<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Devşirme | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/devsirme/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Dec 2024 13:18:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Devşirme | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çobandan sadrazam olur mu? Devşirme sistemi ile Evet!</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cobandan-sadrazam-olur-mu-devsirme-sistemi-ile-evet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cobandan-sadrazam-olur-mu-devsirme-sistemi-ile-evet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 10:57:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Slide]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Devşirme]]></category>
		<category><![CDATA[Devşirme Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Devşirmenin Osmanlıda işlevi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=20543</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın en uzun süre ayakta kalan hanedan devleti Osmanlıyı ayakta tutan en önemli faktör taşra ile merkez arasında köprü olan toprak sistemidir. Bu sistemin önemli unsurlarından devşirme sistemi Osmanlı Devleti’nde öyle mükemmel bir şekilde uygulanmıştı ki Müslüman olan Bosnalılar kendi çocuklarının da Hıristiyan ailelerin çocukları gibi devşirilmelerini talep etmişlerdi. Prof. Dr. Abdülkadir Özcan &#8211; Fatih Sultan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cobandan-sadrazam-olur-mu-devsirme-sistemi-ile-evet/">Çobandan sadrazam olur mu? Devşirme sistemi ile Evet!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en uzun süre ayakta kalan hanedan devleti Osmanlıyı ayakta tutan en önemli faktör taşra ile merkez arasında köprü olan toprak sistemidir. Bu sistemin önemli unsurlarından devşirme sistemi Osmanlı Devleti’nde öyle mükemmel bir şekilde uygulanmıştı ki Müslüman olan Bosnalılar kendi çocuklarının da Hıristiyan ailelerin çocukları gibi devşirilmelerini talep etmişlerdi.</p>
<p>Prof. Dr. Abdülkadir Özcan &#8211; Fatih Sultan Mehmet Ünv Tarih Bölümü Öğrt Üyesi</p>
<p>Tarih boyunca Türkler iri­li ufaklı çok sayıda devlet kurmuşlardır. Bunların ömürleri, bünyesindeki ku­rumların sağlamlığı ile orantılı ola­rak uzun veya kısa olmuştur. Türk devletlerinin tartışmasız en uzun ömürlüsü olan Osmanlı İmparator­luğu aynı zamanda dünyanın da en uzun süre ayakta kalan hanedan devletidir. Bu devleti ayakta tutan en önemli faktör, merkez ve taşra teşkilâtlarındaki sağlamlıktır. As­kerî yapısı ise devletin hem merkez, hem de taşra teşkilâtı içine yayılmış toprak sistemiyle ilgilidir. Sistemin önemli unsurlarından devşirme, başta askerî olmak üzere çeşitli dev­let hizmetlerinde istihdam edilmek üzere Osmanlı tebaası Hıristiyan ai­lelerin çocuklarının belli kurallar dahilinde toplanması demektir. Ku­ruluş yıllarında gönüllülerden olu­şan Osmanlı ordusunun ilk düzenli birlikleri yaya ve atlı olarak Orhan Gazi döneminde teşkil edilmiştir.</p>
<p>Osmanlılar Balkanlara geçip Or­ta Avrupa’ya ilerledikten sonra çe­şitli etnik gruplara mahsus çok sayı­da milletleri bünyesine aldılar. Öyle ki, bazı yerlerde gayrimüslim nü­fus Türk nüfusundan kalabalıktı. I. Murad’dan itibaren gelişip büyüyen devletin sınırlarının korunması için daha fazla askere ihtiyaç duyuldu. Bir süre önce kurulan Yeniçeri Oca­ğı için nefer temin edilmesi gereki­yordu. Dönem ulemasının teklifiyle bulunan ilk çare, savaş esirlerinden yararlanılması oldu.</p>
<p>Şer’î hukuka göre savaşlarda elde edilen ganimetin 5’te biri devlete ait idi. Esirlerin de 5’te biri devletin ol­du. Bu amaçla Pençik Kanunu çıka­rıldı ve askerliğe elverişli genç erkek esirlere hazine adına el konuldu. Bunlar belli bir eğitimden geçiril­dikten sonra yeniçeri yapıldı; bu uy­gulama 1402 Ankara Savaşı’na kadar başarıyla sürdürüldü.</p>
<p>Bu savaşta Timur karşısında alı­nan yenilgiden sonra Fetret dönemi başlar. Yeni zaferler, dolayısıyla ga­nimetler elde edilemediğinden Pen­çik Kanunu işlemez olur ve devşir­me uygulaması yeni bir çare olarak ortaya çıkar.Çelebi Mehmed, hatta babası Yıldırım Bayezid zamanında uygulanmaya başlayan bu sistemin bir kanuna bağlanması II. Murad dö­neminde gerçekleşir.</p>
<p>Devşirme Kanunu’na göre Os­manlı tebaası Hıristiyan ailelerin şartları elverişli oğulları devlet adı­na toplanacaktı. Devşirme işlemi, ihtiyaç duyulduğunda yeniçeri ağa­sının Divan-ı Hümâyun’a başvuru­su ve oradan çıkacak karara göre üç, beş veya yedi yılda bir yapılırdı. Ön­celeri taşra mahallî yöneticileri ta­rafından gerçekleştirilen devşirme, bunların zaman zaman görevlerini kötüye kullanmaları ve bazı suiis­timalleri üzerine Fatih Sultan Meh­meddöneminden itibaren yeni bir sisteme bağlandı. Artık devşirme işini merkezden gönderilen görevli­ler yapacaktı.</p>
<p>Yeniçeri Ocağı’nın yüksek rütbe­li subaylarından biri tarafından ya­pılan devşirme işine ilgili yörenin mahallî yöneticileri yardımda bulu­nacaklardı.</p>
<p>Devşirme Kanunu’nda toplana­cak çocukların vasıfları en ince ay­rıntısına kadar belirtilirdi. İleride ellerine devletin idaresi teslim edi­lecek bu gençlerin seçimine büyük özen gösterilmiştir. Devşirme işlemi önce Osmanlı Avrupa’sında bilhas­sa Arnavut, Boşnak, Rum, Bulgar, Sırp, Hırvat gibi unsurlar arasında tatbik edildi. 15. yüzyıldan itibaren bazı bölgeler dışında Anadolu’da da uygulandı.</p>
<p>Devşirme Kanunu’nda toplana­cakların nitelikleri belirtilmiş, mut­laka soylu ailelerin sağlıklı çocuk­larının alınması istenmiştir. Tek çocukların alınmayıp ailelerine bı­rakılmasına özen gösterilmiş, enda­mı düzgün ve askerliğe elverişliler tercih edilmiştir. Fatih Sultan Meh­med zamanında kendi istekleri üze­rine Müslüman Bosnalı ailelerin ço­cuklarının devşirilmesi bir istisna olup yine kendi istekleriyle topluca İslamiyeti seçmelerinin mükâfatı olarak bahşedilmiştir.</p>
<p>Bir de her yerden devşirme yapıl­mazdı. Önceleri sadece Osmanlı Av­rupa’sında görülen uygulama, Ya­vuz zamanında Anadolu’ya teşmil edilmiş, buradaki Hıristiyan ailele­rin çocukları da devlet hizmetine alınmıştır.</p>
<p>Devşirme işlerinde görevlilerin en büyük yardımcıları aileler, o ye­rin papazı ve kiliselerde bulunan vaftiz defterleriydi. Belli yaşlardaki çocuklar veya gençler toplanır, özel­likle 14-18 yaşları olmak üzere 8-20 yaşları arasındakiler tercih edilirdi. Devşirilenin köyü, kazası, ana-baba adı ve bağlı olduğu sipahinin ismi, göz rengine varıncaya kadar bütün eşkâli ile kendisini devlet merkezine götürecek olan memurun adı iki ay­rı deftere yazılır, zaman zaman yok­lama yapılırdı. Bu defterler çok sıkı muhafaza edilirdi.</p>
<p>250 yıl mükemmel işleyiş</p>
<p>Devşirilen çocuklar kafileler ha­linde devlet merkezine sevk edilir, yolda kaçma veya aralarına yaban­cıların karışmasına karşı ciddi ted­birler alınırdı. Topluca sünnet edi­len devşirmeler genellikle yeniçeri yapılırdı. Bu arada devşirilen genç­lerin üzerindeki cizye vergisi dü­şerdi. Zeki ve kabiliyetli olanlar sa­raydaki Enderun mektebine verilir, sadrazamlık dâhil yüksek dereceli devlet mevkileri için yetiştirilirdi. Diğerleri ise önce Türk çiftçi ailele­rine dağıtılarak buralarda Türkçe­yi, Türk-İslam âdet ve geleneklerini öğrenmeleri sağlanırdı. Bu uygula mayla devlet bir bakıma Türk ailele­rini tatbikî birer okul gibi görmüş ve kullanmıştır. Devşirmeler buralar­da ailelerin işlerine yardım eder, bu arada Türk-İslam ananelerini öğre­nirlerdi. Ardından Acemi Ocağı’na alınan gençler askerî eğitimlerini aldıktan sonra yeniçeri veya diğer Kapıkulu Ocaklarına dağıtılırlardı.</p>
<p>Zekâ ve yeteneğiyle öne çıkan­ların Enderun için ayrıldığını söy­lemiştik. Önceleri doğrudan sara­ya alınan bu çocuklar, daha sonra birer hazırlık okulu durumunda olan Edirne, Galata ve İbrahim Pa­şa saraylarında belli bir süre eğitim gördükten sonra Enderun’a alın­maya başlandılar. Tabii Enderun öncesinde sıkı bir elemeye tâbi tu­tuluyorlardı. En zeki olanlar saray okuluna girmeye hak kazanırlar, di­ğerleri Kapıkulu Ocaklarında süvari bölüklerine gönderilirlerdi. Gürbüz­ce olanlar ise doğrudan sarayın mu­hafızları konumunda olan Bostancı Ocağı’na alınırdı. Enderun’daki sıkı eğitim sonunda sadrazamlık dâhil en yüksek devlet görevleri “kul” de­nilen bu gençlere verilirdi.</p>
<p>Yaklaşık 250 yıl kadar başarıyla uygulanan devşirme sisteminin el­de edilen başarılarda etkili olduğu tartışılmaz. Bu başarının hem as­kerî, hem de idarî yönleri vardır. Za­ten Osmanlı’da askerlik ile idare iç içe girmiş olup devletin iki önemli ayağını teşkil ederdi. Başarılı bir ve­ziriazam seferde başkumandan, ha­zarda ise başbakan konumundaydı. 15. ve 16. yüzyıllara damgasını vur­muş Bayezid, Mahmud, Gedik Ah­med, Makbul İbrahim, Sokullu Meh­med, Ferhad, Lala Mehmed, Kara Ahmed, Kemankeş Mustafa ve baş­ta Köprülü Mehmed olmak üzere bu aileden yetişmiş Fazıl Ahmed, Fazıl Mustafa, Amcazade Hüseyin paşalar gibi değerli devlet adamları bu asır­ların en gözde isimleridir.</p>
<p>Devşirme uygulamasının İslam hukukuna veya insan haklarına uy­gun olup olmadığı meselesi bilhas­sa Batılı araştırıcılar tarafından çok tartışılmış, farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bunların bir kısmı zimmî statüsündeki çocukların cebren top­lanmasını İslam hukukuna aykırı bulurken, bazıları da önceki İslam devletlerinde uygulanan “gulam” sisteminin uzantısı olarak değerlen­dirmişlerdir. Ancak bu uygulamayı köle sistemiyle bağdaştırmak müm­kün değildir. Çünkü devşirmeler Osmanlı tebaası gayrimüslim hür ailelerin çocuklarıdır.</p>
<p>Devşirme işleminde ele alınması gereken iki iddia vardır: 1) devşirme­lerin rızaları dışında ailelerinden alınmaları, ve 2) zorla Müslüman­laştırılmaları.</p>
<p>Eğitimin merkezi Devşirilerek saraya getirilen çocukların iyi bir eğitim alması Osmanlı devlet sisteminin devamı açısından oldukça önemliydi. Has oda Enderun’daki eğitim faaliyetlerinin merkeziydi. Sultan III. Murad devrine ait has oda (üstte).</p>
<p>Birincisi için şunlar söylenebilir:</p>
<p>İslam devletiyle gayrimüslim te­baa arasında İslam hukuku çerçe­vesinde zimmet akdi yapılmıştır. Devlet gayrimüslimlerin can ve mal güvenliğini garanti etmek­te; zimmîler de buna karşılık te­baası oldukları İslam devletinin -ki Osmanlılar kendileri için yüz­yıllarca Devlet-i İslamiyye adı­ kullanmışlardır- genel düzenine uymayı ve cizye ödemeyi kabul et­mektedir. Bilindiği gibi cizye kadın, küçük çocuk, hasta, ihtiyar ve rahip dışındaki gayrimüslimlerden, özel­likle de fiilen asker olabileceklerden alınırdı. Bu yönüyle bir bakıma as­kerlik vergisi olduğu düşünülebilir. Ancak devletin ihtiyaç duyduğu za­manlarda zimmîlerden cizye almak yerine, onları askerî hizmetlerde kullanmasını da meşru kabul etmek gerekir. Yani devşirme uygulaması, zimmîlerden istenen zorunlu asker­lik hizmeti olarak da değerlendiri­lebilir. Nitekim devşirmelerin üze­rindeki cizye vergisinin düşmesi bu yorumu desteklemektedir.</p>
<p>16. yüzyılda Balkanlardaki Hıristiyan ailelerden papaz nezaretinde yetenekli çocukların devşirilmesini tasvir eden bir minyatür (Süleymannâme).</p>
<p>Devşirmelerin zorla Müslüman­laştırılması meselesinin de dayana­ğı yoktur. Osmanlı hukukçuları bu uygulamayı Hz. Peygamber’in (sas), “Her doğan çocuk fıtrat üzerine do­ğar; daha sonra anne ve babası onu Yahudileştirir, Nasranîleştirir ve Me­cusîleştirir” mealindeki hadis-i şe­rife dayandırırlar. Buradaki “fıtrat” hak din olarak algılanmalıdır. Hı­ristiyan çocukların henüz buluğ ça­ğına ulaşmadan toplanmaları, bir dinle yükümlü olmadıkları anlamı­na gelir. Zira Ebû Hanife’ye göre er­keklerde buluğun üst sınırı 18 kabul edilir.</p>
<p>Sonuç olarak, devşirme sistemi askere ihtiyaçtan kaynaklanmış­tır. Müslümanlaştırma hususunda Osmanlılar hiçbir devirde zorlama yapmamış, sadece zorunlu iskân si­yaseti gereği Müslüman halkla kay­naşan gayrimüslim ailelerden iste­yenler Müslüman olmuşlardır.</p>
<p>Bu arada yeni fethedilen yerlerde özendirme veya hoşgörü olarak al­gılanabilecek “istimalet” siyaseti iz­lenmiştir. Şayet Osmanlı Devleti’nin zorla İslamlaştırma politikası ol­saydı sınırları dâhilindeki herkesin Müslüman olması gerekirdi. Bila­kis Fetih öncesi Katolik mezhebiyle birleşen Ortodoksluk, Fatih Sultan Mehmed tarafından ihya edilmek­le, din ve vicdan hürriyetine saygı gösterilmiş ve gayrimüslim tebaaya zimmî statüsü verilmiştir.</p>
<p>16. yüzyıl sonlarına kadar başa­rıyla uygulanan devşirme sistemi daha sonra bozulmuş ve yeni asker kaynakları devreye sokulmuştur.</p>
<p>Kaynak:Derin Tarih Dergisi,49.sayı,syf.39-42</p>
<p>Aldığım yer:gzt.com</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cobandan-sadrazam-olur-mu-devsirme-sistemi-ile-evet/">Çobandan sadrazam olur mu? Devşirme sistemi ile Evet!</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cobandan-sadrazam-olur-mu-devsirme-sistemi-ile-evet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bosna Dağlarından Sadarete Bir Lider Portresi:Sokullu Mehmed Paşa</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2017 09:56:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Devşirme]]></category>
		<category><![CDATA[Enderun]]></category>
		<category><![CDATA[Sokullu Mehmed Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Sokullu Mehmed Paşanın Vefatı]]></category>
		<category><![CDATA[Talha Uğurluel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18856</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çorba ile Açılan İkbal Kapısı Bosna&#8217; nın Vişegrad şehrinin Sokoloviç kasabasının o gün ağır misafirleri vardı. Is­tanbul&#8217;dan gelen bir ilim heyeti evleri tek tek dolaşıyor, Sokoloviç&#8217;in çocuklarını tetkik ediyordu. Onlara en zeki, en çalışkan, boyu posu en yerinde olan gençler lazımdı. Bu dağ başlarında ancak çoban olabilecek çocukların önünde her an ikbal kapıları açılabilirdi. Bu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/">Bosna Dağlarından Sadarete Bir Lider Portresi:Sokullu Mehmed Paşa</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/images-23-4/" rel="attachment wp-att-18862"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18862" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/images-23-1.jpg" alt="" width="189" height="266" /></a></strong></p>
<p><strong> Çorba ile Açılan İkbal Kapısı</strong></p>
<p>Bosna&#8217; nın Vişegrad şehrinin Sokoloviç kasabasının o gün ağır misafirleri vardı. Is­tanbul&#8217;dan gelen bir ilim heyeti evleri tek tek dolaşıyor, Sokoloviç&#8217;in çocuklarını tetkik ediyordu. Onlara en zeki, en çalışkan, boyu posu en yerinde olan gençler lazımdı. Bu dağ başlarında ancak çoban olabilecek çocukların önünde her an ikbal kapıları açılabilirdi. Bu öyle bir kapı idi ki dünyanın en gösterişli ordusu Osmanlı&#8217;nın yeniçeriliğinden en yüksek makamı olan sadarete kadar yolu vardı.</p>
<p>Devşirmenin de usulleri vardı. Her kapı çalınmaz, zeki bulunsa da her çocuk alınmazdı. Halbuki halk, yürekleri burkulsada çocuklarını İstanbul&#8217;a göndermeyi isterdi.Koca Devlet-i Aliyye&#8217;de Enderun&#8217;a giren çocuk sayısı 400&#8217;den Onlardan biri olabilmek hiç de kolay değildi. Bir asır önce Fatih Sultan Mehmed&#8217;in huzurunda Bosna dağlarında 30.000 Bogomil Hristiyan toplu halde Müslüman olurken Fatih&#8217;ten üç konuda söz istemişlerdi. Bunlardan biri de çocuklarının İstanbul&#8217;da okutulması idi. Bu nedenledir ki Osmanlı sadaretinde en çok Boşnaklar vardı.</p>
<p>Mesela, bir evde birden çok çocuk yoksa o eve girilmezdi.Hane halkını evlat hasretiyle yakmamak da lazımdı. O gün uğranılan evlerden beğenilen çocuklar Cuma günü köy meydanında yapılacak asıl imtihana davet edilmişlerdi. Cuma, Osmanlı&#8217;nın tatil günü idi. Ve o gün sabah erken saatlerde köy meydanı, evlatları yanında anne babalarla doluydu. Bu nasıl bir imtihan olacaktı? Bosna&#8217;nın yalçın dağlarının zirvelerindeki Sokoloviç köyünde düz bir yer bulmak zordu. Avuç kadar köy meydanında herkes az sonra yapılacak seçimi merakla bekliyordu.</p>
<p>Uzun tahta masalar hazırlanmıştı. Az sonra meydana teşrif eden ulemanın işaretiyle seçilen çocuklar bu masalara karşılıklı oturtuldular. Önlerine birer tas çorba kondu.Osmanlı&#8217;da kahvaltı genelde bir tas çorbaydı. Herhalde çocuklara bir sabah ikramı yapılıyordu. Ancak içmeleri için ellerine tutuşturulan ka­şıklar herkesi şaşkına çevirmişti. Sapları o kadar uzundu ki bu kaşıkların, ne tutmak ne de çevirmek mümkündü. Bu kaşıkları çorba kasesine daldırmak için sapın dibinden tutsalar ucuyla yanlarındaki çocuğa zarar verme durumu söz konusu iken sapın ortasından ya da ucundan tutsalar kaseye de ağızlarına da kaşığı yaklaştırabilmeleri mümkün olmuyordu.</p>
<p>Şaşkına dönen çocuklar çorbalarını nasıl içeceklerini düşüne dursunlar, uzak masalardan birinde iki çocuk gayet rahat çorbalarını içebiliyorlardı. İstanbul&#8217;dan gelen ilim heyeti meraklı gözlerle çocukları süzerken aradıklarını bulmuşçasına o masaya doğru yöneldiler. Çocuklar ellerindeki uzun saplı kaşıklarla birbirlerine çorba içiriyorlardı.</p>
<p>Ulema, çorbayı neden bu şekilde farklı içtiklerini sordu. Bir tanesi, &#8220;Karşımdaki arkadaşım böyle içelim,&#8221; dedi deyince bütün gözler bu gence çevrildi. İşte sınavı kazanan genç tam karşılarında duruyordu. En zeki gençleri seçmekle yükümlü olan bu ilim heyeti çocuklara bilgi sormuyorlardı. Yapılan bu sınav bilgiyi de­ğil dehayı ölçmeye yönelikti. Yani bu gençlerin arasında bir deha pırıltısı arıyordu ilim adamları. Herhangi bir zorluk karşısında anlık çözüm yolu bulabilme kabiliyeti çok önemliydi.</p>
<p>Bosna dağlarından sadarete ikbal kapıları bu uzun boylu gencin önünde sonuna kadar açılmıştı. Önce bir ailenin yanına verilecek, İslam ahlakını Türk örf ve adetlerini öğrenecek sonra Edirne Enderun Mektebi&#8217;nde yoluna devam edecekti. Edirne&#8217;den sonra liyakatli diğer gençlerle birlikte İstanbul Enderun Mektebi&#8217; ne alınacaktı.</p>
<p><strong>Kardeşimi Karanlıklarda Bıraktınız</strong></p>
<p>Enderun, liyakati (kabiliyet) ölçü alan bir kurumdu. Ancak söz sahibi ailelerin çocukları da anlaşmalı bir şekilde alınıyor ve burada şekillendirilmeye çalışılıyordu. Böylece o aileler de kazanılmış oluyordu.</p>
<p>Genç Sokullu, Enderun&#8217;da hızla ilerliyordu.Küçük Oda, Büyük Oda, Seferliler ve Kuşhane, Hazine ve Kiler derken artık son hasarnağa gelmişti. Hasodalılardan biri de artık odur. Hem de Hasoda&#8217;nın en kıdemlisi olmuştur. Bu kişiye silahtarağa denirdi. Padişahın arkasında durur, onun adına kılıcını omzunda taşırdı. Uzun zülüfleri göğüslerine kadar iner ve Enderun&#8217;un bu en yüksek rütbesindeki kişi için artık devlet kademeleri sonuna kadar açıktı. Ancak bu ikbal sahibi gencin kafasını kurcalayan bir mesele vardı: Devşirildiğinde kundakta bulunan erkek kardeşi &#8230;</p>
<p>Acaba o ne haldeydi? Artık genç bir delikanlı olmuş olmalıydı. O dağ köyünde çobanlık mı yapıyordu yoksa köy şapelinde babasının yanında mı duruyordu? Bosna&#8217;ya gidecek heyetin başındaki kişiye tembih etti. Vişegrad&#8217;a uğran-dığında Sokoloviç köyüne gidilecek ve aileden alınan izinle bu küçük çocuk İstanbul&#8217; a abisinin yanına getirilecekti.</p>
<p>Istanbul&#8217;dan yola çıkan heyet Bosna&#8217;ya varmıştı. Yollarını Vişegrad&#8217;a düşürüp dağların ucundaki bu köye de uğradılar.Tembih mucibince ev bulundu ve durum anlatıldı. Hane sahiplerinin çocukları, Osmanlı&#8217;nın en önemli devlet adamlarından biri olmuştu.</p>
<p>O artık Osmanlı sarayında sözü geçen en kıdemli kişilerindendi. Kısa selam ve kelamdan sonra konu Sokullu&#8217;nun küçük kardeşine geldi. Abisi onu yanında görmek, elinden tutup yetiştirmek istiyordu. Aile düşünmek için müsaade istedi.</p>
<p>Gece boyunca yapılan aile içi görüşmede anne, diğer aile büyüklerine rızası olmadığını bildirecekti. Birini gönderdiğini, diğer oğlunu yanında görmek istediğini söyleyecekti. Ancak yarın gelecek heyete bunu nasıl izah edeceklerdi? Sonra büyük oğullarına ayıp olmaz mıydı?</p>
<p>Nihayet bir karara vardılar.Sülale içinden aynı yaşlarda bir başka delikanlıyı, &#8220;Bu kardeşindir,&#8221; diye gönderme kararı aldılar. Öyle de oldu.Ertesi gün gelen heyete aileden bir başka genç teslim edildi.</p>
<p>Heyet, Sokullu&#8217;nun erkek kardeşi diye yanlarına verilen bu gençle İstanbul&#8217;a döndü.Aradan birkaç yıl geçmişti. Sokullu Mehmed Paşa artık kaptan-ı deryalık makamındaydı. Osmanlı kaptan paşalığı rütbesiyle bü­tün denizler avucunun içindeydi. Artık ailesini payitahta getirme zamanının geldiğini düşünüyordu. Ayarladığı bir gemiyle onları Bosna&#8217;dan İstanbul&#8217;a getirtecek; görüp hasret giderecekti.</p>
<p>Dediği gibi de oldu. Vişegrad dağlarının zirvesindeki avuç içi büyüklüğündeki köyden İstanbul&#8217;a gelen ailesi şaşkındı. Hele oğullarının ikbal ve itibarı karşısında daha da şaşırmışlardı. Bu manzarayı gören anne içten içe mahcubiyet duyuyordu. Oğlunun birkaç sene önce kardeşini talep etmesinin altında yatan sebepleri görmeye başlamıştı. Yaptığı hatanın farkında olarak bu durumu büyük oğluyla paylaşmak istedi. Yalnız kaldıkları bir akşam meseleyi Sokullu&#8217;ya açtı. Kendisinin yanına gönderdikleri gencin kardeşi olmadığını, akrabadan bir başka genç olduğunu söyleyiverdi. Büyük Kaptan&#8217;ın merak dolu sorusu gecikmedi. Peki ya kardeşi, o neredeydi? Niye getirmemişlerdi?</p>
<p>Bu soru karşısında annenin gözleri yaşla doldu. Osmanlı deniz kuvvetlerinin başındaki paşanın erkek kardeşi geçen sene hayata gözlerini yummuştu. Anne, oğlunun nasıl bir tepki vereceğinin tedirginliği içindeydi. Büyük kavuğun altındaki baş neredeyse alnı yere değecek kadar eğildi tekrar kalktığında bu başın üzerindeki gözler yaş içerisindeydi. Karşısındaki annesiydi, ne söyleyebilirdi. Kardeşinin İslamiyet&#8217;i tanıyamadan Hristiyan olarak ölmesi, onu çok sarsmıştı. Osmanlı tarihinin gelmiş geçmiş bu en önemli devlet adamlarından Sokullu Mehmed Paşa&#8217;nın ağzından sadece şu cümleler dökülebildi, &#8220;Ne yaptın.</p>
<p><strong>Allah Bize de Böyle Güzel Bir Ölüm Nasip Etsin</strong></p>
<p>Sokullu Mehmed Paşa, Osmanlı tarihinin sadarette en uzun kalan devlet adamlarından biriydi. Tam üç padişah döneminde bu vazifesini kesintisiz yerine getirmişti. Ama artık yaşlanmış­tı. Devir III. Murad dönemiydi. Sokullu, adet olduğu üzere At Meydanı&#8217;na bakan konakta oturmaktaydı. Konağının bulundu­ğu yer küçük bir tepenin üzerinde bulunuyordu. Tepe ise zamanında Roma imparatorlarının saraylarının bulunduğu önemli bir mevkideydi. Sonradan bu tepe düzlenecek ve yerine Sultan Ahmed Camii yapılacaktı.</p>
<p>Sokullu&#8217;nun hiç bırakmadığı bir adeti vardı. Her gece teheccüt namazına kalkar, sabah namazının vakti girene kadar yatmazdı. Bu arada yardımcısı gelir önce birlikte Kur&#8217;an okurlardı.</p>
<p>Ardından yardımcısı, Osmanlı tarihinden bir bölüm okurdu.Ardından sabah namazı için en yakın camiye gidilirdi. Sokullu&#8217;nun konağına en yakın cami Ayasofya&#8217;ydı. Namazlar genellikle Ayasofya Camii&#8217;nde kılınırdı.</p>
<p>O gece de öyle geçti. Teheccüt sonrası Kur&#8217;an okundu. Ardından yardımcısının okuduğu tarihi kıssaya kulak verdi. Konu,1. Murad&#8217;ın Kosova Savaşı sonundaki şehadetiydi. Sokullu Mehmed Paşa bölüm bittiğinde gözyaşları içinde kalmıştı. Zaferin sonundaki bu şehadet onu çok duygulandırmıştı. Yürekten gelen bir duayla doğruldu yerinden ve, &#8221;Allah bize de böyle güzel bir ölüm nasip etsin,&#8221; deyiverdi.</p>
<p>Ertesi gün sadrazam divanı zamanıydı. Haftanın belli günlerinde sadrazamın konağında bu divan toplanır ve devlet işleri görüşülürdü. Toplantıya ara verildiği bir sırada kapıya gelen bir meczup içeri alındı. Nöbetçiler normalde her önüne geleni içeriye bırakmazdı. Ancak bu meczup konusunda tembihliydiler.</p>
<p>Sokullu bu zavallıya arada bir sadaka veriyordu. Kapıya gelirse,&#8221;İlişmeyin, içeriye bırakın,&#8221; diyordu. O gün de öyle oldu. içeriye alınan meczup Sokullu&#8217;nun bulunduğu odanın kapısına kadar gelmişti. Büyük sadrazam kapıda gördüğü bu acuzeyi yanına çağırdı, &#8220;Gel bakalım koca deli, nerelerdeydin kaç zamandır?&#8221;dedi. Bu arada elini kuşağına atarak para kesesine uzandı. Birkaç akçe verip gönderecekti divaneyi. Osmanlı&#8217;da aklı noksanları sevindirmek büyük sevaptan sayılıyordu.</p>
<p>Ancak o gün farklı bir durum vardı. Bu meczup beline bir hançer saklayarak gelmişti huzura. Ve hiç beklenmeyen bir şey oldu. Sokullu&#8217;nun boş bulunduğu o anda belindeki hançeri çıkaran meczup Sokullu&#8217;nun göğsüne saplayıverdi. Oradakiler her ne kadar yetiştilerse de artık iş işten geçmişti. Sokullu can çekişmeye başlamış ve az sonrada ruhunu dün gece yaptığı dua mucibince Rahman&#8217;a teslim etmişti. Artık Osmanlı tarihleri onu Şehit Mehmed Paşa olarak anacaktı.</p>
<p>Talha Uğurluel &#8211; Osmanlı&#8217;nın Kalbini Bekleyenler,syf.93-107</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/">Bosna Dağlarından Sadarete Bir Lider Portresi:Sokullu Mehmed Paşa</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sokullu-mehmed-pasa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
