<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kainat ve İnsan | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/kainat-ve-insan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 11 Jun 2019 14:03:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Kainat ve İnsan | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnsan ve Kâinat</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insan-ve-kainat-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insan-ve-kainat-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2019 14:03:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Kâinat nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Kâinat-İnsan İlişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Hemedani]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=22574</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyük âlim Şeyhu’l-lslâm Ebü Ya&#8217;küb Yusuf b. Eyyub el Hemedânî şöyle dedi: Hamd ü senâ, mahlükâtını, âciz ve muhtaç olduklarını göstermek için yaratan, hiç bir şeye ihliyâcı olmadığı halde herşeyi birbirine bağlı ve muhtaç kılan Allah Teâlâ&#8217;ya mahsustur. Ayet-i Kerîmede: &#8220;O, göklerde ve yerde olan herşeyi, kendi katından (bir lütuf olarak) sizin emrinize verdi&#8221;(Casiye,13) buyurulmuştur. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-ve-kainat-2/">İnsan ve Kâinat</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/Planets_Galaxy_universe_435715_2048x1152.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-22504 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/Planets_Galaxy_universe_435715_2048x1152.jpg" alt="" width="497" height="280" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/Planets_Galaxy_universe_435715_2048x1152.jpg 1600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/Planets_Galaxy_universe_435715_2048x1152-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/Planets_Galaxy_universe_435715_2048x1152-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/Planets_Galaxy_universe_435715_2048x1152-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/Planets_Galaxy_universe_435715_2048x1152-1024x576.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/02/Planets_Galaxy_universe_435715_2048x1152-1536x864.jpg 1536w" sizes="(max-width: 497px) 100vw, 497px" /></a></p>
<p dir="ltr">Büyük âlim Şeyhu’l-lslâm Ebü Ya&#8217;küb Yusuf b. Eyyub el Hemedânî şöyle dedi:</p>
<p dir="ltr">Hamd ü senâ, mahlükâtını, âciz ve muhtaç olduklarını göstermek için yaratan, hiç bir şeye ihliyâcı olmadığı halde herşeyi birbirine bağlı ve muhtaç kılan Allah Teâlâ&#8217;ya mahsustur.</p>
<p dir="ltr">Ayet-i Kerîmede: &#8220;O, göklerde ve yerde olan herşeyi, kendi katından (bir lütuf olarak) sizin emrinize verdi&#8221;(Casiye,13) buyurulmuştur. Buradaki “sizin” kelimesi ile Ademoğlu kasdedilmekledir. Ayetin mânâsı şudur: “Bütün bunları sizin için yarattım. Çünkü sizin bunlara ve herşeye ihtiyâcınız vardır. Sizi ve sizin dışınızdaki&#8217; mahlukâtı bu şekilde ben yarattım. Siz kâinâtın kralları ve efendilerisiniz. Çünkü kâinât sizin emrinize ve hizmetinize sunulmuştur. Öte yandan siz kâinâtın kölesisiniz. Zîrâ kâinâta muhtaçsınız. Oysa ben hiçbir şeye muhtaç olmadığım için sizden ve sizin için yarattığım tüm varlıklardan üstünüm&#8221;.</p>
<p dir="ltr">Kainat,âcizdir, çünkü o sizin hizmetinize verilmiştir. Siz de âciz ve muhtaçsınız. Çünku dünyanın emrinize sunulması gibi yararınıza ve menfaatinize olan şeylere muhtaçsınız. Kâinâtın değeri ve üstünlügu açıkça bellidir. Zîrâ o sizin için faydalıdır. Sizin kâinâta ustünlügünü de açıkça bellidir. Çünkü onun faydalı ve zevkli yönlerini alabilirsiniz. <u>Kâinât</u> bir yönden âcizdir. bir yönden efendi. Siz de bir yönden âciz ve muhtaç, bir yönden de efendilersiniz. Kâinâtın âcizligi, sana muhtaç oluşu sebebiyledir. Üstünlüğü ise senin, kâinât ve onun hizmeti sayesinde varlığını sürdürebilmelidir. Senin âcizligin, kâinâtsız yaşayamamandır. Efendiliğin ise rahatlamak için gözlerinle dünyadan faydalanman, lezzet almak için kulağınla, tad almak için ağzınla, ferahlamak için burnunla, yararlanmak ve hayâtını sürdürmek için &#8216;tüm uzuvlarınla dünyadan ve kâinâttan faydalanmandır.</p>
<p dir="ltr">Kâinât, göründügü şekliyle (zâhiren) senin emrine âmâdedir. Sen de mânen kâinâtın emrine âmâdesin. Zîrâ kâinât bir yiyecektir. Sen onu alır, yer, sindirirsin. Kâinât bir içecektir. Onu alır, içer ve boşaltırsın. Kâinât giysidir, sen onu giyer eskitirsin. Kâinât evdir orada oturursun. Bazen onu îmâr, bazen tahrîb eder, bazen de yıkarsın. Kainat sıcaklık ve soğukluktur. Sen ihtiyâcın nisbetinde bu ikisinden alıp kullanırsın. Sıcaklık şâyet istedigin miktarda ise onu tümüyle alırsın. Soğukluk da böyle, şayet istenilen miktarda ise onu tümüyle alırsın. Ama eğer bunlar ihtiyacından fazla ve sana faydalı olmayacak bir özellikte iseler, onlardan ihtiyacın, faydalanacağın ve tad alacağın kadarını alırsın, diğer kısmını terkedersin.</p>
<p dir="ltr">Kâinât ışık ve ateştir. Sen ihtiyacın nisbetinde bunları alır kullanırsın. Eğer bunlar ihtiyacın oranında ise kullanırsın, ihtiyacından fazla iseler, ihtiyacın kadarını alır, fazlalığı bırakırsın.</p>
<p dir="ltr">Kâinât, su ve topraktır. Bu ikisi istedigin miktarda ve ihtiyacın nisbetinde olunca sana faydalı ve uygundurlar. Bunlar faydalı olacak miktardan fazla olunca fazlalığı bırakır, ihtiyacın kadarını alırsın.</p>
<p dir="ltr">Kâinât, hava ve rüzgardır. lhtiyacın kadar olunca bu ikisi sana en faydalı şeylerdendir. Ama ihtiyacından fazla oldukları zaman seni yok eder ve öldürürler. Sen onlara hâkim olarak yetkini kullanır, hayatını devam euirmek için ihtiyacın nisbetinde hava ve rüzgarı kullanır. fazlasını terkedersin.</p>
<p dir="ltr">Kâinât, evlenme ve eş edinmedir. Bu, ihtiyaç oranında olunca senin için faydalı ve eğlencelidir. Ama ihtiyaç miktarından fazla olunca bedenine, kalbine ve aklına zarar verir. Sen bu faydayı elde etmeye yelkihsin, ihtiyacın kadarını kullanir, fazlasını bırakırsın.</p>
<p dir="ltr">Kâinât, insanlarla birlikte olmak, halk içine karışmaktır. Faydalı olacak miktarı geçmediği sürece bu iş yararlı ve uygundur. Ama faydalı olan miktarı aştığı zaman bedeni emir, kalbi yakar. Sen, emrine âmâde olanlara hâkim oluşumla, halk içme karışımının ölçüsünü anlayabilecek güçtesin. Faydalıyı alır, zararlıyı terkedersin.</p>
<p dir="ltr">Kâinât. uyku ve uyanıklıktır. Bunlar bedeninin gelişimine ve yaratılışının tazelenmesine uygun miktarda olunca senin için faydalıdırlar. Gelişim ve tazelenme miktarını aşınca, bedenine ve tabiatına zarar verirler. Oysa sen onlara hâkimsin. Senin görevin, gelişim ve güçlenmen için gereken miktarda bunları kullanman, bedenine zararlı ve bünyeni tahrîb edecek olan fazlalığı ise terketmendir.</p>
<p dir="ltr">Kâinât, yeme, içme, işitme, koklama, söz, iş, hareket ve duruşlardir. Bunlar ihtiyaç nisbetinde ve bedenin taşıyabileceği miktarda olunca faydalı ve lezzetlidir. Ama ihtiyaçtan ve bedenin taşıyabileceği miktardan fazla olunca bedene, akla ve idrâke zarar verirler. Oysa onlar senin hizmetinde oldukları için sen bunlara hâkimsin. Bedenine karşı şefkatli olman gerekir. Bunları hayatının devamı ve bedeninin güçlenmesi için ihtiyacın nisbetinde ve yaratılışının gücü oranında kullanmak istiyorsan fazlalıktan ve aşırılıktan kendini uzak tut! Böylece hâlinin ve bünyenin devamını temin etmiş olursun.</p>
<p dir="ltr">Kâinât, bâtınî konularda tefekkür ve zâhirî konularda derin düşünceye dalmaktır. Bu, insanın gücü nisbetinde ve karakterin taşıyabileceği miktarda olunca en faydalı. en yüce ve en dâimî iştir. Ama bu derin düşünce insan yapısının ve karakterinin taşıyabileceği sınırı aşınca aklı ve idrâki yakar, yok eder. Oysa sen, bu emrine âmâde olan şeylerin hâkimisin. lzlemen gereken yol, onların kemiyetini ve miktarını dikkate alman, faydalı miktarını belirleyip kabul etmen, zararlı olan fazlalığı ise atmandır.</p>
<p dir="ltr">Kâinât, irâde ve dilemedir. Yaratılışın ve karakterin taşıyabileceği miktarda olunca bunun faydası sonsuzdur. Ama taşıma sınırını aşınca insanı tamamen yıkar ve yok eder. Halbuki sen bu hizmetindeki şeylerin idârecisisin. Bu işin çaresi ve yolu dengeli olmak, ölçülü davranmak. sınırı aşmamaktır. Bu sayede varlığını devam ettirebilirsin. faydalıyı alıp zararlıyı terkedebilirsin. Neticede, emrine âmâde olan şeyler, Rabb’lerine senden şikâyetçi olmazlar.</p>
<p dir="ltr">Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah‘a mahsustur. Salât ve selâm da peygamberlerin en hayırlısı ve efendisi Hz. Muhammed’e ve onun tertemiz yakınlarına.</p>
<p dir="ltr">Yusuf el-Hemedani &#8211; Hayat Nedir?,syf.99,101</p>
<p dir="ltr">&#8212;&#8212;</p>
<p dir="ltr">Yüsuf&#8217; Hemedânî, Risale (fi enne&#8217;l-kevne musahharın li&#8217;l-insan). (Istanbul) Köprülü Kütuphânesi. E A. Pasa. nr. 853. v: 209n-212b. Arapça.</p>
<p dir="ltr">Câsiye. 45/13.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-ve-kainat-2/">İnsan ve Kâinat</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insan-ve-kainat-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrensel Hüküm</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/evrensel-hukum/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/evrensel-hukum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2015 23:23:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel Hüküm]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat ve İnsan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5354</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şüphesiz ki, yıldızların hareketiyle kalbin gizli hareketlerini idare eden aynı kanundur. Bir ucu sonsuz kâinata, öbür ucu insa­nın kalbine dayanan bu evrensel hüküm, akla durgunluk verecek kadar kudretle hâkim olduğu halde, onun altında, ondaki müthiş nizâma aykırı nice olaylar görülüyor. Kâinatımız asıl bu sonuncu­ların mahşeridir ve akıl onların varlığına mâna verememektedir. Sanki onlar, ne asla [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/evrensel-hukum/">Evrensel Hüküm</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/evrensel-hukum/mevla-kelimesi-3/" rel="attachment wp-att-18213"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-18213" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/mevla-kelimesi.jpg" alt="" width="307" height="235" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/mevla-kelimesi.jpg 400w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/mevla-kelimesi-170x130.jpg 170w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/mevla-kelimesi-300x229.jpg 300w" sizes="(max-width: 307px) 100vw, 307px" /></a></p>
<p>Şüphesiz ki, yıldızların hareketiyle kalbin gizli hareketlerini idare eden aynı kanundur. Bir ucu sonsuz kâinata, öbür ucu insa­nın kalbine dayanan bu evrensel hüküm, akla durgunluk verecek kadar kudretle hâkim olduğu halde, onun altında, ondaki müthiş nizâma aykırı nice olaylar görülüyor. Kâinatımız asıl bu sonuncu­ların mahşeridir ve akıl onların varlığına mâna verememektedir. Sanki onlar, ne asla çözülemiyecek bir muamma olsunlar, ne var­lığın mânasını ebediyyen gizlesinler diye ortaya koyulmuşlardır.</p>
<p>Temel yapısı ile muhteşem nizâm içinde kurulu olduğu halde bir­çok çelişmeler, nizâma aykırılıklar ve manasızlıklarla yüklü olan bu kâinatın içinde insan, ondaki durumun tıpkısına sahiptir. O da kalbinin evrensel kanunlarıyla yaratıldığı halde bütün hareketle­rinde çelişmeler, nizâma karşı koyan kuvvetler ve aldın tahammül etmediği nice mânasızlıklar yaşatmaktadır. Kâinatımızda hâkim bulunan çelişmeler ve mânasızlıkları düşünürken görüyoruz ki:</p>
<p>Varlığın var ölüşüyle yokettiğini zannettiğimiz yokluk, her yerde varlığa saldırıyor ve her varlığı günün birinde mutlaka pen­çesine geçiriyor; ölüm daima hayatı kovalıyor; sonsuzluk kendinde son fikrini taşıyor ve iradenin her yorulduğu yerde onu karşımıza çıkarıyor; karanlık aydınlığı kovalıyor; yaşayanlar ölülerden gıdalanıyor.</p>
<p>Aklı her an hayrette koymaya kabiliyetli olan büyük kâinat nizâmının ta göbeğinde barınan bu nizâma aykırılıklarla çelişmelerin eşdeğerleri insanın da yaradılışında ve yaşayışında görülüyor. Kalbin ebedi ve değişmez kanununun yanında onu yerin dibine batıran nice kanunsuzluklar, mânasızlıklar ve bed­baht çelişmeler vardır. Onların da bazılarını sıralayalım:</p>
<p>Kalple kafa arasındaki çatışmalardan bunalımlar doğuyor. Bazan duygularımız düşüncenin ağırlığını sonsuz bir şekilde geçiyorlar. Bazan da onu çiğniyor veya reddediyorlar. Akıl yürütmeleri­mizin sebebini icadeden, bu sebepleri yaratan hislerimizdir. Yine duygular, olmayanı var gibi gösteriyorlar. En yüksek heyecan aklı kovuyor, aklın hakikat dediğini yerden yere vuruyor ve biz, aklın sultanı olmakla övünen insan, yalnız hislerimize kalbimizde yer veriyor ve onları kutsallaştırıyoruz.</p>
<p>Ellerle emeller arasındaki pek aşırı mesafe farkı elem yaratı­yor. İnsanın, çok kere ihtirasla, bazan boynu bükük gönülle iste­dikleriyle elde ettikleri ve yapabildikleri arasındaki büyük fark, elde ettiklerinin dilediklerine göre hemen hemen hiç denecek kadar azlığı, sefaletlerinin iradesinde barınan sebebidir.</p>
<p>Hayatın birbirini kovalayan ve hep bir evvelkini yıkan çağla­rı arasındaki çalkantılar, gençliğin çocukluktaki sâfıyete hasreti, ihtiyarlığın, erginlik yaşının kuvvetlerini kurutucu yıkılışı, hayat savaşında ve fizyolojik ihtiyaçla birbirini tamalayan iki cinsi ida­re eden ruh yapıları arasındaki uçurum, erkekle kadının, birlikte yaşamaya mahkûm olduğu kadar birbirine zıt ruh halleri yaşıyan bu iki yaratığın uçurumun iki yanında yer almış olması, hep bir­birini kovalayan ve bazan biri öbürünü aratacak kadar derinleşen ıstırapların sebebi olmaktadır.</p>
<p>Her tarafına haz ve saadet vasıtaları serpilen bir dünyada insan hayatında acılarla ıstırapların yarışırcasına birbirini kovalamaları, dünyamızı tahammülü güç bir aldatılma sahnesi haline koymak­tadır.</p>
<p>Düşünen her insanı hayrette bırakmaya yeterli olan bir nizâmı barındıran dünyamızda zâlimle mazlumun, hainle merhametlinin yanyana ve çok kere elele yaşamaya mahkûm oluşları, yaratılışın affedilmez insafsızlığını temsil eder gibi görünüyor.</p>
<p>İnsan kalbinin sığındığı en büyük ihtiyaç adalet olduğu halde dünyamız, birbirine zulüm yapmakla yaşayan insanların saadetiyle değerli olmaktadır.</p>
<p>Yaratılışıyla yalnız yaşayamayan insan yine insanlardan duy­duğu nefretlerin doğurduğu bunalımlarla çok kere insanlar arasın­da veya insanlardan kaçıp yalnız yaşayacak köşe aramaktadır.</p>
<p>Ebediliğe susamış gönülle yaşayan insan, hayatın güya ebe­diliğe götüren her adımında sahip oklukları varlıkları birer birer kaybetmeğe, sonunda hepsini ve herşeyi birden bırakarak ölümün kucağına atılmaya mahkûmdur. Kendinde sonsuzluk vehmini yaşatan zaman akımı, her an verdiğini yine her an elimizden alıyor. Halbuki insan, kendini çeviren kâinatın bir tutamdan fazlasına sahip olmadığı halde onun bir zerresini fedaya razı değildir, ölen insan, sâde kendi sahip olduklarını değil, dünyanın bütününü kay­bediyor demektir. Bunun için ölüm, fert olan varlığın son bulma­sından ibaret bir eriyiş, bir sönme, bir işini bitirme olayından çok fazla bir şey, ebedî bir hüsran darbesidir.</p>
<p>Her varlığa bağlanan ve dünyalara sığmayan her ümidin arka­sında yokluk gizlidir. Sonsuzluk isteğinin iradenin en küçük zerre­sini bile doldurduğu bu dünyada herşey fâniliğe koşmaktadır.</p>
<p>İyilikle fenalığı yanyana barındıran dünyamızda fenalık her zaman iyiliğe üstün gelmiş ve fenalar iyileri ezmiştir. Bedenler her zaman ruhlara düşman yaşamış, katı eller her devirde narin kalp­leri hançerlemişlerdir.</p>
<p>Kuvvetle aşkı da yanyana yaşatan bu âlemde kuvvetin hisse­sinde zevk ve saadetler sunulmuş, aşkın her zaman nasibi ıstırap olmuştur.</p>
<p>Kalp şeffaf bir ayna yapısındayken onun üstüne yüzlerce perde örtülmüş insanların çoğu bütün ömürlerince kalplerinde gizlenen samimiyete hasret yaşamışlardır. Kendi varlığını yine kendi kalbi­ne mezar yapan yaratığın bu hali, insan sefaletlerinin hem de en müthişidir. İlâhi emanetlerin hepsini kendinde barındırdığı hal­de onları kullanamayan kalbin katilleri bütün insanlardır, bütün cemiyettir, belki de bütün zekâmızdır.</p>
<p>Hep kuvveti alkışlamaktan usanmayan insanlık, kuvvetlinin hazzına hak adını vermiş ve onu kutsal bir örtüyle örterek kâbi haline koymuş, nesiller boyunca gelenekler onun kutsallığına bağ­lanmışlardır.</p>
<p>Beş duyunun bağlandığı dış dünya, aslında bizim duyuları­mızla vücut verdiğimiz bir hayâl olduğu halde, ona gerçek gözüyle bakan insanda, olanla olamayanın, hayâl ile hakikatin çatışmaları ruhları harab etmektedir.</p>
<p>Bunlar, insanın yeryüzündeki sefaletleriyle ıstıraplarının baş­lıca sebepleridir. Hayatı zehirleyen, dünyadan ezel! şikâyet fer­yatları çıkartan bu sebepler, giderilmesi kabil olmayan fenalıklar­dır. Çünkü hiçbir zaman bunlardan ayrılamayan dünya hayatının ağır yükünü teşkil eden elem ve acıların sebebi, arzuların giderilmeyişinden ibaret değildir. Onu iradenin yapısına bağlayanlar da yanılıyorlar. Onlarca, bir gayeye doğru giderken harcanan sürekli çabalar elem ve acılar yaratmaktadır. Gayeye ulaşınca duyulan sevinç geçici oluyor ve bir başarı, bir tatmin onu elde eden insanda daha büyük bir emel doğuruyor. Bu sonuncuya ulaşmak için harca­nan çabalar daha büyük elem ve ıstırap yaratıyorlar. Böylece hayat, başından sonuna kadar birbirine zincirlenen elemlerin toplamı olmaktadır. Bu görüş doğru değildir. Eğer hayatın sahnesi içinde çaba harcayan ferdi kuşatan şartlar onu ezecek yerde doyum verici olsaydı, çaba elemle dolmayacaktı. İnşam asıl ezen, yaşamak için yaşamanın azabıdır. Bunda hayatın kendisi zâlim olmaktadır. Bir cellâdın okşayışlarından doğacak neşenin gücü ve değeri ne olabi­lir? İstırabın sebebi, herşeyi karamsayan ruh yapısının mecalsizliği de değildir.</p>
<p>Asıl sebep, hayatı elemli yapan esaslı facia, insanın <em>iç </em>yapısı ile içinde yaşadığı âlemin çatışmasıdır. Yıldızlarıyla insa­nı çevreleyip kuşatan dışındaki dünyanın ve cemiyet hayatının nizâmı ile kendi iç yapısının kanunları arasındaki çatışma bunca sefaletlerin, hayatı dolduran acılarla ıstırapların sebebi olmaktadır. Zenginliğiyle gözleri kamaştıran bu kâinatta biz, bir büyük zengi­nin evine aldığı hizmetçilere benziyoruz. Sevinerek işe başlıyoruz. Orada bir Ömür boyunca kullandığımız ve el sürdüğümüz şeylerin bizim olmadığını ve nihayet onun mirasına da konma ümidimiz olmadığını görüp denedikten ve buna inandıktan sonra ıstırabımız ağır oluyor. Tahlil edilse asılsızlığı kolayca meydana çıkacak müp­hem ümitlerle bir müddet oyalanabiliyoruz. Ümitlerin söndüğü yerde doğan hiç teselli bulmaz acılar, hayranlıkla başladığımız hayat seyahatini, adeta utancından bir avuç toprağa girme isteğiy­le nihayetlendiriyor. Lâkin her varlığın koşarak hiçliğin kucağına atıldığı bu âlemde sonsuzluk inancıyla beslenen ebedî emeller var; gençlik, aşk, ruhu doyuran &#8220;faziletler ve hayatı yaşamaya değer­li yapan saadet hâzineleri var. Böyle bir dünyanın mânasızlığını iddia etmek gülünç değilse de, hem akim, hem de kalbin huzurun­da imkânsız görünüyor.</p>
<p><em>Hareket</em>, VI/71, Kasım 1971.</p>
<p>Nurettin Topçu, İslam Ve İnsan</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/evrensel-hukum/">Evrensel Hüküm</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/evrensel-hukum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
