<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ahmet Akgündüz | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/ahmet-akgunduz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 Sep 2017 14:38:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Ahmet Akgündüz | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Lozan&#8217;ın Zafer Olmadığıyla İlgili Bir Belge</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2017 11:57:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan'ın Zafer Olmadığıyla İlgili Bir Belge]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Nadi ve Lozan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=14215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lozan&#8217;ın Zafer Değil Hezimet Olduğunu Gösteren Bir Belge Cumhuriyet Gazetesi Kurucusu Yunus Nadi’dem Mustafa Kemal’e: Lozan ile sahada kazandğımız zaferi masada hezimete çeviriyoruz. Ehliyetsiz İsmet Paşa başkanlığındaki hey’eti hemen çekiniz.” Cumhurbaşkanlığı Arşivinde bulunan 1923 tarihli bir belge, Lozan Andlaşmasının bir zafer değil hezimet olduğunu gözler önüne seriyor. Mektubu yazan Yunus Nadi Abalıoğlu (1879 &#8211; 28 [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/">Lozan’ın Zafer Olmadığıyla İlgili Bir Belge</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/17311274_10155040922909043_5583790002184530365_o/" rel="attachment wp-att-14216"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-14216" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/17311274_10155040922909043_5583790002184530365_o.jpg" alt="" width="392" height="554" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/17311274_10155040922909043_5583790002184530365_o.jpg 480w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/03/17311274_10155040922909043_5583790002184530365_o-212x300.jpg 212w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" /></a></strong></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><strong>Lozan&#8217;ın Zafer Değil Hezimet Olduğunu Gösteren Bir Belge</strong></p>
<p><strong>Cumhuriyet Gazetesi Kurucusu Yunus Nadi’dem Mustafa Kemal’e:</strong> Lozan ile sahada kazandğımız zaferi masada hezimete çeviriyoruz. Ehliyetsiz İsmet Paşa başkanlığındaki hey’eti hemen çekiniz.”</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Arşivinde bulunan 1923 tarihli bir belge, Lozan Andlaşmasının bir zafer değil hezimet olduğunu gözler önüne seriyor. Mektubu yazan Yunu<span class="text_exposed_show">s Nadi Abalıoğlu (1879 &#8211; 28 Haziran 1945), Cumhuriyet gazetesini kuran Türk gazeteci ve siyasetçi. II. Abdülhamid döneminde öğrencilik yıllarında başladığı gazeteciliği Yeni Gün gazetesini ve ardından Cumhuriyet gazetesini çıkararak ömür boyu sürdürdü. Gazeteciliğinin yanı sıra Osmanlı Mebuslar Meclisi&#8217;nde mebus, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde altı dönem milletvekilli olarak bulundu. Kurtuluş Savaşı&#8217;nda verilen milli mücadeleyi ve Mustafa Kemal’in İnkılablarını kararlılıkla desteklemiş bir kişi.</p>
<p><strong>Mektubun muhatabı ise Mustafa Kemal Paşa ve o dönemde Meclis Başkanı. Mustafa Kemal’e yazdığı mektupta şu noktaların altını çizmektedir:</strong></p>
<p><strong>1</strong>. Lozan Andlaşmasını Ankara dışında müzâkere edilmesinden endişeliyim. Sahada kazandığımızı masada kaybetme tehlikesi vardır.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>2.</strong> Lozan’ın karara bağlanacağı son safhada acınacak kadar kötü bir adam olan İsmet Paşa’nın seçilmesi yanlıştır.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>3</strong>. İsmet Paşa’yi Gazi’den başka kimse tasvip etmemektedir ve İsmat Paşa utanç verici bir haldedir.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>4.</strong> Hiçbir andlaşma ebediyete kadar kalacak kadar güçlü değildir; aslında bir paçavradır. Bağımsızlığımızı bununla mı kazandık? Bununla mı devam ettireceğiz?<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>5.</strong> Lozan başımıza çok belalar açacaktır. Bir an önce müzâkereler son vermemiz gerekmektedir.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><strong>6</strong>. Lozan’ı sona erdirecek bir hal öaresini yerine getirirseniz, Kurtuluş Savaşı kadar milleti kurtaracak bir iş daha yapmış olacaksınız.</p>
<p><strong>Mektup aynen şöyle:</strong><br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">“ TBMM Riyâseti, Kalem-ı Mahsus Müdiriyeti<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Sayı: 50, 1923<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show"><em>Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine;</em><br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Lozan’ın yeniden akamete uğrayabilmesi endişesinin verdiği huzursuzlukla Zat-ı Devletlerine takdim ediyorum. Vaziyetin Ankara haricindeki mütalaası hayrı müfid olmayabilir.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Lozan’ın son safhasında vaziyeti cidden acınacak kadar müşkil olan bir zat vardır ki, o da İsmet Paşa’dır. Görüyorum ki, bugün onu ortada Zat-ı sâmilerinden başka düşünecek ve tutacak kimse yoktur. İsmet Paşa’nın düşürüldüğü mevki-i hacâlet haysiyet sahibi herhangi bir adamı öldürecek kadar ağırdır.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Hiçbir mu’âhede ebedete bîveste olacak kudret-i te’yîdiye ile vücud bulmaz. Ve her mu’âhede nihâyet bir paçavradır. İstiklâlimiiz mu’âhede ile mi kurtardık? Ve mu’âhede ile mi idâme edeceğiz?<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">İyi bir mu’âhede yapabilmek hayaliyle bıraktığımız büyük işin hatır u hayale gelmedik müşkilât ile karşılaşmasından çok korkuyorum. Binâanaleyh mesâil-i bâkıye zararsız şekle ircâ’ olunarak ve yalnız olanların değil başka mazarratların dahi def’ ve izâlesini münhasıran milletimizin hayatiyetinden bekleyerek şu Lozan’a nihâyet vermekliğimiz lüzumuna şiddetle kaniim.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Vaziyet-i umumiyemizden aldığım intiba’a göre, hükümeti Lozan’ın hall ü intâcına sevk etmekle, memlekete birincisi kadar hâiz-i ehemmiyet ikinci bir halâs hizmeti ifa buyurmuş olacaksınız.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Sekiz on gün burada kalacağım. Bir emr-i devletleri olursa Polis Müdiiryeti bendenize îsâl edebilir. Ta’zîmâtımı te’yid eylerim efendim.<br />
</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Yunus Nadi<br />
İmza”<br />
Tebrik ederim.<br />
Gazi Mustafa Kemal. (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 1923 Belgeleri).</span></p>
<p>Prof.Dr.Ahmet Akgündüz</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/">Lozan’ın Zafer Olmadığıyla İlgili Bir Belge</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/lozanin-zafer-olmadigiyla-ilgili-bir-belge/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatih Sultan Mehmed&#8217;in Kudüs İle İlgili Fermanı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fatih-sultan-mehmedin-kudus-ile-ilgili-fermani/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fatih-sultan-mehmedin-kudus-ile-ilgili-fermani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Nov 2014 14:11:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed'in Kudüs İle İlgili Fermanı]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs Fermanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2283</guid>

					<description><![CDATA[<p>1453 yılında İstanbul&#8217;u fetheden Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı Devleti&#8217;ni günümüz Amerika Birleşik Devletleri gibi, dünyanın tek süper gücü haline getirmiştir. Nasıl İstanbul&#8217;da bulunan gayr-i Müslimlere onların hak ve hürriyetlerini garanti altına alan bir ferman vermiş ise, aynan öyle de kendisine, ellerinde Hz. Peygamber&#8217;in mübarek eliyle imzalı hatt-ı hümayunları ve Hz. Ömer&#8217;in Kufi Hattıyla yazılı yukarıda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fatih-sultan-mehmedin-kudus-ile-ilgili-fermani/">Fatih Sultan Mehmed’in Kudüs İle İlgili Fermanı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/fatih-sultan-mehmedin-kudus-ile-ilgili-fermani/fatih-sultan-mehmed-kudus-fermani-250x250/" rel="attachment wp-att-17179"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17179" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/fatih-sultan-mehmed-kudus-fermani-250x250-1.jpg" alt="" width="364" height="364" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/fatih-sultan-mehmed-kudus-fermani-250x250-1.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/fatih-sultan-mehmed-kudus-fermani-250x250-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 364px) 100vw, 364px" /></a>1453 yılında İstanbul&#8217;u fetheden Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı Devleti&#8217;ni günümüz Amerika Birleşik Devletleri gibi, dünyanın tek süper gücü haline getirmiştir. Nasıl İstanbul&#8217;da bulunan gayr<span class="text_exposed_show">-i Müslimlere onların hak ve hürriyetlerini garanti altına alan bir ferman vermiş ise, aynan öyle de kendisine, ellerinde Hz. Peygamber&#8217;in mübarek eliyle imzalı hatt-ı hümayunları ve Hz. Ömer&#8217;in Kufi Hattıyla yazılı yukarıda zikrettiğimiz fermanıyla gelince, Kudüs&#8217;teki Hıristiyanlara da bir hak ve hürriyetler fermanı vermiştir. Bunu ilk defa neşrediyoruz. </span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Orijinali, Kudüs Rum Patrikhanesinde ve bir sureti de Osmanlı Arşi-vinde bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmed&#8217;e gelerek bu fermanı alan Rum Patriği Atnasiyos&#8217;tur.</span></p>
<p><strong>Fatih&#8217;in Kudüs&#8217;teki Mukaddes Mekânlarla Alakalı Fermanı</strong></p>
<p><strong>1)</strong> Mucebince amel oluna; her kim hatt-ı hümayun-ı sa&#8217;adet-makrunu fesh ederse, Allah&#8217;ın la&#8217;netine uğrasun.</p>
<p><strong>2)</strong> Allah&#8217;ın izni ve Hz. Peygamber&#8217;in manevi yardımı ile İstanbul&#8217;u feth edince, dünyanın değişik bölgelerinden şahlar ve krallar, fethi teb-rik için elçiler gönderdiler. Bu arada Kudüs&#8217;te bulunan Rum Patriği Atna-siyos da, kendi rızasıyla kapıma gelip, daha önce Hz. Peygamber&#8217;in mü-barek eliyle imzalı emrini; Hz. Ömer&#8217;in Kûfî hattıyla yazılmış fermanını ve eski padişahların verdikleri fermanları ibraz ederek, Kudüs-i Şerif&#8217;de bulunan içeride ve dışarıdaki Kamame Kilisesi başta olmak üzere bütün namazgâhların ve ziyaretgâhların aynen kendi tasarruflarında kalmasını rica eyledi.</p>
<p><strong>3)</strong> Ben de buyurdum ki, eskiden ihsan olunduğu üzere, içeride yer alan Kamame Kilisesi ile bütün namazgâhları ve ziyaretgâhları; Gürci Manastırı olan Mar Ya&#8217;kub; Kudüs dışında yer alan manastırlar ve kilise-ler; Hz. İsa&#8217;nın doğduğu yer olan Beytüllahm&#8217;deki Büyük Kilise; mağara ve Kilisede yer alan üç kapı tasarruflarında ola.</p>
<p><strong>4)</strong> Hıristiyanların Kudüs&#8217;teki bütün patrik, papaz ve yamakları, bac, harac ve diğer örfî ve ve şer&#8217;î vergilerden mu&#8217;âf olalar.</p>
<p><strong>5)</strong> Bütün bu haklar ve hürriyetler, Hz. Peygamber, Hz. Ömer ve eski padişahlar tarafından ihsan olunduğu gibi, benim fermanım ile de veril-miştir. Tasarrufumda ve hükmüm altında bulunan bütün valiler ve adamlarım buna riayet edeler. Kimseyi rahatsız eylemeyeler.</p>
<p><strong>6)</strong> Eğer bundan sonra halifelerden, vezirlerden, âlimlerden veya Ümmet-i Muhammed&#8217;in diğer fertlerinden kim ki, Hz. Peygamber&#8217;in mübarek eliyle imzalı olan emrine, Hz. Ömer&#8217;in Kûfî hattı ile olan fer-manına, diğer padişahların fermanlarına ve benim fermanıma, para veya hatır gönül diyerek muhalefet ederse, Allah&#8217;ın ve Peygamberinin hışmına uğrasın.</p>
<p><strong>7)</strong> Şöyle bileler, alâmet-i şerife i`timâd ve inkıyâd kılalar. 15 Şevval 862/1458 İstanbul&#8221; .</p>
<p>Fatih Sultân Mehmed, Kudüs&#8217;teki önemli mukaddes mekanları da teker teker saymaktadır. Bir de aslını verelim.</p>
<p>&#8220;Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin Hatt-ı Hümayunları ile Sa-daka ve İhsan Buyurdukları Emr-i Alişandır</p>
<p><strong>1)</strong> Mucebince amel oluna; her kim hatt-ı hümayun-ı sa&#8217;adet-makrunu fesh ederse, Allah&#8217;ın la&#8217;netine uğrasun.</p>
<p><strong>2)</strong> Sebeb-i tahrir-i tevkî`-i refî`-i hümâyûn, vâcib&#8217;üt-tastîr-i yarliğ-i belîğ-i hümâyûn -Nassarahullahu Te`âlâ ilâ-i yub`asûn- oldur ki;</p>
<p><strong>3)</strong> Bi iznillahi Te&#8217;âlâ Hazret-i Resûl hurmetiyle Makam-ı Kostantınıy-ye feth u fütûh oldukda etrâf ve eknâfdan şahlar ve krallar Âsitâne-i Sa`âdetime elçiler gelüb feth u fütûhı arz edüb bu kerre Kudüs-i Şerif&#8217;de olan Rumların Patriği Atnasiyos (?) nam râhib rızalarıyla gelüb Âsitâne-i Sa`âdetime yüz sürüb ve Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Sallalahu aleyhi ve sellem) mübarek eliyle ve pençesiyle imzalu olan hatt-ı hümâyûnları ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) verdüği Hatt-ı Kufi ile ve selâtîn-i mâziyeden hatt-ı hümâyûnları ibraz edüb ve ricâ eyledi. Ol minval üzere Kudüs-i Şerif içerüsün ve taşrasunda namazların ve ziyaretlerin kel-evvel Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Sallalahu aleyhi ve sellem) ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) ve selâtîn-i mâziyeden sadaka ve ihsan olunan hatt-ı hümâyûnları mûcebince zabt ve tasarruf eyleyeler.</p>
<p><strong>4)</strong> İmdi kadimden ferman ve sadaka olunub bi aynihi içerüde olan Kamame ile cemî` namazgahları ve ziyaretleriyle ve Gürci Manastırı olan Mar Yakub ve Kudüs-i Şerif taşrasında olan manastırlar ve kiliseler ve Hazret-i İsa (Aleyhisselam) Hazretlerinin doğduğı Beytüllahm Kilisey-i Kübrâ ve Mağara ve Kilisede olan üç kapu miftahlarıyla şimal ve kıble ve garbî tarafından içinde olan cemî`-i millet-i Nasrâniyye Kudüs-i Şerif Patrikleri, yamakları bu vefk üzere eşyaları bâc ve harâcdan ve kakırlar-dan ve sâir tekâlif-i örfiyyeden kadîmden sadaka ve ihsan ve ferman olunan bi aynihî küllîsinden mu`âf ve müsellem olmak içün rice eyledük-leri ecilden; imdi kadîmden Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Salla-lahu aleyhi ve sellem) ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radi-yallahu Te`âlâ anh) ve selâtîn-i mâziyeden sadaka ve ihsan ve ferman olunan hatt-ı hümâyûnları mûcebince, cenâb-ı celâletim dahi sadaka ve ihsân ve fermân-ı âlî-şânım olmuşdur.</p>
<p><strong>5)</strong> Tasarrufumda ve hükmümde olan memleketler eğer deryadan ve karadan hâkim`ül-vakt olanlar Kudüs-i Şerif Patriği ve ruhbanları mezbûrlara himâyet ve sıyânet ve âhardan kimesne rencide eylemeye-ler.</p>
<p><strong>6)</strong> Ve eğer Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Sallalahu aleyhi ve sellem) sadaka ve ihsan olunan mübarek pençesiyle imzalu olan hattı ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) verdüği Kufi ile hattı ve selâtîn-i mâziyeden sadaka ve ihsan olunan hatt-ı hümâyûnları ve el-ân sadaka ve ihsan olun hatt-ı hümâyûn-ı sa`âdet-makrûnı ve fermân-ı âlî-şânı alub bundan sonra gelen halifeler ve vüzerây-ı izâmdan ve ulemâdan ve ehl-i örfden ve kapu kullardan ve sâir Ümmet-i Muhammed&#8217;den akçe içün veyahud hâtır içün feshine murâd ederler ise, Allah&#8217;ın ve Hazret-i Resûlün hışmına uğrasun.</p>
<p><strong>7)</strong> Şöyle bileler, alâmet-i şerife i`timâd ve inkıyâd kılalar. Tahrîren fî evâsıt-ı Şehr-i Şevvâl&#8217;il-Mükerrem li seneti isneyn ve sittîn ve semâne-mi`ete. Sene 862<br />
Bi Makam-ı Kostantınıyye&#8221; .</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ahmet Akgündüz</strong></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fatih-sultan-mehmedin-kudus-ile-ilgili-fermani/">Fatih Sultan Mehmed’in Kudüs İle İlgili Fermanı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fatih-sultan-mehmedin-kudus-ile-ilgili-fermani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dersim Hadisesi Ve Bediüzzaman’ın Hulusî Yahyagil’e Tavsiyeleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dersim-hadisesi-ve-bediuzzamanin-hulusi-yahyagile-tavsiyeleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dersim-hadisesi-ve-bediuzzamanin-hulusi-yahyagile-tavsiyeleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Nov 2014 14:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim Faciası]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim Hadisesi Ve Bediüzzaman’ın Hulusî Yahyagil’e Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim Olayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2277</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Kasım 1937 Dersim İsyanı veya Dersim Katliamı, Tunceli ili&#8217;nde 1937 yılında merkezi hükumetle Dersim aşiretleri arasındaki anlaşmazlıklar sonucu yaşanan olaylara verilen isimdir. Dersim&#8217;de mutlak devlet hâkimiyetini sağlamak için Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından harekât düzenlendi. Harekât neticesinde bölgede yaşayan 13.000&#8217;den fazla sivil ile 110 asker öldü ve 12.000 yakın insan zorunlu göçe tabi tutuldu. Takvim [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dersim-hadisesi-ve-bediuzzamanin-hulusi-yahyagile-tavsiyeleri/">Dersim Hadisesi Ve Bediüzzaman’ın Hulusî Yahyagil’e Tavsiyeleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/dersim-hadisesi-ve-bediuzzamanin-hulusi-yahyagile-tavsiyeleri/hulusi-yahyagil-dersim-2/" rel="attachment wp-att-17172"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17172" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/hulusi-yahyagil-dersim-1.jpg" alt="" width="233" height="346" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/hulusi-yahyagil-dersim-1.jpg 233w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/hulusi-yahyagil-dersim-1-202x300.jpg 202w" sizes="(max-width: 233px) 100vw, 233px" /></a>15 Kasım 1937</p>
<p>Dersim İsyanı veya Dersim Katliamı, Tunceli ili&#8217;nde 1937 yılında merkezi hükumetle Dersim aşiretleri arasındaki anlaşmazlıklar sonucu yaşanan olaylara verilen isimdir. Dersim&#8217;de mutlak devlet hâkimiyetini sağlamak için Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından harekât düzenlendi. Harekât neticesinde bölgede yaşayan 13.000&#8217;den fazla sivil ile 110 asker öldü ve 12.000 yakın insan zorunlu göçe tabi tutuldu.</p>
<p>Takvim yaprakları 15 Kasım 1937&#8217;yi gösteriyordu. İdam edilen kişi Dersim İsyanı&#8217;nın liderlerinden Seyyid Rıza&#8217;ydı. Seyyid Rıza ile birlikte içlerinde oğlunun da bulunduğu pek çok kişi idam edilmişti. 347 aileye mensup 3 bin 470 kişi Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa, İzmir gibi illere sürülmüştü. Dersim bu yaşananlardan sonra sessizliğe bürünmüştü. Adı da çıkartılan bir kanunla zaten çoktan Tunceli olmuştu.</p>
<p>Resmî kaynaklara göre böyle; ama şahidler hiç de öyle söylemiyor. Bu şahidler içerisinde hiç şüphesiz en ilgi çekici olanı Bediüzzaman’ın talebelerinden Hulûsi Yahyagil. Yahyagil, emekli albaydı ve Bediüzzaman’ın en yakın öğrencisiydi. Hayatında ancak sekiz defa görüşe bildiği Bediüzzaman’a müthiş saygısı vardı. Öyle ki sorduğu sorular ve yazdığı mektuplar, Bediüzzaman’ın en önemli eserleri arasında sayılan Mektûbât&#8217;ın oluşmasını sağladı. İşte Yahyagil, yarbaylığı döneminde Dersim&#8217;de isyanı bastırmakla görevli bir birlikte komutanlık yapıyordu.</p>
<p>Bediüzzaman o sırada Kastamonu&#8217;da sürgündeydi. Nursî, Şeyh Said İsyanı&#8217;nın ardından Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;daki pek çok isimle birlikte batı illerine sürgüne gönderilmişti. Önce Isparta&#8217;nın Barla nahiyesine, oradan da Isparta&#8217;ya sürülmüştü. Barla&#8217;da 10 yıla yakın kalmıştı. Isparta&#8217;da ise kısa bir süre kaldıktan sonra öğrencileriyle birlikte tutuklu yargılanmak üzere Eskişehir&#8217;e götürüldü. İdamla yargılandı ve beraat etti. Ancak beraat etmesi hiçbir şeyi değiştirmedi. Yine sürgün edildi. Bu defa sürgün yurdu Kastamonu&#8217;ydu. Yahyagil, Bediüzzaman’ı Barla&#8217;da ziyaret etmişti. Nursî bu ziyaretten çok hoşnut kalmıştı. Yahyagil&#8217;le bu tarihten sonra bağlantısı hiç kopmadı. Yahyagil, Bediüzzaman’ı sık sık ziyaret edemiyordu; ama ikili el altından sürekli haberleşiyordu. İşte Bediüzzaman’ın Kastamonu&#8217;ya sürgün edildiği dönemde Yahyagil de Elazığ&#8217;da görev yapıyordu.</p>
<p><strong>Hacı Hulûsi Bey’in hatıralarından aynen okuyalım:</strong></p>
<p>Ben Elaziz’de tabur komutanlığı yapıyordum.1938 Dersim isyanının sebeb olduğu facia hâdisesi neticelenmek üzere idi. Bizi de Dersim isyanını önlemeye ve bastırmaya me’mur ettiler. isyan dedikleri şey de, bazı dağ köylerinin o yıl vergi vermeme meselesi idi. Aslında hâdise basitti. Fakat nedense onu büyüttüler ve umûmileştirdiler.</p>
<p><strong>Bize verilen emir:</strong> Dersim ahalisini külliyen imha emri idi. “Canlı tek bir insan bırakılmayacak&#8230; genç ihtiyâr, suçlu suçsuz, çoluk çocuk, kadın erkek ne varsa hepsini imha&#8230;” Gerçi me’mur edildiğimiz bölgenin bir çoğu Rafizî idi. Amma yine de bizim raiyetimiz ve halkımız idiler. O tarz muamele ve emir nasıl bir uygulama şekli idi bilemiyorum.</p>
<p>Ben kıt’a komutanı idim. En çetin ve zor vazifeyi de bize vermişlerdi. “Sen piyadesin, seni topla da takviye etmek gerekir.” dediler. Çok mahzun ve muzdarib idim. Neticede vuku’ bulacak haksız zulüm ve gadirleri düşünüyordum. Aynı zamanda iki tane çıkılmaz hissin ortasında kalmıştım:</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Askerlikte emre mutlaka itaat&#8230;</p>
<p><strong>İkincisi:</strong> Göre göre bildiğim, olacak olan zulümlerden kaçmak, o ortamda isti’fa etmek, belki başka ma’nalar verilmek endişesi&#8230;</p>
<p>Bu me’yusane hüzünlü halet i ruhiyemi Üstâd’a da bildiremiyordum. Kâğıda bunları nasıl yazıp da derdimi dökebilirdim. Fakat Hazret i Üstâd, benim bu hüzünlü ye’is ve kederimi hissetmiş olacak ki; hazırlığımızı tamamlayıp, sabahleyin merhum babamla vedalaştım ve atıma bindim, kıt’anın başına gidiyordum. O günü isyan yerine hareket edecektik.</p>
<p>Bir baktım, bizim hizmet eri arkamdan koşup geliyor. Elime bir mektup verdi, açtım gördüm ki; Hazret i Üstâd Kastamonu’dan Ürgüp müftüsü olan kardeşi Abdülmecid vasıtasıyla bana gönderiyor. Benimle şöyle konuşuyor:</p>
<p><strong>“Salisen:</strong> Hulûsinin bir gailesi var diye hissediyorum. Merak etmesin. Risâle i Nur şâkirdlerine inÂyet ve Rahmet nezaret ederler. Dünyanın meşakkatleri madem sevab verir, geçerler. O musibetlere karşı sabır içinde şükür ile, metanetle mukabele edilmek gerektir. Hem o, hem sizler bütün dualarımda ve kazânçlarımda benimle berabersiniz&#8230;”</p>
<p>Bediüzzaman’ın’ın bu kerâmetkârane acib mektubu, hem Hulusî beyin inÂyet ve Rahmet nezareti altında himaye edileceğini bildirmesi içinde, haksız yere zulmen musibete uğrayan masumlarında akibet ve neticelerini bildirmektir. Hulûsi bey diyor:<br />
Mektub bana büyük bir teselli verdi, nefes aldım. İsyan bölgesine vardık. Çok uzak mesafelerden birbirimize tek tük birkaç mermi attıksa da, hiç kimseye birşey olmadı. Kimsenin burnu kanamadı. Döndük dolaştık, kimseyi bulamadık. Bölgeyi terk etmiş, mağaralara çekilmişlerdi. Rahmet ı ılahiye yardımımıza yetişti. Elimizi kirletmeden ve kana bulaştırmadan kurtardı ve muhafaza etti.</p>
<p>Hulûsi Yahyagil bu ruh haleti içerisinde ne yapacağını bilemezken eline bir mektup ulaşır. Emir erinin koşa koşa getirdiği mektup Bediüzzaman’dan gelmekteydi. Nursî Bediüzzaman takip edildiği için mektubu direkt Yahyagil&#8217;e göndermek yerine Kastamonu&#8217;dan Isparta&#8217;daki bir arkadaşına ulaştırmıştı. Yine aynı mektup buradan da Nevşehir-Ürgüp&#8217;te bulunan Abdülmecid Ünlükula gönderildi. Ünlükul, Bediüzzaman’ın küçük kardeşiydi ve Ürgüp&#8217;te müftülük yapıyordu. Mektubun üçüncü ve son durağı Hulûsi Yahyagil olacaktı. Mektupta Bediüzzaman, talebesine öğütlerde bulunur. Nur talebelerine Allah&#8217;ın yardım edeceğini, sabırlı ve metin olmasını tavsiye eder. Yahyagil&#8217;in bir sıkıntısının olduğunu ve bunu hissettiğini ama dünyada karşılaşılan zorlukların gelip geçici olduğunu anlatır mektubunda</p>
<p><strong>Bediüzzaman:</strong></p>
<p><strong>Râbian:</strong> Risâlet-ün Nur kendi kendine Kur’ân&#8217;ın himÂyeti ve hıfz-ı Rabbanî altında intişar ediyor. İmam-ı Ali (R.A.) iki defa &#8220;sırren, sırren&#8221; demesi işâret eder ki, perde altında daha ziyade feyiz ve nur verir. Sizin gibi kardeşlerim, zamanın sarsıntılı hâdisatına karşı, -şimdiye kadar gibi- yine tam mukavemet eder ümidindeyim. مَنْ آمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ düsturumuz olmalı.</p>
<p>Yahyagil, bu ilginç mektubu aldıktan sonra, istifa fikrinden tamamen vazgeçer. Birliğinin başında &#8220;te&#8217;dip ve tecziye&#8221; harekâtına katılır.</p>
<p><strong>Olayın devamını yine onun satırlarından okuyalım;</strong></p>
<p>&#8220;Mektup bana büyük bir teselli verdi, nefes aldım. İsyan bölgesine vardık. Çok uzak mesafelerden birbirimize tek-tük birkaç mermi attıksa da, hiç kimseye bir şey olmadı. Kimsenin burnu kanamadı. Döndük dolaştık, kimseyi bulamadık. Bölgeyi terk etmiş, mağaralara çekilmişlerdi. Allah yardımımıza yetişti. Elimizi kirletmeden ve kana bulaştırmadan kurtardı ve muhafaza etti.&#8221;</p>
<p>Nursî&#8217;nin duaları kabul olmuş olacak ki Yahyagil&#8217;in korktuğu başına gelmemişti. Ancak herkes Yahyagil kadar şanslı değildi. Bir başka &#8220;Nur Talebesi&#8221; Malatyalı emekli Yüzbaşı Şevki Bey de şunları nakletmektedir:</p>
<p>&#8220;Dersim İsyanı&#8217;nda isyan eden bazı insanlarla askerler harp ederken, isyancılar yavaş yavaş çekilip dağın zirvesine doğru gitmişler. Bizim askerler onlara ulaşamıyor ve bir şey yapamıyorlardı. Bu defa herhalde gelen emirler mucibince, Hulûsi Bey&#8217;e de verilen emir gibi, geri dönüp masum çoluk-çocuk, ihtiyâr demeden katletmeye başlamışlar. Hatta hınçlarını alamayarak, bazı taburlar topladıkları çoluk-çocuk, kadın ihtiyâr, bigünah masumları büyük avlulu surlu bir evin içine doldurmuşlar ve birçok teneke gazyağı döküp bunları ateşe vermişlerdi. Bu ateş içinde yükselen feryatlar ve çığlıklar ortasından, bir kadın kucağındaki bebeğini ateşte yanmaması için surun üstünden dışarıya fırlatmış. Fakat bir yüzbaşı o bebeği süngüleyerek, süngü ile tekrar surun üstünden ateşin ortasına atmıştı. Gözümle gördüm.&#8221;</p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Akgündüz</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dersim-hadisesi-ve-bediuzzamanin-hulusi-yahyagile-tavsiyeleri/">Dersim Hadisesi Ve Bediüzzaman’ın Hulusî Yahyagil’e Tavsiyeleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dersim-hadisesi-ve-bediuzzamanin-hulusi-yahyagile-tavsiyeleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman Mustafa Kemal’in Ölümünü Ve Kemalizmin Merhalelerini Haber Veriyor</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bediuzzaman-mustafa-kemalin-olumunu-ve-kemalizmin-merhalelerini-haber-veriyor/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bediuzzaman-mustafa-kemalin-olumunu-ve-kemalizmin-merhalelerini-haber-veriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Nov 2014 13:56:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman Mustafa Kemal'in Ölümünü Haber Veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman Mustafa Kemal’in Ölümünü Ve Kemalizmin Merhalelerini Haber Veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi ve İlmî Şahsiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizmin Son Dönemindeyiz]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ve Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal'in İktidarı Ne Kadar Sürecek?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=2274</guid>

					<description><![CDATA[<p>1937 senesinde Mustafa Kemal&#8217;in en çok şikâyetçi olduğu rahatsızlık, vücudunun muhtelif yerlerindeki ve bilhassa ayaklarındaki kaşıntıdır. 1937 Ekim&#8217;inde bu kaşıntıların musebbibinin Çankaya köşkündeki &#8220;et yiyen cinsinden küçük kırmızı karıncalar&#8221; olduğu söylenince, bu defa adeta bir seferberlik ilan edildi. Genelkurmay zehirli gaz uzmanı Nuri Refet Korur&#8217;un tavsiyesi ile köşkün &#8220;Cyclon B&#8221; denen siyanidrik asit gazıyla dezenfekte [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bediuzzaman-mustafa-kemalin-olumunu-ve-kemalizmin-merhalelerini-haber-veriyor/">Bediüzzaman Mustafa Kemal’in Ölümünü Ve Kemalizmin Merhalelerini Haber Veriyor</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/bediuzzaman-mustafa-kemalin-olumunu-ve-kemalizmin-merhalelerini-haber-veriyor/arsiv-belgeleri-isiginda-bediuzzaman-said-nursi-ve-ilmi-sahsiyeti-2/" rel="attachment wp-att-17173"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17173" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/arsiv-belgeleri-isiginda-bediuzzaman-said-nursi-ve-ilmi-sahsiyeti-1.jpg" alt="" width="473" height="279" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/arsiv-belgeleri-isiginda-bediuzzaman-said-nursi-ve-ilmi-sahsiyeti-1.jpg 560w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/11/arsiv-belgeleri-isiginda-bediuzzaman-said-nursi-ve-ilmi-sahsiyeti-1-300x177.jpg 300w" sizes="(max-width: 473px) 100vw, 473px" /></a></p>
<p>1937 senesinde Mustafa Kemal&#8217;in en çok şikâyetçi olduğu rahatsızlık, vücudunun muhtelif yerlerindeki ve bilhassa ayaklarındaki kaşıntıdır. 1937 Ekim&#8217;inde bu kaşıntıların musebbibinin Çankaya köşkündeki &#8220;et yiyen cinsinden küçük kırmızı karıncalar&#8221; olduğu söylenince, bu defa adeta bir seferberlik ilan edildi. Genelkurmay zehirli gaz uzmanı Nuri Refet Korur&#8217;un tavsiyesi ile köşkün &#8220;Cyclon B&#8221; denen siyanidrik asit gazıyla dezenfekte edilmesi kararlaştırıldı. Bu zehirli gaz gemilerde farelere karşı da kullanılmaktaydı. Bu bakımdan Yavuz gemisinden uzman bir ekip getirtildi. 7 Şubat 1938 günü işe girişilerek, köşkün bütün pencere ve kapıları zamklı bez ve kâğıtlarla kapatılarak gaz geçirmez bir hale getirildi. 48 saat müddetle köşk yoğun bir gaz altında tutuldu.</p>
<p>Bütün bu faaliyetlerden sonra köşk kırmızı karıncalardan temizlendi, ama Mustafa Kemal&#8217;in kaşıntıları yine geçmedi. Bunun uzerine yurt dışından doktorlar getirtildi. O sırada Mustafa Kemal&#8217;in karnı da cok miktarda su toplamaya ve bu su şiddetli rahatsızlık vermeye başlamıştı. Doktorlar yaptıkları muayene neticesinde hastalığa teşhis koymuşlardı. Bütün belirtiler, hastalığın &#8220;Siroz&#8221; olduğunu ortaya koyuyordu. Mustafa Kemal o zamana kadar her gece yaklaşık bir litre rakı içmekteydi. Doktorlara göre hastalığın amili bu alışkanlıktı. Doktorlar hastanın karaciğerinin artık vazifesini yapmadığını, zehirlenmenin başladığını, vücuttaki yağların tamamen eridiğini, şimdi de etlerin erimekte olduğunu söylüyordu.</p>
<p>Ağustos 1938&#8217;de hastalık iyice artmış, karında çok miktarda su toplanmıştı. Bu yüzden Mustafa Kemal ızdırap içerisindeydi. Sonunda bu suyun alınmasına karar verildi. Prof. Mim Kemal Öke, 7 Eylül 1938&#8217;de Mustafa Kemal&#8217;in karnında toplanan suyu şırınga ile aldı. Karından 12 litre su çıkmıştı. Ne var ki bu müdahaleden birkaç gün sonra karında tekrar su toplandı. Bunun üzerine 22 Eylül 1938&#8217;de yine Prof. Öke karındaki suyu aldı. Bu defa da yaklaşık 12 litre kadar mayi çıktı. Bu gibi çalışmalara, bütün bakım, tedavi ve ihtimamlara rağmen rahatsızlık günden güne şiddetleniyor, karında yine su birikiyordu. 13 Ekim 1938&#8217;de yine karından su alındı. 18 Ekim Salı sabah saat 10.30&#8217;dan başlamak üzere sık olarak &#8216;Aman dil, aman dil, bu geceden efendim&#8217; sözlerini tekrarladı. 9 Kasım 1938: Gece, Mustafa Kemal tekrar komaya girdi. 10 Kasım 1938: Ahval-i umumiye (genel durum) fenadır. Koma devam ediyor.</p>
<p>Saat 8.00&#8217;i geçerken Mustafa Kemal&#8217;in yüzü daha da soldu; sapsarı oldu ve birden gırtlağından &#8216;Hi&#8230; Hi&#8230; Hi&#8230;&#8221; diye sesler çıkmaya başladı. Bu sırada oradaki doktorlardan Kamil Berk gözleri yaşlı ve bir eli karyolaya dayalı olarak, diğer elindeki ıslatılmış pamukla Mustafa Kemal&#8217;in ağzına su verme çabasında, üzüntüleri solgun yüzlerinden okunan Prof. Dr. Süreyya Hidayet Serter ile Dr. Abravaya Marmaralı, tabanla ilgili refleksleri kontrol etmekteler. Saat 9.05 Mustafa Kemal birden gözlerini açtı, başını sert bir hareketle sağ tarafa çevirdikten sonra tekrar önceki durumuna getirdi&#8230; Ve son nefesini verdi.</p>
<p><strong>BEDİÜZZAMAN MUSTAFA KEMAL&#8217;İN ÖLÜMÜNÜ HABER VERİYOR</strong></p>
<p>Bedîüzzaman Mustafa Kemal’in ölümüyle alakalı haberi evvela daha evvel telif ettiği Beşinci Şu’a’da vermektedir:</p>
<p>Sonra dediler: &#8220;Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile Süfyan olduğu bilinecek?&#8221; Ben de cevaben dedim: &#8220;Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama &#8220;eli deliktir&#8221; denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zayi&#8217; oluyor, deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtela olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak.&#8221;</p>
<p>Sonra birisi sordu ki: &#8220;O öldüğü zaman İstanbul&#8217;da Dikili Taş&#8217;ta şeytan dünyaya bağıracak ki; filan öldü.&#8221; O vakit ben dedim: &#8220;Telgrafla haber verilecek.&#8221; Fakat bir zaman sonra radyo çıkmış işittim. Eski cevabım tam değilmiş bildim. Sekiz sene sonra Dâr-ül Hikmet&#8217;te iken dedim: &#8220;Şeytan gibi radyo ile dünyaya işittirecek.&#8221; Sonra Sedd-i Zülkarneyn ve Ye&#8217;cüc ve Me&#8217;cüc ve dabbet-ül-arz ve Deccal ve nüzul-ü İsa (A.S.) hakkında sualler sormuşlardı. Ben de cevab vermiştim. Hattâ eski Risâlelerimde onlar kısmen yazılmışlar.</p>
<p><strong>MUSTAFA KEMAL&#8217;İN İKTİDARI NE KADAR SÜRECEK?</strong></p>
<p>Bedîüzzaman, Mustafa Kemal’in iktidarının ne kadar olacağı konusunda da, Barla’da kaleme aldığını bildiğimiz Sırr-ı İnnâ A’taynâ adlı eserde bazı istihrâclarda bulunmuştur. Eğer Mustafa Kemal’in saltanatını, saltanata ilk hiyânet ettiği yıl olan 1922’den başlatırsanız 16 yıl; Hilâfetin kaldırılması ve Kanun-ı Esasînin kabulünden yani 1924 yılından başlatırsanız 14 yıl; İstiklal Mahkemelerinin kuruluşu ve Takrir-i Sükûn kanunlarından başlatırsanız yani 1925 yılından 13 yıl ve bütün muhâliflerini bertaraf ederek tam saltanata başladığı 1926 yılını esas alırsanız 12 yıl sürecek demek olur.</p>
<p>بسم الله الرحمن الرحيم<br />
لا يعلم الغيب إلا الله .وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ. الأنعام/59</p>
<p>(Gaybı ancak Allah bilir); (“Ne yaş, ne de kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta yazılmış olmasın.” En’âm Sûresi, 6:59)</p>
<p>Ümmetin lisan-ı hâli her vakit sorduğu gibi, mükerreren hararetli hamiyet-i İslâmiyeyi taşıyan zatlar benden <strong>sual ediyorlar ki:</strong> Bu istibdâd-ı askeriye-i keyfiye-i küfriyenin tecebbürü ne kadar devam edecek?</p>
<p><strong>Elcevab</strong>: Benim gibi hiç ender hiç bir adamdan böyle şeyler sorulmaz diyordum. Sen Kur’an’ın dellâlısın diyorlar, biz senden Kur’an namına istiyoruz. Ben de bu mes’eleyi Kur’an’dan sordum. Kur’an beni en kısa sûre olan Sûre-i Kevser’e havale etti. Ben o sûreden sordum, şu sûre dahi beni âhirki âyeti olan إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلۡأَبۡتَرُ e (“Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.” Kevser, 108:3) havale etti. Ben ona müracaat ettim. Dedi: “Benim hurufatımı say!..” Saydım,هُوَ ٱلۡأَبۡتَرُ deki hemze-i vasl ile beraber 13’tür, hemzesiz 12’dir. إِنَّ şeddeli “nun” bir sayılsa 14 olur. Nun iki sayılsa, hemze-i vasl dahi hesab edilse 16. Öyle ise bunların ömrü ve zulmünün devamı 12, 13, 14 veya 16 sene içindedir. Delil istedim, lisan-ı mana ile âyet dedi: “Tevafuk sırrıyla bak, beş emareyi göreceksin.”</p>
<p><strong>Birinci Emare:</strong> Bu istibdâd reislerinin üçünün mecmuu isimleri 13 olarak, benim mecmu-u hurufatım olan 13’e tevafuk etmekle beraber ef’alleriyle manama tevafuk ediyor. Demek umum ömürleri de bu kadardır.</p>
<p><strong>İkinci Emare:</strong> O istibdâdın büyük reisi, lâkabıyla beraber ismi tek başıyla yine ef’aliyle manama tevafuk etmekle beraber aded-i hurufatı 13 olup benim hurufuma tevafuk ediyor. Demek cebbarane ömrü de o kadardır.</p>
<p><strong>Üçüncü Emare:</strong> Mustafa Kemal ismine lâyık olmadığı için manası مااصطفي بكمال oluyor. O halde tek başıyla tek ismiyle 12 oluyor. Bir cihetle mecmu-u hurufum olan 12’ye tevafuk etmekle ef’aliyle manamı göstermekle beraber, ebcedî makamı lâkabıyla 1341 aded edip dinsiz cumhuriyetin mebdeini gösteriyor. İsbat ediyor ki, irtidadkârane siyasetin müddeti 12 senedir.</p>
<p><strong>Dördüncü Emare</strong>: مااصطفي بكمال lâkabı olan “Gazi” ile beraber 16 adediyle إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلۡأَبۡتَرُ in إِنَّ ile beraber 16 harfine ismi tevafuk ettiği gibi, müsemması dahi şenaatkârane siyasetiyle manama tevafuk ediyor. Demek müddet-i firavuniyeti 16 senedir. İki senesi mason komitesinin tehyiç ve tedbiriyle meşgul ve bir-iki sene de nifak perdesi altında zahir Müslüman ve İslâmiyet lehinde çalıştığından, bilhesab evvelki hesabdaki emarelerin neticesiyle yine 12 senede tevafuk ediyor.</p>
<p><strong>Beşinci Emare:</strong> Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a “el-ebter” deyip, adavetini bi’setin ikinci senesinde başlayan ve veledinin vefatıyla şeametkârane izhar eden müşrikîn-i Kureyş’in hakkında nâzil olan إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلۡأَبۡتَرُ âyetinin hurufatıyla hicretin ikinci senesinde vuku bulan gazâ-i Bedir’de onların mahvlerini bi’setten 13, 14 sene zarfında olduğunu gösterdiği gibi o heriflerin bir nevi halefleri olan bu zamanın münafıkîn-i şâninin dahi o müddet içinde adavetine hâtime verileceğine işaret, bu beş emare bir delil-i kat’î hükmündedir. لا يعلم الغيب إلا الله</p>
<p>Bedîüzzaman Hazretleri, Mustafa Kemal’i deccal diye vasıflandırmasına itiraz eden din âlimlerine de şöyle cevap veriyor:</p>
<p>Mu’terizane ve tenkidkârane mühim bir sual bana vârid oluyor.</p>
<p><strong>Diyorlar ki:</strong> Nasıl bu Cumhuriyet-i İslâmiyenin bir kısım reislerine “Küçük Deccal” namı veriyorsun. Halbuki diyânet riyâsetindeki mühim âlimler misillü çok ulemâlar onlara tâbi’dir, onlara duagû sayılırlar?</p>
<p><strong>Elcevab:</strong> 1350 sene evvel Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bir şakirdi ve esrar-ı Kur’aniyenin dersini bizzât Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’dan alan Hazret-i Ali (R.A.) meşhur ve matbu’ kasidesinde demiş ki:</p>
<p>(Bir takım Acem harfleri ki satır satır yazdırılmıştır<br />
Zengin fakir onunla gecelettirilmiştir.<br />
De ki gözüktü vakit gözüktü hem yaklaştı.<br />
Deccali bekleyin, kim yalan derse azmıştır.<br />
Çünkü o beldelerde dolaşır.<br />
Kulları arasında fitne çıkarır.)</p>
<p>İşte bu kasidede Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’dan aldığı derse binaen diyor ki:</p>
<p>“Huruf-u Arabiye acemî yani frengî hurufuna tebdil edildiği zaman, Deccal’ı intizar ediniz.” Evet o işi yapan ise küçük deccallardır ki, büyük Deccal’ın ileri karakoludur. Hem o zamanın en fenası, ulemânın fenasıdır. Yani dalaletin en fenası, ulemâ-is sû’ namı altındaki bir kısım bedbaht kisve-i ulemâda, dini dünyaya satmış adamlardan gelir. Ben de bu noktaya binaen derim ki: Hangi ulemâ var ki; ezan-ı Muhammediyeyi beğenmeyip, ezan yerinde bir şarkıyı kabul etsin. Öyleler âlim değil belki مَثَلُ ٱلَّذِينَ حُمِّلُواْ ٱلتَّوۡرَٮٰةَ ثُمَّ لَمۡ يَحۡمِلُوهَا كَمَثَلِ ٱلۡحِمَارِ يَحۡمِلُ أَسۡفَارَۢا‌ۚ altında dâhil oluyor..<br />
(“Tevrat`la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah`ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” Kur’an, 62: 5)</p>
<p><strong>KEMALİZMİN SON DÖNEMİNDEYİZ</strong></p>
<p>Mustafa Kemal’in öncülüğünü yaptığı Kemalizmin merhalelerini açıklayan Bedîüzzaman şu tesbitleri yapmaktadır:</p>
<p>Onikinci Mes&#8217;ele: Rivayetlerde var ki: &#8220;Deccal&#8217;ın birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür.&#8221;<br />
لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ Bunun iki tevili vardır:</p>
<p>Birisi: Büyük Deccal&#8217;ın kutb-u şimalî dairesinde ve şimal tarafında zuhur edeceğine kinaye ve işarettir. Çünki kutb-u şimalînin mevkiinde bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Bir gün şimendifer ile bu tarafa gelse, yaz mevsiminde bir ay mütemadiyen güneş gurub etmez. Daha bir gün otomobil ile gelse, bir haftada daima güneş görünür. Ben Rusya&#8217;daki esaretimde bu mevkiye yakın bulunuyordum. Demek büyük Deccal, şimalden bu tarafa tecavüz edeceğini mu&#8217;cizane bir ihbardır.</p>
<p>İkinci tevili ise: Hem büyük Deccal&#8217;ın, hem İslâm Deccalı&#8217;nın üç devre-i istibdâdları manasında üç eyyam var. &#8220;Bir günü, yani bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üçyüz senede yapılmaz. İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır.&#8221; diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş.</p>
<p>Ancak şu notu burada da düşmek gerekmektedir:<br />
Aziz, sıddık, hâlis, sebatkâr, fedakâr kardeşlerim!</p>
<p>Evvelâ: Sırr-ı İnna A’tayna hiç yanımda bulunmadığının sebebi, eski zamanda iki hiss-i kabl-el vukuumda bir iltibas olmuş.</p>
<p>Birincisi: Bir hiss-i kabl-el vuku ile yalnız vatanımızda dehşetli bir hâdiseyi ve zalimlerin musibetini hissettim. Halbuki büyük dairede, zemin yüzünde, haber verdiğimiz gibi oniki sene sonra aynen o sırr-ı azîm görüldü. Benim istihracımı gerçi zahiren bir parça tağyir etti. Fakat hakikat cihetinde pek doğru ve ayn-ı hakikat meydana çıktı. Bunun için o Risâleyi yanımda bulundurmuyorum ve başkalarına vermiyorum.</p>
<p>İkincisi: Kırk sene evvel tekrarla dedim: Bir nur göreceğiz. Büyük müjdeler verdim. O nuru büyük daire-i vataniyede zannederdim. Halbuki o Nur, Risâle-i Nur idi. Nur şakirdlerinin dairesini umum vatan ve memleket siyasî dairesi yerinde tahmin edip sehiv etmiştim.</p>
<p>Hüsrev Ağabey’in konuyla alakalı şu tesbiti de manidardır:</p>
<p>İkinci fıkra ki, Sırr-ı İnna A’tayna’ya bakıyor. Evet sevgili Üstad’ım! O Sırr-ı Kevser birinci basamakta umulmadık bir tarzda i’cazını gösterdi. On üç senenin hitamında dehşetli dinsizlik cereyanının en dehşetli bir düğümünü öldürdü. O vakit kâbusun yarısının üzerimden sıyrılıp kalktığını, çekilip gittiğini görür gibi kendimde hissetmiştim ve öylece hıffet bulmuştum. İnşâallah on altı nihayetinde de o en dehşetli düğümün ikincisini de öldürür. Bu dehşetli, boğucu, öldürücü, zulmetli kâbustan bizi bütün bütün kurtarır. Lütf-u Hak’la bizi selâmete îsal eder.</p>
<p><strong>(Akgündüz, Bediüzzaman Said Nursi ve İlmî Şahsiyeti, c. II)</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bediuzzaman-mustafa-kemalin-olumunu-ve-kemalizmin-merhalelerini-haber-veriyor/">Bediüzzaman Mustafa Kemal’in Ölümünü Ve Kemalizmin Merhalelerini Haber Veriyor</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bediuzzaman-mustafa-kemalin-olumunu-ve-kemalizmin-merhalelerini-haber-veriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkler ve Araplar Arasında ki Nefret Tohumları?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkler-ve-araplar-arasinda-ki-nefret-tohumlari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkler-ve-araplar-arasinda-ki-nefret-tohumlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Sep 2014 18:03:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar İhanet Etti mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar ve Türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar ve Türkler Arasında İhtilaf]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinmeyen Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Her ikisi de Müslüman olan Araplarla Türkler arasında karşılıklı nefret tohumlarının atılmasına sebep olan olaylar nelerdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler ve Araplar Arasında ki Nefret Tohumları?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1705</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her ikisi de Müslüman olan Araplarla Türkler arasında karşılıklı nefret tohumlarının atılmasına sebep olan olaylar nelerdir? Maalesef, tam 150 yıldır, Müslüman Arap kardeşlerimizin Müslüman Türkleri sö­mürücü olarak vasıflandırmaları ve buna karşılık ise, özellikle Cumhuriyet devri aydınlarının katı bir Arap düşmanı kesilmesinin tarihî bazı sebepleri vardır. Birinci sebep, İslâm kardeşliği ve hususan hilâfet müessesesinden menfaati ze­delenen [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkler-ve-araplar-arasinda-ki-nefret-tohumlari/">Türkler ve Araplar Arasında ki Nefret Tohumları?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/turkler-ve-araplar-arasinda-ki-nefret-tohumlari/araplar-turkler-2/" rel="attachment wp-att-17045"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-17045" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/araplar-turkler-1.jpg" alt="" width="279" height="302" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/araplar-turkler-1.jpg 325w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/09/araplar-turkler-1-276x300.jpg 276w" sizes="(max-width: 279px) 100vw, 279px" /></a>Her ikisi de Müslüman olan Araplarla Türkler arasında karşılıklı nefret tohumlarının atılmasına sebep olan olaylar nelerdir?</strong></p>
<p>Maalesef, tam 150 yıldır, Müslüman Arap kardeşlerimizin Müslüman Türkleri sö­mürücü olarak vasıflandırmaları ve buna karşılık ise, özellikle Cumhuriyet devri aydınlarının katı bir Arap düşmanı kesilmesinin tarihî bazı sebepleri vardır.</p>
<p><strong>Birinci sebep</strong>, İslâm kardeşliği ve hususan hilâfet müessesesinden menfaati ze­delenen İngiltere ve Fransa gibi Avrupalı devletlerdir. Bunlar Lawrence gibi iki Müslü­man millet arasına soktukları ajanlarla, bu İki milleti birbirine düşman etmişlerdir. Bunu artık aklı başında olan Araplar da Türkler de kabul etmektedirler. Bugün komünizm kadar tehlikeli bir düşmanımız da Müslüman Arap kardeşlerimizle aramızdaki soğuk­luktur.</p>
<p><strong>İkinci sebep</strong>, Türk milletinin içinde bulunan Avrupa kâselisleridir ki, Türk milletini İslâmiyetten uzaklaştırmanın önemli bir faktörü olarak, onları Kur&#8217;ân dili Arapça&#8217;dan ve Müslüman Arap milletinden koparmayı görmüşlerdir.</p>
<p><strong>Üçüncü sebep</strong>, Arap aleminde Batılıların teşvikiyle ve özellikle Hıristiyan Arapların tahrikiyle oluşan Türk düşmanlığıdır. Bu düşmanlık ders kitaplarına kadar inmiştir. Suriye&#8217;nin Hatay&#8217;ı hala kendi sınırları içinde göstermesi; Suudi Hükümetinin Mekke ve Medine&#8217;deki Osmanlı izlerini silmeye çalışması ve bütün Arap tarihlerinde Osmanlı Devleti&#8217;nden sömürgeci ve zâlim devlet diye bahsedilmesi bunun en acı misâlidir.</p>
<p><strong>Dördüncü sebep</strong>, I. Cihan Harbi sırasında, Arapların İngiliz ve Fransızların tahrikiyle başlattığı isyanlar ve bunlara karşı tamamen Türkçü olan Cemal Paşa ve benzerleri­nin uyguladığı yanlış politikalardır. Bu olayların başında Arab İhtilâli ile Âliye Divan-ı Harb-i Örfî olayı gelmektedir.</p>
<p>Ahmet Akgündüz – Bilinmeyen Osmanlı, s.296.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkler-ve-araplar-arasinda-ki-nefret-tohumlari/">Türkler ve Araplar Arasında ki Nefret Tohumları?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkler-ve-araplar-arasinda-ki-nefret-tohumlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman&#8217;a Göre Mustafa Kemal Yahudi&#8217;dir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bediuzzamana-gore-mustafa-kemal-yahudidir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bediuzzamana-gore-mustafa-kemal-yahudidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2014 06:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman'a Göre Mustafa Kemal Yahudi'dir]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ve Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Yahudi mi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=1626</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugünlerde Mustafa Kemal&#8217;in serveti ve bunun kaynakları açıklanıyor. Çok tartışma konusu olan Yahudiliği konusunda Bediüzzaman&#8217;ın neşredilmemiş SIRR-I İNNA A&#8217;TAYNA adlı eserinde, ilgi çekici tesbitler var. Açıkça Mustafa Kemal&#8217;in Yahudi olduğu aktarılıyor. Bu Risale Eskişehir Mahkemesinde gündeme gelmiş ve ancak Bediüzzaman beraat eylemiştir. Ceza başka sebeplerle verilmiştir. &#8220;Ma’lum büyüğe karşı birden hiddete geldi ve def’aten yazıldı: Ey [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bediuzzamana-gore-mustafa-kemal-yahudidir/">Bediüzzaman’a Göre Mustafa Kemal Yahudi’dir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/bediuzzamana-gore-mustafa-kemal-yahudi.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1627" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/bediuzzamana-gore-mustafa-kemal-yahudi.jpg" alt="bediuzzamana-gore-mustafa-kemal-yahudi" width="556" height="720" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/bediuzzamana-gore-mustafa-kemal-yahudi.jpg 556w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/bediuzzamana-gore-mustafa-kemal-yahudi-232x300.jpg 232w" sizes="(max-width: 556px) 100vw, 556px" /></a></p>
<p>Bugünlerde Mustafa Kemal&#8217;in serveti ve bunun kaynakları açıklanıyor. Çok tartışma konusu olan Yahudiliği konusunda Bediüzzaman&#8217;ın neşredilmemiş SIRR-I İNNA A&#8217;TAYNA adlı eserinde, ilgi çekici tesbitler var. Açıkça Mustafa Kemal&#8217;in Yahudi olduğu aktarılıyor. Bu Risale Eskişehir Mahkemesinde gündeme gelmiş ve ancak Bediüzzaman beraat eylemiştir. Ceza başka<span class="text_exposed_show"> sebeplerle verilmiştir.</span></p>
<p>&#8220;Ma’lum büyüğe karşı birden hiddete geldi ve def’aten yazıldı:<br />
Ey mülhidler, münafıklar ve ahmaklar! Benim cesedimi paramparça etseniz de hakkı söylemekten vazgeçmeyeceğim. Eğer mümkün olsa bütün Şark’a ve Garb’a dinletecek derecede şöyle haykıracağım: Bu Kur’an haktır; bu Furkan sadıktır. Bu Kur’an Allah kelamıdır, onda hiçbir şüphe yoktur. Hz. Muhammed Allah’ın resulüdür; bunda şek edilemez. Onun Şerî’atı Allah’ın vahyidir; mutlak adâlettir ve asla zulüm değildir.<br />
Ey Lâdînî olan mülhidler ve inkârcılar! Dine Arş’ı titretecek kadar zulm ettiniz. Akibetinizi bekleyiniz. Sizin de sonunuz gelecek. Yakînim var ki, büyük bir kıvranış ve kahr ile gebereceksiniz. Ölüm döşeğinizden Arş’ın sahibi olan Allah perçemlerinizden yakalayarak sizleri cezalandıracaktır. Ağlama ve eyvah sesleriniz arasında Cehennemin sakar denilen ateşlerine atılacaksınız; sizleri acıdan titrecek olan zakkum meyvesini yiyeceksiniz; Kur’an’ın gıslîn tabir ettiği bağırsaklarınızı parçalayacak olan cehennem içeceğini içeceksiniz. Azabınız ebedidir.<br />
Siz bize mürteci diyorsunuz; biz de size mürtedler adını veriyoruz. Sizler kâfirlerin en habisi ve vahşi hayvanlardan da vahşisiniz. İsmine layık olmayan reisiniz, deccal ve süfyandır; zındıkanın reisidir; vahşi eşeklerden daha eşektir; Yahudilerin en adilerindendir; zâlimlerin en zâlimidir.&#8221;</p>
<p>Mustafa Kemal’in 30 Eylül 1911’de Kudüs Kamenitz Oteli’nde Yahudi Eliezer Ben Yehuda’nın oğlu Itamar Ben-Avi ile sohbeti: Mustafa Kemal: “SABETAY SEVİ’nin soyundan geliyorum. Kendisine hayranım. Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihliği altında birleşse..”</p>
<p>Hatta daha ötesi var:</p>
<p>Bedîüzzaman hayatta iken bazı Nur Talebeleri, Zındıka Komitesinin reisi olarak kabul ettikleri Mustafa Kemal’e Atatürk ünvanının verilmesine de karşı çıkmakta ve bu yüzden Bedîüzzaman ve Nur Talebeleri hakkında çıkarılan Kararnâmeye itiraz etmektedirler:<br />
Yine kararnamenin aynı sahifesinde, Said Nursî’nin mahkûmiyetinin bir sebebi olarak yazmışlar ki:</p>
<p>“Bütün ömrünü Türk vatanının dâhilî ve hâricî türlü tecavüzlerden kurtulmasına hasr-ı vakfeden, Türkiye Cumhuriyeti’nin bânisi ve Türk istikbal ve istiklâlinin sâdık ve fedakâr hâdimi olan Atatürk’ü Süfyan ve İslâm Deccalı, tagut, dalalet zındıka komitesinin firavunmeşreb reisi, ehl-i dalaletin dehşetli şahsiyeti diye vasıflandırmak ve bu suretle her Türk’ün kalbinde kökleşen Atatürk’ün sevgisini gönlünden sarsarak ve ona âlet olan has adamlarına münafık, mülhid demesi büyük bir suçtur diye mahkûm ediyoruz.”</p>
<p>Cevab: Yine Nur’un hapse girmiş bir kısım talebeleri diyorlar ki: Bu vatan ve milletin istikbalini ve istiklâlini mahveden onun icraatı olduğuna bir delil şudur: Bu vatandaki milletin 1000 seneden beri Hristiyanın dehşetli umum devletlerine karşı 350 milyon ma’nevî ihtiyat kuvveti hükmünde olan âlem-i İslâm bütün ruh u canıyla bu vatandaki millete uhuvveti ve irtibatı ve düşmanın bu vatana hücumu vaktinde o muazzam ma’nevî ordu ağlaması ve itiraz etmesi içindir ki; 70-80 bir zaman 120 milyon Osmanlı Devleti o dindar raiyetiyle 400 milyon Hristiyan devletlerine karşı istiklâlini, istikbalini muhafaza ediyordu. İşte o reis, bu ihtiyat kuvveti bu vatan ve milletin aleyhine çevirmesi ve bir cihette istiklâlini, istikbalini mahvettiği halde; nasıl istiklâl ve istikbalini muhafaza ediyor ve kurtarmış denilebilir?</p>
<p>Hem Bağdad’dan tâ Hind’e ve Mısır’dan Cezayir’den tâ Endülüs’e ve Yemen’den tâ Habeşistan’a kadar âdeta iki Avrupa kıtası kadar Osmanlı hâkimiyeti ve Türk milletinin âmiriyeti tahtında iken, 40 seneden beri o reis ve onun gibi dinsizliği dindarlara tercih edenler, 70 milyon Arab’ı elinden çıkardığı gibi, en mukaddes şeylerini dahi rüşvet verdirmeğe ve istibdâd-ı mutlak ve rüşvet-i mutlaka ile ancak bir muvakkat idareye mecbur eden ve bu bîçare masum ve mazlum ve dindar ve mücahid milletin hem istikbalini hem istiklâlini dehşetli ve çok acınacak bir vaziyete sokan ve hakiki Türk hamiyetçiler ve vatanperverler ve dindar mütefekkirlerinin kalblerinde sevgisi kökleşmemiş olduğu halde; Said o sevgiyi çıkarmasıyla suçludur, mahkûm olur demeleri; ne kadar haktan, hakikattan, insaftan, vicdandan uzak olduğunu her vicdan sahibi anlar. Ve 20 ay hem tecrid-i mutlakta hapis, hem 2 sene göz hapsi altında mahkûm etmek, dünyada hiç emsali vuku’ bulmamış zalimane bir muameledir.</p>
<p>Acibdir ki; savcı müddeî iftiralı ittihamnamesinde en ziyade iliştiği ve Said’in ittihamına medar yaptığı, Siracünnur’un âhirindeki Beşinci Şu’a’ın mes’elelerinde Said demiş ki: Başa şapka koymağa cebreden Süfyan öyle dehşetli istibdâdla hareket eder ki, bir cani yüzünden yüz köyü harab eder.. bir âsi yüzünden binler masumu mahveder dediği fıkra için Said’in mahkûmiyetine pek musırrane çalışıp demiş ki: Atatürk’ü tahkir edip, inkılablar aleyhindedir.</p>
<p>Cevab: Yine o cevab veren Nur şakirdlerinden Abdürrezzak namında birisi diyor ki: İşte o davanın doğruluğuna delalet eden yüzer emareden tek bir emaresi, 1938’deki Dersim faciasında binler masumları, ihtiyar kadınları hem öldürtüp hem ateşlere atmak ve bir isyan tevehhümü ve ihtimali yüzünden yaktırması; bu Beşinci Şu’a’ın o hükmünü kat’î hakikat olarak gözlerine sokuyor.</p>
<p>Acaba 1000 seneden beri bir milyar şühedâyı hakikat-ı Kur’an ve iman yolunda feda edip şehid veren ve bütün mefahiri İslâmiyetle tahakkuk eden ve âlem-i İslâm’ın en büyük ordusu ve kahraman milleti olan Türk’e bütün bütün mahiyetlerine zıd ve bütün ecdadlarını darıltan, inciten, manen ihanet eden ve neslen hiç Türklükle münasebeti olmayan bir adama, Türklerin ceddi ve büyük babası namını vermek; ne derece Türklüğe bir adavet ve ihanet olduğu anlaşılmıyor mu?</p>
<p>Bedîüzzaman ise, ona Mustafa Kemal isminin yakışmadığını ve yakışan ismin ما اصطفي بكمال olduğunu şöyle açıklamaktadır:</p>
<p>Bir zaman işittim ki; âhirzaman deccalından evvel ona benzer küçük mikyasta müteaddid küçük deccallar gelir ve bir kısmı geçmiş dedim. Öyle ise herhalde Şerî’at-ı Ahmediyenin ve şeair-i İslâmiyenin tahribine çalışan Mason komite reislerinden ve hiçbir cihette müstehak olmadığı Mustafa Kemal ismiyle malûm olan şahs-ı menhus, o deccallardan birisidir. Bidayet-i cumhuriyette kalbim öyle hükmetti. Bir emare aradım. O zaman kalbime geldi ki: Hesab-ı ebcedî ilm-i cifirde ve çok ulûmda muteber olduğundan onunla bakayım dedim, hesab ettim. Mustafa Kemal ismine ما اصطفي بكمال iki fark ile tevafuk ediyor.</p>
<p>Ahmet Akgündüz</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bediuzzamana-gore-mustafa-kemal-yahudidir/">Bediüzzaman’a Göre Mustafa Kemal Yahudi’dir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bediuzzamana-gore-mustafa-kemal-yahudidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Irkçılığı ilk dâvâ eden kimdir ve bu davranış, kimin özelliğidir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/irkciligi-ilk-dava-eden-kimdir-ve-bu-davranis-kimin-ozelligidir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/irkciligi-ilk-dava-eden-kimdir-ve-bu-davranis-kimin-ozelligidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Apr 2013 07:16:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[kürt ırkçısı]]></category>
		<category><![CDATA[türk ırkçısı]]></category>
		<category><![CDATA[turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=661</guid>

					<description><![CDATA[<p>Irkçılık, zaten bir dâvâ olmaktan çok uzak. Şu veya bu ırktan olmamız nasıl irademiz dışında ise, ırk değiştirmekten mahrum olduğumuz da bir gerçek&#8230; O halde, insan ırk dâvâsı güttüğü ve onun reklâmını yaptığı zaman ne demek istiyor?.. Bir adam ortaya atılıp, “benim gibi boylu var mı” diye bir dâvâ gütse maskara olmaz mı?.. Herkes ona [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/irkciligi-ilk-dava-eden-kimdir-ve-bu-davranis-kimin-ozelligidir/">Irkçılığı ilk dâvâ eden kimdir ve bu davranış, kimin özelliğidir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/irkciligi-ilk-dava-eden-kimdir-ve-bu-davranis-kimin-ozelligidir/irkcilik-300x242/" rel="attachment wp-att-16414"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-16414" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/04/irkcilik-300x242-1.jpg" alt="" width="300" height="242" /></a>Irkçılık, zaten bir dâvâ olmaktan çok uzak. Şu veya bu ırktan olmamız nasıl irademiz dışında ise, ırk değiştirmekten mahrum olduğumuz da bir gerçek&#8230; O halde, insan ırk dâvâsı güttüğü ve onun reklâmını yaptığı zaman ne demek istiyor?.. Bir adam ortaya atılıp, “benim gibi boylu var mı” diye bir dâvâ gütse maskara olmaz mı?.. Herkes ona der ki: “Arkadaşım, annenle baban seni çekip uzatarak uzun yapmadılar&#8230; Kısa boyluyu da, kimse mengenede sıkıştırmadı&#8230; Senin dâvân tamamen yersiz. Ben seni takdir etsem bile senin gibi olmak elimde mi? Öyle ise neyin dâvâsını güdüyorsun?”</p>
<p>Soy dâvâsı gütmek de buna benzemiyor mu? Türk olan, Kürt olan, Arap olan zaten olmuştur. Bundan çıkmaları mümkün değil. Olmayanlar da olmamışlardır. Buna girmeleri mümkün değil. Dâvâ ona derler ki, insan, onu kabullendiğinde intisap edebilsin. Irkçılıkta bu mümkün mü?..</p>
<p>Bir zamanlar birtakım kimseler Türkçülük namına bu milletin İslâm âleminden kopmasına yardım ediyor ve onları bizden ayırmaya çalışan İngiliz ajanlarının işini kolaylaştırıyorlardı&#8230;</p>
<p>Bu sırada bu milletin bağrından çıkan büyük Üstad Bediüzzaman&#8217;ın şöyle haykırdığını işitiyoruz: “Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et&#8230; Senin milliyetin İslâmiyet ile imtizaç etmiş, ondan kabil-i tefrik değil, tefrik etsen mahvsın. Bütün senin mazideki mefahirin İslâmiyet defterine geçmiş, bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme!..”</p>
<p>O günkü fitnenin bir başkası şimdi sahneleniyor. O halde aynı ikazı Türk yerine Kürt kelimesini koyarak şarktaki din kardeşlerimize, mazideki silah arkadaşlarımıza, Osmanlı&#8217;nın önemli bir rüknü olmakla garbı titreten kahraman vatandaşlarımıza yine Üstadın dilinden okumamız gerekmiyor mu? Gerekiyor&#8230; Hem de mazidekinden kat kat fazla vurgulayarak&#8230;</p>
<p>Irkçılık dendi mi hemen akla iki millet gelir: Yahudi ve Alman. Üstün ırk safsatasına kendini en fazla kaptıran Yahudiler, diğer milletleri hayvandan da aşağı görürken, hatta onlara zulmetmeyi, haksızlık etmeyi sevap sayarken, Almanlar da Hitler&#8217;in bayraklaştırdığı Alman ırkçılığının sarhoşluğuyla cihana hâkim olma hayaline kapıldılar ve dünyanın huzurunu altüst ettiler&#8230; Ne gariptir ki, bugün memleketimizi parçalamaya dönük faaliyetlerin arkasında, bu iki ırkçı milletin desiseleri, entrikaları, propagandaları ilk sıraları alıyor&#8230;</p>
<p>Irkçılığın bu iki temsilcisinden daha ön sırada biri var&#8230; Bu felsefe, temelde ona dayanıyor: Şeytan&#8230; Aslıyla övünmeyi, başka asıldan gelenleri hor görmeyi o başlatmıştı. “Onu topraktan yarattın, beni ise ateşten” diyerek Hz. Âdem&#8217;e (A.S) secde etmemişti. “Ateş topraktan üstün. Öyle ise ben kendimden daha aşağı birine nasıl secde edebilirim?” diyerek isyanını müdafaaya kalkışmıştı.</p>
<p>Şimdi ise, hepsi topraktan yaratılanlar arasında yine aynı şeytan mantığının hüküm sürdüğünü görüyor ve üzülüyoruz. Bu ters mantık, bu yanlış değerlendirme, sahibini ancak şeytanın yanına götürür. Zira, bu düşüncenin mucidi odur, patenti ona aittir&#8230;</p>
<p>Ahmet Akgündüz (Prof. Dr.)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/irkciligi-ilk-dava-eden-kimdir-ve-bu-davranis-kimin-ozelligidir/">Irkçılığı ilk dâvâ eden kimdir ve bu davranış, kimin özelliğidir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/irkciligi-ilk-dava-eden-kimdir-ve-bu-davranis-kimin-ozelligidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Mirasına İhanet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/osmanli-mirasina-ihanet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/osmanli-mirasina-ihanet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2013 21:42:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Akgündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Haim Naum]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Mirasına İhanet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilimcephesi.com/?p=360</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet döneminin başlarında ve 1950 öncesine rastlayan zamanlarda, gayr-ı müslim lere ait vakıflar ve mektepler büyük bir itina ile himâye görürken, müslümanlara ait vakıflar çarçur edilmiştir. Ali Himmet Berki ‘nin tesbitine göre 200 ile 300 bin arasındaki vakıf malı İstanbul’da,çoğunlukla da gayrımüslimlere olmak üzere, yok pahasına satılmıştır. İki caminin arası ölçülmüş ve eğer 500 metreyi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanli-mirasina-ihanet/">Osmanlı Mirasına İhanet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-361" src="http://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/01/269072_183046161750970_981892_n.jpg" alt="Osmanlı Mirasına İhanet" width="215" height="332" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/01/269072_183046161750970_981892_n.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2013/01/269072_183046161750970_981892_n-194x300.jpg 194w" sizes="(max-width: 215px) 100vw, 215px" /><br />
Cumhuriyet döneminin başlarında ve 1950 öncesine rastlayan zamanlarda, gayr-ı müslim lere ait vakıflar ve mektepler büyük bir itina ile himâye görürken, müslümanlara ait vakıflar çarçur edilmiştir. Ali Himmet Berki ‘nin tesbitine göre 200 ile 300 bin arasındaki vakıf malı İstanbul’da,çoğunlukla da gayrımüslimlere olmak üzere, yok pahasına satılmıştır. İki caminin arası ölçülmüş ve eğer 500 metreyi geçiyorsa, küçük olanı yıkılmıştır. Hamdolsun öz yurdumuzda azınlık statüsünden kurtulmaya başladığımızdan beri, bu konulara da sahip çıkmaya başlamışızdır.</p>
<p>1923 tarihli Lozan Muâhedenamesi ise, ekalliyetlerin himâyesi için 9 madde sevkederken, öz vatanında ekalliyet durumuna düşen müslüman Türk halkı için, ciddi bir şey ortaya koyamamıştır. Bu arada fethin ve İslâm’ın sembolü olan Ayasofya’da, Fâtih ‘in cami halini değiştirenlere lanet etmesine rağmen, yâd eller tarafından, eski haline çevrilememişse de, asıl maksadı da ortadan kaldırılarak müzeye çevrilmiştir. Kanaatimize göre, Ayasofya, Lozan’ın “Türk hükümeti, mezkûr ekalliyetlere ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve sair müessesât-ı diniyeye her türlü himâyeyi bahş eylemeyi taahhüd eder” şeklindeki 42. maddesinin III. fıkrasına dayanılarak kapatılmıştır. Ancak kapatılma kararı, hem eski vakıf hukuku açısından ve hem de kararın şekli açısından hukuka aykırıdır. Zaten bakanların bir çoğu da imzalamamıştır.</p>
<p>Netice olarak, Lozan Muâhedenâmesinden sonra, İngiliz Avam Kamarasında “Türklerin istiklalini ne için tanıdınız?” diye yükselen itirazlara, yahudi olan Lord Gürzon şu cevabı vermiştir: “İşte asıl bundan sonraki Türkler, bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz”. Yine kendisi gibi yahudi olan Nayim Hayun ise “Siz Türkiye’nin mülkî istiklalini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâm’ın bayraktarlığı vasfını, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum” demiştir. Ve gerçekten de Nayim, Türk murahhaslar heyetinin müşaviri durumundadır. Ancak müslüman Türk milleti rahmet-i ilâhiyyeden ümit kesmemiştir ve Yüce Allah da, bin senedir dininin bayraktarı olan Türk milletini yine eski haşmet ve şevketine kavuşturacak günlere getirmiştir. Yani tekrar müslüman Türk milletinin hâkim sınıf ve azınlıkların da azınlık olacağı bir devreye girmiş bulunuyoruz. Bu silsilenin son halkası Ayasofya’dır ve bazı yahudi bozmaları istemese de, tekrar ulu ma’bed haline gelecektir.</p>
<p>Ahmet Akgündüz</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/osmanli-mirasina-ihanet/">Osmanlı Mirasına İhanet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/osmanli-mirasina-ihanet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
