<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Finans | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/finans/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 27 May 2019 14:17:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Finans | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kıbleyi Gösteren Kredi Kartı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kibleyi-gosteren-kredi-karti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kibleyi-gosteren-kredi-karti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 13:55:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbleyi Gösteren Kredi Kartı]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal siyasi kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada kapitalizm karşıtı tek din İslâm&#8217;dır, İslâm getirdiği ilkelerle, insanoğlunun ontolojisinde var olan maddi ve mane­vi zayıflıkların sistemleşmesini engellemiş, bilhassa ekonomi sahasında tedbirler alarak sağlam, fakiri kollayan, zenginleş­meyi engelleyen, paranın birkaç kişide birikmesine set vuran, tekelciliğe, tröstlere müdahale eden genel ilkeler getirmiştir. İslâm iktisat üzerinde yoğunlaşır; çünkü iktisat sadece malla­rın değişimi, para üzerinden alışveriş değil [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kibleyi-gosteren-kredi-karti/">Kıbleyi Gösteren Kredi Kartı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/islami-kredi-karti-geliyor-4025754_o.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-21004 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/islami-kredi-karti-geliyor-4025754_o-300x215.jpg" alt="" width="300" height="215" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-2.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-22183 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-2.jpg" alt="" width="342" height="244" /></a></p>
<p>Dünyada kapitalizm karşıtı tek din İslâm&#8217;dır, İslâm getirdiği ilkelerle, insanoğlunun ontolojisinde var olan maddi ve mane­vi zayıflıkların sistemleşmesini engellemiş, bilhassa ekonomi sahasında tedbirler alarak sağlam, fakiri kollayan, zenginleş­meyi engelleyen, paranın birkaç kişide birikmesine set vuran, tekelciliğe, tröstlere müdahale eden genel ilkeler getirmiştir. İslâm iktisat üzerinde yoğunlaşır; çünkü iktisat sadece malla­rın değişimi, para üzerinden alışveriş değil aynı zamanda si­yaseti, toplumsal ilişkileri, bireyler arasındaki münasebetleri, devletlerin yapılarını da belirleyen; değerleri, normları, hassa­siyetleri kırılganlaştıran en önemli dönüşüm aracıdır. İktisat, siyasal kültürün en belirgin ustasıdır. İslâm modern kapitaliz­min de onun geçmişteki yapısının da tam karşısında iktisadi anlayış getirmiş, yerleştirmiştir.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra bilhassa dünya sisteminin Amerikan yaşam tarzına uygun dizayn edilmesiyle ortaya çı­kan tüketim algısı genel manada kapitalizmin yeni boyutunu yüceltti. Esasında burada kasıtlı bir çarpık algı yüceltmesi söz konusu.</p>
<p>Kapitalizm tüketimi değil biriktirmeyi, yığmayı, sermaye temerküzünü savunur.</p>
<p>Tüketim bilhassa kapitalist olmayan çevre ülkelerin kaynaklarının, paralarının devşirilmesi için, üretimin sürekli yeni ihtiyaçlar gösterilerek artırılması, &#8220;versiyon değişiklikleri” ne­ticesinde daha az maliyetle daha yüksek kârların elde edilmesi için uygulanan yöntemler arasındadır. Bu bakımdan kapitalist­ler son derece tutumlu, biriktirmeyi seven, tasarruflu kimse­lerdir.</p>
<p>Kapitalist ahlak tüketici ahlakını sevmez; tüketicileri çok tutar. Tutumlu olmayan tüketici ahlakından, arzularının pe­şinden koşan, harcamayı tutku haline getiren, &#8220;vizyona giren” her yönelimi yücelten kitlelerden, yığınlardan onların manevi iştahlarından, kontrolü kaybetmiş ruhlarından, kişiliklerinden soyutlanan ahlaklarından nefret eder. Fakat tüketicilerin, kapi­talizmin işleyen çarkı haline gelmesi için her türlü yeni meto­du uygulamaktan da çekinmez.</p>
<p><strong>Kapitalizm Hiçlik Gibidir; Doymak Bilmez</strong></p>
<p>Kapitalizm hiçlik gibidir; her zaman vardır, esas olandır, ontolojinin merkezinde yer alır. Kapitalizm hiçlik gibi, boşluk ve sonsuzluk gibidir; büyüdükçe büyümek, yuttukça yutmak ister. Kara delik gibi temas ettiği her noktayı, sahayı yutan, kendisine benzeten kapitalizm, ne kadar içerse içsin, ne kadar yerse yesin doymak bilmez. Kapitalizmi biriken sermayeler, yükselen satışlar, devleşen bütçeler kandırmaya, doyurmaya yetmez.</p>
<p>1970li yıllardan sonra dünya sistemi gelişkinliğini yücelt­mek için yeni vadilerde, yeni vahalar keşfetmenin arayışı içine girdi. 70li yıllara kadar süregelen Keynesyen dünya sistemi, refah devleti, sosyal devlet uygulamaları dünya sisteminin ve şirketlerin kazancını istedikleri boyuta getiremedi. Kapita­lizm kara delik gibi, hiçlik gibi yutucu özelliklerini aksatmaya, yavaşlatmaya başladı. Bu aşamadan sonra ortaya çıkan yeni doktrin yani neoliberalizm, kapitalizmin hiçlik kadar, kara delik gibi yutan, tüketen, içselleştiren niteliğini iyice büyüttü,besledi. Neoliberalizm, kapitalizmi yeni bir evreye taşırken, küreselleşme doktrini bağlamında yeni kapitalistler, yeni öykünmeci kapitalist namzetleri ortaya çıkardı.</p>
<p>Türkiye dünyadaki neoliberal dalgaya en erken yakalanan ülkelerden biri oldu. 70’lerin sonlarında ABD ve İngiltere&#8217;deki neoliberal demokratik darbeler, siyasi dönüşümlerin benzeri Türkiye’de 12 Eylül ile sağlandı. Neoliberal iktisadi kültür si­yasal dönüşüm neticesinde ortaya çıktı. Neoliberalizmin adına ister küreselleşme ister piyasa ve pazar ekonomisinin öncülü­ğü densin, klasik dünya sisteminden ayrılan en belirgin özelliği merkez-çevre modelinin rehabilite edilerek, sert, katı uygu­lamalara son verilmesi oldu. ABD, Batı Avrupa ve az da olsa Japonya’dan oluşan merkez ülkelerin kapitalizmi besleyecek motivasyondan, üretimden geri düşmeye başlaması, bilhassa Batı Avrupa’nın artık “emekliler kıtası”na dönmesi, kapitaliz­min iyiden iyiye “şirket kapitalizmine evrilmesine rağmen ulus devletlerin bu anlayış lehine işleyememesi, şirketlerin ge­lirlerindeki yükselme ivmesinin zayıflığı küresel boyutta yeni ve talepkâr kesimlerin, ülkelerin, halkların devşirılmesi anla­yışını getirdi.</p>
<p>Kapitalizm artık çevreyi doğrudan sömürmek yerine onları da işleyen çarkların bir dişlisi yaparak, kapitalist üretimin bir unsuru kılarak “kapitalizmi sahiplenmelerini sağladı. Kapi­talizm büyüse de küçülse de çevredekiler hep aynı kalıyordu,* fakirliklerinin düzeyi hiç değişmiyordu ama merkez ülkeler ve kapitalist işletmeler, sistemin kendisi zayıf düşüyordu. Ne­oliberalizmin çevredekilere de sorumluluk vermesiyle kârın azamisini yine merkez ülkeler alırken bu sefer krizlerden do­ğan zararlar çevre ülkelerle bölüşülmüş oldu. “Kriz buhranı” ile yaşamaya başlayan çevre ülkeler, kapitalizm krize girmesin diye her gün borsayı, döviz kurlarını, kredi oranlarını takip etmeye, zihnen kapitalist işgalini kanıksadıkları gibi fiilen de tüm gayretlerini bu sahaya hasretmeye başladı. Neoliberalizm merkez ülkelere akışı farklı coğrafi sahalarda yayılmış şirketler üzerinden sağlarken, çevre ülkeler şirket kapitalizminin göre­ce imkânlarını, tüketim toplumu ideolojisi üzerinden gelişme görerek benimsedi. Neoliberalizm, çevredeki taliplileri, mer­keze girmek için can atan kesimleri devşirmenin karşılığı ola­rak kapitalizmi yeni bir evreye, sistemi müthiş bir yenilemeye tabi tuttular.</p>
<p><strong>Kapitalizmi Büyütenler</strong></p>
<p>Kapitalizm, neoliberalizmle antikapitalistlerin elinde yük­selmeye başladı.</p>
<p>1980 sonrasında 12 Eylül rejiminin ardından Turgut Özal küreselleşmeye, neoliberal siyasi kültüre uygun olarak dört eğilimi birleştirip iktidara geldi. Özalın neoliberal iktisada uy­gun olarak finans, ulaşım ve iletişim alanlarındaki yatırımları İslâmî kesimde de yankı buldu.</p>
<p>İslâmî finans kuruluşları, faizsiz bankacılık anlayışı üzerin­den Müslümanlar sisteme yavaş yavaş eklemlenmeye başladı. Yıllarca Kemalist elitlerin idare ettiği “kamu” artık neolibe­ral siyasallıkla Müslümanlara açılmaya başladı. Sivil toplum kuruluşları, bankacılık vasıtasıyla tarikat ve cemaat çevreleri zenginleşti. İslâmî Finans üzerinden Müslümanların; hiçbir biçimde kapitalist iktisada girmeyen, kendine alternatif İslâmî yaşam biçimi arayan kesimlerin “pazar ve piyasa”ya girme­si sağlandı. Piyasa, yeni trendin adı olduğu gibi kamusallığın belirlendiği sahayı oluşturdu. Piyasaya girmeyen hiçbir mal ve hizmetin geçerliliği yoktu; piyasanın dışında alternatif ekono­mik düzen ihdas edilmesi imkânsız hale getirildi. İslâmî finans üzerinden Müslümanlar yavaş yavaş sisteme eklemlendi.</p>
<p>Neoliberal siyasi kültürün üzerinde en fazla titrediği ke­simlerin başında Müslümanlar ve İslâmcılar gelir. İslâmcılık 90ların başından itibaren Türk siyasetinde postmodern ve bir arada yaşama, çoğulculuk, çokkültürlülük, Medine Vesikası merkezli tezleriyle etkili olmaya başladı. 2000lerden sonra ise uzun iktidar dönemiyle beraber İslâmcılık neoliberalizmi yeni bir boyutta Türkiye’ye uyumlu hale getirirken kamunun İslâmî kesime açılmasını sağladı.</p>
<p>İslâmî finans kuruluşlarından birinin verdiği &#8220;kıbleyi göste­ren kredi kartı” neoliberal İslâmcılığın en önemli simgelerin den biri olurken, kapitalizmin yeni boyutunun Müslümanlar tarafından içselleştirildiğini, İslâmcılığın artık kapitalist değer­lere karşı hiçbir marjının kalmadığının göstergesidir.</p>
<p><strong>İradenin Devredilmesi</strong></p>
<p>Kültürel göstergelere, insanların gündelik hayatında kul­landığı nesnelere, araçlara karşı genel manada bir tepki, aşırı yorum ya da kutsallaştırma yapılabilir. Bu bağlamda kolanın, fast foodların küresel kültürün her türlü zincir mağazalarının, giyim kuşam tarzının karşısında olan bir kitle var. İslâmi ke­simde misal İsrail-Filistin savaşında, İsrail&#8217;in katliamlarından sonra kolanın sahibi olarak Yahudiler üzerinden bir İsrail kar­şıtlığı zuhur eder. Bu tepkisellik zaman zaman &#8220;yerli malı” kul­lanımına kadar geçer. Temizlik malzemeleri üzerinden kendi­lerine misyon biçip İsrail ve Yahudi karşıtlığı kurmaya çalışan kadınların, hemen tüm kaliteli ev ürünlerinin Yahudi menşeili olduğunu öğrendiğinde duyduğu &#8220;hiçlik” duygusu, neoliberal iktisadi kültürü tam manasıyla anlatabilir.</p>
<p>Hayatın her anında, her biriminde kapitalist üretim ilişkile­rinin varlığı, Müslümanların da bugün kamudaki etkinliğinin neoliberal siyasallık sayesinde gerçekleştiği görüşü belirgin bir teslimiyeti sağlıyor. Giyim ve kuşamın modalaşması, gündelik kültürdeki kapitalist nesnelerin, boğaz köprülerinin, hızlı tren­lerin, cep telefonu ve lüks eşyaların artışının, ciplere binilmesi­nin &#8220;normal” bir gelişim süreci olduğu yönündeki &#8220;ilerlemeci” anlayış yeri geldiğinde kıbleyi gösteren kredi kartını sadece &#8221;sapma&#8221; olarak tanımlar.</p>
<p>Kültürel göstergelerdeki zenginlik esasında zihniyette- [ki ilerlemeyle de bağlantılıdır. Neoliberal üretimi &#8220;insanlığın [gelişimi ve tarihin ilerlemesi” biçiminde gören İslâmî anlayış,siyasal bağlamda sert, katı, radikal bir temelleme yapabiliyor, Hâlbuki kredi kartını kıbleyi gösteren biçiminde tanıtmak ne bir reklamcılık dehası ne insanlığın ilerlemesidir.</p>
<p>Kıble üzerinden meşruiyet algısı oluşturmak, 80 sonrası İslâmcı kültürdeki &#8220;her şeyi İslâmileştirme” çabasının bir so­nucu olarak da görülemez. Kıbleyi kullanmak, krediler üze­rindeki lslâmîliği, ehven-i şeri ya da cevazı göstermez; bilakis kapitalist işleyişin artık kanıksanmış bir normalleşmeyle İslâmcıların nezdinde etkili bir yöntem haline geldiğini kanıtlar. Haramın, faizin, faiz üzerinden sömürgeleştirmenin, zekâtı dışlayan yardım mantığının İslâmcılar açısından tartışılabilir niteliği büyük oranda kalkmıştır. Buna göre yeri geldiğinde İslâmî umdeler üzerinden, sırf kamuda var kalabilmek için &#8220;değer tanımaksızın” var olma çabası 90lardan sonra bir me­tot olarak doğmuş 2015 itibariyle zirveye çıkmıştı; bu saatten sonra iktisadi ilkeler bazında ya da piyasa şartlarının işleyişi anlamında bir rezervin Müslümanlar açısından gündeme gel­meyeceği görülüyor.</p>
<p>Siyaset, iktidar belli manada varlığını koruyabilmek için neoliberal iktisadi siyasallığı meşru görebilir; buradaki sorun Müslümanların en yüksek kültürden en düşüğüne kadar he­men her kesiminin &#8220;kazanımlar”ı korumak, &#8220;imkân siyaseti­ni kollamak adına İslâmîliği devre dışı bıraktığını göstermesindedir. &#8220;Piyasa”nın içinde bankalara, sigortalara, senetlere, çeklere, borsaya, dövize &#8220;mecbur” kalan Müslümanların, bir bakıma &#8220;zihnen ve vicdanen” yerleşik kapitalist kültürü &#8220;reddedemediği”ni ispatlar. Artık bu dünyadan, kapitalist üretim ilişkilerinden çıkış yok mudur?</p>
<p>İslâm düşüncesinde ümitsizlik küfr alametidir.</p>
<p>Müslümanların Allah&#8217;tan ümitlerini kestikleri vaki olamaz; ama Müslümanın Müslümandan ümidini kesmesi imkân dâ- hilindedir. Fakat Allah&#8217;ın insanlardan, Müslümanlardan ümi­dini kesmesi de söz konusu değildir. Yeryüzünde Allah&#8217;ı anan, İslâm&#8217;ı yaşatan, fesat çıkaranlara karşı çıkan bir cemaat her dönemde varlığını sürdürmüştür Bu bakımdan kapitalizmi top­tan kabul edebilecek bir insanlık zümresinden bahsedemeyiz; aynı şekilde kapitalist her ürünü &#8220;insanlığın gelişimi” dünya medeniyetinin gelişim süreci olarak gören İslâmî akımlar el­bette, sistemin aksamadan yürümesinde etkili rol oynar.</p>
<p>Kıbleyi gösteren kredi kartı sadece bir sapma, pazarlama unsuru, moda veya kaba İslâmileştirme değil aynı zamanda Müslümanlara arzularını kabartan imkânlar silsilesinin katmerlenmiş biçimidir</p>
<p>Neoliberal doktrin çevredekilerin, Müslümanların &#8220;talepârlığını”, arzularını tutkuya dönüştürmekte başarı sağladı. Bu tutkunun başında &#8220;kamuya girme” hatta kamuyu sahiplen­me arzusunun kaçınılmaz ve akılları hatta vicdanları kilitleyen bir arzuya dönüşmesi gelir. Sahip olma fikri, merkezin elindeki her değere, teknolojiye, imkâna hatta siyasallığa ulaşma arzu­su yerini ihtirasa bıraktı. Müslümanlar ele geçirmeyi, yıkma, önceki deneyimleri yok etme biçiminde gösterdikleri için ge­rekirse küfrün elindekileri devşirerek, İslâmîleştirerek günaha batma pahasına elde etme fikrine götürdü. Günah, küfr, mek­ruh kavramlarının karşılığı sadece ibadetlere hasredildiği için var olan sistemin işleyiş nizamını taklit, öğrenme, kullanma bir sorumluluk hatta İslâmî vecibe olarak sunuldu.</p>
<p><strong>Mümkünler Dünyasında Bekleyen İslam</strong></p>
<p>İslâmcılık düşüncesi yerleştirdiği siyasallıkla, Müslüman­ların toplumsal dönüşümlerinin gerçekleşmesinde, Freudyen anlayış ile &#8220;Büyük öteki&#8221; arasında bir psikolojik atmosferi ege­men kıldı. Kapitalizm değil ama neoliberalizm; neoliberalliğin çevre ülkelere, marjinal kesimlere, sistem dışı unsurlara açtığı imkânlar, Müslümanların İslâmcıların baştan çıkmasına vesile oldu. Baştan çıkan İslâmcılık, zaten medeniyete teşne karak­terini &#8220;tüketim ideolojisinin nesneleriyle örtüştürünce ortaya kıbleyi gösteren kredi kartı gibi istihza edilerek bakılacak, yaramaz ve cin fikirli bir reklamcılıkla buluşturulup meşrulaştırılan nesnelere bıraktı. Bu, Islâmcılara göre önemsenecek,üzerinde durulacak ve genele teşmil edilemeyecek marjinal bir örnektir. Mesele Müslümanların ilerlemesi olduğuna göre, bu tür &#8220;heretik“ tutumlar, Müslümanların arasına girmeye çalışan çıkmalar eninde sonunda dışlanacaktır.</p>
<p>Islamcılık kabaca temel savunmasını, arzuların hareketlen­dirdiği duyguların ve istekliliğin irade vasfına ulaşarak kapi­talizm yani sistem içinde Büyük öteki&#8217;ne karşı kendilik inşası biçiminde yapar.</p>
<p>Islâmcılar kapitalistlerin yaşam biçimlerinden etkin piyasa yapısından &#8220;sızarak” kıbleyi gösteren kredi kartı gibi modellemelerle çıkabilecekleri gibi kendi öz bilinçlerini, hakikat bilgi­lerini tatmin edecek gerekçeler üretir. Yanlışla, hatalı olanla, küfr ile cennetin yolunu bulabileceğini; kötünün vasıta haline gelebileceği görüşü neoliberal siyasal kültürün etkili tek yön­temi oldu.İslâmcılar kıbleyi gösterdiği müddetçe tüm vasıtaların araçsallıktan hakikat seviyesine çıkabileceği düşüncesini inşa etmeyi sürdürüyor.</p>
<p>Kapitalizmin varlığı Müslüman düşünce ve iradenin yok­luğundan kaynaklanıyor. Kapitalizmin etkili işleyişi, gündelik hayatı bile işgal eden nesneler, yaşayış biçimi üretmesi, İslâmî alternatif yaşama talep eden fikriyatın yokluğundandır.</p>
<p>Allah karanlığı halk etmiş midir? Evet, karanlık yokluk âleminden varlık âlemine geçmiştir. Fakat karanlığı dağıtacak aydınlık da hem mümkünler âleminde hem varlık âleminde vardır. Işık yokluğu karanlık varlığı demektir. Işık yandığında varlığını gösterdiğinde karanlık hiçliğe sürüklenir.</p>
<p>Kapitalizm varlık âlemine İslâm&#8217;ın yokluğu vesileyle çıkar. Kapitalizmi Türkler dört yüz yıl yerinden çıkmasın diye alter­natif bir ekonomi, dünya sistemi inşa etmişti. Kapitalizmi, sı­nırsız eşitliği yücelten bu düzeni Türk varlığının hiçliğe sürük­lenmesi, İslâmî yaşama fikrinin zihinlerden, varlık âleminden sadece mümkünler âlemine itmesi sağlar. Kapitalizmi geriletecek, imkânlar, mümkünler âlemindeki İslâm varlığında, Türk deneyiminde mevcut. Kıbleyi gösteren kredi kartına yapılacak her türlü sempatik bakış, kat’i reddi taşımayan istihzalı tema­şa, kapitalist sistemin varlık âlemindeki yenilmezliğini katla­yacaktır.</p>
<p>İslâmi hissiyatını tatmin eden “kıble” kelimesi, yeni dindar­lık biçimleri Müslümanların reel dünyadaki varlığını tüm ikti­dar ve güce karşın sağlayamaz; sadece mümkünler âlemindeki çakılı kalmasına katkı sağlar.</p>
<p>(İtibar<sub>1</sub>2015, sayı: 51)</p>
<p><strong>Ercan Yıldırım &#8211; Türkiyenin Yeni Kültürü,syf.135,143</strong></p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kibleyi-gosteren-kredi-karti/">Kıbleyi Gösteren Kredi Kartı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kibleyi-gosteren-kredi-karti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neoliberal Islamcılık-2</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-islamcilik-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-islamcilik-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 14:20:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>
		<category><![CDATA[İslamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[“Diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[Borçlandırılmış Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Karşıtlığı-Neoliberal Yandaşlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Finans]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizmi Sorun Etmemek!]]></category>
		<category><![CDATA[Nargile Kafe]]></category>
		<category><![CDATA[Neoliberal Islamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Piyasa]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Yardımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Suşi]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketimin Getirdiği Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Var Olmak İçin Dışa Açılmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=17926</guid>

					<description><![CDATA[<p>Var Olmak İçin Dışa Açılmak 1.2000li yıllardan sonra neoliberal İslâmcılık, İslâmcılık dü­şüncesinin bilhassa Milli Görüş&#8217;ün sıkça telaffuz ettiği ağır sanayi, kalkınma fikrinden çıkararak küreselleşmenin getirdi­ği serbest mal ve finans hareketlerine yani neoliberalizme ge­çişi gerçekleştiren güç oldu. Neoliberal İslâmcılık, uzun yıllar sürdürdüğü içe kapalılığı bu dönemde bozarak dışa açılmaya, ülkenin dış yatırımcıya sonuna kadar açık hale [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-islamcilik-2/">Neoliberal Islamcılık-2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/neoliberal-islamcilik-2/resized_1873f-684cd17cneokapak-2/" rel="attachment wp-att-17928"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-17928" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/resized_1873f-684cd17cneokapak-1.jpg" alt="" width="385" height="215" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/resized_1873f-684cd17cneokapak-1.jpg 640w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/resized_1873f-684cd17cneokapak-1-600x336.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/10/resized_1873f-684cd17cneokapak-1-300x168.jpg 300w" sizes="(max-width: 385px) 100vw, 385px" /></a></strong></p>
<p><strong>Var Olmak İçin Dışa Açılmak</strong></p>
<p><strong>1</strong>.2000li yıllardan sonra neoliberal İslâmcılık, İslâmcılık dü­şüncesinin bilhassa Milli Görüş&#8217;ün sıkça telaffuz ettiği ağır sanayi, kalkınma fikrinden çıkararak küreselleşmenin getirdi­ği serbest mal ve finans hareketlerine yani neoliberalizme ge­çişi gerçekleştiren güç oldu. Neoliberal İslâmcılık, uzun yıllar sürdürdüğü içe kapalılığı bu dönemde bozarak dışa açılmaya, ülkenin dış yatırımcıya sonuna kadar açık hale getirilmesini sağladı. Bu dışa açılma sadece İktisadî yönlerden değil siyasal olarak da İslâmcılık, neoliberal pazar ve piyasa fikrinin bir so­nucu olarak AB&#8217;yi “haçlı zihniyeti&#8221; veya “Batı kulübü” olarak görmekten, AB’ye girmek için müktesebatın çoğunu değiştir­meye ve yeniden yapmaya çalışan, ABD ve NATO ile çok daha etkin politikalar geliştiren taraf oldu. Aslına bakılırsa dindar eşraf kavramı etrafında modernleşme döneminde ortaya çıkan İslâmî eğilimli eşrafın sorunu kapitalizmle değil, kapitalizmin nasıl işletileceği ile ilgiliydi.</p>
<p>Diğer taraftan İslâmcılığın, sloganların dışında kapitalizm karşıtlığı hiç olmadı. Kapitalist gibi yaşamayan, kapitalist gibi düşünmeyen Müslüman geleneksel yaşamının dönüştürülme­si, geri kalma tezleri altında modernitenin İslâm düşüncesine eklemlenmesi İslâmcılığın en önemli misyonu arasındadır.</p>
<p>İslâmcı hareketin tezlerini oluşturan ilerleme, çalışma, say, gayret, &#8220;İslâm terakkiye mani değildir” &#8220;Batının tekniğini al­malı”, öze, asl’a ve Kur’an ve Sünnet’e dönüş derken tam ola­rak kapitalist olmayan tarihi pratiğin, kapitalizmi geriletmiş alternatif yaşama biçiminin yani Anadolu’nun İslâmlaşmasıyla kurulan düzenin gözlerden uzak tutulmasını kastetmekteydi. Öze dönüş hareketlerinin bir ucunda, kapitalizmi geriletmiş, kapitalizme alternatif bir hayat nizamını Müslüman hayatın­dan kaçırmak vardı! Neoliberalizmin pazar mantığı, piyasa al­gısı ve gelişme teması uzun yıllar Müslümanları boyunduruğu altına alan Kemalist sistemden kurtulma ve özgürleşme fikriy­le birleşince neoliberal İslâmcılık, neredeyse geleneksel hayat fikrini, kapitalist olmayan algıların tümünü ortadan kaldıran sistemi yerleştirdi. Özal dönemindeki iletişim, ulaşım ve finans mantığının gelişimi, kırlarda yaşayanların da finans piyasasına dâhil olmasını sağlarken, 2000’li yıllardan sonra &#8220;piyasadan bağımsız kalma fikrini taşıyan hemen hiçbir İslâmî ekol, yo­rum ve birey kalmadı.</p>
<p>Neoliberalizm esasında sadece kapitalizmin bir dönemi, bir aşaması değil; bilhassa dünya sisteminin ve ulus devletlerin kendi içinde sistem dışına ittiği çevrelerin kapitalizmi sahip­lenmesi, neoliberal özgürlükçülük, piyasa ve pazarda finans il­keleri doğrultusunda var olabilme imkânı kazanmayı getirdiği için kapitalizmi benimsemesi anlamına gelir. Neoliberalizmin ilkeleri İslâmcıların 90’lı yıllardan bu yana çıkışı için gerekli doktrini sağlamıştır. Kapitalizmden çıkışın mümkün olmadığı, başka bir sistemin hali hazırda yürürlüğe giremeyeceği ümitsizliği İslamcıların neoliberal özgürlüğü keşfetmesiyle birlikte yerleşti, gelişti. Kapitalizmin, sürekli devrim ve deği­şim, krizlerin sürekliliğine dayalı (Dean, 2014, 32 &#8211; 93) işleyişi İslâmcılığın avantajına olmuş, her değişim bir gelişme olarak, İslâmî kazanım biçiminde algılanabilmiştir. Türkiye gibi çevre ülkeler merkeze göre çok geç modernleşirken, İslâm ülkeleri ve çevre ülkeler arasında öncü modernler olarak temayüz ederler.</p>
<p>Bu sefer neoliberal gelişme önceki modernleşme deneyimle­rinden çok daha önce Türkiye&#8217;ye giriş yaptı, Türkiye öncülü­ğünü her zamankinden daha fazla gösterme imkânı buldu. “Neoliberal kisve altında kapitalizmin yenilenmesi&#8221; (Harvey, 2014, 19) işte Türkiye gibi öncü İslâmcı kesimler vasıtasıyla modernleşmenin, Müslümanların dönüşümlerinin hızlandı­rılmasını sağladı. Neoliberal İslâmcılık için kamunun, sistemin İslâmî ilkelerle tanıştırılmasından çok piyasada, kamuda, sis­tem içinde “Müslüman kimlik&#8217;le var olma ziyade daha önemli ve geçerli kabul edildi.</p>
<p><strong>Finans, Piyasa, Tüketimin Getirdiği Özgürlük</strong></p>
<p>İhracata, hizmet sektörüne, finans dolaşımına dayalı ekonomi, pazardan pay almaya dayalı Özel Finans Kurumları’nın İslâmî bankacılığın gelişimi neoliberal İslâmcılığın özgürlük alan­larından biridir. 80&#8217;lerin ortasından itibarin “finans piyasası” üzerinden kendini ifade eden İslâmcıların, İslâm ile ilişkisi, ri- tüeller ve sembollerin dışına pek çıkmaz:</p>
<p>(MÜSİAD Kayseri Şube Başkam) Ticaretin dili tektir: kazanç. Ardından yerel ticaret kültürünün özelliklerini övmeye başlar: ona göre, kentindeki tüccarların başarısının sırrı Kayserinin İslâm ahlakından ilham alarak benimsedikleri ticari kültürdür. Kuran ve hadislere gönderme yaparak konuşmasını sürdürür. (Yankaya, 2014, 207)</p>
<p>Esasında yaşanan çağdaş hayat ile Müslümanların inanç­ları arasındaki makasın zaman zaman daralması önemli bir vakıa olurken, Müslümanların bu dünyada nasıl yaşayacakları hep bir mesele olarak görülmüştü. Milli Selamet Partisi (MSP)’nden itibaren yani 27 Mayıs sonrasında ortaya çıkan İslamcılığın kendi başına bir doktrin olarak en güçlü aktığı ka­nal olarak siyaset(4) aynı eleştirilere yani Müslümanların kapita­lizmle ve sistemle uzlaştığı eleştirilerine maruz kalmıştı. (Sarıbay, 1995, 67) Bütün bu yorumlar esasında Müslümanların Türkiye’deki konumunun, geçirdiği evrelerin izahını yapmak­tan, Müslümanların hangi görüş ve hissiyatta olduklarını tam manasıyla açıklayamamaktan da kaynaklanır. İslâmcıların, Müslümanların 27 Mayıs’a kadar ki serüvenlerinden çıkardık­ları sonuçlar, yeni dünya düzeni ve ABD etkisindeki demokra­si anlayışının kapsamı İslâmcıların daha müstakil ama sürekli değişip, konjonktüre adapte olan yapısını belirginleştirmiştir. Bu açıdan İslâmcılar kendilerini sistemin dışında kalma az­minden uzak tutuyor, “Müslüman kalarak” sistem içinde var olmanın imkânlarını arıyordu. Gerek sınıf temeli gerek dini yönlerinden dolayı sistem İslâmcıları, “dışarıda tutma’yı tercih etti.</p>
<p>Neoliberalizm, İslâmcıların, taşradan gelen dindarların, kentte varlık göstermek isteyen kariyeristlerin, imkânlardan soyutlanmış alt gelir grubundaki okumuş yazmışların “sisteme uyum sağlamak için beklediklerini fark etti.” (Göle, 2000, 82) Fakat Özal döneminde de 90’lı yıllarda da Türkiye’deki güçler bu talebi görmek, kabul etmek istemedi. Hatta Erdoğan dö­neminde bile İslâmcıların devlet içindeki yerleri hiçbir zaman rahat ve garanti olmadı; piyasa bir nebze olsun İslâmcıları destekler, İktisadî sistemde özgürlüklerini artırırken, genel planda korumacı, denetleyici ve yeri geldiğinde müdahaleci yönünü göstermekten çekinmedi.(5) İslâmcılar bu bakımdan neoliberal dönemde hep bir sentezin tarafında yer aldılar.</p>
<p><strong>Kapitalizmi Sorun Etmemek!</strong></p>
<p>80’li yıllarda liberalleşmeye bağlı olarak bu sentez yavaş ya­vaş dillendirilmeye başlamıştı. 70’li yıllarda medeniyet fikrine, İslâm devleti görüşlerine, siyasal İslâm’ın ağır sanayi söylemine de paralel olarak İslâmî devletin ilk amacının sanayi ve kalkın­ma yönünde adımlar atmak olduğu kanaatleri oluşturuldu. Bu amaçla peygamberimiz döneminden itibaren Müslümanların devlet haline gelir gelmez ilkin “maddi ve teknik bakımdan en kısa ve hızlı biçimde” güçlenmek olduğu fikri aktüel duruma bir alt yapı olarak sunulurken bunun antiemperyalist ve İslâmî gerekçeleri peşi sıra getirilmiştir:</p>
<p>Bu temel gerçeğe dayanarak çağımızda kurulu bir İslâm devletinin ana gayeleri bakımından sanayileşmesini kaçınılmaz görüyoruz. İslâm devletinin sanayii güçlenmesi de, dünya pa­zarlarını emperyalistçe emellerle ele geçirmek için değil, fakat tersine dünya pazarlarında dolaşım halinde olan insanoğlunun rızıklarını bu ihtiras tutkunu sömürgecilerin elinden kurtarmak ve beşeri dinlerin zulmüne topyekûn son vermek için elzemdir. (Keşk, 1977, 30-33)</p>
<p>80li yıllarda liberalizmin hatta kapitalizmin İslâm ile ça­tıştığı düşüncesinin yanlış olduğu, arada çelişki bulunmadığı, çağdaş kapitalizmin Batıya özgü olmayıp İslâm toplumların- da bile uygulandığı görüşleri (Binder, 1996, 27 &#8211; 29; Rodinson, 1978, 122 &#8211; 14) İslâmcıların 90’lı yıllardaki dönüşümleri için referans teşkil etti.</p>
<p>Neoliberal İslâmcılık döneminde Müslümanların hâlâ bu çağda kapitalizmi sorun etmemesi, kapitalizmle yaşaması gerektiği fikirlerine (Aktay, 2012), yine kapitalizmin &#8220;müminin yitik malı olduğu&#8221; (Akyol, 2009) görüşleri de eklenmiştir.</p>
<p>Neoliberal İslamcılığı, İslamcılığın genel karakterine bağlı olarak modernleşmenin Türk milleti üzerindeki etkisi, Türk- lerin Batı karşıtlığından kapitalizm vasıtasıyla yükselmesi gibi gerekçelerle, modernleştirilmesi olarak görmek mümkün. Za­manın icaplarının, tekniğinin millet tarafından talep edildiği dikkate alınırsa, Menderes ve Özal’a olan teveccüh ile Erbakan ve Demirel’e daha zayıf olan ilgi aslında yol, su, elektrik, iletişim, ulaşım gibi hayatın doğrudan kendisine temas eden noktalarının modernleştirilmesiyle ilgili olduğu açıktır. Recep Tayyip Erdoğan’ın bu dönüşümü çok daha hızlı gerçekleştir­mesi yüzde 50’lik başarısının ana gerekçelerindendir.</p>
<p>“Türkiye’de kapitalizmi dıştan getirme deneyleri’’ sadece Tanzimat ve Meşrutiyet döneminde değil sonraki dönemler­de de gerçekleşmiştir. Türkiye’de kapitalizmin gelişmesindeki zayıflığın bir diğer nedeni “yabancı yatırımların azlığı’’, tekel­leşmenin fazlalığı, sanayi kapitalizminin yoğunluğu, eski ve yeni düzenler arasında derin ikiliktir. (Gevgilili, 1989, 30-31, 60, 73, 84) Neoliberalizm esasında tam da Türkiye gibi Batı­lı İktisadî güçlenmeyi talep eden geleneksel ayak bağları olan devletler için birebirdir. Neoliberal İslâmcılık Türkiye’deki kapitalizmin bu temelli sorunlarını kapitalistleşememe sıkın­tısını çözmüştür. Esasında neoliberal dönem biraz da emlak üzerinden kalkınmayı getirir; Türkiye’deki kapitalizm emlak zenginliğini tasfiye etmeyi pek sevmesine rağmen (Gevgilili, 1989, 95) neoliberal dönemde buna engel olamamıştır.</p>
<p><strong>Özgürlükler, Sosyal Yardımlar ve Yüzde 50.</strong></p>
<p><strong>2</strong>.2000’li yıllardaki İslâmcılık, neoliberalizmin 70lerin son­larında ABD ve İngiltere&#8217;de yani Anglo-Sakson âlemde muhafazakâr hatta dindar liderleri iktidara getirmesi, Türkiye’de özal ve Erdoğan&#8217;ın millet nezdindeki kabul edilebilirliğinin de bir sonucudur. 90’lı yıllarda özal ile başlayan neo- liberalizme ara verildi. Bunun cezasını ülke çok büyük iki kriz­le biri siyasi 28 Şubat İkincisi yine İktisadî ve siyasi birlikteliği olan 2001 kriziyle kat kat çekti. Recep Tayyip Erdoğan’ın bu krizden Türkiye’yi çıkardığı gibi önemli bir refah da getirmişti. Erdoğan’ın bu dönemde Rusya’da Putin, Venezüella&#8217;da Chavez, Arjantin’de Kirchner ile aynı dönemde iktidara gelmesi, büyük halk desteği esasında neoliberal politikalarla birlikte uygula­nan ekonomik programın sosyal devletçilik ile İktisadî ve siyasi pratiğine de bağlıydı.</p>
<p>Erdoğan’ın “piyasa”lardan gelen kişiliği, bürokrasi ve statü­ko unsurlarını yok sayan vasfı, pratikliği, sorun çözen yapısı İktisadî ve siyasi olarak Türkiye’nin hareketli olmasını sağladı. Erdoğan’ın 15 Mart 2015 tarihindeki ülkeyi “şirket gibi yönet­me” görüşleri de statüko ve bürokratik oligarşinin etkisinin azaltılmasına bağlıdır. 2011 yılından sonra küresel sistemin de Erdoğan hakkındaki soru işaretlerinin artmasına neden olan yönlerinden biri de bilhassa savunma sanayi alanındaki yerli sanayinin geliştirilmesiyle ilgilidir. Bilhassa Cumhurbaşkanı olduktan sonra AB ile ipleri kopartma fikrine geçen Erdoğan, neoliberal politikaların 2011 sonrasında klasik yerli sanayi gö­rüşleri, tarihi kimlik vurgusuyla birleştirilmesinden doğmuş­tur.</p>
<p>Türkiye’de yoğun neoliberalizme ve artan zengin sayısına rağmen kapitalizmden pay alabilen, çevrede, varoşlarda bulu­nan alt sınıf da görece refaha kavuştu. Genel planda 1980-2015 arasının, hususen 2000’li yılların Neoliberal İslâmcılık olarak anılmasının nedenlerinin başında AK Partinin bu dönemde 90&#8217;ların ikinci yarısında yavaşlayan neoliberalizme “yeni bir itki” (Öztürk, 2013, 206) ile yeni bir renk, kimlik ve yön ver­mesi, sahiplenmesi gelir. SPK, EPDK, BDDK gibi kurumların ciddi olarak işlemesi, bunlara müstakil bankaların kurulması (Eberliköse, 2012-2013, 132-134) neoliberalizmin kurumsal­laşmasını sağlarken, “otoriter kapitalizmin yeni merkezi” Tür­kiye haline gelmektedir. (Zizek, 2013, 108) Türkiye, tarihinde görmediği kadar özel sektör ve dış yatırım ağırlıklı ekonomik sisteme geçti.</p>
<p>Piyasa ve neoliberalizm İslâmcıların &#8220;kaçış” &#8220;çıkış” vesi­lesidir. Piyasa her halükarda kapitalist ilkelere dayandığı için vahşi, adaletsiz, ahlak dışı en önemlisi İslâm dışı olma özel­liğini yine sürdürür; fakat İslâmcılar klasik dünya sisteminin sunmadığı özgürlüğü neoliberal dönemde piyasa ve pazar ilke­leriyle elde etmiştir. Piyasanın gayri Islâmîliği, ahlak dişiliği so­run edilmemiştir; İslâmî manada dindarlık, İslâmî simgelerin ve kişilerin kamuda yer bulması piyasa ahlaksızlığından daha önemli görülmüştür.</p>
<p><strong>Nargile Kafe, Suşi, Borçlandırılmış Müslümanlar</strong></p>
<p>&#8220;Piyasalaştırma” (Crouch, 2014, 96) bir akım biçiminde, ka­pitalizmin en önemli silahı olarak tüm kuvvetiyle çalışırken, İslâmcılar piyasalaştırmanın getirdiği basitlik, düzeysizlik ve herkesleştirmeden rahatsızlıklarını &#8220;kısık haykırışlarla” dile getirmeyi tercih etmişlerdir. Bu dönemin genel olarak kül­türün metalaşmasından, dünyanın genel olarak metalaşması (İnsel, 2008, 53) sürecine geçiş elbette tüketim toplumu imge­sinin basit bir tanımlamadan öteye geçerek kimlik halini alma­sıyla da ilgisi vardır. Bu bakımdan kimsenin kimseye artık borç vermemesi (Lazzarato, 2014, 170) fakat herkesin bir şekilde krediler, kredi kartları vesilesiyle yüksek tüketim metaı olan mallara da borçlandırılması söz konusu olmuştur.</p>
<p>İslâmcı burjuvaziye gelmeden ülkedeki hemen her kesimin tüketim nesneleri, kamusal mekânlarla irtibatı, yeni dindarlık unsurlarıyla da örtüşen yapılar iyiden iyiye gündelik hayatı ve İslâm algılarını da değiştirmiştir. Öncelik &#8220;kendi” üzerine odaklanmış radikal bireycilik neoliberalizmin tam da hedef­lediği, kendinden başlayarak tüm sistemi de içeren bir istikrar anlayışına götürmüştür.</p>
<p>Küresel medeniyetin yersiz yurtsuz yapısı, vatan algısı, mensubiyet görüşleri değiştiği için en başta İslâm’ın bireyin varoluşuyla vazgeçilmezliği arasındaki örtüşme kaybolma­ya, bu tür değerler sıradanlaşmaya başlamıştır. Suşi, brunch, cafeler, nargile ortamlarındaki İslâmcılık, yeni İslâmî burjuva mekânlarının teşekkülü gibi konular popüler kültür unsuru olarak tanıtılsa da bir büyük dönüşümün önemli kodları arası­na girmiştir. İslâmcıların para ile girdikleri ilişki ve dönüşüm, 90ların ortasında yani aslında 1994’teki belediye seçimlerinin kazanılması, devletten bir şekilde pay alınmasıyla başlamıştır.</p>
<p>Buradaki kadim çelişki aşılamamıştır zira Mehmet Şevket Eygi gibi neoliberal dönemde Müslümanların dönüşümüne en büyük eleştiriyi getiren kişinin, “Bu memlekette büyük, orta, küçük ticaret ve iktisat Müslümanların eline geçmedikçe özle­diğimiz günler gelmeyecektir” sözleri eninde sonunda bugün­kü tabloyu doğurmaktan kaçamayacaktır belki de. Aydınların kapitalizmden, onun tüketim çılgınlığını getiren kimliğinden kaynaklandığını vurgulamalarına karşın, bunun bir süreç, bo­zulma olduğunu söyleyecek normalleşmeyi getirmeleri, hatayı daha çok dışarıda aramaları da (Kıvanç, 1997, 48, 56) neoli­beral dönemin temize çıkmasını sağlamıştır. İnşaat sektörüne dayalı ekonomiden inşaata dayalı kültürellik, hatta Çamlıca’ya yapılmakta olan cami inşaatında olduğu gibi dini algı bu döne­min önemli gelişmeleri ve esasında eleştirilerindendir.</p>
<p><strong>Erdoğan Karşıtlığı-Neoliberal Yandaşlığı, Gezi Olayları, “Diktatörlük”</strong></p>
<p><strong>3.</strong>AK Parti iktidarında genel olarak neoliberal İslâmcılığın ik­tidar olduğu yıllarda önemli dönüm noktaları bulunur. 2007 ve 2011 seçim yılları, öncesi ve sonrasındaki siyasi süreçler İslâmcılığın şekillenmesinde, iktidarın belli konularda tavır almasında, yön değiştirmesinde etkili olmuştur. Danıştay sal­dırısı, Cumhuriyet Mitingleri, kapatma davası, 2008 ekonomik krizi, 27 Nisan Bildirisi akabindeki “One Minute” çıkışı 2011 yılına kadar partinin neoliberal politikaları yürütmeye devam etmesini sağladı. 2011 yılı bu bakımdan önemli değişimlerin başladığı döneme tekabül eder. Bu seçimlerdeki yüzde 50 des­tek, Gülen hareketinin yargı üzerindeki iktidarı için yaptırdığı 2010 referandumu, MİT Müsteşarı’nı tutuklama girişimi ve akabinde gelişen Gezi olayları ve 17 &#8211; 25 Aralık darbe girişim­leri, yüzde 50 desteğin, One Minute ve Mavi Marmara sonra­sındaki çatışmanın, Erdoğan’ın daha Islâmcı bir dil ve söylem geliştirmesinin bir başka yoruma göre de “aslına dönüşü”nün sonucu olarak gelişti.</p>
<p>Bu seçimlere kadar liberal-sol cenah ile yapılan ideolojik- siyasî ittifak tamamen sona erdiği gibi iktidar kendi yetiştirdiği köşe yazarlarıyla basında etkili olmaya çalıştı. Clinton’un slo­ganı olan “aslolan ekonomidir, gerisi teferruattır” (Bauman, 2014, 32) sözü neoliberal İslâmcılık döneminde hem 2011 seçimlerindeki yüzde 50’lik ilgiyi hem bunun getirdiği refah, istikrar ve muhafazakârlığı izah eder. Ekonomiden ve sistem­den pay alması zora giren kesimlerin alternatif bir sistemden ziyade var olan neoliberal imkânlardan çok daha fazla yarar­lanma isteği, zenginlere münhasır kârı başka yeni zenginlerle paylaşmama talebi beraberinde 2013 sürecini getirdi.</p>
<p>Gezi ile başlayan süreç, “sonun başlangıcı” olarak algılanır­ken (Yalman, 2014, 41) neoliberalizmin ilkelerinin Erdoğan’ı diktatör yaptığı, özgürlüklerin totaliter kıldığı görüşleri kuv­vetli şekilde dillendirilmeye başladı. Artık muhalefete geçen kesimlerin neoliberal Islâmcılığa ılımlı İslâm’ı içermesinden kaynaklı desteği de kaybolmaya başladı. Yıllarca ekonomik ve siyasal reformların Erdoğan ile gerçekleştiği övgüsünden, AK Partinin neoliberalizmi uygulamak için hukuki reformlar yap­tığı kanaatlerinden hızla çark edilerek, gelişmenin, ilerleme­nin ekonomideki sürekliliğin, sistemin devamının bir sonucu olduğu dolayısıyla Erdoğansız bir neoliberalizmin de mümkün olduğu görüşleri ileri sürüldü.</p>
<p>Bu bağlamda neoliberal İslâmcı dönemi “hızlandırılmış ka­pitalizm” ve Türkiye’nin çıtasını yükselten dönem olarak gö­ren kesimler (Göle, 2014) AK Parti’nin neoliberalizmi bile iyi yapamadığı kanaatini dile getirmektedir, (özdemir, 2014) AK Parti’nin İktisadî başarısında “sıcak para”nın etkisi hep tartışıl­dı. (Turhan, 2003) Neoliberalizm de tehlikenin eşiğinde olarak algılandı. Bu açıdan neoliberal İslâmcılığın uyguladığı kapita­lizm, “gazino kapitalizmi” (Ünay, 2008) türünden bir parodinin ya da Türkiye’ye özgülüğün getirdiği tuhaflığı barındırabilir.</p>
<p>Neoliberal İslâmcılık döneminin önemli ve etkili matbu­at organlarının bu dönemin genel İktisadî politikasına hiç de müspet yaklaşmadığı bir gerçek. Neoliberalizm herkesin mut­lu olduğu, talep ettiği bir sistem olmasa da neoliberal olmak türlü kapıları açmada, siyasal olarak yol sağladığı için eleştiri­ler genel manada kapitalist işleyişin içinde, 2008 yılındaki kriz­ler boyutunda ve İnsanî bir takım romantik sıkıntılarda kaldı. Kadim İslâmcılık tezlerindeki &#8220;Batının tekniğini alma” ilkesi zamanla “düşmanın silahıyla silahlanma” anlayışı biçiminde yorumlanarak meşrulaştırılmıştı. Neoliberal İslâmcılık işte bu fikrin rafine hali olarak kapitalizmi zaman zaman rehabilite eden, Müslüman milletle olan temasından kaynaklanan ne­denlerle neoliberalizmi millet nezdinde itibarlı hale de getiren bir rol oynadı.</p>
<p>“Kapitalizmin kapitalistlere bırakılmayacak kadar önemli” olması (Ünay, 2008a) neoliberalizmin en önemli keşifleri ara­sına muhafazakârların girmesindendir. Bu dönemin İslâmcı köşe yazarlarından Fahrettin Altun, AK Parti’nin, neolibera­lizmi benimsemenin ötesine geçtiğini, bu dönemin kendine özgülüğünün yanı sıra insan kaynağı, gelecek perspektifi gibi konularda farklılığını ve öncülüğünü de gösterir:</p>
<p>AKP hükümeti neoliberal iktisat politikalarını Batı ile bütün­leşmenin aslî bir şartı olarak görmekte ve bu nedenle bu politika­ları sorgulamamaktadır. AKP’li siyasi kadrolar neoliberal iktisadın öngörülerini birer norm olarak telakki etmekte ve bu öngörüleri birer çözüm önerisi olarak değil, bizatihi çözümün kendisi ola­rak değerlendirmektedirler. Son yirmi beş yılda neoliberal iktisat politikaları ‘muhafazakârlar’ eliyle yürürlüğe konmuştur. Bunun başlıca sebebini bir siyaset aracı olarak toplumun konumunda aramak gerekiyor. Toplum ve toplumun iknası, Türkiye siyaseti­nin hâlâ en can alıcı unsurlarından bir tanesi. Toplumla barışık muhafazakâr siyasi kadroların gerçekleştirdikleri her türlü siya­si faaliyet toplum nezdinde kendiliğinden meşru kabul ediliyor. Türk toplumu açısından ne yapıldığı değil, kim tarafından yapıl­dığı çok daha önemli. Bu nedenle Türkiye’de muhafazakâr siyasi kadrolar, neoliberal iktisat politikalarını büyük bir gönül rahatlığı ile uygulayabiliyor, özelleştirme şampiyonluğu ile övünebiliyor. (Altun, 2005a)</p>
<p>Ercan Yıldırım &#8211; Neoliberal İslamcılık(1980-2015)İslamcıların Dünya Sistemine Entegrasyonu,pınar yay.,syf:57-79</p>
<p><strong>Önceki Yazı için bkn:</strong></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="EruP69GyS0"><p><a href="https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-islamcilik/">Neoliberal Islamcılık-1</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Neoliberal Islamcılık-1&#8221; &#8212; İlim Cephesi" src="https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-islamcilik/embed/#?secret=iTr4EltzBb#?secret=EruP69GyS0" data-secret="EruP69GyS0" width="525" height="296" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> RP, İslamcıların, tarikat ve cemaatlerin, Müslümanların hepsini kapsar mı? 90’lı yıllarda bu çokça tartışıldı. Radikal kesim, partili olmayı “şirk” ile izah edip “teorik olarak” RP&#8217;ye mesafeli davranırken “pratikte” RP’den etkilendi­ği, etkilediği gibi kadro olarak hareketin içinde yer aldı. Tarikat ve cemaatler RP&#8217;nin sert söylemi ve bizatihi “İslâmî siyaset”in kendisinden ürktüğü için Milli Görüş&#8217;e hep bir rezerv koydu. İskenderpaşa cemaati tarikat içi mesele yüzünden eleştirilerini ve şerhini “sadece” Erbakan’a koydu. RP’nin yükselme­sinde, örgütlü İslâmî grupların çok azı destek verirken asıl tabanı “Müslüman ve ezilen halk” verdi. Bu önemli bir imkandı. Milli Görüş ister sahiplenilsin ister yerilsin, &#8220;İslâmî olanın” temsilcisi rolünden hiçbir zaman kurtulamadı. Milli Görüşü&#8217;ün açtığı imkanlarından tüm İslâmî gruplar faydalanırken, sis­temin cezalandırmasından sadece Türkiye’deki &#8220;İslâmî siyaset” zarar gördü! 90&#8217;lar muhasebe yıllarıdır aynı zamanda.</p>
<p><strong>2-</strong> 80 lerin genel atmosferi içinde, folklorik unsurlarını, köy ve ailelerin kendine özgü geleneklerini, oyunlarım, düğünlerini, cenaze merasimlerini reddeden bir çok “genç idealist” bu “radikal” fikirlerini çoluk çocuğa da kavuştuktan sonra terk edip, büyük bir muhasebeye giriştiler.</p>
<p><strong>3</strong>&#8211; Bu dönem sadece Türkiye&#8217;de değil dünyada da neoliberal İslâmcılık etkili ol­muş, Ortadoğu’da İslâmcılıktan gelen hareketler neoliberalizme kaymıştır. (Bozarslan, 2012) İslâmcılar kapitalizme karşı belirgin bir sempatiyle yaklaş­tıklarında bile tehlikeli olarak görülmüş, İslâmcılığın antikapitalist kimliğini törpülemek için 11 Eylül türü girişimler, terörizm yaftasıyla birleşerek dün­yada Müslüman avını başlatmış, İslâmcılar terörist algısını kırmak için ılımlı İslâm projesini de gündeme alacak denli eklektik bir dile evrilmiştir; postmo- dern emperyalizm, Islâmcıların postmodern tezleriyle dönüşümü gerçekleş­tirmesini de sağlamıştır, (Walberg, 2014,125 &#8211; 130)</p>
<p><strong>4-</strong> Müslümanların ve İslâmcıların kültüre ağırlık vermedikleri, sanattan anlama­dıkları eleştirileri içeriden ve dışarıdan devamlı surette yapılagelmiştir. Bunda İslâmcılığın belki de Meşrutiyet köklerinden itibaren hep siyasete endeksli varlığının etkisi vardır. (Mert, 1998, 14) İktidar döneminde İslâmcıların ve Müslümanların sanatla, kültürle ilgileri, bir takım simgesel törenler düzenle­mekten, etkisiz organizasyonlar tertiplemekten ve bol bol kaynaklan kullan­maktan öteye geçememiştir. Ne hikmetse izleyicisinden proje yürütücüsüne kadar herkes doymak bilmez bir iştahla kültürel yatırımın devlet ve AK Parti tarafından az olduğu yakınmasını gerçekleştirir. Halbuki siyasal iktidarın ya­pabilecekleri ile kültürü yürüteceklerin vazifeleri tamamen birbirinden ayrı­dır! Kültür, edebiyat ve sanat adamlarının siyasal iktidardan geri oldukları bu süreçte net biçimde görülmüştür.</p>
<p><strong>5-</strong> Son yıllardaki eleştiriler, iktidarın ne kadar İslamcı olarak görülüp, gösteril­meye çalışılsa da, Kemalist sistemin hala çok büyük etkisinin olduğu, iktidar ve muhalefet arasındaki saldırı ve savunmaların Kemalist dil ve sistemle yü­rütüldüğünü eleştiren geniş bir kesim de bulunmaktadır. Bu açıdan pasif bir eleştiri durumu gözlenir.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-islamcilik-2/">Neoliberal Islamcılık-2</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/neoliberal-islamcilik-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
