<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ümran | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/umran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Mar 2026 15:16:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Ümran | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ümran İlmini Hatırlamak</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/umran-ilmini-hatirlamak/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/umran-ilmini-hatirlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 15:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldun]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Ümran]]></category>
		<category><![CDATA[Emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice Ebrar Akbulut]]></category>
		<category><![CDATA[Kolonyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=28055</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#8220;Hainler ve casuslar, bizim meselemizi su ve yemek meselesi yapmak istiyor. Biz ilim istiyoruz, eğitim istiyoruz. Ve Rabbim ilmimi artır de. Su istemiyoruz, yemek istemi­yoruz, ilim istiyoruz. Ve Rabbim benim ilmimi arttır de. Bunu boynunuzda emanet olarak taşıyacaksınız. Allahım, ben tebliğ ettim, şahit ol. Bu emanete sahip çıkacaksınız. Çocuklarınız, ey insanlar çocuklarınız! Çocuklarımızı câhil [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/umran-ilmini-hatirlamak/">Ümran İlmini Hatırlamak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Hainler ve casuslar, bizim meselemizi su ve yemek meselesi yapmak istiyor. Biz ilim istiyoruz, eğitim istiyoruz. Ve Rabbim ilmimi artır de. Su istemiyoruz, yemek istemi­yoruz, ilim istiyoruz. Ve Rabbim benim ilmimi arttır de. Bunu boynunuzda emanet olarak taşıyacaksınız. Allahım, ben tebliğ ettim, şahit ol. Bu emanete sahip çıkacaksınız. Çocuklarınız, ey insanlar çocuklarınız! Çocuklarımızı câhil bırakmak istiyorlar. İlim istiyoruz, eğitim istiyoruz.&#8221;</p>
<p>Bu cümleler, herhangi bir insanın sayıklama cümleleri değil.</p>
<p>Yaşı İsrail&#8217;den büyük, yıllarca İsrail denilen karanlığa bakmaya maruz kalmış ve bir savaş muhabirinin kaydıyla bu sözleri kendisinden duyduğumuz, adım bilmediğimiz Filistinli bir çınarın sözleri.</p>
<p>Bu sözler, kendini medenî sanan dünyaya karşı mede­niyetin ne ve nerede olduğunu haykırır. İnsanı biyolojik bir varlıktan ibaret olarak gören zihniyetler, bu cümlelerin işaret ettiği hakikati anlayamaz. Bu sözlerde bir yer&#8217;in inşam olmanın, bir yer&#8217;den konuşmanın, bir medeniyetin mensubu olmanın dokusu, rengi, tadı, içtenliği ve hatta acısı vardır. Taşı, toprağı ve insanı okumuş, ekinler biçmiş, ağaçlar yetiştirmiş, denizde, havada ve karada tabiatı okumuş, eş­yanın metafiziğini kavramış ve bunların neticesinde niçin yaratıldığını unutmamış bir medeniyetin anlatısı vardır. Bu medeniyet tüm Müslümanları ve insanlığı temsil eden Filistin&#8217;dir.</p>
<p>Filistin&#8217;in dolayısıyla tüm insanlığın karşısına konum­lanan, İlâhî düzene karşı kendi düzenini ikâme etmeye çalışarak bütün bir insanlığı hukuksuz, robotik ve vahşî bir panoptikona zorlayan Sadist uygarlık da İsrail&#8217;dir, insana metâ olarak bakan, insanı kapitalizmin çarkını çeviren en kuvvetli dişlerden biri olarak gören küresel zihniyet, bir yere ait olanların sözlerini, eylemlerini ve bir yere ait olma duygusunu idrak edemez. İnsanca yaşama mücadelesini kavrayamaz. Dolayısıyla sömürür, ele geçirir, sürgün, gasp ve yok eder ya da soykırım uygular.</p>
<p>İlmi, hayatın her şubesinden kovan Siyonist ve küresel güç birlikteliği, teknoloji ve bilimi, <em>yok. etme silahı</em> olarak kullanır. İlim hayattır, insanlaşmaktır, medenî olmaktır. İlim ne diplomadır ne de salt okuldan alınır. Prestijli okullarda okusa, entelektüel faaliyetlerle donansa, maddî bakımdan en yüksek standartlara sahip olsa, en iyi giysileri giyse, en lüks mekânlara gitse dahi ruhu gelişmeyen, olan biteni okumayan, başkasını anlamayan insan, ilim irfan sahibi olamaz. İlim beşikten mezara insanın kendini her koşul ve şartta eğitmesi, öğrenmesidir. Okula gitmese dahî ha­yat tecrübelerinden geçerek kendini eğitmiş insanlar için &#8216;diploması yok ama ârif biridir&#8217; denir.</p>
<p>Egemen küresel güçlerin yok ettiği şey, ümrandır. İlmi yok etmek, ümranı yok etmektir. Ümran kavramı, Batının kavramsallaştırdığı civilisation ile açıklanamaz. Ümran, sosyal hayattır. Hem şehir hem de köy hayatım kapsar. Her insan, kendi ilmi, görgüsü ve yaşama biçimiyle ümranda var olur ve yaşar. Ümran ilmini <em>Mukaddime</em> adlı eserinde her boyutuyla anlatan İbn Haldun, ümran kavramının sosyal hayatla olan bağım tahkik eder. Ona göre ümran, hadarilikle bedeviliğin iç içe olduğu bir tertiptir. Ümran medeniyettir ve civilisation kavramında olduğu gibi toplumun bir kıs­mını ayrıştırmaz, kendinden olmayanı reddetmez, seçkinci ve elitistliğe odaklanmaz. Ümran kavramı sosyal hayatın düzeni, coğrafyanın iklimi, toprağın elverişliliği, yerleşme şartlarının ve yaşama koşullarının uygunluğu, toplumun bir arada yaşama ahlâkı gibi birçok unsuru içerir.</p>
<p>Ümran kavramıyla İbn Haldun, insanın sosyal bir varlık olduğunu, tek başına yaşayamayacağını, her insan tekinin bir başkasına ihtiyaç duyacağını ifade eder. İnsan başkalarının yardımını arar, başkalarının imdadına koşarak kendi hayatını anlamlandırır. Başka bir deyişle ümran ilmi, insanın içtimai bir varlık olduğunun beyanıdır.</p>
<p>İbn Haldun&#8217;un bakışıyla ümran bütün ilimlerin yeşer­diği yerdir. Ümran yoksa ilim de yoktur.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[1]</sup></a> Ümran, Yaradan&#8217;ı unutmamak ve O&#8217;nun verdikleriyle yaşamak, toprağı ekip biçmek, kendi tabiatına uygun bir şekilde hayat sürmektir. İnsan hayatını idame ve geçimini temin edebilecek kapasi­tede, başkalarıyla da birlikte yaşamaya uygun donanımda, yeteneklerde yaratılmıştır. Yahudi-İngiliz Küresel Medeniyeti, insanın tam olarak bu yeteneğine saldırır. Onların kurduğu düzende modern kanunlar vardır. İlahî adalet bu düzenden dışlanmış, Tanrı yeni dünyadan kovulmuştur. İlâhi iradeyi yok sayan bu düzen rasyonel, aşın bireyci, etnik milliyetçi, hümanist ve seküler bir perspektifle dünyayı dizayn etme peşindedir. Kendi sistemine uymayan, küreselleşmeyen her şeyi yok eder.</p>
<p><strong>Küresel Zihniyetin İşgal Biçimi:</strong></p>
<p><strong>Emperyalizm ve Kolonyalizm</strong></p>
<p>Siyonizm ve küresel zihniyet birlikteliği en yüksek tek­nolojilere ve imkânlara sahip olduğu hâlde gittiği her yere yalnız yıkım getirir. Bu nedenle Batı asla medenileşmemiş yalnız teknik bakımdan ilerlemiştir. Gittiği her yere &#8216;Size demokrasi getireceğiz&#8217; diye giren küresel zihniyet, buralarda koloniler ve sömürge sistemleri kurar, yerlileri köleleştirir ve nihayetinde toprağı işgal eder. İşgal ettiği beldelerde kendi yönetim sistemini dayatır.</p>
<p>İnsanları katletmek suretiyle yok etmek, toprağın sa­hiplerini sürgün etmek, tabiatın yapısını bozmak, normal ve doğal olana savaş açmak, her şeyin yapay olanını üret­mek ilimden uzaklaşan ve bilimi, insanları yok etme aracı olarak kullanan küresel zihniyetin karakteristik özelliğidir. Küresel zihniyet, emperyalizm ve kolonyalizmi aynı anda uygular. İşgal edeceği zaman hem kültürel ve ekonomik açıdan hem de toprağı ele geçirerek saldırır.</p>
<p>Bilim, üretim ve teknoloji küresel zihniyetin elinde silahlanma yarışına âlet olmaktadır. Küresel zihniyet her şeyi olduğu gibi bilimi de kendi doğasından uzaklaştıra­rak insanlığın hizmeti için değil, insanlığa karşı kullanır. Desteklediği, yetiştirdiği bilim insanları Paul Virilio&#8217;nun tespitiyle &#8220;Fiziksel değil, etik şuurları zorlayan, maceracıdan farklı olarak yalnızca kendi hayatını değil, bütün insanlığın hayatım riske atma heyecanım yaşayan bir laboratuvar insanıdır/&#8217;<a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><sup>[2]</sup></a></p>
<p>İnsanlık, küreselleşme fikrinin altında ne yatıyor, neden her şey küreselleşiyor ve globale açılmayan her şey neden değersiz leşiyor diye mutlak surette sormalıdır. Küreselleşen dünyada en çok da yer ve mekân kavramları suikaste uğrar. Yer artık sabit ve <em>oraya ait olan</em> bir mekân değildir. Dijital aracılığıyla herkes, her an her yerdedir ve her şey her yere taşınabilir. Dağ başında kimse çobanlık yapamaz ama ço­ban ve sürüsüyle fiyakalı bir fotoğraf çekilebilir. Zamanın genişlediği bir köy evinde iki gün kalmak, modern insana bir arınma ritüeli gibi gelir. Evin tüm otantikliği, dijitale aktarılarak köy havasının ne denli iyi geldiği vurgulanır. Ancak üçüncü gün, haz ve hıza alışkın olan, kendisi de mobilize bir varlık hâline gelen insan, ekran kaydırmayı, hiçbir şeye vakit kalmayan kaos ile örülü rutinlerini özler. Kırsal hayatın dinginliğinden, kent hayatının kaotik atmos­ferine kaçmak ister.</p>
<p>Egemen küresel güçler, inşam ve insana ait olan her şeyi, bireysel ve toplumsal hayatı düzenleyen bütün işleri, yersel düzenden koparır. Yeri ve yerelliği insan hayatından çıkarır. İnsandan iş ve emek gücü yerine dijitalde hayatının her ânını paylaşmasını, kendini bir reklam unsuru hâline getirerek bundan kazanç elde etmesini sağlar. İnsan artık dijitale aktarılan ve barkoda dönüştürülen bir metâdır. Kü­resel zihniyet, kendi dünyasını oluşturmak ve kendisinin istediği şekilde bir insan tipi var etmek için kendisinde içkin olan bu yıkıcı faaliyetleri, siyonizmle destekleyerek insanın ufkunu, bakışım, bedenini, ruhunu, yer duygusunu işgal eder. Yani ümranı bozar.</p>
<p>Savaş ve soykırım görüntülerinin yayınlanıp hiçbir yaptırım uygulanmaması, bir beldede insanlar en korkunç şekilde saldırıya uğrarken hâlâ ekran kaydırılıyor olması, kimsenin emniyette olmadığının beyânı ve küresel dünyanın felaketidir. Cansız bedenler ve katliam görüntüleri, yeni dünya insanının acıyarak bakıp geçtiği, eğlenceli içerikler aradığı ekranında, karşısına ansızın çıkan ve istenmeyen reklamlar gibidir. Küresel zihniyet, ekran aracılığıyla ruhları işgal eder, inşam âciz bırakır, onun ruh bütünlüğüne suikast düzenler. İsrail, ABD ve Avrupa gibi aktörler yalnızca güçten anlar. İnsana homoeconomicus, dünyaya da sermaye olarak bakan bu aktörler, saldırganlıkta sınır tanımaz, kendilerini dizginleme ihtiyacı da hissetmezler.</p>
<p>Küresel zihniyet diyerek vurgulamak istediğim şey Te­oman Duralı&#8217;nın teşhis ettiği ve adını koyduğu <em>İngiliz-Yahudi Küresel Medeniyeti&#8217;dir.</em> Çağdaş İngiliz-Yahudi Küresel Mede­niyetinin, dolayısıyla da emperyalizmin üç merkez ülkesi ye toplumu vardır. Bu merkezin anavatanı İngiltere, yavru vatanı ABD ve İslâm âleminin yüreğine hançerlenmişçesine saplanmış siyoncu İsrail&#8217;dir. &#8220;Yeryüzü ve insan sâkinleri, değişen ölçülerde, işte bu üç merkez ülke tarafından sevk ve idare olunmaktadır. Her şey bu üçünden neşet eden değer yargıları ile anlayışları doğrultusunda ayarlanıp düzenlenmektedir.&#8221;<a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[3]</sup></a></p>
<p>Siyoncu İsrail&#8217;i ayakta tutan ABD, Avrupa ve Körfez ülkelerinin desteğidir. İsrail dünyaya siyasetçe, iktisatça hakim olmakta ve en tehlikeli olanı da yaşama biçimlerine hükmederek insanlığı güdümüne almaktadır. İsrail, kendini bir karar merkezi olarak belirler, kimsenin buna itiraz etme­ye cüret dahi etmesine izin vermez. Karar verme yetkisini, zorbalık ve şiddetten yana kullanır. Zayıfın kaderini kendi ellerinde görür, ona yaşam hakkı tanımaz ve onun elindeki her şeyi kendi zimmetine geçirir. Çok boyutlu çalıştığı ve dört bir koldan saldırdığı için İsrail&#8217;e karşıyapılan hamleler, yüzeysel ve cılızdır ya da geçici bir çözümden, tedavi ve teşhis koymayan kısır bir döngüden ibarettir.</p>
<p>Kalıcı çözümler ve güçlü yaptırımlar için önceliklerimizi değiştirmeli, doğru işaretlere bakmalı, kaleyi içerden kuşat- malı, en önemlisi de düşünme biçimimizi değiştirmeliyiz. Aşın indirgemeci ya da aşırı yüceltmeci düşünme biçimlerini reddetmeliyiz. Aynı şekilde İsrail&#8217;i ve arkasındaki güçleri yenilmez addederek kendi potansiyel ve kaynaklarımızı heba etmemeliyiz. Olan biteni epistemolojik ve ahlâkî bir perspektiften ele alabilme maharetini kazanabilmeliyiz.</p>
<p><strong>İnsan, Toprak, Ümran</strong></p>
<p>Filistinli siyaset bilimci el-Awaisi, özgürlüğe ulaşmanın mihenk taşı bilgidir der. Ona göre ilmî (bilimsel) hazırlık, siyasî ve askerî tüm hazırlıkların temelini oluşturur. Buradan şu mânâya varılabilir, şayet bir toplum, ilmen yozlaşmış fakat askerî bakımdan güçlüyse bir süre sonra askerî ka­nadı da zayıflayacaktır. İlim yoksa diğer tüm alanlardaki üstünlüğün de bir temeli yoktur. Awaisi&#8217;nin konuya bakışı, bilgi iktidarının, diğer bütün alanların bilgiyle taçlandırılmasının ne kadar önemli olduğunu gösterir: &#8220;Bilimsel fetih, siyasî ve askerî fetihten öncedir. Akılların özgürlüğü de toprağın özgürlüğünden önce gelir. Bu sebeple bilimsel eylemler, siyasî ve askerî eylemlerden önce gerçekleşmelidir. İlmî temel üzerine inşa edilmemiş her çalışma, başarısız­lıkla sonuçlanacaktır. Dolayısıyla metodolojik, sistemli ve düzenli ilmî hazırlık temeline oturmamış siyasî ve askerî çalışmaların hepsi felakettir.&#8221;<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[4]</sup></a></p>
<p>Bir sel gibi, heyelan gibi, çığ gibi gelen, bir karabasan gibi insanlığın üzerine çöken Çağdaş İngiliz-Yahudi Küresel zihniyetinden nasıl kurtulunacağının yolu insanı, toprağı, hukuku, siyaset ve eğitimi yeniden ele almaktan geçer. Her yeniden ele alış, geçmişe bakmayı, geçmişin tozlu raflarında kalmış değerleri okumayı içerir. Teoman Duralı, Çağdaş İngiliz-Yahudi medeniyetine seçenek oluşturabilecek yeni bir medeniyet biçimi ortaya çıkarmanın zihnî ile maddî zemini var mıdır, sorusunun cevabını kimden bekleye­ceğiz<a href="#_ftn21" name="_ftnref21"><sup>[5]</sup></a> diye sorarken işe nereden başlanması gerektiğinin işaretini de verir. Eğitim kanadını güçlendirmek diğer bütün kanatları da besleyecek, bireyi ve toplumu içeriden mukavemetli kılacaktır.</p>
<p>Şimdi yine biraz önceki sözlere dönelim, &#8216;Bizim derdimiz ve davamız yemek ve su meselesi değil, ilimdir, boynumuza ilimden başka bir şey takmak istemiyoruz&#8217; diye haykıran bilinç insanı hayvani bir derekeye düşüren, onu yok edilmesi ya da sömürülmesi gereken bir varlık olarak gören küresel zihniyete karşı bir meydan okumadır. Küresel zihniyetin, kendi topraklarını işgal etmesine ve sömürmesine karşılık onlara şu hakikati korkusuzca dile getirmektir:</p>
<p>Burası benim yurdum, yaşadığım, ürettiğim, emek ver­diğim, toprağı işlediğim, inşa ettiğim yerdir. Hem yetiştiğim, hem yetiştirdiğim yerdir.</p>
<p>Burası benim ümranım, medeniyetim, kök saldığım yerdir.</p>
<p>Burası benim geliştirdiğim, güzelleştirdiğim, soyumun ve milletimin selamet içinde olduğu yerdir.</p>
<p>Burası benim ilmim, yurdum, birikimim, tüm varlığımdır.</p>
<p>Bu topraklar benim dünyaya geldiğim, evlendiğim, barklandığım, yurt ve yuva bildiğim, gözümü açtığım, düştüğüm, güldüğüm, ağladığım, düğünler dernekler kurduğum, cenazeler gördüğüm, sevdiklerimi bulduğum, sevmediklerimle yaşamaya tahammül ettiğim, beni ben yapan ruhum, mayam ve tabiatımdır.</p>
<p>Maddiyatçı, ben merkezci, ırkçı, sömürgeci, işgalci güçlerin bu hakikati anlaması imkânsızdır. Onlar kendi­lerinden başkasını düşünmeyen kara ve küflü bir vicdana sahiptir. Para ve kâr onlar için en ulvî amaçtır. Onlardan bunu anlamalarını beklemek yerine toprağın, aidiyetlerin, değerlerin mahiyetini kavramış olanlardan doğru bağlantılar kurarak yeni dünyayı ve yeni insan tipini kavramalarını beklemek, şirketler, devletler ve egemen güçlerin elbirliğiyle emperyalizme nasıl hizmet ettiğini görmelerini sağlamak, buna karşılık büyük küçük demeden adımlar atmalarım istemek çok daha anlamlıdır.</p>
<p>Akademi dünyası ve eğitim sistemi toplum adına ne üretiyor? Dizi ve film sektörü neye hizmet ediyor? Bir ül­kenin insanları nasıl besleniyor? Kendi toprağının mahsülü var mı, varsa bu mahsülü nasıl değerlendiriyor? Siyaseten geliştirilen politikalarda hangi öncelikler var? Toplumda kimler söz sahibi oluyor, kimler yüceltiliyor? Toplumu ayakta tutan kurumlar hangi alanlara yatırım yapıyor? İnsanların algıları neye göre şekilleniyor? Topluma hangi dil ve hangi damar hâkim? Bu ve benzeri sorular, hakikati kavramak için cevaplanmalıdır. Çünkü her makul ve doğru soru, insanı hakikate yaklaştırır, vicdanı harekete geçirir, düşünmeyi ve sorgulamayı sağlar. İnsanı sürüden ayırır, toplumu çürümekten, yozlaşıdan korur.</p>
<p>&#8216;Biz kimiz, nasıl insanlarız ve yaşadıkça neye dönüşü­yoruz&#8217; diye sorgulamak dahi başlı başına insanı nitelikli ve vicdan sahibi kılar. Bu sorularla muhatap olmanın, kendine böyle sorular sormanın yolu, derin sorumluluk ve vazife bilincinden geçer. Sorumluluk bilinci, hesap verme duygusunu geliştirir. Eğer vicdandan söz edilecekse söy­lemde kalan bir vicdandan değil, canlı ve hayata yansıyan bir vicdandan söz edilmeli, &#8220;vicdanlı insanlar&#8221; ifadesine geniş bir anlam affedilmelidir.</p>
<p>Vicdan, insanın toprağıdır, hüviyetidir, ümranıdır. İnsanın da toplumların da kumaşı, vicdanından anlaşılır. Bu sebeple vicdanlı insan denildiğinde en küçük haksız­lıklardan en büyük haksızlıklara kadar her şeyi kapsayan bir bakış açısından söz ediliyor demektir. Okulda öğrenci­sine dikkatle eğilen öğretmen, emekçinin hakkını gözeten patron, aile fertleri arasında dengeyi kuran bir ebeveyn, kamu politikalarında toplumun her kesimini gözeten bir anlayış, bunların hepsi vicdanın konusudur. Toplumu ayakta tutacak olan da insan yetiştirmesindeki özendir. Vicdanlı insanlar kendiliğinden ortaya çıkmaz, onları yetiştiren bir geri plan vardır. Akademiden sanata, siyasetten kültüre bu geri planın bütün sağlayıcılarını korumak, geliştirmek insan kavramına, insanın bakışma ve toplumun gelişimine devasa bir katkı sunacaktır.</p>
<p>Aksi hâlde yarın kendi varlığını, toprağının kıymetini, aslının ne olduğunu, ümranı unutan, asimile olan, başka­laşan, tamamen dijitalize bir insan tipi var olacak ve onun aklına bir kerecik &#8220;Bizim meselemiz neydi, biz hangi top- rağın mahsûlüydük, annelerimizden, babalarımızdan neler dinledik, bizi yetiştiren değerler neydi&#8221; şeklinde sorular sormak dahi gelmeyecektir.</p>
<p>Hatice Ebrar Akbulut &#8211; Kökler ve Sürgün,syf:71-80</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17"></a></p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[1]</a> îbni Haldun, <em>Mukaddime,</em> Haz.: Süleyman Uludağ, Dergah Yayınlan, 17 Baskı, Ağustos 2017, s. 780</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18"><strong>[2]</strong></a><strong> Paul Virilio, </strong><em>Enformasyon </em><em>Bombası,</em> <strong>Çev.: Kaya Şahin. Metis Yayınlan. 2021,</strong><strong>s. 11-12</strong></p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17"></a><a href="#_ftnref19" name="_ftn19"><strong>[3]</strong></a><strong> Teoman Duralı, </strong><em>Çağdaş İngiliz-Yahudi Küresel Medeniyeti,</em><strong> Dergah Ya­yınları, 2019, s. 160</strong></p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17"></a><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[4]</a> Prof. Dr. Abdulfettah el-Awaisi, <em>Mescid-i Aksanın özgürlüğü İçin Strate­jik Planlama,</em> Çev.: Reyhan Önal, Fatma Beyza Öğretici, Güler Özdemir, Aşina yayınları, Ocak 2024, s. 42</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17"></a>5.Teoman Duralı, <em>age„</em> s, 181</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/umran-ilmini-hatirlamak/">Ümran İlmini Hatırlamak</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/umran-ilmini-hatirlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Civilisation”/“Medeniyet”ten Önce</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/civilisation-medeniyetten-once/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/civilisation-medeniyetten-once/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2019 16:39:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[“Civilisation”/“Medeniyet”ten Önce]]></category>
		<category><![CDATA[Ümran]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyet”ten Önce]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Görgün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=21573</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bu hususları dikkate alarak şu soruyu sormamız gerekmektedir: Biz yaygın olarak “medeniyet” kelimesini kullanıyoruz; bu konuşmanın başlığı da medeniyetin ne olduğu ile alakalı. Acaba “medeniyet” dediğimizde biz, Batı Avrupalıların kullandıgı manayı, yani aristokratların yaşadığı hayat tarzını, tam da mission civilisatrice mucebince “mutlak” mı kabul edeceğiz? Yoksa bunu, bir dönemde yerkürenin bir bölgesinde yaşayan belirli bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/civilisation-medeniyetten-once/">“Civilisation”/“Medeniyet”ten Önce</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-21991" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/medeniyet-tarihinde-turklerin-yeri.jpg" alt="" width="499" height="281" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/medeniyet-tarihinde-turklerin-yeri.jpg 960w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/medeniyet-tarihinde-turklerin-yeri-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/medeniyet-tarihinde-turklerin-yeri-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/04/medeniyet-tarihinde-turklerin-yeri-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 499px) 100vw, 499px" /></p>
<p>&#8220;Bu hususları dikkate alarak şu soruyu sormamız gerekmektedir: Biz yaygın olarak “medeniyet” kelimesini kullanıyoruz; bu konuşmanın başlığı da medeniyetin ne olduğu ile alakalı. Acaba “medeniyet” dediğimizde biz, Batı Avrupalıların kullandıgı manayı, yani aristokratların yaşadığı hayat tarzını, tam da mission civilisatrice mucebince “mutlak” mı kabul edeceğiz? Yoksa bunu, bir dönemde yerkürenin bir bölgesinde yaşayan belirli bir insan grubunun kendi kendisi ile alakalı bir kanaati olarak görerek, bu hayat tarzının ve bu hayat tarzı etrafındaki tasavvurların, zannedildiği gibi herkes tarafından zorunlu olarak üstlenilmesi gereken bir şey olmayıp, mümkün hayat tarzlarından sadece birisi olduğunu ifade ederek, bu hayat tarzının tarihsel ve bölgesel bir fenomen olmaktan fazla bir hususiyet taşımadığını ifade ederek, izafileştirecek miyiz? Mutlak olduğunu kabul etmek ile izafi olduğunu kabul etmenin çok önemli neticeleri olduğu açıktır.</p>
<p>Mutlak olduğunu kabul ettiğinizde, önünüzde Batı Avrupalıları takip ve taklit etmek dışında bir yol kalmazken, izafi olduğunu kabul ettiğinizde, daha farklı hayat tarzlarının, yani medeniyetlerin de mevcut olabileceğini kabul etmiş oluyorsunuz. Bu soruya 19. y.y.&#8217;ın ortalarında cevap vermek o kadar kolay değildi; bugün durum oldukça farklıdır. Nitekim bugün artık medeniyetlerden çoğul olarak bahsetmek rutin bir hale geldiği gibi, 20. yy.&#8217;da yaşanan hadiseler de, bu çerçevede Batı Medeniyeti’nin bir dönemde zannedildiği gibi mutlak olarak insanlığın geleceğini temsil etmediğini; hatta insanlığın geleceğini tehdit ettiğini de göstermiş durumdadır. Yani bizim burada vereceğimiz cevap, açıkça ikinci cevaptır: Batı medeniyeti mutlak olmadığı gibi, nihai olarak insanlıgın aleyhine bir durumu temsil etmektedir.</p>
<p>Bu cevap bize başka sorular sordurmaktadır: bugün insanın önünde, batı dışında, hangi hayat düzenleri mümkün hayat tarzları olarak bulunmaktadır? Geçmişte insanların sahip oldukları, ancak kendisi hakkında konuşurken “civilisation” kelimesini kullanmadıkları, ne gibi hayat tarzları vardı? Bu soruları biz yerküre üzerindeki bütün toplumlar ile alakalı soramayız; onun yeri tabii ki burası değil. Bu soruyu biz kendimiz için sorabiliriz. O zaman sorumuz şu şekilde olacaktır: Biz, hayat tarzlarını ve düzenlerini ifade etmek için, medeniyet kelimesini kullanmadan önce, hangi kelimeleri kullanıyorduk?</p>
<p>Bu soruyu şu şekilde daha da derinleştirebiliriz: Acaba “Civilisation” kelimesi kullanılmadan önce, medeniyet diye bir şey, yani insanların belirli bir düzen içerisinde yaşamaları, örfleri, adetleri, sofra adabından tutun da insanların birbirlerine karşı muamelelerindeki, nezaket kuralları ve incelmiş davranış formları v.s. mevcut değil miydi? Hatta, medeniyet kelimesinin daha sonra kazandığı manaları da dikkate alarak, insanlar daha önce teknik, teknolojik anlamda hiçbir şey geliştirmemiş miydi? İnsanlar mesela mimari alanında, yani veya başka alanlarda çok önemli işler başarmamışlar mıydı? İnsanlar sanat ve zenaat alanlarında, mesela mimari ve el sanatları alanlarında, aynı şekilde edebiyat alanında herhangi bir şey, dikkate değer bir şey başarmamışlar mıydı?</p>
<p>Bu ve benzeri soruların cevabı açıktır ve tabii ki evettir. Bütün bir yerküre daha önce, 18. y.y.&#8217;dan önce, yaşamış çok sayıda insan topluluklarının oluşturduğu şehirler ve buralardaki sanat ve zenaat eserleri ile doludur. Belki Batı Avrupa bu konuda “biraz” geç kalmış olabilir; dolayısı ile o bölgelerde yaşayan insanlar arasında belirli bir düzenin teşekkülü için 18. y.y.&#8217;ı beklemek gerekmiş olabilir; ancak bu durum sadece o bölgeyi ve orada yaşayanları ilgilendirir; yerkürenin geri kalan kısımlarında yaşayan insanların bütün bir geçmişini ve geçmiş birîkimini, 19. Ve 20. y.y.&#8217;ın hakim eğilimlerinin yapmaya çalıştığı gibi, Batı Avrupa&#8217;da ortaya çıkmış olan bir hayat tarzı için/ lehine lnkar ve ihmal etmek gibi bir &#8220;lükse&#8221; ,insanlık artık sahip değildir.</p>
<p>Bütün bunları dikkate aldığımızda medeniyet terimi kullanılmadan önce onun kavramının Batı Avrupa dışında her yerde mevcut olduğunu; dolayısı ile kavramı olunca da, bu kavrama isim verip vermediklerine bakmak gerektigi açıkça ortaya çıkar. Mesela ve özellikle Müslümanlar’ın başından itibaren bir hayat tarzında sahip oldukları ve bir toplumsal düzen içinde yaşadıkları açıktır. Müslümanlar kendi oluşturdukları ve içinde yaşadıkları bu hayat tarzına herhangi bir isim vermişler midir? Bu soruların cevabını aradığımızda karşımıza inanılmaz geniş bir terimler yelpazesi çıkıyor. Bu terimlerden birisi İbn Haldun’un kullandığı “Umran” kelimesi. Umran kelimesi ömürden geliyor. Ömür de biliyorsunuz insana verilmiş sayılı nefesleri ifade ediyor. İbn Haldun insanın nefeslerini alıp verirken ortaya koyduğu herşeye umran diyor. lnsan yavrusu tek başına kendi varlığını sürdürebilecek bir durumda olmadığı ve başka insanların, öncelikle kendi anne ve babasının desteğine bağlı ve bağımlı olduğu için, Ömür ve umran ancak başka insanlar ile birlikte mümkün olabiliyor. İbn Haldun bu durumu kısaca “insan tabiatı icabı medenidir” sözü ile tabir ediyor. Bu husus ile alakalı olarak kısaca şunu ifade etmem gerekir ki, insanın tabiatı icabı medeni olduğu, yani diğer insanlarla, karşılıklı olarak birbirlerini muhafaza ederek, varlıklarını sürdürebilecekleri düşüncesi, İslam toplumunun şu veya bu şekilde, farklı biçimlerde dile getirdiği temel bir ilkedir.</p>
<p>Farabî’den Azizü’d-din en-Nesefi’ye, Teftazani’den Ahmet Cevdet Paşa’ya ve Abdunnafi İffet Efendi’ye kadar bütün düşünürler bu ilkeyi farklı şekillerde hep dile getirirler. Sadece bir misal olması açısından Azizü’ddin en-Nesefi’nin fikirlerini burada hatlrlayabiliriz: insan, diğer insanları ve etrafındaki diğer canlıları, hatta bütün bir mevcudatı koruyarak kendi varlığını muhafaza eder. İnsanın medeniliginin esasında etrafındaki diğer insanı koruması gerekiyor. Siz de insanı ve etrafınızdaki eşyayı, tabiatı korursanız kendi varlığınızı devam ettirebilirsiniz; Bu ilke tek başına da anlamlı ve önemi kendiliğinde açık gibi gözükse de, esas manasını modern Batı medeniyetinde dikkate alından temel bir ilke ile, “homo homini lupus&#8221;/insan insanın kurdudur ilkesi ile birlikte düşündüğünüzde daha anlaşılır bir hale gelmektedir. İnsan insanın kurdudur demek,insanların ve toplumaların birbirleri ile ilişkisinin temel formunun, dostluk ve dayanışma olmayıp, düşmanlık ve mücadele olduğunu söylemektir, Hobbes ve sonrasında gelişen “liberal” veya daha farklı bir şekilde isimlendirilen temel perspektifte, homo homini lupus ilkesi etkindir. İnsanlar arasındaki temel ilişki formunun “çatışma&#8221; olduğu tezi, sadece geçmişte değil, bugün de, siyaset alanında oldugu kadar sosyal ve ekonomik alanda da dikkate alınır ve insanlara kabaca, diğer insanların kendisine düşman olduğu ihsas ettirilerek, insanların ancak bir devletin, üst bir otoritenin himayesi altında varlığını sürdürebilecegi fikri öğretilir. Böylece hayat bir çıkar çatışması ve çıkar mücadelesi gibi algılanır. İnsanların kendisini ve çıkarlarını koruması ve bunun için yaşaması, modern dünyanın üst ilkesidir.</p>
<p>18-19.yy öncesine gittiğinizde İslam dünyasındaki varlık ilkesi insanların öncelikle kendilerini koruması olmadığını, her bir insanın kendi dışındaki diğer insanları ve tabiatı koruyarak, onun üzerinden kendi varlığını teminat altına almayı, varlık ilkesi olarak benimsendiğini ve uygulandığını görebiliriz. Umran da bu şekilde ortaya çıkmış olan toplumsal düzenin adı olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Ancak Müslümanlar kendi oluşturdukları toplum düzenini sadece umran olarak isimlendirmemişler; mesela Nizam-ı Alem tabiri, en azından hicri ikinci asırdan itibaren kullanılan ve “medeniyet&#8221;i, veya islam medeniyetini ifade etmektedir. Bu terimi daha çok Orta Asya alimleri ve Osmanlı uleması kullanmaktadır.7 Benzer bir şekilde “Medeniyet”ten Önce” tabiri de medeniyeti ifade etmek için yaygın bir şekilde kullanılan bir terimdir. “Dâr” kelimesi Arapçada ev anlamına gelmektedir. Nasıl ki ev, bir insanın kendi imkanları ve ihtiyaçları, hatta değerleri çerçevesinde yaşarken tanzim ettiği yere denildiği gibi, müslümanların kendi ihtiyaçlarına göre arzı, yer küreyi düzenlemeleri ve o düzenleme neticesinde ortaya çıkardıkları düzene Daru’l Islam denilmektedir. Demek oluyor ki Daru’l İslam da medeniyet kavramını ifade etmek için kullanılıyor. Ayrıca “Edeb” kelimesi de, Maverdi’nin “Edebü’d-Dünya ve’d-Din” isimli eserinde açıkça görüldüğü gibi, medeniyet kavramını ifade etmek için kullanılan önemli terimlerden birisidir. Osmanlı toplumunun özelliği bütün bu terimleri ve “el-medinetü’l-fazıla” gibi daha başkalarını, farklı cihetleri ile alarak, bunları üst bir söylemde bir araya getirmesi olarak zuhur etmektedir.</p>
<p>Tahsin Görgün &#8211; Medeniyet Meselesi,syf.27-31</p>
<p>7 “Nizamı alem&#8221; teriminin kullanımı için bak:Tahsin Görgün, Osmanlı&#8217;da Nizam‘ıAlem kavramı, Islami araştırmalar, (Cilt 13, s. 2, Ankara 2000, s. 180 [88)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/civilisation-medeniyetten-once/">“Civilisation”/“Medeniyet”ten Önce</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/civilisation-medeniyetten-once/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
