli bir şekilde seçmemeyi ve çuvallamayı seçer.Judith Halberstam Irvine Welch’in Trainspotting romanından alıntıladığı şu kesit bu meydan okumayı ifade eder: “<em>Farzet ki ben işlerin eğrisini de doğrusunu da biliyorum, kısa bir hayatımın olacağını, aklımın yerinde olduğunu biliyorum, vesaire, vesaire, vesaire ama yine de uyuşturucu kullanmak istiyorum. Bunu yapmama izin vermezler çünkü bu bariz bir şekilde kaybetmenin/başarısızlığın simgesi olur. (</em>Fakirlerin kaybetmeyi seçmeleri, egemenlerin çuvallamasıdır. Eğer Ben kendi irademle çuvallamayı seçersem başarısız olan egemen olur, diyor. AHÇ<em>) Çünkü sen onların sana önerdiklerini reddediyorsun. Bütün mesele de bu. Bizi seç. Hayatı seç. Banka ipoteklerini seç. Çamaşır makinelerini seç. Otomobilleri seç. Bir kanepeye oturup televizyondaki sulu zırtlak, iğrenç programları seyretmeyi seç, ağzına iğrenç abur cuburları tıkıştırmayı seç. Çürüyüp gitmeyi seç. Bir huzurevinde altına edip, kendi ellerinle büyüttüğün bencil, veletlere rezil olmayı seç. Ben bu hayatı seçmemeyi seçiyorum</em>.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref12">[12]</a>”  (Irvine Welsch’in Trainspotting romanından alıntı.) )</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Çuvallamanın hakkını vermek belki bizi içimizdeki şapşalı bulmaya, bizden beklenen başarılara imza atmamaya, yetersiz kalmaya, ilgimizin dağılmasına, yan yollara sapmaya, bir sınır bulmaya, yolumuzu kaybetmeye, unutmaya, hakimiyetten imtina etmeye ve Walter Benjamin’le birlikte “kazananla empati yapmanın her zaman egemenlerin işine yarayacağını” kabul etmeye yönlendirebilir. Bütün kaybedenler, kendilerinden önce kaybedenlerin varisleridir</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref13">[13]</a>.</p>
<p style="font-weight: 400;">Queer Kapitalizmin ürettiği sanayi şehirlerinin atıklarının<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref14">[14]</a>, kaybetmişlerinin,  tutunamayanlarının, lüzumsuzlarının<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref15">[15]</a>, işe yaramazlarının, çuvallamışlarının içine düştükleri boşluğa seslenen bir düşünce olarak ortaya çıkıyor. Bu anlamda Queer Teori, asimilasyon ve ayrımcılık<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref16"><sup>[16]</sup></a> karşıtı anti-kapitalist bir hareket olarak tanımlanabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak Queer Teori,  bir yerlerde bir kırılmaya uğrar ve antikapitalist duruş son derece silikleşir ve sadece heteronormativiteyi inşa eden (eşcinselliği reddeden, ırz, namus, şeref talebi olan ahlak) erkeği hedef alarak “haz”ların önündeki engellere odaklanır.</p>
<p style="font-weight: 400;">1971 yılında ilk kez kadın sığınma evlerini (Chiswick Kadın Yardım) kuran Erin Patria Margaret Pizzey “<em>Aslında Feminist hareketler için Kapitalizm, 1960-70’lere kadar en büyük düşmandı, Amerikan feministleri hedef saptırdılar. Artık kapitalizm düşman değil, dediler; düşmanımız, Patriyarka ve erkekler</em>” diyerek bu durumdan şikâyet eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Queer kavramını ilk kez 1960’da kullanan Paul Goodman da benzer bir tespiti Queer tanımı için yapar. Terimi kullandıktan sadece 3 yıl sonra kavramı kullanmayı terk etmesinin sebebini: “Benim <em>Queer’im, zengin beyaz homolar tarafından işgal edildi”</em>, diyerek açıklar. Maxime Cervulle’un işaret ettiği gibi “<em>güçlü gayler yıllardır süren dışlanmışlıklarını ve mağduriyetlerini egemen kapitalistlere konforlu bir pozisyon karşılığında sattılar</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref17">[17]</a><em>”</em> ve kapitalistler adına “ailesiz” topluma geçiş mücadelesinde en ön cephede yerlerini aldılar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Böylece Batı, eşcinsel hareketleri içeri çekerek hem ehlileştirdi, hem de taze ve madunluktan kurtulmanın heyecanındaki yeni bir kuvveti, kapitalizme direnen son kalenin, ailenin üzerine cepheye sürmüş oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Queer’e geçmeden önce, Queer’in öncüsü Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Özgürleşmesi konularını hatırlatmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>a)</strong><strong>Toplumsal Cinsiyet:</strong><br />
(Bu bölümü daha önce &#8220;Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Özgürleşmesi&#8221; başlığı altında yayınlamıştık. Ancak Queer Teoriye girebilmek için yazının önüne bu bölümü ekleme mecburiyeti hissettik.)</p>
<p style="font-weight: 400;">Rockefeller Vakfının Amerikalı zoolog Alfred Kinsey’e maddi yardım yapmaya başlama tarihi 1941’li yıllara denk geliyor<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref18"><sup>[18]</sup></a>. Bu yardımlaşma Kinsey’in, 1947 yılında Rockefeller Vakfı destekli Indiana Üniversitesi bünyesinde Cinsellik Araştırmaları Enstitüsünü kurmasına kadar varır. Kinsey, 1948 yılında “Erkek Cinselliği” ve 1953 yılında “Kadın Cinselliği” üzerine yapmış olduğu araştırmaları bir rapor olarak yayınlar. Raporlar Amerikan Medyası tarafından oldukça büyük bir ilgi(!) ile karşılanır ve haftalarca gündemde tutulur. Çıkan sansasyon sonucu Amerikan Barolar Birliği, Amerikan Hukuk sisteminde çok ciddi değişikliklere gitmek zorunda kalır. O güne kadar Amerikan ceza sisteminde &#8220;suç&#8221; olarak kabul edilen zina, çocuk erotizmi, kürtaj, evlilik öncesi cinsel ilişki, karı-kocaların aldatması ve eşcinsellik vs. suç olmaktan çıkarılıp, normalleştirilir.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref19"><sup>[19]</sup></a>.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye kamuoyuna “Cinselliği tabu olmaktan çıkaran dahi<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref20">[20]</a>” olarak tanıtılan Kinsey, hazırladığı bu raporlarla cinselliğin tanımını da değiştirir: Ona göre dişilik ve erkeklik evrimin insanı, üreyerek neslini korumak için zorladığı doğal evrimsel roldü. Cinsiyet insanın, evrimin kendisini zorladığı erkeklik ve dişilikten başka kendi içinden gelen eğilimlerle geliştirdiği bir kimlikti. Cinsiyet ise insanın kendi içinden gelen eğilimlere göre geliştirdiği bir kimlikti. Kinsey, halen LGBTQ+ örgütlerin ellerinde salladıkları gökkuşağı renkli bayrakla simgelenen “Kinsey Skalasını” yayınlayarak bir ucunda homoseksüelliğin (sadece eş cinsle ilişki) diğer ucunda heteroseksüelliğin (sadece karşı cinsle ilişkinin) olduğu bir cinsiyetler skalası yayınladı. Bu skalaya göre insanın cinsiyeti, evrimin biyolojik olarak onu zorladığı dişilik veya erkeklikten bağımsız kişinin eğilimlerine göre belirlenen bir tanımdı. İnsan biyolojik cinsiyetinden farklı olarak %10, 20, 50, 80 veya başka oranlarda erkek veya kadın olabilirdi.</span></p>
<p><br style="font-weight: 400;" /><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-S_LiR44Lunk/XYyxicz1EKI/AAAAAAAAEi8/f37ERFLnlHIzWzxoETlOjXhnWVRCGBKrgCLcBGAsYHQ/s400/escinsel-bayrak-lbdg-3.jpg" width="400" height="121" border="0" data-original-height="260" data-original-width="833" /><br />
</span><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright" src="https://1.bp.blogspot.com/-sGlQeba1J2Y/XYyxJ7VuclI/AAAAAAAAEis/QR73rApvhmIXbSoWRvFcpPmkWnOikvRtgCLcBGAsYHQ/s400/Kinsey%2BSkalas%25C4%25B1.png" width="400" height="170" border="0" data-original-height="356" data-original-width="835" /></p>
<p>Kinsey’e göre, sadece kendi cinsi ile veya sadece karşı cins ile olmak bir sapmaya işaret ediyordu. Bu iki duygunun tam ortasında, her iki cinse aynı anda (erkeğe ve kadına) ilgi duyan biseksüellik en doğal ve dengeli duygu idi. Ancak heteroseksüelliği “normal” kabul edip diğerlerini “ahlak” adı altında baskılayan “Ahlak Erkeği” cinselliğin normal dağılımını engellemekteydi. Eğer “Ahlak Erkeğinin” toplumsal cinslere olan baskısı kırılırsa toplumun büyük kesimi biseksül<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref21"><sup>[21]</sup></a><sup> </sup>olacaktı. Daha sonra bu düşüncenin en önemli ismi haline gelecek      olan Judith Butler’a göre, ahlak erkeğinin toplumu zorladığı Heteroseksüellik (sadece karşı cinse eğilim), ancak insanın en doğal duyguları, eşcinsellik ve biseksüelliğin baskılanması ile ulaşılabilecek, zor ve meşakkatli bir süreçtir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref22"><sup>[22]</sup></a>.</p>
<p>[Geçen yıllarda Kinsey’in çalışmalarının; büyük bir manipülasyon<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref23"><sup>[23]</sup></a> ve sahtekarlık<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref24"><sup>[24]</sup></a> olduğu,<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref25"><sup>[25]</sup></a> raporlarına kaynaklık eden çocuklara tecavüz ettiği, para karşılığı babaları ile küçük kızları ensest ilişkiye zorladığı, (Kinsey’in 7 yaşındayken öz babasına 20 seferden fazla tecavüz ettirttiği iddia edilen kızlardan biri olan Ester White, 12 Nisan 2014 tarihinde Birleşmiş Milletlere yazmış olduğu mektupta “babamı affedebildim ancak Kinsey’i asla” demişti.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref26"><sup>[26]</sup></a>) 4 Aylık çocukların cinsel performansını nasıl ölçtüğünü,  çocuk seksi ve çocukların cinsel kapasiteleri ile ilgili bilgileri nasıl elde ettiğini açıklamadığı, sıradan insanlar diye tanıtılan deneklerin çoğunluğunun para ile kiralanmış seks işçileri ve cinsel suçlardan mahkûm olmuş hükümlüler olduğu, söylediği kadar deneğe hiç bir zaman ulaşmadığı, görüşleri ile uyuşmayan verileri gizlediği gibi bir sürü eleştiri almış olsa da skala asla medyanın gözünden düşmedi.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref27"><sup>[27]</sup></a> Liberty Counsel’in kurucusu ve Dekanı Mathew Staver’ın<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref28"><sup>[28]</sup></a> da, “Alfred Kinsey ve Kinsey Enstitüsü, işledikleri devasa sahtekârlıktan sorumlu tutulmalıdır” diyerek Enstitü hakkında bulunduğu soruşturma talebi de karşılık görmedi.]</p>
<p>Ancak Kinsey’de biyolojik ve toplumsal cinsiyet ayrımı yoktu.</p>
<p>İlk kez 1968 yılında ABD’li psikanalist Robert Stoller ‘Sex and Gender’ (Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet) isimli kitabında,  kadınlık-erkeklik ile cinselliği birbirinden ayırarak “gender”(Toplumsal Cinsiyet) kavramını kullandı. Bunun anlamı arzulardan/eğilimlerden çok biyolojik olarak “Erkek” ya da “Kız” olarak dünyaya gelenlerin “toplumsal cinsiyet” (gender) olarak başka bir cinsiyet taşıyabilecekleriydi. Yani bir kız bedenine sıkışmış erkekler, ya da erkek beynine sıkışmış kızlardı söz konusu olan.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft" src="https://1.bp.blogspot.com/-VXUQ5IIAeWk/XY3cd6YL2oI/AAAAAAAAEmc/1Y_AbGZ2FzMD0xA6M315aDrGktNQVKaiQCLcBGAsYHQ/s200/luce%2Birigaray.jpg" width="200" height="159" border="0" data-original-height="806" data-original-width="1008" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Luce Irigaray</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: left;">Çok havada kalan bu tanımlamaların altı, süreç içinde özellikle Foucault, Deleuze/Gauattari ve Lacan’dan aldıklarını geliştiren Simone de Baviour, Judith Butler, Luce Irigray, Dennis Altman, Monique Wittiq, Diana Fuss, Judith Halberstam, Eve Kosoftsky Sedgwicks vs. gibi feminist ve eşcinsel felsefecilerden alınanlarla doldurulmaya çalışıldı. (Queer Teori özellikle feminist hareketlerce üretilen bilgi üzerine türetilmiştir.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref29"><sup>[29]</sup></a>)</p>
<p>Toplumsal Cinsiyetler ancak Heteronormativiteyi inşa eden (namus, şeref, ırz talebinde bulunan, Eşcinselliği reddeden ahlak erkeği-Peygamberleri kastediyorlar) erkeğin diğer cinsiyetleri hapsettiği ikili cinsiyet (kadın erkek) rejiminin yıkılması ile özgürleşebilecek cinsiyetlerdir. Yani bu fikre göre “Cinsiyetin ne?” sorusuna, fiziksel özelliklere bakılarak cevap verilemez ve şıklar arasında “erkek” veya “kadın” seçenekleri yoktur.</p>
<p>Toplumsal Cinsiyetlerin ilki;</p>
<p><strong>H : </strong>&#8220;Heteroseksüalitedir. (İlişki için karşı cinsi tercih edenler. Kadın-Erkek ilişkisi) Bu diğer cinsiyetleri baskılayan, ötekileştiren, erki kontrol eden cinsiyettir ve “düşman” cinsiyettir. Diğer toplumsal cinsiyetlere yer açabilmek için onun geriletilmesi gerekir.</p>
<p>Dost Toplumsal Cinsiyetler: LGBTQ+’dır<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref30">[30]</a>.</p>
<p><strong>L</strong> : (Lezbiyen, kadın kadına ilişki)</p>
<p><strong>G </strong>: (Gay, erkek erkeğe ilişki)</p>
<p><strong>B</strong> : (Biseksüel, kadın ve erkekle aynı anda ilişki.)</p>
<p><strong>T</strong> : (Trans, karşı cins rolüne girerek ilişki)</p>
<p><strong>Q</strong>: (Questioning: Kararsız ya da cinsiyetini tanımlamak istemeyen veya<strong> </strong>Queer: Ahlak erkeğinin anormal sayıp ötekileştirdiği, aşağıladığı diğer ilişki modelleri<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref31"><sup>[31]</sup></a> (Pedofili, ensest, zoofili vs)</p>
<p><strong>+</strong> : Toplumsal Cinsiyetlere<strong> </strong>dost heteroseksüeller ve yeni gelecek tanımlanmamış ilişki modelleri (Pornocu, sadomazohist, sadist, oğlancı, fetişist, pezevenk, röntgenciler vs.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref32"><sup>[32]</sup></a>)</p>
<p>Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, LGBTQ+ cinsiyetlerin “kadın”, “erkek” gibi tamamen normalleşmesini talep eder. Bunu da normal cinsiyetlerin  “Kadın” ve “Erkek” cinsiyetler olduğu iddiasına saldırarak yapar.</p>
<p><strong>b)</strong><strong>Cinsiyet Özgürleşmesi veya Toplumsal Cinsiyet Eşitliği</strong></p>
<p>Toplumsal Cinsiyetler ancak Heteronormativiteyi inşa eden (namus, şeref, ırz talebinde bulunan, eşcinselliği reddeden ahlak erkeği-Peygamberleri kastediyorlar) erkeğin diğer cinsiyetleri hapsettiği ikili cinsiyet (kadın-erkek) rejiminin yıkılması ile özgürleşebilecek cinsiyetlerdir.</p>
<p>Düşüncenin genel hatlarını “Cinsiyet Belası” isimli eserinde derleyip toparlayan Judith Butler’ın, Lacan ve Wittiq’den alıp işlediği fikre göre doğduğunda, “<em>insanın ifade edebileceği tüm cinsel imkânların üzerinde </em><em>barındıran</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref33"><sup>[33]</sup></a><em> çocuklarda</em>”, “Toplumsal Cinsiyetlerin” temel kurucu unsuru <strong>eşcinsellik </strong>ve <strong>ensest tabularıdır</strong><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref34"><sup>[34]</sup></a>. (Foucault tabuları kurucu öğe olarak görür<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref35"><sup>[35]</sup></a>.)</p>
<p>Çocukta gelişen ilk duygu kendi cinsinden olan ebeveynine karşı ilgidir. Bu gelecekte “eşcinselliğe” evrilecek olan duygudur<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref36">[36]</a>. Dolayısı ile insanlar öncelikle eşcinseldir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref37">[37]</a>. Heterenormativiteyi üreten erkek; erkek çocuğa kendisini, kız çocuğa kadınını (Erkeğin kadını mülkü olarak görme iddiasına atıf -AHÇ) yasaklayarak ilk tabuyu (<strong>Eşcinsellik Tabusu</strong>) üretir. Sonuçta baba-oğul, anne-kız ilişkisi eşcinsel bir ilişkidir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref38"><sup>[38]</sup></a>. Daha sonra çocuğun karşı cinsten olan ebeveyni fark etmesi ile diğer cinse yönelen ilgiyi; kıza kendisini, oğlana annesini yasaklayarak ikinci tabuyu (<strong>Ensest Tabusu)</strong> üretir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone" src="https://1.bp.blogspot.com/-3mM5cgYxLDA/XYy2kelE-rI/AAAAAAAAEjQ/rB_R7yShUqYxEOhzN_HVGRyYo5FzuFzGACLcBGAsYHQ/s320/cocuk.PNG" width="320" height="226" border="0" data-original-height="485" data-original-width="686" /></td>
</tr>
<tr>
<td>3 (üç) yaş, çocuğun eşcinsel olduğunu anlamak<br />
için çok mu erken? Transgender araştırmacılar<br />
öyle düşünmüyor.&#8221;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: left;">Ancak “Ahlak Erkeğinin” tabuları “<strong>anne, baba tabusu</strong>” ile sınırlı kalmaz. Her ne kadar kardeşlerin sevilmesi konusunda ısrarlı ise de kardeşlerin fazla sevilmesi<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref39"><sup>[39]</sup></a> “<strong>Kardeş tabusuna</strong>” takılır. Çocuk büyüdükçe aile içinden, aile dışına yönelecek “<strong>eşcinsel</strong>” ve “heteroseksüel” eğilimleri<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref40"><sup>[40]</sup></a> tabu halinde getirdiği gibi insan dışı varlıklara yönelimleri de (<strong>hayvan tabusu,</strong> <strong>eşya tabusu</strong>) yasaklar. Ahlak erkeği sadece heteroseksüaliteyi serbest bırakır. Ancak onu da “<strong>tabu</strong>”larla tahakküm altına almaya çalışır. “<strong>Toplu Seks Tabusu</strong>” ile beraberce cinselliği, “<strong>yaş Tabusu” </strong>ile kuşaklar arası cinselliği yasaklarken(pedofili), “<strong>Nikâh Tabusu” </strong>ya da<strong> “Aile Dışı Seks Tabusu”</strong> ile kişiyi tek kişiye mahkûm etmeye çalışır. Üstelik “<strong>mahremiyet Tabusu</strong>”, “<strong>gizlilik tabusu</strong>”, “<strong>regl dönemi tabusu</strong>”, “<strong>çıplaklık tabusu</strong>” “<strong>utanma</strong>”, “<strong>ar</strong>”, “<strong>ayıp</strong>” vs. tabuları ile tekrar tekrar “tabu süzgeçlerinden” geçirerek, cinsellikleri baskılar.</p>
<p>Erkeğin ürettiği yasaklar ve tabular cinsel yatkınlıkların/yönelimlerin üzerinde belirleyici<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref41"><sup>[41]</sup></a> etki yapar<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref42"><sup>[42]</sup></a>.  Ve insanlığı, “kadın/erkek” üzerinden tanımlanmış ikili cinsiyet rejimi hapishanesine mahkûm eder<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref43"><sup>[43]</sup></a>. Böylece Toplumsal Cinsiyetler, “Ahlak Talebindeki Eşcinselliği Reddeden Erkek” tarafından ötekileştirilerek, ahlaksız, iğrenç, pis olarak tanımlanarak, toplumsal baskı altına alınıp toplum dışı edilirler.</p>
<p>Bu yüzden “Cinsiyetlerin Özgürleşmesi”, ancak “heteronormativiteyi kuran” heteroseksüel ahlak erkeğinin baskısının kırılması ile mümkün olabilecek bir şeydir.</p>
<p>Bu baskıyı kırabilmek için öncelikle baskının ve yönlendirmenin fark edilmesi gerekir: Baskı doğum anı ile başlar ve hayatın her alanına yayılır. Doğumhanenin kapısında hemşire, bebekle birlikte göründüğünde “erkek”in sorduğu ilk soru: “Kız mı oğlan mı?” sorusudur. Daha ilk andan çocuk, yüzyıllardır üretilmekte olan iki cinsiyetli cinsiyet rejiminin cinsiyet kalıbına sokulmaya, yani biyolojik olarak “kız” doğmuşsa, “kültürel olarak da kız”; biyolojik olarak “erkek” doğmuşsa, “kültürel olarak da erkek” olmaya zorlanır. Hâlbuki çocuk belki lezbiyen, gay, biseksüel, trans, hem kız hem erkek cinsiyetleri aynı anda yaşamaya çalışan  (travesti) veya hiç aklımıza gelmeyen bambaşka bir cinsel tercih yapabilirdi, iddiasındalar.</p>
<p style="text-align: left;">Eşcinsel olmayan Ahlak Erkeği, “Doğal”lık ya da “fıtrat” diyerek “erkek” ve “kız” kategorileri tanımlamıştır. Fıtrat dayatması çocuklara verilen isimler, giydirilen pembeli/mavili kıyafetler, oynadıkları silahlı, bebekli oyuncaklar, yönlendirildikleri meslekler, aile ve toplum içindeki hitaplar, geleceğe yönelik beklentiler ve toplumsal davranış kalıplarında kendini hissettirir. Bunlar “doğallık/fıtrat” adı altında çocuğu “kadın” ya da “erkek” kalıplarına sokmaya çalışan psikolojik, kültürel ve ekonomik baskılardır. Bu süreç çocuğu, “Toplumsal Cinsiyet Kimliğini”, kafasının içine gömmeye, gizlemeye mahkûm eder. <img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft" src="https://1.bp.blogspot.com/-rE6uutKPVUY/XYy2REXO2EI/AAAAAAAAEjI/ukhpqxcY0skHF-xvJhNLzU0AsH3ebg-BwCLcBGAsYHQ/s320/Ekran%2BAl%25C4%25B1nt%25C4%25B1s%25C4%25B1.PNG" width="244" height="320" border="0" data-original-height="776" data-original-width="593" /></p>
<p>Hâlbuki Fıtri/Doğal diye bir şey yoktur. Erkek çocuklar top, tüfek, tabanca vs ile oynamaya meyilli değillerdir, Kız çocukları da bebeklere, ev işlerine meyilli değillerdir. Aileleri erkek çocukların önüne tabanca, kız çocukların önüne cindy bebek koyduğu için onlar bu kalıpları öğrenir ve “erkek” ve “kadın” kalıplarına girerler, iddiasındalar.</p>
<p>Cinsiyet Özgürleşmecileri, binlerce yıldır erki elinde tutan, heteronormativiteyi kuran ahlak erkeğinin <strong>“fı</strong><strong>trat dayatması”</strong>  kırılıp çocuklara cinsiyetsiz isimler verip, cinsiyetsiz kıyafetler giydirip, cinsiyetsiz oyuncaklarla büyütüp, toplumun binlerce yıldan süzerek getirdiği “erkek” ve “kız” rolleri öğretilmediğinde, “kadınlık” ve “erkeklik” kategorilerinin tamamen ortadan kalkacağını, çocukların kendi cinsel eğilimlerine yönelerek içlerindeki mesela gaylik, lezbiyenlik veya translığı özgürce yaşayabileceklerini düşünürler.</p>
<p><strong>O halde öncelikle kırılması gereken; “normal erkek”, “normal kadın” tanımları ve özellikle “normali tanımlayan  “erkek otorite”dir</strong>. (Burada İstanbul Sözleşmesinde geçen  “<em>Kadın ve Toplumsal Cinsiyetlerin korunması için yapılacak ayrımcılık, ayrımcılık olarak değerlendirilemez</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref44">[44]</a><em>” </em> ibaresini hatırlatmak istiyorum. Dikkat edilirse negatif ayrımcılık yapılacak olan namus, şeref, ırz talebinde bulunan eşcinselliği reddeden ahlak erkeğidir. Gay, trans, ahlak talebi olmayan vs. erkek değildir.)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-5W9li4g-g2k/XYy3InFnHQI/AAAAAAAAEjY/kQC8H9gNwTcMVYILrpOHezGiK_wfN-qkQCLcBGAsYHQ/s320/erkeklik.PNG" width="320" height="159" border="0" data-original-height="261" data-original-width="524" /></p>
<p>Leo Bersani, çözülen ve erki dağılan erkeklik mefhumunu tarif ederken, “kadınlaştırılmaya indirgenemeyecek, erkekliğin tamamen yok edilmesi olarak görülemeyecek ama artık “becerilmeyi” de kendine sorun etmeyecek yani erkeksi üstünlüğü elinin tersiyle itecek bir erkeksilik olarak tarif eder. Bunu “öznenin/erkeğin intiharına dayanmayan yok oluşu” olarak adlandırır<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref45">[45]</a>.</p>
<p>Annemarie Jagose’un tanımı ile <em>“Eşcinsel özgürleşmesi, eşcinselliğin özgürleşmesi için kendisini sabit kadınlık ve erkeklik mefhumlarının kökünü kazımaya adamıştır: Bu hamle, normatif cinsiyet ve toplumsal cinsiyet rolleri olarak eleştirdiği şeyin baskıladığı diğer grupları da aynı şekilde özgürleştirecektir.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref46"><sup>[46]</sup></a>”</em></p>
<p>Dennis Altman ise Queer özgürleşmesini şöyle tanımlar,<i> “Özgürleşmenin farklı hedeflerini tespit eder: Cinsel rolleri yok etmek; bir kurum olarak aileyi dönüştürmek; homofobik şiddeti sona erdirmek; olası bir biseksüellik lehine yekpare eşcinsellik ve heteroseksüellik kategorilerini ortadan kaldırmak, erotiğe ilişkin yeni bir sözlük geliştirmek, cinselliği üreme odaklı veya statü belirten değil de haz veren ve ilişkisel bir şey olarak anlamak&#8230; Özgürleşmek “bizi asli androjen ve erotik doğallığımızı tanımaktan alıkoyan artı baskıdan kurtulmaktır</i><em>.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref47"><sup>[47]</sup></a>”</em><i> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignright" src="https://1.bp.blogspot.com/-aCt9vgTp7hs/XYy3MtXPhtI/AAAAAAAAEjc/wSbmtke8Rm8i98N77zDahUFVhwUvHHqBwCLcBGAsYHQ/s200/D_w04b6W4AEG6dD.jpg" width="198" height="200" border="0" data-original-height="225" data-original-width="224" /></i></p>
<p>Peter Hawkins de feminist hareketlerin hedeflerini: “<em>Erkek düzenin tanımladığı cinsiyet mitlerini, çekirdek aileyi, devleti, bırakınız yapsınlar kapitalizmini, kadın ve erkek birlikteliğine dayalı üremeyi, erotizm ve üremenin birbirinden ayrılmasını, insanlığın gelişimini engelleyen toplumsal eril ve dişil rollerin reddedilmesini ve bütün bunların </em>olması ile eşcinsel bireyin kendiliğinden özgürleşmesi<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref48"><em><sup>[48]</sup></em></a> diyerek tanımlar.</p>
<p>Bu noktada yeniden vurgulamak istiyorum ki, cinsiyet özgürleşmesi<em>,</em> “Kadın” tanımını da, en az “Erkek” tanımı kadar sorunlu bir tanım olarak görmektedir. Çünkü “Kadın” tanımı da “Erkek” tarafından tanımlanmıştır ve “Erkek”in zıddını betimler<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref49"><sup>[49]</sup></a>. Hâlbuki kimse kadın olarak doğmaz: Simon de Beauvior’un 1949 da “İkinci Cins” isimli kitapta belirttiği gibi “<em>kadın, zaman içinde olunan, bir şeydir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref50"><sup><strong>[50]</strong></sup></a></em> iddiası bu çevrede genel kabul görür.</p>
<p>Erkeğin cinsiyet değiştirmesinin ve kadın rolüne girmesinin kolaylığı yanında kadının kendisinden başka bir şey olmakta (Fallus eksikliği/kompleksi) zorlanması tersten bir paradoxa neden olmaktadır.  Duricella Cornel “<em>Daha ziyade, kadın simgeseli bizi gelecekte bekler ve daima gelecekte kalacaktır, çünkü oluşumunun ya da yeniden oluşumunun hiç bir zaman sonu gelmez</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref51">[51]</a>. Yani aslında “kadınlık” hiçbir zaman olunamayacak bir şeydir, iddiasındadır.<img loading="lazy" decoding="async" class="alignright" src="https://1.bp.blogspot.com/-TlON_dpU1Gw/XYzAqEpMkwI/AAAAAAAAEjs/luOPa2IUujsZXgHhsJFbJO1E-7cvm_GWwCLcBGAsYHQ/s320/simone%2Bde%2Bbeauvoir.PNG" width="320" height="147" border="0" data-original-height="352" data-original-width="765" /></p>
<p>Bu noktada Messir’nin “<em>Feminist kuram, kadını özne kılmak için çıktığı yolda kadını tanımlanamaz kılıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinden sonra da queer ile tamamen yok ediyor</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref52">[52]</a>” iddiasının doğrulanmış olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Eğer “erkek” ve “kadın”dan müteşekkil ikili cinsiyet rejimi çökertilebilirse pek çok farklı kültürel cinsiyetler (kadındaki erkekler, erkekteki kadınlar, yarı kadın yarı erkekler ve daha tahmin edilemeyenler) özgürleşecektir. Carl Wittman, Gay Manifesto’da, “<em>Eşcinsel özgürleşmesinin amacı, eşcinselliğin hoş görülmesinden daha fazlasını güvenceye almaktır. Kendisini toplumsal yapılar ve değerlerde radikal ve kapsamlı dönüşüme adamıştır. Eşcinsel özgürleşmesi, toplumsal cinsiyet ve cinsiyet rollerinin herkese baskı uyguladığı kavrayışı ile cinselliğin salt azınlık bir kitlenin meşru kimliği olarak kabulü için değil, aynı zamanda “<strong>herkesin içindeki eşcinseli özgür bırakmak</strong>” için de mücadele etmektedir,</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref53">[53]</a> diyerek cinsiyet özgürleşmesinin hedeflerini tanımlar.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-jdkJrUH5nJQ/XYzD4Rfn7rI/AAAAAAAAEj4/chkFk5WIGgspEF7-LKKkEvCjXp0FoE1GwCLcBGAsYHQ/s200/martha%2Bshelley.jpg" width="142" height="200" border="0" data-original-height="350" data-original-width="250" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Martha Shelly</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ancak Martha Shelly’e göre ikili cinsiyet rejiminin baskısından kurtulup “Toplumsal Cinsiyetleri” özgürleştirmek yeterli bir sonuç değildir; O’nun hedefi çok daha büyüktür:<i> “Biz radikal eşcinsellerin ne istediğini size söyleyeyim: Bizi hoş görmenizi veya kabul etmenizi değil, bizi anlamanızı istiyoruz sizden. </i><i><strong>Ve bu ancak sizin de bizden biri olmanızla mümkün.</strong></i> <i><strong>İçinizde gömülü eşcinsellere ulaşmak istiyoruz. Kafataslarınızın içindeki hapishanelere kapattığınız erkek ve kız kardeşlerimizi özgürlüğe kavuşturmak istiyoruz</strong></i><i>.</i><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref54"><sup>[54]</sup></a><i>”</i></p>
<p>Beş bin senedir “Hetero Zihniyet”, kadını illa erkeğe, erkeği de illa kadına zorlayarak; geliştirilebilecek çok farklı orgazm modellerini engellediğinden<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref55"><sup>[55] </sup></a>şu ana kadar çok az kimlik ortaya çıkabilmiştir. Bu baskı kırıldığında “özgürleşen” zihinlerden, (gelişen teknolojinin de katkısı ile) yepyeni orgazm modellerinin çıkacağından neredeyse emindirler. ”Rosi Braidotti “<em>gelecek yeni modelleri heyecanla bekliyorum</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref56"><sup>[56]</sup></a>” derken çıkacak yeni cinsellik modelleri için duyduğu heyecanı gizlemez.  Hatta Deleuze ve Quattari, insan adedince toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik ortaya çıkaracaktır<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref57"><sup>[57]</sup></a> diyerek herkesin kendi performatifliği ile kendine has bir cinsel kimlik inşa edebileceği ümidindedir.</p>
<p>Ama Judith Butler 14 sene “<em>hazzı kovalamak ve cinsel hayatını meşru kılabilme mücadelesinde</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref58">[58]</a>” ikamet ettiği Amerika Birleşik Devletlerinin doğu kıyısındaki lezbiyen ve gay cemaat kampından çıktığında bu teoride bazı sorunların olduğunu fark eder.</p>
<p><strong>Queer Teori</strong></p>
<p style="text-align: center;">                                                          <em>Uygarlık ve sürekli ilerleme diye diye vardığımız yer, yeniden hayvanlığa dönmekten mi ibaret?<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref59">[59]</a></em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Alain Touraine </em></p>
<p>Judith Butler Toplumsal Cinsiyetlerin Eşitliğine itiraz eder. Ona göre, binlerce yıldır süren heteronormativitenin baskısı ancak birkaç farklı model Toplumsal Cinsiyetin ortaya çıkabilmesine izin vermiştir. Muhtemeldir ki, ahlak erkeğinin cinsiyetler üzerindeki baskısı kırıldığında ortaya yepyeni modeller çıkacaktır. Eğer Toplumsal Cinsiyetleri tanımlayarak her ne kadar “ahlak erkeğinin” ürettiği ikili cinsiyet hiyerarşisini (kadın /erkek) kırıp lezbiyen, gay, trans, biseksüel gibi Toplumsal Cinsiyetlerin özgürleşmesini sağlamış olsak da, kendileri de, “Ahlak erkeğinin” ürettiği anormalliğin “doğal” olarak ürettiği başka “anormallikler” oldukları için “doğuştanlık, doğallık, fıtrilik” iddiaları ile “başka formları” dışlamanın yolunu açar, birer norma dönüşüp, kendi kalıplarını üreterek, gelebilecek yeni formaların önünü keseceklerdir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref60"><em><sup><strong>[60]</strong></sup></em></a>.” Eğer Toplumsal cinsiyetleri kabul edersek daha önce “Ahlak Erkeğinin” tanımladığı biyolojik Cinsiyetlerin yerine kültürel cinsiyetleri yerleştirmiş olmaktan başka bir şey yapmamış olur, ikili cinsiyet rejiminin baskısının yerine Toplumsal Cinsiyet kalıplarının baskısını yerleştirmiş oluruz.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref61"><sup>[61]</sup></a>” Ki Toplumsal Cinsiyetlenmiş unsurların bile ensest, pedofili, zoofili<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref62"><sup>[62]</sup></a> ve nekrofili<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref63"><sup>[63]</sup></a> gibi daha marjinal ilişki biçimlerine olan tepkileri bu ön kesmenin öncül işareti olarak okunabilir.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref64"><sup>[64]</sup></a> Bu anlamda Toplumsal Cinsiyetler tanımlayıp bunları toplum nezdinde kabul görür kılmak, sadece halkayı genişleterek dışlanan sayısını azaltır. Ama dışlananları ve dışlayıcı mekanizmayı bitirmez. Bu yüzden, aslında kendileri de yine “Ahlak Erkeği” tarafından tanımlanmış olan Toplumsal Cinsiyetlerin de sorgulanması gerekir.</p>
<p>Judith Butler, Rubin’den alıntılayarak Toplumsal Cinsiyetler dediğimiz kimliklerin aslında binlerce yıldır heteroseksüel normativiteyi inşa eden “eşcinsel ilişkiyi reddeden, ahlak erkeğinin ürettiği heteroseksist tabu, baskı ve yasakların neticesinde ortaya çıkmış ve yine onun tarafından tanımlanmış olduğunu düşünür<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref65"><sup>[65]</sup></a>.  Heteroseksüelizm kendi meşruiyetini tanımlamak için kendi negatifini dolayısı ile homoseksüelliği ya da diğer norm dışı (anormal) ilişkileri tanımlar. Eğer bu baskı ortadan kalkar ve heteroseksüelite artık normal olarak tanımlanmazsa, insanlık içinde biseksüellik potansiyeli gelişip<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref66"><sup>[66]</sup></a> anormallikten çıkıp, eşcinsellik ortak paydaya dönüşeceğinden heteroseksüellik de eşcinsellik de doğal olarak bitecektir. O halde Wittiq’in de dediği gibi; <em>gerçek bireysel özgür bireylerin ortaya çıkabilmesi için öncelikle cinsiyet kategorilerinin tamamen ortadan kalkması gerekir</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref67"><sup>[67]</sup></a><em>.</em></p>
<p>Shulamith Firestone da özgürlüğün ancak cinsel kategorilerin ortadan kalkması ile olabileceğini düşünür: “<i>Nasıl sosyalist devrimin amacı yalnız ekonomik sınıf üstünlüklerini yok etmek değil de ekonomik sınıflar arasındaki ayrımı ortadan kaldırmaksa, kadın devriminin amacı da ilk kadın haklan hareketinin tersine, yalnızca erkek </i><i>egemenliğini yok etmek değil, cinsel ayrımı ortadan kaldırmak olmalıdır</i><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref68">[68]</a><i>” der.</i></p>
<p>Butler, kadın ve erkek kategorilerinde olduğu gibi eşcinselliğin de doğuştan gelen “doğal”(fıtri) bir eğilim olduğu fikrine karşı çıkar<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref69">[69]</a>. Hatta bu konuda yapılmış laboratuvar araştırmaları ile “<em>Cinsiyet Belası</em>” eserinde dalga geçer<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref70"><sup>[70]</sup></a>.  Annamarie Jagose da Amerikan Eşcinsel Özgürleşmecilerinin, eşcinselliğin anormal ve hastalıklı (patolojik) görülmesini devam etmesini engellemek için hem Amerikan Tıp Birliğinin hem de Amerikan Psikiyatri Birliğinin yıllık toplantılarını sabote etmekten<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref71"><em><sup>[71]</sup></em></a> çekinmediklerini iddia ederek psikiyatri derneklerinden alınan “doğal”lık raporlarının normal şartlar altında alınmadığının haberini verir.</p>
<p>Butler, Queer Teori de otorite haline gelen kitabı <em>Cinsiyet </em><em>Belası</em>‘nı yazma gerekçesi olarak, “<em>Toplumsal Cinsiyetli cinsel pratikleri gayri meşru kılmak için bir hakikat söyleminin gücünden yararlanmaya yönelik tüm çabalara balta vurmak</em>” diye açıklar<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref72"><sup>[72]</sup></a>. Sorunu “doğal”(fıtri) olanladır. Bir şeyin fıtri olduğunu kabul etmek “performativiteyi” çökertir.  Ona göre kadınlığı ve erkekliği doğal tanımlamak gibi eşcinselliği, lezbiyenliği, translığı doğal/fıtri olarak tanımlamak da bir anormalliğe işaretten başka bir şey değildir. Üstelik bunları doğal /fıtri olarak tanımlamak insansız “orgazm” biçimlerini anormalleştirerek bir başka dışlanmış zümrenin ortaya çıkmasına sebep olur. Her doğallık iddiası, doğal olarak bir doğal/fıtri olmayanı tanımladığından yabancılaşma ve dışlama üretir.</p>
<p>Butler’a göre evvelemirde “cinsiyet” bir kalıba sığdırılıp betimlenebilecek, herhangi bir anda tamamlanabilecek dolayısı ile tanımlanabilecek bir şey değildir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref73">[73]</a>.” Cinsiyet tam olarak olduğu şey olmayan bir giriftliktir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref74">[74]</a>. (Aklınız karıştıysa yalnız değilsiniz. James Davidson, “<em>Tarihin farklı dönemlerindeki istikrarsız savlarında, queer kafa karışıklığından başka bir şey üretmez</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref75">[75]</a><em>” </em>diyordu.)</p>
<p>Bu noktada Judith Butler, Foucault’tan aldığı<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref76"><sup>[76]</sup></a>, mutlak cinsellik ve haz özgürlüğünün, ancak tanımlanmamış ve akışkan kimliklerle,  yeni formlar yeni kimlikler üretimine açık olduğu müddetçe sağlanabileceğini fikrini işler. Bunu Çatışan Feminizmler adlı eserdeki makalesinde “<em>Toplumsal cinsiyet ifadelerinin ardında bir toplumsal cinsiyet kimliği yatmaz; o kimlik, tam da kendisinin bir sonucu olduğu söylenen “dışavurumlardan” performatif olarak kurulur.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref77"><sup>[77]</sup></a>”</em>  diye ifade eder.</p>
<p><em>“Queer bir kimlik değildir. Bir anlamda kimliğin imkânsızlığıdır. Her türlü kimliğin yoldan çıkarılıp saptırılması, ezber bozacak şekilde ‘tuhaflaştırılmasıdır’. Bu yolla kimliğin -her türlü normatif kimliğin- kurucu olduğu kadar baskıcı ve dışlayıcı gücünü de etkisiz hale getirmektir. Bu nedenle queeri kimlikleştirmeyen bir iktidar olarak tanımlamak mümkündür.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref78"><sup>[78]</sup></a>  </em>Bu nedenle Butler, kendisine <em>queer</em>i soran gazeteciye, <em>queer’i</em> tanımlamayı reddederek; “<em>Queer mi, oda ne</em>?” diye cevap verir.</p>
<p>Cinsel kimlik tanımlanamaz çünkü sabit bir şey değildir. Bireyin sevgisinin ve ilgisinin hayatın içinde dönem dönem kendi cinsinden olan ebeveyne, bazen de karşı cinsten olan ebeveyne kayması gibi, kişi de bazen eşcinsel/homoseksüel bazen de heteroseksüel ilişkiye<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref79"><sup>[79]</sup></a> ya da aynı anda hem homoseksüel hem heteroseksüel ilişkiye yönelebilir. Evde karısı ile heteroseksüel ilişki içinde bir aile babası iken,  iş yerinde bir erkekle homoseksüel ilişki içinde olabilir. Ya da bir müddet kızlarla takılıp arada sırada erkeklere de gidebilir. Hatta hem kızlarla hem erkeklerle ilişki içinde iken başka varlıklarla fanteziler de yaşayabilir. Butler’a göre bazen erkekliğe, bazen kadınlığa yönelen bu yüzergezer durum<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref80"><em><sup>[80]</sup></em></a> Toplumsal Cinsiyetlerin bir kalıp olmadığına ve kaygan, geçişken, değişken bir zeminde hareket ettiğine delil teşkil eder. O halde der Judith Butler; kişinin cinsiyetini, zamanla değişen, doğal kimliği olarak sahiplendiği, tekrar eden eylem, jest ve hareketler ile kendiliğinden inşa ettiği “performatiflik” belirler. (Ancak <i>Performativiteyi, performans göstermek olarak okumak çokça düşülen bir hatadır. Performans göstermek, dolaptan elbise seçer gibi toplumsal cinsiyet seçip hayata geçirmek değildir&#8230; Bu, Butler’ın toplumsal cinsiyet tanımına da aykırıdır.</i><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref81">[81]</a>&#8211;<em> Diye not düşüyor KAOSGL.)</em></p>
<p>Butler, “Toplumsal Cinsiyeti” ancak yaparak, uygulayarak, tekrarlayarak, performans ile elde edilebilen bir şey olarak görür.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref82"><sup>[82]</sup></a> Performansın ya da icraatın şekli, partneri vs. değiştikçe toplumsal cinsiyet de değişir. Bu anlamda insan, sayısız toplumsal cinsiyet geliştirebilme potansiyeline sahiptir. Üstelik Toplumsal Cinsiyetler kaygan, trans (geçişken) bir zeminde hareket ettiklerinden sabit bir isimle adlandırılmaları da hata olacaktır.</p>
<p>Annamarie Jagose’de Butlerla aynı fikirdedir. Oda gey, lezbiyen, trans gibi kimliklerin “performans” ile kazanılmış kimlikler olduğunu ve aslında ortada sabit tanımlanabilecek “Toplumsal Doğal Kimliklerin” var olmadığını” söyler.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref83"><sup>[83]</sup></a>  Ona göre<em> “Erkeklerin kadınları baskılamadığı ve cinsel ifadenin hislerin peşinden gitmesine izin verilen bir toplumda eşcinsellik ve heteroseksüellik kategorileri ortadan kalkacaktır.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref84"><sup>[84]</sup></a>”</em></p>
<p>Butler <em>“Heteroseksüel hegemonyanın kesintiye uğratılıp yerinden edilmesiyle beraber cinsiyet kategorilerinin yok olacağı” </em>konusunda Wittiq ile Foucault’yu da hem fikir görür. Eşcinsel Devrim Partisinin beklentisi de bu yöndedir: <em>“Eşcinsel devrim bütün toplumsal ve duygusal ilişkilerin gey olacağı ve eşcinsellik ve heteroseksüelliğin anlaşılmaz kavramlar halini alacağı bir dünya yaratacaktır.”</em></p>
<p>Annamarie Jagose Queer’i “<em>geleneksel kimlik temelli örgütlenme biçimlerinde hayal kırıklığına uğramış olup bütün kimlik kategorilerinin radikal bir şekilde doğallıktan çıkarılması için uğraşır diye tanımlar<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref85">[85]</a>.</em>”</p>
<p>Eşcinsel Devrim Partisinin beklentisi de bu yöndedir: <em>“Eşcinsel devrim bütün toplumsal ve duygusal ilişkilerin gey olacağı ve eşcinsellik ve heteroseksüelliğin anlaşılmaz kavramlar halini alacağı bir dünya yaratacaktır.”<img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft" src="https://1.bp.blogspot.com/-G3tgXpGw0Fo/XY7nrPZZp1I/AAAAAAAAEnw/1kYfJ5PQKMEDjuoegJJFIGEkw3LnwLcZwCEwYBhgL/s640/Ekran%2BAl%25C4%25B1nt%25C4%25B1s%25C4%25B12.PNG" width="372" height="640" border="0" data-original-height="844" data-original-width="491" /></em></p>
<p>Yani erkek, kadın, homoseksüel, biseksüel, transseksüel, ensest, hayvan sevici, ölü sevici gibi kategorilerin tamamı erkek egemen düzenin tanımlarıdır. Bu tanımları özgürleştirmek değil tamamen yok etmek ve “tanımsız” “isimlendirilemeyen”, “kategorize edilmeyen”, “fark edilmeyen”, “görülmeyen”, “nötr” bir yere ulaşmakla ancak bir özgürlükten bahsedilebilir, iddiasındalar.</p>
<p><strong><em>Dikkat edilmesi gereken istenilenin Toplumsal Cinsiyet kategorilerinin ortadan kaldırılması olmadığıdır. İstenilen, bizzat o kategorileri var eden, tanımlayan, isimlendiren merkezin yok edilmesidir. </em></strong><b>Kürşat Kenan’ın deyişiyle “</b><b><em>Amaç kenardakinin merkeze çağrılması değil, bizzat merkezin darmaduman edilmesidir</em></b><b>.</b><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref86"><sup>[86]</sup></a><b>”</b></p>
<p>Tanımlanamazlık Queer’in dışına sadece “erkeği” ve “kadını” atmakla kalmaz, Toplumsal Cinsiyet çerçevesinde tanımlanmış, legalleşmiş olan lezbiyen ve geyleri bile dışlarken, lezbiyenler ve geyler tarafından bile sapkınca bulunup dışlanan en uç, en marjinal formaları (pedofili<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref87">[87]</a>, ensest, sadomazohist vs.) içeri davet eder<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref88"><em><sup><strong>[88]</strong></sup></em></a><em>.</em> <em>Bunu,  queerin epistemolojik ve ontolojik biçimlere kafa tuttuğu kadar, <strong>tüm ahlaki ve siyasi normlara kafa tuttuğu, onları da yerle bir etmeyi hedeflediği şeklinde okumak gerekir. </strong></em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref89"><sup>[89]</sup></a></p>
<p>Butler’ın <em>queer’</em>den beklentileri de bu yöndedir. O <em>queer’</em>in hem ikili (kadın/erkek) cinsiyet rejiminin içerdiği normatif (kuralcı, ahlakçı) şiddeti, hem de eşcinselliği reddeden erkeğin kurduğu ahlaki yapının kökünü kurutacağını umut etmektedir.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref90"><sup>[90]</sup></a></p>
<p>Mücahit Gültekin Queer’i “<em>Queer teorinin özü şu: kendinizi hiçbir kimliğe dayandırmayacaksınız, ne kadın kimliğine, ne erkek kimliğine, ne trans kimliğine, ne lezbiyen, ne gay, hiçbir kimlik kalıcı değildir, hiçbir sabiteye dayanmayacaksınız. Buna “akışkan kimlik” diyorlar, ya da “kimliksizlik” diyorlar. Çünkü “her şey, her an değişebilir” diyorlar. Mesela şunları da eleştiriyorlar; lezbiyen kimlik! “Hayır” diyorlar “böyle bir şey yok, yarın ne olacağım belli değil, biz yeniden inşa edebiliriz bunu.” O yüzden feminizmin eleştirildiği nokta burada şu: “Sen” diyor, “sabit kadın kimliğine dayanarak politika üretiyorsun, mecburen ötekileştiricisin, ötekileştirici olmaman için her kimliği -çünkü bunların hiçbirisi doğuştan değildir, üretilmiştir inşa edilmiştir- kabul edebilmek için bu ‘queer’ çerçeve içerisinde bulunman gerekir” diyorlar</em> <a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref91"><sup>[91]</sup></a> diye tanımlar.</p>
<p>Kaba bir örnekle açıklayalım: Çiftleşen kedileri, köpekleri kimse “eş” cinsler mi, akrabalar mı, dede torun mu, anne oğul mu, baba kız mı, yaşlı mı, genç mi diye tanımlamaz. Annesi ile birleşiyor diye, o kedileri ensestle, çok genç bir kedi ile birleşiyor diye pedofililikle suçlamaz. Kimse onlara “sokak ortasında bu yapılır mı?” demez, mahremiyet beklentisi yoktur. İnsanlar onların yanından hiç bir isimlendirmede bulunmadan, fark etmeden hatta görmeden gelip geçerler. Onların tüm ilişki biçimleri bu anlamda “isimlendirilmemiş”,  “nötr”dür. Aynen bu örnekte olduğu gibi özgürlük; heteronormativiteyi tanımlayan erkeğin tanımlama gücü elinden alınıp, cinselliğin hangi modeli, hangi türü olursa olsun görülmediğinde, adlandırılamadığında, nerede ve kiminle olursa olsun fark edilemediğinde gelecektir, iddiasındalar.</p>
<p><strong>Queer’in kapsadığı kimlikler</strong></p>
<p>En geniş anlamı ile Queer Kimlikler sadece lezbiyenleri ve geyleri değil, transgender, biseksüel, transseksüel kimlikleri de niteler. Annamarie Jagose’un Louise Solan’dan alıntıladığı gibi Queer kimlikler, “<em>farklılıkların oksimoronik ortaklığı</em>”dır<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref92"><sup>[92]</sup></a>.  <em>Queer,</em> norm dışı olanı, ahlaksızca bulunup dışlananı, iğrenç ve tiksinilecek olan her kesi kapsama iddiasındadır. Toplum tarafından zulme uğramış, kendileri ile empati yapılmaya yanaşılmamış, toplumdan bir nevi sürgüne zorlanmış her türlü kimliği sahiplenir. AVM’de sürekli ağlayan çocuğun annesi, heterosekseül sadistler, erkek çocuk (oğlan) seviciler, fetişistler, pornocular, pezevenkler, röntgenciler, sapıklar vs. de toplumsal yaptırımlardan zarar görmekte olmaları ile <em>queer </em>kimlikler tarafından sahiplenilirler.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref93">[93]</a></p>
<p>Cogito Dergisinde <em>Queer</em> kimlikler şöyle tanımlanır: “<em>Queer” teriminin en bariz ve en aşırı heteroseksüel ve patriyarkal iktidar oyunlarının çoğunu kapsama yetisi vardır ve hiç şüphesiz, yakın gelecekte bunlara siyasi bir gerekçe sunup üzerlerini örtecektir. Bir açıdan bunlar da queer dir, bunlara da zulmedilmiştir, bunlar da dışlanmıştır. Heteroseksüel sadistler, oğlancılar, fetişistler, pornocular, pezevenkler, voyörler</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref94">[94]</a><em>de toplumsal yaptırımlardan mustariptir; bir bakıma, onlar da baskı gören kişiler olarak görülebilir.</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref95">[95]</a></p>
<p>KAOS GL Derneğinin internet sayfasında LGBTQ+ ifadesindeki “+” ibaresinin kapsadığı kimlikler Türkiye özelinde şöyle sıralanır: “<i>LGBTİ olarak açılmayanları, açılıp sonra kapananları, travesti lezbiyenleri, sevicileri, kamyoncuları, LGBT’nin içine sığmayan laçoları, laçonyaları, lubunları, lubunyaları, diginleri, böcükleri, aktifleri ve full p’leri, bakışıkları, ablacıları, ablaları, peripellaları, bacıkolileri, doğan görünümlü şahinleri, ka geyleri, alıkları, oğlanları, oğlancıları, yengeleri, enişteleri, yengecileri, eniştecileri, hem yengeci hem eniştecileri, gacıları, gacı gibileri, has gacıları, dönmeleri, travestileri ve bütün çokluğuyla cinsiyetleri ve cinsellikleri tartışmaya açmak; bu coğrafyada queerin evrimini karakterize etmeye çalışırken buraların queer tarihçesine odaklanmak istiyoruz.”</i><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref96">[96]</a></p>
<p><b>Queer Uygulamalar: Öznenin intiharına dayanamayan bir yokoluş</b><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref97">[97]</a><b>.</b></p>
<p style="text-align: right;">                                                                      <em> “Vazgeçen. – Ne yapar vazgeçen? Daha yüksek bir dünyaya erişmek için çabalar, daha ileri, daha yükseğe uçmak ister.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref98"><sup>[98]</sup></a>”</em></p>
<p style="text-align: right;"><em> Nietzsche</em></p>
<p>Abdulvehap el Messiri, postmodernitenin iyiyi-kötüyü söyleyebilecek bir referans kaynağının olmadığını, bu nedenle değerlerin, ahlakın, insanın, sanatın, dinin, öznenin, nesnenin,  yani insanlığın bu güne kadar biriktirdiği her şeyin  “menfaat”,  “zevk”  ve “epistemolojik görecilik” potasında eriyip gittiğini savunur: “<em>bu gerçekte aklın yani insanın, anlamları ve edimleri biriktirmesini sağlayan becerisinin ortadan kaybolması anlamına gelir&#8230; ki bu anlamı ile Postmoderniteyi <strong>tarihsel hafızanın aktif unutkanlığı olarak tanımlayanlar</strong> pek de haksız sayılmazla</em>r [98-a]&#8221;, der.</p>
<p>Şöyle bir örnekle açıklanabilir: Maymunlar basit aletleri kullanabilirler. Ellerindeki bir sopa ile cevizleri ağaçtan düşürebilir ve yine kullandıkları bir taş ile o cevizleri kırıp yiyebilmeyi öğrenebilirler. Ancak maymunlarda her geliştirilen, tecrübe edilen mana veya fiil o maymunla birlikte ölür ve unutulur. Bu nedenle uygarlığı var edecek mana, fiil ve bilginin birikmesi ve gelecek nesillere nakli mümkün olmaz. Yeni gelen maymunların her şeyi yeniden keşfetmeleri gerekir. İnsanlar tecrübeyi ve ürettikleri değerleri gelecek nesillere aktarabilmekle hayvanlardan ayrıldılar ve tüm diğer varlıklara üstün oldular.</p>
<p>Aydınlanma felsefesinin ulaştığı Postmodernist dönem, değerleri üreten referans kaynağını (Tanrı’yı) ciddiye almayı reddedince, insanları hayvanlardan üstün kılan değerler ve tecrübeden hâsıl olan hikmeti koruyup gelecek nesillere taşıyan merkez de dağılmış oldu. Dağılan ve kapitalizmin inisiyatifine terk edilen değerler, artık memnun edilmesi gereken tek Tanrı olarak kalan maddeperest menfaatçilik ve zevkçiliğin (sana göre, bana göre) elinde kaldı. Maddeperest –sana göre, bana göre-ciler, insanlık için üzerinde anlaşabilecek hiçbir değer üretemeyince Postmodern kapitalist egemenler bildiğimiz tüm değerleri, ahlaki normları ve hikmeti unutmayı bize teklif ediyorlar.</p>
<p>Queer unutmanın ideolojisidir.</p>
<ul>
<li><strong>Unutmak </strong></li>
</ul>
<p>Nietzsche’ye göre: İnsan ilkel çağlardan itibaren çöllerde, dağlarda vahşi bir hayat sürerken kendisini korumak, hayatta kalmak, neslini devam ettirmek, avlanmak, av olmamak, sürekli gözlemek ve gizlenmek zorunda iken geliştirdiği içgüdüleri, zamanla fazla gelişerek insanın kendisine karşı, kendisini kesintisiz kontrol eden bir mekanizmaya dönüştü. Öyle ki, bu güdüler, bir kafesin insanı sarması gibi onu sardı ve olduğu yere mahkûm kıldı. Geçmiş dönem insanları bu güdüye; töre, ahlak, erdem, Tanrı vs. gibi değişik isimler vererek kutsadı. Kendini ya da sürüyü riske atan düşmanlık, savaş, katliam, bencillik, takip, saldırı, tahrip etmek ve değişim vb.den alınan hazlardan kaçmak, bunları kötücül duygular olarak tanımlamak binlerce yıllık bu vahşi hayatın geliştirdiği hayatta kalma içgüdüsü ile ilgilidir. İşte insanlığın gelişiminin önünde ki en önemli engel olan “vicdan” denen karalığın (karavicdan) da kökenin de bu vardır. Zaman geçip insanlık ilerleyip artık çöllerde gezmesine, dağlarda avlanmasına ihtiyaç kalmadığı, gecenin hayaletlerinden, kötü ruhlardan, kara büyüden falan korkmasına gerek olmadığı zamanlarda hala o geçmişin hayaleti; Tanrı, töreler, ahlak vs. adı altında insanlığı kafesin içinde tutmaya devam ediyor<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref99"><sup>[99]</sup></a>. Nietzsche’ye göre bu kafesten kurtulmanın yani ilerlemenin tek yolu bu içgüdülerden vazgeçmek yani “unutmaktır.” Edilecek fedakârlık, yani unutulacak olan ne kadar büyük olursa ilerlemenin önü de o kadar açılacaktır<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref100">[100]</a>.</p>
<p>Jagose’un teklifi de bu yöndedir: Jagose’un Nietzsche’den aldığı, “<em>unutma olmadan mutluluk, neşe, umut, gurur, şimdi, şu anda olamaz</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref101"><sup>[101]</sup></a>” fikri Queer Teorinin de ana tekliflerinden birini teşkil eder. Atalardan gelen, gelenekten gelen, öğrenilmiş kalıplar unutulmadığı sürece “özgürlüğe” ulaşmak mümkün olmayacaktır. Jagose, Joseph Roach’ın Cities of Dead’inden alıntıladığı bir Yoruba Atasözünü hatırlatır: “<i>Kalemi yapan Beyaz adam silgiyi de yaptı</i><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref102"><sup>[102]</sup></a><i>.</i><i>  </i><i>Nitekim beyazlık hem kalem hem de silgidir ve ırksallaştırılmış emek Batı’nın hem yazdığı hem de sildiği hikâyedir” der.</i></p>
<p>Aynı fikirdeki Judith Halberstam, Nietzsche’nin “ <em>Unutkanlık olmaksızın mutluluğun, neşenin, umudun, gururun, şimdinin olamayacağı ilk bakışta bellidir</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref103">[103]</a>” cümlesini düstur edinmiştir. “Kanka Arabam Nerede” filmine getirdiği eleştiride “<em>Batının unutkanlığı, çevrenin kendisinden neden nefret ettiğini anlamamasının temel medenidir. Unutkanlığı, kendi özgürlüğünün(ve konfor içinde oluşunun-AHÇ) başkalarının esareti pahasına gerçekleşebileceğini fark etmesine müsaade etmez. Bu unutkanlık, iğrenme ya da yargılama olmadan, kendisini sapıklık ve fanteziye kaptırmasına da imkân tanır</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref104"><sup>[104]</sup></a>.”  Halberstam’a göre Batı’nın “unutkanlığı”, hem Batı’dan nefretin, hem de Batı’dan nefret edenlere karşı Batı’nın üstünlüğünün sebebidir. <strong>Batı, eğer üstünlüğünü devam ettirmek istiyorsa, “unutulması gerekenleri” zamanında unutmayı başarmaya da devam etmelidir.</strong></p>
<p>Halberstam, “<em>Öğrenmek, bir parça ezberlemek, bir parça unutmak, bir parça biriktirmek, bir parça silmekten mürekkeptir.</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref105"><sup>[105]</sup></a>” derken kastettiği; özel olarak, “özgür” eşcinsel ilişkiyi reddeden Ahlak erkeğinin kurduğu yapıyı gelecek nesillere aralıksız taşıyan “aile”nin, genel olarak ise “ahlak”ın unutulması gerektiğidir.</p>
<p>Judith Butler’da “kadın” kategorisinin imha edilmesini savunurken unutma fikrine yaslanır ve “İmha etmek aynı zamanda onarma işidir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref106">[106]</a>” der.  Çünkü hâkimiyet kurma yollarından birinin de özneleri düzenleyip üretmek olduğunu fark etmeden, bizi özgürleşme ve demoktatikleşmeye götüren mücadele altında ezildiğimiz hâkimiyet modellerinin ta kendilerini benimseme hatasına düşebiliriz.</p>
<p><strong> a)</strong><strong>(Erkek egemen) Dili Unutmak</strong></p>
<p><em>“Derridaya göre dil tarihten önce gelir, hatta tarihi belirler ve böylece tarih kendi tarihselliği içinde ifşa edilmiş olur.</em> <a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref107">[107]</a><em>” </em>Dilin toplum üzerindeki bu belirleyiciliği sadece tarihi süreçleri anlatmaz aynı zamanda kurulmuş olan düzenin tarihi kökenindeki şiddet silsilesinin de işaretleridir.</p>
<p>Foucault,  <em>“Dil erki belirler, Erk dile yön verir</em>” derken dili, toplumun algı biçimlerini etkileyerek topluma şekil ve yön vermekte en önemli araç (erk) olarak görür. Foucault “<em>İnsan öznenin temelde dil yoluyla yapılandığını savunur</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref108">[108]</a>” Eğer dili yeniden yapılandırabilirsek zihinleri, de yeniden yapılandırmış oluruz şeklindeki bu yaklaşım feminist ve queer teorisyenleri çok ciddi biçimde etkilemiştir.</p>
<p>Foucault’a göre özne, değişmez gerçekliğini, merkez ya da kaynak olma özelliğini yitirince her şey söylemin birleştirici dizgesine göre anlam kazanır ve söylem dizgelerinin buna göre oluşmasına olanak verir. Erkeğin ya da ataerkil yapının ürettiği değerleri darmadağın ettiğimizde, inşa edeceğimiz yeni dilin işaret ettiği yeni toplumsal yapı kendiliğinden hizaya geçecektir.</p>
<p>Wittig, “<i>önümüzdeki siyasi görev, temsil ve üretimin amacı olan ‘</i><i><strong>dili’ ele geçirmek,</strong></i><i> bedenler alanını istisnasız inşa eden bu aracın bedenleri yapıbozuma uğratmakta ve cinsiyetin ezici kategorilerinin dışında yeniden inşa etmekte kullanılmasını sağlamaktır.</i><em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref109">[109]</a>”</em>  derken siyasi olarak en önemli görevin dili ele geçirmek olduğunu söyler. Monique Wittig Les Guerilleret’de (Gerillalar) isimli kitabında bütün il-ils (eril 3. Tekil ve çoğul şahıs zamirleri) kullanımlarını eleyerek genelin, evrenselin yerine elles’i (dişil üçüncü çoğul zamiri) koyar. Bu çalışması dünya çapında kadınlık ve erkekliği işaret eden zamirlerin kaldırılması yönünde karşılık bulur. Oxford Üniversitesi İngilizcedeki He ve She zamirlerinin yerine “ZE” kelimesini teklif ederken<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref110">[110]</a>, İsveç’te erkeği ve kadını işaret eden &#8220;Han&#8221; ve &#8220;Hon&#8221; zamirlerinin yerine her ikisini de işaret eden &#8220;Hen&#8221; zamiri kullanılmaya başlandı<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref111">[111]</a>.<img loading="lazy" decoding="async" class="alignright" src="https://1.bp.blogspot.com/-4krh-NX3D9w/XY7nrKtqUzI/AAAAAAAAEns/qg5uRGiGoUUBXD4m9MDrwGWjkaI5bIt3wCEwYBhgL/s640/Ekran%2BAl%25C4%25B1nt%25C4%25B1s%25C4%25B13.PNG" width="392" height="640" border="0" data-original-height="914" data-original-width="562" /></p>
<p>Judith Butler bu konuya<em> , “Dilin bedenler üzerinde işleme gücü cinsel ezilmenin hem ardındaki neden, hem de ötesine giden yoldur. Dilin işleyişi ne büyülü ne engellenemez bir işleyiştir&#8230; Dil karşısında gerçeğin belli bir plastiği, yoğrulabilirliği vardır: Dilin gerçek üzerindeki eylemi plastik bir eylemdir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref112"><sup>[112]</sup></a>”</em>diyerek girer ve<em> </em>“<em>Dili yeniden yoğurmak gerekir.”  </em>tavsiyesinde bulunur. Butler topluma hakimiyet kurma yollarından en önemlisinin özneleri düzenleyip yeniden üretmek olduğunu söylerken<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref113">[113]</a>, dilin eski cinsiyetleri unutmada ya da yeni tanımlar yaparak toplumu düzenlemede işlevsel olarak kullanılmasının hayati önemde olduğunu düşünür.</p>
<p>Bu düşünceden hareketle Toplumsal Cinsiyetçi çevreler, “<em>Bilim adamı, devlet adamı, din adamı, insanoğlu, eloğlu, karı gibi ağlamak, evde kalan kızlar, ev kadını, şefkatli anneler, kadın milletvekili, kadın hakları, kadın gazeteci<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref114"><sup>[114]</sup></a>” </em>gibi erkek egemen yapının ürettiği, alt yapısını dini değerlerin var ettiği kadın erkek ayrımcılığı gözeten kelimelerin, kadınları bir taraftan aşağılayıp toplumsal bir role zorlarken, diğer taraftan da Toplumsal Cinsiyetlerin varlığını da görmezden geldiğini iddia ederek dilden temizlenmesi gerektiği yolunda mücadele verirler. Bu kelimeler dilde var olduğu sürece toplumsal cinsiyetli yapılar toplum tarafından ya görmezden gelinecek ya da aşağılama amaçlı ifadelerle ötekileştirileceklerdir. Ve dilin dolayısı ile toplumun pratiğine sokulamayacaklardır. Mesela evinin erkeği, evinin kadını kelimesinin yanına evinin lezbiyeni, evinin biseksüeli; bilim adamı yerine bilim gayi, devlet transı, hükümet oğlancısı gibi bir kelime mevcut dile uygulanamaz. Eğer bu cinsiyetçi vurgular tamamen unutulursa ve onların yerine gelen yeni kelimeler hiçbir tanımı işaret etmezse ayrımcılık kendiliğinden ortadan kalkacaktır iddiasındalar. Bilim insanı, devlet insanı, insan çocuğu vs  gibi.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft" src="https://1.bp.blogspot.com/-4shu7zZHCWw/XYzHTcnnQdI/AAAAAAAAElI/z6zAlsV1wMQIPtNpooNlUq2iGH8CVHzqgCEwYBhgL/s200/jagose.gif" width="200" height="159" border="0" data-original-height="510" data-original-width="640" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Annamarie Jagose</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: left;">Annamaire Jagose’un teklifi de Foucault’tan alıntıdır. “<em>İktidar yalnızca hayır diyerek baskılamaz; üretir, memnuniyet yaratır, bilgiyi şekillendirir, söylem üretir. İktidar baskılayıcı olarak işlev gören olumsuz bir oluşum olarak değil sosyal organizasyonu baştan sona dolaşan üretken bir ağ olarak kabul edilmelidir.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref115"><sup>[115]</sup></a>”</em>  Anladığım kadarı ile Jagose, dilde erki elimize almalı ve onunla toplumu yeniden organize etmeliyiz diyor.</p>
<p>Foucault’a göre özne değişmez gerçekliğini, merkez ya da kaynak olma özelliğini yitirince her şey söylemin birleştirici dizgesine göre anlam kazanır ve söylem dizgelerinin buna göre oluşmasına olanak verir. Erkeğin ya da ataerkil yapının ürettiği değerleri darmadağın ettiğimizde, inşa edeceğimiz yeni dilin işaret ettiği yeni toplumsal yapı kendiliğinden hizaya geçecektir, diyor.</p>
<p><strong>b)</strong><strong>Aileyi Unutmak:</strong></p>
<p>&#8220;Simone de Beauvoir’da <em>İkinci Cins</em> eserinde  “<em>Evlilik ve aileyi; erkek egemen düzenin, kadını baskı altında tutmak için geliştirdiği bir yapı”</em> olarak görür ve “<em>çoğu feministler gibi ailenin tamamen </em><em>ortalıktan kaldırılmasını</em>” önerir. “<em>Hiç bir kadına evde oturup çocuğunu büyütme fırsatı vermemeliyiz&#8230; İnsanın yaratılmış bir doğası/fıtratı yoktur&#8230; O şekil verilebilir ve biz ona yeni bir şekil vermeliyiz</em>” önerisinde bulunur.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-fc69tWO5Cwc/XYzHUggqrII/AAAAAAAAEk0/4jC6pNEFr50vhVTUwS9T14M-4EJhC1lIwCLcBGAsYHQ/s200/judith%2Bhalberstam2.jpg" width="200" height="132" border="0" data-original-height="412" data-original-width="620" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Judith Halberstam</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Judith ya da kendini farklı hissettiği zamanlarda kullandığı ismi ile Jack Halberstam “<em>Aile hem modern kültürde hem de akademik kültürlerde insan etkileşiminin son derece gerici bir anlayışının cilanlanması için kullanılan bir kavramdır. Toplumsal cinsiyet, cinsellik, cemaat ve siyaset hakkındaki kurumsallaştırmalarımızda aileyi unutmamız ve ödipal aktarımın düzenliliğini sekteye uğratmak için unutmayı bir strateji olarak benimsememiz gerekebilir</em>. <em>Devamlılığın sahte bir anlatısı, bağlantı ve ardıllığın organik ve doğal görünmesini sağlayan bir yapı olduğundan aile, başka her türlü ittifak ve koalisyon (partner biçimlerine-AHÇ) biçimlerine ket vurur. Aile ideolojisi lezbiyen ve gayleri evlilik siyasetine doğru iter ve bu süreçte diğer akrabalık biçimlerini siler.</em><sup> <a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref116">[116]</a></sup>”</p>
<p>Aile, insanlığın çöllerde gezindiği ilkel dönemlere, geçmişe ait bir kavram olarak makine olma aşamasına, “insan ötesine” geçmenin eşiğine gelmiş insanlık için bir an önce terk edilmesi, hatıraların arasına karıştırılması gereken bir kavramdır.</p>
<p>Dikkat edilirse kadın erkek birlikteliği diğer tüm biçimlerin önünde engeldir mutlaka bu engel aşılmalıdır diyor.</p>
<p>Ailenin, yıkılması gereken en temel hedef olması<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref117"><sup>[117]</sup></a>, cinsiyet mitlerini/kategorilerini ve geçmişin “Ahlak Erkeğinin” tanımladığı patriyarkal (erkek egemen) düzenin öğretilerini, davranış kalıplarını (ödipal aktarım) yeni kuşaklara taşımasından kaynaklanır. Üstelik erkekle kadının teke tek kurdukları ilişkide erkeğin üstün bir pozisyon kazanması, kadını sahiplenmesi, kadının da erkeğe bağlanması ve kolayca çocuğa dönüşüp kadının erkeğe kendisini mahkûm hissetmesini sağlaması da işin bir başka şikâyet edilen yönüdür.</p>
<p>Olaya bir başka açıdan bakan Chimamanda N. Adichie evliliğin kadını tek eşe mahkûm edip gen havuzunu daraltarak evrimin işini zorlaştırdığından, daha sağlıklı ve daha fazla hayatta kalabilecek çocuk yetiştirmenin önünde engel olduğundan şikâyet eder. Ona göre “<em>Kadının partner sayısının artırması evrimsel açıdan en mantıklı olan yoldur</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref118"><sup>[118]</sup></a>”.  Ancak bunun olabilmesi için babadan oğula, anneden kıza<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref119"><sup>[119]</sup></a><sup> </sup>nakledilen, ahlak erkeğinin kurduğu egemenlik düzenlerini korumaya hizmet eden ahlak, edep, ayıp, utanma, bekâret, tek eşlilik gibi ilkel öğretilerin gelecek nesillere aktarımının durdurulması gerekir. Mesela “<i>Çıplaklıkla utancın birleştirildiği, bekâret odaklı bakışın kırılması</i><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref120"><sup><strong>[120]</strong></sup></a><sup> </sup><i>ile ailenin, tamamen geçmişte kalabileceği</i>” ümidindedirler. Ona göre “<em>Anneden kıza bilgi “aktaran” modelin tamamı beyaz, cinsiyetlendirilmiş ve heteronormatif bir söyleme bağlıdır</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref121"><sup>[121]</sup></a><sup>”</sup><sup> </sup>ve aile içinde doğan her çocukla birlikte erkek egemen düzene hizmet edilmiş olur.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-pH_1c0WOcpg/XYzHR0DbtDI/AAAAAAAAEkQ/w_w-u7rXuTAtyYVXFOnq-ML76U-bGK5yQCLcBGAsYHQ/s1600/butler.jpg" border="0" data-original-height="259" data-original-width="194" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Judith Butler</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: left;">Judith Butler’da aileyi geçmişe ait ilkel bir yapı olarak görür. Ona göre, geçmişe oranla oldukça başkalaşmış, kırılgan, geçirgen(trans) ve genişleyen bir yapıya sahip olan aileden, eski anlamda aile olarak bahsetmek artık mümkün değildir. Serbest cinsellik içindeki kadınların çok partnerli hayatları, çocuklara pek çok anne ve pek çok baba imkânı sunarken, çocukları bir tek anne ve bir tek babaya mahkûm etmek hiç de mantıklı değildir. Zaten babanın konumu dağılmış, annenin konumu ise birçok faktörce paylaşılmıştır (anaokulları, kreşler, okullar, hastaneler, tvler, tabletler vs.-AHÇ) Üstelik çevrede gerçekten anne veya baba olmayan birçok erkek ve kadın olması, erişkinlerin çocukla sadece anne ya da baba olmanın ötesinde arkadaş olma imkânı da sağlar.  Ona göre, bu serbest cinsellik modeli heteroseksüel ailelerin homoseksüel ailelerle karıştığı, kardeşler, yarı kardeşlerin birbirleri ile hem kardeş hem arkadaş oldukları çok daha zengin bir aile ortamı vaat etmektedir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref122">[122]</a>.</p>
<p>Pınar Selek Kozmopolit&#8217;e yazmış olduğu &#8220;Evlilik Köleliktir&#8221; yazısında; &#8220;<em>Her evlilik sisteme edilmiş en büyük hizmettir. Kölelik anlaşmasıdır. Evlilik binlerce yılın köhnemiş kurumuna, sistemin en güçlü, en köklü yapısına onay vermektir ve onun kuruluşunda rol almaktır. Evliliğin iyisi kötüsü olmaz. Evlilik bir kurumsal ilişkilenme biçimidir ve en iyi insanları bile kendi içinde eritir, kötürümleştirir. Bu kurum en çok kadınlara zarar verdiği için, onu dönüştürmede öncülük de kadınlara düşüyor&#8230;Gelin söz birliği edelim ve kimseye karılık etmeyelim! Evlenmeyelim! Evlenmeyerek sisteme en büyük darbeyi biz vuralım ve toplumsal dönüşüme öncülük edelim.</em><br />
<em>Evlilik en örtülü, ama en köklü köleliğe teslimiyettir. Teslim olmayalım</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref122">[122-a]</a>&#8221; diye yazar.</p>
<p>Butler, kimden aldığını ve katılıp katılmadığını belirtmediği alıntıda; “<em>Ev erkeğin kamusal alanıdır. Kadın, erkeğin evdeki malları gibi malıdır. Evlilik erkeğin kadını mülkleştirerek dilediği an tecavüz hakkı elde etmesidir. Bu hali ile evlilik sokakta işlenilmemiş bir tecavüzdür. Ya da “tecavüz” sokak evliliğidir, evsiz bir evliliktir. Evsiz kızların evliliğidir ve evliliğe gelince, evcilleştirilmiş bir tecavüzdür<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref123">[123]</a> Tecavüz erkeğin mal edinmesinin evsiz olanıdır. Evli olanına evlilik diyoruz</em>” der.  Sanırım burada kastettiği tecavüzün yasaklandığı gibi evliliğin de yasaklanması gerektiğidir.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-Vxu_o1ISPuA/XY30jJQtxAI/AAAAAAAAEmo/WucHwBgu_sEj0DHV_JPwUK8jBrV5GBW9ACLcBGAsYHQ/s200/donna%2Bharaway.jpg" width="200" height="188" border="0" data-original-height="654" data-original-width="694" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Donna Haraway</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Nancy Fraser, Judith Butler&#8217;ın aileyi homoseksüel ebeveynlik yoluyla ya da alternatif birliktelik modelleriyle sonlandırma teşebbüsüne karşı çıkar<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref124">[124]</a>.</p>
<p>Donna Haraway’in geleceğe yönelik öngörüsü, sabit karı kocalı evlerin yerini, sabit kadınların reisliğini yaptığı, erkeklerin birkaç aylık dönemlerle evden eve gezindikleri kısa süreli seri tek eşli birliktellikler şeklindedir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref125">[125]</a>.</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong><strong>Çocuk Yapmayı unutmak:</strong></li>
</ol>
<p>Türkiye kamuoyuna “<em>Beyniyle yazıp, kalbiyle yaşayan özgür bir kadın</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref126">[126]</a>” diye reklam edilen Simone de Beauvoir “<em>Hiç bir kadına evde kalıp çocuk yetiştirme imkânı verilmemeli</em>” fikrindedir.  Beauvoir, annelik ve evlilik tuzağına karşı kadınları uyarır. Çünkü kadının çocuk doğurması, yıllarca sürecek etkisiyle onu hem erkekle girdiği ekonomik yarışta geri bırakır, hem hamilelik ve sonrası dönemde cinsel hazlarını kısıtlayarak onu birçok orgazm fırsatından eder. Üstelik insanın ilkel dönemlerinden kalan, kadının kendisini ve çocuğunu korumak ve yetiştirmek için, çevrede bir erkek olması içgüdüsünü tahrik edip ortaya çıkararak, kadını erkeğe mahkûm eder. Bu duygudan kurtulmanın tek yolu “doğurmamaktır”. Ancak kadın sürekli hamile kalma tehdidi altında olduğu için hem özgür seksin hem çocuk doğurmamanın beraberce olmasının en etkin çözümü “kürtajın” serbest bırakılması ve hatta kürtaj masraflarının bizzat devlet tarafından karşılanmasıdır. Bu yüzden Beauvoir bu yöndeki çalışmaları kadın özgürlüğü için çok gerekli görür.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-Ia27vkpIk9s/XYzHTlEHTtI/AAAAAAAAElU/xOaAdgW5bAgHQDawcH-QJo1jpM39ldmXACEwYBhgL/s200/jamaica%2BKinkaid.image.jpg" width="200" height="190" border="0" data-original-height="382" data-original-width="400" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Jamaica Kincaid</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Jamaica Kincaid, erkek tarafından sömürgeleştirilmiş bir kadının (Sanırım evlenmiş kadını kastediyor -AHÇ)  çocuk doğurup kendi mirasını (annesinden öğrendiklerini-AHÇ)  çocuğuna aktarması durumunda, sömürgeci tasarının bir kuşaktan diğerine virüs gibi yayılacağı konusunda ısrarcıdır<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref127">[127]</a>. Erkeğin çocuk doğurtarak kadını sömürmesinin önüne, ancak erkeğin kadını tanımladığı <strong>kızlık, eşlik, annelik hatta kadınlık kategorilerini topyekûn reddederek geçilebileceği düşüncesindedir.</strong>  “<em>Pasiflik (anne, kız, eş olmayı reddetme-AHÇ) ve mazohistliğin radikal biçimleri, kadınsılığın anneden kıza aktarıldığı basit modelin dışına çıkar ve aslında anne-kız arasındaki bağı tamamen yıkmayı hedefler</em>.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref128">[128]</a>”  Jamaica Kincaid bunu basitçe “olmanın reddi” ile erkek egemen düzenin yıkılması olarak görür.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-ujYGMrt_0P8/XYzHS7LMizI/AAAAAAAAElE/BEtwNe0HLiMbOgPm-cAKsqUmmTd53JQ9gCEwYBhgL/s200/images.image_.ac5f0c3a6a86d882.70686f746f2e6a7067.jpg" width="148" height="200" border="0" data-original-height="404" data-original-width="300" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Gayle Rubin</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Judit Butler, Kristeva Levi-Straus’tan yaptığı alıntı ile erkeklerin kadınları, aralarında değiş tokuş ile takas ettiklerini, bu değiş tokuşun dişi bedenin, kültürel olarak annelik bedeni olarak inşa edilemeye sebep olduğunu, bunun neticesi olarak kadının zorunlu üreme yükümlülüğü altına girdiğini söyler.  Gayle Rubin’den yaptığı alıntıda ise, akrabalık bağlarının üremeci cinselliği var ettiğini, anneliğin aslında acil akrabalık ihtiyaçları gereği tekrarlanan bir toplumsal pratik olduğunu düşünür.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref129">[129]</a> Bunları delil gösteren Butler annelik ve çocuk doğurma güdüsünün, kültürün kadına zorladığı duygular olduğunu, üreme işlevinin baba erkil/ erkek egemen düzenin tahakkümünün temel yasası olduğu iddiasında bulunur<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref130">[130]</a>.</p>
<p>Judith Halberstam, unutulması gerekenlerin arasında “anne”liğin bizzat kendisinin olduğunu düşünür:<em> “</em><i>Anneni kaybet” emriyle başlayıp, kendiliğin topyekün sökümüyle sonuçlanacak bir güzergâhta, yapmak değil feshetmek ve Batı felsefesinin tanımladığı ve tahayyül ettiği şekliyle kadın olmayı ya da kadınlaşmayı reddetmek üzerinden inşa edilen&#8230; Gölge feminizmin dili öz yıkımın, kızın annesinin mirasını devralmasını sağlayan ve böylelikle onun iktidarın ataerkil biçimleriyle olan ilişkisini yeniden üreten köklü bağın reddidir</i><i>.”</i><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref131">[131]</a><i>.</i> Anneliği reddetmek, kızın annesinin mirasını devralarak tekrar tekrar kurduğu, Patriarkal/ataerkil düzenin döngüsünü kırmaktır.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-5qmYnkvvM2I/XYzHVBKRTMI/AAAAAAAAElQ/QayoS0ZGsicn5tmhQ4840h0plcwS74MIQCEwYBhgL/s200/shulamith%2Bfirestone.jpg" width="200" height="100" border="0" data-original-height="320" data-original-width="640" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Shulamith Firestone</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table>
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td>Jo Freeman</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Shulamith Firestone, Jo Freeman ile bir araya gelerek hazırladıkları metinde “<em>kadınların kendi bedenleri hakkında tam denetim sahibi olması” </em>çağrısında bulunur. Hamile kalan, karnındaki bebeği erkekle bölüşmek zorunda kalan, doğan çocukta erkeğin de payı olduğunu kabul eden bir kadının, bedeninin tam kullanım hakkını kaybedeceğini ve özgürlüğünden olacağını düşünür. Firestone daha sonra yazdığı <em>Cinselliğin Diyalektiği</em> isimli eserinde çocuk yapmayı erkeklerin kadınlara dayattığı “üreme despotluğu “ olarak isimlendirirken hamileliği de “barbarlık” olarak nitelendirir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ataerkil toplumlar tarafından yaratıldığını, kadınların erkeklerle eşit olamamasının da onların doğurganlığı ile ilgili olduğunu ileri sürer.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref132">[132]</a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft" src="https://1.bp.blogspot.com/-27FIG6rGZTo/XYzHRZq_rcI/AAAAAAAAElA/VWuu8tl_REw3C03MeL-1l5F9GFe4XFIkACEwYBhgL/s200/Freeman_JoHiRes.jpg" width="133" height="200" border="0" data-original-height="1600" data-original-width="1067" /></p>
<p>Shulamith Firestone’un ölümü üzerine The New Yorker’da yayınlanan, “<em>Bir Devrimcinin Ölümü</em>” isimli yazıda kendisinden yapılan alıntı şöyledir: “<em>Kadınlar yalnızca kendi vücutlarının denetimini bütünüyle geri almakla kalmamalı, aynı zamanda (geçici olarak) insan doğurganlığının denetimini de yeni nüfus biyolojisini olduğu gibi, çocuk-doğumu ve çocukların yetiştirilmesiyle ilgili toplumsal kurumların tümünü ele geçirmelidir&#8230; O zaman insanlar arasındaki cinsel ayrılıkların kültür açısından hiçbir önemi kalmayacaktır. İnsan türünün, <strong>her iki cinsin yararı için yalnız bir cins tarafından üretilmesinin yerini (hiç değilse bir seçme olarak) yapay üreme alacaktır</strong>.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref133">[133]</a>”denilir. </em>(Firestone’nun fikirleri “benim bedenim, benim kararım” sloganı ile yayılarak feminist çevrelerde kabul görmüş ve TCK’nın 99. Maddesine de fikri kaynaklık etmiştir. Bu madde ile anne karnında 10 haftayı tamamlamamış çocuğun “kürtajla” öldürülmesinde babanın rızasının aranması zorunluluğu kaldırılarak, babanın çocuğunun hayat hakkını savunma imkânı da elinden alınmış oldu. (Böylece bebek “anne”, “paragöz hekim” ve “nüfus azaltmacı kapitalist yapı” karşısında tamamen savunmasız bırakıldı.)</p>
<p>Lavanta Tehdidi üyelerinin 2.Kongrelerinin açılışında yayınladıkları bildirinin 3. maddesinde “<em>Doğum kontrolü konusundaki bütün tartışmalara meşru bir gebelikten korunma yöntemi olarak eşcinsellik de dâhil edilmelidir.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref134">[134]</a>”</em> maddesi ile kadınların çocuk doğurma problemine kesin çözüm olarak “eşcinsellik” önerilmiştir.</p>
<ol>
<li><strong>d)</strong><strong>Heteroseksüealiteyi unutmak:</strong></li>
</ol>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-aQQH8g-Q3IQ/XYzJItGI2_I/AAAAAAAAElc/DtI1T_PN1sIesS1pQ_d7BV8-dh3-J6AlwCLcBGAsYHQ/s200/marilyn%2BFrye.jpg" width="200" height="200" border="0" data-original-height="186" data-original-width="186" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Marilyn Frye</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Marilyn Frye “Lezbiyen Feminizm ve Eşcinsel Hakları Hareketi” isimli eserinde Heteroseksüel erkekler gibi Homoseksüel erkeklerin de aslında “erkek” sever, kadından “nefret” eder (otorite anlamında-AHÇ) olduklarını hatırlattıktan sonra “<em>erkeğin kadını becermesi erkeğin egemenliğini devam ettirmesi için çok önemlidir. Bu yüzden gerekli ve zorunludur. Bu, erkek egemenliği anlamında bir görevi ifa etmek olduğu kadar bir dayanışmayı da ifade eder</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref135">[135]</a>” der ve erkeklerin kadınları becermesi(!) engellenemediği sürece erkek egemen yapının sonsuza kadar süreceğini, öncelikle bunun bitirilmesi gerektiğini iddia eder.</p>
<p>Adrienne Rich ise kadınla erkek arasında kurulan cinsel ilişkinin, bütün kadınların zararına hizmet eden, erkeklerin kadınların üzerine egemen olmalarını sağlayan, onları düzenleyen, buyruk altına alan ortamı var eden bir  “politik kurum “olarak görür<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref136">[136]</a>.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-d_PbJEjXHGg/XYzJ711yLbI/AAAAAAAAElk/Ftf7OTi118Ik3QsJUADspcDnsjSYOXsDwCLcBGAsYHQ/s200/AdrienneRich_NewBioImage.jpg" width="198" height="200" border="0" data-original-height="314" data-original-width="311" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Adrienne Rich</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Monique Wittig’ de “özgürlüğün” “ancak kadının, radikal bir şekilde cinsellikte erkekten tamamen kopması ile elde edilebileceğini –yani tamamen lezbiyen veya gey olmakla- böylece binlerce yıllık erkek egemen heteroseksüel yapının çökertilebileceğini iddia eder. Bu anlamda heteroseksüel kadınlarla kurulabilecek işbirliğine dahi uzaktır<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref137">[137]</a>. Her türlü kadın erkek cinselliğinin erkek egemen düzeni yeniden üretmek, erkeğin kadın üzerine olan sultasını yeniden hortlatmak iyice pekiştirmek olduğunu bir an bile unutmamak gerektiğini düşünür<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref138">[138]</a>. Bu yolda dönem dönem erkeklerle beraber olan lezbiyen kadınlara dahi güvenilemeyeceğini, yoldaşların mutlak radikal feministler olması gerektiğini söyler. Butler bunu değerlendirirken “<em>Wittiq’in bu yaklaşımının hedefi dünyayı dişileştirmek değil dildeki cinsiyet kategorilerini hükümsüz kılmaktır. Cüretkârlığının bilincinde olan bir emperyalist stratejisiyle Wittig, zorunlu heteroseksüellik düzenini imha etmenin tek yolunun evrensel ve mutlak bakış açısını üstlenmek, böylece dünyayı fiilen lezbiyenleştirmek olduğunu ileri sürer</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref139">[139]</a><em>”</em> der.</p>
<ol>
<li><strong>e)</strong><strong>Cinsiyetleri, unutmak: </strong></li>
</ol>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-nmBDjC0chRs/XYzHTGVAQLI/AAAAAAAAElU/sgPdfkEoW1IZDoJesnzCKDWcnUchF6wmgCEwYBhgL/s200/indir.jpg" width="200" height="158" border="0" data-original-height="200" data-original-width="252" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Monique Wittiq</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Judit Butler, Monique Wittiq’ten alıntıladığı  “ <em>&#8230; ‘erkek’ ve ‘kadın’ doğal birer olgu değil, siyasi birer kategoridir</em>,” kanısını işler ve “cinsiyetin” aslında ister geleneksel ister toplumsal manada, bedenin kültürel ve siyasi yorumundan başka bir şey olmadığını düşünür<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref140">[140]</a>. Dolayısı ile ona göre, hem toplumsal cinsiyetlerin hem geleneksel cinsiyetlerin gerçek bir karşılığı yoktur. Onları erk üretir. Erk ürettiği bu kavramların karşılıklarını içeriye yani legaliteye çağırırken, başkalarını da dışarı atar yani illegaliteye savurur. Olması gerek tüm bu cinsiyet tanımlarının tamamından kurtulmaktır. Butler &#8220;<em>Eşcinsel özgürleşmesi, eşcinselliğin özgürleşmesi için kendisini sabit kadınlık ve erkeklik mefhumlarının kökünün kazınmasına adamıştır. Bu hamle normatif cinsiyet ve toplumsal cinsiyet rolleri olarak eleştirdiği şeyin baskıladığı diğer grupları da özgürleştirecektir</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref141">[141]</a>&#8221; der.</p>
<p><em>Butler’a göre “Geleneksel cinsiyetlerin kaybı ve Toplumsal cinsiyetlerin çoğalması ile cinsel kimlikler gittikçe bulanıklaşacak ve şimdiye kadar tüm cinsel anlatıların başkahramanı olan erkek ve kadın kategorileri de yok olacaktır</em>.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref142">[142]</a></p>
<p>Annamarie Jagose da aynı fikri savunur: “<em>Eşcinsel özgürleşmesi, eşcinselliğin özgürleşmesi için kendisini sabit kadınlık ve erkeklik mefhumlarının kökünün kazınmasına adamıştır. Bu hamle normatif cinsiyet ve toplumsal cinsiyet rolleri olarak eleştirdiği şeyin baskıladığı diğer grupları da özgürleştirecektir</em>,<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref143">[143]</a>&#8221; derken tavsiyesi tüm cinsiyetleri unutmamızdır.</p>
<p>Özellikle Feminist cepheden gelen “Eşcinsellerin, kadınsı çeşitliliği eşcinsel mücadelenin içinde yavaş yavaş eriterek<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref144">[144]</a>, sonunda “kadını” kökten yok sayarak verilmiş onca yıllık emeği heba ettikleri” eleştirisine verdiği cevapta Butler; “<em>Kadınların bakış açısını evrenselleştirmek, aynı zamanda kadınlar kategorisini imha ederek yeni bir hümanizme imkân verecektir.  Dolayısı ile <strong>imha</strong> her zaman bir onarma işidir” diyerek kendisini savunur.</em></p>
<p>Ancak Queer uygulamalara tepki vererek, queer’den uzak durmak isteyen feministler, “<em>Feminizm queer olmayan bir anlayışla imkânsızlaşmıştır</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref145">[145]</a>” denilerek ötekileştirilir ve büyük oyunun dışında kalmalarına müsaade edilmez. Merin Sever Birikim Dergisinde “Yaşadıkları tatsız tecrübeler yüzünden bazı feministlerle LGBTİ’ler birbirlerine mesafelenmiş olabilirler…  Butler “Söylem, gücün hem bir aracı hem de sonucu olabilir, fakat söylem ayrıca, gücün önünde bir engel, bir ayak bağı, bir direniş noktası ve muhalif stratejinin hareket noktası da olabilir.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref146">[146]</a>” (Butler, Taklit ve ‘Toplumsal Cinsiyet’e Karşı Durma, s.5) Yani dil üzerine kurmaya çalıştığımız tahakküm eğer birbirimize karşı yönelirse dil destek değil bize köstek olur, içerden çıkabilecek muhalefete izin vermemeliyiz diyor sanırım.</p>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>ELEŞTİRİLER</strong></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Hegemonik gey söylemi, İslam&#8217;ın Avrupa&#8217;da teşkil ettiği sözde &#8220;tehdit&#8221; hakkındaki toplumsal konsensüse uygun olarak madun konumunu rahat bir konumla takas ederek statü değiştirmiştir&#8230;&#8221;</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>(Irk Sınıf ve Queer Eleştiri, MAxim Cervulle)</em></p>
<p><strong>a)</strong><strong>Çocuklarla Seks (Pedofili), Ensest ve Şiddet İçeren Pratikler:</strong></p>
<p>Judith Butler, ensest tabusunu ve ondan önce gelen eşcinsellik tabusunu, idealleştirilmiş heteroseksüelliğin sınırlarını belirlediği “toplumsal cinsiyet kimliklerini” üreten, üretici yasaklar olarak ele alır.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref147">[147]</a> Bu anlamda “toplumsal cinsiyetlerin” tamamen ortadan kalkması ile ancak özgürlüğe ulaşılabileceğini düşünen Butler’ın “toplumsal cinsiyetleri” üreten temel tabuları/yasakları savunması mümkün değildir. Dolayısı ile Butler, eşcinsellik gibi ensest özgürlüğünü de savunmak zorundadır.</p>
<p>Butler, insanların cinsel ilişkilerine getirilen tüm sınırlamaların erkek egemen yapının inşası için elzem olduğunu ve Heteroseksüelnormativitenin (ahlak erkeğinin) koyduğu tüm sınırların hiçbir sınır tanımadan baltalanmasının gerektiğini düşünür<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref148">[148]</a>.</p>
<p>Elizabeth Grosz, <em>queer</em>in albenisinin kısmen de “querr” sözcüğünün ne anlama geldiği konusundaki belirsizlikten kaynaklandığını kabul etse de, <em>queer’</em>in işaret edebileceği bazı anlamlar ile riskli bir kategoriye dönüşmekte olduğuna da dikkat çekmeye çalışır: <i>“querr denkleştirici olma kabiliyeti ile… ataerkil iktidar oyunlarının en küstah ve aşırı biçimlerine yakın bir gelecekte politik gerekçe ve kılıf sunacaktır. Onlar da belli bir manada queer’dir, zulme uğramış, sürgün edilmişlerdir. Sadistler, oğlancılar, fetişistler, pornocular, pezevenkler, röntgenciler de toplumsal yaptırımlardan zarar görmektedirler. Bu anlamda denilebilir ki, onlar da ezilenlerdir.</i><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref149">[149]</a>”<i> </i></p>
<p>Bu nedenle olsa gerek,<em> Stephen Angelides “tecavüz, pedofili ve şiddet içeren ‘cinsel pratikleri’ queeri sorunsallaştıran şeyler olarak tanımlar. Sheila Jeffrey de ‘pedofili’ ve ‘sadomazohizmi’ benzer şekilde niteler. Kimlik temelli lezbiyen ve gey siyasetin eksenini çizen sınırlar, sadomazohizm, kuşaklar arası cinsel ilişki (ensest, pedofili) ve pornografi konulu tartışmalarda defalarca sert eleştirilere maruz kalmıştır</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref150">[150]</a></p>
<p>Annamarie Jagose bu konuya, “<em>Kuşaklar arası cinsel ilişki (erkek çocuk seviciliği/oğlancılık, pedofili ve ensest) meselesi birçok gey ve lezbiyen topluluk içinde güçlü bir şekilde tartışılmaya devam etmektedir. Bazıları çocukların korunmasını, eşcinsel kimliğin gelişimi açısından etik olarak hayati önemde bulurken, diğerleri bunu “</em><i><strong>erotik histeri</strong></i><em>” olarak görmekte ve reddetmektedirler?</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref151">[151]</a><em>”</em> diyerek girer. Jagose, kuşaklar arası cinsellik (pedofili, ensest, oğlancılık vs.) meselesine itiraz ediyor değildir bu yüzden konuyu hemen bir başka mecraya taşımayı tercih eder: “<i>Çocukların etik bir şekilde erotikleştirilmesi mümkün müdür?</i> <a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref152"><strong>[152]</strong></a>”</p>
<p>Queer teoriye getirilen pedofilik ve ensest temelli eleştirilere hareketin içinden; gerek çocuklarla seksin gerekse aile içi seksin tabulaşmasında heterenormativitenin (eşcinsel ilişkiyi reddeden ahlak erkeğinin yasaklarının) etkili olduğu, bu patriyarkal düşünme mantığından ve tabulardan kurtulunması gerektiği söylenerek cevap verilir. Eğer ahlakın saldırısı neticesi bir aldanış iddiası söz konusu olup bu noktadan bir eleştiri getiren olursa; Nietzsche’nin teklifinde olduğu gibi insanın ve cinselliğin soykütüğüne bakılarak ahlaki aldanışın düzeltilmesi gerektiği; neandartalde(ilkel insanda) böyle bir yasağın söz konusu olmadığı hatırlatılarak, çocuklarla seks ve aile içi seks karşıtları davaya sadakate ve “ahlakın saptırmalardan” kendilerini temizlemeye davet edilirler.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-_KJfgg4dvdE/XYzHSTqSkpI/AAAAAAAAElQ/1jvude79RBA_4RHLn6x14UhDojWRqVG6gCEwYBhgL/s200/drucilla-cornell-vimeo-thumbnail1.jpg" width="200" height="112" border="0" data-original-height="360" data-original-width="640" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Duricella Cornell</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bize göre Postmodern dönemde bu konulardaki tartışmaların altında yatan temel problem, “neyin etik<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref153">[153]</a> neyin gayri etik” olduğunu söyleyecek bir otoritenin ortalıkta olmayışıdır. Mesela, “Amerikalı radikal feminist kuramcı Catherine MacKinnon’ın pornografi sektörüne kadın pazarlamakla dolayısı ile pornocularla işbirliği ve ahlaksızlıkla bazı feministleri suçlamasına ünlü Amerikalı Feminist teorisyen Duricella Cornell’in verdiği cevap ilginçtir: “<em>MacKinnon bilinç yükseltmeden önce gelen bir hakikat olduğunu savunamazken ve bize “Tek Doğru” yolu gösterebilecek, tek hamle ile “yükseltilmiş bilinç” diye bir şey” </em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref154">[154]</a><em> </em>gösteremezken kimseyi ahlaksızlıkla suçlayamaz, diyordu. Yani MacKinnon’a “Sen bir Tanrıya inanmıyorsan ve bize iyiyi kötüyü gösterebilecek başka bir yüksek otorite de(ilah) gösteremiyorsan, “ahlaklı-ahlaksız” ayrımını nasıl yapıyorsun? Otoritesi olmayan bir ahlak mümkün değildir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref155">[155]</a>” diyordu.</p>
<p><strong> b)</strong><strong>Kapitalistlerle İş Birliği</strong></p>
<p style="text-align: center;"><em>                                                            “Geylerin, batılı UYGARLAŞMA politikasının hizmetine girmesi, LGBT hakları sorununu ve homofobiyi uluslararası tartışmanın en büyük meselelerinden biri haline getirerek kamusal alanın ağırlık merkezinin değişmesine katkıda bulunmuştur.</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref156">[156]</a>”<br />
<em>Maxime Cervulle</em></p>
<p>Kanada’lı Shulamith Firestone, daha sonra bir klasik olacak ‘Cinselliğin Diyalektiği’ kitabında “<em>en etkili farklılıkların sınıflar arası değil, cinsiyetler arası olduğunu</em>” belirttir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ataerkil toplumlar tarafından yaratıldığını, kadınların erkeklerle eşit olamamasının da onların doğurganlığı ile ilgili olduğunu ileri sürer.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref157">[157]</a> Firestone, böylece toplumsal huzursuzluğun ve sıkıntıların kaynağı olarak gösterilen gelir dağılımındaki eşitsizliği gizlemenin, dolayısı ile kapitalistleri hedeften indirip güçsüz, sıradan erkekleri hedef tahtasına oturtabilmenin yolunu büyük kapitalistlere göstermiş olur. Bu, belki de bu hareketin büyük egemenlerce, neden bu kadar hararetle savunuluyor olduğunu açıklayabilecek bir durumdur.</p>
<p>Bu anlamda Queer Teori ve 2. Dönem Feminist hareketlerinin misyonunu (kitlesel açlıkların, savaşlar ve katliamlarla kitlelerin mültecileştirilmesinin, desteklenen diktatörler üzerinden kıtaların sömürgeleştirilmesinin, her gün daha fazla insanı fakirliğe iten gelir adaletsizliğinin, yaklaşmakta olan büyük işsizliğin vs. nedeniyle) doğabilecek büyük öfkeyi “Büyük Erkeklerin (Kapitalistlerin) üzerinden alıp küçük erkeklerin üzerine yönelten, toplumun en aciz, en alt kesimindeki erkekleri dövmekten öteye bir misyon üstlenememiş, <strong>“Gerçek Erk” karşısında tarihin en etkisiz muhalefeti olarak değerlendiriyoruz. Bu cümle tamamen yanlış da olabilir. Belki muhalefetin kendisi </strong></p>
<p>Maxime Cervull’ün Eve K. Sedgwick’den alıntıladığı “farklılıklarını/statülerini satın aldıkları mallarla sürekli koruyan ve aşağıdakilere hissettiren ancak yoksulluk karşısında gözyaşlarına boğulan burjuvalardır söz alıp konuşan. Cervulle toplumsal, sınıfsal farkları görmek, gelir eşitsizliklerinin getirdiği sorunları analiz etmektense,  “Burjuvalar güvencesizlik gösterisi karşısında mastürbasyon yapmaktadırlar<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref158">[158]</a>” der.</p>
<p>Gayatri Spivak hanımefendi, “Madun Konuşabilir mi?” isimli eserinde, Batılı entelektüelin, Batı sömürgeciliğinden bağımsız düşünülemeyeceğini, O’nun Batılı sömürüden bağımsız görmenin bir aldanma olduğuna işaret eder. Spivak, özellikle Deleuze, Foucault’yu işaret ederek, yerel kahramanların, öznelerin, ekonomik mecburiyetlerin, aileye dayalı vekâlet ilişkilerinin kırılıp tüm bu ilişkilerin kapitalistlere mahkûm ve mecbur kılınmasında Batılı Entelektüelin oynadığı rolü görmezden gelmekle hatta gizlemekle daha ilerisi işbirliği ile suçlar<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref159">[159]</a>.  (Toplumsal vekâlet ilişkileri kırıldıkça, toplumda sığınılacak yerler azaldıkça kapitalist egemenlik toplumun zerrelerine doğru işler. AHÇ)</p>
<p>Bu anlamda Spivak Batılı Liberal Feminist hareketlerin “kendilerini tanımlamak ve meşrulaştırmak için  “kurtarılacak” bir ötekilik inşa ettiklerini” iddia eder&#8230; Spivak’a göre <em>feminist entelektüel, kendisinin temsil edeceği ve sonrasında da kurtuluşunu sağlayacağı madun bir öznenin inşası projesinin suç ortağıdır</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref160">[160]</a>.”</p>
<p>Kendini sosyal feminist olarak tanımlayan Nancy Fracer’da “<em>Feminizm, Kapitalizm ve Tarihin Oyunu</em>” isimli ünlü makalesinde 2. Dönem feministleri Kapitalist “Ağa”larla işbirliği yapmakla, kadınları, küçük erkeklerden kurtarıp büyük erkeklerin haremine atmakla suçlar. Ona göre 2. Dönem Feminist hareket, kadınları özgürleştirmez; kocalarından kurtarılmış(?) kadınları fabrika tezgâhlarının başına yollar: “<strong><em>Örgütsüz kapitalizm, kadının ilerlemesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği masalını uydurarak kadınların ağzına bir parmak bal çalıp, onları özgürlük hayali ile kapitalistlerin itici gücü olarak kullanır</em></strong><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref161">[161]</a><em>” </em>kelimesi onundur.</p>
<p>Michael Warner, “<i>En görünür biçimleriyle gey kültürü, ileri kapitalizmin dışında düşünülemez. Post Stonewall çağının şehirli gayleri leş gibi meta kokmaktadır. Sıcak kapitalizm kokusu yayıyorsak, kapitalizme dair diyalektik bir bakış açısı geliştirmemizi sağlayacak bir yönteme de ihtiyacımız var</i><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref162">[162]</a><i>” der.</i></p>
<p>1971 yılında ilk kadın sığınma evini kuran Feminist aktivist Erin Pizzey’de aynı görüştedir: “<em>Aslında Kapitalizm 1960’lara kadar Feminist hareketler için düşmandı. Ancak Amerika’da feministler hedef saptırdılar. Artık Kapitalizm düşman değil dediler: Düşmanımız patriarka ve erkekler</em>”</p>
<p>Saba Mahmut da yerel kadın hareketlerinin gayretlerinin Batılı emperyal proje ile uyuşmadığı sürece Batılı feminist hareketler tarafından görülemediğini, işitilemediğini, anlaşılamadığından şikâyet eder.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref163">[163]</a></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-BFKfnxyPf6I/XYzK5TIiovI/AAAAAAAAElw/oXA7KByl9HYKqwSnF_tMxPDRnmgc6K62QCLcBGAsYHQ/s200/gw_hum_braidottirosi_770x510.jpg" width="200" height="131" border="0" data-original-height="510" data-original-width="770" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Rosi Braidotti</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ancak Feminist felsefeci Rosi Braidotti’nin zaten feministler ve Kapitalist hegemonya arasındaki ilişkiyi gizleme derdi yoktur: “<em>Bizzat yaşamın biyogenetik yapılarını pazarladığı ve bunlardan kar ettiği ölçüde ileri kapitalizm, insanın yerinden edilmesine ve İnsan Sonrasına geçilmesine katkıda bulunuyor</em>”<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref164">[164]</a>, kelimesi ve Gilroy’dan yaptığı, “<em>İleri Kapitalizm, üst düzey bir androjenlik ve cinsiyetler arası kategorik ayrımın mühim oranda bulanıklaşmasını </em>taşıyabilecek bir cinsiyet sonrası sistemdir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref165">[165]</a>” kelimeleri buna işaret eder.</p>
<ol>
<li><strong>c)</strong><strong>Kadın, Lezbiyen ve Eşcinsel Özgüleşmeci Hareket Düşmanı</strong></li>
</ol>
<p>Judith Butler, cinselliği performatif bir etki olarak savunmakta; bu noktada kendileri de birer toplumsal cinsiyet kategorisi olan “kadına” veya “eşcinselliğe” dayalı feminist ve eşcinsel politikaları savunanlarla ters düşmektedir. Butler’ın yıllarca süren feminist ve cinsel özgürleşmeci mücadele hareketlerine kimliklerini tamamen unutmalarını teklif etmesi hatta onları erkek egemen düzenin devamı olarak nitelendirmesi özellikle feminist hareketler de tepkiye neden olur.</p>
<p>Philippa Bonwick <em>queer</em> olma yönündeki baskının belki de en tehlikeli yanı, bu durumun lezbiyenlere görünmezlik pelerini giydirmesidir<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref166">[166]</a>. <em>Böylece erkek eşcinselliğinin içine kadın eşcinselliğini yerleştirerek “kadını” bir kez daha tecrit etmekle suçlar</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref167">[167]</a><em>. </em>Adrienne Rich bunu farklı ifade eder: “<em>Eşcinsel erkekler, erkek olmaları nedeniyle, lezbiyen feminizmin kendisini yıkmaya adadığı baskıcı toplumsal yapının bir parçasıdırlar</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref168">[168]</a><em>” </em>derken gaylerin mevcut yapının unsuru olduklarını ve güvenilmez olduklarını düşünür. Çünkü eşcinseller “erkeğe” âşık olan erkeklerdir.</p>
<p>Julia Parnaby ise olayı çok farklı bir yerden değerlendirir:<em> “Queer maskülinist bir gündemi ilerletmeyi hedef alan bir harekettir:”Lezbiyenlerin ve gaylerin çıkarların ortak olduğu yalanıyla, eşcinsel (queer) erkeklerin savaşında kadınların ve erkeklerin omuz omuza çarpıştığı bir arenayı hedeflemektedir.</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref169">[169]</a>” Ona göre aslında yine erkek olan gayler, gay olmayan erkeklerle girdikleri savaşta feministleri kandırarak kendi cephelerinde savaşa sürmektedirler.</p>
<p>Maria Maggenti<em> “ yeni Queer ulusun haritası bir erkek yüze sahip… ben ve farklı renklerden pek çok kız kardeşim bu kavganın içinde fon malzemesi olacak… kusurları gizleyecek, demografik makyaj malzemeleri olarak kullanılacaktık</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref170">[170]</a>” der.</p>
<p>Ancak Queer politikalardan sadece feministler değil “eşcinsel erkekler” de şikâyet ederler. Denis Altman’ın “eşcinsel özgürleşmecilerin gay olmaktan “onur” duyma temeli üzerinden inşa ettikleri hareket kendisini, “<em>Queer’</em>in” kimlikleri unutma teklifi ile tehdit altında hisseder. Bu durumu Jagose, “<em>Queer Teoride sorunlu olan şey “yeni kimlik algısı” ve “onur” algısıdır. Eşcinsel özgürleşmesi ideallerine yönelik tahammülsüzlüğünde queer, eşcinsel özgürleşme hareketinin geçmişte homofil hareket ile yaşadığı çelişkilerden bazılarını biraz daha farklı biçimde olsa tekrarlamaktadır</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref171">[171]</a><em>” şeklinde tanımlar.</em></p>
<p>Sidney’de çıkan bir Lezbiyen/Gay dergisine yazdığı mektupta Craig Johnston<em> “20 yıllık gay/lezbiyen radikalizminin sonrasında bile benden mücadelemizin artık bir hükmü olmadığını düşünmemi bekleme. “Mücadelemiz” derken, gay ve lezbiyenleri kastediyorum&#8230; “Queer” eşcinsel karşıtıdır. “Queer”  topluluğu diye bir şey yoktur. “Queer” düşmanımızdır. “Queer” lafını duyduğum an Kalaşnikof’u elime alıyorum</em> <a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref172">[172]</a>” diyor.<br />
Ancak gerek feminist gerek LGBT bir unsur olarak, kendisini “Queer” olarak tanımlamamak, “Queer” olmadan feminist olmanın imkânsızlığı üzerinden baskı altına alınarak cephenin dağılmasına ya da “queer” dışı (kontrol dışı mı demeliydim) bir hareketin gelişmesine engel olunmaya çalışılır. Naz Hıdır’ın Akademia’ya yazdığı “<em>Judith Butler ve Queer Olmayan Bir Feminizmin İmkânsızlığı Üzerine” </em>isimli makalede:<em> “Sonuç olarak, feminizm queer olmayan bir anlayışla imkânsızlaşmıştır. Bu bağlamda feminizmin de queerin çatısı altına girdiğini söylemek mümkündür. Aslında bu bağlam; Butler‟ın  feminizm ve queer yoldaşlığında; queer ve feminizmin neredeyse özdeş oldukları argümanını öne sürmemize olanak sağlar durumdadır… Butler‟ın feminizme dairsöyledikleri queere yoldaşlık eder ve feminizm queer olmadan mümkün olamayacaktır. Bu Queer olma hali ister öznellik biçimi olan queer olarak okunsun, ister queer bakış ya da perspektif olarak yorumlansın (tüm bunlar queeri nasıl okuduğumuza göre değişecektir), değişmez olan başta iddia edildiği gibi, “queer olmayan bir feminizmin imkânsızlığı”dır</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori.docx" name="_ftnref1">[172-a]</a>”<em> </em>denilir. Yani farklılıkların oksimoronik ortaklığı dağılır.</p>
<p><strong>d)</strong><strong>Beyaz, Zengin, Eşcinsellerin Büyük Bunalımlarının (!) Tüm Dünyaya Dayatılması:</strong></p>
<p>Jagose’un yaptığı alıntıda Harriet Malinovitz Queer Hareketi şöyle eleştirilir: “S<em>aygın akademik kurumlarda temsil edilen, kapalı devre sunum çağrılarından yararlanan ezoterik postyapısalcı bir dil kullanan, ciddi ölçüde kendi içinde referanslar gösteren ve beyazların çoğunlukta olduğu </em><i>queer</i><em> teorisyen ağı, çoğumuzun sadece yeterli imkanlara sahip olamadığımız için üye olamadığımız bir zengin mahallesi sosyal kulübü gibidir.</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref173">[173]</a><em>” </em>derken Queer hareket mensuplarını kendi aralarında konuşan, kendilerine has dertleri olan bir marjinal zengin gayler grubu olmakla suçlar.</p>
<p>Sherri Paris’in eleştirisi ise daha açık sözlüdür: “Queer <em>karnı tok, sırtı pek, dünyayı bilgisayar ekranından izleyerek, tıpkı bir disketi yapılandırır gibi durmaksızın yeniden yapılandırmaya çalışan, lüks içindeki kimselerin bedenin ötesinden bir yerden formülleştirdiği bir siyasettir</em>.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref174">[174]</a>”</p>
<p><strong>e)</strong><strong>Normal Cinselliği Yok Etmek</strong></p>
<p>Maxime Cervulle, “<em>Kısa tarihi boyunca queer Teorinin dikkate değer paradokslarından biri, cinselliğin kalıcı olarak merkezden dışarı itilmesidir</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref175">[175]</a>” der. Anormal olanı o kadar normalleştirir ki, normali hayatın içinden çıkarmaya başlamıştır.</p>
<p>Maxime Curvell’in Wild Side, Murray Pratt’ten alıntıladığı şu söz de dikkat çekicidir: “… Gerçek cinsellikle bağları günden güne zayıflayan Gey kimliğinin artık büyük oranda […] basit bir pazarlama kategorisi olarak görülür…<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref176">[176</a></p>
<p><strong>f) </strong><strong>İslamophobiayı Gizlemek</strong></p>
<p>“,,,<em>Avrupa&#8217;nın ve ABD&#8217;nin İslamofobik gündemine katılmasına karşı sesini yükselten pek çok kişi bulunmaktadır. Müslümanların homofobik olarak inşası, gerçekten de ulusal güvenlik, &#8220;terörle savaş&#8221; ve Avrupa &#8220;değerleri&#8221; çerçevesindeki tartışmalarda merkezi bir rol oynamaktadır</em><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref177">[177]</a>. Maxime Cervulle’in bu tespitleri Avrupa ve Amerika da özellikle İkiz kuleler saldırısından sonra yükselen İslam ve Müslüman nefret dalgasına (İslamofobia) karşı gelişen tepki hareketlerinin, LGBTQ+ hareketler üzerinden Müslümanların homofobik olarak resmedilerek baskılandığına işaret eder. Böylece “terörle savaş”, “ulusal değerler” gibi uygulamalarla Müslüman ülkelerdeki operasyonların tartışılma zemini de yok edilmiş olur<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref178">[178]</a>.</p>
<p>Bu anlamda İsrail’den yapılan alıntı ilgi çekicidir: “<em>Devletin, kendi eliyle gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerini örtmek için LGBT dostu politikalar izlemesi/izlermiş gibi görünmesi ile siyasete alet edilmektedir. Bunu en iyi kurgulayan devlet ise İsrail’dir. İsrail devletinin LGBT hakları konusundaki tutumu oldukça Liberal’dir. İsrail yanlısı post modern ırkçılık, LGBT ve kadın haklarının Batı kültürünün bir ölçütü olduğunu savunurken; işgal edilen, sömürülen ülkelerdeki insanları ”sub human” (insandan aşağı) olarak kabul edip, onlara sadece öldürülmeyi veya acımasızca sömürülmeyi reva görmektedir</em>.<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref179">[179]</a>”</p>
<p>Maxime Cervulle LGBT Hakları meselesi, Batılı kibrin; geri, aşağılık, kompleksli, 3. dünyanın maymunlarını medenileştirme iddiası ile onların gerçek sorunlarını gizlemek için kullandığı bir enstrümandır, der<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref180">[180]</a>.</p>
<p><strong>g)</strong><strong>Performatiflik Eleştirisi</strong></p>
<p>İnsanların performatiflikleri ile kendilerine cinsiyet inşa etmeleri ancak bunun bedelini ödeyebilecek kadar geliri olanların fantazisi olabilir. Günde 10-12 saat mesai ile ay sonunu zor getiren, elektrik faturasını zor ödeyen emekçilerin, performatifliklerini keşfedebilecekleri, geliştirebileceği insanları, mekânları, aksesuarları gezinip kendisine performatif kimlik edinme/geliştirme deneyimlerinin peşine düşmesi pek mümkün değildir. Yani asgari koşullardaki bir hayatın içinde performatiflik seçenekleri, beyaz zengin Lezbiyenlerin tahmin ettikleri kadar çok değildir. Kath Weston bunu eleştirirken; “<em>Bir lezbiyen, gece için uygun bir kıyafet seçmek için gardırobun kapısını açtığında, erişebileceği seçenekleri maaşı sınırlandırır<a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftnref181">[181]</a></em>” der.</p>
<p><strong>Sonsöz</strong></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><img loading="lazy" decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-Tf_5o6YpY0U/XYzLjTn0ZEI/AAAAAAAAEl4/RbLqc45CVjQHQbnUGIUnxBjBS_TpLCMJACLcBGAsYHQ/s200/33yqa05.jpg" width="200" height="133" border="0" data-original-height="426" data-original-width="639" /></td>
</tr>
<tr>
<td>Wendy Brown</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Wendy Brown, Tarihten Çıkan Siyaset isimli kitabında; “<em>Nietzsche, öncelikle değiştirilemez varsayılan gündelik değerlere kafa tutar; “her türlü sorgulamanın ötesinde” kabul edilen ne varsa, artık şüphe götürür bir kurgu, bir vehim şeklini alır. İkinci olarak bir takla attırma ile ahlaken iyi olan, artık tersine tehlikeli olarak var sayılacaktır</em>” der.</p>
<p>Tam da Wendy Brown’nun tavsiyelerine uygun olarak, egemenler, Nietzsche’nin Ahlakın Soykütüğü Teorisinde olduğu gibi, bir alt üst oluş, bir KAOS var ediyorlar. Kötünün iyi, iyinin kötü olduğu, insanların inandıkları tüm değerlerin ters yüz edildiği, çevresinde toplanabilecek hiçbir ortak değerin bırakılmadığı, bireyin sığınabileceği son sığınağın(ailenin) da dağıtıldığı bir toplum inşa ediyorlar.</p>
<p>Egemenler toplumları yeniden formatlarken yanlarına; hiçbir ahlaki endişesi ve “orgazmdan” başka bir kutsalı olmayan, erdemli insana nefret duyan bir topluluğu aldılar.</p>
<p>Gelecek Yazı : &#8221; 3-İnsan Sonrası Toplum: Transhümanizm&#8221;</p>
<p><strong>Aldığım Yer: </strong>http://ahmethakancakici.blogspot.com/2019/09/2-queer-teori-ahlak-sonras-toplum.html</p>
<p style="text-align: left;">                                                                                                   Ahmet H. Çakıcı<br />
Muharrem 1441</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn1">[1]</a> Bu bölüm Zygmunt Baumanın <em>Akışkan Gözetim, Iskarta Hayatlar, Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları</em> eserlerinden derlenmiştir.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn2">[2]</a> Zygmunt Bauman, <em>Iskarta Hayatlar </em>s:121</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn3">[3]</a> Dr. Haccac Ali, Seküler Aklın Hariatası, s:204</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn4">[4]</a> Aynı eser, s:217</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn5">[5]</a> Aynı eser, s:207</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn6">[6]</a> Aynı eser, s:208</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn7">[7]</a> Aynı eser, s:208-209</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn8">[8]</a> <a href="https://www.google.com.tr/search?q=Irwin+Winkler&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LUz9U3MCzONixTAjNNSowtkrTEspOt9NMyc3LBhFVKZlFqckl-0SJWXs-i8sw8hfDMvOyc1CIA9Tv550AAAAA&amp;sa=X&amp;ved=2ahUKEwiIy5SfnafhAhXj6OAKHTPGBWUQmxMoATAgegQIDRAI">Irwin Winkler</a>’in yönettiği 1995 yılı yapımı Amerikan menşeli filimden bir replik.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn9">[9]</a> Judith Halberstam, <em>Çuvallamanın Queer Sanatı</em>, s:151</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn10">[10]</a> Aynı eser, s:152</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn11">[11]</a> Maxime Cervulle, <em>Homo, Exceticus, Irk Sınıf Ve Queer Eleştiri,</em> S: 48</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn12">[12]</a> Judith Halberstam, <em>Çuvallamanın Queer Sanatı</em>, s:131</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn13">[13]</a> Aynı eser, s:168</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn14">[14]</a> Tanım Zygmunt Bauman’dan alıntılanmıştır.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn15">[15]</a> Tanım Noah Harari’den alınmıştır.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn16">[16]</a> Judith Butler <em>Cinsiyet Belası</em>, s:121 “<em>Bu dönemde Rosemary Hennessy Queeri “asimilasyon ve ayrıkçılık karşıtı” olarak betimler.”</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn17">[17]</a> Irk Sınıf ve Queer Eleştiri, MAxim Cervulle:<em> &#8220;Hegemonik gey söylemi, İslam&#8217;ın Avrupa&#8217;da teşkil ettiği sözde &#8220;tehdit&#8221; hakkındaki toplumsal konsensüse uygun olarak madun konumunu rahat bir konumla takas ederek statü değiştirmiştir&#8230;&#8221;</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn18">[18]</a> Eşzamanlı olarak Sen fernando vadisi&#8217;nde dünya porno pazarının kurulmasına ve bunların basın ve sinema yoluyla toplumlara yayılmasına da öncülük etmiş Rockefeller Vakfı, kendisinin &#8220;<em><a href="https://eksisozluk.com/?q=sexuel+behavior+in+the+human+male">sexuel behavior in the human male</a></em>&#8221; ve &#8220;<em><a href="https://eksisozluk.com/?q=sexuel+behavior+in+the+human+female">sexuel behavior in the human female</a></em>&#8221; gibi insanlık üzerinde cinsî cihetten tahribat yaratmaya yönelik çalışmalarını finanse etmiştir; Dr. Kinsey, 1941&#8217;den itibaren Rockefeller Vakfı tarafından fonlanmış, 1954&#8217;ten sonra 75.000 ve 240.000 arasında değişen çeklerle toplam 1.750.000 dolar almış.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn19">[19]</a> <a href="http://www.cocukaile.net/cinsel-istismarin-tarihi/">http://www.cocukaile.net/cinsel-istismarin-tarihi/</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn20">[20]</a> <a href="https://www.uplifers.com/cinselligi-tabu-olmaktan-cikaran-bir-dahi-alfred-kinsey/">https://www.uplifers.com/cinselligi-tabu-olmaktan-cikaran-bir-dahi-alfred-kinsey/</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn21">[21]</a> Erkeklerin baskıcı değil, besleyici olduğu, gerçekten eşitliğe dayalı bir dünyada, herkesin biseksüel olacağı yönündeki sıkça duyulan iddiaya Rich Şöyle cevap verir: Bu şimdinin ödev ve mücadeleleri üstünden liberal bir sıçramadır; kendi olasılıklarını ve seçeneklerini yaratacak olansa, devam eden cinsel tanım sürecidir (Rich 1986,34-35</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn22">[22]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:148 Psikanalizde biseksüellik ve eşcinsellik birincil libidinal yatkınlıklar olarak görülür, heteroseksüellik ise onların zamanla bastırılmasına dayanan meşakkatli bir inşadır.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn23">[23]</a> <a href="https://stopthekinseyinstitute.org/more/a-child-victim/">https://stopthekinseyinstitute.org/more/a-child-victim/</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn24">[24]</a> Alfred Kinsey ve araştırmaları üzerine bir inceleme: <em>Kinsey : Seks ve Sahtekarlık</em> Prof. William Simon</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn25">[25]</a> <a href="https://www.lifesitenews.com/news/alfred-kinsey-was-a-pervert-and-a-sex-criminal?br=ro&amp;">https://www.lifesitenews.com/news/alfred-kinsey-was-a-pervert-and-a-sex-criminal?br=ro&amp;</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn26">[26]</a> <a href="https://stopthekinseyinstitute.org/more/a-child-victim/">https://stopthekinseyinstitute.org/more/a-child-victim/</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn27">[27]</a> Alfred Kinsey ve araştırmaları üzerine bir inceleme: <em>Kinsey: Seks ve Sahtekârlık</em> Prof. William Simon</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn28">[28]</a> <a href="https://www.lc.org/mat-staver">https://www.lc.org/mat-staver</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn29">[29]</a> Aynı eser, s:143</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn30">[30]</a> Bu konudaki tartışmalar henüz netleşmediğinden bilgiler mutlak bilgi olarak değil genel tanımlamalar olarak okunmalıdır.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn31">[31]</a> Annamarie Jagose, <em>Queer Teori –Bir Giriş: s:</em>90, “<em>Kuşaklar arası cinsel ilişki (erkek çocuk seviciliği/oğlancılık, pedofili ve ensest) meselesi birçok gey ve lezbiyen topluluk içinde güçlü bir şekilde tartışılmaya devam etmektedir. Bazıları çocukların korunmasını, eşcinsel kimliğin gelişimi açısından etik olarak hayati önemde bulurken, diğerleri bunu “erotik histeri” olarak görmekte ve reddetmektedirler?[31]”</em> diyerek girer. Jagose, kuşaklar arası cinsellik (pedofili, ensest, oğlancılık vs.) meselesine itiraz ediyor değildir. Bu yüzden konuyu hemen bir başka mecraya taşımayı tercih eder : “<em>Çocukların etik bir şekilde erotikleştirilmesi mümkün müdür?”</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn32">[32]</a> Aynı eser,<em> s:136</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn33">[33]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:144</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn34">[34]</a> Aynı eser s:156. Julia Kriteva, Lacan’ın izinden giderek anneyle ensest birleşmeye yönelik yasağın öznenin kurucu/temel yasası olduğunu savunur, bu temelle anneye sürekli bağımlılık ilişkisi kopar, kırılır.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn35">[35]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:156. Julia Kriteva, Lacan’ın izinden giderek anneyle ensest birleşmeye yönelik yasağın öznenin kurucu/temel yasası olduğunu savunur, bu temelle anneye sürekli bağımlılık ilişkisi kopar, kırılır.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn36">[36]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:157<em> Kadın doğurarak annesiyle temasa geçer, kendi annesine dönüşür, kendi annesidir; ikisi de aynı sürekliliğin kendini farklılaştırılmasından ibarettir. Böylece kadın anneliğin eşcinsel yönünü gerçekleştirilmiş olur&#8230;. çünkü bebek istisnasız ensest yasağına maruz kalır ve münferit bir kimlik olarak tecrit edilir. Annenin kız çocuğundan ayrılması durumunda sonuç ikisi için de melankolidir, çünkü ayrılma asla tümüyle tamamlanmaz.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn37">[37]</a> Luce İrigaray bu fikre itiraz ederek insan da gelişen ilk duygunun karşı cins ebeveyne olan ilgi olduğunu iddia eder.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn38">[38]</a> <em>Judith Butler, Cinsiyet Belası s: S:124 Oğlan çocuğu-baba özdeşleşmesinin ilk oluşumunda Freud özdeşleşmenin, öncesinde nesne yatırımı olmaksızın gerçekleştiğini ileri sürer. Bunun anlamı özdeşleşmenin yitik bir aşkın ya da oğulun babaya duyduğu yasak aşkın sonucu olmadığıdır&#8230; Freud “biseksüel bir dizi libidinal yatkınlığı koyutladıktan sonra artık oğlanın başlangıçta babasına duyduğu cinsel aşkı inkâr etmek için hiç bir sebep kalmamasına rağmen Freud bunu örtük olarak inkâr etmeyi sürdürür. Bununla beraber oğlan, annesine yönelik birincil bir yatırımı koruyordur, Freud biseksüelliğin oğlan çocuğun annesini baştan çıkarmak için sergilediği eril ve dişil davranışlarda belirdiğini yazar.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn39">[39]</a> <em>Judith Butler, Cinsiyet Belası s:176 “..bir yanda manastırdaki geniş ailesinden çeşitli “kız kardeşlerinin” ve “annelerinin” sevgisini kazanmaya çalışması doğrultusunda verilen kurumsal emir, diğer yanda bu sevgiyi fazla ileri götürmesine karşı getirilen mutlak yasak.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn40">[40]</a> Aynı eser, s:81:</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn41">[41]</a> Aynı eser, s:102 <em>Lacan’a göre ise oğul ile anne arasındaki ensest birleşmeyi yasaklayan Yasa, akrabalık yapılarına, tani dil üzerinden vuku bulan bir dizi hayli düzenlenmiş libidinal yer değiştirmeye önayak olur.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn42">[42]</a> Aynı eser, s:131<em>.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn43">[43]</a> Aynı eser, s:82 <em>Ayrıştırıcı bir dişil-eril ekseninde tutarlı bir cinsel kimlik inşası başarısızlığa mahkûmdur.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn44">[44]</a> İstanbul Sözleşmesi 4.4 Madde: Kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi ve kadınların korunması için gerekli olan özel tedbirler, hali hazırdaki Sözleşme kapsamında ayrımcılık olarak kabul edilmeyecektir.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn45">[45]</a> Maxime Cervulle/Nick Rees-Roberts, Çuvallamanın Queer Sanatı s:202 <em> “Çözülen erkek erkeksiliği mefhumunun merkezinde yer alan kendiliğinin parçalanması, becerilmeye ve heteroseksüel erkeklik ile bağlantılı olmayan ama aynı zamanda “erkekliğin alınmasına” ya da “kadınlaştırılmaya” kesinlikle indirgenemeyecek bir erkeksilik modeline duyulan arzuyu işaret eder.”</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn46">[46]</a> Annamarie Jagose. Queer Teori-Bir Giriş Querr Teori s:56</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn47">[47]</a> Annamarie Jagose. Queer Teori-Bir Giriş Querr Teori s:57</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn48">[48]</a> <em>Annamarie Jagose. Queer Teori-Bir Giriş s: 55 Feminizm eril toplumsal cinsiyet mitlerini ve çekirdek aileyi yıkmaktadır. Devleti ve laissez-faire kapitalizmi ve bu sistemin dayattığı üremeye dayalı erotik dikotomiyi yok etmektedir. Erotizm ve üreme birbirlerinden ayrı olabilecek iki ayrı şey olarak görüldüğünde ve eril ve dişil roller insan gelişimini sınırlayan etmenler olarak reddedildiğinde eşcinsel birey kendiliğinden özgürleşmektedir.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn49">[49]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:192:<em>Wittig’e göre kadın yalnızca, erkekle ikili ve karşıtlığa dayalı bir ilişkiyi sabitleştiren ve pekiştiren bir terim olarak var olabilir, bu ilişki de heteroseksüelliktir. Lezbiyen ise heteroseksüelliği reddettiğinden artık karşıtlığa dayalı bu ilişkinin terimleri dâhilinde tanımlanmıyordur. O ne kadındır ne de erkek.. Kişi kadın doğmaz, kadın olur; üstelik kişi dişi doğmaz, dişi olur; daha da radikali, kişi isterse ne dişil ne eril, ne kadın ne de erkek olur.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn50">[50]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:89, <em>Simon de Beauvoir’in ileri sürdüğü gibi “kişi kadın doğmaz, kadın olur” iddiasının bir doğruluk payı varsa eğer, kadının kendisi oluşum sürecinde olan bir terimdir, başladığı veya bittiği söylenemeyecek bir oluş, bir inşa ediştir&#8230; Nihayet kadın olmak asla mümkün değildir. Toplumsal cinsiyet bedenin tekrar tekrar stilize edilmesidir.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn51">[51]</a> <em>Duricella Cornell Çatışan Feminizmler s:161</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn52">[52]</a> <em>Dr. Haccac Ali- Seküler Aklın Haritası</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn53">[53]</a> <em>Annamarie Jagose, Queer Teori-Bir Giriş s:56</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn54">[54]</a> <em>Annamarie Jagose. Queer Teori-Bir Giriş Martha Shelley. Querr Teoriye bir giriş: S:56</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn55">[55]</a> Wittig’e göre, beşeri bilim söylemlerinde iyice aşikâr olan “hetero zihniyet”, hepimizi, lezbiyenleri, kadınları ve eşcinsel erkekleri ezer” çünkü bu söylemler “toplumu, üstelik her toplum kuran şeyin heteroseksüellik olduğunu varsayar&#8230; Wittig varsayımsal heteroseksüelliğin söylem içinde bir tehdit bildirmek için işlediğini ileri sürer: “Ya hetero olacaksın ya hiç olmayacaksın” Judith Butler, Cİnsiyet Belası s:197)</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn56">[56]</a> Rosi Braidotti, <em>İnsan Sonrası</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn57">[57]</a> “<em>Paradigma</em>” başlıklı denemesinde Wittig ikili cinsiyet sisteminin devrilmesi ile pek çok cinsiyetin bulunduğu bir kültürel sahanın doğabileceğini belirtir.” Burada Deleuze ve Quattari’ye atıf vardır “Bizce bir veya iki değil pek çok cinsiyet vardır. Ne kadar birey varsa o kadar cinsiyet vardır. Judith Butler, Cinsiyet Belası s:200)</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn58">[58]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:23,25 <em>“On dört yıl boyunca ikamet ettiğim Amerika Birleşik Devletlerinin doğu kıyısındaki lezbiyen ve gay cemaat kampında, evrensellik iddiasının öncelemeli ve performatif olabileceğini, henüz var olmayan bir gerçekliği çağırabileceğini ve henüz buluşmamış kültürel ufukların birleşmesini mümkün kılabileceğini kavradım&#8230; Bu süreçte maruz kaldığım kınama yoğun ve yaralayıcıydı, ama neyse ki, bu beni hazzı kovalamaktan ve cinsel hayatımı meşru kılacak kabulü talep etmekten alıkoymadı.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn59">[59]</a> Alain Touraine, Modenliğin Eleştirisi</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn60">[60]</a> Aynı eser, s:53</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn61">[61]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:53 <em>Toplumsal cinsiyeti “inşa” eden “kültür” böyle bir yasa ya da yasalar dizisi üzerinden kavrandığında toplumsal cinsiyet, eskiden “biyoloji kaderdir” formülasyonunda olduğu denli belirlenmiş ve sabitlenmiş oluveriyor. Bu sefer biyoloji değil, kültür kader oluyor</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn62">[62]</a> Zoofili: Hayvan sevicilik</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn63">[63]</a> Nekrofili: Ölü sevicilik</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn64">[64]</a> <em>Judith Butler, Cinsiyet Belası</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn65">[65]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:145: <em>Rubin’e göre heteroseksüellik zorunlu olmaktan çıkıp da biseksüellik ve eşcinsellik için kültürel kimlik ve davranış ortamları oluştuğunda toplumsal cinsiyetin kendisi ortadan kalkacaktır. Toplumsal cinsiyet, biyolojik birçok cinselliğin kültürel dönüşüme uğrayıp kültürün emrettiği bir heteroseksüellik haline gelmesiyse ve heteroseksüellik, hedeflerine ulaşabilmek için münferit ve hiyerarşili toplumsal cinsiyet kimliklerini harekete geçiriyorsa, Rubin’e göre bunun anlamı heteroseksüelliğin zorunlu niteliğinin çökmesiyle toplumsal cinsiyetin çökeceğidir.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn66">[66]</a> Annamarie Jagose. Queer Teori-Bir Giriş. S:57. <em>Eşcinsel özgürleşmeciler geleneksel cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kavramlaştırmalarının insanların, özcü terimlerle, gerçek benliklerini tanımalarını engellediğine inanmışlardır. Cinsiyetin hiç bir öneminin kalmadığı ve toplumsal cinsiyetin varlığına son verilen bir dünya, eşcinsel özgürleşmecilerin iddiasına göre, kişinin kendisini ya eşcinsel ya da heteroseksüel olarak tanıma zorunluluğunca bastırılan biseksüel potansiyelin gelişmesini sağlayacaktır.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn67">[67]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:69 Wittig, “<em>ireysel öznelerin ortaya çıkması için öncelikle cinsiyet kategorilerinin yok edilmesi gerekir&#8230; Cinsiyet kategorilerinin ötesinde olan bildiğim tek kavram lezbiyendir.”<br />
</em>Ancak Irigiray Wittiq’Le aynı fikirde değildir<em>.”İrigaray var olan tek cinsin “eril” cins olduğunu kadının cinsiyetsizlik olduğunu söylerken, Wittig: “Cins (gender), cinsiyetler ((sexes)  arasındaki siyasi karşıtlığın dilsel dizinidir. Cinsi burada tekil olarak kullanıyorum, çünkü zaten iki cins yoktur, tek bir cins vardır: dişil. “Eril” ise bir cins değildir. Çünkü eril, eril olan değil, genel olandır” </em>der<em>.  s:70</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn68">[68]</a> <a href="https://catlakzemin.com/28-agustos-2012-cinselligin-diyalektigini-yazan-shulamith-firestone-hayatini-kaybetti/">https://catlakzemin.com/28-agustos-2012-cinselligin-diyalektigini-yazan-shulamith-firestone-hayatini-kaybetti/</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn69">[69]</a> Doğallık/fıtrat Foucault’nun “cinselliğin tarihi”nde belirttiği gibi, bedenimiz doğal bir “cinsiyetlendirmeye” sahip değildir.  <a href="http://www.kaosgldergi.com/dosyasayfa.php?id=1741">http://www.kaosgldergi.com/dosyasayfa.php?id=1741</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn70">[70]</a> Judith Butler, Cİnsiyet Belası s:186 &#8220;1987 yılında Massachusetts Teknoloji Enstitüsündeki araştırmalarında Dr. David Page &#8220;TBE&#8221;(testis belirleyici etken) adını verdiği son derece sofistike araştırmalarla belirlenmiş Toplumsal Cinsiyeti(LGBT formlar) belirleyen ikili anahtarı keşfettiğini ve Y kromozomu üzerindeki fazladan bir parmak proteinin erkeklerde kadınlığın sebebi olduğunu iddia etti&#8230; Fakat DNA dizisinin keşfedildiği yönündeki iddialara gölge düşüren ve bir türlü çözülemeyen bir mesele vardı. Erkekliği belirlediği söylenen DNA şeridinin tıpkısının dişilerin X kromozomlarında da bulunduğu bulundu. Bu ilginç bulgu karşısında Dr. Page, BELKİ DE belirleyici olanın, gen dizisinin erkeklerde etkin, kadınlarda ise edilgen olması olduğunu iddia etti. Ancak Anne Fausto-Sterling &#8220;XY Ağılında Yaşam&#8221; isimli makalesinde şöyle yazar:</p>
<p>&#8220;&#8230; İnceledikleri dört XX(kadın anlamında-AHÇ) erkeğin hepsi kısırdı (sperm üretmiyorlardı) spermlerin öncüsü olan tohum hücreleri taşımayan küçük testisleri vardı. Ayrıca hormon düzeyleri yüksek, testesteron düzeyleri düşüktü. Herhalde dış cinsel organları ve testisleri olması nedeniyle erkek olarak vasıflandırılmışlardı&#8230; Benzer şekilde&#8230; iki XY dişinin de dış cinsel organları normaldi, fakat yumurtalıklarında tohum hücresi yoktu.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn71">[71]</a> Annamarie Jagose Queer Teori, Bir Giriş, s:53</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn72">[72]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:12</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn73">[73]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:230,<em>Toplumsal cinsiyet iç süreksizliğe sahip edimlerce kuruluyorsa, bu demektir ki, töz görünümü işte tam da budur, inşa edilmiş bir kimliktir, aktörler dâhil toplumdaki sıradan seyircilerin inandıkları ve inanç halinde icra ettikleri performatif bir başarıdır. Toplumsal cinsiyet aynı zamanda asla tümüyle içselleştirilemeyecek bir normdur; “iç” bir yüzey eylemidir ve toplumsal cinsiyet normları son kertede fantazmatiktir, cisimlendirilmeleri imkânsızdır.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn74">[74]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:65 <em>Toplumsal cinsiyet, bütüncüllüğü daima ertelenen, herhangi bir anda asla tam anlamıyla olduğu şey olmayan bir giriftliktir.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn75">[75]</a> Annamarie Jagose <em>Queer Teori, Bir Giriş</em> s:96</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn76">[76]</a> Annamarie Jagose <em>Queer Teori, Bir Giriş </em>s:106 “<em>Foucault gibi, Butler da toplumsal cinsiyeti “müdahaleye ve yeniden anlamlandırılmaya açık&#8230; söylemsel bir pratik” olarak tanımlar.”</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn77">[77]</a> Judith  Butler, <em>Çatışan Feminzmler</em> :145)</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn78">[78]</a> <a href="https://www.academia.edu/17502990/Sos311u">https://www.academia.edu/17502990/Sos311u</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn79"><em>[79]</em></a><em> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:147, Tabunun anneye/babaya duyulan arzunun yanı sıra bu arzunun zorunlu olarak yer değiştirmesine de yol açtığı ve bunu sürdürdüğü savunulabilir. Böylece sonsuza dek bastırılan ve yasaklanan “orijinal” cinsellik mefhumu, sonradan ona getirilen yasak işlevini gören yasanın ürettiği bir şey haline gelir.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn80">[80]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:51 Eğer<em> toplumsal cinsiyet, cinsiyetli bedenin üstlendiği kültürel anlamlar bütünüyse, toplumsal cinsiyetin herhangi bir cinsiyetten tek bir şekilde kaynaklandığı söylenemez&#8230; Toplumsal cinsiyetin inşa edilmişliğini cinsiyetten tümüyle bağımsız bir şey olarak kurumsallaştırdığımızda toplumsal cinsiyetin kendisi yüzer gezer bir yapıntı haline gelir; böylece erkek ve eril, erkek bedeni imlediği gibi pekala dişi bedeni de imleyebilir, kadın ve dişil de, dişi bedeni imlediği kolaylıkla erkek bedeni imleyebilir</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn81">[81]</a>  <a href="http://www.kaosgldergi.com/dosyasayfa.php?id=1741">http://www.kaosgldergi.com/dosyasayfa.php?id=1741</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn82">[82]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:76 <em>“Toplumsal cinsiyet her zaman bir yapma eylemidir. Yapılmadan fiiliyata geçirilmeden önce doğumla edinilen, baştan beri var kabul edilen bir özneye ait değildir.”</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn83">[83]</a> Annamarie Jagose<em>, Queer Teori, Bir Giriş</em> s:106  “<em>Toplumsal cinsiyet ifadelerinin Ardında bir toplumsal cinsiyet kimliği yoktur” çünkü “o kimlik tam da kendisinin birer sonucu olduğu söylenen “ifadeler” tarafından performatif oluşturulur”</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn84">[84]</a> Annamarie Jagose. Queer Teori-Bir Giriş (schneir:1994) s:73</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn85">[85]</a> Annamarie Jagose, Queer Teori, Bir Giriş s:149</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn86">[86]</a> <a href="https://bedenolumlamahareketi.com/2018/12/23/queer-beden/">https://bedenolumlamahareketi.com/2018/12/23/queer-beden/</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn87">[87]</a> Annamarie Jagose. <em>Queer Teori, Bir Giriş s:</em> 136 <em>“Hangi grupların politik olarak lezbiyen ve gey ilişkiyi queer ile uyuşturduğu konusunda net bir görüş birliği söz konusu değilken, çoğu yorumcu bu kategoriye pedofilleri aday göstermektedir.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn88">[88]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:120 “Queer topluluk ve kimlik ile özdeşlikleri görece yakın bir geçmişte kazanılan bir meşruiyete işaret eden lezbiyenler ve geyleri dışarıda bırakabilirken, cinsel kimlikleri normal ve makbul görülmeyen herkesi kapsayabilmektedir.”</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn89">[89]</a> Cogito, sayı: 65-66, 2011 s:9</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn90">[90]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:26 “o inatçı çabanın kaynağında hem ideal cinsellik morfolojilerinin içerdiği normatif şiddete karşı koyma arzusu, hem de doğal heteroseksüelliğe dair sıradan ve akademik cinsellik söylemlerinin beslediği yaygın varsayımların kökünü kurutma arzusu yatıyor.”</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn91">[91]</a> Mücahit Gültekin, <a href="https://archive.org/details/Mucahit-gultekin-toplumsal-cinsiyet-esitliginin-neoliberal-kapitalist-politikalarla-uyumu/page/n27">https://archive.org/details/Mucahit-gultekin-toplumsal-cinsiyet-esitliginin-neoliberal-kapitalist-politikalarla-uyumu/page/n27</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn92">[92]</a> Annamarie Jagose <em>Queer Teori, Bir Giriş</em>  S:134</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn93">[93]</a> Annamarie Jagose. <em>Queer Teori, Bir Giriş s:</em> 136</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn94">[94]</a> Voyeur: Röntgenci, sapık.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn95">[95]</a> Cogito, sayı: 65-66, 2011 s:10</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn96">[96]</a>  <a href="https://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=28228">https://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=28228</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn97">[97]</a> Judith Halberstam, Bersani’den alıntı. Çuvallamanın Querr Sanatı s.201</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn98">[98]</a> Nietzsche, Şen bilim, s:48</p>
<p>[98-a]Haccac Ali,<em> Seküler Aklın Haritası  </em>S:251-252</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn99">[99]</a> Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üzerine, s:82</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn100">[100]</a> Nietzsche, <em>Ahlakın Soykütüğü Üzerine s:76 İlerlemenin büyüklüğü, fedakârlık etmek zorunda kaldığımız şeylerin yığınıyla bile ölçülebilir; yığındaki insanlık bir tek insan türünün büyümesine feda edilir- İşte budur ilerleme&#8221;</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn101">[101]</a> Annamarie Jagose, Queer Teori Bir Giriş: s:122</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn102">[102]</a> Annamarie Jagose, Queer Teori Giriş, s:95</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn103">[103]</a> Çuvallamanın Querr Sanatı s: 85</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn104">[104]</a> Judith Halberstam, Çuvallamanın Querr Sanatı s:95-97</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn105">[105]</a> Judith Halberstam, Çuvallamanın Querr Sanatı s:122</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn106">[106]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası,</em> s:202</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn107">[107]</a> <a href="https://www.idefix.com/Yazar/timothy-bewes/s=267335">Timothy Bewes</a>, <em>Şeyleşme</em>, s:66</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn108">[108]</a> <a href="https://www.academia.edu/35729574/MICHEL_FOUCAULTDA_D%C4%B0L_VE_S%C3%96YLEM">https://www.academia.edu/35729574/MICHEL_FOUCAULTDA_D%C4%B0L_VE_S%C3%96YLEM</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn109">[109]</a> Judith Butler, Cinsiyet Belası s:210</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn110">[110]</a> <a href="http://gazetekarinca.com/2016/12/he-she-yerine-ze-oxfordda-artik-cinsiyetsiz-zamir-kullanilacak/">http://gazetekarinca.com/2016/12/he-she-yerine-ze-oxfordda-artik-cinsiyetsiz-zamir-kullanilacak/</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn111">[111]</a> <a href="https://tr.womenshealthcarejournal.com/swedish-gender-neutral-pronoun-hen-makes-its-way-into-official-dictionary">https://tr.womenshealthcarejournal.com/swedish-gender-neutral-pronoun-hen-makes-its-way-into-official-dictionary</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn112">[112]</a> <em>Judith Butler, Cinsiyet Belası s:198</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn113">[113]</a> Udith Butler, <em>Çatışan Feminizmler</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn114">[114]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=W502NHmwQwY">https://www.youtube.com/watch?v=W502NHmwQwY</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn115">[115]</a> Annamarie Jagose Queer Teori, Bir Giriş s:102</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn116">[116]</a> Judith Halberstam, Çuvallamanın Querr Sanatı s:107</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn117">[117]</a> Annamarise Jagose, Queer Teoriye Bir Giriş, s:55 Feminizm eril toplumsal cinsiyet mitlerini ve çekirdek aileyi yıkmaktadır. Devleti ve laissez-faire kapitalizmi ve bu sistemin dayattığı üremeye dayalı erotik dikotomiyi yok etmektedir. Erotizm ve üreme birbirlerinden ayrı olabiliecek iki ayrı şey olarak görüldüğünde ve eril ve dişil roller insan gelişimini sınırlayan etmenler olarak reddedildiğinde eşcinsel birey kendiliğinden özgürleşmektedir. (Annamarie Jagose. Queer Teori-Bir Giriş Hawkins 1975:23)</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn118">[118]</a> Chimamanda Ngozi Adichie’, Feminist Manifesto, DK Yayınları, 2019: 73 Feminist Manifesto madde 11: &#8220;<em>Bir kadının çok sayıda partnerinin olması evrimsel açıdan mantıklıdır. Çünkü gen havuzu ne kadar geniş olursa hayatta kalacak bir çocuk doğurma şansı da o kadar yüksek olur</em>&#8221;</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn119">[119]</a> Judith Halberstam, Çuvallamanın Querr Sanatı s:170. “<em> Gölge feminizmin dili, Anne kız arasındaki, kızın annesinin mirasını devralmasını sağlayan ve böylelikle onu iktidarın ataerkil biçimleriyle olan ilişkisini yeniden üreten köklü bağın reddinin dilidir.”</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn120">[120]</a> Chimamanda Ngozi Adichie’, Feminist Manifesto madde 12, DK Yayınları, 2019: 78<em>Çıplaklıkla utancı asla ilişkilendirme. Bekâret asla bir odak noktası değildir. Kızına utançla kadın biyolojisini ilişkilendirmeyi reddetmeyi öğret.&#8221;</em> () (Alıntı Lütfi Bergen)</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn121">[121]</a> Judith Halberstam, Çuvallamanın Queer Sanatı s:171</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn122">[122]</a> Cogito Cogito, sayı: 65-66, 2011 s:48<br />
[122-a] <a href="http://www.kozmopolit.com/Subat03/Diziler/pselek.html">http://www.kozmopolit.com/Subat03/Diziler/pselek.html</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn123">[123]</a> Çatışan Feminizmler, Judith Butler, s:66</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn124">[124]</a> Maxime Cervulle, Homo, Exceticus, Irk Sınıf Ve Queer Eleştiri, S: 123</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn125">[125]</a> Donna Haraway, Siborg Manifesto S:50, Reisliğini kadınların yaptığı haneler, seri tekeşlilik, erkeklerin haneden kaçışı, yalnız yaşayan ihtiyar kadınlar, kentlerde evsizlik, göç, modüler mimari, yoğun aile içi şiddet, evlerde kötü şartlarda üretim atölyelerinin yeniden canlanması&#8230;</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn126">[126]</a> <a href="http://www.edebiyathaber.net/simone-de-beauvoir/">http://www.edebiyathaber.net/simone-de-beauvoir/</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn127">[127]</a> Maxime Cervulle/Nick Rees-Roberts, Çuvallamanın Queer Sanatı s:182</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn128">[128]</a> Judith Halberstam, <em>Çuvallamanın Queer Sanatı</em> s:179</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn129">[129]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:161 Kristeva Levi-Strauss’un görüşünü, yani kadın değiş tokuşunun akrabalık bağlarının pekiştirilmesinde bir önkoşul olduğunu kabul eder. Fakat ona göre bu değiş tokuş annenin bedeninin bastırıldığı kültürel andır, dişi bedenin annenin bedeni olarak zorunlu kültürel inşasını üreten bir mekanizma değil. Nitekim kadın değiş tokuşunun kadın bedenine zorunlu bir üreme yükümlülüğü dayattığını iddia edebiliriz. Gayle Rubin’in Levi-Strauss okumasına göre “akrabalık&#8230; Cinselliğin şekillendirilmesine” yol açar, öyle ki, doğurma arzusu, üreme amaçlarına ulaşabilmek için bu tür arzulara gereksinen ve üreten toplumsal pratiklerin bir sonucudur.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn130">[130]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:167, Annelik kurumunu sürdüren arzular baba erkillikten ve kültürden önce gelen dürtülermiş gibi gösterildiklerinde bu kurum dişi bedenin değişmez yapılarında kalıcı bir meşruiyet kazanır. Üstelik dişi bedenin her şeyden önce üreme işlevi açısından nitelendirilmesini hem onaylayan hem de gerektiren, babaerkil olduğu bariz yasa, dişi bedene doğal zorunluluğunun yasası olarak işlenmiştir. S:167</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn131">[131]</a> Judith Halberstam,“<em>Çuvallamanın Queer Sanatı s</em>:170</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn132">[132]</a> <a href="https://www.academia.edu/17502990/Sos311u">https://www.academia.edu/17502990/Sos311u</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn133">[133]</a> <a href="https://catlakzemin.com/28-agustos-2012-cinselligin-diyalektigini-yazan-shulamith-firestone-hayatini-kaybetti/">https://catlakzemin.com/28-agustos-2012-cinselligin-diyalektigini-yazan-shulamith-firestone-hayatini-kaybetti/</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn134">[134]</a> Annamarie Jagose, <em>Queer Teoriye Bir Giriş</em>, s:64</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn135">[135]</a> Annamarie Jagose,<em> Queer Teori- Bir Giriş </em>s:70</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn136">[136]</a> Annamarie Jagose,<em> Queer Teori- Bir Giriş </em>s:71</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn137">[137]</a> Judith Butler, <em>Cİnsiyet Belası</em> s:212)</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn138">[138]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:205</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn139">[139]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:203</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn140">[140]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:193</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn141">[141]</a> Annamarie Jagose, <em>Queer Teoriye Bir Giriş</em>, s:57 ve Cogito, sayı: 65-66, 2011 50</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn142">[142]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:238 Toplumsal cinsiyet normlarının kaybı, toplumsal cinsiyet biçimlerinin çoğalmasıyla, tözel kimliğin dengesinin bozulmasıyla ve zorunlu heteroseksüelliğin doğallaştırıcı anlatılarının başkahramanlarını – “erkek” ve “kadın”- yitirmeleriyle sonuçlanacaktır.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn143">[143]</a> Annamarie Jagose, <em>Queer Teoriye Bir Giriş</em>, s:57, Cogito, sayı: 65-66, 2011 50</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn144">[144]</a> Duricilla Cornell,  <em>Çatışan Feminizmler,  &#8220;Lacan&#8217;ın&#8230; Kadınlığa ilişkin çeşitliliğin, kültürel temsillerde cinsiyet farklılığı içerisinde yavaş yavaş yok oluşunu açıklamasının üzerinde durmak istiyorum&#8230; Kadınların, feminizmin içinde olmadığı eleştirisidir bu ..</em>.&#8221;</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn145">[145]</a> <a href="http://kaosgl.org/sayfa.php?id=17837">http://kaosgl.org/sayfa.php?id=17837</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn146">[146]</a> <a href="http://www.birikimdergisi.com/birikim-yazi/6599/queer-teori-ekseninde-lgbti-hareketi-ve-feminizm#.XUvPffIzbcs">http://www.birikimdergisi.com/birikim-yazi/6599/queer-teori-ekseninde-lgbti-hareketi-ve-feminizm#.XUvPffIzbcs</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn147">[147]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:223)</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn148">[148]</a> Judith Butler, <em>Cinsiyet Belası</em> s:220, “<em>Bedendeki çeşitli delikleri kollayan töreler, toplumsal cinsiyetli alışverişin, konumların ve erotik imkânların heteroseksüel bir inşasını varsayıyordur.</em> Dolayısı ile bu tür alışverişlerin (cinsel ilişkilerin-AHÇ)  tüm düzenlemelerden muaf tutulmaları, serbest bırakılmaları neyin beden sayılacağını belirleyen sınırları (ahlak erkeğinin tanımladığı sınırları) baltalar.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn149">[149]</a> Annamarie Jagose, <em>Queer Teori-Bir Giriş,</em> s:136</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn150">[150]</a> Annamarie Jagose, <em>Queer Teori-Bir Giriş</em> s:136</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn151">[151]</a> Annamarie Jagose <em>Queer Teori, Bir Giriş </em>s:90</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn152">[152]</a> Annamarie Jagose <em>Queer Teori, Bir Giriş</em> s:90</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn153">[153]</a> Etik kelimesini tanrıdan bağımsız toplumsal uzlaşı sonucu kabul edilmiş erdem olarak tanımlıyoruz. Bu anlamı ile Tanrıdan uzak seküler bir kavramı nitelemesiyle üst değerin Tanrı olduğu Ahlak kavramından farklıdır.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn154">[154]</a> Çatışan Feminizmler-Drucilla Cornell s:99</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn155">[155]</a> Çatışan Feminizmler-Drucilla Cornell: <em>Mesele, doğrulara ihtiyacımızın olup olmadığı ya da yanlış veya doğru diye bir şeyin olup olmadığı değil, doğruya dair son sözü söyleyebilecek bir kuramsal anlayışının olup olamayacağıdır&#8230; Kuramsal anlayışı ile son sözü söyleme çabası, etik açıdan kuşku doğurucudur&#8230; Pratik aklın saf anlayışı, mutlaka &#8220;neyin saf anlayışı&#8221; sorusuna dayanacaktır.</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn156">[156]</a> Maxime Cervulle, Irk Sınıf ve Queer Eleştiri, s:151</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn157">[157]</a> <a href="https://www.academia.edu/17502990/Sos311u">https://www.academia.edu/17502990/Sos311u</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn158">[158]</a> <em>Maxime Cervulle, Homo, Exceticus, Irk Sınıf Ve Queer Eleştiri, s: 73</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn159">[159]</a> Gayatri C. Spivak, <em>Madun Konuşabilir mi?</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn160">[160]</a> Judith Halberstam, <em>Çuvallamanın Queer Sanatı</em> s:175</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn161">[161]</a> Makale: Nancy Fraser, <em>Feminizm, Kapitalizm ve Tarihin Oyunu</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn162">[162]</a> Maxime Cervulle, Homo, Exceticus, Irk Sınıf Ve Queer Eleştiri, S: 120</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn163">[163]</a> Judith Halberstam, <em>Çuvallamanın Queer Sanatı</em>  s:174</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn164">[164]</a> <em>RosBraidotti, İnsan Sonrası (The Posthuman) s:95</em></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn165">[165]</a> Aynı eser, s:120</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn166">[166]</a> Annamarie Jagose. <em>Queer Teori, Bir Giriş s:</em> 140</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn167">[167]</a> Annamarie Jagose. <em>Queer Teori, Bir Giriş s:</em> 140</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn168">[168]</a> Annamarie Jagose Queer Teori, Bir Giriş S:67</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn169">[169]</a> Annamarie Jagose. <em>Queer Teori, Bir Giriş s:</em> 140</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn170">[170]</a> Annamarie Jagose. <em>Queer Teori, Bir Giriş s:</em> 142 Maria maggenti</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn171">[171]</a> Annamarie Jagose. Queer Teori, Bir Giriş s: 47</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn172">[172]</a> Annamarie Jagose, Queer Teori Queer Teori-Bir Giriş syf:137<br />
[172-a]   <a href="https://www.academia.edu/9079980/Queer_Olmayan_Bir_Feminizmin_%C4%B0mk%C3%A2ns%C4%B1zl%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C3%9Czerine-_Naz_H%C4%B1d%C4%B1r">https://www.academia.edu/9079980/Queer_Olmayan_Bir_Feminizmin_%C4%B0mk%C3%A2ns%C4%B1zl%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C3%9Czerine-_Naz_H%C4%B1d%C4%B1r</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn173">[173]</a> Annamarie Jagose, <em>Queer Teori Queer Teori,</em> s:132</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn174">[174]</a> Aynı eser, s:133</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn175">[175]</a> Maxime Curvell, Irk, Sınıf ve Queer Eleştiri s:47</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn176">[176]</a> Maxime Curvell, Irk, Sınıf ve Queer Eleştiri s:114</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn177">[177]</a> Maxime Cervulle, Irk Sınıf ve Queer Eleştiri, s:151</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn178">[178]</a> Irk Sınıf ve Queer Eleştiri, MAxim Cervulle, Avrupa&#8217;nın ve ABD&#8217;nin İslamofobik gündemine katılmasına karşı sesini yükselten pek çok kişi bulunmaktadır. Müslümanların homofobik olarak inşası, gerçekten de ulusal güvenlik, &#8220;terörle savaş&#8221; ve Avrupa &#8220;değerleri&#8221; çerçevesindeki tartışmalarda merkezi bir rol oynamaktadır.</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn179">[179]</a> <a href="http://www.tuicakademi.org/pinkwashing-ve-queer-politikasi-israil/">http://www.tuicakademi.org/pinkwashing-ve-queer-politikasi-israil/</a></p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn180">[180]</a> Maxime Cervulle, Irk Sınıf ve Queer Eleştiri, s:151</p>
<p><a href="file:///C:/Users/USER/Desktop/YAZI%20ailesiz%20Toplum/Querr%20Teori%20haz%C3%84%C2%B1rl%C3%84%C2%B1k.docx" name="_ftn181">[181]</a> Annamarie Jagose Queer Teori, Bir Giriş s:111</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/toplumsal-cinsiyet-ve-cinsiyet-ozgurlesmesi/">Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Özgürleşmesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/toplumsal-cinsiyet-ve-cinsiyet-ozgurlesmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
