<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gayb Bilgisi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/islam/akaid/gayb-bilgisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Apr 2017 13:09:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Gayb Bilgisi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Peygamber Efendimiz (a.s) ın Gelecekle İlgili Verdiği Haberlerin Doğru Çıkması</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-a-s-in-gelecekle-ilgili-verdigi-haberlerin-dogru-cikmasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-a-s-in-gelecekle-ilgili-verdigi-haberlerin-dogru-cikmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2015 14:09:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayb Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Gayb]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz (a.s) ın Gelecekle İlgili Verdiği Haberlerin Doğru Çıkması]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Gaybı Bilebilir mi ?]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin gelecekle ilgili haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9263</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamber Efendimiz (a.s.m), Allah’ın bildirmesiyle gelecekle ilgili pek çok konuda haberler vermiştir. Verdiği haberler ise aynen bildirdiği gibi vücuda gelmiştir. Sahih rivayetlerden bir kısmını kaynaklarıyla beraber nakledeceğiz. &#160; Sahabelerine demiş: “Şu benim oğlum Hasan, seyyiddir. Allah onun vasıtasıyla Müslümanların iki büyük ordusunu barıştıracaktır.”[1] Bu rivayetten tam kırk sene sonra Hazreti Hasan (r.a)’ın kumandası altındaki İslam [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-a-s-in-gelecekle-ilgili-verdigi-haberlerin-dogru-cikmasi/">Peygamber Efendimiz (a.s) ın Gelecekle İlgili Verdiği Haberlerin Doğru Çıkması</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="art-postcontent">
<div class="art-article">
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/gelecekle-ilgili.png"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-9264" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/gelecekle-ilgili.png" alt="Peygamber Efendimiz (a.s) ın Gelecekle İlgili Verdiği Haberlerin Doğru Çıkması" width="301" height="288" /></a>Peygamber Efendimiz (a.s.m), Allah’ın bildirmesiyle gelecekle ilgili pek çok konuda haberler vermiştir. Verdiği haberler ise aynen bildirdiği gibi vücuda gelmiştir. Sahih rivayetlerden bir kısmını kaynaklarıyla beraber nakledeceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Sahabelerine demiş: “<strong>Şu benim oğlum Hasan, seyyiddir. Allah onun vasıtasıyla Müslümanların iki büyük ordusunu barıştıracaktır.</strong>”<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> Bu rivayetten tam kırk sene sonra Hazreti Hasan (r.a)’ın kumandası altındaki İslam ordusu, Hazret-i Muaviye (r.a)’ın ordusu ile karşı karşıya geldiğinde Hazret-i Hasan (r.a) hakkından fedakârlık ederek Müslüman kanı dökülmesini engellemiş ve dedesinin (a.s.m) bu mucizevî haberini tasdik etmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Hazret-i Ali (ra)’ye demiş: <strong>“Sen, biatını bozan, hak ve adaletten sapan ve dinden çıkan kimselerle savaşacaksın.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> Cemel ve Sıffin vakıalarını ve Haricilerin ortaya çıkacaklarını mucizane haber vermiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Hazreti Ali (ra) ile Hazreti Zübeyir birbirine karşı ziyade muhabbetli olduklları bir zamanda, Hazreti Ali (ra)’ye demiş ki: <strong>“Bu sana karşı savaşacak. Fakat haksızdır.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> Hazreti Zübeyir Cemel Vakıasında Hazreti Ali (ra)’ye karşı çıkarak Efendimizin (asm) mucizevi haberini tasdik etmiştir. Bu savaşta Hazreti Ali (ra) yukarıdaki rivayeti Hazreti Zübeyir’e hatırlatınca savaşmaktan hemen vazgeçerek gitmek istemiş, fakat bir hain tarafından şehit edilmiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Mübarek eşlerine hitaben demiş: <strong>“İçinizden birisi, mühim bir fitnenin başına geçecek ve etrafında çoklar katledilecek.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> <strong>“Ona Hav’eb köpekleri havlayacak.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[6]</sup></a> Hazreti Ayşe (r.anha), Hazreti Ali (ra)’nin halife seçilmesinden sonra ondan, Hazreti Osman (ra)’ın katillerini bulup cezalandırmasını istiyordu. Hazreti Ali (ra) ise henüz suçlunun tam olarak belli olmadığını öne sürerek bu taleplerini erteliyordu. Bunun üzerine Hazreti Ayşe (r.anha)’nin başında bulunduğu ve Hazreti Zübeyir ve Hazreti Talha gibi cennetle müjdelenen iki sahabenin de içerisinde olduğu bir ordu ile Hazreti Ali (ra)’ye karşı savaşmaya karar verdiler. Ordu Hav’eb denen mevkiden geçince Hazreti Ayşe (r.anha) validemiz bulundukları yerin neresi olduğunu sormuştu. Ona önce Hav’eb diyerek doğrusunu söylemişlerdi. Hazreti Ayşe (r.anha) validemiz, Efendimizin (asm) mucizane söylediği yukarıdaki ifadelerini hatırladığı anda vazgeçmek istemiş, ancak sonrasında yine aldatılarak yerin ismi farklı söylenmiş ve savaş meydanına götürülmüştür. Maalesef bu savaşta on binlerce Müslümanın kanı dökülmüştür.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Hazreti Ali (ra)’ye demiş ki:<strong>“Senin sakalını senin başının kanıyla ıslattıracak bir adam”</strong> diyerek Abdurrahman ibni Mülcemü’l-Hâricî&#8217;yi haber vermiş.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[8]</sup></a> Haber verdiği gibi bu şahıs tarafından namaza giderken haince şehit edilmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Efendimiz (asm) Haricilerin çıkacağını haber verdiği rivayetlerinden birisinde <strong>“Bu kötü kavmin alameti şudur: İçlerinde bir adam bulunacak. O adamın pazusu olup kolu bulunmayacak. Pazusunun ucunda meme ucu gibi bir çıkıntı bulunacak. Üzerinde beyaz kıllar bulunacak.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a> demiş. Haricilerle yapılan savaştan sonra öldürülen hariciler içinde aynen tarif edilen özellikte <strong>“Züssedye”</strong> isimli bir şahıs bulunarak Efendimizin (asm) mucizane verdiği haber tasdik edilmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Ümmü Seleme (ra) validemize bildirmiştir ki: <strong>“Hazreti Hüseyin, Taff, yani Kerbelâ’da katledilecektir.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[10]</sup></a> Tam elli sene sonra dediği gibi çıkmış ve Hazreti Hüseyin (ra) Kerbela’da şehit edilmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Pek çok tekrar ile <strong>“Benim Âl-i Beytim, benden sonra katle, belâya ve sürgünlere maruz kalacaklar.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn11" name="_ftnref11"><sup>[11]</sup></a> diyerek; hem Hazreti Osman (ra)’ın zamanında meydana gelecek hadiseleri, hem Hazreti Ali (ra)’nin hem de Hazreti Hasan (ra) ve Hüseyin (ra)’ın başına gelecek haberleri mucizane haber vermiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Azgın bir taifenin Ammar bin Yasir’i (ra) şehit edeceğini haber vermiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn12" name="_ftnref12"><sup>[12]</sup></a>Hakikaten Sıffin savaşında bazı azılı insanlar Hazreti Ammar’ı hunharca şehit ettiler. Hazreti Ali (ra) Emevilerin liderlerine haksızlıklarını ispat için yukarıdaki rivayeti onlara hatırlattı, Amr bin As ise siyasi dehasıyla azgın taifenin sadece onu öldürenlerin olduğunu, kendilerinin olmadığını söyleyerek tevil etmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Hazreti Ömer’in (ra) aralarında olduğu sürece, Müslümanlar arasında fitnelerin olmayacağını söylemiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[13]</sup></a> Hakikaten Hazreti Ömer (ra) şehit edilinceye kadar hiçbir fitne baş göstermemiş, vefatının hemen ardından Hazreti Osman (ra)’ın halifeliği döneminde fitneler ortaya çıkmaya başlamıştır.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Hilâfet benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn14" name="_ftnref14"><sup>[14]</sup></a><strong>“Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn15" name="_ftnref15"><sup>[15]</sup></a>ifadeleriyle, hem dört halifenin ve Hazreti Hasan (ra)’ın altı aylık halifeliğinin de eklenmesiyle otuz senelik hilafet sürelerini, hem de sonrasında Emevilerle başlayan saltanatı ve sonrasında ümmetinin bazı musibetlere maruz kalacağını haber vermiş. Aynen haber verdiği gibi vücuda gelmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Osman Kur’an okurken şehid edilecek.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn16" name="_ftnref16"><sup>[16]</sup></a><strong>“Muhakkak ki Cenâb-ı Hak Osman’a halife gömleğini giydirecektir; fakat onlar bu gömleği çıkartmak isteyecekler.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[17]</sup></a> diyerek Hazreti Osman (ra)’ın halifeliğini ve şehid edileceğini haber vermiş ve aynen haber verdiği gibi meydana gelmiştir.</p></blockquote>
<p>Yukarıda saydığımız bu mucizelerden sonra akla gelebilecek birkaç soruyu cevaplayıp kaldığımız yerden mucizeleri nakletmeye devam edeceğiz.</p>
<p><strong>Soru: Hazreti Ali (ra) halifeliğe çok layık olduğu halde, hem de cesareti ve ilmi gibi pek çok özelliği ile temayüz ettiği halde, neden ilk halife olmadı ve neden onun halifeliği zamanında fitneler bu kadar fazla oldu?</strong></p>
<p>Eğer Hazreti Ali (ra), Efendimizin (asm) vefatından sonra ilk halife olarak başa geçseydi, halifeliği zamanındaki hadiseleri delil göstererek diyebiliriz ki; ondaki boyun eğmeyen, çekinmeyen, kahramanca, müstağnice ve cesurca tavırlar dolayısıyla, pek çok kabilede rekabet damarı oynayarak fitneler çıkabilirdi.</p>
<p>Hazreti Ali (ra)’nin halifeliğinin ertelenmesinin bir nedeni de şudur: Özellikle Hazreti Ömer (ra) döneminde Müslüman olan pek çok kavmin ortaya çıktığı bir zamanda -ki bunların içerisinde Efendimizin (asm) haber  verdiği yetmiş üç fırkanın çekirdeklerini bünyelerinde taşıyan fırkalar da vardı- harikulade cesaret ve feraset sahibi olan Hazreti Ali (ra) gibi birisi ancak dayanabilirdi. Hayatına mal olsa da dayandı. Efendimizin (asm) <strong>“Ben Kur’ân’ın tenzili için harb ettim. Sen de tevili için harb edeceksin.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn18" name="_ftnref18"><sup>[18]</sup></a> sözünün mucizeliğini hayatıyla ispat etmiştir. Allah ondan razı olsun.</p>
<p>Eğer Hazreti Ali (ra) olmasaydı, Emevilerin zenginliklerinin, onları baştan çıkarması ihtimali vardı. Hazreti Ali (ra)’nin ve Ehl-i beytinin dik duruşuyla ve adeta Efendimizin (asm) yaşayan birer numunesi olmalarıyla pek çok hatalarının önüne geçilmişti. Çünkü Ehl-i beyte ve savunduğu davaya karşı gelmek, adeta İslam’a karşı gelmekti. Bu nedenle Emevi meliklerinin tamamı olmasa da onların tabileri ve taraftarları, bütün kuvvetleri ile İslam’ın ve imanın hakikatlerini muhafazaya çalışmışlar ve pek çok müçtehid ve hadis aliminin yetişmesine vesile olmuşlardır.</p>
<p><strong>Soru: Çok layık oldukları halde, halifelik neden Ehl-i beytte devam etmedi?</strong></p>
<p>Dünya saltanatı aldatıcıdır. Hâlbuki Ehl-i beyt dünya saltanatından ziyade İslam’ın hakikatlerini ve Kur’an’ın hükümlerini muhafazayla vazifelidirler. Oysa Hazreti Ali (ra)’den sonra halifelik bir nevi sultanlığa dönüşmüştü.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[19]</sup></a> Sultanlığa geçen ya peygamber gibi masum olmalıdır veya Ömer bin Abdulaziz veya Mehdi-i Abbasi gibi nefsini ve dünyevi arzularını terk eden bir durumda olmalı ki aldanmasın. Oysa Mısır’da Ehl-i beyt namına ortaya çıkan Fatımiler Devleti, Afrika’daki Muvahhidler hükumeti veya İran’daki Safeviler gibi olumsuz sonuçlanan girişimler göstermiştir ki, Ehl-i beyte dünya saltanatı yaramamıştır. Çünkü asıl vazifesi olan dinin muhafazası veya İslam’a hizmeti onlara unutturmuş, siyasi çekişmelerin içine düşürmüştür.</p>
<p>Halbuki, Hazreti Hasan (ra)’ın neslinden gelen Ehl-i beytin meşhur imamları olan Gavs-ı Azam Abdulkadir-i Geylani, Seyyid Ahmed Rufâî, Seyyid Ahmed Bedevî ve İbrahim-i Dessûkî veya Hazreti Hüseyin (ra)’in soyundan gelen İmam Zeynel Abidin veya İmam Cafer-i Sadık gibi zatlar ispat etmişlerdi ki, Ehl-i beytin asıl vazifesi Kur’an’ın ve imanın hakikatlerine hizmet etmektir.</p>
<p><strong>Soru: Peygamberimizin (asm) vefatından sonra, O’nun Ehl-i beytinin ve kanı dökülen binlerce Müslümanın başlarına gelen bu felaketlerin hikmeti nedir? Onlar bu şekilde bir musibete layık değillerdi; Allah’ın rahmeti buna nasıl müsaade etti?</strong></p>
<p>Nasıl ki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her bitki taifesinin, tohumların ve ağaçların kabiliyetlerini tahrik eder, onların yetişmelerini hızlandırır. Her biri kendine mahsus çiçek açar, fıtrî vazifelerinin başına geçerler.</p>
<p>Öyle de, sahabe ve tabiinin başına gelen o musibetler de, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı kabiliyetleri harekete geçirdi. <strong>“İslâmiyet tehlikededir, yangın var!”</strong> diye her taifeyi uyarıp, İslâmiyet’in muhafazasına koşturdu. Her biri kendi kabiliyetine göre, bir vazifeyi omuzuna aldı. Bir kısmı hadislerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı iman hakikatlerinin muhafazasına, bir kısmı Kur’ân’ın muhafazasına çalıştılar. Her alanda İslamiyet’in muhafazası için gayret gösterdiler. Muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. O dönemde çok genişlemiş olan İslâm âleminin her tarafına, o musibetlerin fırtınası ile tohumlar atıldı, İslam âleminin yarısını gülistana çevirdi. Pek çok müçtehitleri, muhaddisleri, Kur’an ve hadis hafızlarını, asfiyaları, kutupları İslâm âleminin her yerine götürdü, hicret ettirdi. Doğudan batıya kadar İslam âlemini heyecana getirip, Kur’ân’ın hazinelerinden istifade için gözlerini açtırdı.</p>
<p><strong>Şimdi gelecekle ilgili verdiği haberlerin doğru çıkması mucizelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.</strong></p>
<blockquote><p>Ashabına Mekke’nin<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[20]</sup></a>, Hayber’in<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn21" name="_ftnref21"><sup>[21]</sup></a>, Şam’ın<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn22" name="_ftnref22"><sup>[22]</sup></a>, Irak’ın<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn23" name="_ftnref23"><sup>[23]</sup></a>, İran’ın<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn24" name="_ftnref24"><sup>[24]</sup></a>, Kudüs’ün<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn25" name="_ftnref25"><sup>[25]</sup></a>, İstanbul’un<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn26" name="_ftnref26"><sup>[26]</sup></a> fetihlerini haber vermiştir, verdiği gibi aynen vücuda gelmiştir. Hem defalarca ümmetinin yardıma ve zafere nail olacağını ifade etmiştir. Hem o zamanın en büyük devletlerinden olan İran ve Rum padişahlarının ganimetlerine sahip olacaklarını haber vermiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn27" name="_ftnref27"><sup>[27]</sup></a>Dediği gibi aynen vukua gelmiştir. Hem <em>“Tahminim böyle”</em> veya<em>“Zannederim”</em> dememiş; aksine, görür gibi kesin haber vermiştir ve haber verdiği gibi çıkmıştır. Hâlbuki haber verdiği zaman, hicrete mecbur olup kendi yurdundan çıkartılmış, Sahabeleri az, Medine etrafı ve bütün dünya O’nun (asm) düşmanıydı.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer’in yolu üzere gidin.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn28" name="_ftnref28"><sup>[28]</sup></a> diyerek vefatından sonra sırasıyla Hazreti Ebu Bekir (ra) ve Hazreti Ömer (ra)’in halife olacaklarını haber vermiş, haber verdiği gibi meydana gelmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Yeryüzü benim için büzülüp katlandı. Bana onun doğuları ve batıları gösterildi ve ümmetimin mülkü benim için katlanan yerlere kadar ulaşacaktır.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn29" name="_ftnref29"><sup>[29]</sup></a> diyerek ümmetinin doğudan batıya kadar genişleyeceğini ve hiçbir ümmetin bu kadar genişliğe ulaşamayacağını haber vermiştir. Haber verdiği gibi meydana gelmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Bedir savaşından evvel Kureyş müşriklerinin Bedir’de ölecekleri yerleri göstererek <strong>“Burası Ebû Cehil’in katledileceği yer, burası Utbe’nin katledileceği yer, burası Ümeyye’nin katledileceği yer ve burası da falan ve falanın katledileceği yerlerdir.”</strong> demiştir. Aynen dediği yerlerde dediği şahısların cesetleri bulunmuştur.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn30" name="_ftnref30"><sup>[30]</sup></a> Yine Bedir’den evvel kendi eliyle Übeyy ibni Halef’i öldüreceğini söylemiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn31" name="_ftnref31"><sup>[31]</sup></a> Bedir’de canını kurtaran Übeyy, Uhud savaşının sonunda Efendimizin (asm) attığı bir mızrakla yaralanmış, Mekke’ye giderken yolda ölmüştür.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn32" name="_ftnref32"><sup>[32]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Mute Savaşı’na katılamamıştı. Ancak savaş esnasında meydana gelen hadiseleri bir televizyon ekranından görür gibi yanında bulunanlara haber vermişti. “<strong>Sancağı Zeyd aldı ve vuruldu. Sonra Câfer aldı, o da vuruldu. Sonra İbni Revâha aldı, o da vuruldu. Ve sonra onu, Allah’ın kılıçlarından bir kılıç eline aldı&#8230;”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn33" name="_ftnref33"><sup>[33]</sup></a> diyerek, sırasıyla tayin ettiği tüm kumandanların şehit olup en sonunda Halid bin Velid’in orduyu harika idare etmesini haber vermişti. Savaştan birkaç hafta sonra Ya’le ibni Münebbih Mute’den döndüğünde, Efendimizin (asm) savaşla ilgili tüm detayları ona anlattığında Ya’le kasemle aynen dediği gibi savaşın cereyan ettiğini ifade etti.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn34" name="_ftnref34"><sup>[34]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Abdullah bin Zübeyir’e <strong>“Senin yüzünden insanların, insanlar yüzünden de senin vay haline!”</strong><sup><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn35" name="_ftnref35"><sup>[35]</sup></a> </sup>diyerek, bazı mühim olaylara karışacağını haber vermiştir. Hakikaten Emeviler zamanında Abdullah bin Zübeyir halifeliğini ilan etmiştir. Ardından Haccac-ı Zalim ordusuyla onun üzerine yürümüş ve o kahraman sahabeyi şehit etmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Emeviye devletinin ortaya çıkacağını<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn36" name="_ftnref36"><sup>[36]</sup></a>, Yezid ve Velid zalim hükümdarlarının olacağını<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn37" name="_ftnref37"><sup>[37]</sup></a> haber vermiştir. Ayrıca Hazreti Muaviye’nin de ümmetin başına geçeceğini söylemiş. Hazreti Muaviye’nin ümmetine ve Ehl-i beytine karşı tutumlarını da önceden haber vererek ona <strong>“Başa geçtiğin zaman affedici ol ve âdil davran.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn38" name="_ftnref38"><sup>[38]</sup></a> emretmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Abbasoğulları siyah bayraklarla çıkarlar ve öncekilerden çok uzun müddet saltanat sürerler.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn39" name="_ftnref39"><sup>[39]</sup></a> diyerek, Emevilerden sonra Abbasilerin ortaya çıkacağını haber vermiştir. Haber verdiği gibi meydana gelmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Yaklaşmakta olan bir şerden vay Arapların haline!”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn40" name="_ftnref40"><sup>[40]</sup></a> diyerek, Cengiz ve Hülagu fitnelerini haber vermiştir. Maalesef haber verdiği gibi, Moğol İmparatoru zalim Cengiz Han<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn41" name="_ftnref41"><sup>[41]</sup></a> ve torunu Hülagu<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn42" name="_ftnref42"><sup>[42]</sup></a> pek çok Müslümanın kanını akıtmışladır.</p></blockquote>
<blockquote><p>Sa’d ibni Ebî Vakkas’ın ağır hasta olduğu bir dönemde ona,<strong>“Sen daha çok yaşayacaksın ve ordunun başına geçeceksin. Sonunda; tâ ki, bir kısım milletler senden fayda görecekler, bir kısmı da zarar görecekler&#8230;”</strong>demiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn43" name="_ftnref43"><sup>[43]</sup></a> Hakikaten İslam ordusunun başında İran’ın fethi gibi çok zaferlere imza atmış ve çok milletlerin İslam’la şereflenmesine vesile olmuştur.</p></blockquote>
<blockquote><p>Peygamberimizin (asm) davetiyle İslam’la şereflenen Habeş kıralı Necaşi, hicretin yedinci senesi vefat ettiği aynı anda Efendimiz (asm) sahabelerine haber vermiş ve cenaze namazını kılmıştır.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn44" name="_ftnref44"><sup>[44]</sup></a> Bir hafta sonra haber gelmiştir ki, Efendimizin (asm) haber verdiği aynı zamanda vefat etmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Hira veya Uhud dağlarından birisinin üzerinde Hazreti Ebubekir (ra), Hazreti Ömer (ra), Hazreti Osman (ra) ve Hazreti Ali (ra) ile beraberken, dağın zelzele oluyor gibi titremesi üzerine,<strong>“Sâkin ol! Zira senin üstünde bir peygamber, bir sıddık ve şehid vardır.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn45" name="_ftnref45"><sup>[45]</sup></a> diyerek, Hazreti Ebubekir (ra) haricindekilerin şehit olacaklarını mucizane haber vermiştir. Hakikaten Hazreti Ebubekir (ra) haricindeki diğer üç halife de şehid edilmişlerdir.</p></blockquote>
<p><em>Buraya kadar Hazreti Muhammed (asv)’in, binlerce mucizelerinden sadece gelecekle ilgili verdiği haberlere dair birkaç numuneyi aktardık. İnanmayan bazı insanlar, Efendimizin (asm) bu kadar gaybi haberleri vermesini O’nun zeki olmasına verebilirler. Şu kadar hadiseyi doğru ve kendinden tam emin bir halde haber veren ve haber verdiği gibi çıkan bir insan sadece zeki değil, aynı zamanda büyük bir dahi olmalıdır. Madem deha derecesinde zekidir ve dediklerinin hepsi doğru çıkmıştır. Demek ki, O’nda (asm) yalan yoktur ve her dediği doğrudur. Öyle ise O’nun (asm) ölümden sonrası için verdiği gaybi haberlere de inanmak gerekir. Bu kadar gaybi haberi duyup doğruluğu gören birisinin, ölümden sonrasıyla ilgili gaybi haberlere inanmaması divanelik değil de nedir?</em></p>
<p><strong>Tekrar kaldığımız yerden devam ediyoruz:</strong></p>
<blockquote><p>Hazreti Fatma (r.anha)’ya kendi vefatını haber verip, vefatından sonra kendi ailesinden herkesten önce onun vefat edip kendisine kavuşacağını haber vermiş, altı ay sonra aynen haber verdiği gibi çıkmıştır.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn46" name="_ftnref46"><sup>[46]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Ebu Zerr el-Gıffari Hazretlerine <strong>“Buradan çıkarılacak, tek başına yaşayacak ve tek başına öleceksin.”</strong> demiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn47" name="_ftnref47"><sup>[47]</sup></a> Hakikaten önce Şam’a, oradan tekrar Medine’ye, oradan da çöle gidip tek başına yaşayıp vefat ederek Efendimizin (asm) verdiği haberin doğruluğunu tasdik etmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Birgün Resul-i Ekrem (asm) süt halası Ümmü Haram’ın evinde uyuyordu. Uykusundan tebessüm ederek uyandı. Rüyasında Müslümanların gemilere binip deniz seferlerine çıkacaklarını gördüğünü anlattı. Ümmü Harâm; <strong><em>“Ya Resulallah (a.s.m.), Allah’a dua edin, ben de onlarla beraber olayım.”</em></strong>dedi. Peygamber Efendimiz (asm) de: <strong>“Beraber olacaksın!..”</strong> buyurdu. Ümmü Harâm, Efendimizin (asm) bu duasının bereketiyle Hz. Osman (ra)’ın hilâfeti zamanında, Hz. Muâviye (ra)’in komutasında tertiplenen Kıbrıs Seferi’ne kocası Ubâde ile birlikte katıldı. Denizi aşıp, adaya çıktılar. Orada bindiği katırdan düştü ve bu yüzden vefat etti. Kabri hâlen Kıbrıs’ta en çok ziyaret edilen mekânlardandır.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn48" name="_ftnref48"><sup>[48]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Hem ferman etmiş ki: <strong>“Sakif kabilesinden birisi peygamberlik iddiasında bulunacak ve yine o kabileden hunhar bir zalim çıkacaktır.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn49" name="_ftnref49"><sup>[49]</sup></a> Aynen dediği gibi, peygamberlik iddia eden Muhtar ve yüz binden fazla insanı öldüren meşhur Haccac-ı Zalim, Sakif kabilesinden çıkmıştır.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“İstanbul fethedilecektir. Onu fethedecek olan kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn50" name="_ftnref50"><sup>[50]</sup></a> diyerek İstanbul’un fethini ve Fatih Sultan Mehmed’in yüksek bir makamda olduğunu haber vermiştir; dediği gibi aynen vukua gelmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Eğer din, Ülker Takım yıldızında bile olsaydı, Fars’tan bazı kimseler ona ulaşıp alabileceklerdi.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn51" name="_ftnref51"><sup>[51]</sup></a> diyerek Farsların içinden yani İran’da yetişecek başta İmam-ı Azam Ebu Hanife olmak üzere pek çok alimlerin çıkacağını haber vermiş ve söylediği gibi çıkmıştır.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Kureyş’in âlimi yeryüzünün tabakalarını ilimle dolduracaktır.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn52" name="_ftnref52"><sup>[52]</sup></a>diyerek Gazze’de doğup ardından Efendimizin (asm) akrabaları olan Kureyş Kabilesinin bulunduğu Mekke’ye yerleşerek, burada ilim tahsil eden İmam-ı Şafi’yi haber vermiştir. Hakikaten İmam-ı Şafi’ye tabi olanlar, yeryüzünün her yerine dağılarak Efendimizin (asm) verdiği haberin mucize olduğunu tasdik etmişlerdir.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. İçlerinden birisi fırka-i nâciyedir. <em>‘Onlar kimdir?’</em> dediler. Buyurdu ki: Bana ve ashabıma tâbi olanlardır.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn53" name="_ftnref53"><sup>[53]</sup></a> diyerek, sonradan ortaya çıkacak bid’a fırkalarını haber vermiş ve Ehl-i sünnet ve’l cemaat denilen cemaatin kurtuluşa ereceklerini bildirmiştir. Vefatından kısa bir süre sonra bu fırkalar ortaya çıkmaya başlamıştır.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Kaderiye fırkası, bu ümmetin mecûsîleridir.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn54" name="_ftnref54"><sup>[54]</sup></a> diyerek, kaderi inkar eden Kaderileri haber vermiş ve haber verdiği gibi çıkmıştır.</p></blockquote>
<blockquote><p>Hristiyanların, Hz. İsa’yı sevmede ölçüyü kaçırdıkları gibi, Hazreti Ali’yi sevmede de  bazı insanların ölçüyü kaçıracağını ve onların Rafızîler<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn55" name="_ftnref55"><sup>[55]</sup></a>olarak adlandırılacaklarını haber vermiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn56" name="_ftnref56"><sup>[56]</sup></a> Henüz ortaya çıkmadan yıllar önce çeşitli fırkalara ayrılan Şiilerin ortaya çıkacaklarını haber vermiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Ne vakit gururla yürümeler başladı ve Fars ve Rum kızları hizmet etti; o vakit belânız, fitneniz içinize girecek, harbiniz dâhilî olacak, şerirleriniz başa geçip hayırlılar ve iyilerinize musallat olacaklar.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn57" name="_ftnref57"><sup>[57]</sup></a>diyerek, Emeviler dönemindeki dünyevileşmeyi ve onların şerli liderlerinden haber vermiştir. Otuz sene sonra dediği gibi ortaya çıkmıştır.</p></blockquote>
<blockquote><p>Hayber Kalesi’nin fethinin Hazreti Ali (ra)’nin eliyle olacağını haber vermiş.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn58" name="_ftnref58"><sup>[58]</sup></a> Haber verdiği savaşın ikinci günü Hazreti Ali (ra), kalenin kapısını söküp kalkan gibi kullanarak savaşmıştır. Daha sonra yere attığı kapıyı bazı rivayetlerde sekiz bazı rivayetlerde ise kırk kişi yerinden kaldıramamıştır.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn59" name="_ftnref59"><sup>[59]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Kureyş müşriklerinin önde gelenlerinden ve Hudeybiye’nin başrol oyuncularından olan Suheyl bin Amr, henüz Müslüman olmadan evvel Bedir Savaşı’nda esir edilmişti. Hazreti Ömer (ra), ona işkence etmek için Peygamber Efendimizden (asm) izin istedi. Efendimiz (asm) ise <strong>“Yâ Ömer! Gün gelir, bu adam seni sevindirecek bir duruma gelir.”</strong> diyerek buna müsaade etmedi.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn60" name="_ftnref60"><sup>[60]</sup></a> Hakikaten Peygamberimizin (asm) vefatı zamanında Müslümanların zor anlar yaşadığı dönemde, Medine’deki Müslümanları teselli eden ve uyaran Hazreti Ebubekir (ra) gibi, Suheyl bin Amr’da Mekke’deki Müslümanları uyarıp teselli ederek Efendimizin (asm) verdiği haberi tasdik etmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Hazreti Sureka’ya Kisra’nın bileziklerini giyeceğini haber vermiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn61" name="_ftnref61"><sup>[61]</sup></a> Bu haber vermesinden yıllar sonra Hazreti Ömer (ra) zamanında İran fethedildi. Kisra’nın bilezikleri getiriledi, Hz. Ömer, Sureka’nın kollarına takıp <strong>“Bu iki bileziği Kisrâ’dan alıp Sürâka’ya giydiren Allah’a hamd olsun.” </strong>diyerek Efendimizin (asm) yukarıdaki haberini hatırlatmıştır.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn62" name="_ftnref62"><sup>[62]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Fars Kisra’sının ölümünden sonra artık Kisra gelmeyeceğini haber vermiş, haber verdiği gibi çıkmıştır.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn63" name="_ftnref63"><sup>[63]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Kisra’nın Efendimizi (asm) esir edip getirmeleri için vazifelendirdiği elçiye Efendimiz (asm) Kisra’nın şu an oğlu Perviz tarafından öldürüldüğünü haber vermiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn64" name="_ftnref64"><sup>[64]</sup></a> Önce inanmayan elçi ülkesine dönüp gerçeği gördükten sonra gelerek Müslüman olmuştur.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn65" name="_ftnref65"><sup>[65]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Mekke’nin fethinden önce, Peygamberimiz (asm) Mekke üzerine yürüyeceği sırada, ashabdan Hâtıb b. Ebi Beltea, Mekkeli müşriklere bir yazı yazarak, Peygamberimizin (asm) bu husustaki kararını bildirmek istedi. Peygamber Efendimiz (asm) bunu Allah’ın bildirmesiyle öğrendi ve bu mektubu götüren elçiyi durdurmaları için Hazreti Ali (ra)’yi ve Hazreti Miktad’ı vazifelendirdi. <strong>“Acele gidiniz! Hâh bahçesine vardığınızda, orada, hayvan üzerinde giden ve yanında bir mektup bulunan bir kadın bulacaksınız!</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn66" name="_ftnref66"><sup>[66]</sup></a><strong>Mektubu ondan alınız ve bana getiriniz!”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn67" name="_ftnref67"><sup>[67]</sup></a>   Hakikaten Hazreti Ali (ra) ve Hazreti Miktad, Efendimizin (asm) haber verdiği aynı yerde elçiyi yakalayıp mektubu alıp getirdiler. Hatıb’a sordular, mektubu kendisinin yolladığını itiraf etti. Nedeni sorulduğunda, Mekke’de bulunan ailesine ve mallarına müşrikler tarafından zarar verilmemesi için yaptığını söyleyince, Efendimiz (asm) onu affetti.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn68" name="_ftnref68"><sup>[68]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Daha önce Peygamberimizin (asm) damadıyken, anne ve babasının kışkırtmasıyla eşini boşayan ve Efendimize (asm) hakaretler eden Ebu Cehil’in oğlu Uteybe hakkında <strong>“Allah’ın bir kelbi (köpeği veya parçalayıcı hayvanı) onu yiyecek.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn69" name="_ftnref69"><sup>[69]</sup></a> demiştir. Sonrasında Uteybe Kureyşîlerden bir ticaret kafilesiyle yola çıktı. Zerka diye anılan bir yerde geceleyin konakladılar. O gece bir arslan gelip çevrelerinde dolaşmaya başlayınca, Uteybe: <strong>&#8220;Vay anam! Vallahi, Muhammed&#8217;in dediği gibi, bu beni yiyecek! Benim katilim İbn Ebi Kebşe&#8217;dir. Kendisi Mekke&#8217;de, ben Şam&#8217;da olsam da!&#8221; </strong>dedi. Arslan o gece çevrelerinde dolaştıktan sonra dönüp gitti! Arkadaşları Uteybe’yi ortalarına alıp uyudular. Arslan geri geldi. Aralarından geçti. Yavaş yavaş ve koklaya koklaya, Uteybe&#8217;nin yanına kadar vardı ve onu öldürdü. Uteybe, can çekişirken: <strong>&#8220;Ben size<em>&#8216;Muhammed insanların en doğru sözlüsüdür.’ </em>demedim mi?&#8221; </strong>diyerek ölüp gitti. Oğlunun arslan tarafından öldürüldüğünü işitince, Ebu Leheb de:<strong>&#8220;Ben size <em>&#8216;Muhammed&#8217;in oğlum hakkındaki duasından korkuyorum.’</em>dememiş miydim?&#8221;</strong> demiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Mekke’nin fethinden sonra Efendimiz (asm) ezan okuması için Bilal-i Habeşî’ye Kabe’nin damına çıkmasını söylemişti. Hazreti Bilal ezan okuyunca Kureyş’in reislerinden Ebu Süfyan, Attab ibni Esid ve Hâris ibni Hişam kendi aralarında konuşmaya başladılar. Attab dedi ki: <strong>“Pederim Esid bahtiyardı ki bu günü görmedi.”</strong> Hâris dedi ki: <strong>“Muhammed bu siyah kargadan başka adam bulmadı mı ki müezzin yapsın?”</strong> Ebu Süfyan ise daha evvelden Müslüman olduğundan bu konuşanlardan tedirgin olarak<strong>“Ben korkarım, birşey demeyeceğim. Kimse olmasa da, şu Batha’nın (Mekke’nin) taşları ona haber verecek ve o bilecek.”</strong> dedi. Hakikaten, kısa bir süre sonra Efendimiz (asm) onların yanına geldi ve dediklerini harfiyen nakletti. Attab ile Hâris bu mucize karşısında şehadet getirip, Müslüman oldular.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn70" name="_ftnref70"><sup>[70]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Peygamberimizin (asm) amcası Hazreti Abbas, hicretten sonra Mekke’de kalıp Müslümanlığını gizleyenlerdendi. Bedir Savaşı’nda müşriklerin ısrarları üzerine o da savaşa katılmıştı. Bedir savaşında esir düşen Hazreti Abbas’dan fidye istediklerinde<strong>“Param yok.”</strong> diye cevap verince Efendimiz (asm), <strong>“Eşin Ümmü Fadl yanında bu kadar parayı filân yere bırakmışsın.”</strong> diye haber vermişti. Hazreti Abbas, Efendimizin (asm) haberini tasdik edip, <strong>“Eşimle benden başka kimsenin bilmediği bir sır idi.” </strong>diyerek itiraf etmiştir. O olaydan sonra imanı daha da pekişmiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn71" name="_ftnref71"><sup>[71]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Yahudi sihirbaz Lebid, Efendimize (asm) zarar verecek çok tesirli bir sihir yapıp bir kuyuya atmıştı. Bu sihirin üzerine Efendimiz (asm) çok rahatsızlanmıştı. Hazreti Ali (ra) ve bazı sahabelerine sihirin yapılıp atıldığı kuyuyu haber vererek alıp getirmelerini emretti. Hakikaten sahabeler gidince kuyuda üzerine saçlar sarılmış ve sihir yapılmış bir tarak bulup getirdiler. Efendimiz (asm) tarağın üzerindeki saçların çözülmesini emredince, sahabeler çözmeye başladılar. Her bir saç teli açıldıkça Efendimizin (asm) rahatsızlığı hafifliyordu.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn72" name="_ftnref72"><sup>[72]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Peygamber Efendimiz (asm) bir gün bir topluluğun içerisinde <strong>“Birinizin dişi, cehennemde Uhud Dağından daha büyük olacaktır.”</strong> diye ferman etmiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn73" name="_ftnref73"><sup>[73]</sup></a> Ebu Hureyre aradan çok zaman geçtikten sonra, o anda bu sözü işiten topluluktakilerden sadece kendisinin ve bir başkasının hayatta kaldığını görünce, kendisi hakkında tedirgin olmuş. Fakat daha sonra öteki şahsın yalancı Müseylime’nin ordusunda Müslümanlara karşı savaşırken yakalanıp öldürüldüğünü görmüş ve Efendimizin (asm) mucizane haberini tasdik etmiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn74" name="_ftnref74"><sup>[74]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Umeyr bin Vehb ve Safvan bin Ümeyye, Hazreti Muhammedi (asv) öldürmek üzere bir anlaşma yapmışlar. Anlaşmaya göre Umeyr bin Vehb Medine&#8217;ye gidecek, Bedir esirleri arasındaki oğlu için geldiğini söyleyecek ve zehir sürdüğü kılıcıyla Allah Resûlü&#8217;nü (asm) öldürecekti. Buna karşılık da Safvan bin Ümeyye onun borçlarını üzerine alacak ve ona bir şey olursa ailesine bakacaktı. Umeyr, kılıcını biledi ve yola koyuldu. Medine&#8217;ye geldiğinde alıp mescide getirdiler. Fakat sahabenin Umeyr&#8217;e hiç itimadı yoktu. Onun için de, kimse onu Allah Resûlü&#8217;yle yalnız bırakmaya razı değildi. Umeyr mescide girince, Allah Resûlü (asm), niçin geldiğini sordu. Umeyr, bir sürü yalan söyledi; fakat hiçbirine de Allah Resûlünü inandıramadı. Sonunda Efendimiz (asm)<strong>&#8220;Madem ki sen doğruyu söylemiyorsun, o hâlde ben söyleyeyim: Sen Safvan ile şurada şöyle şöyle konuştun ve beni öldürmek için geldin. Buna karşılık da Safvan senin borcunu ödeyip ailene bakacaktı.&#8221; </strong>Umeyr, sadece Safvan’la arasında geçen bu konuşmayı haber verenin sıradan bir insan olmadığına kanaat getirdi. Sonra Allah Resulü (asm) elini onun göğsüne koydu, içindeki nefret giderek yerine muhabbet doldu ve Müslüman oldu.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn75" name="_ftnref75"><sup>[75]</sup></a></p></blockquote>
<p><em>Bu noktada, <strong>“Hazreti Muhammed (asm) akıllı bir adam olduğu için bu kadar gelecekle ilgili gaybi haberler vermiştir.”</strong> diyebilecek olanları dikkate alarak bir hatırlatma yapmak istiyoruz. Şimdiye kadar saydığımız bu kadar gaybi haberi veren zat için iki durum söz konusudur: O, ya bir dahidir, keskin bir zekâsı vardır. Geçmişi ve geleceği, doğuyu ve batıyı görebilecek kadar bir gözü ve bütün zamanları keşfeden bir dehası vardır. Bu ise normal bir insanda olamaz. Eğer olsa, Allah tarafından verilmiş özel bir kabiliyet olabilir. Bu ise zaten tek başına bir mucizedir. Veyahut da O, bütün zamanları ve kâinatı tasarrufu altında bulunduran, her şeyi gören ve bilen Allah’ın elçisidir. Ne zaman ihtiyacı olsa Rabbinden ders alır, bildirir ve gösterir. Evet, Hazreti Muhammed (asv) ilmi ezeli olan Rabbinden ders alır, ona göre haber verir.</em></p>
<blockquote><p>Hazreti Hâlid bin Velid’i, harp için Düvmetü’l-Cendel reisi olan Ükeydir’e gönderdiği vakit O’nu yabani sığır avında bulacağını ve hiç savaşmadan kolaylıkla esir edeceğini haber vermiş, haber verdiği gibi vuku bulmuştur.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn76" name="_ftnref76"><sup>[76]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Mekke’de müşriklerin, Müslümanlara uyguladıkları boykotun yazılı olduğu kağıt hakkında Efendimiz (asm) amcası Ebu Talib’e<strong>“Ey amca! Benim Rabbim olan Allah, Kureyşlilerin sahifesine ağaç kurdunu (güvesini) musallat etti. Allah&#8217;ın isminden başka, onda tesbit edilen, zulüm, akraba ile ilgi kesme, bühtan gibi şeylerden hiçbiri­ni bırakmadı, yok etti!”</strong> buyurdu. Bunun üzerine Ebu Talip, Kureyş mürşiklerinin ileri gelenlerinin yanına giderek, <strong>“Ey Kureyş halkı! Hiçbir zaman yalan söylememiş olan kardeşimin oğlu bana haber verdi ki; sizin yazmış olduğunuz sahifenize, Allah ağaç kurdunu (güvesini) musallat kılmış; o, onun içindeki cevr, zulüm ve akrabalarla ilişiği kesme, gibi her şeye dokunmuş, onda sadece Allah&#8217;ın ismi anılan sözler kalmıştır! Haydi, yazdığınız sahifenizi getiriniz! Eğer kardeşimin oğlu doğru söylemiş ise, vallahi biz en sonuncumuz ölmedikçe onu size teslim etmeyiz! Artık siz de kötü görüşünüzden vazgeçin! Eğer dediği doğru çıkmazsa, kardeşimin oğlunu size teslim ederim. Siz de onu ister öldürürsünüz, isterseniz sağ bırakırsınız!”</strong> dedi. Ardından müşrikler kağıdı kontrol etmek için yanlarına getirttiler, aynen Efendimizin (asm) haber verdiği gibi olduğunu gördüler. Bunun üzerine bazı müşrikler pişmanlık duydu, bazıları ise bu bir sihirdir deyip inatlarında devam ettiler.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn77" name="_ftnref77"><sup>[77]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Kudüs’ün Fethi sırasında öldürücü bir bulaşıcı hastalığın çıkacağını haber vermiştir. Haber verdiği gibi, fetih vaktinde öyle bir hastalık baş gösterdi ki, üç günde yetmiş bin insan öldü.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn78" name="_ftnref78"><sup>[78]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Basra<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn79" name="_ftnref79"><sup>[79]</sup></a> ve Bağdat şehirlerinin kurulacaklarını, Bağdat’a dünyanın hazinelerinin gireceğini<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn80" name="_ftnref80"><sup>[80]</sup></a>, Türkler<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn81" name="_ftnref81"><sup>[81]</sup></a> ve Hazar Denizi etrafındaki milletlerle, Arapların savaşacaklarını ve daha sonra o milletlerin çoğunun Müslüman olacaklarını haber vermiştir. <strong>“İçinizde Arap olmayan milletlerin çoğalacağı günler yakındır. Onlar sizin gelirlerinizi ve her şeyinizi gözünüz önünde yiyecekler ve ensenize vuracaklar.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn82" name="_ftnref82"><sup>[82]</sup></a> diyerek, yeni Müslüman olan bu millerin kendi içlerinde onlara hakim olacaklarını haber vermiş ve asırlarca Arapları adaletle idare eden Osmanlı gibi Türk devletlerinin vücuda gelmesiyle verdiği haberin doğruluğu ispat edilmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>“Ümmetimin helâki, Kureyş’in birkaç küçük gencinin elleriyle olacak.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn83" name="_ftnref83"><sup>[83]</sup></a> buyurarak, Kureyş kabilesi içerisinden çıkan ve pek çok Müslümanın kanını döken Yezid ve Velid’i haber vermiş, yıllar sonra verdiği haber doğru çıkmıştır.</p></blockquote>
<blockquote><p>Hendek Savaşı esnasında<strong>“Bundan sonra onlar bana değil, ben onlara hücum edeceğim.”</strong> demiş, dediği gibi çıkmıştır.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn84" name="_ftnref84"><sup>[84]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote><p>Uhud Savaşı’ndan sonra da<strong>“Allah bize fetih nasip edinceye kadar, artık müşrikler bir daha bizi bunun gibi (Uhud gibi) bir musibete uğratamayacaklardır!”</strong> buyurmuştur.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn85" name="_ftnref85"><sup>[85]</sup></a> Hakikaten Müslümanların mağlup oldukları tek savaş Uhud Savaşı olmuştur.</p></blockquote>
<blockquote><p>Bir kabileye İslam’ı öğretmek için yolladığı Suffe Mektebi’nin güzide talebelerinden olan sahabelerinin tuzağa düşürülüp şehit edildiklerini aynı anda ashabına haber vermiştir.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn86" name="_ftnref86"><sup>[86]</sup></a> Haber verdiği gibi vuku bulmuştur. Peygamber Efendimizi (asm) çok üzen bu hadise üzerine Hazreti Enes,<strong>“Allah Resulü’nün Bi’r-i Maune’de şehit olan ashabına yanıp üzüldüğü kadar, hiçbir şeye yanıp üzüldüğünü görmedim.” </strong>demiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Vefatından kısa bir süre önce <strong>“Allah bir kulunu serbest bıraktı. O da, Allah katındakini seçti.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn87" name="_ftnref87"><sup>[87]</sup></a> diyerek vefatını haber vermiş, hakikaten de haber vermesinden iki ay sonra vefat etmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Hazreti Zeyd için,<strong>“Onun bir uzvu kendisinden önce cennete gider.”</strong><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn88" name="_ftnref88"><sup>[88]</sup></a>buyurmuştur. Hakikaten bu haberden kısa bir süre sonra, Nihavend Harbinde Hazreti Zeyd’in eli kesilmiş, manen şehit olarak cennete gitmiştir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Savaşlarda gösterdiği kahramanlıklarıyla nam salmış Kuzman adında birisi için Efendimiz “<strong>O, muhakkak ki, Cehennemliklerdendir!</strong>” buyururdu. Hakikaten Bedir Savaşı’nda en önde savaşıp dururken pek çok müşriği de öldürdüğü bir sırada sahabeler ona “<strong>Ey Kuzman cennete gireceğin için sana müjdeler olsun</strong>” dediklerinde o: “<strong>Ben ancak kavmimin şerefi için çarpıştım, eğer anlattığınız şey için olsaydı çarpışmazdım</strong>” dedi. Ardından aldığı yaralardan ağrısı şiddetlenince intihar ederek Efendimizin (asm) onun hakkında “<strong>cehennemliktir</strong>” haberinin doğruluğunu tasdik etti.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn89" name="_ftnref89"><sup>[89]</sup></a></p></blockquote>
<blockquote>
<div>&#8220;<strong>Bir zaman gelecektir ki, o zaman, ticaret kervanı hiçbir kim­senin himayesine hacet kalmadan Mekke&#8217;ye kadar çıkıp gidecektir! Yoksulluğa gelince; sizin biriniz sadakasıyla dolaşıp da kendisinden bu sadakayı kabul edecek bir kimseyi bulamayacak hale gelmedikçe, Kıyamet kopmayacaktır!</strong>&#8221; buyurmuştur. Hakikaten haber verdikten kısa bir süre sonra bütün arap yarım adası müslümanların himayesine girdi. Ardından Hazreti Ömer&#8217;in (ra) döneminde başlayan fetihlerle İslam toprakları hem genişledi, hem de berekete kavuştu. Öyle dönemler oldu ki, müslümanlar zekatlarını verecek fakir bulamaz hale geldiler.<a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftn90" name="_ftnref90"><sup>[90]</sup></a></div>
</blockquote>
<div></div>
<div><em>Gelecekle ilgili nakledeceğimiz rivayetlere burada son veriyoruz. Ancak bilinmelidir ki, hem Kur’an’ın haber verdiği gaybi haberlerin doğru çıkması hem de sahih hadis kitaplarında ve siyer kaynaklarında nakledilen daha pek çok bu şekilde mucizevî haberler, hep birlikte Hazreti Muhammed’in (asv) nubuvvetinin doğruluğuna parmak basmaktadır. Gelecekle ilgili verdiği haberlerin doğru çıkması O’nun (asm) gösterdiği onlarca ayrı mucize türünden sadece bir tanesidir. Tüm bu mucizeleri beraber okuyan birisinin, eğer kalbi ve aklı bozulmamış ise, iman edecek ki, Hazreti Muhammed (asv), her şeyin yaratıcısı olan Hâlık-ı Külli Şey ve her şeyi bilen Allâmü’l-Guyûb olan bir Zât-ı Zülcelâlin elçisidir ve O’ndan haber alıyor.</em></div>
<div><br clear="all" />____________________________________________________________</p>
<div id="ftn1">
<p><small><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a>Buharî, Fiten: 20; Sulh: 9; Fedâilu Ashâbi’n-Nebî: 22; Menâkıb: 25; Dârîmî, Sünnet: 12; Tirmizî, Menâkıb: 25; Nesâî, Cum’a: 27; Müsned, 5:38, 44, 49, 51.</small><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a></span><span class="Apple-style-span">el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:139, 140; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7:138; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:414.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a>İbni Kesîr, <em>el-Bidâye ve’n-Nihâye,</em> 6:213; el-Hâkim, <em>el-Müstedrek, </em>3:366, 367; Ali (ra)  el-Kari, <em>Şerhü’ş-Şifâ, </em>1:686, 687.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a>Taberî, 5-199-200, 219; Müstedrek, 3:366; El-Kâmil Tercümesi, 3:346, 251; Üsdü’l-Gabe, 2:199.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a>el-Askalânî, <em>Fethü’l-Bârî,</em> 13:45.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[6]</sup></a>Müsned, 6:52, 97; İbni Hibban, Sahih, 8:258, no: 6697; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:120.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref7" name="_ftn7"><sup>[7]</sup></a>El-Kâmil Tercümesi, 3:260.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref8" name="_ftn8"><sup>[8]</sup></a>el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:113; Müsned, 1:102, 103, 148, 156.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref9" name="_ftn9"><sup>[9]</sup></a>Buharî, Menâkıb: 25; Edeb: 95; İstitâbe: 7; Müslim, Zekât: 148, 156, 157; Ebû Dâvud, Sünnet: 28; Müsned, 3:56, 65.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref10" name="_ftn10"><sup>[10]</sup></a>el-Heysemî, <em>Mecmeu’z-Zevâid,</em> 9:188;<em>Müsned,</em> 6:294.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref11" name="_ftn11"><sup>[11]</sup></a>İbni Mâce, Fiten: 34.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref12" name="_ftn12"><sup>[12]</sup></a><em>Buharî,</em> Salât, 63; <em>Müslim,</em> Fiten: 70, 72, 73; <em>Tirmizî,</em> Menâkıb: 34; <em>Müsned,</em> 2:161, 164, 206, 3:5, 22, 28, 91, 4:197, 199, 5:215, 306, 307, 6:289, 300, 311, 315; Kettânî, <em>Nazmü’l-Mütenâsir,</em> 126; İbni Hibban, <em>Sahih, </em>8:260; el-Hâkim, <em>el-Müstedrek,</em> 2:155, 3:191, 397; Kadı Iyâz, <em>eş-Şifâ, </em>1:339; es-Sâ’âtî, <em>el-Fethü’r-Rabbânî, </em>23:142.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref13" name="_ftn13"><sup>[13]</sup></a><em>Buharî,</em> Mevâkît, 4; Menâkıb: 25, Fiten: 22; <em>Müslim,</em> Îmân: 231, Fiten: 27; <em>İbni Mâce,</em> Fiten: 9; <em>Müs ned,</em> 5:401, 405.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref14" name="_ftn14"><sup>[14]</sup></a>Müsned, 5:220, 221.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref15" name="_ftn15"><sup>[15]</sup></a>Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref16" name="_ftn16"><sup>[16]</sup></a>el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:103.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref17" name="_ftn17"><sup>[17]</sup></a>bk. el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:100.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref18" name="_ftn18"><sup>[18]</sup></a>el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 6:244; Müsned, 3:31, 33, 82; İbni Hibban, Sahih, 9:46, no. 6898.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref19" name="_ftn19"><sup>[19]</sup></a>Bu aynı zaman da Peygamberimizin (asm) bir başka mucizesidir. Çünkü kendisinden sonra halifeliğin otuz sene süreceğini ve ardından bir nevi sultanlık sistemine geçileceğini aynen haber vermiştir. (Tirmizi, Fiten 48) Aynen dediği gibi vukua gelmiştir.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref20" name="_ftn20"><sup>[20]</sup></a>Ali  el-Kari, <em>Şerhu’ş-Şifâ </em>1:678, 679.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref21" name="_ftn21"><sup>[21]</sup></a>Ali el-Kari, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:679.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref22" name="_ftn22"><sup>[22]</sup></a>Vakidi, Megazi, 2:450.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref23" name="_ftn23"><sup>[23]</sup></a>Ali el-Kari, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:678.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref24" name="_ftn24"><sup>[24]</sup></a>Ahmed b. Hanbel, 4:303.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref25" name="_ftn25"><sup>[25]</sup></a>Ali el-Kari, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:678, 679.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref26" name="_ftn26"><sup>[26]</sup></a>Ahmed bin Hanbel, IV, 335; Buhârî, et-Tarihu&#8217;l-Kebîr, I (ikinci kısım), 81; et-Târihu&#8217;s-Sagîr, I, 341; Taberânî, el-Mu&#8217;cemu&#8217;l-Kebîr, II, 24; Hâkim, Müstedrek IV, 422; Heysemî, Mecmeu&#8217;z-Zevâid, VI, 219</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref27" name="_ftn27"><sup>[27]</sup></a><em>Buharî,</em> Cihad: 157, Menâkıb:25, İman: 3; <em>Müslim,</em> Fiten: 75, 76; <em>Tirmizî,</em> Fiten: 41.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref28" name="_ftn28"><sup>[28]</sup></a>Tirmizî, Menâkıb: 16, 37; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 5:382, 385, 399, 402.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref29" name="_ftn29"><sup>[29]</sup></a>Müslim, Fiten: 19, 20; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 14; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 4:123, 278, 284.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref30" name="_ftn30"><sup>[30]</sup></a>Müslim, Cihad: 83, Cennet: 76; Ebû Dâvud, Cihad: 115; Nesâi, Cenâiz: 117; Müsned, 1:26, 3:219, 258.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref31" name="_ftn31"><sup>[31]</sup></a>El-Hâkim, el-Müstedrek, 2:327.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref32" name="_ftn32"><sup>[32]</sup></a>Sire, 3:89.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref33" name="_ftn33"><sup>[33]</sup></a>Buharî, Mağâzî: 44; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:298.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref34" name="_ftn34"><sup>[34]</sup></a>el-Hafacî, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 3:210; İbnü’l-Kayyım el-Cevzî, <em>Zâdü’l-Meâd</em> (tahkik: Arnavûd), 3:385.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref35" name="_ftn35"><sup>[35]</sup></a>el-Askalânî, el-Metâlibü’l-Âliye, 4:21; el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, 2708; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:554.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref36" name="_ftn36"><sup>[36]</sup></a>Kadî Iyâz, <em>eş-Şifâ,</em> 1:338; Ali el-Karî, 1:683; el-Hafâci, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:179.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref37" name="_ftn37"><sup>[37]</sup></a>bk. el-Askalânî, <em>el-Metâlibü’l-Âliye,</em> no. 4528; el-Albânî, <em>Sahihu’l-Câmi’i’s-Sağîr, </em>no. 2579; el-Elbâ nî, <em>Silsiletü’l-Ehâdîsi’s-Sahîha,</em>no. 1749.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref38" name="_ftn38"><sup>[38]</sup></a>el-Heysemî, <em>Mecmeu’z-Zevâid,</em> 5:186; İbni Hacer, <em>el-Metâlibü’l-Â’liye</em> (tahkik: Abdurrahman el-A’zamî), no. 4085.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref39" name="_ftn39"><sup>[39]</sup></a>Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:338; Müsned, 3:216-218; Beyhakî, Delâili’n-Nübüvve: 6:517.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref40" name="_ftn40"><sup>[40]</sup></a>Buharî, Fiten: 4, 28; Müslim, Fiten: 1; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 23; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 2:390, 39; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:108, 4:439, 483.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref41" name="_ftn41"><sup>[41]</sup></a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">http</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">://</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">www</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">.</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">sorularlarisale</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">.</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">com</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">/</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">index</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">.</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">php</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">?</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">s</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">=</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">article</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">&amp;</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">aid</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2043&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNHowgKn-XZqJr6YajyBubTTcn8XKg">=2043</a></span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref42" name="_ftn42"><sup>[42]</sup></a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">http</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">://</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">www</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">.</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">sorularlarisale</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">.</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">com</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">/</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">index</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">.</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">php</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">?</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">s</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">=</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">article</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">&amp;</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">aid</a><a href="http://www.google.com/url?q=http%3A%2F%2Fwww.sorularlarisale.com%2Findex.php%3Fs%3Darticle%26aid%3D2358&amp;sa=D&amp;sntz=1&amp;usg=AFQjCNETdGoe8uLHoX9C-DS_ZAqP_Uu4ow">=2358</a></span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref43" name="_ftn43"><sup>[43]</sup></a>Buharî, Cenâiz: 36, Menâkıbü’l-Ensâr: 49, Ferâiz: 6; el-Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:209; A’liyyü’l-Karî, Şerhu’ş-Şifâ, 1:699; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1:94.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref44" name="_ftn44"><sup>[44]</sup></a>Buharî, Cenâiz: 57, Menâkıbü’l-Ensâr: 38; Müslim, Ferâiz: 14; Ebû Dâvud, Cihad: 133; Büyû’: 9; Tirmizî, Cenâiz: 69; Nesâî, Cenâiz: 66, 67; İbni Mâce, Sadakat: 9, 13.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref45" name="_ftn45"><sup>[45]</sup></a>Buharî, Fedailü’s-Sahâbe:5,7; Ebû Dâvud, Sünnet, 8; Tirmizî, Menakıb: 17, 18; Müsned, 3:112, 5:331; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:450, 451 (verilen bu kaynaklarda “iki şehid” tabiri geçmektedir).</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref46" name="_ftn46"><sup>[46]</sup></a><em>Buharî,</em> Menâkıb: 25, <em>Müslim,</em> Fedâilü’s-Sahâbe: 101; <em>İbni Mâce,</em> Cenâiz: 64; <em>Müsned,</em> 6:240, 282, 283; Kadî İyâz, <em>eş-Şifâ,</em> 1:340.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref47" name="_ftn47"><sup>[47]</sup></a>el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:345; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:343; Aliyyü’l-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:700; el-Askalânî, el-Metâlibü’l-Â’liye, 4:116, no. 4109; İbni Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 5:8-9; el-Askalânî, el-İsabe: 4:64.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref48" name="_ftn48"><sup>[48]</sup></a><em>Buharî,</em> Ta’bîr: 12; Cihad: 3, 8, 63, 75; İsti’zân, 41; <em>Müslim,</em> İmâret: 160, 161; <em>Ebû Dâvud,</em> Cihad: 9; <em>Tirmizî,</em> Fedâilü’l-Cihad: 15;<em>Nesâî,</em> Cihad: 40; <em>İbni Mâce,</em> Cihad: 10; <em>Dârîmî,</em> Cihad: 28; <em>Muvatta’,</em> Cihad: 39; <em>Müsned,</em> 3:240, 264 &#8230;; el-Elbânî, <em>Sahîhu’l-Câmi’i’s-Sa ğîr,</em> 6:24, no: 6620; el-Hâkim, <em>el-Müstedrek,</em> 4:556.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref49" name="_ftn49"><sup>[49]</sup></a><em>Müslim,</em> Fedâilü’s-Sahâbe: 229, <em>Tirmizî,</em> Fiten: 44, Menâkıb: 73; el-Hâkim, <em>el-Müstedrek,</em> 3:450, 4:254.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref50" name="_ftn50"><sup>[50]</sup></a>el-Hâkim, <em>el-Müstedrek,</em> 4:422; <em>Buharî</em>, Târihü’s-Sağîr<em>,</em> no. 139; Müsned<em>,</em> 4:335; el-Heysemî, <em>Mecmeu’z-Zevâid,</em> 6:218.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref51" name="_ftn51"><sup>[51]</sup></a>Buharî, Tefsir: 62; Tirmizî, 47. sûrenin tefsiri: 3.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref52" name="_ftn52"><sup>[52]</sup></a>el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2:53, 54.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref53" name="_ftn53"><sup>[53]</sup></a>Ebû Dâvud, Sünnet: 1; İbni Mâce, Fiten: 17; Tirmizî, Îmân: 18; Müsned, 2:232, 3:120, 148; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:679.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref54" name="_ftn54"><sup>[54]</sup></a>4:150; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:85; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Süyûti, el-Fethu’l-Kebîr, 3:23; Müsned, 2:86, 125, 5:406.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref55" name="_ftn55"><sup>[55]</sup></a><em>Müsned,</em> 1:103.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref56" name="_ftn56"><sup>[56]</sup></a><em>Müsned</em>, 1:160; <em>Mecmeu’z-Zevâid</em>, 9:133; <em>Müstedrek</em>, 3:123.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref57" name="_ftn57"><sup>[57]</sup></a><em>Tirmizî</em> (tahkik: Ahmed Şâkir), no. 2262; el-Elbânî, <em>Silsiletü’l-Ehâdîsi’s-Sahîha,</em> 954; el-Heysemî, <em>Mecmeu’z-Zevâid,</em> 10:232, 237.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref58" name="_ftn58"><sup>[58]</sup></a><em>Buharî,</em> Cihad: 102,143, el-Mağâzî: 38; <em>Müslim,</em> Fedâilü’s-Sahâbe: 34, 35; <em>Müsned,</em> 2:484, 5:333; <em>Beyhakî,</em> Delâilü’n-Nübüvve: 4:205.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref59" name="_ftn59"><sup>[59]</sup></a>Süyûti, <em>ed-Dürerü’l-Müntesira,</em> 118; İbni Kesîr, <em>el-Bidâye ve’n-Nihâye,</em> 4:189-190; Aclûnî, <em>Keş fü’l-Hafâ, </em>1:365.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref60" name="_ftn60"><sup>[60]</sup></a>Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:704; el-Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:218; el-Askalânî, el-İsâbe, 2:93-94; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:282.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref61" name="_ftn61"><sup>[61]</sup></a>Ali el-Kari, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:703, el-Askalânî, <em>el-İsâbe,</em> no. 3115.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref62" name="_ftn62"><sup>[62]</sup></a>Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:703, el-Askalânî, el-İsâbe, no. 3115; Kâd-ı Iyâz, eş-Şifâ, 1:344.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref63" name="_ftn63"><sup>[63]</sup></a><em>Buharî,</em> İmân: 31; <em>Müslim,</em> Fiten: 76; <em>Tirmizî,</em> Fiten: 41; <em>Müsned,</em> 2:233, 240, 5:92, 99; Kâd-ı Iyâz, <em>eş-Şifâ,</em> 1:337; el-Mubârekforî,<em>Tuhfetü’l-Ahvezî,</em> 6:462, 663.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref64" name="_ftn64"><sup>[64]</sup></a>Kadî Iyâz, <em>eş-Şifâ,</em> 1:343; Hafâcî, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 3:211; Ali el-Kari, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:700; el-Elbânî, <em>Silsiletü’l-Ehâdîsi’s-Sahîha,</em> 1427.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref65" name="_ftn65"><sup>[65]</sup></a>İbn Seyyid, Uyûnu&#8217;l-eser, c. 2, s. 263, 264; Diyarbekrî, Târîhu&#8217;l-hamfs, c. 2, s. 37.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref66" name="_ftn66"><sup>[66]</sup></a>Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s.79; Buhârî, Sahih, c. 5, s. 60; Müslim, Sahih, c. 4, s. 1941; E bu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 47; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 409.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref67" name="_ftn67"><sup>[67]</sup></a>Vâhidf, Esbâbu&#8217;n-nüzûl, s. 282; Zemahşerİ, Keşşaf, c. 4, s. 88; Kurtubf, Tefsfr, c. 18, s. 51; B. Aynf, Umde, c. 14, s. 255; Diyarbekrî, Târîhu&#8217;l-hamîs, c. 2, s. 79; Halebî, İnsan, c. 3, s. 11; Zürkânf, c. 2, s. 295.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref68" name="_ftn68"><sup>[68]</sup></a>Buharî, Cihad: 141, Tefsir: 60:1, Meğâzî: 46; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe: 161; Ebû Dâvud, Cihad: 98; Tirmizî, 60:1; Müsned, 1:79; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:301; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:342.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref69" name="_ftn69"><sup>[69]</sup></a>el-Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:139; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:664.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref70" name="_ftn70"><sup>[70]</sup></a>el-Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:219, 220; el-Askâlânî, el-Metâlibü’l-Âliye, no. 4366; İbnü’l-Kayyım, Zâdü’l-Meâd, (tahkik: el-Arnavud), 3:409-410; İbni Hişâm, Sîretü’n-Nebî, 2:413.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref71" name="_ftn71"><sup>[71]</sup></a>Kadı Iyâz, <em>eş-Şifâ,</em> 1:343, Ali el-Kari, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:699; Hafâci, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 3:206, 207; el-Hey semî, <em>Mecmeu’z-Zevâid,</em> 6:85.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref72" name="_ftn72"><sup>[72]</sup></a><em>Buharî,</em> Tıb: 47, 49, 50; Edeb: 56; Daavât: 57; Bedü’l-Halk: 11; <em>Müslim,</em> Selâm: 43; <em>İbni Mâce,</em> Tıb: 45; <em>Müsned,</em> 6:57, 63, 96; Ali el-Kari, <em>Şerü’ş-Şifâ,</em> 1:706; Tebrîzî, <em>Mişkâtü’l-Mesâbîh,</em> (tahkik: el-El bânî), 3:174, no. 5893.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref73" name="_ftn73"><sup>[73]</sup></a>Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 4:342; el-Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:203; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 8:289-290, 8:290; Tebrîzî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, 3:103.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref74" name="_ftn74"><sup>[74]</sup></a>Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:342; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:298.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref75" name="_ftn75"><sup>[75]</sup></a>Kadı Iyâz, <em>eş-Şifâ,</em> 1:342, 343; el-Heysemî, <em>Mecmeu’z-Zevâid,</em> 8:286-287, 8:284-286; İbni Kesîr, <em>el-Bidâye ve’n-Nihâye,</em> 3:313.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref76" name="_ftn76"><sup>[76]</sup></a>Kadı Iyâz, <em>eş-Şifâ,</em> 1:344; Hafâci, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 3:218; Ali el-Kari, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:704; İbnü’l-Kayyım, <em>Zâdü’l-Meâd,</em> 5:538-539; el-Hâkim, <em>el-Müstedrek,</em> 4:519; İbni Kesîr, <em>el-Bidâye ve’n-Nihâye, </em>4:30.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref77" name="_ftn77"><sup>[77]</sup></a>Kadı Iyâz, <em>eş-Şifâ,</em> 1:345; Hafâci, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 3:720; Ali el-Kari, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:706; İbni Kesîr, <em>el-Bidâye ve’n-Nihâye,</em> 3:96-97; İbni Hişâm, <em>Sîretü’n-Nebî,</em> 1:371.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref78" name="_ftn78"><sup>[78]</sup></a><em>Buharî,</em> Tıb: 30, Hıyel: 13; <em>Müslim,</em> Selâm: 98, 100; <em>Muvatta’,</em> Medine: 22, 24; <em>Müsned,</em> 4:195-196; <em>Beyhakî,</em> Delâilü’n-Nübüvve: 6:383; Süyûtî, <em>el-Hasâisü’l-Kübrâ,</em> 2:477-478.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref79" name="_ftn79"><sup>[79]</sup></a>el-Elbânî, <em>Sahîhu’l-Câmi’i’s-Sağîr, </em>6:268, no. 7736; Tebrîzî, <em>Mişkâtü’l-Mesâbîh, </em>no. 5433.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref80" name="_ftn80"><sup>[80]</sup></a>Kadı Iyâz, <em>eş-Şifâ,</em> 1:344; Ali el-Kari, <em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:703; İbni Kesîr, <em>el-Bidâye ve’n-Nihâye,</em> 10:102; Tebrizî, <em>Mişkâtü’l-Mesâbîh,</em> no. 5433.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref81" name="_ftn81"><sup>[81]</sup></a><em>Buharî,</em> Cihad:95 Müslim, <em>Fiten: 64-66, Tirmizî</em>, Fiten:37 ve <em>İbni Mâce</em>, Fiten: 36.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref82" name="_ftn82"><sup>[82]</sup></a>Kadı Iyâz, <em>eş-Şifâ, </em>1:341; Hafâci, <em>Şer hu’ş-Şi fâ,</em> 3:194; Ali el-Kari,<em>Şerhu’ş-Şifâ,</em> 1:692; el-Heysemî,<em>Mecme’u’z-Zevâid,</em> 7:310; el-Hâ kim, <em>el-Müstedrek,</em> 4:519; <em>Müsned,</em> 2:288, 296, 304, 324, 377, 520, 4:66, 5:38.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref83" name="_ftn83"><sup>[83]</sup></a>Buharî, Menâkıb: 25; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:479, 527, 572; Müsned, 2:288, 296, 301, 304, 324, 377, 520, 536, 4:66, 5:38; İbni Hibban, Sahih, 8:215, 252.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref84" name="_ftn84"><sup>[84]</sup></a>Hadis-i bilmanadır. <em>Buharî,</em> Meğâzî: 29; <em>Müsned,</em> 4:262, 6:394; İbni Hibban, <em>Sahih, </em>6:272.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref85" name="_ftn85"><sup>[85]</sup></a>İbn İshak, İbn Hişam.Sîre.c. 3, s. 106; Taberî, Târih, c. 3, s. 27; İbn Seyyid, Uyûnu&#8217;l-eser,c. 2, s. 24; Ebu&#8217;l-Fidâ, el-Bidâye ve&#8217;n-nihâye, c. 4, s. 47.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref86" name="_ftn86"><sup>[86]</sup></a>Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 111; Beyhakî, Delâilü&#8217;n-nübüvye, c. 3, s. 344; Suyûtî, Hasâisu&#8217;l-kübrâ, c. 1, s. 556.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref87" name="_ftn87"><sup>[87]</sup></a>Buharî, Menâkıbu’l-Ensâr: 45; Salât: 80, Fedâilü’s-Sahâbe: 3; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe: 2; Tirmizî, Menâkıb: 15; Ebû Dâvud, Mukaddime: 14; Müsned, 3:18, 478, 4:211, 5:139; İbni Hibban, Sahih, 8:200, 9:58.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref88" name="_ftn88"><sup>[88]</sup></a>Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:343; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:702; Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:214; el-Heysemî, Mecme’u’z-Zevâid, 9:398; Askâlânî, el-Metâlibü’l-Âliye, 4:91, no. 4047.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref89" name="_ftn89"><sup>[89]</sup></a>İbn İshak, İbn Hisam, c. 3, s. 93; Vâkıdî, c.1, s. 224; İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 163; Zehebî, Megâzî, s. 166.</span><br />
<span class="Apple-style-span"><a title="" href="http://www.resulullah.org/#_ftnref90" name="_ftn90"><sup>[90]</sup></a> Buhârî,Sahih,c.2, s. 113.</span></p>
</div>
<p><strong>Bu yazı resulullah.org adlı siteden alıntılanmıştır</strong></p>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-a-s-in-gelecekle-ilgili-verdigi-haberlerin-dogru-cikmasi/">Peygamber Efendimiz (a.s) ın Gelecekle İlgili Verdiği Haberlerin Doğru Çıkması</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/peygamber-efendimiz-a-s-in-gelecekle-ilgili-verdigi-haberlerin-dogru-cikmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz.Peygamber&#8217;in Gayb&#8217;den Haber Vermesi,Kurana Aykırı Mı ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hz-peygamberin-gaybden-haber-vermesikurana-aykiri-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hz-peygamberin-gaybden-haber-vermesikurana-aykiri-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2015 09:35:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayb Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Köktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Gayb]]></category>
		<category><![CDATA[Gaybî haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Peygamber'in Gayb'den Haber Vermesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'a Aykırı mı ?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=7617</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle günümüzde Hz. Peygamber’in gaybı bilmediğine, dolayı­sıyla gaybdan haber veren hadîslerin uydurma olduğuna dair bir­takım iddialar vardır. Bu iddia sahipleri Kur’ân’a parçacı yaklaşmakta, âyetleri bir bütün içerisinde değerlendirememektedir. Şöyle ki: Şu bir gerçek ki, Kur’ân’da Hz. Peygamber’in gaybı bilmediğini ifa­de eden âyetler vardır: “Ben size ‘Allah&#8217;ın hâzineleri benim yanımdadır’, demiyorum, gaybı da bilmem’’ Bununla birlikte [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-peygamberin-gaybden-haber-vermesikurana-aykiri-mi/">Hz.Peygamber’in Gayb’den Haber Vermesi,Kurana Aykırı Mı ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/546_317_6f4c9333.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-7618" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/546_317_6f4c9333.jpg" alt="Hz.Peygamber'in Gayb'den Haber Vermesi,Kurana Aykırı Mı ?" width="418" height="249" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/546_317_6f4c9333.jpg 494w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/06/546_317_6f4c9333-300x179.jpg 300w" sizes="(max-width: 418px) 100vw, 418px" /></a></p>
<p>Özellikle günümüzde Hz. Peygamber’in gaybı bilmediğine, dolayı­sıyla gaybdan haber veren hadîslerin uydurma olduğuna dair bir­takım iddialar vardır. Bu iddia sahipleri Kur’ân’a parçacı yaklaşmakta, âyetleri bir bütün içerisinde değerlendirememektedir. Şöyle ki:</p>
<p>Şu bir gerçek ki, Kur’ân’da Hz. Peygamber’in gaybı bilmediğini ifa­de eden âyetler vardır: “Ben size ‘Allah&#8217;ın hâzineleri benim yanımdadır’, demiyorum, gaybı da bilmem’’ Bununla birlikte Allah’ın, razı olduğu elçilerine gaybı bildirdiğini gösteren âyetler de bulunmaktadır: “Allâh gayb bilgisini kimseye göstermez, ancak razı olduğu elçiye gös­terir” O halde iki âyetin uygun bir te’vîlini yapmak durumundayız. Birinci âyet aslında Hz. Peygamber’in kendiliğinden gaybı bilemeyece­ğini vurgulamaktadır. İkinci âyet ise Allâh’ın dilediği elçisine gaybını bildirebileceğini ifade etmektedir. Âyetler bu şekile anlaşılırsa arala­rındaki zahiri teâruz da ortadan kalkar.</p>
<p>Hz. Peygamber in, gayb bilgisine Allâh’ın izniyle muttali olması mümkün olsa da onu her an her yönüyle gaybı bilen bir peygamber olarak telakki etmek zordur. Mevdûdî’nin dediği gibi, halk arasında­ki peygamberlerin olmuş olacak her şeyi bildiği, Allâh’ın onlara gayb ilminin hepsini verdiği” şeklindeki kanaatler yanlıştır şeklindeki düşünce de isabetli değildir. Hz. Peygamber’e gayb alemi hakkında pek çok bilgi verilmişse de, bunlar ümmetine bildirmemişti. Ama bununla birlikte “peygamberlerin gayb hakkındaki bilgisi, diğer insanların bil­mesi gerektiği kadardır” metine bildirilmemişti. Nitekim bir hadîsinde Hz. Peygamber, “Yemin ederim ki, benim bildiklerimi bilseydiniz, çok ağlar az güler­diniz.”(Buhari,Rikak,27) buyurmuştur.</p>
<p>Mevdûdî, peygamberlerin diğer insanlardan daha fazla gayb bilgisine sahip olduğuna dair aklî deliller de sunmuş­tur. Ona göre genelde insanlar gayba îmân etmeye ihtiyaçları olduğu kadar, gayba îmânda kalpleri tatmin olsun diye konuyla ilgili bilgiye de ihtiyaçları vardır. Bu durumda peygamberlerin görevlerini yerine getirebilmeleri için diğer insanlardan daha fazla şey bilmeleri gerekir. Nasıl ki, bir devlet idaresinde başbakan, bakanlar, valiler devletin ba­zı özel tutum ve politikasını bilir de halkın bunları bilmesi ülkeye fay­da yerine zarar getirirse, madde ötesi alemle ilgili bilgilerin bilinme­si de böyledir. Bunları da sadece Allâh’ın has kulları ve peygamber­leri bilebilir, diğer insanlar ise bundan habersizdirler. Bu gayb bilgisi, peygamberlere görevlerini yerine getirmede yardımcı olur. Fakat ge­nel olarak diğer insanlar bu bilgileri bilmeye mecbur değildir. Son ola­rak şu söylenebilir: Peygamberlerin gayb bilgisi, Allâh’ın bilgisinden az, diğer insanların bilgisinden çoktur. Bunu ölçmek için ise elimizde herhangi bir ölçek yoktur.</p>
<p><strong>Sonuç olarak söylemek gerekirse;</strong> Allâh Resûlu gaybdan çok şeyi biliyordur. Bildikleri içerisinden bir kısmım bize açıklamıştır. Benzet­mek doğru ise, devlet yönetiminde olanlar da diğer insanlara nazaran çok şey bilirler, fakat her bildiklerini halkla paylaşmazlar. Bildikleri­nin bir kısmını halka açarlar.</p>
<p>Burada bir görüşe daha dikkat çekmekte fayda vardır. Buna göre Kur’ân, açıkça Resülullâh da dâhil kimsenin geleceği bilemeyeceğini söyler. Efendimiz de bunu tekrarlar. (Osman b. Maz’un’un hanımına “Vallahi yarın bana ne yapılacağını bile bilmiyorum” sözünü hatırla­yalım) Kıyâmete, onun alametlerine dair hadîsler Rasûlullah’ın bir tür tahminleri ve bu konudaki nasları ve olayları “okumalarıdır. Ve efen­dimizin okumaları bizim için çok değerlidir. Kehanet ve gelecekten ha­ber olarak değerlendirilmemelidirler.</p>
<p>Gaybî haberleri sadece tahmin ve okuma (yorum) olarak değer­lendirmek isabetli değildir. Bu görüş, bir açıdan, ilgili hadîsleri kabul eder gibi görünmekte, ama manayı saptırmaktadır. Elbette muhteme­len gaybla ilgili hadîsler içinde uyarı, teşvik, bazı şeyleri sezme kabilin­den olanlar vardır. Ama bilfiil ne olacağını ifade eden hadîsler de söz konusudur. Hatta uyarı ve teşviklerin dahi bir bilgiye dayandığını söy­lemek mümkündür. Şayet Allâh’ın Hz. Peygamber’e gaybından bir şey­ler bildirmesi mümkünse hadîsler yoluyla bize ulaşan gayb haberlerin­de yadırganacak bir şey yok demektir.</p>
<p>Aslında konu, bir açıdan, Hz. Peygamber’in Kur’ân dışında Allâh’tan vahiy alıp alamayacağı meselesiyle de ilişkilidir. Başka çalışma­larımızda konuyu detaylı ele aldığımızdan, şu kadarını söyleyebiliriz ki, Hz. Peygamber Kur’ân dışında Allâh’tan vahiy almıştır. Buna Al­lah Resûlüyle bir şekilde iletişim kurdu, kalbine ilka etti de diyebiliriz. Gaybî bilgilerin hepsi, bu tür vahye dahil olmaktadır.</p>
<p>Yavuz Köktaş,Kurana Aykırı Görülen Hadisler</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hz-peygamberin-gaybden-haber-vermesikurana-aykiri-mi/">Hz.Peygamber’in Gayb’den Haber Vermesi,Kurana Aykırı Mı ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hz-peygamberin-gaybden-haber-vermesikurana-aykiri-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberler Ve Gayb</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/peygamberler-ve-gayb/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/peygamberler-ve-gayb/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2015 11:15:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayb Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet Alametleri]]></category>
		<category><![CDATA[15 Kötü Özellik]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir Zaman Fitnesi]]></category>
		<category><![CDATA[Üç İlginç Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Deccal-Mehdî Hadisleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamberden (A.S.M.) Gayb Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamberin (a.s.m.) Peygamberlik Yönü]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Peygamberimiz ve Gayb]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet Çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler Ve Gayb]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum Gemisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4667</guid>

					<description><![CDATA[<p>HZ. PEYGAMBER VE GAYB &#160; Peygamberler Allah&#8217;ın bildirmesiyle diğer insanla­rın bilemediği bazı gaybî haberlere mazhar olmuşlar, Allah&#8217;ın izin verdiği ölçüde başkalarına da bildirmiş­lerdir. Meselâ, Hz. İsa kendisinden sonra gelecek peygam­beri şöyle bildirir: &#8220;Ey İsrailoğulları! Ben Allah&#8217;ın size gönderdiği bir elçiyim. Benden önceki Tevrat&#8217;ın bir tasdikçisi ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan bir peygamberin müjdecisiyim.[1] [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/peygamberler-ve-gayb/">Peygamberler Ve Gayb</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hz-muhammed.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4668" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hz-muhammed.jpg" alt="Peygamberler Ve Gayb" width="477" height="330" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hz-muhammed.jpg 477w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/hz-muhammed-300x208.jpg 300w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" /></a>HZ. PEYGAMBER VE GAYB</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peygamberler Allah&#8217;ın bildirmesiyle diğer insanla­rın bilemediği bazı gaybî haberlere mazhar olmuşlar, Allah&#8217;ın izin verdiği ölçüde başkalarına da bildirmiş­lerdir.</p>
<p>Meselâ, Hz. İsa kendisinden sonra gelecek peygam­beri şöyle bildirir: <em>&#8220;Ey İsrailoğulları! Ben Allah&#8217;ın size gönderdiği bir elçiyim. Benden önceki Tevrat&#8217;ın bir tasdikçisi ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan bir</em> <em>peygamberin müjdecisiyim</em>.<strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>[1]</sup></span></strong></p>
<p>Yine Hz. İsa, Cenabı Hakkın kendisine verdiği mu­cizeleri nazara verirken, şunu da söyler: &#8220;<em>Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm<strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>.[2]</sup></span></strong></em></p>
<p><em>Benzeri bir durum Hz. Yusuf için de geçerlidir. Hz. Yusuf zindanda iken, ordakilere hangi yemeğin gelece­ğini haber vermektedir</em>.<strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>[3]</sup></span></strong></p>
<p>Hz. Yusuf un babası Hz. Yakub, oğlundan uzun yıllar haber alamamış olmakla beraber, onun hayatından ümidini kesmemişti<em>. &#8220;Allah katından sizin bilemedi­ğiniz şeyleri biliyorum</em>&#8221; diyordu.<strong><sup>[4]</sup></strong></p>
<p>Nitekim, Hz. Yusufun gömleğini getiren kervan Mı­sır&#8217;dan yola çıktığında, Hz. Yakub o kadar uzak mesa­feden &#8220;<em>Eğer bana bunaklık isnat etmezseniz ben Yusuf­un kokusunu duyuyorum&#8221;</em> demişti.<strong><sup>[5]</sup></strong></p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;dan verdiğimiz bu örneklerde görüldüğü gibi, peygamberler diğer insanlardan farklı olarak özel bir gayb bilgisine mazhardırlar. Fakat bu, onların gaybı bildiği anlamına gelmez. Çünkü peygamberler, gaybı bi­len kişiler değil, vahiy yoluyla gaybdan haber alan kimselerdir. Yani, Allah&#8217;ın bildirmesiyle gayba vakıf olan insanlardır.<strong><sup> [6]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>2- Hz. Peygamber (a.s.m.) Ve Gayb</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>&#8220;Âlemlere rahmet olarak gönderilen</em>&#8220;<strong><sup>[7]</sup> </strong>ve <em>&#8220;Sen ol­masaydın âlemleri yaratmazdım</em>&#8221; <strong><sup>[8]</sup> </strong>taltifine mazhar olan Hz. Peygamber (a.s.m.) elbette gayb bilgisi yönün­den de en seçkin bir konumdadır.</p>
<p>Bazıları, &#8220;<em>De ki: Ben size &#8216;Allah&#8217;ın hazineleri benim yanımdadır&#8217; demiyorum. Gaybı da bilmem</em>&#8221; <strong><sup>[9]</sup> </strong>âyetinden hareketle, Hz. Peygamber (a.s.m.) gaybdan haber ver­memiştir. &#8220;İlerde şöyle olacak, böyle olacak&#8230;&#8221; tarzında ona nisbet edilen şeyler, zamanla bazıları tarafından uydurulmuştur&#8221; iddiasındadırlar. Halbuki, Kur&#8217;ân&#8217;ı dikkatle okusalar böyle bir iddiaya girişmeyeceklerdi. Zira Hz. Peygamber (a.s.m.) kendiliğinden gaybı bilmez. Fakat Allah ona bildirir, oda ümmetine haber verirdi.</p>
<p>Tefsiri asırlarca medreselerde ders kitabı olarak okutulan Kadı Beydâvî, &#8220;ben gaybı da bilmem&#8221; âyetini &#8220;bana vahyedilmedikçe ye kendisine bir delil bırakıl­mayınca&#8221; kaydını söyleyerek tefsir eder.<strong><sup>[10]</sup></strong></p>
<p>Sözün burasında, Hz. Peygamberin (a.s.m.) birbirin­den farklılık arzeden iki şahsiyetine dikat çekmekle fayda görüyoruz.</p>
<p><strong>1-</strong> Beşerî yönü</p>
<p><strong>2-</strong> Peygamberlik yönü.</p>
<p>Hz. Peygamber (a.s.m.), beşeri yönü itibariyle bizim gibi bir insandır. O da yer, içer, sıcaktan soğuktan etki­lenir. Yarın ne olacak, ilerde neler olacak bilemez. Peygamberlik yönüyle ise, vahye mazhardır. Allah&#8217;tan gelen mesajlara bir alıcı durumundadır. Beşeriyet iti­bariyle &#8220;zelle&#8221; denilen bir yanılması olsa, vahiyle yön­lendirilen bir konumdadır.</p>
<p>Meselâ, Tebük savaşına katılmamak için kendisin­den izin  isteyen  münafıklara  izin  vermiştir. Gelen âyetlerde kendisine şöyle hitap edilir: &#8220;<em>Allah seni af­fetsin, niye onlara izin verdin</em>&#8230;&#8221;<strong><sup>[11]</sup></strong></p>
<p>Abdullah İbni Ümmü Mektum âmâ bir insandır. Birgün Peygamberimiz (a.s.m.) Mekke&#8217;nin önde gelen müşriklerine İslâmı anlatırken. Resulullahın (a.s.m.) sesini duyar, oraya gelip der: &#8220;Yâ Resulallah, Allah&#8217;ın sana öğrettiklerinden bana öğret.&#8221; Peygamberimiz (a.s.m.) o esnada onunla meşgul olmak istemez. Yüzünü ekşitir, ondan yüz çevirir. Diğerlerine anlatmayı daha uygun bulur. Bu olay üzerine gelen Abese Sûresinin ilk âyetlerinde onun bu tavrının yanlış olduğu, bir daha böyle yapmaması hatırlatılır.<strong><sup>[12]</sup></strong></p>
<p>Peygamberin beşeri yönünün en belirgin örneklerin­den birisi, şu olayda kendini göstermektedir:</p>
<p>Hz. Peygamber (a.s.m.) Medine&#8217;ye geldiğinde Medine ahalisinin hurmaları aşıladığını görür. <em>&#8220;Sanırım yap-masanız daha iyi olur</em>&#8221; der. Bunun üzerine aşılamayı bırakırlar; verim düşer. Durum Resulullaha (a.s.m.) söylenince &#8220;<em>Ben ancak bir beşerim. Dininizden bir şey size söylediğimde onu yapın. Kendi görüşümle birşey emredersem, bilin ki ben de bir insanım&#8221; &#8220;Siz, dünya­nızın işini benden daha iyi bilirsiniz</em>&#8221; der.<strong><sup>[13]</sup></strong></p>
<p>Yeri gelmişken şunu da belirtmek gerekir: Hz. Pey­gamberin (a.s.m.) bir beşer olması, onun için bir nok­sanlık değil, aksine bir kemâldir. Bir beşer değil de, bir melek olsaydı, insanlara önder olamazdı, rehberlik edemezdi.</p>
<p>Meselâ, Peygamberimizin (a.s.m.) yanma gelen davacı-davalılarâ gayb bilgisiyle hüküm verseydi, bizlere örnek olamazdı. Halbuki şöyle diyor: <em>&#8220;Siz bana davacı-davalı olarak gelirsiniz. Olur ki, bazınız davasını daha güzel anlatır. Ben de onun lehine hüküm veririm. Kime bu şekilde kardeşinin hakkından verirsem, bilsin ki, ona</em> ateşten <em>bir parça vermiş olurum.&#8221;<strong><sup>[14]</sup></strong></em></p>
<p>Sahabiler, Hz. Peygamberin (a.s.m.) beşeriyet ve pey­gamberlik yönlerini ayırd edebiliyorlardı. Meselâ, Be­dir Savaşı öncesi Resulullah (a.s.m.) orduyu bir yere yerleştirdiğinde sahabilerden Hubab bin Münzir &#8220;Yâ Resullallah, eğer buraya yerleşmemiz Allah&#8217;dan sana gelen bir vahiyle değilse, suları tutup düşmana göre avantajlı bir durumda olmamız daha uygundur&#8221; der. Hz. Peygamber (a.s.m.) uygun görür. Hubab&#8217;ın görüşüne göre hareket edilir.<strong><sup>[15]</sup></strong></p>
<p>Görüldüğü üzere, hem Resulullah (a.s.m.), hem de as­habı onun beşeri yönüyle peygamberlik yönünü birbi­rinden ayırd etmektedir.<strong><sup> [16]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>3- Hz. Peygamberin (a.s.m.) Peygamberlik Yönü</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Resulullah (a.s.m.) peygamberlik yönüyle birtakım gaybî sırlara mazhardır. Bunun en büyük delili başta Kur&#8217;ân-ı Kerimde bunun çok örneklerine rastlamakta­yız. Meselâ, Hudeybiye Barışı dönüşünde nazil olan Fe­tih Sûresinde, sefere katılmayan münafıkların ne gibi mazeret uyduracakları Peygamberimize (a.s.m.)  haber verilmişti:</p>
<p><em>&#8220;Geride kalanlar sana &#8216;mallarımız ve çocuklarımız bizi alıkoydu. Bizim için istiğfar et&#8217; diyecekler. Onlar dilleriyle kalblerinde olmayan şeyi söylüyorlar</em>.&#8221;<strong><sup>[17]</sup></strong></p>
<p>Benzeri bir durum Tebük Seferine katılmayanlarla ilgili: <em>&#8220;(Seferden geri kalan münafıklar) onlara döndü­ğünüzde size özür beyan edecekler. De ki: Özür beyan etmeyin. Size inanmayacağız. Alah bize, durumlarınızı haber verdi.&#8221;<strong><sup>[18]</sup></strong></em></p>
<p>Keza, Hz. Peygambere {a.s.m.) münafıkların birtakım halleri vahiyle bildirilmektedir:</p>
<p><em>&#8220;Onlar &#8216;başüstüne&#8217; derler. Yanından ayrıldıktan sonra bir kısmı gece senin dediğinden başkası kurar.</em></p>
<p><em>&#8220;İnsanlardan bir kısmı vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri hoşuna gider. Kalbindekine Allah&#8217;ı şahit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanı­dır. Dönüp gitti mi (sende ayrılıp bir iş başına geçti mi) yeryüzünde fesat çıkarmaya, harsı ve nesli helak et­meye çalışır</em>.&#8221;<strong><sup>[19]</sup></strong></p>
<p>Şu olay da, Hz. Peygambere (a.s.m.) gelen gaybî bil­giyi teyid etmektedir:</p>
<p>Ebu Âmir, Hz. Peygamber (a.s.m.) Medine&#8217;ye gelme­den Önce Hıristiyanlığı din olarak seçen ve ruhban ola­rak yaşayan birisidir. Resulullah (a.s.m.) Medine&#8217;ye geldiğinde kendisinin reislik ve saltanatı sona erdiğinden, Peygambere düşman kesilir. Müşriklerle beraber hareket eder. Huneyn mağlubiyetinden sonra Şam&#8217;a kaçar. Oradan Medine münafıklarına &#8220;Elinizden geldi­ğince silahlanın. Benim için de bir mabed yapın. Ben Rum Kayserine gidiyorum. Oradan büyük bir ordu ile gelip Muhammed ve arkadaşlarırını sürüp çıkaracağım&#8221; diye haber gönderir. Münafıklar da, böyle bir mescidi yapıp, açılışına Peygamberi (a.s.m.) davet ederler. Resulullah (a.s.m.) gelmeye hazırlanırken, gelen âyetler du­rumu Resulullaha (a.s.m.) haber verir:<strong><sup>[20]</sup></strong></p>
<p><em>&#8220;Onlar o kimselerdir ki, zarar vermek, küfrü yay­mak, mü&#8217;minler arasına ayrılık sokmak ve daha önce­den Allah ve Resulü aleyhinde savaşmış olana yataklık etmek için bir mescid edindiler İyilikten başka birşey murad etmedik&#8217; diye yemin de ederler. Fakat Allah şa­hittir ki, bunlar gerçekten yalancıdırlar. Orada asla namaz kılma</em>!&#8230;&#8221;<strong><sup>[21]</sup></strong></p>
<p>Şu âyet, Hz. Peygamberin (a.s.m.) vahiyle bir kısım gaybî bilgiye ulaştığının en açık delillerindendir:</p>
<p><em>&#8220;Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir sır söyle­mişti. Fakat eşi, bunu başkasına haber verdi. Allah bunu, peygamberine bildirdi. Peygamber, bir kısmını söyleyip bir kısmından vazgeçmişti. Peygamber bunu haber verince eşi &#8216;bunu sana kim haber verdi&#8217; dedi. Peygamber, &#8216;Alîm ve Habîr olan Allah haber verdi&#8217; dedi.&#8221;<strong><sup>[22]</sup></strong></em></p>
<p>Bahari&#8217;de zikredilen rivayetten Resulullahın (a.s.m.) bu iki zevcesinin Hz. Hafsa ve Hz. Aişe olduklarını öğ­renmekteyiz.<strong><sup>[23]</sup></strong></p>
<p>Mümtehine Sûresinin iniş sebebi de Resulullahın (a.s.m.) gaybdan talimat aldığının bir misalidir.</p>
<p>&#8220;<em>Ey iman edenler! Benim ve sizin düşmanınızı dost­lar edinmeyin</em>&#8221; diye başlayan sûre. Hâtib bin Ebi Beltea dolayısıyla inmiştir. Şöyle ki:</p>
<p><em>Bedir gazilerinden olan Hâtıb, Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye gelen sâre ismindeki kadına bir mektub verir. Mektubda, Hz. Peygamberin (a.s.m.) Mekke&#8217;yi fethe hazır­landığını haber vermektedir. Kadın Mekke&#8217;ye doğru yol alırken, Hz. Cebrail durumu Resulullaha (a.s.m.) bildi­rir. Resulullah (a.s.m.), bir kısım ashabını çağırır. &#8220;Filan yerde Mekke&#8217;ye giden bir kadın bulacaksınız. Üzerinde Hâtıb&#8217;ın bir mektubu var. Mektubu getirin, kadını ise bırakın yoluna devam etsin&#8221; der. Giderler, kadını bulurlar. Kadın önce inkâr ederse de, sonunda saçında sakladığı</em> <em>mektubu vermek zorunda kalır!</em></p>
<p><em>Resulullah (a.s.m.), Hâtıb&#8217;ı çağırtıp &#8220;niye böyle yap­tığını&#8221; sorar. Hâtıb der: &#8220;Yâ Resulallah, İslama girdik­ten sonra küfre dönmüş değilim. Mekkeli muhacirlerin herbirinin Mekke&#8217;de aşiretini koruyacak kimsesi var. Benimse yok. Kimsesi olmayan birisiyim. Ailem de on­ların arasında. Onlara yardımcı olmak istedim. Bildim ki, Allah Mekkelilerin cezasını verecek. Mektubum ise, onlardan bu cezayı gidermeyecek.&#8221;<strong><sup>[24]</sup></strong> </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>4- Hz. Peygamberden (A.S.M.) Gayb Haberleri</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Resulullah (a.s.m.), Kur&#8217;ân vasıtasıyla &#8220;âlemin yara­tılışı, geçmiş ümmetlerin kıssaları, İslâmın ve Müslü­manların geleceği&#8221; gibi birtakım gaybî olayları haber vermiştir. Bunların izahını başka bir çalışmaya bıra­karak, şimdi hadislerde yer alan bazı gaybî durumları takdime çalışacağız. Şöyle ki: Resulullah (a.s.m.), hem kendi devrinde olan ve hem de ilerde olacak olaylardan haber vermiştir.</p>
<p><strong>I-</strong> Kendi devrinde olanlardan haber vermesi:</p>
<p>Birgün Resulullah (a.s.m.) mihraptayken der:</p>
<p>&#8220;<em>Safla­rınızı düzgün tutun. Ben sizi önümde iken gördüğüm gibi, sırtım dönük olduğunda da görürüm</em>.&#8221;<strong><sup>[25]</sup></strong></p>
<p>Bir savaş esnasında Müslüman saflarında yer alan Kuzman isimli biri, cesur bir şekilde savaşmaktadır. Resulullaha (a.s.m.) bu adamın cesaretinden bahsedil­diğinde &#8220;<em>bu adam cehennemliktir</em>&#8221; der. Ashab bu sözü hayretle karşılar. Savaşın sonunda Kuzman ağır yara­lıdır. Kendisine &#8220;Artık Allah&#8217;a kavuşma vaktidir&#8221; der­ler. Kuzman &#8220;ben Allah için savaşmadım ki&#8221; der. Ara­dan biraz geçince yaralarının acısına dayanamayıp in­tihar eder. Böylece Resulullahın (a.s.m.) &#8220;<em>o cehennem­liktir&#8221;</em> sözü anlaşılmış olur.<strong><sup>[26]</sup></strong></p>
<p>Huzeyfe&#8217;nin annesi. Peygamberi davet etmediği için oğlunu azarlar. Oğlu özür diler, &#8220;Resulullaha (a.s.m.) gi­dip af dileyeceğini&#8221; söyler. Huzeyfe, akşamdan yatsıya kadar peygamberin yanında kalır. Namazdan sonra mescidden çıkan Hz. Peygamberi (a.s.m.) takip eder. Resulullah (a.s.m.) onu görünce der:</p>
<p><em> &#8220;Ey Huzeyfe, Allah seni de, anneni de bağışlasın.&#8221;<strong><sup>[27]</sup></strong></em></p>
<p>Hz. Peygamber (a.s.m.). Bedir Savaşından bir gün önce küfrün liderlerinden kimin nerede öldürüleceğini teker teker haber verir.<strong><sup>[28]</sup></strong></p>
<p>Habeş Kralı Necaşi&#8217;nin öldüğü gün Hz. Peygamber (a.s.m.) ashabına:<em> &#8220;Bugün bir kardeşiniz vefat etti. haydi namazını kılalım&#8221; </em>der. Kalkarlar, onun cenaze namazını kılarlar.<strong><sup>[29]</sup></strong></p>
<p>Hz. Peygamber (a.s.m.), 629&#8217;da, ashabından 3.000 ki­şinin Bizansm yüzbini aşan ordusuyla yaptığı savaşı, aynı anda Medine&#8217;de etrafındakilere haber verir. Göz yaşları içerisinde, sırasıyla Hz; Zeyd, Hz. Cafer, Hz. Ab­dullah bin Revaha&#8217;mn şehit olduklarını, sonra Hz. Halid bin Velid&#8217;in sancağı aldığını anlatır.<strong><sup>[30]</sup></strong></p>
<p>Günümüz imkânlarıyla, Hz. Peygamberin (a.s.m.), başka bir yerde meydana gelmiş bir olayı haber verme­sini anlamak çok daha kolaydır. Dünyanın öbür ucunda meydana gelen bir olay, radyo ve televizyon­larla anında naklen yayınlanmaktadır. En büyük bir insanın kalbinde, Allah&#8217;ın izniyle bu olayların yansı­ması, hiç de garip bir şey değildir.</p>
<p>Resulullah (a.s.m.), kendisinin bu farklılığına şu sözleriyle dikkat çeker: &#8220;<em>Ben sizin görmediğinizi görür, duymadığınızı duyarım&#8221;<strong><sup>[31]</sup></strong></em></p>
<p><strong>2-</strong> Resulullahın (a.s.m.) ilerde olacaklardan haber vermesi:</p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) gelecekle  ilgili haber ver­diği olaylar hayli fazladır. Biz bunlardan, özellikle gü­nümüze bakanları bazı kısa yorumlarla nakledeceğiz:</p>
<p>Hz. Huzeyfe anlatıyor: &#8220;Resulullah birgün kalktı: bize kıyamete kadar olacak şeyleri anlattı. Bunları hıf­zeden hıfzetti, unutan unuttu. Bu arkadaşlarım bunu bi­lirler. Resulullahın (a.s.m.) haber verip de, benim za­manla unuttuğum şeyleri, o şey olduğunda hatırlıyo­rum. Tıpkı, kişi birisini yokluğunda hatırlamayıp onu gördüğünde tanıması gibi&#8230;&#8221;<strong><sup>[32]</sup></strong></p>
<p>Yine Hz. Huzeyfe&#8217;den: Resulullah (a.s.m.) şöyle bu­yurdu: <span style="text-decoration: underline;">&#8220;emaneti eda edecek kişi nerdeyse kalmayacak. Hatta denilecek ki; Talan kavimde emin birisi var. Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunmayan kişi için, ne kadar akıllı, ne kadar zarif birisi&#8217; denilecek.&#8221;</span></p>
<p>Bu rivayeti nakleden Hz. Huzeyfe diyor: <em>&#8220;Ben bir za­manlar kiminle alış-veriş ettiğime dikkat etmezdim. Çünkü alış-veriş ettiğim kimse eğer Müslümansa zaten güvenilirdi. Eğer bir Hıristiyansa, onun idarecisi hak­kımı bana verirdi. Ama bugün, falan falandan başka­sıyla alış-veriş yapamıyorum</em>.&#8221;<strong><sup>[33]</sup></strong></p>
<p>Bir hadisinde Hz. Peygamber (a.s.m.) şu beş şeye dik­kat çeker:</p>
<p><strong>1-</strong> Bir toplulukta açıktan fuhuş işlenir hale geldi­ğinde onlar için taun (salgın hastalık) ve daha önceki­lerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar.</p>
<p><strong>2-</strong> Ölçü  ve  tartıda  noksanlık yaptıklarında  kıtlığa maruz kalırlar, geçim sıkıntısı çekerler ve zalim idare­ciler başlarına geçer.</p>
<p><strong>3-</strong> Mallarının zekatını vermediklerinde semadan ge­len yağmurdan mahrum kalırlar.   Eğer hayvanlar ol­masa, hiç kendilerine yağmur gönderilmez.</p>
<p><strong>4-</strong> Allah ve Resulünün ahdini yerine getirmedikle­rinde, Allah onlara dışardan düşman musallat eder. O düşmanlar onların ellerindeki bir takını mallara sahip olurlar.</p>
<p><strong>5-</strong> Onların   idarecileri   Allah&#8217;ın   indirdiğiyle   hük­metmediği ve Allah&#8217;ın indirdiğini seçmediklerinde, Al­lah onlara kendi içlerinde dahili fitne verir. <strong><sup>[34]</sup></strong></p>
<p>Bu beş maddeden birinci maddede, her türlü fuhşiyatın açıktan işlendiği Batı toplumlarında görülen AİDS gibi hastalıkları görebileceğimiz gibi; beşinci maddeden de, yıllardır dahili fitnelerle çalkanan kendi toplumu­muza bakabiliriz.</p>
<p>&#8220;Kıyamet öncesi gecenin karanlığı gibi fitneler ola­cak. Kişi o fitnelerde mü&#8217;min sabahlayacak, kâfir ak­şamlayacak. Mü&#8217;min akşamlayacak, kâfir sabahlaya­cak&#8221; <strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>[35]</sup></span> </strong>ve dünyevi bir menfaat için dinini satacak.&#8221;<strong><sup>[36]</sup></strong></p>
<p>Bir gün Resulullah (a.s.m.) etrafındakilere der:</p>
<p><em>&#8220;Aç kimselerin yemek kaplarına üşüşmesi gibi diğer millet­lerin üzerinize gelmesi yakındır&#8221;</em> Biri de</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah, o gün az olacağımız için mi saldıracaklar?&#8221; Resu­lullah (a.s.m.) cevap verir:</p>
<p><em>&#8220;Hayır, bilakis çok olacak­sınız. Lakin, selin geride bıraktığı artıklar gibi kıymetsiz hale geleceksiniz. Allah düşmanlarınızın göğsünden sizin heybetinizi giderecek. Sizin kalplerinize de &#8216;Vehen&#8217; bırakacak.&#8221;</em> Biri sorar:</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah (a.s.m.), vehen nedir?&#8221; Resulullah (a.s.m.) der:</p>
<p><em>&#8220;Dünya sevgisi, ölüm korkusu.&#8221;</em><strong><sup>[37]</sup></strong></p>
<p>Bugün bir milyarı aşan İslâm âlemi, naklettiğimiz hadisedeki manzarayı yaşıyor. Dün. &#8220;Osmanlı geliyor&#8221; deyince ödü kopan Avrupalı, bugün bizi istediği gibi yönlendirebiliyor.</p>
<p>Şu hadis ise bu ümmet içinde gayr-i müslimlerin yo­luna gidenlerin olacağını haber veriyor:</p>
<p><em>&#8220;Sizden önce­kilerin yoluna adım adım, karış karış tabi olacaksınız. Hatta bir kertenkele deliğine girseler, siz de gireceksi­niz.&#8221;</em> Derler:</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah, Yahudi ve Hıristiyanlara mı uyacağız?&#8221; Hz. Peygamber (a.s.m.) der:</p>
<p><em>&#8220;Ya kime? (Tabi onlara uyacaksınız).&#8221;</em><strong><sup>[38]</sup></strong></p>
<p><em>&#8220;Kıyamet alâmetlerinden ilki, insanları Şarktan Garba sürükleyen bir ateştir</em>&#8221; <strong><sup>[39]</sup></strong> hadisi de, Batı taklit­çiliğine işaret eder görünmektedir. Bugün nasıl ki Batı dediğimizde Avrupa, Amerika anlaşılıyorsa, onlarda da Doğu denildiğinde İslâm âlemi anlaşılmaktadır. Os­manlının son devrinde, Tanzimat fermanıyla başlayan bu Batı hayranlığından milletimiz hâlâ kurtulabilmiş değildir.</p>
<p>Bediüzzamanm bu asrın başlarında söylediği &#8220;Biz müteharrik-i bizzat değiliz, bilvasıta müteharrikiz. Av­rupa üflüyor biz burada oynuyoruz&#8221;<strong><sup>[40]</sup></strong> hükmü hâlâ geçerliligini koruyor. Yani, biz kendi başımıza hareket etmiyoruz, başkası bizi harekete geçiriyor. Avrupa, bizi istediği gibi yönlendiriyor.<strong><sup> [41]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>5- 15 Kötü Özellik</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Peygamber (a.s.m.), bir hadislerinde 15 kötü Özel­liğe dikkat çekip der: &#8220;Ümmetim 15 özelliği kendinde gösterdiğinde belalar onları bulur:</p>
<p><strong>1-</strong> Devlet malı ganimet sayılıp, belli bir zümrede ol­duğunda,</p>
<p><strong>2-</strong> Emanete hıyanet edildiğinde,</p>
<p><strong>3-</strong> Zekât vermek zor geldiğinde,</p>
<p><strong>4-5-</strong> Kişi hanımına itaat edip, annesine karşı geldi­ğinde,</p>
<p><strong>6-7-</strong> Arkadaşlarına ikram edip, babasına kaba dav­randığında,</p>
<p><strong>8-</strong> Mescitlerde sesler yükseltildiğinde,</p>
<p><strong>9-</strong> Bir kavmin en rezili onlara önder olduğunda,</p>
<p><strong>10-</strong> Kişiye şerrinden dolayı ikram edildiğinde,</p>
<p><strong>11-</strong> İçki içildiğinde,</p>
<p><strong>12-</strong> İpek elbise giyildiğinde (Erkekler için),</p>
<p><strong>13-</strong> Şarkıcı ve şarkı aletleri yaygınlaştığında,</p>
<p><strong>14-</strong> Bu ümmetin sonra gelenleri önce gelenlere lanet ettiğinde,</p>
<p><strong>15-</strong> Dinsiz eğitim yapıldığında,</p>
<p>İşte o zaman, bir kızıl rüzgar veya bir hasf, veya bir mesh&#8217;i bekleyeniz.&#8221;<strong><sup>[42]</sup></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bunlardan bazılarını kısaca açıklamakta fayda gö­rüyoruz:</strong></p>
<p>4 ve 6. da, &#8220;kişinin hanımına itaat etmesi, arkada­şına ikramda bulunması&#8221;, kendisini adım adım fela­kete götürür.</p>
<p>8.de, mescidlerde seslerin yükselmesinin kötü bir özellik olarak sayılması &#8220;her kafadan bir ses çıkması, mescidlerdeki cemaatin, cemaat ruhundan uzaklaşıp, kuru bir kalabalık haline gelmesi&#8221; olabilir. Veya, hoca efendilerin mikrofonların da desteğiyle bağıra bağıra anlattığı halde, cemaate tesiri olmaması, anlaşılabilir.</p>
<p>9.da rezil kişilerin önderliğinden bahsediliyor. Bu­radaki  &#8220;önder&#8221;  kavramı, köydeki muhtardan, devlet başkanlığına kadar şümulü olan bir kavramdır. &#8220;Bir milletin efendisi onlara hizmet edendir&#8221; <strong><sup>[43]</sup></strong> hadisinden hareketle,  bulunduğu   makamın  hakkını  veren  ida­recilerimizi tenzih etmekle beraber, pekçok başsız baş­ların iş başında olduğu; pekçok hain insanın, hamiyet süsüyle bu aziz millete hıyanet ettiği de bir vakıadır.</p>
<p>14.de tarih düşmanlığı nazara veriliyor. Türkiye&#8217;­mizde geçmiş namına ne varsa kötülendiği, Batının her türlü rezaletinin medeniyet sayıldığı kara bir dönem yaşanmıştır. Köklerinden uzaklaştırılmış bir nesil, göklere yükselecek sanılmıştır. Halbuki, köksüz bir ağaç kurumaya mahkûm olduğu gibi, tarihine sırt çe­virmiş bir millet de çökmeye mahkûmdur. Nitekim bu hata son zamanlarda kısmen anlaşılmış, Osmanlıya &#8220;barbar&#8221; Abdülhamid&#8217;e &#8220;kızıl sultan&#8221; Vahdettin&#8217;e &#8220;Va­tan haini&#8221; denilmesi gibi tarih düşmanlığından bir derece vazgeçilmiştir.</p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) bir başka hadisi, bu mad­deyi biraz daha açmaktadır: &#8220;İnsanlara aldatıcı seneler gelecek. O senelerde, yalancı doğru kabul edilecek, doğru yalancı sayılacak. Haine emin denilecek, emin kişiye hain damgası basılacak. O yıllarda memleket meselelerinde değersiz kişiler konuşacak.&#8221;<strong><sup>[44]</sup></strong></p>
<p>Beyaza &#8220;beyaz&#8221; dediği için, &#8220;siyaha hakaret etti&#8221; diye ömrü mahkeme ve hapishanelerde geçen, çilekeş, aziz bir kahraman &#8220;Aman&#8221; diye feryad ettiği bir şiirinde, bu gerçeği şöyle dile getirir:</p>
<p>Aman efendim aman! Galiba ahir zaman!</p>
<p>Manzarası yurdumun, Tufan gölünden yaman!</p>
<p>Tam bir buçuk asırdır, Maymunlardan el aman. Bizdeki hale nisbet Maymun taklitten pişman.</p>
<p>Millete kastedenin Adı milli kahraman.<strong><sup>[45]</sup></strong></p>
<p>15.de nazara verilen &#8220;dinsiz eğitim&#8221;in acı tecrübe­sini de bu millet yaşamıştır. O sistemden geçen ve fakat her nasılsa &#8220;dindar&#8221; olarak yetişen sağduyulu profesör­lerimizden biri, bir defasında şunları itiraf eder: Genç­ler, sizler bize göre daha iyi bir dönemde geldiniz. Az çok dini öğrendiniz. Biz ise, öyle bir dönemde yaşadık ki, aslında benim &#8220;dinsiz&#8221; olmam lazımdı. Ben ve be­nim gibiler &#8220;imâlat hatasıyız.&#8221;</p>
<p><strong>Hadiste, bu onbeş menfi özellik görüldüğünde üç ne­ticesinden bahsediliyor:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Kızıl Bir Rüzgar, evet, böyle bir rüzgâr (komü­nizm) 70 yıl boyunca kuzeyden dünyanın her tarafına esti.   Avrupanın yarısını,   ülkemiz  halkının  epey bir kısmını, koca Çini ve daha pekçok ülkeyi etkisi altına aldı.</p>
<p><strong>2-</strong> Hasf, çöküntü demektir. Bu özellikleri gösteren bir toplulukta elbette bir çökme olacaktır. Ülkemizde de yaşanan maddi-manevi çöküntülere bir açıdan bakı­labilir. Toplumun  pekçok  kesiminde aile mefhumu çökmüştür,  ahlâki değerler çökmüştür,  namus mef­humu çökmüştür, millet için fedakarlık çökmüştür&#8230;</p>
<p><strong>3-</strong> Mesh, insanın hayvana çevrilmesidir. Kur&#8217;ân-ı Kerimde bazı toplulukların maymun ve domuz haline çevrildiği   anlatılır.  Bu   çevrilme,   maddeten  olması mümkün olduğu gibi, manen olması da mümkündür.</p>
<p>Malum, maymun taklitçi hayvandır. Domuz ise, hayvanlar içinde eşini kıskanmayan tek hayvan&#8230; Bu açıdan bakıldığında dinsiz eğitimin te&#8217;siriyle bu müba­rek vatanda pekçok maymun tabiatında Batı taklitçi­leri; pekçok domuz tabiatında namus mefhumunu yiti­ren insanlar görülecektir. Kıblemiz güneyde Kâbedir. Ama taklitçi ortamda yetişenlerin bir kısmının kıblesi Kuzeyde Moskova, bir kısmının Batıda Paris veya Washington&#8217;dur.</p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman, zamanın Fransa kralına yazdığı bir mektupla Fransa&#8217;da dansı yasaklatırken, şimdi bazı liselerimizin yıl sonu eğlencelerine kadar bu İslâm dışı adetin girmesi cidden üzücü ve ehl-i hamiyeti düşündürücüdür.<strong><sup> [46]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>6- Ahir Zaman Fitnesi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;<em>Fitneler olacak. O fitnelerde oturan ayakta olan­dan, ayakta olan yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlı olacak. Ona yaklaşan kendini kurtaramayacak. Kim o fitnelerde bir melce, bir sığmak bulursa, onunla kendini kurtarsın,&#8221;<strong><sup>[47]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;Zaman birbirine yaklaşacak. Amel azalacak. Cim­rilik artacak. Fitneler zuhur edecek. Here çoğalacak.</em>&#8221; Derler: &#8220;Here nedir?&#8221;</p>
<p>Resulullah (a.s.m.) cevap verir:</p>
<p><em>&#8220;Öldürmek, öldürmek.&#8221;<strong><sup>[48]</sup></strong></em></p>
<p>İbni Mâce&#8217;de yer alan rivayette, bu herc&#8217;in biraz daha izah edildiğini görüyoruz: Müslümanlardan biri der:</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah, şimdi de biz müşriklerden bir yılda şu kadar öldürüyoruz.&#8221; Resulullah (a.s.m.) der:</p>
<p><em>&#8220;(Benim bahsettiğim) müşriklerin katli değil. Birbirinizi katle­deceksiniz. Öyle ki, kişi komşusunu, amca oğlunu, ya­kınını öldürecek.</em>&#8221; Birisi der:</p>
<p><em> &#8220;Yâ Resulallah, o zaman aklımız başımızda olacak mı?&#8221;</em> Resulullah (a.s.m.) ce­vap verir:</p>
<p><em>&#8220;Hayır, o zamandakilerin çoğunun aklı ba­şından alınacak. Kıt akıllı insanlar onların aklını çelecek</em>.&#8221;<strong><sup>[49]</sup></strong></p>
<p><em>&#8220;İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, katil niye öl­dürdüğünü, maktul da niye öldürüldüğünü bilmeye­cek</em>.&#8221;<strong><sup>[50]</sup></strong></p>
<p>Bu son hadislerde çizilen tabloyu yakın geçmişi­mizde yaşadık ve yaşıyoruz. Aklı çelinen, beyni yıkanan insanlar, gözünü kırpmadan kendi milletine kur­şun sıkabiliyor:<strong><sup> [51]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>7- Üç İlginç Haber</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) istikbale yönelik haberle­rinden şu üçü hayli dikkat çekicidir:</p>
<p><strong><em>1-</em></strong><em> &#8220;Fıratın suyu çekilecek, altından, altın dolu bir hazine çıkacak. Buna yetişen ondan bir şey almasın</em>.<strong><sup>[52]</sup></strong></p>
<p>Müslim&#8217;de geçen rivayette ise &#8220;Onun yüzünden savaş  çıkacağı, % 99 kişinin öleceği&#8221; anlatılıyor.<strong><sup>[53]</sup></strong></p>
<p>Bazıları, bundan muradın &#8220;Fırat üzerinde yapılan barajlar sebebiyle suyun altın gibi kıymet kazanacağı, suyun çekildiği ülkelerin bu yüzden mesele çıkaracağı olabilir&#8221; demektedir. Doğrusunu Allah bilir. Fakat şu­rası bir gerçektir ki, Bugün Güneydoğu&#8217;da akan kanın bir ucu GAP projesine dayanmaktadır. Türkiye&#8217;nin güçlü bir ülke olmasını istemeyen sömürgeci güçler bu olayları destekleyerek ve körükleyerek kardeş kanı akmasına sebebiyet vermektedirler.</p>
<p><strong>2-</strong> &#8220;Irak halkına ölçeğin (gıdanın) ve dirhemin (paranın) yasaklanması yakındır.&#8221; Sahabi sorar:</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah, bu nasıl olacak?&#8221; Resulullah (a.s.m.) cevap verir:</p>
<p><em>&#8220;Acemler bunu yapacak, bunları Irak ehlinden menedecekler</em>.&#8221;<strong><sup>[54]</sup></strong></p>
<p>Hadis-i Şerif sanki Irak&#8217;a uygulanan ambargoyu ta­rif etmektedir. Acem, Arab olmayanlara verilen isim­dir.   Hadisin devamında &#8220;Suriye halkının da Rumlar tarafından böyle bir hale mâruz kalacağı&#8221; anlatılmak­tadır.</p>
<p><strong>3-</strong> <em>&#8220;İnsana vahşi hayvanlar, kamçısının ucu ve ayakkabısının bağı konuşmadıkça, uyluğu ailesinde kendisinden sonra ne olup bittiğini söylemedikçe kı­yamet kopmaz</em>.&#8221;<strong><sup>[55]</sup></strong></p>
<p>Kamçının ucunun konuşması, adeta telsizin bir tari­fidir. Diğer konuşmalar da nazara alınırsa, şu anda hayretle izlediğimiz iletişim imkânlarının, ileride çok daha hayret verici boyutlara ulaşacağı söylenebilir.<strong><sup> [56]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>8- Kıyamet Çeşitleri</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şu ana kadar zikrettiğimiz hadiselerden öyle anlaşı­lıyor ki, şu anda bizler âhir zaman fitnesinin tam içindeyiz. Belki pek çoğumuz, yavru balığın anne balığa &#8220;anne, deniz nerde?&#8221; demesi gibi &#8220;âhir zaman nerde, ne güzel yaşıyoruz&#8221; diyebilirler. Fakat şunu söyleyelim ki, Peygamberimizin (a.s.m.) gönderilmesi, zaten bir âhir zaman alametidir. Hz. Peygamberin (a.s.m.), işaret ve orta parmağını açarak <em>&#8220;Ben ve kıyamet bu ikisi gibi­yiz&#8221;<strong><sup>[57]</sup></strong></em> buyurması bunun bir delilidir. Ayrıca, Kur&#8217;ân-ı Kerimin &#8220;Kıyamet yaklaştı&#8221;<strong><sup>[58]</sup> </strong>diye haber vermesi de, son derece anlamlıdır.</p>
<p>Bir gün Hz. Peygamber (a.s.m.) ashabına olmuş-olacak şeylerden bahsederken ashab &#8220;Acaba güneş battı mı?&#8221; diye bakarlar. Resulullah (a.s.m.) der:</p>
<p><em>&#8220;Dikkât edin, dünyanın geçen ömrüne nisbetle  geriye  kalan</em> <em>ömrü. ancak bugünümüze nisbetle geriye kalan zaman gibidir.&#8221;<strong><sup>[59]</sup></strong></em></p>
<p>Fakat şu da unutulmamalı, dünyanın milyonlarca, hatta milyarlarca senelik ömrü içinde Peygamberimi­zin (a.s.m.) devrinden bugüne kadar geçen bin dört yüz küsur senelik zaman, az bir zamandır.</p>
<p>İnsan, kendi eceliyle alakadar olduğu gibi, dünyanın eceli demek olan kıyametle de alakadardır. Hz. Pey­gamber (a.s.m.), civardan kendisini ziyarete gelip de, &#8220;Kıyamet ne zaman kopacak?&#8221; diye sorduklarında, on­ların en gencini gösterip şunu söylerdi:</p>
<p><em>&#8220;Eğer bu ya­şarsa, yaşlanmadan kıyametiniz kopar.&#8221;<strong><sup>[60]</sup></strong></em></p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) bu cevabı latif bir nükteyi ihtiva etmektedir. &#8220;Bu yaşarsa, yaşlanmadan kıyamet kopar&#8221; demeyip &#8220;kıyametiniz kopar&#8221; demesi o neslin kıyametini ifade etmektedir. Çünkü, ölenin kıyameti kopmuş demektir. Nesillerin de kıyameti vardır. İlerde dünyanın da kıyameti olacaktır. Küçük bir âlem olan insan, ölümden kurtulamadığı gibi, büyük bir insan olan âlem de kıyametten kurtulamayacaktır.<strong><sup> [61]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>9- Toplum Gemisi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kıyametin çeşitli alametlerini haber veren Peygam­berimiz (a.s.m.), o fitneler hengâmında yapılması gere­kenleri, gösterilmesi gereken tavırları da bildirmiştir. Bunlardan bir kısmı şöyledir:</p>
<p>&#8220;<em>İnsanlara öyle bir zaman gelir ki, onlar içinde di­nine sabretmek kor ateşi avuçta tutmak gibidir.&#8221;<strong><sup>[62]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;Siz öyle bir zamandasınız ki, sizden her kim enırolunanın onda birini yapmazsa, helak olur. Sonra, in­sanlara öyle bir zaman gelecek ki, emrolunanın onda birini yapanınız kurtulacak.&#8221;<strong><sup>[63]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;Fitneler zamanında ibadet, bana hicret gibidir.&#8221;<strong><sup>[64]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;Ümmetimin bozulduğu zamanda kim benim sünne­time sarılsa (yolumdan gitse), ona yüz şehid sevabı var­dır.&#8221;<strong><sup>[65]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;O fitnelere yetişirseniz oklarınızı kırın, yaylarınızı parçalayın, kılıçlarınızı taşlara vurun. Âdem&#8217;in iki oğ­lundan hayırlı olan gibi olun.&#8221;<strong><sup>[66]</sup></strong></em></p>
<p>Yani, Müslümanlar içinde meydana gelen dahili fit­nelerde kan döken taraf olmayın.</p>
<p>&#8220;<em>Said, fitnelerden kaçınan kimsedir. Said, fitneler­den kaçınan kimsedir. Said, fitnelerden kaçınan kim­sedir. Belaya maruz kalıp sabredendir. Fakat böylesi ne kadar da azdır<strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>.[67]</sup></span></strong></em></p>
<p>Zikredilen bu hadislerde, fitneler zamanında ferdî ibadete dikkat edilmesi, aktif olarak fitnelere girilme­mesi nazara verilir. Şu hadislerde ise, şuurlu bir Müslümanın hareket tarzı çizilmiştir:</p>
<p><em>&#8220;Sizden her kim bir kötülük görürse, eğer gücü yeti­yorsa eliyle düzeltsin. Yetmezse diliyle düzeltsin. Onu</em> <em>da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğzetsin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir.&#8221;<strong><span style="text-decoration: underline;"><sup>[68]</sup></span></strong></em></p>
<p>Demek, seyirci kalınmayacak. Müslüman, imkânı nisbetinde çevresindeki günahlara engel olmaya çalışa­cak. Bu meselede Hz. Peygamber (a.s.m.), aynı gemide yol alan iki grub insanın hallerini nazara verir. &#8220;Geminin alt kısmındaki yolcular üsttekilerden su is­terler. Üsttekiler ise, ne su verirler, ne de onların su almak için yukarı çıkmasına müsaade ederler. Bunun üzerine alttakiler su niyetiyle gemiyi delmeye başlar. Üsttekiler eğer onlara engel olurlarsa hepsi kurtulur. Fakat, onları kendi hallerine bırakırlarsa hep beraber boğulurlar.&#8221;<strong><sup>[69]</sup></strong></p>
<p>Aynı toplumda yaşayan fertler olarak, bazılarının bu toplum gemisini batırmasına seyirci kalırsak, he­pimiz beraber batarız. Resulullahın (a.s.m.) ifadesiyle: <em>&#8220;Nefsim elinde olan Allah&#8217;a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülüğe engel olursunuz. Ya da Allah yakında umumi bir bela verir. O zaman, dua edersiniz, fakat duanız kabul olunmaz.<strong><sup>[70]</sup></strong></em></p>
<p>Bu meselede, Hz. Peygamberin (a.s.m.) şu ikazı çok manidardır:</p>
<p><em>&#8220;Sizden birisi kendini küçük düşürmesin!&#8221;</em> Derler:</p>
<p>&#8220;Yâ Resulallah bizden biri kendini nasıl küçük düşürür?&#8221; Resulullah (a.s.m.) der:</p>
<p><em>&#8220;Kötü bir durum gö­rür. Orada, Allah için bir söz söylemesi lazımdır. Fakat birşey demez. Allah ona, kıyamet günü şöyle şöyle demene engel olan neydi&#8217; der. O kimse &#8216;İnsanlardan korktum&#8217; deyince, Cenab-ı Hak buyurur: Asıl benden korkman gerekirdi.&#8221;<strong><sup>[71]</sup></strong></em></p>
<p>Aynı konuda Hz. Ebu Bekir&#8217;in şu hatırlatması da mühim bir noktadır: &#8220;<em>Ey İnsanlar! sizler &#8216;Ey İman edenler! siz kendinize bakın. Siz hidayette olduktan sonra başkasının dalaleti size zarar vermez&#8217;</em> <strong><sup>[72]</sup></strong> âyetini okuyorsunuz. Biz Resulullahın (a.s.m.) şöyle dediğini duyduk:</p>
<p><em>“İnsanlar kötülüğü görüp de onu değiştirmeye çalışmazlarsa, Allah&#8217;ın onlara umumi bir bela vermesi yakındır.&#8217;</em> &#8220;<strong><sup>[73]</sup> </strong>Hz. Ebu Bekir&#8217;in bu ifadesi, ayetin &#8220;Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın. Gemisini kurtaran, kaptan&#8221; gibi yanlış anlaşılma endişesinden kay­naklanmaktadır.</p>
<p>Bediüzzaman, aynı âyetle ilgili şu noktaya dikkat çeker: &#8220;Sizler lüzumsuz onların dalaletleriyle meşgul olmayasınız.&#8221;<strong><sup>[74]</sup></strong> Evet, nice insan vardır ki, menfî şey­lerle zihnen meşguliyetten müsbet hareket edemez hale gelmiştir. Bir doktora düşen, hastanın içler acısı du­rumuna üzülmekle vakit geçirmek değil, ümidini kes­meden tedaviye devam etmektir.</p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) şu ifadesi ise, imandan ge­len cesaretin bir göstergesi gibidir: &#8220;<em>En efdal cihad, za­lim sultanın yanında hak sözü söylemektir.&#8221;<strong><sup>[75]</sup></strong> </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>10- Deccal-Mehdî Hadisleri</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) geleceğe yönelik hadisle­rinden bir kısmı deccal ve mehdi ile ilgilidir. Deccal, İslama zarar verecek dehşetli bir kişi, mehdi ise deccala karşı mücadele edecek büyük bir âlimdir.</p>
<p>Resulullahın (a.s.m.) deccalla ilgili haberlerinden bir kısmı şöyle:    .</p>
<p>&#8220;<em>Sizi ondan sakındırırım. Hiçbir peygamber yoktur ki, kavmini ondan sakındırmış olmasın. Ben size, hiç­bir peygamberin onun hakkında demediği bir şeyi söy­lüyorum: Onun bir gözü kördür.&#8221;<strong><sup>[76]</sup></strong></em></p>
<p><em>Yani, maddiyatı görür, maneviyatı görmez. Sistemi de sırf dünyaya yöneliktir.</em></p>
<p><em>&#8220;Alnının ortasında K-F-R &#8216;Kâfir&#8217; yazılıdır. Her ehl-i iman onu okur.&#8221;<strong><sup>[77]</sup></strong></em> İbn-i Mace&#8217;de geçen şekliyle <em>&#8220;Okuması olan ve olmayan herkes o yazıyı okur.&#8221; </em><strong><sup>[78]</sup></strong> Yani onun küfrü, iman nuruyla bilinir. Alnındaki &#8220;kâfir&#8221; yazışa bildiğimiz harflerle olmayıp, küfür ala­meti şeyleri taşımasından kinayedir.</p>
<p>&#8220;<em>Onun çocuğu olmayacak, Mekke ve Medine&#8217;ye gire­meyecek.&#8221;<strong><sup>[79]</sup></strong></em></p>
<p><em>&#8220;Onun bir suyu ve ateşi olacak. İnsanların su olarak gördükleri yakıcı bîr ateştir. Ateş olarak gördükleri ise, soğuk tatlı bir sudur. Sizden her kim ona yetişirse, ateş olarak gördüğüne talib olsun. Çünkü o, temiz-tatlı bir sudur.&#8221;<strong><sup>[80]</sup></strong></em></p>
<p>Şu hadis-i şerif ise, deccal fitnesinin büyüklüğünü göstermektedir: <em>&#8220;Hz. Âdem&#8217;in yaratılışından kıyamet kopuncaya kadar deccaldan daha büyük bir fitne yok­tur.&#8221;<strong><sup>[81]</sup></strong></em></p>
<p>&#8220;Resulullah (a.s.m.), deccaldan bahseder. Sorarlar:</p>
<p>&#8216;Yâ Resulallah, yeryüzünde ne kadar kalacak?&#8217; Der:</p>
<p><em>&#8216;Kırk gün. Bir günü bir sene gibidir. Bir günü bir ay gi­bidir. Bir günü bir hafta gibidir. Diğer günleri sizin günleriniz gibidir.&#8217;</em> Derler:</p>
<p>‘Yâ Resulallah, bir sene gibi olan günde bir günlük namaz yeterli midir?&#8217; Resulullah (a.s.m.) cevap verir:</p>
<p><em>&#8216;Hayır, takdir edersiniz.&#8217; &#8220;</em><strong><sup>[82]</sup></strong></p>
<p>Bediüzzaman, bu rivayetin iki te&#8217;vilini yapar:</p>
<p><strong>1-</strong> Büyük deccal, kuzey kutbu tarafında çıkacaktır. Çünkü burada bütün sene bir gece, bir gündüzdür. Daha sonra bir ay güneşin batmadığı, derken, bir hafta bat­madığı yerlere gelinir. Demek büyük deccal, kuzeyden çıkıp diğer yerlere yayılacağına bir işarettir.</p>
<p><strong>2-</strong> Hem büyük deccalın, hem İslâm deccalının üç istibdad dönemleri olacak. Bir dönemlerinde öyle büyük icraat yapacaklar ki,  üç yüz senede yapılmaz. İkinci devrede bir senede, otuz yılda yapılmayan işleri yaptı­rır. Üçüncü devresi, bir senede yaptığı değişiklikler on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi ise, normal hale gelir, birşey yapamaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır.<strong><sup>[83]</sup></strong></p>
<p>Şu hadis ise, deccalın münafıkane iş göreceğini bil­dirir: &#8220;<em>Kim deccalı duysa ondan yüz çevirsin. Vallahi, kişi onu mü&#8217;min zannederek ona tabi olur. Sevkettiği şüpheli şeylerin ardına düşer</em>.&#8221;<strong><sup>[84]</sup></strong></p>
<p><em>Deccala karşı Mehdi mücadele edecektir. Mehdi Al-i Beyt&#8217;ten olacak, Allah onu bir gecede ıslâh edecektir.<strong><sup>[85]</sup></strong> Zamanında ümmet bolluk içinde yaşayacaktır</em>.<strong><sup>[86]</sup></strong></p>
<p>Hz. Peygamberin (a.s.m.) bu konuda talimatı şudur: &#8220;<em>Onu gördüğünüzde, buz üzerinde sürünerek de olsa, gi­dip ona biat edin. Çünkü o, Allah&#8217;ın halifesi olan Meh­didir<strong>[87]</strong></em></p>
<p>Mehdiyle ilgili olarak Bediüzzaman&#8217;ın şöyle bir ha­tırası nakledilir: Sürgün olarak gönderildiği Barla&#8217;da saf gönüllü bir zat &#8220;Hocam&#8221; der. Merak etmeyin, mehdi gelecek, herşeyi düzeltecek.&#8221; Bediüzzamanın cevabı an­lamlıdır: &#8220;Mehdi geldiğinde seni vazife başında bul­sun.&#8221;</p>
<p>Yani, mehdiyet meselesi Müslümanları tembelliğe itmemelidir. Mehdi geldiğinde elinde sihirli değnekle bir anda ortalığı süt limana çevirecek değildir. En bü­yük insan ve en büyük peygamber olan Hz. Muhammed&#8217;e (a.s.m.) verilmeyen bir imtiyaz, onun ümmetin­den olan bir zata verilecek değildir. Fakat, nasıl ki, Hz. Peygamber (a.s.m.) gelmiştir, ashabını yetiştirmiş, on­lar vasıtasıyla İslâmı dört bir tarafa yaymıştır, öyle de, mehdi dahi geldiğinde, yetiştirdiği cemaatle büyük İslâmi hizmetlere vesile olacaktır.</p>
<p>Hadislerde, deccal ve deccallardan bahsedilmesi, böyle münafık tiplerden ehl-i imanın sakınması için; mehdiden bahsedilmesi ise, ehli imanı ümitsizlikten kurtarmak içindir.<strong><sup> [88]</sup></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*****************************************************************************************************</p>
<p><sup>[1]</sup> Saff:61/ 6.</p>
<p><sup>[2]</sup> Al-i İmran:3/ 49.</p>
<p><sup>[3]</sup> Yusuf :12/37.</p>
<p><sup>[4]</sup> Yusuf:12/ 86.</p>
<p><sup>[5]</sup> Yusuf:12/ 94.</p>
<p><sup>[6]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 70-71.</p>
<p><sup>[7]</sup> Enbiya:21/ 107.</p>
<p><sup>[8]</sup> Aclûnî Keşfu’I-Hafa, Hadis no: 2123, II, 164.</p>
<p><sup>[9]</sup> En’am:6 50.</p>
<p><sup>[10]</sup> Beydâvi, Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Tevil, I, 380.</p>
<p><sup>[11]</sup> Tevbe:9/43.</p>
<p><sup>[12]</sup> En-Nesefî, Medarik, IV, 332.</p>
<p><sup>[13]</sup> Müslim, Fedail, 140-141.</p>
<p><sup>[14]</sup> Buhari, Şehadat, 27.</p>
<p><sup>[15]</sup> ibnu Hişam, Es-Sîre, II, 272.</p>
<p><sup>[16]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 71-74.</p>
<p><sup>[17]</sup> Fetih:48/ II.</p>
<p><sup>[18]</sup> Tevbe :9/94.</p>
<p><sup>[19]</sup> Nisa:4/ 81.</p>
<p><sup>[20]</sup> Bakara:2/ 204-205.</p>
<p><sup>[21]</sup> Vahidi, Esbabu’n-nüzuL. s. 264.</p>
<p><sup>[22]</sup> Tevbe:9/ 107-108.</p>
<p><sup>[23]</sup> Tahrîm,3.</p>
<p><sup>[24]</sup> Buharı, Tefsir, 66/3.</p>
<p><sup>[25]</sup> Vahidî, s. 441-442; Buhari, Tefsir, 60/1.</p>
<p>Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 74-77.</p>
<p><sup>[26]</sup> Buhari, Ezan, 72.</p>
<p><sup>[27]</sup> Buharı, Megazi, 38; İbnu Hişam, Es-sire, II, 171-172.</p>
<p><sup>[28]</sup> Tirmîzî, Menakıb, 31.</p>
<p><sup>[29]</sup> Müslim, Cennet, 76.</p>
<p><sup>[30]</sup> Buhârî, Cenaiz, 55.</p>
<p><sup>[31]</sup> Buhârî, Cenaiz, 4.</p>
<p><sup>[32]</sup> Tirmîzî, Zühd, 9; ibnu Mace, Zühd, 19.</p>
<p><sup>[33]</sup> Tirmîzi, Fiten, 23.</p>
<p><sup>[34]</sup> Buhârî, Fiten, 13; Tirmîzî, Fiten. 17.</p>
<p><sup>[35]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4259.</p>
<p><sup>[36]</sup> Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4297.</p>
<p><sup>[37]</sup> Tirmizi, Fiten, 23.</p>
<p><sup>[38]</sup> Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4297.</p>
<p><sup>[39]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 3994.</p>
<p><sup>[40]</sup> Buhârî. Sünuhat, s. 49.</p>
<p><sup>[41]</sup> Ebu Davud, melahim, hadis No: 4297.</p>
<p><sup>[42]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 78-83.</p>
<p><sup>[43]</sup> Ttrmizi, Fiten. 38.</p>
<p><sup>[44]</sup> Aclûnî, Hadis No: 1515,1, 462.</p>
<p><sup>[45]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4036.</p>
<p><sup>[46]</sup> Necip Fazıl. Çile. s: 426-428.</p>
<p><sup>[47]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 83-86.</p>
<p><sup>[48]</sup> Buhârî, Fiten. 9: Müslim. Fiten, 10: Tirmîzî, Fiten, 29.</p>
<p><sup>[49]</sup> Buhârî, Fiten. 5.</p>
<p><sup>[50]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 3959.</p>
<p><sup>[51]</sup> Müslim, Fiten. 55.</p>
<p><sup>[52]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 87-88.</p>
<p><sup>[53]</sup> Buhârî, Fiten, 24.</p>
<p><sup>[54]</sup> Müslim, Fiten, 29.</p>
<p><sup>[55]</sup> Müslim, Fiten, 67.</p>
<p><sup>[56]</sup> Tirmiz, Fiten, 19.</p>
<p><sup>[240]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 88-89.</p>
<p><sup>[57]</sup> Müslim, Fiten, 132; Tirmizi, Fiten, 139.</p>
<p><sup>[58]</sup> Kamer Süresi:54/ 1.</p>
<p><sup>[59]</sup> Tirmizi, Fiten. 26.</p>
<p><sup>[60]</sup> Müslim, Fiten, 136.</p>
<p><sup>[61]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 89-90.</p>
<p><sup>[62]</sup> Tirmizi, Fiten, 73.</p>
<p><sup>[63]</sup> Tirmizi, Fiten, 79.</p>
<p><sup>[64]</sup> Müslim, Fiten, 130; Tirmisi, Fiten, 31.</p>
<p><sup>[65]</sup> ibnu Mace, Fiten, Hadis No: 3986.</p>
<p><sup>[66]</sup> Ebu Davud, Fiten, hadis No: 4259; ibnu Mace, Fiten, Hadis No: 3961.</p>
<p><sup>[67]</sup> Ebu Davud, Fiten, Hadis Ho: 4263.</p>
<p><sup>[68]</sup> Tirmizi, Fiten, il; Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4340.</p>
<p><sup>[69]</sup> Tirmizi, Fiten. 12.</p>
<p><sup>[70]</sup> Tirmizi, Fiten 9.</p>
<p><sup>[71]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4008.</p>
<p><sup>[72]</sup> Maide :5/105.</p>
<p><sup>[73]</sup> ibnu Mace, Fiten, Hadis No: 4005.</p>
<p><sup>[74]</sup> Nursi, Emirdağ Lahikası. s.41.</p>
<p><sup>[75]</sup> Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4344; İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4011.</p>
<p>Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 90-93.</p>
<p><sup>[76]</sup> Müslim, Fiten, 95; Tirmizi. Fiten, 56.</p>
<p><sup>[77]</sup> Müslim, Fiten, 103; Tirmizi, Fiten, 62.</p>
<p><sup>[78]</sup> ibnu Mace, Fiten. Hadis No: 4077.</p>
<p><sup>[79]</sup> Müslim, Fiten, 91.</p>
<p><sup>[80]</sup> Müslim, Fiten, 107.</p>
<p><sup>[81]</sup> Müslim, Fiten 126.</p>
<p><sup>[82]</sup> Müslim, Fiten, 110; Tirmizi, Fiten, 59.</p>
<p><sup>[83]</sup> Bkz. Nursi, Şualar, s. 586-587.</p>
<p><sup>[84]</sup> Ebu Davud. Melahim, hadis No: 4319.</p>
<p><sup>[85]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4085.</p>
<p><sup>[86]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4083.</p>
<p><sup>[87]</sup> İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4084.</p>
<p><sup>[88]</sup> Dr. Şadi Eren, Kur’an Ve Hadis Işığında Gaybdan Haberler, Yeni Asya Yayınları: 93-96.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/peygamberler-ve-gayb/">Peygamberler Ve Gayb</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/peygamberler-ve-gayb/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
