<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mevakıf | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/mevakif/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Jun 2017 15:10:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Mevakıf | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kabir Azabı Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kabir-azabi-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kabir-azabi-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 May 2016 20:11:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kabir/Ahiret/Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[İki Diriltme]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Azabı]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf Şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Şerîf Cürcânî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11098</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Kabir azabını inkar edenler ise şu âyeti delil getirmiştir: “ilk ölümden başka ölüm tatmayacaklar dır”(Duhan,56). Eğer kabirde diriltilselerdi iki ölüm tatmış olacaklardı. Cevap: Bu, cennet ehlinin vasfıdır ve “orada / lafzındaki zamir cennete gitmektedir. Buna göre âyetin manası şudur: Cennetlikler cennette ölüm tatmayacaklardır. Dolayısıyla onlara verilen nimetler dünyadakilere verilen nimetlerin ölümle kesildiği gibi kesilmeyecektir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kabir-azabi-hakkinda/">Kabir Azabı Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kabir-azabi-hakkinda/images-3-21/" rel="attachment wp-att-11101"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-11101" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/images-3.jpg" alt="Kabir Azabı Hakkında" width="377" height="236" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kabir azabını inkar edenler ise şu âyeti delil getirmiştir: “ilk ölümden başka ölüm tatmayacaklar dır”(Duhan,56). Eğer kabirde diriltilselerdi iki ölüm tatmış olacaklardı.</p>
<p><strong>Cevap</strong>: Bu, cennet ehlinin vasfıdır ve “orada / lafzındaki zamir cennete gitmektedir. Buna göre âyetin manası şudur: Cennetlikler cennette ölüm tatmayacaklardır. Dolayısıyla onlara verilen nimetler dünyadakilere verilen nimetlerin ölümle kesildiği gibi kesilmeyecektir. Şu halde âyette kabir sorgusundan sonra ve cennete girmeden önce başka bir ölüm olmadığına herhangi bir delalet yoktur.</p>
<p>“İlk ölümden başka” sözüne gelince bu, imkânsıza bağlamak yoluyla onların cennette ölmeyeceklerini teyittir. Sanki şöyle denilmiştir: Eğer onların ilk ölümü tatması mümkün olsaydı cennette ölüm tadarlardı. Fakat bu hiç şüphesiz mümkün değildir. Dolayısıyla onların cennette ölmeleri düşünülemez.</p>
<p>Bazen şöyle denir: “ilk ölümden başka” sözü, “insan hüsrandadır” âyeti gibi her ne kadar tekil sigada ise de tekillik değil cins bildirir. Âyette ölümün birden çok olduğu reddedilmemektedir. Çünkü cins çokluğu da içerir.</p>
<p>Onların zikrettiği bu âyet ve bizim verdiğimiz cevap, bizim delil getirdiğimiz iki âyetin muârazasıdır. Sonra onlar muârazadan sonra şöyle demişlerdir: Sizin tutunduğunuz zahirlerle amel ancak bunlar, makûle aykırı olmadığında olur. Çünkü makûle aykırı olduğu takdirde zâhirlerin tevil edilmesi ve zahirinden sarfedilmesi gerekir. Şu halde sizin bunlarla delil getirmenizin imkânı kalmamıştır.</p>
<p>Bunların makûle aykırı olduğunun delili şudur: Biz çarmıha gerilmiş bir şahıs görürüz ve onun parçaları yok oluncaya dek çarmıhta olarak kalır. Onda ne diriltme ne de sorgulama söz konusudur. Görmediğimiz halde diriltme ve sorgunun olduğunu söylemek açık bir safsatadır.</p>
<p>Bundan daha çarpıcı bir örnek, yırtıcı hayvanların ve kuşların yediği, parçalan bu hayvanlann mide ve kursaklannda dağılan kişidir. Bundan da daha çarpıcı olanı, yanıp dağılan ve dağılmış parçaları şiddetli rüzgarlarda kuzeye güneye doğuya batıya savrulan kişidir. Zira biz bu şahsın diriltilmediğini, sorguya çekilmediğini ve azaba uğramadığını zorunlu olarak biliyoruz.</p>
<p>Ashabımız bu olayların incelenmesinde hayrete düşmüş ve Kâdî Ebû Bekir ve takipçileri çarmıha gerilen kişi hakkında şöyle demiştir: Biz görmediğimiz halde diriltme ve sorgu, olmayacak bir şey değildir. Nitekim felçli kimsede durum böyledir. O canlıdır ama biz onun canlılığını göremeyiz. Yine Hz. Peygamber’in (s.a.) ashabı arasında otururken Cebrail’i (a.s.) görmesi ama Cebrail’in ashaptan gizlenmesi de böyledir. Bazıları demiştir ki hayatın bedenin bir kısım parçalarına indirgenmesi ve biz görmesek bile o parçanın diriltilmesi, sorgulanması ve azaba uğraması mümkündür.</p>
<p>Diğer duruma gelince, -“diğer durum” sözüyle ikinci ve üçüncü vakıaları kuşatan durum kastedilmiştir, çünkü bu ikisi, aynı minvaldedir-. Buna tutunmak, hayat için bünyenin şart olduğu görüşüne dayalıdır. Oysa daha önce geçtiği gibi biz bunu reddediyoruz.Bu bakımdan her ne kadar alıştığımız algılara ters olsa bile hayatın dağılmış parçalara ve parçaların bir kısmına dönmesi olmayacak bir şey değildir. Çünkü olağan dışı durumlar, daha önce de belirtildiği gibi yüce Allah’ın kudreti açısından imkânsız değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bize göre bütün kafir ve fâsıklar için kabir azabı haktır. Ümmetin selefi bu hususta ihtilaf çıkmadan önce görüş birliğine vardığı gibi ihtilaf çık­tıktan sonra da çoğunluk görüş birliği etmiştir. Dırâr b. Amr, Bişr el-Merisî ve Mu‘tezfle’nin müteahhirîni kabir azabını mutlak olarak inkar etmiştir. Ebu Ali el-Cübbâî ve oğlu Ebû Hâşim el-Cübbâî ile Ebû Zeyd el-Belhî iki mele­ğin münker ve nekir olarak adlandırılmasını inkar etmiş ve şöyle demiştir. Münker, kâfirin sorguya tabi tutulduğundan bocaladığı esnada yaptığı şey iken nekir iki meleğin kâfiri paylamasıdır.</p>
<p><strong>Bize göre hak olan görüşün ispatı hususunda iki delilimiz vardır.</strong></p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Yüce Allah’ın şu sözüdür: “Onlar sabah akşam ateşe maruz kalıyor lor ve kıyamet günü &#8216;Ey Firavun ehli girin en şiddetli azaba’ denecektir&#8221;(Mümin,46)âyette kıyamet azabı, sabah akşam ateşe maruz kalmaktan ibaret olan azaba atfedilmiştir. Böylece bu azabın kıyamet azabından başka olduğu bilinir. Şüp­hesiz birinci azap, kabirlerden kalkıştan öncedir. Nitekim âyetin akışı da açıkça buna delalet etmektedir. Bu azap ise görüş birliğiyle kabir azabından başkası değildir. Çünkü âyet ölülerden bahsetmektedir. Dolayısıyla bu azap, o azaptır. Bu âyette söylenenlerden dolayı Ebû Hüzeyl el-Allâf ve Bişr b. Mu‘temir kafirin iki üfleme arasında da azap göreceğini söylemiştir. Azap edileceği sabit olduğuna göre diriltme ve sorgu da sabit olmuştur. Zira kabir azabını kabul eden herkes, bunları da kabul etmektedir.</p>
<p>İbn Cerîr et-Taberi, Mu&#8217;tezile’den Sâlihî ve Kerrâmiyye’den bir grubun ölülerin diriltilmeden azap görebileceği görüşüne gelince bu, akla aykırıdır. Çünkü cansızın duyusu yoktur. Onun azap gördüğü nasıl düşünüle­bilir. Kelâmcılardan birinin “ölülerin hissetmesi söz konusu olmaksızın acılar ölülerin cesetlerinde toplanır ve katmerleşir, haşredildiklerinde bir anda bütün adlan hissederler” görüşü ise haşirden önce azabın inkar edilmesi de­mektir. Dolayısıyla haşirden önce azabın bulunduğuna dair anlattıklarıyla geçersizleşmiştir.</p>
<p><strong>İkincisi,</strong> tasdik etme tarzında aktarımla gelen şu âyettir: “Rabbimiz bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin”(Mümin,11) Bu âyette iki kez öldürme ve iki kez diriltmeden kasıt, kabirleri ziyaretten önceki öldürme, sonra kabir­deki diriltme, ardından münker ve nekirin sorusundan sonra kabirdeki öldürme, sonra haşir için diriltmeden ibarettir. Tefsirciler arasında yayın açıklama budur. Müfessirler demiştir ki, iki diriltmenin zikredilmesinin gaye­si şudur: Onlar bu iki diriltmede Allah’ın diriltmeye kudretini bildiler ve bundan dolayı “günahlarımızı” yani haşri inkar sebebiyle oluşan günahları “itiraf ettik” dediler. Dünyadaki diriltmeden bahsedilmemiştir, çünkü onlar bu diriltmede günahlarını itiraf etmedirler.</p>
<p><strong>Bazıları şu görüşe varmıştır</strong>:İki öldürmeden kasıt, yukarıda zikredilen iken iki diriltmeden kasıt da dünyadaki diriltme ve kabirdeki diriltmedir. Zira onların maksatlar, geçmiş olayları dile getirmektir. Üçüncü hayata yani haşir hayatına gelince onlar bu hayatta olduğundan onun zikredilmesine gerek kalmamıştır. Bu tefsire göre kabirde diriltme olduğu sübut bulmaktadır. Kabirde diriltme olacağını düşünenler kabir sorgusu ve azabını da kabul etmiştir. Böylece hep­sinin hak olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Birinci öldürmenin onların nutfenin aşamalarında ölüler olarak yaratılmalarına, ikinci öldürmenin bilinen ölüme, iki diriltmenin de dünya­daki diriltme ile haşirdeki diriltmeye yorulmasına —ki bu takdirde kabirdeki diriltme âyetle sabit olmamaktadır- gelince bu şöyle cevaplanmıştır: Öldür­me ancak hayattan sonra olur. Oysa nutfenin aşamalarında hayat yoktur. Bir diğer cevap da şöyledir: Bu, istisnai müfessirlerin görüşüdür, güvenilir olan, çoğunluğun görüşüdür.</p>
<p>Bu ve kabir azabına delalet eden sahih hadisler, sayılamayacak kadar çoktur, öyle ki her ne kadar her biri tek başına ahad haber kabilinden ise de bunların ortak paydası tevatür oluşturmaktadır. Hadislerde biri şudur: Hz. Peygamber (s.a.) iki kabre uğradı ve “Bu ikisi azap görmektedir, azapları ise büyük günahtan değil, aksine biri idrardan sakınmaması diğeri laf taşıma­sı nedeniyledir” dedi. Bir diğer hadis Hz. Peygamber’in (s.a.) şu sözüdür: “İdrardan sakınınız, çünkü kabir azabının çoğu idrardan kaynaklanır”. Bir diğer hadis Hz. Peygamber’in Sa’d b. Muâz hakkındaki şu sözüdür: “Toprak onu öyle sıkıştırdı ki kemikleri birbirine girdi”. Bir diğer hadis şudur: “Hz. Peygamber kabir azabından çokça Allah’a sığınırdı.” Bunların dışında bir kısmı iki meleğin sorgusunu ve bu meleklerin münker ve nekir olarak adlandırılmasını da içeren ve selefin icmaından alınmış başka hadisler ile Hz. Peygamber’den rivayet edilen haberler vardır.</p>
<p>Seyyid Şerif Cürcani &#8211; Mevakıf Şerhi,cilt:3,syf:602-610</p>
<p>Türkiye Yazma Eserler</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kabir-azabi-hakkinda/">Kabir Azabı Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kabir-azabi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 May 2016 20:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kabir/Ahiret/Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[Havuz ve Organların Şahitliği]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap]]></category>
		<category><![CDATA[Kitapların Okunması]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf Şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Şerîf Cürcânî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11091</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dinin bildirdiği sırat, mizan, hesap, kitapların okunması, havuz ve organların şahitliği, bütün bunlar, ümmetin çoğunluğuna göre tevilsiz gerçektir. Bunları ispat ederken dayanağımız kendiliklerinde mümkün olmala­rıdır. Çünkü bunların gerçekleştiğini varsaymak, zâtı gereği herhangi bir imkânsızlığı gerektirmez. Yanı sıra doğru sözlü Peygamber (s.a.) bunları haber vermiştir. Muhalifler çıkmadan önce Müslümanlar bu hususta icma etmişti. Kur’ân da bunları [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/">Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/indir-8-11/" rel="attachment wp-att-11095"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-11095" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/indir-8.jpg" alt="Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği" width="263" height="337" /></a></p>
<p>Dinin bildirdiği sırat, mizan, hesap, kitapların okunması, havuz ve organların şahitliği, bütün bunlar, ümmetin çoğunluğuna göre tevilsiz gerçektir. Bunları ispat ederken dayanağımız kendiliklerinde mümkün olmala­rıdır. Çünkü bunların gerçekleştiğini varsaymak, zâtı gereği herhangi bir imkânsızlığı gerektirmez. Yanı sıra doğru sözlü Peygamber (s.a.) bunları haber vermiştir. Muhalifler çıkmadan önce Müslümanlar bu hususta icma etmişti. Kur’ân da bunları dile getirmiştir. Mesela şu âyetler: “Onları cehennem yoluna götürün ve durdurun; sorguya çekileceklerdir”(Saffat,24), “O gün tartı haktır”(Araf,8), &#8220;Kıyamet günü adalet terazilerini kurarız”(Enbiya,47) âyetleriy­le sırat ve mizan sabit olmuştur. Hatta hesaba yakın sorgu da sabit olmuştur. &#8220;Kolay bir hesaba çekilecek”(İnşikak,48) Ayrıca kıyamet gününe hesap günü adı verildiğinde icma vardır. Bu icma, hesabın varlığına delalet eden âyeti destek­ler. &#8220;Kitabı sağından verilenlere gelince”(Vakıa,8), &#8220;Kitabını oku”(İsra,14) âyetleriyle kitapların okunması sübut bulmuştur. &#8220;O gün onların dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına şahitlik eder”(Nur,24) âyetiyle organların şahitliği tahakkuk etmiştir. &#8220;Sana kevseri verdik”(Kevser,1) âyeti havuza delalet etmektedir.</p>
<p>Ayrıca Kur’ân’da dile getirilen hususlar Hz. Peygamber (s.a.) tarafından da ashaba söylenmiştir. Ashap &#8220;Seni mahşer günü nerede arayacağız&#8217; dediğinde Hz. Peygamber (s.a.) &#8220;sıratta” veya &#8220;mizanda” yahut “havuzda” demiştir. Hadis kitapları gerçekliğini iddia ettiğimiz bu hadislerle doludur, öyle ki ortak payda tevatür yoluyla gelmiştir ve insaflı bir kimsenin bu hususta şüphesi kalmaz.</p>
<p>Bil ki sırat cehennemin üstüne uzanmış bir köprüdür; mümin oku olmasın bütün insanlar bu köprüden geçecektir. Mu&#8217;tezile’nin çoğu sıratı inkar etmiştir. Ebû Ali el-Cübbai bu hususta mütereddit bir görüşe sahiptir, bazıları kabul etmiş ve bazen de reddetmiştir. Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf ve Bişr Mutemir sıratın varlığını kesinlemeden onu mümkün görmüştür. Sırat inkar edenler demiştir ki sözü edilen anlamda sıratı kabul edenler onu kıldan ince kılıçtan keskin şeklinde nitelemektedir. Nitekim hadiste de böyle denilmek­tedir. Böyle olduğu takdirde onun üstünden geçmek aklen mümkün değildir Üstünden geçmek mümkün olsa bile büyük bir zahmetle olur. Bunda ise müminlere azap söz konusudur. Oysa onlara kıyamet günü azap yoktur. Bu takdirde “Onları cehennem köprüsüne götürün”285 âyeti cehenneme giden yola götürün demektir.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Kâdir-i Muhtâr olan Allah müminlere geçişi mümkün ve kolay hale getirir. Öyle ki müminlere herhangi bir yorgunluluk ve bitkinlik ilişmez. Nitekim hadiste köprüden geçenlerin sıfatları hakkında şöyle denir: Onların kimisi bir anda yanıp sönen şimşek gibidir, kimisi esen rüzgar gibidir, kimisi koşu atları gibidir, kimisinin ayaklan geçer ama elleri asılı kalır, kimisi yüzüstü sürünür.</p>
<p><strong>Mizana gelince</strong> bütün Mu‘tezile bunu inkar etmiştir. Fakat kimile­ri mizanı aklen imkânsız görmüştür. Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf ve Bişr b. Mu‘temir gibi kimisi aklen mümkün görmüş ama sübutuna hükmetmemiştir. Bunlar şöyle demiştir: Kur’ân’da geçen tartı ve terazi gibi kelimeleri, gerçek tartı aracı olarak değil, adalet ve insafı gözetmek ve bunlarda hiçbir şekilde farklılık bulunmaması olarak yorumlamak gerekir. Çünkü ameller yok olmuş ve de tekrar var olması mümkün olmayan arazlardır. Tekrar var edilmeleri mümkün olsa tartılmaları mümkün değildir. Zira arazlar, hafiflik ve ağırlıkla nitelenmez aksine hafiflik ve ağırlık cevherlere özgüdür. Yine tartı, amellerin miktarını bilmek içindir. Ameller ise yüce Allah tarafından tartısız bilinmektedir. Dolayısıyla tartının herhangi bir faydası yoktur. Bu sebeple de çirkindir ve yüce Rab ondan münezzehtir.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Hadiste Hz. Peygamber’e (s.a.) ameller nasıl tartılacak di­ye sorulduğunda “amellerin yazıldığı şeyler ve sayfalar tartılacaktır&#8221; buyrulmuştur. Tartının gayesinden ve fayda bulunmayan şeydeki aklî çirkinlikten daha önce defalarca bahsetmiştik.</p>
<p><strong>Şöyle denemez:</strong> “Müminlerin çocuklarının tasdiki yoktur, dola­yısıyla onların mümin değil kafir olması gerekir. Oysa bu yanlıştır.” Çünkü biz şöyle diyoruz: Onlar hükmen tasdik etmektedirler. Zira dinden zorunlu olarak bilindiği üzere Hz. Peygamber (s.a.) ebeveynden birinin imanını ço­cukların imanı sayıyordu.</p>
<p>Küfür, her taifeye göre iman açıklamasının mukâbilidir. Nitekim bize göre de böyle olup yaptığımız iman açıklamasının mukâbilidir. iman Allah’ı bilmektir diyen, küfrün Allah’ı bilmemek olduğunu söyledi. Bunun<br />
yanlışlığı açıktır. Hâricîler ve bir kısım Mu‘tezile gibi iman taatlerdir diyen­ler küfrün masiyet olduğunu söyledi fakat bunlar ihtilaf ettiler. Hâricîler her masiyet küfürdür dedi. Biz bunu çürütmüştük. Mu‘tezile ise şöyle dedi: Masiyet- ler üç kısımdır. Bir kısmı, Allah’ı, O’nun birliğini, O’na mümkün olan ve olma­yan durumları bilmemek ile O’nun peygamberinin peygamberliğini bilmemektir. Buna örnek, mushafı pislik içine atmak, söz konusu cehalete delalet eden sözler söylemek, peygambere sövmek ve onu hafife almaktır. Bu küfürdür.</p>
<p>Bir kısmı da söz konusu cehalete delalet etmez ve iki kısma ayrılır. Birincisi, yapa­nın iki menzil arasındaki bir menzile yani küfür ve iman arasına çıktığı kısım­dır. Şöyle ki bu kimsenin nitelendiği diğer sâlih ameller nedeniyle küfrüne hükmedilmediği gibi tasdik etmediği vehmini uyandırdığı için imanına da hük­medilmez. Aksine onun fâsık olduğuna hükmedilir. Bu menzile çıkaran masiyetlere büyük günahlar adı verilir. Bunlar, kasten ve düşmanlıkla öldürmek, zina, şarap içmek vb.dir. Bu görüşü ileri süren ilk kimse Vasıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd’dir. İkincisi ise kişiyi söz konusu menzile çıkarmayan masi- yetlerdir. Buna örnek, avret mahallinin açılması ve sefihlik yapmaktır. Bunla­ra küçük günahlar adı verilir. Bunları işleyen kimse ne küfürle ne de fasıklıkla nitelenir, tersine imanla nitelenir. Bu maksatta söylediğimiz Haricîler ve Mutezile’nin görüşünü bir sonraki maksatta daha fazla açıklayacağız.</p>
<p>Mevâkıf Şerhi (3)<br />
Müellif:Seyyid Şerîf Cürcânî (Eş&#8217;ari)<br />
Çeviren:Ömer Türker<br />
Türkiye Yazma Eserler.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/">Sırat, Mizan, Hesap, Kitapların Okunması, Havuz ve Organların Şahitliği</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sirat-mizan-hesap-kitaplarin-okunmasi-havuz-ve-organlarin-sahitligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Namaz Kılıp da Büyük Günah İşleyen Mümin midir?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 May 2016 19:53:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akâid ve Kelâm Bahisleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Günah Meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük gÜNAH]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf]]></category>
		<category><![CDATA[Mevakıf Şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz Kılıp da Büyük Günah İşleyen Mümin midir?]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Şerîf Cürcânî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Namaz kılan derken ehl-i kıble kastedilmektedir. Daha önce imanın hakikati meselesinde bunun açıklaması geçmişti. Buradaki amacımız muhaliflerin görüşlerini zikretmek ve onların şüphelerini cevaplamaktır. Hariciler bu kimsenin kafir olduğuna, Hasan el-Basri münafık olduğuna, Mutezile ise ne mümin ne de kafir olduğuna vardı Haricilerin bir kısım delilleri vardır. Birincisi şu ayettir: &#8221;Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerdir.”(Maide 44) Zira âyette geçen [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/">Namaz Kılıp da Büyük Günah İşleyen Mümin midir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/images-2-33/" rel="attachment wp-att-11092"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-11092" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/images-2-1.jpg" alt=" Namaz Kılıp da Büyük Günah İşleyen Mümin midir?" width="481" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/images-2-1.jpg 312w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/05/images-2-1-300x156.jpg 300w" sizes="(max-width: 481px) 100vw, 481px" /></a><br />
Namaz kılan derken ehl-i kıble kastedilmektedir. Daha önce imanın hakikati meselesinde bunun açıklaması geçmişti. Buradaki amacımız muhaliflerin görüşlerini zikretmek ve onların şüphelerini cevaplamaktır. Hariciler bu kimsenin kafir olduğuna, Hasan el-Basri münafık olduğuna, Mutezile ise ne mümin ne de kafir olduğuna vardı<br />
<strong>Haricilerin bir kısım delilleri vardır.</strong></p>
<p><strong>Birincisi şu ayettir:</strong> &#8221;Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerdir.”(Maide 44) Zira âyette geçen “men” edatı,Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen herkesi kuşatır. Dolayısıyla tasdik eden fasık kişi de âyetin kapsamına girer. Yine onların kafir olmasının gerekçesi, hükmetmeme olarak açıklanmıştır. Şu halde Allah’ın indirdiğiyle hükmet­meyen her kişi kafirdir. Fâsık da Allah’ın indirdiğiyle hükmetmemektedir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Mevsuller genellik bildirmez, aksine genellik ve özelliğe muhtemel olan cinslik ifade eder. Kastedilen, Allah&#8217;ın indirdiklerin­den kesinlikle hiçbiriyle hükmetmeyenlerdir. Bu kişilerin kafir olduğunda herhangi bir tartışma yoktur. Yahut şöyle deriz: Allah’ın indirdiğiyle kastedi­len Tevrat&#8217;tır. Âyetin başı buna karine oluşturmaktadır: “Tevrât&#8217;ı biz indirdik. Onda hidayet ve nur vardır. Teslim olmuş peygamberler onunla Yahûdilere<br />
hükmederlerdi.”(Maide,44)Oysa bizim ümmetimiz Tevrâtla hükmederek kulluk et­memektedir. Dolayısıyla hüküm Yahûdilere özgüdür. Şayet Tevrât’la hük­metmezlerse onların kafir olması gerekir. Biz bunun gereğini kabul ediyoruz.</p>
<p><strong>Hâricîlerin ikinci delili şu âyettir:</strong> “Biz kafirden başkasına ceza mı veririz&#8221;(Sebe,17) Bu âyet, cezalandırılan herkesin kafir olduğuna delalet etmektedir. Büyük günah işleyen de “Kim kasten birini öldürürse onun cezası ebedî cehennemdir”(Nisa, 93)âyeti nedeniyle cezalandırılacaktır. O halde büyük günah işleyen de kafirdir.</p>
<p><strong>Biz deriz ki</strong> bu, zâhiri terk edilen bir âyettir. Çünkü âyetin zâhiri, cezayı kafirliğe hasretmektedir. Oysa bu, kesinlikle terk edilmiştir. Zira kafirden başkası da ceza/karşılık görmektedir. Bu ceza ise ödüllendirmedir. Çünkü ceza hem sevabı hem de azabı içermektedir. Yine sadece kafirlere ceza verilmesi terk edilmiştir çünkü âyette şöyle denilmektedir: “Bugün her nefis, yaptıklarının karşılığını/cezasını görecek.”(Mümin,17) Şu halde âyetin kafire mahsus bir cezaya yorulması gerekmektedir. Nitekim âyetin siyakı yani “işte biz onları küfürleri sebebiyle cezalandırdık”(Sebe,17) ifadesi de buna delalet etmektedir. Buna göre an­lam şudur: “O karşılık / ceza, kafirden başkasına verilir mi?” Büyük günah işleyen kimse ise kafire mahsus cezadan başka bir cezaya uğrayacaktır.</p>
<p><strong>Üçüncüsü,</strong> haccın farz olduğunu bildirdikten sonra gelen şu âyettir “Her kim inkar ederse&#8221; yani haccetmezse &#8216;Allah âlemlerden müstağnidir”(Ankebut,6) Âyette haccı terk etmek küfür sayılmıştır.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Kastedilen haccın farz olduğunu inkar edenlerdir.Bu kişinin kafir olduğunda da kuşku yoktur.</p>
<p><strong>Dördüncüsü,</strong> yüce Allah’ın Hz. Musa ve Hz. Harun’dan tahkiye ettiği şu âyettir: “Bize yalanlayıp yüz çevirene azap edileceği vahyedildi.”(Taha,48) Bu âyet azabın yalanlayanla sınırlı olduğuna delalet etmektedir ve yalanlayan da kafirdir. Kuşkusuz fasık azap görecektir zira onun hakkında tehdit gelmiştir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Bu da zâhiri terk edilen bir âyet olup görüş birli­ğiyle şarap içen ve zina edenin azabına mahsustur. Oysa bu kimseler yüce Allah’ı yalanlamamaktadır. Hatta Yahudi ve Hıristiyanlar bile yüce Allah’ı yalanlamamaktadır. Belki yalanlamış durumuna düşmektedirler ama yalanlayan kimse ile yalanlamış duruma düşen kimse arasında fark vardır.</p>
<p><strong>Beşincisi şu âyettir:</strong> “Sizi alev alev yanan bir ateşle uyardım. Ona ancak yalanlayan ve yüz çeviren bahtsız kişi girer”(Leyl,14) Bu âyet, ateşe giren herkesin kafir olduğunu göstermektedir. Fâsık yani büyük günah işleyen de ateşe girecektir. Zira fâsıkın ateşe gireceği tehdidini ifade eden genel âyetler vardır.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Belki bu özel bir ateştir. Yani “ona girer / yeslâhâ” ifadesindeki zamir, nekre bir ateşe gitmektedir. Belki onun nekre yapılması, türsel birliği ifade etmek içindir. Bu durumda yalnızca kafirin gireceği özel bir ateş olmaktadır.</p>
<p><strong>Altıncısı,</strong>tartısı hafif gelen hakkındaki şu âyettir: &#8220;Size âyetlerim okunur da siz yalanlamaz mıydınız!”(Müminun,105)Bu takdirde deriz ki fâsık, iyilikleri­nin azlığı nedeniyle tartısı hafif gelenlerdendir. Tartısı hafif gelen herkes, sözü edilen âyetin gösterdiği gibi yalanlayandır. Her yalanlayan ise kafirdir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Tersine fâsıkın tartısı imanla ağır gelir. Dolayısıyla o, tartısı hafif gelenlere girmez.</p>
<p><strong>Yedincisi,</strong> “O gün kimi yüzler ağarır, kimi yüzler de kararır. Yüz­leri kararanlar, iman ettikten sonra inkar mı ettiniz!“(Al-i İmran,106) âyetidir. Fasık masiyet sebebiyle yüzü kararanlardandır. Dolayısıyla da fâsık, kafirdir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Her fâsıkın kıyamet günü böyle yüzü kararanlardan olduğunu kabul etmiyoruz. Çünkü âyet, bunu gerektirmemektedir. Aksi­ne ayet, iman ettikten sonra inkar eden bir kısım kafirler hakkında gelmiştir. Çünkü âyette ”iman ettikten sonra inkar mı ettiniz&#8217; denmektedir.</p>
<p><strong>Sekizincisi:</strong> Büyük günah işleyen, amel defterleri soldan verilecek­lerdendir. Yüce Allah “Âyetlerimizi inkar edenler, defterleri soldan verilecek kimselerdir.Ayet, amel defteri soldan verilen herkesin ise kafir olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Sizin âyetin anlamına ilişkin söylediğiniz bu şey, aksini vehmettirme türündendir. Zira o, inkar eden herkesin amel defteri soldan verileceklerden olduğuna delalet etmektedir. Oysa bu, sizin vehmettiğiniz gibi, tümel olarak döndürülmez.Yine sizin bu âyetle istidlâliniz,dinin zorunlu unsurlarını tasdik eden zinakar ve hırsızla nakz olmaktadır. Çünkü bu ikisi, yalanlamadıkları halde defteri soldan verileceklerdendir.</p>
<p><strong>Dokuzuncusu şu âyettir:</strong> “Kimler bundan sonra inkar ederse, işte onlar fâsıktırlar.”(Nur,55) Bu âyet, mübtedanın haberle sınırlı olduğunu göstermektedir. Nihâyetü’l-Uküla uygun doğru ifade “haberin mübtedayla sınırlı oldu­ğunu göstermektedir” şeklindedir. Bu takdirde her fâsık kafirdir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Sizin söylediğiniz sınırlamanın âyetten çıkarıldı­ğını men ediyoruz.Çünkü kafir başlangıçta böyledir yani dil bakımından fasıktır. Bununla birlikte fâsık lafzı yeni örfte kâfire söylenmemiştir. Dolayısıyla da bundan sonra fasık mutlak olarak inkar edenle sınırlı değildir. Aksi­ne kafirle sınırlı olan, yalnızca tam fasıktır.</p>
<p><strong>Onuncusu şu âyettir:</strong> “Allah’ın rahmetinden ancak kafir topluluk umut keser”(Yusuf,87). Fâsık, Allah’ın rahmetinden yani sevabından umutsuzdur.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Fâsığın umutsuz olduğunu men ediyoruz. Çünkü imam sebebiyle onda umut vardır.</p>
<p><strong>On birincisi şu âyettir:</strong> &#8220;Sen kimi ateşe sokarsan onu rezil edersin”(Al-i İmran,192) Ayrıca şu âyet: “Bugün rûsva ve kötü olacaklar kafirlerdir.Bunun takriri şöyledir: Fâsık, kuşatıcı tehdit âyetleri nedeniyle, cehennem ateşine girecektir. Ateşe giren herkes ise ilk âyet nedeniyle rezil olacaktır. Rezil olan herkes ise ikinci âyet nedeniyle kafirdir.</p>
<p><strong>Biz Şöyle deriz:</strong> Lam almış müfret -ki burada “hızy / rezillik&#8221; kelimesidir- bize göre genel değildir. Dolayısıyla rezilliğin mutlak olarak kafirle sınırlı olması gerekmez. Yahut şöyle deriz: Genel olduğu kabul edildiği tak­dirde onunla kastedilen, tam rezilliktir. Bu durumda tam rezilliğin fertlerinin  kafirle sınırlı olması gerekir, mutlak olarak rezilliğin fertlerinin değil.</p>
<p><strong>On İkincisi şu âyettir:</strong> “Kitabı solundan verilen ise diyecek ki keşke kitabım verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; keşke bu iş son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı; saltanatım da yok olup gitti. Onu yakalayın da bağlayın, sonra alevli ateşe atın, sonra onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincirle oraya sokun! Çünkü o, yüce Allah’a inanmıyordu.”(Hakka,25) Fâsığın kitabı sağından verilmeyecektir. Bu açıktır. Tersine solundan verilecektir. Çünkü orada üçüncü bir şık yoktur. Şu halde fâsık, kafirdir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Yüce Allah o günde iki bölük insandan söz etmiştir. Bunlar, kitabı sağından verilenler ile kitabı solundan verilenlerdir. Bu durum, üçüncü kısmın olmadığını göstermez. Çünkü onların bir kısmının kitabı ellerine verilmeyip okunabilir. Ayetin nazmında buna aykırı bir şey yoktur. Aynca tahsis açıktır. Yani insanların bu iki bölükten ibaret olduğunu kabul etsek bile deriz ki “O, yüce Allah’a inanmıyordu” âyeti, kitabı sol taraftan verilen herkesi kuşatmaz. Çünkü ehl-i kıblenin fâsıkları Alah’a iman ederler yani Allah’ı tasdik ederler. Dolayısıyla da “O, iman etmiyordu” ifade­sinin kapsamına girmezler.</p>
<p><strong>On üçüncüsü şudur:</strong> Fâsık, başkasına veya kendisine zulmeden­dir. Her zâlim ise kafirdir. Zira âyette “Bilin ki Allah’ın laneti, zâlimlere olsun. Onlar, Allah’ın yolundan alıkoyan, onu eğriltmek isteyen ve âhireti inkar edenlerdir.”(Hud,19)</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Sizin söylediğiniz, peygamberlerin bile tekfir edil meşini gerektirir. Çünkü onlar zulümlerini itiraf etmişlerdir. Nitekim Hz, Adem ve Havva “Rabbimiz biz nefsimize zulmettik”(Araf,23), Hz. Musa “Rabbim ben nefsime zulmettim”(Kasas,16), Hz. Yunus “Ben zâlimlerden oldum”(Enbiya,87) demiştir.</p>
<p>Bunun hilli de şöyle denmesidir: “Zalimler” kelimesinden sonra söylenenler, özel bir sıfattır. Bu sebeple her zalimin tekfiri gerekmez.</p>
<p><strong>On dördüncüsü şu âyettir:</strong> “Fasıklık yapanlara gelince onların ba­rınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve onlara: &#8216;Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın’ denir.”(Secde,20)Bu âyet, her fâsığın kafir olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz</strong>: “Fâsıklık yapanlara gelince” sözü, zahir genelliği­ni korumamaktadır. Çünkü o, her fâsığın kıyamet gününü yalanlamasını gerektirmektedir. Oysa bu kesinlikle yanlıştır.</p>
<p><strong>On beşincisi şu âyettir:</strong> “Suçlulara sorarlar: Sizi cehenneme düşü­ren nedir? Onlar derler ki: Namaz kılanlardan değildik; yoksulu doyulmaz­dık; dalanlarla biz de dalardık ve ceza gününü yalanlardık” (Müddesir,43) Bu âyetle sabit olmaktadır ki her suçlu ateşe girecektir ve kafirdir. Şüphesiz fâsık da suçlu­dur ve ateşe girecektir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Bunun cevabı daha önce geçmişti. Cevap şudur: Âyetin zahiri alınmaz. Aksi halde her suçlunun kıyamet gününü yalanlıyor olması gerekir. Halbuki bu kesinlikle yanlıştır.</p>
<p><strong>On altıncısı şu âyetlerdir:</strong> &#8221;İnkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında cehennemin kapılan açılır ve bekçileri onlara: ‘Size içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınız uyarısında bulunan peygamberler gelmedi mi&#8217; derler. ‘Evet geldi&#8217; derler. Lâkin azap sözü inkarciların aleyhine gerçekleşir. Onlara ‘ebedi kalacağınız cehen­nemin kapılarından girin; kibirlilerin yeri ne de kötüdür.&#8217; denir. Rablerinden sakınanlar ise bölük bölük cennete sürülür. Oraya vardıkları ve cennetin kapılan açıldığında cennetin bekçileri onlara ‘Size selam olsun! Hoş geldiniz. Ebedî kalmak üzere girin buraya!’ derler.”(Zümer,73) Bu âyetlerden öğrenil­mektedir ki insan ya müttaki olup cennete sürülür ya da kafir olup cehen­neme sürülür.</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Daha önce benzeri geçmişti. Buna göre âyetlerde iki kısmın zikredilmesi, üçüncü kısmın olmadığını göstermez.</p>
<p><strong>On yedincisi,</strong> Hz. Peygamber’in (s.a.) “Kim bir namazı bilerek terk ederse kafir olur” hadisi ile “Kim haccetmeden ölürse ister Yahudi ister Hıristiyan olarak ölsün” hadisidir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Ahad haberler, muhalifler ortaya çıkmadan önce gerçekleşmiş icmayla gelişemez.</p>
<p><strong>On sekizincisi:</strong> Allah’a dost ve düşman olmak birbirine zıttır ve iki­si arasında da vasıta yoktur. Allah’a dostluk iman iken Allah’a düşmanlık küfürdür.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Biz iki zıt arasında vasıta bulunmadığını kabul et­miyoruz. Zira karalık ve aklık birbirine zıttır ve ikisi arasında vasıta vardır. Dolayısıyla Allah’a dost olmak ile düşman olmak arasında vasıta olabilir.</p>
<p>Büyük günah işleyenin münafık olduğunu iddia edenler iki delil getirmiştir.</p>
<p><strong>Birincisi naklî delildir.</strong> Hz. Peygamber (s.a.) şöyle demiştir: “Müna­fığın alameti üçtür: Söz verdiğinde cayar, konuştuğunda yalan söyler, emanet bırakıldığında hıyanet eder.”</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Bu zahiri bırakılan bir nastır. Çünkü bir kimseye değerli bir elbise giydirme sözü veren, sonra sözünde durmayan kimse bu hareketinden dolayı icmayla imandan çıkıp nifaka girmez. Denilmiştir ki hadisin anlamı şudur: Bu üç haslet hep birlikte bir şahsın melekesi haline geldiğinde onun münafıklığının alameti olur. Ama meleke haline gelmediyse olmaz. Nitekim Hz. Yusuf un kardeşleri onu koruma sözü vermişlerdi ama sözlerinde durmadılar. Babaları onlardan eman almıştı ama hiyanet ettiler ve “onu kurt yedi” diyerek yalan söylediler. Fakat onların münafık olmadı­ğında görüş birliği vardır. Bununla birlikte bir şeye delalet eden alamet, ba­zen katî olarak delalet etmez. Bu durumda delalet edilen şeyin ondan ayrıl­ması mümkündür.</p>
<p><strong>İkincisi aklîdir.</strong> Bu delil şöyledir: Bu delikte bir yılan bulunduğuna inanan bir akıl sahibi, elini o deliğe sokmaz. Eğer bunu iddia eder, ardındanda elini sokarsa inanmadan söylediği bilinir. Büyük günah işleyen için de aynı şey geçerlidir.</p>
<p><strong>Biz Şöyle deriz:</strong> Yılanın zararı, hemen olan ve gerçekleşmiş bir durumdur. Oysa günahtan dolayı azap böyle değildir. Çünkü ilerde gelecek ve şimdi gerçekleşmemiş bir durumdur. Zira tövbe ve affedilme mümkündür.<br />
Dolayısıyla bu ikisi farklıdır.</p>
<p><strong>Mu&#8217;tezile ise iki delil getirmiştir.</strong></p>
<p><strong>Birincisi:</strong> Fâsık ne mümindir ne de kafirdir Mümin değildir çünkü daha önce imanın taatlerden ibaret olduğu anlatıldı Kafir olmadığında icma vardır, çünkü Sahâbe ve onların ardından Selef, zina, şarap içme ve iffetli kadına iftira atılması durumlarında fasığa had uyguluyor, onu öldürmüyor, dinden çıktığına hükmetmiyor ve Müslüman kabristanına defnediyordu. Oysa onlar, kafire böyle muamele yapılmayacağında icma etmişti. Yine âşığın kafir olması, koca karısını zina etmekle suçladığı takdirde liâna ve hâkimin hükmüne gerek kalmadan sadece bu suçlamayla kadının kocasından ayrılmasını gerektirir. Çünkü koca doğru söylüyorsa ka­dın zina etmekle kafir olmuş demektir. Şayet koca yalan söylüyorsa iffetli kadına iftira etmekle kafir olmuş demektir. Dolayısıyla da her iki durumda da ayrılık gerçekleşir.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Koca mümindir. Daha önce imanın hakikati mese­lesini ele alırken bu hususta açıklama yapmıştık.</p>
<p><strong>İkincisi,</strong> Vâsıl b. Atâ’nın Amr b. Ubeyd’e söylediği ve Amfin da Vâsılın görüşüne dönmesine vesile olan açıklamadır. Bu açıklama şöyledir:</p>
<p>Onun fâsık olduğu görüş birliğiyle mâlûmdur. İmanında ise ihtilaf edilmekte­dir. Diğer deyişle ümmet, büyük günah işleyenin fasık olduğunda icma et­miş ama onun mümin mi yoksa kafir mi olduğu hususunda ihtilaf etmiştir. Biz ihtilaf edilen görüşü bırakıyor ve ittifak edilen görüşü alıyoruz.</p>
<p><strong>Biz şöyle deriz:</strong> Daha önce geçtiği üzere büyük günah işleyen ke­sinlikle mümindir ve Vâsıldan önce ümmet bu hususta ihtilaf etmemiştir. Ak­sine ondan önce ümmet mükellefin ya mümin ya da kafir olacağında icma etmiştir.</p>
<p>Üçüncü bir kategori çıkarmak, o iki kısımda sınırlama üzerine oluş­muş icmayı delmek demektir. Dolayısıyla da hiç kuşkusuz yanlıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mevâkıf Şerhi (3)<br />
Müellif:Seyyid Şerîf Cürcânî<br />
Çeviren:Ömer Türker<br />
Türkiye Yazma Eserler.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/">Namaz Kılıp da Büyük Günah İşleyen Mümin midir?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/namaz-kilip-da-buyuk-gunah-isleyen-mumin-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
