<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Abdülgani Abdülhalık | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/abdulgani-abdulhalik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Aug 2016 14:35:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Abdülgani Abdülhalık | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sünnetin kanıt olmadığına dair Resulullah’tan rivâyet edilen haberlerin aslı nedir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-kanit-olmadigina-dair-resulullahtan-rivayet-edilen-haberlerin-asli-nedir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-kanit-olmadigina-dair-resulullahtan-rivayet-edilen-haberlerin-asli-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2015 19:45:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülgani Abdülhalık]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'a Arz Hadisleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin kanıt olmadığına ınananlarin zayıf(!) delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin kanıt olmadığına dair Resulullah’tan rivâyet edilen haberlerin aslı nedir?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8654</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sünnetin kanıt olmadığına ınananlarin zayıf(!) delilleri: Sünnetin hüccet olduğunu kabul etmeyenler derler ki: Rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v), Yahudileri çağırmış ve onlara bazı şeyler sormuştur. Onlar da bildiklerini anlatmışlar ve bu arada Hz. İsa’ya bir hayli yalan isnad etmişlerdir. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v), minbere çıkarak bir hutbe irâd etmiş ve: “(İleride) benden, çok sayıda hadis [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-kanit-olmadigina-dair-resulullahtan-rivayet-edilen-haberlerin-asli-nedir/">Sünnetin kanıt olmadığına dair Resulullah’tan rivâyet edilen haberlerin aslı nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 class="post-tile entry-title"></h1>
<div class="entry-content">
<h2><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Rahmet-Peygamberi-Hz-Muhammed-Nasil-Bir-Babadir-400x283.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8655" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Rahmet-Peygamberi-Hz-Muhammed-Nasil-Bir-Babadir-400x283.jpg" alt="Sünnetin kanıt olmadığına dair Resulullah’tan rivâyet edilen haberlerin aslı nedir?" width="400" height="283" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Rahmet-Peygamberi-Hz-Muhammed-Nasil-Bir-Babadir-400x283.jpg 400w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/Rahmet-Peygamberi-Hz-Muhammed-Nasil-Bir-Babadir-400x283-300x212.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></h2>
<div class="toggle_wrap toggle_opened  toggle_active">
<h4 class="toggle_title"><strong><i class="toggle_icon toggle_arrows"></i>Sünnetin kanıt olmadığına ınananlarin zayıf(!) delilleri:</strong></h4>
<div class="toggle_content">
<p><strong>Sünnetin hüccet olduğunu kabul etmeyenler derler ki: </strong>Rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v), Yahudileri çağırmış ve onlara bazı şeyler sormuştur. Onlar da bildiklerini anlatmışlar ve bu arada Hz. İsa’ya bir hayli yalan isnad etmişlerdir. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v), minbere çıkarak bir hutbe irâd etmiş ve: “(İleride) benden, çok sayıda hadis nakledilecek ve yayılacaktır. Onlardan, Kur’ân’a uygun olarak size gelenler, bana aittir. Kur’ân’a ters düşenler ise ba­na ait değildir,” demiştir.”<a title="">[1]</a></p>
<p>Bu meyanda, muhtelif isnadla rivayet edilen çok sayıda haber vardır. Bu haber, Resûlullah’a isnad edilen hadislerin, Kur’ân’a arze-dilmesi gerektiğini, onlardan yalnızca her bakımdan Kur’ân’a uygun­luk arzedenlerin alınabileceğini ifade etmektedir. Bunun dışında, müstakil olarak getirdiği hükümlerle, Kur’ân’m mücmelini izah sa­dedinde ortaya koyduğu hükümler kabul edilemezler. Çünkü bunların her ikisi de Kur’ân’da mevcut değildir. Bu durumda sünnetin gö­revi yalnızca Kur’ân’ı te’kidden ibaret olmaktadır.</p>
<p>Öyleyse sünnet, şer’î bir hükme delil olamaz. Zira herhangi bir konudaki delilin ona delâleti, o konunun başka bir delille tesbit edil­miş olmasına dayanmaz. Dahası sünnetin, te’kid için bile olmadığı söylenebilir. Çünkü te’kid, bir hükmün tesbitinde tek başına yeterli olan delilin bir fer’idir. O zaman te’kid için gelen şeyin, ancak delile uygun olması gerektiği söylenebilir. Ayrıca Rasûîullah (s.a.v)’m, şöy­le dediği de rivayet edilmiştir: “Bana isnad edilerek size rivayet edi­len bir hadise kalbiniz yatışıyor ve onu kerih görmüyorsanız, ben onu söylemiş olsam da olmasam da onu tasdik edin. Çünkü ben, münker olanı değil, ancak ma’ruf olanı söylerim. Yine size, bana isnad edilen fakat kalbinizin yatışıp hoş görmediği bir şey rivayet edilirse, onu tasdik etmeyin. Çünkü ben, münker olan veya ma’ruf olmayan bir şe­yi söylemem.”</p>
<p>Bu mânâda bir hayli rivayet mevcuttur. Bu da Rasûlullah’a is­nad edilen hadislerin, insanlarca Kitab ve akıl gibi doğrunun ve gü­zelin kaynağı olan şeylere arzedilmesini ifade etmektedir. Öyleyse sünnet, tek başına hüccet değildir.</p>
<blockquote><p><strong>Yine Rasulullah (s.a.v)’, şöyle dediği de rivayet edilmiştir:</strong> “Ben, ancak Allah’ın Kitabı’nda helâl kıldığını helâl kılar, yine Al­lah’ın Kitabı’nda haram kıldığını haram kılarım.”</p>
<p>İmam Suyûtî, Şafiî ve Beyhakî’nin, Tavus’tan gelen bir isnadla rivayeti bu şekilde naklettiklerini kaydeder.<strong><a title="">[2]</a></strong></p>
<p><strong>İmam Şa­fiî’nin Cimâu’l-İlm adlı eserinde ise rivayet şöyledir:</strong>Rasûîullah (s.a.v), buyurdu ki: “İnsanlar, beni hiçbir şeyle muaheze etmesinler. Ben, onlara yalnızca Allah’ın helâl kıldığını helâl ve yine O’nun ha­ram kıldığını haram kıldım.<strong>“<a title="">[3]</a></strong></p></blockquote>
<p>İlk rivayet, Rasûîullah (s.a.v)’tan sâdır olanların, mutlaka Kur’ân’a uygun düşmesi gerektiğine, böylece daha evvel geçtiği üze­re, sünnetin hüccet olamayacağına delâlet etmektedir.</p>
<p>İkinci rivayet ise sünnete yapışıp onu delil olarak kullanmayı yasaklamaktadır.</p>
<blockquote><p><strong>Rivayet edildiğine göre Sahâbe’den bazıları, Hz. Peygamber (s.a.v)’e : “</strong>Kusmadan dolayı yeniden abdest almak icab eder mi?” di­ye sorduklarında, Efendimiz (s.a.v): “Eğer gerekseydi, mutlaka Allah’ın Kitabı’nda bulurdum,” cevabım vermiştir.</p></blockquote>
<p>Bu da sadece Kitab’da bulunanların yükümlülük getireceğini, sünnetin hiçbir şeyi zo­runlu kılmayacağım ifade etmektedir.</p>
<p>Buraya kadar, sünnetin delil oluşunu inkâr edenlerin şüphe, iti­raz ve takıldıkları noktaları naklettik. Şimdi, bunları tek tek ele alıp cevaplarını verelim.</p>
</div>
</div>
<p><strong>Cevap:</strong></p>
<p><strong>Hadislerin Kur’ân’a arzını ifade eden rivayetlerin hepsi de zayıf­tır</strong>. Bu nedenle, onlarla delil getirmek doğru olmaz. Bu rivayetlerden bir kısmı munkatî, bir kısmının ise râvilerinden bazıları ya sika değil veya meçhuldür. Bazısı ise hem sika değil, hem de meçhuldür.</p>
<p>İbn Hazm (456/1062), el-îhkâm adlı eserinde<strong>,<a title="">[4]</a></strong>  Suyûtî (911/1505) de Miftâhu’l-Cenne’de,<strong><a title="">[5]</a></strong>Beyhakî’den naklederek tafsi­latıyla, bu hadis ve benzerlerini açıklamışlardır.</p>
<blockquote><p><strong>İmam Şafiî (204/819), Risâle’de şöyle demiştir:</strong> “Büyük küçük, herhangi bir meselede hadisi kabul edilen hiçbir râvi, bu haberi rivayet etmemiştir. Dolayısıyla bize, siz bunu rivayet edenin hadisini şu meselede (delil olarak) tesbit ve kabul ettiniz, (bunu niçin kabul et­miyorsunuz?) denilemez. Üstelik bu rivayet, munkatî bir senetle gelen bir rivayettir ki, onu hiçbir meselede kabul edemeyiz.”<strong><a title="">[6]</a></strong></p></blockquote>
<blockquote><p><strong>İbn Adilberr de (463/1071) Câmiu Beyâni’l-İlm adlı eserinde şu görüşlere yer vermektedir:</strong> Abdurrahman b. Mehdî, bu hadisi, zındıklar ve Haricîlerin uydurduğunu söylemiştir. Sahih haberleri zayıf olanlarından ayırma dirayetine sahip ilim ehline göre bu lafız­ların, Hz. Peygamber (s.a.v)’den sâdır olması mümkün değildir. Bazı âlimler ise bizzat bu hadisi, Allah’ın Kitabı’na arzetmişler ve şöyle demişlerdir: “Onu Allah’ın Kitabı’na arzettiğimiz vakit gördük ki, Al­lah’ın Kitabı’na ters düşmektedir. Çünkü Allah Teâlâ’nın Kitabı’nda, hadislerden yalnızca kendisine uygun düşeni kabul etmemiz gerekti­ğine dair hiçbir şey göremedik. Bilakis O’nun, mutlak olarak Hz. Peygamber (s.a.v)’in örnek alınmasını, O’na itaat edilmesini, her hâl ve şartta emrine muhalefetten kaçınılmasını emir ve tenbih ettiğini gördük.<strong>“<a title="">[7]</a></strong></p>
<p>Böylece haber, kendi kendinin asılsız olduğunu ortaya koymuş oluyor. Ayrıca hadisin <strong>Ebû Hureyre (s.a.v)’den merfû olarak gelen başka rivayetlerinde Rasûlullah (s.a.v):</strong> “Benden size muhtelif hadis­ler (haber ve nakiller) gelecektir. Onlardan, Allah’ın Kitabı’na ve sünnetime uygun düşenler, bana aittir. Bu ikisiyle çelişki arzedenler ise bana ait değildir,”<strong><a title="">[8]</a></strong>buyurmuştur.</p></blockquote>
<p>Bu rivayet de zayıf olmakla birlikte, diğerlerinden daha sıhhatli ve tutarlıdır. Dikkat edilirse bu rivayet, aleyhimize değil, lehimize bir delildir; aslında bizim görüşümüzü desteklemektedir.</p>
<blockquote><p><strong>Yukarıdaki ilk haberin uydurma olduğuna delâlet eden bir diğer delil de sahih bir senetle bize kadar ulaşan Rasûlullah (s.a.v)’ şu sözüdür:</strong>“Sizden birini, koltuğuna yaslanmış bir vaziyetteyken, emir­lerimden veya yasaklarımdan birisi kendisine gelince: ‘Ben anla­mam! Biz, Allah’ın Kitabı’nda ne buluyorsak, ona tâbi oluruz,” der­ken bulmayayım.<strong>“<a title="">[9]</a></strong></p>
<p><strong>İmam Şafiî (204/819), er-Risâle’de bu hadisi rivayet ettikten sonra, şöyle demiştir:</strong> “Allah’ın, Peygamberdin emrine itaati farz kılmasıyla Allah Rasûlü, insanların, emirlerini reddetme yolunu iyice kapatmıştır.”<strong><a title="">[10]</a></strong></p></blockquote>
<p>Hadisin Kur’ân’a arzı ile ilgili haberin sahih olabileceğini farzet-sek bile hiçbir müslümanın, Rasûlullah’tan ortaya çıkan söz ve amel­lerin iki kısım olduğunu; bunlardan bir kısmının Kur’ân’a uygun dü­şüp kendisiyle amel edilebilecek nitelikte, diğerinin de Kur’ân’a ters düştüğü için reddedilebilecek vasıfta olduğunu düşünebileceğine ihti­mal vermiyoruz. Nitekim rivayetlerden birisinde: “O, bana aittir,” denilirken diğerinde: “O, bana ait değildir,” denilmektedir. Ayrıca İbn Hazm’m naklettiği bazı rivayetlerde: “Allah, kendisine Kur’ân ile hidâyet yolunu göstermişken Allah’ın Rasûlü’ne ne oluyor ki, Kur’ân’a uygun düşmeyeni söylesin?” denmektedir.</p>
<p>Hem Rasûlullah (s.a.v)’m, Kur’ân’a muhalefet etmekten masum, insanların Kur’ân’ı en iyi ezberleyeni, onun âyetlerini en fazla düşü­neni ve en çok zikredeni olduğu ittifakla kabul edilmişken nasıl olur da sözkonusu hadisin, Rasûlullah’ın da Kur’ân’a muhalefet edehileceği ihtimalini ifade ettiği söylenebilir? Halbuki Allah Teâlâ, şöyle bu­yurmaktadır:</p>
<blockquote><p>“De ki: Ben, onu (Kur’ân’ı) kendi arzuma göre değiştiremem. Ben, sadece bana vahyolunana tâbi oluyorum.”<strong><a title="">[11]</a></strong></p></blockquote>
<p>Her müslüman, pek tabiî olarak, Rasûlullah (s.a.v)’tan Kur’ân’a muhalif hiçbir şeyin sâdır olmayacağına inanır.</p>
<blockquote><p><strong>İmam Şafiî (r.h), Cimâul-İlm adlı eserinde şöyle demektedir: “</strong>Allah Teâlâ, Peygamber (s.a.v)’in, Kur’ân’daki ve dindeki konumu­nu, Kur’ân’da belirtmiştir. Bu nedenle (mü’min) kullara farz olan, Allah’ın kendisine vahyettiği konularda, Peygamber’in sadece vahy edilen şeyleri söyleyeceğini, Allah’ın Kitabı’na asla muhalefet etmeye­ceğini ve O’nun, Allah’ın indirdiklerindeki maksadının ne olduğunu beyân ettiğini bilmeleridir<strong>.”<a title="">[12]</a></strong></p>
<p><strong>Yine Şafiî, demiştir ki: “</strong>Hiçbir sünnet, asla ve kafa Kur’ân’a muhalif değildir.”<strong><a title="">[13]</a></strong></p></blockquote>
<p>Eğer yukarıdaki hadisin sahih olduğu farzedilecek olsa, mânâsı şöyle olur: “Size bir hadis rivayet edildiği zaman, doğru olarak anla­makta güçlük çeker, müşkilâta düşerseniz; onu Allah’ın Kitabı’na ar-zedin. Kur’ân’a ters düşerse reddedin. Çünkü o, benim sözlerimden değildir.”</p>
<p>Sonra Rasûlullah’tan sâdır olan şeylerin, Kur’ân’a muhalif düş­memesi, sünnetin hüccet olamayacağı anlamını ifade etmez. Yine onun, Kur’ân’m mücmelini izah, umûmî olanını tahsis, mutlakım takyid edemeyeceği, bir hükmü sona erdirip neshe demeyeceği ve müşkil ifadelerini açıklığa kavuşturamayacağı anlamı da taşımaz. Çünkü Rasûlullah’ın beyânı, Allah’ın muradına tamamıyla uygun deşmektedir. Kur’ân lafızlarının zahirine bakıldığında, sözkonusu beyânın onlara uygun düşmeyip ihtimalli olduğunu bir anlık kabul-lensek bile bu, Kur’ân’a muhalif olarak düşünülemez. Hem Rasûlullah (s.a.v), yalnızca Kur’ân’a muhalif olanların reddedilmesi­ni emretmiştir. Bundan, Kur’ân’a uygun düşmeyen fakat çelişki de arzetmeyen haberlerin reddedilmesi gerektiği anlaşılamaz.</p>
<p>Bahsettiğimiz duruma, konuyla ilgili Ibn Hazm’m rivayet ettiği şu rivayet de delâlet etmektedir:</p>
<blockquote><p><strong>Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurmuş­tur:</strong> “Bana isnad edilerek rivayet edilenler, üç çeşittir. Allah’ın Kitabı’yla karşılaştırdığınızda, ona uygun olarak gördüğünüz her hadisi kabul edin. Allah’ın Kitabı’yla karşılaştırıp da kendisini reddedebile­cek bir şey bulamadığınız fakat Kur’ân’daki yerini de tesbit edemedi­ğiniz hadisleri kabul edin. Benden size rivayet edilen, ancak kalpleri­niz titreyip derilerinizin ürperdiği ve Kur’ân’da tam tersini gördüğü­nüz her hadisi reddedin.”<strong><a title="">[14]</a></strong></p></blockquote>
<p>Görüldüğü gibi Kur’ân’a ilk bakışta uygun gibi görünmeyen fa­kat çelişki de arzetmeyen haberlerin kabulü zorunlu kılınmıştır. Bu rivayet zayıf olmakla birlikte, şüphe sahiplerinin delil getirdiği ha­dislerle aynı türdendir.</p>
<p>Bu durumda sözkonusu rivayetlerde, Kur’ân’da temas edilme­yen, sünnetin müstakil olarak tesbit ettiği hükümlerde bizzat sün­netten delil getirmenin muteber olmadığına dair bir delâlet sözkonu­su değildir. Çünkü böyle bir hüküm, Kur’ân’a ters düşmemektedir. Yalnızca Kur’ân, ona temas etmemiştir.</p>
<blockquote><p>Halbuki Allah Teâlâ: “Peygamber size neyi verirse, onu alın; ne­den sakındırırsa, ondan da kaçının,”<strong><a title="">[15]</a>  </strong></p></blockquote>
<p>buyurmakla Rasûlullah (s.a.v)’ın, Kur’ân’la genel bir uyum içerisinde olduğuna işaret etmiş­tir. Üstelik bu uyumu, her hâlini içine alacak genel bir ifadeyle beyân edip Rasûlullah’m Kur’ân’a nasıl uyum sağlayacağını, şu şe­kilde veya bu şekilde olur diye tahsis etmemiştir. Çünkü Rasûlullah (s.a.v), Kur’ân’dan başkalarının anlayamadıklarını idrak edebilecek durumdadır. Dolayısıyla bizim, Kur’ân’da mevcut olmadığını zannet­tiğimiz bir şeyin, Kur’ân’da bulunduğunu Rasûlullah (s.a.v) pekâlâ bilebilir.</p>
<blockquote><p>Nitekim kendisine: “Kırmızı develerden (en değerli develer) zekât verilir mi?” diye sorulunca, “Bu konuda bana, şu kapsamlı ve şümulüyle tek olan âyetten başkası indirilmemiştir,” demiş ve: “Kim, zerre ağırlığınca hayır yaparsa onu görür; kim de zerre miktar şer iş­lerse onu görür,”<strong><a title="">[16]</a></strong> âyetini okumuştur.<strong><a title="">[17]</a></strong></p></blockquote>
<p>Şimdi, sünnete dayanmadan, hüküm istinbatında sadece Kur’ân’a bakmak gerektiğini ileri sürenler, sırf akıllanyla bu âyetten sözkonusu hükmü çıkarabilecekler mi?</p>
<blockquote><p><strong>İbn Mesud (r.a), şöyle demiştir:</strong> “Herşey, Kur’ân’da beyân edil­miştir. Fakat bizim aklımız, onları idrak etmekten âcizdir. Bu nedenle, Allah Teâlâ: ‘Kendilerine indirileni, insanlara açıklayasın diye sana da Kur’ân’ı indirdik,”<strong><a title="">[18]</a></strong> buyurmaktadır.<strong>“<a title="">[19]</a></strong></p></blockquote>
<p>Sahâbe’nin ulularından ve ilk müslümanlardan biri olan İbn Mesud’un (r.a) bu sözünü iyi düşün. O, böyle söylerse biz ne diyelim?</p>
<p><strong>Herkesin bildiği “Kur’ân’a arz” hadisine gelince;</strong> Beyhakî, İbn Hazm ve daha başkalarının dediği gibi hadisin bütün tarikleri munkatîdir. Üstelik, “Söylemiş olsam da olmasam da size gelen o ha­ber bana aittir” denmekle, Rasûlullah’a yalan isnadında bulunul­maktadır.</p>
<blockquote><p><strong>Beyhakî, el-Medhal isimli eserinde şöyle demektedir:</strong> Bu mânâda nakledilen rivayetlerin isnadları içerisinden en iyi olanı, Râbia’nın, Abdülmelik b. Said’den, onun da Ebû Hamid’den veya Ebû Üseyd’den gelen isnad yoludur. Ve bu haberde Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurmuştur: “Kalplerinizin yatışıp, derileriniz ve tüy­lerinizin yumuşadığı, kendinize de yakın bulduğunuz bir hadis duy­duğunuz vakit, (bilin ki) ben, ona sizden daha evlâyım. Kalplerinizin hoşlanmadığı, deri ve tüylerinizin ürperip diken diken olduğu ve kendinizden uzak bulduğunuz bir hadise ise ben, sizden daha uza­ğım.<strong>“<a title="">[20]</a></strong></p></blockquote>
<blockquote><p><strong>Bükeyr, Abdülmelik b. Said’den, o, İbn Abbas b. Sehl’den, o da ÜbeyMen naklen, O’nun şöyle dediğini rivayet etmiştir :</strong> “Rasûlullah (s.a.v)’tan size, ruhen benimsediğiniz ve hiçbir rahatsız­lık duymadan hoş karşıladığınız bir haber ulaşınca bilin ki, onu Rasûlullah (s.a.v) söylemiştir. Çünkü O, yalnızca hayır söyler; hayır­dan başkasını söylemez.”</p>
<p>Buhârî, bu rivayetin, Ebû Hamid veya Ebû Üseyd’den gelen rivayetlerden daha sahih olduğunu söylemiştir.<strong><a title="">[21]</a></strong></p></blockquote>
<p>Yine aynı haberi, İbn Lühey’a, Bükeyr b. el-Eşec’ten, o, Ab­dülmelik b. Said’den, o, Kasım b. Süheyl’den, o da Übeyy b. Ka’b’dan rivayet etmişlerdir. Böylece Rasûlullah (s.a.v)’tan geldiği sabit olan bu hadis, (bir sahabenin sözü olarak da rivayet edildiğin­den) illetli olmuştur.</p>
<p>Her halükârda, Rasûlullah’tan geldiği sabit olan bu hadis, hem akla yakın ve hem de usûle uygundur. Allah’ın, dinde Rasûlü’ne verdiği konumu ve yetkiyi anlayan, insanların ona itaat etmelerini farz kıldığını yakînen bilen kimse, bunu inkâr edemez. Rasûlullah (s.a.v)’ın sözlerini tasdik, hükümlerine ittibâ edilmesi gerektiğine inanan birisinin kalbi ondan soğumaz. Nitekim bu hadis, şer’î bakım­dan muteber olduğu gibi akıl sahipleri yanında ve ahlâkî yönden de güzel bulunmuştur. Bu haberlerin lafızlarından sahih olarak anlaşı­labilecek olan da budur. Beyhakî’nin sözleri burada bitti.<strong><a title="">[22]</a></strong></p>
<p>Demek ki, Rasûlullah (s.a.v)’tan sâdır olan herşey, haktır ve gü­zeldir. Selim akıl sahipleri yanında malum ve muteberdir. Bizim ak­lımız, onun iyiliğini ve güzelliğini idrak etmeyebilir. Dolayısıyla bi­zim onları anlayamamamız, onların Hz. Peygamber (s.a.v)’den sâdır olmadığına veya dinde hüccet olamayacağına bir sebep teşkil etmez. Bilakis bu haberleri, güvenilir kimseler rivayet ettikleri zaman, onu kabul etmemiz, hakkında güzel zanda bulunmamız, gereği gibi amel edip kendi aklımızı kusurlu görmemiz, üzerimize vâcib olur.<strong><a title="">[23]</a></strong></p>
<blockquote><p><strong>Ibn Abdilberr, demiştir ki:</strong> Ebû İshak İbrahim b. Seyyar şöyle anlatırdı: “Ben hadis rivâyelleriyle meşgulken Rasûlullah (s.a.v)’ın, su kaplarının ağzını açık bırakmaktan ve böyle bırakılan kaplardan su içmekten nehyettiğini duydum. Daha evvel ben: ‘Bu ha­disin sıhhatinde bir şey var. Böyle bir kabın ağzından su içmenin nesi var ki, bu yasaklama sözkonusu olsun?’ derdim. Ne zaman ki bana, bir adamın, ağzı daha önceden açık kalmış bir kapdan su içer­ken kabın içine girmiş bir yılan tarafından sokulup bu yüzden öldü­ğü ve yılanların su kaplarının ağzından içeriye girdiği söylendi; o va­kit, hadiste te’vilini bilemediğimiz bir noktanın olabileceğini, biz bil-mesek de onun ifade ettiği bir yönün bulunabileceğini anladım.”<strong><a title="">[24]</a></strong></p></blockquote>
<blockquote><p><strong>Ibn Abdilberr, Said b. Müseyyeb’in, İbn Abbas’tan (r.a) naklettiği şu haberi rivayet etmiştir:</strong> “Üç haslet var ki ben, onlara gerektiği şekilde dikkat ve riâyet ederim. Onların dışında ise diğer insanlardan birisi gibi davranırım. Bu üç haslet:</p>
<p>1-Rasûlullah’ (s.a.v/tan işittiğim her sözün, Allah tarafından (gönderilmiş) bir hak olduğunu bildim.</p>
<p>2- Hiçbir namazda, sonuna kadar, gönlümü başka şeyle meşgul etmedim.</p>
<p>3- Bulunduğum her cenazede, dönünceye kadar nefsimi ciddi şekilde hesaba çektim. Said b. Müseyyeb: ‘Bu hasletlerin yalnızca bir peygamberde bulunacağını zannederdim,’ demiştir.<strong>“<a title="">[25]</a></strong></p></blockquote>
<p>Yukarıda, Tavus’tan nakledilen rivayete gelince; Şafiî, Beyhakî ve Ibn Hazm’ın dediği gibi her iki isnadı da munkatîdir. İbn Hazm, haberi, yine Tavus’tan gelen bir başka isnadla rivayet etmiştir.</p>
<p>Bu rivayetin sahih olduğunu farzetsek bile, ilk rivayette de sün­netin hüccet olamayacağına, Rasûlullah’m, helâl ve haram konusun­da yalnızca Kur’ân’da bulunan hükümleri te’kid edeceğine dair bir delâlet yoktur. Çünkü rivayetteki Kitab’dan maksat, Kur’ân değildir. Beyhakî’nin de dediği gibi Hz. Peygamber’e vahyedilenlerin tama­mıdır. O’na gelen vahiy, “kendisine tilâvet olunan” ve “tilâvet olun­mayan” vahiy olmak üzere iki kısımdır.</p>
<p>Bizi, bu te’vile ve cevaza sevkeden, daha Önce geçen: “Sizden bi­risini, koltuğuna yaslanmış oturur bir haldeyken, kendisine bir em­rim veya nehyim geldiğinde: ‘Bilmiyorum, biz Allah’ın Kitabı’nda helâl bulduğumuzu helâl, haram gördüğümüzü haram sayarız; baş­ka şeye bakmayız!’ derken bulmayayım,” hadisidir. Bu hadiste, Hz. Peygamber (s.a.v)’in, Kur’ân’da bulunmayan bazı şeyleri helâl ve ha­ram kılabileceğine işaret edilmektedir.</p>
<p>Hadislerde, “Kitab” ifadesinin, Rasûlullah’a (s.a.v) inzal olu­nanların tamamını ifade ettiği vâriddir.</p>
<blockquote><p><strong>el-Ümm’de şöyle bir rivayet vardır:</strong> “Bir adamın oğlu, başka bi­risinin hanımıyla zina etti. Delikanlının babası, kadının kocasına, bir miktar koyun ve hizmetçi vermek suretiyle anlaşma yaptı. Du­rum, daha sonra Rasûlullah’a intikal edince Efendimiz (s.a.v), ada­ma: ‘Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizin aranızda Al­lah’ın Kitabı’yla hüküm vereceğim. Koyun ve hizmetçi sana geri veri­lecektir. Suçunu itiraf ettiği takdirde kadın recmedilecektir,’ diye em­redip delikanlıya da yüz sopa ve bir yıl sürgün cezası verdi.”<strong><a title="">[26]</a></strong></p></blockquote>
<p>Görüldüğü gibi Rasûlulîah (s.a.v), recm ve sürgün cezasını, Al­lah’ın Kitabı’ndan saymıştır.’Bu da Hz. Peygamber’in bu ifadeyle, mutlak olarak kendisine indirilenleri kasdettiğini gösterir.</p>
<p>“Kitab”dan maksadın, “Levhu’l-Mahfuz” olması da mümkün­dür. Nitekim: “Biz, Kitab’da hiçbir şeyi eksik bırakmadık,” âyetinin tefsirinde bazı müfessirler, bu mânâyı vermişlerdir.</p>
<p>Eğer “Kitab”dan muradın, Kur’ân olduğunu kabul edecek olsak bile, Kur’ân’da zikredilmediği halde, Rasûlullah’ın helâl veya haranı kıldığı şeyler de Kur’ân’ın helâl veya haramına dahil olmaktadır.</p>
<blockquote><p>Zi­ra Allah Teâlâ: “Peygamber size neyi verirse, onu alın. Size neyi neh-yederse, ondan da kaçının,”<strong><a title="">[27]</a></strong>  buyurmaktadır.</p></blockquote>
<p>Buna, daha evvel de­ğinmiştik.</p>
<p><strong>Rasûlullah (s.a.v)’ın, ikinci rivayetteki:</strong> “İnsanlar, beni hiçbir şeyle muâhaze etmesinler,” sözünün anlamı, ondan sâdır olan bir şe­ye yapışmayı haram kılmak veya onunla ihticacta bulunmayı yasak­lamak değildir. Onun mânâsı şudur: İnsanlar, Allah’ın bana tanıdığı ayrıcalıklardan ve benim için tayin ettiği özel hükümlerden birisiyle beni muâhaze etmesinler. Bana itirazda bulunup da: “Rasûlullah (s.a.v), bazı şeyleri bize haram kılarken kendisi niçin onları yapıyor? Veya bize helâl kıldığı şeylerden O, niçin kaçınıyor?” demesinler. Ve­ya bu gibi konularda, kimse kendini bana kıyas etmesin. Çünkü be­nim, onlarla kendim arasında bazı farklılıklar gözeterek helâl veya haram kıldığım her konuda, hakem Allah Teâlâ’dır. Yine bazı hü­kümlerde, onlarla beni eşit sayan, bir kısmında da beni onlardan ayı­ran, bizzat Allah Teâlâ’dır.</p>
<blockquote><p><strong>İmam Şafiî (r.h), Tavus tarikiyle gelen hadisi rivayet ettikten sonra, şöyle demiştir:</strong> “Bu rivayet, munkatldir. Biz, Tavus’un fıkhını biliriz. Eğer Rasûlullah’tan geldiği sabit olsa bile rivayetin, benim, tavsif ettiğim mânâda olduğu gayet açıktır. Rasûlullah (s.a.v): ‘İn­sanlar, beni herhangi bir şeyle muâhaze etmesinler,’ buyurmuştur. ‘Bana sımsıkı sarılmayın/ dememiştir. Bilakis, her emrine yapışıl-masını emretmiş, Allah Teâlâ da bunu istemiştir.”<strong><a title="">[28]</a></strong></p>
<p><strong>İbn Uyeyne, Ebû Nadr yoluyla gelen bir hadiste, Rasûlullah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:</strong> “Sizden birinize, em­rettiğim veya nehyettiğim bir şey geldiğinde, kendisi koltuğuna yas­lanmış bir vaziyetteyken: ‘Biz, bunu bilmeyiz; Allah’ın Kitabı’nda ne varsa, biz ona tâbi oluruz,’ derken görmeyeyim.”<strong>[<a title="">29]</a></strong></p></blockquote>
<p>“Rasûlullah (s.a.v), bize, emirlerine tâbi olup, yasaklarından ka­çınmamızı emretmiştir. Allah, O’na itaati, Kitabı’nda kullarına farz kılmıştır. Bu konuda insanların yapabileceği yegâne şey, Allah ve Rasûlü’nden gelenlere yapışarak, onların gösterdiğine uymaktır.”</p>
<p><strong>Ancak -şayet söylemişse bile- Rasûlullah’ın:</strong> “İnsanlar, beni hiçbir şeyle muaheze etmesinler” sözü, yalnızca şuna delâlet eder: O, (s.a.v) en güzel bir örnektir. O’na birtakım hususiyetler tanınarak in­sanlara mübâh kılınmayan bazı şeyler, O’na mübâh kılınmıştır. Aynı şekilde, insanlara haram kılınmayan birtakım şeyler de O’na haram kılınmıştır. Bu itibarla O da: “İnsanlar, kendileri dışında, bana helâl veya haram kılınan herhangi bir şeyden dolayı beni muaheze etme­sinler. Kendilerinin dışında, lehime veya aleyhime olan şeylere yapış­masınlar.”<strong><a title="">[30]</a></strong></p>
<p>Kusmak sebebiyle abdest gerekip gerekmeyeceğine dair soruya gelince; bunu, yalnız Mecelletü’l-Menâr’da yayınlanan, Dr. Tevfik Sıdkî’nin makalesinde görüyoruz.<strong><a title="">[31]</a> </strong>Orada, hadisin senedini ve naklettiği kitabı açıklamamıştır. Belki de o, modern asrın bir uydur­masıdır.<strong><a title="">[32]</a></strong></p>
<p>Hadisin sahih olduğu farzedilse bile Tavus hadisinin ilk rivayetinde, nasıl cevap verileceği açıklanmıştır.</p>
<p><strong>Dr. Sıdkî’nin:</strong> “Bu hadis, sahih olsa da olmasa da akla yatıyor ve onu destekliyor. Bunun, müslümanların asla vazgeçemeyecekleri bir prensip olması zararlıdır,” sözü de bundan önce zikrettiğimiz de­liller ve cevaplardan sonra son derece geçersizdir.</p>
<p>Allah’a hamdolsun, müslümanların selim akılları, Rasûlullah (s.a.v)’m Allah ile kullar arasında bir elçi olması hasebiyle, her ne kadar Kur’ân’da zikredilmese de O’nun getirdiklerini almayı zorunlu görmektedir. Nasıl ki bir sultanın teb’asma, elçiliği sabit olduktan sonra -her ne kadar onlara yazılı bir mektup getirmese de- sultanın sözünü nazar-ı dikkate alarak gönderdiği elçiye itaat etmeleri düşü­yorsa, burada da böyle olması gerekir.</p>
<p>Bu, tabiî olarak herkesçe bilinen bir durumdur. Belki de kus­makla ilgili haberin zahirini mâkul gören akıl, sadece Dr. Sıdkî’nin aklıdır. Müslümanların akılları ise o habere takılıp kalmamış ve nefsî değerlendirmelerle bulanmamıştır.</p>
<p>Allah, hepimizi hayır ve doğru yola ulaştırıp hak yolda sabit kılsın.</p>
<p><strong>Hamd olsun, âlemlerin sahibi Allah’a.</strong></p>
<div class="toggle_wrap toggle_closed  toggle_active">
<h4 class="toggle_title active_toggle">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</h4>
<h4 class="toggle_title active_toggle"><i class="toggle_icon toggle_arrows"></i><strong>Dipnotlar:</strong></h4>
<div class="toggle_content">
<p>KAYNAKLAR;</p>
<div>
<p><a title="">[1]</a> Bkz. Mecmeu’z-Zevâid, 10.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[2]</a> Suyûtî, Miftâhu’l-Cenne, 19.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[3]</a> Şâfıî, Cimâu’l-İlm, 113.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[4]</a> ibn Hazm, el-îhkam, II, 66-69.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[5]</a> Suyûtî, Miftâhu’l-Cenne, 6, 13-19.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[6]</a> Şafiî, Risale, 225. Hadisin râvilerinin tenkid ve değerlendirilmesi için bkz. Mizânu’l-tti-dal, II, 357-358; Buhârî, Tarîhu’l-Keblr, IV, 291; Ayrıca Takrihü’t-Tehzih, I, 102   259 509, II, 184, 341.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[7]</a> Ibn Abdilberr, Beyâni’l-îlm, II, 191. Bkz. Şevkânî, el-Fevâidü’l-Mecmuâ, 278-291; el-Makâsıdu’l-Hasene, 36; Keşfu’l-Hâfa, h. no: 220; Beyhakî, Delâil, I, 27.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[8]</a> Suyûtî, Miftâhu’l-Cenne, 32 (Beybakfden naklen).</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[9]</a> Ebû Dâvud, Sünnet, 5; Tirmizî, İlm, 10; İbn Mâce, Mukaddime, 2.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[10]</a> Şâfıî, Risale, 51.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[11]</a> Yunus, 15.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[12]</a> Şâfıî, Cimâu’l-îlm, 118.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[13]</a> Şâfıî, a.g.e., 134.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[14]</a> Suyûtî, Miftâhu’l-Cenne, 31 (Beyhakf den naklen).</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[15]</a> Haşr, 7.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[16]</a> Zilzâl, 7-8.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[17]</a> Bkz. et-Tâc, IV, Zilzâl Sûresi tefsiri (Buhârî, Tefsir, 99; Müslim, Zekât, 24.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[18]</a> Nahl, 44.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[19]</a> Suyûtî, Miftâhu’l-Cenne, 34 (İbn Ebî Hatim’den naklen).</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[20]</a> Müsned, 111,497; Mecmeu’z-Zevâid, I, 149-150.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[21]</a> Suyûtî, Miftâhu’l-Cenne, 34. (Beyhakî’den naklen).</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[22]</a> Bkz. Suyûtî, a.g.e., 34; Rasûlullah (s.a.v.)’in, Kur’ân gibi emir ve nehiy sahibi olmasıyla il­gili beyanları için bkz. Beyhakî, Sünen, IX, 204.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[23]</a> Bkz. Tahâvî, Şerhu Müşkili’l-Âsâr, I, 159 (Tahkikli baskı, Beyrut, 1994).</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[24]</a> İbn Abdilberr, Beyâni’l-Um, II, 192.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[25]</a> İbn Abdilberr, Beyâni’l-îlm, II, 192.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[26]</a> Buhârî, Sulh, 5; Hudud, 30; Müslim,Hududt 25; Ebû Dâvud, Ekdiyye, II vb.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[27]</a> Haşr, 7.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[28]</a> Şafiî, Cimâu’l-îlm, 113.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[29]</a> Ebû Dâvud, Sünnet, 5; Tirmizî,7Zm, 10; İbn Mâce,Mukaddime, 2.</p>
</div>
<div>
<p><a title="">[30]</a> Şafiî, a.g.e., 114,115.</p>
<p><a title="">[31]</a> Yıl, 9, Sayı: 7, s. 515.</p>
<div>
<p><a title="">[32]</a> Hadisin durumu müellifin dediği gibi değildir. Hadis sabittir. Dr. Tevfik Sıdkî, daha son­ra hadise, Zeyd b. Ali’nin el-Mecmu adlı eserinde Şevkânî’nin Naylü’l-Evtar adlı hadis kitabından naklen zikrettiğini gördüğünü belirtmiştir. Fakat değiştiremeden vefat etmiş­tir. Bkz. Tirmizî, Taharet, 64.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
<p>Abdülgani Abdülhalık,-Sünnetin Delil Oluşu</p>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-kanit-olmadigina-dair-resulullahtan-rivayet-edilen-haberlerin-asli-nedir/">Sünnetin kanıt olmadığına dair Resulullah’tan rivâyet edilen haberlerin aslı nedir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-kanit-olmadigina-dair-resulullahtan-rivayet-edilen-haberlerin-asli-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümmetin İmamlarının Sünnete Sımsıkı Sarılması Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ummetin-imamlarinin-sunnete-simsiki-sarilmasi-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ummetin-imamlarinin-sunnete-simsiki-sarilmasi-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2015 00:49:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülgani Abdülhalık]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetin İmamlarının Sünnete Sımsıkı Sarılması Hakkında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ümmetin İmamlarının Sünnete Sımsıkı Sarıldıklarını, Gösterdiği Yola Rûm Olduklarını, Ona Uymaya Teşvik ve Muhalefetten Men Ettiklerini Gösteren Haberler Ebû Ubeyd el-Kâsım b. Sellâm (223/838), Kitâbu&#8217;l-Kadâ adlı eserinde ve Dârimî (255/868), Sünen&#8217;inde Meymun b. Mihran&#8217;ın, şöyle dediğini rivayet etmiştir: &#8220;Hz. Ebû Bekir (r.a), kendisine bir dâva geldiği zaman, Allah&#8217;ın Kitabı &#8216;na bakardı; eğer orada dâvayı halledecek [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ummetin-imamlarinin-sunnete-simsiki-sarilmasi-hakkinda/">Ümmetin İmamlarının Sünnete Sımsıkı Sarılması Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/savsp3-300x225.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-8559" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/savsp3-300x225.jpg" alt="Sünnet,Evrensel Çapta Yapılmış İslamın Yorumudur" width="333" height="250" /></a></h4>
<h4 style="text-align: center;">Ümmetin İmamlarının Sünnete Sımsıkı Sarıldıklarını, Gösterdiği Yola Rûm Olduklarını, Ona Uymaya Teşvik ve Muhalefetten Men Ettiklerini Gösteren Haberler</h4>
<p>Ebû Ubeyd el-Kâsım b. Sellâm (223/838), Kitâbu&#8217;l-Kadâ adlı eserinde ve Dârimî (255/868), Sünen&#8217;inde Meymun b. Mihran&#8217;ın, şöyle dediğini rivayet etmiştir: &#8220;Hz. Ebû Bekir (r.a), kendisine bir dâva geldiği zaman, Allah&#8217;ın Kitabı &#8216;na bakardı; eğer orada dâvayı halledecek bir şey bulursa onunla hükmederdi. Eğer Allah&#8217;ın Kita-bı&#8217;nda önüne gelen dâva ile ilgili bir şey bulamaz ve Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın o konuda bir sünnetini bilirse, onunla hükmederdi. Eğer Ki-tab ve sünnetle meseleyi halledemezse dışarı çıkar ve müslümanlara: &#8216;Bana şöyle şöyle bir mesele geldi. Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in bu konu­da verdiği bir hükmü biliyor musunuz?&#8217; diye sorardı. Çoğu zaman, birkaç kişi yanına varıp Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın o konudaki hükmünü söylerlerdi.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dârimî&#8217;nin rivayetinde, şu ziyâde vardır: &#8220;O zaman Ebû Bekir (r.a), &#8216;İçimizde dinimizi muhafaza eden ve bize öğreten kimseler yara­tan Allah&#8217;a hamdolsun,&#8217; derdi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn268" name="_ftnref268">[1]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû Ubeyd de şu ilâve rivayeti zikretmiştir: &#8220;O konuda Hz. Peygamber&#8217;in bir uygulamasını bulamazsa mü&#8217;minlerin ileri gelenle­rini toplayıp kendileriyle istişare ederdi; ortak bir görüşte birleştikle­rinde, onunla hükmederdi. Hz.Ömer (r.a) de böyle yapardı. Mesele­nin cevabını Kitab ve sünnette bulamazsa, &#8216;Ebû Bekir&#8217;in bu konuda bir hükmü var mı?&#8217; diye sorardı. Eğer Ebû Bekir&#8217;in (r.a) bir hükmü varsa onunla hükmederdi; yoksa, cemaatın âlimlerini toplayıp kendi­leriyle istişare ederdi. Ortak bir görüşte birleştiklerinde, onunla hük­mederdi. &#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine Dârimî, Müseyyeb b. Râfiî&#8217;nin şöyle dediğini nakleder: &#8220;Ashâb, önlerine, hakkında Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;den herhangi bir hüküm ve haber bulunmayan meseleler geldiğinde, toplanıp mesele hakkında ortaklaşa görüş bildirirlerdi. Tabiî ki hak, birleştikleri görüşteydi.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyhakî, el-Medhal d e, Zehebî, Tezkîratu&#8217;l-Huffaz&#8217;da, Kâbisa b. Züeyb&#8217;in şöyle dediğini nakleder: Bir nine, Hz. Ebû Be­kir&#8217;in (r.a) yanına gelip mirastan ne kadar pay alacağını sordu. Hz. Ebû Bekir, kadına: &#8220;Bu konuda Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda herhangi bir açıklama yoktur. Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın sünnetinde de bir uygulama bilmiyorum. Hele sen şimdilik git de ben, bunu insanlara sorayım/&#8217; dedi. Ve bu konuda bildikleri bir hadisin olup olmadığım yanındaki­lere sordu. Muğire b. Şu&#8217;be (r.a): &#8220;Ben Rasûlullah&#8217;ın yanında bu­lundum. Nineye altıda bir verdi,&#8221; dedi. Hz. Ebû Bekir:</p>
<p>&#8220;Söylediğine senden başka şahid var mı?&#8221; dedi. O zaman Mu-hammed b. Mesleme el-Ensârî (r.a) ayağa kalkıp aynı şeyi söyledi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, nine için hadisteki hükümle karar verdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Ahmed, Arar b. Meymun&#8217;un şöyle dediğini nakleder: &#8220;Hz. Ömer, bize Müzdelife&#8217;de sabah namazını kıldırdı, sonra Meşâr-i Haram&#8217;da vakfe yaptı ve: &#8216;Müşrikler, güneş doğmadan Mina&#8217;ya git­mezlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v), onlara muhalefet etti,&#8217; dedi. Sonra, güneş doğmadan Mina&#8217;ya doğru yola çıktı.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Mâce hariç diğer kütüb-ü sitte sahipleri, Abis b. Râbia&#8217;mn, şöyle söylediğini naklederler: Hz. Ömer&#8217;i (r.a) Hacerü&#8217;l-Esved&#8217;i öperken gördüm, şöyle diyordu: &#8220;Sen bir taşsın; fayda ve za­rar vermezsin. Şayet Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın seni Öptüğünü görmesey-, dim, ben de öp:nezdim.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn269" name="_ftnref269">[2]</a> Hz. Ömer&#8217;in bu sözü, Şifâ&#8217;da da zikre­dilmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn270" name="_ftnref270">[3]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Ahmed, Sâlim&#8217;den, İbn Ömer&#8217;in şöyle dediğini nakle­der: Rasûlullah (s.a.v): &#8220;Sizden birisinin, hanımı, mescide gelmek için izin isterse onu menetmesin,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn271" name="_ftnref271">[4]</a> buyurdu. Ömer b. el-Hat-tab&#8217;ın (r.a) hanımı mescidde namaz kılardı. Hz. Ömer, ona: &#8220;Sen, benim neyi sevdiğimi bilirsin!&#8221; dedi. Hanımı da: &#8216;Vallahi, sen beni bundan nehyedinceye kadar namazımı mescidde kılmaya devam ede­ceğim,&#8221; dedi. Hz.Ömer (r.a) saldırıya uğradığında hanımı da mes-ciddeydi.</p>
<p>Hz. Ömer (r.a), hanımının dışarı çıkmasından pek hoşlanmadı­ğı halde Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın emrine riâyet ederek hanımını mescid-den menetmemiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Şafiî, Risâle&#8217;de, Ebü Dâvud ve Beyhakî Sünen&#8217;lerinde, Tâvus&#8217;tan rivayet ettiklerine göre bir gün Hz. Ömer: &#8220;Allah adı­na soruyorum, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan, cenin konusunda bir şey işiten var mı?&#8221; diye sordu. Hamele b. Mâlik b. Nâbiğa ayağa kalkarak:</p>
<p>&#8220;Evet, ben iki hanımımla beraberdim. Biri diğerine çadır direği ile vurdu ve kadın hemen düşük yaptı. Rasûlullah (s.a.v) da cenin tazminatı olarak bir köle azâd etmesini emretti,&#8221; dedi. O zaman Hz. Ömer (r.a):</p>
<p>&#8220;Bunu duymasaydık az kalsın bunun dışında, kendi görüşümü­ze göre değişik bir hüküm verecektik,&#8221; dedi.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn272" name="_ftnref272">[5]</a>  Haber, İbn Abbas (r.a) yoluyla da rivayet edilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buhârî, Muğire b. Şu&#8217;be&#8217;den (r.a) rivayet ediyor: O, demiştir ki: &#8220;Hz. Ömer, düşük yapan kadının durumunu sordu ve &#8216;Bu konu­da Rasûlulah&#8217;tan (s.a.v) bir şey işiteniniz var mı?&#8217; dedi. Ben de:</p>
<p>&#8216;Ben işittim/dedim. &#8216;Nedir?&#8217; diye sordu.</p>
<p>&#8216;Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in cenini düşürene, erkek veya kadın, bir köle âzad etmesi gerekir, dediğini duydum/ dedim. Hz. Ömer (r.a):</p>
<p>&#8216;Söylediğine başka bir kaynak buluncaya kadar yanımdan ay­rılma/ dedi. Ben de çıkıp, Muhammed b. Mesleme&#8217;yi buldum ve kendisine getirdim. O da Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;den bu şekil duydu­ğuna benimle birlikte şahidlik etti.&#8221; İmam Müslim de bu haberin benzerini el-Misver b. Mahreme yoluyla rivayet etmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn273" name="_ftnref273">[6]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buhârî ve Müslim, Abdullah b. Âmir b. Râbia&#8217;dan, şu hadi­seyi rivayet ederler: Hz. Ömer (r.a), Şam tarafına yola çıktı. (Şam yolunda bir köy olan) Serğ&#8217;e gelince, Şam&#8217;da veba salgını olduğu ha­beri geldi. Abdurrahman b. Avı (r.a), Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in: &#8220;Bir yerde veba olduğunu duyarsanız, oraya gitmeyiniz; bulunduğu­nuz yerde veba yayılmışsa, ondan kaçarak başka yere çıkmayınız,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn274" name="_ftnref274">[7]</a>  buyurduğunu haber verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer, Şam&#8217;a git­meden, bulunduğu yerden geri döndü.</p>
<p>Zührî (124/742), demiştir ki: Salim b. Abdullah b. Ömer, ba­na, Hz. Ömer&#8217;in, Abdurrahman b. Avf&#8217;tan işittiği hadisten dolayı insanları geri çevirdiğini haber verdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buhârî, Hz. Âişe&#8217;nin (r.a) şöyle dediğini rivayet eder: &#8220;Hz. Ömer (r.a), Abdurrahman b. Avf kendisine, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in Hecer mecûsîlerinden cizye aldığını haber verinceye kadar, mecûsîlerden cizye almıyordu.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn275" name="_ftnref275">[8]</a>  İmam Şafiî, Risâle&#8217;de, benzeri bir haberi, Becâle yoluyla nakleder.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn276" name="_ftnref276">[9]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Mâlik de benzeri bir haberi, Muhammed el-Bâkır yo­luyla, şu lafızlarla rivayet eder: Hz. Ömer (r.a), mecûsîlerden bah­setti ve: &#8220;Haklarında nasıl davranacağımı bilmiyorum,&#8221; dedi. O za­man Abdurrahman b. Avf, kendisine, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in: &#8220;Onlara, ehl-i kitaba yaptığınız muameleyi uygulayın (yani cizye alın),&#8221; dediğini haber verdi.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn277" name="_ftnref277">[10]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyhakînin, el-Medhal&#8217;âe, Zeyneb b. Ka&#8217;b b. Ucre&#8217;den nak­lettiğine göre bu hanıma, Ebû Said el-Hudrî&#8217;nin kızkardeşi el-Fü-rey&#8217;a b. Mâlik b. Sinan, (kendi başından geçen bir hadiseyi anlatır ve ailesine dönmek için Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan izin ister. Çünkü koca­sı, kaçan kölelerini aramak için yola çıkmış, Kaddüm tarafında onla­ra yetişmiş, fakat onlar da onu öldürmüşlerdi. Bu sebepten, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan &#8220;Aileme dönebilir miyim?&#8221; diye izin ister ve: &#8220;Zira kocam, beni, kendisine ait bir evde terketmedi,&#8221; der. Rasûlullah da (s.a.v):</p>
<p>&#8220;İddet müddetin dolana dek bulunduğun evde otur,&#8221; buyurur. el-Fürey&#8217;a diyor ki:</p>
<p>&#8220;Ben de dört ay on gün iddet bekledim. Osman b. Affan (r.a) halife olunca, bana, Rasûlullah&#8217;ın nasıl hüküm verdiğini sordurttu. Ben de başımdan geçeni haber verdim. Ö da ona uyup aynı şekilde hüküm verdi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn278" name="_ftnref278">[11]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: &#8220;Dikkat! Ben Peygamber değilim; bana vahiy de inmez. Fakat ben, gücümün yetti­ği kadar Allah&#8217;ın Kitabı ve Peygamberi Hz. Muhammed&#8217;in sünne-tiyle amel ederim.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn279" name="_ftnref279">[12]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Alime  ve Beyhakî, Hz. Ali&#8217;nin (k.v) şöyle dediğini rivayet ederler: &#8220;Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan bir hadis işittiğimde, Allah Teâlâ&#8217;nın müyesser kıldığı kadar ondan istifade ederdim. Ashâbdan birisi, bana bir hadis söylediğinde ise ona, bunu Rasûlullah&#8217;tan işit­tiğine dair yemin ettirirdim; yemin ederse ona inanırdım. Ebû Bekir de bana -O, şüphesiz doğru söyler- Rasûlullah&#8217;ın;</p>
<p>&#8216;Mü&#8217;min kul, bir günah işledikten sonra güzelce abdest alır, iki rek&#8217;at namaz kılar ve Allah&#8217;tan (c.c.) affını isterse Allah (c.c), onu mutlaka affeder,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn280" name="_ftnref280">[13]</a>buyurduğunu haber verdi.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Buhârî, Câbir b. Semûre&#8217;nin, şöyle dediğini rivayet eder: Kûfeliler, Hz. Ömer&#8217;e (r.a), Sa&#8217;d&#8217;ı şikâyet ettiler. Bunun üzeri­ne Hz. Ömer, başlarına Ammar&#8217;ı tayin etti. Ondan da şikâyetçi ol­dular, hatta onun güzel namaz kıldırmadığını söylediler. Bunun üze­rine Hz. Ömer, adam gönderip Ammar&#8217;ı yanma çağırttı ve kendisi­ne:</p>
<p>&#8220;Ya Ebâ Ishak! Bunlar, senin güzel namaz kıldırmadığını söy­lüyorlar, ne dersin?&#8221; dedi. O da:</p>
<p>&#8220;Bana gelince, vallahi ben, onlara Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan gördü­ğüm namazı kıldırıyorum; ondan hiçbir şeyi noksanlaştırmıyorum. Yatsı namazını kıldırırken ilk iki rek&#8217;atta, biraz uzunca ayakta du­ruyor, son iki rek&#8217;atta kıraati hafif tutuyorum,&#8221; dedi. Hz. Ömer (r.a):</p>
<p>&#8220;Ya Ebû Ishak! Bu, senin düşüncen; bakalım halk ne diyor?&#8221; dedi ve onunla beraber birkaç kişiyi Kûfe&#8217;ye gönderdi. Gidenler, hiç­bir mescid bırakmadan bütün Kûfelilere onun durumunu sordular, hepsi de hakkında güzel övgülerde bulundu.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn281" name="_ftnref281">[14]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Abdilberr, Dârimî, Hâkim ve Beyhakî, Abdullah b.</p>
<p>Ebî Yezid&#8217;den rivayet ederler. O, demiştir ki: &#8216;İbn Abbas (r.a), ken­disine bir mesele sorulduğunda şöyle hareket ederdi: Meselenin hük­mü Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda varsa onu söylerdi. Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda yok, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın sünnetinde de bir cevap yoksa, bu hususta, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer&#8217;in uygulamalarına bakardı. Bir şey bulur­sa ona göre hüküm verirdi. Fakat ne Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda, ne Rasûlullah&#8217;ın sünnetinde ve ne de Hz. Ebû Bekir ile Hz* Ömer&#8217;in uygulamalarında konu ile ilgili bir hüküm yoksa kendi içtihadı ile hüküm verirdi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn282" name="_ftnref282">[15]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyhakî, Mâlik tarikiyle, Recâ&#8217;nm şöyle dediğini rivayet eder: &#8220;Abdullah b. Ömer (r.a), Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in nasıl hareket etti-ğini ve hâllerini araştırır, buna büyük önem verirdi. Öyle ki, bu ko­nudaki dikkat ve ihtimamından, aklını kaybedeceğinden korkulur­du.&#8221;</p>
<p>Bezzâr ve Kâd-ı Iyâz, Ibn Ömer&#8217;den (r.h) rivayet eder:</p>
<p>&#8220;Ibn Ömer, Mekke ile Medine arasında bir ağacın altına gelir ve orada öğle uykusuna yatar, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in de böyle yap­tığını söylerdi&#8230;&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn283" name="_ftnref283">[16]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahmed b. Hanbel, İbn Sîrin&#8217;den nakleder. İbn Sîrin, demiş­tir ki: &#8220;Arafat&#8217;da Ibn Ömer&#8217;le beraberdim. Arafat&#8217;dan beraber dön­dük. Me&#8217;zemin&#8217;e varmadan dar geçide gelince, hayvanını çökertti. Biz de çökerttik. Namaz kılacak zannettik. Hayvanını tutan kölesi:</p>
<p>&#8216;Namaz kılmak için durmadı. Fakat Rasûlullah&#8217;ın buraya ge­lince ihtiyacını giderdiğini hatırladı. O da (Rasûlullah&#8217;a (s.a.v) mu-tabaat için) aynı yerde ihtiyacını gidermeyi seviyor,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn284" name="_ftnref284">[17]</a> dedi.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanlar, Abdülmelik b. Mervan&#8217;a bey&#8217;at ettiklerinde Abdul­lah b. Ömer (r.a), ona şöyle bir yazı gönderdi: &#8220;Allah&#8217;ın kulu, mü&#8217;minlerin emiri Abdülmelik&#8217;e&#8230; Ben, gücümün yettiği kadar sa­na, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na ve Rasûlü&#8217;nün sünnetine uymak şartıyla bey&#8217;at ediyor, dinleyip itaat edeceğimi bildiriyorum. Evlâtlarım da bu şart­larda sana bey&#8217;at ettiklerini bildirirler.&#8221; Bu haberi, İmam Buhârî rivayet etmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn285" name="_ftnref285">[18]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Mâlik ve Tabarânî, Ibn Ömer&#8217;in (r.a) şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: &#8220;ilim üçtür:</p>
<p>1- Hakkı söyleyen Allah&#8217;ın Kitabı,</p>
<p>2- Hz. Peygamber&#8217;in sünneti.</p>
<p>3- Gerektiğinde &#8216;bilmiyorum&#8217; demek.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn286" name="_ftnref286">[19]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Abdurrahman b. Avf, Hz. Osman (r.a)&#8217;a demiştir ki: &#8220;Al­lah&#8217;ın Kitabı, Rasûlü&#8217;nün ve O&#8217;ndan sonraki iki halifesinin sünnet ve gidişatına uymak şartıyla, sana bey&#8217;at ediyorum.&#8221; Haberi, Buhârî rivayet etmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn287" name="_ftnref287">[20]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buhârî ve Müslim, Ebû Said el-Hudrî&#8217;den (r.a) rivayet eder­ler. O, demiştir ki: &#8220;Ensar&#8217;la bir mecliste oturuyordum. Birden, Ebû Mûsâ korku ve endişe içinde çıkageldi.&#8221;Kendisine:</p>
<p>&#8220;Seni endişelendiren nedir?&#8221; dediler. O da:</p>
<p>&#8220;Hz. Ömer (r.a), yanma gitmem için beni çağırttı; kapısına git­tim. Üç defa seslenip izin istedim, kimse cevap vermedi. Ben de geri döndüm. Sonra, tekrar çağırttı. Gittim. Yanına varınca:</p>
<p>&#8220;Bize gelmene ne mâni oldu?&#8221; dedi. Ben de:</p>
<p>&#8220;Geldim, kapında üç defa selâm verdim; cevap vermediler ve ge­ri döndüm. Çünkü Rasûlullah (s.a.v): &#8216;Sizden biriniz (bir yere girmek için) izin istediğinde izin verilmezse geri dönsün,&#8217; buyurmuştur&#8221; de­dim. Ömer (r.a):</p>
<p>&#8220;Bu söylediğine bir şahid getir, yoksa seni cezalandırırım,&#8221; dedi. Ebû Mûsâ, durumu anlatıp bir şahid istedi. Onlar da:</p>
<p>&#8220;Seninle bu cemaatın en küçüğü gidebilir,&#8221; dediler. Bunun üze­rine Ebû Said, kendisiyle Hz. Ömer&#8217;in huzuruna kadar gitti ve Ebû Musa&#8217;nın, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;den işittiği izin isteme hadisini ken­disinin de işittiğini söyledi. Hz. Ömer, Ebü Musa&#8217;ya hitaben:</p>
<p>&#8220;Seni suçlamadım, fakat Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan nakledilen bir hadis duydum; vesikalandırmak istedim,&#8221;dedi.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn288" name="_ftnref288">[21]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Mâce ve İbn Hıbban, Urve b. Abdullah b. Kuşeyr&#8217;den rivayet ediyorlar. O, demiştir ki: Muaviye b. Kurra, babasından naklederek bana şunları anlattı: &#8220;Müzeyneli bir heyetle beraber Rasûlullah&#8217;ın yanına geldim. Kendisine biat ettik. Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in düğmeleri çözülmüştü. Hırkasının yakasından elimi soktum ve sırtındaki Nübüvvet mührüne dokundum.&#8221;</p>
<p>Urve, demiştir ki: &#8220;Muâviye ve oğlunu, yaz ve kış düğmeleri ilikli görmedim. Bu konuda Hz. Peygamber&#8217;e ittiba ediyorlardı.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn289" name="_ftnref289">[22]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dârimî, İbn Mesud&#8217;dan (r.a), onun şöyle dediğini rivayet eder: &#8220;Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;ndan, bize sorduğunuz ve bizim de bildiğimiz herşeyi sizlere aktardık. Aynı şekilde Rasûlullah&#8217;ın sünnetinden sorduğunuz herşeyi de size haber verdik. Artık sonradan ortaya çıkardığınız bid&#8217;atlardan, bize bir sorumluluk yoktur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn290" name="_ftnref290">[23]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Lâlekâî,  es-Sünne adlı eserinde, A&#8217;lâ b. el-Müseyyeb&#8217;den rivayet eder. Abdullah, şöyle demiştir: &#8220;Biz, elimizdeki delillere uyuyoruz, kendimiz uydurmuyoruz; tâbi oluyoruz, bid&#8217;at çıkarmıyo­ruz. Hadislere yapıştığımız müddetçe de sapıtmayız,&#8221;</p>
<p>Hâkim, Hz. Ali&#8217;den rivayet eder: Hz. Ali&#8217;ye (r.a) birtakım in­sanlar gelip İbn Mesud&#8217;u Övmeye başladılar. Hz. Ali de: &#8220;Ben, sizin söylediklerinize katılıyorum ve şunu ilâve ediyorum: Kur&#8217;ân&#8217;ı okudu, helâlini helâl, haramını haram bildi; o, dinde fakih, sünnette âlim birisidir.&#8221;</p>
<p>Ebu&#8217;l-Bahterî der ki: Hz. Ali&#8217;ye (k.v): &#8220;Bize İbn Mesud&#8217;dan bahseder misin1?&#8221; denilince şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Kur&#8217;ân ve sünneti öğrendi, bunlarla yetindi. Bu da ilim olarak ona yetti.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn291" name="_ftnref291">[24]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Said b. Müseyyeb, İbn Abbas yoluyla, Sa&#8217;d b. Muaz&#8217;ın (r.h) şöyle dediğini rivayet etmiştir: &#8220;Üç şey var ki ben, onlarda gerektiği gibi hareket eden birisiyim. Bunların dışında ise insanlardan her­hangi bir kimse gibi davranmaktayım. Bu üç şey:</p>
<p><strong>1</strong>&#8211;  Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan işittiğim herşeyin, Allah tarafından gönderilen bir hak olduğunu bildim.</p>
<p><strong>2</strong>&#8211; Namazda, nefsim başka şeyle meşgul olduğunda onu kaza et­tim.</p>
<p><strong>3</strong>&#8211; Bulunduğum bir cenazede, nefsim bana, orada söylenmesi ge­rekenlerin dışında bir şeyden bahsetti ise o cenazeden ayrıldım.&#8221;</p>
<p>Said b. Müseyyeb (93/711), demiştir ki: &#8220;Bu hasletlerin ancak bir peygamberde bulunacağını düşünüyorum.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn292" name="_ftnref292">[25]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Sîrin der ki: &#8220;Selef, sünnet üzere devam ettikleri müddetçe, doğru yolda olduklarını düşünürlerdi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn293" name="_ftnref293">[26]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evzâî (157/774), demiştir ki: &#8220;Rasûlullah&#8217;ın ashabı ve Tâbiin&#8217;in beş haslet üzere olduğu söylenirdi:</p>
<p>1- Cemaate devam.</p>
<p>2- Sünnete ittibâ.</p>
<p>3- Mescidleri tamir.</p>
<p>4- Kur&#8217;ân&#8217;dan okumak.</p>
<p>5- Allah yolunda cihad.&#8221;</p>
<p>Bunu, Lâlekâî, es-Sünne adlı eserinde zikretmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyhakî, el-Medhal&#8217;âe, İbn Vehb&#8217;den, İmam Mâlik&#8217;in şöyle dediğini nakleder: Kur&#8217;ân, hadis ve ashabın rivâyetleriyle yetinen ve onlara güvenerek hüküm veren kimseye: &#8220;Niçin bunu söyledin?&#8221; de­nemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Şafiî, er-Risâle&#8217;de şöyle der: Bana, Ebû Hanife b. Simâk b. Fadl eş-Şihâbî haber verdi. Dedi ki: Bana, İbn Ebî Zi&#8217;b el-Makburî&#8217;den, Ebû Şurayh el-Ka&#8217;bî&#8217;nin şöyle dediğini anlattı:</p>
<p>Rasûlullah (s.a.v), fetih senesinde buyurdu ki:</p>
<p>&#8220;Kimin bir yakını öldürülürse o, iki hayırlı şeyden birini tercih eder: isterse Öldürenden diyet alır, isterse kısas uygulanır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn294" name="_ftnref294">[27]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Simâk demiştir ki: İbn Ebî Zi&#8217;b&#8217;e: &#8220;Ya Ebu&#8217;l-Hâris! Sen, buna göre mi davranıyorsun?&#8221; dedim. Bunun üzerine göğsüme vur­du, bana bir hayli bağırdı, yanıma sokuldu ve: &#8220;Ben, sana Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan hadis söylüyorum, sen ise bana: &#8216;Ona göre mi hareket edeceksin?&#8217; diyorsun. Evet, O&#8217;nun hükmüne uyuyorum. Bu, bana ve onu işiten herkese farzdır. Allah (c.c), insanlar içinde Mu-hamtned (s.a.v)&#8217;i seçti, O&#8217;nun sayesinde ve terbiyesinde onları hidâyete ulaştırdı; O&#8217;nun için seçtiklerini ve bildirdiklerini insanlar için de seçti. Bundan sonra insanların, isteyerek yahut istemeyerek O&#8217;na tâbi olmaları gerekir. Hiçbir müslümanın bundan kaçış yeri yoktur,&#8221; dedi. Durmadan konuşuyordu. Keşke sussa diye temenni et­tik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyhakî, el-Medhal&#8217;de, İbn Mübârek&#8217;in şöyle dediğini rivayet eder: Ebû Hanîfe&#8217;yi şöyle derken işittim: &#8220;Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;den bir haber ve hüküm gelince onun, başımız gözümüz üstünde yeri var­dır. Rasûlullah&#8217;ın ashabından bir haber gelince sözlerinden, kuvvetli bulduğumuzu seçeriz. Tâbiîn&#8217;den bir haber ve hüküm gelince onu iyi­ce tetkik ederiz, sonuçta alırız veya terk ederiz.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Takiyyüddîn Sübkî de bu sözün benzerini zikretmiştir. Yine Sübkî, Nuaym b. Hammâd yoluyla, Ebû İsmet&#8217;in şu sözünü nak-letmiştir: Ebû Hanîfe&#8217;yi şöyle derken işittim: &#8220;Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan gelenler, başım gözüm üstüne. Ashâb-ı Kirâm&#8217;dan gelenlerde tercih yaparız. Bunun dışındaki kimselere gelince; onlar da ilim adamı, biz de ilim adamıyız.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyhakî, el-Medhal&#8217;de, Yahya b. Durays&#8217;m şöyle dediğini nakleder: Süfyan es-Sevrî&#8217;nin yanındaydım. Bir adam geldi ve:</p>
<p>&#8220;Ebû Hanîf hakkında bir şey demeyecek misin?&#8221; dedi. Süfyan: &#8220;Ne var, ne oldu?&#8221; diye sordu. Adam:</p>
<p>&#8220;Kendisini dinledim. &#8216;Önüme gelen bir meselede Allah&#8217;ın Kita-bı&#8217;na bakıp hüküm veririm. Onda cevap bulamazsam, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın sünnetine müracaat ederim. Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda ve Rasûlü&#8217;nün sünnetinde bir şey bulamazsam, Hz. Peygamberdin ashabının sözüne bakarım. Onlardan uygun gördüğümün sözünü alır, diğerlerinin sözünü bırakırım. Meseleme cevap varsa, ashabın sözünün dışına çıkmam. Ama söz, ibrahim, Şâ&#8217;bî, İbn Sirîn, Ha­san, Ata ve İbnu&#8217;l-Müseyyeb&#8217;e gelince, (birçoklarını daha saydı) on­lar içtihad etmişlerdir; onlar gibi ben de içtihad ederim/ diyor&#8221; dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine Beyhakî, el-Medhal&#8217;de, Osman b. Ömer&#8217;in şöyle dediğini nakleder: İmam Mâlik&#8217;e bir adam geldi. Kendisine bir mesele sordu. İmam da:</p>
<p>&#8220;Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu,&#8221; dedi. Adam:</p>
<p>&#8220;Sen de böyle mi düşünüyorsun?&#8221; deyince, İmam Mâlik:</p>
<p>&#8220;Peygamber&#8217;in emrine muhalefet edenler, başlarına bir musibe­tin gelmesinden veya şiddetli bir azaba uğramalarından korksun-lar,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn295" name="_ftnref295">[28]</a> âyetini okudu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Abdilberr, İmam Mâlik&#8217;in şöyle dediğini nakleder: &#8220;İn­sanlar arasında verilen hükümler esasen iki çeşittir:</p>
<p><strong>1</strong>&#8211; Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda bulunan veya sünnetin ortaya koyduğu hüküm. Doğru ve kendisine uymak vâcib olan hüküm budur.</p>
<p><strong>2-</strong>  Âlimin, kendi görüşüyle (delillerin de yardımıyla) içtihad ederek ortaya koyduğu hüküm. Bu, doğru olabilir.</p>
<p>Üçüncü bir hüküm de var ki, sırf zorlamayla elde edilir. Bunun için en uygun sonuç, isabetli olmamasıdır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn296" name="_ftnref296">[29]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rivayet edildiğine göre İbn Şübrüme, nazım halinde şöyle de­miştir:</p>
<p>Hasma şefaat olmaz hükümde, Akıllı ve fakih âlim önünde.</p>
<p>Kitab ve sünnetle hüküm verince, Sen teslim ol, zâlim inat etse de.</p>
<p>Bir nass olmayınca içtihad ettim. Hükmü, halkça malum şeye benzettim.</p>
<p>Süfyan es-Sevrî (r.h) de: &#8220;Bin ancak hadislerle ayakta durur,&#8221; demiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn297" name="_ftnref297">[30]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hâkim, Rabîb b. Süleyman&#8217;dan nakleder: O, der ki: İmam Şafiî&#8217;nin yanındaydım. Bir adam kendisine bir mesele sordu. O da: &#8220;Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.v) rivayet olunduğuna göre o, şöyle şöyle bu­yurmuştur,&#8221; dedi. Adam;</p>
<p>Ebâ Abdullah! Sen de böyle mi söylüyorsun?&#8221; deyince, İmam Şafiî irkildi, hali değişti, rengi sarardı ve adama:</p>
<p>&#8220;Hay yazık sana! Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan bir hadis rivayet eder de onun gibi hüküm vermezsem beni hangi yer taşır, hangi semâ gölge­lendirir? Evet, ondan gelenler başım gözüm üstüne. Evet, emri başım gözüm üstüne,&#8221; dedi.</p>
<p>İmam Şafiî&#8217;nin bu sözünü, Ibnu&#8217;l-Kayyım, el-İ&#8217;lâm adlı ese­rinde, ayrıca Sübkî, Suyûtî ve Ebû Nuaym, birbirine benzer lafız­larla muhtasar olarak nakletmişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hâkim, Beyhakî, Ebû Nuaym ve Takiyyu&#8217;s-Sübkî&#8217;nin, Rabî&#8217;den rivayet ettiklerine göre şöyle nakletmiştir: İmam Şafiî, bir gün, bir hadis rivayet etti. Orada bulunan bir adam:</p>
<p>&#8216;Ya Ebâ Abdullah, sen de hadisteki gibi mi hüküm veriyor­sun?&#8221; diye sorunca, İmam:</p>
<p>&#8220;Ben, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan bir hadis rivayet eder de ona göre hüküm vermezsem, bilin ki aklım gitmiş demektir,&#8221; dedi.</p>
<p>Yine Rabînin rivayetine göre İmam Şafiî, şöyle demiştir: &#8220;Kı­yası devreye sokarak Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan gelen hadisleri terk ede­meyiz. Sünnetin bulunduğu yerde kıyasa mahal yoktur.&#8221;</p>
<p>Yine İmam Şafiî (r.h): &#8220;Rasülullah&#8217;ın sünnetine uymaktan başka yapılacak bir şey yoktur,&#8221; demiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn298" name="_ftnref298">[31]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Ahmed&#8217;in şöyle dediği anlatılır: Bir toplulukla beraber­dim. Su kenarındaydık. Onlar, soyunup suya girdiler. Ben de: &#8220;Kim Allah&#8217;a ve âhiret gününe iman ederse peştemalsiz hamama girme­sin,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn299" name="_ftnref299">[32]</a>  hadisiyle amel ederek soyunmadım. O gece bir rüya gör­düm. Birisi bana: &#8220;Müjde ey Ahmed! Sünnetle amel etmen sebebiyle Allah seni affetti. Seni kendisine uyulan bir imam yaptı,&#8221; diyordu. &#8220;Sen kimsin?&#8221; dedim; &#8220;Cibril,&#8221; dedi.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn300" name="_ftnref300">[33]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sehnûn&#8217;a: &#8220;Bir âlim için bildiği bir konuda, &#8216;bilmiyorum&#8217;deme­si caiz midir?&#8221; diye sorulunca, şöyle cevap vermiştir: &#8220;Allah&#8217;ın Kita­bı ve Rasûlü&#8217;nün sünneti hakkında caiz değildir. Fakat insanların kendi görüşüne gelince &#8216;bilmiyorum&#8217; demesi caizdir. Çünkü o, bu gö­rüşün doğru mu yanlış mı olduğunu bilemez.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn301" name="_ftnref301">[34]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Talk b. Ganem demiştir ki: &#8220;Hafs b. Gıyâs, bir meselede hü­küm verirken gecikti. Kendisine niçin beklediğini sordum, bana: &#8216;Bu, sadece benim görüşümdür. Kitab ve sünnette, onunla ilgili bir şey yoktur; onu kendi gücümle ortaya çıkardım, öyleyse acele niye?&#8217; ceva­bını verdi.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kâd-ı Iyâz (544/1149), Şifâ&#8217;da. zikreder: Sehl b. Abdullah Tüsterî, demiştir ki: &#8220;Bizim yolumuzun temeli üç şeye dayanır:</p>
<p><strong>1-</strong> Ahlâk ve amellerde Hz, Peygamber (s.a.v)&#8217;e uymak.</p>
<p><strong>2-</strong> Helâl lokma yemek.</p>
<p><strong>3-</strong> Bütün amellerde niyeti hâlis tutmak.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn302" name="_ftnref302">[35]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû Nuaym, Hilye&#8217;de, Tüsterî&#8217;nin şöyle dediğini nakleder: &#8220;Yolumuzun esasları altı şeydir:</p>
<p><strong>1-</strong> Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na yapışmak.</p>
<p><strong>2</strong>&#8211; Rasûlullah&#8217;ın sünnetine uymak.</p>
<p><strong>3-</strong> Helâl yemek.</p>
<p><strong>4</strong>&#8211; Eziyeti terk etmek.</p>
<p><strong>5</strong>&#8211; Günahlardan çekinmek.</p>
<p><strong>6</strong>&#8211; Hakları yerine getirmek.”<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn303" name="_ftnref303">[36]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Kuşeyrî (465/1072), Risâle&#8217;de zikreder: Cüneyd el-Bağdâdî (297/909), demiştir ki:</p>
<p>&#8220;Bizim bu mezhebimiz, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın hadisine sımsıkı bağlanmıştır. Kim, Kur&#8217;ân&#8217;ı ezberlemez ve hadisi yazarak yerinden öğrenmezse, bu işte kendisine uyulmaz. Çünkü bizim ilmimiz, Kur&#8217;ân ve sünnete bağlıdır.&#8221; <a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn304" name="_ftnref304">[37]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebu&#8217;l-Kâsım Nasrabâdî (307/977), demiştir ki: &#8220;Tasavvufun esasları şunlardır:</p>
<p><strong>1</strong>&#8211; Kitab ve sünnete sarılmak.</p>
<p><strong>2</strong>&#8211; Şehvet ve bid&#8217;atları terk.</p>
<p><strong>3-</strong> Meşâyıha hürmet ve ta&#8217;zim.</p>
<p><strong>4-</strong> Halkın özür ve kusurlarını kabul.</p>
<p><strong>5-</strong> Virdlere devam.</p>
<p><strong>6</strong>&#8211; Ruhsatla ameli ve hisse dayalı te&#8217;villeri terk.&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn305" name="_ftnref305">[38]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû Süleyman ed-Dârânî (215/830) de şöyle demektedir: &#8220;Ço­ğu zaman kalbime, tasavvuf ehlinin kalbine gelen nükte, ilham ve işaretler gelir. Fakat ben, onları, iki âdil şahid olan, Kur&#8217;an ve sün­netle kontrol edip haktan olduklarını anlamadıkça, kabul ve amel et­mem.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn306" name="_ftnref306">[39]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû Bekir S iddik (r.a), demiştir ki: &#8220;Rasûlullah (s, a.v)&#8217;ın yap­mış olduğunu bildiğim ve gördüğüm her ameli ben de yaptım. O&#8217;nun emrinden bir şey terk edersem, ayağımın kaymasından korkarım.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn307" name="_ftnref307">[40]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Abdilberr, Hz. Ömer (r.a)&#8217;den nakleder. O, bir hutbesinde şöyle demiştir: &#8220;Sünnetlere yapışarak cehaletleri ortadan kaldırın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn308" name="_ftnref308">[41]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyhakî, Hz. Ömer&#8217;in (r.a) şöyle dediğini nakleder: &#8220;Kur&#8217;ân&#8217;ı öğrendiğiniz gibi sünnetleri, miras ilmini ve kelimelerin kullanış alanlarını da öğreniniz.&#8221; İbn Abdilberr de Hz. Ömer&#8217;den, aynı sözü nakletmiştir. Kâd-ı Iyâz ise bunu, valilerine yazdığını zikretmiş­tir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn309" name="_ftnref309">[42]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Cerîr et-Taberî (310/922), Şa&#8217;bî&#8217;den nakleder. Şa&#8217;bî (104/722), demiştir ki: &#8220;Hz. Ömer (r.a), Şurayh&#8217;ı, Kûfe&#8217;ye kadı ola­rak gönderdiği zaman: &#8216;Önüne bir mesele gelince, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na bak; onda bulduğunla hükmet, hiç kimseye bir şey sorma. Kur&#8217;ân&#8217;da bir şey bulamazsan, sünnete bak. Sünnette de meselenle ilgili bir şey bulamazsan, kendi görüşünle içtihad et/ dedi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn310" name="_ftnref310">[43]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nesâî, Şa&#8217;bî yoluyla, Şurayh&#8217;tan şunu nakleder: Şurayh, Hz. Ömer&#8217;e, bir mesele için mektup yazdı. O da cevaben şunları yazıp gönderdi: &#8220;Önüne gelen bir meseleyi halletmek için önce, Allah&#8217;ın Ki­tabı&#8217;na bak. Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda meselene cevap yoksa, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın sünnetine göre hüküm ver. Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda ve Rasûlullah&#8217;ın sünnetinde bir cevap bulamazsan, sâlihlerin hükmüne göre hüküm ver. Şayet hiçbirinde de bir şey bulamazsan, istersen kendi görüşünle hemen bir hüküm ver, istersen (bana danışman için) tehir et. Tehiri, senin için daha hayırlı görürüm. Vesselam.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn311" name="_ftnref311">[44]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Kayyım, yukarıdaki rivayetin sonunu şu lafızlarla naklet­miştir: &#8220;Şayet hiçbirinde meselene cevap bulamazsan muhayyersin; eğer kendi görüşünle içtihad etmek istersen içtihad et. Ve eğer mesele­yi bana danışmak istersen bunu, senin için daha hayırlı görürüm. Vesselam&#8230;&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn312" name="_ftnref312">[45]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Ömer (r.a), Ebû Mûsâ el-Eş&#8217;ârî&#8217;ye yazdığı mektubunun başında şöyle demiştir: &#8220;Bundan sonra, şüphesiz hüküm verme, ke­sin bir farz ve takip edilecek bir sünnettir.&#8221; Bu meşhur kıymetli mek­tubu, İbn Kayyım el-Cevziyye (751/1350), İ&#8217;lâmu&#8217;l-Muvakkiîn adlı eserinde zikredip çok güzel bir şekilde şerhetmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn313" name="_ftnref313">[46]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Abdilberr, Hz. Ömer&#8217;in şöyle dediğini nakleder: &#8220;Sünnet (uyulması gereken), Allah ve Rasûlü&#8217;nün ortaya koyduğu amellerdir. İnsanların yanlış görüşlerini, ümmete, sünnet gibi göstermeyiniz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn314" name="_ftnref314">[47]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Abdilberr&#8217;in, Said b. Müseyyeb&#8217;den rivayet ettiğine göre o, şöyle demiştir: &#8220;Hz. Ömer b. el-Hattab, Medine&#8217;ye geldiğinde bir hutbe verdi. Allah&#8217;a hamd ve senadan sonra şöyle söyledi: Ey insan­lar! Ben, size birtakım sünnetler (uygulamalar) ortaya koydum, bir­çok farzlar (görevler) yükledim. Ve sizi apaçık bir yolda bırakıp gidi­yorum. Ancak daha sonra, kendi his ve görüşlerinize göre hareket edip insanları sağa sola sapıtmanızdan korkuyorum.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn315" name="_ftnref315">[48]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine İbn Abdilberr, Haris b. Abdilberr, Haris b. Abdullah b. Evs&#8217;ten rivayet eder: Haris demiştir ki: &#8220;Hz. Ömer&#8217;e geldim ve Kabe&#8217;yi tavaf edip, hayız gören bir kadının durumunu sordum:</p>
<p>&#8216;Vazifesinin sonu, Kabe&#8217;yi tavaf olsun; bu, ona kâfidir,&#8217; dedi. Ben de: &#8216;Rasûlullah (s.a.v) da böyle fetva vermişti,&#8217; deyince Hz. Ömer:</p>
<p>&#8220;Yazıklar olsun sana! Rasûlullah&#8217;a sorduğun şeyi, ona muhalif bir görüş söylemem için bir de bana mı soruyorsun, dedi.&#8221;</p>
<p>İbn Mesud (r.a), demiştir ki: &#8220;Sünnetle yetinmek, bid&#8217;atla içti­had etmekten daha hayırlıdır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn316" name="_ftnref316">[49]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine İbn Mesud (r.a), demiştir ki: &#8220;Şüphesiz sözlerin en güzeli, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;dır. Hidâyetin en güzeli, Muhammed (s.a.v)in gös­terdiği yoldur. İşlerin en kötüsü, sonradan dine sokulanlardır. Size va&#8217;d edilenler, mutlak gelecek ve siz engel olamayacaksınız.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn317" name="_ftnref317">[50]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebu&#8217;l-Ahvas anlatıyor: İbn Mesud (r.a), perşembe günü insan­lara vaaz ediyordu. Bir gün şöyle dedi: &#8220;Asıl bilinecek ve uyulacak şey ikidir: Hidâyet ve söz. Sözün en doğrusu, Allah&#8217;ın kelâmı; yolun en güzeli de Hz. Muhammed (s.a.v)&#8217;in davetidir, işlerin en kötüsü, sonradan dine sokulan şeylerdir. Dikkat edin (dinin kabul etmediği) her yeni şey bid&#8217;attır. Dünya işleriyle fazla uğraşmayın; kalbiniz ka­tılaşır. Uzun amellerle oyalanmayın. Şüphesiz her gelecek olan şey, yakındır. Dikkat! Asıl uzak olan, hiç gelmeyecek şeydir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn318" name="_ftnref318">[51]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Abdullah b. Yezid anlatıyor: Bir gün insanlar, Abdullah b. Mesud&#8217;un başına toplanarak soru sormaya başladılar. İbn Mesud (r.a), kendilerine şöyle söyledi:</p>
<p>&#8220;öyle bir zaman geçti ki biz, o zaman ne hüküm verdik ne de bu konumdaydık. Sonra Allah Teâlâ, gördüğünüz gibi bize, bu dini teb­liğ etmemizi takdir buyurdu. Artık bugünden sonra, içinizden kime hüküm verme işi tevdi edilirse, önüne gelen meseleyi çözmek için önce, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na baksın. Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda cevabı olmayan bir iş geldiğinde, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın sünnetine baksın. Eğer önüne, Al­lah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda ve Rasûlü&#8217;nün sünnetinde bulunmayan bir şey ge­lirse, sâlihlerin verdiği hükme göre hüküm versin. Şayet, hiçbirinde de cevap bulamazsa, kendi görüşüyle içtihad etsin ve: &#8216;Ben korkarım, ben çekinirim’ demesin. Şüphesiz, helâl açık, haram bellidir, ikisi arasında birtakım şüpheli şeyler bulunmaktadır. Şüpheli işlerle karşılaştığında, seni rahatsız edeni bırak, kalbinin rahat ettiğini İbn Abdilberr ve İbn Ebî Heyseme, &#8220;Kendi görüşüyle içti­had etsin,&#8221; sözünden sonra, şu ilâveyi de zikrederler: &#8220;Eğer doğru ve güzel içtihad yapamayacakla kalksın, utanmasın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn319" name="_ftnref319">[52]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Abbas (r.h), demiştir ki: &#8220;Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda bulunmayan, Rasûlullah&#8217;ın sünnetinde de geçmeyen yeni bir görüş ortaya atan kimsenin, Allah&#8217;ın huzuruna çıkınca hâlinin ne olacağı bilinmez.”<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn320" name="_ftnref320">[53]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine İbn Abbas (r.h), der ki: &#8220;İlim ve hüküm kaynağı ancak Allah&#8217;ın Kitabı ve Rasûlullah&#8217;ın (s.a.v) sünnetidir. Bir kimse, bunla­rın dışında, kendi görüşüyle bir şey söylediği zaman bu, onun hasenatına mı yoksa seyyiâtına mı yazılır, bilmiyorum.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn321" name="_ftnref321">[54]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine İbn Abbas (r.h), der ki: &#8220;Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle dedi ve falanca da böyle dedi derken, azaba uğrayacağınızdan ve yere ba­tacağınızdan korkmuyor musunuz?&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn322" name="_ftnref322">[55]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Ömer (r.h), demiştir ki: &#8220;Ümmet, sünnete sarıldığı müddet­çe, doğru yoldan sapmaz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn323" name="_ftnref323">[56]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buhârî ve Dârimî, Câbir b. Zeyd&#8217;in şöyle dediğini rivayet ederler: &#8220;İbn Ömer, tavaf esnasında bana rastladı. Dedi ki: Ey Ebu&#8217;ş-Şa&#8217;sâ! Sen, Basra&#8217;nın fakihlerinden ve kendisinden fetva iste­nen birisisin. Dikkat et, ancak Allah&#8217;ın Kitabı ve Rasûlü&#8217;nün sünneti ile fetva ver.&#8221; Dârimî, şu ilâveyi de ekler: &#8220;Eğer bunun dışında ha­reket edersen, helak olursun ve helak edersin.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn324" name="_ftnref324">[57]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Abdilberr, Safvan b. Muharraz el-Kârî&#8217;den nakleder: O, demiştir ki: Abdullah b. Ömer&#8217;e (r.h), yolculuktaki namazı sordum.</p>
<p>Cevaben: &#8220;İki rek&#8217;attır; kim sünnete muhalefet ederse küfre girer,&#8221; de­di. Kâd-ı lyâz da aynı sözü Şifâ&#8217;da. nakletmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn325" name="_ftnref325">[58]</a></p>
<p>Übeyy b. Ka&#8217;b (r.a) demiştir ki: &#8220;Kur&#8217;ân ve sünnete yapışınız. Kur&#8217;ân ve sünnet üzerinde amel eden bir kul, iç âleminde Rabbini zikrederek O&#8217;nun haşyetinden dolayı gözyaşı dökse, Allah, ona ebe-diyyen azâb etmez. Yine, yeryüzünde Kur&#8217;ân ve sünnete göre amel eden herhangi bir kul, gizlice Allah&#8217;ı zikredip, haşyetinden tüyleri ür~ perince, yaprakları kurumuş bir ağacın, kuvvetli bir rüzgârın esip bütün yapraklarını döktüğü gibi bu gözyaşı ve ürperme de onun gü­nahlarını döküp temizler. Kur&#8217;ân ve sünnetle yetinmek, bunlara muhalif bir içtihaddan ve bir bid&#8217;ata uymaktan daha hayırlıdır. Öy­leyse amellerinizin, -uygulama olsun, içtihad olsun- Peygamber&#8217;in (s.a.v) usûlüne ve uygulamasına bağlı olmasına dikkat ediniz.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu sözü de Kâd-ı lyâz nakletmiştir:<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn326" name="_ftnref326">[59]</a>  Hâkim, Müstedrek&#8217;te, Abdurrahman b. Ebzî&#8217;den nakleder: O, demiştir ki: &#8220;İnsanlar, Hz. Osman hakkında birtakım dedikodu ve haksız ithamlarda bulunun­ca, Ubey b. Ka&#8217;b&#8217;a: &#8216;Bu fitneden kurtuluş yolu nedir?&#8217; dedim. Ubey (r.a): &#8216;Allah&#8217;ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir. Onlardan, hük­mü açık olanla amel et; anlamadığını da bilenine sor’ dedi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn327" name="_ftnref327">[60]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Lâlekâî, es-Sünne adlı eserinde, Ebu&#8217;d-Derdâ&#8217;nın (r.a) şöyle dediğini nakleder: &#8220;Sünnetle yetinmek, ona muhalif içtihadla amel­den daha hayırlıdır.&#8221; Müellif, aynı sözü, Ubeyy b. Ka&#8217;b&#8217;dan da rivayet etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dârimî, Ebû Nusayr&#8217;ın şöyle dediğini nakleder: &#8220;Ebû Selem, Basra&#8217;ya gelince ben ve Hasan, ziyaretine gittik. Hasan-ı Basrî&#8217;ye dedi ki: Demek, Hasan sensin! Basra&#8217;da en çok görmek istediğim ki­şi sendin. Sebebi de duyduğuma göre sen, kendi görüşünle fetva veri-yormuşsun. Kendi görüşünü bırak; ancak Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda ve Rasûlü&#8217;nün sünnetinde bir hüküm ve işaret varsa ona göre fetva ver.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn328" name="_ftnref328">[61]</a> Ibn Kayyım da benzeri bir haberi, kısaca nakletmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn329" name="_ftnref329">[62]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyhakî, Medhal&#8217;de Mâlikin şöyle dediğini nakleder: Ömer Abdülaziz, şöyle derdi:</p>
<p>&#8220;Rasûlullah (s.a.v) ve O&#8217;ndan sonra gelen idareciler, Allah&#8217;ın Ki­tabı&#8217;na uygun, taatını artıran ve dinine kuvvet katan birtakım uygulamalar koymuşlardır. Hiçbir kimseye, onları değiştirmek, bozmak ve onlara ters düşenin görüşüne bakmak caiz değildir. Onlara uyan hidâyeti bulur, onlara dayanan muzaffer olur. Muhalefet eden, mü&#8217;minlerin yolunun dışına çıkmış olur. Halbuki Cenâb-ı Hakk: &#8216;Kim, mü&#8217;minlerin yolunun dışında bir yola tâbi olursa onu döndüğü tarafa sevkederiz ve (sonunda) Cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir/&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn330" name="_ftnref330">[63]</a> buyuruyor.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn331" name="_ftnref331">[64]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ömer b. Abdülaziz&#8217;in idarecilerinden birisi, beldesinin hâlini ve hırsızların çoğaldığını yazarak: &#8220;Onları zan ile yakalayıp cezalan­dıralım mı yoksa hâllerini isbat edecek delile ve sünnetteki uygula-maya göre mi hareket edelim?&#8221; diye talimat istedi. Allah kendisinden razı olsun, o da şu talimatı yolladı: &#8220;Onları delil ve sünnetteki usûle göre cezalandır. Hakça davranış onları ıslah etmezse Allah, onları ıslah etmesin.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn332" name="_ftnref332">[65]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine Ömer b. Abdülaziz, Urve b. Zübeyr&#8217;e şu mektubu gön­dermiştir: &#8220;Bana mektub yazıp insanlar arasında nasıl hüküm veri­leceğini soruyorsun. Bil ki, hüküm verilirken önce, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;n-da olana uyulur. Sonra, Allah Rasûlü&#8217;nün sünnetine bakıp hüküm verilir. Sonra, hidâyet yolunun imamlarının hükmüne müracaat edi­lir. Onlarda da bir cevap yoksa, ilim ve görüş ehli ile istişareye gidi­lir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn333" name="_ftnref333">[66]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dârimî, Ömer b. Abdülaziz&#8217;den nakleder: Ömer b. Abdüla­ziz, idaresi altındaki insanlara bir yazı ile şu talimatı verdi:</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda veya Ra&#8217;sûlullah (s.a.v)&#8217;ın ortaya koyduğu bir sünnette, hiç kimsenin görüş bildirme hakkı yoktur. Ümmetin gö­rüşü, ancak hakkında bir âyet ve sünnet bulunmayan konularda ge­çerlidir.&#8221; Bunu, İbn Abdilberr ve İbn Kayyım da kitaplarında kı­saca zikretmişlerdir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn334" name="_ftnref334">[67]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hasan b. Vâsıl, Isâ b. Dinar&#8217;ın şöyle dediğini nakleder: &#8220;Siz­den öncekiler, ancak görüş ve yolları ayrıldığı, hak yoldan saptıkları, peygamberlerinin sünnetlerini terk edip dinde kendi görüşlerine göre söz söyleyerek dalâlete düştükleri ve insanları da sapıklığa düşür­dükleri vakit helak oldular.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn335" name="_ftnref335">[68]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şurayh, demiştir ki: &#8220;Sünnet, sizin kıyasınızdan önde gelir. Öy­leyse, sünnete uyunuz ve bid&#8217;at çıkarmayınız. Hiç şüphesiz, sünnetle­re sarıldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn336" name="_ftnref336">[69]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Katâde der ki: &#8220;Vallahi, peygamberinin sünnetinden yüz çevi­ren herkes helak olur. Sizin, sünnete sarılıp bid&#8217;atlardan uzaklaşma­nız ve fıkha yapışıp şüphelerden kaçınmanız gerekir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn337" name="_ftnref337">[70]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Urve b. Zübeyr der ki: &#8220;Sünnete yapışın, sünnete. Şüphesiz sünnet, dinin esasıdır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn338" name="_ftnref338">[71]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hasan el-Basrî (r.h), demiştir ki: &#8220;Söz, ancak amelle makbul olur. Amel ve söz ise ancak niyetle sahih olur. Söz, amel ve niyet ise ancak sünnete uyarsa kabul görür.&#8221; Bu sözü, Lâlekâî, es-Sünne adlı eserinde zikretmiştir. Müellif, aynı sözü, Said b. Cübeyr&#8217;den de benzeri lafızlarla rivayet etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine Hasan el-Basrî &#8220;Sünnete uyarak yapılan az amel, bid&#8217;ata dalıp yapılan çok amelden daha hayırlıdır/&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn339" name="_ftnref339">[72]</a> demektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Amir eş-Şa&#8217;bî de: &#8220;Sünneti terk ettiğiniz zaman helak olursu­nuz,&#8221;&#8216;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn340" name="_ftnref340">[73]</a> demiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebu&#8217;l-Aliye ise: &#8220;Sizin, Peygamberinizin sünnetine ve Ashâb-ı Kirâm&#8217;ın hâline uymanız gerekir,&#8221; demektedir. Sözü, Lâlekâî rivayet etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Abdullah b. Avn el-Basrî de: &#8220;Kim, İslâm ve sünnet üzerine vefat ederse, bütün hayır çeşitleri kendisine müjdelenir/&#8217; demektedir. Bu sözü de Lâlekâî, es-Sünne&#8221;sinde rivayet etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine ibn Avn, şöyle demiştir: &#8220;Üç şeyi kendim ve mü&#8217;min kar­deşlerim için seviyorum: Tedebbûr ve tefekkür ile Kur&#8217;ân okumak. Araştırıp soruşturarak sünneti Öğrenmek. Hayır için buluşmanın dı­şında, insanlardan uzaklaşıp bir köşeye çekilmek.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn341" name="_ftnref341">[74]</a>  Lâlekâî, bu sözü kısa olarak es-Sünne&#8217;sinâe zikretmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahmed b. Hâlid, demiştir ki: &#8220;Sünnet, içinde hiçbir şüphe bu­lunmayan haktır.&#8221; İbn Vaddah, bu haberden çok hoşlanır ve: &#8220;Gü­zel, çok güzel,&#8221; derdi.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn342" name="_ftnref342">[75]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zührî (124/742), demiştir ki: &#8220;Bizden önceki âlimlerimiz: &#8216;Sün­nete sarılmak kurtuluştur,&#8217; derdi&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn343" name="_ftnref343">[76]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hakem b. Uteybe, demiştir ki: &#8220;Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in dışın­da, herkesin sözü alınır da alınmayabilir de. &#8220;Beyhakî, aynı sözü Mücâhid&#8217;den rivayet etmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn344" name="_ftnref344">[77]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ibn Abdilberr, Ibn Vehb yoluyla, Hz. Ömer&#8217;in şöyle dediğini nakleder: &#8220;Tâbi olunacak sünnet, Allah ve Rasûlü&#8217;nün ortaya koy­duklarıdır. Yanlış görüşleri, ümmet için sünnet gibi göster meyiniz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn345" name="_ftnref345">[78]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Lâlekâfnin rivayetine göre Evzâî (176/792), şöyle demiştir: &#8220;Sünnet neredeyse, sen de orada ol.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine Evzâî, şöyle der: &#8220;İnsanlar seni terk ederse de sen, selefin (geçmiş büyüklerin) hâl ve haberlerine sarıl. Sana karşı yaldızlı söz­lerle konuşsalar da kendi görüşüne göre ahkâm kesenlerden sakın.&#8221; Bu sözü İbn Kayyım, Î&#8217;lâmu&#8217;l-Muvakkiîn&#8217;de zikretmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn346" name="_ftnref346">[79]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ibn Mübarek (181/797), der ki: &#8220;Dayandığınız şey hadisler ol­sun. İçtihadlardan da hadisleri açıklayanları alınız.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn347" name="_ftnref347">[80]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yahya b. Kesîr&#8217;e: &#8220;Kişiye ne zaman fetva vermesi vâcib olur?&#8221; diye sorulunca: &#8220;Hadisleri ve görüşleri iyi bildiği zaman,&#8221; diye cevap vermiştir. Bu rivayeti de İbn Kayyım nakletmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn348" name="_ftnref348">[81]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ibn Vehb anlatıyor: Mâlik b. Enes&#8217;in yanında oturmuş, hadis müzâkere ediyorduk. Bir ara dedi ki: &#8220;Sünnet, Nuh Aleyhisselâm&#8217;ın gemisi gibidir. Ona binen kurtulur. Ondan geri kalan boğulur.&#8221; Bu­nu, İmam Suyûtî Miftâhu&#8217;l-Cenne kitabında zikretmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine İbn Vehb, demiştir ki: Mâlik b. Enes, bana, şöyle dedi: &#8220;Sakın sünnete karşı gelmeyin, tamamıyla ona boyun eğin.&#8221; Bu rivayeti, Makdisî, el-Hucce ala Tarîki&#8217;l-Muhacce adlı eserinde nak­letmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Cerîr, Tehzibü&#8217;l-Âsâr adlı eserinde, İmam Mâlik&#8217;in şöyle dediğini nakleder: &#8220;Rasûlullah (s.a.v) vefat etti; vahiy kesildi, din ta­mamlandı. Bundan sonra, Rasûlullah&#8217;ın (s.a.v) sünnetlerine tâbi olunması gerekir. Kimse, görüşlere tâbi olmasın. Çünkü birisi, bir görüşe uyar; bir başkası da daha kuvvetli bir görüş bulur, ona uyar. Sen de her ne zaman görüşü üstün birisi yanına gelse; döner, ona uyarsın. Böylece görüşler arasında kalırsın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn349" name="_ftnref349">[82]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Veki&#8217;, demiştir ki: &#8220;insanlar, hadisten her ne öğrense onu, mübtelâ olduğu bir hevâdan alıkoyar.&#8221; Bu sözü, Nasr b. el-Makdisî, el-Hucce kitabında zikretmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn350" name="_ftnref350">[83]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Şafiî (r.h), der ki: &#8220;Rasûlullah&#8217;ın sünneti yanında, hiç kimsenin, ona aykırı söz söyleme yetkisi yoktur.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine İmam Şafiî&#8217;den bir uyarı: &#8220;Rasûlullah&#8217;a ait bir sünnet bulduğunuzda ona tâbi olunuz, başka kimsenin sözüne iltifat etmeyi­niz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn351" name="_ftnref351">[84]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rabî der ki: İmam Şafiî&#8217;yi, şöyle derken işittim: &#8220;Kitabımda, Rasûlullah&#8217;ın sünnetine aykırı bir söz bulursanız, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın sünnetine göre hareket ediniz ve benim sözümü terk ediniz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn352" name="_ftnref352">[85]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hermele b. Yahya anlatıyor: İmam Şafiî, der ki: &#8220;Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan sahih olarak gelen sünnete ters düşen herhangi bir sözüme rastlarsanız, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in sözüyle amel etmeniz daha evlâdır; benim sözüme uymayınız.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn353" name="_ftnref353">[86]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine İmam Şafiî, der ki: &#8220;Hiçbir kimse için, herhangi bir şey hakkında ilimsiz olarak: &#8216;Bu helâldir veya haramdır&#8217; deme yetkisi yoktur. Bu ilim, Kitab&#8217;da, sünnette, icmâda veya bu kaynaklara da­yalı kıyasta mevcuttur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn354" name="_ftnref354">[87]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhammed b. Hasan, demiştir ki: &#8220;Şer&#8217;î ilimler, dört yoldan elde edilir:</p>
<p>1- Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;ndan.</p>
<p>2- Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in sünnetinden.</p>
<p>3- Ashâb-ı Kirâm&#8217;m icmâsından. Ashabın ihtilâf ettikleri konu­lar da bunun içine girer. Her ne kadar, ihtilâf durumunda, içlerin­den birisi seçiliyorsa da bu, benzerlerine kıyasla elde edilen bir ilim olmaktadır.</p>
<p>4- Müslüman fakihlerin güzel ve uygun bulmalarıyla. İslâmî ilimler, sonuçta bu dört kaynaktan çıkmaktadır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn355" name="_ftnref355">[88]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine Muhammed b. Hasen, der ki: &#8220;Kim, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nı, sünneti, Rasûlullah&#8217;tn ashabının sözlerini ve müslümanların fakih-lerinin güzel gördüğü hükümleri bilirse namazında, orucunda, hac-çında, kendisine emir ve nehyedilen bütün işlerde, karşılaştığı mese­lelerinde içtihad etmesi ve hüküm vermesi caiz olur. Bu durumda iç-tihad eder, araştırır ve benzeri hükümlere kıyas ederse hata ihtimali olsa bile, çıkardığı neticeyle amel etmesi caizdir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn356" name="_ftnref356">[89]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Seleme b. Şebîb, der ki: İmam Ahmed&#8217;i şöyle derken işittim: &#8220;Şafiî&#8217;nin görüşü, Mâlik&#8217;in görüşü ve Ebû Hanîfe&#8217;nin görüşü, bü­tün bunlar bence bir görüştür ve alınıp alınmama konusunda birdir­ler. Bizi bağlayan, ancak hadislerde olanlardır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn357" name="_ftnref357">[90]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahmed b. Sinan anlatıyor: Velid el-Kerâbisî, dayımdı. Vefatı yaklaşınca yanındaydım. Oradakilere dedi ki:</p>
<p>&#8220;Kelâm ilmini, benden daha iyi bilen birisini biliyor musunuz?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hayır,&#8221; dediler.</p>
<p>&#8220;Peki, beni töhmet altında tutacağınız bir hâlimi biliyor musu­nuz?&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Hayır,&#8221; dediler.</p>
<p>&#8220;Size bir vasiyette bulunmak istiyorum; kabul edecek misiniz?11 dedi.</p>
<p>&#8220;Evet,&#8221; dediler. O zaman:</p>
<p>&#8220;Hadis ehlinin bulunduğu hâl üzere bulunun. Çünkü ben, hak­kın onların yanında olduğunu gördüm,&#8221; dedi.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn358" name="_ftnref358">[91]</a>  Hadiseyi, el-Makdisî, el-Hucce adlı eserinde nakletmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbrahim et-Teymî, şöyle dua ederdi: &#8220;Allahım! Dinin ve Pey-gamberi&#8217;nin sünneti sayesinde beni, hakka muhalefetten, hevâya uy­maktan, dalâletten, karışık işlerden, ayak kaymasından ve kuru çe­kişmelerden koru.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn359" name="_ftnref359">[92]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bişr b. Sırrı es-Sakatî, demiştir ki: &#8220;İlme baktım, onun hadis ve görüşlerden ibaret olduğunu gördüm. Hadisleri inceledim; içinde peygamberlerin, Ölümün, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rubûbiyet, azamet ve celâlinin, Cennetin, Cehennemin, helâlin, haramın, yakınlarla ilgiye teşvikin ve bütün hayır çeşitlerinin zikredildiğini gördüm. Görüşleri incelediğimde içinde, hile, katılık, hakkı zorlama, dinde kısır çekiş­me, hile ile amel, yakınla ilişkiyi kesmeye götürecek sebepler ve hara­ma karşı cür&#8217;et buldum.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn360" name="_ftnref360">[93]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fudayl b. Iyâz (187/802), demiştir ki: &#8220;İslâm ve sünnet üzere ölene ne mutlu! Durum böyle olunca bu hâl üzere vefat etmek için: &#8216;Allah&#8217;ın dilediği olur,&#8217; sözünü, çokça söyleyin.&#8221; Bu sözü, Lâlekâî, es-Sünne adlı eserinde zikretmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Kuşeyrî (465/1072), Risâle&#8217;de zikreder: Ebû Osman el-Hîrî (298/910), demiştir ki:</p>
<p>&#8220;Allah ile sohbet, edebi güzelleştirir; heybet ve murakabe hâline devam etmekle, Rasûlullah ile sohbet de sünnete ittibâ ve ilmin gere­ğine yapışmakla hâsıl olur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn361" name="_ftnref361">[94]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine Ebû Osman, der ki: &#8220;Kim, sözünde ve fiilinde sünneti ken­dine âmir yaparsa, hikmetle konuşur. Kim de kendine, hevâyı âmir yaparsa, bid&#8217;atla konuşur. Allah Teâlâ: &#8216;Eğer ona itaat ederseniz hidâyete ulaşırsınız,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn362" name="_ftnref362">[95]</a> buyurur.&#8221; Kâd-ı Iyâz da aynı sözü, Şifâ&#8217;da. nakletmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn363" name="_ftnref363">[96]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Kuşeyrî&#8217;nin nakline göre Sehl b. Abdullah, şöyle (283/886) demiştir: &#8220;Fütüvvet, sünnete ittibâ etmektir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn364" name="_ftnref364">[97]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hilye sahibi ise aynı zâttan şu nakli yapar: &#8220;Kim, tam manâsıyla Hz. Peygamber&#8217;e uyarsa onun kalbinde, herhangi bir şeyi seçme ve sevme endişesi kalmaz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn365" name="_ftnref365">[98]</a></p>
<p>İmam Kuşeyrî,   şöyle  nakletmektedir:  İbrahim Havvas (291/904), demiştir ki: &#8220;Sabır, Kur&#8217;ân&#8217;ın ve sünnetin hükümlerinde sebat etmektir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn366" name="_ftnref366">[99]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zünnûn el-Mısrî (245/859) de: &#8220;Allah&#8217;ı sevmenin alâmetlerinden birisi de Allah&#8217;ın Habîbi&#8217;ne (s.a.v), ahlâkında, fiillerinde, emir ve sünnetlerinde tâbi olmaktır,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn367" name="_ftnref367">[100]</a>der.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû İshak İbrahim b. Davud&#8217;u dinleyelim: &#8220;Allah&#8217;ı sevmenin alâmeti, O&#8217;na itaati ve Rasûlü&#8217;ne mutabaatı, her şeye tercih etmek-tir.”<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn368" name="_ftnref368">[101]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahmed b. Ebi&#8217;l-Havârî (230/844), der ki: &#8220;Kim, sünnete uyma­dan amel ederse ameli bâtıl olur&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn369" name="_ftnref369">[102]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebu&#8217;l-Abbas Ahmed b. Sehl, demiştir ki: &#8220;Kim, sünnetin ede­bine yapışırsa Allah, onun kalbini, marifet nuruyla nurlandırır. Al­lah&#8217;ın Habîbi (s.a.v)&#8217;ne emir, fiil ve ahlâkında uymaktan daha şerefli bir makam yoktur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn370" name="_ftnref370">[103]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şah b. Sucal el-Kirmânî (276/884), der ki: &#8220;Kim, gözünü ha­ramlardan ve nefsini şehvetlerden alıkoyar, içini murakabeyle, dışını sünnete ittibâ ile ma&#8217;mur eder ve kendisini helâl yemeye alıştırırsa, feraset ve görüşünde hata etmez.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn371" name="_ftnref371">[104]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû Bekir Timistânî&#8217;yi (340/951) dinleyelim: &#8220;Hak yol açıktır. Kitab ve sünnet önümüzdedir. Hicret ve Allah Rasûlü&#8217;nün sohbetiyle, ümmetin önünde olan ashabın fazileti malumdur. Kim, bu Kitab&#8217;a ve sünnete sarılır, nefsinden ve halktan uzaklaşır ve kalbiyle Allah&#8217;a hicret ederse o, özünde ve sözünde sâdık birisi olur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn372" name="_ftnref372">[105]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû Hafs Haddâd (260/874) ise şöyle der: &#8220;Kim, bütün vakit­lerde söz ve fiillerini Kitab ve sünnetle süslemez ve nefsânî düşüncele­rini kötülemezse, onu, gerçek erlerin arasında saymayınız.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn373" name="_ftnref373">[106]</a></p>
<p>Şu da onun sözü:</p>
<p>&#8220;Kulun, Rabbine ulaşacağı yolların en güzeli, bütün hâllerinde O&#8217;na ihtiyaç içinde olduğunu bilmek, bütün fiillerinde sünnete uyma­ya devam etmek ve yiyeceğini helâl yoldan ele geçirmektir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn374" name="_ftnref374">[107]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Lâlekâî, es-Sünne&#8217;de, şöyle nakleder: Şâz b. Yahya demiştir ki: &#8220;Cennete giden yollar içinde, hadisle amel edenlerin yolundan da­ha doğru bir yol yoktur.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Kuşeyrî,  şöyle nakleder: Ebû Hamza el-Bağdâdî (289/901), demiştir ki: &#8220;Kim, hak yolunu bilirse sülâku kendine kolay olur. Allah&#8217;a giden yolda, bütün hâl, söz ve fiillerde, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e uymaktan başka hiçbir delil ve değer yoktur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn375" name="_ftnref375">[108]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nasr el-Makdisî, el-Hucce adlı eserinde, Cüneyd el-Bağdâdî&#8217;nin (298/910) şöyle dediğini nakleder: &#8220;Hakka giden bütün yollar, halka kapalıdır; ancak Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın hâl ve haberleri­ne sarılıp sünnetine uyanların üzerinde bulunduğu Peygamberin yo­lu açıktır.&#8221; Allah Teâlâ: &#8220;Şüphesiz, Allah&#8217;ın Rasûlü&#8217;nde sizin için gü­zel bir örnek (yaşantı) vardır,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn376" name="_ftnref376">[109]</a>  buyurur. Bu haberi, Kuşeyrî de kısaca zikretmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn377" name="_ftnref377">[110]</a></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>[1]Dârimi, Mukaddime, 20.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref269" name="_ftn269">[2]</a> Buhârî, Hacc, 60; Müslim, Hacc, 250; Nesâî, Menâsik, 148.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref270" name="_ftn270">[3]</a> Şifâ; II, 34.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref271" name="_ftn271">[4]</a> Buhârî, Ezan, 166; Müslim, Salât, 124; İbn Mâce, Mesâcid, 15.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref272" name="_ftn272">[5]</a> Ebû Dâvud, Diyet, 19; Nesâî, Kasame, 12; İbn Mâce, Diyât, 11; Risale, 427; Müsned, I, 364.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref273" name="_ftn273">[6]</a> Buhârî, Ferâiz, 11; Müslim,Kasame, 35, 36, 37; Ebû Dâvud, Mukaddime, 54.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref274" name="_ftn274">[7]</a> Buhârî, Tıb, 30; Müslim, Selâm, 92, 94; Ebû Dâvud, Cenâiz, 6.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref275" name="_ftn275">[8]</a> Buhârî, Cizye, 1; Beyhakî, Sünen, IX, 189.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref276" name="_ftn276">[9]</a> Şâfıî, Rİsâle, 430.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref277" name="_ftn277">[10]</a> Mâlik, Muvatta, Zekât, 42.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref278" name="_ftn278">[11]</a> Ayrıca bkz. Şâfıî, Risale, 438-439; Ebû Dâvud, Talak, 44; Tirmizî, Talak, 23; Nesâî, Ta­lak, 60; İbn Mâce, Talak, 1.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref279" name="_ftn279">[12]</a> Beyhakî, Mectaa/, 94; Ahmed, Müsned.,1, 10.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref280" name="_ftn280">[13]</a> Beyhakî, Medhal, 94; Ahmed, Müsned, I, 10.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref281" name="_ftn281">[14]</a> Buhârî, Ezan, 95; Müslim, Salât, 158; Nesâî, îftitah, 74.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref282" name="_ftn282">[15]</a> İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni&#8217;l-İlm, II, 58; Dârimî, Mukaddime, 20; Beyhakî, Medhal, 127-128; Hâkim, Müstedrek, I, 127.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref283" name="_ftn283">[16]</a> Heysemî, Mecmaıı&#8217;z-Zevâid, I, 175.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref284" name="_ftn284">[17]</a> Ahmed, Müsned, II, 131; Heysemî, a.g.e., I, 174-175.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref285" name="_ftn285">[18]</a> Buhârî, Ahkâm, 43; Mâlik, Muvatta, Bey&#8217;at, 3.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref286" name="_ftn286">[19]</a> Tabarânî, e\-Mu&#8217;cemu&#8217;l-Eusat, II, 7; Heysemî, a.g.e., I, 172.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref287" name="_ftn287">[20]</a> Buhârî, Ahkâm, 43.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref288" name="_ftn288">[21]</a> Buhârî, İsti&#8217;zân, 13; Edeb, 32; Ebû Dâvud, Edeb, 127; Tirmizî, Isti&#8217;zan, 3. Müslim, Edeb, 32.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref289" name="_ftn289">[22]</a> Ayrıca bkz. Ebû Dâvud, Libas, 22;Müsned, IV, 19, 35;el-îsâbe, III, 233; İbn Sa&#8217;d, I, 460.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref290" name="_ftn290">[23]</a> Dârimî, Mukaddime, 17.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref291" name="_ftn291">[24]</a> Beyhakî, el-Medhal, 142-143; Hâkim, Müstedrek, III, 318.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref292" name="_ftn292">[25]</a> İbn Abdilberr, Cânıiu Beyâni&#8217;l-İlm, II, 192.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref293" name="_ftn293">[26]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 35.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref294" name="_ftn294">[27]</a> Buhâri,Diyât, 8; Müslim, Buyu, 11; Ebû Dâvud, Diyât, 4.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref295" name="_ftn295">[28]</a> Nûr, 63.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref296" name="_ftn296">[29]</a> İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni&#8217;l-İlm, II, 25.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref297" name="_ftn297">[30]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 34.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref298" name="_ftn298">[31]</a> Kâd-ı Iyâz, Şifâ, II, 33.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref299" name="_ftn299">[32]</a> Nesâî, Gusl, 2; İbn Mâce, Edeb, 38.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref300" name="_ftn300">[33]</a> Kâd-ı Iyâz, Şifâ, II, 35.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref301" name="_ftn301">[34]</a> İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni&#8217;l-İlm, II, 25.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref302" name="_ftn302">[35]</a> Kâd-ı Iyâz, Şifâ, II. 34.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref303" name="_ftn303">[36]</a> Ebû Nuaym, Hilye, X, 190.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref304" name="_ftn304">[37]</a> Kuşeyrî, Risale, 140.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref305" name="_ftn305">[38]</a> Tezkire, 790 (Hz. S. Uludağ)</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref306" name="_ftn306">[39]</a> Tezkire, 310.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref307" name="_ftn307">[40]</a> Kâd-ı Iyâz, Şifâ, II, 39.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref308" name="_ftn308">[41]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 18.7.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref309" name="_ftn309">[42]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 123; Beyhakî, Medhal, 266-267; Şifâ, II, 31.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref310" name="_ftn310">[43]</a> Dârimî, Mukaddime, 200; Beyhakî, Sünen-i Kübrâ, X, 115.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref311" name="_ftn311">[44]</a> Dârimî, Mukaddime, 20; Beyhakî, Sünen-i Kübrâ, X, 115.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref312" name="_ftn312">[45]</a> İbn Kayyım, İ&#8217;lâm, I, 85.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref313" name="_ftn313">[46]</a> İbn Kayyım, a.g.e., I, 85-86 v.d.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref314" name="_ftn314">[47]</a> îbn Abdilberr, Câmiu Beyânİ&#8217;l-İlm, II, 136.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref315" name="_ftn315">[48]</a> ibn Abdilberr, a.g.e., II, 187.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref316" name="_ftn316">[49]</a> Dârimî, Mukaddime, 23; Kâd-ı Iyâz, Şifâ, II, 32.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref317" name="_ftn317">[50]</a> Buhârî, İ&#8217;tisâm, 2; Dârimî, Mukaddime, 23; İbn Abdilberr, a.g.e., II, 181.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref318" name="_ftn318">[51]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 181.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref319" name="_ftn319">[52]</a> îbn Abdilberr, a.g.e., II, 58.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref320" name="_ftn320">[53]</a> Beyhakî, Medhal, 157; Dârimî.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref321" name="_ftn321">[54]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 136.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref322" name="_ftn322">[55]</a> Dârimî, Mukaddime, 39.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref323" name="_ftn323">[56]</a> Beyhakî, Medhal, 194.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref324" name="_ftn324">[57]</a> Dârimî, Mukaddime, 20.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref325" name="_ftn325">[58]</a> Kâd-ı lyâz, Şifâ, II, 32.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref326" name="_ftn326">[59]</a> Kâd-ı lyâz, Şifâ, II, 32.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref327" name="_ftn327">[60]</a> Hâkim, Müstedrek, III, 303.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref328" name="_ftn328">[61]</a> Dârimî, Mukaddime, 20.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref329" name="_ftn329">[62]</a> İbn Kayyım, İ&#8217;lâmu&#8217;l-Muvakkiîn, I, 74.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref330" name="_ftn330">[63]</a> Nisa, 1115.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref331" name="_ftn331">[64]</a> İbn Abdüberr, Câmiu Beyâni&#8217;l-İlm, II, 187; Kâd-ı lyâz, II, 30.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref332" name="_ftn332">[65]</a> Kâd-ı lyâz, Şifâ, II, 33.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref333" name="_ftn333">[66]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 24.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref334" name="_ftn334">[67]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 24.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref335" name="_ftn335">[68]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 137.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref336" name="_ftn336">[69]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 137.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref337" name="_ftn337">[70]</a> Ahmed, Kitâbü&#8217;z-Zühd&#8217;de rivayet etmiştir.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref338" name="_ftn338">[71]</a> Beyhakî, Medhal, 195; İbn Abdilberr, a.g.e., II, 138.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref339" name="_ftn339">[72]</a> Kâd-ı lyâz, Şifâ.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref340" name="_ftn340">[73]</a> Beyhakî, Medhal, 198.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref341" name="_ftn341">[74]</a> Buhârî, İ&#8217;tisâm, 2; İbn Abdilberr, II, 28.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref342" name="_ftn342">[75]</a> İbn Abdilberr, II, 28.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref343" name="_ftn343">[76]</a> Dârimî, Mukaddime, 16; Kâd-ı Iyâz, Şifâ, II, 30; Beyhakî, Medhal, 454.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref344" name="_ftn344">[77]</a> Beyhakî, Medhal, 107.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref345" name="_ftn345">[78]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 136; Ayrıca bkz. İbn Kayyım, İ&#8217;lâm, I, 54.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref346" name="_ftn346">[79]</a> îbn Kayyım, a.g.e., I, 75.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref347" name="_ftn347">[80]</a> Beyhakî, Medhal, 202; İbn Abdilberr, a.g.e., II, 127.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref348" name="_ftn348">[81]</a> İbn Kayyım, a.g.e., 47.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref349" name="_ftn349">[82]</a> îbn Kayyım, a.g.e., I, 78.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref350" name="_ftn350">[83]</a> Hatib, Şerefu Ashâbi&#8217;l-Hadis, 60.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref351" name="_ftn351">[84]</a> Ebû Nuaym, Hilyetü&#8217;l-Evliyâ, IX. 107.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref352" name="_ftn352">[85]</a> Beyhakî, Medhal, 205.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref353" name="_ftn353">[86]</a> Ebû Nuaym, Hilyetü&#8217;l-Evliyâ, IX, 106, 107.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref354" name="_ftn354">[87]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 26.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref355" name="_ftn355">[88]</a> îbn Abdilberr, a.g.e., II, 26.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref356" name="_ftn356">[89]</a> İbn Kayyım, a.g.e., I, 38.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref357" name="_ftn357">[90]</a> İbn Kayyım, a.g.e., I, 79.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref358" name="_ftn358">[91]</a> Hatib, Şeref, 56.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref359" name="_ftn359">[92]</a> îbn Abdilberr, a.g.e., II, 188.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref360" name="_ftn360">[93]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 35.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref361" name="_ftn361">[94]</a> Kuşeyrî, Risale, I, 141; Tezkiretü&#8217;l-Evliyâ, 499.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref362" name="_ftn362">[95]</a> Nur, 54.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref363" name="_ftn363">[96]</a> Kâd-ı Iyâz, Şifa, II, 34, Tezkire, 500; Kuşeyrî, Risale, I, 122.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref364" name="_ftn364">[97]</a> Tezkire, 344; Kuşeyrî, a.g.e., II, 474.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref365" name="_ftn365">[98]</a> Ebû Nuaym, Hilye, X, 190.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref366" name="_ftn366">[99]</a> Tezkire, 618,</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref367" name="_ftn367">[100]</a> Tezkiretü&#8217;l-Evliyâ, 185. (335)</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref368" name="_ftn368">[101]</a> Hilye,X, 354.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref369" name="_ftn369">[102]</a> Tezkiretü&#8217;l-Evliyâ, 372.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref370" name="_ftn370">[103]</a> Sülemî, Tahakâtus-Sûfiyye, 268 (Halep, 1986, II. Baskı)</p>
<p>[104<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref371" name="_ftn371">]</a> Tezkire, 404; Kuşeyrî, Risale, I, 136.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref372" name="_ftn372">[105]</a> Tezkire, 725; Kuşeyrî, a.g.e., I, 188.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref373" name="_ftn373">[106]</a> Tezkire, 421; Kuşeyrî, a.g.e., I, 107.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref374" name="_ftn374">[107]</a> Tezkire, 421.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref375" name="_ftn375">[108]</a> Kuşeyrî, Risale, I, 117.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref376" name="_ftn376">[109]</a> Ahzâb, 21.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref377" name="_ftn377">[110]</a> Kuşeyrî, Risale, I, 117; Bkz. Tezkire, 458.</p>
<h2></h2>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ummetin-imamlarinin-sunnete-simsiki-sarilmasi-hakkinda/">Ümmetin İmamlarının Sünnete Sımsıkı Sarılması Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ummetin-imamlarinin-sunnete-simsiki-sarilmasi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2-Sünnetin Delil Oluşuna Hadis-i Şeriflerden Deliller</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/2-sunnetin-delil-olusuna-hadis-i-seriflerden-deliller/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/2-sunnetin-delil-olusuna-hadis-i-seriflerden-deliller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2015 23:57:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülgani Abdülhalık]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin Delil Oluşuna Hadis-i Şeriflerden Deliller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8643</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sünnetin delil olduğunu gösteren pek çok hadîs-i şerîf rivayet edilmiştir. Bu bölümün başında, bunu ifade eden ve savunan rivayetler geçti. Bu konuda çok çeşitli haberler vârid olmuştur. Bun­ları dört grup altında toplamamız mümkündür. Birinci Grup Hadisler: Burada vereceğimiz hadisler, ana baş­lıklarıyla şu konuları ortaya koymaktadır: 1- Hz. Peygamber (s.a.v), kendisine, Kur&#8217;ân ve onun dışında ha­dis [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/2-sunnetin-delil-olusuna-hadis-i-seriflerden-deliller/">2-Sünnetin Delil Oluşuna Hadis-i Şeriflerden Deliller</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/images2.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8645" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/images2.jpg" alt="2-Sünnetin Delil Oluşuna Hadis-i Şeriflerden Deliller" width="524" height="207" /></a>Sünnetin delil olduğunu gösteren pek çok hadîs-i şerîf rivayet edilmiştir. Bu bölümün başında, bunu ifade eden ve savunan rivayetler geçti. Bu konuda çok çeşitli haberler vârid olmuştur. Bun­ları dört grup altında toplamamız mümkündür.</p>
<h3>Birinci Grup Hadisler:</h3>
<p>Burada vereceğimiz hadisler, ana baş­lıklarıyla şu konuları ortaya koymaktadır:</p>
<p>1- Hz. Peygamber (s.a.v), kendisine, Kur&#8217;ân ve onun dışında ha­dis olarak vahyedilen şeylerde yalan söylemekten masumdur.</p>
<p>2-  Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in açıkladığı ve ortaya koyduğu hü­kümler, Allah Teâlâ&#8217;nın hükmüyle ortaya konmuştur. O&#8217;nun katın­dan gelmiştir. Rasûlullah&#8217;ın bizatihi kendisinden değildir.</p>
<p>3-  Hükümleri sadece Kur&#8217;ân&#8217;dan almak ve anlamak mümkün değildir; bu konuda sünnetin desteği şarttır.</p>
<p>4- Sünnetle amel, Kur&#8217;ân&#8217;la amel demektir.</p>
<p>5- Allah Teâlâ, ümmete, Hz. Peygamber&#8217;in sözünü alıp uygula­mayı, O&#8217;nun emrine itaati ve sünnetine uymayı emretmiştir.</p>
<p>6-  Kim, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;a itaat eder, sünnetine yapışırsa, Al­lah&#8217;a itaat etmiş, hidâyeti bulmuş, Cenneti ve en büyük mükâfatı (cemâlullahı) haketmiş olur. Kim de O&#8217;na isyan ederse ve hadisini reddedip, kendi görüş ve hevâsına göre hareket ederse, Allah&#8217;a isyan etmiş, yolunu sapıtmış, helake düşmüş, Cehennemi ve Allah&#8217;ın lanetini hak etmiş olur.</p>
<p>7-  İman ancak O&#8217;nun getirdiği şeylere bütünüyle uymakla ta­mam olur. O&#8217;ndan (s.a.v), hakkın dışında bir şey çıkmaz. Hidâyet yo­lunun en hayırlısı, O&#8217;nun getirdiği yoldur.</p>
<p>8-  Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in getirmediği ve tasvip etmediği, in­sanların kendi hevâ, heves ve şehvetlerine göre icad ettikleri herşey, bid&#8217;at ve merduttur; kabul görmez, amel edilmez.</p>
<p>Bütün bunlar, sünnetin delil olmasını gerekli kılmaktadır. ,   İşte konu ile ilgili hadisler:</p>
<p>Ebû Dâvtıd, Tirmizî ve Hâkimin, Mikdam b. Ma&#8217;di-kerb&#8217;den (r.a) rivayet ettiklerine göre Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyur­muştur: &#8220;Dikkat edin! Bana, Kitab (Kur&#8217;ân) ve onunla bir misli veril­di. Dikkat edin, karnı tok bir adamın, koltuğuna yaslanarak size: &#8216;Bu Kur&#8217;ân&#8217;a yapışmanız gerekir. Onda helâl bulduklarınızı helâl, haram bulduklarınızı haram sayın (Başka kaynağa bakmayın),&#8217; de­mesi yakındır. Dikkat! Allah Rasûlü&#8217;nün haram kıldıkları, Allah&#8217;ın haram kıldıkları gibidir. Dikkat edin, ehil eşek, bütün yırtıcı tırnaklı hayvanlar ve zimminin yitiği, size helâl değildir. Ancak sahibinin ih­tiyaç hissetmeyip terk ettiği yitik alınabilir. Kim, bir kavme misafir olarak inerse, onların, o misafiri ağırlamaları gerekir. Aksi takdirde ona, kendisine yetecek miktar mal ve erzak alarak onları cezalandır­ma hakkı doğar.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn153" name="_ftnref153">[1]</a></p>
<p>Ebû Dâvud, Irbaz b. Sâriye&#8217;nin (r.a) şöyle dediğini rivayet et­miştir: Rasûlullah (s.a.v), bir gün aramızda ayağa kalktı ve: &#8220;Sizden birisi, koltuğuna yaslanmış bir halde oturarak Allah Teâlâ&#8217;nın, bu Kur&#8217;ân&#8217;dakinden başka, herhangi bir şeyi haram kılmadığını mı zan­nediyor&#8217;? Dikkat edin! Şüphesiz ben de birtakıfn şeyleri emrettim, ba­zı şeyleri öğütledim ve bazı şeylerden de nehyettim. Onlar, miktar olarak Kur&#8217;ân kadar, belki daha fazladır. Şüphesiz Allah, size, izni olmaksızın ehl-i kitab&#8217;ın evlerine girmeyi, onların kadınlarını dövme­yi, üzerlerine düşeni size verdikten sonra, meyvelerini yemeyi helâl kılmamıştır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn154" name="_ftnref154">[2]</a></p>
<p>İmam Beyhakî, Medhal adlı kitabında, Talha b. Nüdayle&#8217;nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: &#8220;Kıtlık olduğu yıl, (aşırı pahalılık karşısında) bazıları, Rasûlullah&#8217;a (a.s) gelerek: Ya Rasûlallah! Biz­ler için fiyatlara, narh<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn155" name="_ftnref155">[3]</a>  koyun, dediler.&#8217; Hz. Peygamber (s.a.v) de:</p>
<p>&#8216;Allah Teâlâ, emretmediği bir sünneti (uygulamayı) sizlere sünnet olarak koymamı benden istemiyor. Fakat siz, Allah&#8217;tan, lütfuyla size genişlik vermesini isteyiniz,&#8217; buyurdu.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn156" name="_ftnref156">[4]</a></p>
<p>Tabarânî&#8217;nin, (360/970), Câmiü&#8217;l-Kebîr&#8217;de, Hasan b. Ali&#8217;den (r.h) rivayetine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v), Tebük Gaz-vesi&#8217;nin olduğu gün, minbere çıktı. Allah&#8217;a hamd ve senadan sonra şöyle buyurdu: &#8220;Ey insanlar! Ben, size ancak Allah&#8217;ın emrettiklerini emrediyorum ve O&#8217;nun nehyettiklerinden de nehyediyorum. Rızkınızı güzel yollardan arayın. Canımı kudret elinde tutan Allah&#8217;a yemin ederek söylüyorum: Sizden birinin, rızkını aradığı gibi eceli de onu arar. Rızkınızın size ulaşması zorlaşırsa onu, Allak Teâlâ&#8217;ya itaatle ele geçirmeye çalışınız.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn157" name="_ftnref157">[5]</a></p>
<p>Ebu&#8217;ş-Şeyh, Ebû Nuaym ve Deylemî, Rasûlullah&#8217;ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: &#8220;Kur&#8217;ân, kendisinden hoşlan­mayana karşı zordur; aşılmaz, anlaşılmaz görünür. Halbuki o, (her konuda) hakemdir. Kim, benim hadisime yapışır, onu anlar ve hıfze­derse, Kur&#8217;ân&#8217;la birlikte hareket etmiş olur. Kim, Kur&#8217;ân&#8217;ı ve hadisi­mi hafife alırsa, dünya ve âhirette perişan olur. Ümmetime sözüme yapışmalarını, emrime itaat etmele-rini ve sünnetime tâbi olmalarını emrettim. Kim, benim sözüme razı olursa, Kur&#8217;ân&#8217;a razı olmuş olur.&#8221; Çünkü Allah Teâlâ: &#8220;Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi nehyederse ondan da vazgeçin,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn158" name="_ftnref158">[6]</a> buyurmaktadır.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn159" name="_ftnref159">[7]</a></p>
<p>İmam Beyhakî, Medhal adlı eserinde, Cündüb b. Abdul­lah&#8217;tan (r.a) şu nakli yapar: Rasûlullah (s.a.v), buyurdu ki: &#8220;Kim, Kur&#8217;ân&#8217;a kendi görüşüyle fikir beyân ederse isabet etmiş de olsa hata yapmış olur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn160" name="_ftnref160">[8]</a></p>
<p>Tabarânî (360/970), Evsaf da, Hz. Ömer (r.a)&#8217;den rivayet edi­yor. O, demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: &#8220;Benden sonra ümmetim için en çok korktuğum, Kur&#8217;ân&#8217;ı, hevâsına göre te&#8217;vil edip onu konulduğu mânânın dışında yorumlayan kişidir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn161" name="_ftnref161">[9]</a></p>
<p>Ebû Ya&#8217;lâ el-Mevsîlî, sahih bir senedle, İbn Abbas (r.h)&#8217;dan, O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet ediyor:</p>
<p>Rasûlullah, buyurdu ki: &#8220;Kim, ilimsiz olarak Kur&#8217;ân hakkında konuşursa, kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulmuş olarak ge­lir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn162" name="_ftnref162">[10]</a></p>
<p>İbn Abdilberr (380/990), Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle buyurdu­ğunu rivayet etmiştir: &#8220;Ümmetim için en çok korktuğum, diliyle çok bilgili, Kur&#8217;ân&#8217;la mücadele yapan münafıktır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn163" name="_ftnref163">[11]</a></p>
<p>Yine İbn Abdilberr, Ukbe b. Âmir el-Cühenî&#8217;den (r.a), O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v), buyurdu ki: &#8220;Üm­metim için en çok korktuğum (yanlış değerlendirilecek) iki şeydir: 1-Kur&#8217;ân, 2- Bol servet. Kur&#8217;ân&#8217;a gelince münafıklar, onu mü&#8217;minlerle mücadele etmek için öğrenirler. Servet sahiplerine gelince onlar, ra­hatlığın ve şehvetlerinin peşine düşüp namazlarını terkederler.&#8221;</p>
<p>İbn Abdilberr, bu hadisi, yine Ukbe b. Âmir&#8217;den iki ayrı yol­dan daha rivayet etmiştir. Birinde, şu farklı lafızlar mevcutur: &#8220;Kur&#8217;ân&#8217;ı Öğrenirler ve onu Allah&#8217;ın indirdiği mânânın dışında yo­rumlarlar.&#8221; Diğerinde ise şu farklılık vardır: &#8220;Kitab&#8217;a gelince birta­kım gruplar, Kur&#8217;ân&#8217;ı önlerine açıp onunla, mü&#8217;minlerle mücadeleye girişirler. &#8220;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn164" name="_ftnref164">[12]</a></p>
<p>İmam Buhârî ve Müslim, Huzeyfe (r.a)&#8217;den, O&#8217;nun şöyle dedi­ğini rivayet etmişlerdir: Rasûlullah (s.a.v), bize şöyle buyurdu: &#8220;Mu­hakkak emanet, semâdan, bazı er kişilerin kalb merkezine indi. Kur&#8217;ân da indi. Siz, Kur&#8217;ân&#8217;ı okuyun ve (onun hüküm ve inceliklerini anlamak için) sünnetten (gerektiği kadar) öğrenin.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn165" name="_ftnref165">[13]</a></p>
<p>Yine İmam Buhârî ve Müslim, Ebû Hureyre&#8217;den (r.a), O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: &#8220;Bana itaat eden Allah&#8217;a itaat, ba­na isyan eden Allah&#8217;a isyan etmiş olur. Benim emirime (görevlendir­diğim kimseye) itaat eden bana itaat etmiş olur.&#8221; Buhârî&#8217;nin rivaye­tinde şu ziyâdelik mevcuttur: &#8220;Emirime isyan eden bana isyan etmiştir.”<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn166" name="_ftnref166">[14]</a></p>
<p>İmam Ahmed, Ebû Ya&#8217;la ve Tabarânî, İbn Ömer&#8217;in şöyle de­diğini rivayet etmişlerdir: Rasûlullah (s.a.v) ashabından bir grubun içindeydi. Bir ara ashabına: &#8220;Siz, bana itaat edenin, Allah&#8217;a itaat et­miş olacağını ve bana itaatin, Allah&#8217;a itaatten bir parça olduğunu bilmiyor musunuz?&#8221; buyurdu. Onlar da: &#8220;Evet, biliyoruz; buna şa-hidlik ederiz,&#8221; dediler. Rasûlullah (s.a.v):</p>
<p>&#8220;Emir ve imamlarınıza itaat etmeniz, bana itaat olmaktadır,&#8221; buyurdu.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn167" name="_ftnref167">[15]</a></p>
<p>Fethu&#8217;l-BârVde şöyle denmiştir: &#8220;Hadîs-i şerif de, idarecilere itaatin vâcib olduğu ifade edilmektedir. Ancak bu, verilen emrin is­yan ve günah olmamasına bağlanmıştır. Halika isyanda mahlûka itaat edilmez.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn168" name="_ftnref168">[16]</a></p>
<p>Buhârî, Câbir b. Abdullah (r.a)&#8217;tan, O&#8217;nun şöyle dediğini riva­yet etmiştir: Rasûlullah uyurken yanma melekler geldiler. Onlardan bazıları: &#8220;O, uyuyor,&#8221; dedi. Bazıları da: &#8220;Gözü uyuyor, fakat kalbi uyanıktır,&#8221; dedi. Kendi aralarında:</p>
<p>&#8220;Bu dostunuz için (verilecek) bir misal var. Hadi onun durumu­nu bir misâlle anlatın,&#8221; dediler. Bazıları: &#8220;O, uyuyor,&#8221; dedi. Bazıları da: &#8220;Gözü uyuyor, fakat kalbi uyanıktır,&#8221; dedi. Sonra O&#8217;nun misâlini anlatmaya başladılar:</p>
<p>&#8220;Bu zâtın durumu, yeni bir ev yapıp, bir ziyafet tertip eden, da­ha sonra da ziyafete çağırmak için etrafa davetçi gönderen kimseye benzer. Kim, davetçiye uyarsa eve girer, ziyafetten yer. Kim de davet-çiye uymazsa, eve de giremez, ziyafetten de yiyemez. Sonra araların­da: &#8216;Bunu bir yorumlayın da neyi, kime misâl verdiğinizi anlasın,&#8217; dediler. Bazıları: &#8216;O, uyuyor/ dedi. Bazıları da: &#8216;Gözü uyuyor, fakat kalbi uyanıktır, siz anlatın. O, anlar/ dedi. O zaman misâli:</p>
<p>&#8216;Ev, cennettir. Davetçi, Muhammed (s.a.v)&#8217;dir. Kim, Muham-med&#8217;e uyarsa, Allah&#8217;a itaat etmiş olur. Kim de Muhammed&#8217;e isyan ederse, Allah&#8217;a isyan etmiş olur. Muhammed (s.a.v), insanlar ara­sında (hak ile bâtılı, mü&#8217;minle kâfiri birbirinden) ayırım noktasıdır.’<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn169" name="_ftnref169">[17]</a> şeklinde açıklamıştır.&#8221;</p>
<p>Ebû Said el-Hudrî (r.a), demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurdu: &#8220;Kim, helâl ve temizinden yer, sünnet dairesinde amel eder ve insanlar da şerrinden emin olurlarsa, Cennete girer.&#8221; Ashâb:</p>
<p>&#8220;Ya Rasûlallah! Bugün ümmetin içinde böyleleri çoktur,&#8221; dedi­ler. Efendimiz (s.a.v):</p>
<p>&#8220;Bu, benden sonra gelen bir kavim içinde olacak,&#8221; buyurdu. Ha­disi Hâkim rivayet etmiş ve &#8220;isnadı sahihtir,&#8221; demiştir.</p>
<p>İmam Buhârî ve Hâkim, Ebû Hureyre (r.a)&#8217;den, O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Rasûlullah (s.a.v), buyurdu ki: &#8216;Yüz çevirenler hariç, ümmetimin tamamı Cennete girecektir,&#8221; Ashâb sordu:</p>
<p>&#8220;Ya Rasûlallah! Yüz çevirenler kimlerdir?&#8221; Allah Rasûlü (s.a.v):</p>
<p>&#8220;Bana itaat eden Cennete girer, bana isyan edense Cennetten yüz çevirmiş olur,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn170" name="_ftnref170">[18]</a> buyurdu.</p>
<p>Beyhakî el-Medhal&#8217;de, İbn Abbas (r.h)&#8217;dan, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle dediğini nakletmiştir:</p>
<p>&#8220;Kim, ümmetimin fesada gittiği zamanda sünnetime yapışırsa ona, yüz şehid sevabı verilir.&#8221;</p>
<p>Bu hadisi, Tabarânî, Ebû Hureyre yoluyla rivayet etmiştir. Aliyyü&#8217;l-Kâri&#8217;ye ait Şifâ şerhinde de aynı haber mevcuttur.</p>
<p>Tirmizî, Kesir b. Abdullah&#8217;dan, o, babasından, o da dedesin­den, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: &#8220;Şüphesiz bu din, garib olarak başladı. Garib olarak (sahibine) dönecektir. Benden sonra, insanların bozduğu sünnetimi ihya ve ıslah eden ga-riblere ne mutlu.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn171" name="_ftnref171">[19]</a></p>
<p>Nasr el-Makdisî de el-Hucce alâ Tarîki&#8217;l-Muhacce adlı eserin­de bu hadisi yukarıdaki senedle şu lafızlarla rivayet etmiştir: &#8220;&#8230; Benden sonra sünnetimi ihya eden ve onu insanlara öğretenlere ne mutlu.&#8221;</p>
<p>Tirmizî, Enes b. Mâlik&#8217;ten (r.a), O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v), bana şöyle buyurdu: &#8220;Ey yavrum, hiçbir (mü&#8217;min) kimseye kalbinde kin ve düşmanlık bulundurmadan sa­bahlayıp akşamlayabilirsen, bunu yap. Oğulcuğum, bu (ahlâk) be­nim sünnetimdir. Kim, benim sünnetimi sever ve ihya ederse beni sevmiş olur. Beni seven de Cennette benimle olur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn172" name="_ftnref172">[20]</a></p>
<p>Tirmizî, Abdullah b. Amr b. Â^dan (r.a), O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v), buyurdu ki: &#8220;Vallahi, Benî İsra­il&#8217;in başına gelenler, bir ayakkabının eşine benzemesi gibi aynen be­nim ümmetimin başına da gelecektir. Hatta onlardan birisi, açıktan annesine yaklaşmışsa, benim ümmetim içinde de onu yapan olacak­tır. Israiloğulları yetmiş iki millete ayrıldı. Benim ümmetim de yetmiş üçe ayrılacak. Biri hariç, hepsi Cehennemdedir,&#8221;</p>
<p>Ashâb: &#8220;Kimdir onlar, ya Rasûlallah?&#8221; diye sorunca, Hz. Pey­gamber (s.a.v) şöyle buyurdu: &#8221;Benim ve ashabımın yolunda olanlar­dır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn173" name="_ftnref173">[21]</a></p>
<p>İmam Buhârî, Ebû Mûsâ el-Eş&#8217;ârî&#8217;den (r.a) rivayet ediyor: Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurdu: &#8220;Benimle, Allah Teâlâ&#8217;nın beni va­sıta kılıp gönderdiği şeylerin misâli, şöyle bir adamın hâline benzi­yor: Adam, kavmine gelerek:</p>
<p>&#8216;Ey kavmim! Ben (size saldırmak üzere gelen), bir orduyu gözle­rimle gördüm. Hiç şüphesiz ben, büyük bir tehlikeyi haber veren bir uyarıcıyım. Kurtulmak için başınızın çaresine bakın,&#8217; diye feryat etti. Kavminden bir grup, adama inandı ve hemen gece yarısı yola çıka­rak ellerindeki mühlet içinde yol aldılar. Kavminden bir grup da adamı yalanlayıp yerlerinde sabahladılar. Sabaha doğru ordu, bun­lara saldırdı, kendilerini helak edip köklerini kazıdı. İşte, bana itaat edip getirdiklerime uyanın misâli birinci grup gibidir. Bana isyan edip hak olarak getirdiklerimi yalanlayanın misâli de yerinde bekle­yip helak olanlar gibidir.&#8221; <a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn174" name="_ftnref174">[22]</a></p>
<p>İbn Hibban (354/966), Abdullah b. Ömer&#8217;den, O&#8217;nun şöyle de­diğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v), buyurdu ki: &#8220;Her amel için bir dinçlik ve iştiyak zamanı vardır. Kim, önceki amelindeki dinçlik ve iştiyakı kesilince yeni amelinde benim sünne-time yönelirse o, doğ­ruyu bulmuş olur. Kim de sünnetin dışına yönelirse helak olmuş olur.”<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn175" name="_ftnref175">[23]</a></p>
<p>Kâd-ı Iyâz, Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Allah Teâlâ, bir kulunu, yapıştığı sünnet sayesin­de cennetine kor.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn176" name="_ftnref176">[24]</a></p>
<p>Tirmizî -hasen bir tarikle- ve İbn Mâce, Amr b. Avf el-Müzenî&#8217;den (r.a) rivayet etmişlerdir: O, demiştir ki: Hz. Peygamber (s.a.v), Bilâlb. Harise:</p>
<p>&#8220;Bil, ya Bilâl,&#8221; buyurdu. Bilâl (r.a):</p>
<p>&#8220;Ya Rasûlallah,  neyi bileyim?&#8221; diye sordu. Hz. Peygamber &#8220;Bil ki, kim benim kaybolmuş bir sünnetimi ihya ederse, onunla amel edenlerin sevabının bir misli kendisine yazılır. Amel edenlerin sevabından da hiçbir şey eksiltilmez. Kim de Allah ve Rasûlü&#8217;nün ra­zı olmadığı bozuk bir bid&#8217;at ortaya koyarsa, onunla amel edenlerin günahlarının bir misli de ona yazılır. Onların da günahından hiçbir şey eksiltilmez.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn177" name="_ftnref177">[25]</a></p>
<p>Hâkim, Tabarânî ve İbn Hıbban&#8217;ın, Hz. Âişe (r.a)&#8217;den rivayet ettiklerine göre O, demiştir ki:</p>
<p>Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurdu:</p>
<p>&#8220;Şu altı kimseye Allah ve duası makbul bütün peygamberler lanet etmiştir:</p>
<p>1- Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na ilâve yapan,</p>
<p>2- Allah&#8217;ın kaderini yalanlayan,</p>
<p>3- Allah&#8217;ın aziz kıldığını zelil, zelil kıldığını aziz etmek için zor­la ümmetimin başına geçen,</p>
<p>4- Allah&#8217;ın haram kıldığını helâl gören,</p>
<p>5- Allah&#8217;ın yakınlarıma yapılmasını haranı kıldığını helâl sa-</p>
<p>yan,</p>
<p>6- Sünnetimi terkeden.&#8221; <a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn178" name="_ftnref178">[26]</a></p>
<p>Tabarânî, el-Kebîr&#8217;de, İbn Abbas (r.h)&#8217;dan, O&#8217;nun şöyle dedi­ğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v), buyurdu ki: &#8216;Yeryüzünde Al­lah&#8217;ın sultanını zelil kılmak için uğraşan kimseyi, Allah Teâlâ -kıyamette kendisi için hazırladığı azap bir yana- dünyada da zelil-ü rüsva eder.&#8221;</p>
<p>Müsedded, şu ziyâdeyi rivayetinde zikrediyor: &#8220;Allah&#8217;ın yeryü­zündeki sultanı, Allah Teâlâ&#8217;nın Kitabı ve Rasûlü&#8217;nün (s.a.v) sünne­tidir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn179" name="_ftnref179">[27]</a></p>
<p>Yine  Tabarânî,   el-Evsafta,  Câbir b. Abdullah (r.a)&#8217;dan, O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v), buyurdu ki: Kime benden bir hadis ulaşır da onu yalanlarsa, şu üç şeyi yalanla­mış olur: Allah&#8217;ı, Rasûlü&#8217;nü ve kendisine anlatılan hadisin hükmü­nü.&#8221;</p>
<p>İbn Abdilberr, Kesir b. Abdullah b. Amr b. Avf dan, o baba­sından, o da dedesinden, O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurdu: &#8220;Size, kendilerine sımsıkı yapıştı­ğınız zaman, asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum: Allah&#8217;ın Ki­tabı ve Rasûlü&#8217;nün sünneti&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn180" name="_ftnref180">[28]</a></p>
<p>Hadisi, Hâkim uzunca bir şekliyle İbn Abbas (r.a)&#8217;dan rivayet etmiş ve &#8220;senedi sahihtir,&#8221; demiştir.</p>
<p>Aynı hadisi, Beyhakî de el-MedhaPde, Ebû Hureyre (r.a)&#8217;den, sonundaki şu ziyâdeyle rivayet etmiştir: &#8220;Size, kendilerine yapıştık­tan sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bıraktım: Allah&#8217;ın Kitabı ve benim sünnetimdir. Bu ikisi, Cennette havz&#8217;a gelinceye kadar birbi­rinden ayrılmayacaklardır.&#8221;</p>
<p>İbn Abbas&#8217;tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurmuştur: &#8220;Size, Allah Teâlâ&#8217;nın Kitabından bir emir ve hüküm verildiği zaman, onunla amel gerekir. Onu terk etme konusunda hiç­bir kimse için özür olamaz. Meselenizin hükmü, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda yoksa, Peygamberin sünneti geçerlidir. Peygamberin sünneti bulun­mazsa, ashabımın sözüne müracaat edin. Şüphesiz ashabım, gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olursanız, hidâyeti bulursunuz. Ashabımın ihtilâfı sizin için rahmettir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn181" name="_ftnref181">[29]</a></p>
<p>Tirmizî, Abdullah b. Amr (r.h)&#8217;dan, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in şöyle dediğini rivayet etmiştir: &#8220;Sizden birinizin hevâsı (düşünce ve arzuları), benim getirdiğim şeylere tâbi olmadıkça, o tam iman etmiş olmaz.&#8221;</p>
<p>Kâd-ı Iyâz (544/1149), Ebû Hureyre&#8217;den (r.a) rivayet ediyor. O, demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurdu: &#8220;İnsanlar Allah&#8217;tan başka ilâh olmadığına şehâdet edip, bana ve getirdiklerime iman edinceye kadar kendileriyle savaşmakla emrolundum. Bunu yaptık­ları zaman, benden, kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Ancak mallarından, dinin emrettiği kısmı alınır. Onların (iç) hesapları Al­lah&#8217;a aittir.&#8221;</p>
<p>Hadisi, Müslim ve diğer kütüb-ü sitte sahipleri de rivayet et­mişlerdir. Ancak onların rivayetinde: &#8220;&#8230;Bana ve getirdiklerime iman edinceye kadar&#8230;&#8221; kısmı yoktur. Müslim&#8217;in lafzı şöyledir: &#8220;İnsanlar­la, Allah&#8217;tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah&#8217;ın Rasûlü olduğurna şehâdet edinceye kadar kendileriyle savaşmakla emrolundum. Bunu söyledikleri zaman&#8230;&#8221; devamı yukarıda geçtiği gibidir.</p>
<p>Aliyyü&#8217;1-Kâri (1014/1605), Suyûtî&#8217;den (911/1505), bu hadisin mütevâtir olduğunu nakletmiştir.</p>
<p>İmam Ahmed, Müsned&#8217;de Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: &#8220;Kim, bana uyarsa o, bendendir. Kim, sünnetimden yüz çevirirse o, benden değildir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn182" name="_ftnref182">[30]</a></p>
<p>Ebû Dâvud, Temim ed-Dârî&#8217;den, O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v), buyurdu ki:</p>
<p>&#8220;Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir.&#8221; Ashâb:</p>
<p>&#8220;Kim için nasihattir, ya Rasûlallah?&#8221; diye sorduklarında, Efen­dimiz (s.a.v):</p>
<p>&#8220;Allah için, Kitabı için, Rasûlü için, müslümanların imamları için ve bütün müslümanlar içindir,&#8221; buyurdu.</p>
<p>Daha önce, Hattâbî (388/998) ve başka âlimlerden, Allah, Al­lah&#8217;ın Kitabı ve Rasûlü için nasihatin ne mânâya geldiğini zikretmiş­tik.”<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn183" name="_ftnref183">[31]</a></p>
<p>&#8220;Müslümanların imam (ve idarecilerine) nasihata gelince o, hak dairesinde kendilerine itaat, onlara hakta kalmaları için yar­dım, gerektiğinde hakkı emretmek, kendilerine en güzel olanı hatır­latmak, haktan gaflete düştüklerinde veya müslümanların işlerini gözardı ettiklerinde kendilerini uyarma olup, onlara karşı ayaklan­ma ve halkı tahrikle, aleyhlerine kalbleri ifsadı terk etmektir. Bütün müslümanlara nasihata gelince bu, onlara din ve dünya işlerinde faydalarına olanı göstermek ve bu konuda kendilerine söz ve fiillerle yardım etmek, gaflete düşenleri uyarmak, câhilleri aydınlatmak, muhtaç olanlara yardım etmek, kusurlarını örtmek, kendilerine ge­len zararları defetmek ve faydalı şeyleri hizmetlerine sunmaktır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn184" name="_ftnref184">[32]</a></p>
<p>Beyhakî, Medhal&#8217;de, Abdullah b. Amr (r.a)&#8217;dan, O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan duyduğum herşeyi ez­berlemek isteyerek yazıyordum. Kureyş, beni bundan nehyetti ve: &#8220;Sen, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan işittiğin herşeyi yazıyorsun. Halbuki O da bir insan, kızgınlık ve hoşnutluk hâllerinde konuştuğu olur (hep­sinin yazılması doğru olmaz,)&#8221; dediler. Bunun üzerine, ben de yaz­mayı bıraktım. Durumu Allah Rasûlü&#8217;ne (s.a.v) söyledim, buyurdu ki: &#8216;Yaz! Nefsimi elinde tutan Allah&#8217;a yemin ederim ki, ondan -eliyle ağzına işaret etti- haktan başkası çıkmaz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn185" name="_ftnref185">[33]</a></p>
<p>Hadisi, İmam Ahmed, Ebû Dâvud, Hâkim, Dârîmî ve başka­ları da rivayet etmişlerdir. Hadisin sıhhatini kitabımızın üçüncü bö­lümünde tahkik edeceğiz, inşâallah&#8230;</p>
<p>Müslim, Câbir b. Abdullah (r.h)&#8217;dan, O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v), bir hutbe verdi ve hutbesinde bu­yurdu ki: &#8220;Bundan sonra muhakkak sözlerin en hayırlısı, Allah Teâlâ&#8217;nın Kitabı&#8217;dır. Hidâyetin en hayırlısı da Muhammed&#8217;in hidâyetidir. İşlerin en kötüsü (dinin ruhuna uymayan), sonradan icad edilmiş şeylerdir. (Dinin tasvip etmediği) herşey bid&#8217;attır. Her bid&#8217;at, sapıklıktır.&#8221;</p>
<p>Hadis, Şifâ&#8217;da biraz farklı ve kısa lafızlarla rivayet edilmiştir.</p>
<p>Dârimî, Câbir b. Abdullah (r.a)&#8217;dan, O&#8217;nun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Ömer (r.a), bir gün Rasûlullah&#8217;a (s.a.v) gelerek:</p>
<p>&#8220;Bazı Yahudilerden hoşumuza giden söz (ve haber)ler işitiyoruz. Onların bir kısmını yazmamızı uygun görür müsünüz1?&#8221; diye sordu. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v):</p>
<p>&#8220;Yahudi ve Hıristiyanların sonunu düşünmeden birtakım işler yapıp şaşırdıkları gibi siz de mi şaşkınlığa düşmek istiyorsunuz? Şüphesiz ben, size apaçık, tertemiz haberler (ve din) getirdim. Şayet Mûsâ hayatta olsaydı, bana uymaktan başkası, kendisine caiz ol­mazdı, &#8221; buyurdu.</p>
<p>Ebû Dâvud ve İbn Mâce&#8217;nin Abdullah b. Amr (r.a)&#8217;dan rivayet ettiklerine göre O, şöyle demiştir:</p>
<p>Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu ki: &#8220;(Asıl) ilim üçtür. Bunun dışındakiler -sahibi için- bir ihsandır. Asıl olan ilimler: Muhkem âyet, ayakta duran (yaşanan) sünnet, âdil hüküm vermek (ve taksim yapmak).&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn186" name="_ftnref186">[34]</a></p>
<p>Şeyhân (Buhârî ve Müslim), Ebû Dâvud ve İbn Mâce&#8217;nin rivayetlerine göre Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurmuştur: &#8220;Kim, bi­zim dinimizde, onun tasvip etmediği bir şey icad ederse o, (kişi ve işi) reddedilir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn187" name="_ftnref187">[35]</a></p>
<h3>İkinci Grup Hadisler</h3>
<p>Burada vereceğimiz hadisler, şu konuları ortaya koymaktadır:</p>
<p>1- Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in sünnetine yapışmak.</p>
<p>2- Sadece Kur&#8217;ân&#8217;da olanı alıp onunla amelden, Kur&#8217;ân&#8217;da olan bir hüküm getirmediği zaman sünneti terketmekten, hevâya uymak­tan ve kendi görüşüyle yetinmekten nehiy.</p>
<p>3- Allah&#8217;ın Rasûlü, ancak O&#8217;nun farz kıldığını emreder ve sadece O&#8217;nun sakındırdıklarını nehyeder. Daha önceki haberlerde geçtiği gi­bi&#8230;</p>
<p>Ebû Dâvud, Tirmizî ve İbii Mâce&#8217;nin Irbaz b. Sâriye&#8217;den (r.a) rivayet ettiklerine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v), bir gün bize namaz kıldırdı. Sonra bize dönerek etkili bir vaaz verdi. Öy­le ki gözlerimiz yaşardı, kalplerimiz duygulandı. Cemaatten bir kişi:</p>
<p>&#8220;Ya Rasûlallah ! Bu vaazınız, sanki veda edecek bir kimsenin konuşmasına benziyor. Bizlere ne tavsiyede bulunursunuz?&#8221; dedi. Al­lah Rasûlü (s.a.v):</p>
<p>&#8220;Size, Allah&#8217;tan korkmanızı, başınızdaki idareci Habeşli bir kö­le de olsa, dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Şüphesiz, sizden (benden sonra) yaşayacak olanlar, pek çok ihtilâflar görecektir. Sizin, benim sünnetime ve hidâyet üzere giden râşid halifelerimin gidişatına sarılmanız gerekir. Onlara yapışıp canla-başla sahip çı­kın. (Dinin tasvip etmediği) sonradan dine sokulan şeylerden sakını­nız. Şüphesiz, (bu sıfattaki) her yeni şey, bida&#8217;ttir. Her bid&#8217;at dalâlettir. (Tevbe edilmeyen) her dalâletin sahibi ateştedir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn188" name="_ftnref188">[36]</a></p>
<p>Müslim, Râfî b. Hudeyç&#8217;ten (r.a), Rasûlullah&#8217;ın (a.s) şöyle bu­yurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Siz, dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz. Ben de dinle ilgili işlerinizi en iyi bilirim. Size, dininizle ilgili bir şey emrettiğim zaman onu alıp yapınız.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn189" name="_ftnref189">[37]</a>Buhârî ve Müslim, Ebû Hureyre&#8217;den (r.a), Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: &#8220;Ben size bir şey söylemediğim müddetçe, beni kendi hâlime bırakın. Sizden öncekile­rin helak oluşu, ancak peygamberlerine çok sual sorup, onlara muhalefet etmeleri yüzünden olmuştur. Öyleyse size herhangi bir şeyi nehyettiğim zaman ondan kaçının, bir şeyi emrettiğimde de gücünüzün yettiği kadar, onu yapın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn190" name="_ftnref190">[38]</a></p>
<p>Yine Buhârî ve Müslim, Hz, Âişe&#8217;den (r.h), O&#8217;nun şöyle dedi­ğini rivayet etmişlerdir: Raşûlullah (s.a.v), yapılmasında ruhsat olan bir iş yaptı. Bir grup kimse de onu yapmaktan uzak durdular. Bu ha­reketleri Rasûlullah&#8217;a (a.s) ulaştı. Bunun üzerine, ashabına bir ko­nuşma yaptı; Allah&#8217;a hamd ve senadan sonra: &#8220;Bazılarına ne oluyor ki, benim yaptığım bir işi yapmaktan çekiniyorlar. Vallahi, ben, on­ların Allah&#8217;ı en iyi bileni ve O&#8217;ndan en çok korkanıyım,&#8221; buyurdu.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn191" name="_ftnref191">[39]</a></p>
<p>Hafız İbn Hâcer (852/1448), İbnu&#8217;d-Din ed-Dâvudî&#8217;den şunu nakletmiştir: &#8220;Rasûlullah&#8217;ın (a.s) ruhsatla amel ettiği bir işten çekin­mek, en büyük günahlardan biridir. Çünkü böyle yapan kimse, ken­disini, Allah Rasûlün (s.a.v)&#8217;den daha muttaki görmektedir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ben derim ki: Böyle düşünenin dinden çıktığında şüphe yoktur. Fakat hadiste işaret edilen kimse, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in geçmiş ve gelecek günahlarının affedildiğini, O, bir iste ruhsatla amel ettiğinde günahları af garantisi verilmeyen kimseler gibi olmadığını, günahla­rı affedilmeyen kimselerin kurtuluşa ermesi için azimet ve zor amel­ler yapmaya muhtaç olduğunu sebep göstermiştir.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v) de onlara, her ne kadar günahları affedil­miş olsa bile, bununla beraber, insanların Allah&#8217;tan en çok korkanı­nın kendisi olduğunu haber vermiştir. Demek ki Hz. Peygamber (s.a.v), ruhsat olsun, azimet olsun, her ne tür amel etse, amelinde son derece takva ve haşyet içindedir. Günahlarının affedilme nimeti O&#8217;nu, amelinde gevşekliğe götürmemiş, bilakis O, bu nimetin şükrü­nü eda için çırpınmıştır. O&#8217;nun, bazen amelinde ruhsatla hareket et­mesi, azimet olanı, gayret ve dinçlikle yapmasına yardım içindir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn192" name="_ftnref192">[40]</a></p>
<p>İmam Şafiî, Ebû Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce, Ebû Râfî&#8217;den (r.a), Raşûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: &#8220;Sakın, sizden birini, koltuğuna yaslanmış bir halde kendisine em­rettiğim veya nehyettiğim bir haber geldiğinde: &#8216;Bunu ben bilmi-yo-rum. Biz Kur&#8217;ân&#8217;da bulduğumuza tâbi oluruz,&#8217; derken bulmayayım.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn193" name="_ftnref193">[41]</a></p>
<h3>Üçüncü Grup Hadisler</h3>
<p>Bu kısımda vereceğimiz hadisler, Hz.Peygamber (s,a.v)&#8217;in hadis­lerinin dinlenmesi, onların ezberlenmesi ve onları kendi asrında ya­şayanların, daha sonra gelecek olanlara tebliğ etmesiyle ilgili emirle­rini ve bu işi yapanlara büyük bir ecir vaadini ifade etmektedir.</p>
<p>O&#8217;nun bu emirleri, sünnetin hüccet olmasını gerekli kılmakta-&#8221; dır.</p>
<p>İmam Şafiî (r.h), demiştir ki; &#8220;Raşûlullah (s.a.v), kendi sözü­nün dinlenip ezberlenmesi ve hakkıyla aktarılmasını tavsiye etmiştir. Bu da O&#8217;nun, ancak kendisine tebliğ yapılanlara hüccet olan şeyleri emrettiğini gösterir. Çünkü bu, ya yerine getirilmesi gereken bir helâl, ya kaçınılması gereken bir haram veya uygulanması icab eden bir had veyahut alınıp verilmesi gereken bir mal veyahut da din ve dünya ile ilgili bir nasihattir.&#8221;</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in kendisi adına yalan söylemekten ve ha­disini gizlemekten nehyetmesi, bunu yapanları şiddetli bir azabla tehdit etmesi ve kendisi adına yalan söylemenin, başkası adına yalan söylemek gibi olmadığını bildirmesi de onun haberlerinin, daha son­rakiler için bir delil ve kaynak olduğunu gösterir.</p>
<p>Bunun böyle olmasının tek sebebi şudur: Hadîs-i şerîf, Allah Teâlâ&#8217;nın hükümlerini kapsayan bir delildir. Bu durumda, Hz. Pey­gamber (a.s) adına yalan söylemek ve ondan sâdır olan herhangi bir şeyi gizlemek, Allah&#8217;ın hükmünü değiştirmeye, insanların ondan câhil kalmasına ve Allah&#8217;ın indirdiklerinin dışındaki şeylerle amele götürür.</p>
<p>Hadis-i şerifler, bahsettiğimiz konumda olmasaydı Hz. Peygam­ber (s.a.v)&#8217;in dışındaki bir kimse adına yalan söylemek ve ondan sâdır olan şeyleri gizlemekle, Raşûlullah (a.s) adına yalan söylemek ve ondan sâdır olan şeyleri gizlemek arasında bir fark olmaz, onun adına yalan söyleyenle, haberlerini gizleyen kimse, bu şiddetli tehdi­di haketmezdi.</p>
<p>Beyhakî Medhal&#8217;de ve Dârimî Sünen&#8217;ınde, Ebû Zerr&#8217;in (r.a) şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: &#8220;Raşûlullah (s.a.v), bize, iyiliği emretmek, kötülükten nehyet-mek ve insanlara sünnetleri öğretmemiz konusunda gevşek ve âciz olmamamızı emretti.&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn194" name="_ftnref194">[42]</a></p>
<p>Raşûlullah (s.a.v), veda haccında vermiş olduğu hutbede şöyle buyurmuştur: &#8220;Dikkat edin! Sizden burada bulunanlar, bulunma­yanlara sözlerimi ulaştırsın. Kendisine haber ulaştırılan nice kimse­ler, onu ilk işiten ve nakledenden daha anlayışlı ve kavrayışlıdır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn195" name="_ftnref195">[43]</a></p>
<p>Beyhakî (458/1066) demiştir ki: &#8220;Şayet sünnetin delil oluşu sa­bit ve zarurî olmasaydı; Hz. Peygamber (s.a.v), veda hutbesinde, ken­disini dinleyenlere, dinleriyle ilgili işleri öğrettikten sonra: &#8216;Dikkat! Sözlerimi tebliğ edin,&#8217; demezdi.&#8221;</p>
<p>İmam Şafiî (r.h), İbn Mesud&#8217;dan (r.a), Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Benden işittiği hadisi ezberle­yip hıfzeden ve onu başkalarına tebliğ eden kimsenin, Allah, yüzünü ağartsın. Nice fıkha kaynak olacak ilimleri taşıyan vardır ki, fakih değildir. Nice fıkıh yüklü kimseler, kendisinden daha fakih (anlayış­lı) olana ilim nakleder. Uç şey vardır ki, müslümanın kalbi, onlarda hıyanetlik içinde olmaz. Bunlar: Allah için ihlâsla amel, müslüman-lara nasihat ve cemaatlarına devam. Şüphesiz müslümanların birbi­rini hakka daveti, onları serden korur ve destek olur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn196" name="_ftnref196">[44]</a></p>
<p>İbn Abdilberr, bu hadisi kısa olarak rivayet etmiştir. Hatib Tebrizî (737/1336), Mişkâtu&#8217;l-Mesâhih&#8217;te şöyle der: &#8220;Hadisi, Şaftı, Beyhakî -Medhal&#8217;de- Ahnıed, Tirmizî, Ebû Dâvud, İbn Mâce ve Dârimî, Zeyd 6. Sâbit&#8217;ten (r.a) rivayet etmişler; ancak Ebû Dâvud ve Tirmizî, &#8216;Üç şey var ki, onlarda hiyânetlik yapmaz&#8230;&#8217; kısmını zik-retmemişlerdir.&#8221; Suyûtî, Miftâhu&#8217;l-Cenne isimli eserinde, hadisin ilk kısmını rivayet etmiş ve &#8220;Bu hadis mütevâtirdir,&#8221; demiştir.</p>
<p>Nasr el-Makdisî, el-Hucce ala Târiki&#8217;l-Muhacce adlı eserinde Hz. Ali&#8217;den, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Size, benden, ashabımdan ve önceki nebilerden sonra bütün bunlar adına kimlerin halife olduğunu söyleyeyim mi? Onlar, Allah için, Al­lah yolunda Kur&#8217;ân&#8217;ı ve hadislerimi taşıyıp başkalarına nakledenler­dir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn197" name="_ftnref197">[45]</a></p>
<p>. Tabarânî el-Evsat&#8217;da, İbn Abbas&#8217;tan (r.h), O&#8217;nun şöyle dediği­ni nakleder: Rasûlullah (s.a.v): &#8220;Allah&#8217;ım! Halifelerime rahmet eyle,&#8221; buyurdu. Biz, &#8220;Ya Rasûlallah! Sizin halifeleriniz kimlerdir? &#8221; diye sorduk. Efendimiz (s.a.v): &#8220;Benden sonra gelip hadislerimi rivayet eden ve onları insanlara öğretenlerdir,&#8221;buyurdu.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn198" name="_ftnref198">[46]</a></p>
<p>el-Makdisî, el-Hucce kitabında, Berâ b. Âzib&#8217;den (r.a), Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Kim, ken­disine faydalı olacak iki hadisi öğrenir veya başkasına faydalanaca­ğı iki hadis öğretirse, bu yaptığı iş, altmış yıllık (nafile) ibâdetten da­ha hayırlıdır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn199" name="_ftnref199">[47]</a></p>
<p>Ebû  Nuaym   (430/1038),  Hilye&#8217;de,   İbn  Abbas&#8217;tan  (r.h), Rasûlullah&#8217;ın (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Kim, ümme­time, uygulanmasıyla bir sünnetin yerine getirildiği veya bir bid&#8217;atm ortadan kalktığı bir hadis ulaştırırsa ona Cennet vardır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn200" name="_ftnref200">[48]</a></p>
<p>el-Makdisî, el-Hucce&#8217;de, Ebû Hureyre (r.a)&#8217;den, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Kim, ümmetim için kendilerine dinî işlerinde faydası olacak kırk hadis ezberlerse, kıyamet günü âlimlerle birlikte hasredilir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn201" name="_ftnref201">[49]</a></p>
<p>Makdisî, hadisi başka bir senedle, Ebû Hureyre&#8217;den şu lafız­larla rivayet etmiştir: &#8220;Kıyamet günü peygamberlerle beraber haşro-lunur.&#8221; Yine müellif, bir başka yolla, Ebû&#8217;d-Derdâ&#8217;dan (r.a): &#8220;Allah o kimseyi kıyamet günü fakih olarak diriltir, ben de kendisine şahid olurum,&#8221; lafzıyla, İbn Abbas&#8217;tan da (r.h): &#8220;Kıyamet günü ben ona şefaatçi olurum,&#8221;ifadeleriyle rivayet etmiştir.</p>
<p>Buhârî, Abdullah b. Amr&#8217;dan (r.a), Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Benden (duyduğunuz) bir âyet de ol­sa onu tebliğ edin. Hadislerimi de rivayet ediniz ve yalan söylemeyi­niz. Kim, kasıtlı olarak benim adıma yalan söylerse kendini, Cehen-nem&#8217;deki yerine hazırlansın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn202" name="_ftnref202">[50]</a></p>
<p>Tabarânî, Evsafda, Ebû Bekir&#8217;den (r.a), Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Kim benim adıma kasıtlı ola­rak yalan söyler veya emrettiğim bir şeyi reddederse, Cehennem&#8217;deki yerine kendini hazırlasın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn203" name="_ftnref203">[51]</a></p>
<p>Yine Tabarânî, el-Kebîr&#8217;de, Selman el-Fârisî&#8217;den (r.a), Rasûlullah&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Kim, benim adı­ma kasıtlı olarak yalan söylerse, Cehennemide gireceği yere kendisini hazırlasın. Kim, benden kendisine ulaşan bir hadisi reddederse, kıyamet günü onun hasmı ben olurum. Size, benden yaklnen tanımadığınız bir hadis ulaştığı zaman: &#8216;Allah en iyisini bilir,&#8217;deyiniz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn204" name="_ftnref204">[52]</a></p>
<p>Buhârî ve Müslim, Muğire&#8217;den (r.a), Rasûlullah&#8217;ın şöyle bu­yurduğunu rivayet etmişlerdir: &#8220;Benim adıma yalan söylemek, baş-, kası adına yalan söylemek gibi değildir. Kim, kasden benim adıma yalan söylerse, ateşteki yerine hazır olsun.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn205" name="_ftnref205">[53]</a></p>
<p>el-Makdisî el-Hucce&#8217;de, Ebu&#8217;d-Derdâ&#8217;dan (r.a), Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: &#8220;Kim, sabah ve akşam sünnetimi öğrenmek arzusuyla yola çıkarsa, sabah akşam Allah yo­lunda cihad eden kimse gibi sevaba ulaşır. Kim, Allah Teâlâ&#8217;nın ken­disine öğrettiği bir ilmi (isteyeni ve duyurulma gereği varken) gizler­se, Allah Teâlâ, kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn206" name="_ftnref206">[54]</a></p>
<p>Yine el-Makdisî&#8217;nin, Muaz b. Cebel&#8217;den (r.a) rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurmuştur: &#8220;Ümmetimin arasında bid&#8217;at-ler yayıldığı ve ashabıma dil uzaltildığı zaman âlim, ilmini ortaya koysun. Eğer bunu yapmazsa, Allah&#8217;ın, meleklerin ve bütün insanla­rın laneti üzerine olur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn207" name="_ftnref207">[55]</a></p>
<p>Velid b. Süleyman&#8217;a: &#8220;İlmin ortaya konması nedir?&#8221; diye soru­lunca, &#8220;Sünnetin açıklanmasıdır,&#8221; demiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1]Ebû Dâvud, Sünnet, had no: 4605; Tirmizî, İlim, 10, Hâkim, Müstedrek, 1, 108.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref154" name="_ftn154">[2]</a> Ebû Dâvud, aynı yer; Tirmizî, İlim, 10.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref155" name="_ftn155">[3]</a> &#8220;Narh&#8221; : Yetkililerin fiatlan belli bir miktarda dondurmaları. (Müt.)</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref156" name="_ftn156">[4]</a> Kenzu&#8217;l-Ummal, W. 103</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref157" name="_ftn157">[5]</a> İbn Mâce, Ticâret, 2; Beyhakî,Sünen, VII, 76.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref158" name="_ftn158">[6]</a> Haşr, 7.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref159" name="_ftn159">[7]</a> Kâd-i Iyâz, Şifâ, II, 25.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref160" name="_ftn160">[8]</a> Ebû Dâvud, İlim, 5; Tirmizî, Tefsir, no:l; Ebû Yala, Müsned, III, 90.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref161" name="_ftn161">[9]</a> Heysemî, Mecmeu&#8217;z-Zevâid, I, 187; Kenzu&#8217;l-Ummal, X, 187. 200.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref162" name="_ftn162">[10]</a> Tirmizî, Tefsir, no: 1; Ebû Ya&#8217;lâ, IV, 458; Heysemî, I, 163.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref163" name="_ftn163">[11]</a> İbn Abdilberr, Beyâni&#8217;l-îlm, II, 193.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref164" name="_ftn164">[12]</a> İbn Abdilberr, Beyâni&#8217;l-îlm, II, 193.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref165" name="_ftn165">[13]</a> Buhârî, Rikak, 35; Müslim,/m&lt;m, 230.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref166" name="_ftn166">[14]</a> Buhârî, Ahkâm, 1; Müslim, İmaret, 32.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref167" name="_ftn167">[15]</a> Ahmed, Müsned, II, 93; Ebû Ya&#8217;Ia, Müsned, IX, 340 (No: 5450); Heysemî, Mecmau&#8217;z-Zeuâid, V, 222.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref168" name="_ftn168">[16]</a> Fethu&#8217;l-Bâri, XIII, 91.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref169" name="_ftn169">[17]</a> Buhârî, İ&#8217;tisam, 2; Dârimî, Mukaddime, 2; Suyûtî, Câmiu&#8217;s-Sağîr, II. 92.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref170" name="_ftn170">[18]</a> Buhârî,İ&#8217;tisam, 2;Müsned, II. 361.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref171" name="_ftn171">[19]</a> Benzeri rivayetler için bkz. Müslim, İman, hadis no:232; Tirmizî, îman, 13; Dârimî, Rikak, 42; Müsned, I, 398.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref172" name="_ftn172">[20]</a> Tirmizî, İlim, 16; İbn Mâce,Mukaddime, 15.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref173" name="_ftn173">[21]</a> Tirmizî, İman, 17.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref174" name="_ftn174">[22]</a> Buhârî, Rikak, 26; Müslim,Fedâil, 16.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref175" name="_ftn175">[23]</a> Ahmed b. Hanhel, Müsned, II. 158.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref176" name="_ftn176">[24]</a> Benzeri mânâ ve rivayetler için bkz. Şifa, II, 19, 28.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref177" name="_ftn177">[25]</a> Tirmizî, İlim, 15; Ahmed,Müsned, II, 505.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref178" name="_ftn178">[26]</a> Bkz. Câmiu&#8217;sSağîr, hadis no: 4460; Feyzu&#8217;l-Kadlr, IV, 96.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref179" name="_ftn179">[27]</a> Suyûtî, el-Mu&#8217;cemu&#8217;l-Kebîr, XI, 94. 171; Heysemî, Mecmeu&#8217;z-Zevâid, II, 170.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref180" name="_ftn180">[28]</a> Suyûtî, Cami u&#8217;sSağîi^ hadi s no: 3282; Münâvî, Feyzu&#8217;l-Kadîr, III, 240, 241; Hâkim, Müstedrek, I, 93; Beyhakî, Sünen, X, 114.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref181" name="_ftn181">[29]</a> Bu hadisin kaynak ve değerlendirilmesi için bkz. Elbânî, Silsiletü&#8217;l-Ehâdlsi&#8217;l-Mevdûa, I, 79, hadis no: 59.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref182" name="_ftn182">[30]</a> Buhârî, İman, 17; Müslim, iman, 32; Ebû Dâvûd, Cihad, 95; Tirmizî, Tefsir, 88; Nesâî, Zekât, 3; İbn Mâce, Fiten, 1-3.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref183" name="_ftn183">[31]</a> Bkz. Şifâ, II, 29.</p>
<p>[32<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref184" name="_ftn184">]</a> Kad-ı Iyâz, Şifâ, II. 29.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref185" name="_ftn185">[33]</a> İbn Abdilberr, Beyâni&#8217;l-îlm, II, 27; Ebû Dâvud, İlim, 3 (No: 3646).</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref186" name="_ftn186">[34]</a> Ebû Dâvud, Ferâiz, 1; İbn Mâce, Mukaddime, 8.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref187" name="_ftn187">[35]</a> Buhârî, İ&#8217;tisâm, 20; Müslim, Ekdiyye,  17; 18; Ebû Dâvud, Sünnet, 5; İbn Mâce, Mukaddime, 2.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref188" name="_ftn188">[36]</a> Ebû Dâvud, Sünnet, h.no: 5; İbn Mâce, Mukaddime; 6: Dârimî, Mukaddime,  16; Beybaki, Sünen, X, 114.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref189" name="_ftn189">[37]</a> Müslim, Fedâil, 140.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref190" name="_ftn190">[38]</a> Buhârî, İ&#8217;tisâm, 6; Müslim, Fedâil, 130.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref191" name="_ftn191">[39]</a> Buhârî, Erfeö, 72; Müslim, Siyam, 74; Ahmed, Müsned, VI, 45.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref192" name="_ftn192">[40]</a> İbn üacer, Fethu&#8217;l-Bâri, XIII, 216-217.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref193" name="_ftn193">[41]</a> Ebû Dâvud, Sünnet, h. no: 4605; Tirmizî, İlim 10; İbn Mâce, Mukaddime, 2; Müsned, VI, 8; Şafiî, Risale, 403-404.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref194" name="_ftn194">[42]</a> Ahmed, Müsned, V, 165; Dârimî,Mukaddime, 46.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref195" name="_ftn195">[43]</a> Buhârî,/Zim, 9; Müslim, Kasame, 29; İbn Mâce,Mugaddime, 18; Müsned, VI, 4.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref196" name="_ftn196">[44]</a> Buhârî, İlim, 9; Tirmizi, İlim, 7; Hadisin ilk kısmı İbn Mace, Mukaddime, 18; İbn Abdilberr, Câmİu Beyâni&#8217;l-Rm, I, 40.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref197" name="_ftn197">[45]</a> Suyûtî, Câmiu&#8217;l-Kebîr, I, 350; Deylemi, Müsned, h. no; 467.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref198" name="_ftn198">[46]</a> Heysemî, Mecmau&#8217;z-Zeuâid, I, 126; Kenzu&#8217;l-Ummal, X, 221, 229-294.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref199" name="_ftn199">[47]</a> Suyûtî, el-Kebîr, I, 764; Hatib, Şerefu Ashâbi&#8217;l-Hadis, 80.</p>
<p>[48<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref200" name="_ftn200">]</a> Ebû Nuaym, Hilye,X, 44; Suyûtî, es-Sağîr, h. no: 8363; Münâvî,Feyzü&#8217;l-Kadîr, VI, 44.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref201" name="_ftn201">[49]</a> Ebû Nuaym, Hilye, IV, 189; AclÛnî, Keşfi&#8217;l-Hafâ, II, 246.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref202" name="_ftn202">[50]</a> Buhârî,Enbiyâ, 50; Tirmizî, Hm, 13.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref203" name="_ftn203">[51]</a> Mecmaü&#8217;z-Zevâid, I, 136-138.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref204" name="_ftn204">[52]</a> Mecmaü&#8217;z-Zevâid, I, aynı yer.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref205" name="_ftn205">[53]</a> Buhârî,fim, 38\ Müslim, Zühd, 72; Ebû Dâvud,//m, 4.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref206" name="_ftn206">[54]</a> Ekz. Mecmaü&#8217;z-Zevâid, 1,163.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref207" name="_ftn207">[55]</a> Aynı yer.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Abdulgani Abdulhalık &#8211; Sünnetin Delil Oluşu</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/2-sunnetin-delil-olusuna-hadis-i-seriflerden-deliller/">2-Sünnetin Delil Oluşuna Hadis-i Şeriflerden Deliller</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/2-sunnetin-delil-olusuna-hadis-i-seriflerden-deliller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1-Sünnet&#8217;in Delil Oluşuna Kuranı Kerim&#8217;den Deliller</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-delil-olusuna-kurani-kerimden-deliller/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-delil-olusuna-kurani-kerimden-deliller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2015 23:35:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülgani Abdülhalık]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet'in Delil Oluşuna Kuranı Kerim'den Deliller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8635</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Teâlâ&#8217;mn Kitabı, sünnetin delil oluşunu kesin olarak ifade eden pek çok âyet-i kerîmeyle doludur. &#160; Bu âyet-i kerîmeler, birkaç gruba ayrılmaktadır. Bazen bir âyet-i kerîme, birden fazla gruba ait olabilmektedir. Biz, burada beş gru­bu zikretmekle yetineceğiz. &#160; Birinci Grup Âyetler: Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e iman etmenin vâcib olduğunu gösteren âyet-i kerîmelerdir. Burada Hz. Peygamber&#8217;e imanla [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-delil-olusuna-kurani-kerimden-deliller/">1-Sünnet’in Delil Oluşuna Kuranı Kerim’den Deliller</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/images-11.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8639" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/images-11.jpg" alt="Sünnet'in Delil Oluşuna Kuranı Kerim'den Deliller" width="420" height="203" /></a></h2>
<p>Allah Teâlâ&#8217;mn Kitabı, sünnetin delil oluşunu kesin olarak ifade eden pek çok âyet-i kerîmeyle doludur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu âyet-i kerîmeler, birkaç gruba ayrılmaktadır. Bazen bir âyet-i kerîme, birden fazla gruba ait olabilmektedir. Biz, burada beş gru­bu zikretmekle yetineceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Birinci Grup Âyetler:</h3>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e iman etmenin vâcib olduğunu gösteren âyet-i kerîmelerdir.</p>
<p>Burada Hz. Peygamber&#8217;e imanla anlatılmak istenen, O&#8217;nun pey­gamberliğini ve Kur&#8217;ân&#8217;da zikri geçsin veya geçmesin, O&#8217;nun Allah katından getirdiği bütün şeyleri tasdik ve kabul etmektir. Yine Hz. Peygamber&#8217;e uymamanın ve hükmüne rıza göstermemenin imanla bağdaşamayacağını ifade eden âyet-i kerîmeler de bu gruba girer.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi ilgili âyet-i kerîmeleri ve ulemânın yaptığı bazı açıklama­ları sunuyoruz:</p>
<p>Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: &#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;a, Pey-gamberi&#8217;ne, indirdiği Kitab&#8217;a ve daha önce indirdiği Kitab&#8217;a (tam manâsıyla) iman edin. Kim Allah&#8217;ı, meleklerini, kitaplarını ve kıyamet gününü inkâr ederse, tam manâsıyla sapıtmıştır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn71" name="_ftnref71">[1]</a></p>
<p>&#8220;Artık Allah&#8217;a, Rasûlü&#8217;ne ve indirdiğimiz nâra (Kur&#8217;ân&#8217;a) iman edin, Allah, yaptıklarınızdan tamamen haber dardır,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn72" name="_ftnref72">[2]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Rasûlüm de ki: Ey insanlar! Gerçekten ben, sizin hepinize ge­len, Allah&#8217;ın peygamberiyim. O Allah ki, yer ve göklerin tasarrufu O&#8217;nundur. O&#8217;ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. Onun için Allah&#8217;a ve O&#8217;nun bütün kelimelerine iman eden o ümmî Peygambere iman edin ve o Peygambere uyun ki, doğru yolu bulasınız.&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn73" name="_ftnref73">[3]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kâd-ı Iyâz (544/1149), demiştir ki: &#8220;Allah&#8217;ın peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)&#8217;e iman, kesin bir farzdır. İman ancak O&#8217;nunla tamam olur ve İslâm ancak O&#8217;nunla sıhhat bulur,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn74" name="_ftnref74">[4]</a>  Allah Teâlâ, buyurmuştur ki: &#8220;Kim Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne iman etmezse bilsin ki muhakkak biz, kâfirler için tutuşmuş bir ateş hazırladık.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn75" name="_ftnref75">[5]</a></p>
<p>Allah Teâlâ, yine buyurur ki: &#8220;(Ey Rasûlüm) Gerçekten biz, seni (ümmetine) şâhid (Cennetle) müjdeleyici (Cehennemle) korkutucu bir peygamber olarak gönderdik ki siz insanlar, Allah&#8217;a ve Peygamberine iman edesiniz. Rasûlü&#8217;ne yardım edip O&#8217;nu yüceliksiniz ve sabah aksam Allah&#8217;ı teşbih edesiniz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn76" name="_ftnref76">[6]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Teâlâ, buyurur: &#8220;Mü&#8217;minler ancak Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne iman eden, sonra imanlarında asla şüpheye düşmeyen ve Allah yo­lunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar, gerçekten sâdık kimselerdir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn77" name="_ftnref77">[7]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir başka âyet: &#8220;Mü&#8217;minler ancak Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne gönül­den iman etmiş kimselerdir. Onlar, o Peygamber&#8217;le toplu bir iş üze­rinde bulundukları vakit, O&#8217;ndan izin isteyip O da izin vermedikçe bırakıp gitmezler. (Rasûlüm) Şu, senden izin isteyenler, hakikaten Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah&#8217;tan bağış dile; Allah çok mağfiret edici ve merhametlidir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn78" name="_ftnref78">[8]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Şafiî (204/819), demiştir ki: &#8220;Allah Teâlâ, kendisine ve Rasûlü&#8217;ne imanı, diğer bütün amellerin başlangıcı ve kâmil imanın kaynağı yapmıştır. Bir kul, Allah&#8217;a iman edip de Rasûlü&#8217;ne iman et­mese, imanı tamam ve sahih olmaz. Hatta kabul görmez. &#8220;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn79" name="_ftnref79">[9]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Kayyım el-Cevziyye (751/1350) ise şöyle demektedir: &#8220;Al­lah Teâlâ, Ashâb-ı Kirâm&#8217;ın, Hz. Peygamber&#8217;le toplu bir işteyken on­dan izin almadan herhangi bir yola ve yere gitmemelerini, imanın gereklerinden kılınca, O&#8217;nun izni olmaksızın, ilmî bir mezhebe ve hükme gitmemeleri, daha öncelikli olarak imanın bir gereği olmakta­dır. Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in böyle bir konudaki izni ise getirdiği va­hiy ve sünnetin o şeye izin verdiğini göstermesi ile bilinmektedir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn80" name="_ftnref80">[10]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Teâlâ, buyurur: &#8220;Güçsüz durumda bulunanlar, hasta olanlar ve infak edecek bir şey bulamayanlar, Allah ve Rasûlü&#8217;ne sadâkatlerini korudukları takdirde kendilerine, cihaddan geri kal­dıkları için bir günah yoktur. İyilik sahiplerini ayıplamaya bir yol yoktur. Allah Gafur ve Rahim&#8217;dir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn81" name="_ftnref81">[11]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû Süleyman el-Hattâbî (388/998), demiştir ki: &#8220;Âyet ve ha­dislerde geçen nasihat, kendisi için nasihat yapılan ve samimiyet gösterilen kimse için hayır düşünüldüğünü ifade eden bir kelimedir. Nasihata tek bir mânâ vermek, doğru ve mümkün değildir. Nasihatın lügat mânâsı, ihlâs ve samimiyettir.</p>
<p>Buna göre Allah Teâlâ için nasihat, O&#8217;nun birliğine doğru bir şekilde itikad etmek, O&#8217;nu lâyık sıfatlarla vasfetmek, hakkında caiz olmayan şeylerden tenzih etmek, sevdiği şeylere rağbet, gazablandığı şeylerden nefret ve ibâdetinde ihlâs üzere hareket etmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah&#8217;ın Kitabı için nasihat; ona iman, onunla amel, güzel oku­mak, kıraati anında huşu üzere olmak, onu yüceltmek, onu anlamak ve hükümlerine vâkıf olmak, haddi aşanların hevâlarına göre yo­rumlarından ve dinsizlerin hücumlarından onu korumaktır. Allah&#8217;ın Rasûlü için nasihat ise O&#8217;nun peygamberliğini tasdik etmek, emir ve yasaklarında kendisine var güçle itaat etmektir.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû Bekir el-Acurî, demiştir ki: &#8216;Allah&#8217;ın Rasûlü için nasihat, O&#8217;nu desteklemek, kendisine yardım etmek, hayatta ve vefat ettikten sonra himaye etmek; sünneti öğrenip savunarak, halk arasında yaya­rak, yüce ahlâkı ve güzel edebiyle ahlâklanarak O&#8217;na ait şeyleri ihya etmektir.&#8221;</p>
<p>Ebû İbrahim İshak et-Tûcîbî (Ö.352 h.), demiştir ki: &#8220;Rasû-lullah (s.a.v) için nasihat, getirdiklerini tasdik, sünnetini tatbik, onu yaymak ve buna teşvik, Allah&#8217;a, Kitabı&#8217;na, Rasûlü&#8217;ne, O&#8217;nun sünneti­ne ve onunla amele davet etmektir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn82" name="_ftnref82">[12]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Teâlâ, buyurur ki: &#8220;Onlara: Allah&#8217;ın indirdiğine ve Rasû­lü&#8217;ne gelin,&#8217; denildiği zaman, münafıkların, kibirlenerek senden yüz çevirdiklerini görürsün.&#8221;&#8216;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn83" name="_ftnref83">[13]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine Allah Teâlâ, buyurur: &#8220;(Bazı İnsanlar) Allah&#8217;a ve Rasû­lü&#8217;ne inandık ve itaat ettik diyorlar, sonra da içlerinden bir grup yüz çeviriyor. Onlar gerçekten mü&#8217;min değillerdir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne çağrıldıklarında, içlerinden bir kısmının yüz çevirip döndüğünü gö­rürsün!&#8221;</p>
<p>&#8220;Ama eğer (Allah ve Rasûlü&#8217;nün hükmettiği) hak kendi lehlerine ise itaat içinde gelip boyun eğerler.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bunların kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe içinde midirler, yahut Allah ve Rasûlü&#8217;nün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar1? Hayır, gerçekten onlar zâlim kimseler­dir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Aralarında hüküm vermesi için Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne çağrıldık­ları vakit, mü&#8217;minlerin sözü, ancak: &#8216;Dinledik ve itaat ettik,&#8217; demele­ridir. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kim Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne itaat eder, Allah&#8217;tan içtenlikle korkar ve O&#8217;na isyandan sakınırsa, işte onlar, saadeti ele geçiren kimseler­dir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bir de münafıklar, kendilerine emrettiğin zaman, muhakkak (savaşa ve hicrete) çıkacaklarına dair en kuvvetli yeminler ettiler. (Ey Rasûlüm, onlara) de ki: Yalan yere yemin etmeyin. Sizden istenen hâlis bir itaattir. Muhakkak Allah, bütün yaptıklarınızdan haber­dardır. &#8221;</p>
<p>&#8220;(Ey Rasûlüm) de ki: Allah&#8217;a itaat edin, Peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz Peygambere düşen tebliğ, size düşen de itaat etmektir. Eğer O&#8217;na itaat ederseniz hidâyete erersiniz; Peygam­bere düşen, sadece hakkı açıkça tebliğ etmektir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn84" name="_ftnref84">[14]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Şafiî (204/819), demiştir ki: &#8220;Allah Teâlâ, bu âyet-i kerîmelerde insanlara, onların aralarında hüküm vermesi için Rasûlullah (s.a.v)&#8217;a davet edilmelerinin, aslında, Allah&#8217;ın hükmüne bir davet olduğunu bildirmiştir. Çünkü aralarında hakem, Allah&#8217;ın Rasûlü&#8217;dür. Allah farz kıldığı için O&#8217;nun Rasûlü&#8217;nün hükmüne tes­lim oldukları zaman hakikatte onlar, Allah&#8217;ın hükmüne teslim olmuş olacaklardır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn85" name="_ftnref85">[15]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Teâlâ, buyurur: &#8220;Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, mü&#8217;min bir erkek ve kadına, kendi işlerinden dolayı Allah&#8217;ın ve Peygamberin hükmüne aykırı olanı seçme hakkı yoktur. Kim, Al­lah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne isyan ederse açık bir şekilde sapıtmış olur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn86" name="_ftnref86">[16]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Kayyım (751/1350), demiştir ki: &#8220;Allah Teâlâ, bir mü&#8217;min için Allah ve Rasûlü&#8217;nün hükmünden sonra başka şeyi seçme hakkı­nın bulunmadığını, böyle bir tutum içine girenin, apaçık sapıtacağı­nı haber vermiştir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn87" name="_ftnref87">[17]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Teâlâ, buyurur: &#8220;Hayır, Rabbine yemin olsun ki, araların­da çıkan bir anlaşmazlıkta seni hakem yapıp sonra da verdiğin hü­kümden, içlerinden hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manâsıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn88" name="_ftnref88">[18]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Kayyım el-Cevziyye, demiştir ki: &#8220;Allah Teâlâ, kullarının (büyük-küçük) aralarında çıkan her anlaşmazlıkta, Rasûlü&#8217;nü ha­kem yapmadıkça mü&#8217;min olamayacaklarına zâtı üzerine yemin etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmanlarının kabulü için sadece O&#8217;nu hakem seçmeyi yeterli bul­mayıp verdiği karar ve hükümlerden, içlerinde herhangi bir darlık ve sıkıntının bulunmamasını ileri sürdü. Bununla da yetinmeyip veri­len hükme tam teslimiyetle boyun eğmelerini istedi.”<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn89" name="_ftnref89">[19]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmanı Şafiî (r.h) demiştir ki: &#8220;En doğrusunu Allah bilir, bize ulaşan haberlere göre bu âyet-i kerîme, Zübeyr b. Avvam (r.a) ile arazi konusunda çekişmeye giren bir adam hakkında nazil olmuştur. Davayı, Hz. Peygamber&#8217;e götürdüklerinde, Allah Rasûlü, Zübeyr&#8217;in (r.h) lehine hüküm vermiştir. Verilen hüküm, Rasûlullah&#8217;a ait bir uy­gulama olup Kur&#8217;ân&#8217;da, buna dair bir âyet yoktur, Allah en iyisini bilir, Kur&#8217;ân da bu anlattığıma delâlet etmektedir. Çünkü bu konuda Kur&#8217;ân&#8217;da bir hüküm olsaydı, ilgili âyetler bulunurdu.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn90" name="_ftnref90">[20]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Şafiî (r.h), özetle şunu demek istiyor: Âyet-i kerîme&#8217;nin nüzulüne sebep olan hadisedeki hüküm, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda açıkça mevcut değildir. Hüküm, Allah Rasûlü&#8217;ne aittir. Çünkü bulunmuş ol­saydı imansızlık, Kitab&#8217;m hükmünü reddedişlerinden ve ona teslim olmayışlarından olur, Rasûlullah&#8217;m hakem seçilmeyişinden, hükmü­ne teslim olmayışından ve karara karşı iç sıkıntısından kaynaklan­mazdı. Bu durumda zahiren şöyle denilirdi: &#8220;Rabbine yemin olsun ki onlar, Kitab&#8217;ın hükmünü kabul edip ona teslim olmadıkça, iman et­miş olmazlar.&#8221; Böyle bir ifade bulunmadığına göre bu hükmün, Rasûlullah&#8217;a ait olduğu anlaşılır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>İkinci Grup Ayetler:</h3>
<p>Bu gruptaki âyetler, Rasûlullah (a.s)&#8217;ın, Kitab&#8217;ı (Kur&#8217;ân&#8217;ı) açıklayıcı -Allah&#8217;ın hükmüne uygun olarak-, Allah Teâlâ katında makbul olacak şekilde şerh edici olduğunu ve Hz. Pey-gamber&#8217;in ümmetine Kitab&#8217;ı ve hikmeti (sünneti) öğrettiğini gösteren âyet-i kerîmelerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz, hikmete, İmam Şafiî ve başkalarının dediği gibi sünnet mânâsını verdik. Hikmetin de Kur&#8217;ân mânâsına geldiğini kabul etme durumunda, Rasûlullah&#8217;m (s.a.v) onu ümmetine öğretmesinden anla­şılması gereken, Kur&#8217;ân&#8217;ı şerh, mücmelini beyân ve müşkilini tavzih etmesidir. Bu da O&#8217;nun Kitab&#8217;a getirdiği sözlü, fîîlî ve takriri açıkla­malarının delil olmasını gerektirir. Şimdi ilgili âyetleri görelim:</p>
<p>Allah Teâlâ, buyurur ki: &#8220;İnsanlara kendilerine indirileni açık­laman için sana Kur&#8217;ân&#8217;ı indirdik. Belki düşünüp anlarlar.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn91" name="_ftnref91">[21]</a></p>
<p>&#8220;Biz bu Kitab&#8217;ı sana, sırf hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi in­sanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidâyet ve rahmet olsun diye indifdik.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn92" name="_ftnref92">[22]</a></p>
<p>&#8220;Nitekim kendi içinizden size, âyetlerimizi okuyan, sizi kötülük­lerden temizleyen, size Kitab&#8217;ı ve hikmeti ta&#8217;lim edip bilmediklerinizi öğreten bir Rasûl gönderdik.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn93" name="_ftnref93">[23]</a></p>
<p>&#8220;And olsun ki, içlerinden, kendilerine Allah&#8217;ın âyetlerini okuyan (kötülük ve küfür kirinden) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, mü&#8217;minlere bü­yük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki onlar, daha Önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn94" name="_ftnref94">[24]</a></p>
<p>&#8220;(Okuma yazma bilmeyen) ümmîlere, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları küfür ve isyan kirlerinden temizleyen, onla­ra Kitab&#8217;ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O&#8217;dur. Şüphe­siz onlar, Önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn95" name="_ftnref95">[25]</a></p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ın sizin üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek üzere in­dirdiği Kitab&#8217;ı ve hikmeti hatırlayın. Allah&#8217;tan korkun. Bilin ki Al­lah, herşeyi hakkıyla bilmektedir,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn96" name="_ftnref96">[26]</a></p>
<p>&#8220;Allah, sana, Kitab&#8217;ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti, Allah&#8217;ın sana ihsanı çok büyüktür.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn97" name="_ftnref97">[27]</a></p>
<p>&#8220;(Ey Peygamber hanımları!) Evlerinizde okunan Allah&#8217;ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, herşeyin iç yüzünü bilen ve herşeyden haberdar olandır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn98" name="_ftnref98">[28]</a></p>
<p>İmam Şafiî (r.h) (204/819), demiştir ki: &#8220;Allah Teâlâ, &#8216;Kitab&#8217; deyince Kur&#8217;ân&#8217;ı, &#8216;hikmet&#8217; ile de -görüşlerine katıldığım ehl-i Kur&#8217;ân âlimlerin dediği gibi- Rasûlullah&#8217;ın sünnetini kasdetmiştir. Bu gö­rüş, Kur&#8217;ân&#8217;ın ifadesine uymaktadır. Allah, en iyisini bilir. Çünkü Kur&#8217;ân, Önce Kitab&#8217;ı, peşinden hikmeti zikretmiştir. Allah Teâlâ da kendilerine, Kitab ve hikmeti öğretmekle kullarına yaptığı ihsanı zikretmektedir. Allah, en doğrusunu bilir. Buradaki hikmetin, Rasûlullah&#8217;ın sünnetinden başka bir şey olduğunu söylemek de uy­gun değildir. Sebebi şudur: Allah Teâlâ, hikmeti, Kitab&#8217;la yanyana zikretmiştir. Ayrıca Peygamberine itaati ve herkese onun emrine uy­mayı farz kılmıştır. Allah&#8217;ın Kitabı ve Rasûlü&#8217;nün sünnetinden baş­ka hiçbir söz için &#8216;farz&#8217; denilmesi caiz değildir. Bunun sebebi de Al­lah Teâlâ&#8217;nın, Rasûlü&#8217;ne imanı, kendisine iman ile beraber zikr ve emretmesidir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn99" name="_ftnref99">[29]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Şafiî (r.h), bu ifadeleriyle şunu açıklamak istiyor: Allah Teâlâ, bütün bu âyetlerde hikmeti, Kitab üzerine atfederek zikret­miştir. Atıfla, yanyana zikredilen iki şey aynı olmayacağı için bura­daki hikmet, sünnettir. Ayrıca hikmetin, Kitab ve sünnetin dışında başka bir şey olması da sahih değildir. Çünkü Allah Teâlâ, bize hik­meti öğreterek ihsanda bulunduğunu bildirmiştir. Böyle bir ihsan, ancak doğru, gerçek ve katındaki ilmine uygun bir şeyle olabilir. Şu halde hikmet, Kitab (Kur&#8217;ân) gibi uyulması gereken bir şeydir. Özel­likle Allah Teâlâ&#8217;nın, hikmetle Kitab&#8217;ı beraber zikrettiğini düşünür­sek, söylediğimiz daha rahat anlaşılır. Hem Allah Teâlâ, bize, ancak Kitabı&#8217;na ve Rasûlü&#8217;nün sünnetine uymamızı emretmiştir. Şu halde hikmetin sünnet olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Üçüncü Grup Ayetler:</h3>
<p>Bu gruptaki âyetler, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e emir ve nehiylerinde mutlak olarak uymanın vâcib, O&#8217;na ita­atin Allah&#8217;a itaat olduğunu gösteren, kendisine muhalefetten ve sün­netini değiştirmekten sakındıran âyet-i kerîmelerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Teâîâ, buyurmuştur ki: &#8220;Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne itaat edin ki, merhamet olunasınız.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn100" name="_ftnref100">[30]</a></p>
<p>&#8220;De ki: Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne itaat edin. Eğer itaatten yüz çevirir­seniz (şüphesiz bilin ki) Allah kâfirleri sevmez.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn101" name="_ftnref101">[31]</a></p>
<p>&#8220;Ey iman edenler! Allah ve Rasûlü&#8217;ne itaat edin. Dinlediğiniz halde O&#8217;ndan yüz çevirmeyin. İşitmedikleri halde, işittik diyenler gi­bi olmayın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn102" name="_ftnref102">[32]</a></p>
<p>&#8220;Allah&#8217;a itaat edin. Peygambere itaat edin. İsyandan sakının. Eğer itaatten yüz çevirirseniz, biliniz ki, Rasûlümüze düşen, sadece apaçık tebliğdir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn103" name="_ftnref103">[33]</a></p>
<p>&#8220;Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; yoksa dağılırsınız ve gücünüz gider. Sabredin; şüphesiz Allah, sabredenler­le beraberdir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn104" name="_ftnref104">[34]</a></p>
<p>&#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;a itaat edin ve Peygambere de itaat edin. (İnkâr ve isyanlarla) amellerinizi boşa çıkarmayın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn105" name="_ftnref105">[35]</a></p>
<p>&#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;a itaat edin. Peygambere ve sizden olan ulü&#8217;l-emre (idarecilere) de itaat edin. Herhangi bir konuda ihtilâfa düştüğünüzde, eğer Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu Al­lah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne götürün. Böyle yapmanız, sizin için daha hayırlı ve sonuç olarak daha güzeldir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn106" name="_ftnref106">[36]</a></p>
<p>Kâd-ı Iyâz (544)1149), Atâ&#8217;dan, İbn Abdilberr (463/1071) Beyâni&#8217;l-İlim&#8217;de ve Beyhakî (458/1066) el-Medhal&#8217;de Meymun b. Mihran&#8217;dan, şunu rivayet etmişlerdir: &#8220;Bir dâvayı Allah&#8217;a götür­mek, onu Kitabı&#8217;na arzetmektir.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İmam Şafiî (204/819), demiştir ki: &#8220;Alimlerin bir kısmı, âyette geçen ulü&#8217;l-emirden maksadın, Rasûlullah&#8217;ın düşmanı takibe gönder­diği seriyyelerin başındaki insanlar olduğunu söylemiştir. En doğru­sunu Allah bilir. Bize verilen haber böyle. Allah daha iyisini bilir; bu, şöyle diyenin sözüne benziyor: &#8216;Mekke civarında yaşayan Araplar, disiplinli yönetim bilmezlerdi. Bir idarî disiplin içinde, bazısının di­ğerlerine itaat etmesini gururlarına yediremezlerdi. Allah Rasûlü&#8217;ne itaatle boyun eğdiklerinde, bu itaati, Rasûlullah&#8217;tan başkası için uy­gun görmüyorlardı. Bunun için Rasûlullah&#8217;ın başlarına tayin ettiği idarecilere itaat etmeleri emredildi. Bu, mutlak mânâda bir itaat de­ğildir. Kendileri ve idareciler için istisnaları vardır. Bunun için: &#8216;Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz,, onu, Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne götürün (onların talimatına göre halledin)&#8217; buyurdu.&#8221; Al­lah, en doğrusunu bilir. Ulü&#8217;l-emre itaatten sonra böyle emir verilme­si, onlarla halk arasında bazı anlaşmazlıkların olacağını ve bunun hâl çaresinin, Allah ve Rasûlü&#8217;ne götürmek olduğunu gösteriyor ve âyet şunu da ifade ediyor: İhtilâfa düştüğünüz zaman, bu konuda Al­lah ve Rasûlü&#8217;nün hükmünü biliyorsanız, onlara arzedin; eğer bilmi­yorsanız, yanına vardığınızda Rasûlullah&#8217;a veya sizden onunla bulu­şan birisine sorun. Çünkü bu, kimsenin itiraz etmediği bir farzdır. Ayet-i kerîme&#8217;de: &#8220;Allah ve Rasûlü, herhangi bir işe hüküm verdiği zaman, mü&#8217;min bir erkek ve kadın için o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn107" name="_ftnref107">[37]</a> buyuruhnuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın vefatından sonra, bu şekil bir çekişmeye düşen kimse, meseleyi, önce Allah&#8217;m (Kitabı&#8217;nda getirdiği) hükmüne, sonra da Rasûlü&#8217;nün (sünnetiyle ortaya koyduğu) kararma götürür. Eğer o konuda, Kitab ve sünnette veya herhangi birinde bir hüküm ve açıklama yoksa, başka âyet-i kerîmelerde belirtildiği gibi Kitab ve sünnete dayanarak kıyasa gider.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn108" name="_ftnref108">[38]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hafız İbn Hâcer (852/1448), Fethu&#8217;l-Bâri adlı eserinde, önce ulemânın, âyette bahsedilen ulül-emrin kimler olduğu hakkındaki ihtilâflarını açıklıyor ve ulü&#8217;l-emr, idareciler mi yoksa âlimler midir? görüşleri içerisinden birinci gurubun tercihe şayan olduğunu belirtip bir önceki âyetin de buna delâlet ettiğini söylüyor. Bu âyet şudur: &#8220;Allah size, mutlaka, emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde, adaletle hükmetmenizi emreder.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn109" name="_ftnref109">[39]</a></p>
<p>Daha sonra şunları naklediyor: Âyet-i kerîme&#8217;de, hakikatte ita­at edilen sadece Allah Teâlâ olmakla birlikte &#8221;Allah&#8217;a itaat edin,&#8221; şeklinde itaat fiilinin tekrar edilmesi ve bunun ulü&#8217;î-emr için ayrıca kullanılmaması, mükellef olunan şeylerin kaynağının sadece Kur&#8217;ân ve sünnet olduğunu göstermek içindir. Sanki şöyle denilmiş oluyor:</p>
<p>&#8220;Kur&#8217;ân&#8217;ın size emrettiği konularda, Allah&#8217;a itaat edin. Ayrıca Kur&#8217;ân&#8217;dan açıkladığı konularda ve sünnetiyle ortaya koyduğu hu­suslarda Peygambere de itaat edin.&#8221;</p>
<p>Yahut âyetin mânâsı şöyle olur:</p>
<p>&#8220;Tilâvetiyle ibâdet yapılan vahiyle (Kur&#8217;ân&#8217;la), size emrettiği şeylerde Allah&#8217;a itaat edin ve Kur&#8217;ân olmayan vahiyle (sünnetle), size emrettiği şeylerde de Peygambere itaat edin&#8230;&#8221;</p>
<p>Tâbiîn&#8217;den bir zâtın, Benî Ümeyye idarecilerinden birine verdiği cevap ne kadar güzeldir. İdareci, kendisine: &#8220;Allah Teâlâ, &#8216;ve sizden olan idarecilere itaat edin,&#8217; âyetinde sizin bize itaat etmenizi emret­miyor mu?&#8221; diye sorunca, o zât:</p>
<p>&#8220;Hayır, siz, hakka muhalefet ettiğiniz için size itaat ortadan kalkmıştır. Çünkü, aynı âyetin devamında: &#8216;Herhangi bir konuda an­laşmazlığa düşerseniz -eğer Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanıyorsanız-onu Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne götürün,&#8217; buyurulmaktadır.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn110" name="_ftnref110">[40]</a>  Sizse bunu yapmadınız,&#8221; demiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn111" name="_ftnref111">[41]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şerefüddîn et-Tayyîbî (743 h.), demiştir ki:<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn112" name="_ftnref112">[42]</a> &#8220;Allah Teâlâ: &#8216;Peygambere itaat ediniz/ buyururken, itaat ediniz fiilini ikinci kez zikretti ki, Hz, Peygambere mutlak ve müstakil olarak itaatin vâcib olduğu anlaşılsın. Fakat ulü&#8217;l-emir&#8217;de aynı emir tekrarlanmadı. Al­lah Teâlâ, bununla, idareciler içinde kendisine itaatin vâcib olmaya­cağı kimselerin de bulunabileceğine işaret etmiş ve bu: Aranızda herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüz zaman, onu, Allah ve Rasûlü&#8217;ne götürünüz,&#8217;âyetiyle açıklamıştır.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âyette, sanki şöyle denilmiş oluyor: &#8220;Eğer idarecileriniz, hakka uymazlarsa, onlara itaat etmeyin ve ihtilâfa düştüğünüz şeyi (hallet­mek için) Allah&#8217;ın ve Rasûlü&#8217;nün hükmüne müracaat edin.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Îbnu&#8217;l-Kayyım (751/1350), demiştir ki: &#8220;Allah Teâlâ, kendisine ve Rasûlü&#8217;ne itaati emretti. Peygambere emrettiklerini, Kitab&#8217;a (Kur&#8217;ân&#8217;a) arzetmeksizin, bizatihi kendisine itaatin vâcib olduğunu bildirmek için &#8216;Peygambere de itaat ediniz,&#8217; buyurarak &#8216;itaat&#8217; emrini tekrarladı. Hz. Peygamber (s.a.v), bir emir verdiği zaman, o emir Kur&#8217;ân&#8217;da bulunsun bulunmasın, mutlak ve müstakil olarak kendisi­ne itaatin vâcib olduğunu bildirdi. Çünkü O&#8217;na Kitab ve beraberinde benzeri değerde sünnet verilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Teâlâ, ulü&#8217;l-emre müstakil olarak itaati emretmedi. Aksi­ne fiili hazfedip onlara itaati, Peygambere itaatin içinde emretti. Bu­nunla onlara, ancak Peygamberin itaatine bağlı olarak itaat edilece­ğini, onlardan, Peygamberin taatine uygun emir verene itaatin vâcib; onun getirdiği hükümlerin tersine emir verenlere hiçbir şekilde itaat etmenin gerekmeyeceğini bildirmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v), sahih hadislerinde şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Yaratana isyanda, kula itaat yoktur:&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn113" name="_ftnref113">[43]</a> &#8216;İtaat ancak hayırda olur.&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn114" name="_ftnref114">[44]</a></p>
<p>İdareciler hakkında: &#8216;Sizden kim, bir günahı emrederse, asla kendisine kulak verilmez ve itaat edilmez,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn115" name="_ftnref115">[45]</a> buyurmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e, başlarındaki komutan ateşe girmelerini emretmiş, ona girmek isteyen bazı kimseler kendisine haber verilince:</p>
<p>&#8216;Eğer ona girselerdi, bir daha ondan çıkamaz, Cehennemde de ondan kurtulamazlardı,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn116" name="_ftnref116">[46]</a> buyurmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Halbuki onlar, ateşe, komutanlarına bir itaat olarak giriyorlar­dı ve bu emre uymanın, kendilerine vâcib olduğunu zannediyorlardı.</p>
<p>Fakat onlar, yanlış ve noksan içtihad yaptılar, Allah&#8217;a isyan olan bir emre uymaya kalktılar, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan o konuda bir emir gelmemesine ve dinde de bu iş yasak olmasına rağmen onlar, her konuda emre itaat gerekir, fikrine vardılar; böylece içtihadların-da hata ve acze düştüler. &#8216;Bu yaptığımız, Allah ve Rasûlü&#8217;ne bir itaat midir, yoksa değil midir?&#8217; diye hiç araştırmaksızın, nefislerine azap etmeye ve onu helake kalkıştılar. Onlar, bunu bilmediklerinden de ol­sa, emre itaat ediyoruz diye yaptılar. Sonunda, yukarıdaki tehditle karşılaştılar. Bunun yanında bir de Allah&#8217;ın, Peygamberiyle gönder­diklerine apaçık ters düşen konularda, bir başkasına itaat eden kim­senin hâlini düşün!..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8216;Sonra Allah Teâlâ, rnü&#8217;minlere -eğer imanlarında sâdık iseler-anlaşmazlığâ düştükleri şeyleri, Allah ve Rasûlü&#8217;ne götürmelerini emretti ve böyle yapmalarının, dünyada kendileri için daha hayırlı, âhirette de sonucun daha güzel olacağını bildirdi.&#8217;</p>
<p>&#8216;Bu âyet-i kerime, birçok şeye işaret etmektedir:</p>
<p>1- Mü&#8217;minler, bazen muhtelif konularda ihtilâf ve anlaşmazlığa düşebilirler; ancak bununla, imandan çıkmış olmazlar.</p>
<p>. 2- Âyet-i kerîme&#8217;de: &#8216;Herhangi bir şeyde çekişmeye düşerseniz&#8230;&#8217; şeklindeki şartın, umumîlik ifade eden bir kelime ile zikredilmesi, küçük-büyük, açık-gizli, mü&#8217;minlerin anlaşmazlığa düştüğü herşeyi içine almaktadır. Şayet anlaşmazlığa düşülen şeylerin hükmü, Al­lah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda ve Rasûlü&#8217;nün sünnetinde açıklanmasaydı veya bunlar kâfi gelmeseydi Allah, onlara götürme emrini vermezdi. Çün­kü Allah Teâlâ&#8217;nın, bir anlaşmazlık olunca, onu bu çekişmeyi halle­demeyecek bir mercie götürmeyi emretmesi mümkün değildir.</p>
<p>3-  Ümmet, dâvayı Allah&#8217;a götürmenin, O&#8217;nun Kitabı&#8217;na arzet-mek, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;a götürmenin ise hayatta iken kendisine, ve­fatından sonra da sünnetine arzetmek olduğuna icmâ etmişlerdir.</p>
<p>4- Allah Teâlâ, herhangi bir anlaşmazlık hâlinde, meseleyi Allah ve Rasûlü&#8217;ne götürmeyi, imanın bir gereği ve zarureti yapmıştır. Öyle ki, bu arz yapılmayınca iman da ortadan kalkacaktır. Bir şeyi gerektiren sebebin yok olmasıyla, ona bağlı olanın da yok olması gibi. Özellikle bu iki şey arasındaki mülâzemet ve gereklilik daha kuv­vetlidir. Çünkü bu, iki taraflıdır. Onlardan birisi yok olursa, diğeri de ortadan kalkacak durumdadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra Allah Teâlâ, meseleyi, Allah ve Rasûlü&#8217;ne arzetmenin, kendileri için daha hayırlı ve sonuç olarak da daha güzel olduğunu bildirmiştir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn117" name="_ftnref117">[47]</a></p>
<p>Allah, kendisine rahmet etsin; müellif, kitabında çok güzel pit ve çok doğru izahlarda bulunmuştur. Rasûlullah (s.a.v)&#8217;a itaati emreden âyetleri sunmaya devam edelim:</p>
<p>Allah Teâlâ, buyurmuştur ki: &#8220;Ey iman edenler! Sizi hayat ve­ren şeye çağırdıklarında, Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne icabet edin. Biliniz ki, muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Şüphesiz O&#8217;nun huzu­runda hasredileceksiniz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn118" name="_ftnref118">[48]</a></p>
<p>&#8220;Biz, her peygamberi, -Allah&#8217;ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah&#8217;tan bağışlanmayı dileseler, Rasûl de onlar için istiğfar etseydi Allah&#8217;ı çok fazla affedici, esirgeyici bulurlardı.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn119" name="_ftnref119">[49]</a></p>
<p>&#8220;Peygamber size neyi verdi ise onu alıp yapın; sizi neden sakın­dırdı ise ondan da sakınıp kaçın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn120" name="_ftnref120">[50]</a></p>
<p>&#8220;Kim, Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne itaat ederse işte onlar, Allah&#8217;ın ken­dilerine lütûflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn121" name="_ftnref121">[51]</a></p>
<p>&#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Al­lah, işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim, Allah ve Rasûlü&#8217;ne itaat ederse, büyük bir kurtuluşa ermiş olur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn122" name="_ftnref122">[52]</a></p>
<p>&#8220;Muhakkak ki sana bîat edenler, ancak Allah&#8217;a biat etmektedir­ler. Allah&#8217;ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Artık kim ahdini bo­zarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah, ona büyük bir mükâfat verecektir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn123" name="_ftnref123">[53]</a></p>
<p>&#8220;Biz, seni insanlara Peygamber olarak gönderdik, şahid olarak Allah yeter. Kim, Peygambere itaat ederse Allah&#8217;a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına koruyucu ve gözetici gönder­medik.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn124" name="_ftnref124">[54]</a></p>
<p>İmam Şafiî (204/819), demiştir ki: &#8220;Allah Teâlâ, yukarıdaki son iki âyette, onların Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e bey&#8217;atlarının kendine yapılan bey&#8217;at, ona itaatlerinin de kendine yapılan itaat olduğunu bildirmiştir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn125" name="_ftnref125">[55]</a></p>
<p>Yine Allah Teâlâ, buyurmuştur ki: &#8220;Kim, Allah&#8217;a ve Peygambe-ri&#8217;ne itaat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere koya­caktır. Onlar, orada devamlı kalacaklardır. İşte en büyük kurtuluş budur. Kim de Allah ve Peygamberi&#8217;ne isyan eder ve Allah&#8217;ın koydu­ğu sınırları aşarsa, Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn126" name="_ftnref126">[56]</a></p>
<p>&#8220;(Ey müzminleri) Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden, birini siper edinerek (savaştan veya baş­ka bir işten) sıvışıp gidenleri, muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu se­beple, O&#8217;nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesin­den veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsın­lar.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn127" name="_ftnref127">[57]</a></p>
<p>&#8220;Kendisine doğru yol belli olduktan sonra, kim, Peygambere karşı çıkar ve mü&#8217;minlerin yolundan başka bir yola girerse, onu, gir­diği yolda ve sapıklıkta bırakırız; âhirette de Cehenneme sokarız. O, ne kötü bir yerdir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn128" name="_ftnref128">[58]</a></p>
<p>&#8220;Kim, Allah&#8217;a ve Peygamberi&#8217;ne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn129" name="_ftnref129">[59]</a></p>
<p>&#8220;Şu muhakkak ki Allah, kâfirleri rahmetinden kovmuş ve onla­ra çılgın bir azap hazırlamıştır. Onlar, orada ebedî olarak kalacak­lar, kendilerini koruyacak ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaklar­dır. Yüzleri ateşte eurilip çevrildiği gün, &#8216;Eyvah bize! Keşke, Allah&#8217;a itaat etseydik. Peygambere de itaat etseydik,&#8217; derler.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn130" name="_ftnref130">[60]</a></p>
<p>&#8220;inkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğ ru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı gelenler, Allah&#8217;a hiçbir zarar veremezler. Allah, onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır. Ey iman edenler, Allah&#8217;a itaat edin. Peygambere itaat edin. (İnkâr ve is­yanla) amellerinizi boşa çıkarmayın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn131" name="_ftnref131">[61]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Dördüncü Grup Ayetler:</h3>
<p>Burada vereceğimiz âyetler, Hz. Peygamber&#8217;den sâdır olan bütün söz ve fiillerde Ö&#8217;na tâbi olmanın ve kendisini örnek almanın vâcib olduğunu, Allah&#8217;ın muhabbetinin tah­sili için O&#8217;na uymanın gerekli bulunduğunu gösteren âyet-i kerîmelerdir.</p>
<p>Allah Teâlâ, buyurmuştur ki: &#8220;Rasûlüm, onlara de ki: Eğer siz, Allah&#8217;ı seviyor (ve sevdiğinizi iddia ediyor)sanız; derhal bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, çok affedi­ci ve çok merhametlidir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn132" name="_ftnref132">[62]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kâd-ı Iyâz (554/1149), Şifâ&#8217;da, Hasan el-Basrî&#8217;nin (110/728), şöyle dediğini nakletmiştir: Bazıları Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e gelerek, &#8220;Ya Rasûlallah! Biz, gerçekten Allah&#8217;ı seviyoruz,&#8221; dediler. Bunun üzerine: &#8220;De ki: Eğer siz Allah&#8217;ı seviyor (ve sevdiğinizi iddia edi­yorsanız; hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn133" name="_ftnref133">[63]</a> âyeti nazil oldu.</p>
<p>Lâlckâî, es-Sünnet adlı eserinde, Hasan el-Basrî&#8217;nin şöyle de­diğini rivayet etmektedir: &#8220;Onların Allah&#8217;ı sevmelerinin alâmeti, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın sünnetine uymaları oldu.&#8221;</p>
<p>Allah Teâlâ, buyurdu ki: &#8220;Andolsun ki, sizden Allah&#8217;a ve âhiret gününe kavuşmayı arzulayanlar ve Allah&#8217;ı çok zikredenler için Rasûlullah&#8217;ta (takip edeceğiniz) pek güzel bir örnek vardır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn134" name="_ftnref134">[64]</a></p>
<p>Muhammed b. Ali Hâkim et-Tirmizî (285/898), demiştir ki: &#8220;Peygamber (s.a.v)&#8217;i örnek almak, O&#8217;na uymak, sünnetine tâbi olmak ve sözde veya fiilde kendisine muhalefet etmemektir.&#8221;</p>
<p>Kâd-ı Iyâz da müfessirlerden pek çoğunun, âyetteki &#8220;üsve&#8221;ye (örneğe) bu mânâyı verdiğini nakletmektedir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn135" name="_ftnref135">[65]</a></p>
<p>Yine aynı konuyla ilgili olarak Cenâb-ı Hakk, şöyle buyurmuş­tur: &#8220;(Mûsâ duasına devamla): &#8216;Rabbim, bize bu dünyada ve âhirette iyilik ver. Şüphesiz biz sana döndük.&#8217; Allah, buyurdu ki: Dilediğime azabımı isabet ettiririm. Rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır (Dünyada mü&#8217;mine de kâfire de şâmildir). Fakat âhirette onu, küfürden sakı­nanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimizi iman etmiş olanlara has kı­lacağım.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Onlar ki, yanlarında bulunan Tevrat ve incil&#8217;de ismini yazılı buldukları ümmî peygambere ve Rasûle tâbi olurlar. O (Rasûl), ken­dilerine iyiliği emrediyor, onları fenalıklardan alıkoyuyor; onlara, (nefislerine) haram ettikleri temiz şeyleri helâl kılıyor, murdar şeyleri de haram kılıyor, onların ağır yüklerini, üzerlerindeki bağları indiri­yor. Onlar, O&#8217;na iman ederler, kendisine ta&#8217;zim ve yardım ederler, onunla gönderilen nûr&#8217;a (Kur&#8217;ân&#8217;a) uyarlar. İşte bunlar, kurtuluşa eren kimselerdir.&#8221;m)</p>
<p>Örnek almakla ilgili başka bir âyet: &#8220;(Rasûlüm), Hani, Allah&#8217;ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: &#8216;Eşini yanın­da tut, Allah&#8217;tan kork!&#8217; diyordun. Allah&#8217;ın açığa vuracağı şeyi, insan­lardan çekinerek içinde gizliyordun. Halbuki asıl korkmana lâyık olan Allah&#8217;tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince, biz onu sana nikahladık ki, evlâtlıkları, kanlarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o ka­dınlarla evlenmek isterlerse) mü&#8217;minlere bir güçlük olmasın. Allah&#8217;ın emri yerine getirilmiştir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn136" name="_ftnref136">[66]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Beşinci Grup Âyetler:</h3>
<p>Burada zikredeceğimiz âyetler, Allah Teâlâ&#8217;mn, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;i kendisine vahy-i metlûv yoluyla veya vahy-i metlûv dışındaki vahyettiği şeylere uymakla ve kendisi­ne indirilen bütün şeyleri tebliğ etmekle mükellef tuttuğunu, kendi­sine indirilen şeyleri değiştirmek, bozmak veya herhangi bir şeyi noksanlaştırmaktan nehyettiğini ifade eden âyet-i kerîmelerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vereceğimiz bu âyetler, aynı zamanda Allah Teâlâ&#8217;mn, Rasûlü&#8217;nü, kendisine indirilen bazı şeyleri gizlemesini veya değiştir­mesini isteyen kimselerden koruduğunu, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in, tebliğ emrine tamamen uyduğunu, peygamberlik vazifesini hakkıyla yerine getirdiğini, onu en mükemmel şekilde îfâ ettiğini ve insanları sırat-ı müstakime götürdüğünü ifade etmektedir. Bu âyetler, ayrıca Allah Teâlâ&#8217;mn, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in kendisine indirilen bütün şeyleri tebliği vasıtasıyla, ümmet için İslâm dinini tamamladığını, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in büyük bir ahlâk üzere olduğunu göstermek­tedir. Ahlâk, bütün ihtiyarî söz ve fiillerin kaynağıdır. Hz. Peygam­ber (s.a.v), büyüklük ve güzellikte Allah katında en son noktada olunca, kendisinden meydana gelen söz ve fiiller de aynı şekilde en güzel hâlde olmaktadır.</p>
<p>Şayet Hz. Peygamber (s.a.v), Allah Teâlâ&#8217;mn emrettiklerinin hilâfına bir hüküm bildirseydi ve fiilî uygulamada bulunsaydı yahut yasak olan bir şeyi emredip, helâl ve hayır olandan nehyetseydi; teb­liğ emrine uymuş ve sırat-ı müstakime sevketmiş olmaz, bilakis üm­metini sapıtmış ve yukarıda zikrettiğimiz bütün sıfatlarda, Allah Teâlâ&#8217;mn hüsn-i şehâdetini kaybetmiş olurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün bunlar, sünnetin gerçek bir delil ve ona yapışmanın vâcib olduğunu göstermektedir.</p>
<p>İşte ilâhî emir ve şahidleri:</p>
<p>Allah Teâîâ, buyurmuştur ki: &#8220;Ey Peygamber! Allah&#8217;tan kork, kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah, herşeyi bilici ve her hükümde hikmet sahibidir. Rabbinden sana vahyedilene uy. Mu­hakkak Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn137" name="_ftnref137">[67]</a></p>
<p>&#8220;Sana Rabbin tarafından vahdeyilene tâbi ol. Ondan başka ilâh yoktur. Müşriklerden yüz çevir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn138" name="_ftnref138">[68]</a></p>
<p>&#8220;Sonra, (ey Rasûlüm) seni dinden bir yol (şeriat) üzere görevli kıldık. Onun için sen, o şeriata uy da ilmi olmayanların arzu ve is­teklerine uyma.&#8221; Câsiye, 18.</p>
<p>&#8220;Ey Rasûlüm, sana da bu hak Kitab&#8217;ı (Kur&#8217;ân&#8217;ı), kendisinden önceki kitabları hem tasdikçi, hem onların üzerine bir şahid olarak indirdik. O halde sen, ehl-i kitab arasında Allah&#8217;ın gönderdiği hü­kümlerle hüküm ver. Sana gelen bu haktan ayrılıp da onların arzu­ları arkasından gitme. Ey insanlar! Sizden her bir peygamber için bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi hepinizi tek şeri­ata bağlı bir ümmet yapardı. Fakat sizi, size verdiği dinle imtihan edip iyiyi kötüden seçmek için sizi serbest bıraktı. O halde siz, hayırlı işler yapmakta birbirinizle yarışın. Sonunda hepinizin dönüşü Al­lah&#8217;adır. O gün, din hakkında düştüğünüz ihtilâfları, Allah size ha­ber verecektir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ve şu emri de indirdik; Aralarında, Allah&#8217;ın indirdiği hüküm­lerle hüküm ver. Onların arzularına uyma ve Allah&#8217;ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından, seni şaşırtırlar diye, kendilerinden sakın. Eğer onlar, hükümleri kabulden yüz çevirirlerse, bil ki Allah, onların bazı günahları sebebiyle, başlarına mutlaka bir musibet getirmek di­liyor. Şüphesiz insanların çoğu fâşıktırlar.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn139" name="_ftnref139">[69]</a></p>
<p>&#8220;Ey şanlı Peygamber! Rabbin tarafından sana indirilen şeyleri tamamen tebliğ et. Eğer tebliği tam yapmazsan, Allah&#8217;ın peygamber­lik görevini yerine getirmiş olmazsın. Allah, seni insanların zararla­rından koruyacaktır. Şüphe yok ki Allah, kâfirler topluluğuna mu­vaffakiyet vermeyecektir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn140" name="_ftnref140">[70]</a></p>
<p>Bir başka ilâhî mesaj:</p>
<p>&#8220;Ey Rasûlüm! İşte sana, böylece emrimizden bir ruh (Kur&#8217;ân) vahyettik. (Halbuki daha önce) Sen kitab nedir, iman nedir bilmiyor-dun. Fakat biz, o Kitab&#8217;ı bir nûr yaptık. Onunla kullarımızdan dile­diğimize hidâyet vereceğiz ve muhakkak sen, doğru bir yola (islâm&#8217;a) çağırıyorsun. O Allah&#8217;ın yoluna ki, göklerde ve yerde ne varsa hep onundur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn141" name="_ftnref141">[71]</a></p>
<p>&#8220;(Ey Rasûlüm!) Eğer senin üzerinde Allah&#8217;ın lütfü ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir topluluk, seni haktan kesin şaşırtmaya az­metmişti. Aslında onlar, kendilerinden başkalarını saptıramazlar ve sana hiçbir şekilde zarar da veremezler. Hem nasıl zarar verebilirler ki; Allah, sana Kitab&#8217;ı ve hikmeti indirdi, daha önce bilmediklerini öğretti. Allah&#8217;ın senin üzerindeki lütfü ve ihsanı çok büyüktür.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn142" name="_ftnref142">[72]</a></p>
<p>Bir başka uyarı:</p>
<p>&#8220;Artık yemin ederim, gördüklerinize ve görmediklerinize! Şüp­hesiz o Kur&#8217;ân, şerefli bir Peygamber&#8217;in (Allah&#8217;tan) getirdiği sözdür. O bir şâir sözü değildir. Siz, pek az inanıp tasdik ediyorsunuz. Bir kâhin sözü de değildir. Siz, pek az düşünüyorsunuz. O, âlemlerin Rabbinden indirilmedir. Eğer o Peygamber, bazı sözler uydurup bize isnad etmeye kalkışsaydı, elbet onu kuvvetle yakalar ve kendisinden intikam alırdık. Sonra da onun hayat damarlarını kesip atardık. O vakit, sizden kimse buna mâni de olamazdı.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn143" name="_ftnref143">[73]</a></p>
<p>Bir başka tasdik:</p>
<p>&#8220;Ey Rasûlüm de ki: &#8216;İşte benim yolum (vazifem) budur (Allah&#8217;ın dinine davettir). Ben, bir görüş ve anlayış üzere, insanları, Allah&#8217;a davet ediyorum. Ben ve bana tâbi olanlar, böyleyiz. Allah&#8217;ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Ben, müşriklerden değilim.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn144" name="_ftnref144">[74]</a> Diğer ilâhî tasdik ve şahidlikler:</p>
<p>&#8220;Rasûl, kendilerine iyiliği emrediyor, kötülükten nehyediyor; on­lara (nefislerine) haram ettikleri şeyleri helâl kılıyor, murdar şeyleri de haram kılıyor, onların ağır yüklerini, üzerlerindeki bağlarını in-diriyor.”<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn145" name="_ftnref145">[75]</a></p>
<p>&#8220;Şüphesiz sen, onları, sırât-ı müstakime çağırıyorsun.&#8221; Mü&#8217;minûn, 73.</p>
<p>&#8220;Yasin! Kur&#8217;an-ı Hakîm&#8217;e yemin olsun ki, şüphesiz sen, dosdoğ­ru bir yol üzerinde (tarafımızca) gönderilmiş peygamberlerdensin. O Kur&#8217;ân, Azız ve Rahim olan Allah tarafından indirilmiştir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn146" name="_ftnref146">[76]</a></p>
<p>&#8220;Sen, Allah&#8217;a tevekkül et. Şüphesiz sen, apaçık bir hak üzeresın.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn147" name="_ftnref147">[77]</a></p>
<p>&#8220;Bugün size, dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm&#8217;ı seçtim ve razı oldum.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn148" name="_ftnref148">[78]</a></p>
<p>&#8220;Nün! Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun ki, muhakkak sen, Rabbinin nimet ve himayesiyle, mecnun değilsin. Ve sana hiç bitme­yen bir sevap var. Gerçekten sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn149" name="_ftnref149">[79]</a></p>
<p>Sonra Allah Teâlâ, kıyamet gününde ümmetine karşı O&#8217;nun şehâdetini kabul edeceğim haber vermiş ve şöyle buyurmuştur: &#8220;Ey müslümanlar, böylece sizi seçkin ve şerefli bir ümmet kıldık ki, bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hak şahidleri olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn150" name="_ftnref150">[80]</a></p>
<p>Şüphesiz Allah Teâlâ, ancak içi ve dışıyla adalet ve hak üzere olan, kendisinden tebliğ veya başka konularda adaleti ortadan kaldı­ran söz ve fiiller çıkmayan kimsenin şahidliğini kabul eder. Çünkü Allah (c.c), O&#8217;nun (s.a.v) gizli, açık, bütün hâllerini bilmektedir.</p>
<p>Bu bahsi, Allah Teâlâ&#8217;nm, Hz. Peygamber (s.a.v) hakkındaki şu övgüsüyle bitiriyoruz:</p>
<p>&#8220;Rasûlüm! Biz, seni ancak âlemlere bir rahmet olasın diye gön­derdik.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn151" name="_ftnref151">[81]</a></p>
<p>&#8220;Ey Peygamber! Şüphesiz biz, seni (ümmetinden tasdik edip et­meyenler üzerine) bir şahid, (iman edenlere Cenneti) bir müjdeleyici, (kâfirleri Cehennemle) bir korkutucu olarak, hem Allah&#8217;a, O&#8217;nun iz­niyle bir davetçi ve insanlara nûr saçan bir kandil olarak gönder­dik.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn152" name="_ftnref152">[82]</a></p>
<p>Aslında düşünen ve anlayanlar için şu iki âyette anlatılanlar, bu konunun halledilmesi için yeterlidir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1]-Nisa, 136.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref72" name="_ftn72">[2]</a> Teğâbün, 8.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref73" name="_ftn73">[3]</a> A&#8217;raf, 158.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref74" name="_ftn74">[4]</a> Kâd-ı lyad.,Şifâ, II. 1.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref75" name="_ftn75">[5]</a> Fetih, 13.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref76" name="_ftn76">[6]</a> Fetih, 8-9.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref77" name="_ftn77">[7]</a> Hucurât, 15.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref78" name="_ftn78">[8]</a> Nûr, 62.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref79" name="_ftn79">[9]</a> Şafiî, flisâZe, 75.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref80" name="_ftn80">[10]</a> İbn Kayyım, İ&#8217;l&amp;mu&#8217;l-Muvakkiîn, I, 58.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref81" name="_ftn81">[11]</a> Tevbe, 91.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref82" name="_ftn82">[12]</a> Bu rivayetler için bkz.Şifu, tahkikli baskı, II. 71 vd.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref83" name="_ftn83">[13]</a> Nisa, 61.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref84" name="_ftn84">[14]</a> Nûr, 47-54.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref85" name="_ftn85">[15]</a> Şafiî, Risale, 84.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref86" name="_ftn86">[16]</a> Ahzab, 36.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref87" name="_ftn87">[17]</a> İbn Kayyım, Î&#8217;lâmu&#8217;l-Muvakkiîn, I. 57.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref88" name="_ftn88">[18]</a> Nisa, 65.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref89" name="_ftn89">[19]</a> İbn Kayyım, a.g.e., I. 57.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref90" name="_ftn90">[20]</a> Şafiî, Risale, 83.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref91" name="_ftn91">[21]</a> Nahl, 44.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref92" name="_ftn92">[22]</a> Nahl,64.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref93" name="_ftn93">[23]</a> Bakara, 151.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref94" name="_ftn94">[24]</a> Âl-i İmrân, 164.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref95" name="_ftn95">[25]</a> Cura&#8217;a, 2.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref96" name="_ftn96">[26]</a> Bakara, 231.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref97" name="_ftn97">[27]</a> Nisa, 113.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref98" name="_ftn98">[28]</a> Ahzâb, 34.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref99" name="_ftn99">[29]</a> İmam Şafiî, Risale, 78.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref100" name="_ftn100">[30]</a> Âl-iİmran, 132.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref101" name="_ftn101">[31]</a> Âl-iİmran, 32.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref102" name="_ftn102">[32]</a> Enfal, 20-21.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref103" name="_ftn103">[33]</a> Mâide, 92.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref104" name="_ftn104">[34]</a> Enfal, 46.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref105" name="_ftn105">[35]</a> Muhammed, 33.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref106" name="_ftn106">[36]</a> Nisa, 58.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref107" name="_ftn107">[37]</a> Ahzâb, 36.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref108" name="_ftn108">[38]</a> Şafiî, Risale, 78-81.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref109" name="_ftn109">[39]</a> Nisa, 58.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref110" name="_ftn110">[40]</a> Nisa, 59.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref111" name="_ftn111">[41]</a> Keşşaf, I, 535 (Bahsedilen Tâbiî&#8217;nin Ebû Hazim, idarecinin de Mesieme b. Abdilmelik olduğu zikredilmektedir. Müt.)</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref112" name="_ftn112">[42]</a> Bu zat, Keşşafa yazdığı Fütûhu&#8217;l-Gayb fi&#8217;l-Keşfi an  Gınâî&#8217;r-Rayb adlı altı ciltlik haşiyesi ile meşhur bir ehl-i sünnet âlimidir. (Bkz. Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, II, 549. Müt.)</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref113" name="_ftn113">[43]</a> Müslim, îmâret, 39; Ebû Dâvud, Cihad, 87; Nesâî, Bey&#8217;ât, 34.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref114" name="_ftn114">[44]</a> Buhârî, Ahkâm, 4; Müslim, İmaret, 40.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref115" name="_ftn115">[45]</a> Buhârî, Ahkâm, 4;SEbû Dâvud, 87.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref116" name="_ftn116">[46]</a> Nesâî,Bey&#8217;âf:,34.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref117" name="_ftn117">[47]</a> İbn Kayyım, İ&#8217;lâmu&#8217;l-Muvakkiîn, I. 54.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref118" name="_ftn118">[48]</a> Enfal, 24.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref119" name="_ftn119">[49]</a> Nisa, 64.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref120" name="_ftn120">[50]</a> Haşr, 7.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref121" name="_ftn121">[51]</a> Nisa, 69.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref122" name="_ftn122">[52]</a> Ahzâb, 70-71.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref123" name="_ftn123">[53]</a> Fetih, 10.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref124" name="_ftn124">[54]</a> Nisa, 79-80.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref125" name="_ftn125">[55]</a> Şâm, Risale, 82.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref126" name="_ftn126">[56]</a> Nisa, 13, 14.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref127" name="_ftn127">[57]</a> Nûr, 63.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref128" name="_ftn128">[58]</a> Nisa, 115.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref129" name="_ftn129">[59]</a> Enfal, 13.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref130" name="_ftn130">[60]</a> Ahzab, 64-65.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref131" name="_ftn131">[61]</a> Muhammed, 32-33.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref132" name="_ftn132">[62]</a> Âli İmran, 31.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref133" name="_ftn133">[63]</a> ÂI-İ İmran, 31.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref134" name="_ftn134">[64]</a> Ahzâb, 21.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref135" name="_ftn135">[65]</a> Kâd-ı Iyâz, Şi/a, II. 7.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref136" name="_ftn136">[66]</a> A&#8217;raf, 156-157. (98)Ahzâb, 137.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref137" name="_ftn137">[67]</a> Ahzâb, 1-2.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref138" name="_ftn138">[68]</a> En&#8217;âm, 106.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref139" name="_ftn139">[69]</a> Mâide, 48-49.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref140" name="_ftn140">[70]</a> Mâide, 67.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref141" name="_ftn141">[71]</a> Şûra, 52-53.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref142" name="_ftn142">[72]</a> Nisa, 113.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref143" name="_ftn143">[73]</a> Hakka, 38-47.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref144" name="_ftn144">[74]</a> Yusuf, 108.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref145" name="_ftn145">[75]</a> A&#8217;raf, 157.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref146" name="_ftn146">[76]</a> Yasin, 1-5. (11-1)</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref147" name="_ftn147">[77]</a> Nemi, 79.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref148" name="_ftn148">[78]</a> Mâide, 3.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref149" name="_ftn149">[79]</a> Kalem, 1-4.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref150" name="_ftn150">[80]</a> Bakara, 143.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref151" name="_ftn151">[81]</a> Enbiya, 107.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref152" name="_ftn152">[82]</a> Ahzâb, 45-46.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Abdülgani Abdülhalık, Sünnetin Delil Oluşu</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-delil-olusuna-kurani-kerimden-deliller/">1-Sünnet’in Delil Oluşuna Kuranı Kerim’den Deliller</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-delil-olusuna-kurani-kerimden-deliller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sünnetin Hüccet Oluşunu İnkar Edenlerin Ortaya Attıkları Şüpheler ve Bunların Cevabı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-huccet-olusunu-inkar-edenlerin-ortaya-attiklari-supheler-ve-bunlarin-cevabi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-huccet-olusunu-inkar-edenlerin-ortaya-attiklari-supheler-ve-bunlarin-cevabi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2015 23:06:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülgani Abdülhalık]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin Hüccet Oluşu]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin Hüccet Oluşunu İnkar Edenlerin Ortaya Attıkları Şüpheler ve Bunların Cevabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8634</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230; Geçen açıklamalarımızdan anlaşıldı ki; sünnetin hüccet oluşu dinî bir zarurettir ve bu, hiç birinin kalbinde şek ve şüphe bı­rakmayacak şekilde en açık delillerle ortaya konmuştur. Ancak -sözüm ona- İslâm&#8217;ı desteklemek, onu kendisine arız olan tebdil ve tağyirden temizlemek ve muhafaza etmek isteyen bazıları, aklı zayıf müslümanların kalbini bozacak, sünnetin hüccet oluşunu ortadan kaldıracak birtakım [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-huccet-olusunu-inkar-edenlerin-ortaya-attiklari-supheler-ve-bunlarin-cevabi/">Sünnetin Hüccet Oluşunu İnkar Edenlerin Ortaya Attıkları Şüpheler ve Bunların Cevabı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/images1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8636" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/images1.jpg" alt="Sünnetin Hüccet Oluşunu İnkar Edenlerin Ortaya Attıkları Şüpheler ve Bunların Cevabı" width="628" height="248" /></a>&#8230;</p>
<p>Geçen açıklamalarımızdan anlaşıldı ki; sünnetin hüccet oluşu dinî bir zarurettir ve bu, hiç birinin kalbinde şek ve şüphe bı­rakmayacak şekilde en açık delillerle ortaya konmuştur.</p>
<p>Ancak -sözüm ona- İslâm&#8217;ı desteklemek, onu kendisine arız olan tebdil ve tağyirden temizlemek ve muhafaza etmek isteyen bazıları, aklı zayıf müslümanların kalbini bozacak, sünnetin hüccet oluşunu ortadan kaldıracak birtakım şüpheler ortaya atmışlardır.</p>
<p>Bu şüpheleri yayanlardan birisi de Dr. Muhammed Tevfik Sıdkî&#8217;dir. O, Mecelletü&#8217;l-Menâr&#8217;da bunları yazıp yaymaya ve &#8220;İslâm Sadece Kur&#8217;ân&#8217;dır&#8221; başlığı altında, onları savunmaya çalışmış, bu­nunla da dinine hizmet ve onu müdâfaa ettiğini zannetmiştir.</p>
<p>Şayet biz, bu şüpheleri anlatmaktan ve fesadını açıklamaktan yüz çevirseydik; bu, bizim adımıza daha sağlam bir görüş ve daha doğru bir davranış olurdu. Çünkü çürük ve çarpık bir sözden yüz çe­virip hiç bahsetmemek, onun yok olması ve sahibinin unutulması için en uygun bir yol ve câhillerin nazar-ı dikkatini çekmemek için en iyi bir tedbirdir.</p>
<p>Şu kadar var ki; ümmet içinde yayılan tehlikelerin şerrinden ve câhillerin birtakım hâdiselere kapılıp yanlış fikirlere dalmalarından ve ilim sahiplerince makbul olmayan görüşlere hızla koşmalarının acı neticelerinden korktuğumuzdan; bu şüphelerin tehlikesini ortaya koyup, imkân nisbetinde onlara cevaplar vermeyi, halk için daha önemli, sonuç olarak da daha sevimli gördük. înşâallah, bunları tek tek ele alıp, değerlendirmesini yaparak cevaplar vereceğiz.</p>
<h2>1. Şüphe</h2>
<p>Bu şüphe sahipleri diyorlar ki: Allah Teâla, Kitabı&#8217;nda: &#8220;Biz Ki-tab&#8217;da hiçbir şeyi eksik bırakmadık.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn470" name="_ftnref470">[1]</a> ve &#8220;BuKitab&#8217;ı sana, herşeyin bir açıklaması olarak indirdik,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn471" name="_ftnref471">[2]</a> buyurmaktadır.</p>
<p>Bu âyet-i kerîmeler, Kur&#8217;ân&#8217;ın, dine taalluk eden herşeyi ve dinî hükümlerin tamamını içerdiğini ifade ediyor. Kur&#8217;ân&#8217;ın, dini her yö­nüyle açıklayıp bütün tafsilatıyla ortaya koyduğunu belirtiyor. Bu durumda sünnet gibi başka bir şeyin, dinî hükümlere kaynaklık et­mesine ve onu açıklayıp tafsilâtım ortaya koymasına gerek kalma­mıştır. Bunun aksini savunmak, Kitab&#8217;ın din konusunda yetersiz kaldığını ve herşeyin bir açıklaması olmadığını söylemek olur. Böyle bir söz ise Allah Teâlâ&#8217;nın bizzat kendi haberine muhalefet etmesi demektir ki, bu da imkânsızdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cevap</strong></p>
<p>Herşeyden önce, birinci âyet-i kerîmede geçen el-Kitab ile kas-dedilen, Kur&#8217;ân&#8217;-ı Kerîm değil, &#8220;Leuh-i Mahfuz&#8221; dur. Çünkü herşeyi içeren, bütün mahlukâtı, büyüğü, küçüğü, geçmişi ve geleceği ile bü­tün ayrıntılarına varıncaya kadar içeren O&#8217;dur. Nitekim Allah Rasûlü (s.a.v): &#8220;Kıyamete kadar olacak bütün hususlarda kalem ku­rumuştur; yani herşey takdir edilmiştir,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn472" name="_ftnref472">[3]</a>  buyurmaktadır.</p>
<p>Âyet-i kerîmeleri, siyak ve sibaklarına göre anlamak gerekir. Dikkat edilecek olursa, ilk âyet-i kerîmenin Öncesinde Allah Teâlâ: &#8216;Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve iki kanadı ile uçan kuşlardan (ne varsa) hepsi sizin gibi bir ümmettir (onlar da sizin benzeriniz bir top­luluktur.)&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn473" name="_ftnref473">[4]</a>  buyurmuştur. Bu âyetin hemen peşinden gelen yukarı­daki âyete verilecek en uygun mânâ, yukarıda işaret ettiğimiz şekil­de, hayvanların da ömür, rızık, ölüm, saadet ve bedbahtlık gibi bü­tün hâlleri, tıpkı insanınki gibi Kitâbu&#8217;l-Mahfuz&#8217;da, en ince detayına kadar tesbit edildiğidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer bu âyette de Kitab&#8217;dan maksadın, ikinci âyet-i kerîmede ol­duğu gibi Kur&#8217;ân olduğunu kabullensek bile, her iki âyeti de genel mânâda zahirlerine hamletmek mümkün olamayacaktır. Çünkü bu, Kur&#8217;ân&#8217;ın, dine ve dünyaya ait her hükmün tafsilâtını ve izahını kap­sadığını, hiçbir şeyi eksik bırakmadığım söylemek olur. Aksi takdir­de Allah Teâlâ&#8217;nın, kendi haberine muhalefet etmiş olması icab eder. Kur&#8217;ân&#8217;ın, dünyevî meseleleri en ince detaylarına kadar zikretmediği açıktır. Aynı şekilde dinî hükümlerde de yalnızca Kur&#8217;ân&#8217;la yetinme­nin ne kadar güç bir iş olduğu ortadadır. O halde âyetlerin zahirle­rine değil, kasdedilen mânâsına uygun te&#8217;viline yönelmek gerekmek­tedir.</p>
<p>Alimlerimiz, bu âyetleri çeşitli şekillerde te&#8217;vil etmişlerdir. Bazı­ları: &#8220;Kitab (Kur&#8217;ân)&#8217;ın indirilmesindeki asıl gaye, Allah&#8217;ın bilinmesi, hükümlerinin insanlığa sunulması ve dinin izah edilmesi olduğu için o, yalnızca dine ait iş ve hükümleri açıklamış, bu konuda hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır,&#8221; demişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak burada söz konusu olan &#8220;beyân&#8221; iki kısımdır:</p>
<p>1- Nass Yoluyla Yapılan Beyân: Bu, Kitab&#8217;ın, itikad esasları, na­maz, zekât, oruç ve haccın farz; ahş-veriş ve nikâhın helâl; faiz ve fuhşiyatın haram olduğunu beyân etmesidir. Temiz ve pis olan yiye­ceklerin hükümleriyle ilgili beyânı da bu kısma girer.</p>
<p>2- Sâri Teâiâ&#8217;nın Kitabında, Kullan İçin Bağlayıcı Birer Delil ve Hüccet Kabul Ettiği Diğer Delillere Havale Etmek Suretiyle Yapılan Beyân.</p>
<p>Böyle olunca sünnet, icmâ, kıyas ve muteber olan diğer deliller­den herhangi birinin beyân ettiği her hüküm, Kur&#8217;ân tarafından beyân edilmiş sayılır. Çünkü bize o delilin meşruiyetini beyân edip, bizi ona yönelten ve kendisiyle amel etmeyi üzerimize vâcib kılan Kur&#8217;ân&#8217;dır. Eğer o, bizi bu delille irşâd etmemiş ve gereği ile amel et­meyi vâcib kılmamış olsaydı; ne biz bu hükmü elde edebilir ne de onunla amel edebilirdik. Bu takdirde Kur&#8217;ân, teşriin (yasamanın esa­sı) olup, şer&#8217;î hükümlerin tamamı ona dayanmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu konuda İmam Şafiî (204/819), şu açıklamalarda bulunmuş­tur: &#8220;Mü&#8217;minlerin başına gelebilecek her türlü hadiseye dair, o konu­da doğru yolu gösterecek bir delil, Kur&#8217;ân&#8217;da mutlaka mevcuttur.&#8221; Zi­ra Allah Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: &#8220;Bu Kur&#8217;ân, Rabb&#8217;lerinin izniy­le, insanları karanlıklardan aydınlığa, (yani) herşeye galib (ve), bütün övgülere lâyık olan Allah&#8217;ın yoluna çıkarman için sana indirdiği­miz bir kitaptır.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn474" name="_ftnref474">[5]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Sana da kendilerine indirileni, insanlara açıklayasın diye zikri indirdik. Beki düşünüp ibret alırlar.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn475" name="_ftnref475">[6]</a></p>
<p>&#8220;Sana bu Kitab&#8217;ı, herşeyin bir açıklaması, bir hidâyet (rehberi) ve bir rahmet (vesilesi), müminler için de bir müjde (habercisi) ola­rak indirdik.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn476" name="_ftnref476">[7]</a></p>
<p>&#8220;Aynı şekilde sana da emrimizden (tarafımızdan) bir ruh (manevî hayat kaynağı) vahyettik. Sen (daha Önce) kitab nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat biz, onu, kullarımızdan dilediklerimizi, kendisiyle hidâyete kavuşturduğumuz bir nur kıldık. (Rasûlüm) şüp­hesiz sen doğru yola iletensin.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn477" name="_ftnref477">[8]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burada beyân, usûl ve fürû ile ilgili herşeyi kapsayan bir keli­medir. Bütün bunlar için şunu söyleyebiliriz: Onlar, Kur&#8217;ân&#8217;ın kendi dillerinde indiği muhatapları için bir beyândır. Bu mânâların bir kıs­mı, açıklama yönünden diğerinden kuvvetli olabilir. Fakat her halükârda dili, konuşanlar için anlaşılmaları yönünden seviyeleri birbirine yakındır. Arap lisanını bilmeyenlerin yanında ise bu mânâlar birbirinden farklılık arzeder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda verdiği hükümlere baktığımızda, kulların ubudiyette bulunmaları için yapılan beyanlar birkaç türlüdür:</p>
<p>1- Bunlardan bir kısmını Allah Teâlâ, Kur&#8217;ân&#8217;da bizzat kendisi açıklamıştır. Namaz, zekât, hac ve oruç gibi kulların yapması gere­ken farzların tamamı, açık ve gizli fuhşiyatla zina, içki, domuz eti, kan ve leşin yenilmesinin haram kılınması, abdestin farzları ve bun­lardan başka nasla bildirilen diğer hususları bu kısma girer.</p>
<p>2- Farziyeti, Katab&#8217;la hükme bağlanan, keyfiyetinin izahı (nasıl yapılacağı) ise Peygamber&#8217;e bırakılan hususlar. Namaz ve zekâtın miktarı, vakitleri ve Allah Teâlâ&#8217;nın Kitabı&#8217;nda farz kıldığı diğer hu­suslar buna örnektir.</p>
<p>3- Allah&#8217;ın, hakkında herhangi bir hüküm bildirmediği konular­da Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in sünnetiyle hükme bağlanan hususlar. Cenâb-ı Hakk, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de, Rasûlü&#8217;ne itaati ve hükmüne mü­racaat edip teslim olmayı farz kılmıştır. Rasûlullah (s.a.v)&#8217;m verdiği hükümleri kabul eden, Allah&#8217;ın bunu farz kılmasından dolayı kabul etmektedir.</p>
<p>4- Allah Teâlâ&#8217;nın, hakkında içtihadı farz kıldığı hususlar. Cenâb-ı Hakk, bizzat farz kıldığı konularda, kullarını imtihan ettiği gibi böyle durumlarda, onların içtihad hakkındaki tutumlarını da He-nemektedir. Nitekim, âyetlerinde şöyle buyurmuştur: &#8216;Yemin olsun ki, içinizden cihad edenlerle, sabredenleri belirleyinceye ve haberleri­nizi açıklayıncaya kadar, sizi imtihan edeceğiz.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn478" name="_ftnref478">[9]</a></p>
<p>&#8220;Allah, içinizdekileri yoklamak ve kalblerinizdekini temizlemek için (böyle yaptı.)&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn479" name="_ftnref479">[10]</a></p>
<p>&#8220;Umulur ki, Rabbiniz; düşmanlarınızı helak eder ve onların ye­rine sizi yeryüzüne hâkim kılarak nasıl hareket edeceğinize bakar.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn480" name="_ftnref480">[11]</a></p>
<p>İmam Şafiî, daha sonra sözlerine şöyle devam eder:<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn481" name="_ftnref481">[12]</a>  &#8220;Bir di­ğer beyân çeşidi de Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın, Kitab&#8217;da zikredilmeyen ko­nularda sünnetiyle hüküm ortaya koymasıdır.&#8221; Bizim bu kitapta be­lirttiğimiz gibi Allah Teâlâ, kullarına Kitab ve hikmeti öğretmesini bir nimet olarak zikretmiştir. Bu, bize, hikmetten maksadın sünnet-i seniyye olduğunu göstermektedir. Allah Teâlâ&#8217;nın, Rasûlü&#8217;ne itaati farz kılması ve O&#8217;nun dindeki konumuna dair zikrettiklerimiz de bu anlayışı desteklemektedir. Kur&#8217;ân&#8217;da bizzat zikredilerek farz kılınan­ların beyânı ise şu şekillerde olur:</p>
<p>1- Kitab&#8217;ın son derece açık ve anlaşılır bir şekilde beyân ettikle­ri: Bu durumda, Kur&#8217;ân&#8217;ın yanında başka bir şeye ihtiyaç duyulmaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2- Gayet açık bir şekilde farz kılınanlar: Allah Teâlâ, Rasûlü&#8217;ne itaati bu şekilde farz kılmıştır. Böylece, O da Allah&#8217;ın emri ile bu far-ziyyetin nasıl ve kimlere farz olduğunu, ne zaman farziyetinin icab edip hangi durumlarda ortadan kalkabileceğini beyân etmiştir.</p>
<p>3- Kur&#8217;ân&#8217;da, hakkında hiçbir nass bulunmayıp Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in sünneti vasıtasıyla beyân edilenler: Sünnette anlatılan ve Kitabı&#8217;ndaki farzların tamamını kabul eden bir kimse, O&#8217;nun kulları­na, Rasûlü&#8217;ne itaat etmelerini ve hükmüne boyun eğip teslim olmala­rını farz kılışından dolayı, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın sünnetini de kabul eder. Şu halde, kim, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;m hükmünü kabullenirse, as­lında Allah&#8217;ın hükmünü kabullenmiş demektir. Çünkü Allah Teâlâ, O&#8217;na itaati farz kılmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her ne kadar Allah ve Rasûlü&#8217;nün bir şeyi farz kılması, helâl ve haramı beyân etmesi, hadleri belirleme ve belirtmesi değişik üslûblarda olsa ve ikisinin hükümlerini kabulün sebepleri farklı gibi gözükse de Kur&#8217;ân&#8217;daki hükümlerle, sünnetteki hükümleri kabul et­mek, aslında her ikisini birden Allah&#8217;tan kabullenmek anlamına ge­lir. Çünkü her ikisinin kaynağı da vahiydir ve O&#8217;nun katından gel­mektedir. Şüphesiz Allah Teâlâ, dilediği gibi hüküm ve tasarrufta bulunur. &#8220;Allah yaptığından sorumlu olmaz; fakat onlar, her yaptık­larından sorulur ve sorumludur.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn482" name="_ftnref482">[13]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son kısımdaki açıklamadan, Dr. Tevfik Sıdkî&#8217;nin: &#8220;İslâm Yal­nızca Kur&#8217;ân&#8217;dan İbarettir&#8221; adlî makalesindeki: &#8220;Niçin dinin bir kıs­mı Kur&#8217;ân, diğer bir kısmı hadis olsun ki? Bunun hikmeti ne olabi­lir?&#8221; şeklindeki sorularına cevap ortaya çıkmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nakledildiğine göre İmam Şafiî (r.h), bir gün Mescid-i Ha-ram&#8217;da otururken: &#8220;Bana, ne sorarsanız sorun, cevabını Allah&#8217;ın Ki-tabı&#8217;ndan verebilirim,&#8221; demiştir. Bunun üzerine birisi, ihramlı iken eşek arısını öldürmenin hükmünü sormuş. îmanı, bir şey gerekmeye­ceğini söylemiş, soru sahibi: &#8220;Peki bu, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nın neresinde?&#8217; deyince, İmam: &#8220;Allah Teâlâ: &#8216;Rasûl size neyi verirse onu alın,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn483" name="_ftnref483">[14]</a>buyuruyor,&#8221; karşılığım vermiş ve senediyle birlikte şu hadisi zikret­miştir: &#8220;Benim sünnetime ve benden sonraki Râşid halifelerin sünne­tine (uygulamasına) yapışınız.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn484" name="_ftnref484">[15]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha sonra da Hz. Ömer, Peygamber (s.a.v)&#8217;in &#8220;İhramlı birisi, eşek arısı Öldürebilir,&#8221; hükmünü söylemiştir. Böylece üç delille, Al­lah&#8217;ın Kitabı&#8217;ndan hüküm çıkararak kendisine sorulan sorunun ceva­bını vermiştir. Benzeri bir rivayet de döğme yaptıranlar hakkında, İbn Mesud&#8217;dan (r.a) rivayet edilmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn485" name="_ftnref485">[16]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hatırlanacağı üzere zina eden işçi ile ilgili hadiste, işçinin baba­sı Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;e: &#8220;Bize Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;yla hükmet,&#8221; demiş, Rasûlullah (s.a.v) da: &#8220;Aranızda Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;yla hüküm verece-ğim, &#8220;diyerek işçiye bir yıl sürgün ve sopa cezası, kadına da suçunu itiraf ettiği takdirde recm cezası hükmünü vermiştir. Buradan hare­ketle el-Vâhidî: &#8220;Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nda ne recm ve ne de sürgün cezası zikredilmemektedir. Öyleyse bu, Rasûlullah&#8217;ın verdiği bütün hükümlerin, aynen Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;ndaki hükümler gibi olduğunu göster-mektedir,&#8221; demiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn486" name="_ftnref486">[17]</a></p>
<p>2- Yukarıda geçen âyet-i kerîmelerin bir diğer te&#8217;vili ise  şöyle­dir: Kur&#8217;ân, bir bütün olarak dine taalluk eden hiçbir şeyi eksik bı­rakmamış, teferruata inmeden, şeriatın temel prensiplerini beyân et­miştir. İbâdet ve muamelâta dair hususların, araştırılıp tesbit edil­mesi esnasında müçtehidlerin istinbatta bulunabilmeleri için bunun yeterli olmadığı malumdur. Bu yüzden, mutlaka mücmeli (kapalı hü­kümleri) tafsil edip açıklayan bir kaynağa müracaat etmeleri gerek­mektedir. Bu kaynak da hiç şüphesiz sünnettir. Sünnetin teşrî&#8217;de (hüküm koymada) müstakil oluşundan bahsederken, bu konu üzerin­de durulacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû Süleyman el-Hattâbî (388/998), Meâlimü&#8217;s-Sünen adlı eserinde demiştir ki: &#8220;İbnu&#8217;l-Arabî&#8217;den Sünen-i Ebî Dâvudu dinler­ken, eliyle önündeki nüshaya işaret ederek şöyle dedi: &#8220;Eğer bir kim­senin yanında, Allah&#8217;ın Kitabı ve bir de şu kitab (Ebû Davud&#8217;un Sü-nen&#8217;i) bulunsa; ilim konusunda, başka bir şeye ihtiyaç duymazdı.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn487" name="_ftnref487">[18]</a></p>
<p>İbnu&#8217;l-Arabî, sözünde hiç şüphesiz haklıdır. Çünkü Allah Teâlâ, Kitabı&#8217;nı herşeyi açıklamak üzere göndermiş ve: &#8220;Biz Kitab&#8217;da hiçbir şey eksik bırakmadık,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn488" name="_ftnref488">[19]</a>buyurmuştur. Bununla Allah Teâlâ, dinin kapsamına giren her konuyu, Kur&#8217;ân&#8217;ın içermekte olduğunu haber vermiştir. Şu kadar var ki beyân (açıklama), iki şekilde olur:</p>
<p>a- Beyân-ı celî (açık beyân): Bizzat nass zikredilerek yapılan beyândır.</p>
<p>b- Beyân-ı hâfî (gizli beyân): Kur&#8217;ân lafızlarının zımnen ifade et­tiği mânâlar bu kısma girer. Bu tür beyânın geniş izahı, Hz. Pey­gamber (s.a.vye bırakılmıştır. Allah Teâlâ&#8217;nın: &#8220;İnsanlara indirileni, kendilerine açıklayasın diye, sana da Kitab&#8217;ı indirdik,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn489" name="_ftnref489">[20]</a>  âyetinin ifade ettiği mânâ da budur. Kim, Kitab ve sünneti, beraberce ele ahr ve hükümlerine uyarsa, her iki beyân şekline (açık ve gizli kısmına) tam olarak vâkıf olmuş olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3- Müfessir Âlûsî (1270/18353), yukarıdaki âyetlerin bir başka şekilde te&#8217;vili konusunda, bazı âlimlerin şu görüşünü nakleder: &#8220;İş­ler, dinî ve dünyevî olmak üzere iki kısımdır. Dünyevî olanları ile Peygamber&#8217;in bir ilgisi yoktur. Çünkü O, aslen onlar için gönderilmemistir. Dinî olanlar ise ya aslîdir veya fer&#8217;tdir. Aslî konuların yanın­da fer&#8217;î meselelerin pek ehemmiyeti yoktur. Zira herşeyden önce, pey­gamberlerin gönderilmesindeki yegâne hikmet, tevhid ve benzeri hu­suslardır. Hem kulların yaratılmasından asıl maksat, Allah Teâlâ&#8217;nın tanınmasıdır. Nitekim âyet-i kerîm.ede: &#8216;Ben, insanları ve cinleri, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn490" name="_ftnref490">[21]</a>  buyrulmakta-dır. Müfessirlerin çoğu buradaki &#8216;kulluk&#8217; kelimesini &#8216;marifet&#8217; (Al­lah&#8217;ın bilinmesi, tanınması) olarak yorumlamışlardır. Ayrıca tasav­vuf ehlinin sahih kabul ettiği meşhur bir kudsî hadiste de: &#8216;Ben gizli hazine idim, tanınmayı arzuladım; bu maksatla mahlûkatı yarat­tım,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn491" name="_ftnref491">[22]</a>  şeklinde haber verilmektedir. Kur&#8217;ân-ı azîmüşşân, dinin aslî meselelerini en güzel ve en kâmil mânâda açıklamayı tekeffül etmiş­tir. Ayette geçen &#8216;her şeyden&#8217; maksat da bu olsa gerektir. &#8220;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn492" name="_ftnref492">[23]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>2. Şüphe</h2>
<p>Sünneti inkâr edenlerin, bir diğer iddiaları da şudur: Allah Teâlâ: &#8220;Kur&#8217;ân&#8217;ı biz indirdik. Onu muhafaza edecek olan da biziz,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn493" name="_ftnref493">[24]</a> buyuruyor. Bundan, Cenâb-ı Hakk&#8217;m sünnetin değil, sadece Kur&#8217;ân&#8217;ın muhafazasını üstlendiği ve bunun garantisini verdiği anla­şılıyor. Eğer sünnet de Kur&#8217;ân gibi hüccet ve delil olmuş olsaydı, Al­lah Teâlâ, onun da korunmasını kendi üzerine alırdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cevap</strong></p>
<p>Allah Teâlâ, Kitabı&#8217;yla, sünnetiyle, bütün şeriatı muhafaza et­meyi tekeffül edip garantisi altına almıştır. Şu âyet, buna delâlet et­mektedir: &#8220;(Kâfir ve münafıklar), ağızlarıyla Allah&#8217;ın nurunu sön­dürmek istiyorlar. Allah ise kâfirler istemese de nurunu tamamlama­yı murâd etmektedir.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn494" name="_ftnref494">[25]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah&#8217;ın nurundan maksat, O&#8217;nun şeriatı, kulları için seçip onla­rı kendisiyle mükellef tuttuğu dindir. Bu din, insanların maslahatla­rını içermektedir. Allah onu, gerek Kur&#8217;ân ve gerekse Kur&#8217;ân dışında gönderdiği vahiyle, Rasûlü&#8217;ne inzal etmiştir. Tâ ki insanlar, onunla amel ederek dünya ve âhirette saadet ve hayırlarına olan şeye ulaşa­bilsinler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;nın: &#8220;Zikri (Kur&#8217;ân&#8217;ı) biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz&#8221; âyetine gelince, âyetin metnindeki &#8220;lehû&#8221; zamiri hak­kında, âlimler iki görüş ileri sürmüşlerdir:</p>
<p>1- Bu zamir, Hz. Muhammed (s.a.v)&#8217;e işaret etmektedir. Eğer böyle anlaşılacak olursa, muhaliflerin âyet-i kerîmeden kendilerine delil getirmeleri sahih değildir. (Çünkü bu durumda korunması üst­lenilen Kur&#8217;ân değil, Peygamber olmuş olur.)</p>
<p>2- Bu zamir, daha önce geçen &#8220;ez-Zikr&#8221; kelimesine işaret etmek­tedir. Eğer &#8220;ez-Zikri&#8221; de Kitab ve sünnet ile beraber şeriatın tamamı olarak yorumlarsak, yine onunla delil getirmeleri mümkün olmaya­caktır. Şayet &#8220;ez-Zikri&#8221;yi Kur&#8217;ân olarak tefsir etmek durumunda ka­lırsak, o zaman âyette, Kur&#8217;ân&#8217;ın dışındakileri devre dışı bırakan ha­kiki  bir  tahsisin  varlığını  söyleyemeyiz.  Çünkü Allah Teâlâ, Kur&#8217;ân&#8217;dan başka daha pek çok şeyi korumuştur. Örneğin Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ı düşmanların öldürmesinden ve hilesinden, kıyamete kadar arş, yer ve gökleri dağılıp parçalanmaktan korumuştur. Şayet, bura­daki tahsis izafi olup, sadece özellikle (Kur&#8217;ân) içinse, bu durumda ona işaret eden bir karine ve delil olması gerekir. Halbuki, bunun için sünnet olsun, başka bir şey olsun, gösterecek herhangi bir delil yoktur. Ayetin metninde &#8220;lehû&#8221; câr ve mecrûrunun Öne alınması, hasr için olmayıp âyet başlarındaki münâsebet ve uyumu korumak içindir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir de şu var: Şayet âyet-i kerîmede tahsis, sırf Kur&#8217;ân&#8217;a yapıl­mıştır desek bile, sünnet, hükmün dışında kalmaz. Çünkü Kur&#8217;ân&#8217;ın muhafazası, sünnetin korunmasına bağlıdır ve durum bunu gerektir­mektedir. Çünkü sünnet, Kur&#8217;ân&#8217;ın en sağlam kalesi ve kalkanı, en güvenilir muhafızı ve en güzel sarihidir. O, Kur&#8217;ân&#8217;ın mücmelini taf­sil, müşkilini tefsir, müphemini tavzih, mutlakını takyid ve has ifa­delerini genelleştirir. Aynı zamanda onu, nevalarına uyan ve abesle meşgul olanların kendi keyf ve gayelerine göre yorumlamalarından, fitnenin elebaşlanyla şeytanların ilkâ ve ifsadlarından korur. Dolayı­sıyla Sünnetin muhafaza,edilmesi, Kur&#8217;ân&#8217;ın korunma sebeplerinden birisidir ve onun korunması, Kur&#8217;ân&#8217;ın muhafazası demektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şüphesiz Allah Teâlâ, Kur&#8217;ân&#8217;ı muhafaza ettiği gibi sünneti de muhafaza etmiştir. Bunun bir sonuca olarak da her ne kadar ümme­tin her ferdi aynı şekilde sünnetin tamamını öğrenememiş olsa da İslâm ümmetinin bütününe, sünnetin hiçbir kısmı gizli kalmamıştır.</p>
<p>İmam Şafiî (r.h), Arap dilinden söz ederken şu görüşlere yer vermiştir: &#8220;&#8230;Arap dili, lisanlar arasında en fazla lafız ve en geniş mânâları içeren bir dildir. Hz. Peygamber (s.a.v) dışında, bu dilin bütününü ihata eden birisini bilmiyoruz. Ancak dilin hiçbir şeyi, onu konuşanların tamamına gizli kalmamıştır. Binâenaleyh, dili bilen kimse yoktur denilemez. Yani bir dili konuşanların, o dil hakkındaki tek tek bildikleri bir araya getirilince, dilin tamamı ortaya çıkar&#8230;&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Arapların lisan bilgisi, fakihlerin sünnet bilgisi gibidir. Sünne­ti her yönüyle bilen kimse olduğunu bilmiyoruz. Fakat sünnet âlimlerinin hepsi bir araya getirilince, sünnet ilminin tamamı elde edilmiş olur. Her birinin bilgisi ayrılınca bazısı, bir kısmından yok­sun kalır. Ama onda gizli kalan, başka birisinin yanında mutlaka mevcuttur.&#8221;</p>
<p>&#8220;&#8230;Sünneti bilenler de derece derecedir; bir kısmı, sünnetin çoğu­nu, bazısı da bir kısmını bilmektedir. Sünnetlerin çoğunu bilen biri­sinin, bilmediğini, ille de kendi seviyesinin üstündekilerden öğrenme­si gerekmez. Pekâlâ, kendi seviyesinde olanlardan da öğrenebilir. Ne­ticede sünneti tamamıyla öğrenmiş olur. Sünnetlerin tamamı husu­sunda bütün âlimler, tek bir fert gibidir. Ama her biri, belledikleri sünnet oranında derece derecedirler.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn495" name="_ftnref495">[26]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Teâlâ, her asırda, Kitabı&#8217;nı bir önceki nesilden diğerine nakledecek çok sayıda güvenilir hafızlar yarattığı gibi aynı şekilde, sünnet için de bir o kadar, belki de daha fazla, itimada şayan insan­lar yaratmıştır. Bu insanlar, ömürlerini sünneti araştırmaya vakfet­mişler, kendileri gibi adil ve güvenilir kimseler vasıtasıyla hadisleri, Rasûhıllah (s.a.v)&#8217;tan nakledegelmişlerdir. Sonunda sahih olanı, sa­hih olmayandan ayırarak her türlü şaibe ve şüpheden temiz bir şe­kilde bize kadar ulaştırmışlardır. Gözü ve gönlü açık olana bu ger­çek, sabah aydınlığı gibi aşikârdır.</p>
<p>Allah Teâlâ, Kur&#8217;ân&#8217;ı koruduğu gibi sünneti de korumuştur; onu, Kitabı&#8217;nın koruyucusu, bekçisi ve açıklayıcısı yapmıştır. Böylece sünnet, münafıkların şüphelerine, hilekârlarm tereddütlerine karşı keskin bir kılıç; her zaman, mülhidlerin boğazında bir düğüm, zın­dıkların gözünde bir diken olmuştur.</p>
<p>Hiç şüphesiz, İslâm düşmanlarının, sünnetin hüccet oluşunu ip­tal ve ona sarılanların kalbim ifsad etmekteki tek gayeleri, dini yık­maktır. Fakat kâfirler istemeseler de Allah, nurunu tamamlayacak­tır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>3. Şüphe</h2>
<p>Sünnetin hüccet oluşunu inkâr edenlerin bir diğer şüphesi ve id­diası şudur: &#8220;Sünnet hüccet olsaydı; Uz. Peygamber (s.a.v), yazılma­sını emreder, Sahabe ve Tabiîn de cem ve tedvin için gerekli girişim­lerde bulunurlardı. Çünkü sünnetin hüccet oluşu, ona, gereken ihti­mamın verilmesini, korunması için gereken titizliğin gösterilmesini ve bu uğurda gerekli çalışmaların yapılmasını gerektirir. Ancak böy­lece sünnet, tahrif ve tebdilden, unutularak kaybolup gitmekten ve ehliyetsiz kimselerin, onda hata etmelerinden korunmuş olur. Bu ise ancak gelecek nesillerin, sübûtu kat&#8217;î bir tarzda, onu elde etmelerini emir ve bu imkânı oluşturmakla mümkün olur. Malumdur ki, sübûtu zannî olanlarla ihticacta bulunmak (hüküm çıkarmak), doğ­ru değildir. Nitekim Allah Teâlâ: &#8216;Bilmediğin şeyin peşine düşme!”<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn496" name="_ftnref496">[27]</a> ve &#8216;Onlar ancak zanna tâbi oluyorlar,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn497" name="_ftnref497">[28]</a>buyurmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sünnetin sübûtunun kati olabilmesi de ancak Kur&#8217;ân için ya­pıldığı gibi yazıya geçirilip tedvin edilmesi ile mümkündür. Fakat böyle yapılmamıştır. Çünkü Rasûlullah (s.a.v), hadislerin yazılması­nı emretmediği gibi yazılmasını dahi yasaklayıp önceden yazılmış bulunanların da imha edilmesini emretmiştir. Sahabe ve Tabiîn de aynı tarzda hareket etmişler, iş bununla da kalmamış, içlerinden ba­zıları, hadis rivayetinden çekinmiş yahut çok az rivayette bulunmuş, başkalarını da çok hadis rivayet etmekten menetmişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha sonra sünnetin yazım ve tedvini olmuş; ancak bu, hadis­lerde hata, nisyan, tebdil ve tağyirin arız olmasına imkân verecek ka­dar uzun bir müddet geçtikten sonra gerçekleştirilmiştir. Bu durum, hadislerin bir kısmında şüphelere yol açıp kat&#8217;iyyetine gölge düşür­müş, onu itimada şayan ve hükme medar olmaktan uzaklaştır mış-tır&#8230;&#8221;</p>
<p>Sonuç olarak, Rasûlulah (s.a.v)&#8217;ın, Sahabe ve Tâbiîn&#8217;in davranış­ları, Şâriin (Allah&#8217;ın), sünnetin kat&#8217;î bir şekilde sübûtunu murâd et­mediğini göstermektedir. Aynı zamanda bu irade, Şâriin nazarında sünnetin muteber bir delil olmadığını ve hüccet olarak kullanılama­yacağını da ortaya koymaktadır. İddiamızı isbat ve seni bu konuda ikna edecek hadis ve haberleri sunuyoruz:</p>
<p>Ebû Said el-Hudrî, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in şöyle buyurduğu­nu haber vermiştir: &#8220;Benim sözlerimi yazmayınız! Kim, benden, Kur&#8217;ân dışında bir şey yazmışsa, onu derhal yok etsin. Benden, (ağız yoluyla) rivayette&#8217;bulunmanızda ise bir mahzur yoktur. Kim, bana yalan isnâd ederse, Cehennem&#8217;deki yerine hazırlansın.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn498" name="_ftnref498">[29]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine Ebû Said el-Hudrî (r.a) anlatıyor: &#8220;Biz, oturmuş Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan işittiklerimizi yazıyorduk. Bu arada Efendimiz (a.s) çıkageldi ve: &#8216;Ne yapıyorsunuz?&#8217; diye sordu. &#8216;Sizden işittiklerimi­zi yazıyorduk,&#8217; diye karşılık verdik. Bunun üzerine:</p>
<p>&#8216;Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nın yanında, başka bir kitap daha mı istiyorsu­nuz? Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nı herşeyden tecrid edin, ona bir şey karıştırma­yın,&#8217; buyurdu. Bizler de yazdıklarımızın hepsini bir araya toplayarak ateşle yaktık. Sonra da:</p>
<p>&#8216;Ey Allah&#8217;ın Rasûlü! Sizden hadis rivayet edebilir miyiz?&#8217; diye sorduk. Efendimiz (s.a.v) de:</p>
<p>&#8216;Evet, benden hadis rivayet ediniz, bunda herhangi bir sakınca yoktur. Ancak kim, benim adıma bilerek yalan söylerse, Cehennem&#8217;deki yerine hazırlansın,&#8217; buyurdu. Biz:</p>
<p>&#8216;Ya Rasûlallah! îsrailoğullarından rivayette bulunabilir miyiz?&#8217; diye sorunca, Allah Rasûlü (s.a.v):</p>
<p>&#8216;Evet, îsrailoğullarından da rivayette bulunmanızda bir sakınca yoktur. Çünkü sizin onlardan rivayette bulunduğunuz şeylerin, daha da acâibleri onlarda vardır,&#8217;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn499" name="_ftnref499">[30]</a>karşılığını verdi.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muttalib b. Abdullah Hantab şöyle demiştir: &#8220;Bir gün Zeyd b. Sabit (r.a), Hz. Muâviye&#8217;nin huzuruna girdi. Muâviye, ona bir hadis sordu. Zeyd, hadisi haber verince, birisinden onu yazmasını emretti. Bunun üzerine Zeyd (r.a): &#8216;Rasûlullah (s.a.v), bizlere, hadis­leri yazmamamızı emretmişti,&#8217; diye hatırlattı. Muâviye (r.a) de iste­ğinden vazgeçip yazıyı sildirdi. &#8220;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn500" name="_ftnref500">[31]</a></p>
<p>Kasım b. Muhammed, şöyle demiştir: Hz. Âişe (r.a), dedi ki: &#8220;Babam (Ebû Bekir), Rasûlullah (s.a.v)&#8217;ın beşyüz kadar hadisini bir araya getirmişti. Bir gece onu çok sıkıntılı bir halde gördüm; bu hâlinden ben de huzursuz oldum ve kendisine, bir rahatsızlığından dolayı mı yoksa kötü bir haber nedeniyle mi kederlendiğini sordum. Sabahleyin, yanımda bulunan hadisleri getirmemi istedi; ben de gö­türdüm. Ateş istedi ve onları yaktı. Sonra da: &#8216;İçlerinde, kendisine itimad ettiğim kimselerden rivayetler vardı. Onların bana rivayet ettiği şekilde olmayabileceğini düşündüm. Binâenaleyh, onları üstüme almaktan endişe ettim ve onlar senin yanındayken ölüp gitmekten korktum,&#8217; dedi.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hâkim aynı haberi, başka bir yolla şu ilâve lafızlarla rivayet et­miştir: &#8220;Burada benim kaydetmediğim bir hadis olabilir. O zaman insanlar: &#8216;Eğer Hz. Peygamber (s.a.v) bunu söylemiş olsaydı, Ebû Bekir&#8217;in bundan haberi olması gerekirdi/ derler. Bilemem, belki de ben, size naklettiğim rivayetleri harfi harfine işitmemiş olabilirim.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn501" name="_ftnref501">[32]</a></p>
<p>Haberi Ali el-Müttakî (975/1 (1587), Muntehâbu Kenzi&#8217;l-Um-mal adlı eserinde zikretmiştir. Zehebî (748/1347) de aynı haberi, Tezkîretu&#8217;l-Huffâz adlı eserinde Hâkim yoluyla zikretmiş ve sahih olmadığını söylemiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine ez-Zehebî, aynı eserinde şunu kaydeder: İbn Ebî Müley-</p>
<p>ke&#8217;den gelen bir rivayete göre Hz. Ebû Bekir (r.a), Rasûlullah (s.a.v)&#8217;m vefatının ardından insanları toplamış ve onlara şöyle demiş­tir: &#8220;Sizler, Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;den hadis rivayet ediyor ve onlarda da ihtilâfa düşüyorsunuz. Sizden sonrakilerin ihtilâfı ise daha fazla olacaktır. Bunun için Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan hiçbir şey rivayet etme­yin. Kim, sizden rivayette bulunmanızı isterse ona: &#8216;Aramızda Al­lah&#8217;ın Kitabı var, helâlini helâl, haramını da haram olarak kabul edin,&#8217;deyin.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn502" name="_ftnref502">[33]</a></p>
<p>Karaza b. Ka&#8217;b, şöyle demiştir: &#8220;Bizler, Irak&#8217;a gidiyorduk. Hz. Ömer de (r.a) bizimle birlikte &#8216;Sırâr&#8217; mevkiine kadar geldi. Azalarını ikişer kere yıkamak suretiyle bir abdest aldı. Sonra da:</p>
<p>&#8216;Sizinle niçin yürüdüğümü biliyor musunuz?&#8217; diye sordu.</p>
<p>&#8216;Evet, Allah Rasûlü&#8217;nün ashabı olduğumuz için bizimle yürü­dün,&#8217; dedik. Bunun üzerine o:</p>
<p>&#8216;Kuşkusuz siz, Kur&#8217;ân okurken (kıraatini tam beceremedikleri ve yeni Kur&#8217;ân öğrendikleri için) arı uğuldaşır gibi uğuldaşan bir beldeye gidiyorsunuz. Onları hadislerle, Kur&#8217;ân&#8217;dan alıkoyup meşgul et­meyin. Kur&#8217;ân&#8217;ı herşeyden tecrid edin (ona bir şey karıştırmayın), ha­dis rivayetini de azaltın. Haydi şimdi gidin, ben de (gönlümde) sizin­le beraberim/ dedi. Karaza, Kûfe&#8217;ye geldiği vakit, hadis rivayet et­mesini istemişler, o: &#8216;Ömer (r.a), bize bunu yasakladı,&#8217; karşılığını vermiştir,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn503" name="_ftnref503">[34]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ebû Hureyre&#8217;ye (r.a): &#8220;Sen, Ömer (r.a) zamanında da böyle rivayette bulunabiliyor muydun?&#8221; diye sormuşlar, o da: &#8220;Eğer ben, Ömer (r.a) devrinde, şimdiki gibi hadis rivayetinde bulunsaydım, hiç şüphesiz beni sopalardı,&#8221;demiştir.</p>
<p>Şu&#8217;be, Sa&#8217;d b. İbrahim&#8217;den, o da babasından naklettiklerine göre Hz. Ömer (r.a), hadis rivayetinde çok ileri gittikleri için İbn Mesud, Ebu&#8217;d-Derdâ ve Ebû Mesud el-Ensârî&#8217;yi hapsetmiş ve kendilerine: &#8220;Siz, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan fazlaca hadis rivayet edip duruyorsunuz,&#8221; demiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn504" name="_ftnref504">[35]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Urve b. Zübeyr, şöyle demiştir:  &#8220;Ömer b. el-Hattab (r.a),</p>
<p>sünnetlerin yazılmasını istedi ve bu konuda ashâb ile istişare etti. Onlar da yazılması yönünde görüş bildirdiler. Hz. Ömer (r.a), bir ay süreyle, Allah Teâlâ&#8217;ya istiharede bulunduktan sonra Allah, onun kalbinin belli bir yönde itminan bulmasına yardım etti ve bir sabah, ashabın yanına çıkarak:</p>
<p>&#8216;Ben, sünnetlerin yazılmasını istiyordum. Fakat sizden Önceki milletleri hatırladım. Onlar, birtakım kitaplar yazıp onun başına üşüşerek Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nı terk etmişlerdi. Allah&#8217;a yemin olsun ki ben, O&#8217;nun Kitabı&#8217;na hiçbir şeyi karıştırmak istemem,&#8217; dedi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn505" name="_ftnref505">[36]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Vehb, İmam Mâlik&#8217;in şöyle dediğini haber vermiştir: &#8220;Hz. Ömer (r.a), hadisleri yazmak istemiş veya yazdırmıştı. Daha sonra: &#8216;Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;yla birlikte başka bir kitab olamaz,&#8217; dedi.&#8221;</p>
<p>İmam Mâlik (r.h), İbn Şihab&#8217;ın, yalnızca kavminin nesebini içeren bir kitaba sahip olduğunu, zira o zamanki hadisçilerin yazma âdetlerinin bulunmadığını, âlimlerin yalnızca ezberlediklerini, içle­rinden bazıları yazmışsa, bunu ancak ezberlemek için yaptığını, ez­berleyince onu imha ettiklerini söylemiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn506" name="_ftnref506">[37]</a></p>
<p>Yahya b. Ca&#8217;de nakleder: &#8220;Hz. Ömer (r.a), bir ara sünnetin yazılmasını arzu etti. Ama daha sonra kendisinde, yazılmaması yö­nünde bir kanaat oluştu. Şehir merkezlerindeki valilerine bir tamim göndererek yanında yazılı hadis bulunanların, onu imha etmesini is­tedi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn507" name="_ftnref507">[38]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Câbir b. Abdullah b. Yesar anlatıyor: &#8220;Hz. Ali (k.v), bir hut­besinde: Yanında, yazılı hadis sahifesi bulunan herkesin, onu imha etmesini istiyorum. Zira önceki milletler, âlimlerinin kitaplarına tâbi olup, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;nı terk ettikleri için helak olmuşlardır,&#8217;dedi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn508" name="_ftnref508">[39]</a></p>
<p>Ebû Nadra, şöyle anlatır: &#8220;Ebû Said el-Hudrî&#8217;ye:</p>
<p>&#8216;Senden işittiğimiz hadisleri yazabilir miyiz?&#8217; dedik.</p>
<p>&#8216;Hayır! Yoksa siz, onları mushaflar hâline getirmek mi istiyor­sunuz? Hz. Peygamber (s.a.v) bize konuşur, biz de ezberlerdik. Biz nasıl ezberlediysek, sizler de öyle ezberleyin,&#8217; dedi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn509" name="_ftnref509">[40]</a></p>
<p>Yine Ebû Nadra şöyle demiştir: &#8220;Ebû Said el-Hudrî&#8217;ye (r.a): &#8216;Sen, bize Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;den güzel hadisler rivayet ediyorsun. Biz ise onlara birtakım ilâvelerde bulunmaktan veya bazı şeyler çı­karmaktan korkuyoruz/dedim. O da: &#8216;Siz, hadisleri Kur&#8217;ân mı yap­mak istiyorsunuz? Hayır, hayır. Biz, Rasûlullah (s.a.v)&#8217;dan nasıl al­mışsak, siz de bizden öylece alın,&#8217;dedi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn510" name="_ftnref510">[41]</a></p>
<p>Ebû Kesir, Ebû Hureyre (r.a)&#8217;nin: &#8220;Biz, hadisleri ne yazar ne de yazdırırdık,&#8221; dediğini haber vermiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn511" name="_ftnref511">[42]</a></p>
<p>İbn Abbas (r.h)&#8217;dan da: &#8220;Biz, hadisleri ne yazar ve ne de yazdı­rırız,&#8221; dendiği rivayet edilmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn512" name="_ftnref512">[43]</a></p>
<p>Yine İbn Abbas&#8217;m (r.h), hadisleri yazmaktan nehyettiği ve: &#8220;Sizden evvelki milletler, yalnızca, bu tür kitaplarla ilgilenmişler ve sapıtmışlar dır,&#8221; dediği rivayet edilmiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn513" name="_ftnref513">[44]</a></p>
<p>Ebû Bürde de babasından işittiği hadis ve haberlerle, pek çok kitap yazdığını, bir gün babasının, onları isteyerek su ile sildiğini söylemiştir.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn514" name="_ftnref514">[45]</a></p>
<p>Şa&#8217;bî anlatıyor: &#8220;Mervan, Zeyd b. Sâbit&#8217;i (r.a) ve haberi olma­dan ondan hadis yazan bir topluluğu yanına çağırdı. Topluluk, du­rumu kendisine bildirdi. Zeyd (r.a), onlara: &#8216;Ne biliyorsunuz, belki de size bildirdiğim hadisler, haber verdiğim gibi olmayabilir; bunun için her duyduğunuzu yazmayın,&#8217; dedi.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn515" name="_ftnref515">[46]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aşağıda gelen rivayetler de Ibn Abdilberr&#8217;e aittir.</p>
<p>Süleyman b. el-Esed el-Muhâribî, İbn Mesud&#8217;un, hadislerin yazılmasından hoşlanmadığını haber vermiştir.</p>
<p>Esved b. Hilâl de şöyle demiştir: &#8220;Abdullah b. Mesud (r.a), içerisinde hadis yazılı olan bir sahife getirdi. Su isteyerek, onu yıkadı ve üzerindeki yazıları sildi. Sonra da yakılmasını emretti. Arkasın­dan: Allah aşkına! Yanında yazılı sahife olan birini bilen varsa, onu bana söylesin; eğer o sahifenin, tâ Hind diyarında olduğunu bilsem kalkar, oraya giderim. Çünkü sizden önceki Kitab ehli, Allah&#8217;ın Kita-bı&#8217;nı terk ve ihmal ettikleri ve sanki onu hiç bilmiyormuş gibi dav­randıkları için helak oldular/ dedi.&#8221;</p>
<p>Abdurrahman b. Esved, babasının şöyle dediğini haber ver­miştir: &#8220;Alkame ile birlikte bir sahife buduk ve doğru Ibn Mesud&#8217;a (r.a) gittik. Vakit de öğle sıraları idi. Belki dinleniyordur diye, kapı­sında oturduk.&#8221; Bir ara cariyesine:</p>
<p>&#8220;Bak bakalım, kapıdakiler kim?&#8221; dedi. Câriye de:</p>
<p>&#8220;Alkame ile Esved&#8221; diye karşılık verdi.</p>
<p>&#8220;İzin ver de içeriye girsinler,&#8221; dedi. İçeriye girdik. Bize:</p>
<p>&#8220;Çok beklemişe benziyorsunuz,&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Evet,&#8221; dedik.</p>
<p>&#8220;Peki, neden izin istemediniz1?&#8221; deyince:</p>
<p>&#8220;Uykuda olduğunuzu düşünerek, rahatsız etmekten çekindik,&#8221; dedik. Bunun üzerine:</p>
<p>&#8220;Hakkımda böyle düşünmenizden hoşlanmam; zira bu vakit öy­le bir vakit ki biz, onu gece namazıyla kıyas ederdik (onun gibi fazi­letli görürdük.)&#8221; dedi. Bir müddet sonra, biz sahifeyi çıkararak:</p>
<p>&#8220;Şu sahifede güzel bir hadis var, bir bakar mısınız1?&#8221; dedik. He­men, cariyesinden bir tas su isteyerek onu eliyle silmeye başladı. Bir yandan da Allah Teâlâ&#8217;nın:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Biz, sana kıssaların en güzelini haber verdik,&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn516" name="_ftnref516">[47]</a>  âyetini oku­yordu. Biz:</p>
<p>&#8220;İçine bak, onda çok enteresan bir haber var!&#8221; dedik. O ise bir yandan siliyor, bir yandan da:</p>
<p>&#8220;Bu kalbler, birer kab gibidir. Onları Kur&#8217;ân&#8217;la meşgul edin; başka şeylerle oyalamayın,&#8221; diyordu.<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn517" name="_ftnref517">[48]</a></p>
<p>Ebû Bürde, şöyle demiştir: Ebû Mûsâ, bizlere hadis rivayet ediyordu. Onları yazmaya yeltendik. &#8220;Benden işittiklerinizi mi yaza­caksınız?&#8221; dedi. &#8220;Evet&#8221; karşılığını verdik. Bunun üzerine: &#8220;Getirin onları bana!&#8221; dedi ve su isteyerek onları sildi. Sonra da: &#8220;Biz nasıl ezberlediysek siz de öylece ezberleyin!&#8221; dedi.</p>
<p>Said b. Cübeyr, demiştir ki: &#8220;Kûfelilere birtakım meseleleri yazmıştım. Onlar hakkında, İbn Ömer ile görüşmek istiyordum. Ni­hayet onunla karşılaştım. Mektuptan haberi olup olmadığını sor­dum. Eğer yanımda yazılı bir kitabın bulunduğunu bilmiş olsaydı, aramızda iş biterdi.&#8221;</p>
<p>Başka bir rivayette ise Said (r.h), şöyle demiştir: &#8220;Biz, bazı ko­nularda ihtilâf eder, onları da yazardık. Sonra ben, onları İbn Ömer (r.a)&#8217;e götürür, ona belli etmeden yazdıklarımıza bakarak so­rardım. Şayet onların yazılı olduklarını farketse, aramızda iş biter, bizden uzaklaşırdı.&#8221;</p>
<p>Mesruk anlatıyor: Alkame&#8217;ye: &#8220;Bana, bazı fıkhı konuları yazar mısın?&#8221; dedim. Bana: &#8220;Yazmanın hoş karşılanmadığını bilmiyor musun?&#8221; dedi. &#8220;Evet, biliyorum; ben ancak yazıp ezberledikten sonra yakmayı düşünüyorum,&#8221; dedim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbn Sîrin anlatıyor: &#8220;Ubeyde&#8217;ye: &#8216;Senden işittiklerimi yazabilir miyim?&#8217; diye sordum. &#8216;Hayır,&#8217; dedi. &#8216;Peki, hadislerin yazılı olduğu bir kitap bulursam, onu size okuyabilir miyim?&#8217; dedim, yine: &#8216;Hayır,&#8217; de­di.&#8221;</p>
<p>İbrahim de şöyle demiştir: &#8220;Ubeyde&#8217;nin rivayetlerini yazıyor­dum. Bana: &#8216;Benden duyduklarınızı, kitap halinde toplayarak bir araya getirip ebedîleştirmeyin,&#8217; dedi.&#8221;</p>
<p>Ebû Yezid el-Murâdî de Ubeyde&#8217;nin, ölüm döşeğinde iken bütün yazdıklarını isteyip, imha ettiğini haber vermiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Numan b. Kays da şöyle demiştir: &#8220;Ubeyde, ölmeden önce yaz­dıklarını istedi ve onları imha etti. Kendisine, niçin böyle yaptığı so­rulunca: &#8216;Bir neslin gelip, onları maksatlarının dışında kullanmala­rından endişe ediyorum,&#8217; dedi.&#8221;</p>
<p>. Kasım b. Muhammed ve Said b. Abdulaziz&#8217;in de asla hadis yazmadıkları rivayet edilmiştir.</p>
<p>Şa&#8217;bî de: &#8220;Ne beyaz bir kağıda çizgi çizdim, ne de kendisinden hadis aldığım kimseden, bir hadisi, iki kere tekrarlattım,&#8221; demiştir. Başka bir rivayette ise: &#8220;Eğer, ehli olanlar ezberlememiş olsalardı, bir hayli hadisi unutmuş olacaktım,&#8221; ziyâdesi vardır.</p>
<p>İbrahim en-Nehâî&#8217;nin de hadislerin yazılmasını kerih gördüğü ve: &#8220;Hadisleri yazmayın, aksi takdirde gevşekliğe düşersiniz,&#8221; dediği rivayet edilmiştir.</p>
<p>İshak b. İsmail et-Tâle kani şöyle demiştir: &#8220;Cerir b. Abdül-hamid&#8217;e, Mansur b. el-Mu&#8217;temir&#8217;in, hadislerin yazılmasını kerih görüp görmediğini sordum: &#8216;Evet, Mansur, Muğire ve A&#8217;meş, hepsi de hadislerin yazılmasından hoşlanmazlardı,&#8217; dedi.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yahya b. Said ise şöyle demiştir: &#8220;Bir zamanlar, insanların yazım işini büyüttüklerini ve ondan sakındırdıklarını görmüştük. Şimdi ise herkes hadise yöneldi. Eğer biz, yazacak olsaydık, (babam) Said&#8217;in ilminden ve rivayetlerinden çok şeyler yazardık.&#8221;</p>
<p>el-Evzâî de şöyle demiştir: &#8220;Bir zamanlar bu ilim, çok kıymetli ve değerli bir şeydi. O vakitler insanlar, birbirleri ile karşılaşmaları ve müzâkereleri esnasında, sözlü olarak hep ilim aktarırlardı. Ne za­man ki kitaplara geçti; o vakit, hem ilmin nuru kayboldu, hem de eh­li olmayanların eline düştü&#8230;&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn518" name="_ftnref518">[49]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbnu&#8217;s-Salah (643/1245), Ulûmu&#8217;l-Hadis adlı eserinde, el-Evzâî&#8217;nin bu sözünü muhtasar olarak şu lafızlarla nakletmiştir: &#8220;Bu ilim, insanlar onu birbirlerinden ağız yoluyla nakil ve tahsil ederler­ken çok değerliydi. Ne zaman kitaplara geçti; o vakit, ehli olmayan­lar ona karıştı ve karıştırdı.&#8221;<a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftn519" name="_ftnref519">[50]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cevap</strong></p>
<p>Yukarıda yaptığımız nakiller, sünnetin hüccet oluşunu inkâr edenlerin dayandığı delillerdir. Onlar, bunlara dayanarak sünnetin Kur&#8217;ân gibi yazılmadığını, yazılmasının mene dil diğini, bunun için sünnetin kesin bir hüccet olmadığını ileri sürmüşlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu şüphe, birçok meseleyi içine almaktadır. Bunları ileri süren­ler, hak yoldan çıkmış, doğru yoldan sapmış kimselerdir. Bu itibarla, bize de onları tek tek ele alarak açıklamak, her birindeki hata ve yanlış düşünceleri ortaya koymak düşmektedir. Böylece ortaya atılan bu tür şüphelerin aslı ortaya çıkmış, bâtıl oldukları anlaşılmış ve okuyucularımız onların yanlış olduğuna iyice kanaat getirmiş olacak­lardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1] En’am, 38.</p>
<p>[2] Nahl, 89.</p>
<p>[3] Tirmizî, Kıyâme, 59; Ahmed,Müsned, I, 293.</p>
<p>[4] En’am, 38.</p>
<p>[5] ibrahim, 1.</p>
<p>[6] Nahl, 44.</p>
<p>[7] Nahl, 89.</p>
<p>[8] Nahl, 52.</p>
<p>[9] Muhammed, 31.</p>
<p>[10] Âl-i İmran, 154.</p>
<p>[11] A’raf, 129.</p>
<p>[12] Şafii, Risale, 32.</p>
<p>[13] Enbiya, 23T</p>
<p>[14] Haşir, 7.</p>
<p>[15] Ebû Dâvud, Sünnet, 5; İbn Mâce, Mukaddime, 6.</p>
<p>[16] Buhârî, Tefsir, 59; Müslim, libas, 120; Ebû Dâvud, Tereccul, 5; Tirmizî, Edeb, 330; Nesâî, Zinet, 24.</p>
<p>[17] Bkz. Fahruddîn er-Râzî, Mefâtiku’l-Gay, IV, 40-41.</p>
<p>[18] Hattâbî, Meâlimü’s-Sünen, I, 8.</p>
<p>[19] En’am, 38.</p>
<p>[20] Nahl, 44.</p>
<p>[21] Zâriyât, 56.</p>
<p>[22] Bkz. İbn Arrâk, Tenzikü’ş-Şeria, I, 148; Aclûnî,Keşfu’l-Hafâ, II, 173, had. no:2016.</p>
<p>[23] Âlûsî,Rûhu’l-Meânî,XIV, 197</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref493" name="_ftn493">[24]</a> Hicr, 9.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref494" name="_ftn494">[25]</a> Tevbe, 32.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref495" name="_ftn495">[26]</a> Şâfıî, er-Risâle, 42-43.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref496" name="_ftn496">[27]</a> İsrâ, 36.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref497" name="_ftn497">[28]</a> En&#8217;am, 116.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref498" name="_ftn498">[29]</a> Müslim, Zühd, 72; Dârimî Mukaddime, 42; Ahmed, Müsned, III, 12, 21, 39.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref499" name="_ftn499">[30]</a> Buhârî, Enbiya, 50; Müslim, Zühd, 72; Tirmizî, Fiten, 70; İlim, 8,13; Ahmed, Müsned, III,39, 46, 47, 83.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref500" name="_ftn500">[31]</a> Ebû Dâvud, İlim, 3; Müsned, V, 182; İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni&#8217;l-İlm, I, 63.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref501" name="_ftn501">[32]</a> İbn Kesir, rivayetin bu şekliyle garib olduğunu söylemiştir. Zira, her iki senette de Ali b. Salih isimli bir râvi vardır ki, ma&#8217;ruf olmayan birisidir. Rasûlullah (s.a.v)&#8217;tan rivayet edi­len hadisler, bu miktardan {yani beş yüzden) binlerce adet fazladır. Belki de Ebû Bekir, (r.a) ancak bu kadarını toplamaya muvaffak olabilmişti. Daha sonra da sözünü ettiği ka­naat kendisinde oluşmuştur. Suyûtî bunu şöyle değerlendirir: Belki de Ebû Bekir (r.a), bizzat kendisinin Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;den işittikleri ile yalnızca bazı sahâbilerin rivayetlerini toplamıştır. Zahir olan da böyle rivayetlerin bu miktardan fazla olamayacağı­dır. Daha sonra da haber verdiği hususların meydana gelmesinden korkmuş ve endişelen­miş olabilir.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref502" name="_ftn502">[33]</a> ez-Zehebî, Tezkiretü&#8217;l-Huffâz, I, 3-4.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref503" name="_ftn503">[34]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 120. Zehebî, a.y. (33b) İbn Abdilberr, a.g.e., II, 121,</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref504" name="_ftn504">[35]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., II, 121; Zehebî de yine Tezkire &#8216;de nakl etmiştir.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref505" name="_ftn505">[36]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., I, 64; Beyhakî, Medhal, 407. had. no: 731.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref506" name="_ftn506">[37]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., I, 64.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref507" name="_ftn507">[38]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., I, 63.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref508" name="_ftn508">[39]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., I, 64.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref509" name="_ftn509">[40]</a> Aynı yer.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref510" name="_ftn510">[41]</a> Aynı yer, Beyhakî, Medhal, had. no: 727.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref511" name="_ftn511">[42]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., I, 66; Arimî, Mukaddime, 42.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref512" name="_ftn512">[43]</a> îbn Abdilberr, a.g.e., I, 64; Beyhakî,Medhal, had. no: 736.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref513" name="_ftn513">[44]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., I, 65; Beyhakî, Medhal, 408.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref514" name="_ftn514">[45]</a> İbn Abdilberr, a.g.e., I, 65; Dârimî, Mukaddime, 42.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref515" name="_ftn515">[46]</a> Ibn Abdilberr, a.g.e., I, 65.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref516" name="_ftn516">[47]</a> Yusuf, 3.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref517" name="_ftn517">[48]</a> Bu rivayetin râvilerinden birisi olan Ebû Ubeyd demiştir ki : &#8220;Rivayete göre bu sahife, ehl-i kitabın haberlerinden elde edilmişti. Bunun için Abdullah b. Mesud, bakmayı hoş karşıla­madı. Bkz. İbn Abdilberr, Câmiu Beyâııi&#8217;l-İlm, I, 66.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref518" name="_ftn518">[49]</a> Buraya kadar verdiğimiz rivayetler için bkz. İbn Abdilberr, Câmiu Beyânil-İlm, I, 63-70.</p>
<p><a href="http://www.tahavi.com/sunnetin_delil_olusu/#_ftnref519" name="_ftn519">[50]</a> İbnu&#8217;s-Salah, Ulûmu&#8217;l-Hadis, 171.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;"><span class="normalkucuk">Abdülgani Abdülhalık &#8211; Sünnetin Delil Oluşu</span></span></b></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-huccet-olusunu-inkar-edenlerin-ortaya-attiklari-supheler-ve-bunlarin-cevabi/">Sünnetin Hüccet Oluşunu İnkar Edenlerin Ortaya Attıkları Şüpheler ve Bunların Cevabı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-huccet-olusunu-inkar-edenlerin-ortaya-attiklari-supheler-ve-bunlarin-cevabi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
