<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hadislerin yazılması | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/hadislerin-yazilmasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Jan 2020 11:08:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>hadislerin yazılması | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hadis-i Şerifler Büyük Ehemmiyetle Tedvin Edilmiştir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadis-i-serifler-buyuk-ehemmiyetle-tedvin-edilmistir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadis-i-serifler-buyuk-ehemmiyetle-tedvin-edilmistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jan 2020 11:08:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ismail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis-i Şerifler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Korunması]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Tedvini]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Yasaklanması]]></category>
		<category><![CDATA[hadislerin yazılması]]></category>
		<category><![CDATA[mûstahrecât]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ashab-ı kiram radıyallahu Teâlâ anhum, devamlı bir sûrette evinin dışında Rasûl-u Muhterem sallallâhu aleyhi ve sellemi takib ederlerdi.. Evin içinde ise ezvâc-ı tâhirat O&#8217;nu takib ederlerdi. Sözlerini, fiillerini, hatta yürüyüşünü, ashabca görülen hal yaşantısını zabtedip nöbet ve takibde olanlar, döndükleri zaman ehillerine ve arkadaşlanna bildirirlerdi. Bu sûretle devreden çıkanlar, devreye girenlerden öğrenirlerdi. Ve bu sûretle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-i-serifler-buyuk-ehemmiyetle-tedvin-edilmistir/">Hadis-i Şerifler Büyük Ehemmiyetle Tedvin Edilmiştir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-18115 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/siyer.kuran_.ilim_.jpg" alt="" width="424" height="311" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/siyer.kuran_.ilim_.jpg 480w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/siyer.kuran_.ilim_-300x220.jpg 300w" sizes="(max-width: 424px) 100vw, 424px" /><br />
Ashab-ı kiram radıyallahu Teâlâ anhum, devamlı bir sûrette evinin dışında Rasûl-u Muhterem sallallâhu aleyhi ve sellemi takib ederlerdi.. Evin içinde ise ezvâc-ı tâhirat O&#8217;nu takib ederlerdi. Sözlerini, fiillerini, hatta yürüyüşünü, ashabca görülen hal yaşantısını zabtedip nöbet ve takibde olanlar, döndükleri zaman ehillerine ve arkadaşlanna bildirirlerdi. Bu sûretle devreden çıkanlar, devreye girenlerden öğrenirlerdi. Ve bu sûretle hıfz-u himaye ederlerdi. Bu sûretle Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in hadisleri kâmilen zabtedilmiştir. Bununla beraber ashâb-ı kiramdan yazı bitenler çok az idi. Yazı bilenler, hadis yazılması hususunda, hadîsin yazılması için izin istediler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, önceden menetmiş olduğu halde bilahare izin vermiştir. Ibnu Hacer Askalânî ve daha birçokları, ashâb-ı kiramdan Amr bin As gibi zevatların, Peygamber&#8217;in sözlerini yazmaları için izin istediklerini ve nihayet kendilerine iznin verildiğini kaydetmektedirler. Buhârî de Sahîhi&#8217;nde, özellikle bu hususta &#8216;bâb-u kitâbet-il-ilmi&#8221; demekle bir başlık yazmıştır. İmam Beğavî, senediyle buyurur ki: «Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle derdi: “Abdullah bin Amr&#8217;dan başka Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in ashabından, benden daha çok hadis bilen olmadı. Çûnkû o yazardı, ben yazmaz idim.“ Bu hadis sahihtir. İmam Buhârî, Vehb&#8217; den, o da kardeşinden, ayrıca Ma&#8217;meri&#8217;in rivayetinden tahric etmiştir. İlim erbabı hadîsin yazılması hususunda ihtilaf ettiler. Seleften bazı­sı, hadis yazılmasını kerih gördüler.</p>
<p>Kattâde, İbrahim, Mûcahid, Şa&#8217;bî, Ibnu Şirin de bunlardandır. Çûnkû Ebî Saîd Hudriden Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in şöyle buyurduğu rivayet edilmişti: “Benden bir şey yaz­mayın. Kur&#8217;an&#8217;dan başka Benden yazan onu silsin = mahvetsin.&#8221; Ibnu Abbas&#8217;tan da: “Gerçekte biz ilmi yazmayız.” diye rivayet edilmişti. Ve Zühri diyor ki: &#8220;Biz İlmin yazılmasından tiksinirdik. Nihayet şu hükümdarlar bize cebir kullandılar. Artık biz de, Müslümanlardan bir kimseyi İlmi yazmaktan menetmeyiz.” Ulemânın çoğu, hadis yazılmasının mübahlığına zihab ettiler. Bunların delili, Ebû Hureyre radıyallahu anhu&#8217;nun hadîsidir. Ebû Hureyre diyor ki: ‘Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in bir hutbeyi irad etmesi esnasında Ebu Şah: ‘Şunları bana yaz ya Rasûlallah.‘ dedi. Bunun ûzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de: “Ebû Şah’a yazınız.&#8221; buyurdu.‘ Bana öyle geliyor ki, önce nehyedildi, sonra Peygamber onu mübah kıldı ve hadîsin yazılması için izin verdi. Denildi ki, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Kur&#8217;an&#8217;dan başkası Kur&#8217;anla karışmasın diye, ancak Kur&#8217;an&#8217;dan başkasını Kur&#8217;anla beraber yazmayı yasakladı, tâ ki okuyucuya karışıklık meydana gelmesin. Hadis yazmanın mahzur oluşuna gelince; &#8220;Benden bir şey yazmayın. Kur’an&#8217;dan başka Benden yazan onu silsin = mahvetsin.” hadîsi, nehye delâlet etmez. Çünkü Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Benden bildirin.”[11] buyurmuştur.</p>
<p>Tebliğle emr, hadîsin yazılmasının ve kaydedilmesinin mübah kılınması içindir. Çünkü unutkanlık, ekser beşerin tabiatındandır. Kaldı ki yanılmak hususunda ezbere güvenilmez. Yazma ve kaydedilmesinin terki, birçok hadîsin sükûtuna, tebliğin zorluğuna ve sonradan gelen ümmetin ilimden mahrum olmalarına sirayet eder.»[12] “Benden bir şey yazmayın. Kur’an’dan başka Benden yazan onu silsin = mahvetsin.” mealindeki hadîsi, İmam Ahmed[13] ve Müslim de[14] tahric ettiler. Fakat İmam Buhârî ve daha birçokları bu hadîsi ma&#8217;lûl gördüler, dediler ki; ‘Ebû Saîd&#8217;in hadîsi mevkuftur.‘ Hafız Ibnu Hacer de diyor ki: «Ashab ve tâbiînden bir cemaat, hadîsin yazılmasından çekindiler. Hadîsi, ashab ve tâbiîn ezberden birbirinden öğrendikleri gibi öğrenip ezberlemek, müstehabdır = daha güzeldir. Lâkin gayretler kısır oldu, imamlar da İlmin zayi olmasından korktular, bunun üzerine hadîsi tedvin ettiler. Hadîsi İlk tedvin eden de, Ibnu Şihâb-iz-Zûhri&#8217;dir. H.100 senesi civarında Ömer bin Abdulaziz&#8217;in emriyle İmam Zûhrî,hadîsi tedvin etmeye başladı. Sonra hadîsin tedvini ve bu hususta tedvin ve tasnifler çoğaldı.» İmam Aynî de Umdesi&#8217;nde bunun benzerini nakletmektedir. [15] »Ebû Şâh’a yazınız.” hadîsini, Buhârî ’kitâb-ul-llim&#8217;de[16], &#8216;lukta&#8217;da[17], &#8220;kitâb-ut-diyet’de[18] tahric etmiştir. Ebû Dâvûd &#8216;menâsik&#8217;te[19], &#8216;diyet&#8217;te[20], Tirmizî ”ilim&#8217;de[21], İmam Ahmed Müsned&#8217;inde[22] tahric etmişlerdir.</p>
<p>Yukarıda İmam Beğavî, Ibnu Hacer ve İmam Aynîden naklettiğimiz gibi, nehiy, Kur&#8217;ân&#8217;ın nûzûlû zamanına mahsustur. Binaenaleyh izin, neyhin neshidir. Bu itibarlâ Hafız Ibnu Hacer, mukaddimesinde: «Allah Teâlâ bana ve sana öğretsin. Bil ki Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in eserleri, ashâb-ı kireim ve büyük tâbılerinin zamanında, câmi&#8217; kitablarında tedvin ve tertib edilmedi. Bunda iki hikmet vardır: a-Sahih-i Müslim&#8217;de sabit olduğu üzere, Kur&#8217;ân-j Azîm&#8217;den başkası­ nın Kur&#8217;ân-ı Azîm&#8217;e karışmasından korkulduğundan dolayı nehyedildiler. b-Zihinleri akıcı, hafızaları geniş olduğu ve birçokları yazı yazmayı bilmedikleri için tedvin edilmedi. Sonra tâbiînin zamanlarının sonunda eserler tedvin edildi, haberler bablara taksim edildi. Çünkü o zamanda ulemâ, beldelere yayıldılar. Kaderi inkar edenler, Râfizîler, Havâricîler tarafından bidatler meydana geldi. O zaman ulemâ hadîsi = âsârı zabt ve tedvin ettiler. İlk, Rubeyi&#8217; bin Sabih, Saîd bin Ebî Arûbe ve daha birçokları, her bir babdaki hadîsi tasnif ettiler. Nihayet ehli hadîsin üçüncü tabakası zamanında, büyükleri, büyük bir gayret gösterdiler, ahkâmı tedvin ettiler. Mesela İmam Mâlik Muvatta&#8217;yı tasnif etti, var gücünü Muvatta&#8217;nın tahridne harcadı, ehli Hicaz&#8217;ın hadislerini topladı.</p>
<p>Topladığı hadisleri, ashabın sözleriyle tâbiîn&#8217;in fetvalarıyla mezcetti » birleştirdi. Ebû Muhammed Abdulmelik bin Abdulaziz ve Ibnu Cureyc Mekke&#8217;de, Ebû Amr ve Abdurrahman bin Amr Evzâî Şam&#8217;da, Ebû Abdullah Sûfyan bin Saîd es-Sevrî Kûfe&#8217;de, Ebû Seleme Hammâd bin Seleme bin &#8216;Dinâr Basra&#8217;da hadîsin tedvininde büyük gayretle tasnif ettiler Onlara muasır olanlar, sonradan onlara uydular. Bilahare onlardan bazı imamlar, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in hadislerini özel bir şekilde, saflaştırmayı uygun gördüler. Derken H.200 senesi civarında Abdullah bin Mûsâ el-Absî el-Kûfî, Müsedded bin Müserhed el-Basrî, Esed bin Mûsâ el-Emevî, Nuaym bin Hammâd el-Huzzâî Mısır&#8217;da birer müsned yazdılar. Sonraki imamlar bunların yolunu takib ettiler. İmam Ahmed bin Hanbel, Ishak bin Râhuveyh, Osman bin Ebî Şeybe ve daha başka büyük ulemâ, müsnedlerini yazdılar. Bunlardan bazıları müsnedlerini hem bab hem müsnedler üzerine tasnif etti; Ebî Bekri-bni Ebî Şeybe gibi. Buhârî radı- yallahu anh, bu tasnifleri görüp rivayet edince, artık Câmiu-s-Sahîhi&#8217;ni te&#8217;lif etti.»[23]</p>
<p>Asrın reformcularından bazıları, Şâh&#8217;a yazınız.” hadîsinin, sadece o hutbenin yazılmasına mahsus olduğunu ve kesin tevatürle rivayet edilmeyen hadislerin -ashab ve büyük tâbiînin hadîsi yazmaktan tiksinmeleri bahanesiyle- hüccet olamayacağını ileriye sürüp Müslüman gençlerin kafalarını karıştırmaktadırlar; ve özellikle &#8220;H.130- 140 civarında Hâlid bin Ma&#8217;dan tarafından hadisler tedvin edilmiştir.’ demektedirler. Azizler; bu zavallılar, müsteşriklerin tuzaklarına gimişlerdir; ve birçok cihetlerle yanılmışlardır. Yukarıda naklettiğimiz gibi, ashâb-ı kiram içerisinde dahi Amr bin As ve daha başkaları, yazıyla da hadîsi zabtetmişlerdir. Ve ilk kez Ömer bin Abdulaziz gibi üstün seçkin haîfenin emriyle İmam Zührî ilk önce tasnif etmiştir. Sonra, hadîsin yazılması hususunda vârid olan, sadece Sahîhayn’da yer alan &#8220;Ebû Şâh&#8217;a yazınız.” hadîsi değildir, bilakis birçok hadisler vârid olmuş­tur. Mesela İmam Beğavî diyor ki: «Hazreti Ömer radıyallahu anh&#8217;tan, “İlmi kitabla kaydedin.” rivayet edilmiştir. Aynı zamanda bunun benzeri, Ibni Ömer ve Enes radıyallahu anhum&#8217;dan da rivayet edilmiştir. Nitekim Saîd bin Cübeyr diyor ki: &#8220;Ibnu Abbas radı- yallahu anh&#8217;la birlikte Mekke yolculuğunu yaptım; o bana hadisleri söyler, ben de sabaha kadar bineğim üzerinde onu yazardım.&#8221;</p>
<p>Yine, Ma&#8217;mer nakletti; Salih bin Keysan dedi ki: ‘Ben ve Ibnu Şihab, ilmin talebinde olduğumuz halde Sûnen&#8217;i yazmak üzerinde birleştik. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;den işittiğimiz her şeyi yazdık. Bununla beraber ashabından gelen şeyleri de yazıyorduk.&#8221; Ma&#8217;mer diyor ki: &#8216;Ashabdan gelen şeyler, sünnet = hüccet değildir ki.&#8221; dedim. Bunun üzerine Salih bin Keysan dedi ki: &#8220;Hayır, o da sünnettir = hüccettir.&#8221;&#8230;.Yine, Muaviye bin Kurre diyordu ki: Bilgilerini yazmayanın bilgisi bilgi sayılmaz. Yine Ebû Hilal diyor ki: Kattâde&#8217;ye talebeleri: ’Sen&#8217;den işittiğimizi yazalım mı?&#8221; dediler, bunun üzerine Kattâde şöyle dedi: Seni İlmi yazmaktan meneden şey nedir ki? Kur&#8217;ân-ı Hakîm&#8217;de Allah Azze ve Celle:&#8221;&#8230;Onların İlmi, Rabb&#8217;imin nezdinde bir kltabdadır&#8230;&#8221;[24] buyurmuştur. (Yani Rabb Teâlâ&#8217;nın yanında dahi yazmak vardır.) Ebu-l-Melih diyor ki: Bize ilmi yazmayı ayıblıyorsunuz. Halbuki Allah Teâlâ kitabında şöyle buyurmuştur: &#8220;&#8230;Onların İlmi, Rabb&#8217;iiIn nezdinde bir kitabdadır&#8230;” Ömer bin Abdulaziz, Ebî Bekr bin Hazım&#8217;a yazdığı mektubda şöyle demiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in hadîsine bak ve araştır, yaz. Çünkü ulemânın gitmesiyle ilmin münderis olmasından cidden korkarım. Abdullah ibni Mubarek&#8217;ten, &#8220;Bir adam bir olayı, şahid olarak yazıp da unuttuktan sonra, yazdığı yazıya dayanarak şahadet edebilir mi?&#8221; diye sorulmuş, muşârun ileyh: &#8220;Bundan başka ilmimiz var mı?&#8221; diye cevab vermiştir.»(25)</p>
<p>Anlaşılıyor ki, gerek ashâb-ı kiram, gerek tâbiîn ve tebei tâbiîn, bâhusus Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in»İnsanların en hayrlısı, İçinde yaşadığım asrın insanlarıdır. Sonra ikinci, sonra ûçüncûsûdûr.&#8221; [26] beşâretiyle şereflenen üç asrın büyük ulemâsı, beşerî tâkalin fevkinde gayret harcayarak sünneti zabtetmeye çalıştılar. Ve bunların ilim ve irfanlarında hadî­sin şahadetiyle şübhe yoktur. Binaenaleyh bizlere naklettikleri hadislerine güvenilir. EI-Bidâat-ul-Müzcât&#8217;ın müellifi Şeyh Muhammed Abdulhalîm diyor ki: «Başlangıçta sünnet; mesânid ve fıkıh babları üzerine tedvin edilmiş, akabinde ulemâ tedvin edilen sünneti tertib ve tehzib etmişler ve bununla dördüncü asra kadar mütekaddimînin zamanı bitmiş; beşinci asrın başlarında -ki müteahhir ulemâsının zamanıdır- Şark ve Garbda hadis ve fıkıh ilimlerine kemâliyle vâkıf olan bir cemaat, gayreti harcadılar, metinleri telhîs ettiler, tecrid ettiler, bazıları özel tertible tecrid ettiler, bazılar hadislerin ziyadesini eklemekle hadislerin lafızlarını gayrından saflaştırdılar, bazılar kısalttılar ve ondan şeri hükümleri çıkardılar, ğarîb lafızları asırlarına göre izah ettiler. Ve bu sûretle beşinci asrın sonuna kadar hadîsin tedvîni devam etli. Mesela kemâl-i itinayla bazıları, Müslim ve Buhârinin ittifak ettikleri hadisleri çıkararak yine mesânid tertibleri özere te&#8217;lîf ettiler. Nitekim H.48rde vefat eden Ebû Mes&#8217;ûd İbrahim bin Muhammed ed-Dimeşkî, H.484&#8217;te vefat eden Ebû Abdullah Muhammed bin Ebî Nasr el-Humeydî, fıkıh bablarının tertibine göre değil, mesânid tertibi üzerine hadislerini te&#8217;lif ettiler.</p>
<p>Bazıları Usûl-u Sitte ve Sıhâh-ı Selâse (yani Buhârî, Müslim, Muvatta&#8217;), Sünen-i Selâse(yani Sünen-i Ebû Dâvûd, Sönen-i Tirmizî, Sûnen-i Nesâî)&#8217;de yer alan aslî hadisleri toplamıştır. Nitekim Tecrîd-us-Sıhâh-i ves&#8217;Sûnen adlı eserini yazan, H.535&#8217;te vefat eden Ebu-I-Hasen Reziyn bin Muaviye el-İderî el-Endülüsî bunlardandır. Yine bir kısmı, terğib, terhib, ahlak ve adab hadislerini toplamak üzere hadisleri tedvin etmiştir. Nitekim H.535&#8217;te vefat eden İmam İsmail bin Muhammed el-Esbihânî, yine 656&#8217;da vefat eden Hafız Abdulhalîm el-Mönzerî, &#8220;et-Terğib ve Terhib&#8221; eserlerini bu sûretle tertib ettiler. Yine bir kısmı, hadîs-i şeriflerin ilk kelimelerini hece harfleriyle sı­ralayarak birtakım hadisleri tedvin etmişlerdir. Nitekim H.454&#8217;te vefat eden Kâdı Ebû Abdullah Muhammed bin Selâme el-Kuzzâî eş-Şâfiî, Şihâb-ul-Ahbar fil’Hikemi vel&#8217;Âdab adlı eserini; 55O&#8217;de vefat eden İmam Ebu-I-Abas Ahmed bin Ma&#8217;d el Eklişî, En-Nucem min. Kelâm-i Seyyid-il -Arabi vel&#8217;Acem adlı eserini -ki bu eseri dört bab üzere tertiblediği halde sonuncu bâbını Nebî sallallâhu aleyhi ve şellem&#8217;den vârid olan dualara tahsis etmiş-; 65O&#8217;de vefat eden Allâme Hasen bin Muhammed es-Sa- ğânî el-Lâhûrî, Meşârik-ul-Envâr-in-Nebeviyye eserini tedvin etmişlerdir. Yine bunlardan bazıları, ahlak ve sıfat itibarıyla hadisleri tanzim etmiş; nitekim 676&#8217;da vefat eden İmam Muhyeddîn Ebû Zekeriyya Yahya bin Şeref-in-Nevevî, Riyâz-us-Sâlihîn adlı eserini bu sûrette yazmıştır. Birtakım ulemâ da, sadece ahkam hadisleri üzerinde durdular.</p>
<p>Nitekim 581&#8217;de vefat eden Hafız Allâme Abdurrahman bin Abdurrahman el -Ezdî el-Işbilî el-Mâlikî yani Ibnu Harrat, &#8220;el-Ahkâm-us-Suğrâ&#8221;; 600&#8217;de vefat eden Şeyh Takıyyeddîn Abdulğanî bin Abdulvâhid el-Makdîsî, H.652&#8217;de vefat eden Şeyh-ul-lslam Mecduddîn Abdusselam Ibnu Abdullah el-Harrânî, &#8221;el-Mûntekâ fî Ahkâm-iş-Şer&#8217;iyye&#8221; adlı eseri bu sûretle yazdılar.Bazıları zaman ve vakit Kibarıyla hadisleri tedvin etti; imam Nevevî&#8217;nin, el-Ezkâr-ul-Muntahlbet-u min Kelâm-i Seyyid-il-Ebrâr eseri gibi. Birtakımları, İtikad, ahkam, siyer, adab, filen, eşrât-us-sâa ve menâ-kıb hadislerini tahric etti&#8230;&#8230;Ez cümle H.516&#8217;da vefat eden Muhyissünne el-Muhaddls el-fakih eş-Şeyh Hüseyin bin Mes&#8217;ûd el-Ferrâğ, &#8220;Mesâ- bîh-us-Sünne&#8221; adlı eserini tedvin etti. Kendisi buyurur ki: Şu zihnimde tutmuş olduğum hadisler, nübüvvetin göğsünden sudur etmiş lafızlardır, Risâletln ma&#8217;deninden hayli mesafe yol kaleden sünenlerdir, Seyyid-ul -murselîn ve Hâtem-un-Nebiyyîn&#8217;den gelen hadislerdir ki, onlar takva mişkâtından çıkan, karanlıkları aydınlatan lambalardır.» (27j H.737&#8217;den sonra vefat eden Hatîb-i Tibrîzî, Mesâbîh-us-Sünne&#8217;nin 4434 (dört bin dört yüz otuz dört) hadîsine yeni bir kisve giydirip 1511 (bin beş yüz on bir) hadîsi de eklemiştir. Artık bu kitabla uğraşniak, okumak ve ezberlemek, bunca kilabları okumak kadar faydalıdır. Hadiste yazılan kitablar, adedce çok, üslub olarak da çeşitlidir. Her bir âlim, bir fen üzere tasnif etmiştir. Mesela Ebû Dâvûd ve başkasının süneni gibi &#8220;kitâb-ut-tahare&#8221;den itibaren &#8220;kitâb-ul-vasâyâ&#8221;ya kadar fıkıh kitablarının tertibi üzerine yazılan eserlere «sünen» denilmektedir.</p>
<p>Ahkam hadislerinin ekseriyetini teşkil eden hadisler, sönenlerde aranılır. Sünen üzerine yazılan eserler çoktur. Ashâb-î kirâmın isimlerinin elifbatik şırasıyla yazılan hadislere «müsned &gt; mesned» denilir. Mesânid üzerine yazılan kitablar çoktur; en makbul ve meşhuru İmam Ahmed&#8217;in Müsnedi&#8217;dir, denilmektedir. (H.593 &#8211; 665) İmam Ebû Muhammed bin Mahmûd el-Harzemî rahimehullah’ın, İmam A&#8217;zam&#8217;ın on beş mesnedini bir araya getirerek yazdığı Câmiu-l-Mesânid, meşhur olmasa dahi çok güzel bir kitabdır; ulemâ tarafından kabulle telakkî edilmiştir. Bu eser, gerek oğlu ve gerekse talebelerinin, Ebû Hanîfe&#8217;den işitip yazdıkları hadisleri senedleriyle kuşatmaktadır. Artık, bu esere vâkıf olan, &#8220;Ebû Hanîfe ehli hadis değildir&#8221; diyemez. Şayed yazılan hadisler, elifbatik sırasıyla yazarının meşâyıhının isimlerini kuşatıyorsa, buna da «mu&#8217;cem» denilir. Artık mesânid ve mu&#8217;- cemlerden, bir külliyâtı değil bir cüz&#8217;ü alıyorsa, buna da «ecza&#8217;» denilir. Ecza&#8217;, cüz&#8217;ün cem&#8217;Idir. Bir adamın -ashab olsun, tebe&#8217;-i tâbiîn olsun- rivayet ettiği yahud tahric ettiği hadislerin yazılmasına «cüz» veyahud «ecza&#8217;» denilir. Böylece cüz-î meseleler hususunda, mesele hakkında toplanan hadislere de cüz denilir.</p>
<p>Kimisi bunda kırk hadis, kimisi on hadis yazar ve buna cüz ismini takar. Bir de «âsâr» ismi verilen kitablar vardır; mesela (H.224 &#8211; 310) Ebû Ca&#8217;fer et-Taberînin yazdığı Tehzîb-ul-Âsâr gibi; sahabînin mevkuf veya mevsul hadislerini toplar. Fakat bu dahi mesânide dahildir; mesela Müsned-i Ömer bin Hattâb gibi. Bezl-ul-Mechûd&#8217;un müellifi Şeyh Halil Ahmed es-Sehâranfûrî&#8217;nin kaydettiği üzere, bunların içerisinde bir de akâid, ahkam, rikak, adab, tefsir, tarih, menkıbeler, fiten, ahiret ahvâline aid hadisleri kuşatan kitaba «câmi&#8217;» denilir; Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim gibi. [28] En son Muhyissünne&#8217;nin yazmış olduğu Mesâbîh-us-Sünne ve ona ek olan Mişkât-ul-Mesâbîh eseri, ulemâ tarafından kabulle telakkî edildiği için en güzel olarak hazırlanmıştır. Çünkü hem mesânid hem câmi&#8217; sayılır. İmam Aynînin Umdesi&#8217;nde kaydettiği üzere. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem&#8217;in, vefat edeceği hastalığında; &#8221;Bana üzerinde yazı yazılacak şeyi getirin, size yazayım&#8230;” demesi, yazmakla, hadîsin kayd ve zabtedilmesinin cevazına hamledilmiş- tir. Aynısını Ibnu Hacer de söylemektedir. Demek hadîsin kitâbetle neş­redilmesi, ümmetin ittifakıyla kabul edilmiştir. [29] Bir de «mûstahrecât» vardır. Müstahrecât, &#8220;mûstahrec&#8217;in cem&#8217;idir.</p>
<p>Ehli hadis nezdinde, Ism-i mefûl olarak müstahrec, çıkarılan birtakım sahih hadisler demektir. Çıkarıcıya, ism-i fail olarak müstahric denilir. Mesela Sahîh-i Müslim ve Sahîh-i Buhârîde muhkem senedlerle tesbit edilmiş hadislerin aynısını, Müslim ve Buhârînin senedlerini zikretmeksizin başka senedlerle çıkarıp yazana müstahric denilir. Müstahric, hadislerini Müslim ve Buhârînin şeyhlerinden veya şeyhlerinden daha üstün tabakadan çıkarır; üzerine tahric ettiği sahih hadislerin metinlerine riayet etmez, kendi şeyhlerinden işittiği lafızları yazar. Fakat müstahricin müstahrecâtı olan metin, Müslim ve Buhârînin metinleriyle mana olarak birleşir. Nadiren manada da muhalif olur. Bu itibarla müstahrecât kitablarından, üzerine tahric edilen kitabın ismini vermek doğru olmaz. Bu itibarla müstahricin şartı, Müslim ve Buhârîden hadis rivayet etmeyip, şeyhlerinden ve daha yüksek tabakalardan sahih senedlerle tahric etmesidir. Yukarıda anlaşıldığı üzere, ashâb-ı kiram ve tâbi&#8217;leri büyük bir ehemmiyet göstererek, ashab zamanında hıfz = ezber olarak, tâblîn ve tebe&#8217;-l tâblîn zamanında hem hıfz hem de kitâbeten hadisler zabt ve tedvîn edilmiştir.</p>
<p>Şeyh Zâhid Kevserî rahimehullah birçok makalelerinde uzun izahattan sonra diyor ki: «Ibnu Mes&#8217;ûd radıyallahu Teâlâ anhu, Kû- fe&#8217;de bulunmasıyla birçok fakih ve muhaddisi yetiştirmiştir. Hatta güvenilen bazı ulemâ demişlerdir ki: &#8220;Sadece Kûfe&#8217;de, Ibnu Mes&#8217;ûddan ilimden büyük bir pay alan zevatların adedi, dört bin âlime ulaşmıştır.&#8221; Tabiî ki orada Saîd bin Mâlik, Ebû Vakkas, Huzeyfe, Ammar, Selman, Ebû Mûsâ radıyallahu anhum gibi ashabdan birçok asfiyâ vardı. Hatta Hazreti Ali radıyallahu Teâlâ anhu Kûfe&#8217;ye vardığında, Ibnu Mes&#8217;ûd’un yetiştirdiği o üstün ve seçkin ulemâdan çokça sevinmiş ve Ibnu Mes&#8217;ûd&#8217;u övmûştür.-[3o] Artık ikinci asrın başında Ibnu Şihab, Rubeyi&#8217; bin Sabih, Saîd bin Ebî Arûbe, İmam Mâlik gibi ulemâ Medine&#8217;de, Ibnu Cureyc Mekke&#8217;de, Evzâî Şam&#8217;da, Sûfyan Sevrî Kûfe&#8217;de, Hammad bin Seleme Basra&#8217;da, Huşeyn bin Beşîr Vâsıta&#8217;da, Ma&#8217;mer bin Râşid Yemen&#8217;de, Ibnu Mübarek Horasan&#8217;da, Cerîr bin Abdulhamîd Rey&#8217;de hadis ilmini tedvin ettiler. Böyle böyle üçüncü asırda, yukarıda belirtildiği üzere bü­tün beldeler, Arab ve Acem diyarları. Şarkta ve Garbda, cevâmi&#8217;, mesâ- nid, sıhah, sünen, meâcin ve masnaflar, ecza ve efradlarla dolmuştur. O zevatların kalbleri servet kaynağı, göğüsleri ilim ve irfanla dopdoluydu. İnsan bunların çalışma ve gayretlerini düşündüğü zaman hayrete düşer. Evet ilimleri, vitrinleri süsleyen, sandıklara konulan kitablarda de­ ğildi.</p>
<p>Üçüncü asrın başlarında, Mısır, Şam, Endülüs ve Horasan&#8217;da o kadar hadis ulemâsı yetişti ki, bunları devreden çıkarmak imkansızdır. Nitekim Hanefîlerden Hafız Ebû Bişr ed-Dûlâbî, Hafız Ebû Ca&#8217;fer et-Tahâvî, Hafız Ibnu Ebi-l-Avam es-Sa&#8217;dî, Hafız Ebû Muhammed el-Hârisî yani Ebû Hanîfe&#8217;nin Müsnedi’nin müellifi. Hafız Abdulbâkî, Hafız Ebî Bekr Râzî el-Cessâs, Hafız Ebû Muhammed Semerkandî, Hafız Şemseddîn es-Surûcî, Hafız Kutbuddîn el-Halebî, Hafız Alâaddîn el-Mardînî, Hafız Cemaleddîn ez-Zeylâî, Hafız Alâaddîn Moğultay, Hafız Bedreddîn Aynî, Hafız Kâsım bin Kutlubağa ve daha birçokları ve bunca Şâfiî hafızlardan, bunca Mâlikî hafızlardan, bunca Hanbelî hafızlardan yetiştiler, yetiştirdiler. Sahih hadisleri, hasen hadisleri seçtiler. Artık bunların tasniflerine karşı bunların sayesinde, bir tek kelime olsa dahi hadîse İlave etmek yahud hadîsin metninden bir kelimeyi çıkarmak imkansız hale gelmiştir. [31]Netice-i meram, müsteşrik tuzaklarına düşen kimselerin: &#8220;Biz Kur&#8217;­ an&#8217;la hükmederiz&#8221; yahud &#8221;mütevatir olmayan hadisle amel etmeyiz.&#8221; sözleri bâtıldır. Çünkü böyle serserilikle bunlar, bunca ulemâyı devreden çıkarıp, kendi benliklerini ortaya koymak İsterler. Tekaddumet-u Nasb-ir -Râye’de Zâhid Kevserî, sadece Hanefîlerden H.158&#8217;den İtibaren 13O4&#8217;e kadar bin üç yüz on bir &#8220;hâfız-ul-hadîs*i tesbit etmiştir. 1163&#8217;ten 1300 senesine kadar da sadece Hindistan&#8217;da otuz üç muhaddis daha eklenmiştir. [32] Acaba bunca ulemâyı berkenar etmek mümkün mü?..</p>
<p>İsmail Çetin &#8211; Tahkim-i Sadat Şerhi,c.1,syf.14-23</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong><br />
[11]Bkz. Kitabımızda h.n.198.</p>
<p>[12]Şarh-us&gt;Sûnne c.1 s.295</p>
<p>[13]Musnedi c.1 s.171</p>
<p>[14]3004 nolu Zühd ve Rikâk&#8217;da, bab-ut”tasebbuti fil&#8217;hadîsi</p>
<p>[15]Fethu&#8217;l-Bari.c.1 S.185, Umdet-ul-Kari c.1 s.572</p>
<p>[16]Bab-u kitabet-il-ilmi h.n.39</p>
<p>[17]Bab-u keyfe tu&#8217;rafu luktatu ehli Mekkete.h.7</p>
<p>[18]Bab-u men men kutu» lehu katilun</p>
<p>[19]h.n.89</p>
<p>[20]h.n.4</p>
<p>[21]h.n.12</p>
<p>[22]c.2 S.238</p>
<p>[23]Mukaddimet-u Hûda-s-Sâri, s,4</p>
<p>[24]Tâhâ 52</p>
<p>[25]Şerh-us-Sunne« c.1 ». 295-297&#8217;ye kadar, özellikle el-Hadis vel&#8217;Muhaddisûn adlı eseririn müellifi Muhammed Muhammed Ebu-z-Zahra, eserinde *Mevkıfu Sahib-i Mecillet-ll -Mennâr* başlığı altında bu hususta takriben sekiz sayla yazmıştır.</p>
<p>[26] Müslim Aişe radıyallahu anhA&#8217;dan h.n.2536 -216</p>
<p>[27] El-Bidâat-ul-Müzcât 51-57 arası</p>
<p>[28]Bezl&#8217;ul-Mechûd c.1 s.46</p>
<p>[29] Buhâri, ilim bâb-u kitabet-il ilmi h.n.114 &#8211; 57, Umdet-ul-Kâri c.1 s.573-577</p>
<p>[30[ Tekaddimet-u Nasb-ir Râye,s.30</p>
<p>[31] Mukaddimet-u Feyz-ul-Bari s. 14, Tekaddumet-u Nasb-ir-Râye s.32, Makâlât-ul Kevseri 8.71-72, Câmiu-l üsûl fi Ehâdis-ir-Rasûl c.1 s.40-41</p>
<p>[32]Bkz. Tekaddimet-u Nasb-ir Râye s.40*tan itibaren 51*e kadar</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-i-serifler-buyuk-ehemmiyetle-tedvin-edilmistir/">Hadis-i Şerifler Büyük Ehemmiyetle Tedvin Edilmiştir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadis-i-serifler-buyuk-ehemmiyetle-tedvin-edilmistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an Bize Yeter mi ?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuran-bize-yeter-mi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuran-bize-yeter-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2016 19:44:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Malik]]></category>
		<category><![CDATA[Asr-ı Saadette Hadis Yazımı]]></category>
		<category><![CDATA[Bize Kur'an yeter diyenler]]></category>
		<category><![CDATA[hadislerin yazılması]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an sünnete/hadislere işaret etmektedir]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi Beki]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet'in dinde yeri ve önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnete/hadislere ihtiyaç yok mu?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10664</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Sünnete/hadislere ihtiyaç yok mu?) Bir televizyon kanalında seyrettiğimiz iki ilim adamının –hadisler konusunda yaptıkları- bazı değerlendirmelerini seyirciler adına tashih etmeyi uygun gördük. Maksadımız, bağcıyı dövmek değil, üzümü yemek olduğundan, ilgili kanal ve şahısların isimlerini açıklamakta bir maslahat görmemekteyiz. Asıl konuya girmeden önce şunu belirtmeliyiz ki; bu zatların ifadelerinden şunu iyice anladık ki; insanlar kendi meşreplerinin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuran-bize-yeter-mi/">Kur’an Bize Yeter mi ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>(Sünnete/hadislere ihtiyaç yok mu?)</strong></p>
<p>Bir televizyon kanalında seyrettiğimiz iki ilim adamının –hadisler konusunda yaptıkları- bazı değerlendirmelerini seyirciler adına tashih etmeyi uygun gördük. Maksadımız, bağcıyı dövmek değil, üzümü yemek olduğundan, ilgili kanal ve şahısların isimlerini açıklamakta bir maslahat görmemekteyiz.</p>
<p>Asıl konuya girmeden önce şunu belirtmeliyiz ki; bu zatların ifadelerinden şunu iyice anladık ki; insanlar kendi meşreplerinin taassubundan kurtulamazlar. Kendi görüşlerini destekleyen en ufak bir emareyi bile büyük bir delil gibi kabul edip yansıtabilirler. Buna mukabil, fikirlerine ters düşen çok kuvvetli delilleri göz ardı etmekte bir sakınca görmezler. Oysa böyle bir tutum ilmî objektifliğe taban tabana zıttır.</p>
<p>Hatta bazen ince bir kurnazlıkla bazı âlimlerin ifadelerini esneterek kendi lehlerine olacak bir renge büründürebilirler. Bu tavır gerçekten –sadakat şuuru bakımından- dehşet vericidir.</p>
<p>Bir de şunu gördük ki; sünnet/hadis konusunda müspet ve menfi iki tavır vardır. Müspet tavır takınanlar, öncelikle hadislerin sahihliğini esas alır, sonra zayıf, mevzu/uydurma olanların ayıklanmasının gereğine işaret ederler. Menfi tutum içine girenler ise, sünneti-hadisleri öncelikle deforme kabul ederler, sonra da “varsa şayet sahih olanları kabul edebileceklerini” söylerler. Bu ikinci tavır, yüzlerce ilim ve takva sahibi İslam büyüklerinin kemiklerini sızlatan bir kadirbilmezliktir.</p>
<p>Bu kısa girişten sonra artık o kanaldaki zatların görüşlerini ve cevaplarını arz edebiliriz.</p>
<p><strong>Kur’an sünnete/hadislere işaret etmektedir:</strong></p>
<p>Hz. Peygamberin Kur’an vahyi ile ilgili temel iki görevinin olduğu Kur’anda beyan edilmiştir. Bunlardan birincisi Tebliğ; ikincisi ise Tebyindir. Tebliğ: Kur’an vahyini,-ne fazla ne eksik- aldığı gibi insanlara ulaştırmaktır. Tebyin ise: Kur’an’ın mesajını sözlü ve fiili olarak insanlara açıklamaktır.</p>
<p>Örneğin: “Peygamberin görevi yalnız tebliğdir”(Made:99) mealindeki ayette tebliğ görevine vurgu yapıldığı gibi, “(Resulüm!) Sana bu zikri/Kur’an’ı indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın. Umulur ki düşünüp anlarlar(Nahl:44) mealindeki ayette de tebyin görevine işaret edilmiştir. Ayetlerin açıklaması, ya sözlü, ya fiili ya da takriri olarak yapılır. Bunlar sünnetin ta kendisidir.</p>
<p><strong>Hadislerin yazılması:</strong></p>
<p><strong>Özetle şöyle dediler:</strong> “Hz. Peygamber buyurdu ki, ‘Kur’an’dan başka kimse benden bir şey yazmasın. Benden bir şey yazan varsa onu imha etsin.’  Bu hadis, İslam’da dini kaynağın yalnız Kur’an olduğunu gösteriyor.”</p>
<p><strong>Cevabımız:</strong><br />
Evvela, bu hadisin varlığı hadisleri devre dışı bırakma çabalarına manidar bir cevap teşkil etmektedir. Çünkü eğer hadislerin yazılması gerçekten -kayıtsız ve kesin olarak- yasaklandıysa bu hadis nereden çıktı? Bununla nasıl istidlal edilebilir, nasıl delil olarak kabul edilebilir?</p>
<p>Bununla beraber, Ebû Saîd el-Hudrî&#8217;den gelen “Benden [Kur&#8217;an&#8217;dan başka] bir şey yazmayınız! Kim benden Kur’an’dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin” (Müslim, Zuhd,72) mealindeki bu hadis rivayeti tartışmalı bir rivayettir. Başta Buhârî olmak üzere, bazı âlimlere göre bu hadis mevkuftur; Ebû Saîd&#8217;in kendi beyanıdır. (İbn Hacer, 1/208); dolayısıyla Peygamber&#8217;e yanlışlıkla atfedilmiştir. Fakat âlimlerin çoğunluğunun kanaati, bunun Rasûl-i Ekrem&#8217;den rivayet edilen bir hadis olduğu yönündedir.</p>
<p>Âlimler bu yasaklamayı ifade eden hadis rivayeti ile, hadislerin yazılmasına izin veren ve fiilen yazıldığını gösteren sahih hadis rivayetlerinin arasını bulmak için, yasak ve ruhsatın gerekçelerini şu birkaç ihtimale dayandırmışlardır:</p>
<p><strong>Birincisi;</strong> yasak emri, Kur’an’ın nazil olduğu ilk döneme aittir.  Yazmaya verilen ruhsat ise, daha sonraki zamanlara aittir.</p>
<p><strong>İkincisi; </strong> Hz. Peygamberin bu yasak emri, Kur&#8217;an&#8217;la birebir aynı sahife ya da levha üzerine hiçbir şeyin yazılmamasını hedeflemektedir. Çünkü aynı sayfada satır aralarına veya kenarlara yazılacak kelime ve cümleler, insana Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;denmiş gibi bir yanlış bir algı meydana getirebilir. Ruhsat ise, Kur’an’la aynı sayfada yazılmama durumuyla ilgilidir.</p>
<p><strong>Üçüncüsü;</strong> yasak, hadisleri ezberlemeden sadece yazıya dökenler içindir. O zaman hem yazı yazanlar az, hem doğru yazanlar nadir olduğu için hadisleri ezberlemeden sadece yazıyla kaydedenlerin yanlış yazacakları endişesiyle yasak konmuştur. Ruhsat ise, ezber ile yazmayı birlikte yapanlara yöneliktir.</p>
<p><strong>Dördüncüsü, </strong>hikmeti ne olursa olsun, Hz. Peygamberin yasak emri önceki zamanlara aittir, daha sonra verilen ruhsatla yasak hükmü nesh edilmiş, ortadan kalkmıştır.</p>
<p><strong>Şu aşağıdaki bilgiler asr-ı saadette hadislerin yazıldığının belgesidir:</strong></p>
<p>İslâmî kaynakların verdiği bilgiye göre, hadisleri Hz. Peygamber’den ilk duyup hıfzeden sahâbe neslinin bir bir aradan çekildiğini ve yerlerine kendileri gibi sünneti bilen hafızların bırakılmadığını, ayrıca bid‘atlerin de yayılmaya başladığını gören halîfe Ömer b. Abdulaziz (ö.101/719), bütün vâli ve âlimlere mektup göndererek hadislerin yazıya geçirilmesini emretmiştir. Emrin gereğini ilk gerçekleştiren ünlü âlim imam Zührî (ö.124/741) olmuştur (İbn Hacer, Fethu’l-Barî, 1/208).</p>
<p><strong>Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur:</strong> Zührî’nin gerçekleştirdiği faaliyet –devlet eliyle yaptırılan- resmi tedvîndir; daha önceleri fertler bazında gayri resmi kitabet/hadisleri yazıyla kaydetme ve tedvin etme işi hep var ola gelmiştir. Örneğin Amr b. el-‘As&#8217;ın (ö.63/682) bin hadisi ihtiva eden &#8220;es-Sahifetu’s-sâdıka&#8221;sı ile Hemmâm b. Münebbih’in (ö.101/719), hocası Ebû Hureyre’den aldığı hadisleri içeren 138 hadislik sahifesi bunlar arasında en meşhur olanlarıdır. (bk. Çakan, İsmail Lütfü, Hadis Edebiyatı, s.12)</p>
<p>Kaldı ki, Hz. Peygamber tarafından bizzat yazdırılmış olan bazı vesikalar, mektupların varlığı, yine –yukarıda iki örnek verildiği üzere- onun zamanında bazı sahabilerce yazılmış hadis sahifelerinin bulunduğu bu gün ilmî olarak ispatlanmış ve neşredilmiş bulunmaktadır. (bk. M. Hamidullah, el-Vesaiku’s-siyasiye; Çakan, a.g.y)</p>
<p>Bin hadis ihtiva eden &#8220;es-Sahifetu’s-sâdıka&#8221; sahibi Abdullah b. Amr b. As’ın anlattığı şu olay hadislerin yazıya geçirilmesine dair verilen izin bakımından manidardır:</p>
<p>“Resulullah’dan duyduğum her şeyi ezberlemek maksadıyla yazıyordum. Kureyş beni bundan nehyetti ve ‘Resulullah (a.s.m) hem kızgınlık hem sükunet hallerinde konuşan bir insan iken, sen ondan duyduğun her şeyi nasıl yazarsın?’ dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Resulullah’a arz ettim. Eliyle ağzına işaret ederek; ‘Yaz; canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz’ buyurdu.”(Ebu Davud, ilim,3)</p>
<p>Hz. Ebu Hureyre’nin şu ifadeleri de Hz. Peygamber zamanında hadislerin ezberlenmesi yanında yazıldığını da göstermektedir: “Resulullah’ın ashabı içinde Abdullah b. Amr hariç, benden daha fazla hadis rivayet eden kimse yoktur, Abdullah yazar, ben yazmazdım.” (Buharî, ilim, 39)</p>
<p>Başlangıçta –hadisin yazılması ile ilgili- görülen bazı tereddütler neticede ortadan kalkmış ve hadislerin yazıya geçirilmesinin cevazına fikir birliği sağlanmıştır. (İbn Salah, Ulumu’l-Hadis, s.161)</p>
<p>Aslında bu konuda fazla söze hacet yok; aşağıda mealleri verilen ayetlerde “Hz. Peygamberin sünnetinin” önemine işaret eden ifadelere bakmak yeterlidir.</p>
<p>“Hakikaten, Allah’ın Resulünde sizler için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel bir numune/örneklik vardır.” (Ahzab, 33/21) mealindeki ayette Hz. Peygamberin hayatı nazara verilmektedir. Hayatı ise özellikle sünnetin kaynağı ve hadislerin konusudur.</p>
<p>“Peygamber size her ne getirirse onu alın, sizi neden menederse ondan da sakının.” (Ahzab, 33/21) mealindeki ayette, Kur’an’ın dışında Hz. Peygamberin emir ve yasaklarının da bir teşri kaynağı olduğuna işaret edilmiştir.</p>
<p>“Kim Resûlullah’a itaat ederse Allah&#8217;a itaat etmiş olur.” (Nisâ, 4/80) mealindeki ayette, Hz. Peygamberin emir ve yasaklarına riayet etmenin gereğine, onun emir ve yasaklarına riayet etmek Allah’a itaat etmekle eşdeğer olduğuna dikkat çekilmiştir.</p>
<p>“Ey iman edenler! Allah&#8217;a ve Resûlü&#8217;ne itaat edin. Kur’ân’ı ve Resûlullah’ın öğütlerini işitip durduğunuz halde ondan/peygamberden yüz çevirmeyin!”(Enfâl, 8/20)mealindeki ayette Allah’a itaat etmekle resulullah’a itaat etmenin aynı değerde olduğuna işaret edilmiştir. Nitekim: Allah ve resulüne itaat emredildiği halde, daha sonra “ondan yüz çevirmeyin” mealindeki ifadede yalnız Hz. Peygamber nazara verilmiştir. Bu da peygambere itaat etmek, Allah’a itaat etmek olduğunu göstermektedir.</p>
<p>“Kim Allah&#8217;a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah&#8217;ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve salihlerle birliktedir. İşte bunlar ne güzel arkadaştır!”( Nisâ, 4/69) mealindeki ayette de Allah’a ve peygambere itaat konusu aynı kefeye konulmuştur.</p>
<p>“Allah ve Resûlü, herhangi bir meselede hüküm bildirdikten sonra, artık inanmış bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah&#8217;a ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”(Ahzab,33/36) mealindeki ayette -meal olarak- yer alan “Allah ve resulünün verdiği hüküm” ifadesi, Hz. Peygamberin sünnetinin de bir teşri kaynağı olduğunu göstermektedir.</p>
<p>“Hayır, hayır! Senin Rabbin hakkı için, onlar aralarında ihtilâf ettikleri meselelerde seni hakem kabul edip, sonra da verdiğin hükümden ötürü içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın sana tam bir teslimiyetle bağlanmadıkça iman etmiş olmazlar.”(Nisâ, 4/65) mealindeki ayette ise, sünnetin ikinci teşri kaynağı olduğunu tereddüde mahal bırakmayacak kadar açık ifadeler kullanılmıştır.</p>
<p>Bütün bu ayetlerin ifadelerinde vurgulanan “resule itaat” hususu, sünnetin teşri kaynağı olduğunu göstermektedir. Hz. Peygamberin söz, fiil ve takririnden(bir şeyi açıkça veya zımnen tasdik etmesinden) ibaret olan sünnetini bize kadara taşıyan kaynak ise hadislerdir. Hadisleri inkâr etmek dinin üçte birini inkâr etmek anlamına gelir.</p>
<p><strong>Aşağıdaki hadislerde de sünnetin dindeki yeri ve önemi vurgulanmıştır.</strong></p>
<p>“Sözlerin en hayırlısı, Allah’ın kitabı Kur’ân’dır; tutulup gidilecek yolların en hayırlısı da Muhammed’in (a.s.m) yoludur, sünnetidir. İşlerin en şerlisi de, sünnete muhalif olarak, sonradan ortaya çıkarılan bid’atlardır. Her bid’at da dalâlettir.”( Müslim, Cuma 43).</p>
<p>“Benim sözlerimi işitip, iyice belledikten sonra başkalarına ulaştıran kimselerin Allah yüzlerini ak etsin.”(Ebu Davud, ilim, 10; Tirmizî, ilim, 7).</p>
<p>“Ümmetimden herkes Cennet’e girecektir, girmemekte direten müstesna.” Ashab, “Girmemekte direten kimdir yâ Resûlallah?” diye sordular. Allah Resulü de şu cevabı verdi: “Bana itaat eden Cennet’e girer; bana isyan edense Cennet’e girmemek için ayak diretmiş demektir.”( Buhârî, İ’tisâm 2).</p>
<p><strong>&#8211;</strong>Dinlediğim televizyondaki zatlar, özetle dediler ki; Sünnet Hz. Peygamberin vefatından 200-250 sene sonra –yazıyla kaydedilip-tedvin edilmiştir. Delil olarak da Buhari  gibi muhaddislerin vefat tarihlerini gösterdiler.</p>
<p><strong>Cevabımız:</strong></p>
<p>-Bu düşüncenin yanlışlığı izaha muhtaç olmayacak kadar açıktır. Yukarıda hadislerin yazılması konusunda ifade edildiği üzere, Hadisin yazılması Hz. Peygamberin hayatında başlamıştır.</p>
<p>Nitekim Buharî aşağıdaki hadisi “Takyidu’l-ilm=ilmi yazıya geçirme” başlığı altında vermiştir.</p>
<p>“Ebû Hureyre&#8217;den rivayet edildiğine göre;</p>
<p>Mekke&#8217;nin fethedildiği yıl Huzaa kabilesi, öldürülen bir adamlarına karşılık olarak Benî Leys kabilesinden bir adamı öldürdüler. Bu, Hz. Peygamber&#8217;e bildirilince o bineğine bindi ve şu konuşmayı yaptı:</p>
<p>&#8220;Allah Mekke&#8217;den öldürülmeyi (yahut fili) alıkoydu, onlara Allah&#8217;ın elçisini ve müminleri musallat etti. Dikkat edin! Mekke benden önce hiç kimseye helal kılınmamıştır, benden sonra da hiç kimseye helal kılınmamıştır. Dikkat edin! Mekke bana da yalnızca gündüzün bir anında helal kılınmıştır. Dikkat edin! İçinde bulunduğum şu anda Mekke haramdır. Onun dikeni kesilmez, ağacına balta vurulmaz. Yitiğini, sahibini aramak maksadı dışında kimse alamaz. Bir kimse Öldürüldüğünde (onun velisi) şu iki şeyden birini seçme hakkına sahiptir: Ya kendisine diyet ödenir, ya da öldürülenin yakınları kısas yaptırır&#8221;</p>
<p>Bunun üzerine Yemenli bir adam gelerek: Ey Allah&#8217;ın elçisi bunu (bu konuşmayı) benim için yazınız&#8221; dedi. Hz. Peygamber de &#8220;Bunu falan kimse(Ebu Şah) için yazınız&#8221; buyurdu(Buharî, ilim, 112). Bu sahih hadis rivayeti bizzat Hz. Peygamber tarafından hadislerin yazdırıldığının en açık delilidir.</p>
<p>&#8211; Daha önce de ifade edildiği gibi, Hadislerin hıfz edilmesi ve yazılması Hz. Peygamber zamanında başlamıştı. Ancak ezber ve dağınık yazıların bir araya getirilip kitap halinde düzenlenmesinin adı olan “Tedvin” işi daha sonra olmuştur. Bu işlem bile –iddia edildiği gibi, Hz. Peygamberin vefatından sonra 200-250 senelerinde değil, hicri birinci asırda (Hz. Peygamberin vefatından yaklaşık 80-90 yıl sonra)başlamıştır. Nitekim İslam kaynaklarının bildirdiğine göre, bu işi ilk defa Ömer b. Abdulaziz (ö.101/719) düşünmüş ve bütün vâli ve âlimlere mektup göndererek hadislerin yazıya geçirilmesini emretmiştir. Emrin gereğini ilk gerçekleştiren ünlü alim imam Zührî (ö.124/741) olmuştur(İbn Hacer, Fethu’l-Barî, 1/208).</p>
<p><strong>-Dediler ki,</strong> “Sünneti Kur’an’a arz edin…” manasında bir hadis vardır. Yani bir hadisin ifadesinin kabul edilmesi için mutlaka aynı şeyin/veya bir benzerinin Kur’an’da olması gerekir.</p>
<p><strong>Cevabımız:</strong></p>
<p>Alimler bu hadis rivayetinin sahih olmadığını, hatta uydurma olduğunu belirtmişlerdir:</p>
<p>Bu hadis rivayetinin tamamı şöyledir: “Benden size gelen şeyi, Allah&#8217;ın Kitab&#8217;ına arzedin  Ona uygunsa, onu ben söylemişimdir  Ona uygun değilse, ben onu söylemedim ”</p>
<p>-Beyhakî, “el-Medhal ilâ Delâili&#8217;n Nübüvve” adlı eserinde şöyle der: “Hadisin Kur&#8217;an&#8217;a arz edilmesinin gereğine işaret eden hadis rivayeti sahih değildir, batıldır.  Batıl olduğu, hadisin kendisinden ortaya çıkmaktadır  Çünkü Kur&#8217;an&#8217;da, sünnetin Kur&#8217;an&#8217;a arz edilmesine dair hiç bir ayet yoktur ”( bk. Suyûtî, Miftahu’l Cenne fi’l İhticâc bi’s-Sünne,1/10).</p>
<p>-İmam Şafiî  konuyla ilgili şöyle der: Rasûlullah&#8217;tan (a.s.m) gelen bazı hadisleri reddeden bir kimse bana şu hadisi delil olarak gösterdi: “Benden size gelen haberi Kur&#8217;an&#8217;a arz edin  Ona uyuyorsa, onu ben demişimdir  Uymuyorsa onu ben dememişimdir.”  O kimseye şöyle dedim: “Az çok rivayeti sahîh olan (muhaddislerden) hiçbir kimse bunu rivayet etmemiştir. Bu, meçhul bir kimseden gelen munkatı&#8217; (senedi kopuk) bir rivayettir.  Biz ise böyle rivayetleri her hangi bir konuda delil olarak kabul etmeyiz” (Şafii, er-Risale, s.224-225).</p>
<p>-Çağımızda en büyük hadis otoritelerinden biri kabul edilen Ahmed Muhammed Şakir de  İmam Şafii’nin sözlerini teyit sadedinde  şu görüşlere yer vermiştir. “Böyle bir bilgi ne sahih ne de hasen olarak bilinen herhangi bir kaynakta yer almamıştır. Konuyla ilgili rivayetlerin hepsi ya çok zayıf veya tamamen uydurmadır”(er-Risale, a.g.y-ilgili dipnot).</p>
<p>-Hafız Heysemî de Taberanî’nin –el-Kebir’de- konuyla ilgili sözkonusu ettiği rivayetinin münker/kabul edilemez olduğunu vurgulamıştır(Zevaid,1/170).</p>
<p>-Aclunî de değişik hadis otoritelerinden naklen bu hadisin uydurma olduğunu belirtmiştir(Aclunî, 1/86).</p>
<p>Görüldüğü gibi, bir yandan “rivayetlerin sağlamlığına” çok önem verdiklerini seslendiren hadis münkirleri, diğer taraftan alimlerin ittifakıyla zayıf/veya uydurma olan bir hadisi işlerine geldiği için delil olarak göstermekten çekinmezler.. Bu çifte standart bu kimselere karşı güveni sarsmaktadır.</p>
<p>Nitekim Bediüzzaman hazretleri de bu kimselerin güvenilmez olduğuna işaret etmek üzere şu ifadelere yer vermiştir: “Kıyamet alâmetlerinden ve âhirzaman vukuatından ve bazı a&#8217;malin fazilet ve sevablarından bahseden ehadîs-i şerife güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim onların bir kısmına zaîf veya mevzu demişler. İmanı zaîf ve enaniyeti kavî bir kısım da, inkâra kadar gitmişler.” (Sözler, 341 )</p>
<p><strong>Aşağıda mealleri verilmiş hadis-i şeriflerde -anlayanlar için- güzel bir cevap vardır:</strong></p>
<p>“Haberiniz olsun! Bana Kitab(Kur’an) verildi ve onunla birlikte onun bir misli/gibisi(sünnet) dahi verildi”(Ebu Davud, Sünnet,6).</p>
<p>“ Sakın herhangi birinizi –karnı tok-, koltuğuna kurulmuş olup, kendisine emir veya nehiylerimden bir şey gelip de ‘Biz, onu bilmeyiz; Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız.’ derken görmüş olmayayım”(Ebû Dâvûd, Sünnet, 6).</p>
<p>“Sizden koltuğuna kurulup hadislerimi reddeden kimse, Allah’ın yalnız Kitabıyla mı haramlarını bildirdiğini zannediyor! Şunu dikkatle belleyin ki, benim- vallahi- size vaaz ve nasihat ettiğim, emrettiğim yahut yasakladığım şeyler de  Kur’ân kadardır veya daha fazladır”( Ebû Dâvûd, İmare, 33).</p>
<p>“Şunu iyice belleyin ki, muhakkak ki Allah’ın Resulü’nün haram kıldığı da Allah’ın haram kıldığı gibidir.”(Tirmizî, ilim, 10).</p>
<p><strong>İmam Malik’e atılan iftira</strong></p>
<p><strong>&#8211;</strong>Televizyonda seyrettiğim kimseler dediler ki;  Halife Harun Reşid İmam malik’ten Muvatta adlı kitabını bütün ümmete tamim edilmesini istedi. İmam  Malik,  (özetle) “Kur’an’ın yanında benim kitabımın  lafı mı olur?” dedi. Bu da onun Kur’an’ın yanında başka bir kitabın kaynak olmasını istemediğini gösterir.</p>
<p><strong>-Cevabımız:</strong></p>
<p>Eğer İmam  malik, hadislerin/sünnetin Kur’an’ın  yanında bir değerinin olmadığı kanaatinde idiyse, neden Muvatta adlı hadis kitabını yazdı? Bunun cevabı şüphesiz havada kalır.</p>
<p>İmam Malik’in  sözleri de konuşanın iddiasını destekleyecek şekilde değiştirilmiştir:</p>
<p>Bu hikâyenin doğrusu şudur:  İmam malik kendisi anlatıyor: Abbasi  halifesi  Ebu Cafer el-Mensur, hac ziyareti münasebetiyle (Hicaz’a geldiğinde) beni çağırdı. Sohbet ettik, bazı sorularına cevap verdim. Sonra şunları söyledi: “Senin yazdığın kitabın(Muvatta) hakkında bir düşüncem var.  Onun çoğaltılacak nüshalarından, İslam âleminin her bir şehrine bir nüshasını  gönderip, bundan böyle Müslümanların –başka âlimlerin görüşleriyle değil- yalnız onunla amel etmelerini emretmeyi düşünüyorum, çünkü ilmin aslı ve  kaynağını Medine halkının rivayeti ve onların ilmi olduğunu görüyorum”.  Ben de (İmam Malik) cevap olarak; “Ya Emîre’l-müminin!  Böyle bir şey yapmayın. Çünkü insanlar şimdiye kadar değişik rivayetler duymuş, farklı sözler işitmiştir. Her topluluk doğruluğuna inandığı ve onunla amel ettiği bir ilim kaynağı vardır. İnsanları doğruluğuna inandığı eski itikatlarından ayırmak, farklı bir yöne sevk etmek zor ve sorunlu bir iştir” dedim. Bunun üzerine halife: “Eğer sen de razı olsaydın bu dediğimi kesin olarak yapardım” dedi”( el-Muvatta, mukaddime, 1/77).</p>
<p>Görüldüğü gibi, bu hikâyede hadis rivayetlerinin Kur’anla karşılaştırılmış durumundan hiç bahsedilmemiştir. Yani İmam malik, “Kur’an bize yeter” düşüncesinde olduğu için değil, -İlimde tekelcilik, başka âlimlerin hukukuna tecavüz, başka  yorum ve içtihatların hakkına saygısızlık olacağını düşündüğü için Kitabının tamimini istememiştir.<br />
<strong>Sonuç:</strong></p>
<p>Bütün bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, Sünnet teşriin ikinci kaynağıdır. Hadisler ise sünnetin birinci kaynağıdır. Hadisleri inkâr etmek, sünneti inkâr etmek anlamına gelir. Sünneti inkâr etmek ise, dinin üçte birini inkâr etmek manasına gelir. Rabbim bize hakkı hak olarak gösterip ona tabi olmayı; batılı da batıl olarak gösterip ondan uzak durmayı nasip müyesser eylesin. ÂMİN..!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Doç.Dr.Niyazi Beki</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuran-bize-yeter-mi/">Kur’an Bize Yeter mi ?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuran-bize-yeter-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerin Toplanması İçin Resul-i Ekrem Zamanında Düşü­nülmüş Tedbirler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-toplanmasi-icin-resul-i-ekrem-zamaninda-dusu%c2%adnulmus-tedbirler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-toplanmasi-icin-resul-i-ekrem-zamaninda-dusu%c2%adnulmus-tedbirler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2015 19:37:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Kitap Haline Getirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Toplanması İçin Resul-i Ekrem Zamanında Düşü­nülmüş Tedbirler]]></category>
		<category><![CDATA[hadislerin yazılması]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Hamidullah]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabelerin Hadis Toplamaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9255</guid>

					<description><![CDATA[<p>Resul-i Ekrem (s.a.v.)’in, dudaklarının arasından çıkan sözlerden, Kur’an’dan olmayandan başkasının yazılmasını ashabına yasak ettiğine dair hadisler eksik değildir. Bu­nunla beraber öyle sözler vardır ki, o sözleriyle ashabına hadislerin yalnız yazılmasına müsaade etmekle kalmamış, yazılmasını hatta emretmiştir. Görünüşte böyle birbirine zıt olan emirler ashabın zihin­lerinde asla hayret uyandırmamıştır. Çünkü onlar söyleni­len her sözle ne kasdedildiğini pek iyi biliyorlardı. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-toplanmasi-icin-resul-i-ekrem-zamaninda-dusu%c2%adnulmus-tedbirler/">Hadislerin Toplanması İçin Resul-i Ekrem Zamanında Düşü­nülmüş Tedbirler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images2.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-9260" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images2.jpg" alt="Hadislerin Toplanması İçin Resul-i Ekrem Zamanında Düşü­nülmüş Tedbirler" width="449" height="299" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images2.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images2-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/08/images2-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 449px) 100vw, 449px" /></a></p>
<p>Resul-i Ekrem (s.a.v.)’in, dudaklarının arasından çıkan sözlerden, Kur’an’dan olmayandan başkasının yazılmasını ashabına yasak ettiğine dair hadisler eksik değildir. Bu­nunla beraber öyle sözler vardır ki, o sözleriyle ashabına hadislerin yalnız yazılmasına müsaade etmekle kalmamış, yazılmasını hatta emretmiştir.</p>
<p>Görünüşte böyle birbirine zıt olan emirler ashabın zihin­lerinde asla hayret uyandırmamıştır. Çünkü onlar söyleni­len her sözle ne kasdedildiğini pek iyi biliyorlardı. Sonra­dan gelen bazı hadisçiler için bu sözler biraz şaşkınlığa se­bep olmuş, bununla beraber herbiri kendisine kadar gelen bu sözlerin metinlerini biraraya toplamıştır. Daha sonrala­rı lehte ve aleyhte birbirleriyle ilgisi olan bilgiler bir araya toplandığı zaman, zeki ve anlayışlı beyinler, Resul-i Ek­rem’in gerçek maksadını keşfetmekte güçlük çekmemişler­dir. Mesela; altı çizilmeye değer bir durumdur ki, büyük uzman Buhari, Sahih’inde “ilmin (yani Peygamber bilgisi­nin) yazılması” başlığı altında bir bölüm koymuştur. Bu bölüm, hadislerin yazımı esnasında uyulması istenen ku­rallardan bahseder.(1) Bununla beraber hadislerin yazılma­sının hoş görülmediğini ifade eden, yahut yazılmaması için verilen emirlerden bahseden bir bölüm yoktur.</p>
<p>Peygamber (s.a.v.) efendimizin, hadis yazmanın yasak oluşuna dair söylediği rivayet edilen sözlerini ele almadan önce, mevcut tartışmaya devam edip hadislerin yazılması­na müsaade eden rivayetleri ve bu müsaadeden faydalanı­lan durumlarda elde edilen sonuçları zikretmek daha uy­gun görünmektedir.</p>
<p><strong>i)</strong>Ensar’dan bir zat: Tirmizi(2)bir gün Ensar’dan bir saha­benin Resul-i Ekrem’in huzuruna gelip hafızasının zayıf oluşundan şikayet ettiğini nakleder. Bu zat, Aleyhissalat vesselam efendimizin her gün vaaz, nasihat veya uyarı yo­luyla söylediklerini işitince kendisinin aydınlatıldığını ve ruhunun yükseldiğini hissettiğini, fakat hafızasının zayıf</p>
<p>oluşundan ötürü hepsini aklında tutamadığını ilave ede Resul-i Ekrem şöyle cevap verir: “Sağ elinden yardım al” (yani onları yaz). Kaynak, Ensar’dan olan zatın kim olduğunu yazmıyor; fakat bu tavsiyeden hakkiyle istifade edecek (yazacak kabiliyette) bir kimse olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p><strong>ii)</strong>Abdullah îbn Amr ibn el-As: Buna benzer bir hadise Mekkeli Abdullah ibn Amr ibn el-As tarafından tespit edilmiştir.(3)Bu zat, peygamber efendimizin sözlerini unutma­mak için O’nun bilgi ve izni dahilinde not ederdi. İnsanlar ondan böyle yapmamasını talebettiler ve dediler ki: “Peygamber ne de olsa bir insandır, neşeli veya öfkeli olduğu za­manlar olur ve bu durumlarda hiç ayrım gözetmeksizin söy­lediği bütün sözlerin yazılması doğru olmaz.” Teklif, hassas bir konuya temas ediyordu. Abdullah, Resulullah (s.a.v.)e gitti ve sordu: “Sizden her işittiğimi yazabilir miyim?” Efen­dimiz cevap verdi: “Evet.” Bir ihtiyat tedbiri olmak üzere Abdullah tekrar sordu: “Keyifli veya öfkeli olduğunuz za­manlarda da mı?” Resul-i Ekrem (s.a.v.) ağzını işaret ederek şöyle dedi: “Vallahi buradan ne çıkarsa o mutlaka doğrudur ve hakikattir.” Buhari şöyle rivayet eder(4) Vehb ibn Münebbih, kardeşi Hemmam ibn Münebbih’e -aşağıda gelecek olan metnin ravisine- dayanarak şöyle rivayet eder:</p>
<p>“Ebu Hureyre’nin şöyle dediğini işittim: Resulullahın as­habı arasında benden daha fazla sayıda hadis rivayet eden yoktur Abdullah ibn Amr hariç. O, işittiğini anında yazar­dı, beri bunu yapamazdım.”</p>
<p>Abdullah, derlediği hadis kolleksiyonuna, doğru kitap ve­ya belge anlamına gelen Es-Sahife es-Sadıka adını verdi.(5) Abdullah’ın “Resulullah’tan (s.a.v.) bin mesel hatırlanın” dediği söylenir.(6) Şüphesiz ki burada mesel kelimesi, atalarsözü değil, beyan-demeç mânâsında kullanılmıştır. Bu ifade ile adı geçen eseri kastetmiş olması mümkündür. Ne şekilde olursa olsun Sahife es-Sadıka onun ailesinde uzun bir müddet muhafaza edilerek kaldı. Torunu Amr ibn Şuayb onu elinde tutar, yüzünden okur ve okuduklarını yaz­dırırdı.(7) İbn Hanbel’e, ileride ele alacağımız Hemmam’ın Sahifesi hakkında olduğu gibi, o paha biçilmez muazzam Müsned’ine, Abdullah ibn Amr ibn el-As bahsinde onun eserindekilerin hepsini dahil ettiğinden ve aslının kaybın­dan doğan zararı hafiflettiğinden dolayı ne kadar minnet­tar olsak azdır, ibn Hanbel ve diğerleri,(8) Abdullah’ın bu eserinden bahsederler ve başka ayrıntılar da verirler:</p>
<p>“Ebu Kabil tarafından nakledilmiştir. Bir gün Abdullah ibn Amr’la beraberdik, ona sordular: Hangi şehir önce fet­hedilecektir, Konstantiniye (İstanbul) mi yoksa Rumiye (Roma) mı? Bunun üzerine eski bir sandığa doğru gitti, oradan bir kitap çıkardı, ona baktı ve şöyle dedi: Bir gün Hz. Peygamber’in yanındaydık ve ne söylüyorsa onu yazı­yorduk; bir ara Efendimizden sordular: Hangi şehir evve­la fetholunacak, Konstantiniye mi, yoksa Rumiye mi? Re- sulullah (s.a.v.): Herakliyus’un torunlarının şehri (yani Istanbul) önce fetholunacak buyurdular.”</p>
<p>Bu ayrıntılar gösteriyor ki, sahabelerden Peygamber sözlerini yazan yalnız Abdullah ibn Amr değil, belki bir gruptu ve yazılanlar da Efendimizin huzurunda yazılıyordu. Rivayette adı geçen “eski sandık”ta herhalde birden fazla kitap bulunuyordu. Abdullah ibn Amr ibn el-As genç olmasına rağmen son derece takva sahibi bir kimse idi. İslam’a Bedir savaşından önce girmişti. Öğrenmeye olan merak ve arzusundan Süryani dilini de öğrenmişti,(9) Kitab-ı Mukaddes’i düzenli olarak okumak adeti idi ve bu­nu Peygamber’in izniyle yapardı.(10) Daha sonra eline bir deve yükü Hıristiyan ve Musevi din kitapları geçti, onları okuyup kavradı,(11) buradan yola çıkarak bir kitap yazdı ve adına (ihtimal ki bu kitaplann ganimet olarak elde edildi­ği yerin hatırasına)(12) Sahifetü’l-Yermukiye dedi. Hicret’in 65 (M. 684). senesinde yetmiş iki yaşında öldü.(13)</p>
<p><strong>iii)</strong> Ebu Rafi’: Hz. Peygamber’in azatlı kölesi Ebu Rafi’ İs­lam’a girmiş bir Kıbti (Mısırlı hıristiyan) idi. O da Pey- gamber’den hadis yazmaya izin istedi ve izin verildi.(14) Ha­yatı garip vakalarla doludur, fakat topladığı hadislere dair ayrıntılı bilgi yoktur.</p>
<p><strong>iv)</strong> Enes bin Malik’in (r.a.) derlemesi ve Peygamber (s.a.s) tarafından tashihi: En fazla önemi haiz olan durum Enes bin Malik’inkidir. Peygamber efendimiz Medine’ye hicret ettikleri zaman Enes henüz on yaşlarında bir çocuktu. Bu­nunla beraber okumayı yazmayı öğrenmişti. Ebeveyni son derece dindar olduklarından onu Peygamber efendimizin hizmetine verdiler. Enes, gece gündüz Efendimizin yanın­da kaldı ve on sene sonra Resul-i Ekrem’in vefatında O’nun evinden ayrıldı. Enes, Hicri 91 (Miladi 709) yılma kadar yaşadı. Kolayca anlaşılır ki, Enes, Peygamber (s.a.s) in sözlerini işitmek, eylem ve davranışlarını kaydetmek hususunda başka hiç kimsenin elinde bulunmayan geniş imkanlara sahipti. Ed-Darimi nakleder ki,(15)Enes, hayatı­nın son devirlerinde çocuklarına şöyle nasihat ederdi: “Ey benim çocuklarım! Bu ilmi (yani hadisi) yazın.” Ed-Darimi, ravinin bu vesileyle şöyle söylediğini rivayet eder “Ben (bir gün) Eban’ı gördüm; Enes’le oturmuş hadis yazıyordu.” Enes’in, hadisleri biraraya toplamakla herhangi bir kimseden daha çok meşgul olduğunu gören öğrencile­ri kadar oğullarının ve torunlarının da hadis derlemeye koyulmuş olmaları gayet tabiidir. Bütün bir hadis alimleri grubu(16)-bazıları Said ibn Hilal, diğerleri Cubeyre ibn Ab-durrahman’a dayanarak- aşağıdaki olayı naklederler:</p>
<p>Çok ısrar ettiğimiz zaman (ekserne) -diğer bir rivayette: kalabalık olduğumuz zaman (kesürne)- Enes, not ettiği defterleri (mecel yahut sikek) çıkarır ve bunlar Peygam­berden işittiğim ve kendisine okuduğum hadislerdir, derdi. Kayda değerdir ki, Enes, Peygamber’den gördüklerini ve işit­tiklerini sadece yazmakla kalmaz, onları doğrulamak ve ge­rekli tashihlerde bulunmak için Peygamber’e de arz ederdi.</p>
<p>Bunlar, Resul-i Ekrem’in zamanında hadislerin nasıl top­landığını göstermek için seçilmiş birkaç misaldir. Pey­gamber’in vefatından sonra, hadislerin yazılması işi, çeşit­li sebeplerle ashap tarafından daima artan bir ilgi ile hız­landırılmış ve genişletilmiştir. Meselenin bu yönü ile ilgi­li bazı vakıalara aşağıda değinilmiştir.</p>
<p><strong>Amr ibn Hazm’ın Devlet Belgeleri Kolleksiyonu</strong></p>
<p>Amr ibn Hazm, Resul-i Ekrem’in Yemen’e tayin ettiği meş­hur bir validir. Onun yüksek zeka ve ferasetine birçok şeyler borçluyuz. Onun yüksek zevkinin eseri, birçok nesiller boyunca ailesinde muhafaza edilmiştir (Aşağıda gö­receğimiz gibi, onun torunlarından biri, Ömer ibn Abdü- laziz’in hilafeti zamanında Medine’ye vali olmuş ve halife tarafından o tarihe kadar Medine’de nakledilegelen hadis­lerin toplanıp yazdırılmasıyla görevlendirilmişti.)</p>
<p>Diğer valiler gibi Amr ibn Hazm da Peygamber (s.a.s) den, takibedilecek yönetim politikası hakkında talimat(17) alırdı. Fakat onun akli yeteneği ile bu ilme faydası dokundu. Zi­ra o, bu kıymetli belgeleri muhafaza etmekle kalmadı, Peygamber’in diğer 21 resmi belgesini biraraya getirdi. Bunlar Yahudi Beni Adiye kabilesine (Taima’da), Beni Ureyd Te­mim ed-Dari, Cuheyne, Cuzum, Tay, Sakif &#8230; kabilelerine hitaben yazılmışlardı; onları bir kitap haline getirdi. Bu ki­tap Peygamber döneminin belgelerinin ya da resmi yazış­malarının toplandığı bir çalışma olarak görülebilir. Amr ibn Hazm, idari bir memuriyette olduğu için bu belgeleri yalnız elinde bulundurmak kolaylığına değil, onların kıy­metlerini hakkıyla takdir etmek imkanına da sahip bulu­nuyordu. Engin zekası dolayısıyla eserinin de kendisi ile beraber kaybolmaması için lazım gelen tedbiri aldı ve bir araya topladığını gelecek nesillere intikal ettirdi. Hicret’in üçüncü asrında Daybul’un (Pakistan’da şimdi Thatta deni­len şehir) ünlü hadisçisi Ebu Cafer ed-Daybulî tarafın­dan(18) metni muhafaza edildi ve bize kadar geldi. Gerçek­te bu, îbn Tülün adında Suriyeli meşhur bir alimin l’lâm es-Sailin an Kütüb Seyyid el-Mürselin başlığıyla kendi eliy­le kopya ettiği bir elyazmasıdır ve Şam’da el-Mecma el-Il- mi denilen Arap Akademisinde saklanmaktadır.</p>
<p><strong>a)</strong> Müslim&#8217;in Sahih’indeki(19)bir hadis, Cabir ibn Abdullah&#8217;ın hac üzerine küçük bir kitap yazdığını nakleder. Bu yazarın o kitabına Resul-i Ekrem’in Veda Haccı boyunca eylem ve davranışları kadar, bu vesile ile verdiği hutbeyi de yazmış olması pekala mümkündür. Kaynaklarımız,(20)Cabir’in Medine’de bir ders halkası kurduğunu ve orada öğrencile­re hadis okuttuğunu kaydeder. Öğrencilerinden ünlü ta­rihçi Vehb ibn Münebbih (bu eserde Sahifesi takdim edi­len Hemmam’m kardeşi) idi ve Cabir ona hadis yazdırır­dı.(21) Buhari’ye göre(22) onun başka bir öğrencisi, meşhur hadisçi Katade, “Ben Cabir’in Sahifesini Bakara suresin­den de daha iyi bilirim” derdi. Bir başka öğrencisi Süley­man ibn Kays el-Yeşkeri de Cabir tarafından nakledilen hadisleri yazdığını söylerdi.<a name="_ftnref1"></a><a href="http://ilimcephesi.com/wp-admin/post-new.php#_ftn1">[1]</a> Bunlara ilaveten Cabir’den ders alanlar ve onun Sahifesi’ne başvuranlar pekçoktu.(23)</p>
<p><strong>b)</strong> Ümmül Müminin Ayşe (radiyallahü anha):</p>
<p>Hz. Peygamber’in eşlerinden Ayşe validemiz, yalnız oku­mayı bilirdi. Bunun için hadis yazmadı. Rivayete göre, Ur- ve ibn ez-Zübeyr -ashaptan bazılarının yaptığı gibi- onun naklettiği hadisleri yazardı. Yazdığı hadisler Harra savaşı esnasında kayboldu. Urve bu hadiseden o kadar üzüntü duymuştu ki, sonraları “bu kitapları kaybedeceğime bü­tün ailemi ve malımı kaybetseydim.” derdi.(24) Ayşe validemizin başka öğrencileri de vardı. Birisi küçüklüğünden beri alıp büyüttüğü ve yetiştirdiği Abdurrahman’m kızı Umre idi. Seyyide Umre’nin birşey yazıp yazmadığı bilin­miyor; fakat halife Ömer ibn Abdülaziz, Medine valisine, yani seyyide Umre’nin kardeşinin çocuğu olan Ebu Bekir ibn Muhammed ibn Amr ibn Hazm’e, Seyyide Umre binti Abdurrahman’m sahip olduğu ilmi (yani hadisi) ve Kasım ibn Muhammed(25)’in ilmini (yanındaki hadisleri) yazma­sı için emir verdi. Kasım ibn Muhammed, Ayşe validemizin yeğeni (erkek kardeşinin oğlu) idi ve küçük yaşta yetim kaldığından halası tarafından büyütülmüştü. Büyüdü ğünde büyük bir alim oldu. İbn Uyeyne nakleder ki, “Um. re ve Kasım ibn Muhammed, Ayşe validemizin ilmini her keşten fazla bilenlerdendiler.”(26) Ayşe (r.a.)’nin ilminin övgüye ihtiyacı yoktur. Hakikatte o, hadiste, fıkıhta, şür. de ve nesep ilminde, Arabistan tarihinde ve tıpta bir uz­mandı, ilmin bu konularında engin bilgi sahibi idi; hatta ashabın büyükleri onun malumatını ve hukuki meseleler­deki çabuk kavrayışını teslim ederler ve her zaman ona danışırlardı.</p>
<p><strong>c)</strong> <strong>Halife Ebu Bekir’in Topladıkları:</strong></p>
<p>Halife Hz. Ebu Bekir (r.a.)in kitap halinde Peygamber (s.a.s)in hadislerini topladığı rivayet edilir. Topladığı ki­tapta 500 hadis vardı. Fakat düşündükten sonra, toplaya­nın hafızasındaki bir noksanlıktan dolayı Peygamber (s.a.s)e yanlış bir kelime veya ifade atfetmiş olmamak için onu imha etti. Ez-Zehebi(27) biyografi eserinde Kasım ibn Muhammed’e atfen Hz. Ayşe’nin şöyle söylediğini nakle­der: “Pederim, Peygamber (s.a.s)in hadislerini topladı, sa­yısı beşyüz oldu. Fakat bir gece uykusu kaçtı, yatağında dönüp durdu. Bir zaman bir tarafına bir zaman öteki tara-fına yattı. Bu bana büyük üzüntü oldu, sordum: Rahatsız olduğun için mi böyle yapıyorsun, yoksa sana bir haber geldi de onun için mi yapıyorsun? Ertesi sabah bana şöy­le dedi: “Ey benim kızım, yanında olan hadis kitabını al,bana getir.” Alıp getirdim, onu ateşe attı ve yaktı; sordum: “Onu niçin yaktın?” Şöyle cevap verdi: “Bu kitabı arkam­da bırakarak öldüğüm zaman ve onun içindekiler doğru ve güvene layık bir kimse tarafından nakledilmiş olduğu halde, benim onları, onun naklettiği şekilde yazmamış ol­mamdan ve günün birinde onun doğru olmadığının orta­ya çıkmasından korktum. Allah herşeyi daha iyi bilir.”</p>
<p><strong>d) Halife Ömer’in Topladıkları:</strong></p>
<p>Halife Hz. Ömer (r.a.), Peygamber (s.a.s)in hadislerini bi- raraya toplamak için resmi hazırlıklar düşündü. Ashapla istişare etti. Hepsi, hadislerin derlenmesinin gerekli oldu­ğu kanaatinde olduklarını söylediler. Fakat sonraları Hz. Ömer fikrini değiştirdi. Hadisçi Ma’mer ibn Raşid (vefatı:    153 H./770 M.) şöyle nakleder: Ez-Zuhrî (v. 125 H.) Urve’ye dayanarak nakleder ki, Ömer, hadisleri bir kitap ha­linde yazdırmayı düşünürdü. Konuyu Peygamber’in asha­bına danıştı. Onlar, hadislerin yazılması görüşünde olduk­larını söylediler.(28) Ömer, bütün bir ay istihare etti.</p>
<p>Bir sabah kalktı, o zamana kadar Cenabı Hak ona kararını verdirmişti, şöyle dedi: “Hadisleri yazdırmayı düşünü­yordum; fakat sonra sizden evvel yaşamış olan kavimleri düşündüm. Onlar da kitap yazmış ve o kitapları öy­lesine çoğaltmışlardı ki, sonunda Allah’ın kitabını ihmal ve terkettiler. Allah hakkı için ben, kendi hesabıma Al­lah’ın kitabına bir şey ilave etmeyeceğim.”(29)</p>
<p><strong>e) Hz. Ali’nin Tomarı:</strong></p>
<p>Hz. Ali (r.a.)nin de yazılı bazı belgeleri olduğuna dair çe­şitli haberler vardır. Onları bir tomar halinde sarar, kılıcı­na bağlı olarak yanında tutardı. Buhari(30) nakleder: “Ebu Cuhayfe rivayet etti: Ali ibn Ebu Talib’e sordum; senin ya­nında hiç kitab var mı? Şöyle cevap verdi: Hayır, Allah’ın kitabından bir Müslümanm anladıklarıyla bu Sahife’de olanlardan başka kitap yok.” Ebu Cuhayfe ilave eder: Bu Sahife’de neler var? diye sordum, “fidye hakkmdaki hü­kümler; savaş esirlerinin serbest bırakılması ve bir de hiç­bir Müslümanm bir kafir uğruna idam edilemeyeceği hak­kında hükümler yar,” dedi. Diğer bir yerde Buhari tarafın­dan nakledilen bir rivayette daha açık bir anlatım var­dır.(31) Buhari şöyle naklediyor: Ali, bize bir hutbe okudu ve şöyle dedi: “Bizim yanımızda Allah’ın kitabından başka okuyacağımız kitap yoktur ve bir de bu Sahife’de olanlar vardır. Ve ilave etti: “Bunlarda insanlara yapılan haksızlık­lar için verilecek tazminat ve bir de (zekatı verilmek için) devenin yaşı hakkında hükümler vardır.” Bu Sahife bun­dan başka “Medine’nin Ayr tepesinden filan ve filan tepe­cilere kadar Harem sınırını da içermektedir. Kim ki, bu sı­nır içinde bir katil fiili işlerse yahut katile aman verirse (katili saklar ve korursa) Allah’ın, meleklerin ve insanla­rın laneti (kıyamet gününde) onun üzerine olacaktır; on­dan ne fidye ne de tazminat kabul edilecektir.” Birinin mevlası (anlaşmalı kardeşi) birincisine haber vermeden birbaşkası ile de anlaşmalı kardeş olacak olursa, o da aynı cezaya uğrayacaktır. Bundan başka sorumluluk kim oldu­ğuna bakmaksızın bütün Müslümanlara ait olacaktır. Bir Müslüman ile olan anlaşmasını bozan kimse de, bu lane­te duçar olur.” Buhari’nin diğer bir hadisi daha ayrıntılı­dır(32) ve ortasındaki cümle şöyledir: “Sorumluluk hangi Müslüman olduğu bahis konusu olmadan aynıdır: Onlara kim daha yakın olursa, onu yerine getirmek için gayret edecektir ve kim ki bir Müslüman ile olan antlaşmasını bozarsa, lanet onun üzerine olacaktır&#8230;”</p>
<p>Yine Buhari’nin diğer bir cümlesi bizi, Hz. Ali’nin bu Sahi- fesinin çok uzun olduğuna ve hiç değilse zekat listesi, Me­dine’nin Harem ilan edilişi ve şehir-devlet oluşu, Peygam- ber’in hac konuşması (veda hutbesi) gibi, en azından dört resmi belgenin bir kolleksiyonu olduğuna inandırıyor. Öyle görünüyor ki, bu belgeler, aslında Hz. Peygamber (s.a.s)e ait bulunuyordu ve vefatından sonra Hz. Ali’ye geçti (zira onun bir kısmı, biraz evvel bahsettiğimiz Medi­ne şehir-devletinin anayasasına kadar uzanıyor. Bu anaya­sa Peygamber (s.a.s) efendimizin evinde kılıcına asılmış halde duruyordu;(33) vefatından sonra Hz. Ali’ye geçti.(34) Diğer vesikalar da Peygamber (s.a.s) tarafından tomar ha­linde kılıcına bağlanmış olabilir. Bundan başka yukarıda Peygamber (s.a.s) efendimizin zekat vergisi için bir çizel­ge hazırladığını ve vilayetlere göndermeden vefat ettiğini zikretmiştik. Bunların hepsi bizim varsayımımızı destekli­yor. Biraz evvel Hz. Ali’nin rivayetlerinin veda haccı hut­besinden geldiğini söylemiştik; aynı sözlerin Mekke’nin fethinde Resul-i Ekrem’in söylediği hutbenin bir kısmını teşkil etmiş olması da mümkündür.</p>
<p>Daha önce işaret etti­ğimiz gibi bu hutbe, Ebu Şah isminde biri için yazılmış ve ona verilmişti. Hangisi olursa olsun Buhari’nin söz konu­su hadisi şöyledir(35) “Bize söz söylemek üzere Ali (r.a.) tuğladan yapılmış minbere çıktı. Üzerinde bir kılıç asılı idi, kılıçtan da bir Sahife sarkıyordu. Dedi ki: Allah hakkı için, bizim yanımızda Allah’ın kitabından (Kur’an’dan) ve bu Sahife’de bulunandan başka okunacak bir şey yoktur. Ondan sonra Sahife’yi açtı, orada zekat için, develerin ya­şı vardı. Bir de orada yazılı idi ki, Ayr tepesinden şu ve şu mevkilere kadar Harem’dir; kim onun içinde bir katil fiili işlerse Allah’ın, meleklerin ve insanların laneti onun üze­rine olsun. Bir de şu yazılı idi ki, Müslümanların sorum­luluğu hem bir kişi hem de bütün topluluk için aynıdır (bunun yerine getirilmesi için) kim ona daha yakın ise, o gayret sarfedecektir. Herhangi bir Müslüman tarafından yapılan bir anlaşmayı bozan kimsenin üzerine Allah’ın, meleklerin ve insanların laneti olsun. Allah böyle bir kim­seden bir tevbe veya şefaat kabul etmez. Bunun gibi, onun içinde yazılı idi ki, bir kimse mevlasının (anlaşmalı karde­şinin) izni olmadan diğer bir kimse ile anlaşmaya dayalı kardeşlik tesis ederse Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olacaktır. Allah böyle bir kimse­den ne tevbe ne de şefaat kabul edecektir.”</p>
<p>Aynı hadisenin, Abdürrezzak’m Musannef’inde(36) Cafe- rü’s-Sadık tarafından rivayet edilen metni şöyledir: “Cafer ibn Muhammed babasının rivayetine dayanarak, o da (ba­bası da) kendi babasının rivayetine dayanarak nakleder ki, o Peygamber’in kılıcının kabzasına bağlı bir Sahife buldu; orada şunlar yazılı idi: Allah, en fazla gazabı, kendisini öl­dürmeyen adamı öldürene, kendisine vurmayan adamı vurana, katile aman verene (saklayıp muhafaza edene) eder. Kıyamet günü Allah ondan ne fidye ne de şefaat ka­bul eder.”</p>
<p>Sünen-i Ebi Davud’da(37) üçüncü bir rivayet metni vardır; ki şöyledir: “Ali (r.a.) tarafından nakledilmiştir: Biz Pey- gamber’den; Kur’an’dan ve bir de bu Sahife’de olandan başkasını yazmadık ve devam etti: Peygamber ilan etti: Medine, Ayr tepesinden Sevr tepesine kadar(38) bir Ha- rem’dir. Kim orada katil fiilini işlerse yahut katile aman verirse Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. (Kıyamet gününde) ondan ne fidye ne de şefaat kabul edilir. Kim bir Müslüman ile anlaşma­sını bozarsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la­neti onun üzerine olsun. Kim olursa olsun, anlaşmalı bir kardeş, ilk anlaşmalı kardeşin izni olmadan bir başkası ile anlaşmalı kardeşliğe girerse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun; ondan ne fidye ne de şefaat kabul edilir. İbn el-Musanna bu vesileyle şunu nakleder: Ali, Peygamber’den yazdığım şöyle nakleder: “Ne Medine hareminin otu kesilir, ne de orada av kaldırılır. Ne de bir kimse tarafından düşürülen şey alınır, meğer ki ara­ma sırasında mal sahipleri olan insanlar haberdar edilsin. Bunun gibi orada (Medine hareminde) dövüşmek amacıyla kimsenin silah taşıması caiz olmadığı gibi devesini (yapraklarıyla) doyurmak maksadı hariç, ağaç dalı kesme­ye de izin yoktur.”</p>
<p>Bütün bu pasajlar biraz önce izah ettiğimiz gibi ya Medi­ne Anayasasından veya diğer devlet belgelerinden harfi harfine alıntılanmış parçalar ya da onların yönetmelik maddeleridir.</p>
<p>Kendi derlemesi olduğuna dair rivayetler de vardır. Bu çerçevede İbn Sa’d(39) şöyle bir haber nakleder: “Bir gün Ali, hutbesinde sordu: Kim bir dirheme (gümüş sikke) ilim satın almak ister? El-Haris el-A’ver bir dirhemlik ka­ğıt satın aldı ve onu Ali’ye götürdü. Ali ona çok ilim (il­men kesiren) yazdı. Bir defasında biri, Hucr ibn Adiyy’e bir soru sordu; o da: “Pencerenin içindeki Sahife’yi al, ba­na getir” dedi, sonra onu okudu: Bismillâhirrahmanirra- him. Bu, benim Ali ibn Ebi Talib’den işittiklerimdir ki, o, şöyle&#8230; dedi.”(40)</p>
<p><strong>f) Abdullah ibn Ebi Avfa’nın Mektup Yoluyla Hadis Öğretme­si:</strong></p>
<p>Buhari tarafından nakledilen bir kısım rivayetlerden açık­ça anlaşıldığına göre, bir başka sahabe, Abdullah ibn Ebi</p>
<p>Avfa, mektup yazmak suretiyle hadis öğretmiştir. Rivayet şöyledir: Ömer ibn Abdullah’ın azatlı kölesi ve katibi riva­yet eder: Abdullah ibn Ebi Avfa, bir mektup yazdı ve ben onu okudum. Aynı rivayetin bir başka metninde ifade tar­zı şöyledir: Harurilere (Haricilere) karşı savaşmaya gittiği zaman Abdullah ibn Ebi Avfa, ona (Salim’e) bir mektup yazdı. (Salim devam ediyor:) Ben onu okudum; meali şöy­le idi: Seferlerinin birinde Peygamber (s.a.v.) efendimiz düşmanla karşı karşıya geldi ve güneş en yüksek noktası­nı aşıncaya kadar bekledi; sonra kalktı ve insanlara şöyle hitap etti: Ey nas (insanlar)! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyin. Allah’tan kurtuluş ve emniyet isteyin. Fakat düş­manla karşı karşıya geldiğiniz zaman, sabır ve sebat edin; sonra biliniz ki Cennet, kılıçların gölgesi altındadır. Sonra Peygamber efendimiz dua etti: “Ey kitabı gönderen, bulut­ları dolduran, birleşen orduları tarumar eden Allah! Onla­rı mağlup eyle ve bize onlar karşısında zafer bağışla.”(41)</p>
<p><strong>g) Samûre ibn Cündüb’ün Derlemesi:</strong></p>
<p>Bir başka sahabe, Samûre ibn Cündüb de hadis topladı. Kitabı, oğlu Süleyman ibn Samûre’ye miras kaldı, ibn Ha- cer(42) şöyle yazar: “Babasının rivayetine dayanarak Süley­man ibn Samûre, büyük hacimde bir kitap bıraktı (nüsha kebire) ve İbn Şîrîn der ki: Samûre tarafından yazılan bü­yük kitap, oğlunun çok ilim (ilm-i kesir)(43) sahibi olma­sı için yazıldı.”</p>
<p><strong>h) Sa’d ibn Ubade’nin Derlemesi:</strong></p>
<p>Ensar’dan ve Hazrec kabilesinden olan Sa’d ibn Ubade, okuma yazma bilmesi ve başka vasıflarıyla İslam’dan evvel de “mükemmel adam”(44) olarak bilinirdi. Onun da elinde bir Sahife vardı; içinde Peygamber (s.a.v.) den işitip topla­dığı hadisler vardı. Kitap(ın içeriği) daha sonra oğlu tara­fından başkalarına aktarıldı.(45)</p>
<p><strong>i) Abdullah ibn Ömer&#8217;in Hadis Yazdırması:</strong></p>
<p>Abdullah ibn Ömer (İbn el-Hattab)m bizzat hadis yazdığı bilinmiyor. Fakat İbn Sa’d’ın Tabakat’mda, Selman ibn Musa tarafından anlatılan bir rivayette, Abdullah ibn Ömer’in yazı işiyle çok meşgul olan azatlı kölesi Nâfi’ye yazı yazdırdığını gördüğü mealinde bir nakil vardır.(46) Nafi’ çok bilgili bir insandı ve Abdullah ibn Ömer’in en yetenekli öğrencilerindendi. Ömrünün otuz yılını hocası­nın yanında geçirmiş ve ondan ne öğrenmek mümkün ise onu öğrenmişti. Abdullah ibn Ömer’in iftiharla şunu söy­lemek adeti idi: “Aramızda Nafi’nin varlığı Allah’ın bize büyük bir lûtfudur.”(47)</p>
<p><strong>j) Abdurrahman ibn Abbas’ın eserleri:</strong></p>
<p>Abdullah ibn Abbas’ın ilmi hayatı, üzerinde durmaya ge­rek kalmayacak kadar bilinen bir şeydir. Sahih rivayetler,</p>
<p>öldüğü zaman, bir deve yükü teşkil edebilecek kadar eseri olduğunu teyid eder. Büyük tarihçi Musa bin Ukbe şöy­le der: “Kureyb ibn Müslim, Ibn Abbas’m kitaplarından bir deve yükü bize emanet bıraktı” (himl batr yahut idl batr); ve onun oğlu Ali ibn Abdullah, İbn Abbas’m bir ki­taba ihtiyacı olduğu zaman Kureyb’e, bana şu ve şu eseri (sahifeyi) gönder diye bir not yazardı. Kureyb onları bir kağıda yazar ve iki nüshadan birini (ya aslını veya kopya­sını) ona gönderirdi.(48) Gençliğinde ashabın yaşlılarının yanma gider ve onlardan Peygamber (s.a.v.) hakkında bil­gi toplardı. Peygamber’in hizmetçilerinden Selma bu çer­çevede şöyle der: “Abdullah ibn Abbas’ın, odundan yapıl­mış levhalarla (kocam) Ebu Rafi’nin yanma geldiğini ve Peygamber’in sünnetine ilişkin bazı şeyler yazdığını gör­düm.”(49) Daha sonra İbn Abbas’m kendi öğrencileri oldu. Bunlardan İkrime’ye göre “Taif’den bazı kimseler, onun kitaplarıyla ona geldiler. Onlara bu kitapları okumaya başladı (izah ve gerekirse tashih için).”(50)</p>
<p>Diğer bir öğ­rencisi Said ibn Cübeyr şöyle nakleder: “Abdullah ibn Ab- bas’a giderdim, öyle zamanlar olur ki bütün kağıtlarım (yazmaktan) tükenirdi, o zaman sandalıma (çarığıma) ya­zardım, o bile dolardı, o zaman avucuma yazardım.”(51) Şüphe yok ki evine döndükten sonra bunları kağıt üzeri­ne çekerdi. Atâ, Abdullah ibn Abbas’m çok yönlü ilmi fa­aliyetini şu sözleriyle izah eder: “Bazı kimseler Abdullah ibn Abbas’a şiir, bazıları nesep, bazıları da Arapların İs­lam’dan önceki tarihlerini öğrenmek için gelirlerdi.” Hiç­bir uzman zümre yoktu ki ona gelmiş olmasın&#8230; Gerçekten onun haftada bir gününü fıkha, bir gününü tefsire, bu­gününü Peygamber’in savaşlarına, bir gününü şiire ve bu­gününü de Arapların İslam’dan önceki tarihine ayırması adetiydi.”(52)</p>
<p>Devamlı olarak hadis toplama gayretine ilaveten Abdullah ibn Abbas’m mektup yoluyla hadis öğretmesi de adeti idi. Bu münasebetle İbn ebi Müleyka şöyle nakleder: “Abdul­lah ibn Abbas, Peygamber (s.a.v.)’in, ‘ben dava edilenin sa- vunucusuyum’, mealindeki hadisini yazıp bana gönder­mişti.”(53)</p>
<p><strong>k) El-Mugaira ibn Şu’be’nin Hadis konusundaki yazışması: </strong></p>
<p>Halife Muaviye’nin soruşturması üzerine Sakif kabilesin­den el-Mugire ibn Şu’be, Resul-i Ekrem’in bazı hadislerini yazdırmış ve halifeye göndermişti.(54)Bu olay kendi tü­ründe tek değildi.</p>
<p><strong>l)Ebu Bekre’nin Hadis konusundaki yazışması:</strong></p>
<p>Pek çok kaynak, Resul-i Ekrem’e hizmet edenlerden biri olan Ebu Bekre’nin mektup ile Hadis öğrettiğini naklet­mektedir. Buna örnek olmak üzere Sicistan valisi Abdur- rahman: “Babam Ebu Bekre, Hz. Peygamber’in, hiçbir ha­kim hiddetli iken iki kişi arasındaki davaya karar verme­sin, mealindeki hadisini bana yazıp gönderdi, der.(55)</p>
<p><strong>m) Abdullah ibn Mes’ud’un Bir Derlemesi:</strong></p>
<p>Ashap arasında en bilgili, akıllı ve zeki bir zat olan Abdul­lah ibn Mes’ud da Resul-i Ekrem’in hadislerini toplamış ve</p>
<p>eseri sonraları oğluna intikal etmiştir.(56)</p>
<p><strong>n) Büyük Hadisçi Ebu Hureyre’nin Eserleri:</strong></p>
<p>Ebu Hureyre Yemen’de Devs kabilesine mensuptu. Medi­ne’ye, Hicret’in yedinci (M. 628) yılında geldi ve İslam’ı kabul etti. Bununla beraber kendisinden çok önce İslam’ı kabul edenlerden daha fazla hadis öğrendi. Bizzat kendisi bunun sebebini şöyle izah eder:</p>
<p>“Ebu Hureyre dedi: İnsanlar (bana kusur bulmak kasdıy- la) derler ki, Ebu Hureyre çok (hadis) rivayet ediyor. Eğer Allah’ın kitabında şu iki ayet olmasaydı bir tek hadis bile rivayet etmezdim. -Bunun üzerine Bakara suresinin 159 ve 160. ayetlerini okudu ki meali şöyledir: ‘Hakikat, indir­diğimiz o açık açık ayetlerimizi ve doğruyu -Biz Kitap’ta insanlara onu pek aşikar bir surette indirdikten sonra- gizleyenler (yok mu?) işte onların hali: Onlara hem Allah lanet eder, hem lanet etmek şanından olanlar lanet eder. Ancak tevbe edenler (hareketlerini) düzeltenler ve (haki­kati gizlemeyip) iyice açıklayanlar başka. Ben artık onla­rın günahlarından geçerim. Ben en çok tevbeyi kabul ede­nim, en çok esirgeyenim.’ Mekkeli (muhacir) kardeşleri­miz çarşıda alışverişle ve (Medineli) ensar kardeşlerimiz ziraat ve bahçıvanlıkla meşguller iken, Ebu Hureyre kar­nının (açlıktan) kazınmasını düşünmeden, Allah’ın Resu- lü’nün yanından ayrılmadı. Başkaları (kendi işleriyle) meşgul iken o onunla beraberdi ve bilmediği şeyleri öğre­niyordu.”(57)</p>
<p>Ebu Hureyre yalnız okuma yazma bilmekle kalmıyordu -ki, o zamanlarda nadir bir şeydi- belki büyük bir edebi kabiliyete de sahipti; Farsça(58) ve muhtemelen HabeŞçe de(59) öğrenmişti. Kitab-ı Mukaddes’in(60) içeriğim iyi bildiği söylenirdi. Resul-i Ekrem de, Arabistan’ın başka böl­gelerine nazaran, Yemen’in ilmi sahadaki ilerlemesinden çok etkilenmişti. Bir defasında, İslam’ı kabul etmek üzere Yemen’den bir heyet geldiği zaman şöyle buyurdular: “İman Yemen’dendir, fıkıh Yemen’dendir, hikmet Ye- men’dendir.”(61) Roma’nm hatta Atina’nın kuruluşundan yüzlerce sene önce Seba ve Main’de kültür ve medeniye­tin, şöhretin en yüksek noktasına vardığı hatırlanacak olursa, bunda şaşılacak bir yan görülmez. Yazılarının keş­finin aydınlığa çıkardığı gibi orada, ilim ve edebiyatın şöhreti ve gelişmesi (Zû Nüvas’ın) Yahudi ve (Habeşlile- rin) Hıristiyan hanedanı yönetiminde de devam etti. Ha- beşliler kendilerinden daha az medeni olmayan yeni işgalçilere, İranlılara yerlerini bıraktılar. Ebu Hureyre’nin İs­lam’ı kabulü sıralarında Iranlılar Yemen’de hala hüküm­randılar.</p>
<p>Öyle görünüyor ki, Ebu Hureyre İslam’ı kabul ettiği za­man dini şevk ve gayreti ile yalnız Kur’an’ı değil, Resul-i Ekrem’in sözlerini ve yaptıklarım da yazı ile tespit etmeye başlamıştı. Hadis ve Kur’an’m birbirlerine karışmaması için Peygamber (s.a.v.) ona Kur’an’dan başka bir şey yaz­masını yasak etti. Bunun üzerine deve ve koyunların omuz kemiklerine yazılanlar yakıldı.(62) Anlaşıldığı kada­rıyla bu, İslam’a girişinin ilk günlerinde Kur’an’ı çok bil­mediği ve hadisten ayrılmadığı bir zamanda idi. Sonraları Ebu Hureyre Kur’an’ı iyi öğrendiği zaman yasağın kalkmış olması muhtemeldir (Bu meseleye tekrar geleceğiz). Şu da kaydedilmelidir ki, Ebu Hureyre Yemen’den gelmişti. Ora­da Arapça değil Müsned denilen bir yazı kullanılırdı. Ebu Hureyre’nin Arap yazısını &#8211; başlangıçtaki bütün kusurla­rıyla beraber -ancak İslam’a girişinden sonra öğrenmiş ol­ması da ihtimal dahilindedir.</p>
<p>Peygamber (s.a.v.)in hayatı boyunca Ebu Hureyre (r.a.)nin okumak, yazmak ve öğrenmek hususlarındaki zaptolunamaz istek ve arzusu, daha sonraki senelerde ilmi başkala­rına öğretmek yönündeki gayreti hiçbir şekilde eksilmedi. Bunun için Buhari’ye atfen ibn Hacer şöyle yazarL63) He­men hemen Peygamber (s.a.v.)in ashabının sekizyüzü, belki daha fazlası, onlardan sonra gelenler ve diğer ilim adamları, Ebu Hureyre’den hadis rivayet ettiler.</p>
<p>Ebu Hureyre, daha sonra anlatılacağı gibi, kuvvetli bir ha­fızaya sahipti. Çok samimi ve açık sözlü idi. Doğru telak-ki ettiği şeyi, söylediği kişi büyük olsun küçük olsun kim­seden çekinmeden söylerdi. Aynı zamanda o, kendini ha­kikate vakfetmiş bir kimse idi; hatasını anladığı zaman ses çıkarmadan tereddütsüz hakikati kabul ve teslim ederdi. Ona karşı ne denirse densin niyette samimiyeti ve dürüst­lüğü her türlü şaibeden kesinlikle uzaktı. Hulefa-i Raşidin devrinde bazı vesilelerle eleştiriye uğramıştı; fakat bu, yal­nız onun hukuki konularda hüküm çıkarma veya tefsir kabiliyetinden ileri gelmişti. Şu hadise, bu durumu güzel­ce izah eder: Bir defa Resul-i Ekrem (s.a.v.)in yemek ye­dikten sonra abdest aldığını ve namaz kıldığını gördüğü­nü söyledi ve buradan pişmiş yemek yedikten sonra ab- destin tazelenmesi icap ettiği neticesini çıkardı. Halbuki Peygamber efendimizin, yemeğe oturduğu zaman abdestli olup olmadığını araştırmayı ve açıklığa kavuşturmayı ihmal etti. Kendi fikrini söyleyince genç dostu Abdullah ibn Abbas, (mesela kış mevsiminde) ısıtılmış su ile abdest almak caizdir, değil mi? diye sordu (çünkü ısıtılmış su da pişirilmiş yemek sınıfına girmektedir). Bunun üzerine Ebu Hureyre hatasını anladı ve sustu.</p>
<p>Bir fıkıhçı olarak Ebu Hureyre, gerek Hulefa-i Raşidin gerekse, Abdullah ibn Mes’ud veya Ayşe validemiz yahut Abdullah ibn Ömer ve diğerlerinin (r.a.hüm) işgal ettikle­ri yüksek mevkileri tutamaz. Şahsi değerlendirmeleri bir tarafa bırakılacak olursa, gördüklerinin ve işittiklerinin önemi bakımından şüphe yoktur ki, O, Resul-i Ekrem’in hadisleri konusunda çok değerli ve güvenilir bir kaynaktır.</p>
<p>Bizzat Ebu Hureyre, hafızasının kuvvetini, Peygamber (s.a.v.) efendimizin kendisi için ettiği duaya hamleder. Hafızasının kuvvetini işiten Medine valisi Mervan ibn ek Hakem, bir vesileyle onun kabiliyetini denedi. Onu getirtti ve Peygamber’in hadislerini sordu. Bir perde arkasına bir katip oturmuş, Ebu Hureyre’nin her söylediği sözü ya­zıyordu. Ebu Hureyre’nin de bu tertipten hiç haberi yok­tu. Katip bu hadiseyi şöyle anlatır: “Mervan sormaya de­vam etti, ben yazmaya devam ettim ve hadislerin sayısı önemli ölçüde büyüdü. Bir sene geçtikten sonra Mervan, Ebu Hureyre’yi tekrar çağırdı. Aynı hadisler üzerine soru­lar sormaya başladı; ben de yine perde arkasına oturmuş­tum, söylediklerini bir sene önce söyledikleriyle mukaye­se ediyordum. Ne bir kelime fazla ne bir kelime eksik söy­ledi.”(64) Bu, Ebu Hureyre’nin yalnız hafıza kuvvetini gös­termekle kalmaz, bir de Mervan’m emriyle Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen hadislerin yazılmak suretiyle tes­pit edildiğini ve tabir caiz ise, orijinali ile karşılaştırıldığı­nı gösterir.</p>
<p>Yukarıda anlatılan hadis yazdırmadan başka Ebu Hurey­re’nin bilip naklettiklerinden hazırlanmış başka hadis kol­eksiyonları da vardır. lbn Sa’d’dan öğrendiğimize göre,(65) ikinci kolleksiyonu halife Ömer ibn Abdülaziz’in elinde bulunuyormuş. lbn Sa’d şöyle yazıyor: “Ömer ibn Abdü- laziz, Kesir ibn Murra el-Hadremi’ye yazdı: Bu zat, Eme- sa’da Resul-i Ekrem’in ashabından birçoklarıyla karşılaştı. İçlerinden yetmiş kadarı Hicret’in ikinci senesinde vuku bulan Bedir savaşma katılmışlardı. Ondan, Resulullah (s.a.v.)m ashabından -Ebu Hureyre’ninki hariç- işittiği ha­disleri yazmasını talep etti. Çünkü Ebu Hureyre’nin hadis­leri elimizde bulunuyordu.”</p>
<p>Ebu Hureyre’nin üçüncü bir derlemesi, talebesi Beşir ibn Nuheyk tarafından kopya edilmiş ve tabir caiz ise yayın lanmıştı. Bir yerinde şöyle yazar: “Ebu Hureyre’den her işittiğimi yazardım, ayrılacağım sıra ona onları okurdum ve ‘bunlar benim sizden işittiklerimdir’ derdim. O da ‘evet’ derdi.”</p>
<p>Ebu Hureyre’nin kendi kütüphanesindeki çeşitli eserlerle ilgili dördüncü bir rivayet, onun hafızasının zayıfladığı, yaşının ilerlediği bir devreye ait gibi görünüyor. El-Hasan ibn Ömer ibn Ümeyye ed-Damri şöyle söylüyor: “Ebu Hu- reyre’ye hadis tekrar ettim, onu bilmediğini söyledi. Şöyle dedim: Ben bunu senden işittim. Şöyle cevap verdi. Eğer onu benden işittin ise, benim yazdıklarım arasında olma­sı lazımdır. Sonra beni kolumdan tuttu, evine götürdü. Orada bana çok sayıda hadis kitabı gösterdi (kütüben kesiren) ve söz konusu hadisin yazılısını buldu ve bana, eğer bu hadisi ben rivayet ettiysem mutlaka benim yazdıklarım arasında bulunması lazımdır, demedim mi? dedi.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dipnotlar:</p>
<p>(1)-Buhari, 3:49 (K. ilm, bab kitabeti’l-ilm).</p>
<p>(2)- 12:1 (K.ilm, B. ma cae fir’ruhsat fihi, No.l)</p>
<p>(3)-Et-Tirmizi, 39:12: 3 (K. ilm, B. ma cae fir’ruhsat fitıi, No.3); Hbu- Davud. 24:3 ilm. B. kitab el-ilm);</p>
<p>(4)-Buhari,3:49,no:3 (Kitab-ul İlm)</p>
<p>(5)-İbn Sa’d, Tabakat, IV/II, s. 8-9.</p>
<p>(6)-ibn Abd el-Berr, Istiab, No. 1584; İbn el-Esir, Usd el-Gabe, III, 233.</p>
<p>(7)-İbn Hacer, Tehzib et-Tehzib et-tehzib, VIII, s. 48-55, No.80.</p>
<p>(8)- Ed-Darimi, Sünen, 43. Bölüm (men rahhasa fi kitabel el-ilm); ibn Manzur, Lisan el-Arab, zı-he-mim md.; ibn Hanbel, No.6645 (6623. md. de bkz.); İbn Abd el-Hakem, Futuh-ı Mısr, s. 256-7; Mecma’ ez-Zevaid, VI, 219 (ibn Hanbel’in yeni baskısında 6645 No. da zikredilmiş).</p>
<p>(9)-ibn Sa’d, Tabakat, IV/II, s. 11.</p>
<p>(10)-ibn Hanbel, II, 222 (No.7067); Ebu Nuaym, Hilyat el-avliye’, I, 286.</p>
<p>(11)- ibn Hacer, Feth el-Basri, I, 167.</p>
<p>(12)-Menazır Ahsen Geylani’nin Tedvin-i Hadis’inde kaynak gösterme­den zikredilir.</p>
<p>(13)-ibn Sa’d, Tabakat, IV/II, s. 13.</p>
<p>(14)-Zübeyr Sıddıkî’nin “Hadisler Hz.Muhammed’in hayatında yazılmış­tı” başlıklı yazısından (İdare-i Maarif-i Islamiyenin birinci oturu­munun tutanakları). Lahor, s. 63-71.</p>
<p>(15)-Darimi’nin Sünen’i, bölüm 43 (men rahhasa fi kitabel el-ilm).</p>
<p>(16)-Er-Ram Hurmuzi, el-Muhaddis el-Fasıl (elyazması, Köprülü, İstan­bul), el-Kitab X. bölümü; Hatib el-Bağdadî, Takyid el-îlm, s. 95-6, el-Hâkim, El-Müstedrik, Menazır Ahsen Geylani, Tedvin-i Ha- dis’inde zikreder, s. 67-68.</p>
<p>(17)-Metin için el-Vesaik es-Siyasiye adlı eserime bkz., No. 105; orada kaynakların da isimleri verilmiştir.</p>
<p>(18)-Biyografisi için Yakut’un Mu’cem el-Büldan’ına bakınız. Daybul md., Ensâb es-Semâni.</p>
<p>(19)-Menazır Ahsen Geylani’nin Tedvin-i Hadis adlı kitabında bahsi ge­çer, s. 68.</p>
<p>(20)-İbn Hacer, Isabe, I, 434, No.1021.</p>
<p>(21)-Menazır Ahsen Geylani, İbn Hacer’in Tehzib et-Tehzib adlı eserini göstererek zikreder, s. 68.</p>
<p>(22)-Buhari, et-Tarih el-Kebir, IV/II, s. 186, No.828. Cabir’in bu Sahi- fe’sini Abdürrezzak Musannef’inde zikreder (ez-Zünub bahsi).</p>
<p>(23)-İbn Hacer, Tehzib et-Tehzib, IV, 215, No.369.</p>
<p>(24)-Agy.</p>
<p>(25)-Buhari, Sahih, 3:34 (K.ilm, B. keyfe yukbed el-ilm);</p>
<p>(26)-ibn Hacer, Tehzib et-Tehzib, VII, 182, No.351.</p>
<p>(27)-Tezkiret el-Huffaz, 1,5.</p>
<p>(28)-Bu, açık olarak şunu ifade eder ki, ashabın bilgisine ve kanaatine göre Peygamber (s.a.v.) hadislerin yazılmasını yasak etmemişti. Bu konuya ayrı bir bölümde tekrar değineceğiz.</p>
<p>(29)-El-Cami’, Kitab el-ilm bahsi (Ankara ve İstanbul, elyazması). Ab- dürrezzak’ın Musannefinde de yazılıdır, Kitab el-ilm bahsi; Hatib el-Bağdadi’nin Takyıd el-ilm, s. 49.</p>
<p>(30) -Buhari, Sahih, 3:49 (K. ilm, B. Kitabet el-ilm, No.l).</p>
<p>(31)-Adı geçen eser, 58:10 (K. Cihad, B. zimmet el-müslimin).</p>
<p>(32)-Age, 58:17, (k. Cihad, B. ism men ahed sümme gadar).</p>
<p>(33)-El-Makrizi, İmta’ el-Esma, I, 107. Bu hadiseye dair aşağıda gelecek olan Abdürrezzak’ın da metnine bkz.</p>
<p>(34)-El-Belâzuri, Ensab el-Eşraf (Kahire baskısı, 1959), 1.525.</p>
<p>(35)-Sahih, 96: (K. 91 &#8211; l’tisam bi’l-kitab, B. ma yukreh min et &#8211; taam* muk) No.2.</p>
<p>(36)-İstanbul elyazması, ikinci cilt, “an &#8211; nuhba ve men âvâ muhdisen” konusu.</p>
<p>(37)-Sünen, 11:99 (K. Menasik,B. Tahrim el &#8211; Medine); Hatib el-Bağda- di’nin Takyid el-Ilm’ine bakınız, s. 88-89.</p>
<p>(38)-Ayr tepesi, Medine’nin güney, Sevr tepesi kuzey sınırını oluşturur. Her ikisi bugün de bilinmektedir. Sevr, Uhud dağının batısındadır (Bu kelime, yani Sevr adı, Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ederken sığındığı Sevr mağarasıyla karıştırılmamalıdır).</p>
<p>(39)- Tabakat,Vı,116</p>
<p>(40)- Age,VI,154</p>
<p>(41)-Buhari, Sahih, 56:32, III, 154 (K.Cihad, Bab es-Sabır ind’el kati,</p>
<p>Bab iza lem yukâtil evvel en-nehar ve Bab la temennev lika el- aduv).</p>
<p>(42)-Tehzib et-Tehzib, IV, 198.</p>
<p>(43)-Agy., IV, 236, No.401.</p>
<p>(44)-ibn Sa’d, Tabakat, III/II, s. 142. Okur yazarlık, nişancılık ve yüzü­cülük bir arada “mükemmel adam”ın vasıflarını teşkil ediyordu, ibn Hacer’in Tehzib et-Tehzib’ine de bkz, III, 475, No.883; El-Belâzuri, Fütuh el-Büldan, s. 474, yazmanın başlaması bahsi; bu so­nuncu yazara göre İslam’dan evvel Medine’de “mükemmel adam” olarak Sa’d ibn Ubade, Useyd ibn Hudayr, Abdullah ibn Ubey ve Evs ibn Havâli vardı.</p>
<p>(45)-Et-Tirmizi, 13:13 (K. Ahkam, b. ma cae fi’l -yemin. Orada şunu okuyoruz: “Sa’d ibn Ubade’nin bir oğlu bana dedi ki Sa’d’ın kita­bında şunları&#8230; buldular.”</p>
<p>(46)-Menâzır Ahsan Gîlanî tarafından zikredilmiştir, Tedvin-e-Hadis, s. 71; keza bkz. Ed-Dârimî, Sünen, Mukaddime, b. 43 (men rahha- sa), No.25.</p>
<p>(47)-İbn Hacer, Tehzibu’t-tehzib, X. 413, No.742.</p>
<p>(48)-İbn Sa’d, Tabakat, V 216.</p>
<p>(49) -Aynı eser, 11/2, s. 123.</p>
<p>(50)-Menâzır Ahsen Geylani Tedvin-i Hadis’inde Tirmizi’ye atfen zikre­der, s. 70.</p>
<p>(51) Ibn Sa’d, Tabakat, VI, 179.</p>
<p>(52)-Age, II/II, s. 121-2.</p>
<p>(53)-Ebu Davud, Sünen, 23:23, (K. Akdiye, B. el-yemin alâ müdda aleyh).</p>
<p>(54)-Buhari, Sahih, 10:52. (K. Ezan, B; ez-Zikr bades-salat No.4).</p>
<p>(55)-Age. 93:13 (K. Ahkam. B. hel yakdi ei-hakim ve hüve gadban); et&#8217; Tirmizi, 13:7 (K. Ahkam. B. ma cae la yakdi el-kadı ve hüve gad&#8217; ban).</p>
<p>(56)-Abdüs Samed Sarım, Ard’el-Kur’an el-maruf bi-tarih’il Kur’an (Delhi baskısı 1359 H.) s. 173 f. Doğrulamak için başka ayrıntı vermeksizin yalnız Cami es-Sagiri gösterir.</p>
<p>(57) -Buhari, Sahih, 3:42 (K. İlm, B. hıfz el-îlm).</p>
<p>(58)-Beyhâki’nin Sünen’ine bakınız. (Haydarabad baskısı, 1354 H.), VII, 3: “Ebu Hureyre’nin yanında otururken, oğlu ile birlikte bir Iranlı hanım geldi. Kadın da, onu boşayan kocası da oğullannın vesayetini almak istiyorlardı. Farsça konuşarak kadın şöyle dedi: Ey Ebu Hureyre, benim eski kocam oğlumu benden almak istiyor. Ebu Hureyre de aynı dilde cevap verdi: Oğlan için kura çekin&#8230; Peygamber (s.a.v.) zamanında bile meşhur Selman-ı Farisi’den başka da Medine’de hanlılara rastlanırdı. Kökenleri meçhuldür; muhtemelen Iran &#8211; Bizans savaşları zamanında iltica etmiş olan­lar, veya esir düşüp köle edilmiş olanlardır. Bunlardan Arapça bi­le bilmeyen biri için, lbn Hanbel’e bkz, III.273. Görünüşte bu, Hicret’in ilk senelerine rastlıyor. Bundan başka yukarıda 25. pa­ragrafta Zeyd’in Farsça öğrenmesine de bkz.</p>
<p>(59)-Cem’el-Fevâid’e istinaden Menâzır Ahsen Geylani tarafından Ttd- vin-i Hadis, s. 439’da zikredilmiştir.</p>
<p>(60)-Ez-Zehebi, Tezkiret’ül &#8211; Huffaz, I, 34.: “Kâab (İslam’ı kabul etmiş olan alim Yahudi hahamı) şöyle dedi: Tevrat’ı okumayanlar arasın­da, onun içeriğini Ebu Hureyre’den daha iyi bileni asla görme­dim.”</p>
<p>(61)-Müslim, Sahih, (K. İman, B. tefadül ehli iman); lbn Hanbel’iü Müsned’inde 7496’ya da bakınız.</p>
<p>(62)-İbn Hanbel, Müsned, III, 12-13.</p>
<p>(63)-Tehzib et-Tehzib, XII, 265, No. 1216.</p>
<p>(64)-Buhari, Kitab el-Kûna (künye’nin cem’i), s.33, No.289, Mervan’m katibi Ebu’z-Za’ za’a maddesi.</p>
<p>(65)-lbn Sa’d, Tabakat. VII/II, s. 157.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak:Muhammed Hamidullah-Muhtasar Hadis Tarihi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-toplanmasi-icin-resul-i-ekrem-zamaninda-dusu%c2%adnulmus-tedbirler/">Hadislerin Toplanması İçin Resul-i Ekrem Zamanında Düşü­nülmüş Tedbirler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-toplanmasi-icin-resul-i-ekrem-zamaninda-dusu%c2%adnulmus-tedbirler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
