<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Abdulhay El-Leknevi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/abdulhay-el-leknevi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 17 Feb 2018 23:27:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Abdulhay El-Leknevi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fazla Nafile Ibadetle Tanınan Bazı Büyük Alimler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fazla-nafile-ibadetle-taninan-bazi-buyuk-alimler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fazla-nafile-ibadetle-taninan-bazi-buyuk-alimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Feb 2018 23:13:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulhay El-Leknevi]]></category>
		<category><![CDATA[Fazla Nafile Ibadetle Tanınan Bazı Büyük Alimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20270</guid>

					<description><![CDATA[<p>TABİİNDEN SONRAKi MUCTEHİD İMAMLAR İLE BÜYÜK ALİMLERDEN MiSALLER &#8230; 36 (1) -Tabiinden olan Süleym b. İtr et Tu· cibi. (rh). el Bidaye ve&#8217;n Nihaye adlı eserinde Hafız İbn Kesir diyor ki: Hallac&#8217;ın tercemesi esnasında (9/118) de: Mısır kadısı İbnu Asakir Süleym b. İtr Ticibi&#8217;nin hal tercemesini veririerken diyor ki:&#8221;Kendisi tabinin önde gelenlerindendir. Zahidlik ve ibadet [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fazla-nafile-ibadetle-taninan-bazi-buyuk-alimler/">Fazla Nafile Ibadetle Tanınan Bazı Büyük Alimler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/fazla-nafile-ibadetle-taninan-bazi-buyuk-alimler/hizmete_vakfedenler2/" rel="attachment wp-att-20271"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-20271" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/hizmete_vakfedenler2.jpg" alt="" width="702" height="355" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/hizmete_vakfedenler2.jpg 702w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/hizmete_vakfedenler2-600x303.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/hizmete_vakfedenler2-300x152.jpg 300w" sizes="(max-width: 702px) 100vw, 702px" /></a></strong></p>
<p><strong>TABİİNDEN SONRAKi MUCTEHİD İMAMLAR İLE BÜYÜK ALİMLERDEN MiSALLER </strong></p>
<p>&#8230;</p>
<p>36 (1) -Tabiinden olan Süleym b. İtr et Tu· cibi. (rh). el Bidaye ve&#8217;n Nihaye adlı eserinde Hafız İbn Kesir diyor ki: Hallac&#8217;ın tercemesi esnasında (9/118) de: Mısır kadısı İbnu Asakir Süleym b. İtr Ticibi&#8217;nin hal tercemesini veririerken diyor ki:&#8221;Kendisi tabinin önde gelenlerindendir. Zahidlik ve ibadet yönü çok baskın olan bir zattır. Her gece namazda ve namaz dışında olmak üzere üç hatim inerlerdi.&#8221;Şezeratu&#8217;z-Zehep, 1/83 te belirtildliğine göre h. 75 te vefat etmiştir. (rh).</p>
<p>37 (2) -Mis&#8217;ar b. Kidam el Hüdli el Kufi (rh). Kendisi muhaddisinin önde gelenlerindendir. Tehzibü&#8217;t Tehzib, 10/150 de Hafız Ibni Hacer şunları yazıyor. Muhammed b. Mis&#8217;ar demiştir ki:&#8221;Babam, Kur&#8217;an&#8217;ın yarısını okumadıkça uyumazdı.&#8221;H.155 yılında vefat etmiştir (rh).</p>
<p>38(3) el Hasan b. Salih b. Hayy es Sevri el Hemedanı (rh). İmam Ebu&#8217;l Hasan İcli &#8216;Ma&#8217;rifetü&#8217;s Sikat&#8217;ı kitabında, Hafız İbni Hacer, «Tehzibü&#8217;t Tehzib, 2/288» te bu zatın terceme-i halini verirken şu ifadelere yer veriyorlar: «Veki&#8217; demiştir ki; el Hasan ve kardeşi Ali ki ikisi de Salihin oğullarıdır ve anneleri geceyi üçe bölmüşleredi. Evlerinde her gece hatim inerlerdi. Bunlardan her biri sırası geldiğinde kalkar ve öncekinin bıraktığı yerden devam ederdi. Herbiri kendisine düşen üçte bir bölümünü ihya ederdi. Anneleri vefat edince, iki kardeş hatme devam ettiler. Daha sonra Ali de vefat edince Hasan (rh) her gece hatim inerdi. Ebu Süleyman Darani demiştir ki: «Hasan&#8217;dah daha çok, yüzünden Allah korkusu beliren bir kimseyi görmedim. &#8216;Amme Yetesaelun&#8230; &#8216; ile gecesini ihya ederdi de bunun üzerine bayılır ve sabaha kadar onu bitiremezdi. Kendisi h. 169 yılında vefat etmiştir. (rh).</p>
<p>39 (4) -İmam Ebu Muhammed Abdullah b. idris b. Yezid el evdi el Kufi (rh). Sahih Müslim şerhinde (1/78, 79) da İmam Nevevi şunları yazıyor: &#8220;Onun İmam oluşunda, büyüklüğünde, itkan ve faziletinde, vera ve ibadetinde ittifak olunmuştur. Ondan rivayet ettiğimize göre kızına şöyle demiştir: «Kendisi, ölüm döşeğinde iken kızı ağlamış o da, «ağlama kızım, ben bu evde Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim&#8217;i dörtbin defa hatmettim.» Ahmed b. Hanbel (rh) onun hakkında şu ifadeleri kullanıyor: «İbni İdris ilimde benzeri bulunmayan eşsiz biriydi. h. 192 yılında vefat etmiştir (rh).</p>
<p>40 (5) -İmam Ebu Bekr b. Ayyaş (rh). İmam Nevevi (rh), Müslim şerhi (1/79) da hakkında şu ifadelere yer veriyor: O, faziletinde ittifak edilen bir zattır. İsmi, ayni zamanda künysidir, sahih olanda budur. Biz oğlu İbrahim&#8217;den rivayet ettik, şöyle söylüyor: «Babam bana şöyle söylerdi: «Yavrum, baban hiç bir zaman kötü bir iş yapmış değildir. O otuz yıldan beri durmadan her gün bir defa Kur&#8217;an hatmeder.» Yine ondan rivayetle oğluna demiştir ki; «Yavrucuğum! Sakın bu odada Allah&#8217;a isyan etmeyesini Çünkü ben bu odada on ikibin hatim indirdim.</p>
<p>Yine ondan rivayetle ölüm döşeğinde iken kızı ağlamaya başlayınca kızına demiştir ki:&#8221;Kızcağızım! Sakın ağlama! Allah&#8217;ın beni azabetmesinden mi korkuyorsun? Şunu bil ki, ben bu zaviyede yirmi dörtbin hatim indirdim.&#8221; Hafız İbni Hacer, -Tehzibu&#8217;t-Tehzib-, 12/36&#8217;da terceme-i halini verirken şunları kaydediyor: Bu zat h. 95 veya 96 yılında doğdu. H.193 yılında da vefat etti. Yetmiş yıl oruç tuttu, gecelerini de ihya etti. Onun geceleri uyuduğunu bilen yoktur. (rh)».</p>
<p>41 (6) -Ebu Bişr Ahmed b. Muhammed b. Hasnuveyh el Hasnuyı el Abid en Nisaburi (rh). -el Lübab fi Tehzibi&#8217;l Ensab-ı (1/300) &#8216;de Allame İbni Esir şunları kaydediyor: &#8220;Muhammed b. İshak b. Huzeyme diyor ki: Ebu Bişr Ahmed, Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim&#8217; i her gece hatmederdi.&#8221;Kendisi h. 390 yılında vefat etmiştir. (rh)</p>
<p>42 (7) Cafer b. Hasan ed Derzincanı (rh). Zahid ve fakih olan bu zat Hanbelidir. -Zeylü Tabakati&#8217;l Hanebile, 1/110- adlı eserinde Hafız İbni Recep şunları yazıyor: «Kendisi,Allah&#8217;ın salih kullarındandır. iyiliği pek çok emreden ve o nisbette de kötülükleri nehyeden bir kişidir. Onun bu konuda meşhud bulunan makamları vardır. Kendisi devamlı oruç tutar, teheccüd ve kıyama devam eder. Gerçekten bir çok defalar hatimler indirmiştir. Bu hatimlerden hemen her biri bir rekatta olmuştur. Kendisi 506 h. yılında secdede iken Allah&#8217;ın rahmetine erişmiştir (rh).</p>
<p>43 (8) İmam Nevevi Merhum -et Tibyan fi adabi Hamaleti&#8217;l Kur&#8217;an, s. 11-12- de ve -el Ezkar, s. 95-96- da şunları yazıyor: «Kur&#8217;an hamilinin, hafızanın görevi, Onu pek çok okuması ve buna devam etmesidir. Gece -gündüz, seferde hazarda ara vermeksizin okumaya devam etmesidir. Selefi Salihinin (rh.him) Kur&#8217;an hatmi hususun da değişik adetleri vardı. Bu zatlardan bir gurubu her iki ayda bir hatim inerleredi. Kimi her ayda bir hatim yaparlardı. Kimisi her ongünde bir hatim okurdu. Bazısı sekiz gecede bir hatim inerlerdi. Bazıları ise her yedi gecede bir hatim yaparlardı. Bu ise bir çok selefin en çok yaptıklarıydı (yedi günde bir hatim). Bazısı da her altı günde bir hatim indirirdi.</p>
<p>Yine kimisi her beşgünde bir, kimisi de her dört günde bir, kimisi de her üç günde bir hatim indirirlerdi. Birçokları da birgün ve gecede hatim indirirdi. Bazılarıda her birgün ve gecede iki hatim, bazıları üç hatim okurlardı. Hatta bazıları da dördü gündüz ve dördü gece olmak üzere sekiz hatim indirirlerdi. İşte gece ve gündüz yapılan hatimler konusunda bize ulaşan haberler bu kadardır. Yani dokuz olarak bize ulaşan bir haber olmamıştır.</p>
<p>Şimdi de dördü gece ve dördü de gündüz olmak üzere bir günde sekiz hatim indirenlerden örnek verelim. es Seyyid el Celil b. Katip es Sufi (rd), bu zatlardan biridir. İşte gece ve gündüz hatimleri konusunda ulaşan haberler bu merkezdedir. es Seyyid el Celil Ahmed ed Devraki, kendi isnadiyle Mansur b. Zazandan rivayet etmiştir ki, bu zat tabiinin (rd.hum) pek çok ibadet edenlerindendir, Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim&#8217;i öğle ile ikindi arasında, akşam ile yatsı arasında olmak üzere birer hatim indirirdi. Ramazan ayında ise akşam ile yatsı arasında iki hatim iner ve birazda fazla okurdu. Bunlar yatsı namazını gecenin dörtte birine ramazan ayında tehir ederlerdi.</p>
<p>İbni Ebi Davud kendi sahih isnadıyla rivayet ettiğine göre, Mücahid (rh), ramazan ayında akşam ile yatsı arasında Kur&#8217;an&#8217;ı hatmederdi. Bir rekatta veya bir günde Kur&#8217;an&#8217;ı Hatme denlerin Sayıları ise çokluklarından ötürü hesaba gelemezler. Bazıları: Hz. Osman b. Affan (rd), Temimu&#8217;d Dari (rd), Said b. Cubeyr (rd) gibi zatlar Ka&#8217;be&#8217;de bir rekatta Kur&#8217;an&#8217;ı Ketimi hatmediyorlardı. Yine Mücahid, Şafii ve başkaları ise birgün ve gecede hatim indiriyorlardı.</p>
<p>Mansur&#8217;dan rivayete göre, Ali el Ezdi, ramazanın her gecesinde akşam ile yatsı arasında hatim inerdi. İbrahim b. Sa&#8217;d&#8217;dan rivayete göre diyor ki: &#8220;Babam, Kur&#8217; an&#8217;i hatmedinceye kadar kemerini çözmezdi (soyunmazdı)&#8221;. Üç hatim indirenler arasında ise, Hz. Muaviye (rd) zamanında Mısır kadısı bulunan Süleym b. İtr (rd) bulunmaktadır.</p>
<p>İbni Ebi Davud&#8217;un rivayetine göre bu zat, gecede dört hatim inerdi. Yine Ebu Ömer el Kindi -Mısır kadıları- adlı ki tabında bu zatın geceleyin dört hatim indirdiğini yazmaktadır. Haftada bir hatim indirenlerin sayıları ise pek çoktur. Hz. Osman b. Affan, Abdullah b. Mes&#8217;ud, Zeyd b. Sabit, Übeyy b&#8217; Ka&#8217;b (rd) &#8216;hin ecmain) ile tabiinden Abdurrahman b. Yezid, Alkame ve İbrahim (rh.him ecmain) gibi zatlardan bu konuda nakiller yapılmıştır. Burada doğru olan şudur ki, bu durum kişilere göre değişir,</p>
<p>Her kime ince düşüncesiyle latif durumlar ve ince manalar ortaya çıkarsa o, okuduğundan anladığı kadarıyla yetinsin. Yine kim de ilim neşriyle meşgul bulunuyor, kim de müslümanlara ait din ve dünya işleriyle uğraşı yorsa o da işin esasını kaçırmayacak ve beklenileni ihlal etmeyecek şekilde yetinsin. Eğer kişi bu sayılanlardan değiise yani ne ilim erbabından ve ne de müslümanların dini ve dünyevi işleriyle meş gul bulunmuyorsa, o da işi usanç verecek duruma götürmeden gücü nisbetinde yapmaya gayret etsin. Kısaca bizde bir kaç hususa değinmiş olduk.</p>
<p>Aslında merhum müellifimizin aklımıza gele bilecek sorulara cevabı ilerdeki sayfalarda görülecektir. Çünkü hepimiz, az bir süre içerisinde bu insanlar, bu kadar ibadeti veya okumayı nasıl başarabilirler?» diye kendi kendimize sormuşuzdur. Pek yakında merhum müellifimizin cevabı dördüncü bölümde görüleceektir.</p>
<p>Şimdiye kadar sahabeden, tabiinden, ayrıca fukaha, muhaddisler ve müctehid imamlar gibi bu zevata tabi olanlardan misaller gösterdik. Bunların ibadet konularında ne derece titiz olduklarını ve gayretlerini gördük ki, onlar böylece nasiplerin en yücesine kavuşmuşlardır. Onları anmak suretiyle rabmetin inmesine vesile olundu. Onların haberlerini duymakla zahmet ve sıkıntı da ortadan kalkmış oldu. Allah (cc) bizleri on lara iktida edip hidayet bulanlardan eylesin ve bizi yüksek dereceleri elde edenlerle beraber haşretsin.</p>
<p>Ben, Zehebi merhumun &#8216;el İber&#8217; ile &#8216;Siyeru A&#8217;lami&#8217;n Nübela&#8217;sını, Yafii merhumun &#8216;Miratu&#8217;l Cinan&#8217;ı ile &#8216;el irşad ve&#8217;t Tatriz bi Zikri Fadli&#8217;z Zikri&#8217;l Kur&#8217;ani&#8217;l Aziz&#8217; adlı kitaplarını, Nevevi merhumun &#8216;Tehzibu&#8217;l Esmai ve&#8217;l Lügat&#8217;ını, Ebu Nuaym el Isbahani&#8217;nin &#8216;Hilyetu&#8217;l Evliya&#8217;sını, Sem&#8217;ani&#8217;nin &#8216;el Ensab&#8217;ını ve bunlar dışında tarih ve Rical isimleriyle ilgili eserleri inceledim. Bunların bazısının tamamını, kimisinin de çoğunu okudum. Bu sahada gayret gösterenleri fazlasıyla buralar da gördüm. Hepsini buraya sayıp dökmek müm kün değildir. İnsan onu saymaklada bir şey elde etmez. Biz sadece anlattıklarrmızla yetindik. Böylece zaten insaf erbabı kimselere bu yeter. Fakat kara ve katı cahillere ise biz sözü ne kadar uzatsak da bir yarar sağlayamaz.</p>
<p><strong> Sual</strong>: Bunların hal tercemelerinde hakların da anlatılanlar, aslında müselsel olmayan sened le anlatılmışlardır. Buna nasıl itimad olunur? Halbuki bu gibi şeylerde itibar ya müşahedeye veya müselsel bir habere dayanmalıdır.</p>
<p><strong>Cevap</strong> : Bir defa şunu iyi bilmelisin ki, biz öncelikle Hilye&#8217;den muttasıl ve müselsel isnadlar ile nakillerde bulunduk.</p>
<p>İkinci olarak: Bu menkıbeleri anlatanlar, itimada şayan olmayan kimseler değillerdir. Veya yine bunlar bir şeyi kendilerinden nakil hususun da hüccet kabul edilmeyen kimseler değildirler. Aksine bunlar Müslümanların imamları ve halkın temel direkleridir. Çünkü önemli hususlarda mutlaka bunların sözlerine başvurulur. Bunların vermiş oldukları haberler kesin haberler olarak alınır, kabul edilir. Bu zatlar Ebu Nuaym, İbni Kesir, Sem&#8217;ani, İbni Haceri Mekki, İbni Haceri Askalani, Süyuti, Aliyyülkari, Şemsu&#8217;l Eimme el Kerderi, Nevevi, Abdulvahhab Şa&#8217;rani, Şeyhu&#8217;l İslam Zehebi ve bunlar değerinde zatlardır.</p>
<p>Acaba bu zatlar eserlerine yalan olarak sanı lan şeyleri mi alıp uydurdular veya yalancıların uydurageldikleri şeylerin nakline mi itimad ettiler? Hayır, Vallahi asla böyle bir durum vaki değildir. Bunlar her bakımdan ihatalı olan ve de ihtiyatı elden bırakmayan imamlardır. Yazdıkları şeylerde münakaşa edilmemişlerdir. Eğer bunlarda bir şüphen ve de kuşkun var ise hemen tabakata başvur. O zaman bu sika zatların doğru ve güvenilirlikleri ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Şayet bu gibi şüphelere itibar edilirse, bu takdirde tarih kitapları ile Rical isimlerine dair kitapların güvenilirlikleri ortadan kalkar. Çünkü bunlar çoğu zaman, alimlerin hal tercemeleriyle ilgili yazdıkları vakit, müselsel olmayan senedie yazarlar. Belki de ihtisar ederek yani kısaltarak irsal yoluyla yazarlar. Eğer herhangi bir şüpheci buna kuşku ile bakarsa kesinlikle bilinmelidir ki, o, mutaassıptır ve muhatap olmaya da değmez. Bu itibarla böyle biriyle münakaşaya,&#8217; zecr ve itaba girmek de doğru değildir.</p>
<p><strong> Sual</strong> : Bu zatlarda anlatılan bazı aşırı şekil deki ibadetlerin vukuunu akıl alamaz. Mesela insan bir gün ve gecede nasıl sekiz hatim indirebilir? &#8230; Bir gecede nasıl bin rekat namaz kılabilir vb. sorular&#8230;?</p>
<p><strong>Cevap</strong> : Bu gibi şeylerin yapılabilir olması her ne kadar avam için yani sıradan insanlar için pek güç görünse bile ancak EHLULLAH dediğimiz kimseler için bu pek de zor ve ağır bir şey değildir. Çünkü Ehlullah dediğimiz Allah&#8217;ın bu has kulları, Rableri tarafından özel bir melekeye ve ihsana mazhar bulunuyorlar. Onlar bu özel güç ve kuvvetle yukarıda sayılan o meziyyetleri ve sıfatları elde edebiliyorlar, onlara ulaşabiliyorlar. Şayet bunları inkar eden olursa, bu kimseler bu takdirde kerametlerin ve harikulade durumla rın meydana gelmesini de inkar ederler demektir. Yani bunlar bu şeyleri de kabul etmezler.</p>
<p>Abdulhay el-Leknevî&#8217; &#8211; Dünden Bugüne Ibadetlerde Bidat,syf.105-115</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fazla-nafile-ibadetle-taninan-bazi-buyuk-alimler/">Fazla Nafile Ibadetle Tanınan Bazı Büyük Alimler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fazla-nafile-ibadetle-taninan-bazi-buyuk-alimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fezâil Konularında Zayıf Hadislerle Amel Edilmesinin Kabulü</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fezail-konularinda-zayif-hadislerle-amel-edilmesinin-kabulu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fezail-konularinda-zayif-hadislerle-amel-edilmesinin-kabulu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Apr 2017 12:25:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulfettah Ebu Gudde]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulhay El-Leknevi]]></category>
		<category><![CDATA[Fezâil Konularında Zayıf Hadislerle Amel Edilmesinin Kabulü]]></category>
		<category><![CDATA[Zayf Hadislerle Amel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15341</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilinmelidir ki ister ahkâm konularında isterse diğer dini konularda olsun, her iki durumda da bir hadis rivayet edildiğin­de senet aranmaktadır. -Senetsiz hadise zaten güvenilmez- An­cak ahkâmla ilgili olan rivayetle ahkâm dışı olan konulardaki rivayetlerin senetlerinin sıhhati açısından fark vardır. Öyleki he­lal ve haramı içeren ahkâm konularında hadis rivayetinde daha titiz davranılırken, ahkâm dışındaki konularda ise [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fezail-konularinda-zayif-hadislerle-amel-edilmesinin-kabulu/">Fezâil Konularında Zayıf Hadislerle Amel Edilmesinin Kabulü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/fezail-konularinda-zayif-hadislerle-amel-edilmesinin-kabulu/siyer-kuran-ilim-5/" rel="attachment wp-att-15342"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-15342" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/siyer.kuran_.ilim_-1.jpg" alt="" width="367" height="269" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/siyer.kuran_.ilim_-1.jpg 480w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/siyer.kuran_.ilim_-1-300x220.jpg 300w" sizes="(max-width: 367px) 100vw, 367px" /></a></p>
<p>Bilinmelidir ki ister ahkâm konularında isterse diğer dini konularda olsun, her iki durumda da bir hadis rivayet edildiğin­de senet aranmaktadır. -Senetsiz hadise zaten güvenilmez- An­cak ahkâmla ilgili olan rivayetle ahkâm dışı olan konulardaki rivayetlerin senetlerinin sıhhati açısından fark vardır. Öyleki he­lal ve haramı içeren ahkâm konularında hadis rivayetinde daha titiz davranılırken, ahkâm dışındaki konularda ise bazı şartlarla zayıf hadis kabul edilebilmektedir. Önde gelen âlimler böyle söy­lemişlerdir.</p>
<p>Aliyyu&#8217;l-Halebi, İnsânul-Uyûn fi Sîreti’l-Emîn el-Memûn&#8217;1)da şunları söyler: “Mevzu haber dışında Siyer kitaplarının sahih, sakîm, zayıf, mürsel, munkati&#8217;, mu’dal haberleri bünyesinde ba­rındırdığı aşikârdır. Hadis imamlarından Ahmed b. Hanbel ve daha başkaları da helal ve haram konusunda rivayette bulunur­ken haberin sahih olmasına itina ederdik. Fedâil ve benzeri ko­nularda ise müsamahakâr davranırdık” (2) dediklerini nakleder.</p>
<p>Muhammed b. Seyyidi’n-Nâs,Uyûnul-Eser fi Funûnıl-Meğâzi ves-Siyerde Muhammed b. îshâk&#8217;ın tevsiki/güvenirliliği konusunda şu bilgilere yer verir:</p>
<p>“Kelbı’den insanların soyları, haberleri ve durumları, Arapların cahiliye dönemindeki savaş­ları, yaşantıları ve buna benzer konular rivayet edilmektedir. İnsanların birçoğu, ondan ahkâmla ilgili rivayetlerinin kabul edilmeyeceğini söylerken diğer konularla ilgili rivayetlerinin kabul edilebileceğini söylemişlerdir. Bu şekilde düşündüğü rivayet edilen birisi de Ahmed b. Hanbel’dir. O da ahkâm dışındaki ri­vayetlerde kolaylık gösterenlerdendir. Yahya b. Maîn ise, dinin hükümleri/ahkâm ile alakalı olan rivayetlerle diğer rivayetleri birbirine denk tutmaktadır. Yani bütün rivayetlerde titizlik gös­termesi gerektiğini savunurdu.”(3)</p>
<p>Aliyyu&#8217;l-Kârî, el-Hattul-Evfer fıl-Haccıl-Ekber isimli risâlesinde, Rezîn&#8217;nin rivayet ettiği “En faziletli gün Arefe günüdür. Eğer Arefe günü Cuma gününe rastlarsa bu 70 hacdan daha fazi­letlidir’ hadisini naklettikten sonra şöyle der: “Bazı muhaddisler hadisin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Hadisin sıhhat değeri böyle olsa da maksuda/amaca bir zararı yoktur. Zira zayıf hadis bütün erbab-ı kemal âlimlerce fedail-i amal’da muteber olarak kabul edilmiştir.”</p>
<p>Yine O, Mevzuâf ında zayıf hadisle amel etme konusunda: “Boyuna mesh etmek kişiyi susuzluktan korur ’ hadisi ile ilgili olarak: “İttifakla zayıf hadisle amel edilir, denmiştir. Bunun için mezhep imamlarımız boynu meshetmek sünnet veya müstehap- tır demişlerdir”(4) der.</p>
<p>Suyûtî, Tulu&#8217;us-Süreyya bi-lzhâri Mâ Kâne Hafiyyen(5) isimli eserde şu bilgileri verir: “İmamların ekserisi ölüye telkin yapma­nın bidat olduğuna kâni olmuşlardır. Bu şekilde son fetva ve­ren kişi İzettin b. Abdisselam’dır. Fedâil-i Amâl’de zayıf hadisle amel etmeye müsamaha gösterilmesinden dolayı İbnus-Salâh ve ona tabi olan Nevevî, telkini güzel bulmuşlardır.”(6)</p>
<p>Suyûtî, et-Tazîm vel-Minne fi Enne Ebevey Rasûlillahi fi&#8217;l-Cenne(7) isimli eserinde: -Allah’ın, Peygamber (s.a.v.)’in anne­sini dirilttiğine- dair vârid olan hadis, hakkında; “hadis hafız­larından bir gurubun iddia ettiği gibi bu hadis mevzu değildir. Bilakis, fedâilde rivayetine müsamaha gösterilen zayıf hadisin kısımlarındandır” diye fetva verir.</p>
<p>Suyûtî, el-Makâmatus-Sündüsiyyeti fî’n-Nisbeti’ş-Şerîfe- tıl-Mustafiyye(8) adlı eserinde yine konuyla alakalı olarak “eski ve yeni ilim ehli ve hadisçiler bu haberi rivayet etmekte ve bunu mucize ve hasaisten saymaktadırlar. Yine onlar bu hadisi menâ- kib ve şeref konusuna dâhil edip, bu konuda da, hadisin zayıf olmasının bağışlanacağını, menâkib ve fedâil konularında sahih olmayan bir haberin muteber olacağını söylemişlerdir.” demek­tedir</p>
<p>Irakî, Şerhu Elfiyeti’l-Hadis&#8217;de(9): “Mevzu hadisin dışındaki zayıf hadislere gelince; âlimler, ahkâm ve inanç konuları hari­cinde vaazlarda, fedâil-i amâl, kıssalar ve benzeri konulardaki tergîb ve terhîb hadislerinde, hadisin zayıflığını açıklamaksızın rivayetinde tesahül gösterilmesine cevaz vermişlerdir. Helal, ha­ram ve diğer şeri hükümler veya Allah’ın sıfatları gibi, Allah’ın hakkında caiz olan ve olmayana dair inanç konularına gelince, bu hadislerin isnâdında tesahül gösterilmez. Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. el-Mübârek, Abdurrahman b. el-Mehdî ve daha başkaları da bu konuda böyle düşünmektedirler” der.</p>
<p>Nevevî, Takrîb&#8217;te(10) “Muhaddisler, zayıf hadisin bir çeşidi olan mevzu hadis dışında, ahkâm ve Allah’ın sıfatları konuları haricinde, zayıf hadisin zayıflığını açıklamaksızın amel edilme­sine cevaz vermişlerdir” demektedir.</p>
<p>Suyûtî, Tedrib&#8217;te(11) konu hakkında şunları söyler: “İbnus-Salâh ve Nevevî -ne burada ne de diğer kitaplarında- zayıf hadislerle amel etme konusunda, fedâil-i amâl ve benzeri konu­larında olması şartının dışında, herhangi bir şart daha ileri sür­memişlerdir.”</p>
<p><strong>İbn Hacer ise bu konuda üç şart ileri sürmüştür. Bunlar:</strong></p>
<p><em><strong>a-</strong></em> Yalancılık, yalanla itham ve fazlaca hata yapan bir ravinin hadisi gibi hadis, şiddetli bir zayıflık taşımayacak,</p>
<p><em><strong>b</strong></em>&#8211; Kendisiyle amel olunan umumi, asli bir hükmün kapsa­mına girecek,</p>
<p><em><strong>c-</strong></em> Amel edilirken o hadisin sabit olduğuna inanılmayıp, ih­tiyaten amel edildiği bilinecek.</p>
<p>Son iki şıkkı İbn Abdisselâm ve îbn Dakîki’l-Îyd de eserle­rinde ileri sürmüşlerdir.<br />
Bu konuda kimileri her halükarda zayıf hadisle amel edilir, derken kimileri de kesinlikle amel edilmez, demişlerdir.</p>
<p>Îbnul-Hümâm, Fethul-Kadîr(12) isimli eserinin cenaze bö­lümünde şu bilgileri verir: “Müstehablık, mevzu olmayan zayıf hadislerle sabit olur.”</p>
<p>Nevevî, el-Ezkâr da(13): “Fakih ve muhaddislerden bir gurup âlim, hadis mevzu olmadıkça fedâil, tergîb ve terhîb konularında zayıf hadislerle amel edilmesinin caiz ve hoş karşılandığım be­lirtmişlerdir. Nikâh, talak, alış-veriş, helal ve haram gibi ahkâm konularında ise, sadece sahih veya hasen hadisle amel edileceği­ni, aksi halde bu konularda ihtiyatlı olunması gerekir” dediklerini rivayet eder.</p>
<p>Yine Nevevî, Erbaininde ve lbn Hacer el-Mekkî el-Heytemî&#8217;de bu eserin şerhi el-Fethul-Mübîride(14) şunları söyler: “Alimler,fedâilde zayıf hadislerle amel edilebileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Zira hadis sahihse kendisiyle amel edilerek hadisin hakkı verilmiş olur. Şayet sahih değilse bu hadis ahkâma dair olmadığı için ne haramı helal ne de helali haram yapmış olmaz.Böylece başkalarının hakkı da yenmiş olmaz. Bir zayıf hadis­te: “Benden birisine -yapıldığında- sevap olan bir amel ulaşsa ve -kişi- onunla amel etse onu yapan kişiye velev ki ben söylememiş bile olsam sevap vardır ’(15) denilmektedir.</p>
<p>Musannif, “Fedâil-i amâlin dinden kabul edilmesine karşı çıkarak bunun Allah’ın müsaade etmediği yeni bir ibadet ve din­de yeni bir yol icat etmek, olduğu şeklinde tartışan kişiye -ken­disinin belirttiğine göre- bir icmanın varlığına işaret ettikten sonra, böyle bir düşünceyi red sadedinde şunları söyler: “Şüp­hesiz icma -bazen kati bazen de kuvvetli bir zanna dayanan- bir bilgi ifade ettiği için başka bir cevabı yoksa bile bu gibi sözlerle red edilemez. Nasıl olur da cevabı olmaz? Cevabı apaçık ortada! Fedâil-i Amâl&#8217;de zayıf hadisle amel etmek dinde yeni bir ibadet icat etmek değildir ki. Bu şüphesiz faziletli bir şeyi talep etmek ve bunu da daha önce karara bağlandığı gibi bir fesadın kaynağı olmaksızın zayıf bir emare ile talep etmektir.”</p>
<p>Şemseddin es-Sahâvî, el-Ukûl el-Bedi&#8217;fıs-Salâti Alal-Habîb eş-Şefî”(16) isimli eserde şunları söyler: “Hocamız Ibn Hacer’in za­yıf hadisle amel konusunda üç şart ileri sürdüğünü birçok kere­ler ondan işittim. Bu şartlar şunlardır:</p>
<p>“<strong><em>a</em></strong>&#8211; Yalancılık, yalanla itham ve fazlaca hata yapan bir ravi- nin hadisi gibi, hadis şiddetli bir zayıflık taşımayacak. Bu şart ittifakla ön görülmüştür.</p>
<p><strong><em>b-</em></strong> Kendisiyle amel olunan umûmî ve aslî bir hükmün kapsa­mına girmeli, dolayısıyla yeni bir icad cinsinden olmamalı,</p>
<p><strong><em>c-</em></strong> Amel edilirken o hadisin sabit olduğuna inanılmayıp ihti­yaten amel edildiği bilinmelidir. Çünkü aksi durumda Peygam­ber (s.a.v.)e iftira atılmış olunacaktır.<br />
Ibn Hacer, son iki şıkkı İbn Dakîki’l-Îyd ve İbn Ab- di’s-Selâm’ın söylediğini, birinci şık hakkında ise el-Alâînin âlimlerin ittifak ettikleri ifadesini nakleder.(17)</p>
<p>Ahmed b. Hanbel de konuyla ilgili başka bir hadis yoksa zayıf hadisle amel edilebilir, derken bir keresinde de: “Zayıf hadis, kişinin görüşünden bize daha sevimlidir”(18) dediği, rivayet edilmiştir.</p>
<p>İbn Hazım, Hanelilerin bir konuda sahih hadis yoksa zayıf hadisin kıyas ve reyden daha evla olduğunda icmâ ettiklerini söyler.(19) Bu ifadelerden anlaşıldığına göre zayıf hadislerle amel konu­sunda üç görüş ortaya çıkmıştır. Bunlar:</p>
<p><strong><em>a</em></strong>&#8211; Zayıf hadisle asla amel olunmaz,<br />
<strong><em>b-</em></strong> Zayıf hadisle her konuda mutlak olarak amel edilir,<br />
<strong><em>c-</em></strong> Fedâil-i amal’de özel şartlara bağlı olarak amel olunur.”</p>
<p>Sehâvî, Fethul-Muğîs bi Şerhi Elfiyeti&#8217;l-Hadis&#8217;de(20) şunları söyler: “İbn Abdi’l-Berr: “Fedâil hadislerinde senette yer alan ra- viierin sika olmalarına ihtiyaç yoktur” demiştir.</p>
<p>Hâkim: Ebû Zekeriyya el-Anberî nin, “Haber; eğer helali ha­ram, haramı helal yapmıyor, bir hüküm de içermiyorsa, terğib ve terhîb konularına dairse, böyle bir hadisin rivayetinde gözlerini yum. Yani kolaycı ol ve fazlaca dikkatli olma!” dediğini rivayet eder.</p>
<p>Beyhakî, el-Medhâl&#8217;de, İbn Mehdinin “Biz, Peygamber (s.a.v.)’den helal ve haram konularında rivayette bulunurken ri­vayette çok titizlik gösterirdik. Fedâil, sevab, günah konuların­daki rivayetlerde ise senetlerinde tesahül gösterir, ricâlinde mü­samahakâr davranırdık” şeklindeki sözlerini rivayet eder.</p>
<p>Meymûnî, Ahmed b. Hanbel’den rivayetine göre Ahmed’in “Zühd ve takva konularında bir hüküm belirtmediği müddetçe hadislerin senetlerinde kolaylık gösterilebilir” dediğini rivayet eder. Yine bu konuda Abbas ed-Dûrî nin Ahmed b. Hanbel’den yaptığı rivayete göre Ahmed b. Hanbel şöyle söyler: “ibn tshâk’m -meğazî ve benzeri konularda- hadisleri yazılır, ancak iş helal ve haram konusuna gelince biz bu konuda sıkı olan kişilerden yaza­rız, anlamına gelen yumruğunu sıkmıştır.”<br />
Ancak, bu ifadelerine rağmen kendisi, bir konuda sahih bir hadis yoksa zayıf hadislerle amel etmiştir. Ebû Davûd da bu hu­susta ona tabi olmuş, zayıf hadisi, rey ve kıyasa takdim etmiş­tir. Ebû Hanîfe’den de aynı ifadeler nakledilmiştir. Şafiî de eğer daha başkasını bulamamışsa mürsel hadislerle amel etmiştir.</p>
<p>Yine ümmet zayıf hadisle amel etmeyi kabul etmişse bu ha­disle sahih gibi amel edilir.(21) Hatta bu, hadisi mütevatir makamına çıkarır ve bu hadis önceden varılan bir hükmü nesh eder, îmam Şafiî “Varise vasiyet yoktur” hadisi hakkında: “bu hadis muhaddislere göre sabit değildir. Ancak ümmetin geneli bunu kabul etmiş ve kendisiyle de amel etmişlerdir. Hatta bu hadis va­siyet ayetini de nesh etmiştir”(22) demektedir.</p>
<p>Nevevî(23)&#8217;nin dediği gibi bazı alışverişlerin veya evlenme şe­killerinin hoş görülmemesi gibi konularda varid olan zayıf ha­dislerle amel edilmemesi ise, ihtiyat gereği müstehab olup vücubiyet ifade etmez.</p>
<p>İbnu&#8217;l-Arabî, zayıf hadisle amel etmeyi kesinlikle yasakla­mıştır. Ancak Nevevî, eserlerinin birçok yerinde ehl-i hadis ve başkalarının fedâil ve benzeri konularada zayıf hadislerle amel edilebileceğini özellikle söylemiştir. İşte bütün bunlar zayıf ha­dislerle amel etme konuda üç değişik görüştür.”</p>
<p>&#8230;.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong>Abdulhay El-<em>Leknevi &#8211; Temel Hadis Meseleleri,syf:39-49</em></p>
<p>Tahkik eden:Abdulfettah Ebu Gudde</p>
<p>Çevirmen:Doç.Dr.Harun Reşid Demirel</p>
<p>Hüner Yayınları</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><strong>(1)-e</strong>l-Halebî, İnsânul-Uyûn fi Sîretil-Emin el-Me&#8217;mûn, 1/2.</p>
<p><strong>(2)-</strong> Bağdadî, Kifaye, s, 134.</p>
<p><strong>(3)-</strong> Muhammed b. Seyyidu’n-Nâs, Uyûnul-Eser fî Funûni&#8217;l-Megâzî ve’s-Siyer, 1/15.</p>
<p><strong>(4)-</strong>Aliyu’l-Kârî, Mevzuat, s.73.</p>
<p><strong>(5)-</strong> Suyûtî, el-Hâvî lil-Fetâvâ, 11/191.</p>
<p><strong>(6)- </strong>İbnu’l-Kayyim el-Hanbelî er-Ruh isimli kitabında (s.14) şunları söyler: “Es­kiden ve hâlen insanların -ölü kendisini Ziyarete gelen ve selam verenleri bilir- şeklindeki düşünceleri, kabirde ölüye telkin vermeyi ispat etmektedir. İmam Ahmed&#8217;e “ölüye telkin vermek” konusu sorulunca, bu işi hoş karşıla­mış ve onunla amel ederek ihticac etmiştir. Taberanî, Mu cem&#8217;inde telkîn ile ilgili Ebû Ümâme’den zayıf bir hadis rivayet eder. Peygamber (s.a.v.) dedi ki: &#8221;Sizden birisi vefat edip üzerine toprakla örttüğünüzde sizden birisi başında dursun ve eyfulân b.fulâne desin. O duyar ama cevap veremez. Sonra o ikin­ci kez: ya fulân b. fulâne desin. O doğrulup oturur. Sonra ya fulün b. Fulâne desin. Ölü:-Allah&#8217;ın rahmeti senin üzerine olsun bize önderlik yap!- der ama sizler onu duyamazsınız. Sonra ölüye: Sen dünyada iken “Allah&#8217;tan başka ilah yoktur, Muhammed onun elçisidir, sen Allah&#8217;ı Rab İslam’ı din, Muhammed&#8217;i de peygamber Kur’ân&#8217;ı önder olarak kabul etmiştin&#8221; bu hal üzere idin, diye seslensin. [Telkin verildiği müddetçe] Münker ve Nekir her ikisi de gecikir ve [telkinden dolayı] haydi gidelim, yanında oturamayız. Onun delili söylendi. Allah ve Rasûlühü onun delili olacaktır.&#8221; derler.</p>
<p>Orada hazır bulunanlardan birisi: Ey Allah’ın rasulü, annesini bilmiyorsa durum nasıl olacak? diye sorunca Peygamber (s.a.v) de: Annesini Havva’ya nispet etsin&#8221; buyurdular.</p>
<p>Bu hadisin sıhhati sabit olmasa da, farklı İslam ülkelerinde kendisiyle inkâr edilemeyecek kadar amel edilmesinden dolayı, kendisiyle amel edilmesi için yeterlidir.”</p>
<p><strong>(7)-</strong> Suyûtî, el-Ta’zim ve’l-Minnefi Erme Ebevey Rasûlillahi f&#8217;il-Cenne, s. 2.</p>
<p><strong>(8)-</strong> el-Makanetü&#8217;s &#8216;Sündüsiyye fi&#8217;n-Nisbetiş-Şerifeti&#8217;l-Mustâfiyye, s. 5.</p>
<p><strong>(9)-</strong> Irâkî, Şerhu Elfiyeti&#8217;l-Hadîs. 11/291, Fas bsk.</p>
<p><strong>(10)-</strong> Nevevî, Takrîb, s.196, (Tedrîb şerhi ile beraber)</p>
<p><strong>(11)-</strong> Suyûtî, Tedrîb, s. 196.</p>
<p><strong>(12)-</strong> lbnu’l-Hümâm, Fethul-Kadîr, 1/467.</p>
<p><strong>(13)-</strong> Nevevî, Ezkâr, s.7-8.</p>
<p><strong>(14)-</strong> Nevevî, el-Fethul-Mübîn fi Erbaîne’n-Nevevî, s.32.</p>
<p><strong>(15)-</strong> Bu şekliyle lafzı Mevzuat ve Duefâ kitaplarında bulamadım. Ancak bu mana­yı çağrıştıran hadisler için bkz: Suyûtî, el-Leâli l-Masnûa (1/214-215) ve lbn Arrâk, Tenzûhu’ş-Şerîati’l-Merfûa (1/256).</p>
<p>Allâme Münâvî, îbn Hacer el-Heytemî’nin sözlerini araştırarak şunları söy­ler: “Ebu’ş-Şeyh İbn Hayyân Kitabu’s-Sevâb isimli eserinde Câbir’den, îbn Abdi’l-Berr de Enes’ten merfû olarak şunu rivayet etmişlerdir: “Kime Allah’tan güzel bir şey [hadis] ulaşırsa ve ona inanıp sevabını da Allah’tan bekleyerek amel ederse bu haberin aslı olmasa bile o kişi bunun sevabını Allah’tan alır. ” Bazı şarihler -İbn Hacer el-Heytemî- bu hadisi eserinde zikretmiş, olması ge­rekenin aksine karıştırmış, rivayet ettiği hadise ne bir sahabî ne de bir kaynak gösterememiş ve sözün sonunda “veya dendiği gibi” deyip geçmiştir. Doğru olan onun bu tür şeylerden uzak durmasıdır.” el-Mudâğabî, el-Fethu’l-Mübîn üzerine yazmış olduğu Haşiyede (s.32) bunu nakletmiştir. Münâvî, bu hadis hakkında Feydu’l-Kadîr (VI/95)’de şunları söyler:</p>
<p>“İbnu’l-Cevzî, hadisin uy­durma olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Bu ifadeye Suyûtî, el-Leâli’l-Masnûa’da (1/214) muvafakat etmiştir. Sehâvî, el-Mekâsidul-Hasene (s.405) isim­li eserinde hadisin uydurma olduğunu bertaraf etmek için hadisin şahitleri vardır, demiş ve: subutu olmasa da zayıf hadisle amele cevaz konusundaki şartlarına rağmen bu nasıl olur?” denilse: “bu hadis; bizzat sahîh olduğu kati olmayan hadislere hamledilir veya genel bir şey ise, senet açısından olmaksızın sübutuna inanılarak genellemelere sokulan zayıf hadisi de kapsadığına hamledilir.” demiştir.</p>
<p><strong>(16)-</strong> Şemseddin es-Sehâvî, el-Ukûl el-Bedi fi&#8217;s-Salâti Ala’l-Habîb eş-Şefî&#8217;, s.195.</p>
<p><strong>(17)-</strong> İşte sana bu üç şartın bulunduğu zayıf hadislerden örnekler: Leknevî, faydalı, kapsamlı ve hacimli Zaferul-Emânî fî Muhtasarı&#8217;l Cürcânî isimli eserinde konuyla alakalı üç şartı zikreder, (s.98) Daha sonra da fıkıh sahasında mahir olanlara saklı kalamayacağı gibi bunun birçok örneği vardır, diyerek örnek­ler verir. Bunlardan bazıları şunlardır:</p>
<p><em>1-</em> Ashabımızın zikrettiği gibi, müezzinin ezanı tane tane okuması, kame­ti de hızlı yapması müstehaptır. Onlar Tirmizî’nin; Abdu’l-Mün’im b. Nu- aym-Yahya b. Müslim-el-Hasen ve Atâ-Câbir tariki ile rivayet ettikleri: “Pey­gamber (s.a.v.) Bilâl’e dedi ki: Ey Bilâl! Ezam tane tane oku, kamet getirdiğinde acele oku. Ezanla kamet arasında da bir şey yeyip içenin yemesini ve içmesini bırakana ve kaza-i hacet yapanın yapmasına müsaade et. Beni görmeden de kamet getirme.&#8221; (1/311) hadisi delil olarak ileri sürmüşlerdir. Tirmizı hadis hakkında: “Bu hadisi Abdul-Mün’im hadisinden başka bir vecihle bilmiyo­ruz. Bu isnad da meçhûldür&#8221; demiştir.<br />
Abdu&#8217;l-Mün’im’in, Tirmizl’nin Câmi&#8217; sinde, konuyla alakalı olarak bundan başka bir hadisi yoktur. Hadisi, Dârekutni ve başka âlimler zayıt kabul etmişlerdir. Aynı hadisi Hâkim de Müstedrek&#8217;inde (1/204) Amr b. Fâid el-Es- vârî-Yahya b. Müslim-el-Hasen ve Atâ-Câbir ’den rivayet etmiştir. İsnadında Amr&#8217;dan başka cerh edilen başka bir ravi yoktur. Ancak fedâil-i âmâl konu­sunda, sahabe ve ondan sonra gelenlerin bu hadisle amel etmeleri, bu hadisi teyit ettiği için, bu ameli müstehap saymışlardır.</p>
<p><em>2-</em> Ashabımızın zikrettiklerine göre abdest esnasında boynu meshetmek müs- tehaptır. Bu konuda zayıf da olsa rivayet edilen hadisle istidlal etmişlerdir.<br />
Ebû Dâvud, (1/32)’ de Ahmed b. Hanbel (III/481)’de Talha b. Musarrif-babası Musarrif-o da babasından şunu rivayet eder: “Peygamber (s.a.v)’i başına bir defa kafasının ardına varacak şekilde mesh ederken gördüm.”</p>
<p>Tahavî, Şerhu Meânıl-Âsâr da (1/17), İbn Merzûk-Abdu’s-Samed b. Ab- di’l-Vâris-Ebî Hafs b. Gıyâs-Leys-Talha b. Musarrif-Musarrif-Talha’nın de­desi tariki ile “Peygamber (ş.a.v)&#8217;i başının önünden arkasına doğru kafasının arkasına boyuna doğru mesh ederken gördüm” hadisini rivayet eder. Kitâbul- Hurûf da Ebu’l-Aliyy b. es-Seken, Musarrif b. Amru’s-Sırrî- Musarrıf b. Amr- Amr b. Ka’b’dan o da büyük dedesi Amr b. Ka’b’dan şunu rivayet eder: Amr b. Ka’b: “Peygamber (s.a.v.)’i abdest alıp sakalına ve ensesini mesh eder­ken gördüm” der.</p>
<p>Bütün bu hadisler, Talha b. Musarrif’ten dolayı zayıftır. îbnu&#8217;l-Kattân onun hakkında: “Talha, babası ve dedesi bilinmeyen kişilerdir.” derken Nevevî de: “Talha b. Musarrif tabiînin tanınmış imamlarındandır. Kendisiyle Kütüb-i Sitte imamları ihticac etmişlerdir. Babası ve dedesi bilinmez demiştir. Ebû Dâvud (1/32)’de: “Ahmed b. Hanbel’den, “İbn Uyeyne’nin bu Talha b. Mu­sarrif, babasından o da dedesi tarikine de ne oluyor? şeklinde bir ifade duy­duğunu söyler. Darimî, İbnu’l-Medinî’nin “Abdurrahman b. Mehdiye Tal- ha’nın ceddini sordum o da: “Amr b. Kab veya Kab b. Amrdır ve Peygamber (s.a.v.)’i görmüştür.” dediğini rivayet eder.</p>
<p>Deylemî, Müsnedü&#8217;l-Firdevsde İbn Ömer’den merfû olarak &#8221;Boyuna mesh etmek kıyamet gününün sıkıntısından koruyucudur.” şeklinde bir hadis riva­yet eder. Irakî, Tahricu Ehâdisıl-îhya da hadis hakkında: “Bu hadis zayıftır.” (11/46) der.</p>
<p><em>3-</em> Konuyla alakalı olarak bir başka hadis de ihtiyat babından kendisiyle amel edilen ahkâm hadisleridir.</p>
<p>Nevevî, Ezkar da (s.7-8)’de “zayıf hadislerle amel etmek konusuyla başlangıç yapmış olduğu kısımlardan 3. kısım” da şunları söyler: “Bazı alıveriş ve nikâ­hın kerahiyetine dair zayıf hadisler varid olduğunda, müstahab olan, bu tür rivayetlerden uzak durmaktır.” Kitabın şârihi İbn Allan, Şerh&#8217;te (1/86) şunla­rı söyler: Hanefî İbn Âbidîn’in Reddul-Muhtar (I/121)’da ve Şafiî Şemsuddin er-Remlî nin Nihâyetul-Muhtâç (I/59)’ta zikrettikleri, “Güneşte ısınmış su­yun kullanılmasının mekruh olması” konusunda Hz. Âişe’den rivayet edilen ve zayıf olan bu haberle amel etmeleri, ihtiyat ve şüpheden uzak olmak için­dir. Aışe’nın haberinin tahrici için bkz: Zeylaî, Nasbur-Râye, (1/101)</p>
<p><strong> (18)-</strong>îbn Allân, Şerhul-Ezkâr&#8217;da (1/86) şu bilgileri verir: Ahmed b. Hanbel’den nakledilen &#8220;Ondan da daha kuvvetlisi yoksa zayıf hadisle amel edilir. Çünkü zayıf hadis kişilerin görüşlerinden daha iyidir” sözü, Ahmed b. Hanbel’in ve mutekaddimun âlimlerinin örtlerine göre, sahih hadisin karşıtı olan zayıf ha­dis için kullanılmıştır. Onlara göre haber; ya sahih ya da zayıftır, Zayıf hadis, sahih derecesinden aşağıya düşen hadistir. Durum böyle olunca bu tanım, hasen hadisi de kapsamaktadır. Zayıf hadisin meşhur olan terminolojiye göre tanımı, İbnu’l-Arabi’nin şeyhinden rivayet ettiği gibi, kabul şartlarını taşı­mayan hadistir. Bu ise hasen hadistir. Ahmed b. Hanbel’e izafe edilen sözler- den bu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Zerkeşî şöyle demiştir: îbn Hazm’ın: “Hanefiler, Ebû Hanife mezhebinde za­yıf hadisin Ebû Hanifeye göre reyden daha makbul olduğunda ittifak etmiş­lerdir. Onların zayıf hadisten kastı ise yukarıda belirttiğimiz sahihin dışın­daki zayıftır ki bu durumda zayıf hadis, hasen hadisi de kapsamaktadır” sözü de yukarıdaki ifadeye yakın bir ifadedir.</p>
<p>İbn Teymiyye Mütıhâcu’s-Sünne isimli eserinde (11/191) şöyle der: “Zayıf ha­dis reyden hayırlıdır.” şeklindeki sözümüz, terk edilen zayıf hadis anlamın­da, değildir. Bundan kasıt, hasen hadistir. Mesela, Şuayb’ın, babası o da baba­sından ve İbrahim el-Hacerî ve benzerlerinin rivayet etmiş oldukları hadisler gibi, Tirmizî’nin, hadislerini hasen veya sahîh yaptığı ravilerin hadislerdir. Tirmizî’den önce gelen hadisçilerin terminolojisinde hadis; ya sahîh ya da zayıftı. Zayıf hadis ise, terk edilen ve edilmeyen olmak üzere iki kısımdı. Ha­dis imamları, zayıf hadis hakkında hüküm bildirirken bu terminolojiye göre konuşmuşlardır. Sonraki dönemlerde Tirmizî’nin terminolojisinden başkası­nı bilmeyenler gelerek bazı hadis imamların “Zayıf hadis bana kıyastan daha sevimlidir.” sözünü, duydular. Tirmizî gibilerinin zayıf kabul ettikleri ha­dislerle ihticac edilebileceğini zannederek zayıf hadislerin sahîh hadise tabi olduğu görüşünde olanların yolunu tercih etmeye başladılar. Böylece onlar, daha düşük ayarda olanı kendisinden daha iyi olana karşı tercih ederek çeliş­kiye düşenlerden oldular.”</p>
<p>İbn Teymiyenin öğrencisi allâme İbnu’l-Kayyim el-Hanbelî, Vlâmul-Mu- vakkıîrı, isimli eserinde (1/31) konuyla alakalı olarak şu bilgilere yer verir: “İmam Ahmed’in fetvalarını bina ettiği asıllardan 4. asıl şudur: Eğer bir ko­nuda sahîh bir hadis yoksa mürsel ve zayıf hadisler alınır. Ahmed b. Hanbel, bu hadisleri kıyasa tercih eder. Ona göre zayıf hadisten maksat batıl, münker ve ravileri arasında kendisinden hadis almayı ve onunla amel etmeyi müm­kün kılmayacak şekilde itham edilen birisinin olmadığı hadistir. Ahmed b. Hanbel’e göre zayıf hadis, hem sahîh hem de hasen hadisin kısımlarmdandır. O; hadisi, sahîh, hasen ve zayıf olmak üzere üçe ayırmayıp bilakis sahîh ve za­yıf olmak üzere iki kısma ayırır. Ona göre zayıf hadisin dereceleri vardır. Eğer bir konuda onun aksine icmâ\ eser ve sahabe sözü yoksa zayıf hadisle amel etmek, kıyasa tercih edilir. İmamların tamamı bu asla muvafakat etmişlerdir. Onlara göre zayıf hadis kıyasa tercih edilir. Ebû Hanife, namazda kahkaha ile gülme hadisini, muhaddisler zayıf olduğunda icmâ etmiş olmalarına rağ­men kıyasa tercih etmiştir. Hurma nebizi/birası ile abdest alma ile alakalı hadisi, ekseri muhaddisler zayıf görmelerine rağmen kıyasa tercih etmiştir.</p>
<p>Muhaddislerin ittifakıyla zayıf olan “Hayızın en fazlası 10 gündür.&#8221;hadisi­ni, sırf kıyasa tercih etmiştir. Çünkü kadının onuncu günü gördüğü kan ile birinci gün gördüğü kan arasında miktar, nicelik ve hakikat bakımından bir fark yoktur.Yine muhaddisler, “10 dirhemden daha aşağı mehir yoktur.” hadi­sinin zayıf olduğunda icmâ etmiş, hatta batıl olduğunu belirtmiş olmalarına rağmen, Ebû Hanife hadisi kıyasa tercih etmiştir. Hâlbuki düşüncesine göre her iki taraf anlaştıktan sonra mehrin azı da çoğu da caizdir. Zira kadına verilen sadak/mehir kendinden faydalanma karşılığında bir bedeldir.</p>
<p>İmam Şafiî; zayıf olmasına rağmen, Vec mıntıkasında avı yasak eden haberi, kıyasın önüne almıştır. (Bu hadisi Beyhakî: &#8221;Dikkat ediniz! Vec mıntıkasında avlanmak ve içerisindeki ağaçlara zarar vermek haramdır!” şeklinde rivayet etmektedir.) Yasak vakitlerde Mekke’de namazın cevazına dair haberi, zayıf olmasına rağmen kıyasın önüne almıştır. Daha başka mekânların buna kıyas edilemeyeceğini belirtmiştir. Yine Şafiî’den aşağıda rivayet edilenhadis hak- kmdaki iki sözünden birisinde &#8221;Kim kusar veya burnu kanarsa abdest alsın ve namazını tamamlasın” hadisi zayıf olmakla beraber kıyasa takdim etmiştir. İmam Malik, mürsel, munkati’, sahabi sözlerini ve takrirlerini kıyasa tercih ederdi. Ahmed b. Hanbel’den bir mesele hakkında nass, sahabi kavli veya on­lardan birisinin sözü ve mürsel bir haber veya zayıf bir hadis de yoksa zaruret halinde 5. asıl olan kıyasa yönelirdi. O Kitabul-Hallâl&#8217;de: “Şafiî’ye kıyas hak­kında sordum. O da: “zarurete binaen yönelinir” veya buna benzer bir ifade<br />
kullandı” demektedir.</p>
<p><strong>(19)-</strong>Zehebî de bu ifadeyi îbn Hazm’dan Menâkıbu îmam Ebî Hanife isimli risâle- sinde (s.21)’de nakletmiştir. Bu eser Mısır’da 1367/1948’de Menâkıbu l-îmam Ebî Yûsuf ve îmam Muhammed b. el-Hasen isimli kitapçıklarla birlikte basıl­mıştır. İbnu’l-Kayyim el-Hanbelî, İlâmul-Muvakkıîn (I/77)’de şu bilgileri ve­rir: “Ebû Hanîfe’nin arkadaşları, Hanefî mezhebinde Ebû Hanîfe’ye göre zayıf hadis kıyas ve rey’den daha önce gelir. O mezhebini bu görüş üzerine bina etmiştir. Ebû Hanîfe zayıf hadis olmasına rağmen kahkaha, 10 dirhemden aşağı olan hırsızlıkta el kesmeyi yasaklama, Cuma namazının şehirde ikame edilmesi ilgili hadisleri kıyas ve reye takdim etmiş, kuyu ile ilgili meseleler­deki hadisleri de merfû olmamasına rağmen, açık kıyası terk etmiştir. Zayıf hadis ve sahabe kavlini kıyas ve reye takdim etmek Ebû Hanîfe ve Ahmed b. Hanbel in bu konudaki ifadeleridir. Selefin ıstılahında zayıf hadisten kas­tedilen ile müteahhir âlimlerin ıstılahındaki zayıf hadisten kastedilen aynı şey değildir. Daha önce geçtiği gibi, bilakis müteahhir âlimlerin hasen olarak isimlendirdiklerini selef âlimleri zayıf olarak isimlendirmekteydiler.” -Ebû Gudde- Bunu daha önce 50 nolu dipnotta nakletmiştim.</p>
<p><strong>(20)</strong>&#8211; Sehâvî, Fethu’l-Muğîs bi Şerhi Elfiyeti’l-Hadis, s. 120.</p>
<p><strong>(21)</strong>&#8211; Yani, vacip olduğundan kendisiyle amel edilir. İbn Hacer’in Nüket&#8217;inde âçik ladığı gibi bu hadisle amel etmek de onu tashih etmek manasına gelir. Bu düşünceyi, usûl imamlarından bir guruptan nakletmiştir. Bunu İbn Hacer&#8217;in öğrencisi Sehâvî’nin: “bu hadisle amel onu mütevatir mertebesine çıkarır&#8230;” sözlerinden de anlaşılmaktadır.</p>
<p><strong>(22)-</strong>Ebû Gudde, Fakih ve muhaddislerin bu konuyla alakalı sözlerini bir araya ge­tirdim. Öyle ki -fazlalığından dolayı- bu bilgiler, müstakil bir kitapçık olacak kadar oldu. Kitabın sonuna bu bilgileri ekleyeceğim. Oraya bakılsın Ebû Gudde: Hocam, imam Muhammed b. Zâhidu’l-Kevserî, Makâlât&#8217; ında bu hadis hakkında (s. 65-67) mufassal bir makale yaznmıştır, İlgili makalede bu hadisle amel edilmesi konusunda icma olduğunu ve hadisin senedinde senet olarak sahih olduğunu nakletmiştir.</p>
<p><strong>(23)-</strong>Nevevi,el-Ezkar,s.7-8&#8217;de Ebu Gudde;Nevevi&#8217;nin konuyla alakalı düşüncelerini 49.dipnotta verdim.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fezail-konularinda-zayif-hadislerle-amel-edilmesinin-kabulu/">Fezâil Konularında Zayıf Hadislerle Amel Edilmesinin Kabulü</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fezail-konularinda-zayif-hadislerle-amel-edilmesinin-kabulu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadis Kitaplarında Bulunan Her Hadisle Amel Edilebilir mi?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadis-kitaplarinda-bulunan-her-hadisle-amel-edilebilir-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadis-kitaplarinda-bulunan-her-hadisle-amel-edilebilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Apr 2017 12:22:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulfettah Ebu Gudde]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulhay El-Leknevi]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis Kitaplarında Bulunan Her Hadisle Amel Edilebilir mi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15335</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üçüncü Soru: Ahkâm konusunda, iyice araştırma yapmaksızın hadis ki­taplarında yer alan hadislerin tamamı delil olarak kullanılabilir mi? İkinci bir soru da delil olarak kullanılabilecek hadisle kulla­nılamayacak hadisi ayırt eden şey nedir? Cevap: Daha önce geçtiği üzere(1) adı geçen hadis kitapları, sahih, hasen ve zayıf türünden her türlü hadisi kapsamaktadır. Ahkâm konusunda(2) zikri geçen ve benzeri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-kitaplarinda-bulunan-her-hadisle-amel-edilebilir-mi/">Hadis Kitaplarında Bulunan Her Hadisle Amel Edilebilir mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><a href="http://ilimcephesi.com/hadis-kitaplarinda-bulunan-her-hadisle-amel-edilebilir-mi/page_akit-yazari-uydurma-hadisler-var-butun-hadis-kitaplari-toplanmali_154057811/" rel="attachment wp-att-15338"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-15338" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/page_akit-yazari-uydurma-hadisler-var-butun-hadis-kitaplari-toplanmali_154057811.jpg" alt="" width="466" height="234" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/page_akit-yazari-uydurma-hadisler-var-butun-hadis-kitaplari-toplanmali_154057811.jpg 620w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/page_akit-yazari-uydurma-hadisler-var-butun-hadis-kitaplari-toplanmali_154057811-600x301.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/04/page_akit-yazari-uydurma-hadisler-var-butun-hadis-kitaplari-toplanmali_154057811-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" /></a></b></p>
<p><b>Üçüncü Soru:</b></p>
<p>Ahkâm konusunda, iyice araştırma yapmaksızın hadis ki­taplarında yer alan hadislerin tamamı delil olarak kullanılabilir mi? İkinci bir soru da delil olarak kullanılabilecek hadisle kulla­nılamayacak hadisi ayırt eden şey nedir?</p>
<p><b>Cevap:</b></p>
<p>Daha önce geçtiği üzere(1) adı geçen hadis kitapları, sahih, hasen ve zayıf türünden her türlü hadisi kapsamaktadır. Ahkâm konusunda(2) zikri geçen ve benzeri hadis kitaplarında yer alan hadislerin tamamı, sahihini zayıfından ayırt edebilecek derin bir vukufiyet sahibi olunmaksızın delil olarak kullanılmaz.</p>
<p>Mutlaka, sahih li zatihi veya sahih li gayrihi, ya da hasen li zatihi ile hasen li gayrihi olan hadislerle, zayıf hadislerin bütün çeşitleri arasında ayırım yapıp(3) birinci kategorideki hadislerle amel etmek diğerleri ile ise amel etmemek gerekir. Bu ayırımı yapacak olan kişi, kendi zannına göre hasen veya sahih olan ha­disi alır ve sonra kendilerine güvenilen tenkitçilerin açıklamala­rına müracaat eder. Eğer kendisi bu işin uzmanı ise, hadisi bizzat kendisi tenkit eder. Eğer hadis hakkında herhangi bir açıklama bulamazsa o takdirde tavakkuf eder.(4)</p>
<p>Zekeriya el-Ensârî, Fethu’l-Bâkî Şerhu Elfiyeti’l-Irâkî(5) isim­li şerhinde şu bilgilere yer verir: “Bir kişi, Sünen veya Müsnedler- de yer alan herhangi bir hadisi delil olarak kullanmak istediği zaman, eğer kendisi delil olarak kullanılabilecek hadisle kullanı­lamayacak hadis arasında ayırım yapmasına yardım edecek do­nanıma sahipse, bu takdirde söz konusu hadisin isnâdının mut­tasıl olup olmadığına ve ravilerinin durumlarına bakmadan onu delil olarak kullanamaz. Eğer kendisi bu işin uzmanı değilse, söz konusu hadisi sahih veya hasen kabul eden bir âlim bulursa onu taklit eder. Eğer bulamazsa, hadisi delil olarak kullanmaz.”</p>
<p>İbn Teymiye, Minhâcu s-Sünne(6) isimli eserinde şu bilgileri verir: “Nakledilen haberlerin birçoğu doğru olduğu gibi birçoğu da yalan olabilmektedir. Nahiv ile ilgili konularda nahivcilere, dille ilgili konularda dil bilginlerine, yine şiir ve tıp konularında da ilgili âlimlere başvurulduğu gibi, doğru ve yalan haber içeren bu rivayetlerin birbirinden ayırt edilmesinde de hadisçilere baş­vurulmalıdır. Her ilmin onu bilmekle tanınan âlimleri vardır. Bu âlimler arasında hadis âlimleri ise en değerlileri, en doğru sözlü olanları, konumları en yüce olan ve en fazla dindar olan- larıdır.”</p>
<p>İbn Teymiye aynı eserinin başka bir yerinde ise155 şöyle de­mektedir: “Şayet iki fakih feri meselelerden bir mesele üzerinde tartışsa; tartışan taraflardan birinin delili, sened olarak müsned olduğu bilinen ya da bu konuda kendisine müracaat edilen bir kimsenin sahih kabul ettiği bir hadis ise, o zaman bu hadis de­lil olur. Eğer hadisin isnâdı bilinmezse veya hadisçilerden söz konusu hadisi sahih kabul eden bir kimse olmazsa, bu takdirde hadisin sahih olduğu nereden bilinecek?”</p>
<p><strong>Tibî, Hülâsâ isimli eserinde şöyle der: “Bilmiş ol ki, hadis üç kısma ayrılır. Bunlar:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Hadis imamlarının hakkında sahih dedikleri inanılması gerekli olan hadisler,</p>
<p><strong>2-</strong> Hadis imamlarının haklarında yalan olduğunu belirttik­leri ve reddedilmesi gerekli olan hadisler,</p>
<p><strong>3-</strong> Diğer haberlerde olduğu gibi doğru ve yalan olma ihtimali olan ve hakkında tevakkuf etmek vacip olan hadisler. Bu kısmda yer alan hadislerin tamamının yalan haber olması makul bir de­ğildir. Çünkü genellikle ravilerinin çokluğu ve farklılığı sebebiy­le birçok haberin yalan olarak kabul edilmesine mani olmakta­dır. Bu haberlerinin tamamının da doğru olması düşünülemez. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) “Benden sonra -benim ağzımdan- söy­lemediklerim yalan yere bana atfedilecektir”(8) buyurmuştur.</p>
<p>îbnu s-Salâh, Mukaddime(9)sinde şöyle demektedir: “Buharî ve Müslim de yer alan hadislerin dışında yer alan sahih hadis­leri elde etmek isteyen kişi bu hadisleri güvenilir, içerisinde yer alan hadislerin sahih olduğu belirtilerek hadis âlimleri arasında şöhret bulmuş, Ebû Davûd, Tirmizî, Nesâî, îbn Huzeyme, Dâre- kutnî ve daha başka âlimlerin kitaplarında aramalıdır. İçerisin­de sahih ve sahih olmayan hadis içermesinden dolayı hadislerin sadece Ebû Davûd, Tirmizî, Nesâî nin eserlerinde yer alması o hadisin sahih olması için yeterli değildir. -îbn Huzeyme gibi- eserlerinde sadece sahih hadisleri toplama şartını koşan kimse­lerin eserlerinde bulunması, hadisin sıhhati için yeterlidir.”(10)</p>
<p>Keza, Buharı ve Müslim’in Sahih’leri üzerine yapılan Ebû Avâne el-İsfereyânî, Ebû Bekr el-lsmâlî, Ebû Bekr el-Berkânî ve bunların dışındaki âlimlerin Mustahraç türü eserlerinde yer alan hadisler için de aynı durum söz konusudur.</p>
<p>İbnu’s-Salâh yine Mukaddime de(11) şu bilgilere yer verir: “Ha­dis cüzlerinde veya başka yerlerde rivayet edilip, Sahîhayn da yer almayan sahih isnâdlı bir hadis bulsak; meşhûr ve kendilerine güvenilen hadis imamlarının eserlerinin herhangi birinde de söz konusu hadisin sıhhati hakkında bir şey söylenmemiş olsun. Biz bu hadisin sahih olduğu yönünde kesin bir hüküm vermeye ce­saret edemeyiz. Nitekim zamanımızda, sadece isnâdları nazar-ı itibara alarak bir hadisin sahih olduğunu -bu konuda herhangi bir bilgiye ihtiyaç hissetmeden- yalnız başına bilmek imkânsızlaşmıştır.(12)</p>
<p>Zira hiçbir isnâd yoktur ki ricâlinde hıfz, zabt ve itkan gibi, sahih hadis için bulunması gereken şartları taşımayan ama ki­tabında bu tür ravilere güvenerek rivayette bulunulan kişiler bulmayasın, öyleyse, sahih ve hasen hadisleri bilmek ancak şöhretinden dolayı tahrif ve tağyir olmadığına inanılan meşhûr, güvenilir hadis kitaplarındaki hadis imamlarının yazdıklarına güvenmeye kaldı.”</p>
<p>Îbnus-Salâh’ın müteahhir asırlarda hadislerin tashih ve tadif konusu dışında diğer düşünceleri, kendisinden sonra gelen­leri etkilemiş ancak kendisinden sonra gelen âlimlerin hepsi ha­dislerin tashih ve tadifi konusunda ona muhalefet etmişlerdir.(13)<br />
Irakî, Şerhul-Elfiye(14) isimli eserinde şunları söylemiştir: “Daha önce geçtiği gibi, Buharî ve Müslim sahih hadislerin ta­mamını toplamamışlardır. Sanki İbnu s-Salâh bu ifadesi ile Bu­harî ve Müslim’in tahriç etmedikleri diğer sahih hadisler nasıl bilinir? demek istemiştir. O, Ebû Dâvud, Nesâî, Tirmizî, Beyhakî, Dârekutnî, Hattabî gibi eserlerine güvenilen hadisçilerin, hadisin hakkında -sahihtir- dedikleri hadisleri al! demiş ve sa­hih hadislerle ilgili konuyu böylece sınırlandırmıştır. Hâlbuki ben onun gibi sınırlandırmıyorum.</p>
<p>Bilakis bu âlimlerin eserle­rinin dışında sahih bir tarikle kendilerine ulaşan ve hakkında âlimlerin “sahihtir” dedikleri hadis veya Yahya b Saîd el-Kattân, İbn Maîn ve benzeri âlimler gibi, bilinen meşhûr bir kitabı ol­madığı halde, kendilerine ulaşan bazı hadisleri kabul etmişlerse bu hadisler de sahihtir. Bu konuda doğru olan hüküm de budur. İbnu s-Salâh tashihi yukarıda ismi geçen eserlerle sınırlamıştır.</p>
<p>Çünkü o, bu zamanda hiç kimsenin hadisleri tashih edeme­yeceğine inanmaktadır. Bunun içindir ki meşhûr bir eser olma­dıkça hadisin senedinin sıhhatine güvenmemektedir. Bu konuya daha sonra değinilecektir. Sahih hadisler yine; İbn Huzeyme nin, İbn Hıbbânın -et-Tekâsim vel-Enva- olarak isimlendirdiği Sa­hih’i ve Hâkim’in Müstedrek ala’s-Sahihaynı gibi, yalnızca sahih hadislere tahsis edilmiş kitaplardan alınabilir. Keza, Sahihayn üzerine yapılmış, sıhhatinde şüphe olmayan ancak bu iki esere alınmamış, tamamlayıcı veya ziyade olan hadislerin bulunduğu Sahihayn üzerine yapılmış Müstahrac türü eserlerde de bulunan sahih hadisler de alınır.”</p>
<p>Daha sonra Irakî(15), Îbnus-Salâh’tan bu asırda hadislerin tas­hih edileyemiyeceğine dair sözleri ile Nevevînin hadisleri tashih edilebileceğine dair cevazını nakleder ve şunları söyler: “Ehl-i hadis Nevevînin sözüyle amel etmiştir. İbnu’s-Salâh’ın muasır­larından birçok kişi ve ondan sonra gelen asırlarda Ebu’l-Hasan b. el-Kattân, Ziya el-Makdisî, Zeki Abdi’l-Azîm el-Münzirî gibi birçok âlim daha önce tashih edilmeyen hadisleri tashih etmiş­lerdir.”</p>
<p>İbn Cemâa, Muhtasarında İbnu’s-Salâh’ın, hadisin tashih edilmesinin imkânsızlığına dair sözlerini naklettikten sonra şöyle der: “Zann-ı galible birlikte, mütekaddim âlimlerin bütün gayret ve araştırmalarına rağmen ihmal ettikleri bazı hadislerin varlığı kabul edilse, bu asırda hadisleri tashih etme ehliyetine sa­hip ve bunu yapacak kudrette ulaşan bir kişi bu hadisleri tashih edebilir.”</p>
<p>Nevevî, Takrîb(16)’de: “Bana göre en doğru görüş: “Kim hadisi tashih veya tad’if edebilecek kabiliyette ve bilgisi de derin ise bu işi yapabilecektir” diyerek, hadisin sonraki asırlarda tashih edi­lebileceğini söyler.</p>
<p>Suyûtî ise Tedrîb(17)te, Irakînin şöyle söylediğini nakletmekte­dir: “Bu iş ehl-i hadisin işidir. Biz müteahhir âlimlerden bir gurup âlimin, daha önceki âlimlerin tashih etmedikleri hadisleri tashih ettiklerine rastlamaktayız. Böyle tashih işlemi yapanlardan bi­risi de, İbnus-Salâh’ın çağdaşlarından el-Vehm ve&#8217;l-Ihâm sahibi Ebu&#8217;l-Hasen Ali b. Abdi’l-Melik b. el-Kattân dır. Bezzâr’ın tahriç et­tiği, lbn Ömer&#8217;in: “Peygamber (s.a.v), abdest alıyordu ve ayakkabıları da ayağındaydı.&#8221; şeklindeki rivayetini tashih etmiştir. Yine Kâsım b.Esbağın tahriç ettiği “Peygamber (s.a.v.)m ashabı namaz vaktini yan üzeri yatmış bir şekilde beklerlerdi. Kimileri bu halde iken uyur, sonra namaza kalkarlardı’ şeklinde Enes’ten yapmış olduğu rivayeti tas­hih etmiştir. Yine İbnus-Salâh ın muasırlarından Hafız Ziyauddin b. Abdi’l-Vâhid el-Makdisî el-Muhtâre isimli eserinde sahih hadis­leri bir araya getirmeye çalışmıştır.(18)</p>
<p>O, bu eserinin içerisine daha önce sahih olarak geçmeyen hadisleri de almıştır. Hafız Zekiyuddin el-Münzirî, Yunus-Zührî-Saîd ve Ebî Seleme-Ebû Hureyre tariki ile Peygamber (s.a.v)in- gelmiş geçmiş günahlarının bağışlanacağına ’ dair hadisi tashih etmiştir. Bu tabakanın peşinden gelen tabakada Hafız ed-Dimyâtî, Câbir’in rivayet ettiği: “Zemzem suyu ne niyet için içilirse ona faydalıdır.&#8221; hadisini tashih etmiştir. Ondan sonra gelen tabakadan Takiyuddin es-Subkî de İbn Ömer’in ziyaret hadisini (19)tashih etmiştir. Bu hususta ehliyetli kişiler bu sahada bıkmadan usanmadan(20) çalışmalarına devam etmektedirler.”</p>
<p>Sonra Suyûtî(21), İbn Hacer’in: “Müsned ve Sünen gibi hadis kitaplarının meşhûr olmalarından ve bu eserlerin müelliflerine karşı iyi niyetten dolayı, eserlerinde yer alan hadislerin isnâdına ihtiyaç duyulmayan meşhûr hadis kitaplarında yer almalarına gelince; bu eser sahiplerinden herhangi bir müellif bir hadis rivayet ettiğinde; rivayet etmiş olduğu bu hadiste sıhhat şartları topluca bulunsa, hadiste de güvenilir bir muhaddis tarafından herhangi bir illet de görülmese, mutekaddim âlimleri velev ki bu hadis hakkında bir hüküm söylememiş olsalar bile hadisin sıhhatine hükmedilir” dediğini nakleder.</p>
<p>Suyûtî sözlerini daha sonra şöyle sürdürür: “Hadisleri tashih etme konusu dışında; İbnu s-Salâha ne musannif İbn Hacer ne de ondan sonra gelip de İbnus-Salâh’ı ihtisar eden İbn Cemâa ve diğer ihtisar sahipleri, ne Elfiye de Irakî ne de Bulkînî -tas­hih konusu hariç- gibi hiçbir âlim itiraz etmemiş ve hadisi ha- sen yapma konusunda da susmuşlardır. Bu konuda ben şunları söylerim: Hadisin tashihine cevaz vermeyen kişinin tashihine cevaz vermesi ihtimal dâhilindedir. Mizzî, hadis âlimlerince za­yıf olduğu açıklanmış olmasına rağmen “İlim öğrenmek farzdır&#8217; hadisini hasen yapmıştır. Birçok hadis âlimi, hadisçilerin zayıf olduğunu belirtmelerine rağmen bazı hadisleri zayıflıktan kur­tarıp hasen hadis yapmışlardır.(22) Sonra ben, İbnus-Salâh’ın sö­zünü derinlemesine düşününce, onun hadis tashihi ile tahsinini ayırt etmediğini gördüm.”(23)</p>
<p>Suyûtî daha sonra sözlerini şöyle sürdürür: “Sözün özü şu­dur: Öncekiler hadisin tashihi konusunda aynı düşünmeseler de Îbnu’s-Salâh, son devir âlimlerinin ehliyet yetersizliğinden hadi­si tashih, tahsin ve tad’if etmelerini uygun görmemiştir. Öyleyse hadis hakkında uydurma olduğu yönünde hüküm verilmenin yasak olması daha elzemdir. Ancak mevzu olduğu apaçık olan uzun ve gülünç hadislere uydurma hükmünü verme bundan istisna edilmiştir. Çünkü bu hadisler hem akla hem de icmaya aykırıdır. Ancak muteber rivayetler görüldüğü takdirde hadise mütevatir veya meşhûr hükmü verilebilir.”(24)</p>
<p><strong>Kaynak:</strong>Abdulhay El-<em>Leknevi &#8211; Temel Hadis Meseleleri,syf:107-119</em></p>
<p><em>Tahkik eden</em>:Abdulfettah Ebu Gudde</p>
<p><em>Çevirmen:</em>Doç.Dr.Harun Reşid Demirel</p>
<p>Hüner Yayınları</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><strong>(1)-</strong>Müellif, siyer, fedâil-i Ali ve benzeri konularda da iyice araştırma yapılma maksızın hadis kitaplarında yer alan her hadisi delil olarak kullanılmasından sakındırmaktadır. Müellifin konuyla ilgili sözleri (s. 23-34)’de geçmişti.</p>
<p><strong>(2)-</strong> Yani ikinci sorunun cevabı kastedilmektedir, (s. 36-64) arasında geçmişti.</p>
<p><strong>(3)-</strong>Yani bu âlim, sahih hadisle zayıf hadisi birbirinden ayırmaktadır.</p>
<p><strong>(4)-</strong>İbn Hacer dedi ki: Sünenü Erbaa&#8217;dan özellikle de Sünenü îbn Mace’den, Mu­sannaf Abdirrezzak ve îbn Ebi Şeybe den veya Müsned türü hadis eserlerin­den bir hadisle ihticac etmek istese bu oldukça sıkıntılıdır. Zira bu eserlerin müellifleri sadece sahih ve hasen hadisleri toplamayı şart koşmamışlardır. Bu eserlerden istifade edecek kişi eğer hadisin naklinde ve tashihinde ehil ise» kapsamlı bir şekilde araştırmaksızın bu iki tür hadis eserlerinden hadisleri delil olarak kullanamaz. Eğer bu işin ehli değilse, hadisleri sahih veya ha­sen yapabilen, bu işten anlayan birisini bulursa onu taklit eder. Böyle birisini bulamazsa o vakit bu kitapların hadisleri ile ihticac etmeye kalkışmaz. Eğer böyle bir işe kalkışırsa gece odun toplayan kişi gibi olur, böylece kendisiyle ihticac edilemeyen bir hadisle ihticac eder de haberi bile olmaz!”</p>
<p><strong>(5)-</strong>Zekeriya el-Ensârî, Fethul-Bakî Şerhu Elfiyeti’l-Irâkî, 1/107.</p>
<p><strong>(6)- </strong>İbn Teymiye, Minhâcus-Sünne, IV/10.</p>
<p><strong>(7)-</strong>İbn Teymiye, Minhâcus-Sünne, IV/81.</p>
<p><strong>(8)-</strong> İbn Kesîr, hadisi bu şekliyle İhtisâru Ulûmıl-Hadîs isimli eserinde (s. 80)’de 21. çeşit başlığı altında bu şekliyle rivayet etmiştir. Kitabı tahkik eden Ahmed Muhammed Şakir de hadis hakkında her hangi bir açıklamada bulun­mamıştır! Bu hadisi uzun uzun araştırmama rağmen yine de bulamadım. Daha sonra Aclunî’nin Keşfu’l-Hafâ ve Mezîlu’l-lbâs Amma îştehere Minel-Ehâdisin-Nâs isimli eserinde (I/465)’de “Bana yalan isnad edecekler” şeklinde buldum. Îbnu’l-Mulakkan, Tahricu Ehâdisi’l-Beydavî’de hadisi bu şekliyle görmediğini söylemektedir. Evet, Sahîh-i Müslim&#8217;in baş kısımlarında (I/78)’de Ebû Hureyre’den &#8216;Ahir zamanda yalancı deccaller türeyecektir. Sizlere ne sîzlerin ne de babalarınızın duymadıkları hadisleri rivayet edeceklerdir. Sizi ve onları uyarıyorum. Sizleri sapıklığa ve fitneye düşürmesinler!n rivayet edilmektedir. Ben daha sonra allâme Celâlettin el-Muhallî nin, Subki’nin Cem u l-Cevâmi isimli eserine yazmış olduğu şerhin sünnet bölümünde,(11/81) de musannifin dediği gibi “bu hadis bilinmemektedir” diyerek dikkat çektiğini gördüm.”</p>
<p><strong>(9)-</strong> îbnu s-Salâh, Mukaddime, s. 16.</p>
<p><strong>(10)</strong>-Dedim ki: Bu sözü iyice incelemek gerek. İbnus-Salâh’ın bu ifadesi Îbn Hıb- bânın Sahih&#8217;ine de şamildir. Kendisi bizzat Mukaddime&#8217;sinde (s.18)’de Hâkim’in el-Müstedrek Ala&#8217;s-Sahîhayn isimli eseri hakkında konuşurken: “Hâkim’in sahih hadisin şartı konusunda fazlaca müsamahalı ve hadise sahih hükmü vermede mütesahildir. Tesahül/tolerans konusunda îbn Hıbbân da ona benzer” demektedir.<br />
İbnu’s-Salâh’ın “İbn Huzeyme nin kitabı gibi sahih hadisleri toplama şartını ileri süren kitaplardın içerdiği hadislerin tamamı sahihtir, şeklindeki genel ifadesi kabul edilebilir değildir.</p>
<p>Sonra -yazarlarınca sahih hadislerin toplanmasının şart koşulduğu- bu ki­taplar, Kütüb-i Sitte kitapları gibi; âlimlerin ellerinde dolaşıp içerisinde yer alan hadisleri, münekkit âlimlerce yakından incelenmiş ve tenkit edilip, sahih olup olmadıkları kabul edilmiş kitaplar değildir. Îbnu’s-Salâh’ın bu şe­kildeki genel ifadesi kabul edilebilir bir şey değildir.</p>
<p>Nasıl olur? Suyûtî nin en son kitabı et-Taakkubât ala&#8217;l-Mevdûât (s.74)’da açıkladığı gibi, Îbnu’l-Cevzî, Mevzûât&#8217;ım, İbn Huzeyme ve îbn Hıbbânın Sahih&#8217;lerinde yer alan birçok hadisi almıştır. Buna dair nakiller, Leknevî’nin Îbnu’l-Cevzînin sertliğine dair sözlerinde şerh olarak gelecektir. Suyûtî, her ne kadar el-Leâli’l-Masnûa isimli eserinde, Îbnu’l-Cevzî’nin mevzû dedikleri bu hadisleri sahîh yapmak için uğraşsa da Îbnu’s-Salâh’ın: “îbn Huzeymenin Sahih&#8217;indeki hadisler sahihtir.” şeklindeki ifadeye rağmen, mutlak manada bu hadislerin sıhhatini yaralamaktan kurtaramamaktadır.<br />
îbn Kesîr, el-Bidâye ve&#8217;n-Nihâye (II/100)’de, îbn Hıbbân’ın Sahih&#8217;inden bir hadis rivayet ettikten sonra “Bu hadisi İbn Hıbbân tashih etse de oldukça tuhaf bir hadistir” der.</p>
<p>İbnu’s-Salâh, îbn Huzeymeyi tezkiye etse de işte sana örnek olmak üzere onun Sahih&#8217;inde üç tane zayıf hadis:</p>
<p><strong>Birinci Hadis</strong>: îbn Hacer, Fethu&#8217;l-Bârî&#8217;de “Parmakları mescitte ve daha başka yerde çıtlatmak” babında (I/468)’de Ka’b b. Ücre’nin Peygamber (s.a.v)’den “Sizden biriniz abdest alıp sonra mescide gelirse namazda iken parmaklarını çıtlatmasın!” şeklinde rivayet ettiği bu hadis hakkında: “Hadisi F.bû Davud Sünende, îbn Hıbbân, ve îbn Huzeyme Sahihlerinde rivayet etmişlerdir, de­dikten sonra isnâdında problem vardır, bundan dolayı bazı hadis âlimleri, hadisi zayıf olarak kabul etmişlerdir” der.</p>
<p>Şevkânî, Neylu’l-Evtâr (II/282)’de bu hadisi yorumlarken şu bilgileri verir:</p>
<p>“Tirmizî’deki isnadında bilinmeyen birisi vardır. Bu meçhûl ravi de Ka’b. Ücre’den rivayette bulunmuştur. Ebû Davud bu meçhûl şahsı künyelendirmiş ve Sa’d b. İshâk tariki ile rivayette bulunarak: bize Ebû Sümâme el-Han- nât, Ka’b’dan rivayet etmiştir. İbn Hıbbân bu şahsı Sikât&#8217;da zikretmiş ve ken­disinden rivayette bulunmuştur.”</p>
<p>Hocalarımızın hocası allâme Ahmet el-Ensârî el-Hindî Bezlul-Mechûd fî Halli Ebî Davud isimli eserde (I/317)’de şöyle der: “îbn Hacer, Takrîb&#8217;te: Ebû Sümâme, Hicazlı, meçhûlu’l-hal birisidir, Tehzîbu&#8217;t-Tehîb&#8217;te de Dârekut- nî’nin “Bilinmeyen birisidir, terk edilir.” dediğini söyler.”</p>
<p>Münâvî, Feydul-Kadîr de bu hadisin senedi hakkında (I/322)’de konuşurken, Zehebî’nin, Mizân&#8217;da Ebû Sümâme hakkında; “Bilinmeyen birisidir, onun Ka’b b. Ücre’den yapmış olduğu rivayet münkerdir. Bunun içindir ki Suyûtî bu hadise zayıftır, şeklinde işaret koymuştur.” şeklindeki sözünü nakleder.</p>
<p>Bu konuda gelen ikinci ve üçüncü hadise gelince, allâme Muhammed Abdu’r-Reşîd en-Numanî el-Hindî, Muhammed Muîn es-Sindî’nin Dırâsâtu&#8217;l-Lebîb fi&#8217;l-Üsveti&#8217;l-Haseneti&#8217;l-Lebîb isimli eserine yapmış oldu­ğu yorumda (s.143)’de şunları söyler: “Sahih İbn Huzeyme, İbn Hacer’in yaşadığı dönemden önce kaybolan kitaplardandır. Eserinin sadece dört­te biri geriye kalmıştır. Bunu; İbnu’l-Fehdi’l-Mekkî, Lahzu’l-Elhâz bi-Zeyli Tabakâti&#8217;l-Huffâz (s. 333)’da, İbn Hacer’in biyografisinde açıklamaktadır. Sehâvî, Fethu&#8217;l-Mugîs (s.13)’de İbn Huzeyme’nin Sahih&#8217;inin büyük bir bölü­münün kaybolduğunu söyler.”</p>
<p><strong>İkinci Hadis,</strong> Kesîr b. Abdillah babasından o da dedesinden şöyle bir hadis rivayet eder: Peygamber (s.a.v.)’e “Arınmış olan saadete erecektir. (A la, 87/14) ayeti soruldu, O (s.a.v.) da uFıtır sadakası için nazil oldu.&#8221; buyurdular, hadisi­ni İbn Huzeyme Sahih&#8217;inde rivayet etmektedir. Münâvî, et-Tergîb ve&#8217;t-Terhîb (II/275)’de konuyla ilgili olarak şunları söyler: “Kesîr b. Abdillah çok zayıf birisidir.” Ve yine aynı eserin (II/14)’de “Kesîr b. Abdillah çok çok zayıf biri­sidir. Tirmizî kendisini tahsin etmiş ve ondan gelen “Müslümanlar arasında sulh caizdir.&#8221; hadisini de sahîh olarak kabul etmiştir. Hadis âlimleri kendisi­ni bu hadisi sahîh ve şahsı da iyi görmesinden dolayı tenkit etmişlerdir” de­mektedir. îbn Hıbbân: “Kesîr b. Abdillah’ın babası/dedesi tariki ile uydurma bir nüshası vardır” sözünü; Zehebî, Mizânu&#8217;l-İ’tidâl (II/355)’de nakletmiş ve yukarıda zikri geçen hadisi de, Kesîr b. Abdillah’ın münker hadislerinden saymıştır.</p>
<p><strong>Üçüncü Hadis,</strong> Ömer b. Ebî Hes’am, Yahya b. Ebî Kesîr’den o Ebû Seleme’den o da Ebû Hureyre’den Peygamber (s.a.v.)’in: “Kim akşamdan sonra namaz aralarında kötü söz konuşmaksızın altı rekât namaz kılarsa bu namaz 12 sene­lik ibadete denk olur.” dediğini rivayet eder. îbn Huzeyme bu hadisi Sahih&#8217;in­de rivayet eder.<br />
Zehebî, Mizân’da Ömer b. Abdillah’ın biyografisinde (II/264)’de: “Buharî, onun hakkında: münkerü 1-hadis, zâhib” ve: “Bu hadis onun münker hadıslerindendir.” dedjğini, Makdisî’nin de Tezkiretu&#8217;l-Mevzûat (s.89)’da onun hakkında Mirek&#8217;in;&#8221; hadisçilerin icmâsıyla zayıf birisidir”, sözünü rivayet eder.</p>
<p>İbn Hacer, Tehzibu&#8217;t-Tehzîb (VII/468)’de onun biyografisinde: “Tirmizî Buharî’nin, Ömer b. Abdillah için: &#8220;zayıf hadis, zâhib” dediğini ve çok zayıf gördüğünü; Berzâî, Ebû Zur&#8217;a&#8217;nın: “Vâhi&#8217;l-hadis, Yahya b. Ebî Kesir’in 500 hadisinden üç hadis rivayet etmiş hepsini de ifsat etmiştir.” îbn Adiyy’in dr “Münkerül-hadis, hadislerine tabi olunmaz.” dediklerini nakleder, îbn Hacer Tehzîbu&#8217;t-Tchzîb&#8217;te Ömer b. Raşid’in biyografisinde (VII/446)&#8217;da şöyle der: “Onun hakkında; İbn Hıbbân, Ömer b. Raşid’e Ömer b. Abdillah b. Ebî Hes&#8217;am da denir. Hadis uyduran birisidir. Bu gibi adamları yermenin dışında isimlerini anmak bile helal değildir.” demiş,İsbehani de bu şahsın Ömer b. Abdillah olduğunu söyleyerek bu hususta İbn Hıbbân’a muvafakat etmiştir. Ancak Dârekutnî: “îbn Hıbbân karıştırıyor. Ömer b. Raşid ile Ömer b. Abdillah, farklı farklı kişilerdir.” demiştir.”</p>
<p>Suyûtî, mezkûr 3. hadisi el-Câmius-Sagîr&#8217;de Tirmizî ve İbn Mâce’dcn rivayet eder. Kitabın şârihi Münâvî, (VI/167)’de: “Tirmizî, hadis hakkında “zayıf, garib” demiştir. Çünkü hadisin senedinde Ömer b. Ebî Hes’am vardır.” de­dikten sonra, bu konuda yukarıda verilen Buharî ve îbn Hıbbân’ın sözlerini rivayet eder.</p>
<p>Eğer bu üç hadis, İbn Huzeyme’nin Sahih&#8217;inde varsa, bunların benzerleri­nin de olması kaçınılmazdır. Nasıl olurda hadisin sıhhatine hükmetmek için mücerret olarak müellifleri tarafından sahîh hadis toplama şartını koymaları yeter, sözü doğru olur?</p>
<p>San’ânî, Tavdîhul-Efkâr (I/64)’de Îbnu’s-Salâh ve ona bu hususta tabi olanla­rın sözlerini incelemiş ve şöyle demiştir: “İbnu’n-Nahvî, el-Bedru’l-Münîr&#8217;de der ki; “îbn Hıbbân’ın Sahih&#8217;indeki hadislerin birçoğu, hocası îbn Huzey­me’nin Sahih’inden alınmıştır. Bir farkla ki, Îbnu’s-Salâh, îbn Hıbbân’ın Sahih1 ine verilen hüküm açısından Hâkim’in Müstedrek&#8217;ine yakındır, de­mektedir. İbn Hacer el-Heytemî, Fihris&#8217;te Hâkim’in, İbn Hıbbân hakkında: &#8220;Meçhûl ravilerden rivayette bulunurdu. Çünkü o yöntemi gereği hasen hadisleri, sahîh hadislerden kabul ederdi.” sözünü nakletmiştir. el-lmâd b. Kesîr de yine bu konuda şunu nakleder: “İbn Hıbbân ve îbn Huzeyme, ha­diste sıhhat konusuna dikkat etmişlerdir ve senet ve metin açısından Müstedrek&#8217;ten üstündürler. Her ne olursa olsun, içtihat ehlinden olan kişinin, îbn Hıbbân ve İbn Huzeyme ve onları kendilerine örnek alanları taklit etmemesi gerekir. Öyle hadisler var ki îbn Huzeyme, hasen derecesine ulaşmadığı halde o hadisler hakkında sahîh olarak hükmetmiştir.”</p>
<p>San’ânî, daha sonra: “Ge rek Îbnu’s-Salâh gerekse ona tabi olanların bu konuda söyledikleri genel bir hüküm olarak alınmaz” der. Sahîh îbn Huzeyme ile ilgili olarak bir başka düşünce de onun birçok kısmının kaybolduğudur. Hocamız el Kevseri Makalâtul-Kevseri (s.50)’de “îbn Huzeyme’nin Kitabut-Tevhid&#8217;i Sahih&#8217;inin bir bölümü sayılmaktadır.” demektedir. Bu eser Mısır’da 1353/1934’ de Müniriye matbaasında basılmıştır.</p>
<p>Mübârekfûrî’nin Tuhfetul-Ahvezi isimli esrinin mukaddimesinde (s.50) de şu bilgiler yer almaktadır: “Bilesin ki Sahih îbn Huzeyme&#8217;nin nesih hattıyla bir nüshası Berlin kütüphanesinde bulunmaktadır. Kitapla alakalı olarak îbn Hacer’in faydalı bir yorumu bulunmaktadır. 2. ve 3. ciltler tanı olup, l. ciltte bazı eksik yerler bulunmaktadır. Doğruluğunu Allah bilir.”</p>
<p><strong>(11)-</strong> İbnu’s-Salâh, Mukaddime, s. 12.</p>
<p><strong>(12)- </strong>İbnu’s-Salâh; müteahhir âlimlerin bir hadisi tashih etmelerine engel olmak­la meşhur olmuş birisidir. Bir gurup âlim ona bu hususta muhalefet ederek; bu konudaki uzmanlığı belli olan müteahhir hadis âlimlerinin, hadisi tashih etmelerine cevaz vermişlerdir. İbnu’s-Salâh, bunu ilerleyen sayfalarda zikredecektir.</p>
<p>Ben; hocam Abdullah b. es-Sıddık el-Gumarî’ye, Mısır’da 1368/1949 sene­sinde Mukaddimeyi okurken, Îbnu’s-Salâh’ın yukarıdaki ifadelerine gelince bu görüşü yani, hadisin tashih ve tahsin edilmesi ne zaman bitti? diye sor­dum. Hocam dedi ki: Yaklaşık bu durum H. 5. asrın ortalarında bitti. Bu asır; Beyhakî, Ebû Nuaym ve İbn Mende’nin içinde bulundukları asırdır. Artık bu asırdan sonra muhaddisin kendisinden önceki kitap ve cüzlerden vasıta­sız olarak, hadisi senetle rivayet şekli bitmiştir. Mesela Beyhakî, kendisinden önce telif edilmiş kitaplarda olmayan Peygamber (s.a.v.)’e isnâd edilen bir hadis rivayet etmiş olsa o bu rivayetiyle teferrüd etmiş olur. Bu manada 5. asırdan sonra az da olsa Ziyâ el-Makdisî’nin Muhtâre, İbn Asakîr’in Târihu Dimeşk ında bu şekilde hadisler bulunmaktadır. Bu ikisinin eserlerinde bu­lunan hadisler diğer kitaplarda bulunmadıkları için Makdisî ve İbn Asakîr teferrüd etmişlerdir.</p>
<p><strong>(13)-</strong>îbn Hacer şunları söyler: “İbnu’s-Salâh’ın bu sözleri, mutekaddim âlimlerin tashih ettikleri hadisleri kabul ve müteahhir âlimlerin tashih ettiklerini ret etmeyi gerektirir. İbnus-Salâh’ın bu düşüncesi ise; bazen sahih olan bir ha­disin reddini ve sahih olmayanın hadisin de sahih olduğunu kabul etmenin gerekli olduğunu düşündürmektedir. Nice hadisler vardır ki mütekaddim âlimler hadisin sahih olduğu yönünde görüş bildirmişlerken sonradan gelen müteahhir âlimler hadisin sıhhatine mani olacak bir illet görmüşlerdir, özel­likle de İbn Huzeyme ve İbn Hıbbân gibi, mütekaddim âlimlerden olup da sahih hadisle hasen hadisi tefrik etmeyenlerden ise.” Suyûtî, Tedrîb (s.82)’de bu bilgileri nakletmiştir. Müellif bu bilgileri “Dördüncü Soru” nun cevabında söyleyecektir.</p>
<p><strong>(14)-</strong> Iraki, Şerhu Elfiye, 1/52.</p>
<p><strong>(15)</strong>&#8211; Irakî, Şerhu Elfiye, 1/66.</p>
<p><strong>(16)-</strong> Nevevi, et-Takrib bi Şerhi’t-Tedrîb, s. 79.</p>
<p><strong>(17)-</strong> Suyûti, Tedrîb, s. 79.</p>
<p><strong>(18)-</strong> er-Risâletu’l-Mustatrafe isimli eserde, kitabın tam ismi el-Ehâdisu’l-Ciyâd el-Muhtâre Mimmâ Leyse fi’s-Sahîheyn Ev Ehadihimâ olarak geçmektedir. Daha önce hadisin bir kısmı hakkında dipnotta bilgi vermiştim. Diğer kısmı­nı da burada tamamlıyacağım. İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye isimli eserin­de (XIII/170),de şöyle demektedir: “Hadis açısından içerisinde değerli bilgiler vardır. Eğer eser tamamlanırsa, Hâkim’in Müstedrek’inden daha değerlidir.” Allâme Kettânî, er-Risâlet’l-Mustatrafa (s. 22)’de şu bilgileri verir: “Kitap, harf sırasına göre Müsned türü düzenlenmiş, bablara göre tanzim edilme­miştir. 86 kitapçıktan oluşmaktadır. Makdisî, eseri tamamlayamamıştır. Hadislerin sahih olmasına dikkat etmiştir. İçerisinde daha önce tashih edil­memiş hadisleri rivayet etmiştir. Hataları düzeltilen birkaç hadis müstesna kendisine bu hususta güvenilmektedir”</p>
<p>Abdu’l-Fettâh dedi ki: Ziyâ el-Makdisî, belki de kitabı tamamlayıp, yazmış olduğu kitabını gözden geçirmeye fırsat bulamadığı için, hadisteki sıhhat şartlarına uyma yükümlülüğüne de uymamış olabilir. Eserde bazı zayıf ve münker hadisler bulunmaktadır. Suyûti’nin el-Camiu’s-Sagîr’de, Makdisînin Muhtare’sinden alıp, rivayet ettiği ve âlimlerin zayıf hadis olduğu yönünde dikkat çektiği bazı hadislerden örnekler şunlardır:</p>
<p><strong><em>Birinci Hadis:</em></strong> “Mescitler inşa ediniz ve içerisinden süprüntüleri de dışarıya atınız&#8230;” Taberânî ve Makdisî de Muhtare’de Ebû Kırsâfe’den rivayet eder. Münâvî, Feydu’l-Kadîr Şerhu el-Camu’s-Sagîr de (I/85)’de şöyle söyler: “İşin tuhaf yanı, hafız Münzirî, hadise zayıf olarak hükmetmişken; Suyûtî, hadisi sahîh olarak işaretlemiştir. Irakî, Şerhu’t-Tirmizî&#8217;de isnadında bilinmeyen kişi olmasından dolayı tenkit etmiş, Heysemî ve daha başka âlimlerde “isnâ- dında bilinmeyen kişilerin vardır” demişlerdir. Ancak müellif Suyûtî, Mak- disî’nin tashih etmesine aldanmıştır.”</p>
<p><strong><em>İkinci Hadis</em></strong><em>:</em> “Mazlumun duasından sakının, şüphe yok ki onun duası bulut­larla taşınır&#8230;” Taberânî ve Makdisî Huzeyme b. Sâbit’ten rivayet etmişlerdir. Münâvî, Feydu’l-Kadîr (I/142)’de şu bilgilere yer verir: “Haysemî: “senedinde bilmediğim raviler vardır” demektedir. Ben de: “Bu hadisin ravileri arasında Sa’d b. Abdi’l-Hamîd vardır ve Zehebî bu şahsı Duefâ’ sinda zikrederek hak­kında: “İbn Hıbbân, onun fazlaca hata yaptığını söylemiş kendisini başkaları zayıf olarak kabul etmişler ama terk edilecek kadar görmemişlerdir.” derken, Münzirî’de “Mütabaat için isnadında bir sakınca yoktur.” dediğini, söylerim.</p>
<p><strong><em>Üçüncü Hadis:</em></strong> “Dört şey vardır ki arşın altında bulunan hâzinelerden nazil ol­muştur. Bunlar: Ümmü’l-Kitap, Ayete’l-Kürsî, Bakara sûresinin son ayetleri ve Kevser sureleridir.” Taberânî, Ebu’ş-Şeyh ve Ziyâ el-Makdisî, Ebû Ümâme&#8217;den rivaye etmişlerdir. Münâvî, Feydu’l-Kadîr (I/469)’da şöyle der: “Suyûtî’nin bu hadisi sahîh olarak işaretlediği söylenmektedir! Hâlbuki senedinde Abdur rahman b. el-Hasen diye bilinen bir ravi vardır. Zehebî, bu şahsı Duefâ&#8217;sın da: “Ebû Hâtim, bu raviyle ihticac etmemiş.” demiş, el-Velid b. Cumey’in Kâsım’dan yaptığı rivayet hakkında ise yine, Duefâ’sında onun hakkında Ebû Hâtim’in: “Kâsım’dan münker hadisler rivayet etmektedir.” sözlerini nakletmiştir. Kâşifte ise Ebû Zur’a’nın onu hakkında “leyyin” dediğini, söylemiştir.”</p>
<p><em><strong>Dördüncü Hadis</strong></em><strong>:</strong> “Evli kişinin iki rekât namazı, bekârın 82 rekât namazından hayırlıdır.” Bu hadisi, Temâm, Fevâid inde, Ziyâ el-Makdisî de, Muhtâre&#8217;sinde Enes’ten rivayet ederler. Münâvî, Feydul-Kadîr (IV/38)’de şu bilgileri verir: “îbn Hacer hadis hakkında: “münkerdir, Muhtâre&#8217;de tahriç edilmesine dahi gerek yoktur.” demiştir. Zehebî, Mizân da, senetteki ravilerden birisi olan Mesud b. Ömer el-Bekrî’nin biyografisinde 811/164)’de “Bu şahsı bilmiyorum, haberi de batıldır.” der ve daha sonra yukarıda zikri geçen hadisi rivayet eder.”</p>
<p><strong><em>Beşinci Hadis:</em></strong> &#8221;Âli benim aslımdan, Cafer ise fer&#8217;imdendir ” Tabarânî ve Makdisî Muhtâre&#8217;de Abdullah b. Cafer’den rivayet ederler. Münâvî, Feydu’l-Ka- dîr (IV/356)’de Heysemî’nin, içerisinde bilmediğim raviler bulunmaktadır, dediğini söyler. Üstadımız Ahmed b. Sıddîk el-Gumarî el-Mugîru Ale’l-Ehâ- disi&#8217;l-Mevdûa fî&#8217;l-Câmiıs-Sağîr isimli eserinde (s. 71)’de bu hadisi rivayet et tikten sonra: “Senedinde bilinmeyen kişiler vardır. Ne dediği anlaşılmayan ve makul olmayan bozuk bir cümledir.” der.</p>
<p>Ziyâ el-Makdisî nin Muhtâre&#8217;sinde rivayet ettiği ve âlimlerin tenkit ettikleri hadislerden bazı örnekler için bkz: Feydul-Kadîr, 11/172, 223, 232, 233.</p>
<p><strong>(19)-</strong> Subkî, Şifâu’s-Sikâm fî Ziyâret Hayri’l-Enâm, s. 3-12; Hadisin metni: “Kim kabrimi Ziyâret ederse şefaatim ona vacip olmuştur” şeklinde gelmektedir.</p>
<p><strong>(20)-</strong> Mısır’da, Üstadımız Gumarî’nin mezkûr Mukaddime&#8217;sini okuduğum zaman -hadis- tashîh etme işinin Subkî’ye kadar ulaştırdığımızı gördüm. Üstadımız demiştir ki: “Zehebî, tayr hadisini tashîh etmiş ve bu konuda bir de kitapçık yazmıştır. Irâkî, îbn Hacer, Sehâvî ve Suyûtî de böyledir. Ben de üstadımı­za: “Münâvî’nin hadisleri tashîh ve tahsîn etmesi hakkında ne düşünürsün?” diye sorunca bana: el-Camius-Sağır üzerine yazmış olduğu iki şerhte de tashih ve tahsin işini yapmıştır. Münâvinin ef-Şerhu&#8217;s-Sağır&#8217;ine haşiye yazan dostumuz Ahmed&#8217;nin açıkladığı, gibi, o bunu yaparken birçok kere yanlı» yorumlamalarda bulunmaktadır &#8221; demiştir.</p>
<p>Tayr hadisini ve “Ben kimim mevtası isem Ali de onun mevlasıdır.” hadisini sağlamlaştırmak için Zehebî nin Tezkiretul-Huffâz isimli eserinin el-Mü tedrek Ala&#8217;s-Sahîheyn müellifi Ebû Abdillah’ın hayat biyografisinde yazdık­larına bakınız, (s.1042-1043) Yine tayr hadisi için: İbn Hacer, Lisânu&#8217;l-Mizân (1/37) ve (1/42); Mübarekfurî, Tuhfetul-Ahvezî, (s.76); Hâkim, Müstedrek, (III/130); Begavînin Mesâbihüs-Sünne’sine cevap olarak İbn Hacer’in yaz­mış olduğu ve Tebrizî’nin, Mişkâtul-Mesâbîh isimli eserinin (111/313) say­fada yayınlanan el-Ecvibe; el-Elbanî’nin et-Tasdîr isimli eserinin (v-z-h) nu maralı sayfası ve Aliyu’l-Karî’nin Mirkâtul-Mesâbih isimli eserine bakınız. Bütün bunlardan sonra üstadımız Ebu’l-Feyd Ahmed b. es-Sıddîk el-Gumarî -Abdullah el-Gumarî’nin kardeşidir* bir takım hadisleri tashih ve tahsin et miş bu konuda özel bir takım kitapçıklar da telif etmiştir. &#8221;İğtinâmu&#8217;l-Ecr fî Tashihi Hadisi Esferu bi’l-Fecr&#8221;, “Tahsinu Haberi-Vâridi fi&#8217;l-Cihâd&#8217;il-Ekber&#8221; isimli çalışmalardır. Onun eserleri için “Tevcîhu’l inzâr li-Tavdihi’l Muslimine fi’s-Savmi ve &#8216;l İftar&#8221; isimli eserinin sonuna (s.116-120) arasına bakınız</p>
<p><strong>(21)-</strong>Suyûti, Tedrib, 8.81.</p>
<p><strong>(22)-</strong> Ben de diyorum ki: “Suyûti’nin bu sözlerinden anlaşılan, birazdan nakle-deceğim gibi mezkûr hadisi tashih etmeden önce söylemiş olacağıdır. Keşfu’l-Hafâ (II/44)’da denildiği gibi, bu hadisi İbn Hacer de hasen olarak kabul edenlerdendir. Üstadımız Kettânî, Nazmul-Mütenâsir Mine&#8217;l-Ehâdisi l-Mütevâtir isimli eserde (s.27)’de hadisi mütevatir olarak kabul ederek şöyle der: “Suyûtî bu hadis hakkında: “Bu hadisin 50 tane tarikini topladım ve sahîh-li gayrihi olarak hükmettim, bu hadisten başka daha önce hiç hadis tashih etmedim.” Yine Suyûtî, et-Talikâtul-Münîfede: “Bence bu hadis, sahîh de­ recesine çıkmıştır. Çünkü ben bu hadisin 50 tane tarikini gördüm ve küçük bir kitapta topladım.” demiş, Tebyîdus-Sahîfetifî Menâkibi Ebî Hanîfe isimli eserinde (s.7)’de Mizzînin: “-Ebû Hanîfe’nin, diğer iki hadisle beraber Enes(r.a.)’ın ağzından işittiği- İlim öğrenmek farzdır hadisi değişik tariklerden do­layı hasen hadis derecesine ulaşmaktadır.” sözünü nakletmiştir.”</p>
<p>Bu bilgilerden sonra Kettânî, Leknevî, Zaferu’l-Emânî” isimli eserinde (s.93)’te: “Kısacası bu hadisin birçok senedi vardır. Öyleki Suyûtî bu hadi­si mütevatir hadislerden saymıştır.” sözünü naklettikten sonra: “Herhalde bunu el-Fevâidul-Mütekâsire de şöylemiş olsa gerek! el-Ezhâr el-Mütenâsire isimli esere gelince ben onun burada bu hadisi zikrettiğini görmedim” der.</p>
<p>Abdu’l-Fettâh yukarıdaki bu nakillerden sonra: Üstaz Ahmed el-Gumarî’nin konuyla alakalı olarak el-Mushimu bi-Turuki Hadisi Talebul-İlmi Faridatun Ala Külli Müslim olarak isimlendirdiği özel bir kitapçığı vardır. Hadisin tariklerinin çokluğu, hadisi hasen derecesine çıkarmaktadır. Kardeşi Abdul-Azîz el-Gumarî de eseri İthafu Zivi’l-Fedâil el-Müştehiren isimli eserde(s. 57-60) da güzel bir şekilde kısaltmıştır. Bu kitabla ilgilen! İçerisinde de­ğerli yazılar vardır, der.</p>
<p><strong>(23)-</strong> Suyûtî, Tedrîb, s. 83.<br />
<strong>(24)-</strong> Suyûtî, Tedrîb, s.83.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-kitaplarinda-bulunan-her-hadisle-amel-edilebilir-mi/">Hadis Kitaplarında Bulunan Her Hadisle Amel Edilebilir mi?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadis-kitaplarinda-bulunan-her-hadisle-amel-edilebilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
