<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alaeddîn Keykubad | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/alaeddin-keykubad/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Feb 2018 22:03:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Alaeddîn Keykubad | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye Selçukluları &#8211; II. İzzeddîn Keykavus’un Saltanatı Dönemi-</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-izzeddin-keykavusun-saltanati-donemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-izzeddin-keykavusun-saltanati-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2015 22:20:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İzzeddîn Keykâvus]]></category>
		<category><![CDATA[Alaeddîn Keykubad]]></category>
		<category><![CDATA[Şerefeddîn Mahmûd]]></category>
		<category><![CDATA[Bahaeddin]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[II.İzzeddîn Keykavus’un Saltanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Moğolistan]]></category>
		<category><![CDATA[Seöseddin İsfahani]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9224</guid>

					<description><![CDATA[<p>II.İzzeddîn Keykavus’un Saltanatı Gıyâseddîn Keyhusrev öldüğü aman geride on bir yaşında İzzeddîn Keykâvûs, dokuz yaşında Rükneddîn Kılıç Arslan ve yedi yaşında Alâeddîn Keykubâd olmak üzere üç oğlu kalmıştı. Bunlardan Gürcü Hâtun’dan do­ğan Alâeddîn Keykubâd veliaht idiyse de, devlet ileri gelenleri İzzeddîn Keykavus’u Selçuklu tahtına çıkardılar. Bu sırada Güyük Hân (1246-1249)’ın Moğol tahtına çıkması münasebetiyle Sultan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-izzeddin-keykavusun-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – II. İzzeddîn Keykavus’un Saltanatı Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="  wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="396" height="330" /></a></p>
<p><strong>II.İzzeddîn Keykavus’un Saltanatı</strong></p>
<p>Gıyâseddîn Keyhusrev öldüğü aman geride on bir yaşında İzzeddîn Keykâvûs, dokuz yaşında Rükneddîn Kılıç Arslan ve yedi yaşında Alâeddîn Keykubâd olmak üzere üç oğlu kalmıştı. Bunlardan Gürcü Hâtun’dan do­ğan Alâeddîn Keykubâd veliaht idiyse de, devlet ileri gelenleri İzzeddîn Keykavus’u Selçuklu tahtına çıkardılar. Bu sırada Güyük Hân (1246-1249)’ın Moğol tahtına çıkması münasebetiyle Sultan II. İzzeddîn Moğolistan’a davet edildi, fakat onun yerine kardeşi Kılıç Arslan’ın gitmesi kararlaştırıldı. Kısa bir süre sonra devlet ileri gelenleri arasında üstünlük mücadelesi başladı ise de, bunlardan Vezir Şemseddîn İsfahanî rakiplerini bertaraf ederek duruma hâkim oldu. Ayrıca Şemseddîn İsfahanî Sultan’ın annesi Berdüliye Hâtûn ile evlendi, buna itiraz eden Beylerbeyi Şerefeddîn Mahmûd da ortadan kaldırıl­dı. Bundan sonra vezir iki yıl süre ile Türkiye Selçukluları’nın kaderine hâkim oldu. Ancak Moğolistan’a giden Rükneddîn Kılıç Arşlan’ın oradan sultan olarak dönmesi, Şemseddîn İsfahanî’nin talihini değiştiriyordu. O yanına II. İzzeddîn Keykavus’u alarak kaçıp isyan etmek istedi ise de, ortaya faziletli ve büyük adamlarından biri olan Celâleddîn Karatay çıkarak ona mani oldu. Çok geçmeden Moğollar tarafından vezir tayin edilen Bahâeddîn Tercüman Mo­ğol askerleri ile Konya’ya geldi ve Şemseddîn İsfahanî öldürüldü (Mart 1249).</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-izzeddin-keykavusun-saltanati-donemi/">Türkiye Selçukluları – II. İzzeddîn Keykavus’un Saltanatı Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-izzeddin-keykavusun-saltanati-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları -II. Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı Dönemi &#8211;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-keyhusrev-in-saltanatidonemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-keyhusrev-in-saltanatidonemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2015 22:16:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alaeddîn Keykubad]]></category>
		<category><![CDATA[Alaiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Harzemşahlar]]></category>
		<category><![CDATA[II.Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kamyeri]]></category>
		<category><![CDATA[Melikşah]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Sadeddin Köpek]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları Devle]]></category>
		<category><![CDATA[Thamara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9221</guid>

					<description><![CDATA[<p>II.Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı Sultan Alâeddîn Keykubâd öldüğü zaman geride üç oğlu kalmıştı. Bunlar 16 (veya 13-14) yaşlarında olan Gıyâseddîn Keyhusrev, 8-9 yaşlarında İzzeddîn Kılıç Arslan ve daha küçük yaştaki Rükneddîn idiler. Veliahd İzzeddîn Kılıç Arslan olmasına rağmen, Şemseddîn Altun-aba, Taceddîn Pervâne, Ferruti Lala, Sadeddîn Köpek ve Zahirüddevle gibi devlet ileri gelenleri Keykubâdiyye Sarayı’nda bulunan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-keyhusrev-in-saltanatidonemi/">Türkiye Selçukluları -II. Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı Dönemi –</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="349" height="291" /></a><strong style="line-height: 1.5;">II.Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı</strong></p>
<p>Sultan Alâeddîn Keykubâd öldüğü zaman geride üç oğlu kalmıştı. Bunlar 16 (veya 13-14) yaşlarında olan Gıyâseddîn Keyhusrev, 8-9 yaşlarında İzzeddîn Kılıç Arslan ve daha küçük yaştaki Rükneddîn idiler.</p>
<p>Veliahd İzzeddîn Kılıç Arslan olmasına rağmen, Şemseddîn Altun-aba, Taceddîn Pervâne, Ferruti Lala, Sadeddîn Köpek ve Zahirüddevle gibi devlet ileri gelenleri Keykubâdiyye Sarayı’nda bulunan II. Gıyâseddîn Keyhusrev&#8217;i tahta çıkarmışlar ve aldıkları tedbirler ile işi oldu bittiye getirmişlerdi. Bu durumu kabul etmemesi muhte­mel olan Kayır Han, Kemâleddîn Kâmyâr ve Hüsâmeddîn Kaymerî gibi bey­ler de yeni sultana biat etmek zorunda kaldılar.</p>
<p>II. Gıyâseddîn tahta çıktıktan sonra, Kayseri’de bulunan elçileri kabul etti, ayrıca Ögedey Hân’a gidecek olan elçiyi de Moğolistan&#8217;a gönderdi. Halep hükümdarı Melik Nâsır ile ya­pılmış olan antlaşma yenilenirken (Ağustos 1237), iki taraf arasında evlenme yoluyla akrabalık kuruldu. Böylece II. Gıyâseddîn Keyhusrev Melik Nâsır&#8217;ın kızı Gaziye Hâtûn, Melik Nâsır da II. Keyhusrev&#8217;in kız kardeşi Melike Hâtûn ile evlendiler, öteki Eyyûbı Melikleri ile Artuklu hükümdarları Selçuklulara tabi olmuşlar, bu suretle Melik Kâmil tek başına kalmıştı.</p>
<p>Nitekim o bu duru­ma son vermek için Halep üzerine yürürken yolda hastalanarak öldü (1238). Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev Selçuklu tahtına oturmasına rağmen yine de Veliaht İzzeddîn Kılıç Arslan’a taraftar olan beylerden ve Hârezmlilerden şüpheleniyordu. Bu sırada devlet erkânı içinde birinci derecede rol oynamak isteyen Sadeddîn Köpek de Sultan’ı tahrik ederek bu beylerin ortadan kaldırıl­masına önderlik ediyordu.</p>
<p>İlk olarak Hârezmlilerin reisi olan Kayır Han zinda­na atıldı (Zilkade 634/Haziran-Temmuz 1237) ve orada öldü. Bu olay Hârezmli askerlerin Selçuklu Devleti’ne olan güvenini sarsmış ve Kayseri’den ayrılarak Urfa bölgesinde yerleşmelerine sebep olmuş, hatta peşlerinden gelen bir Sel­çuklu ordusunu da mağlup etmişlerdi. Sadeddîn Köpek bundan sonra Atabeg Şemseddîn Altun-aba, Tâceddîn Pervâne, Beylerbeyi Hüsâmeddîn Kaymerî ve Kemâleddîn Kâmyâr gibi Selçuklu Devletine çok yararlı hizmetler yapmış bey­leri peşpeşe ortadan kaldırmaya muvaffak oldu.</p>
<p>Bu arada genç ve tecrübesiz Gıyâseddîn de onun tahrikleri ile Şehzâde İzzeddîn Kılıç Arslan ve Rükneddîn&#8217;i hapsettirmiş, hatta onların bu insan yok etme hırsından kadınlar bile kurtu­lamamış, anneleri Melike-i Âdiliye de yayının kirişi ile boğdurulmuştu. Daha sonra her iki şehzade de öldürülmüş, böylece Sultan için bir rakip ve tehlike kalmamıştı. Nihayet Sadeddîn Köpek&#8217;in Selçuklu Devleti’nin başına geçme yani sultan olma hayalleri II. Gıyâseddîn Keyhusrev&#8217;in aklını başına getiriyor ve onu bir tertip ile ortadan kaldırıyordu (1238 veya 1239 ilkbaharı). Bundan sonra Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev, daha önceden yapılmış olan anlaşma gereğince, Gürcü kraliçesi Rosudan&#8217;ın kızı Thamara ile evlendi.</p>
<p>Thamara’nın babası Saltuklu şehzadesi Muzaffereddîn idi. Güneydoğu Anadolu&#8217;da ve Suriye hudutlarında hayatlarını sürdürdük­lerini belirttiğimiz Hârezmliler bölge halkına rahat vermiyorlar ve kervanları soyarak ticari faaliyeti de engelliyorlardı. Önce bunlara elçi olarak meşhur tarihçi Ibn-i Bîbî&#8217;nin babası Mecdeddîn Muhammed Tercüman elçi ola­rak gönderildi. Onlar sultana itaat edeceklerini bildirdiler ve bunu kısa bir süre için uyguladılarsa da daha sonra akın ve yağmalara tekrar başladılar. Eyyûbîler idaresindeki Halep&#8217;in bunlara karşı yardım istemesi üzerine üç bin kişilik bir birlik gönderildi. Selçuklu ve Halep askerleri Hârezmlileri mağlup ettiler.</p>
<p>Bu arada Harran Kalesi teslim oldu ve Eyyûbîlere bırakıldı, buna mu­kabil Âmîd Selçuklulara veriliyordu. Ancak önce buranın zaptı gerekiyordu. Takviye edilen Selçuklu kuvveti 638/1249 yılında Eyyûbîlerden Melik Salih’in hâkimiyetindeki şehri kuşattı, Özellikle muhafızların aylıklarını alamaması şehrin ele geçirilmesinde önemli rol oynadı. Nitekim Kürt reislerinden Fahreddîn Dinarî ile Hasankeyf te bulunan Melik Salih’e 400.000 dinar gön­dermek karşılığında şehrin teslimi hususunda anlaşmaya varıldı.</p>
<p>Bunun uy­gulanmaya ve Selçuklu askerlerinin surlara çıkmaya başlaması üzerine, Âmîd ileri gelenleri halkın bütün haklarına sahip olması ve bazı vergilerin kaldırıl­ması şartıyla direnmeden vazgeçerek şehri teslim ettiler. Böylece Âmîd Sel­çukluların eline geçmiş oldu.</p>
<p>Moğolların önünden kaçan Türkmenlerin genellikle toplandıkları ilk bölge Güneydoğu Anadolu idi. Selçuklu, Hârezmli ve Eyyûbî askerleri bu böl­gede sık sık faaliyet gösteriyorlardı. Bu arada bölgede yaşayan toplulukların İktisadî ve İçtimaî durumlarının kötü olması, yeni kabul ettikleri İslâmiyetin inceliklerinin tam anlamıyla anlaşılmaması ve siyasi ortamın uygunluğu bir isyana zemin hazırlıyordu. Nitekim “Baba Resul” lakabıyla anılan Baba İlyas Horasanî adındaki bir Türkmen babası bu durumdan istifade ederek peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkıyor ve kötü şartlar içinde bulunan Türkmenleri etrafında topluyordu.</p>
<p>Bir süre sonra Baba İlyâs Amasya’ya giderek orada faaliyetine devam etti. Fakat o Gıyâseddîn Keyhusrev’in askerleri ta­rafından Amasya Kâlesi’nde kuşatıldı. Bu sırada Baba İlyâs’ın halifelerinden Baba İshak, Kefersud veya Adıyaman&#8217;da yaşıyordu, bu durumu öğrenin­ce isyanı başlattı ve müritlerini Gıyâseddîn Keyhusrev’e karşı ayaklanmaya davet etti (1240).</p>
<p>Onun müritlerinin yaptığı davete uyan Kefersud, Kâhta ve Adıyaman taraflarındaki Türkmenler de ayaklanarak harekete geçtiler, ken­dilerine uymayanları öldürmeye, etrafı yağma ve tahribe giriştiler.</p>
<p>Onların üzerine Malatya sübaşısı Muzafereddîn Ali-şîr iki sefer yaptı ise de mağlup olmaktan kurtulamadı. Asiler Sivaslıları da yenilgiye uğrattıktan sonra Baba İlyas&#8217;a kavuşmak üzere Tokat ve Amasya taraflarına doğru ilerlediler. Sultan Gıyâseddîn Keyhusrev kendisi Kubâdâbâd&#8217;a kaçarken, asiler üzerine Amasya sübaşısı Armağan-şâh’ı gönderdi. Armağan-şâh Baba İlyas’ı ortadan kaldır­maya muvaffak oldu ise de Baba İshak ve taraftarları karşısında o da hayatını kaybetti. Kendilerine Baba İlyas&#8217;tan dolayı &#8220;Babaî” denilen bu asiler Konya’ya doğru ilerlediler.</p>
<p>Neticede Necmeddîn Behrâm-şâh kumandasındaki altmış bin kişilik Selçuklu ordusu, Kırşehir’in Malya sahrasında bu asileri karşıladı. Selçuklu öncü kuvvetlerini teşkil eden hristiyan askerlerin bu asilerin ilk hücumlarını ektisiz hâle getirmesi, öteki askerlere de cesaret vermiş ve asi Türk­menler bu savaşta Baba İshak dâhil bütünüyle yok edilmiştir (638/1240).</p>
<p>Bu olaydan sonra Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev Selçuklu ordusu­nu Kayseri’de toplayarak Meyyâfarikîn üzerine sevk etti. Ayrıca Şam Eyyûbî hükümdarı Melik Sâlih de Melik Mu’azzam kumandasında yardımcı kuvvet göndermişti. Bu müttefik ordu yine Eyyûbîlerden Şıhâbeddîn Gazî idaresin­deki Meyyâfarıkîn’i muhasara etti. Ancak gittikçe yaklaşan Moğol tehlikesi ve Abbâsî halifesi el-Mustansır (1226-1242)’in araya girmesiyle iki taraf anlaştı. Buna göre, Şıhâbeddîn Gazî Selçuklulara tabi oluyordu (1241).</p>
<p>Öte taraftan Selçuklu hudutlarında dolaşan Moğol ordusunun başına aynı yıl içinde Baycu Noyan tayin edilmişti. Moğollar Babaî İsyanı sırasında Selçukluların zayıf bir durumda olduğunu ve sultanın acizliğini anlamışlardı. Nitekim 1242 yılı sonbaharında Baycu Noyan Selçuklu ülkesine girerek Erzurum üzerine yürü­dü, şiddetli bir muhasara ve savaşlardan sonra şehri işgal ve tahrip etti.</p>
<p>Erzurum&#8217;un Moğollar tarafından işgali üzerine artık tehlikenin Anadolu kapılarına dayandığı anlaşılmış ve bu maksatla tedbirler alınmaya başlan­mıştı. Bu tedbirlerden birisi, sultanın Eyyûbîler ve çevredeki hükümdarlara elçi ve para göndererek askerî yardım istemesi idi. Bu yardıma sadece Ha­lep hükümdarı Melik II. en-Nâsır Salahaddîn (1237-1260) cevap vermiş ve iki bin kişilik bir kuvvet göndermişti. Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev Selçuklu ordusunu Kayseri’de toplayarak Sivas’a doğru hareket etti. Bu Selçuklu or­dusu yetmişbin kişilik bir sayıya ulaşıyor, Türk askerlerinin yanı sıra ücretli olarak Kıpçak, Frank ve Gürcü askerleri de orduda yer alıyordu.</p>
<p>Sivas’ta on bin kişilik bir kuvvetin de katılmasıyla Selçuklu ordusunun sayısı seksen bine ulaşmıştı. Tecrübeli ve aklı başında devlet adamları ordunun Sivas’ta kalarak Moğol kuvvetlerinin yıpranmasının beklenilmesini teklif ettiler. Buna kar­şılık her zaman olduğu gibi tecrübesizler ileriye doğru gidilmesini istemiş­lerdi. Sultan ise onlara uyarak harekete geçti. Baycu Noyan kumandasındaki Moğollar da Sivas’a doğru ilerliyorlardı. Bu orduda Gürcüler ve Ermeniler de bulunuyordu. Selçuklu ordusu ise Sivas’ın seksen kilometre doğusunda Kösedağ denilen yerde ordugâh kurmuştu ve savaş bakımından bulunduğu yer çok uygundu.</p>
<p>Ancak yine tecrübesiz kumandanlar burada Moğol saldırısını karşılamak yerine, yirmi bin kişilik bir Selçuklu kuvveti ile hücuma geçtiler. Moğollar bu hücum karşısında önce geri çekilmişler, sonra da geri dönerek Selçuklu kuvvetine saldırmışlar ve onları mağlup etmişlerdi. Bu mağlubiyet Selçuklularda umumi bir panik havası yarattı, bazı kumandanlar da kaçmayı tercih ettiler. Kaçanlardan biri de beceriksiz ve korkak Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev idi. Esas Selçuklu ordusu daha savaşa girmeden mağlup olmuştu (14 Muharrem 641/4 Temmuz 1243).</p>
<p>Moğollar da bu firarı anlayamamışlar, Selçukluların bir savaş taktiği sanmışlardı. Daha sonra durum anlaşılmış ve onlar Selçuklu ordugâhından büyük ganimet elde etmişlerdi. Selçukluları Kösedağ Savaşı’nda mağlup eden Baycu Noyan bundan sonra Sivas’a ilerledi, Sivas kadısı Necmeddîn Moğol istilası sırasında Hârezm’de bulunduğu için onların neler yaptığını bizzat görmüştü. Bu bakımdan şehrin ileri gelenleri ve kıymetli hediyeler ile Moğolları karşılayarak itaatini bildirdi. Yine de şe­hir Baycu Noyan’ın emriyle üç gün yağma edildi. Fakat halkın canına dokunulmadı.</p>
<p>Buna karşılık Kayseri, Moğol muhasarasına başarı ile mukavemet etti, ancak şehir muhafızlarından Hüsâm adlı bir Ermeni dönmesinin ihaneti durumu değiştirdi ve Moğollar şehre girmeye muvaffak oldular. Tabii Kayseri onlara mukavemetinin cezasını feci şekilde ödeyerek yağma tahrip ve kat­liama uğradı. Moğollar Azerbaycan’a dönüşte, Erzincan&#8217;ı da işgal ve tahrip ettiler. Artık Anadolu’dan Suriye yönünde göç ve kaçış başlamıştı. Kaçanlar­dan biri de yine Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev idi ve canını kurtarmak için muhtemelen İstanbul’a gitmeyi düşünmüştü.</p>
<p>Selçuklu Devleti tam manasıyla başıboş bir manzara arzederken, Vezir Mühezzibüddîn Ali ve Amasya kadısı Moğollar ile barış yapmayı tasarladı­lar ve onların peşinden Azerbaycan’daki Mugan ordugâhına gittiler. Burada Moğollar ile yapılan görüşmeler sırasında vezir, Selçukluların sayısız kale ve askerlere sahip olduğunu söyleyerek Anadolu’ya kolaylıkla hâkim olunama­yacağını ifade etti. Neticede Selçukluların Moğollara yılda 360.000 dirhem (gümüş) para, on bin koyun, bin sığır, bin deve vermesi kararlaştırılarak iki taraf arasında bir barış yapıldı. Böylece bu iki devlet adamı Moğol istila ve tahribini ilk anda önlemeye muvaffak oldular.</p>
<p>Sultan Gıyâseddîn Keyhusrev ise barış girişimlerini duyduğu zaman Konya’ya dönmüştü. Bu barış Konya’da bir bayram havasının yaşanmasına sebep oldu. Tabii bu antlaşmanın bir de Moğol Hanı’nca tasdiki gerekiyordu.</p>
<p>Bu maksatla Batı Moğolları’ın hü­kümdarı olan Batu Han’a çok değerli hediyeler ile Şemseddîn İsfahanî baş­kanlığında bir elçi heyeti gönderildi, Selçuklular ile Moğollar arasındaki ant­laşma yeniden düzenlenerek imza edildi. Bu elçi heyeti memlekete döndüğü sırada başarılı devlet adamı Vezir Mühezzibüddîn Alî öldü ve onun yerine Şemseddîn İsfahanî vezir tayin edildi. Kösedağ bozgunu Selçuklulara tabi olan devletlerde de haliyle kopmalara yol açmıştı. Nitekim Ermeni Hetum ve Trabzon’daki Komnenoslar derhal Moğollara tabi oldular. Ancak İznik’teki Bizans Devleti ile Selçuklular arasındaki dostluk ve anlaşma devam etmişti. Özellikle Kilikya Ermenileri tabi oldukları Selçuklu Sultanı’na Kösedağ Sava­şı sırasında asker göndermediler.</p>
<p>Ayrıca Ermeniler savaştan sonra Halep’e gitmeye çalışan II. Gıyâseddîn Keyhusrev’in annesi ve karısı başta olmak üzere herkesi Moğollara teslim etmiş, Türklere ait bazı kaleleri ele geçirmiş­lerdi.</p>
<p>Bu bakımdan onlara karşı bir sefer tertiplemek gerekiyordu. Lampron hâkimi Konstantin de Selçukluları bu hususta bir sefere teşvik ediyordu. Ni­hayet Selçuklu ordusu harekete geçerken, sultan da Antalya’ya gidiyordu. Bu sefer sırasında Selçuklu ordusuna Lampron hâkimi Ermeni Konstantin öncülük etti. Türkler tekrar Çukurova’nın bir kısmını ele geçirerek Tarsus’u kuşattılar, ancak yağan yağmurlar ve seller Türk ordusunun şehri almasına engel oldu. Ayrıca gelen bir haberde ordunun acele geri dönmesi ve sultanın öldüğü bildiriliyordu.</p>
<p>Vezir Şemseddîn İsfahanî bu etapta akıllı davranarak sultanın öldüğünü gizlemiş ve Ermeniler ile barış yapmıştı. Buna göre, Ermeniler tazminat ve zararları ödeyecek, Brakena Kalesi’ni iade edecek ve eskiden olduğu gibi yine Selçuklulara tabi olacaklardı (1245 yılı sonu) Fakat bundan sonraki olaylar Ermeniler lehine cereyan etmiş, bu sebeple onlar anlaşmaya uymamışlardı. Sultan II. Gıyâseddîn Keyhusrev, Selçuklu ordusu Tarsus’ta kuşatma ile meşgul iken, Alâiyye’de bulunuyordu ve içki içtiği bir sırada aniden fenalaşarak öldü (1245 yılı sonu).</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-keyhusrev-in-saltanatidonemi/">Türkiye Selçukluları -II. Gıyâseddîn Keyhusrev’ in Saltanatı Dönemi –</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-ii-giyaseddin-keyhusrev-in-saltanatidonemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları &#8211; Alaeddin Keykubad&#8217;ın Saltanatı Dönemi-</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-donemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2015 20:41:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ögeday]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlat]]></category>
		<category><![CDATA[Alaeddîn Keykubad]]></category>
		<category><![CDATA[Alanya]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan-Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merç]]></category>
		<category><![CDATA[Eyyübiler]]></category>
		<category><![CDATA[Fahreddîn Behram-şah]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlılar]]></category>
		<category><![CDATA[I. İzzeddîn Keykâvus]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynak: Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu İmparatorluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alaeddin Keykubad&#8217;ın Saltanatı I. İzzeddîn Keykâvus öldükten sonra geride vârisinin bulunmadığı, oğlu varsa bile muhtemelen çok küçük yaşta olduğu anlaşılıyor. Bu sebeple devlet büyükleri bir süre aralarında Selçuklu tahtına kimin çıkacağı hususunu müzakere ettiler. Erzurum Meliki Tuğrul-şâh, Koylu hisar hâkimi ve küçük kardeşi Melik Celâleddîn Keyferidun ve nihayet hapiste bulunan Alâeddîn Keykubâd tahta çıkarılması düşünülen [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-donemi/">Türkiye Selçukluları – Alaeddin Keykubad’ın Saltanatı Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-9172 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye-Selcuklu-Devleti" width="428" height="357" /></a></p>
<p><strong>Alaeddin Keykubad&#8217;ın Saltanatı</strong></p>
<p>I. İzzeddîn Keykâvus öldükten sonra geride vârisinin bulunmadığı, oğlu varsa bile muhtemelen çok küçük yaşta olduğu anlaşılıyor. Bu sebeple devlet büyükleri bir süre aralarında Selçuklu tahtına kimin çıkacağı hususunu müzakere ettiler. Erzurum Meliki Tuğrul-şâh, Koylu hisar hâkimi ve küçük kardeşi Melik Celâleddîn Keyferidun ve nihayet hapiste bulunan Alâeddîn Keykubâd tahta çıkarılması düşünülen namzetler idi. Neticede Alâeddîn Keykubâd tutuklu bulunduğu Kezirpert Kalesi’nden çağrılarak Sivas’ta tahta oturdu O Sivas’tan Selçuklu başkentine gelinceye kadar geçtiği yerlerde merasim ile karşılanmış, ayrıca Konya’da da ikinci kez muhteşem bir karşılama töreni yapıldı. Abbâsî halifesi Nâsır Lidinillâh da Şeyh Şıhâbeddîn Ömer Suhreverdî ile hilat ve menşur gibi saltanat alametleri gönderdi.</p>
<p>Alâeddîn Keykubâd tahta çıktığı sırada Moğol istilası Asya’yı ve Doğu Avrupa’yı perişan ediyordu. Sultan, Moğolların Anadolu’ya da gelebileceklerini düşünerek bazı tedbirler aldı, hudut kalelerini ve ayrıca Konya, Kayseri ve Sivas gibi şehirlerin surlarını yeniden inşa ettirdi. Konya surları çok kısa zamanda 618/1221 yılında tamamlandı. Bu sırada Abbâsî halifesi de sultana elçi gön¬dererek Moğollara karşı savaşmak üzere iki bin kişilik bir yardım kuvveti istemişti. Alâeddîn Keykubâd Moğollar ile dostane münasebetler kurmayı daha uygun buluyor, fakat asker göndermek konusunda, zayıf bir durumda olduğu sanılmasın diye Bahâeddîn Kutluğca kumandasında beş bin kişilik bir kuvveti Bağdat’a sevk ediyordu. Ancak bu sırada Moğolların Bağdat’ı istiladan vazgeçmeleri üzerine halife bu Selçuklu birliğini geri göndermişti.</p>
<p>Alâeddîn Keykubâd Konya surlarını tamamladıktan sonra yazı Kayseri’de geçirerek Alâiye (Alanya) seferine çıkmıştır. Bu sırada Kalonoros adıyla bilinen Alâiye, Kyr Vart (Kir Farid) adında Bizanslı olması muhtemel bir şahıs idaresinde idi. Onun kardeşi de Antalya ile Alâiye arasında yer alan Alara Kalesi’ne hâkimdi. Sultan ordusu ve Antalya’dan gelen deniz kuvvetleri ile kış mevsiminde kaleyi kuşattı. Selçuklu ordusunun bu kuşatması iki ay sürmüş, nihayet sultan son bir hücumla şehrin alınmasını istemişti.</p>
<p>Bu bakımdan gece gördüğü bir rüyayı şiirle ifade ederek kumandanlara akset¬tirmiş, ayrıca askerlere para ve hediyeler dağıtarak onların maneviyatlarını yükseltmiştir.</p>
<p>Ancak Kyr Vart, Türklerin bu son hücumu karşısında fazla mukavemet edemeyeceğini anlamış, Antalya sübaşısı Mubârizeddîn Ertokuş vasıtasıyla sultana anlaşmak istediğini bildirmişti.</p>
<p>Neticede iki taraf arasında bir anlaşma sağlandı, buna göre; Sultan Alâeddîn kaleyi teslim alarak Kyr Vart’ın kızı ile evlenecek, mukabilinde ona Akşehir beyliği ve bir kaç köyün mülkiyeti verilecekti. Böylece Sultan Akdeniz sahilindeki bu kaleye kendi adına nispetle “Alâiye” denilmesini, yeniden imarım ve burada bir tersane inşasını emretti (1221).</p>
<p>Sultan bundan sonra kışı geçirmek üzere Antalya&#8217;ya gitmiş ve bu yolculuk esnasında Alara Kalesi de Türklerin eline geçmişti. Prof. O. Turan’a göre: &#8220;Selçukluların Sinop, Antalya ve Alâiye fetihleri, Anadolu’ya göç yollarında yapılmış bazı teşebbüsler müstesna, Türklerin denizciliğe başlama tarihi ve ilerlemeleri bakımından çok mühim hadise olup Akdeniz ve Karadeniz’de askerî ve ticari seferlere imkân vermiştir.”</p>
<p>Türkiye Selçuklu Devleti’nde bu sırada bazı emîr ve beylerin sultanları tahta çıkartmakta rol oynamaları sebebiyle kuvvet ve kudretlerinin artmış olduğu görülüyor. Hattâ bunlardan bazılarının zenginliklerinin ve harcamalarının sultandan fazla olduğu rivayet ediliyor. Bunlar arasında Seyfeddîn Ay-Aba, Zeyneddîn Başara, Mubârizeddîn Behrâm-şâh ve Bahâeddîri Kutluğca da dikkati çekiyorlardı.</p>
<p>Sultan bu emirlerin durumundan özel meclislerde şikâyetçi oluyor, bu suretle iki taraf arasında yapılan dedikodular ortalı¬ğın daha fazla karışmasına sebep oluyordu. Nihayet emirler bu işte bir adım daha atarak Kayseri’de hile ile Sultan’ı tahttan uzaklaştırmak ve yerine kardeşi Celâleddîn Keyferidun’u geçirmek istediler. Ancak bu hazırlık Nâib Hokkabazoğlu Seyfeddîn vasıtasıyla öğrenilerek Sultan’a bildirilmiş, böylece plan suya düşmüştü. Bu kez Sultan Alâeddîn Keykubâd karşı bir plan hazırladı ve kışı geçirmek üzere gittiği (1223) Antalya’dan Kayseri’ye döndükten sonra bunu uyguladı. Yirmi dört kişi olduğu rivayet edilen bu emirlerin kimi öldürüldü, kimi de zindana atıldı ve malları müsadere edilerek hâzineye alındı.</p>
<p>Böylece sultan ile beyler arasındaki nüfuz çatışması Alâeddîn Keykubâd lehine sona ermiş oldu.</p>
<p>Türkiye Selçuklularının ticarete ne kadar önem verdiğini belirtmiştik. Alâeddîn Keykubâd devrinde de bu durumun devam ettiğini görüyoruz. Ermeniler tarafından soyulan tüccarların şikâyeti üzerine sultan bir sefer tertiplemeye kargır verdi. Ayrıca Antakya prensi IV. Bohemund da bir evlilik dolayısıyla Ermenilerin elinde bulunan oğlu Philip nedeniyle sultan ile bir ittifak yapmıştı. Buna mukabil Ermeniler de Halep atabeği Şıhâbeddîn Tuğrul ile anlaşmışlardı. Sultan kendisi Kayseri’de kaldı ve ordusunu iki koldan Ermenilere karşı sevk etti.</p>
<p>Birinci kol kuzeyden hareket ediyor ve bu orduya Mubârizeddîn Çavlı ile Emîr Mavrozomes Komnenos kumanda ediyordu. Öte taraftan Mubârizeddîn Ertokuş Antalya&#8217;dan harekece sahilden Ermenileri vuracak, bu suretle yardım için gelen Kıbrıs Haçlılarını da önleyecekti. Nitekim Emir Çavlı, Manavgat ve Anamur gibi kaleleri alarak görevini yerine getirdi.</p>
<p>Kuzeyden giden ordu ayrıca iki kola ayrılıyor, bir kol Larende tarafından Göksu Vadisi&#8217;ne, öteki kol ise Maraş ve Ceyhan Vâdisi boyunca Çukurova’ya doğru ilerliyordu.</p>
<p>Bu sırada Ermenilerden (Namrun) senyörü Konstantin’in bütün yardım feryatları cevapsız kalıyor, ancak bu çağrı Halep atabeği Şıhâbeddîn Tuğrul’u harekete geçiriyordu.</p>
<p>Böylece Sultan ile beraber olan Antakya prensi IV. Bohemund hareketten vazgeçmek zorunda kalıyordu. Öte taraftan Mubârizeddîn Çavlı idaresindeki Selçuklu ordusu ise Isauria (İç-il) bölgesine kadar ilerleyerek buraları işgal etti. Çaresiz kalan Ermeniler barış teklif ettiler, Sultan da kış bastırdığı ve barış şartlarını uygun gördüğü için bu teklife evet de¬mişti. Bu anlaşmaya göre Ermeniler ihtiyaç halinde bin beş yüz kişilik bir kuvvet verecek ve yıllık haracı iki misline yani 40.000 dinara çıkaracaklar, sikke ve hutbe ise sultan adına olacaktı (622/1225).</p>
<p>Alâeddîn Keykubâd, Ermenek ve Mut bölgelerinin idaresini Kamereddîn Lala’ya vermiş ve hudutlardaki Türkmenleri de buraya yerleştirmişti.</p>
<p>Âmîd Artuklu hükümdarı Melik Mes’ûd, Selçuklulara tabi iken, Eyyûbîler arasındaki rekabetten yararlanarak kendini emniyete almaya çalışmış, bu se¬beple devrin kudredi simalarından Mısır Eyyûbî hükümdarı Melik Kâmil’e tabi olmuştu. Ayrıca o Moğolların önünden kaçan Sultan Celâleddîn Hârezmşâh ile de bir ittifak yapmıştı. Bu olay önce Eyyûbîlerden Melik Eşrefin canını sıkmış ve sultanı Melik Mes’ûd’a karşı harekete geçmeye teşvik etmişti. Nihayet sultan 1226 baharında ordusunu Malatya’da topladı, kendisi orada kalırken orduyu yine iki kola ayırarak harekete geçirdi. Birinci kol Emir Çavlı ile Adıyaman ve Kahta&#8217;ya, ikinci kol da Esededdîn Ayaz kumandasında Çemişkezek üzerine gidecekti.</p>
<p>Adı geçen kalelerin muhasara edilmesi, Melik Mes’ûd’un bu kez Melik Eşref&#8217;e başvurmasına sebep oldu. Melik Eşref de Selçuklu Sultanından sefere son vermesini istedi. Bu istek sultanı son derece kızdırmış ve Selçuklu ordusu harekâtına devam etmişti. Neticede Selçuklu ordusu Eyyûbî ve Artukluların on altı bin kişiden oluşan ordusunu bozguna uğrattı. Kâhta, Hısn Mansûr (Adıya¬man) ve Çemişkezek Selçuklu topraklarına dâhil edildi (1226).</p>
<p>Sultan Selçuklu ordusunun bu başarılarına rağmen yaklaşan Moğol tehlikesini görmüş, bu nedenle Eyyûbîler ile dostane ilişkiler kurmuş ve Melik Âdil’in kızı Gaziye Hâtûn ile evlenmişti (1227).</p>
<p>Öte taraftan 1225 yılında Anadolu’nun doğusunda iki taht değişikliği görüyoruz. Erzincan Mengücük hükümdarı Fahreddîn Behrâm-şâh ölmüş, yerine oğlu Dâvud-şâh; Erzurum’da ölen Selçuklu Mugîseddîn Tuğrul-şâh’ın yerine de oğlu Cihân-şâh geçmişlerdi. Bu yeni hükümdarlardan Dâvud-şâh ailesinin yıllarca sürdürdüğü siyaseti terk ederek bazı tertiplere girişiyor ve Selçuklulara tabi olmaktan kurtulmak istiyordu. Onu bu hevesinden vazge¬çirmek isteyen emrindeki beylerin uyarıları ise başarılı olmadı. Buna mukabil Dâvud-şâh bazılarını hapsetti, geri kalanlar ise Alâeddîn Keykubâd’a başvurdular.</p>
<p>Sultanın onlara karşı davranışlarından başına gelecekleri sezen Dâvud-şâh kıymetli hediyelerle Kayseri’ye gitti ve tekrar Selçuklulara tabi olduğunu bildirdi. Ancak o Erzincan’a döndükten sonra rahat durmamış, bu kez de Er¬zurum meliki Cihân-şâh’ı kışkırtmaya, Celâleddîn Hârezmşâh ve Eyyûbîler ile bağlantı kurmaya çalışmıştı. Bu durumu haber alan Alâeddîn Keykubâd bu ittifakın bir araya gelmesinden önce süratle bir ordu hazırlayarak Erzincan’a gönderdi. Dâvud-şâh’ın sultan ile görüşmek isteği reddedildi ve kendisine iktâ olarak verilen Akşehir ve Ilgın bölgesine gönderildi. Bu suretle Mengücüklü Devleti, Divriği kolu dışında, ortadan kaldırıldı (625/1228).</p>
<p>Ayrıca yine aynı hanedandan Şebin Kara-Hisar (Kögonya) hâkimi ve Dâvud-şâh’ın kardeşi Muzaffereddîn Muhammed de Emîr Mubârizeddîn Ertokuş idaresindeki Selçuklu ordusuna mukavemetin faydasızlığım anlayarak kendisine iktâ olarak verilen Kırşehir’e gitmişti. Erzurum meliki Cihân-şâh da kıymetli hediyeler ile sultana tabi olduğunu bildirdi. Alâeddîn Keykubâd Eyyûbîler ile olan dostane ilişkilerini bozmamak için şimdilik ona dokunmamıştı.</p>
<p>Moğollar birçok ülkeleri akınlar ile yağma edip hâkim olduktan sonra 1223 yılı başlarında Kırım sahilinde bir büyük ticaret merkezi olan Suğdak’ı da işgal etmişlerdi. Bu fırsattan yararlanan Trabzon’ daki Komnenosların Suğdak’ta yerleşmeye çalışmaları, Selçuklu Sultan’ın deniz aşırı bir sefer tertiplemesine sebep oldu.</p>
<p>O bu maksatla Kastamonu uç beyi Hüsâmeddîn Çoban’ı görevlendirdi. Hüsâmeddîn Çoban emrindeki orduyu gemilere bindirip Suğdak şehrine ulaşmış ve burayı ele geçirmişti. O daha sonra Kıpçak ve Rus hükümdarlarına elçiler gönderip Selçuklulara tabi olmalarını istedi. Neticede her iki hükümdar da hediyeler göndererek sultana tabi olduklarını bildirdiler. Emîr Çoban Suğdak’ı dinî bakımdan da teşkilatlandırmış ve bir kısım asker bırakarak geriye dönmüştür (1227). Buradaki Selçuklu hâkimiyeti uzun sürmemiş, muhtemelen 1239 yılında Moğolların tekrar Suğdak’a gelmeleriyle son bulmuştur. Komnenoslar, Suğdak şehrine yerleşmek istemelerinden başka, Karadeniz’deki Türk ve Müslüman gemilerini yağmalamışlardır.</p>
<p>Bu bakımdan Sultan Alâeddîn denizden ve karadan olmak üzere Trabzon üzerine ordu şevketti. Selçuklu ordusu Trabzon’u şiddetle muhasara etmiş, şehir düşmek üzere iken kötü hava şartları ve gece karanlığının bastırması kesin neticenin alınmasını engellemiş ve Türklerin çekilmesine sebep olmuştur (1228).<br />
Sultan Celâleddîn Hârezmşâh’a gelince, Moğollar önünden kaçarak Azerbaycan’a ulaşmış ve Tebriz şehrini başkent yaparak bu bölgede yerleşmişti (1225).</p>
<p>O daha sonra Alâeddîn Keykûbâd’a elçi göndererek dostluk kurmak istemiş, başlangıçta iki taraf bunu büyük bir istekle gerçekleştirmeye çalışmışlardı. Ancak Celâleddîn’in Şevvâl 626/Ağustos 1229’da Ahlat’ı şid¬detle muhasara ve Erzurum meliki Cihân-şâh’ın ona tabi olması bu dostluğun değişmesine yol açtı. Ayrıca Cihân-şâh’ın Celâleddîn’i, Melik Eşrefin de Alâeddîn’i tahriki bu iki Türk devleti arasında bir savaş tehlikesini belirgin bir hâle getiriyordu. Sultan Alâeddîn; Celâleddîn Hârezmşâh’a gerek elçi ve gerekse mektup göndererek Ahlât’ı kuşatmaktan vazgeçmesini istemiş, bu sırada Moğollar ile anlaşmak gerektiğini öne sürerek yine de Ahlât kuşatmasını terk ederse onunla beraber Moğollara karşı savaşabileceğini belirtmişti. Fakat Celâleddîn bir türlü Ahlat’ı almak hevesinden vazgeçmiyordu. Alâeddîn Keykûbâd onun bu davranışlarından kendi ülkesinin de muhtemel<br />
bir istila tehlikesi altında bulunduğunu düşünerek Celâleddîn&#8217;e karşı birleşmek üzere Eyyûbîlere elçi gönderdi. Ayrıca on iki bin kişilik bir kuvveti de Erzincan&#8217;a sevk etti.</p>
<p>Öte taraftan Eyyûbî ordusu Melik Eşref kumandasında ilerlerken, sultan da ordusuyla Kayseri’den harekete geçerek Sivas’a yürüdü, iki ordu Kızılırmak kenarında karargâh kurmuştu. Selçuklu ordusu on iki bin öncü ve yirmi bin de Sultan’ın emrinde olmak üzere otuz iki bin, Eyyûbîlerin de on bin kişilik kuvveti vardı. Hârezmşâhlar ordusu hakkında ise kırk bin ile on bin arasında değişen sayılar veriliyor. Sultan Celâleddîn 14 Mayıs 1230’da Ahlât’ı ele geçirerek zamanın bu önemli medeniyet merkezini tahrip et¬mişti. Daha sonra Cihân-şâh’ın mektupları ile Celâleddîn, Selçuklu-Eyyûbî ittifâkına karşı harekete geçti. O sırada Moğollar aleyhinde birleşmesi gere¬ken bu iki Türk ordusu, kaderin bir cilvesi olarak, Erzincan Akşehir’inde Yassıçimen Ovası’nda karşılaştılar. Üç gün süren savaşta Selçuklu öncüleri önce bir baskına uğrayarak ağır kayıplar vermişlerse de sonradan toparlanarak durumu lehlerine çevirdiler.</p>
<p>Nihayet 28 Ramazan 627/10 Ağustos 1230’da Hârezm ordusu ağır kayıplar ve çok sayıda esir vererek mağlup olmuştu. Selçuklu ordusuna esir düşenler arasında, Hârezmli büyük kumandanlar ve Cihân-şâh da bulunuyordu. Sultan Celâleddîn ise önce Malazgirt ve Ahlat’a oradan da Azerbaycan&#8217;a kaçmıştı. Bu iki büyük Türk devleti, kuvvetlerini bir¬leştirip Moğollara karşı kullanacakları yerde, birbirlerine karşı denemişler bu da Hârezmlilerin tarih sahnesinden silinmesine yol açacak bir başlan¬gıç olmuştu. Sultan Alâeddîn Keykûbâd ve Melik Eşref bu galibiyetten sonra Erzurum’a yürüdüler. Erzurum’da bulunan Cihân-şâh’ın kardeşi ve adamları şehri müdafaaya giriştilerse de, neticede Cihân-şâh’ın affedilmesi ve hiç kimseden geçmişin hesabının sorulmaması şartıyla anlaşmayı tercih ettiler.</p>
<p>Böylece Sultan Alâeddîn Erzurum’a hâkim oldu. Bir rivayete göre Cihân-şâh öldürüldü. Melik Eşref ise Erzurum’da sultandan ayrılarak Ahlat’a gitti. Alâeddîn Ahlat’ın hâkimiyet menşurunu ona vermişti.</p>
<p>Öte taraftan zayıf duruma düşen Celâleddîn Hârezmşâh’ı takip eden Moğollar 1231 yılında Doğu Anadolu’ya girdiler, buradaki devletler gerek Eyyûbîler ve gerekse Artuklular onlara karşı koyamamış ve bölge Moğollar tarafından tahrip ve yağma edilmişti. Hatta bir Moğol birliği Sivas ve Malatya yakınlarına kadar ilerledi. Buna mukabil sultan, Kemâleddîn Kâmyâr’ı Sivas&#8217;a gönderdi. Kemâleddîn, Erzurum bölgesi kumandanı Mubârizeddîn Çavlı ile birleşti. Moğolları bu bölgeye Gürcülerin gönderdiği düşünülerek Selçuklu ordusu Gürcistan hudutlarına yürüdü, bazı kale ve şehirleri ele geçirdi.</p>
<p>Bu Türk ordusuna mukavemet edemeyen Gürcü kraliçesi Rosudan, Kemâleddîn Kâmyâr’a barış teklifinde bulunarak Selçuklu tabiiyetine girmiş oldu. Ancak Moğol akımının Sivas’a kadar ilerlemesi, Sultan Alâeddîn Keykûbâd&#8217;ı bazı tedbirler almaya sevk etti. O, önce 630/1232 yılında Moğol Hanı Ögedey&#8217;e bir elçi göndererek barış yaptı, sonra da başıboş durumda bulunan Doğu Anadolu&#8217;ya hâkim olmayı planladı. Bu maksatla da Kemâleddîn Kâmyâr 1232 (veya 1233) yılında önce Ahlat&#8217;ı, sonra Van, Bitlis ve çevresini Selçuklu toprakları içine katarak buralarda müdafaa tedbirleri alındı, kaleleri tamir edildi. Ayrıca sultanın emriyle Ahlat bölgesi sübaşısı Sinâneddîn Kaymaz, ülkede başıboş dolaşan ve soygunlar yapan Hârezmli askerlerin liderleri ile görüştü.</p>
<p>Bu görüşme sonunda başta Kayır Han olmak üzere Hârezmli beyler ve onların idaresindeki on iki bin kişi Selçukluların hizmetine girdiler.</p>
<p>Selçukluların Ahlat’a hâkim olması, daha önce bu şehri elinde bulunduran Eyyûbîleri harekete geçirdi. Mısır hükümdarı Melik Kâmil bütün Eyyûbî meliklerini etrafında topladı. Onun emrinde yüz bini aşan bir ordu bulunuyordu. Bu Eyyûbî ordusu Halep-Kayseri kervan yolunu izleyerek Anadolu’ya, doğru ilerledi. Selçuklu Sultanı da yüz bini geçen ordusuyla karşı tedbîrler aldı ve Eyyûbîlerin geçeceği geçit ve boğazlar tutuldu. Melik Kâmil bu durum karşısında Besni ve Hısn Mansûr (Adıyaman) yönünde çekilmek zorunda kaldı. Onun bu çekilişine bazı aleyhte propagandalar da sebep olmuştu. Ancak Harput Artuklu hükümdarı Îzzeddîn Ahmed veya Hızır’ın kendi ülkesinden Anadolu’ya gidişin daha kolay olduğunu belirtmesi Melik Kâmil’i o tarafa yönelmeye sevk etti.</p>
<p>Sultan Alâeddîn de ordusunu o yöne gönderdi. Harput önünde vuku bulan savaşta Selçuklu ordusu Eyyûbîleri mağlup ettikten sonra adı geçen şehri kuşattı. Bu muhasara yirmi dört gün sürmüş, neticede Harput Selçuklulara teslim olmak zorunda kalmıştı. (Zilkade 631/1234 Ağustos). Böylece buradaki Artuklu kolu da sona ermiş oldu. Bu sırada melik Kâmil Süveydâ (Siverek) ’da idi, savaşın kaybedildiğini öğrendiği zaman Mısır’a döndü. Alâeddîn Keykubâd 632/1235 yılında Eyyûbîlerin idaresi altındaki ülkelere ikinci bir sefer tertipledi, kendisi Malatya’da kalmış elli bine yaklaşan Selçuklu ordusunu Kayseri sübaşılığına tayin ettiği Kemâleddîn Kâmyâr kumandasında Güneydoğu Anadolu&#8217;ya sevk etmişti. Bu Selçuklu ordusu daha sonra iki kol hâlinde hareket etmiş, bir kol Urfa&#8217;yı kuşatırken İkincisi de Siverek, Rakka ve Harran&#8217;ı ele geçirmişti. Nihayet kuşatma sonunda Selçuklular Urfa&#8217;ya sahip olmuşlardı. Ancak bir süre sonra Melik Kâmil&#8217;in karşı harekete geçtiği ve dört ay içinde bütün bu yerleri tekrar geri alarak yağmalattığını ve tahrip ettiğini görüyoruz. Ayrıca Selçuklular ile beraber ona karşı savaşmış olan Mardin Artuklu hükümdarı Necmeddîn I. Gazî’nin ülkesi de bu istiladan kurtulamadı (1235 yılı sonu/1236 yılı başı).</p>
<p>Alâeddîn Keykubâd Eyyûbîlerin bu istilasına Tâceddîn Pervâne kumandasında bir ordu göndermekle cevap verdi. Selçuklu ordusu Âmîd’i kuşattı, bu sırada Selçuklu ordusunda yer alan Kayır Han kumandasındaki Hârezmli askerler Mardin ve Musul Eyyûbîleri’nin hâkini olduğu beldeleri yağmaladılar. Selçuklu ordusu Âmîd’in sağlam surları karşısında başarılı olamayarak geri çekilmek zorunda kaldı (634/1236).</p>
<p>Sultan Alâeddîn Keykubâd, Âmîd’i almak hevesinden vazgeçmiyor ve bu maksatla Kayseri&#8217;de büyük bir ordu topluyordu. Bu sırada Moğol Büyük Kağanı Ögedey&#8217;in elçileri geldiler (1236). Ögedey Hân, sultana kendi cihan hâkimiyetlerini kabul etmesi suretiyle onunla barış içinde yaşamak istediğini bildiriyor, böylece Alâeddîn Keykubâd’a hükümdarlar arasında önemli bir yer vermiş olduğunu gösteriyordu. Sultan bu teklifi kabul ve Ögedey Hân&#8217;a hediyeler gönderilmesini emretti. Ayrıca o Âmîd’e karşı yapılacak sefer için hazırlıklarını sürdürüyordu, öte taraftan Melik Kâmil dışındaki bütün Eyyûbî Melikleri sultan ile anlaşma yapmışlardı. Onlar Melik Kâmil&#8217;in kendi ülkelerini alacağı düşüncesiyle Selçuklu Sultanı ile birleşmişlerdi.</p>
<p>Alâeddîn Keykubâd bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra çeşitli unsurlardan (Hârezmli, Ermeni, Rum, Gürcü, Frank, Rus, Kıpçak ve Kürtler) oluşan ordusuna Kayseri’nin Meşhed Ovası’nda bir geçit resmi yaptırdı. Bu arada küçük oğlu İzzeddîn Kılıç Arslan’ı veliaht ilan etmiş ve bütün devlet ileri gelenlerine bu veliahtlığı kabul için yemin ettirmişti. Daha sonra Ramazan Bayramının üçüncü günü huzurunda bulunan yabancı elçiler için büyük bir ziyafet verdi ve bu ziyafette yediği kuş etinden zehirlenerek o gece öldü (3 Şevval 634/30 Mayıs 1237).</p>
<p>Sultan Alâeddîn Keykubâd siyasi başarılarının yanı sıra ülkesinin İktisadî ve kültür yönünden de gelişmesine önem vermiş, yaptığı seferler ile ticaret yollarının güvenliğini sağlamış ve bu maksatla birçok kervansaray inşa ettirmişti. O ilim ve kültür ile uğraşanları himaye etmiş, Moğollar önünden kaçan Türkistanlı ve İranlı âlim, şair ve sanatkârlara kucak açmıştı. Sultan büyük inşa faaliyetlerinin yanı sıra, kendi adına Beyşehir Gölü üzerinde Kubâdâbâd, Kayseri civarında da Keykubâdiyye saraylarını yaptırmıştı. Bu büyük sultana Abbâsî halifesi de yazdığı menşûr ve mektuplarda &#8220;Sultan ül-a’zam” unvanıyla hitab ediyordu.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-donemi/">Türkiye Selçukluları – Alaeddin Keykubad’ın Saltanatı Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
