<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Abbasi Halifesi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/abbasi-halifesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Feb 2018 22:16:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Abbasi Halifesi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Büyük Selçuklular- Tuğrul Bey (2. Bölüm)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-tugrul-bey-2-bolum/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-tugrul-bey-2-bolum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 20:13:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Bey]]></category>
		<category><![CDATA[İmparatorluk]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasi Halifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Altuncan]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Dukak]]></category>
		<category><![CDATA[Karahanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynak: Nesimi Yazıcı – İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt]]></category>
		<category><![CDATA[Mikail]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuzlar]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=15959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tuğrul Bey (1040-1063) Tuğrul Bey döneminde Selçuklu sınırlarının büyük bir hızla genişle­tilmesine devam edildi. Değişik Selçuklu kumandanları eliyle 1040’da Herat, 1041 ’de Sistan, 1051’den itibaren Kirman, Umman fethedilerek ül­keye katıldı. Bu sırada aile fertleri arasında bazı mücadelelerin varlığına da temas etmek gerekir. İbrahim Ymal, Resul Tekin ve Kutalmış’ın isyan­ları gibi. Bu vesileyle Hârizm’in ele geçirilişini [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-tugrul-bey-2-bolum/">Büyük Selçuklular- Tuğrul Bey (2. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-15955 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-300x253.jpg" alt="" width="464" height="391" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-300x253.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-600x505.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-768x647.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal-1024x863.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/c3a7iftbac59flc4b1kartal.jpg 1187w" sizes="(max-width: 464px) 100vw, 464px" /></a></h2>
<h2><strong>Tuğrul Bey (1040-1063)</strong></h2>
<p>Tuğrul Bey döneminde Selçuklu sınırlarının büyük bir hızla genişle­tilmesine devam edildi. Değişik Selçuklu kumandanları eliyle 1040’da Herat, 1041 ’de Sistan, 1051’den itibaren Kirman, Umman fethedilerek ül­keye katıldı. Bu sırada aile fertleri arasında bazı mücadelelerin varlığına da temas etmek gerekir. İbrahim Ymal, Resul Tekin ve Kutalmış’ın isyan­ları gibi. Bu vesileyle Hârizm’in ele geçirilişini de (1043) kaydetmek ge­rekir. Bu arada gerek bu fetihte büyük yararlılığı görülmüş olan ve gerek­se daha önce Belh, Cüzcân, Badgîs, Huttalân ve diğer Toharistan şehirle­rine hakim olan ve kardeşinin sultan olmasına rıza gösterecek kadar mah­viyet sahibi bulunan Çağrı Bey 70 yaşında olduğu halde (Safer 453/Mart 1060) Serahs’ta öldü. Bilindiği gibi naaşı daha sonra oğlu Alp Arslan ta­rafından yaptırılan Merv’deki türbesine nakledilecektir.</p>
<p>Sultan Tuğrul Bey’in devletinin sınırlarını kuzey, güney ve doğu yön­lerinde genişletmesi yanında, önemli icraatlarından biri de, Türkmen çıkın­larını Anadolu&#8217;ya kanalize etmek suretiyle, bu toprakların ebedî bir Türk yurdu olmasına katkısıdır. Dandanakan zaferinin kazanılmasından sonra Oğuzlar, büyük kütleler halinde Selçuklu ülkesine göç etmeye başladılar. Beraberlerinde biraz da intizamsızlık ve düzensizliği getirmişlerdi. Bu du­rumda Tuğrul Bey’e düşen, hakim olduğu İslâm ülkelerindeki halkı koru­mak, refahlarını sağlamak, bu arada devletinin temelini ve askerî gücünü oluşturan bu ırkdaşlarına yurt bulmak ve geçim imkânlarım hazırlamaktı. O aynı zamanda da İslâm’ın sultanı ve hâmîsi idi. Bu vaziyet karşısın^ İslâm ülkelerine giren Türkmenler, isabetli bir biçimde Bizans ülkesin yönlendirildiler, böylece bölgenin Türkleşmesine önemli katkıları temin edildi. Tabiatıyla bu arada İran ve Azerbaycan’da da muhtelif fetihler ger­çekleştirilmiştir. Nitekim fütuhât bölgesine yakınlığı dolayısıyla Nişabur yerine buradaki Rey başkent yapılmıştır (1043). Bizans’la yapılan ve İb­rahim Yınal’ın yönettiği Selçuklu ordusuyla Bizans ordu komutanı Lipa­rit arasındaki savaşta (18 Eylül 1048) Bizans ordusu mağlup edilmişti. Bu sene, Çağrı Bey’in daha Önceki faaliyeti bir kenara bırakılırsa, Türklerin Bizans topraklarına sürekli akınlarmın başlangıç tarihi olarak belirlenebi­lir. Hasankale zaferi sonrasında esirler arasında bizzat Liparit de vardı. Ganimet çok boldu. Bu savaşın sonunda batıdan Peçenekler tarafından sı­kıştırılan Bizans imparatoru Monomakhos ile bir antlaşma yapıldı. Liparit zengin hediyeler karşılığı kurtulmuştu. Tuğrul Bey, daha sonraki yıllarda bizzat ordusunun başında (1054 başları) Doğu Anadolu’ya gelerek, fetih hareketlerini düzenleyecek ve destekleyecektir. Onun bölgeden ayrılma­sından sonra ise akınlar ve fetihler görevlendirdiği Selçuklu şehzadeleri, emirler ve Türkmen beyleri tarafından yürütülmüştür.</p>
<p>Tuğrul Bey’in Anadolu’ya ilgisi ve bu ülkeyi bir Türk-İslâm yurdu yapma çalışmaları, tahtta bulunduğu sürece devam edecek, kendisinden sonrakilere de, mutlaka gerçekleştirilmesi gereken, değişmez bir hedef olarak intikal edecektir. Bununla birlikte onun dönemindeki Anadolu ha­rekâtı, tam anlamıyla bir fetih niteliğini taşımaktan ziyade, bilhassa da da­ha sonraki yıllarda yapılacak olan fetih ve kalıcı yerleşme hareketlerine uygun zeminler hazırlamış olmasıyla önemlidir.</p>
<p>Bu vesileyle genelde Selçuklular ve özelde Tuğrul Bey ile Bağdat Abbasî Hilâfeti’nin ilişkileri üzerinde kısaca durmak gerekir. Bilindiği gi­bi daha önce Halifenin elçisi Tuğrul Bey’e gelmiş, onun tarafından da Ha­lifeye elçi gönderilerek iyi ilişkiler tesis edilmişti. Bu arada Çağrı Bey’in kızı Hatice Arslan ile Halife Kâim-Biemrillah’ın evlendiklerini görüyo­ruz. Daha sonra Halife bazı Türkmen gruplarının İslâm diyarlarındaki ha­reketleri dolayısıyla tanınmış İslâm bilgini el-Ahkâmu’s-Sultâniye’nin müellifi el-Mâverdî’yi Tuğrul Bey’e göndermiştir. Selçukluların her yöne doğru hızla fetihlerini sürdürdükleri sırada Abbasî Halifesi Şiî Büveyhîler ve Fatımîler tarafından desteklenen Arslan Besâsirî’nin baskısı altın­daydı. Kâim-Biemrillah’m daveti üzerine Tuğrul Bey Bağdat’a yöneldi. 25 Ramazan 447/18 Aralık 1055’te şehre girdi. Böylece 110 yıldan fazla sürmüş olan Abbasî Hilâfeti üzerindeki Büveyhî hakimiyetine son verildi,</p>
<p>Besâsirî kaçmıştı. Tuğrul Bey, Halife’nin tahsisâtını artırdı. BöyleceiL basî Halifesini himaye etmek suretiyle Sünnî İslâm dünyasının müdafaa, nı da üstlenmiş oluyordu. Ay-Tigin (Aytekin)’i Bağdat’a askerî vali u ne) olarak bırakan Tuğrul Bey, şehrin yeniden imarını da başlatmış ve oradan ayrılmıştır.</p>
<table style="height: 45px;" width="1362">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tuğrul Bey Z. Kâde 449/Ocak 1058’de Bağdat’a tekrar geldi. Bu sırada büyük törenler yapıldı. Halife Kâim-Biemrillah, Tuğrul Bey’e sancaklar, hil’atlar verdi, taç giydirdi, kılıç kuşattı. Onu Melikü’l-Meşrik vel Mağrib ilan etti. Ebû Talib künyesi ile Rüknü’d-Dünya ve’d-Din lâkabını de ve Yemînü Emîri’l-Mü’minîn, Kasîmü Emîri’l-Mü’minîn unvanlarını ver­di. Böylece halife, dünyevî yetkilerini Tuğrul Bey’e devretmiş oluyordu Maamafıh O. Turan’ın da isabetle İfade ettiği üzere, Şiî Büveyhîler döne­minde de Halifenin dünyevî yetkileri onlar tarafından kullanılmıştı.</p>
<p>Selçuklu Tarihi mütehassıslarından birçoğunun kabul ettiği bir görüşe Se göre, Halife ile Tuğrul Bey’in bu ilişkileri, hiç şüphesiz tarihinin en güçsüz dönemlerinden birini geçirmekte olan Bağdat Abbasî Hilâfeti açısın­dan olduğu kadar, Büyük Selçuklu Devleti açısından da çok önemlidir. Zira yeni durumda Halife ve onu takip edenler Büveyhî baskısından kurtu­luyor, tam müstakil değillerse de, saygı duyulan bir mevkiye yükseltiliyor­lar, daha doğru ifadesiyle hilâfetin bütün Müslümanlarca gönülden bağlanılan saygıdeğer niteliği, büyük çapta iade ediliyordu. Bununla birlikte ha- ® lifeler bu durumu çok da büyük bir memnuniyetle kabul etmiş değillerdi. Nitekim bundan sonra onlar, tamamen bağımsız olmanın, dünyevî alanlar­da da yetki kullanmanın yollarını her fırsatta arayacaklardır.</p>
<p>Tuğrul Bey yönünden ise yeni durum, bir devletin sultanı olmak veya geniş toprakları içeren ülkeleri fethedip oraları devletine katmaktan çok daha mühim bir gelişme idi. Zira bundan sonra adı hutbelerde, halife®® j<sup>1</sup> isminden hemen sonra zikredilecek, “Doğunun ve Batının Hakânı” olan Abbasî Halifesi’nin tanındığı her yerde Müslüman cemaatin işleriyle ilgilenecekti. Zaman içerisinde Abbasî Hilâfeti’nin olan bütün bölgeleri y*® den bir elde toplamak, tabiatıyla rakip Kahire Fatımî Hilâfeti&#8217;ni kaldırmaya çalışmak, artık Tuğrul Bey’e ve ondan sonra kendisini eden sultanlara düşen bir görev, Büyük Selçuklu Devleti’nin takip etmesi gereken önemli bir siyasî hedef olacaktı.</p>
<p>Ana bir kardeşi İbrahim Yınal’ın isyanı üzerine Bağdat tan Tuğrul Beyin ayrılmasını fırsat bilen Arslan Besâsirî tekrar Bağdat’a girdi (Ara­lık 1058) ve el-Mansur Camii’nde hutbeyi Mısır Fatımî Halifesi el-Muntasır (1036-1094) adına okuttu, el-Mustanstrî adlı dinarlar bastırdı. Tuğrul Bey, İbrahim Yinal meselesini hallettikten sonra Bağdat’a üçüncü defa gelerek (Aralık 1059) Halife’yi tekrar makamına oturttu. Yangınlar­dan harap olmuş olan Bağdat’ı yeniden inşaya girişti. Emir Porsuk’u Bağdat şahnesi tayin etti, devlet işlerini rayına oturttu, sonra da Rey’e dön­dü. Bu arada Besâsirî, üzerine gönderilen Selçuklu birliğinin hücumuyla ele geçirilerek öldürüldü (Ocak 1060).</p>
<p>Tuğrul Bey’in Abbasî Hilâfeti ve halife Kâim-Biemrillah (1031-1075) ile olan ilişkisi dolayısıyla hatırlanabilecek bir konu da, halifenin kızı Seyyide Hatun’la evlenmesi meselesidir. Tuğrul Bey’in, zekâsı ve hayır severliği ile tanınmış olan karısı Altuncan Hatun, Aralık 1060’da Çağrı Bey’den dokuz ay sonra vefat etmişti. Hiç çocuğu olmayan Altuncan Ha­tun, bir rivayete göre Tuğrul Bey’e Halife’nin kızı ile evlenmesini tavsiye etmişti. Önce bu evliliğe razı olmayan Halife, sonra kabul etmiştir. 22 Ağustos 1062’de Tebriz dışında nikah kıyıldı. Düğün ertesi sene Şubat 1063’te Bağdat’ta son derece gösterişli bir biçimde yapıldı. Fakat daha sonra Rey’e hareket eden Tuğrul Bey, burada kısa bir süre sonra hastala­narak 70 yaşında olduğu halde 4 Eylül 1063’te öldü. Tahran’a 22 km. uzaklıkta bulunan Rey’deki türbesine (Kümbed-i Tuğrulı) gömüldü. “Ada­leti ve dindarlığı bütün kaynaklarda belirtilen Tuğrul Bey, zekâsı ve siya­sî görüşlerindeki isabeti ile, Selçuklu ailesi içinde temayüz etmiş, bu se­beple Selçuklu Devleti’nin ilk sultanı olmuş ve 25 yıla yakın saltanatı es­nasında temelini attığı Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun Yakın-doğuda dinî anlaşmazlıkları giderici, asayişi yerleştirici vasfı ile de sarsılmaz bir siyasî teşekkül olarak gelişmesini temin etmiştir. Bu itibarla Tuğrul Bey, Türk-İslâm Tarihinde seçkin bir yer tutmaktadır”<sup>85</sup></p>
<p>Tuğrul Bey’in dindar bir hükümdar olduğunu ifade etmiştik. “Kendi­ne saray yapıp yanında Allah’ın evini (cami) inşa etmezsem utanırım” sözü ona aittir. Kaynaklar Pazartesi ve Perşembe günleri daima oruçlu oldu­ğu da eklerler. Âlimlere ve din adamlarına sevgi ve saygı onun tabiatı- /f&#8217; paleti, şefkati, ihtiyatlılığı, sabrı, tahammülü ile göçebe bir teşkilâtın fiğinden imparatorluğun başına geçebilmiştir. Onun ölümünde devletin sınırları; Ceyhun’dan Fırat’a kadar ulaşmış, tâbî devletlerin sayı» bulmuştur. Ayrıca o, Türkmenleri Bizans’ın idaresinde bulunan Anadoluya sevk ederek burasının bir Türk yurdu haline gelmesine de İli olmuştur.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Nesimi Yazıcı – İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-tugrul-bey-2-bolum/">Büyük Selçuklular- Tuğrul Bey (2. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/buyuk-selcuklular-tugrul-bey-2-bolum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Selçukluları -Sultan II. Kılıç Arslan Dönemi-</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-sultan-ii-kilic-arslan-donemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-sultan-ii-kilic-arslan-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2015 20:05:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasi Halifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Merçil - Müslüman Türk Devletleri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Nureddin Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Kılıç Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Selçukluları Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Yağı Basan]]></category>
		<category><![CDATA[Zünnun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sultan II. Kılıç Arslan II.Kılıç Arslan Selçuklu tahtına çıkar çıkmaz gerek aile içi ve gerekse aile dışı muhalefet derhal kendini göstermişti. Bunun başlıca sebebi eski Türk gele­neğine uygun olarak devletin hanedan mensuplarının müşterek malı sayılma­sı idi. İlk önce muhalefete geçen ortanca kardeş Dolat (Devlet) ortadan kaldı­rıldı. Daha sonra Ankara ve Çankırı hâkimi Şahinşâh harekete geçti. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-sultan-ii-kilic-arslan-donemi/">Türkiye Selçukluları -Sultan II. Kılıç Arslan Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-8313 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/Turkiye-Selcuklu-Devleti.jpg" alt="Turkiye Selcuklu Devleti" width="388" height="323" /></a></p>
<p><strong>Sultan II. Kılıç Arslan</strong></p>
<p>II.Kılıç Arslan Selçuklu tahtına çıkar çıkmaz gerek aile içi ve gerekse aile dışı muhalefet derhal kendini göstermişti. Bunun başlıca sebebi eski Türk gele­neğine uygun olarak devletin hanedan mensuplarının müşterek malı sayılma­sı idi. İlk önce muhalefete geçen ortanca kardeş Dolat (Devlet) ortadan kaldı­rıldı. Daha sonra Ankara ve Çankırı hâkimi Şahinşâh harekete geçti. Onu Sivas hükümdarı Danişmendli Yağı-basan izledi ve Nûreddîn Mahmûd b. Zengî ile bir ittifak meydana getirdi. Sultan m Kılıç Arslan ile Yağı-basan’ın orduları iki kez karşı karşıya geldiler. Ancak araya giren din adamlarının müslüman kanı dökülmemesi için yaptıkları müracaatlar taraflarca kabul edildi. Nihayet Ekim 1155’teki ikinci karşılaşmadan sonra bir barış anlaşması imzalandı.</p>
<p>Öte taraf­tan Ermeni prensi II. Thoros’un kardeşi Stefan da 1156’da Maraş&#8217;a girerek şeh­ri ateşe veriyor, buna mukabil Sultan II. Kılıç Arslan Göksün (Keysûn) bölge­sine giriyordu. Neticede Stefan, Pertus (Berduş) Kalesi’ni19 Selçuklulara teslim etti. Sultan böylece bölgede sükûnu sağladıktan sonra geri döndü (1157). Öte taraftan Yağı-basan ile müttefik olan Nûreddîn Mahmûd da Selçuklu arazisine saldırarak, Dulûk, Ayıntab ve Ra’ban şehirlerini ele geçirmişti.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan bu şehirlerin iadesini istemiş, ayrıca Haçlılar ve Ermeniler ile anlaşarak Nûreddîn Mahmûd cephesinde rahat hareket etmek imkânı bulmuştu. Nite­kim Ayıntab’ı tekrar geri alarak Ra’ban üzerine yürüdü. Haçlıların da harekete geçmesi, Nûreddîn Mahmûd’un aldığı yerleri Sultan’a geri vermesine sebep oldu (1157). İmparator Manuel ise Antakya hükümdarı Reinauld (Reynald) ile ittifak etmiş olan ve Kilikya’da sağlamca yerleşmiş bulunan II. Thoros’a karşı 1158 yılında bir sefer tertipledi ve bölgeyi itaat altına aldı.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan’ın kuvvetli durumu karşısında onun düşmanları birbirleriyle anlaşmaya başladılar. Bu ittifakın başlıca düzenleyicisi İmparator Manuel idi. O önce Zengîlerden Atabeg Nûreddîn Mahmûd ile anlaştı (1159). Ancak İmparator Kilikya seferinden İstanbul’a dönerken, Selçuklu kuvvetleri zaman zaman Bizans ordusuna saldırmış ve ağır kayıplar verdirmişti. İmpa­rator takriben üç ay sonra Anadolu’ya bir sefer daha tertipledi ve bu sırada gönderdiği elçiler vasıtasıyla Sultan II. Kılıç Arslan’a karşı büyük bir ittifak meydana getirdi.</p>
<p>Bu ittifaka Danişmendli hükümdarları Yağı-basan, Zünnûn ve Zulkarneyn’den başka Sultan’nın kardeşi Şahinşâh da Selçuklu sultanı yapılacağı vaadiyle iştirak etmişti. Sultan II. Kılıç Arslan bu ittifakı bozmak için önce İmparator’a bir elçi gönderdi, sonra da 1160 yılında Elbistan ve ci­varını Yağı-basan’a bırakarak anlaşmak istedi ise de başarılı olamadı. Ayrıca Yağı-basan’ın sultanın evleneceği İzzeddîn Saltuk’un kızını gelin alayından kaçırtıp, zorla yeğeni Zünnûn ile evlendirmesi bardağı taşıran son dam­la olmuştu. Sultan II. Kılıç Arslan, Yağı-basan üzerine yürüdü, ancak ittifak burada iyi çalışmış Bizans ve öteki müttefiklerden gelen yardımcı kuvvetler Yağı-basan&#8217;nın savaşı kazanmasını sağlamıştı.</p>
<p>Nihayet sultan tek çare olarak İstanbul&#8217;a giderek bu meseleyi çözmek istedi. II. Kılıç Arslan İstanbul’da üç ay kaldı ve kendisine burada büyük itibar ve hürmet gösterildi. Neticede iki taraf arasında bir anlaşma imzalandı. Buna göre, Sultan II. Kılıç Arslan;</p>
<ul>
<li>İmparatorun düşmanlarına karşı düşman olacak ve savaşacak,</li>
<li>Bizans’tan son yıllarda aldığı şehir ve kasabaları geri verecek,</li>
<li>Türkmenlerin hudud bölgesine yaptığı akınlara engel olacak,</li>
<li>Gerektiğinde Bizans ordusunda savaşmak üzere bir kuvvet gönderecekti.</li>
</ul>
<p>Ayrıca İmparator, sultana büyük para yardımı yapmış; bu anlaşmadan sonra II. Kılıç Arslan ülkesine dönmüştü (1162). O bu suretle Anadolu’daki ra­kiplerine karşı da serbestçe hareket etmek imkânını sağlamış oluyordu. Sulta­nın İstanbul’da bulunduğu sırada ise Yağı-basan boş durmamış, Harput ve Çemişkezek gibi bölgeleri istila ederek buranın halkını Kemah’a doğru sürmüştü (1163).</p>
<p>Kılıç Arslan’ın ilk işi Yağı-basan’ın üzerine yürüyerek Sivas&#8217;ı işgal etmek oldu. Aynca Artuklu hükümdarları Kara Arslan ve Necmeddîn Alpı ile Dilmaçoğulları emîri Fahreddîn Devlet-şâh da Yağı-basan’a karşı harekete geçmiş­ler, ancak Atabeg Nûreddîn Mahmûd b. Zengî’nin Artuklulara elçi göndererek, Haçlılar&#8217;ın saldırıları sırasında Müslümanların birbirleri ile savaşmasının doğru olmadığını bildirmesi, Artuklular ile Danişmendlilerin bir anlaşma yapmalarına sebep olmuştu. Yağı-basan, daha sonra belki de yardım istemek için, dama­dı olan Şahinşâh ile birleşmek üzere Çankırı’ya gitti ve orada öldü (3 Ağustos 1164). Yerine yeğeni İbrahim&#8217;in oğlu İsmâil geçti.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan için Yağı-basan’ın ölümü, kendisine karşı olan­ları ortadan kaldırmak hususunda büyük bir fırsat olmuştu, önce kar­deşi Şâhinşâh’ın Çankırı ve Ankara bölgesindeki, sonra da Danişmendli Zünnûn’un Kayseri ve Zamantı’daki hâkimiyetine son verdi (1169). Şahinşâh ve Zünnûn için Atabeg Nûreddîn Mahmûd’a sığınmaktan başka yapacak bir iş kalmamıştı. Nûreddîn Mahmûd, Artuklular ve Sivas Danişmendli emîri İsmâil’i de kendi tarafına çekerek sultana karşı bir ittifak meydana getirmiş, gerek Zünnûn ve gerekse Şahinşâh’ın haklarını müdafaa etmek istemişti. Daha sonra Sivas’ta şiddetli bir kıtlık oldu, şehrin hâkimi İsmâil durumu iyi idare edemeyince, halk ayaklanarak onu öldürdü ve yerine Zünnûn’u davet etti. Zünnûn, Atabeg Nureddîn Mahmûd’un desteği ile Sivas’ta tahta oturdu.</p>
<p>Bu durum Sultan II. Kılıç Arslan’ın Nureddîn’in üzerine yürümesine sebep oldu. Yine araya giren büyükler bu iki Türk devletinin barış yapmasın­da etkili idiler. Anlaşmaya göre; Nureddîn Mahmûd aldığı bütün yerleri Kı­lıç Arslan’a geri verecek, buna mukabil Zünnûn da Sivas’ta hüküm sürecekti. Atabey Nureddîn Mahmûd’un 1174 yılında ölümü ile Anadolu’daki durum II. Kılıç Arslan’ın lehine değişti. O süratle harekete geçerek başta Si­vas ve Niksar olmak üzere bütün Danişmend illerine hâkim oldu (570/1174- 1175). Sultan’ın kardeşi Şahinşâh ve Zünnûn ise kurtuluşu Bizans’a sığınmak­ta buldular.</p>
<p>Öte taraftan Macaristan ve Avrupa’da meşgul bulunan Bizans İmparato­ru Manuel, II. Kılıç Arslan’ın düşmanlarını ortadan kaldırarak kuvvetlenmesi­ni hoş karşılamıyor, ayrıca Batı Anadolu’daki Türkmen alanlarından rahatsız oluyordu. Bu nedenle bir savaş hazırlığı içine girmiş, hududlarda tahkimata ve yıkılan kaleleri yeniden yaptırmaya başlamıştı. Buna mukabil Sultan II. Kılıç Arslan barış antlaşmasının yenilenmesini istemişti. İmparator ise Zünnûn ve Şahinşâh’a ülkelerinin geri verilmesi gibi ağır teklifler ileri sürerek anlaşmayı güçleştiriyordu. Nitekim imparator bu maksatla yeğeni Andronikos Vatatses’i bir ordu ile Paflagonya (Anadolu’nun kuzeyinde, Sinop, Çankırı gibi şehirlerin dahil olduğu bölge)’ya göndererek Zünnûn’a ülkesini geri vermek istedi.</p>
<p>Bi­zanslıların Eylül 1176’daki bu Paflagonya seferi Niksar surları önünde tam bir hezimetle sonuçlandı. Andronikos Vatatses’in başı bir zafer nişanesi olarak Sultan II. Kılıç Arslan’a gönderildi. İmparator ise Türkleri Anadolu’dan atmak maksadıyla büyük bir ordu ile harekete geçmişti. Sultan II. Kılıç Arslan barış teklifini tekrarladı ise de bunun bir faydası olmadı. Konya’ya doğru ilerleyen Bizans ordusu Denizli’den sonra Eğridir Gölü’nün kuzeyinde Kumdanlı’da Myriokephalon denilen dar ve sarp bir geçite girdi. İşte bu dar geçitte Bizans ordusu Sultan II. Kılıç Arslan&#8217;ın kurduğu pusuya düştü. Yapılan savaşta Türk ordusu Bizans ordusunu müthiş bir bozguna uğrattı (17 Eylül 1176).</p>
<p>Gece olduktan sonra da devam eden bu savaşta kurtuluş ümidi kalmayan İmpa­rator Manuel barış teklifinde bulundu. Sultan II. Kılıç Arslan tarafından ka­bul edilen bu barışa göre, Eskişehir ve Sublaion (Menderes Nehri kaynağında Uluborlu’nun doğusunda) kaleleri yıkılacak ve İmparator bir savaş tazminatı ödeyecekti. Malazgirt’te olduğu gibi Myriokephalon’da da Türklerin lehleri­ne biten bir savaşın sonucundan tam anlamıyla istifade edemediği ve barış anlaşmasının kabul edildiği görülüyor. Ancak II. Kılıç Arslan’ın kazandığı bu zafer, dâima Türkleri Anadolu’dan atmak isteyen BizanslIların hayalleri­ne son veriyor, artık üstünlüğün tekrar Selçuklulara geçtiğini gösteriyordu.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan bu galibiyeti fetih-nâmeler ile komşu hükümdarlara ve Abbâsî Halifesi el-Müstezî (1170-1180)&#8217;ye bildiriyor, bu haber Bağdat’ta se­vinçle karşılanıyordu. Ayrıca Sultan bu zaferi Alman İmparatoru Friedrich I. Barbarossa’ya da bildiriyor ve ona ittifak teklif ediyordu.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan Bizans’ı mağlup ederek batı yönündeki tehlikeden kurtulduktan sonra doğuda istediği gibi hareket edebileceği ortama kavuş­muş oluyordu. Nitekim bu durum önceleri sultanın düşüncesine uygun düş­tü ve o dört aylık bir kuşatmadan sonra 25 Ekim 1178’de Malatya’ya girerek Danişmendlilerin buradaki koluna son verdi. Ancak bu sırada ortaya yeni bir rakip çıktı, bu da Nureddîn Mahmûd’un yerini alan Salahaddîn Eyyubî idi. Bu çatışmayı ilk başlatan da Sultan Kılıç Arslan oldu. O Ra’ban Kalesi’nin geri verilmesini istiyordu. Salahaddîn Eyyubî bu isteği reddetti ve ayrıca Sultan II. Kılıç Arslan’ın gönderdiği ordu Eyyubî kuvvetleri tarafından mağ­lup edildi. Kılıç Arslan bu kez Hısn Keyfâ ve Diyarbekir Artuklu hükümdarı Nureddîn Muhammed’e karşı harekete geçti. Sultan bu hareketine ailevi bir mazeret de gösteriyor, kızına kötü davranan damadını cezalandırmak ve çe­yiz olarak verdiği birkaç kaleyi geri almak istediğini ileri sürüyordu.</p>
<p>Nureddîn Muhammed’in Salahaddîn Eyyubî&#8217;ye sığınması ve onunla müttefik olması iki büyük hükümdarı tekrar karşı karşıya getirdi. Muhtemel bir savaşı Selçuklu veziri İhtiyâreddîn Haşan önlemiş, hatta onları Ermenilere karşı birleştirmiş­tir. Bu iki hükümdarın birleşmesi ve Salahaddîn Eyyubî’nin hareketi karşısın­da mukavemet edemeyeceğini anlayan Ermeni Prensi III. Rupen (1175-1187) barış teklif etmiş ve bu uygun görülmüştü (1180).</p>
<p>Bizans cephesinde ise İmparator Manuel’in tam olarak anlaşmayı uy­gulamadığı, sadece Sublaion Kalesi’ni yıktırdığı görülüyor. Bu sebeple Sultan Kılıç Arslan akıncılarını Batı Anadolu’ya gönderdi. Rivayete göre 1177&#8217;de Ege Denizi&#8217;ne kadar ulaşan bir akından ve 1180&#8217;de İmparator Manuel’in ölümün­den sonra Bizans arazisine Türkmen baskısı son derece artmış ve bunlara mukavemet imkânsızlaşmıştı.</p>
<p>Neticede Uluborlu, Kütahya ve Eskişehir civa­rı Türkler tarafından fethedildi. Bizans’ta ise İmparator III. Aleksios&#8217;un ölümü ile tahta Andronikos Komnenos geçmişti. Bu İmparator devrinde (1183-1185) Anadolu’da sık sık isyanlar vuku bulmuş, bu sebeple Selçuklu Sultanından yar­dım istenmişti. II. Kılıç Arslan bu fırsattan yararlanarak kırk bin kişilik bir ordu göndermiş, bu Selçuklu kuvveti ve Türkmenler Rodos Adası’nın karşısındaki Likya sahillerine kadar birçok yerleri zapt etmişti. Selçuklu Devleti’nin doğu­sunda ise Azerbaycan’dan Anadolu’ya doğru Türkmen göçleri devam ediyordu. Bu Türkmenlerden Rüstem Bey idaresindeki beş bin kişilik bir grup Maraş yö­nünden Ermeni topraklarına girdiler ve 1187’de Sis (Kozan)’e kadar ilerlediler, ancak Baron Leon kumandasındaki Ermeniler tarafından bozguna uğratıldılar.</p>
<p>Sultan II. Kılıç Arslan 1155’ten beri aşağı yukarı otuz yıldır hüküm sür­düğü siyaset sahnesinde artık yorulmuş ve görevini gereği gibi yapamaz hâle gelmişti. O da, eski Türklerde devletin haneden azasının müşterek malı sayıl­ması geleneğine uygun olarak, Türkiye Selçuklu Devleti’ni on bir oğlu arasın­da bölmüştü (1186). Kendisi de Konya’da sultan olarak hüküm sürmeye de­vam etti. Bu şehzadelerden en küçüğü Uluborlu meliki Gıyâseddîn Keyhusrev, en büyüğü ise muhtemelen Sivas ve Aksaray meliki Kutbeddîn Melikşâh idi. Bu on bir şehzade sahip oldukları topraklarda tam bir melik gibi bağımsız hareket ediyorlar, sadece “Sultan” unvanı kullanmıyorlardı. Bu bölünmeye rağmen özellikle uçlarda bulunan Tokat ve civan hâkimi Melik Rükneddîn Süleyman-şâh Karadeniz sahillerinde faaliyette bulunmuş ve Samsun’u al­mıştı.</p>
<p>Ankara meliki Muhiddîn Mes&#8217;ûd Kastamonu taraflannda, Gıyâseddîn Keyhusrev de Batı Anadolu’da etkili olmuşlardı. Ancak bütün bunlara rağmen kardeşlerin Selçuklu tahtına hâkim olabilmek için birbirleri ile yaptıkları mücadele devletin zayıf düşmesine ve ihtiyar sultanın üzüntülü günler geçirme­sine sebep oluyordu.</p>
<p>Öte taraftan Salahaddîn Eyyubî&#8217;nin Kudüs’ü zapt etmesi üzerine Avrupa’da üçüncü bir Haçlı seferi tertiplenmişti (1189). Bu seferin başında Al­man İmparatoru Friedrich Barbarossa bulunuyor ve Haçlı ordusunun sayısı hakkında verilen bilgiler iki yüz ile altı yüz bin arasında değişiyordu. Bu Haç­lı ordusuna karşı Salahaddîn Eyyûbî Bizans imparatoru II. İsakios Angelos (1185-1195) ile anlaşıyordu (1189). Buna göre iki devlet I. Andronikos zama­nında aktedilen, Alman ordusunun geçmesine engel olmak hükmünü hâvi ittifak anlaşmasını yenilediler.</p>
<p>F. Barbarossa ile Kılıç Arslan arasında da eski bir dostluk bulunuyordu. Nitekim Kılıç Arslan ve oğlu Kutbeddîn Melikşâh’ın elçileri F. Barbarossa’ya Edirne’de ulaşmış ve iki taraf arasında; Alman or­dularının Selçuklu topraklarından serbeştçe geçmesi, erzak ve öteki ihtiyaç maddeleri satın alması hususunda anlaşma yapılmıştı (Şubat 1190). Ancak Bizans, Salahaddîn Eyyûbî ile yaptığı anlaşmaya rağmen, bu büyük Haçlı ordusuna boyun eğmek zorunda kalmıştı. F. Barbarossa ve emrindeki ordu Alaşehir ve Denizli’den geçerek Selçuklu ülkesine girdi. Başlangıçta her şey normal gitmiş, Türkmenler Haçlı ordusuna saldırmamış, hatta onlara yiyecek maddeleri ve hayvan satmıştı. Ancak Haçlılar Uluborlu bölgesinde Türkmenlerin saldırısına uğramış ve ilk Selçuklu ordusu ile de Akşehir’de karşılaşmış­tı.</p>
<p>Sultan’ın iki oğlu Melikşâh ve Mes’ûd’un idaresindeki bu Selçuklu ordusu Haçlılara ağır kayıplar verdirmesine rağmen sayıca üstün düşman karşısında Konya&#8217;ya çekilmek zorunda kalmıştı. Haçlı ordusu da bu Selçuklu kuvvetleri­ni takip ederek Konya önüne geldi (17Mayıs 1190). Esasında F. Barbarossa’nm niyeti Kilikya üzerinden Suriye&#8217;ye gitmek idi, ancak bu saldırılar karşısın­da Konya&#8217;ya yürümüştü. Neticede Haçlılar şehre girmeye muvaffak oldular, çarşıları yağmaladılar ve birçok insan öldürdüler.</p>
<p>Bu sırada iç kalede oturan Sultan Kılıç Arslan ve oğlu Melikşâh, Alman İmparatoru&#8217;na barış teklifinde bulundular. Alman İmparatoru da esas gayesinin Kudüs’ü kurtarmak oldu­ğunu ve iki tarafın boşuna kayıplar verdiğini söyleyerek bu teklifi kabul etti. Ancak Selçuklu topraklarından çıkıncaya kadar güvende bulunabilmek için Selçuklu emirlerinden yirmi beş kişiyi rehine olarak aldı. Haçlı ordusu Mayıs ayı sonunda Konya’dan ayrıldı. Rivayete göre, Melikşâh sevmediği yirmi beş emîri Alınanlara teslim etmiş, Türkmenlerin devam eden saldırıları karşısın­da bunlar öldürülmüştü. F. Barbarossa daha sonra Silifke çayında boğuldu.</p>
<p>II.Kılıç Arslan’ın son günlerinde oğulları arasındaki taht mücadelesi aman­sız bir şekilde sürmüş, ona tahakküm edenler, hatta kendini sultan ilan edenler dahi olmuştu (Melikşâh gibi). Nihayet Sultan Kılıç Arslan 1192 Ağustos’unda hastalandı ve muhtemelen seksen yaşında iken Konya’da öldü. Öldüğü sırada veliahtı olan en küçük oğlu Gıyâseddîn Keyhusrev Selçuklu tahtına geçti.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>Erdoğan Merçil- Müslüman Türk Devletleri Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-sultan-ii-kilic-arslan-donemi/">Türkiye Selçukluları -Sultan II. Kılıç Arslan Dönemi-</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/turkiye-selcuklulari-sultan-ii-kilic-arslan-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
