<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhammed Hamidullah | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/muhammed-hamidullah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 18 Aug 2016 22:03:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Muhammed Hamidullah | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hemmam İbn Münebbih&#8217;in Sahifesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hemmam-ibn-munebbihin-sahifesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hemmam-ibn-munebbihin-sahifesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2016 23:48:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hemmam İbn Münebbih'in Sahifesi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Hamidullah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10669</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hadîslerin toplanması ve muhafaza edilmesi tarihi, onların ehemmiyetini göstermek bakımından büyük bir değer taşır. Takdim olunan eser, Hazreti Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin bir sahabîsi tarafından meydana getirilen mevzu ile ilgili en eski bir kitabın metnine ışık tutmakla kalmaz, aynı zamanda, ilk müslümanların, Peygamberlerinin kıymetli hadîslerini tanzim ve müteakib nesillere rivayet etmeleri hususunda aydınlatıcı bilgiler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hemmam-ibn-munebbihin-sahifesi/">Hemmam İbn Münebbih’in Sahifesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="_4bl7 _1r5y">
<div class="_4-u2 mrm _4-u8">
<p><a href="http://ilimcephesi.com/hemmam-ibn-munebbihin-sahifesi/muhammed-hamidullahhemmamibnmunebbihinsahifesi-3-638/" rel="attachment wp-att-10670"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10670" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/muhammed-hamidullahhemmamibnmunebbihinsahifesi-3-638.jpg" alt="Hemmam İbn Münebbih'in Sahifesi" width="515" height="766" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/muhammed-hamidullahhemmamibnmunebbihinsahifesi-3-638.jpg 638w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/muhammed-hamidullahhemmamibnmunebbihinsahifesi-3-638-600x892.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/muhammed-hamidullahhemmamibnmunebbihinsahifesi-3-638-202x300.jpg 202w" sizes="(max-width: 515px) 100vw, 515px" /></a></p>
</div>
</div>
<div class="_4bl9">
<div id="pagelet_pending_queue" data-referrer="pagelet_pending_queue">
<div class="_5pcb _4-c">
<div id="mall_post_835878479891473" class="_4-u2 mbm _5jmm _5pat _5v3q _5pjc _4-u8" data-ft="{&quot;qid&quot;:&quot;6253893286820568979&quot;,&quot;mf_story_key&quot;:&quot;835878479891473&quot;,&quot;tl_objid&quot;:&quot;835878479891473&quot;,&quot;fbfeed_location&quot;:16}">
<div id="u_g6_2" class="_3ccb" data-gt="{&quot;type&quot;:&quot;click2canvas&quot;,&quot;fbsource&quot;:703,&quot;ref&quot;:&quot;nf_generic&quot;}">
<div class="userContentWrapper _5pcr">
<div class="_1dwg">
<div id="js_mz" class="_5pbx userContent" data-ft="{&quot;tn&quot;:&quot;K&quot;}">
<p>Hadîslerin toplanması ve muhafaza edilmesi tarihi, onların ehemmiyetini göstermek bakımından büyük bir değer taşır. Takdim olunan eser, Hazreti Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin bir sahabîsi tarafından meydana getirilen mevzu ile ilgili en eski bir kitabın metnine ışık tutmakla kalmaz, aynı zamanda, ilk müslümanların, Peygamberlerinin kıymetli hadîslerini tanzim ve müteakib nesillere rivayet etmeleri hususunda aydınlatıcı bilgiler verir. Ayrıca, henüz keşfedilmiş olan bir çok eserlere yetişememiş öncü Garplı yazarların yarattıkları bir çok yanlışlıkları izale eder. Centre Culturel Islamique (Paris), bu tarihî eseri mütevazı serisi içinde neşretmekle büyük memnuniyet duyar ve onun, İngilizceye tercümesinde büyük gayret sarf eden Prof. Muhammed Rahîmuddin’e teşekkürlerini sunar.</p>
<p>C. C. I Yayın Kurulu adına Paris, Receb 1379 H. M. H.<br />
(Hadîs tercemelerinin başında bulunan sıra numarası, müracaatı kolaylaştırmak için ilâve edilmiştir)<br />
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adiyle.</p>
<p>Senin yardımınla Allahım. Hamd, âlemlerin Rabbı olan Allah’a mahsustur. Salât, elçisi Muhammed ve âli üzerine olsun.</p>
<p>Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:</p>
<p><strong>1 .</strong> Diğerlerine bizden önce ve bize de onlardan sonra Kitap verilmiş olsa bile, biz, (bu dünya ümmetlerinin) sonuncusu, Kıyamet Gününde ise öncüleriyiz. Bu gün (Cuma), onların günleridir, onlara farz kılınmıştır; fakat onlar, bunun üzerinde ihtilâfa düşmüşlerdir; bizi ise Allah o gün için doğru yola iletmiştir. Bu sebepten onlar bizim tâbilerimizdir: Yarın (Cumartesi), Yahudiler; yarından sonra (Pazar) da Hristiyanlar içindir.</p>
<p><strong>2.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Benim ve benden Önceki peygamberlerin durumu, mükemmel, güzel ve kusursuz odalar inşa eden, fakat evin köşelerinden birinde bir tuğla yeri boş bırakan kimsenin durumu gibidir. İnsanlar (evin) etrafını dolaşırlar ondan hoşlanırlar ve keski binanın tamamlanması için buraya bir tuğla konmuş olsaydı, derler. Bundan sonra Allah’ın Resulü şöyle buyurdu: İşte ben, o tuğlayım.</p>
<p><strong>3 .</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Hasis ile sadaka dağıtanın durumu göğüslerine veya köprücük kemiklerine kadar demir zırh giyinmiş iki şahsın durumları gibidir. İkincisi, malından bir şey tasadduk ettikçe vücudundaki (demir) gömlek, parmak uçlarına varıncıya ve izi silininceye kadar zail olur. Hasis ise, ne zaman bir şey verse yahut vermeği düşünse, (zırhının) her halkası, bulunduğu yeri ayırmağa —bir rivayette: sıkmağa— başlar; hasis, halkayı genişletmeğe çalışır, fakat o genişlemez.</p>
<p><strong>4.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Benim durumum, ateş yakan bir kimsenin durumu gibidir: Etraf aydınlandığı zaman, aleve giden pervane ve arzda bulunan böcekler ateşe düşmeğe başlarlar ve o şahıs, onların ateşe düşmelerine manî olmağa çalışır; fakat onlar, insana galebe çalarlar ve ateşe dalarlar. İşte bu benim ve sizin durumunuzdur: Ben sizi ateşten korumağa çalışırım:<br />
“Ateşten uzak durun!, ateşten uzak durun”; fakat (beni dinlemezsiniz ve) bana galebe çalıp kendinizi ateşe atarsınız.</p>
<p><strong>5 .</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Cennette (öyle büyük) bir ağaç vardır ki, bir binici, gölgesinde yüz sene (bineğini) sürer de onu katedemez</p>
<p><strong>6.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Zan (şüphe) dan sakının, zandan sakının, zandan sakının; zira zan, sözlerin en yalanıdır. Birbirinizi aldatmayın; birbirinize hased etmeyin; şahsî ihtiraslardan dolayı birbirinizle bozuşmayın; birbirinize buğzetmeyin; birbirinizle küsüşmeyin ve Allah’ın kulları, kardeş olun.</p>
<p><strong>7.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Cuma günü bir saat vardır ki, bir müslüman, o anda ibadet eder ve Rabbından bir şey isterse, Allah ona istediğini verir.</p>
<p><strong>8 .</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Gece “ve gündüz melekleri, birbiri arkasına size gelirler; sabah ve ikindi namazlarında toplanırlar; sonra sizinle birlikte geceleyenler semaya yükselirler. Allah onlara sorar (o, onları en iyi bilendir): Kullarımı nasıl bıraktınız ?<br />
Melekler cevap verirler: Onları terk ettiğimizde namaz kılıyorlardı; onlara geldik yine namaz kılıyorlardı.</p>
<p><strong>9.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İçinizden biri, ibadet ettiği yerde kaldığı müddetçe ve abdesti bozuluncaya kadar, melekler ona du’a ederler ve derler ki: Allahım, ona mağfiret et, Allahım, ona rahmet et.</p>
<p><strong>10.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İçinizden biri Âmin dediği zaman melekler de semâda Âmin derler ve her ikisi de aynı anda vuku bulursa, geçmiş bütün günahları afvolunur.</p>
<p><strong>11.</strong> Ebû Hurayra radiyallâhü anh dedi ki:<br />
Bir şahıs, boynunda demir halka takılı bir deveyi kurban etmek için götürüyordu. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem ona dedi ki: Ona bin; adam cevap verdi:<br />
Yâ Rasûla’llah, bu kurbanlık bir hayvandır. Bunun üzerine Allah’ın elçisi: Sana yazıklar olsun, bin ona; sana yazıklar olsun, bin ona, emrini verdi.</p>
<p><strong>12.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İşte ateşiniz, Âdemoğlunun yaktığı bu ateş, Cehennem ateşinin yetmişte biridir. Bunun üzerine dediler ki:<br />
Yâ Rasûla’llah, Allah’a yemin ederiz, eğer böyle ise, bu bize kâfidir. (Allah’ın Rasûlü devam etti ve şöyle ) dedi: Cehennem ateşi, bundan 69 defa daha büyüktür ve hepsinin hararet derecesi, Cehennem ateşinin harareti gibidir.</p>
<p><strong>13</strong>. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah mahlûkatı takdir ettiği zaman bir yazı yazdı: “Rahmetim, gazabım üzerine galip geldi”, Buyazı, Arş üzerinde O’nun yanındadır.</p>
<p><strong>14.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Muhammed’in hayatı elinde olan Allah’a yemin ederim, eğer benim bildiğimi siz bilmiş olsaydınız, çok ağlar, az gülerdiniz.</p>
<p><strong>14a.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İçinizden biri, dövüştüğü zaman yüzden sakınsın</p>
<p><strong>15.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Oruç, bir kalkandır. Aranızdan biri, oruçlu olduğu gün, ne edeb hârici bir harekette bulunsun nede böyle bir söz söylesin. Eğer birisi, onunla dövüşür veya ona sövüp sayarsa, “ben oruçluyum, ben oruçluyum” desin.</p>
<p><strong>16.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Muhammed’in hayatı elinde olan Allah’a yemin ederim, muhakkak ki oruçlunun ağız kokusu, Allahkatında, misk kokusundan daha güzeldir. (Allah buyuracaktır ki)<br />
“o, şehvetini, yiyecek ve içeceğini benim hatırım için terketti; bu oruç benim içindir; onun mükâfatını ben vereceğim”.</p>
<p><strong>17.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Peygamberlerden biri, bir ağaç altında konaklamıştı. Bir karınca onu soktu. Bunun üzerine eşyalarını oradan alarak ağacı ateşe verdi ve bütün karıncaları yaktı. Bu hâdise üzerine (Allah) ona vahyetti ki: “Bir kârınca (nın kabahati) değil mi? (Diğer karıncaların kabahati ne idi?)</p>
<p><strong>18.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Muhammed’in hayatı elinde olan Allah’a yemin ederim, mü’minler üzerine meşakkat korkusu olmasa idi Allah yolunda dövüşe giden, sefer heyetinin arkasında oturmazdım; fakat onları götürmek için (erzak ve hayvan bakımından) kâfi kudret bulamıyorum; keza onlar da bana uymak ve benimle beraber olmak için kâfi kudret bulamıyorlar ve kalpleri, benim arkamda kalmaktan hoşnut değildir. .</p>
<p><strong>19.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Her peygamberin müstecab du’ası vardır. Allah dilerse, ben du’âmı Kıyamet Gününde ümmetim lehine şefaat için tehir etmek diğer bir rivayete göre: saklamak— istiyorum.</p>
<p><strong>20.</strong>Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah’a ulaşmak isteyen kimseye, Allah da ulaşmak ister; Allah’a ulaşmayı arzu etmiyen kimseye, Allah da ulaşmayı arzu etmez.</p>
<p><strong>21 .</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bana itaat eden kimse, muhakkak ki Allah’a itaat etmiş olur; isyan eden de muhakkak Allah’a isyan etmiş olur. (Benim tarafımdan tayin olunan) “emîr”e itaat eden kimse, muhakkak ki bana itaat etmiş olur; “emir”e itaat etmiyen kimse, bana itaat etmemiş demektir.</p>
<p><strong>22.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Mallarınız çoğalıp taşıncıya zengin, kendisinden zekât alacak kimsenin (bulunmamasından) endişeleninceye kadar dünyanın sonu gelmeyecektir. ( sonra ilâve etti:) İlim kaldırılacak, son saat yaklaşacak, karışıklık (fitne) zuhur edecek, herc çoğalacak. Sordular:<br />
“Herc nedir, ya Rasûla’llah? (Hazreti Peygamber şöyle) dedi: “Öldürmek, öldürmek”</p>
<p><strong>23.</strong> Rasûlu’llah (A.S.) dedi ki:<br />
İki büyük gurup birbiriyle çarpışıncaya kadar kıyamet günü gelmeyecektir. Gayeleri aynı olduğu halde, bu iki gurup arasında pek çok ölü bırakan büyük bir kıtal olacaktır.</p>
<p><strong>24.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Otuza yakın yalancı ve sahtekâr (kezzâb ve deceâl) çıkıpta kendilerinin, Allah’ın rasûlü olduklarını iddia etmedikçe kıyamet günü gelmiyecektir.”</p>
<p><strong>25.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Güneş battığı yerden doğmadıkça, Kıyamet Saati gelmiyecektir. Güneş (oradan) doğduğu ve insan lar da onu gördüğü zaman, hepsi de îman edeceklerdir. Fakat bu, insanın îmanının, kendisine fayda vermeyeceği bir ândır; çünkü o, daha önce iman etmemiş ve imanında her hangi bir hayır işlememiştir.</p>
<p><strong>26.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Namaz için ezan okunduğu zaman, şeytan, yellenerek (hidetle) arkasını döner; öyle ki ezanı işitmez. Ezan bittiği zaman yüzünü döner; ibadete hazırlanmak için (ezanın son kısmı) tekrarlandığında yine arkasını döner. O da sona erdiğinde, kişi ile zihni arasında, onu meşgul edici düşünceler sokmak için (tekrar) yönelir ve namaz kılan şahsa daha önce düşünmediği şeyler için “şunu hatırla, bunu hatırla” demeğe başlar; nihayet insan, namazı nasıl kıldığını bilmeyecek duruma gelir.</p>
<p><strong>27.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah’ın sağ eli doludur. Gece ve gündüz bol bol verilen nafaka dahî onu tüketmez. Gök ve yerin yaratıldığı zamandan beri O’nun infak ettiği şeyleri görmüyor musunuz ?<br />
Sağ elindekinden hiç bir şey eksilmiyor. (ilâve ederek şöyle) dedi: O’nun Arşı su üzerindedir. Diğer elinde ise tutma kudreti vardır; (onunla) yükseltir ve alçaltır.</p>
<p><strong>28.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Hayatım elinde olan Allah’a yemîn ederim, içinizden bazılarına öyle bir gün gelecek ki beni asla görmeyecek; (işte o zaman) beni görmeği, karısını, çocuklarını, malını ve mülkünü bir arada görmekten çok arzu edecek.</p>
<p><strong>29.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Kisrâ (İran hükümdarı) ölecek, ondan sonra bir daha Kisrâ gelmeyecek; Kayser (Bizans hükümdarı) ölecek, ondan sonra bir daha Kayser gelmeyecek ve siz, onların hazinelerini Allah yolunda sarf edeceksiniz. (Bundan sonra Hazreti Peygamber,) harbin hud’a olduğunu açıklamıştır.</p>
<p><strong>30.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellembuyurdu ki;<br />
Allah (Azze ve Celi) şöyle buyur muştur: “Salih kullarım için, hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir kimsenin hatırına bile getirmediği nimetler hazırladım”</p>
<p><strong>31.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Sizi yalnız bıraktığımda diğer bir rivayette: bırakıldığmızdasiz de beni yalnız bırakınız; zira sizden evvelki milletler, peygamberlerine sual sormak ve onlarla ihtilâf etmek yüzünden helak oldular. Sizi bir şeyden menettiğim zaman ondan sakının; bir şey emredersem, gücünüzün yettiği kadar onu yapmağa (bir rivayette) başarmağa çalışın.</p>
<p><strong>32.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki;<br />
Sabah namazı için ezan okunduğu zaman içinizden biri, gusül abdesti almayı gerektiren bir durumda ise, o günün orucunu tutmasın</p>
<p><strong>33.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah’ın 99, (yüzden bir eksik) ismi vardır; bu isimleri zikreden kimse, Cennete girer. Allah, (aded itibariyle) tek (bir) dir, tekleri sever.</p>
<p><strong>34.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki;<br />
İçinizden biri, mal ve yaratılış bakımından kendisinden üstün bir kimse gördüğü zaman, daha yüksek olana değil de daha aşağı olana baksın</p>
<p><strong>35.</strong>  Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bir köpek, birinizin kabına ağzım soktuğu zaman, o kabı temizlemek için yedi defa yıkasın.</p>
<p><strong>36.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Muhammed’in hayatı elinde olan Allah’a yemin ederim, gençlerime odun demetleri taşımalarını ve bir şahsa da cemaate namaz kıldırmasını emretmeyi, sonra da (cemaate iştirak etmeyenlerin) evlerini, içindekilerle birlikte ateşe vermeyi (ne kadar arzu ettim).</p>
<p><strong>37.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Korku ile yardım olundum; ve bana manâ dolu söz bir rivayette: konuşma (kelâm) verildi</p>
<p><strong>38.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki .<br />
Birinizin takunyasının tasması veya kayışı koptuğu zaman, tek takunya ve çıplak ayakla yürümesin; ya her iki ayağında takunya giysin, yahut t a her iki ayağını çıplak bıraksın,</p>
<p><strong>39.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(Allah Ta’âlâ şöyle buyurmuş tur:) İnsanoğlu nezir yapmakla, benim kendisi için takdir etmediğim hiç bir şeyi elde edemez; fakat nezir yapmakla benim kendisi için takdir ettiğim şeyi elde ettiği zaman, ben, cimriden (bir miktar sadaka) çıkarmış olurum ve o da önce hiç vermemiş olduğu şeyi vermiş olur.</p>
<p><strong>40.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah Ta’âlâ şöyle buyurmuştur:<br />
Sadaka ver, ben de sana (daha fazlasını) vereyim. ( Hazreti Peygamber), harbin hud’a olduğunu açıkladı.</p>
<p><strong>41.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Meryem oğlu İsâ, bir adamın hırsızlık yaptığını görünce ona sordu:<br />
[Hırsızlık mı yaptın? Adam, şu cevabı verdi: O&#8217;ndanbaşka İlâh olmayan (Allah&#8217;a) yemîn ederim ki hayır. Bunun üzerine İsâ şöyle dedi: Allah&#8217;a îman ve kendi gözümü tekzîb ederim</p>
<p><strong>42.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Ben, size ne bir şey veririm ve ne de sizi ondan menederim. Ben sadece bir hazinedarım, emrolunduğum şekilde korum</p>
<p><strong>43.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İmam, sadece kendisine uyulan bir kimsedir; (bu bakımdan) ona aykırı hareket etmeyiniz. O, tekbîr aldığı zaman, siz de alınız; rükû&#8217;a vardığı zaman, siz de öyle yapınız; o, &#8220;semia&#8217;llahu limen hamiden&#8221; dediği zaman, siz de &#8220;Allahumma Rabbena leke&#8217;lhamd&#8221; deyiniz. O secdeye vardığı zaman, siz de secde ediniz.. O oturarak kıldığı zaman, siz de öyle yapınız.</p>
<p><strong>44.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Namazda saffı düz tutunuz; çünkü saffın düzgün olması, namazın güzelliğindendir</p>
<p><strong>45</strong>. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(Bir gün) Âdem ve Mûsâ, birbirleriyle münakaşaya girdiler.<br />
Mûsâ dedi ki:<br />
İnsanları yoldan çıkaran ve onları dünyaya kovduran Âdem sen değil misin?<br />
Âdem, şu cevabı verdi:<br />
Allah&#8217;ın, her şeyin ilmini verdiği ve risaletiyle onu insanların en üstünü yaptığı Mûsâ da sen değil misin?<br />
Mûsâ &#8220;evet&#8221; deyince, Âdem, sözüne devam etti ve şöyle dedi:<br />
(O halde) ben yaratılmadan önce, ne yapacağımın (Allah tarafından) takdir olunmasından dolayı beni mi mes&#8217;ûl tutacaksın?<br />
Bu delile dayanarak Âdem, Musa&#8217;yı (münakaşada) mağlûp etti.</p>
<p><strong>46.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(Bir gün) Eyyûb çıplak bir vaziyette yıkanırken, altından bir çekirge sürüsü üzerine düşmeğe ve Eyyûb da onları elbisesine toplamağa başladı. Bunun üzerine Rabbı ona hitaben şöyle buyurdu:<br />
Ey Eyyûb, ben seni, bu gördüğün şeylerden müsteğni kılmamış mıydım?<br />
Eyyûb şu cevabı verdi: Ey Rabbım, ona ne şüphe; fakat ben, bereketinin bolluğu üstünde bir zenginliğine sahip değilim ki.</p>
<p><strong>47.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Kur&#8217;ân,[1] Dâvûd için kolaylaştırıldı. Atlarının koşumlu olmalarını emrederdi de atına takım vurulmadan önce Kur’ânı okur tamamlardı. Kendi alın teriyle kazandığı şeylerden başka bir şey yemezdi.</p>
<p><strong>48.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Salih bir kişinin rü’yası, peygamberliğin kırkaltıda biridir.</p>
<p><strong>49.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Küçük büyüğe, yürüyen oturana, az çoğa selâm verir.</p>
<p><strong>50.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İnsanlar, “lâ ilahe illa’llah” deyinceye kadar, onlarla muharebe etmekten asla vazgeçmem. “Lâ ilahe illa’llah” dedikleri zaman, ödenmesi gereken hakları müstesna, kanlarını, mallarını ve canlarını benden (yani benim hücumumdan) korumuş olurlar. Bu kimselerin hesapları da artık Allah iledir.</p>
<p><strong>51.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(Bir gün) Cennetle Cehennem münakaşaya giriştiler.<br />
Cehennem dedi ki: Zalim ve kibirli olanların yeri olarak tercih edildim. Bunun üzerine Cenet:<br />
Nasıl olur ki, bana zayıf, âciz ve basit olanlardan başka hiç kimse girmez, dedi. Allah, Cennete hitap etti:<br />
Sen, benim rahmetimsin; kullarımdan istediğime, senin vasıtanla rahmet ederim. Sonra, Cehenneme hitaben:<br />
Sen de benim azabımsın; kullarımdan dilediğime şeninle azab ederim. Her ikiniz de dolacaksınız. Cehennem. Allah Ta’âlâ ayağını üzerine koyunca o yeter, yeter diye bağırmadıkça dolmayacaktır : Ancak bundan sonra, kendisini dolmuş bulacak ve içindekiler, birbirlerine karışıp toplanacaktır. (Cehennemine kadar dolarsa dolsun) Allah, halktan hiç birine zulmetmez. Cennete gelince, Allah onun için başka halk yaratacaktır.</p>
<p><strong>52.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Biriniz, tabi’î hacetini gördükten sonra temizlenmek için taş parçaları kullanırsa, bunların sayılarını teklesin.</p>
<p><strong>53.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah Ta’âlâ buyurmuştur ki: Kulum, iyi bir iş yapacağını (kalben) söylediği zaman, o işi yapmasa bile, onun için bir iyilik yazarım; o işi yaptığı zaman da, on mislini yazarım. Fakat kötü bir iş yapacağını söylerse, onu yapmadıkça bağışlarım; yaparsa, (kötülük hanesine) bir misliyle yazarım.</p>
<p><strong>54.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah’a yemîn ederim, içinizden birinin, Cennetten elde edeceği bir kamçı bağı (kadar yer), yerle gök arasındaki şeylerden daha hayırlıdır.</p>
<p><strong>55.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Eğer içinizden biri için, Cennette alâlade (aşağı derecede) bir yer hazırlanırsa, ona şöyle denilir: “iste”. O, tekrar tekrar ister; bunun üzerine ona sorulur: “İstedin mi?”] o, “evet” der. Bundan sonra Allah ona “istediğin her şeye, bir misli fazlasıyle sahip oldun” buyurur.</p>
<p><strong>56.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Eğer (benim için) Hicret olmasa idi, Ensardan biri olurdum. Halk bir dere veya vadiyi, Ensar da diğer bir dereyi tutsa idi, ben, Ensarla birlikte onların derelerini tutardım</p>
<p><strong>57.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İsrailoğulları olmasa idi, yiyecek bozulmaz, et kokmazdı; Havva olmasa idi, hiç bir kadın kocasına ihanet etmezdi.</p>
<p><strong>58.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah, Âdem’i kendi suretinde yarattı: Boyu, 60 kulaç (zira’) idi. Onu yarattığı zaman, dedi ki: “Git ve şuradakilere selâm ver, Orada meleklerden bir gurup oturuyordu ve senin selâmına ne cevap vereceklerine dikkat et; diğer bir rivayette: sana selâm verecekler; zira bu, senin ve senin çocuklarının selâmı olacak”. Bunun üzerine Âdem oraya gitti ve “esselâmu aleykum” dedi. Melekler de ona “ve aleyke’sselâm ve rahmetu’llah” diyerek ve “ve rahmetu’llah” sözünü de ilâve ederek cevap verdiler. (Hazreti Peygamber devamla) dedi ki: Cennete girecek olan her şahıs, Âdem suretinde ve 60 kulaç uzunluğunda olacak. Mahlûkat (insanlar), bu güne kadar daima küçüle gelmiştir</p>
<p><strong>59</strong> . Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemdedi ki:<br />
Ölüm meleği Musa’ya gelerek şöyle dedi “Rabbına icabet et”. (Hazreti Peygamber) ilâve etti: Bunun üzerine Mûsâ, ölüm meleğinin gözüne vurdu ve onu… parçaladı. Melek, (Aziz ve Celîl olan) Rabbına döndü ve O’na şöyle dedi:<br />
“Sen beni ölmek istemeyen bir kuluna gönderdin, o da benim gözümü parçaladı. (Hazreti Peygamber devamla) buyurdu ki; Bunun üzerine Allah onun gözünü iade etti ve şöyle dedi:<br />
“O kuluma git ve sor: Senin arzun hayat mıdır? Eğer bunu istiyorsan, elini bir boğanın arkası üzerine koy; elin ne kadar kıl kaplarsa, o kadar sene yaşarsın”.<br />
Mûsâ sordu: “Sonra ne olacak? Melek cevap verdi: “Sonra öleceksin”. (Mûsâ): Eğer böyle ise erken (ölmek) daha iyi” dedi ve ilâve etti:<br />
“Rabbım, beni bir taş atım mesafe ile mukaddes araziye daha çok yaklaştır” Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Eğer ben orada olsa idim, size kızıl bayır yanındaki yol kenarında onun kabrini gösterirdim</p>
<p><strong>60.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İsrail oğulları, çırıl çıplak yıkanırlar ve birbirlerinin mahrem yerlerini görürlerdi; hâlbuki Mûsâ tek başına yıkanırdı. (Bir gün) dediler ki:<br />
“Allah’a yemin ederiz, Mûsâyı bizimle birlikte yıkanmaktan meneden husye iltihabından başka bir şey değildir”.<br />
Hazreti Peygamber devam etti: Bir gün Mûsâ, yıkanmak için ayrılmıştı; elbiselerini bir taş üzerine koydu; fakat taş, elbiseleriyle birlikte yuvarlanmağa başladı. Mûsâ,<br />
“elbisem, ey taş, elbisem ey taş diyerek taşın arkasından koşturanca, İsrail oğulları Musa’nın mahrem yerlerini gördüler ve dediler ki: “Allah’a yemin ederiz, Musa’da hiç bir şey yokmuş”. Hazreti Peygamber ilâve etti: Musa’nın mahrem yerleri Mısır’ı terk ederek, yerleşmek üzere Filistin’e gidiyordu. Görününce taş durdu; Mûsâ elbiselerini aldı ve taşa vurmağa başladı.<br />
(Haberin râvisi) Ebû Hurayra diyor ki: Allah’a yemîn ederim taşın üzerinde Mûsâ tarafından bırakılmış altı-yedi darbe izi vardır.)</p>
<p><strong>61.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(Gerçek) zenginlik, mal çokluğundan değil, nefsin hiç bir şeye muhtaç ol ulamasındandır.</p>
<p><strong>62.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Zengin bir kimse tarafından verilen bir sözün yerine getirilmemesi ve (bir müddet) uzatılması, bir nevi zulümdür. Eğer içinizden biri, zengin bir adamla böyle bir işe girişmişse, onun peşine düşsün.</p>
<p><strong>63.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Kıyamet günü, Allah’ın hiddetini ayaklandıran insanların en kötüsü ve en gafili, “kralların kıralı” denilen kimse olacaktır; Azîz ve Celîl olan Allah’tan başka Melik yoktur.</p>
<p><strong>64.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bir zamanlar iki elbise içinde kasıla kasıla yürüyen bir şahıs vardı ve kendisi, kendi nefsine gurur veriyordu. (Bir gün) arz, bu adamı içine çekti; (şimdi) kıyamet gününe kadar, orada sıkıntı içinde kıvranacaktır.</p>
<p><strong>65 .</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Azîz ve Celîl olan Allah buyurmuştur ki: Ben, kulumun benim hakkımdaki zannına göreyim.</p>
<p><strong>66.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Her doğan kimse, bu fıtrat (İslâm) üzere doğar; sonra, anası veya babası, onu yahudi veya hristiyan yapar. Meselâ siz, (büyütmek için) hayvanlar dünyaya getirtirsiniz; yeni doğanların kulak veya burunlarını siz kesmedikçe, onların kulaksız veya burunsuz doğduğunu görür müsünüz? (Hazreti Peygambere) sordular: “Ya Rasûla’llah, çocuk iken ölen inanmayanlar hakkındaki görüşün nedir (Hazreti Peygamber) şu cevabı verdi: Onların ne yaptıklarını Allah daha iyi bilir.</p>
<p><strong>67 .</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İnsanda bir kemik vardır ki, toprak onu hiç bir zaman eritmez. İnsan, kıyamet günü bu kemikten terkib olunacaktır. (Hazreti Peygambere) sordular:<br />
“Bu hangi kemiktir?” (Hazreti Peygamber) dedi ki: Bel kem iğin in nihayetinde bulunan acamdır. (Râvi) Ebu’îHasan şöyle der: “kelime, ‘acab’dır; fakat onu mim harfiyle söylemiştir.”</p>
<p><strong>68.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(iki oruç arasını) birleştirmekten çekinin, iki oruç arasını birleştirmekten çekinin. (Hazreti Peygambere) sordular: “Sen birleştiriyorsun, yâ Rasûla’llah”. (Hazreti Peygamber) dedi ki: Ben sizin gibi değilim. Ben gecelediğim zaman Rabbım beni doyuruyor ve susuzluğumu gideriyor. Siz, kudretiniz nisbetinde iş yüklenin.</p>
<p><strong>69.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Uykudan kalktığınız zaman, elinizi yıkamadan önce, abdest için su kabına sokmayın; çünkü uyku esnasında elinizin nerelerde kaldığını bilemezsiniz.</p>
<p><strong>70.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İnsanların, küçük bir kemik parçasını hediye etmeleri bile, güneşin yükselmeğe devam ettiği müddetçe sadaka yerine geçer. (yine dedi ki:) İki şahıs arasını âdilâne halletmek de keza bir sadakadır. Bir şahsa, hayvanına binmesinde veya eşyalarının ona yükletilmesinde yardım etmek yine bir sadakadır. Güzel bir söz, sadakadır. Namaza doğru atılacak her adım, sadakadır. Yol üzerinden güçlük verici her hangi bir engeli kaldırmak da yine bir sadakadır.</p>
<p><strong>71.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Hayvan sahibi, hayvanlarının hakkını (zekâtını) ödemediği zaman, (bu hayvanlar), kıyamet günü o şahsa musallat edilecek ve onun yüzünü ayaklarıyla tekmeleyecektir.</p>
<p><strong>72.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İçinizden birinizin hazinesi, kıyamet günü, saçları dökülmüş bir ejdere dönecek. Sahibi ondan kaçmağa çalışacak, fakat o, sahibinin peşinden koşacak ve bağıracak:<br />
“Ben senin hazinenim”. (Hazreti Peygamber) ilâve etti: Allah’a yemin ederim, onu yakalayıncaya kadar kovalayacak ve lokma lokma edecek</p>
<p><strong>73 .</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Durgun ve akıntısı olmayan, fakat yıkanmağa elverişli olan suya işenmez.</p>
<p><strong>74.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Muhtaç olan kimse, halk arasında dolaşarak bir veya iki lokma yahut bir veya iki hurma kazanan dilenci değildir. Muhtaç, o kimsedir ki, ihtiyaçlarım temin edemez, halktan istemeğe utanır ve halk, ona sadaka vermek için halini bilmez.</p>
<p><strong>75.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bir kadın, kocası evde iken, (işinin çokluğu dolayısıyla) kocasının izni olmadan oruç tutmaz; keza kocasının izni olmadan, başka birisinin eve girmesine müsaade etmez. Kadının, kocasının kazancından, onun emri olmaksızın verdiği sadakanın yarı ecri kocasına aittir.</p>
<p><strong>76.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İçinizden hiç kimse ölümü is temesin ve o gelmeden, onun için dua etmesin. İçinizden biri öldüğü zaman, onun ameli diğer bir rivayette: eceli son bulur. Mü ‘minin yaşının uzunluğu, onun, sadece hayrını artırır. Bu, sadaka vermekten hasıl olan ecirdir, yoksa kadının, kendisine ait olmayan şeyi sadaka olarak verdiğini kocasına bahsetmesinden değil.</p>
<p><strong>77.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Hiç biriniz üzüme “kerm” demesin; zira “kerm”, müslüman kişidir[2]</p>
<p><strong>78.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki;<br />
(Bir gün) bir şahıs, diğer bir şahıstan bir tarla satın aldı. Alıcı bu arazide altın dolu bir küp buldu ve diğer şahsa dedi ki:<br />
“Altınını benden al; çünkü ben senden yalnız arazi satın aldım, altın satın almadım”. Araziyi satan şahıs ona şu cevabı verdi:<br />
“Ben sana araziyi ve o arazide bulunan her şeyi sattım”. Bunun üzerine, hakem olarak bir başka şahsa başvurdular. Hakem onlara sordu:<br />
“Çocuklarınız var mı?” Onlardan biri, “benim bir oğlum var” diğeri de “benim bir kızım var” dediler. Bunun üzerine hakem onlara dedi ki:<br />
“Çocuklarınızı birbiriyle evlendirin; bu altının (bir kısmını) kendiniz için harcayın; bir kısmını da tasadduk edin.</p>
<p><strong>79.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bindiğiniz devenizi kaybettik ten sonra, onu tekrar bulduğunuzda sevinmez misiniz? “Evet, yâ Rasûla’llah” dediler. (Hazreti Peygamber devam etti:) Muhammedin hayatı elinde olan (Allah’a) yemîn ederim ki, kulu, (pişman olup) tevbe ettiği zaman, Allah, onun tevbesinden, kaybettiğiniz deveyi bulduğunuz zamanki memnuniyetinizden çok daha fazla memnun olur.</p>
<p><strong>80.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Azîz ve Celîl olan Allah buyurmuştur ki, kulum bana ulaşmak için bir karış ilerlediği zaman ben ona bir kol boyu (dirsekle parmak ucu arası kadar) yaklaşırım. O bana doğru bir kol boyu ilerlediği zaman, ben ona iki kol boyu (bir kulaç) yaklaşırım. O bana bir kulaç ilerlediği zaman, ben ona giderim bir rivayette: ona doğru süratle ilerlerim</p>
<p><strong>81.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Abdest aldığınız zaman, burnunuza suyu çekin, sonra onu dışarıya çıkartın.</p>
<p><strong>82</strong>. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki;<br />
Muhammed’in hayatı elinde olan (Allah’a) yemîn ederim, elimde Uhud dağı gibi altın olsa idi, yanımda bundan tek bir dinar kalıpta onu benden alacak bir kimse çıkıncaya kadar, üzerimden üç gün geçmesini istemezdim; (Allah önünde) benim üzerimde borç olarak tuttuğum hiç bir şey yoktur.</p>
<p><strong>83.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Yemeğin hararet ve dumanın dan sizi müsteğni kılan aşçı, yemeğinizi —bir rivayette: yemeği — size getirdiği zaman, onu da sizinle birlikte yemeğe davet edin; hiç olmazsa eline bir lokma koyun bir rivayette: eline verin.</p>
<p><strong>84.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Hiç biriniz (efendi manâsına) “rabbına su ver”, yahut “rabbına yiyecek ver”, yahutta “rabbın için ışık tut” demesin. Yine hiç biriniz, (aynı manâda) “rabbım” demesin, “efendim” desin; “kulum” “ümmetim” demesin, “oğlum”, “kızım”, “evlâdım” desin.</p>
<p><strong>85.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Cennete ilk girecek olan gurup, yüzleri, on dördüncü gecenin ay ışığı gibi parıldayanlar olacaktır: Onlar, orada ne ağızlarından, ne burunlarından ve ne de başka bir yerlerinden biç bir şey çıkarmayacaklardır. Onların kabları ve tabakları, altın ve gümüşten, buhurdanlıkları, ödağacından olacaktır ve onlardan misk sızacaktır. Her birinin iki zevcesi bulunacak ve o kadar güzel olacaklardır ki, etlerinin altında, bacak kemiklerinin ilikleri görülecektir. Orada bulunanlar, aralarında ihtilâfa düşmeyecekler bir birlerine düşman olmayacaklardır ve onlar sabah ve akşam, Allah’ı zikredecekler dir.</p>
<p><strong>86.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah’ım, ben, seninle, senin hiç bir zaman bozmayacağın bir anlaşma yaptım; fakat ben, yine de bir beşerim. [Hangi mü&#8217;mine eziyet ettimse yahut söz söyledimse yahut dövdümse yahut lânetledimse, bütün bunları (onun hesabına) salât, zekât ve yakınlık kıl ki, o, bunlarla sana yakın olsun. .</p>
<p><strong>87.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Ganimet, bizden öncekilere halâl değildi. Allah, bizim zayıflığımızı ve acizliğimizi görmüş ve buna karşılık olarak onu bize halâl kılmıştır.</p>
<p><strong>88.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bir kadın, sahip olduğu bir kedi yüzünden veya onu bağlaması yüzünden cehenneme girdi: Elin de tuttuğu bu kediye ne yiyecek vermişti ve ne de onu, yeryüzündeki haşaratı yemesi için serbest bırakmıştı; nihayet kedi, açlıktan ölmüştü.</p>
<p><strong>89</strong>. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Hırsızlık yapan hiç bir hırsız yoktur ki, hırsızlık yaptığı esnada mü&#8217;min olsun; hiç bir zâni yoktur ki, zina işlediği esnada mü&#8217;min olsun; aranızda hiç kimse yoktur ki, haram olan içkiyi yani şarabı— içtiği esnada mü&#8217;min olsun. Muhammed in hayatı elinde olan (Allah&#8217;a) yemin ederim ki, içinizden, mü&#8217;minlerin dikkatini çeken, kadri büyük bir ganimeti gasbeden hiç kimse yoktur ki, onu gasbederken mü&#8217;min olsun (ve yine) içinizden sahtekârlık yapan hiç kimse yoktur ki, sahtekârlık yaptığı esnada mü&#8217;min olsun. (Bütün bunlardan) uzak durun, uzak durun.</p>
<p><strong>90.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Muhammed&#8217;in hayatı elinde olan (Allah&#8217;a) yemin ederim ki, bu halk (Araplar) arasında veya yahudi ve hristiyanlar arasında beni dinlemeden veya benim vasıtamla gön derileri (din) e inanmadan ölen kimseler, ancak Cehennem ashabından olmuşlardır.</p>
<p><strong>91.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Namaz, esnasında, (imamın hatasını ikaz için) &#8220;tesbîh&#8221; (subhâne&#8217;llah) erkeklere, el vurmak da kadınlara mahsustur.</p>
<p><strong>92.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bir müslümanın Allah yolunda almış olduğu her yara, kıyamet günü, yenice olmuş gibi, kan fışkırır haliyle görülecektir: Bu fışkıranın rengi, kan rengi, fakat kokusu, misk kokusudur.</p>
<p><strong>93.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İçinizden biri çıkıpta &#8220;her şeyi Allah yarattı; fakat Allah&#8217;ı kim yarattı?&#8221; demedikçe, sual sormaktan vaz geçmeyeceksiniz.</p>
<p><strong>94.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Evime gidiyorum ve yatağı mın üzerine veya: evimde düşmüş bir hurma buluyorum; onu yemek için alıyorum; fakat onun sadaka olmasından korkuyor ve atıyorum.</p>
<p><strong>95.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İçinizden birinin, ailesi aley hinde (yemin edipte) bu yemininde inad ve İsrar etmesi, Allah katın da, (yemini bozup) üzerine farz olan kefareti ödemesinden daha büyük bir günah teşkil eder</p>
<p><strong>96.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İki kişi yemin etmeğe zorlanır ve her ikisi de yemin etmekten utanırlarsa, aralarında kur&#8217;a çekin</p>
<p><strong>97.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İçinizden biri, sütü sağılan bir deve veya koyun satın alırsa, sütünü sağıncaya kadar muhayyerdir. (Hayvanların süt verişlerini anladıktan sonra) ya kabul eder, ya da geri verir; ancak iade ettiği taktirde (çıkardığı süt karşılığı) bir miktar da hurma verir.</p>
<p><strong>98.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İhtiyar kişi, iki arzu karşısında &#8220;genç kalır: Uzun ömür ve bol mal.</p>
<p><strong>99.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki<br />
Hiç biriniz, elindeki silâhla kardeşine işaret etmesin; çünkü o, şeytanın, belki de elinden çekebileceğini anlamaz ve böylece Cehennemin çukuruna düşer,</p>
<p><strong>100.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah&#8217;ın hiddeti, bunu, O&#8217;nun Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme yapanlara karşı çok şiddetli olmuştur (Hazreti Peygamber bunu söylerken ön dişine işaret ediyordu)</p>
<p><strong>101.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah&#8217;ın hiddeti, Rasûlünün, Allah yolunda öldürdüğü kimseye karşı çok şiddetli olmuştur</p>
<p><strong>102.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Her insanın, kaçınılmaz şekil de, zinaya karşı az çok ibtilâsı vardır. ( izah etti:) Şöyle ki: Göz, zinası bakmaktır ve tahakkuku birleşmekledir. Dil, zinası (açık saçık) konuşmaktır. Kalp zinası arzudur; tenasül organı, günahı ister tastik etsin, ister tekzîb, (fark yoktur).</p>
<p><strong>103.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İslâmı güzel olan kişinin her iyi ameli için on mislinden yedi yüz misline kadar iyilik; işlediği her kötü amel için de bir misli kötülük yazılır ve bu, Allah&#8217;a ulaşıncaya (yani ölünceye) kadar devam eder.</p>
<p><strong>104.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Biriniz bir cemaate imam olduğu vakit, namazı hafifletsin (kısaltsın); çünkü arkasında çok ihtiyarlar, zayıflar ve sakatlar bulunabilir; fakat yalnız başına kıldığında istediği kadar uzatabilir.</p>
<p><strong>105.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(Bir defasında) melekler dediler ki &#8220;Ey Rabbımız, fulan kulun kötülük yapmak istiyor&#8221;. Allah, her şeyi onlardan daha iyi görür; onlara şöyle buyurdu: &#8220;Onu gözleyin; eğer o işi yaparsa bir misli (kötülük) yazın; eğer terkederse, onun için iyilik yazın; zira o, benim için o işi yapmaktan vazgeçmiştir&#8221;.</p>
<p><strong>106.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Azız ve Celîl olan Allah şöyle buyurdu: &#8220;Kulum beni tekzîb etti; hâlbuki bu ona uygun değildi. Kulum bana küfretti, halbuki bu ona uygun değildi. Onun beni tekzîb etmesi &#8220;bizi ilk defa yarattığın gibi tekrar yaratamazsın&#8221; (yani öldükten sonra) demesidir. Bana küfretmesi de &#8220;Allah bir oğul edindi&#8221; demesidir. Hâlbuki ben hiç kimseye muhtaç değilim: Doğmadım ve doğurmadım, hiç bir dengim de yoktur&#8221;.</p>
<p><strong>107.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(Yazın öğle namazını) vaktin serinliğinde kılın, çünkü şiddetli hararet, Cehennemden bir parçadır.</p>
<p><strong>108.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Abdesti bozduktan sonra yenisini almadıkça namazınız kabul olunmaz.</p>
<p><strong>109.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Namaz için ezan okunduğun da, vakur adımlarla namaza gidin (ve hangi kısmında yetişirseniz imama uyarak) kılın; yetişemediğiniz kısımları da (sonradan) tamamlayın.</p>
<p><strong>110.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah, biri diğerini öldüren ve her ikisi de Cennete giren iki adama güler. &#8220;Bu nasıl olur, ya Rasûla&#8217;llah&#8221; diye sordukları zaman (Hazreti Peygamber) dedi ki: &#8220;Bu öldürülen, (şehit olarak) Cennete girer; sonra diğeri Allah&#8217;a tövbe eder; Allah da onu İslama hidayet eder; Sonra bu şahıs, Allah yolun da dövüşür ve şehit düşer.</p>
<p><strong>111.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bir kardeşinizin (müşteriye) malını) sattığı esnada, kendi malınızı satmak için teklifte bulunmayın; keza kardeşiniz bir kızı taleb ettiği zaman, siz de o kıza tâlib çıkmayın.</p>
<p><strong>112.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Mü&#8217;min yalnız bir karınla yedili halde kâfir, yedi karınla yer</p>
<p><strong>113</strong>. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bir gün Hıdır, otsuz ve kuru bir yere oturmuştu ki, bu yer hemen yeşil otlarla kaplanmış ve peşisıra dalgalanmağa başlamıştır; bu yüzden ona Hıdır denilmiştir.</p>
<p><strong>114.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Muhakkak ki Allah, kıyamet günü (peştamalını) topuklarına kadar salıvermiş (kibirli) kimseye bakmaz.</p>
<p><strong>115.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İsrailoğullarına, &#8220;kapıdan secde ederek girin ve (maksadımız, isyanımızın) affı (hıttatun) dır, deyin&#8221; denildi; fakat onlar (bu sözü) değiştirerek kıçları üzerinde sürünüp girdiler ve (hıttatun yerine) &#8220;habbetun&#8221; (arpa tanesi) dediler</p>
<p><strong>116.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Gece (ibadet için) kalktığınızda, diliniz, Kur&#8217;ân okuyuşunuzu, ne söylediğinizi anlamayacak derecede bozarsa, yatağınıza uzanın.</p>
<p><strong>117.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah Taâlâ buyurmuştur ki: &#8220;Âdemoğlu, (ümitsizlikten dolayı, gece ve gündüzden ibaret olan) &#8220;dehr&#8221; (zaman) i kötülemesin; zira &#8220;dehr&#8221; benim. Gece ve gündüzü (birbiri arkasına) gönderirim; dilediğim zaman da onları kabzederim.</p>
<p><strong>118</strong>. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Rabbinın ve efendisinin tam itaatmda iken ölen köle için ne büyük saadet, ne büyük saadet. &#8216;</p>
<p><strong>119.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Namaza kalktığınız vakit önünüze tükürmeyin; çünkü namazda kaldığınız müddetçe Allah&#8217;ındır. Solunuza veya ayakaltına tükürür, sonra da üzerini örtersiniz.</p>
<p><strong>120.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(Cuma hutbesinde) konuşan cemaata &#8220;sus&#8221; demen bile kendi cihetinden hatalıdır</p>
<p><strong>121.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Allah&#8217;ın kitabına göre ben mü&#8217;minler arasında insanların en üstünüyüm. Kim borç bırakır veya fakr u zaruret içinde ölüp giderse beni çağırınız; çünkü ben, onun velisiyim. Fakat kim mal terk edip giderse, yakın akrabaları, rüchaniyetle o mala sahip olsunlar.</p>
<p><strong>122.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Hiç kimse &#8220;Allahım, dilersen bana mağfiret et&#8221; ve &#8220;dilersen bana rahmet et&#8221; veya &#8220;dilersen bana rızık ver&#8221; demesin. Açık surette O&#8217;ndan istesin, Şüphesiz O, dilediğini yapar, O&#8217;nun için hiç bir zorlayıcı şey yoktur.</p>
<p><strong>123.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Peygamberlerden biri sefere çıktı ve (çıkmadan önce) halka &#8220;bir kadınla evlenmeye niyet eden ve fakat henüz evlenmemiş olan, bir ev inşa eden ve henüz çatısını örtmemiş olan, koyun veya deve satın alan ve onlardan doğacak yavruları bekleyen kimse, benimle birlikte gelmesin; dedi ve (düşmanla) dövüşmek için ilerledi. Bir şehrin yanına geldiği zaman, vakit, ikindi veya ona yakın bir vakitti. Güneşe dedi ki: &#8220;Sen (Allah&#8217;ın emrinde) bir memursun, ben de bir memurum; Allahım, onu benim için bir müddet tut&#8221; ve Allah da, ona zafer verinceye kadar, güneşi tuttu. (Zaferden) sonra ganimetleri topladılar. Bunları yemek (yakmak)&#8221; için bir ateş geldi, fakat yemekten imtina etti. Bunun üzerine Peygamber dedi ki: &#8220;Aranızda bir sahtekâr var; her kabileden bir kişi bana biat etsin&#8221;. Her kabileden birer kişi gelip ona biat ettiler. Bunlardan birinin eli, peygamberin eliyle birleşince, peygamber &#8220;sahtekâr sizin aranızda; kabilesi bana biat etsin&#8221; dedi. Kabile ona biat etti; iki veya üç şahsın eli, peygamberin eliyle birleşince, peygamber dedi ki: &#8220;Sahtekâr sizin aranızda; sahtekârlığı siz yaptınız&#8221;. Hazreti Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem) devam etti: Bunun üzerine, o şahıslar, öküz başı gibi altın çıkardılar ve diğer ganimetler arasına koydular. Ateş geldi ve (hepsini) yedi (yaktı). Hazreti Peygamber ilâve etti: Ganimet, bizden evvel hiç kimseye halâl olmamıştı. Fakat Allah, bizim zayıflığımızı ve aczimizi görmüş ve onu bizim için meşru kılmıştır</p>
<p><strong>124.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bir gün uyurken (rüya) gördüm; bir kuyudan halkın (develerini) sulamak için su çekiyor ve bir havuzu dolduruyordum. Bu sırada Ebû Bekr geldi ve beni dinlendir mek için kovayı elimden aldı; iki kova su çekti; fakat çekişinde zayıflık vardı. Allah ona mağfiret edecektir. (Hazreti Peygamber devam etti ve) dedi ki: Sonra Ömer İbnu&#8217;l Hattâb geldi ve kovayı ondan aldı. Hiç kimse onun çekişi gibi su çekmemişti; öyle ki, halk memnun dönüp giderken havuz dolmuş taşıyordu.</p>
<p><strong>125.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki :<br />
Siz, kırmızı yüzlü, kısa burunlu, küçük gözlü, yüzleri kat kat olmuş kalkanlar gibi kaim etli yabancı milletlerden Hûz ve Kirman halkı ile dövüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır.</p>
<p><strong>126</strong>. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Gurur ve kibir, at ve deve sahiplerinde, vakar ise koyun sâhiplerindedir.</p>
<p><strong>127.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Siz, takunyaları kıldan yapılmış bir kavimle dövüşmedikçe kıyamet günü gelmeyecektir.</p>
<p><strong>128.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Bütün halk bu meselede zannımca riyaset meselesinde Kureyş&#8217;e tâbi olacaktır. Yine bu halkın müslümanları, Kureyşli bir müslümana, kâfirleri de Kureyşli bir kâfire uyacaktır.</p>
<p><strong>129.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Deveye binen kadınların en hayırlıları, Kureyş kadınlarıdır. Küçüklüğünde, çocuklarına en çok şefkat gösterenleri ve kocalarının mallarına en çok dikkat edenleri de yine Kureyşli kadınlardır.</p>
<p><strong>130.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(Kötü tesirli veya nazarı dokunan) göz, bir gerçektir. (Hazreti Peygamber), dövme (vücut üzerine şekiller yapma) yi menetti.</p>
<p><strong>131</strong>. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Hiç kimse, namaz tarafından tutulduğu müddetçe namazdan çıkmaz ve diğer namazı beklemedikçe hiçbir şey onun namazdan çıkmasına engel olmaz.</p>
<p><strong>132</strong>. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
(Sadaka) veren el, (onu) alan elden hayırlıdır ve (sadaka vermeye) geçimim üzerine aldığın kimselerden başla.</p>
<p><strong>133.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Ben, dünya ve ahirette Meryem oğlu İsa&#8217;ya yakınlık bakımından bütün insanların önündeyim. Hazreti Peygambere sordular:<br />
&#8220;Nasıl, ya Rasûla&#8217;llah&#8221; ? O, şöyle cevap verdi: Bütün peygamberler, anaları ayrı babaları bir, aynı soydandırlar ve dinleri de birdir. Ayrıca, İsâ ile benim aramda hiç bir peygamber yoktur. Her halde İsâ&#8217;nın babasının olmadığını ve yalnız annelerinin farklı olduğunu murad etmiş olacaktır.</p>
<p><strong>134.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Uyurken gördüğüm bir rüyada, bana arzın hazineleri getirildi ve elime iki altın bilezik konuldu. Bu bana büyük bir kötülük gibi göründü ve beni müteessir etti. Bunun üzerine her ikisine de üfürmekliğim vahyolundu. Onlara üfürdüm ve onlar da kayboldular. Bu iki bileziği, etrafımı sarmış iki yalancı ile tevil ettim. Bunlardan biri San&#8217;â, diğer de Yemâme kahramanı idi.</p>
<p><strong>135.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
İçinizden hiç birinin yalnız ameli, onun kurtarıcısı değildir; fakat doğru yolu takip edin ve (Allah&#8217;a) yaklaşın. (Hazreti Peygambere) sordular: &#8220;Sende mi, ya Rasûla&#8217;llah?&#8221; (Hazreti Peygamber) şu cevabı verdi: Evet ben de, Eğer Allah, fadl ve rahmetiyle beni örtmezse. .</p>
<p><strong>136.</strong> Ebû Hureyre dedi ki:<br />
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem iki çeşit satışla iki çeşit giyimi menetti: (İkincisi hakkında) bir kimsenin, gizli yerlerini örtmeyen tek bir elbiseye bürünmesi ve namaz esnasında örtüsünü omzu üzerine gelişi güzel atıp, iki ucunu çaprazlama boynu üzerine dolamaması. (Satış hakkında da) Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dokunma ve atma usulünü ve hile ile mal fiatının artırılmasını menetti</p>
<p><strong>137.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dedi ki:<br />
Konuşmaktan âciz hayvanların sebep oldukları ziyan heder olacaktır (yani, bundan dolayı her hangi bir mes&#8217;ul aranmayacaktır). Keza bir kuyu, bir maden ocağı ziyandan mes&#8217;ûl değildir. Sahipsiz definede beşte bir vergi vardır.</p>
<p><strong>138.</strong> Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemdedi ki:<br />
Hangi şehre gelir ve oradaki hissenize binaen oturursanız&#8230; (Hazreti Peygamberin)&#8221; orası sizindir&#8221; veya buna benzer bir şey söylediğini zannediyorum—, Allah&#8217;a ve Rasülüne isyan etmiş hangi şehir olursa (ganimetin) beşte biri Allah ve Rasûlüne, sonra da size aittir.<br />
Hamd âlemlerin Rabbı olan Allah&#8217;a mahsustur. Salât ve Selâm, O&#8217;nun en hayırlı halkı Muhammed ve temiz yakınlarıyla necîb ashabı üzerine olsun. Risalenin kâtibi ve sahibi, Allah&#8217;ın kulu, O&#8217;nun rahmet ve mağfiretine muhtaç ve O&#8217;nu hamil ve senada dâim olan Abdu&#8217;rRahmân İbn Hamdan İbn Berekât&#8217;dır.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Hemmâm İbn Munebbih&#8217;in Sahîfesi, Prof. Muhammed HAMİDULLAH, Türkçeye Çeviren Dr. Talât KOÇYİĞİT, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, LXVIII, 1967, Ankara</p>
</div>
<p><strong>tamamı için bakınız:</strong>https://ismailhakkialtuntas.files.wordpress.com/2011/06/hemmam-b-mc3bcnebbih-sahifesi-hadis-113964.pdf</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hemmam-ibn-munebbihin-sahifesi/">Hemmam İbn Münebbih’in Sahifesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hemmam-ibn-munebbihin-sahifesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerin Toplanması İçin Resul-i Ekrem Zamanında Düşü­nülmüş Tedbirler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-toplanmasi-icin-resul-i-ekrem-zamaninda-dusu%c2%adnulmus-tedbirler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-toplanmasi-icin-resul-i-ekrem-zamaninda-dusu%c2%adnulmus-tedbirler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2015 19:37:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Kitap Haline Getirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Toplanması İçin Resul-i Ekrem Zamanında Düşü­nülmüş Tedbirler]]></category>
		<category><![CDATA[hadislerin yazılması]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Hamidullah]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabelerin Hadis Toplamaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9255</guid>

					<description><![CDATA[<p>Resul-i Ekrem (s.a.v.)’in, dudaklarının arasından çıkan sözlerden, Kur’an’dan olmayandan başkasının yazılmasını ashabına yasak ettiğine dair hadisler eksik değildir. Bu­nunla beraber öyle sözler vardır ki, o sözleriyle ashabına hadislerin yalnız yazılmasına müsaade etmekle kalmamış, yazılmasını hatta emretmiştir. Görünüşte böyle birbirine zıt olan emirler ashabın zihin­lerinde asla hayret uyandırmamıştır. Çünkü onlar söyleni­len her sözle ne kasdedildiğini pek iyi biliyorlardı. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-toplanmasi-icin-resul-i-ekrem-zamaninda-dusu%c2%adnulmus-tedbirler/">Hadislerin Toplanması İçin Resul-i Ekrem Zamanında Düşü­nülmüş Tedbirler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images2.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-9260" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images2.jpg" alt="Hadislerin Toplanması İçin Resul-i Ekrem Zamanında Düşü­nülmüş Tedbirler" width="449" height="299" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images2.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images2-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images2-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 449px) 100vw, 449px" /></a></p>
<p>Resul-i Ekrem (s.a.v.)’in, dudaklarının arasından çıkan sözlerden, Kur’an’dan olmayandan başkasının yazılmasını ashabına yasak ettiğine dair hadisler eksik değildir. Bu­nunla beraber öyle sözler vardır ki, o sözleriyle ashabına hadislerin yalnız yazılmasına müsaade etmekle kalmamış, yazılmasını hatta emretmiştir.</p>
<p>Görünüşte böyle birbirine zıt olan emirler ashabın zihin­lerinde asla hayret uyandırmamıştır. Çünkü onlar söyleni­len her sözle ne kasdedildiğini pek iyi biliyorlardı. Sonra­dan gelen bazı hadisçiler için bu sözler biraz şaşkınlığa se­bep olmuş, bununla beraber herbiri kendisine kadar gelen bu sözlerin metinlerini biraraya toplamıştır. Daha sonrala­rı lehte ve aleyhte birbirleriyle ilgisi olan bilgiler bir araya toplandığı zaman, zeki ve anlayışlı beyinler, Resul-i Ek­rem’in gerçek maksadını keşfetmekte güçlük çekmemişler­dir. Mesela; altı çizilmeye değer bir durumdur ki, büyük uzman Buhari, Sahih’inde “ilmin (yani Peygamber bilgisi­nin) yazılması” başlığı altında bir bölüm koymuştur. Bu bölüm, hadislerin yazımı esnasında uyulması istenen ku­rallardan bahseder.(1) Bununla beraber hadislerin yazılma­sının hoş görülmediğini ifade eden, yahut yazılmaması için verilen emirlerden bahseden bir bölüm yoktur.</p>
<p>Peygamber (s.a.v.) efendimizin, hadis yazmanın yasak oluşuna dair söylediği rivayet edilen sözlerini ele almadan önce, mevcut tartışmaya devam edip hadislerin yazılması­na müsaade eden rivayetleri ve bu müsaadeden faydalanı­lan durumlarda elde edilen sonuçları zikretmek daha uy­gun görünmektedir.</p>
<p><strong>i)</strong>Ensar’dan bir zat: Tirmizi(2)bir gün Ensar’dan bir saha­benin Resul-i Ekrem’in huzuruna gelip hafızasının zayıf oluşundan şikayet ettiğini nakleder. Bu zat, Aleyhissalat vesselam efendimizin her gün vaaz, nasihat veya uyarı yo­luyla söylediklerini işitince kendisinin aydınlatıldığını ve ruhunun yükseldiğini hissettiğini, fakat hafızasının zayıf</p>
<p>oluşundan ötürü hepsini aklında tutamadığını ilave ede Resul-i Ekrem şöyle cevap verir: “Sağ elinden yardım al” (yani onları yaz). Kaynak, Ensar’dan olan zatın kim olduğunu yazmıyor; fakat bu tavsiyeden hakkiyle istifade edecek (yazacak kabiliyette) bir kimse olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p><strong>ii)</strong>Abdullah îbn Amr ibn el-As: Buna benzer bir hadise Mekkeli Abdullah ibn Amr ibn el-As tarafından tespit edilmiştir.(3)Bu zat, peygamber efendimizin sözlerini unutma­mak için O’nun bilgi ve izni dahilinde not ederdi. İnsanlar ondan böyle yapmamasını talebettiler ve dediler ki: “Peygamber ne de olsa bir insandır, neşeli veya öfkeli olduğu za­manlar olur ve bu durumlarda hiç ayrım gözetmeksizin söy­lediği bütün sözlerin yazılması doğru olmaz.” Teklif, hassas bir konuya temas ediyordu. Abdullah, Resulullah (s.a.v.)e gitti ve sordu: “Sizden her işittiğimi yazabilir miyim?” Efen­dimiz cevap verdi: “Evet.” Bir ihtiyat tedbiri olmak üzere Abdullah tekrar sordu: “Keyifli veya öfkeli olduğunuz za­manlarda da mı?” Resul-i Ekrem (s.a.v.) ağzını işaret ederek şöyle dedi: “Vallahi buradan ne çıkarsa o mutlaka doğrudur ve hakikattir.” Buhari şöyle rivayet eder(4) Vehb ibn Münebbih, kardeşi Hemmam ibn Münebbih’e -aşağıda gelecek olan metnin ravisine- dayanarak şöyle rivayet eder:</p>
<p>“Ebu Hureyre’nin şöyle dediğini işittim: Resulullahın as­habı arasında benden daha fazla sayıda hadis rivayet eden yoktur Abdullah ibn Amr hariç. O, işittiğini anında yazar­dı, beri bunu yapamazdım.”</p>
<p>Abdullah, derlediği hadis kolleksiyonuna, doğru kitap ve­ya belge anlamına gelen Es-Sahife es-Sadıka adını verdi.(5) Abdullah’ın “Resulullah’tan (s.a.v.) bin mesel hatırlanın” dediği söylenir.(6) Şüphesiz ki burada mesel kelimesi, atalarsözü değil, beyan-demeç mânâsında kullanılmıştır. Bu ifade ile adı geçen eseri kastetmiş olması mümkündür. Ne şekilde olursa olsun Sahife es-Sadıka onun ailesinde uzun bir müddet muhafaza edilerek kaldı. Torunu Amr ibn Şuayb onu elinde tutar, yüzünden okur ve okuduklarını yaz­dırırdı.(7) İbn Hanbel’e, ileride ele alacağımız Hemmam’ın Sahifesi hakkında olduğu gibi, o paha biçilmez muazzam Müsned’ine, Abdullah ibn Amr ibn el-As bahsinde onun eserindekilerin hepsini dahil ettiğinden ve aslının kaybın­dan doğan zararı hafiflettiğinden dolayı ne kadar minnet­tar olsak azdır, ibn Hanbel ve diğerleri,(8) Abdullah’ın bu eserinden bahsederler ve başka ayrıntılar da verirler:</p>
<p>“Ebu Kabil tarafından nakledilmiştir. Bir gün Abdullah ibn Amr’la beraberdik, ona sordular: Hangi şehir önce fet­hedilecektir, Konstantiniye (İstanbul) mi yoksa Rumiye (Roma) mı? Bunun üzerine eski bir sandığa doğru gitti, oradan bir kitap çıkardı, ona baktı ve şöyle dedi: Bir gün Hz. Peygamber’in yanındaydık ve ne söylüyorsa onu yazı­yorduk; bir ara Efendimizden sordular: Hangi şehir evve­la fetholunacak, Konstantiniye mi, yoksa Rumiye mi? Re- sulullah (s.a.v.): Herakliyus’un torunlarının şehri (yani Istanbul) önce fetholunacak buyurdular.”</p>
<p>Bu ayrıntılar gösteriyor ki, sahabelerden Peygamber sözlerini yazan yalnız Abdullah ibn Amr değil, belki bir gruptu ve yazılanlar da Efendimizin huzurunda yazılıyordu. Rivayette adı geçen “eski sandık”ta herhalde birden fazla kitap bulunuyordu. Abdullah ibn Amr ibn el-As genç olmasına rağmen son derece takva sahibi bir kimse idi. İslam’a Bedir savaşından önce girmişti. Öğrenmeye olan merak ve arzusundan Süryani dilini de öğrenmişti,(9) Kitab-ı Mukaddes’i düzenli olarak okumak adeti idi ve bu­nu Peygamber’in izniyle yapardı.(10) Daha sonra eline bir deve yükü Hıristiyan ve Musevi din kitapları geçti, onları okuyup kavradı,(11) buradan yola çıkarak bir kitap yazdı ve adına (ihtimal ki bu kitaplann ganimet olarak elde edildi­ği yerin hatırasına)(12) Sahifetü’l-Yermukiye dedi. Hicret’in 65 (M. 684). senesinde yetmiş iki yaşında öldü.(13)</p>
<p><strong>iii)</strong> Ebu Rafi’: Hz. Peygamber’in azatlı kölesi Ebu Rafi’ İs­lam’a girmiş bir Kıbti (Mısırlı hıristiyan) idi. O da Pey- gamber’den hadis yazmaya izin istedi ve izin verildi.(14) Ha­yatı garip vakalarla doludur, fakat topladığı hadislere dair ayrıntılı bilgi yoktur.</p>
<p><strong>iv)</strong> Enes bin Malik’in (r.a.) derlemesi ve Peygamber (s.a.s) tarafından tashihi: En fazla önemi haiz olan durum Enes bin Malik’inkidir. Peygamber efendimiz Medine’ye hicret ettikleri zaman Enes henüz on yaşlarında bir çocuktu. Bu­nunla beraber okumayı yazmayı öğrenmişti. Ebeveyni son derece dindar olduklarından onu Peygamber efendimizin hizmetine verdiler. Enes, gece gündüz Efendimizin yanın­da kaldı ve on sene sonra Resul-i Ekrem’in vefatında O’nun evinden ayrıldı. Enes, Hicri 91 (Miladi 709) yılma kadar yaşadı. Kolayca anlaşılır ki, Enes, Peygamber (s.a.s) in sözlerini işitmek, eylem ve davranışlarını kaydetmek hususunda başka hiç kimsenin elinde bulunmayan geniş imkanlara sahipti. Ed-Darimi nakleder ki,(15)Enes, hayatı­nın son devirlerinde çocuklarına şöyle nasihat ederdi: “Ey benim çocuklarım! Bu ilmi (yani hadisi) yazın.” Ed-Darimi, ravinin bu vesileyle şöyle söylediğini rivayet eder “Ben (bir gün) Eban’ı gördüm; Enes’le oturmuş hadis yazıyordu.” Enes’in, hadisleri biraraya toplamakla herhangi bir kimseden daha çok meşgul olduğunu gören öğrencile­ri kadar oğullarının ve torunlarının da hadis derlemeye koyulmuş olmaları gayet tabiidir. Bütün bir hadis alimleri grubu(16)-bazıları Said ibn Hilal, diğerleri Cubeyre ibn Ab-durrahman’a dayanarak- aşağıdaki olayı naklederler:</p>
<p>Çok ısrar ettiğimiz zaman (ekserne) -diğer bir rivayette: kalabalık olduğumuz zaman (kesürne)- Enes, not ettiği defterleri (mecel yahut sikek) çıkarır ve bunlar Peygam­berden işittiğim ve kendisine okuduğum hadislerdir, derdi. Kayda değerdir ki, Enes, Peygamber’den gördüklerini ve işit­tiklerini sadece yazmakla kalmaz, onları doğrulamak ve ge­rekli tashihlerde bulunmak için Peygamber’e de arz ederdi.</p>
<p>Bunlar, Resul-i Ekrem’in zamanında hadislerin nasıl top­landığını göstermek için seçilmiş birkaç misaldir. Pey­gamber’in vefatından sonra, hadislerin yazılması işi, çeşit­li sebeplerle ashap tarafından daima artan bir ilgi ile hız­landırılmış ve genişletilmiştir. Meselenin bu yönü ile ilgi­li bazı vakıalara aşağıda değinilmiştir.</p>
<p><strong>Amr ibn Hazm’ın Devlet Belgeleri Kolleksiyonu</strong></p>
<p>Amr ibn Hazm, Resul-i Ekrem’in Yemen’e tayin ettiği meş­hur bir validir. Onun yüksek zeka ve ferasetine birçok şeyler borçluyuz. Onun yüksek zevkinin eseri, birçok nesiller boyunca ailesinde muhafaza edilmiştir (Aşağıda gö­receğimiz gibi, onun torunlarından biri, Ömer ibn Abdü- laziz’in hilafeti zamanında Medine’ye vali olmuş ve halife tarafından o tarihe kadar Medine’de nakledilegelen hadis­lerin toplanıp yazdırılmasıyla görevlendirilmişti.)</p>
<p>Diğer valiler gibi Amr ibn Hazm da Peygamber (s.a.s) den, takibedilecek yönetim politikası hakkında talimat(17) alırdı. Fakat onun akli yeteneği ile bu ilme faydası dokundu. Zi­ra o, bu kıymetli belgeleri muhafaza etmekle kalmadı, Peygamber’in diğer 21 resmi belgesini biraraya getirdi. Bunlar Yahudi Beni Adiye kabilesine (Taima’da), Beni Ureyd Te­mim ed-Dari, Cuheyne, Cuzum, Tay, Sakif &#8230; kabilelerine hitaben yazılmışlardı; onları bir kitap haline getirdi. Bu ki­tap Peygamber döneminin belgelerinin ya da resmi yazış­malarının toplandığı bir çalışma olarak görülebilir. Amr ibn Hazm, idari bir memuriyette olduğu için bu belgeleri yalnız elinde bulundurmak kolaylığına değil, onların kıy­metlerini hakkıyla takdir etmek imkanına da sahip bulu­nuyordu. Engin zekası dolayısıyla eserinin de kendisi ile beraber kaybolmaması için lazım gelen tedbiri aldı ve bir araya topladığını gelecek nesillere intikal ettirdi. Hicret’in üçüncü asrında Daybul’un (Pakistan’da şimdi Thatta deni­len şehir) ünlü hadisçisi Ebu Cafer ed-Daybulî tarafın­dan(18) metni muhafaza edildi ve bize kadar geldi. Gerçek­te bu, îbn Tülün adında Suriyeli meşhur bir alimin l’lâm es-Sailin an Kütüb Seyyid el-Mürselin başlığıyla kendi eliy­le kopya ettiği bir elyazmasıdır ve Şam’da el-Mecma el-Il- mi denilen Arap Akademisinde saklanmaktadır.</p>
<p><strong>a)</strong> Müslim&#8217;in Sahih’indeki(19)bir hadis, Cabir ibn Abdullah&#8217;ın hac üzerine küçük bir kitap yazdığını nakleder. Bu yazarın o kitabına Resul-i Ekrem’in Veda Haccı boyunca eylem ve davranışları kadar, bu vesile ile verdiği hutbeyi de yazmış olması pekala mümkündür. Kaynaklarımız,(20)Cabir’in Medine’de bir ders halkası kurduğunu ve orada öğrencile­re hadis okuttuğunu kaydeder. Öğrencilerinden ünlü ta­rihçi Vehb ibn Münebbih (bu eserde Sahifesi takdim edi­len Hemmam’m kardeşi) idi ve Cabir ona hadis yazdırır­dı.(21) Buhari’ye göre(22) onun başka bir öğrencisi, meşhur hadisçi Katade, “Ben Cabir’in Sahifesini Bakara suresin­den de daha iyi bilirim” derdi. Bir başka öğrencisi Süley­man ibn Kays el-Yeşkeri de Cabir tarafından nakledilen hadisleri yazdığını söylerdi.<a name="_ftnref1"></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-admin/post-new.php#_ftn1">[1]</a> Bunlara ilaveten Cabir’den ders alanlar ve onun Sahifesi’ne başvuranlar pekçoktu.(23)</p>
<p><strong>b)</strong> Ümmül Müminin Ayşe (radiyallahü anha):</p>
<p>Hz. Peygamber’in eşlerinden Ayşe validemiz, yalnız oku­mayı bilirdi. Bunun için hadis yazmadı. Rivayete göre, Ur- ve ibn ez-Zübeyr -ashaptan bazılarının yaptığı gibi- onun naklettiği hadisleri yazardı. Yazdığı hadisler Harra savaşı esnasında kayboldu. Urve bu hadiseden o kadar üzüntü duymuştu ki, sonraları “bu kitapları kaybedeceğime bü­tün ailemi ve malımı kaybetseydim.” derdi.(24) Ayşe validemizin başka öğrencileri de vardı. Birisi küçüklüğünden beri alıp büyüttüğü ve yetiştirdiği Abdurrahman’m kızı Umre idi. Seyyide Umre’nin birşey yazıp yazmadığı bilin­miyor; fakat halife Ömer ibn Abdülaziz, Medine valisine, yani seyyide Umre’nin kardeşinin çocuğu olan Ebu Bekir ibn Muhammed ibn Amr ibn Hazm’e, Seyyide Umre binti Abdurrahman’m sahip olduğu ilmi (yani hadisi) ve Kasım ibn Muhammed(25)’in ilmini (yanındaki hadisleri) yazma­sı için emir verdi. Kasım ibn Muhammed, Ayşe validemizin yeğeni (erkek kardeşinin oğlu) idi ve küçük yaşta yetim kaldığından halası tarafından büyütülmüştü. Büyüdü ğünde büyük bir alim oldu. İbn Uyeyne nakleder ki, “Um. re ve Kasım ibn Muhammed, Ayşe validemizin ilmini her keşten fazla bilenlerdendiler.”(26) Ayşe (r.a.)’nin ilminin övgüye ihtiyacı yoktur. Hakikatte o, hadiste, fıkıhta, şür. de ve nesep ilminde, Arabistan tarihinde ve tıpta bir uz­mandı, ilmin bu konularında engin bilgi sahibi idi; hatta ashabın büyükleri onun malumatını ve hukuki meseleler­deki çabuk kavrayışını teslim ederler ve her zaman ona danışırlardı.</p>
<p><strong>c)</strong> <strong>Halife Ebu Bekir’in Topladıkları:</strong></p>
<p>Halife Hz. Ebu Bekir (r.a.)in kitap halinde Peygamber (s.a.s)in hadislerini topladığı rivayet edilir. Topladığı ki­tapta 500 hadis vardı. Fakat düşündükten sonra, toplaya­nın hafızasındaki bir noksanlıktan dolayı Peygamber (s.a.s)e yanlış bir kelime veya ifade atfetmiş olmamak için onu imha etti. Ez-Zehebi(27) biyografi eserinde Kasım ibn Muhammed’e atfen Hz. Ayşe’nin şöyle söylediğini nakle­der: “Pederim, Peygamber (s.a.s)in hadislerini topladı, sa­yısı beşyüz oldu. Fakat bir gece uykusu kaçtı, yatağında dönüp durdu. Bir zaman bir tarafına bir zaman öteki tara-fına yattı. Bu bana büyük üzüntü oldu, sordum: Rahatsız olduğun için mi böyle yapıyorsun, yoksa sana bir haber geldi de onun için mi yapıyorsun? Ertesi sabah bana şöy­le dedi: “Ey benim kızım, yanında olan hadis kitabını al,bana getir.” Alıp getirdim, onu ateşe attı ve yaktı; sordum: “Onu niçin yaktın?” Şöyle cevap verdi: “Bu kitabı arkam­da bırakarak öldüğüm zaman ve onun içindekiler doğru ve güvene layık bir kimse tarafından nakledilmiş olduğu halde, benim onları, onun naklettiği şekilde yazmamış ol­mamdan ve günün birinde onun doğru olmadığının orta­ya çıkmasından korktum. Allah herşeyi daha iyi bilir.”</p>
<p><strong>d) Halife Ömer’in Topladıkları:</strong></p>
<p>Halife Hz. Ömer (r.a.), Peygamber (s.a.s)in hadislerini bi- raraya toplamak için resmi hazırlıklar düşündü. Ashapla istişare etti. Hepsi, hadislerin derlenmesinin gerekli oldu­ğu kanaatinde olduklarını söylediler. Fakat sonraları Hz. Ömer fikrini değiştirdi. Hadisçi Ma’mer ibn Raşid (vefatı:    153 H./770 M.) şöyle nakleder: Ez-Zuhrî (v. 125 H.) Urve’ye dayanarak nakleder ki, Ömer, hadisleri bir kitap ha­linde yazdırmayı düşünürdü. Konuyu Peygamber’in asha­bına danıştı. Onlar, hadislerin yazılması görüşünde olduk­larını söylediler.(28) Ömer, bütün bir ay istihare etti.</p>
<p>Bir sabah kalktı, o zamana kadar Cenabı Hak ona kararını verdirmişti, şöyle dedi: “Hadisleri yazdırmayı düşünü­yordum; fakat sonra sizden evvel yaşamış olan kavimleri düşündüm. Onlar da kitap yazmış ve o kitapları öy­lesine çoğaltmışlardı ki, sonunda Allah’ın kitabını ihmal ve terkettiler. Allah hakkı için ben, kendi hesabıma Al­lah’ın kitabına bir şey ilave etmeyeceğim.”(29)</p>
<p><strong>e) Hz. Ali’nin Tomarı:</strong></p>
<p>Hz. Ali (r.a.)nin de yazılı bazı belgeleri olduğuna dair çe­şitli haberler vardır. Onları bir tomar halinde sarar, kılıcı­na bağlı olarak yanında tutardı. Buhari(30) nakleder: “Ebu Cuhayfe rivayet etti: Ali ibn Ebu Talib’e sordum; senin ya­nında hiç kitab var mı? Şöyle cevap verdi: Hayır, Allah’ın kitabından bir Müslümanm anladıklarıyla bu Sahife’de olanlardan başka kitap yok.” Ebu Cuhayfe ilave eder: Bu Sahife’de neler var? diye sordum, “fidye hakkmdaki hü­kümler; savaş esirlerinin serbest bırakılması ve bir de hiç­bir Müslümanm bir kafir uğruna idam edilemeyeceği hak­kında hükümler yar,” dedi. Diğer bir yerde Buhari tarafın­dan nakledilen bir rivayette daha açık bir anlatım var­dır.(31) Buhari şöyle naklediyor: Ali, bize bir hutbe okudu ve şöyle dedi: “Bizim yanımızda Allah’ın kitabından başka okuyacağımız kitap yoktur ve bir de bu Sahife’de olanlar vardır. Ve ilave etti: “Bunlarda insanlara yapılan haksızlık­lar için verilecek tazminat ve bir de (zekatı verilmek için) devenin yaşı hakkında hükümler vardır.” Bu Sahife bun­dan başka “Medine’nin Ayr tepesinden filan ve filan tepe­cilere kadar Harem sınırını da içermektedir. Kim ki, bu sı­nır içinde bir katil fiili işlerse yahut katile aman verirse (katili saklar ve korursa) Allah’ın, meleklerin ve insanla­rın laneti (kıyamet gününde) onun üzerine olacaktır; on­dan ne fidye ne de tazminat kabul edilecektir.” Birinin mevlası (anlaşmalı kardeşi) birincisine haber vermeden birbaşkası ile de anlaşmalı kardeş olacak olursa, o da aynı cezaya uğrayacaktır. Bundan başka sorumluluk kim oldu­ğuna bakmaksızın bütün Müslümanlara ait olacaktır. Bir Müslüman ile olan anlaşmasını bozan kimse de, bu lane­te duçar olur.” Buhari’nin diğer bir hadisi daha ayrıntılı­dır(32) ve ortasındaki cümle şöyledir: “Sorumluluk hangi Müslüman olduğu bahis konusu olmadan aynıdır: Onlara kim daha yakın olursa, onu yerine getirmek için gayret edecektir ve kim ki bir Müslüman ile olan antlaşmasını bozarsa, lanet onun üzerine olacaktır&#8230;”</p>
<p>Yine Buhari’nin diğer bir cümlesi bizi, Hz. Ali’nin bu Sahi- fesinin çok uzun olduğuna ve hiç değilse zekat listesi, Me­dine’nin Harem ilan edilişi ve şehir-devlet oluşu, Peygam- ber’in hac konuşması (veda hutbesi) gibi, en azından dört resmi belgenin bir kolleksiyonu olduğuna inandırıyor. Öyle görünüyor ki, bu belgeler, aslında Hz. Peygamber (s.a.s)e ait bulunuyordu ve vefatından sonra Hz. Ali’ye geçti (zira onun bir kısmı, biraz evvel bahsettiğimiz Medi­ne şehir-devletinin anayasasına kadar uzanıyor. Bu anaya­sa Peygamber (s.a.s) efendimizin evinde kılıcına asılmış halde duruyordu;(33) vefatından sonra Hz. Ali’ye geçti.(34) Diğer vesikalar da Peygamber (s.a.s) tarafından tomar ha­linde kılıcına bağlanmış olabilir. Bundan başka yukarıda Peygamber (s.a.s) efendimizin zekat vergisi için bir çizel­ge hazırladığını ve vilayetlere göndermeden vefat ettiğini zikretmiştik. Bunların hepsi bizim varsayımımızı destekli­yor. Biraz evvel Hz. Ali’nin rivayetlerinin veda haccı hut­besinden geldiğini söylemiştik; aynı sözlerin Mekke’nin fethinde Resul-i Ekrem’in söylediği hutbenin bir kısmını teşkil etmiş olması da mümkündür.</p>
<p>Daha önce işaret etti­ğimiz gibi bu hutbe, Ebu Şah isminde biri için yazılmış ve ona verilmişti. Hangisi olursa olsun Buhari’nin söz konu­su hadisi şöyledir(35) “Bize söz söylemek üzere Ali (r.a.) tuğladan yapılmış minbere çıktı. Üzerinde bir kılıç asılı idi, kılıçtan da bir Sahife sarkıyordu. Dedi ki: Allah hakkı için, bizim yanımızda Allah’ın kitabından (Kur’an’dan) ve bu Sahife’de bulunandan başka okunacak bir şey yoktur. Ondan sonra Sahife’yi açtı, orada zekat için, develerin ya­şı vardı. Bir de orada yazılı idi ki, Ayr tepesinden şu ve şu mevkilere kadar Harem’dir; kim onun içinde bir katil fiili işlerse Allah’ın, meleklerin ve insanların laneti onun üze­rine olsun. Bir de şu yazılı idi ki, Müslümanların sorum­luluğu hem bir kişi hem de bütün topluluk için aynıdır (bunun yerine getirilmesi için) kim ona daha yakın ise, o gayret sarfedecektir. Herhangi bir Müslüman tarafından yapılan bir anlaşmayı bozan kimsenin üzerine Allah’ın, meleklerin ve insanların laneti olsun. Allah böyle bir kim­seden bir tevbe veya şefaat kabul etmez. Bunun gibi, onun içinde yazılı idi ki, bir kimse mevlasının (anlaşmalı karde­şinin) izni olmadan diğer bir kimse ile anlaşmaya dayalı kardeşlik tesis ederse Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olacaktır. Allah böyle bir kimse­den ne tevbe ne de şefaat kabul edecektir.”</p>
<p>Aynı hadisenin, Abdürrezzak’m Musannef’inde(36) Cafe- rü’s-Sadık tarafından rivayet edilen metni şöyledir: “Cafer ibn Muhammed babasının rivayetine dayanarak, o da (ba­bası da) kendi babasının rivayetine dayanarak nakleder ki, o Peygamber’in kılıcının kabzasına bağlı bir Sahife buldu; orada şunlar yazılı idi: Allah, en fazla gazabı, kendisini öl­dürmeyen adamı öldürene, kendisine vurmayan adamı vurana, katile aman verene (saklayıp muhafaza edene) eder. Kıyamet günü Allah ondan ne fidye ne de şefaat ka­bul eder.”</p>
<p>Sünen-i Ebi Davud’da(37) üçüncü bir rivayet metni vardır; ki şöyledir: “Ali (r.a.) tarafından nakledilmiştir: Biz Pey- gamber’den; Kur’an’dan ve bir de bu Sahife’de olandan başkasını yazmadık ve devam etti: Peygamber ilan etti: Medine, Ayr tepesinden Sevr tepesine kadar(38) bir Ha- rem’dir. Kim orada katil fiilini işlerse yahut katile aman verirse Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. (Kıyamet gününde) ondan ne fidye ne de şefaat kabul edilir. Kim bir Müslüman ile anlaşma­sını bozarsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la­neti onun üzerine olsun. Kim olursa olsun, anlaşmalı bir kardeş, ilk anlaşmalı kardeşin izni olmadan bir başkası ile anlaşmalı kardeşliğe girerse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun; ondan ne fidye ne de şefaat kabul edilir. İbn el-Musanna bu vesileyle şunu nakleder: Ali, Peygamber’den yazdığım şöyle nakleder: “Ne Medine hareminin otu kesilir, ne de orada av kaldırılır. Ne de bir kimse tarafından düşürülen şey alınır, meğer ki ara­ma sırasında mal sahipleri olan insanlar haberdar edilsin. Bunun gibi orada (Medine hareminde) dövüşmek amacıyla kimsenin silah taşıması caiz olmadığı gibi devesini (yapraklarıyla) doyurmak maksadı hariç, ağaç dalı kesme­ye de izin yoktur.”</p>
<p>Bütün bu pasajlar biraz önce izah ettiğimiz gibi ya Medi­ne Anayasasından veya diğer devlet belgelerinden harfi harfine alıntılanmış parçalar ya da onların yönetmelik maddeleridir.</p>
<p>Kendi derlemesi olduğuna dair rivayetler de vardır. Bu çerçevede İbn Sa’d(39) şöyle bir haber nakleder: “Bir gün Ali, hutbesinde sordu: Kim bir dirheme (gümüş sikke) ilim satın almak ister? El-Haris el-A’ver bir dirhemlik ka­ğıt satın aldı ve onu Ali’ye götürdü. Ali ona çok ilim (il­men kesiren) yazdı. Bir defasında biri, Hucr ibn Adiyy’e bir soru sordu; o da: “Pencerenin içindeki Sahife’yi al, ba­na getir” dedi, sonra onu okudu: Bismillâhirrahmanirra- him. Bu, benim Ali ibn Ebi Talib’den işittiklerimdir ki, o, şöyle&#8230; dedi.”(40)</p>
<p><strong>f) Abdullah ibn Ebi Avfa’nın Mektup Yoluyla Hadis Öğretme­si:</strong></p>
<p>Buhari tarafından nakledilen bir kısım rivayetlerden açık­ça anlaşıldığına göre, bir başka sahabe, Abdullah ibn Ebi</p>
<p>Avfa, mektup yazmak suretiyle hadis öğretmiştir. Rivayet şöyledir: Ömer ibn Abdullah’ın azatlı kölesi ve katibi riva­yet eder: Abdullah ibn Ebi Avfa, bir mektup yazdı ve ben onu okudum. Aynı rivayetin bir başka metninde ifade tar­zı şöyledir: Harurilere (Haricilere) karşı savaşmaya gittiği zaman Abdullah ibn Ebi Avfa, ona (Salim’e) bir mektup yazdı. (Salim devam ediyor:) Ben onu okudum; meali şöy­le idi: Seferlerinin birinde Peygamber (s.a.v.) efendimiz düşmanla karşı karşıya geldi ve güneş en yüksek noktası­nı aşıncaya kadar bekledi; sonra kalktı ve insanlara şöyle hitap etti: Ey nas (insanlar)! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyin. Allah’tan kurtuluş ve emniyet isteyin. Fakat düş­manla karşı karşıya geldiğiniz zaman, sabır ve sebat edin; sonra biliniz ki Cennet, kılıçların gölgesi altındadır. Sonra Peygamber efendimiz dua etti: “Ey kitabı gönderen, bulut­ları dolduran, birleşen orduları tarumar eden Allah! Onla­rı mağlup eyle ve bize onlar karşısında zafer bağışla.”(41)</p>
<p><strong>g) Samûre ibn Cündüb’ün Derlemesi:</strong></p>
<p>Bir başka sahabe, Samûre ibn Cündüb de hadis topladı. Kitabı, oğlu Süleyman ibn Samûre’ye miras kaldı, ibn Ha- cer(42) şöyle yazar: “Babasının rivayetine dayanarak Süley­man ibn Samûre, büyük hacimde bir kitap bıraktı (nüsha kebire) ve İbn Şîrîn der ki: Samûre tarafından yazılan bü­yük kitap, oğlunun çok ilim (ilm-i kesir)(43) sahibi olma­sı için yazıldı.”</p>
<p><strong>h) Sa’d ibn Ubade’nin Derlemesi:</strong></p>
<p>Ensar’dan ve Hazrec kabilesinden olan Sa’d ibn Ubade, okuma yazma bilmesi ve başka vasıflarıyla İslam’dan evvel de “mükemmel adam”(44) olarak bilinirdi. Onun da elinde bir Sahife vardı; içinde Peygamber (s.a.v.) den işitip topla­dığı hadisler vardı. Kitap(ın içeriği) daha sonra oğlu tara­fından başkalarına aktarıldı.(45)</p>
<p><strong>i) Abdullah ibn Ömer&#8217;in Hadis Yazdırması:</strong></p>
<p>Abdullah ibn Ömer (İbn el-Hattab)m bizzat hadis yazdığı bilinmiyor. Fakat İbn Sa’d’ın Tabakat’mda, Selman ibn Musa tarafından anlatılan bir rivayette, Abdullah ibn Ömer’in yazı işiyle çok meşgul olan azatlı kölesi Nâfi’ye yazı yazdırdığını gördüğü mealinde bir nakil vardır.(46) Nafi’ çok bilgili bir insandı ve Abdullah ibn Ömer’in en yetenekli öğrencilerindendi. Ömrünün otuz yılını hocası­nın yanında geçirmiş ve ondan ne öğrenmek mümkün ise onu öğrenmişti. Abdullah ibn Ömer’in iftiharla şunu söy­lemek adeti idi: “Aramızda Nafi’nin varlığı Allah’ın bize büyük bir lûtfudur.”(47)</p>
<p><strong>j) Abdurrahman ibn Abbas’ın eserleri:</strong></p>
<p>Abdullah ibn Abbas’ın ilmi hayatı, üzerinde durmaya ge­rek kalmayacak kadar bilinen bir şeydir. Sahih rivayetler,</p>
<p>öldüğü zaman, bir deve yükü teşkil edebilecek kadar eseri olduğunu teyid eder. Büyük tarihçi Musa bin Ukbe şöy­le der: “Kureyb ibn Müslim, Ibn Abbas’m kitaplarından bir deve yükü bize emanet bıraktı” (himl batr yahut idl batr); ve onun oğlu Ali ibn Abdullah, İbn Abbas’m bir ki­taba ihtiyacı olduğu zaman Kureyb’e, bana şu ve şu eseri (sahifeyi) gönder diye bir not yazardı. Kureyb onları bir kağıda yazar ve iki nüshadan birini (ya aslını veya kopya­sını) ona gönderirdi.(48) Gençliğinde ashabın yaşlılarının yanma gider ve onlardan Peygamber (s.a.v.) hakkında bil­gi toplardı. Peygamber’in hizmetçilerinden Selma bu çer­çevede şöyle der: “Abdullah ibn Abbas’ın, odundan yapıl­mış levhalarla (kocam) Ebu Rafi’nin yanma geldiğini ve Peygamber’in sünnetine ilişkin bazı şeyler yazdığını gör­düm.”(49) Daha sonra İbn Abbas’m kendi öğrencileri oldu. Bunlardan İkrime’ye göre “Taif’den bazı kimseler, onun kitaplarıyla ona geldiler. Onlara bu kitapları okumaya başladı (izah ve gerekirse tashih için).”(50)</p>
<p>Diğer bir öğ­rencisi Said ibn Cübeyr şöyle nakleder: “Abdullah ibn Ab- bas’a giderdim, öyle zamanlar olur ki bütün kağıtlarım (yazmaktan) tükenirdi, o zaman sandalıma (çarığıma) ya­zardım, o bile dolardı, o zaman avucuma yazardım.”(51) Şüphe yok ki evine döndükten sonra bunları kağıt üzeri­ne çekerdi. Atâ, Abdullah ibn Abbas’m çok yönlü ilmi fa­aliyetini şu sözleriyle izah eder: “Bazı kimseler Abdullah ibn Abbas’a şiir, bazıları nesep, bazıları da Arapların İs­lam’dan önceki tarihlerini öğrenmek için gelirlerdi.” Hiç­bir uzman zümre yoktu ki ona gelmiş olmasın&#8230; Gerçekten onun haftada bir gününü fıkha, bir gününü tefsire, bu­gününü Peygamber’in savaşlarına, bir gününü şiire ve bu­gününü de Arapların İslam’dan önceki tarihine ayırması adetiydi.”(52)</p>
<p>Devamlı olarak hadis toplama gayretine ilaveten Abdullah ibn Abbas’m mektup yoluyla hadis öğretmesi de adeti idi. Bu münasebetle İbn ebi Müleyka şöyle nakleder: “Abdul­lah ibn Abbas, Peygamber (s.a.v.)’in, ‘ben dava edilenin sa- vunucusuyum’, mealindeki hadisini yazıp bana gönder­mişti.”(53)</p>
<p><strong>k) El-Mugaira ibn Şu’be’nin Hadis konusundaki yazışması: </strong></p>
<p>Halife Muaviye’nin soruşturması üzerine Sakif kabilesin­den el-Mugire ibn Şu’be, Resul-i Ekrem’in bazı hadislerini yazdırmış ve halifeye göndermişti.(54)Bu olay kendi tü­ründe tek değildi.</p>
<p><strong>l)Ebu Bekre’nin Hadis konusundaki yazışması:</strong></p>
<p>Pek çok kaynak, Resul-i Ekrem’e hizmet edenlerden biri olan Ebu Bekre’nin mektup ile Hadis öğrettiğini naklet­mektedir. Buna örnek olmak üzere Sicistan valisi Abdur- rahman: “Babam Ebu Bekre, Hz. Peygamber’in, hiçbir ha­kim hiddetli iken iki kişi arasındaki davaya karar verme­sin, mealindeki hadisini bana yazıp gönderdi, der.(55)</p>
<p><strong>m) Abdullah ibn Mes’ud’un Bir Derlemesi:</strong></p>
<p>Ashap arasında en bilgili, akıllı ve zeki bir zat olan Abdul­lah ibn Mes’ud da Resul-i Ekrem’in hadislerini toplamış ve</p>
<p>eseri sonraları oğluna intikal etmiştir.(56)</p>
<p><strong>n) Büyük Hadisçi Ebu Hureyre’nin Eserleri:</strong></p>
<p>Ebu Hureyre Yemen’de Devs kabilesine mensuptu. Medi­ne’ye, Hicret’in yedinci (M. 628) yılında geldi ve İslam’ı kabul etti. Bununla beraber kendisinden çok önce İslam’ı kabul edenlerden daha fazla hadis öğrendi. Bizzat kendisi bunun sebebini şöyle izah eder:</p>
<p>“Ebu Hureyre dedi: İnsanlar (bana kusur bulmak kasdıy- la) derler ki, Ebu Hureyre çok (hadis) rivayet ediyor. Eğer Allah’ın kitabında şu iki ayet olmasaydı bir tek hadis bile rivayet etmezdim. -Bunun üzerine Bakara suresinin 159 ve 160. ayetlerini okudu ki meali şöyledir: ‘Hakikat, indir­diğimiz o açık açık ayetlerimizi ve doğruyu -Biz Kitap’ta insanlara onu pek aşikar bir surette indirdikten sonra- gizleyenler (yok mu?) işte onların hali: Onlara hem Allah lanet eder, hem lanet etmek şanından olanlar lanet eder. Ancak tevbe edenler (hareketlerini) düzeltenler ve (haki­kati gizlemeyip) iyice açıklayanlar başka. Ben artık onla­rın günahlarından geçerim. Ben en çok tevbeyi kabul ede­nim, en çok esirgeyenim.’ Mekkeli (muhacir) kardeşleri­miz çarşıda alışverişle ve (Medineli) ensar kardeşlerimiz ziraat ve bahçıvanlıkla meşguller iken, Ebu Hureyre kar­nının (açlıktan) kazınmasını düşünmeden, Allah’ın Resu- lü’nün yanından ayrılmadı. Başkaları (kendi işleriyle) meşgul iken o onunla beraberdi ve bilmediği şeyleri öğre­niyordu.”(57)</p>
<p>Ebu Hureyre yalnız okuma yazma bilmekle kalmıyordu -ki, o zamanlarda nadir bir şeydi- belki büyük bir edebi kabiliyete de sahipti; Farsça(58) ve muhtemelen HabeŞçe de(59) öğrenmişti. Kitab-ı Mukaddes’in(60) içeriğim iyi bildiği söylenirdi. Resul-i Ekrem de, Arabistan’ın başka böl­gelerine nazaran, Yemen’in ilmi sahadaki ilerlemesinden çok etkilenmişti. Bir defasında, İslam’ı kabul etmek üzere Yemen’den bir heyet geldiği zaman şöyle buyurdular: “İman Yemen’dendir, fıkıh Yemen’dendir, hikmet Ye- men’dendir.”(61) Roma’nm hatta Atina’nın kuruluşundan yüzlerce sene önce Seba ve Main’de kültür ve medeniye­tin, şöhretin en yüksek noktasına vardığı hatırlanacak olursa, bunda şaşılacak bir yan görülmez. Yazılarının keş­finin aydınlığa çıkardığı gibi orada, ilim ve edebiyatın şöhreti ve gelişmesi (Zû Nüvas’ın) Yahudi ve (Habeşlile- rin) Hıristiyan hanedanı yönetiminde de devam etti. Ha- beşliler kendilerinden daha az medeni olmayan yeni işgalçilere, İranlılara yerlerini bıraktılar. Ebu Hureyre’nin İs­lam’ı kabulü sıralarında Iranlılar Yemen’de hala hüküm­randılar.</p>
<p>Öyle görünüyor ki, Ebu Hureyre İslam’ı kabul ettiği za­man dini şevk ve gayreti ile yalnız Kur’an’ı değil, Resul-i Ekrem’in sözlerini ve yaptıklarım da yazı ile tespit etmeye başlamıştı. Hadis ve Kur’an’m birbirlerine karışmaması için Peygamber (s.a.v.) ona Kur’an’dan başka bir şey yaz­masını yasak etti. Bunun üzerine deve ve koyunların omuz kemiklerine yazılanlar yakıldı.(62) Anlaşıldığı kada­rıyla bu, İslam’a girişinin ilk günlerinde Kur’an’ı çok bil­mediği ve hadisten ayrılmadığı bir zamanda idi. Sonraları Ebu Hureyre Kur’an’ı iyi öğrendiği zaman yasağın kalkmış olması muhtemeldir (Bu meseleye tekrar geleceğiz). Şu da kaydedilmelidir ki, Ebu Hureyre Yemen’den gelmişti. Ora­da Arapça değil Müsned denilen bir yazı kullanılırdı. Ebu Hureyre’nin Arap yazısını &#8211; başlangıçtaki bütün kusurla­rıyla beraber -ancak İslam’a girişinden sonra öğrenmiş ol­ması da ihtimal dahilindedir.</p>
<p>Peygamber (s.a.v.)in hayatı boyunca Ebu Hureyre (r.a.)nin okumak, yazmak ve öğrenmek hususlarındaki zaptolunamaz istek ve arzusu, daha sonraki senelerde ilmi başkala­rına öğretmek yönündeki gayreti hiçbir şekilde eksilmedi. Bunun için Buhari’ye atfen ibn Hacer şöyle yazarL63) He­men hemen Peygamber (s.a.v.)in ashabının sekizyüzü, belki daha fazlası, onlardan sonra gelenler ve diğer ilim adamları, Ebu Hureyre’den hadis rivayet ettiler.</p>
<p>Ebu Hureyre, daha sonra anlatılacağı gibi, kuvvetli bir ha­fızaya sahipti. Çok samimi ve açık sözlü idi. Doğru telak-ki ettiği şeyi, söylediği kişi büyük olsun küçük olsun kim­seden çekinmeden söylerdi. Aynı zamanda o, kendini ha­kikate vakfetmiş bir kimse idi; hatasını anladığı zaman ses çıkarmadan tereddütsüz hakikati kabul ve teslim ederdi. Ona karşı ne denirse densin niyette samimiyeti ve dürüst­lüğü her türlü şaibeden kesinlikle uzaktı. Hulefa-i Raşidin devrinde bazı vesilelerle eleştiriye uğramıştı; fakat bu, yal­nız onun hukuki konularda hüküm çıkarma veya tefsir kabiliyetinden ileri gelmişti. Şu hadise, bu durumu güzel­ce izah eder: Bir defa Resul-i Ekrem (s.a.v.)in yemek ye­dikten sonra abdest aldığını ve namaz kıldığını gördüğü­nü söyledi ve buradan pişmiş yemek yedikten sonra ab- destin tazelenmesi icap ettiği neticesini çıkardı. Halbuki Peygamber efendimizin, yemeğe oturduğu zaman abdestli olup olmadığını araştırmayı ve açıklığa kavuşturmayı ihmal etti. Kendi fikrini söyleyince genç dostu Abdullah ibn Abbas, (mesela kış mevsiminde) ısıtılmış su ile abdest almak caizdir, değil mi? diye sordu (çünkü ısıtılmış su da pişirilmiş yemek sınıfına girmektedir). Bunun üzerine Ebu Hureyre hatasını anladı ve sustu.</p>
<p>Bir fıkıhçı olarak Ebu Hureyre, gerek Hulefa-i Raşidin gerekse, Abdullah ibn Mes’ud veya Ayşe validemiz yahut Abdullah ibn Ömer ve diğerlerinin (r.a.hüm) işgal ettikle­ri yüksek mevkileri tutamaz. Şahsi değerlendirmeleri bir tarafa bırakılacak olursa, gördüklerinin ve işittiklerinin önemi bakımından şüphe yoktur ki, O, Resul-i Ekrem’in hadisleri konusunda çok değerli ve güvenilir bir kaynaktır.</p>
<p>Bizzat Ebu Hureyre, hafızasının kuvvetini, Peygamber (s.a.v.) efendimizin kendisi için ettiği duaya hamleder. Hafızasının kuvvetini işiten Medine valisi Mervan ibn ek Hakem, bir vesileyle onun kabiliyetini denedi. Onu getirtti ve Peygamber’in hadislerini sordu. Bir perde arkasına bir katip oturmuş, Ebu Hureyre’nin her söylediği sözü ya­zıyordu. Ebu Hureyre’nin de bu tertipten hiç haberi yok­tu. Katip bu hadiseyi şöyle anlatır: “Mervan sormaya de­vam etti, ben yazmaya devam ettim ve hadislerin sayısı önemli ölçüde büyüdü. Bir sene geçtikten sonra Mervan, Ebu Hureyre’yi tekrar çağırdı. Aynı hadisler üzerine soru­lar sormaya başladı; ben de yine perde arkasına oturmuş­tum, söylediklerini bir sene önce söyledikleriyle mukaye­se ediyordum. Ne bir kelime fazla ne bir kelime eksik söy­ledi.”(64) Bu, Ebu Hureyre’nin yalnız hafıza kuvvetini gös­termekle kalmaz, bir de Mervan’m emriyle Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen hadislerin yazılmak suretiyle tes­pit edildiğini ve tabir caiz ise, orijinali ile karşılaştırıldığı­nı gösterir.</p>
<p>Yukarıda anlatılan hadis yazdırmadan başka Ebu Hurey­re’nin bilip naklettiklerinden hazırlanmış başka hadis kol­eksiyonları da vardır. lbn Sa’d’dan öğrendiğimize göre,(65) ikinci kolleksiyonu halife Ömer ibn Abdülaziz’in elinde bulunuyormuş. lbn Sa’d şöyle yazıyor: “Ömer ibn Abdü- laziz, Kesir ibn Murra el-Hadremi’ye yazdı: Bu zat, Eme- sa’da Resul-i Ekrem’in ashabından birçoklarıyla karşılaştı. İçlerinden yetmiş kadarı Hicret’in ikinci senesinde vuku bulan Bedir savaşma katılmışlardı. Ondan, Resulullah (s.a.v.)m ashabından -Ebu Hureyre’ninki hariç- işittiği ha­disleri yazmasını talep etti. Çünkü Ebu Hureyre’nin hadis­leri elimizde bulunuyordu.”</p>
<p>Ebu Hureyre’nin üçüncü bir derlemesi, talebesi Beşir ibn Nuheyk tarafından kopya edilmiş ve tabir caiz ise yayın lanmıştı. Bir yerinde şöyle yazar: “Ebu Hureyre’den her işittiğimi yazardım, ayrılacağım sıra ona onları okurdum ve ‘bunlar benim sizden işittiklerimdir’ derdim. O da ‘evet’ derdi.”</p>
<p>Ebu Hureyre’nin kendi kütüphanesindeki çeşitli eserlerle ilgili dördüncü bir rivayet, onun hafızasının zayıfladığı, yaşının ilerlediği bir devreye ait gibi görünüyor. El-Hasan ibn Ömer ibn Ümeyye ed-Damri şöyle söylüyor: “Ebu Hu- reyre’ye hadis tekrar ettim, onu bilmediğini söyledi. Şöyle dedim: Ben bunu senden işittim. Şöyle cevap verdi. Eğer onu benden işittin ise, benim yazdıklarım arasında olma­sı lazımdır. Sonra beni kolumdan tuttu, evine götürdü. Orada bana çok sayıda hadis kitabı gösterdi (kütüben kesiren) ve söz konusu hadisin yazılısını buldu ve bana, eğer bu hadisi ben rivayet ettiysem mutlaka benim yazdıklarım arasında bulunması lazımdır, demedim mi? dedi.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dipnotlar:</p>
<p>(1)-Buhari, 3:49 (K. ilm, bab kitabeti’l-ilm).</p>
<p>(2)- 12:1 (K.ilm, B. ma cae fir’ruhsat fihi, No.l)</p>
<p>(3)-Et-Tirmizi, 39:12: 3 (K. ilm, B. ma cae fir’ruhsat fitıi, No.3); Hbu- Davud. 24:3 ilm. B. kitab el-ilm);</p>
<p>(4)-Buhari,3:49,no:3 (Kitab-ul İlm)</p>
<p>(5)-İbn Sa’d, Tabakat, IV/II, s. 8-9.</p>
<p>(6)-ibn Abd el-Berr, Istiab, No. 1584; İbn el-Esir, Usd el-Gabe, III, 233.</p>
<p>(7)-İbn Hacer, Tehzib et-Tehzib et-tehzib, VIII, s. 48-55, No.80.</p>
<p>(8)- Ed-Darimi, Sünen, 43. Bölüm (men rahhasa fi kitabel el-ilm); ibn Manzur, Lisan el-Arab, zı-he-mim md.; ibn Hanbel, No.6645 (6623. md. de bkz.); İbn Abd el-Hakem, Futuh-ı Mısr, s. 256-7; Mecma’ ez-Zevaid, VI, 219 (ibn Hanbel’in yeni baskısında 6645 No. da zikredilmiş).</p>
<p>(9)-ibn Sa’d, Tabakat, IV/II, s. 11.</p>
<p>(10)-ibn Hanbel, II, 222 (No.7067); Ebu Nuaym, Hilyat el-avliye’, I, 286.</p>
<p>(11)- ibn Hacer, Feth el-Basri, I, 167.</p>
<p>(12)-Menazır Ahsen Geylani’nin Tedvin-i Hadis’inde kaynak gösterme­den zikredilir.</p>
<p>(13)-ibn Sa’d, Tabakat, IV/II, s. 13.</p>
<p>(14)-Zübeyr Sıddıkî’nin “Hadisler Hz.Muhammed’in hayatında yazılmış­tı” başlıklı yazısından (İdare-i Maarif-i Islamiyenin birinci oturu­munun tutanakları). Lahor, s. 63-71.</p>
<p>(15)-Darimi’nin Sünen’i, bölüm 43 (men rahhasa fi kitabel el-ilm).</p>
<p>(16)-Er-Ram Hurmuzi, el-Muhaddis el-Fasıl (elyazması, Köprülü, İstan­bul), el-Kitab X. bölümü; Hatib el-Bağdadî, Takyid el-îlm, s. 95-6, el-Hâkim, El-Müstedrik, Menazır Ahsen Geylani, Tedvin-i Ha- dis’inde zikreder, s. 67-68.</p>
<p>(17)-Metin için el-Vesaik es-Siyasiye adlı eserime bkz., No. 105; orada kaynakların da isimleri verilmiştir.</p>
<p>(18)-Biyografisi için Yakut’un Mu’cem el-Büldan’ına bakınız. Daybul md., Ensâb es-Semâni.</p>
<p>(19)-Menazır Ahsen Geylani’nin Tedvin-i Hadis adlı kitabında bahsi ge­çer, s. 68.</p>
<p>(20)-İbn Hacer, Isabe, I, 434, No.1021.</p>
<p>(21)-Menazır Ahsen Geylani, İbn Hacer’in Tehzib et-Tehzib adlı eserini göstererek zikreder, s. 68.</p>
<p>(22)-Buhari, et-Tarih el-Kebir, IV/II, s. 186, No.828. Cabir’in bu Sahi- fe’sini Abdürrezzak Musannef’inde zikreder (ez-Zünub bahsi).</p>
<p>(23)-İbn Hacer, Tehzib et-Tehzib, IV, 215, No.369.</p>
<p>(24)-Agy.</p>
<p>(25)-Buhari, Sahih, 3:34 (K.ilm, B. keyfe yukbed el-ilm);</p>
<p>(26)-ibn Hacer, Tehzib et-Tehzib, VII, 182, No.351.</p>
<p>(27)-Tezkiret el-Huffaz, 1,5.</p>
<p>(28)-Bu, açık olarak şunu ifade eder ki, ashabın bilgisine ve kanaatine göre Peygamber (s.a.v.) hadislerin yazılmasını yasak etmemişti. Bu konuya ayrı bir bölümde tekrar değineceğiz.</p>
<p>(29)-El-Cami’, Kitab el-ilm bahsi (Ankara ve İstanbul, elyazması). Ab- dürrezzak’ın Musannefinde de yazılıdır, Kitab el-ilm bahsi; Hatib el-Bağdadi’nin Takyıd el-ilm, s. 49.</p>
<p>(30) -Buhari, Sahih, 3:49 (K. ilm, B. Kitabet el-ilm, No.l).</p>
<p>(31)-Adı geçen eser, 58:10 (K. Cihad, B. zimmet el-müslimin).</p>
<p>(32)-Age, 58:17, (k. Cihad, B. ism men ahed sümme gadar).</p>
<p>(33)-El-Makrizi, İmta’ el-Esma, I, 107. Bu hadiseye dair aşağıda gelecek olan Abdürrezzak’ın da metnine bkz.</p>
<p>(34)-El-Belâzuri, Ensab el-Eşraf (Kahire baskısı, 1959), 1.525.</p>
<p>(35)-Sahih, 96: (K. 91 &#8211; l’tisam bi’l-kitab, B. ma yukreh min et &#8211; taam* muk) No.2.</p>
<p>(36)-İstanbul elyazması, ikinci cilt, “an &#8211; nuhba ve men âvâ muhdisen” konusu.</p>
<p>(37)-Sünen, 11:99 (K. Menasik,B. Tahrim el &#8211; Medine); Hatib el-Bağda- di’nin Takyid el-Ilm’ine bakınız, s. 88-89.</p>
<p>(38)-Ayr tepesi, Medine’nin güney, Sevr tepesi kuzey sınırını oluşturur. Her ikisi bugün de bilinmektedir. Sevr, Uhud dağının batısındadır (Bu kelime, yani Sevr adı, Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ederken sığındığı Sevr mağarasıyla karıştırılmamalıdır).</p>
<p>(39)- Tabakat,Vı,116</p>
<p>(40)- Age,VI,154</p>
<p>(41)-Buhari, Sahih, 56:32, III, 154 (K.Cihad, Bab es-Sabır ind’el kati,</p>
<p>Bab iza lem yukâtil evvel en-nehar ve Bab la temennev lika el- aduv).</p>
<p>(42)-Tehzib et-Tehzib, IV, 198.</p>
<p>(43)-Agy., IV, 236, No.401.</p>
<p>(44)-ibn Sa’d, Tabakat, III/II, s. 142. Okur yazarlık, nişancılık ve yüzü­cülük bir arada “mükemmel adam”ın vasıflarını teşkil ediyordu, ibn Hacer’in Tehzib et-Tehzib’ine de bkz, III, 475, No.883; El-Belâzuri, Fütuh el-Büldan, s. 474, yazmanın başlaması bahsi; bu so­nuncu yazara göre İslam’dan evvel Medine’de “mükemmel adam” olarak Sa’d ibn Ubade, Useyd ibn Hudayr, Abdullah ibn Ubey ve Evs ibn Havâli vardı.</p>
<p>(45)-Et-Tirmizi, 13:13 (K. Ahkam, b. ma cae fi’l -yemin. Orada şunu okuyoruz: “Sa’d ibn Ubade’nin bir oğlu bana dedi ki Sa’d’ın kita­bında şunları&#8230; buldular.”</p>
<p>(46)-Menâzır Ahsan Gîlanî tarafından zikredilmiştir, Tedvin-e-Hadis, s. 71; keza bkz. Ed-Dârimî, Sünen, Mukaddime, b. 43 (men rahha- sa), No.25.</p>
<p>(47)-İbn Hacer, Tehzibu’t-tehzib, X. 413, No.742.</p>
<p>(48)-İbn Sa’d, Tabakat, V 216.</p>
<p>(49) -Aynı eser, 11/2, s. 123.</p>
<p>(50)-Menâzır Ahsen Geylani Tedvin-i Hadis’inde Tirmizi’ye atfen zikre­der, s. 70.</p>
<p>(51) Ibn Sa’d, Tabakat, VI, 179.</p>
<p>(52)-Age, II/II, s. 121-2.</p>
<p>(53)-Ebu Davud, Sünen, 23:23, (K. Akdiye, B. el-yemin alâ müdda aleyh).</p>
<p>(54)-Buhari, Sahih, 10:52. (K. Ezan, B; ez-Zikr bades-salat No.4).</p>
<p>(55)-Age. 93:13 (K. Ahkam. B. hel yakdi ei-hakim ve hüve gadban); et&#8217; Tirmizi, 13:7 (K. Ahkam. B. ma cae la yakdi el-kadı ve hüve gad&#8217; ban).</p>
<p>(56)-Abdüs Samed Sarım, Ard’el-Kur’an el-maruf bi-tarih’il Kur’an (Delhi baskısı 1359 H.) s. 173 f. Doğrulamak için başka ayrıntı vermeksizin yalnız Cami es-Sagiri gösterir.</p>
<p>(57) -Buhari, Sahih, 3:42 (K. İlm, B. hıfz el-îlm).</p>
<p>(58)-Beyhâki’nin Sünen’ine bakınız. (Haydarabad baskısı, 1354 H.), VII, 3: “Ebu Hureyre’nin yanında otururken, oğlu ile birlikte bir Iranlı hanım geldi. Kadın da, onu boşayan kocası da oğullannın vesayetini almak istiyorlardı. Farsça konuşarak kadın şöyle dedi: Ey Ebu Hureyre, benim eski kocam oğlumu benden almak istiyor. Ebu Hureyre de aynı dilde cevap verdi: Oğlan için kura çekin&#8230; Peygamber (s.a.v.) zamanında bile meşhur Selman-ı Farisi’den başka da Medine’de hanlılara rastlanırdı. Kökenleri meçhuldür; muhtemelen Iran &#8211; Bizans savaşları zamanında iltica etmiş olan­lar, veya esir düşüp köle edilmiş olanlardır. Bunlardan Arapça bi­le bilmeyen biri için, lbn Hanbel’e bkz, III.273. Görünüşte bu, Hicret’in ilk senelerine rastlıyor. Bundan başka yukarıda 25. pa­ragrafta Zeyd’in Farsça öğrenmesine de bkz.</p>
<p>(59)-Cem’el-Fevâid’e istinaden Menâzır Ahsen Geylani tarafından Ttd- vin-i Hadis, s. 439’da zikredilmiştir.</p>
<p>(60)-Ez-Zehebi, Tezkiret’ül &#8211; Huffaz, I, 34.: “Kâab (İslam’ı kabul etmiş olan alim Yahudi hahamı) şöyle dedi: Tevrat’ı okumayanlar arasın­da, onun içeriğini Ebu Hureyre’den daha iyi bileni asla görme­dim.”</p>
<p>(61)-Müslim, Sahih, (K. İman, B. tefadül ehli iman); lbn Hanbel’iü Müsned’inde 7496’ya da bakınız.</p>
<p>(62)-İbn Hanbel, Müsned, III, 12-13.</p>
<p>(63)-Tehzib et-Tehzib, XII, 265, No. 1216.</p>
<p>(64)-Buhari, Kitab el-Kûna (künye’nin cem’i), s.33, No.289, Mervan’m katibi Ebu’z-Za’ za’a maddesi.</p>
<p>(65)-lbn Sa’d, Tabakat. VII/II, s. 157.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak:Muhammed Hamidullah-Muhtasar Hadis Tarihi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-toplanmasi-icin-resul-i-ekrem-zamaninda-dusu%c2%adnulmus-tedbirler/">Hadislerin Toplanması İçin Resul-i Ekrem Zamanında Düşü­nülmüş Tedbirler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-toplanmasi-icin-resul-i-ekrem-zamaninda-dusu%c2%adnulmus-tedbirler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerin Yazılmasının Yasaklanışı Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-yazilmasinin-yasaklanisi-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-yazilmasinin-yasaklanisi-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2015 19:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Yazılmasının Yasaklanışı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Hamidullah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yukarıda söylendiği gibi, bazı hadisler vardır ki, ya Resul-i Ekrem’in söylediklerini nakleder, yahut hadislerin yazılmaması mânâsında olanlar hakkında ashabdan bazı­larının görüşlerini belirtir. Bu nokta izah edilmezse tar­tışma eksik kalır. Bununla ilgili en önemli haber, Ebu Saîd el-Hudri’nin (r.a.)(1) Peygamber (s.a.s)’e atfettiği şu sözdür: “Benden Kur’an’dan başka (işittiğinizi) yazmayınız. Kim ki benden Kur’an’dan başka (işittiğini) yazdı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-yazilmasinin-yasaklanisi-hakkinda/">Hadislerin Yazılmasının Yasaklanışı Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images1.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-9258" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images1.jpg" alt=" Hadislerin Yazılmasının Yasaklanışı Hakkında" width="364" height="242" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images1.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images1-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images1-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 364px) 100vw, 364px" /></a></p>
<p>Yukarıda söylendiği gibi, bazı hadisler vardır ki, ya Resul-i Ekrem’in söylediklerini nakleder, yahut hadislerin yazılmaması mânâsında olanlar hakkında ashabdan bazı­larının görüşlerini belirtir. Bu nokta izah edilmezse tar­tışma eksik kalır.</p>
<p>Bununla ilgili en önemli haber, Ebu Saîd el-Hudri’nin (r.a.)(1) Peygamber (s.a.s)’e atfettiği şu sözdür:</p>
<p>“Benden Kur’an’dan başka (işittiğinizi) yazmayınız. Kim ki benden Kur’an’dan başka (işittiğini) yazdı ise onu imha etsin.”</p>
<p>Aynı hadis, Ebu Hureyre tarafından da rivayet edilmiş­tir.(2) Ebu Saîd el-Hudri’nin yukarıda zikredilen hadisi, bir başka hadiseyi(3) de nakleder. Şöyle ki: “Hadis yaz­mak için Resulüllah’tan izin istedim, fakat reddetti.” Ay­nı haber Dâremi’nin Sünen’inde(4) şu mealdedir: “Bazı kimseler Resulullah’tan (işitilenleri) yazmak için izin is­tediler, fakat o reddetti.” Bununla beraber aynı zatın di­ğer bir rivayeti olumludur, kapıyı açık bırakır. Şöyle der(5) “Biz Kur’an’dan ve teşehhüdden başkasını yaz­madık.”(6)</p>
<p>Zeyd ibn Sâbit’in rivayeti(7) şöyledir: “Allah’ın Resulü bize hadisten hiçbir şey yazılmamasını emretti.”</p>
<p>Bir ve aynı hadise ile ilgili olan bu rivayetlerin hiçbirin­de açıkça beyan edilmiş bir emrin nedeni veya bağlamı belirtilmemiştir. Bağlamından yoksun bir metin bazan gülünç durumlar yaratabilir. Kur’an’ın 4:43 ayeti, eksik bir şekilde alıntılanırsa “namaza yaklaşmayın (namaz kılmayın)” emri ortaya çıkar.</p>
<p>Yukarıdaki haberler, hadislerin yazılmaması hakkındaki emrin sebeplerini izah etmiyor. Fakat madem ki biz Ebu Hureyre’nin adının geçtiğini görüyoruz, bunun sebeple­rini izah için elimize bir ipucu geçmiş oluyor. Ebu Hu- reyre Hicret’in yedinci senesinde Hayber savaşı esnasın­da İslam’ı kabul etmiş ve Yemen’den henüz gelmişti.(8) Malumdur ki, Hicret’in üçüncü senesinde Zeyd ibn Sâ- bit’le Ebu Sâîd el-Hudri, Uhud savaşma gönüllü olarak iştirak etmek istedikleri zaman yaşlarının küçük olma­sından (on, oniki yaşlarında idiler) Resul-i Ekrem (s.a.v.) efendimiz onların bu isteklerini reddetmişti.(9) Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen diğer bir olay -aradaki ra- vi Abdur Rahman ibn Zeyd her ne kadar zayıf sayılsa da- meseleyi bir dereceye kadar aydınlatıyor. Rivayette şöyle deniyor: “Biz hadis yazmakla meşgul iken (bir gün) Al­lah’ın Resulü (s.a.v.) odasından çıktı, bize “ne yapıyorsu­nuz” dedi. ‘Senden işittiğimiz hadisleri yazıyoruz’ dedik; şöyle buyurdular: Allah’ın kitabından başka bir kitap mı istiyorsunuz? Sizden önceki kavimler (dinlere dair) Al­lah’ın kitabından başka kitap yazdıkları içirt yollarından saptılar.” ikinci bir rivayette şöyle bir fazlalık var: “Ebu Hureyre ilave etti: Bunun üzerine bütün bu yazılanları topladık, açık bir yerde onları yaktık.” Yine başka bir metin benzer şekildedir ve daha açıklayıcıdır: “Allah’ın kitabına eş olacak bir kitap mı? Allah’ın kitabını saf tu­tun (bozmayın), bulaştırmayın.”(10) Yukarıda adı geçen</p>
<p>Abdürrahman ibn Zeyd tarafından nakledilen Ebu Hureyre’nin bir başka rivayeti şöyledir: Resul-i Ekrem ken­di sözlerini, bazı kimselerin yazdığını işitti, bunun üze- rine(mescitte) minbere çıktı. Cenab Hakk’a (mutad olan) hamdü senasını okuduktan sonra şöyle dedi: “Yaz­dığınızı işittiğim bu kitaplar nelerdir? Ben bir insanım, kimde böyle bir şey varsa (onu bana) getirsin” dedi.(11)</p>
<p>Bütün bu haberler, Hicret’in yedinci senesinde (628 M.) yahut ondan bir süre sonra bir gün Peygamber (s.a.v.) efendimizin alışılmışın dışında mühim bir konuşma yap­tığını gösteriyor. Görünüşe göre Aleyhissalatü vesselam efendimiz, İslam’ın gelecekteki başarıları üzerine gaipten gördüklerine ve bildiklerine dair bazı haberler verdi ki, onların izleri bu Sahife’nin 22, 25, 29, 125 ve 127 no.lu hadislerinde görülür. O sıralarda Yemen’den bir gemi do­lusu insan henüz gelmiş ve İslamiyet’i kabul etmişlerdi; ve memleketlerinde emniyet yokluğundan ve İslam’a karşı duyulan nefretten şikayet etmişlerdi. Bunun üzeri­ne efendimiz (s.a.v.) Yemenlilerin hamiyet ve gayretleri­ni övmüş ve Yemen’in çok geçmeden İslam toprakları arasına gireceğini haber vermişti. Bu Yemenlilerden bazı­ları okuma yazma biliyorlardı. Onlara okuyup ezberle­meleri için Kur’an- ı Kerim’in surelerinden cüzler veril­di. Bu insanlar bahis konusu olan sözleri işittikleri za­man onları da Peygamber efendimize olan bağlılıkların­dan dolayı yazmak istediler ve bazıları ellerindeki Kur’an sayfalarının kenarlarındaki boş yerlere yazdılar. Belki buradan “Allah’ın kelamını saf tutun, bulaştırmayın”(12)mealindeki emir çıktı. Hidayete ermiş bu kişilerin -her ikisi de aynı dilde olduklarından- Kur’an metniyle hadis metnini birbirlerine karıştırmalarından korkulması ol­dukça doğaldı.</p>
<p>Eğer şu varsayım doğru ise ve bahis konusu olan şey gaibe ilişkin idiyse, Peygamber (s.a.v.) efendimizin gayb aleminde gördüğü bazı şeyler geleceğe ve bunlar da ka­dere dair şeyler idiyseler, insanları, gereğini yapmaktan aıkoymamak için bunların sıradan kimselerin anlayışına bırakılmaları elbette doğru olmazdı. Bundan başka vahiy ile, gayb aleminde Cenab-ı Hakk’ın takdirini ruh gözü ile gizlice görüş arasında, yalnız zeki ve olgun insanların kavrayabildikleri büyük fark vardır. Peygamber (s.a.v.) tarafından gayb aleminde görülen şeylerin şekilleri şüp­hesiz ki doğrudur. Bununla beraber onlar oldukları gibi alınamazlar; bunlar tıpkı rüyada görülen şeyler gibi özel ve derin anlamları olan, yorum ve kavrayışa ihtiyaç gös- teren şeylerdir.</p>
<p>Hadisleri yazma yasağını nakleden, dinin emir ve yasaklarını gözetmedeki hassasiyetiyle tanınan bir zat olan Ebu Hureyre’nin “hadis üzerine pekçok kitap” yazması bu varsayımı kuvvetlendirmektedir. Peygamber (s.a.v.)in emri kesin, daimi ve kapsamlı olsaydı ve bir özel durum ya da geçici bir iş için olmasaydı, Ebu Hureyre çapında bir zatın bizzat kendisinin kitap üstüne kitap yazması dahi tasavvur edilemezdi.</p>
<p>Aynı şey, Peygamber (s.a.v.) hayattayken henüz çocuk olan İbn Abbas için de doğrudur. Hadislerin yazılmama­sı hakkındaki rivayetleri nakledenler arasında o da var­dır. Bununla beraber yukarıda onun, çok sayıda hadis ki­tabı yazmak suretiyle diğerlerini geçmiş olduğunu gördük.(13)</p>
<p>Müslüman Araplar arasında okuma yazma öğrenme me­rakı, İslam’ın ilme verdiği önemle başladı. Kur’an o za­mana kadar Arapça olarak yazılan ve manzum olmayan ilk eserdi. Peygamber’in sözleri de aynı dilden idi ve üs­lup benziyordu. Kur’an vahy halinde inmeye devam edi­yordu ve Araplar da birbiri arkasından Müslüman olu­yorlardı. Kur’an kitlenin dimağında kökleşmemişti; baş­ka bir yazı ile karışacak olsa -suyun yağdan ayırdedildiği gibi- derhal farkedilemeyecekti.</p>
<p>Bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak, o zamanın yazısı­nın genellikle kaba ve gelişmesi için uzun bir zamana muhtaç olduğu söylenebilir. Ben, başka bir fikir ortaya atmaya cesaret ediyorum: Acaba Arap yazısı Yemen’de biliniyor muydu? Bu şüphelidir. Ebrehe, Peygamber (s.a.v.)’in bir çağdaşıdır ve onun Yemen’deki yazısı Müs- ned yahut diğer bir ismiyle Himyerî yazısı idi; Arap yazı­sı değildi. (Acaba Ebu Hureyre Medine’ye geldiği zaman Arap yazısını biliyor muydu?). Medine’ye gelince, bu şe­hirde, komşu Arapların çocuklarına yazıyı öğretenlerin Yahudiler olduğuna dair deliller vardır.(14) Zeyd ibn Sâ- bit’le Ebu Sâîd el-Hudri’nin İbrani yazısını bilmeleri ve (Arap dilini yazmak için) başlangıçta onu kullanmış ol­maları ve Arap (Mekke) yazısının Medine’ye sokulması­nın, Bedir savaşından sonra, yukarıda söylendiği gibi sa­vaş esirlerini salıvermenin şartı olarak Müslüman çocuk­larına okuma yazma öğretmeleri yoluyla gerçekleşmiş olması mümkün değil midir?</p>
<p>Kur’an’ın bütünlüğü ve doğruluğunu korumak arzusu,Peygamber (s.a.v.) efendimizi ortam ve şartların gerektir diği ihtiyat tedbirlerini almaya şevketmiş olabilir. Bunla­rın mahiyetleri itibariyle geçici olmaları tabiidir.</p>
<p>Şu da kaydedilebilir ki, bizim bir elimizde hadis yazma­yı yasak eden hadisler varsa, öteki elimizde de yazılma­sına müsaade edenler vardır. Medine şehir-devletinin sı­nırları Peygamber (s.a.v.) tarafından yazılı olarak tesbit ettirilmişti ve bu belge Râfi’ ibn Hadic tarafından muha­faza edilmişti. Bir sahabe şöyle rivayet eder: “Ya Resûlal- lah! dedik, biz senden birçok şeyler işitiyoruz, onları ya­zabilir miyiz?” Şöyle cevap verdi: ”Onları yazın, hiçbir sakıncası yoktur.”(15)</p>
<p>Biraz önce Abdullah ibn Ömer ibn el-As’m hadis yazma alışkanlığı olduğuna işaret etmiştik. Bu işe nasıl başladı­ğını şöyle izah eder: “Resul-i Ekrem’e gittim ve ya Resu- lallah, dedim, senin söylediklerini başkalarına naklet­mek istiyorum, bunun için aklımdan yardım aldığım gi­bi elimin yazdığından da yardım almak istiyorum, şu şartla ki bu hususta senin de onayın olsun. Peygamber (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “istediğin bu ise, hadisi ezber­le, sonra elinden yardım al ve aklından yaz.”(16)</p>
<p>Bütün bunlarda sözkonusu olan kaygı, Peygamber’e yan­lış ve eksik bir şey atfetmemek gibi görünüyor. Bir met­ni ezberlemek ve yazmakta hata ve unutma ihtimali mevcuttur. Beşer kabiliyetinin sınırları içinde, hatadan kaçınmanın yolu, her iki metodu birden aynı zamanda kullanmaktır; böylelikle birinde bir kusur olursa diğe­rinden faydalanılarak onun düzeltilmesi mümkün olur.</p>
<p>Daha ihtiyatlı bir metod, okuma-dinleme yöntemidir.Başka bir ifade ile istinsah (kopya) edilen nüshanın, ya­zarının yahut aslının yetkili bir uzmanının huzurunda asliyle karşılaştırılmasıdır. Bunun önemi, ashab zama­nında çok erken anlaşılmıştı. Hişam ibn Urve şöyle der: “Babam bana sordu: Kopya etmeyi bitirdin mi? Evet, de­dim; sözüne devam etti: Aslıyla karşılaştırdın mı? Hayır dedim, Bunun üzerine babam fikrini şöyle dile getirdi: O halde sen onu sanki kopya etmemiş gibisin.”(17)</p>
<p>Bu tartışmaya ilmi bir cevap İbn el-Kayyim tarafından ve­rilmiştir: “Bazı sahih hadislerin, hadis yazmanın Pey­gamber tarafından yasak edildiğini ve başka hadislerin de yazmaya izin verdiğini rivayet ettiği doğrudur. Fakat izin veren hadisler öbürkülerden sonra gelir. Dolayısıyla bu hadisler, yasak eden hadisleri iptal etmiştir.”(18)</p>
<p><strong> Sonuç:</strong> Peygamber (s.a.v.)in, hadislerin yazılmasına ve yazılmamasına dair birbiriyle çelişen emirlerinin mevcut oluşu, ashab ta bir hayret uyandırmadığı gibi, bizde de uyandırmamalıdır. Herşey kendi bağlamı içinde mütalaa edilmelidir ve yegane hedef, hakikate giden yol ne olur­sa olsun hakikati ve yalnız hakikati meydana çıkarmak olmalıdır. Peygamber (s.a.v.)’in hadis yazılmaması hakkındaki emri, genel ve kesin olsaydı, Hz. Ebu Bekir’in ve Hz. Ömer’in ondan haberleri olmamasına imkan yoktu. Yukarıda gördük ki bu iki yakın sahabesi hadisleri yaz­mışlar yahut yazmak istemişlerdi. Birinin yazdıklarını silmesi, diğerinin de yazma fikrinden vazgeçmesi bir ha­kikat olsa da, bunlardan hiçbiri Peygamber (s.a.v.)’in bir emrine dayanmıyordu. Bu vakıa, hadis yazmamak hak- kmdaki emrin ne genel, ne de geniş kapsamlı olmadığı­nın bir ispatıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>(1)Hatib el-Bağdadî, Takyid el-Ilm (Şam baskısı, 1949, s. 29:32; aynı eserin yayıncısına göre ve Ibn Kuteybe’ye göre Muhtelif el-Hadis, s. 365; İbn Hanbel’in Müsned’i III, 31; Kitab el-Mesahif (İbn Ebi Davud ?) yaprak 2b; ed-Dâremi, Sünen, I, 119 (ikinci bölüm).</p>
<p>(2)- Mecma ez-Zevaid, I, 151, (yukarıda adı geçen Takyid’in yaymcısı tarafından zikredilen).</p>
<p>(3)-El-Hatib el Bağdadi, Takyid el-Ilm (Şam baskısı 1947) s. 32-33; et- Tirmizi, Sünen, 39:12 (Kitab el-llm, bab Kerahiyat el-llm).</p>
<p>(4)-Mukaddime, 42. Bölüm</p>
<p>(5)-Ebu Davud, 24:3 (Kitab el-llm, bab fi kitab el-Ilm).</p>
<p>(6)Teşehhüd, bilindiği gibi iki rekatın sonunda veya son tahiyyatta okunan duadır ki, hadistir, Kur’an değildir</p>
<p>(7)El-Hatib el-Bagdadi, Takyid el-llm s 35</p>
<p>(8)-İbn Abdel Berr, Istiab, Kûna (künyeler) md. 375.</p>
<p>(9)-El-Makrizi, Imta’ el-Esma, I. 119.</p>
<p>(10)-Bütün bu metinler için el-Hatib el-Bağdadi’ye bkz, Takyid el-Ilm- 5:33-34; ibn Hanbel’in Müsned’i, 111, 12-13.</p>
<p>(11)-El-Hatib el-Bagdadi, yukarıda adı geçen eser, s. 33-35.</p>
<p>(12)-Halife Ömer ibni Hattab (r.a.)’ın da buna benzer sözü vardır:</p>
<p>Kuran-ı Kerimi, başka herşeyden ayrı tutunuz.” İbn Sa’d, Taba- kat. VI 2.</p>
<p><strong>(13)-El-Hatib el-Bagdâdi, Takyid el-llm, s. 36-40.</strong></p>
<p><strong>(14)-Belâzuri, Fütuh, s. 473.</strong></p>
<p>(15)-El-Hatib el-Bağdâdi, yukarıda adı geçen eser, 72-73.</p>
<p>(16)-Ed-Dâremi, Sünen, Mukaddime, 43. bölüm.</p>
<p>(17)-Menazır Ahsen Gilani, Tedvin Hadis, s. 199; el-Hatib el-Bağdâdi, Kifaye, s. 237.</p>
<p>(18)- ihtisar el-Münziri li-Sünen Ebi Davud, V, 245-6; yeni baskısında İbn Hanbel’in Müsned’inde 6510 no.da zikredilmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak:Muhammed Hamidullah-Muhtasar Hadis Tarihi</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-yazilmasinin-yasaklanisi-hakkinda/">Hadislerin Yazılmasının Yasaklanışı Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-yazilmasinin-yasaklanisi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
